BY -13-
Arabadan dışarı bakıp güldüm. “Duman’ın konseri bir alışveriş merkezinde verdiğini sanmıyorum.”
Tek kaşını kaldırdı ve yüzüne o yaramaz sırıtışını yerleştirdi. “Üzerindeki bu ezik havadan kurtulman için buradayız,” deyip üzerimdekileri gösterdi. Üzerime bakıp, “Hangi okul forması havalı ki sanki?” diye homurdandım.
Arabadan inince bir daha “kapıyı açamıyorum” yalanına kanmayacağını bildiğimden ben de indim. Kapıyı sertçe kapattığımda bana döndü. “Arabama nazik davran,” dediğinde sırıtarak yanından geçerken, “Sahibine çok nazik davranıyorum ya,” dedim. Homurdanarak bana yetişti.
“Bir şey unutmadın mı?” dediğinde ona dönüp kaşlarımı kaldırdım. “Sana laf sokmadım,” dedim neşeyle. “Hatırlattığın için sağ ol,” deyip durdum ve onu da durdurdum.
Ellerimi iki yanda açtım. “Zamanında çok salak gördüm ama…” dedikten sonra işaretparmağımla onu gösterdim. “Tacı sana veriyorum.” Bu repliği Supernatural’dan çalmıştım. Hani şu çok tatlı ve benim “kocam olacaklar” listesinde ilk sıralarda yer alan Dean Winchester’ın söylediği bir replikti.
O da ellerini iki yanda açtı. “Zamanında çok hayvan gördüm ama...” deyip işaretparmağıyla beni gösterdi. “Tacı sana veriyorum.”
Gözlerimi devirip kollarımı belime doladım ve huysuzca, “Repliğimi çalıyorsun,” diye söylendim. Sırıttı ve dişleri dolunaydan daha fazla parladı. Bir an tüm sinirimi alıp götüreceğini düşünürken “Supernatural’dan çalıyorum,” deyip alışveriş merkezine ilerlemeye başladı. Ah, yakalanmıştım…
Oflamam gerekirken neşeyle arkasından ilerledim. “Supernatural mı izliyorsun? Senden anca Sihirli Annem falan beklerdim. Hem sen hani dizi izlemiyordun?”
Sorduğum sorularla bıkkınca oflayıp bana baygın baygın baktı. “Dizi izlemiyorum zaten.”
Tek kaşımı kaldırıp sırıttım. “Büyücü falan mısın oğlum? Nereden biliyorsun repliği?” Burnu burnuma değecek kadar yakınlaşıp sırıttı. “Kitap serisi odamın en önemli köşesinde. Diziden de haberdarım.”
O beni öyle şaşkın bırakıp alışveriş merkezine girerken bir süre öyle durdum. İç sesimle çekiştiğim iki soru vardı.
Neden bana yaklaştığında dibimden tır geçmiş gibi hissediyordum?
Ve…
“Sen kitap mı okuyorsun?” dedim şaşkınca yanına yetiştiğimde.
“Beni çağdışı bir şey mi sanıyorsun cidden?” Dudağımı büzdükten sonra güldüm. “Yok canım,” dediğimde durdu ve şaşkınlıkla bana döndü. Devamının geleceğine neredeyse emin olan bakışlarını boş çıkarmadım. “Salak bir şey sanıyorum…” diye devam ettiğimde derin bir nefes alıp tekrar yürümeye başladı ve ben de arkasından ilerledim. “…o yüzden kitap işi mantıklı gelmedi.” Gözlerini devirip elimden tuttu. “Unuttuğun şey buydu,” dediğinde ağzımı araladım ama konuşmama izin vermeden beni mağazaların birine sürükledi. “Biraz yavaşır mısın lütfen?” dediğimde gülüp, “Türkçen kaç senin?” dedi. Edebiyat dersim kaçtı lan benim? Sanırım 3’tü. Yok, geçen sene üçtü bu sene ilk dönem dörttü galiba. O da hocaya yaptığım yalakalıklarla.
Omzunun üstünden bana bakıp cidden düşündüğümü gördüğünde güldü. “Malsın,” dediğinde oflayıp elimi çekmeye çalıştım.
“Çektiğin an seni kucağıma alırım,” dediğinde ona gözlerimi kısarak baktım. Yürümeyi bırakmıştık zaten mağazanın ortasındaydık. “Kaçarım,” diye şansımı denediğimde sırıttı. Bu onun dilinde demek oluyor ki ‘Nah. Sıkıyorsa kaç ulan.’
Oflayıp onun kıyafetlere bakışını izledim. Bir kıyafeti alıp üstüme tuttuğunda askısı çeneme çarptığı için acıyla inledim. “Mızmızlanma...” diye mırıldandıktan sonra bir de uzağa tutup daha dikkatli baktı. “Bunu dene,” deyip bana vermeye kalkıştığında elimle ittirdim. “Hiç de bile. Askısı çeneme vurdu.” Derin bir nefes alıp sırıttı. “Bir kıyafete kin tutamazsın Masal.” Bunu sanki “yaşamak için nefes almalısın” dermiş gibi söylemişti.
Yaklaşıp “Bir hayvana tutuyorum ama,” deyip göz kırptım. Başını yana eğip sırıttı. “Mert’ten hoşlandığını sanıyordum,” dediğinde gözlerimi devirip elimi çekmeye çalıştım. “Kıyafet bakacağım aptal. Akşama kadar burada duramayız. Gidip önlerde yer kapmamız lazım,” dediğimde elimi zar zor bıraktı. Elimi tutmayı neden bu kadar seviyor ve istiyordu anlayamıyordum.
“Gidip de saçma bir şey seçme. Ayaz Barkın’ın yanında dolaşacaksın,” diye uyardıktan sonra kıyafetlere bakmaya devam etti. Arkasından taklidini yapmaya başladım. Elimi saçma hareketlere sokuyor ağzımı oynatıyordum. Birden, “Bak bu güzel,” deyip bana döndüğünde o halimi görüp gözlerini kırpıştırdı. Sonra gülüp kıyafeti başımdan sarkıttı. “İki dakika insan taklidi yapabildiğine sevindim. Şimdi git ve o kıyafeti dene,” dediğinde yakalanmışlığın verdiği ruh haliyle yüzüme düşmek üzere olan kıyafeti homurdanarak çekip çevreye bakındım. “Kabinler nerede?”
Alayla, “Kucağımda. Gel burada dene,” dediğinde ayağına tekme atıp gülerek ilerlemeye başladım. Bir tane yakışıklı görevliye kabini sordum ve “kalbimde” demesini bekledim ama uzakta bir yeri gösterdi. Hiç değilse “kucağımda”dan iyiydi.
Küçücük kabine girdiğimde nefesimi sıkıntıyla dışarı verdim. Ayaz’ın elime tutuşturduğu kıyafete baktığımda bir takım olduğunu gördüm. Tek omzu düşük kırmızı tişört ve siyah şort. “Zevkli çocukmuş,” diye mırıldandım. Dışarıdan, “Biliyorum,” diye seslenen Ayaz’a gözlerimi devirdim. “Git başımdan çocuk.”
“Sataşma yanına gelirim kadın,” diye homurdandı o da. Dudaklarımı birbirine bastırıp üstümü giyindim. Kabinden çıkıp hemen karşıdaki boy aynasına baktım. Bir ıslık öttüğünde gülerek Ayaz’a döndüm. “Sende ne cevherler varmış.”
“Bunları alabiliriz.”
“Bence de almalısın. Mükemmel olmuş.” Sesin geldiği yöne döndüğümde görevli gülümseyerek bakıyordu. Dudağımı ısırıp film izler gibi olacakları izlemeye başladım. Patlamış mısır lütfen. Çok tuzlu olsun. Tuzsuz olunca babaannemin takma dişlerine benziyor. Ayaz gülerek çocuğa döndü. Çocuğun bakışları yeni fark etmiş gibi Ayaz’a döndüğünde gözleri irileşti. “Ayaz?” Ben nereden tanıştıklarını düşünürken Ayaz, “Sen de kendine yeni bir burun almalısın,” dediğinde çocuk da ben de kaşlarımızı kaldırdık. “Neden?”
Ayaz yine güldü ve “Bunun için,” deyip çocuğa kafa attı. Görevliler Ayaz’ı çocuktan uzaklaştırırken olduğum yerde kaldım ve elimi alnıma yasladım. Sadece iltifat ettiği için kafa atmış olamazdı değil mi? Bunu yapmış olamazdı. Alnımdaki elimi tutan elle beraber Ayaz’ın peşinden çekildiğimde bakışlarım ardımızdaki çalışan çocuğa dönmüştü. Çocuk burnundan akan kanı silerken sırıtarak bize bakıyordu. Ayaz beni kabine ittirdiğinde kaşlarımı çatarak bakışlarımı ona çevirdim. Arkamdan girdi ve kapıyı kapattı.
Ona karşı olan sinirim tepemdeyken, “Çık şuradan,” diye tısladım.
“Sonra da gider Mert’i öperim.” Oflayarak Ayaz’dan uzaklaşabilmek için geriye gitmeye çalıştım ama kabin küçücüktü. “Çocuk sadece düşüncesini söylemişti.”
“Bilmediğin şeyler var. Ayrıca benim yanımdaysan sana bir şey söyleyemeyeceğini bilmesi lazımdı.”
Söylediği şeyle yüzümü buruşturdum. “Nesin sen? Herkesin efendisi mi?”
“Sen nesin? Kim olduğunu bilmediğin kişi için her şeyde günah keçisi yaptığın kişiye bağıran aptal kız mı?”
Dişlerimi gıcırdatıp onu ittirdim ve sırtı kabinin kapısına çarptı. “O çocuğu tanımıyor olmam onun için üzülemeyeceğim anlamına mı gelir? Her kimse kim, senden iyidir be!”
“Kaan Vuran. Egemen Ekin’in kız kardeşimin başına saldığı kötü aşkı. Yaşattıkları yüzünden intihar ettiği ve aramızdan ayrıldığı çocuk.” Ben gözlerimi kırpıştırırken o beni öylece bırakıp kabinden çıktı ve kapıyı sertçe kapattı. Derin bir nefes alıp elimi enseme götürdüm. Ayaz’ın kız kardeşi olduğunu bile bilmiyordum. Öldüğünü de. Egemen Ekin’in kim olduğunu ve ne alaka olduğunu bilmiyordum ama kız kardeşinin bu çocuk yüzünden öldüğünü söylemişti. Başıma sancılar girerken yüzümü ovuşturmaya başladım. Her ne kadar bunu daha önceden bilme şansım olmasa da kötü hissetmiştim. Umut birisi yüzünden ölse ve daha sonradan o kişiyi görsem bırak saldırmayı öldürebilirdim bile. Sadece sinirlendiğim için değil aynı zamanda onu gördüğümde ölen kardeşimi hatırladığım için yapardım. Ayaz’ın da şu an hatırlayıp üzüldüğünü düşünmemle omuzlarım düştü. O haldeyken bir de ben üstüne gitmiştim. Başımı onaylamazca sallarken formalarımı elime alıp kabinden çıktım.
Çevreye bakındım ama Ayaz’ı göremedim. Görevlilerden birinin yanına gittim. Deminki kavgadan sonra onu hatırlayamayan olamazdı herhalde. “Ayaz Bey kıyafetlerin parasını ödediler ve dışarı çıktılar. Sanırım sizi arabada bekleyecek. İsterseniz kıyafetlerdeki alarmları çıkaralım ve formalarınızı poşete koyalım.” Poşeti aldıktan sonra alışveriş merkezinden çıktım. Ayaz arabasına yaslanmış sigara içiyordu. Şu andaki görüntüsünün şiirselliğini düşünmemeye çalışıp ona doğru ilerlemeye başladım.
Beni gördüğünde sigarasını söndürüp arabaya bindi. Dudağımı ısırırken ben de yanına bindim.
“Gidiyor muyuz?” motoru çalıştırarak cevaplamıştı. Derin bir nefes alıp önüme döndüm. Emniyet kemerimi takacakken vazgeçtim. Eğer 'emniyet kemerini tak' derse bile sesini duymuş olurdum. Çünkü şu an pişmanlıktan ölüyordum.
Gaza köklendiğinde arkama yaslandım. Daha doğrusu Ayaz sağ olsun koltuğa yapıştım. "Daha yavaş sürsen?" Bana göz ucuyla bile bakmadan hızına devam ettiğinde gözlerimi devirdim. "Ölürsem annemin o kötü bakışlarından kurtulamazsın."
Cevap vermediğinde nefesimi dışarıya üfledim. "Küs müyüz?"
“Çocuk musun Masal?” dedi sertçe başını bana çevirip. “Asıl sen çocuk musun? Benimle konuşmuyorsun.”
“Her şeyde beni son plana atıyorsun,” dediğinde gözlerimi kırpıştırdım. Sinirle başını onaylamazca sallayıp önüne döndü ve direksiyonu daha sıkı kavradı. “Saçmalıyorsun.” Bana bakmadan bağırmaya başladı.
“Saçmalıyor muyum? Dur birkaç tane örnek veriyim. Mert sana yavşadığı için ona kızmıyorsun ama ona kızdığım için bana kızıyorsun. Biri seni az daha suda boğuyor diye ona kızmıyorsun, ona kızdığım için bana kızıyorsun. ‘Selini nasıl sevebilirsin?’ diye beni kötülüyorsun ama beni anlamıyorsun. Duygularımı anlamıyorsun!”
“Çünkü anlatmıyorsun!” diye bağırdım. Aniden fren yapıp bana döndü. Kafamı cama çarpmamak için elimi torpidoya götürerek hızla sarsılan bedenimi durdurdum. Onun da bir eli tutmak için bana doğru gelmişti ama kendim halledebildiğimi gördüğünde elini geri çekti. Arkamızda kornaya basıp ebemize küfredenleri umursamıyordum çünkü Ayaz’ın gözlerine kilitlenmiştim.
“Çünkü gerçekten anlatmamı istemiyorsun.” Sesi sakin çıkmıştı ama cümleler sinirliydi. Çözmek istediğim bir bulmacaymış da çekmeceye kaldırmışım gibi hissediyordum. Selin yüzünden çekmeceye kaldırıyordum ama onun hayatına dair şeyler öğrenmeyi ve onu daha iyi anlayabileceğim birine bürünmeyi istiyordum.
“Seni tanımak istiyorum.”
Keyiften uzak bir alayla sırıttıktan sonra, “Beni ben bile tanımıyorum Masal,” deyip önüne döndü ve arabayı sürmeye başladı. Yutkunup ona bakmaya devam ettim. “Emniyet kemerini tak.”
Dudaklarımı birbirine bastırdım. Muhtemelen onu hep yargıladığımı düşündüğü için kendini tanıtmaya uğraşmak istemiyordu. Hatta onu tanımak istediğimden bile şüpheli görünüyordu. Aslında öyle değildi. Onu tanımak istiyordum ama buna çabalamıyordum çünkü Selin yüzünden kendimi geri çekiyordum. “Takamıyorum,” dedim yaramazca sırıtarak. Göz ucuyla bana baktı. “O numaraya bir daha gelmem,” dediğinde “Ama takamıyorum,” dedim. Derin bir nefes aldı.
“O zaman çok hızlı gittiğim için muhtemelen durduğumda cama yapışacaksın,” dediğinde omuz silktim. “Ve pahalı arabanda bir ölüm gerçekleşmiş olacak,” deyip güldüğümde sırıttı. Mantıksız olan bahanemi o da kabul etti ve “Hayır, bu araba çok pahalı,” deyip kenara çekti. Bana dönüp üzerime eğilmeye başladı. Hiçbir şeyi kaçırmamak istercesine ona bakıyordum. Yüzü “güzel günler” gibiydi ve yaklaşıyordu. Eli önce belime sonra omzuma omzumun üstünden de emniyet kemerine geçti. Gözleri tam gözlerime bakıyordu.
“Beni tanıyabilirsen haber ver,” dediğinde gülümsedim. Gözü dudaklarıma kaydığında nefesini tutup yine gözlerime baktı. Ona karşı ciddi ciddi ikinci gülümseyişimdi.
“Sadece izin ver,” dedim. Meraklı kaşları kalkarken bunu yapmak istediğini fark ettim. “Ne yapmamı istiyorsun?” Emniyet kemerimi göğsümün üstünden çekerken eli çıplak omzuma değiyordu. Küçük bir dokunması bile içimde kasırgalar yaratabiliyordu.
“Benimle vakit geçirmeni,” dediğimde bilmişçe, “Şu anda yaptığımıza başka bir isim mi veriyorlar?” dediğinde gözlerimi devirip güldüm. “Okulda veya senin beni kaçırdığında olanlar dışında.”
Emniyet kemerini takmasına rağmen geri çekilmiyordu. Hoş, rahatsız da değildim ya. Sırıttı. "Sinemaya falan gidelim demeyi düşünüyorsan çok beklersin."
"Sinemayı uyku alanına çevirmeni istemem." dedim. Güldü.
"Lunapark deme sakın." dediğinde işaret parmağımı göğsüne bastırdım. "Babanın işini yaptığımda benimle lunaparka gelmeyi kabul etmiştin. Unutma."
"Zorunda kalmadığım durumlar dışında lunapark deme sakın." diye düzeltti. "Ha bu arada. O işten de kaçıyorsun fark etmiyorum sanma." diye azarladı. Sırıtıp "Bisküvilerinizi özledim. Bir ara şirkete uğrarım ama bu sefer pasta da istiyorum." dediğimde düşünürcesine mırıldandı. "Para babamdan çıkıyor. İstiyorsan Jennifer Lopez'in kanından börek iste."
Yüzümü buruşturup "Ne çeşit bir manyaksın?" dediğimde güldü. Gülüşü. Cidden. Büyüleyiciydi. Böyle gülüp bana kendimi camdan atmamı söylese atmazdım ama yine de güzeldi. E mal mıyım yani niye atayım kendimi?
“Beraber basket maçlarını izlemeye falan gidebiliriz mesela. Su savaşı yapabiliriz, pasta yapabiliriz.”
Yüzünü buruşturdu ve “Çok film izliyorsun,” dediğinde, “İşine geliyorsa,” dedim. Güzel gözleri yüzümde gezinirken düşünüyordu. Muhtemelen istediğim şeyler ona uzaktı ama buna değip değmeyeceğini tartıyor gibiydi. Gözleri son durak olarak gözlerime çıktığında durdu. Parlayan gözleri eşliğinde, “Kabul,” dediğinde sırıttım. Bakışları sırıtışıma kayarken yüzü daha da yaklaştı ve elini yanağıma koydu.
“Öpüşebiliriz, diye bir şey demiş miydin demin?” dediğinde güldüm. “Şansına küs.”
“Bence onu da eklemeliyiz, takılmaya.”
“Senin kafanı duvara vurmayı da ekleyebilir miyiz?” dediğimde sırıttı. “Olmasa daha iyi olur,” dediğinde güldüm. “O yüzden beni öpmeyeceksin,” dediğimde geri çekilmedi ama huysuzlanmıştı.
“Seni öpmem için illa boğulman gerekiyorsa yakınlarda bir deniz biliyorum.”
“Bir daha suya adım atmayacağım,” dediğimde gözlerini devirdi. “Seni hiçbir zaman öpemeyecek miyim?”
Yutkunup çenesine baktım. Sonra da gözüm dudaklarına çıktı. Zar zor gözlerine bakıp omuz silktim. “Ben ilk öpücüğümü sırf öpmüş olmak için öpen birine değil de âşık olduğum birine vermek istiyorum.”
“Git yastığını öp,” diye homurdanıp geri çekildi. Gülerek başımı koltuğa yasladım. Motoru çalıştırdı ama sonra vazgeçip durdurdu.
“Hiç değilse bunu yapmama izin ver,” dediğinde sorarcasına baktım. “Benimle yat,” dediğinde gözlerimi irice açtım. Sonra kahkaha atınca ben de güldüm. “Yüz ifaden korku filmlerindeki hortlağa benziyordu,” dediğinde gözlerimi devirdim.
“Bunu yapmama,” deyip bana doğru eğildi ve yanağımı öptü. Geri çekilmeyince gözlerimi kapadım. Birkaç saniye bu anda kaldık. Dudağı hareketlendiğinde gözlerimi araladım. Arkasına yaslanmış sırıtıyordu. Yanan yüzümü önüme çevirirken arabanın camını araladım. Onunla yanıyordum ve bu çok garipti.
“Yani şu konser bizim ilk takılmamız mı oluyor?”
“Evet, o yüzden sinirimi bozma.”
Arabayı çalıştırıp tehditkarca bana baktı. "Bozarsam?"
"Bateriste gidip bateri yerine seni kullanmasını söylerim." diye tısladım. Kahkaha atıp gaza bastı. "Baterist seksiyse neden olmasın?" dediğinde gözlerimi devirip sırıttım.
“Hem sen Atalay’la takılmıyor muydun? İki kardeşi bir arada mı götürüyorsun?” dediğinde sırıtıp, “Çok zenginsiniz. Paranızın bana kalması için ikinizi de kafaladıktan sonra öldüreceğim ve geniş ekran televizyonunuzda ölüm haberinizi izleyeceğim,” dedim. Dehşetle bana baktı.
“The Walking Dead mi izliyorsun sen?”
“Onun da mı kitabı var?” diye homurdandığımda sırıttı. “Atalay’la takılma Masal.”
“Neden? Gey mi?” dediğimde güldü. “Aramızda kalsın ama bence öyle,” dediğinde kahkaha attım. “Çocuktan soğutmaya mı çalışıyorsun?”
“Çok mu belli oluyor?” dediğinde sırıttım. “Kabul et. Bu işlerde senden daha şanslı,” dediğimde gözlerini kısarak bana baktı. “Eğer ona âşık olursan senin kollarını kesip laptobuna dolarım.” Kahkaha atıp “Gerçekten The Walking Dead izliyorsun,” dedim. Güldü.
Başımı arkaya yaslayıp kendi tarafımdaki camdan dışarıyı izlemeye başladım. Cama yansıması düşüyordu. Tamam, siz yabancı değilsiniz. Dışarıyı değil de yansımasını izliyordum. Arada benim tarafa bakıyor, sırıtıyordu. Bu benim de sırıtmamı sağlıyordu.
Konser alanında daha erken olmasına rağmen toplanmış in- sanları görünce ofladım. “Baktık arkalara kalıyoruz ittire ittire öne geçeceğiz tamam mı? Olmadı yumruk atmanı istiyorum. Malum, sen bu işte iyisin.”
Anahtarı çıkarırken gülüp, “Sen de fena sayılmazsın,” dedi ve arabadan indi. Ben de indiğimde sırıttım. “Uzun zamandır sana yumruk atmıyorum. Canım çekti,” dediğimde dehşetle baktı. “Sahi mi? O zaman ben iki dakikalığına gidiyorum geldiğimde atarsın. Hayır, seni bırakıp kaçacak değilim.” Söylediğine gülerek koluna girdim ve konser alanına çekiştirdim. “O değil de Ayaz benim karnım aç.”
“Yani?” dedi ellerini cebine koyarken. Kolunda olduğum için çevredeki birkaç kız bana hunharca bakıyordu. “De siktir lo!” diye bağırasım vardı ama daha konser olmadan atılmak istemiyordum.
Oflayıp, “Yanisi, yemek alalım,” dediğimde omuz silkti. “Herkesin elinde sosisli olduğuna göre yakınlarda bir stant olmalı,” dedi zeki, takıldığım çocuk. Kafasına hafifçe vurup, “Zekilik fışkırıyor,” dediğimde sırıttı. Cebinden para çıkardı ve al şunu sus, dermiş gibi bana uzattı. “Git ikimize de al.”
Alayla sırıttım. “Yok ya? Kölendim değil mi ben senin?” Başını yana eğdi. “Ben köle miyim?”
“Centilmen ol biraz.”
Elimi tutup parayı avucuma koydu. “Bu bir çeşit avucunu yalarsın demenin kısa yolu,” dediğinde gözlerimi devirip kolumu kolundan çıkardım ve çevreye bakındım. “Ya da dur ben alacağım,” dediğinde yüzüm birden neşelendi. “Vahiy mi indi Ayazcığım?”
Baktığı yöne baktığımda stantta erkek görevli olduğunu görüp sırıttım. “Bu kadar kıskançken bana direkt kendin şort seçmene şaşırdım.”
Bana döndü. “Ben iki-üç it için kimsenin özgürlüğünü kısıtlamam. Direkt bakana dalarım olay kapanır,” dediğinde gözlerimi kırpıştırdım. Araya karnımın guruldaması girince sırıttı. “Gidip yemek alsam iyi olacak,” dediğinde oflayıp omzuna vurdum. “Ne var yani? Sabah kahvaltısıyla duruyorum.”
Yanağımdan makas alıp, “Benim yedirdiğim laflar doyurmadı mı?” deyip standa ilerlemeye başladığında kıçına tekme attım. “Senden seksi kalçam var diye kıskanıyorsun değil mi?” dedi arkasını dönüp bana sırıtarak bakarken.
Gülüp, “Defol Ayaz,” dedim.
Parmaklarını oynatıp, “Evet kıskanıyorsun,” dediğinde oflayıp başka tarafa döndüm. Gülüş sesi gelince sırıttım. Ayaz tanıdığım en uyuz adamdı ve an itibariyle onunla takılıyordum. Karnım tekrar guruldayınca gözlerimi devirdim. “Sen de bir sus ya,” dedim karnıma bakarak. Önümden geçen bir kız bana tip tip bakınca tersledim. “Ne var? Sen karnınla konuşmuyor musun?” Kızın bakışları dehşete düşerken adımlarını hızlandırdı. Gözlerimi devirdim. Cidden bir şeyler yesem iyi olacaktı.
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!