17/31 · %52

BY -17-

43 dk okuma8.547 kelime28 Kasım 2025

Şu anda süper hüper güçlerim ortaya çıkarsa fena olmazdı aslında. Hani böyle elimi oynatmamla adam dursaydı. Ya da çakı adama saplansaydı. Tamam, biraz daha az cani olursam, adam duvara uçsaydı…

Bunların hiçbirinin olmayacağı karnımdaki acıyla tescillendi. Adam çakıyı tam Ayaz’a indirirken araya geçmeyi başarmıştım. Karnımda bir sıvı hissediyordum.

Adam yanlış kişiyi doğradığını(!) görünce ürkerek bir-iki adım geriledi. Çığlığım boğuk çıkmıştı çünkü canım acıyordu. Dizlerimin üstüne düştüm. Kesilen yumruk seslerine göre Ayaz sonunda bazı şeylerin farkına varabilmişti. Şimdi kim ‘kedicik’ Ayaz bey?

“Lan!” diye soludu Ayaz. Ayağa kalktı. Adama doğru yürüdü. Sonra olduğu yerde durup bana baktı. Gözü karnıma düştüğünde gözleri alevlendi ve adama döndü. Adamın gerileyen adımları arkasına döndüğünde koşmaya döndü. Kaçarken yere bıraktığı çakının tok sesi kulağımı doldurmuştu. Elim karnıma inerken nefesimi üfleyip acıyla inlediğimde Ayaz adamı bırakıp yanıma gelmeye karar vermişti. Yanıma otururken eli sanki dokununca kırılacakmış gibi karnımı yokluyordu.

“İyi misin?”

Sorduğu soruyla gözlerimi kısarak ona baktım. Cidden sormuş muydu? “Kuzenimin altı hâlâ kokuyor ve bebekliğin verdiği aptallıkla olanlardan bihaber bu tarafa doğru bakıyor. Amcam bu saate kadar gelmediğimiz için delirmiş olmalı. Herhalde yoldan geçerken üç kişi tarafından sıkıştırıldığımı ve bir zarar gördüğümü düşünüyor. Ah, bir dakika.”

Duraksadım ve karnıma baktım. “Zaten öyle oldu.” Gözlerimi Ayaz’a çevirdiğimde bana tip tip baktığını gördüm.

“Ne yapacağım ben seninle?” dediğinde aklımdan binlerce görüntü geçince içimdeki pislik taraf kıs kıs güldü. Sev gitsin ya.

Badimin uçlarını tuttu. Elini ittirdim. "Manyak mısın? Ne kadar derin görmeliyiz."

"Asıl sen manyak mısın? Karşında sütyenle kalacak falan değilim."

"İlk kez olmayacak." Bakışlarında muziplik vardı.

Montumu yavaşça üzerimden sıyırdı. Montu delseydi bu kadar üzülmezdim ama fermuarı açık olduğu için montun içinden badimi kesmişti. Eli badimi uçlarından çekerken badi karnıma sürtünce yüzümü buruşturdum. Kaşları çatıldı. “Canın mı acıdı?” diye mırıldandı. Başımla onayladığımda badiyi karnıma değmesin diye iki metre esnetip göğsümün altına kadar çıkardı. Bir eli tekrar yaraya doğru düşmesin diye göğsümün altına yasladığı badideyken, diğer elini sırtıma koyup kesiğe baktı. “Sıyırmış.” Ayaz’ı kesmeyi bırakıp bakışlarımı karnıma indirdiğimde hayıflandım. “Sanırım benim artık yok.” Karnımın yan kısmındaki beni seviyordum. Tabii şimdi çakı belimi sıyırdığı için kanların arasında gözükmüyordu. Kesilmemiş olmasını umuyordum.

Söylediğime içten bir şekilde güldü. “Hastaneye gitsek iyi olur,” dediğinde telaşlandım. “Küçük bir kesik için kanser tedavisindeymişim gibi davranmaları için mi? Yok sağ ol. Kalsın.” Güçlü bir kahkaha patlattı. “İğneden korkuyorsun,” dediğinde gözlerimi kaçırdım. “Hayır,” diye mırıldandım. Gözlerimi yine ona çevirdiğimde yemezler dercesine bakıyordu.

“Kediler sudan korkar sanıyordum. İğneden de mi korkarlarmış?” Muzip bir şekilde sırıtıyordu ve ses tonu keyifliydi. Abarttığım kadar yaralanmadığımı gördüğünde rahatlamıştı. Kesik derin değildi. Pasta kesmeye çalışırken kestiğim elime benziyordu. Kan vardı ama ölüm yoktu. Neyse. Ölmesem yeterdi. Ya da yarın cuma günü okula gitmediğim için giremediğim bir sınav ve haricinde bir sınavım olduğunu göz önünde tutarsak, ölsem de güzel olurdu.

Ses tonu sinirimi bozuyordu. Kaşlarımı çatıp, “Ben senin için çakının önüne atlayayım sen benimle uğraş,” diye çıkıştım. Başını kaldırıp hemen dibimde oturduğu yakınlıktan bana baktığında nefes alışlarım hızlandı. Bir bakış attın, kalbimi yaktın. Tamam. Ergenleşmek için hiç güzel bir an değildi.

Bakışlarına yoğunluk düşünce ne dediğimi fark ettim. Onun için kendimi tehlikeye attığımı itiraf etmiştim. Ve bakışlarından anlaşıldığı kadarıyla zeki Ayaz’ımız ben söylediğimde bu gerçeği fark ediyordu.

Dudakları yukarı kıvrıldı. “Bir daha benden hoşlanmadığını ima edersen sana el hareketi çekerim.”

Tamam, daha romantik şeyler bekliyordum ama bu söylediği beni güldürmüştü. “Senden hoşlanmıyorum Ayaz –el hareketi çekme– sadece benim için başını tehlikeyi atıp üç kişiye giriştin ve ben de senin için bir kişiye karşı tehlike alabilirim diye düşünmüştüm.”

Tek kaşını kaldırıp sırıttı. “Göz gözeyken yalan söyleyemiyorsun,” deyip işaretparmağıyla yanağıma hafifçe vurdu. “Kızarıyor,” diye ekledi. Yalan söylediğimde yanağımın kızardığından bir haberdim. Ayaz'ın yanında zaten kızarmaktan başka ne yapıyordum ki? Cırlamak mı?

"Uyuzken yeterince fazla geliyorsun, bir de zeki olmaya göz koyma." diye homurdandım. Gözleri parladı. "Zekilik benim favorim." deyip göz kırptı. "Seksi olmaktan sonra." diye de ekledi. Ben gözlerimi devirdiğimde beni ayıplarcasına bir ses çıkardı. Sırıttım. Beni birden kucağına alınca çığlığı bastım.

"Karnım... Seni ahmak." diye mırıldandım. Ani hareketiyle kesik 'ben buradayım ulan' dercesine sızlamıştı.

“Bu gözünü devirdiğin için,” dediğinde yine gözlerimi devirecekken bir anda durdum. Tekrar hoplamaya zıplamaya hazır değildim.

“Bulut kaldı,” diye söylendiğimde arkasına baktı. “Onu alman çok önemli mi? Kıza kaçtı falan dersen sorun çıkarırlar mı?” Kollarımı boynuna doladım. Yanlış anlamayın, göt üstü yapışmamak için. “Zor olmuyor mu? Bu kadar salak olmak.”

Söylediğime gözlerini devirdi. Bu öneriyi sunabilecek kapasitedeki tek kişiydi herhalde. "Kıza kaçtı falan dersen sorun çıkartılar mı?" mı? Ciddi mi bu çocuk?

Söylediğime gözlerini devirdi. “Araba bir sokak aşağıda.”

“Bana yeni bir badi borçlusun. Ayrıca yerdeki montumu bana uzat.” Dudaklarını yalayıp sırıttı. Bir an emir verdiğim için duvarın dibine yığılmış adamla aynı kaderi paylaşacağımı düşündüm ama ben kucağımdayken yavaşça dizlerinin üstüne oturdu. Montu alıp yüzüme fırlattı. Fermuarı kaşıma çarpınca homurdandım.

Montu yüzümden çekip karnıma koydum. Şu Ayaz’ın yatağımdan rahat BMW koltuğuna oturduğumda üstüme giyecektim. Bebek arabasına doğru ilerledi. “Beni Bulut’un üstüne mi atacaksın?”

“Çocuğun kâğıda dönmeyeceğini bilsem atardım,” dedikten sonra pis pis sırıttı. “Daha o çocuğa sana ‘şıllık’ dedirteceğim.” Ortaparmağımı ona salladığımda güldü. Beni bebek arabasının tutup ittirildiği kolluğa oturttu. Bir an bebek fırlayacakmış gibi öne gitse de sonra dengeyi bulduk.

“Yerdeki çantayı da al.”

Bebek çantasına doğru ilerlemeye başladığında dengemi kuramadığım için Ayaz’ın omzuna tutundum. Elleri kalçalarımın iki yanından kolluğu tutuyor ve arabayı sürüyordu. Bense ona dönük bir şekilde kollukta oturuyordum. Çantanın yanında durduğunda “Başka bir isteğin var mı?” diye homurdanırken bir eliyle dengesi bozulmasın diye bebek arabasını tutmaya devam ederken eğilip çantayı aldı ve bebek arabasının altındaki fileli bölmeye koydu. “Bir ara da ölsen iyi olur.”

“Dedi bana zarar gelmesin diye çakının önüne atlayan kız.”

Keyfine gözümü kısarak baktıktan sonra ben de sırıtmaya çalıştım. “Yaptık işte bir hata yüzümüze vurma aslancık.”

“Kaslar tanrısı, diyecektin herhalde.” Ukalalığına cevap olarak montumu zahmetli bir şekilde üstüme geçirirken kolumu Ayaz’a çarpıp duruyordum. Bilerek yapıyordum ki bana olan kötü bakışları bunu fark ettiğini gösteriyordu. Zeki çocuk.

Hınzırca sırıttım. “Sen beni mi takip ediyorsun?” dediğimde dilini şaklattı. “O zaman beni nasıl kurtardın?”

“Huyum kurusun. Fazla kahramanımdır.”

“Sorumdan kaçma Ayaz. Beni mi takip ediyordun?” Nefesini dışarı üfledi. “Arabamı bir sokak aşağıya park ettiğimi söylemiştim. Öykü’nün gitmeye tutturduğu parka yakın bir sokak. Geri dönerken çığlıklarını duydum. Çığlığını en çok duyan şanssız ben olduğum için hemen tanıdım küçük kedicik çığlıklarını.” Bütün söylediklerinden sadece birine takılıp gözlerimi kıstım. “Yani Öykü şu anda arabada mı? Ve Neco?”

“Nejdet,” diye düzeltti sırıtarak. “O küçük cadı şu an arabada mı?”

“Henüz arabaya ulaşmadın kedicik,” diye cevabı yapıştırdığında kafasına hafifçe vurdum. “Ön koltukta mı oturuyor?” Ayaz gözlerini devirdiğinde sorumu yeniledim. Ayaz için önemsiz olsa da benim için altı çizilecek bir detaydı.

“Ayaz ön koltukta ben oturmak istiyorum.”

“Küçük bir kedicik,” diye dalga geçti. Bir sokağa döndük ve her yerde kendini belli eden BMW’ye gözüm çarptı. “Dalga geçme. Bak karnım çok acıyor. Ön koltukta oturacağım tamam mı?”

Kahkaha attı. “Bana laf söylerken veya vururken hiç canın acımış gibi gözükmüyor.”

Sinsice sırıttım. “Sana hakaret etmek için her zaman bir yol bulurum.”

“Ve bana dokunman için,” diye ekledi cümleme. “Seni megaloman,” diye mırıldandım. Arabanın önüne geldiğimde ön koltukta oturan Öykü’ye sinsice sırıttım.

“Canım sanırım sen arkaya geçeceksin,” dedikten sonra bebek arabasının kolundan indim. Tamam, bebek arabasının üstünde cümlemi dikkate almayabilirdi. Tehlikeli bir duruş değildi sonuçta.

Kapısını açtım. “Beni duydun mu?”

Öykü kollarını kavuşturup Ayazcığına baktı. “Masal ablan yaralı Öykü. Bugünlük o otursun.” Göz ucuyla Ayaz’a baktığımda gülümsediğini gördüm. Şu lanet adam bir bana mı gülümsemiyordu?

“Ama Ayazcığım, beni buz patenine götüreceğine söz vermiştin.”

“Arka koltukta olunca buz pistine almıyorlar mıymış?” diye tısladım. Öykü göz ucuyla bile bana bakmadı. Köpek yavrusu gözleriyle Ayaz’a bakıyordu.

“Masal Abla’nı bıraktıktan sonra gideriz.” Sonunda küçük hanım gözlerini bana çevirebildi. “İyi,” diye hayıflanıp arka koltuğa geçti. Geçerken küçük ayağıyla ayağıma basmayı da ihmal etmedi. “Seni küçük s…” derken Ayaz’la göz göze gelince şirince sırıttım.

“Kuzenin buz pistinde orasını burasını kırarsa, sakın bana söylememezlik yapma. Hediyemi alıp kutlamaya ay aman geçmiş olsuna gelirim,” dediğimde sırıtıp bebeği bebek arabasından çıkardı ve ön koltuğa oturttu. Her şey gibi bebek tutmak da yakışıyordu bedenine. Her ne kadar sorumsuz biri gibi görünse de çok güzel bir baba olacağını hissettirmişti bana bu görüntü.

“O cadıyı bebek otursun diye oradan kaldırtmadım.”

“Bebeği bagaja mı atayım kedicik?”

Omuz silkip sırıttım. “Bence olabilir.” Pis pis sırıtınca bir an bagaja koyacak sandım ama beni ön koltuğa doğru yavaşça ittirdi. Bebeğin kafasını tavana yapıştırmamaya çalışarak kaldırdım ve oturup kucağıma çektim. Kesik olan kısmına değdirmemek için bayağı çaba sarf etmiştim.

“Nasıl yaralandın?”

Sol yanımdan vurdular kardeş, diye ağıt yapmak istiyordum ama soruyu soran küçük bir cadı olunca karizmayı çizemezdim. “Ayaz Abin yüzünden,” diye homurdanırken bebek arabasını katlayıp bagaja koyduktan sonra Ayaz sürücü koltuğuna geçti. “Yine ne yaptım?” Gözümü Öykü’den alıp sırıtan Ayaz’a baktım.

“Onu sen mi kestin?” Öykü’nün sorusuyla kahkaha attım. “Daha hayallerimi gerçekleştirme aşamasına gelmedim,” diyen Ayaz’a Öykü ve Neco’nun görmeyeceği yerden el hareketi çektim. Gerçi, Öykü görse iyi olurdu.

“Benim hayallerimse Damon’la evlenmek doğrultusunda.” Ayaz motoru çalıştırırken homurdandı. “O adamı geberteceğim.” Söylediğine kahkaha atıp arkama yaslandım. Bulut huysuzlanmaya başlamıştı bile. Onu kucağımda sallayıp sakinleştirmeye çalışırken Ayaz’ın gözleri bize kaymıştı. Neredeyse gülümseyecek bir yüz ifadesi içerisindeyken tekrar yola baktı.

“Ee Masal. Ayazcığımla ne zamandır sevgilisiniz?” Bu kızın koca karı ayakları beni sinir ediyordu. Ayaz arabayı çalıştırırken ona sorarcasına baktım.

“Selin’le sevgili olduğunu sanıyordum.” Dikiz aynasından adı üstünde Öykü’yü dikizledim. “Selin devri geçti güzelim,” diye çıkıştım. Selin de Selin. Olmasa bile her yerde.

“Tüh,” diye mırıldanıp arkasına yaslandı. “Onu çok seviyordum.” Beni sevmemiş olduğunu açık açık belirtmekten geri kalmıyordu. “Belli. Çok benziyorsunuz.”

“Ciddi misin kedicik? Beş yaşındaki çocukla kavga etmeyi mi düşünüyorsun?”

“Aynen öyle,” diye homurdanıp önüme döndüm. Güldü. Evimin önüne geldiğimizde içim içimi kemiriyordu. Beni bıraktıklarından sonra bir de buz pistine gidecekti. Ayaz’ı buzda kayarken düşünemiyordum bile ama Öykü’nün tek köpek yavrusu bakışı onu buz pistine götürtebiliyordu. Bunu ben de denemeliydim.

Kapıyı açtım ama inmeye çalışmalarım beş dakika sürdü. Bebek kucağımdayken karnımdaki kesik beni öldürtecek derecede acımadan buradan kalkmanın imkânı yoktu.

“Ayaz…” dediğimde Öykü’nün attığı bakışları atmak için hazırlanıyordum ama buna gerek kalmadan arabadan indi. Benim tarafıma gelip bebeği kucağına aldı. Bir an için sanki Bulut ikimizin bebeğiymiş ve evimizin önüne geldiğimizde Ayaz güler yüzle bana yardım ediyormuş gibi hayal edemeden yapamadım. Tabii benim çocuğum Bulut kadar çirkin olmazdı. Ya da sinir bozucu. Gerçi babası Ayaz olursa iki seçenek de olağandı.

“Hadi bekletme,” diyen Ayaz’a homurdanarak arabadan indim. Şirince sırıttı. Sonra çocuğu kucağıma verdi. Hayallerimde böyle değildi tabii.

“Umarım buz pistinde düşüp kalçanı yüz seksen yerden kırarsın,” diye bedduamı ettikten sonra apartmana yöneldim. Gülerek bileğimi tuttu ve beni durdurdu. Uyuzluk yapmaktan sonra favorisi bileğimi tutmaktı.

“Akşam alt katındaki teyzeme hayırlı akrabalık yapıp uğrayacağım. Pencereni açık tut.”

“Sanırım hepimizin akrabalarla bir sorunu var,” deyip sırıttım ve başını göğsüme koyup uyuklayan Bulut’u daha sıkı kavradım.

“Pencere?” dediğinde ona hareket çekip apartmana yöneldim. Yine bileğimi tuttuğunda oflayarak ona döndüm. “Ne var? Aşkını mı itiraf edeceksin? Yoksa evlenme teklifi mi?” Dalgama sırıtıp arabanın bagajına ilerleyerek cevap verdi.

“Hayallerin ilginçmiş ama bebek arabasını vermek için durdurmuştum.” Yerimde rahatsızca kıpırdandım. Rezil olmaya doyamıyordum mübarek.

Arabayı önüme getirdiğinde omzumda uyumuş Bulut’a baktım. Bebek arabasına koyduğumda uyanacaktı ve günün geri kalan zamanında çok sevdiğim(!) yengem onu bana baktıracaktı. “Apartmana kadar taşır mısın?” dediğimde ellerini cebine koydu ve gayet ciddi bir tavırla, “Hayır,” dedi.

“İlla tehdit mi ettireceksin?” diye homurdandığımda sırıtıp bebek arabasını ilerletmeye başladı. Arkasından ilerlerken dönüp arabanın içinden bize kıskançlıkla bakan Öykü’ye dil çıkardım. Bir an hareket çekecekmiş gibi hissetsem de gözlerini devirip arkaya yaslanmakla yetindi.

Önüme döndüğümde Ayaz’la burun buruna geldim. Kısa çaplı çığlığımla Bulut huysuzlandı ama sonra yine gözlerini kapattı.

“Kuzenime suikast planları düzenleyemezsin,” dedikten sonra duraksadı. “Ya da düzenleyebilirsin. O kapasiteyi görüyorum sende.” Kıkırdayarak apartmana girdim.

“Kesiğe ne yapayım? Beladan kaçınmayan biri olduğunu düşünürsek kesiklerle kanka falan olmalısın.” Apartman kapısına yaslanıp sırıttı. “Tentürdiyot falan sür,” dedi saçını karıştırırken. Sonra yüzü muzipleşti. “Geceyi beklersen ben sürebilirim. Memnuniyetle.”

“Pencereyi açık falan bırakmayacağım Ayaz,” dedikten sonra sırıttım. “Odamda bir ayının dolaşmasını istemiyorum.”

Burnunu kırıştırdı. “‘Öküz’ daha samimiydi,” dediğinde güldüm. “Eğer açmazsan annenlerin balkonundan girerim. Umarım üçüncü bir çocuk peşindelerken yakalamam,” deyip gülerek apartmandan çıktı. Arkasında salak salak homurdanan beni bırakmıştı. Yeminle şu çocuk yüzünden delirmezsem, gökyüzünden ufo düştüğünde bile delirmem.

Gözüm apartmanın içindeki bebek arabasına takıldı. Muhtemelen Umut’u onu inip alması için tehdit edecektim. Gülerek asansöre bindim.

***

Akşamın geri kalanı fazlasıyla ekşınlı geçmişti. Ne mi olmuştu?

Amcan akşam yemeğinde tüm ailenin ortasında sınav notlarımı sormuştu. Herkesin söylemekten çekinmediği yalanı söyledim. "İyi"

Tabii benim zeki yengem kanmayıp e okuluna bakalım diye canice bir fikir attı ortaya. Sanırım uzun zamandan sonra tehdit olmadan ilk defa erkek kardeşim Umut bana yardım etti. İkimiz el ele verip buradan Çin’e yol yapan yalan sıraladık. Sonuç olarak e-okul olayından yırttım. Sonra öğrendim ki Umut da kendi derdindeymiş. "Hazır başladık..." derken Umut'un da notlarına bakmamaları için yardım etmiş. Çıkarcı pislik.

Ayaz'ın dediği gibi kesiğe tentürdiyot falan sürüp birde sargılamıştım. Canım acımıyordu ama tatlının ben dizi izlerken bittiğini öğrendiğimde isyana binip yatağa yüz üstü atlamıştım ki bu hayatımın dönüm noktasıydı. Kesik yüzünden yeni küfürler keşfederken kanlanmış sargıyı yenilemem gerekmişti. Ne akla yatağa kesik karnımın üstüne atlıyorsam sanki.

Ayaz, şu annemin odasından girme fikrinde kararlı olduğu için pencereyi açık bırakmıştım. Gelmeyeceğini umuyordum. Ya da geleceğini... Gelince ne olacaktı ki? İçimdeki fesat Masal kendini gösterdi. Ona orta parmağımı gösterdim. Pembe pijama takımımı giyip saçımı topuz yaptım. Yüzümü yıkadıktan sonra odama geçip sözde ders çalışmaya başladım. Sırf annem 'iyi geceler' demeye geldiğinde beni böyle görsün diyeydi bunlar. Kadıncağızın gözleri yaşarsın. Kızı ders çalışıyor.

"Masal saat kaç olmuş sen hala internette misin? Sınav haftası sen hala sorumsuzu..." derken odaya girince dudaklarını birbirine bastı. Ona kapak yapmamak için kendimi zor tutuyordum. Şirince sırıttım. "Ne diyordun anneciğim?"

Gözlerini kırpıştırıp kapıya yaslandı. "Sen kimsin? Kızım nerede?"

Gözlerimi devirip alaylı bir şekilde güldüm. "Çok komik." diye homurdandım. Pis pis sırıttı. Çatlak karı.

"Madem ders çalışıyorsun sana iyi anne rolü yapabilirim." deyip bana meyve falan getirdi.

"İyi anne mi olmak istiyorsun? Al şu kiviyi git." deyip kiviyi koyduğu tabağı uzattım. Kivi sevmezdim. Kim severdi ki?

"Zevksiz çocuk." diye homurdandıktan sonra gülümseyerek alnımı öptü. "Hadi sana iyi ders çalışmalar." deyip fikrimi değiştirmeden odadan kaçtı ve kapıyı kapattı. Kitaplara döndüm. İki saattir aynı sayfadaydım. Sınavda sadece burası çıkarsa bile elli alamazdım. Çünkü ilk cümlesinde takılı kalmıştım. Her cümlenin sonuna yıldız koyup altta açıklasalar süper olurdu hani.

“Boşuna uğraşıyorsun,” diyen Ayaz’a omzumun üstünden baktım. Fark etmemiş olduğuma göre ya Ayaz Edward’dı ya da ben çok düşüncelere dalmıştım.

“Hiç değilse uğraşıyorum,” deyip şirince sırıttım. Masanın biraz arkasında olan yatağımın ucuna oturdu ve sandalyemi de kendine çevirdi. Hızla döndürdüğü için bacaklarım bacaklarına çarpmıştı. Ayağına vurduğumda sırıttı. “Pembeyle ne alıp veremediğin var.”

Üstüme baktığımda yüzümü buruşturdum. Keşke başka bir şey giyseydim. “Ve topuzla,” diye ekledi. Elim aniden saçıma gitti ve topuzu karışık kulaklığa döndüren tokayı çıkardım. Saçlarım omuzlarıma düşerken, “Topuz yapmakta pek becerikli sayılmam,” deyip tokayı masaya attım.

“Fark ettim.” Ona döndüğümde pis pis sırıtıyordu. “Hem neden geldin sen buraya?”

Omuz silktikten sonra ellerini yatakta geriye yaslayıp sırıttı. “Sargı sarmayı becerebildin mi diye merak ettim.”

“Ölsem çok mu umurunda?” diye homurdandım. “Saçmalama tabii umurumda,” dediğinde ciddi bir şey bekledim ama bütün havayı bozarak, “Hâlâ lunapark bitmedi,” dediğinde baygın baygın baktım. “Çoğu şeyi seçtim. Başlasınlar işte.”

“Başladılar zaten. Arada gidip yerlerini düzenlemen lazım. Ayrıca lunaparkın adı hakkında fikirlerim var,” deyip sinsi sinsi sırıttı. “Lunaparkın adını ‘mükemmel Ayaz’ koymayacaksın değil mi?” dediğimde kahkaha attı. Yerimden kalktığım gibi dizlerimi yatağa yaslayıp elimi ağzına götürdüm. “Sessiz olsana mal. Annemler uyuyor.”

Bana imayla baktı. Elimi çekmek zorunda kaldım. “Uyumuyorlar,” dediğinde yüzümü buruşturdum. “Kardeş istediğimi sanmıyorum.”

Belimden tuttuğu gibi kendine çekti. Zaten dizlerimin üzerinde durduğum yatakta o da gerileyince üstüne düştüm. Ben kaşlarımı çatarken o sırıtıp belimi daha sıkı tuttu. Saçlarım omuzlarımdan başının yanlarına dökülürken yutkundum. “Kalkmaya kalkışma ses yaparım,” diye tehdit ettiğinde bütün küfürleri tek tek sıraladım. Hiç üşenmeden hepsi hakkında fikrini öne sürdü. “Bak bunu daha önce duymuştum.” Ya da “Bu ağır olmadı mı?” gibi. Her ne kadar sinir küpüne dönsem de aynı zamanda gülünç geliyordu yorumları.

"Seni bebek bezi bağlarken düşünemiyorum." diye itiraf ettiğinde yakınlığımız hakkında söylenmekle meşguldüm. Tabii içimden. Şu anda resmen üstünde duruyordum ve ellerini belimde kenetlenmişti. Yüzü yüzüme çok yakındı ve ellerimi başının iki yanına koymasam suratının ortasında düşücektim ki bu seansı bir daha istemiyordum. İstiyorsun, diyen iç sesime The vampire Diaries'ın sezon finaline ettiğim küfürlerden yolladım.

"Sanırım bez bağlama işini kocama yaptıracağım." Sırıttı. "Bu çirkinlikle koca buldun da kaldı bez bağlatmak." Tek elimi omzuna vurmak için kaldırdığımda dengemi kaybettim. Yüzüm burnum burnuna çarpacak kadar yakınlaştı. Yutkunuşum odayı doldururken gözümü zar zor gözlerine çıkardım. Gözlerinde daha önce görmediğim bir parlaklık vardı. Kahverengi ulan işte. Nasıl bu kadar güzel olabilir?

Elimle yine destek alıp yüzlerimizi uzaklaştırdım ama altımdaki bedeninde belime doladığı ellerinden kurtulabilmiş değildim.

Sırf ortada birbirimizin dudaklarına bakmak dışında bir uğraşımız olsun diye konu açtım. Saçma da olsa. "Çocuğumun adını Kumsal koymayı düşünüyorum."

Muzipçe sırıttı. "Dua et Deniz diye bir çocukla tanışmasın. Sıkıldıkça Kumsal'a vurur." Bu 'vurma' işini Ayaz söyleyince fesat konulara çekiyordum. Gerçi hacı çocuğu söylese de fesat yerlere çekerdim. Fesadız olum.

"Çocuğum hakkında doğru konuş." diye homurdandım. Tek kaşını kaldırıp sırıttı. "Ben de mafya koyacağım. Mafya babası olacağım." dediğinde soğuk esprisine uzatarak “Hayır ya.” derken güldüm. Ardından da annemin duymamış olması için dua ettim. Ayaz Barkın’ın kaderine soğuk espri yazan Allah bize neler yapmazdı. "Bu iğrençti." dediğimde güldü. "Günüm beş yaşında iki çocukla geçti. Biraz iğrençlik yapmaya hakkım var bence."

Ellerim yorulmaya başladığında yatağa dirseklerimi yasladım. Bu yüzümün ona daha yakın olmasını sağlamıştı. Göğüslerimizden aşağısı resmen yapışıktı zaten.

"Seni parkta çocuk bakıcısı olarak beklemiyordum."

Tek elini belimden çekti ve dirseğimi yaslarken yüzüme düşen saçı kulağımın arkasına sıkıştırdı. “Kızlar buna bayılıyor,” dedikten sonra elinin tersiyle yanağımı okşamaya başladı. Sıcak eli bütün vücudumun ısısını değiştirirken gözlerimi kırpıştırdım. Uzaklaşmam gerektiğini düşünüyordum ama bunu istediğimden emin değildim.

Heyecanımı gizlemeye çalışırken "İdeal koca. Bebek bakıcısı." deyip sırıttım. "İdeal koca yatak profesörü." diye düzelttiğinde bu yakınlıkla heyecanımı saklayamayacağıma karar verip gülerek kucağından kalkmaya çalıştım ama diğer elini de yanağımdan alıp belime koydu ve engel oldu.

“Bıraksana mübarek.”

“Küçükken amcamın zorla götürdüğü camide ayakkabı çalmıştım. Çok mübareğim.” Ona ciddi mi diye baktım. “Hayvan kadar evin, egon kadar şirketin, son model araban, en pahalı ayakkabıların ve en önemlisi Iphone’un var. Daha ne çalıyorsun vicdansız? Bırak da biz çalalım.”

Gülünce yine elim ağzına gitti. “Sessiz ol. Uyuyorlar ya da... Her ne yapıyorlarsa. Sesini duyarlarsa ben biterim.”

“Beni eve attın.” Elimin altında konuştuğu için sesi boğuktu ve bu bile tatlı duruyordu. Şu anda kafamı kum havuzuna sokmak istiyordum. Ayaz’ı tatlı bulmayı kesmem gerekiyordu. “Hee. Üstüme de pembe pijamalarımı giydim ki beni seksi bul,” diye dalga geçtim. Bana muzipçe bakınca oflayarak elimi ağzından çektim. Çekmemle aramızda sadece elimin olduğunu fark ettim. Belimde olan elini sırtımdan kaydırarak enseme götürdü.

Beni öpmeye kalkıştığında, “O bir kere olur Ayaz,” deyip sırıtarak kucağından kalktım ve yatakta yanına oturdum. “Üç kere oldu güzelim,” deyip dikkatini öpmek üzerine toplamışken üzerinden aniden kalktığım için engel olamadığı ellerini başının arkasına koydu ve ayak bileklerini de birbirinin üstüne attı. Oh... Gel keyfim gel. Konuşurken çaktırmadan kollarını gerdiği için belinden sıyıran tshirtünün altında gözüken kaslara bakıyordum. Sapık mıyım neyim artık.

“Teyzenden bizim eve tırmanırken boru bir tarafına girdi herhalde. Ne üçü?” deyip yatakta yanına oturdum ve bağdaş kurdum.

“Suni teneffüs, erkekler tuvaleti, park,” diye açıkladığında pis sırıtışına gözlerimi kısarak baktım. “Adı üstünde suni teneffüs o sayılmaz. Parkta da sadece değdi o da sayılmaz. Erkekler tuvaleti de sayılmaz çünkü ben karşılık vermedim.”

Bütün dişlerini göstererek sırıttı.  Kesin böyle beni uyuz edecek saçını tutup zımbalamak isteyeceğim bir şey söyleyecekti. Sırıtışı fazla ibneceydi. “Sonuçta ilk öpücüğünü aldım. Son olmayacağına da eminim.”

Komodindeki çalar saatimi gösterdim. “Dolly’yi kafanda parçalarım, sus.”

Kıs kıs güldü. “Saatine isim mi verdin?”

“Evet. Genellikle duvarda yaşıyor ama benim için önemli,” deyip sırıttım. Göz ucuyla saate baktım. Her sabah beni delirtmekte üstüne yoktu. O alarmı kim kuruyordu Allasen? Senelerdir çalıyordu. Duvara atsam da bir parçalanamamıştı. Bunadığımda bile yanımda duracağını fark ettiğimden beri ona ‘Dolly’ diye sesleniyordum.

“Hayaletli kasabanın kedili çatlağı gibi onunla konuştuğuna eminim.”

“Sus artık Dolly. Yelkovan sana girsin Dolly. Sabahın körü Dolly. Yaa beş dakika daha Dolly,” diye günlük repliklerimi Ayaz’a söyledim. Repliklerime güldükten sonra yatak örtümle oynamaya başladı. “Ben de arabama bir isim taktım ama o isimle seslendiğimde illa benzini bitiyor. Sanırım ismini beğenmedi.” Kıkırdadıktan sonra, “İsmi ne?” dedim. Gözünü bana çevirip sırıttı. “Hüsno.”

Kahkaha attım. Bu seferde yatakta doğrulup elini ağzıma götüren o olmuştu. “Böyle tepki verdiğine göre arabanın motoru tekeri dağıtmadığına dua etmeliyim herhalde.”

Elini yavaşça ağzımdan çekti. Sırıtıyordum. Telefonu çaldığında garip boyuta dönen bakışmamız kesildi ve telefonunu açtı. “Atalay?”

Sonra nispet yaparcasına sırıttı. “Masal’ın yanındayım.” Abartılı bir şekilde gözlerimi devirdim. “Gel diye yalvardı kıramadım,” dediğinde üstüne atladım ve gelişi güzel vurmaya başladım. Telefon yatağa düşerken Ayaz geriye uzanıp gülmeye başladı. Ben de gülerek ona vuruyordum. Acısın diye götümü yırtıyordum ama gülüyordu. Uyuz.

“Hey!” Telefondan bir ses geldiğinde ikimiz de durduk. Selin’in sesiydi. Kombo.

“Neler oluyor orada?”

Utanmayı boş verip, “Sevişiyoruz,” dediğimde bir müddet telefondan ses gelmedi ama yanımdaki Ayaz şaşırmış bir şekilde gözlerini irileştirmiş, gülüyordu. Annemin hâlâ odaya gelmemesine şaşırıyordum. Muhtemelen üçüncü çocuğa kendilerini kaptırmışlardı.

Sonunda beklediğim tepki Atalay ve Selin’den aynı anda geldi. “Ne?”

Ayaz hiç bozmadan, “Hadi oyalamayın bizi,” dediğinde dirseğimi karnına geçirdim. “Sadece oturuyoruz. Bir şey yaptığımız yok,” diye söylendim. Arkadan Atalay’ın keyifli sesi geldi. “Tabii, tabii.”

Selin sinirli sesiyle, “Ayaz seni bekliyorum,” dedikten sonra telefonu kapattı. Sırıtarak ona döndüm. “Ah. Sevgilin kıskandı.”

“Umarım Atalay piçi de kıskanmıştır,” dedikten sonra yatakta yayıldı. Selin’in ne düşündüğü umurunda değil gibiydi. Tek derdi Atalay’ın kıskanmasıydı ki bu garipti. Sonuçta ortalıkta Selin’i seviyorum, diye dolaşıyordu ama hiç öyle durmuyordu. “Gitmiyor musun?”

“E sevişiyorduk hani?” deyip birde üstüne muzipçe sırıtınca onu yataktan ittirdim ama düşmedi. "İstersen kalıp vücuduna keşfe çıkabilirim.” da deyince ittirişimle bu sefer onu düşürebilmeyi başarmıştım. O popo acısıyla inlerken gülerek yataktan indim ve pencereyi gösterdim. “Nasıl geldiysen git aslancık.”

Uzun zamandır ona “aslancık” demiyordum. Yüzünü buruşturup ayağa kalktı ve pencereye baktı. “Popomu kırdın. Kapıdan çıkıp gitsem olmaz mı?”

“Sonra babam tüfekle popona kırılmaktan daha cani şeyler yapsın,” dediğimde güldü ve bacağını pencereden attı. "Gidiyorum ama özlersen, hemen dönerim. Sana yakın olmayı, yorganından daha çok hak ediyorum.”

"Seninle kıyasladığımda yorgan daha cazip geliyor." dediğimde kıs kıs güldü. "O kadar emin olma. Daha cazip taraflarımı görmedin."

Söylediğiyle yüzüm renk değiştirirken ona vurmak için elimi kaldırdım ama alt balkona atladıktan sonra nefesini dışarı üfleyip sırıttı. "Son anda yırttım." dediğinde hareket çekip içeri girdim ve pencereyi kapattım. Perdeleri de çektikten sonra sırtımı pencereye yaslayıp elimle yüzümü kapattım. Resmen ne demişti ya? Bu çocuğun yaşama amacı beni uyuz etmekti herhalde.

Mesaj sesi geldiğinde yüzümü saklamayı bırakıp telefonu açtım.

Kimden; Maldonaldo

Amma da fesatsın kızım. Belki çoraplarımı kastetmiştim? :D

Sonuna koyduğu gülücük çorabı kastetmediğini açıkça belirtiyordu. Buna ne cevap vereceğimi bilmediğim için el hareketi çekerken fotoğrafımı çekip göndermeyi düşündüm ama sonra vazgeçtim. Fotoğrafı tüm okula dağıtırdı. Uyuz.

Kime; Maldonaldo

İyi geceler yedi cüceler beyaz atlı prens beni bekler. (Bu iğrenç espri sana ceza olsun. Etkisinden uzun süre çıkamayacağını biliyorum. Nihaha :D)

Elimi yüzüme yıkayıp odaya döndüğümde mesaj yeni geliyordu. Bir süre şokta kalmıştı herhalde.

Kimden; Maldonaldo

Bunun cezasını ben de yarın alırım. (Nihaha :D)

Ağzım o şeklinde açıldı. Aklıma gelmeyen canilik kalmamıştı. En masumu ise beni torpido gözüne sıkıştıracağıyla ilgiliydi.

Kime; Maldonaldo

Uyuz -,-

Mesajı gönderdikten sonra kendimi yatağa attım. Yayıldığı yeri ısıtmıştı. Bir boka yaramıştı sonunda yani. Mesaj sesi geldiğinde gelen mesajı az çok tahmin edebiliyordum.

Kimden; Maldonaldo

Kedicik ;)

***

Ders kimyaydı ve sınav vardı. Süper! Öğleden önceki dersteydik ve sınava beş dakika kalmışken çaresizce kopya hazırlamakla meşguldüm. Belki de dün annemi kandırmış olduğum gibi gerçekten ders çalışmalıydım çünkü sınav kâğıdında Damon’ı anlat, diye soracaklarını sanmıyordum. Ah sorsalar yüz üzerinden bin beş yüz alırdım ama sormuyorlardı işte.

Ayaz, hoca içeri girdikten hemen sonra girip hızlı adımlarla yanıma oturdu. Ben hâlâ kopyayla uğraşırken ayağıyla ayağıma vurunca ona döndüm. “Ne var?”

“Bence benimle iyi geçin,” deyip elinde kâğıtları gösterdi.

Gözüm parlarken sırıttım. “Ne o?”

“Çıplak fotoğraflarım,” dediğinde gülerek omzuna vurdum. “Sınav cevapları,” diye düzeltti.

“Bak atılanların gittiği okuldan da atılmak istemiyorum,” diye fısıldayıp arkama yaslandım ve önden kâğıtları dağıtmaya başlayan hocaya baktım. En arkada oturuyorduk.

“Yakalasa bile bir şey diyemez. Sessiz konuşmam işin ekşını,” dediğinde yine güldüm. “Zor olacak ama sanırım bir derslik senden nefret etmiyormuş gibi yapacağım,” dedikten sonra hoca kâğıtları bizim sıraya da bırakıp orta sıralara dağıtmaya geçti. Sınav kâğıdına ve sonra elindeki kâğıtlara göz attım.

"Sanki Cumhurbaşkanı olma sınavı."  diye mırıldandım.

“Cevaplara bakarken bile soruyu çözemiyorum,” dediğinde kahkaha attım. Hoca gözlüğünün ardından bana bir baktı. Dudaklarımı birbirine bastırıp sınavla ilgileniyormuşum gibi yaptım.

“Birincisi C,” dediğimde, “Kâğıttan mı baktın?” dedi. Kâğıt sıranın altındaki bölmedeydi. Fısıltıyla konuşuyorduk. “Kendim yaptım,” dediğimde, “Silgiyi ver geri zekâlı,” dedi.

Silgiyi suratına fırlatırken “Allah Allah ben doğru yapamaz mıyım?” diye homurdandım.

“Açık konuşalım kedicik,” dediğinde sırıtıp önüme döndüm. “Tamam, tamam yapamam. O yüzden kâğıttan baktım.”

İlk sayfayı ben kâğıttan bakıp söylemiştim. Arkası yazılıydı. O yüzden kâğıdı Ayaz'a uzattım.

"Kolay gelsin koçum." dediğimde sırıttı. Tek tek cevapları söylemeye başladı. "Anasını satayım bütün konuları yazmışlar." dediğinde karnına dirsek attım.

"Gözetmen din hocası. Çarpılmak istemiyorsan küfretme." dediğimde ikimizde kıkırdadık. “Ayaz birkaç soruyu değiştir ikimizin de aynı olmasın,” diye fısıldadım kâğıtla cebelleşiyormuş gibi kolumla yüzüme kapatarak.

“Allah Allah? Ben niye düşük alıyorum. Kâğıdı almak için nöbetçi öğrenciye numaramı verdim.”

“Çünkü zeki olan benim.”

“Kendine yazık etme. Çirkin olmakta da süpersin,” dediğinde keyifli suratına birkaç saniye kötü kötü baktıktan sonra tükürürcesine, “Değiştir cevapları,” dedim.

“Tamam be,” dedikten sonra benim kalem kutumu karıştırınca başımı kaldırıp, “Ne yapıyorsun?” diye tısladım. “Silgi arıyorum.”

“Önünde ya mal.”

Bana dönüp baygın baygın bakınca sırıttım. “Kusura bakma. Bacaklarını kesmekle meşgulüm. Silgiyi göremedim.”

“Şunu görüyor musun?” deyip elimi gösterdiğimde sırıttı. “Terbiyesiz,” diye mırıldandıktan sonra birkaç soruyu değiştirdi. O iki-üç cevap değiştirirken başımı sıraya yaslayıp onu izledim. Yüzünde anlamadığım bir sırıtış vardı. Bu sırıtışı izlemek keyifliydi. Hele de sınav gibi sıkıcı bir şeyin ortasındaysan. “Biraz daha beni kesmeye devam edersen namusumun tehlikede olduğunu düşünmeye başlayacağım,” dediğinde sırıtarak başımı sıradan kaldırdım. “Namustan bahsedecek Selin’den önce son insansın,” dediğimde bana gözlerini kısarak baktı.

“İşin gücün Selin’le uğraşmak.”

“İşin gücün Atalay ve Mertle uğraşmak,” dediğimde sırıttı ve sesini çıkarmadı. Zaferle önüme dönüp sırıttım. Sınav kâğıdını verdikten sonra Ayaz da arkamdan çıkıp kolunu omzuma attı ve beni kendine çekti. "Saçını mı kestirdin sen?"

"Hayır. Saçımı topladım Ayaz. Salık saçla toplu saçı ayırt edemiyor musun?" Göz ucuyla bana bakıp sırıttı. "Neyle meşgul olduğumu sana söylemiştim." dediğinde karnını dirsekledim ama omzumdaki kolunu çekmedi. İlla yakın olmak zorundaydık sanki.

"Ayrıca boynundaki şu çizik ne?” dediğinde kıkırdadım. Sadece bacaklarımla ilgilendiğini söylüyordu ama baştan aşağı süzerek tespitler yapıyordu. “Umut yaptı.”

Her hafta düzenlediğimiz kardeş savaşlarında gazi olmuştum o çizik yüzünden. Kolunu omzumdan çekip bana döndükten sonra, “Umut kim ulan? Sen de Hürmüz’e döndün,” diye çıkıştı. “Umut kardeşim seni aptal,” dediğimde çatılan kaşları gevşedi. Her zamanki yaramaz sırıtışı yüzüne yerleşirken tekrar kolunu omzuma attı ve beni kendine çekti. Sesi tehditler barındırıyordu.  “Bana aptal mı diyorsun sen?”

“Hayır, aslında özünde zeki birinin yattığını düşünüyorum,” dediğimde başını bana çevirdi ve devamını tahmin edermiş gibi elini saçlarıma çıkardı. Buna değer, kafasıyla “ama işte yatıyor, bir kalksa…” derken saçımı karıştırmaya çalışan ellerinden kaçtım. Gülerek saçlarımı geriye attıktan sonra elimle kapak yaptım. “Senin de benimle yattığını göz önünde tutarsak kendine de laf attın,” dedikten sonra o da kapak yaptı. Ben orada tip tip ona bakarken gülerek bahçeye çıktı. “Geri zekâlı!” diye bağırdım arkasından. Tek yaptığı elini kaldırmak olmuştu. Uyuz.

Hande'lerin sınıfının kapısının ırzına geçecektim. "Hocam zil çaldı duymadınız mı?" deyip zar zor Hande'yi dışarı çıkartacaktım. Şu anda tam dedikodu yapacak ruh halimdeydim.

“Hey,” deyip elini belime dolayan Mert’e döndüm. Belimdeki eline bakıp kaşlarımı çattığımda duvara uçacağı mesajını alıp geri çekildi. “Akşam beraberiz,” dediğinde tek kaşımı kaldırıp, “Pardon?” dedim şaşkınlıkla. Ellerini cebine koyup sırıttı. “Atalay kabul etti,” dediğinde tek ayağıma yaslanıp ona sorarcasına baktım.

“Atalay, sen, ben, Selin ve Ayaz akşam film gecesi yapıyoruz. Dün Ayazlara uğradım ama Ayaz yoktu. Ben çıkarken eve giriyordu. Bu arada ona söyler misin, beni öldürecek gibi bakmayı kessin,” dediğinde güldüm. “Atalay’la sen takılıyormuşsunuz.”

Bunu itiraz etmemi istiyormuş gibi kendini kasarak söylemişti. Benden cevap alamayınca derin bir nefes alıp, “Atalay seni ikna edebileceğini söyledi. İstersen Hande’yi de alırsın,” dedi.

Hande’yle Mert’in arasını yapmak için güzel bir bahaneydi, film gecesi. Ama habire yiyişip duran Ayaz’la Selin’in yanında durmak isteyeceğimi sanmıyordum.

“Beni ikna etme işi Atalay’da sanıyordum,” dediğimde gülüp ellerini kaldırdı. “Pekâlâ, o halletsin.” Sonra ellerini kollarıma yerleştirdi. “Umarım gelirsin.”

Saçlarımı karıştırıyormuş gibi yapıp ellerimi ondan çektim. Bozulmuştu ama çaktırmadı. “Atalay’la takıldığını bilmiyordum,” dediğinde “Kim söyledi?” dedim.

“Selin.” Tabii. Atalay’dan ümidi kesip Ayaz’a dönünce Atalay’la takılmam fikri hoşuna gitmiş olmalıydı Selin’in. “Sen de Hande’yle takılırsın o zaman,” dedim ümitle ve parlayan gözlerimle. Buruk bir şekilde gülümsedi. “Ben hâlâ başkasını bekliyorum,” deyip birde üstüne imayla bakınca bir an kötü hissettim.

“Sonra görüşürüz o zaman,” diye geçiştirip merdivenlere yöneldim. “Akşam geliyorsun?”

Daha fazla üzmemek için gülümsedim. “Tabii.”

***

Her zamanki kombinim olarak uzun kollu, kot pantolon ikilemesi yapmak istiyordum ki göt donduran hava bu kombini destekliyordu ama Selin'in maskot gibi geleceğine emindim. Nedense içimde onunla rekabet edebilecek kadar iyi olmadığım geliyordu. Ondan daha güzeldim ama daha dikkat çekici değildim. Hiç değilse Harry Potter’lı tshirtümden daha ilgi çekici bir şeyler giyebilirdim.

Dolapla uzun bir bakışmanın ardından kot şortumu ve siyah uzun kollumu giyinmeye karar verdim. Pembe pijamalarımdan daha havalıydı hiç değilse giyindiklerim. Her ne kadar üstüme geçireceğim siyah montum alt kısmımın donmasını engelleyemeyecek olsa da bunları giymekte kararlıydım.

Uzun bir duş aldıktan sonra saçlarımı kuruladım ve taradım. İçeri geçtim ve üstümü giyindim. Siyah spor ayakkabılarımı ayağıma geçirip telefonu ve biraz parayı montumun cebine sıkıştırdım.

Umut’a annemin tembihlediği gibi yanına, yengemlere gitmesi için bağırırken zil çalınca, “Aha senin yüzünden komşu geldi,” diye homurdanıp kapıya ilerledim. Bana el hareketi çektiğini görmemezlikten geliyordum. Yoksa üstüne atlamama ramak kalmıştı.

“Ne var Hayriye Teyz...” derken Ayaz’ı görünce dudaklarımı birbirine bastırdım. “Hayriye Teyze’nin kaslı ve çekici olduğunu sanmıyorum,” deyip kıs kıs güldüğünde dil çıkardım.

“Şu Umut’u evden çıkarır mısın? Playstation oynamaya kendini kaptırmış. Kıçına tekme atsam fark etmeyecek,” diye homurdandım. Ayaz ellerini birbirine sürtüp, “Kahramanın halledecek şimdi,” dedikten sonra yanağımı sıkıp salona gitmeye başladı. Ben de yüzümde bir gülümseme eşliğinde kapıyı kapatıp mutfağa ilerledim. Erkek kardeşimi yumruklamasa iyi olurdu. Koca bardak suyu mideye indirdikten sonra salona geçtim. Gözlerim irice açılırken oturdukları koltuğa tekli koltuktan aldığım yastığı fırlattım.

“Onu evden çıkar dedim, otur onla oyna değil!”

İkisi birbirine bakışıp güldü. “Çabuk çıkın evden,” deyip kapıyı gösterdim.

“Al şu kaçık ablanı,” diyen Ayaz’a gözlerimi kısarak baktım. “Aşağı iner arabanı çizerim,” dediğim anda ayağa kalkıp Playstation kolunu Umut’a uzattı. “Beni gafil avladı dostum,” deyip yanıma geldiğinde kıkırdadım. Sonra Umut’la bakıştım.

“Nehir’e günlüğünü okuduğunu söylerim,” dediğim an o da oflayarak ayağa kalktı ve oyunu kapatıp kapıya yöneldi.

“Pençeleri olan bir kedicik,” deyip burnumu sıktığında Ayaz’ın ayağına bastım ve elini çekti. “Ve ayakları olan,” diye eklediğinde gülerek evden çıktım. Kapıyı kilitlerken Umut ayakkabılarını giyme savaşı veriyordu. Ben ayakkabımı yeni aldığım için evde giymiştim ama Umut’un ayakkabıları nesillikti. Bir sürü ayakkabı alıyor ama yine soluğu bunda buluyordu. Aralarında nasıl bir ilişki var çözmüş değildim. Ayaz’ın ayağına bakıp, “Ayakkabıyla mı girdin sen?” diye sorduğumda asansörün kapısını açtı.

“Ne yapacağına göre cevabımda değişir,” dediğinde gülerek asansöre bindim. Umut da arkamdan bindi.

“Abi beni yengemlere atar mısın ya?”

“Hiç de bile atamaz. Biraz yürü de göbeğin erisin. Ev bir sokak aşağıda zaten,” deyip karnına vurdum. Homurdanarak giriş katına bastı. Kasları olmasına rağmen ona “göbekli” dememe başlarda kızıyordu ama artık uğraşmaktan yorulmuştu. “Anneme şu sinema işinin Ayaz kısmını söyledin mi?” dediğinde gözlerimi kısarak ona baktım. Ayaz elini Umut’un omzuna koydu ve hafifçe sıktı. “Aramızda kalıyor değil mi?”

“Eğer bir maç sözü verirsen,” dediğinde Ayaz sırıttı. Bunlar maç için sözlenirken ben Hande’yi çaldırıyordum çünkü aşağı daha inmemişti mal. Anladığım kadarıyla Mertlere bizi Ayaz götürecekti. “Peki, tamam her şeyi geçtim ama Hande kim?”

Apartman merdivenlerine yayılmış beni bekleyen Ayaz’a sırıttım. “Umut’un eks aşkı.”

Umut küfrederek yengemlere doğru ilerlediğinde güldüm ve Ayaz’a dönüp doğrusunu söyledim. “Benim en yakın arkadaşım. Beraber dolaşıyoruz. Kesin görmüşsündür.”

“Şu kızıl olan mı?” dediğinde onayladım. Burnunu kıvırdı. “Beğenmedim.” Gözlerimi devirdim. “Beğensen bile arkadaşıma yürümene izin vermezdim.”

Bana ukalaca baktı. Tam sinirimi bozacak bir şey söyleyecekti ki apartmanın girişine gözüm kayınca ve sessizce sövmeye başladığımda kaşlarını kaldırıp arkasına baktı. Herhalde yumruklayabileceği biriyle karşılaşmayı planlıyordu. Hayriye Teyze ona sürpriz olmuştu.

“Masaaaal.” Uzatarak yanımıza gelen Hayriye Teyze’yi duvara fırlatmama savaşları veriyordum. Şimdi Ayaz’la beni evlendirmeye çalışacaktı.

“Bu delikanlı kim?” Ayaz’la bakıştık. “Uyu...” Uyuz diyecektim ama Ayaz lafımı kesip kendini garip bir yoldan olsa da tanıttı. “Ayaz Barkın. Geceleri gözüne uyku girmeden hakkında hayaller kurduğu adam benim.”

Hayriye Teyze memnun bir şekilde sırıtırken ben Ayaz’ın ayağına tekme attım. “Kendisi gittiğim okulun zihinsel engelliler sınıfında okuyor,” diye çıkıştığımda pis pis sırıttı. “Kesinlikle engelli olmadığım bir konu var ve Masal bunu çok iyi biliyor,” dediğinde kızarmaya başladığımı hissettim.

“Ne diyorsun sen be?” diye tısladım. Bu saç baş kavgasından önceki temel sözcüktü. Ayaz’ın sırıtışıysa kavga sebebi.

“Ah çocuklar. Çok tatlısınız. Masal’ın evde kalacağını düşünüyordum ama sonunda birini bulmuş. Hem de senin gibi birini.” Yüzüne tükürmemek için zor duruyordum. Ellilerindesin lan sen. Yaşından başından utan.

Ayaz sırıtıp, “Kombo,” dediğinde kolundan çekiştirip apartmanın çıkışına yöneldim. “Görüşürüz Hayriye Teyze.” Görüşmesek de olur hani.

“Annene selam söyle. Görüşürüz Ayazcığım.”

Dışarı çıktığımızda dışarıda bekleyen Hande’yi görüp oraya ilerledim. “Bana ‘annene selam söyle’ sana ‘görüşürüz Ayazcığım,” diye homurdandım. Sırıtarak yakasını düzeltti. “E cazibe meselesi kedicik.”

“Şu cazibe olayını elli yaşındakiler üstünde denemesen? İğrenç duruyor da,” dediğime kıs kıs güldü. Sonra “Sana deneyebilirim o zaman,” deyip kolunu belime doladı. Hande’nin yanına o halde vardığımızda Hande bana “işi pişiriyorsun kız” bakışı attı. Sonra da pis bir şekilde sırıttı.

“Ee gidiyor muyuz?” Ayaz, Hande’yle selamlaştıktan sonra daha başlamayan konuşmadan sıkılıp hemen “gidiyor muyuz?”lara atlamıştı. Gülerek onayladım. Kolu belimde beni arabaya yöneltti. Kapımı açmasını tabii beklemiyordum. Hande de beklemiyordu belli ki. Direkt arka koltuğa bindi. Ben de yanına binmeye kalkışırken beni ön kapıya ittirdi. Karşı çıkarsam uzatacağını bildiğimden sorun çıkarmadan ön koltuğa bindim. Ayaz da sürücü koltuğuna geçti.

Mertlere vardığımızda kapıyı Selin sürtüğü açmıştı. Gözü tek tek hepimize baktı. Sonra arkamızda dikilen Ayaz’da takılı kaldı. “Sevgilim...” diye uzatarak aramızdan geçip Ayaz’a yöneldiğinde hızlı adımlarla içeri girdim. O ana şahit olmak istemiyordum. Salona geçerken avucumu tırnaklayıp yutkundum. Selin ne kadar şanslı olduğunun farkında değildi.

“Hoş geldin,” diyen Atalay’ın sarılmasına karşılık verdim. “Kapıyı Selin açtı. Pek hoş gelmedim,” dediğimde güldü. Kolumdan sertçe çekilince az daha yere yapışıyordum. “Film izleme zamanı. Koklaşma değil,” diye homurdanıp beni Atalay’dan birkaç adım uzaklaştırdıktan sonra kendini tekli koltuğa atan Ayaz’a sırıtarak baktım. “Onu kapıda sana yapışan sevgiline anlat,” dedikten sonra göz kırpıp Hande’nin oturduğu ikili koltuğa yaklaştım. Yarı yolda Mert önüme geçti. Salon o kadar büyüktü ki odanın yarı yolu bizim salon diyebilirdim.

“Hoş geldin,” deyip montumu çıkarmama yardım etti. “Korku filmi izlemeyeceğiz değil mi?”

Bana kahkaha attığında dudağımı ısırdım. “Seni öldürmemem için tek bir neden söyle,” diye homurdandım. Gülerek elini uzattı. “Tekrar, hoş geldin.” Elini sıktıktan sonra omzundan tutup Hande’ye döndürdüm. “Hande de geldi,” dedim neşeyle. Hande huzursuzca yerinde kıpırdanıp gülümsedi. Mert, Hande’ye yaklaşıp elini uzattı. “Hoş geldin Hande.” Hande’nin gülümsemesi büyüdü. Onlar hoş geldin faslı yaparken arkamı döndüm. Ayaz ayağa kalkmış içkilere göz atıyordu. Atalay’sa filmlere. Selin tam da beklediğim gibi kısacık eteği ve elinde birkaç kâse patlamış mısırla geldi.

“Eee. Dabbe mi izliyoruz?” deyip neşeyle cıvıldayan Selin’e gözlerimi devirdim. “Bence komedi izleyelim.”

“Niye altına mı yaparsın?” Selin sırıtarak bana bakıyordu.

Laf mı sokmuştu şimdi?

“Alt konularında sen daha iyisin Selinciğim,” deyip şirince gülümsedim. Bu lafım her yere çıktığı için Mert öksürürmüş gibi yapıp güldü. Atalay direkt güldü. Ayaz ise sırıttı. Hande arkamdan “aferin koçum” dercesine sırtıma vurdu.

“Korku filmi diye anlaştık. Bir korkak yüzünden planı bozamayız,” dediğinde gözlerimi devirdim. Mert, “Bence komedi filmi de olabilir,” diye arka çıktığında Selin görmezden gelip televizyonun karşındaki koltuğun ortasına oturdu. “Mert filmi koyabilir misin?” dediğinde Hande kulağıma, “Şu sürtük gecenin sonunda yerde sürünüyor olacak,” diye tısladı. Güldüm. Mert filmi koyarken Hande tekli koltuğa geçti. Atalay elini belime koyup beni ikili koltuğa yöneltti. Ayaz yanımızdan geçip üçlü koltukta ikili koltuğun dibindeki tarafa oturdu. Bize ters ters bakıyordu.

“Selin kenara kaysana.” Selin Ayaz’a tip tip bakınca Ayaz hareketlendi. Selin de kaymak zorunda kaldı. Ayaz kolumdan tuttuğu gibi beni üçlü koltukta yanına çekti. “Oradan rahat göremezsin,” diye de bahanesini öne sürdü. Selin öfkelenirken Atalay’la ben bakışıp sırıttık. Atalay ikili koltuktan kalkıp rahatça yanımıza oturdu. Zaten üçlü koltuk benim yatağımdan uzundu. Fakirliğin gözü kör olsun.

Hande yavrum yetim evlat gibi tekli koltukta oturuyordu. Ona kaş göz yaptığımda Atalay’la benim kalktığım ikili koltuğa geçti. Mert de yanına.

Film başladığında jenerikte bile gerilmiştim. Atalay kolunu omzuma atıp tepkisini ölçmek istercesine Ayaz’a baktı. Ayaz hareketlenmeyi fark edip göz ucuyla bize bakınca kaşlarını çattı. “İçerisi sıcak. Terlemeyin,” dediğinde kıkırdadım.

“Yok sağ ol, biz iyiyiz,” deyip Atalay’a sokuldum. Kaşları neredeyse birleşecek derecede çatıldı. Kolunu Selin’in omzuna attı. Benim gözlerim omzundaki Ayaz’ın eliyle oynayan parmaklarını kenetleyen Selin’e kaydığında pis pis sırıttı. Dudağımı ısırıp önüme döndüm. Filmin başında hocayla kamerayı tutan kişi üç harfliler hakkında konuşuyordu. İsmini hayatta söylemem zorlaştırmayın. Korkuyorum oğlum.

Film ilerlerken kahvedeki adam kameraya saldırınca elimle yüzümü kapatıp koltuğa gömüldüm. Ayaz’ın gülüşü kulağıma geldi.

“Bana vururken sen de böyle görünüyorsun,” diye kulağıma fısıldadı. Kafasına geçirdim. Sonra hemen yine elimi yüzüme koydum.

“Tamam, geçti o sahne,” dediğinde başımı onaylamazcasına salladım.

“Masal izlesene.” Ses Mert’ten gelmişti. Atalay ellerimi yüzümden çekti. Ona baktığımda gülümsüyordu. Ağzımı oynatarak, “Selin’in ağzına…” dediğimde güldü. “Sabret,” diye fısıldadı.

Filmdeki Kübra’nın kına gecesinde delirdiği sahne gelince çığlık atıp kollarımı Atalay’a doladım. Hande’nin çığlığı da kulağıma gelmişti. Eh. Kimin kardeşi?

Televizyonun sesi kesilince kollarımı çözüp etrafa baktım. Kumanda Ayaz’daydı. Bana kötü kötü bakıyordu. “Ne?” diye tısladım. “Komedi filmi izleyelim demiştim.”

“Korku filmi izleyeceğiz. Kollarına hâkim ol.”

“Korkuyor kardeşim,” diyen Atalay kolunu omzuma atıp beni göğsüne çekti. Ayaz’ın çenesi kasıldı.

“Hadi sevgilim... En güzel yeri,” diye cıvıldayan Selin kumandayı Ayaz’dan kapıp kaldığı yerden devam ettirdi. Gözüm bir an televizyona kaydı sonra hemen Ayaz’a baktım. Korkuyordum yahu.

Ayaz yüz ifademe sırıttı. Ama ne pis pisti ne de muzip. İçten bir sırıtmaydı. Biraz daha zorlasa gülümseme olacaktı. “Arkanda,” deyip korkutucu bir şekilde konuştuğunda çığlık atacaktım ama gülerek elini ağzıma koydu. “Şşş,” diye sakinleştirdi. Selin bize döndüğünde kaşlarını çattı.

“Ayaz sanırım korkuyorum,” deyip şirin olduğunu düşünerek ellerini açtı. Sürtük gibisin Selinciğim. Şirin değil.

Ayaz’a kötü kötü baktım. O da imayla bana dolanmış olan Atalay’ın kollarına baktı. Sonra sırıtarak Selin’e kollarını doladı. “Pis sürtük,” diye fısıldadım. Kimse duymasa da Ayaz duyup gülmüştü.

Tuvaletten korkunç şeylerin çıkardığı sahneye geldiğimizde artık elimle yüzüm birleşecek derecedeydi. Kalbim fena çarpıyordu. Atalay su içmek için kalktığında koltuğun köşesindeki yastığı alıp sarıldım. Gözlerimi aralayıp televizyona baktığımda pişman olup çığlık attım ve elime ilk gelen şeye sarıldım. Ayaz’a. Bütün dünya bir an dururken başımı hafifçe kaldırıp gözlerine baktım. Sarıldığımızı bizden başka kimse fark etmemişti. Daha doğrusu ben Ayaz’a sarılıyordum. Gözlerimizin tam içine bakıyorduk. Deminki korkum gitmiş, yerini heyecana bırakmıştı. Boşta kalan kolunu omzuma attı.

“Korkuyor musun?” diye fısıldadığında gözlerimi devirdim. “Yok. Çığlık atmak zevkli olmaya başladı.”

Sırıttı. “Ben çığlıklarına alıştım ama buradakilere yazık değil mi?” dediğinde bir an kendimi çok iyi hissettim. Sanki çok vakit geçiriyormuşuz ya da birbirimizi çok iyi tanıyormuşuz gibi konuşmuştu. Çok yakınmışız gibi. Öyle miydik?

“Nefes alıyorsun. Dünyadakilere yazık değil mi?” dediğimde kaşlarını kaldırıp güldü. Omzumdaki elini sıktı. Kollarım beline dolanmıştı.

“Bak bu sahne çok i…” derken bizi gördüğünde susan Selin’le göz göze gelince yutkundum. Bir bana bir Ayaz’a bakınca kendimi sevgililere yapışan pislik gibi hissedip kollarımı Ayaz’dan çektim. “Pardon. Korkmuştum. Aniden oldu,” diye zırvalayıp önüme döndüm. Atalay da yanımıza döndü.

“Sevgiline sahip çık,” diye tısladı Selin Atalay’a.

Ayaz bizden önce, “Onlar sevgili değil,” diye çıkışınca ona “umurumda değil” dercesine baktı. Ayaz’ın kolu hâlâ omzumdaydı. Selin bakmaktan usanmayınca hiç istemesem de Ayaz’ın kolunu yavaşça ittirdim. “Aşk-ı Memnu çekiyoruz sanki. Selin de Adnan’ı oynuyor,” diye fısıldadığımda Ayaz güldü. “Nihal de Atalay oluyor o zaman.”

Kahkaha attım. “Bihter’in cenazesinde yamulan Firdevs’in kim olduğu merak konusu,” dediğimde sırıttık. Selin yine ateş püsküren gözlerini bize döndürdü. Boğazımı temizleyip filmi izliyormuş gibi yaptım. Yine korkunçlu yere gelince ağlarcasına inleyip başımı yastığa gömdüm. Patlamış mısıra korkudan dokunmamıştım bile. Atalay elini sırtıma koyunca başımı ona çevirdim. “Gece uyuyamayacakmışsın gibi duruyor,” dediğinde onaylarcasına başımı salladım. “Bakalım annem yatağını paylaşmak konusunda ne kadar hevesli,” diye fısıldadığımda gülerek elini omzuma çıkardı.

“Fark ettin mi?” diye kulağıma fısıldadı. Ayaz bunu yapınca tüm hücrelerim Mahmut Tuncer önderliğinde halay çekiyordu ama Atalay beni heyecanlandırmıyordu. “Neyi?”

“Ayaz’ın gözleri çoğunlukla üstümüzde. Sinirleniyor,” diye fısıldadı. Çaktırmadan bakmak konusunda iğrenç olduğum için hiç uğraşmadan Ayaz’a baktım. Ateş püsküren gözleriyle göz göze geldik. Tamam, Atalay’la fazla yakın hatta sevgili gibi duruyorduk şu an ama Ayaz’ın yüzündeki ifade için buna değerdi. Filmden bir bağrış gelince gözüm orada olmasa bile çığlık atıp Atalay’a yaslandım. Sesten bile korkuyordum.

“Tamam, bu kadar film yeter.” Ayaz sinirle kumandayı alıp televizyonu kapattı. Sonra beni Atalay’ın kollarından sertçe çekti. “Bence git yüzünü yıka. Çok solgunsun,” deyip beni salondan çıkardıktan sonra tuvalet olduğunu düşündüğüm yere doğru sürüklemeye başladı.

“Kendi başıma yüzümü yıkayabiliyorum.”

“Filmde aynada ne olduğunu hatırlıyorsun değil mi?” dediğinde korkuyla Ayaz’ı da tuvalete çektim. Güldü. Aynaya bakmamaya çalışarak yüzümü yıkadım.

“Elini de yıka. Atalay’a değdi sonuçta,” dediğinde güldüm. Arkama geçip ellerini iki yanımdan uzattı ve ellerimi tuttu. Kanım bile donarken hareket ettirme yetkimi kaybettiğim ellerimi yıkıyordu. İkimizin eli suyun altındayken korkuyu es geçip aynaya baktığımda gülümsememe engel olamadım. Ayaz samimi bir şekilde sırıtıyor, ellerimize bakıyordu ve ellerimi yıkamakla meşguldü. Bense onunla lavabo arasında aynaya bakıyordum. Çok güzel bir görüntüydü. Ve yakışıyorduk. Ya da böyle olmasını istiyordum.

Ayaz’ın gözleri aynaya döndüğünde hemen gözümü kaçırıp yüzümdeki gülümsemeden kurtuldum. Suyu kapatıp, “Yakaladım,” dediğinde önünden çıkıp kapıya yöneldim. Saf ayağına yatarak, “Neyi?” dediğimde gülerek beni kendine çevirdi ve sırtımı kapıya yasladı. Kapının arkasındaki havlular yumuşacıktı. Belimdeki Ayaz’ın eli de öyle…

“Gülümsüyordun,” dediğinde gözlerimi devirdim. “Evet. Dudakların kıvrılıyor falan filan. Sen de denesene,” diye dalga geçtikten sonra dışarı çıkmaya çalıştım ama yine kapıya yasladı. Alnını alnıma yaslayıp sırıttı.

“Garip,” dediğinde nefes alıp verişlerimi düzeltmeye çalışıyordum. “Ne?”

“Bu hoşuma gitti,” dediğinde yutkundum. “Gülümsemem mi?” Onaylarcasına başını salladı. “Gülümseyince çok da çirkin olmuyorsun,” dediğinde kıkırdadım. “İltifat etmeyi bile beceremiyorsun.”

“Becerdiğim şeyi yapmama izin vermiyorsun,” diye söylendi. “Bu haksızlık,” diye ekledi. Beni öpememesine cidden siniri bozuluyor gibiydi. Ona baygınca baktım. “İçeride sevgilin ve benim de takıldığım bir abin var. Beni öpemezsin.”

“Benimle de takılıyorsun,” dediğinde nefesimi dışarı üfledim. “Ama Atalay’la sevgili olma ihtimalim var.”

Kaşlarını çattı. “Benimle yok mu?”

“Senin bir sevgilin var Ayaz,” diye hatırlattım habire unuttuğu gerçeği. Hızla “Olmasa?” diye sorduğunda dilimi çiğnemeye başladım. Sevgili olabileceğimiz düşüncesini ilk defa dile döküyorduk. Ve Ayaz söylüyordu. Yutkunduktan sonra “Beni sevmeyen biriyle sevgili olmam,” diye geçiştirdim sorusunu. Gözlerini kırpıştırdı. Ağzını araladı ama sonra sustu. Söyleyecek bir şeyi vardı ama söylemekle söylememek arasında gidiyordu. Merak ederek kaşlarımı kaldırdım. Kapı çalınınca sıçradım. Ayaz nefesini dışarı üfledi. “Ne var?” dedi ters ters.

“Hadi. Şişe çevirmece oynayacağız. Hem siz içeride ne yapıyorsunuz?” Oflayarak kapıyı açtım ve çıktım.

“Oyun falan oynamıyoruz biz,” diye homurdandı Ayaz. “Bunu istediğini biliyorum Ayaz,” dedi Mert neşeyle. Bu oyunu Ayaz seviyor muydu? Habire Selin’le öpüştürüp duruyorlarsa seviyor olmalıydı.

“Neymiş istediğim? Kıçıma suratının dövmesini yaptırmak mı?” Mert gözlerini devirirken ben güldüm. Mert ağzını araladı ama kavga çıkmasın diye Ayaz’ı çekiştirmeye başladım. Salona geçtiğimizde herkes sehpanın çevresinde yere oturmuştu. Ayaz, Selin’in yanına geçerken Mert beni Ayaz’la Selin’in karşısına çekiştirdi. Atalay benim tarafımdaki köşede, Hande ise Mert’in tarafındaki köşede oturuyordu.

“Cevaplamayan ya da yapmayan shot atar,” dedikten sonra neşeyle içkiyi ve küçük shot bardağını kenara koydu. Şişeyi Selin çevirdi. Atalay’la Hande arasında durdu. Hande soracaktı. “Doğruluk mu cesaret mi?”

Hande şu Atalay’la Ayaz’ı kıskandırmak için takılmamız konusunu bilmiyordu. Atalay’ı hâlâ bana aday olarak görüyordu. Ayaz ve Atalay arasında kararsızdı. Belki de bu gece buraya gelmesinin Mert dışındaki sebebi buydu.

“Doğruluk,” diyen Atalay’dan sonra Selin araya girdi. “İki doğruluktan sonra cesaret demek zorunlu.”

Hande’yle bakışıp göz devirdik. Gözüm Ayaz’a kaydı. Tam karşımda oturuyordu ve gözü bendeydi. Göz göze geldiğimizde gözünü çevirmek yerine pis pis sırıttı. Utanma diye bir şey yoktu çocukta. Yerde otururken bile bir hava katabiliyordu.

“Masal’dan hoşlanıyor musun?” Atalay’ın gözü bana kaydı.

Selin yine araya girdi. “Yalan söylemek yok.”

Abartı olacak mı olmayacak mı diye düşünmeden ofladım. Sanki açlık oyunları oynuyoruz kuralları anlatan beyaz saçlı gıcık adam da Selin.

Yine Atalay’a baktığımda gözlerime bakarken, “Evet,” diye cevapladı. Gözümü kaçırdım. Ayaz’la göz göze geldiğimde keşke kaçırmasaydım, diye düşündüm. Atalay’a öfkeyle bakıyordu. Hoşlanmanın da evreleri vardı. Bir insanın dış görünüşünü beğeniyor olabilirdiniz, karakterini beğeniyor olabilirdiniz bunun illa hislerle bağlantı kurulmasına gerek yoktu. Atalay’ın arkadaş olarak falan olduğunu umut ediyordum. Eğer öyleyse ben de Atalay’dan hoşlanıyordum.

Şişe yine döndü ve Atalay’la Mert arasında durdu. “Doğruluk mu cesaret mi?”

“Doğruluk,” dedi Atalay. Bir dahakinde cesaret demek zorunda kalacaktı. Vay anam vay.

“Masal’la öpüştünüz mü?”

Ayaz da birden umursamadığı oyuna odaklanmıştı. Ellerini arkasına yaslayıp sorarcasına Atalay’a baktı. Atalay, “Hayır,” dediğinde Mert neşelenmişti. Gözüm Ayaz’a kayınca sırıttığını gördüm. Bir nevi beni öpen tek kişinin kendisi olduğuna emin olmuştu.

Şişe yine döndü. Selin’le benim aramda durdu. Domuz sesini daha az duymak için o sormadan “Doğruluk,” dedim. Gözlerini devirdi. “Hiç kimseyle öpüştün mü?”

Hayır, diyecektim ama sonra öpüştüğümü fark ettim. Şişe çevirmecedeki klasik soruya aynı cevabı vermeye alışmıştım ama şimdi değişmişti. Soru yüzünden sırıtarak bana bakan karşımdaki öküz yüzünden.

“Evet,” diye mırıldandım. Atalay’a telefonda Ayaz’la öpüştüğümü söylemiştim ama Mert için bu sürpriz olmuştu. “Atalay’la olmadıysa başka kimseyle öpüşmemişsindir sanıyordum,” dediğinde Mert’e döndüm ve omuz silktim. Neşesi yerinde değildi. Mert’in bu tavrıyla Hande de somurtmaya başlamıştı.

Şişe yine döndü ve Selin’le Mert’in arasında durdu. Selin direkt, “Cesaret,” dedi. Neden bu kızın her harfi bana sürtüklük yapmış gibiydi? Ben mi önyargılıydım?

“Ayaz’la iki dakika öpüşün.” Selin sevinmişe benziyordu. Ayaz’a döndü. Ben yutkunup avucumun içini tırnaklarken Ayaz’la göz göze geldik. Bana garip bakıyordu. Sırıtmıyordu ya da keyifli değildi. “Ne var?” diye bağırmayı bile düşündüm o bakışlarına. Sonra zaten Selin Ayaz’a yapıştığı için o bakışlar da gitti. Gözlerimi onlarda tutmak istemediğim için Atalay’a diktim. Destek vermek istercesine elini elime koyup tırnakladığım avucumu ellerinin arasına aldı. Gülümsedim ama ağlamak istiyordum. Nedense... Kötü hissediyordum. Nedenini bilmiyordum ya da bilmek istemiyordum.

Şişe yine döndü. Ayaz’a bakmamaya çalışıyordum. Yine Selin’le Mert’in arasında durdu ama bu sefer Selin soruyordu. “Doğruluk mu cesaret mi?”

“Cesaret.” Ayaz’a baktığımda Atalay’ın tuttuğu elime baktığını gördüm. Bir an elimi kesip atmak istedim. O kadar kötü bakıyordu ki. “Masal’ı öp.” Dikkatim Ayaz’dan Selin’e döndü. Bunlar aralarında anlaşmışlar mıydı Allasen? Önce Selin, şimdi Mert.

“Ne?” diye çıkıştım. Sesim yankılanmıştı çünkü Ayaz da aynı tepkiyi vermişti. Tüm masa bize döndü. “Aşkım sana ne oluyor?”

Mert’e döndüm. “Shot atar mısın?” dediğimde hayal kırıklığına uğradı. “Gece uzun Mert. Bence daha sonra ihtiyacın olacak. Şimdi atma,” diyen Selin’e kötü kötü baktım. Mert de başıyla onayladı ve elini belime koydu. Nefes alıp verişlerim hızlanırken geriye doğru gitmeye çalıştım. Mert bana doğru eğiliyordu. Mert hızla geri giderken masadan uzanıp Mert’i ittiren Ayaz’a baktım. “Shot at diyor lan işte,” diye kükredi. Mert tip tip baktı.

“Ayaz sana ne oluyor?” diye çıkıştı Mert. Selin de onu destekledi. Ayaz yerine oturdu. “Kız öpüşmek istemiyor,” diye bahane sundu önlerine. Gözlerimi kısarak ona baktım. Ama bir yanım sevinmişti. “Oynamasaymış o zaman.”

“Kızım oyuna bunları karıştıran sizsiniz. Kız ne bilsin böyle şeyler olduğunu.” Hande’nin sesi yüksek çıkmıştı. Hem beni kolluyor hem de Mert’in önünde beni öpmesine engel olmaya çalışıyordu.

“Şat atmak istemiyorum,” diyen Mert’e döndüm. “Mert,” dedim yalvarırcasına. Ayaz araya girdiğinde bakışlarımız ona döndü. Kesin ve netti. “Shot at yoksa ebeni sikerim Mert.”

Atalay da kardeşine arka çıktı. “Shot at. Hadi koçum,” deyip sertçe Mert’in omzuna vurdu. Mert isteksiz bir şekilde shot attı. Sonra Hande’nin Mert’i yanağından öptüğü ve Ayaz’ın bizim okuldaki İngilizceciyle öpüştüğü, benim sadece bir kişiyle öpüştüğüm, Atalay’ın on beş kişiyle yattığını öğrendiğimiz sorular geçmişti. Ayrıca Atalay’ın boynunu öpmek zorunda kalmıştım. Bunu da Selin söylemişti. Sürtük.

Şişe Atalay’la Selinin arasında durduğunda Mert’le yiyişmesini istedi. Atalay da az değil hani. Selin shot atmak yerine birden Mert’e yapıştı. Gözlerim Ayaz’a kaydığında ifadesizce onlara bakıyordu. Gözlerinden acının geçmesini bekledim ama yoktu. Gözlerini bana çevirdiğinde onu izlediğimi fark edip sırıttı. Hemen yanında sevdiğini söylediği kadın başkasıyla öpüşüyordu ama o onu izlediğim için keyifleniyordu. “Yine yakalandın,” dedi ağzını oynatarak. Ona şişeyi gösterdim. “Bir tarafına sok,” diye fısıldadım. Bana öpücük attı. Gülerek gözlerimi kaçırdım. Atalay bizi izliyordu, yüzünde bir sırıtış vardı. Hande’yse öpüşen Selin’le Mert’i. Yüz ifadesine baktığımda dudağımı ısırdım. “Yeter bu kadar,” deyip Selin’i yerine ittim. Ayaz ve Atalay Hande için olduğunu anlayacak kadar zekiydi ama Mert pis pis sırıtarak bana döndü. “Kıskandın galiba,” dediğinde kahkaha attım. “Komik çocuk,” diye dalga geçtim. Ayaz sırıttı.

Şimdi şişe yine Selin’le aramda durmuştu. “Doğruluk mu cesaret mi?”

“Doğruluk.” Cesaret desem soyunduracakmış gibi bakıyordu. “Öpüştüğün kişi kimdi? Biz tanıyor muyuz?”

Tedirgince sırıttım ve “Tek soru,” diye geçiştirmeye çalıştım. “Kiminle öpüştün?”

Gözüm Ayaz’a kaydı. Halinden memnun gibi beni sırıtarak izliyordu. Oflayarak shot atmaya niyetlendim ama Hande beni durdurdu. “Eve seni taşımam Masal. Annen de fark eder. Sen de hemen sarhoş oluyorsun.” Hande’yi bir an kara deliğe göndermek istesem de bu fikirden vazgeçtim. Akşam bizde yatılıya kalacaktı. Hiç değilse o pizzacının numarasını biliyordu. Ayrıca Hande’nin yapmaya çalıştığı şey artık Selin’i aradan çekmekti çünkü ilişkimizdeki tek engeli o olarak görüyordu.

“Ayaz’la,” dediğimde Mert ve Selin kasıldı. Selin’in gözleri irileşirken “Hangi Ayaz’la?” dedi. Sütçü amcanın Ayaz.

“Barkın,” diye mırıldandım. Selin’in gözleri ateşle parladı. Gözlerim Ayaz’a kayınca sırıtıyordu. Sevgilisine durumu açıklamak yerine “Ya, gördünüz mü?” dercesine Mert ve Atalay’a bakıyordu. Bu haline daha sonra gülecektim. Çünkü ayağa kalkıp üstüme yürüyen Selin şu an bunun zamanı olmadığı gösteriyordu. Kendimi koruyabilmek için ayağa kalktım.

“Sen benim sevgilimle mi öpüştün?” Sesi ürkütücüydü. Hande de ayağa kalkmış yanıma geçmişti. Mert hâlâ ‘isyan’ diye bağıran Halil Sezai modundaydı. Bunu beklemediği kesindi. Atalay da aramıza geçmek için kalktı. Ayaz sırıtıyordu. Bir kere de sırıtma be adam.

Sinirle Ayaz’a döndü. “Nasıl onunla öpüşürsün? Sen benimle sevgilisin!” diye bağırdı. Ayaz sırıtmayı kesip ayağa kalktı. “Kimin kiminle öpüştüğünün çetelesini yapmayalım bence Selin. Zararlı sen çıkarsın.”

Sinirle ayağını yere vurduğunda Ayaz ellerini iki yanında açıp alayla güldü. “Hem ne sevgilisi? Bizim ilişkimiz mi kaldı?”

“Her şeyi seni sevmiyorum diye yapıyorsun değil mi?” dediğinde Ayaz iki yanında kaldırdığı kollarını yavaşça indirdi.

“Bana acı çektirmek için Masal’la öpüştün!”

Bu düşünce Selin söyleyene kadar aklımdan geçmemişti. Acıyla sarsıldım. Öyle miydi?

Ayaz’ın gözleri beni buldu. Gözlerimdeki ifadeyi görünce gözlerini kırpıştırıp telaşla bana yaklaştı. Sonra Selin’e döndü. “Kendine bahane arama Selin. Arkanda koşan bir Ayaz yok artık. Her hareketi seninle alakalı olan Ayaz yok,” deyip ellerini sertçe birbirine vurdu ve “Bitti!” diye bağırdı. “Masal’ı öpmek istediğim için öptüm. Her şeyden çok istediğim için,” dedikten sonra bana döndü. Nefes alıp verişlerim çok hızlıydı. Selin sinirle Ayaz’ı ittirdi.

“İyi. Çünkü ben de seninle Atalay’ı unutmak için takılıyorum. Yoksa seni sevmedim. Hiç sevmedim Ayaz. Kendine bir baksana. Benim için değişmeyi göze aldın. Çok zayıfsın Ayaz! Her şeye kanıyorsun! Seni değil abini seviyorum. Masal da seni değil abini sevecek. Çünkü sen her şey için geç kalıyorsun!” diye bağırdığında Ayaz bir-iki adım geriledi. Duvar diye bir şey kalmamıştı. Acısı gün yüzündeydi. Selin acımasızca bağırmaya devam etti. “Benim için geç kaldın, sevdiğini geç fark ettin beni kaybettin. Masal’ı da abinin kollarında bulacaksın Ay…” derken iğrençliğini susturmak için suratına tokadı geçirdim. İnsanda kusma isteği uyandıran cümleleriyle Ayaz’ı daha fazla üzmesine izin veremezdim.

Selin’in başı sağa dönerken bununla yetinmeyip onu ittirdim. “Kes sesini Selin! Senin zayıflık dediğin sevmek mi? Sevdiğin için değişmek mi? Ha? Zayıflık, senin burada altından kalkamadığın bir şey için karşındakinin canını yakarak üste çıkmaya çalışman. Zayıflık senin Atalay’ı gerçekten sevdiğini düşünmene rağmen erkek kardeşine rol yapıp onunla beraber olman. Ne kadar alçak bir yerde durduğunun farkında bile değilsin.” Sinirden söylediğim sözler salonda yankılandı. Selin şaşkınca yanağını tutuyor, söylediğim sözlerin altından kalkmaya çalışıyordu. Herkes şaşkındı. Ben de şaşkındım. Ayaz’a bakmıyordum çünkü yüzündeki o acı çeken ifadeye alışkın değildim.

Selin, “Seni sürtük,” deyip elini bana vurmak için kaldırdığında bir el bileğini tutup büktü ve ittirdi. Selin gerilerken Ayaz, “Bu sefer değil Selin,” diye bağırdı. Kendisinin canını yakmasına izin vermişti senelerdir, bugün de tüm o çirkin laflarını kesmeden dinlemişti ama söz konusu ben olduğumda “bu sefer değil” diyordu. Bileğimden tuttuğu gibi beni evin çıkışına çekiştirmeye başladı. Kasları gergindi ve bileğimi tutan eli sıcaktı. Çıkarken zar zor onun ve benim montumu alabilmiştim. Arkamızda bıraktığımız kapıyı sertçe kapattı. Bileğimdeki eli canımı acıtsa da ses çıkarmıyordum. Şu anda üzgündü ve canının bileğimden çok acıyor olduğuna emindim.

Bana baktıktan sonra bileğim yüzünden buruşturduğum yüzümü görüp elini yavaşça bileğimden aşağı elime kaydırdı ve tuttu. Cebinden anahtarı çıkarıp düğmeye bastı ve arabanın kilit sesi boş sokakta yankılandı. Şimdi ne olacak bilmiyordum. Ayaz’ın eli elimi sımsıkı tutuyordu. Selin’le bir nevi ayrılmışlardı. Sevinmem mi gerekiyordu bilmiyordum ama Ayaz için üzülüyordum. Tabii bu gecenin bir dönüm noktası olacağından da haberdar değildim.

538

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!