BY -15-
“Biliyor musun çok pis koşarım,” diye şansımı denedim kollarını birleştirmiş on-on beş adım uzağımda bana bakan uyuz Ayaz’a. Yaramazca sırıttı. “Ben de çok pis yakalarım.”
“Aslancıklar çok hızlı koşarmış biliyorum.”
Alayıma gözlerini devirdi. “Yakaladığımda ‘aslancık’ı göreceksin sen.”
“Önce arkandaki Selin’i yakala sen.” Ayaz kaşlarını kaldırıp arkasına bakarken kızlar tuvaletine doğru koşmaya başladım. O da yalan attığımı fark edip arkamdan koşmaya başladığında, küfredip kızlar tuvaletinin kapısına abandım. Ekşına bak hele. Arkama baktığımda neredeyse beni yakalayacak olduğunu görüp çığlık attım ve elinden son anda kaçıp tuvalete girdim. Elimi kalbime koyup nefesimi dışarı üflerken Ayaz’la göz göze gelince sırıttım.
“Oraya giremeyeceğimi mi sanıyorsun?” dediğinde sinsice sırıttım. “Gir. Bütün sene boyunca dilime düşersin. “Playboy Ayaz Barkın kızlar tuvaletinde ne arıyor?” diye dalga geçip ardından da kahkaha attım.
“Ne aradığımın cevabı sorunun içinde yok mu zaten?” dediğinde gülüşüm yavaşça silindi. Gözlerimi kısarak baktım. Yüzüne kapıyı kapattığımda birkaç saniye sonra tekrar açtı ve sinirden gülüşü dudağını yalayarak durdurmaya çalıştı. Onu kandırdığım aklıma gelince sırıttım.
“Demek ki yalan söyleyebiliyormuşum,” dedim ona dil çıkardıktan hemen sonra. “Uzağımdaki hayvanların yüz ifadelerini çıkaramıyorum, kusura bakma,” dediğinde “Tabii dibindeki aynaya bakıp ifade çıkarmaya alışmışsın,” diye cevabı yapıştırdım. Beni, Ayaz’ın lafından sonra suratına beş saniye boyunca laf bulmak için baktırmayan Allah için bugün ne yapmıştım?
“Senin aksine ben aynaya baktığımda seksi, yakışıklı, akıllı, zengin bir adam görüyorum.” Çok mütevazı değil mi sizce de?
“Adam mı? Sen mi?” deyip kahkaha attığımda bozulmak yerine sırıtarak ellerini kapı kenarlarına yasladı. “Diğer saydıklarımı kabul ediyorsun yani?”
“İltifat edeceğim son insansın ya da dur. İnsan mı dedim ben sana?” deyip sırıttım. Ay bugün bir hoştum yahu! Formumdaydım. Tabii bugün olduğu gibi sabah kahvaltıda yumurta yemek zorunda olmayınca hayat güzeldi. “Sen illa oradan çıkacaksın,” diye tehdit ettiğinde oflayıp tek omzumu duvara yasladım.
“Çıkana kadar orada beklemeyi mi düşünüyorsun?” Başıyla onayladı. Pis pis sırıttım. “Ya tuvaletin gelirse?” deyip arkamdaki tuvalet kabinlerini gösterdim. “Bak ben hazırlıklıyım,” diye de ekledim, sanki tek önemli olan şey çişimmiş gibi.
“Ya karnın acıkırsa?” Omuz silktim. “Sen de yemek yiyemeyeceksin. Gittiğin an kaçarım,” dediğimde tek kaşını kaldırıp sırıttı. “Buraya ızbandut dikerim.”
Dudağımı ısırdım. Mantıklı çocuk seni. Aklı böyle şeylerde zehir mübarek.
“Kimsenin senin kadar öküz olmadığını göz önünde tutarsak, çocuk kaçmaya çalıştığımda beni omzuna atacak değil ya.” Sadece kendime güvence vermeye çalışıyordum. Sizin de karşınızda kas yığını bir çocuk sizi gebertmek için bekliyor olsa ne yapardınız? “Uykum geldi,” deyip kendimi yere atmama az kalmıştı.
“Ufak bir tehditle çözülmeyen bir sorun yok kedicik,” dediğin- de yüzümü buruşturdum. “Ay senin kediciğini,” diye homurdandım. Böylelikle güvencem de gitmişti. Tehdit söz konusu olunca Ayaz da fena değildi hani. Eğer tehdit etmek yerine para verseydi kendi kendimi teslim ederdim. Bu seçeneği bir düşünmeliydi.
“Ya hem ben sana her gün hakaret ediyorum. Şimdi niye takıldın?” diye tısladığımda sırıtarak omuz silkti. “Bu sefer uyarmıştım.”
“Türkiye’ye savaş açacak yabancı ülke başkanısın sanki. Uyarmıştımmış.”
“Bana gavur demeye mi getirdin?” dediğinde güldüm. “Nerenden anlıyorsun?”
“Kusura bakma. Bacaklarını keserken ilgimi söylediklerine veremiyorum,” dediğinde dehşetle ona baktım. Oysa kendine yakışan bir şekilde pis pis bakıyordu.
“Çıkmıyorum be dışarı,” diye homurdandım ve birkaç adım sağa gidip göz hizasından çıktım. Aynaya baktım. Aynaya bakana kadar sırıttığımın farkında bile değildim. Ayaz’ın yanındaki halime şaşkınlıkla gözlerimi kırpıştırdım.
“Hadi güzel olsan anlayacağım da senin neyine beş dakika aynaya bakmak,” diye homurdanan Ayaz’a gözlerimi devirdim. Aklıma gelen fikirle gözlerim ampule döndü. Karşısına geçip göz hizasına girdim.
“Üzgünüm bunu yapmak zorundayım,” dediğimde tek kaşını kaldırdı. Sonra sırıtıp “Hayatımı tuvalette geçirmek zorunda kalmamak için” diye de ekleyip arkamda kovadaki suyu yüzüne attım. O şok olmuş bir halde suyla birlikte ıslanıp gerilerken, korku filmlerindeki kötü kadın kahkahası atarak tuvaletten çıkıp koşmaya başladım. “Belan oldum Masal!” diye bağıran Ayaz’ı olabildiğince umursamamaya çalışıyordum. Merdivenlerden inip bodrum katındaki müzik sınıfına doğru koşturdum. Odalardan birine saklanabilirsem belki bulamazdı. Tamam, bulamaması için üç Kulhü bir Elham okuyacaktım. Göt korkusu. Gürültülü bir şekilde kapıyı açıp ardımdan kapattım. Girişte grup çalışması yapanlar bana ters ters baksa da umursamadan odaların olduğu koridora koşturdum. Bir kedi varmış, ona kadar sayarmış. Yok, yüze kadar sayarmış. Kedi nasıl sayıyor az bir konuşalım mı, mantık? Oflayıp saymadan bir odaya girdim. Kullanılmayan müzik aletleriyle dolu bir odaydı ve müzik aletlerinden kalan kısmına anca ben sığıyordum. Ayaz gelse de giremezdi yani. Nihaha.
“Nereye gitti?” Dışarıdan gelen Ayaz’ın sesiyle nefesimi tuttum. Tabii o grubun beni ispikleyebileceğini hesaba katmamıştım. Elim kapının kulpuna gitti. Korku filmi çekiyoruz sanki… Öyle bir ekşın.
Kapının kulpu indiğinde çığlık atıp kapıya abandım. “Buldum seni,” dediğinde tedirgince güldüm ve şansımı denedim. “Tamam, hadi şimdi de sen saklan.”
Gülerek kapıyı tekrar açmaya çalıştığında, “Hadi bak ona kadar sayıyorum çabuk!” diye bağırdım. “Masal aç şu kapıyı.”
“Asla. Bu kapıyı açman için önce beni çiğnemen lazım,” diye saçmaladığımda kapının ardından gülüşü kulağıma geldi. Sadece bir an için aramızdaki kapıya lanet ettim. Onun gülüşünü izlemek dünyanın yedi harikasından birini izlemek gibi bir şeydi.
“Tamam, ben de onu istiyorum zaten,” dediğinde homurdandım. “O çocuklar hemen beni ispikledi değil mi? Hepinizin canı cehenneme. Açmıyorum kapıyı. Burada memnunum ben. Gelip de havasını bozma.”
“Öğleden sonra müzik ve yaycılık dersi var, kedicik. İstesen de istemesen de benimle görüşmek zorunda kalacaksın.”
“Ya her hafta ekiyorsun dersi zaten. Bu hafta da ek. Git Selin’le dolaş hatta. Git öl falan.”
Yine güldü. “Senin götün bayağı tutuşmuş,” dediğinde dişlerimi gıcırdattım ve küçük odanın içindeki yığılmış müzik aletlerine baktım. Şu gitar tam Ayaz’ın başında parçalamalıktı. “Bence benimle iyi geçin Ayaz. Burada asıl senin ırzına geçmem için yardımcı olacak çok şey var.”
“Bir kapıyı aç da o zaman bakarız,” dediğinde ofladım. “Açmıyorum.”
“Ufacık bir zorlamamla kolayca kapıyı açabileceğimi biliyorsun değil mi?” dedi. Dudağımı büzdüm. “Bunu düşünmemeye çalışıyorum,” diye mırıldandım.
Kapıyı açmaya çalıştığında çığlık atıp engel olmaya çalıştım ama dediği gibi kolayca kapıyı açıp içeri girdi. “Yer yok pislik. Çıksana dışarı.”
Beni takmadan kapıyı kapatırken omzuna birkaç kez dokunup, “Pardon, çıkabilir miyim? Acelem var da,” diye tekrar şansımı denediğimde sırıtarak bana döndü. “Şimdi gelelim belan olmam konusuna,” dediğinde gitarla aramdaki mesafeye baktım. Uzansam tutardım. Zaten dibimde olan Ayaz bana bir adım attığında telaşlanıp geriye kaçtım ama ayağımın dibindeki kemana takıldım. İşte bu yüzden piyano çalıyorum arkadaşlar. Hiç değilse ayağınızın takılmasına ve kaslı bir çocuğun sizi tutmak için kolunu belinize dolamasına sebep olmuyor.
Küçük odada beni tutmak için üstüme geldiğinde belimdeki kolu duvara çarptı. Kolunun ve göğsünün arasına sıkışmıştım. “Bıraksaydın da düşseydim. Hiç değilse şu intikam işini halletmiş olurdun.”
“Benim intikam için başka fikirlerim var.”
Alayla sırıttım. “Ooo. Düşünebiliyor muydun sen?” dediğimde belimdeki kolunu çekti ve sırtım duvara çarptı. Kollarını başımın iki yanından yaslayıp sırıtarak başını yana eğdi.
“Genellikle fiile geçiyorum. Düşüncede kalmak senin işin. Hani ırzıma geçmek için yardımcı olacak şeyler?” dediğinde gitarla bakıştım. Onunla ne hayaller kurmuştum ama şimdi uzağımda kalıyordu.
“Kafamda gitar mı parçalayacaktın?” dediğinde dehşet yüz ifadesine bakıp kıkırdadım. “Keman da olabilirdi. Parçalıyım da yeter.” Dudaklarını birbirine bastırıp güldü. Gülüşüm silinirken yutkundum. Bu hali güzel bir manzaraydı.
O da birden ciddileşip alnını alnıma yasladığında burunlarımızı birbirine sürttü. Biraz eğilse dudaklarımız değecekti. Şom ağzım batsın birden eğilmeye başlayınca duvarla bütünleşmeye çalıştım ama pek mümkünmüş gibi görünmüyordu. Dudaklarım benden habersiz aralanırken neredeyse öpecek kadar yakınımda durdu.
Gözlerimi kaldırıp gözlerine baktığımda sırıttı. Mantığından uzaklaşmış bir şekilde öpmesini bekleyen beni yarı yolda bırakıp geriledi. “Bence bu yeterli bir intikam,” deyip sırıtarak odadan çıktı. Ardında bıraktığı hayal kırıklığının farkında değildi. Gözlerimi yumup elimle yüzümü kapattım. “Geri zekâlı!” diye bağırdım. Küçük odada sesim duvarlara çarparken neden böyle hissettiğimi bilmiyordum. Öpecek kadar yakınlaşmıştı ve hiçbir şey yapmamıştım. Sinir bütün hücrelerime yayılırken ayağa kalktım. Dudağımı ısırırken odadan çıktım ve kapıyı ardımdan sertçe kapattım. Ortalıklarda Ayaz ve öküzlüğü yok gibiydi. Müzik sınıfından çıkarken beni ispikleyen gruba hareket çektim. Neden bu kadar sinirlenmiştim bilmiyordum. Belki de kırılmıştım. Ağlarcasına oflayarak kütüphaneye çıktım. Birkaç hayvan kitabı okursam Ayaz’ı anlardım belki.
***
Bu sefer müzik ve yaycılık dersine Ayaz’ın aksine ben girmemiştim. Öğlen molasında da çıkmamıştım. Okulun bahçesine inerken formalarımı çantama sıkıştırdım. Bu hafta aptallık etmeyip yaycılık için yanıma kıyafet almıştım ama kader yine ibnelik yapmıştı. Almadığım zaman okul formasıyla amele gibi kalıyorum. Aldığım zamansa işime yaramıyordu. Belki derse girerim diye giymiştim ama sonum kütüphane olmuştu.
Bana çarparak geçen kız ardımdan, “Dikkat etsene!” diye bağırdığında gün boyunca taşıdığım sinirimle ona döndüm. “Sorunların mı var? Sen çarptın be bana salak.”
Muhtemelen sakin geçen gününe renk arayan klasik bir Son Lisesi öğrencisi olarak olay çıkarmak için bana doğru geldiğinde, güzel bir sinir atma yolu olduğu için ben de ona doğru ilerlemeye başladım ama belimden tutulup kaldırıldığımda anca salak salak bağırmakla kalmıştım.
Arkamdan tuttuğu için beni kimin kaldırdığını göremiyordum. Ama kaslı maslı bir şey olduğu kesindi. “Bıraksana beni be! Sapık mısın? Te Allah’ım hep mallarla karşılaşıyorum. Bırak beni!”
Dediğimin tam aksine beni bırakmayıp bahçeye doğru taşımaya başladı. “Çırpınma atarlı kız.” Ayaz’ın sesiyle sinirim katlanırken arkaya doğru tekme salladım. Kıymetlisine isabet ettirdiğimde acıyla inledi ve kolları gevşedi. Bundan istifade kollarından kurtulup kucağından indim ve ona döndüm.
“Bir daha bana dokunmaya kalkışma,” diye tıslayıp bahçeye çıktım. Çevredeki meraklı yüzlere de saldırmamak için kendimi zor tutuyordum. “Ne oluyoruz kızım ya?” Yanıma gelince kolumdan tutup beni durdurmaya çalışan Ayaz’dan kolumu sertçe çektim.
“Otobüse gidiyorum. Herkesin senin gibi BMW’su yok!” Bahçeden çıkıp durağa ilerlemeye başladım. Yine beni durdurdu. “Neyin var senin?” Bu sefer o da çıkışmıştı. Şirince gülümsedim. “Bu da benim intikamım,” dedikten sonra ilerlemeye devam ettim. Beni durdurup önüme geçti. Alayla sırıtıp, “Seni öpmediğim için mi kızgınsın? Güzelim istediğin o olsun,” deyip sırıtarak bana eğilmeye başladığında omzundan ittirdim. “Bana, Selin gibi bir sürtükmüşüm gibi davrandığın için kızgınım!” diye götümü yırtarcasına bağırdım.
Gözlerini kırpıştırdı. Sırıtışı silinmişti. Sonunda!
“Sana öyle davranmıyorum,” dedi bastırarak. “Bugün ilk defa öyle davrandın,” dedim sakince. Onun için küçük bir şey olsa da beni bırakıp gülerek gitmesi bana kendimi kötü hissettirmişti.
“Masal bak…” Devamını dinlemeden gelen ilk otobüse bindim. Akbili basarken “Akbilim yok. Borcum olsun,” deyip elini akbil tuttuğum elimin üstüne koyup ikinci kez kendisi için bastı. Tek kaşımı kaldırıp ona baktım. “İlerlesene ne görgüsüz kızsın, arkadan insanlar geliyor görmüyor musun?” Yapay azarlamasına sırıtacakken son anda kendimi durdurdum ve ilerlemeye başladım. Arkamdan gelirken, “Yeni nesil çok terbiyesiz olmuş,” diye mırıldanıyordu. Arkada boş bir yere oturduğumda yanıma oturmaya yeltendi ama çantamı koyduğum için homurdanarak arkama geçti. O arkaya geçtiğinde çantayı kaldırdım ve dışarı bakmaya başladım. Adamın biri otobüse yetişmek için yardırıyordu. Otobüs ilerlemeye başlayınca sırıttım. Yetişemedin gülüm.
Yanıma biri oturunca Ayaz sanıp kötü kötü bakarak döndüm ama benim yaşlarımda sarışın bir erkekti. Bana gülümseyince ben de gülümsedim. Omzumun üstünden çaktırmadan Ayaz’a baktığımda gözlerini kısarak bize kötü kötü baktığını görüp sessizce gülerek yine yola bakmaya başladım. “Son Lisesi’nde mi okuyorsun?”
Çocuğun bana sorduğu soruya cevap verecekken, “Birader sen arkaya geçsene,” diyen Ayaz’ın sesini duyduğumda bakışlarım ona döndü. Çocuk, “Neden?” dediğinde, “Buraya çok güneş vuruyor,” deyip ayaklandı.
“Güneş vurmayan yerler de var önlerde,” dediğinde çocuğa kötü kötü baktı. “Kalk oradan belanı si...” derken benimle göz göze geldi. Sonra boğazını temizleyip yine çocuğa döndü. “Ayağım sakat. Yürüyemem şimdi önlere. Hadi müslüman ol da insafa gel, haydi,” deyip çocuğu yakasından tuttuğu gibi kaldırdı. Çocuk ilerleyen otobüste dengesini bulmaya çalışırken ay yürüyüşü yapıyor gibiydi. Güldüm. Ayaz yanıma oturduğunda hemen ciddi bir yüz ifadesi takındım.
Önlerdeki boş yerlere baktım. Pislik Ayaz’ın yanında oturmaktan iyiydi. Ayaklandığımda bana tip tip baktı. “Nereye?” “Önlere güneş vurmuyor dedi çocuk. Ben de öne gideceğim,” dediğimde ellerini bacaklarının üzerinde birbirine kavuşturup şirince sırıttı. “Gitsene.”
Birkaç kez Ayaz’ı aşıp aradan çıkmak için çabalasam da sadece hareketsiz durarak engel oluyordu. Üzerinden de atlamayacaksam buradan çıkmamın bir yolu yoktu. Sinirle geri oturduktan sonra, “Bari doğru düzgün bahane bul,” dediğimde sırıttı ve arkasına yaslandı. Güneş vuruyor, deyip adam kaldırmak neydi ya?
“Dâhi zekâmı fazla zorlamadım,” dediğinde başımı ona çevirdim. “Sen? Dâhilik?” O da bana döndü ve gözlerini devirdi. “Ha- ha çok komik,” diye homurdandı. Bir süre konuşmadık. Gerçekten beni öpmeye çalıştığında kızdığım çocuk beni öpmedi diye kızmıştım ve buna mantıklı bir açıklama bulamıyordum ama içimdeki kırıklık başka bir şekilde davranmama engel oluyordu ve bu davranışlarım Ayaz’ın gözündeki “Masal benden hoşlanıyor” düşüncesine katkı sağlıyordu. Belki de öpmesini istediğimi bilmediği için yapmamıştı çünkü buna kızdığımı fark edince şaşırmış, istiyorsan deyip beni öpmeye çalışmıştı. Beni öpmemesinin tek engelinin istemediğimi düşünmesi olduğunu fark ettiğimde derin bir nefes aldım. Oysa şimdi tepkilerime engel olamadığım için onu öpmek istediğimi düşünüyordu. Aferin Masal. Belki iyice anlamamıştır, çocuğa “beni öpsene ya” falan da de.
“Otobüsün başında durduğumda yapılan frenle kendimi sonunda bulduğumdan beri otobüse binmiyordum.”
Beklemediğim bir anda ettiği itirafa güldükten sonra, “Kaç yaşındaydın?” dedim. “Yedi.”
“Yedin de aynı yetmişin de. Bir zekileşmiyorsun,” diye küçümsedim. “Otuz yaşında yetişkin bir kadın olduğunda bile çekiciliğin yanından geçemeyeceksin.”
“Orasını kocam düşünsün. Sana ne?”
“Cidden kocan olacağını falan mı düşünüyorsun? Bence evde kalacaksın.” Parmağımı alnında şaklattım. Alnını ovuştururken sırıttı. “Bunu bir çeşit ‘bence de’ olarak algılıyorum,” dediğinde, “Bence ‘Kafanı kopartmamak için zorlanıyorum Ayaz’ olarak algıla.”
Ukalaca bana döndü. “‘Dudaklarına yapışmamak için zorlanıyorum Ayaz’ olmasın o?” diye dalga geçtiğinde yüzümü buruştursam da biraz önceki düşüncelerim kanıtlanmıştı. “Çorabımla öpüşmeyi yeğlerim,” diye ölümüne kadar inkâr ettim. “Bu arada çorabın çok seksi,” deyip güldüğünde ayağımı uzatıp çorabıma baktım ve güldüm. Siyah spor ayakkabılarımın saklayamadığı pembe kedili çorabım resmen pis pis sırıtıyordu. “Kedicik,” diye dalga geçtiğinde, “Aslanlısını da alıp giyeceğim,” dedikten sonra kendi kendime güldüm. “Ayağımın altında olacaksın.”
“Bütün aslan içerikli çorapları satın alıp yakacağım,” dediğinde bunu gerçekten yapabilecek olmasına şaşırmak yerine, çorapçıların ne kadar kazanacağını düşünmüştüm. Bu da manyaklığına neden şaşırmadığımı açıklıyordu zaten. Ben de manyaktım. Güldükten sonra, “Sanki senin çorabın çok cool,” deyip siyah okul pantolonun altına giydiği siyah spor ayakkabılarına baktım. Adamın ayakkabısı bile havalıydı. Kenarından gözüken çorabı siyahtı ve düz renkti. Gözlerimi devirdim. Şu adamın üzerine sulu boya dökmek istiyordum. Bu kadar karanlık olamazdı.
“Kedili çoraptan daha havalı olduğu kesin.” Gülüp, “Bence de,” diye kabul ettim.
Sonra ona dönüp sırtımı otobüsün camına yasladım. “Bana seni affedip affetmediğimi sormayacak mısın?”
O da bana dönüp omuz silkti. “Eğer affetmemiş olsaydın önlere geçmek için ayaklandığında seni durduramazdım.”
Ona tip tip baktığımda sırıttı. “Seni senden daha iyi tanıyorum.” Kaşlarımı kaldırdım. “Sözde sen de tanıyacaktın.”
“Takılıyoruz işte,” deyip kolumla koluna vurup kıkırdadım. “Otobüste?” dediğinde başımla onayladım. Sırıttı. “Çok romantik bir ortam,” deyip ön tarafta çok ağladığı için altı yaşlarındaki çocuğunu susturmaya çalışan kadına baktı. Güldüm. “Romantik bir ortam istediğini bilmiyordum.”
Bana döndü. “Böyle bir ortam istemediğim kesin,” deyip konuyu değiştirdi. “Seni hiç elinde çiçek ve büyük bir oyuncak ayıyla kapımda hayal edemiyorum.”
“Genelde beni hep çıplak hayal ettiğinden olabilir.” Bizim evin sokağındaki durağa geldiğimizde derin bir nefes alıp ayaklandım. “Seni başınla vücudun ayrılmış olarak hayal ediyorum,” diye homurdandım. O da kalkıp arkamdan kapıya doğru ilerlemeye başladı. Kulağıma eğilip, “Orada da çıplak mıyım?” dediğinde oflayıp dirseğimi karnına geçirdim. Gülerek arkamdan otobüsten indi. Bizim eve doğru ilerlemeye başladım.
“Atalay’la bugün ne yapacaksınız?” Tarih sınavına çalışmaya çalışacağız, diyemedim tabii.
“Sana ne?”
“Biz de Selin’le size katılırız belki,” deyip ellerini pantolonunun ceplerine soktu. “Aman diyeyim. O kızla beni karşı karşıya getirme.”
Pis pis sırıtıp “Çirkin olduğun mu aklına geliyor?” dediğinde ukalalığım tuttu ve ona tip tip baktım. “Selin’den daha güzelim.”
“Ben de Atalay’dan daha yakışıklıyım.”
“Yani Selin’den güzel olduğumu kabul ediyorsun?” deyip sırıttığımda aynı şekilde sırıttı. “Yani Atalay’dan yakışıklı olduğumu kabul ediyorsun?”
“Her şey yakışıklılıkta bitmiyor,” deyip adımlarımı hızlandırdım.
“Her şey güzellikte de bitmiyor.” Göz ucuyla ona baktım.
Fazla mı uyuzdu?
“Affedersin ama sürtüklükte mi bitiyor?” diye tısladım. “Affetmesen de önemli değil ama şerefsizlikte mi bitiyor?” dediğinde sinirle inleyip olduğum yerde durdum. O da durup sırıtarak karşımda dikildi. “Bir daha söylediğimi tekrar edersen kafanı asfalta sürer, kıvılcım çıkarırım.” Bağırışım yankılanırken eliyle önüme gelen saçımı kulağımın arkasına sıkıştırdı.
“En azından yapmaya çalışacağını düşünmediğimden değil de...” deyip gözlerime baktığında sorarcasına baktım. “Bu küçük beyinden bu şeyler nasıl geçiyor?” dediğinde oflayıp saçımdaki eline sertçe vurdum ve eve ilerlemeye devam ettim. Gülerek yanıma yetişti.
“Uyuz olmaya bayılıyorsun değil mi?”
“Sadece senin yanında,” dediğinde gözlerimi devirip sırıttım. “Ben de kedicik olmaya bayılıyorum,” dediğimde, “Biliyorum,” dedi sırıtarak. Önüne baktığı için beni göremiyordu. Olduğum yerde durup biraz ilerlemesini izledim. “O yüzden bunu yapacağım,” dediğimde benim olduğumu sandığı tarafa baktı. Beni göremediğinde diğer tarafına baktı. O beni ararken gülerek ona doğru koştum ve sırtına atladım. Kulağına gülerek, “Ben de sadece senin yanında,” dediğimde gülüp beline sardığım bacaklarımı tuttu ve sırtından da düşme tehlikesi yaşayıp götümün tutuşmasına gerek bırakmadı.
“Sakın beni düşüreyim deme.”
“Uyuz olduğumu düşünürsek bunu yapmalıyım,” dediğinde gülerek kollarımı boynuna doladım ve bırakmazcasına sıktım. “Kafanı da beraberimde götürürüm,” diye tehdit ettiğimde, “Ona gerek kalmayacak bence,” dedi boğuk sesiyle. Çok sıktığımı fark edip biraz gevşettiğinde, “Bu daha iyi,” dedi. Güldüm. Yürümeye başladı. E haliyle sırtında da ben. “Yanımızdan geçenlerden ‘nereden kaçmış bunlar?’ bakışı alıyoruz.”
“Biraz daha insan gibi gözükseydin böyle bakmazlardı,” dediğinde gülüp, “Yine boğazını sıkmamı istemiyorsan sus,” dedim.
Birden sarsılıp düşme korkusuyla çığlık attığımda Ayaz gülmeye başladı. Düşüyor gibi yapmıştı mal. “Senin benimle ne sorunun var?” dedim saçlarını karıştırırken.
“Uyuzum. Unuttun mu?” dediğinde, “Zac Efron olsaydın daha iyiydi,” diye homurdandım. Cidden o çocuğun gözleri neydi öyle ya? Gel de yürüme.
“Yeter lan, her gün başka çocuk çıkarıyorsun başıma,” dediğinde kıkırdadım. “Ben senin gibi tek ayar değilim. Selin Selin deyip durmuyorum.” Sesimi “Selin, Selin” derken kalınlaştırmıştım. Şu anda kafasıyla ya da omzunun üstünden ilerisiyle bakışsam da gözünü devirdiğinden neredeyse emindim.
“Ben bir tek isim söylüyorum şerefsiz oluyorum sen her gün başka isim söylüyorsun, laf ettiğimde omzuma vuruyorsun. Adalet?”
“Şerefsiz değilim mi diyorsun sen? Bak bunun sonunda yalandan yamulmak var. Belki tipin düzelir ama çarpılmanı istemem. Sırtındayım sonuçta yere düşmek istemiyorum.”
“Bu tip daha da düzelse sen benim sırtımda değil, ayağımda olursun hayranlıktan,” diye ukalalaştı. “Gerçi şimdiden olman gerek aslında da. Malın tekisin,” dediğinde gözlerimi devirdim. “İltifatın için sağ ol,” diye homurdandım. Apartmanın önüne geldiğimizde sırtından indim ve zili çaldım.
“Güzel bir araçsın.” Tek kaşını kaldırdı. “Bunu iltifat olarak mı algılayayım?” dedi. Dudağımı büzüp düşündükten sonra omuz silktim. “Sana resmen araba dedim.”
Sırıtışı eşliğinde yakasını düzeltti. “Ferrari,” dediğinde havasını bozmak için saçını karıştırıp güldüm. “Bence Şahin,” derken açılan kapıyı ittirip apartmana girdim. Ayaz da arkamdan girmek için yeltendiğinde onu durdurdum.
“Bilirsin. Atalay’la buluşacağım, hazırlanmam lazım. Güzel gözükme işleri falan,” dedim sırıtarak. Kapıya yaslandı. “Beni eve almamanın annenin evde olmasıyla alakası yok yani?” Gözlerimi kıstım. “Evde olmasa alacak mıydım sanıyorsun?”
Omuz silkti. “Almıştın. Hatta görmemem gereken şeyler görmüştüm,” deyip muzipçe sırıttı. O günden sonra daha da toplu olmaya karar verdim, diyemeyeceğim ama yeterli çözümü bulmuştum. Kıyafet topluluğu yatağımın üstünde değil, dolabın yanındaki masamın üstündeydi ve kapıdan bakan artık göremezdi.
“Zorla girdin eve.”
“Pansuman yapacağım ayağıyla kaslarımı okşarken hiç zorlanıyormuş gibi değildin.” Pis sırıtışına ters ters baktım.
“Yürü git şuradan Ayaz,” diye tısladım. “Tabii ama önce...” deyip birden yanağımı öpünce olduğum yerde mıhlandım. Geri çekildiğinde tatlı tatlı sırıtıyordu. “Seni var ya...” deyip vurmaya kalkıştığımda kaçtı. Gülerek eve çıktım.
Asansörde üst kat komşumuz Hayriye Teyze’yle karşılaşmıştım. Her ne kadar dersleri soracağını bildiğimden kaçmak istesem de bir kere gördüğünde bırakmıyordu moruk. Beni de asansöre çekip önce bizim kata, sonra kendi katına bastı. “Kapıdaki çocuk kimdi kız?”
“Ciddi mi?” diye ona baktım. Dersleri sormasını yeğlerdim. “Arkadaşım.” Sesimin kısık çıktığını fark ettiğimde sesimi temizleyip tekrarladım. Bana bilmiş bilmiş baktı. “Düğün ne zaman?”
Gözlerim irice açılırken, “Saçmalama Hayriye Teyze. Arkadaşım diyorum,” dediğimde burun kıvırdı. “Desene evde kaldın. Benim en büyük oğlumun bir çocuğu var senin yaşlarında. Oturun konuşun siz çağırayım da...”
“Yok artık,” diye mırıldandım. “İyi günler Hayriye Teyzeciğim,” diye bastırıp asansörden indim ve eve girdim. Yemin ediyorum bu kadın yüzünden kaç kez anneme evi değiştirmek için savaş açmıştım. Hâlâ bu kadının laflarına katlandığımı gördüğünüze göre savaşı kaybettiğimi de fark etmişsinizdir.
***
Kafeye girerken kot çantamı omzuma astım. Atalay bir masanın yanında durup sandalyemi çekince gülümseyerek oturdum. Not:1- Ayaz gibi öküz değil.
Şu not saçmalaması Hande’nin başından çıkmıştı. Benim için ideal eş arıyordu. O da Hayriye Teyze’ye benzedi iyice.
“Ee. Tarih kitapları?”
“Çantamdalar ama bence orada iyiler,” dedim. Gülüp, “Yarın sınavın yok muydu?” dediğinde, “Çok hatırlamak istediğim bir gerçek değil,” diye mırıldandım. Arkasına yaslayıp gülümsedi.
“Ayaz’la nasıl gidiyor?”
Not: 2- Meraklı.
Birbirimize vurduğumuz, laf soktuğumuz anlar gözümden geçerken sırıttım. “Yılın en iyi çifti olmadığımız kesin.”
“Birbirinizden hoşlanıyorsunuz,” dediğinde kaşlarımı kaldırdım. “O gün seni eve bıraktıktan sonra eve döndüğümde bana saldırıp seninle takılmamam konusunda uzun bir konuşma yaptı.”
Gülüp çevreye bakınırken Ayaz’la göz göze gelince çevirdiğim bakışımı yine ona döndürdüm. Burada ne işi vardı?
“Bugün de bir konuşma yapacakmış gibi görünüyor,” dediğimde Atalay da baktığım yöne baktı. Bizden sadece bir masa yanımızda, bir masa önümüzdeydi. Kısaca dâhi aklımla anlatırsam, çaprazımızdaydı.
“Hiç değilse o hoşlanıyor,” dediğinde Atalay’a döndüm. “Selin’i seviyor. Ben eminim,” dediğimde başını onaylamazca sallarken gülümsedi. “Hep Ayaz’ın hislerinden konuşuyoruz. Peki ya sen?”
Not: 3- Sormaması gereken soruları sormak konusunda şahane.
Kaçmak istercesine yine Ayaz’a baktım. Bize kötü kötü bakıyordu. Ağzımı oynatarak “defol git” dediğimde eliyle nah dercesine hareket çekti. Gözlerimi devirip Atalay’a döndüm.
“Hoşlanmıyorum.”
Tek kaşını kaldırdığında güldüm. “İnan bana.”
Garson geldiğinde ikimiz de tatlı istedik. Dönüp Ayaz’a baktığımda gelen garsona başka bir şey istemediğini büyük bir çaba ile anlatmaya çalışıyordu. En sonunda menüyü geri verdi ve “Siktirip gider misin?” dedi. Gülmeye başladım. Atalay bana sorarcasına baktığında Ayaz’ı gösterdim. Atalay da sırıttı.
“Bir de hoşlanmıyorum demez misin?”
Not: 4- Zeki.
Sırf konu değişsin diye tarih kitabını çıkardım. “İlk iki konu çıkacakmış. Ama iki konunun içinde bir benim hayatım yok mübarek,” diye sızlandığımda sırıttı ve kitabı eline alıp konuları inceledi.
“O okuldan atıldığım için şükrediyorum,” dediğinde ağzım irice açıldı.
“Bizim okulda mıydın? Atılanların gittiği okuldan atıldın yani?”
“Kulağa gelince pek de güzel durmuyor,” dediğinde “Neden atıldın?” dedim merakla.
Omuz silkti. “Duymak isteyeceğini sanmam.” Yüzümü buruşturdum. Fesat tarafım hemen kendini göstermişti. Garson tatlıları koyarken Ayaz’a baktım. Elinde telefonu sinirle çevirip duruyordu. Iphone lan o. Yine Atalay’a döndüm.
“Tatlıyı sen önerdin ama... Zehirlenmem değil mi?” dediğimde sırıttı. “Yarın tarih sınavın olduğunu düşünürsek zehirlenmen pek kötü bir fikir değil bence,” dedi. Güldüm.
Not: 5- İyi bir örnek.
“O zaman bunun daha zehirlisi varsa… Lütfen,” deyip menüyü ona uzattım. Gülerek elimden alıp kenara koydu. Ayaz’a baktığımda hemen arkasında Selin’in olduğunu gördüm. Bütün kaslarım kasılırken Selin’in Ayaz’a arkadan sarılmasını ve sonra gülerek onu öpmesini izledim. Aile var lan burada.
Ayaz fazla uzatmadan kafasını çekti ve Selin biraz asılan suratıyla sandalyeye oturdu. Sonra tekrar neşelenip bir şeyler söyledi. Ayaz oraya döndüğünde sırıttı. Bir şey söylediğinde Selin kahkaha attı. Ayaz birden bizim olduğumuz tarafa döndüğünde göz göze geldik. Kaşlarını indirip kaldırdı ve pis pis sırıttı. Oflayarak önüme döndüm. Yakalamıştı beni. Ve ayrıca beni kıskandırmak için uğraşıyordu.
“Onun burada ne işi var?”
Omuz silkti. “Ayaz çağırmış görünüşe göre.”
“Selin onun istediği her yere geliyor mu?”
Suyunu içtikten sonra, “Selin elinde iki kardeşten birini tutmaya çalışıyor. Benden ümidi kesmeye başladığında Ayaz’a döndü. Ayaz da ondan sana döndüğü için şu anda fazla tedirgin,” dedi. Yine Ayazların olduğunu yöne döndüm. Selin’in Ayaz’a döndüğü kesindi. Ayaz’sa bizim masaya bakıyordu. Selin elini Ayaz’ın eline koyduğunda ona döndü. Selin gülümseyerek bir şey söyledi. Ayaz’ın dudağı kıvrıldı ama gülümsemedi. Yumuşak yüz hatlarını gördüğüm kadarıyla sadece ona gösteriyordu. Söylediklerini dinlemeye çalıştım.
Selin akşam bir şeyler yapmaları hakkında falan konuşuyordu. Ayaz da ona uyacağından bahsediyordu. Sonra Selin gülerek, “Bu gece kopacağız!” dedi ve Ayaz’a sarıldı. Gözlerimi devirdim. “Kafan kopsun inşallah,” diye homurdandım.
Atalay güldüğünde ona döndüm. “Tatlına dokunmadın. Tarih kitabına da. Sonra ‘hoşlanmıyorum’ diyorsun.”
Not:6- Sherlock Holmes çakması.
“Erkek kardeşin hoşlanmak isteyeceğim türden biri değil.” Onların masasına bakmamak için direniyordum.
“Evet, piçin teki,” dediğinde güldüm. Umut’u anımsamıştım. “Ama onu Selin bu hale getirdi. Sırf Selin’e sahip olabilmek için hiç düşünmeden değişti o da.”
“Selin seni değiştiremediği için mi Ayaz’la sevgili?” Başıyla onayladı. “Ben onun gibileriyle ilgilenmiyorum.”
“Peki Ayaz mal mı? Yani görmüyor mu kızın ne olduğunu?” Tamam, bu sorunun cevabını biliyordum: Ayaz maldı. Buruk bir şekilde gülümsedi. “O hâlâ şimdiki Selin’in içinde, çocukken tanıdığı Selin’den bir parça olduğunu umut ediyor.”
“Üç yıldır seviyorum demişti,” dediğimde “Üç yıldır kendine itiraf ediyor,” diye düzeltti. “Çok cesaretli gibi gözükse de aşkta senden benden utangaç. İtiraf etmesi çok uzun zamanını aldı,” dediğinde dudağımı ısırdım.
“Benden hoşlansa bile sadece hoşlanıyor. Hoşlandığı için çocukluk aşkını bırakamaz değil mi?” Sadece moralimi bozmaktan başka boka yaramıyordum. Tarih sınavına çalışmak bile şu anki konudan daha cazipti. Düşünün artık.
“Büyük sonuçlar için küçük fedakârlıklar yapması gerekiyor.”
“Sanırım sen akıllı olansın,” dediğimde gülüştük. “Ayaz’sa uyuz olan,” dedim sonra. Onların masasına baktım ve Ayaz’la yine göz göze geldik. Selin ona bir şeyler anlatıyordu neşeyle ama Ayaz’ın pek taktığı söylenemezdi. Oh olsun. Sürtük.
Atalay elini elimin üstüne koyunca ona döndüm. “Kendi hoşlanmanı gizlemeye çalışmak yerine onun hoşlanmasına yoğunlaşsan ne demek istediğimi anlayacaksın,” dedi. Derin bir nefes aldım. Tam konuşmak için ağzımı açmıştım ki kolumdan sertçe çekilince laf ağzımda kaldı ve sert bir göğse çarptım. Tabii ki Ayaz. Başka kim böyle camışça çekebilir?
“Kardeşim ne yapıyorsun?” dedi Atalay sabırla.
“Git kendine içecek falan al Atalay. Buradaki garsonlar satmak için çok hevesli zaten. Masal’ı eve ben bırakırım,” deyip beni çekiştirmeye başladı.
“Derdin ne senin?” diye bağırdım kafede bize bakanları umursamayarak. Beni erkekler tuvaletine çekip tek komutuyla boşalttıktan sonra bana döndü ve yakınlaştı. Ondan uzaklaşmak için yaslandığım duvardan öfke saçan gözlerine baktım. Bari kızlar tuvaletine çekeydin. Vicdansız.
“Asıl senin derdin ne?” diye bağırdı. Gözlerimi kırpıştırdım. Sonra sinirim yerine geldi ve duvarla arasından kurtulmaya çalıştım.
“Neyden bahsediyorsun? Atalay’a ayıp oldu bırakır mısın?” diye bağırdım ben de. Omzuna koyup ittirmeye çalıştığım ellerimi tutup da kenetlediğinde onu uzaklaştırmama engel olmuştu ki şayet hâlâ itebiliyor olsaydım da itmezdim. Ellerimi tutan ellerinin sıcaklığı vücuduma yayılırken gözlerimi kaçırmamaya çalıştım.
“Çekil şuradan!”
“Elini tuttu!” diye kükredi. Alayla güldükten sonra, “Seni öptü!” diye bağırdım ben de. Bir an tuvaleti sadece nefes alıp verişlerimiz doldurdu.
“Aynı şey değil,” dedi uzun zaman sonra. “Aynı şey değil tabii! O öptüğünde ben bir şey diyemiyorum ama Atalay elimi tuttuğunda sen güç gösterisi yapabiliyorsun!”
“Selin beni öptü! Ben karşılık vermedim.” Açıklama yapmasına şaşırmayı sonraya erteledim. Çünkü şu an yiyemediğim tatlının verdiği evlat acısını da eklersek cidden sinirliydim.
“Atalay elimi tuttu,” dedim ben de saçma açıklaması gibi. “Sen de çekmedin!” diye bağırdı.
“Çekmek zorunda mıyım ya? Hem sana ne kim benim elimi tutuyor kim bana yaklaşı...” derken lafımı bitiremedim.
Çünkü.
Ayaz.
Barkın.
Beni.
Öpmüştü.
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!