12/31 · %35

BY -12-

22 dk okuma4.288 kelime28 Kasım 2025

“Sen git ben evine götürürüm onu.” Başımı kaldırıp öneri sunan Mert’e baktım. “Yok ya?” diyesim vardı. Mert’le Ayaz’ın arası saçma bir şekilde benim yüzümden berbat gibi bir şeydi ve buna rağmen Ayaz’ı savunmasız bir halde Mert’in eline veremezdim. Ayaz kadar manyak olmasa da Mert de tehlikeliydi. “Yok, sağ ol, ben götürürüm.” Elini beline koyup nefesini dışarı verdi. “Daha evini bile bilmiyorsun Masal. Ayrıca sen onu nasıl taşıyacaksın?”

Evet, benim de merak ettiğim bir soruydu. Çoğu zaman bileğimden tutup beni çekiştirdiği için hayvanlığının farkındaydım. Ben de nefesimi üfledim. Bir şekilde bulurdum yolunu. Sorun çıkartmayıp gitse olmuyor muydu?

“Ben hallederim merak etme Mert. Her şey için teşekkürler. Yarın okulda görüşürüz,” diye baştan savıcı bir cümle söyledikten sonra yine Ayaz’a baktım. Uykusunda uyuz olmanın yanından bile geçmiyordu. Bu bende suyuna ilaç katma isteği uyandırıyordu.

Mert’in başımdan ayrılmadığını fark edince oturduğum yerde ona baktım. “Bir şey mi söyleyeceksin?” dedim bıkkınlıkla. “Telefon numaranı verir misin? Sana ulaşmak istiyorum.”

Hiç değilse merakta bırakmayayım diye yerden kalkıp yanına gittim ve numaramı söyledim.

“Araba sürmeyi biliyorsan Ayaz’ın cebindeki anahtarı al öyle gidin. Ben sana adresi mesaj atarım.” Her şeye rağmen düşünceli davranan Mert’e gülümsedim. “Teşekkür ederim.”

“Bir şey değil. Kahraman olmayı seviyorum,” deyip gülümsedikten sonra derin bir nefes aldı. “İyi geceler Masal.”

“İyi geceler,” diye mırıldandım. Onun gidişini izledikten sonra Ayaz’ın yanına oturdum. Birkaç kez kaldırmayı denesem de hepsi benim yere yapışmamla bitiyordu.

“Biraz daha az camış olsan ne olurdu?” diye homurdandım. Elimi Ayaz’ın bacağında gezdirdim. Telefonunu bulduğumda elime aldım. Nihaha şu an bütün fotoğraflarına bakabilir, mesajlarını okuyabilir, o baygınken fotoğrafını çekip koz olarak kullanabilirdim. Ama ben ne yaptım? Rehbere girip arayabileceğim numaralara baktım. Çünkü bu hayvanı otoparka kadar taşımam imkânsızdı. Spiderman’lik yaparım daha kolay.

Rehberi beklediğimin aksine kız isimleriyle falan dolu değildi. Ailesinden birkaç üyenin, çetesinden olduğunu düşündüğüm birkaç çocuğun, Selin’in ve benim numaram vardı. Oysa ben “Siyah sutyenli Ayşe”, “Saten gecelikli Yeşim”, “90 takan Almina” gibi isimler bekliyordum Ayaz’dan.

Meraklı olduğum için hızla geçtiğim isimlere tekrar yavaşça baktıktan sonra “Pezevenk Atalay” ismini gördüğümde elimi durdurdum. Şu Ayaz’ın “tek dostum” dediği adam bu muydu? Aradıktan sonra Ayaz’ın alnına koydum. Sakinleştirici ona zarar veremeyecek olsa da tedirgin olmuştum. Gerçi ona bir şey olsa sıra arkadaşımı kaybettiğim için küçük bir parti düzenleyebilirdim. “Sıra bana kaldı oley” gibisinden.

“Koçum?” Ayaz’ın telefonundan aradığım Atalay cevap verdiğinde bir an ne yapacağımı şaşırmıştım. Sonra boğazımı temizleyip, “Ben Masal,” diyebilmiştim. Cidden. Çocuğa, “Ben Masal,” deyince bütün olayı kapıp buraya gelip Ayaz’ı alacağını mı sanıyordum?

“Ayaz’a bir şey mi oldu?”

“Sen kimsin be?” demesinden iyidir yani. Hem beni sorgulamamışsa bu Ayaz’ın beni ona anlattığını mı gösterir?

Ya da telefonu başkası açınca Ayaz için endişelendiğinden hemen bu soruyu sormuştur.

İç sesime, “Sen sus şıllık,” diye bağırasım geliyordu. “Hayır. Ayaz çok içti ve... Buraya gelseniz iyi olur.”

“Tamam neredesiniz?” Arkadan gelen seslerden anladığı kadarıyla kapıyı sertçe kapatmadan önce kızın biri, “Nereye gidiyorsun Atalay? Daha yeni başlamıştık,” diye yakınmıştı. Açık bir şekilde yüzümü buruşturdum. Arkamı dönüp restoranın adına baktım. Nerede olduğumuzu söyledikten sonra telefonu kapattık. İşte şimdi fotoğraflara bakma zamanı!

Galeriye girerkenki hevesim beni yarı yolda bırakırken şifreleri günümüze getiren adama küfrettim. Bok mu vardı uygulama kilidi diye bir şey buluyorsun? Ayaz son denememden sonra akıllanıp şifre koymuştu demek ki. Geri zekâlı olsan ne olurdu sanki?

Oflayıp 1234’ü denedim. Kabul etmedi.

“Cidden kabul edeceğini mi düşünüyorsun Masal?” dedi içimde tırnaklarını törpüleyen Masal.

Ayaz hangi takımlıydı ki? Şu cibilliyetsizden bizim mahalle çocuklarının kendi kendine oluşturdukları takımı tutmasını bile bekliyordum. Tek tek bildiğim takımları denesem de kabul etmeyince yerde kendime rahat pozisyon bulup telefonu Ayaz’ın karnına koydum ve kollarımı da karnına yaslayarak bakmaya devam ettim. Yorulmuştum ne yapayım?

“Amerikan’ın savaş planları saklı sanki. Ne şifreymiş,” diye homurdandım. Yüzü ifadesiz durmaya devam ederken elimi yanağına götürdüm. Elimde tenini hissedene dek ne yaptığımı fark etmemiştim. Ayaz’ın yanağını mı okşuyordum ben? Elimi hızla geri çektim. Bu yanlıştı. Sırf dikkatimi dağıtsın diye yine telefona döndüm.

Masal’ı da denesem mi acaba? Aman kim görüyor sanki.

Ne kaybederim?

Masal’ı yazdım. Tam basarken, “Sen Masal olmalısın?” sesi geldiğinde telaş yapıp telefonu bıraktım. Ah süper ya. Daha güzel olamazdı. Hem Masal şifre mi değil mi onu görememiştim. Hem de Atalay’a rezil olmuştum. Yerden kalkıp üstümü düzelttim.

“Evet. Siz de Atalay ol…” derken, “Sen desen yeter,” deyip gülümsedi ve Ayaz’ın yanında dizlerinin üstüne çöktü. “Ne oldu ona?”

Eli Ayaz’ın yüzünde gezinirken onu incelemeye başladım. Ayaz kadar yakışıklıydı neredeyse. Yeşille gri arasında gözlere sahipti. Kumral saçları, tişörtün saklayamadığı kasları vardı. Dudakları dolgundu ve gülümsemesi sıcaktı. Selin’in bu adama âşık olmasına şaşmamak gerekirdi.

“Mert’i tanıyor musun?” dediğimde onaylarcasına başını sallayıp Ayaz’ı belinden tuttu ve Ayaz’ın kolunu da omzuna attı ve ayağa kaldırdı.

“Araba nerede?” dediğinde otoparka doğru ilerledim. Peşimden belinden tuttuğu Ayaz’la gelmeye başladı.

“Ayaz’la kavga tarzı bir konuşma geçiyordu aramızda. Sonra Ayaz beni öpmek için eğildiğinde Mert beni zorla öptüğünü düşünüp onu şırıngayla bayılttı.”

O da “Şırınga mı?” diye takıldığında omuz silktim. “Sakinleştiriciymiş. Rahatsızlığı falan var sanırım.”

Bir süre sessiz kalıp muhtemelen şırınga saçmalığını düşündükten sonra tekrar konuştu. “Peki zorla mıydı?” dediğinde omzumun üstünden ona baktım. Bana muzip bir ifadeyle bakıyordu. Bu hali Ayaz’ı anımsatmıştı. Hemen önüme döndüm. “Sayılmaz,” diye mırıldandım.

“Öyleyse Mert’in başı dertte,” dediğinde otoparka gelmiştik. Gözümle arabayı ararken “Fena bir şekilde,” diye doğruladım söylediğini. “Çirkin olduğunu söylemişti ama öyle gözükmüyorsun,” dediğinde ona dönüp güldüm. “Zeki olduğundan da bahsediyor ama bugüne kadar zekiliğini göremedim.” Bu sefer de o güldü. Gülüşü Ayaz’ınki gibi bir etki bırakmamıştı. Oysa daha güzelmiş gibi duruyordu. Buda şaşırtıcıydı çünkü bu zamana kadar güzel olduğu için etkilendiğimi düşünürdüm.

“Garip bir ilişkiniz var,” dediğinde arabayı görüp ilerlemeye başladım. O da arkamdan geliyordu. Demek benden bahsetmişti. Çirkin diye olsa bile. Uyuz işte.

“Başka ne anlattı hakkımda?” dediğimde arabanın yanına gelmiştik. Atalay Ayaz’ın cebini yokladı ve anahtarı çıkardı. “Aslında kendi isteğiyle anlatmadı,” dediğinde kaşlarımı çattım. “Onu dövdün mü?” dedim dehşetle. Güldü. “Ondan daha güçlü olsam da kardeşimi dövmek pek tarzım değil. Genellikle onun dövdüklerini topluyorum.”

Bu seferde dehşetim Ayaz’ın bir abisi olmasıyla ilgiliydi. “Siz kardeş misiniz?”

“Yine dediği gibi, çok gevezesin.” Kollarımı belime dolayıp gözlerimi devirdim. O da Ayaz’ı arka koltuğa yatırmakla meşguldü. Söylediği şeyler de Ayaz’daki gibi bir laf sokma edası yoktu. Aksine çok yakın bir ses tonunu kullanıyordu. Kırk yıldır arkadaşmışız gibi.

“Kendi isteğiyle değilse ve onu dövmediysen bunları sana nasıl anlattı?”

Arka kapıyı kapatıp bana döndü ve sırıttı. İşaretparmağıyla beni gösterip, “Meraklı olduğundan da bahsetmişti,” dedi ve sürücü koltuğuna geçtiğinde ben de arabaya bindim.

Motoru çalıştırırken, “Sarhoştu,” dedi. Bu geceki halleri gözümün önüne gelirken, “Çok mu sarhoş olur?” diye sordum. Gaza bastı. Hiç değilse Ayaz gibi manyak manyak sürmüyordu. “Aslında sarhoş olmayacak kadar güçlü bir kişiliği var. Ama sinirlendiğinde ya da üzüldüğünde aklını toplayamıyor ve az içse de sarhoş oluyor.”

Arkama yaslandım ve ileriye baktım. Ayaz hakkında bir şeyler öğrenmek şaşırtıcıydı. Ya da Ayaz’ı cidden tanıyan biriyle tanışmak. Benim Mert’i seçmiş olmamı yanlış anlayıp “niye hiç kimsenin ilk tercihi değilim?” derken üzgün görünüyordu ve sinirlenmişti. Daha önce üzerinde böyle etkilerimin olduğunun farkında değildim.

“Evine Ayaz kendine geldikten sonra gitsen daha iyi olur. Yoksa olanları öğrenmek için seni yüzüncü rüyandan uyandırabilir.” Telefonumu elime alıp “Bir de anneme söyle onu,” diye mırıldandım.

“İstersen ambulans şoförü gibi davranabilirim telefonda,” dediğinde ona bön bön baktım. “Cidden Ayaz’ın abisisin,” dediğimde ikimiz de güldük.

Bir villanın önüne geldiğimizde dudağımı ısırıp villaya baktım. Tabii bu arabaya sahip olan birinden nasıl bir ev bekliyordum ki?

“Ne oluyor lan?” diye kendi kendine mırıldanan Ayaz’a döndüm. Yattığı yerde elini şakaklarına götürmüş ovuşturuyordu. “Seni bayılana kadar dövdüm,” dediğimde orada olduğumu yeni fark edip bana baktı. “Ne?”

Gülüp arabadan çıktım. Atalay da “Ayaz bir zahmet kendin in kardeşim. Sandığımdan daha ağırsın,” deyip arabadan indi. Sırıttım. “Uyandı işte. Artık gitsem?”

Arka kapıyı açan Ayaz, “Hayır, hiçbir yere gitmiyorsun,” diye mırıldanınca gözümü ona çevirdim. “Nedenmiş o?”

Oturduğu yerden kaşlarını kaldırdı. “Bana anlatman gerekenler var.” Nefesimi dışarı üflerken Ayaz’ın yüzünü buruşturarak arabadan inmeye çalışmasını izledim. Mert ona ne verdiyse baş ağrısından geberdiği belliydi.

Atalay yanımdan geçip evin kapısını açarken Ayaz sonunda arabadan inebilmişti. Yığılacak gibi olduğunda telaşla yaklaşıp kolundan tuttum. Başını bana çevirdiğinde gözlerimi yavaşça gözlerine çevirdim. Masum bir kurtarma hareketi şimdi neredeyse öpecek kadar yakında olmamızı sağlamıştı. Bütün mantığım giderken bu yakınlıktan kurtulmak için saçmaladım. “Gözünde çapak var.” Kaşlarını çattı. Gülüp geri çekildim. “Şaka,” dediğimde bana bön bön baktı. “Senin bu şakandan sonra yine bayılasım geldi.”

Kıkırdadım. “Eve gelmeyi düşünen? Soğuktan donmayı tercih ediyorsanız anlarım,” diyen Atalay’dan sonra Ayaz eliyle beni geriye ittirip, “Çekil şuradan kadın. Götüm donuyor,” dedi ve hızlı adımlarla eve ilerledi.

“Havadan değildir,” dediğimde omzunun üstünden bana kötü kötü baktı. İmayla sırıttım.

“İyi o zaman sana ve soğuğa ‘iyi geceler’ diliyorum,” deyip eve girdi ve kapıyı sertçe kapattı. Arabaya yaslanıp sırıtarak kapıya baktım. Açması birkaç saniye almıştı. “Önce şu olayı anlatman lazım,” dediğinde elimi uzatıp tırnaklarıma baktım. “Sanmıyorum. Soğukla iyiyim ben burada.”

“Senin için daha uygun bir yer biliyorum,” dediğinde gözlerimi ona çevirip kısarak baktım. “Sana uygun bir ormanlık alana daha rastlamadım,” diye tısladım ben de. Aramıza birkaç Hande sığacak kadar mesafe vardı. Ölçü birimimde ayrı bir şaşırtıcıydı.

“Çok konuşma da gel içeri,” diye homurdanıp kapıyı açık bırakarak içeri geçti. Sırıtıp ben de arkasından girdim.

“Biri ışıkları açmayı düşünüyor mu acaba?” diye homurdandım elim duvarda ışık düğmesini ararken. Vampirlerin evine falan mı gelmiştim? Zifiri karanlıkta nasıl rahat dolaşabiliyorlardı? “Hangi boktasın?” diye homurdandım yine. Bir türlü düğmeyi bulamıyordum. Işık açılınca birden dibimdeki Ayaz’ı görmemle geriye atılmam bir olmuştu. Sırtım duvara çarptığından yüzümü buruştururken Ayaz’a kötü kötü baktım. “Ne sessiz geliyorsun geri zekâlı?”

“Bana ‘geri zekâlı’ diyecek son insansın biliyorsun değil mi?” dediğinde başımı yana eğip sırıttım. “Şerefsiz diyecek ilk insanım ama,” dediğimde dudağını büzdükten sonra başıyla onaylayıp sırıttı. “Bak ona bir şey diyemem,” deyip bir yere yöneldiğinde keyifle peşinden ilerledim.

Girdiğimiz oda salon ise bizim salonumuz üvey evlat mıydı? Bizim salonumuzun üç katı falandı ve yerleştirilmiş eşyalar para kokuyordu. Gözüm dolar işaretine dönerken salonun içine ilerledim. Atalay viski şişesiyle ikili koltuğa oturdu ve viski bardağına doldurmaya başladı.

“Jack Daniels? Ben de istiyorum,” deyip bardağa uzanan Ayaz’dan önce davranıp bardağı çektim. “Sen sarhoş olmadan, annem çıldırmadan olayı anlatıp buradan gitmek istiyorum.”

Nefesini dışarı üfleyerek masaya yaslandı. "Gören de rahibe evden kaçtı sanacak. Annen neden çıldırsın?" dediğinde sırıttım. Tekli koltuğa otururken "Annemi tanımıyorsun." dediğimde tek kaşını kaldırdı. "Karakolda amcama bakışlarını gördüm. Ne kadar tehlikeli olduğunun farkındayım."

Güldükten sonra viski bardağını ortadaki geniş sehpaya koydum. Atalay viskisini içmeye başlamıştı bile. “Ben de bir an önce viski içtikten sonra götü devirip yatmak istiyorum. O yüzden başla artık,” diyen Ayaz’a arkama yaslanıp, “Neyi anlatayım?” dedim. Cidden bunu nasıl anlatacaktım? Mert ırzına geçti kanka ya valla, falan mı diyecektim?

“Neden bayıldım?”

“Mert bayıltmış olabilir,” diye mırıldandığımda kaşları kalktı. Sonra sırayla çenesi kasıldı ve yaslandığı masadan doğrulup ellerini birleştirdi. Sonra yine bana dönüp inanamayarak, “Ne?” dediğinde haline gülmemeye çalışırken, “Beni zorla öptüğünü sanmış,” dedim. Bütün siniri gözle fark edilecek derecede azalırken sırıttı. “Yani zorla öpmüyordum?”

Gözlerimi birkaç kez kırpıştırıp yutkundum. Aferin lan Masal. Yine rezillik.

Ayaz yalan söylememe fırsat vermeksizin gözlerimin içine sırıtarak bakmaya devam ederken çaresizce yerimde kıpırdandım. Atalay halimi görüp bir kahraman edasıyla konuyu değiştirince ikimizin de gözü ona döndü. Bu adamı şimdiden sevmiştim.

“Mert neden seni düşünüyor?” deyip viskisini bitirdi. Dudağımı büküp Ayaz’a baktım. “Çünkü hâlâ Masal’la aralarında bir şey olabileceğini sanıyor,” diye tısladı Ayaz. Siniri eskisi gibi artmıştı.

Atalay alayla sırıtıp Ayaz’a döndü. “Olamayacağını kim söylemiş?” Ayaz’ın gözleri benimle Atalay’ın arasında birkaç kez kaydı. “Ben söylüyorum lan! Mert piçi Masal’la sevgili olamayacağını anlayacak.”

Atalay bana dönüp “sıra sende” dercesine göz kırpınca sırıtıp Ayaz’a baktım. “Benim yerime karar alamazsın Ayaz. Mert’le sevgili olmak istersem karışamazsın.” Yüzünü buruşturdu. “Öyle mi istiyorsun?”

Yardım istercesine Atalay’a baktım. “Ben karışmam,” dercesine ellerini kaldırdı. Seni şerefsiz abi.

“Öyle istemiyorum. Ama istesem de bir şey yapamazsın.” Alayla kahkaha attı ve oturduğu yerden kalktı. “Beni kim zorlayacak?” dediğinde kaşlarımı çatıp ben de kalktım.

“Hayatıma karışamazsın Ayaz!” Ayaz sırıtmaya devam ederken, “Seninkine değil, Mert’inkine karışıyorum,” dedi. Ağzımı birkaç kez araladım ama sonra sinirle dudaklarımı bastırıp ayakkabımı yere vurdum. “Mert dışında sevgili bulamaz mıyım sanıyorsun?”

“Onun da hayatına karışamaz mıyım sanıyorsun?”

“Ben gidip Selin’i sıkıştırıyor muyum ya?” diye bağırdım. “Aklındaki Selin’e kurduğun suikast planlarını anlamamak için geri zekâlı olmak gerekiyor.”

Yüzümü buruşturup, “Belki de o yüzden anlamıyorsundur,” dedim. Gözlerini devirdi. İkimiz de Atalay’ın varlığını umursamadan bağırıp duruyorduk. Kıskançlık yüzünden kavga eden göbekli adamla elma soyan kadına benzemiştik. “Bir sevgilim olacak Ayaz. Ve sen bir şey yapamayacaksın.” İşaretparmağımı göğsüne bastırarak konuştuğum bu cümleden sonra Ayaz’ın alaycı kahkahası yükseldi.

“Kimmiş o?”

Yanağımı ısırarak ona baktım. Harbi kimdi o? Ben bile bilmezken Ayaz’a nasıl söyleyecektim? “Benim, kardeşim.” Ayağa kalkıp yanımızda biten Atalay’la yüzüme sırıtma yayıldı ve yine Ayaz’a baktım. Tek kaşımı kaldırıp, “Kimmiş anladın mı?” dediğimde elini saçlarına daldırdı.

Öfke ve dehşetin karıştığı duygularıyla, “Ulan iki dakika bayıldım hemen işi pişirdiniz mi?” dediğinde kahkahayı basmak istesem de susmak için direnmiştim. Atalay’ın da aynı halde olduğundan şüphem yoktu.

“Sadece takılacağız kardeşim,” deyip Ayaz’ın omzuna koydu elini. “Merak etmene gerek yok.” Ayaz omzundaki elini sertçe ittirip Atalay’ın yakasına yapıştı.

“Yapamazsın,” diye tısladı. Bugün resmi olarak Ayaz’ın beni kıskandığına şahit olmuştum ama sevincim kursağımda kalmıştı çünkü Ayaz Atalay’a yumruk atmıştı. Atalay geriye savrulup yere düşmeden yırtarken ellerimi ateş püsküren Ayaz’ın koluna koyup Atalay’ın üstüne atlamasına engel olmaya çalışmıştım.

“Yine elimden alamazsın!”

“Ayaz kendine gel o senin abin!” Gözlerini bana çevirip bileğimden tuttu ve kendine çekti. Bağırmadan konuşmasına rağmen sesi soğuktu. “Mert’i de Atalay’ı da ezerim Masal.”

“Karar ver Ayaz.” Sese döndüğümde elinin tersiyle dudağındaki kanı silip sırıtan Atalay’a baktım. “Selini mi seviyorsun? Yoksa Masal’ı mı?”

Ayaz’a döndüğümde çenesi gevşerken gözlerini bir an bana çevirdi. Ona sorarcasına bakıyordum. Cidden Ayaz’ın beni sevebileceği düşüncesi bugüne kadar aklımdan geçmemişti ama şimdi söze dökülmüştü işte. Yeni tanıdığım bu adam gelmiş ve Ayaz’ı sorgulamıştı. Cevabı en fazla benim merak ettiğimi düşünürken Ayaz’ın yüz ifadesinden anladığım kadarıyla yanılıyordum. Şaşırmasıyla yüzünde araladığı duvarlar onun da bu sorunun cevabını merak ettiğini gösteriyordu.

“Sen bu soruya cevap bulana kadar, Masal’la bana karışamazsın kardeşim,” deyip sırtını sıvazladı ve elini bana uzattı Atalay. “Seni eve bırakayım.”

Gözlerimi son kez Ayaz’a çevirdim. Şaşkın gözleri Atalay’ın uzattığı eline kaydı. Atalay’ın elini tuttuğumda kaşları kalktı ve saniyeler içerisinde ateş düşen bakışlarını bana çevirdi. Gözlerimi kaçırdıktan sonra Atalay’ın beni nazik adımlarla evden çıkarmasına izin verdim. Arkada kırılma sesleri geliyordu. Ayaz sinirini eşyalardan çıkarıyordu belli ki.

“Sonunda şu sürtük Selin’den kurtulduğuna sevindim,” deyip kapımı açan Atalay’a tip tip baktım. “Soruya cevap vermedi,” dediğimde sırıttı. “Zaten cevap veremediği için ben cevabımı aldım ya,” deyip kapımı kapattı ve sürücü koltuğuna ilerledi. Gözlerimi kırpıştırdım. “Ben Selin’i seviyorum!” diye bağırmamıştı ama aksini de söylememişti. Sevseydi söylemez miydi?

Koltuğuna oturup kapısını kapattı. “Ee nerede senin evin?” Bir an sırıttım. Sırf Ayaz bu soruyu sorduğu için ona sapık muamelesi yapmıştım tanıştığımız gün. İyi bir başlangıç sayılmazdı. Yerini söyledikten sonra, “Sanırım salonu toplamak için yardım almanız gerekecek,” deyip güldüğümde sırıttı. “Ayaz’ın şu sinir krizleri yüzünden eve temizlikçi bulmakta zorlanıyoruz.” Sırf meraktan, “Kaç para veriyorsunuz temizlikçiye?” dediğimde “Haftalık iki yüz dolar,” dedi. Gözlerim irice açılırken ona döndüm. “Sanırım gelecekte temizlikçi olacağım.”

Haftada iki yüz ayda sekiz yüz arabada beş evde on beş. Allah’ım küçükken kimse bana temizlikçilerin bu kadar para aldığını söylememişti. Tabii ben gelen soruya hep “öğretmen olmak istiyorum” diye cevap verirdim. Gerçi ortaokulda hocalara gelen küfürlerle tanıştığım için öğretmen olma fikrini kenara atmıştım. Ebemi tanımasam da küfür yemesini istemezdim yani.

“Şu Ayaz’ın bazı kararlar vermesi için bir süre takılıyormuş gibi yapsak iyi olur,” dediğinde başımı ona çevirdim. “Neden yardım ediyorsun?” dediğimde omuz silkti. “O benim kardeşim. Bozuk plak gibi aynı şeyde takılı kalmasını istemiyorum. Takılı kalacaksa cidden âşık olduğu birine takılsın.”

Gözlerimi kırpıştırdım. “Âşık olduğu biri?” dediğimde sırıttı ve önüne döndü. “Bu da sen oluyorsun.”

Arkama yaslanıp yola bakmaya başladım. “Sanmıyorum,” diye mırıldandım. Allah aşkına Ayaz’dan söz ediyorduk. Selin’e nasıl baktığını gözlerimle görmüştüm. Her şeye rağmen onu bırakamadığına şahit olmuştum. Üç senedir sevdiği birini bir buçuk aydır tanıştığı birine değişemezdi.

Evimin önüne geldiğimizde Atalay’la numaralarımızı değiştikten sonra emniyet kemerini çıkarıp Atalay’a döndüm ve gülümsedim. “İyi geceler. Tabii benim gibi geceyi yabancı dizi izleyerek geçirmiyorsan,” dedim sırıtarak. Sırıttı. “Ben bu geceyi Mert’i halleden Ayaz’ın onu öldürmesini engelleyerek geçireceğim.”

“Mert’e bir şey yapamaz. O bana yardım etmek iç…” derken sözümü kesip, “Ayaz’ın sana bir şekilde değer verdiğini biliyor. Buna rağmen geri çekilmediyse onun için merhametli olamayız değil mi?” dediğinde derin bir nefes alıp arabadan indim. “İyi akşamlar,” diye mırıldanıp apartmana ilerledim. Kafamda bir dünya soru vardı ve ben aklımı nasıl dağıtacağımı biliyordum. Bekle beni The Vampire Diaries. Bekle beni Damon. Kocacığım.

***

Alarmın sesiyle gözlerim kapalıyken sızlandım ve elimi yatağımın yanındaki küçük komodine attım. Elimle saati ararken birçok şeye çarpıyor ve yere düşme sesleri geliyordu. Cidden şu anda tek istediğim şu saati bulmaktı ve “Acaba kırıldı mı?” diye düşünmüyordum.

Saat elime geldiği an duvardaki yerini aldı. Sessizlikle gülümseyip yan döndüm ve yastığıma sarıldım. Tabii bu sert şey yastığım olamazdı değil mi?

Homurdanarak gözlerimi araladım. Beyaz gömleğe gözlerimi kırpıştırarak baktıktan sonra başımı yavaşça kaldırdığımda Ayaz’ın sırıtan yüzüyle karşılaşınca çığlık atarak kendimi geri attım. Popom yere sertçe çarptığında sızlanarak yerde bir müddet oturduktan sonra “gerçek mi?” diye ayağa kalkıp yatağa baktım. Evet, gayet de gerçekçi duruyordu. Üstünde okul formasıyla yatakta ellerini ensesinin altına koymuş bir vaziyette uzanan Ayaz.

Kekeleyerek “Sen…” diye başladım ama sonra dudaklarımı birbirine bastırdım. Elimi enseme koyup “Bu parfümün de ne böyle?” dediğimde sırıtarak yatakta doğruldu ve “Uyandığında kendini göğsüme yaslı bir şekilde buluyorsun ve tek düşündüğün parfüm mü?” dediğinde ayağımı birkaç kere yere vurdum. “Senin ağzından duymadan önce gayet mantıklıydı,” diye mırıldandığımda yatak başlığına yaslandı. Tam ona evimden defolmasını söyleyecektim ki babam kapıdan bağırınca telaşlanıp kapıya döndüm.

“Kızım niye çığlık attın? İyi misin?” Allahtan odama çat kapı girdiğinde beni iç çamaşırlarımla yakaladığından beri babam odama seslenmeden girmiyordu.

“Evet. Düşecek gibi oldum da…” dediğimde, “İyi tamam. Hadi hazırlan da kahvaltıya gel. Annen sonunda yumurta dışında bir şeyler yapabildi. Kaçırmak istemezsin,” diyen babamın arkasından, “Seni duydum,” diyen annemin sesi gelince güldüm. “Bu geceliğin de güzelmiş.” Gülüşüm bir anda solarken hızla üstüme baktım. Pembe seksi(!) pijama takımım bana göz kırptığında rezilliğime ofladım ve yataktan yastığı alıp ona fırlattım. “Çık evimden!”

“Memnuniyetle,” deyip kapıya yöneldiği an yardırıp kolundan tuttum. “Elini kolunu sallaya sallaya çıkabileceğini mi düşünüyorsun?” diye fısıldadığımda sırıtıp, “Aynen öyle,” dedi ve kapının kulpunu kavradı. Kapıyla arasına girip ellerimi kapıya yasladım.

“Saçmalamaz mısın lütfen?” Güldükten sonra, “Saçmalamaz mısın ne ya?” diye alay ettiğinde ben de güldüm.

“Hem sen nasıl girdin odama?” dediğimde omuz silkti. “Alt katınızda sadece çıkarım olduğu zaman uğradığım teyzem oturuyor. Balkondan tırmandım.”

İkinci katta oturduğumuz için çok da zorlanmasa gerekti ama yine de böyle bir şeye kalkıştığı için gülüp, “Dün gece Spiderman mi izledin?” dediğimde, “Kaslı kırmızı kostümün altından o tipsiz Peter çıkıyor. Spiderman’i sevmiyorum,” dedi. Güldükten sonra, “Buraya nasıl tırmandıysan geri döner misin artık? Hazırlanmam gerekiyor,” dediğimde sol omzunu dolabıma yaslayıp sırıttı. “Bence ben varken de hazırlanabilirsin.”

Yataktan yastığı aldığım an pencereye koştu. “Tamam be çıkıyorum,” dediğinde kahkaha attım.

O pencereden sarkarken yanına gidip, “Umarım düşersin,” dediğimde başını kaldırıp bana baktı. “Koluna tutunurum,” dediği an bir adım geri çekildim. O da gülerek atladığında kısa çaplı bir kalp krizi ve çığlık eşliğinde pencereye yaklaştım ve dehşetle pencereden aşağı baktım. Alt balkonda bana sırıtarak el sallayan Ayaz’ı gördüğümde elimi kalbime koyup nefesimi dışarı üfledim. Korkutmuştu piç.

“Bakıyorum da bayağı bir endişelendin. Tabii bu kaslı çocuğu kaybetmek sana koyar değil mi?” Gözlerimi devirip, “Defol git Ayaz,” diyerek pencereyi kapattım. Arkamı döndüğümde yüzümde bir sırıtış vardı. Ne zamandan beri odamdaydı bilmiyordum ama gözümü açtığımda ilk gördüğüm şey annemin “Artık uyanmalısın küçük cadı” diyen yüzü değil de Ayaz’ın sırıtan yüzü olması daha iyiydi en azından.

***

Sınıfa girmeden önce kendi sınıfına giren Hande'ye "Hepsi senin mi?" diye sapıklık yapmaktan kendimi alamamıştım. Gülüştükten sonra kapının önünde yere yapışan çocukla beraber günüm iyi geçmeye devam ediyordu. Ona güldüğüm için kendi grubu bana kötü bakışlar atarken göt korkusuyla kendi sırama ilerledim. Ayaz telefonuyla ilgileniyordu. Yanına oturduğumda bana dönen bakışlarını hissetmiştim. Ben çantamdan kitapları çıkarırken Ayaz, “Geceliği çıkarmışsın,” dediğinde ona kısa bir bakış attım. “Sana giydirelim mi? Eminim sana çok yakışır.”

“Yok. Senin üstünde görmek daha cazip,” dedi keyifle. Gözlerimi devirmekle yetindiğimde, “Atalay’la takılmak nasıl gidiyor?” diye sordu.

“Takılmak” kısmını vurgulamıştı. Sırıtmaya çalışıp kollarımı göğsümde birleştirdim. “O mükemmel biri.”

“Emin misin? Horlaması kendini aşmış. Ulusa sesleniş,” dediğinde az daha gülecektim. “Yakışıklılığı ve çekiciliği de kendini aşmış. Bütün yakışıklılığı o almış sende böyle bir şey kalmışsın,” deyip küçümseyerek ona baktım. Bana dönüp gözlerini kıstı.

“Mert’le takıla takıla göz zevki diye bir şey kalmamış sende.”

“Senle takıla takıla da sabır diye bir şey kalmadı,” dediğimde hoca sınıfa girdi. “Tüm bu sabrının beni öpmemek için olduğunu biliyorum,” dedi kulağıma doğru. Oldukça yaklaşmış olan yüzünü uzaklaştırmak için omzunu ittirirken ona döndüm.

“Sevgilin habire beni öpmeye çalıştığını biliyor mu?”

Yüzüme bakan gözlerine kaşlarımı kaldırdığımda dilini şaklattı. “O başkalarıyla yatarken bana karışamaz.”

“Siz nasıl sevgilisiniz öyle?” diye homurdandım. Hoca tahtaya bir şey yazarken umursamaz çıkması için götümü yırttığım sesimle "Sizin Selin'le nasıl gidiyor?" dedim.

"Akşam buluşacağız."

Yüzümdeki somurtmayı gizlemek istercesine sırıtmaya çalışıp Ayaz'a döndüm. Alayla "Yatak odasında mı?" dediğimde yapay bir şekilde sırıttı. Sonra sırıtmasını silip "Duman konserinde." dediğinde içimi kaplayan kıskançlıkla sertçe arkama yaslandım.

"Siz de Atalay'la gidin diyeceğim de Atalay'ın bugün işi var. İstersen bizimle gelebilirsin." Yapay kibarlıkla söylediği laflar için boğazını sıkmak istiyordum. Benim sinirimi bozmaya çalışıyordu o sırıtışı ve ses tonuyla. Ki başarıyordu.

"Sizin cıvıklığınız yüzünden duman grubundan soğumak istemiyorum." dedim ben de yapay sırıtışla. Gülüp "Kıskanırım demiyorsun da." dediğinde alayla bakıp önüme döndüm. "Neyinizi kıskanacağım be? İkinizin de birbirinizin hayatıyla alakası yok."

"Başka yöne bakman bile yalanını kurtarmıyor Masal." Ona dönmeyip gözümü hocadan ayırmamaya çalıştım. Ayağımı ritmik bir şekilde yere vururken Ayaz'ın boğazını sıkmamak için zor duruyordum. Gülen sesi geldiğinde ofladım. Hoca bakışlarımdan rahatsız olup karakola kaçsa şaşmazdım. Tüm sinirimi hocaya bakan gözlerime vermiştim.

Ders boyunca son konuşmamız da bu olmuştu. Arada kaçamak atmaya çalıştığım bakışları yakalayıp kaşlarını kaldırıp sırıtmıştı. Şerefsiz.

Zil çaldığında Ayaz'ın gitmesini beklemeden hızla sıradan kalktım ve Handelerin sınıfına ilerledim. Bir tane dedikoducu kızın tekinden yararlanarak Mert'i tanımaya çalışıyordu. Mert'le aramızda geçen her şeyden ve benim de dönüp ona bakmayacağımdan haberi vardı. O yüzden beni sorun etmiyordu ama bana yüz kez 'Eğer ondan hoşlanıyorsan benim yüzümden vazgeçme' demişti. Sonunda saçından tutup masaya yapıştırmakla tehdit ettiğimde susabilmişti.

Zil çaldığında istemeye istemeye tekrar sınıfa girdim. Sınıfta ilk derse göre daha az kişi vardı. Ayaz neredeyse dersin ortasında geldi ve gürültülü bir şekilde yanıma oturdu. Gözümü devirmekten başka bir şey yapmamıştım.

Hoca masasına yaslanıp cuma günü yayınlanan diziden bahsedip başka izleyip izlemeyen olduğunu sorduğunda ilk defa bu kadını sevdiğimi hissettim. Kızlardan birkaçı "Ayy ben henüz izleyemedim." dediğinde kahraman edasıyla ayağa kalktım ve "Ben izledim." dedim. Herkes bana gözlerini büyüterek hayatlarını kurtarmışım gibi baktı. Bölümü anlattığımda hoca "Fragman verdiler mi?" dediğinde onaylarcasına başımı salladım. Kızlardan bir çığlık yükseldi. Cidden bu okul gittiğim hiçbir okula benzemiyordu. Tam anlatmak için ağzımı açtığımda dirseğimden tutup çeken öküz yüzünden sıraya oturdum ve "Hatırlamıyorum." demek zorunda kaldım. Ayaz'a dönüp "Ne yapıyorsun ya? Ben daha fragmanı anlatacaktım." diye söylendiğimde alayla baktı.

“Ne bu dizi merakı ya? Allah’tan Selin’in böyle şeylere takıntısı yok,” dediğinde “Selin’in hayatı egzotik dizi zaten,” diye tısladım. Sırıtıp, “Senin hayatında National Geographic belgeseli mübarek,” deyince ağzım irice açıldı. Lafı geçirmiş sırıtmakla kalmıştı. Ne diyeceğimi bilemez halde bir süre onun alaycı gülüşünü izledim. Sonra en sonunda konuşma yetkimi kazanıp, “Çevremde sen olduğundandır,” dedim.

“Biraz geç oldu ama…” dediğinde gülerek dirseğimi karnına geçirdim. “Kes,” dedim gülüşlerimin arasından.

Biz öyle gülerken sınıf bize dönünce susmaya çalıştım. Hiç değilse buradaki hocalar 'Söyleyin biz de gülelim.' diyen türden değildi. Zil çaldığında Ayaz gitmiş ve bir daha da gelmemişti. Bense şimdi okul bahçesinin çıkış kapısında otobüse gitmek için Hande'yi bekliyordum.

Önümde bir araba durunca kaşlarımı çattım. Ayaz'ın arabasıydı bu. Benim taraftaki camı açıp "Atla." dediğinde sırıtıp kollarımı göğsümde birleştirdim.

“Hoplamayı da sen beceriyorsun,” deyince gözlerini devirdi. “Omzuma atıp arabaya bindirmek istemiyorum. Üşengeçlik diye bir şey var. O yüzden kendi isteğinle bin bence.”

Sıkıntıyla ofladım. “Hande’yi bekliyorum Ayaz.”

Elini kulağına götürüp, “Sesin gelmiyor. Çevrede çok mu güzel kız var seni fark etmiyorum. Neyse sen arabaya atla,” diye dalga geçtiğinde arabanın camından başımı içeri sokup “Gelmiyorum Ayaz. Ya da senin deyişinle, atlamıyorum,” dediğimde başını yana eğip sırıttı.

“İstersen hoplayabilirsin de,” dediğinde gözlerimi devirip başımı arabadan çektim ve doğruldum. “Yürü git,” diye homurdandığımda güldü.

“Tamam, sadece gel, bir şey söyleyeceğim,” deyince saf kız olduğum için yadırgamadan arabaya bindim. Bindiğim an gaza köklendiğinde dehşetle Ayaz’a döndüm.

“Piçlik yapmayı kesmen için sana kaç kere daha ‘piç kurusu’ demem lazım?” diye tısladığımda, “Sevin biraz. Seni bu ezik hayatından bir geceliğine kurtarıyorum,” dedi. Gözlerimi devirip telefonumu elime aldım ve Hande’ye “bir orangutan tarafından kaçırıldım” içerikli bir mesaj attım.

“Orangutan ha? Daha kötülerini de duymuştum,” dediğinde telefonu çantama attım. “Nereye gidiyoruz, geri zekâlı?”

“Benden hoşlandığını bu kadar çok belli etme lütfen.”

“Senden hoşlanacak kadar IQ kaybetmedim,” dediğimde güneş gözlüğünü takıp sırıttı. “Bak hâlâ yürüyorsun.” “Bu havada gözlük mü takıyorsun Ayaz?”

“Karizmam yeter,” dediğinde gözlerimi devirdim gülmemin arasında. Ona her ne kadar katılıyor olsam da ölene kadar inkâr edeceğim için, “Sen karizmatiksen Burak Özçivit ne?” diye sorduğumda yüzünü buruşturarak bana baktı. “Elin namuslusuna da mı yürüyorsun?”

Kahkaha atıp arkama yaslandım. “Adamın her dizi ve filminde en az bir kez öpüştüğünü göz önünde tutarsak pek de namuslu sayılmaz.”

“Güzel kızları götürüyor.”

“Sen de hâlâ Selin gibilerle,” dediğimde gözlüğünü çıkardı. “Seni götürmeme izin vermiyorsun ki,” deyip gözlüğü bana taktığında gülerek elini ittirdim ve gözlüğü çıkardım. Gözlüğü torpidoya koyduğumda, “Senden pahalı lan o. El üstünde tut,” dedi. Dönüp ona kötü kötü baktığımda şirince sırıtıp, “Tamam istediğini yap,” dediğinde gülerek arkama yaslandım.

Dolaylı olarak bana “güzel” dediği için keyfim yerindeydi. “İlk öpücüğümü bir şerefsize vermeye niyetim yok.” Saçını düzeltip sırıttı. Dağınık saçları elinin hareketiyle sanki tarak değmiş gibi güzel bir görüntü aldı. “Benden iyisini mi bulacaksın?” dediğinde söylediğiyle alayla güldüm. Ayazdan iyisi? Damon? Gelsene iki dakika yavrum. Valla seni zorla dolabıma sokup hayatın boyunca orada tutmayacağım. “Senden iyi buradan Paris’e sayabileceğim bir sürü kişi var,” dediğimde gülüp, “Say lan,” dedi. Gözlerimi devirip önüme döndüm. Şimdi böyle deyince aklıma kimse gelmiyordu. Damon aklımdaydı ama tek kişi buradan Paris’e yetmezdi. Aferin Masal(!).

“Olmadı bak bu,” dediğimde ikimiz de güldük. “Ya nereye gidiyoruz bir söylemedin,” diye direttiğimde eliyle direksiyonu sıkıp sırıttı.

“Duman konserine.”

Gözlerim irileşirken elim hareket halinde atlamayı bile göze alarak arabanın kapısına gitti. “Ben Selin’le hiçbir yere gelmem.”

Ayaz yola bakmaya devam ederken güldü ve omuz silkti. “Selin yok zaten.” Kaşlarım anlayamayarak kalkarken bakışlarını bana çevirdi.

“Beraber gideceğiz.”

464

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!