🔮 9 ⚡ Kraliçe
1. KISIM ♛ NİX'İN GÖLGESİ ♛
🔮 9 ⚡ KRALİÇE
**
Alevler içerisinde kaybolan Veyla, soluk soluğa etrafında dönüp durmasına rağmen elleri yanma hissiyatı haricinde boş dönüyordu. Gözleri görmekte zorlanmaya başlarken "Tut elimi!" diye bağırdı. "Neredesin? Tut elimi, çıkalım buradan!"
Alevin dumanları görüş alanını kısıtlarken teni bu acıya dayanamıyor. Yanıyor, iyileşiyor ve sonra yeniden yanıyordu. Her şey saniyeler içerisinde oluşuyor, acı tam geçmişken yeniden başlıyor ve bu saatlerdir sürüyordu.
Bir eli, elinde hissettiğinde gözleri göremese de sevinçle "Dahel!" diye çığlık attı. "Dahel! Sen misin?"
Erkek çocuğunun yüzünü, alevlerin içerisinde belirsiz bir suret gibi gördüğünde sevinmek yerine nefesi kesilir gibi oldu çünkü acılar içerisindeydi. "Dahel! Bitti, tamam. Bitecek! Gel benimle!"
Onu çekmeye çalıştı ama dört bir yanı alevken, nereye gitmeleri gerektiğini bilmiyordu. Çocuk onunla gelmiyor, çekme çabalarını sonuçsuz bırakıyordu. Belirsiz suret acı dolu bir yüz haricinde tepki vermezken, Veyla uzattığı elinin gittikçe büyüdüğünü gördü. Artık bir çocuğa ait değildi bu eller. Ellerine, üstüne, başına baktı. Artık çocuk değildi ama... Gözleri korkuyla elini tuttuğu çocuğa döndü. O hala çocuktu. Büyümemişti.
"Dahel!"
Dahel'in eli, ellerinden kayıp giderken sureti saniyeler içerisinde küllere dönüşerek etrafa saçılmaya başladı. Veyla, korkuyla etrafında dönmeye başlarken her külün nereye uçuştuğunu takip etmeye çalışıyordu. Sanki hepsini toplayıp bir araya getirse, o yeniden dönecekti. Ellerini havada, yeniden onu bulmak umuduyla savurup duruyordu.
"Tut elimi. Hadi, tut elimi!"
Veyla, yüzüne çarpan suyla birlikte boğulurmuş gibi nefes alarak doğrulurken elleri yatağın yüzeyini buldu ve güç aldı. Gözlerini kırpıştırdıkça su damlaları yanaklarından üstüne, yatağa akarken gözlerini hemen yanındaki Gölge'ye çevirdi. Gölge, elinde tuttuğu su sürahisini henüz bırakmamışken yamuk bir şekilde sırıttı.
"Günaydın, kelebek."
Veyla, sinirle yataktan kalktıktan sonra ellerini Gölge'ye doğru kaldırdı. Ayaklarının altındaki yer bir anlığına sallanır gibi olurken adamın elindeki kristal cam sürahi patladı. Cam parçaları ve su, adamın üstüne ve yere saçılırken adamın parmaklarından saçına kadar her zerresi bir anlığına can alıcı bir acıyla sarsıldı ama saniyeler içerisinde Gölge'nin de mavi gözleri ışıldamaya ve büyüsü kendisini korumaya başladı. Veyla'ya saldırmak için değil, Veyla'nın büyüsüne engel olmak için büyüsünü çağırmıştı.
"Uyandığında biraz agresif oluyorsun sanırım." derken artık herhangi bir sürahi tutmadığı için ıslanmış ellerini birbirine sürttü ve alayla güldü. Veyla, ellerini hafifçe adama doğru yaklaştırdığında temas etmesine gerek kalmamış, adam büyüsüyle hafifçe geriye doğru sürüklenmişti. Sabrının zorlandığını gösterir bir şekilde baksa da yine karşılık vermedi.
"Odamda ne arıyorsun?"
"Burası benim malikânem. Her oda benim."
Veyla, ellerini yeniden yaklaştırdığında Gölge de ellerini kaldırdı. Veyla'nın elinden çıkan mor ışıltılar, Gölge'nin mavi elektrikleriyle birleştiği gibi hiç var olmamışçasına yok olurken Gölge "Bir sonraki hamlende engel olmakla kalmam." diye uyardı.
Veyla, sinirle ellerini uçları ıslanmış saçlarına götürüp başının üstünde bir araya getirerek bileğindeki toka ile bağladı. Böylelikle, üst gövdesinde teni, bir hayli görünür olmuştu. Gölge'nin, karşısındaki kadının ince askılı, saten mor geceliğinin açıkta bıraktığı omuzları, kolları ve göğüs dekoltesinde gezinen gözleri yeniden mor gözlere çıktı. Saten geceliği de ıslandığı için tenine yapışmış, belirli detayları Gölge'nin gözlerine sergilemişti ama Gölge fazla bakmamayı tercih etti. Veyla'nın birkaç kelebeği hızla saçlarına doğru uçuşup saçında düzgün toplanamamış çıkık yerleri düzeltmeye başladı.
Veyla'nın sinirli gözleri odada dolaşırken ellerini beline yaslamış, gerilen vücudunda başını bir sağa, bir sola doğru eğiyor ve esnemeye çalışıyordu. Bu sırada başındaki kelebekler önce sıçrayıp sonra yeni yöne doğru uçuşuyordu. Veyla'nın öfkeli mizacının aksine, başında uçuşan kelebekler Gölge'ye eğlenceli bir görüntü veriyordu.
Veyla da bunu fark etmiş olsa gerek "Tamam, yeter." diyerek başını iki yana sallayarak uçuşan kelebeklerden kurtuldu ve Gölge'ye baktı. Kelebekler, odadaki pencereye doğru kanat çırptılar. "Odama giremezsin."
"Seni düzenli ve sırayla doğal güçler ile öldürmeyi deneyebilirim ama odana giremez miyim?"
Veyla başını onaylar şekilde salladığında Gölge, dudağını büzerek düşünürmüş gibi yaptıktan sonra omuz silkip sırıttı ve başını hafifçe sağ tarafına yatırdı. "İstersem odanın dört duvarını da yıkarım ve istediğim yerden..." dedikten sonra burası önemliymiş gibi gözleri kısılırken işaret parmağını havada salladı. "... odana girmeden..." dedikten sonra sırıtışı genişledi. "... seni izlerim."
"Kendine yeni bir malikâne bulmak zorunda kalırsın."
Veyla öfkesini kontrol altına almaya başlarken, karşısındaki adam kabus gördüğünün bilincinde miydi, emin olamıyordu. Hep tek başına olduğu için kâbuslarında sesli bir şekilde konuşup konuşmadığını bilmiyordu. Konuşmamışsa bile, kâbus gördüğünü anlamamış olmasını diliyordu. Gölge'nin öğrendiği her kusuru, kendisine karşı kullanmak üzere silah olarak dönecekti.
"Karşımda güçsüz kalan biri için fazla güçlü cümleler kuruyorsun."
Veyla, yeniden yükselen öfkesiyle Gölge'ye doğru bir adım attığında, Gölge Veyla'nın kaldırdığı ellerinin bileklerini tek eliyle birleştirerek tuttu. Veyla'nın gözleri büyüsü için ellerine ihtiyaç duymadığını hatırlatarak ışıldarken çenesinin ucuyla ellerini gösterdi. "Sadece karşımdakiler ölmeden önce güzel eldivenlerimi daha çok görsünler diye ellerimi kullanırım." diye açıkladı. Uykusundan uyandığı için şimdi eldivenleri takılı değildi, bu sebeple Gölge'nin eli, çıplak tenine temas ediyordu. Sırf da bu yüzden söylediği gibi onu malikânesiz bırakmak üzereydi ama ağzını aramak istediği için öfkelenmemeye çalıştı. Gölge'nin gözleri de Veyla'nın ellerine döndü. O sıra, daha önce, okyanusta taş aradıkları boşlukta gördüğünü anımsasa da fazla dikkat etmediği dövmeyi fark etti. Hemen sağ elinin avucunda, avcu boyunca kelebek dövmesine sahipti. Teni kendisini yenileyen bir Xalia olduğuna bakılırsa, büyüyle yaptırdığını düşündü. Bunun için de Terra'ya ihtiyacı olurdu. Gölge'ye, pek Terra görmediğini söylemişti. Gördüklerinden birine de dövme yaptırmış olmalıydı. Boyun eğdiremediği bir ırk olduğuna bakılırsa, bunu yapmasına nasıl ikna ettiği meçhuldü. Veyla, istediğini elde etmek için her türlü yola başvurabilenlerdendi. Tam bir baş belası kelebekti.
Veyla, "Hatırlatayım," derken Gölge'nin bakışları Veyla'nın yakınındaki gözlerine döndü. Veyla sırıtarak konuşurken Gölge'nin gözleri kısıldı ve kadının yüz ifadesinde gezindi. Rahatsız olduğunu biliyordu ama ne iyi sakladığını düşündü. Veyla, temastan rahatsız oluyormuş gibi değil de daha fazlasını da yapabilirmiş gibi bakıyordu. Veyla ise rahatsız olduğunda yüzünü bürüyen ifadeyi Gölge iyice tanımasın diye bilerek yüz ifadelerine sahip çıkıyordu. Birlikte yolları uzundu, her rahatsız olduğu ya da ona zarar verebileceği hamleyi kendi elleriyle belli etmemeliydi. Temas, konusunda geç kalmıştı ama en azından yüz ifadelerini tanımasına izin vermemeliydi. "Sıra yine bende. Sırf bana dokunduğun için tam şu an kullanmak istiyorum."
Veyla'nın bileklerinden tutan elini hafifçe indirse de çekmediğinde şimdi birbirlerinin yüzlerini daha rahat görebiliyorlardı. "Böyle anlaşmadık. Birbirimizin işine yaradığımız her günün sonunda, dedik."
Böylelikle, hırslarına yenilmeden önce birbirlerini kullanmaya bir süre daha devam edebileceklerdi. Veyla, ölmediğini fark ettikten hemen sonra başka bir doğal taştan yapılma bıçak ile şansını yeniden denemek istediğinde, Gölge de sıra kendisine geçtiğinde aynı şeyi yapacağını fark ettiğinde böyle olmasına karar vermişlerdi. Yoksa, tek bir gecede bulabildikleri tüm doğal güçleri birbirlerinin üstüne kullanmak zorunda kalır, ikisinden biri sonunda mutlaka ölür ve planları öylece ortada kalırdı. Birbirlerini öldürme istekleriyle hareket etmemek için böyle bir anlaşma yapmak zorunda kalmışlardı.
Veyla sertçe bileklerini kurtardığında Gölge hafifçe gülerek bir adım geri çekildi ve işaret parmağını havada sallayarak kadının ovuşturduğu bileklerini gösterdi. "Ayrıca..." dedikten sonra gözlerini kadının mor gözlerine çevirdi. "Temas etmekten nefret eden birinin kime 'tut elimi' diye yalvardığını bir hayli merak ettim."
Veyla, yüz ifadesini sabit tutmakta zorlanırken Gölge'nin keyfi arttı. Dudaklarını yaladıktan sonra daha geniş bir şekilde sırıttı. Azrit kulakları, odasının önünden geçerken Veyla'nın bir şeyler dediğini duymuştu. Hızla atan kalbini de fark ettiğinde, Yıldat'la seviştiklerini düşünmüştü. Kardeşinin, temas sevmeyen kadını nasıl sevişebilecek aşamaya getirdiğine inanamamıştı. Biraz sevişme ihtimaline inanamadığı, kendi gözleriyle yakalamak istediği için, çoğunlukla da eğer doğruysa zamanında Ash'le kendisini, sevişme anında bizzat Veyla'nın rahatsız etmesi sebebiyle ödeşmek ve kardeşini de rahatsız etmek için odaya dalmıştı. Fakat sevişme ihtimalinden bile daha imkânsız olan bir gerçekle karşılaşmıştı. Veyla Aldar, kâbus görüyordu. Kardeşiyle sevişirken görse, bu kadar şaşırmazdı. Veyla'nın sadece mor renge sahip olmadığı için bile olabilir, kullanmadığı kalbinin bir şeylere korkabildiğini fark etmek, onu şaşırtmıştı.
"Yıldat'la seviştiğinizi sanmıştım ama gerçek daha ilgi çekiciymiş."
Veyla, kapıyı gösterdi. "Şu içerisinin duyulmamasını sağlayan büyü şeyini, kendi emrinle benim kapıma da yaptırtmazsan gidip bir tane Terra'nı alıkoyacağım. Bir sonrakinde gerçekten Yıldat'la bir anımıza denk gelebilirsin ve duyduğun için dalarak yarıda kesmeni istemem."
"Bence teşekkür edersin." dediğinde Veyla baygın bir şekilde baktı. Ne demek istediğini anlamıştı, anladığını Gölge de fark etmişti ama sırıtarak ifade etmeyi sürdürdü. "... yarıda kestiğim için."
Veyla, yeniden kapıyı gösterdi. Bu sefer 'git' demek istiyordu. Gölge bunu da anladı ama Veyla, Gölge gibi ifade etmeyi sürdürdü. "Defol git."
"Ne oldu kelebek? Tadın kaçmış gibi? Sinir bozucu kahkahalarını duyamıyorum?" derken gözleri bir anlığına henüz kurumamış geceliğe inip geri çıktı. Kadının, ıslak satenin yapıştığı göğüs uçları belli oluyordu ve Gölge, Veyla'nın vücudunu değiştirmek üzere büyü yapması için tüm Terraları göreve çağırmak üzereydi. Böyle bir büyünün yapılıp yapılmadığından emin değildi ama yapılabiliyorsa, Terralar yapabiliyor olmalıydı. Veyla'nın ruhundan tüm kalbiyle nefret ederken vücudunu ilgi çekici bulmak, yorucuydu.
"Ne diyecektim ya..." derken Veyla düşünür gibi gözlerini duvarda gezdirdi. "Şey..." derken parmaklarını hatırlamaya çalışıyormuş gibi başının yanında şıklatırken, kaşları çatık, gerçekten zihnindeki düşüncelerde kaybolmuş gibiydi. "Dilimin ucunda..." derken ellerini beline yaslayıp dudağını büzerek duvara baktığı birkaç saniyenin ardından neşeyle "Hah!" diye tepki vererek Gölge'ye baktı. Gölge o sıra, kaslı kollarını göğsünde birleştirmiş, sırıtışında dilini gezdirerek altından ne çıkacağını bekliyordu. "Şey diyecektim." dedikten sonra yeniden kapıyı gösterdi. "Siktir git!"
Gölge, karşısındaki kadının sinirden patlamak üzere olmasına gülerken yavaşça kapıya yöneldi. "Hiç misafirperver değilsin."
Veyla, "Hadi." diye söylenirken Erya'ya yaptırdığı sarmaşıklardan bir dal koparıp Gölge'nin ardına geçti ve dal ile dürterek Gölge'yi kapıya doğru ittirmeye başladı. Gölge, o sıra kurumuş sarmaşıklara baktı. Erya'nın severek ve neşeyle yaptığı sarmaşıkları gidip gelip canlandırmasına rağmen, Veyla'nın da her seferinde yeniden öldürmeyi tercih ettiği için söylendiğini biliyordu. Veyla, sarmaşıkları soluk ve cansız bir şekilde dekor olarak istemişti ve Erya, bitkilerinin ölmesini sevmiyordu. Veyla ise yaşayanlardan çok, ölümü, ölüleri seviyordu. Zaten, tüm sevdikleri de ölmüştü.
Kapıdan çıkmadan hızla döndüğünde kısa dal Veyla'nın elinden düşerken Gölge, ellerini kapı pervazlarına yaslayıp yüzünü hafifçe ona doğru eğdi. Veyla kollarını göğsünde birleştirirken bir adım geri çekildi. Bu hareketi, göğüs dekoltesini arttırmıştı ama Gölge, göz ucuyla fark ettiği için bakmamakta kararlıydı.
"Seni diğer kâbuslarından da kurtarabilmem için odanı duyabilmem lazım bebeğim. Sen büyü işini unut."
"Hiçbir sikten kurtardığın yok. Bu ölümsüz hayatımda nelere şahit olduğumu tahmin ediyor olmalısın. Hayal gücüm oldukça geniş."
Veyla, durumu normalleştirmeye çalışıyordu ama Gölge'nin keyfi arttı. Daha sessiz bir şekilde konuşurken çenesinin ucuyla Veyla'yı gösterdi. "Tahmin edebiliyorum. Hayal gücünü besleyen birbirinden çeşitli dehşet verici anlara şahit olmuş olmalısın. Çoğunu da bizzat sen yaratmışsındır ama benim anlayamadığım..." derken gözleri kısıldı. "... neden korktuğun. Normalde o kâbuslardan zevk alıyor olmalıydın." dedikten sonra hafifçe yüzünü buruşturdu. "Ayrıca kâbuslar görüp korkan bir kız çocuğu olarak küfür etmeni hiç tasvip etmiyorum." deyip onaylamaz şekilde baktığında Veyla sabır dileyen nefesler alırken baygınca bakıyordu. Gölge güldü. "Hala, öldürmediğime şaşırdığın, bana meyve atan çocuklardan bir farkın olmadığını bilseydim, seni öldürmemeyi de bir düşünürdüm."
Veyla, sinirini göstermek yerine sırıtmaya karar verdi. O sinirle sövüp saydıkça Gölge bu konuda üstüne gelmesi gerektiğini fark ediyordu. "Belki de tam da istediğin gibi seninle birlikte olduğumu görmüşümdür." dedikten sonra kaşlarını kaldırıp indirdi ve alayla güldü. "İşte bu gerçekten korkutucu bir rüya."
Gölge de sırıtışı eşliğinde kaşlarını kaldırıp indirdi. "O sıra elini tutmamı istedin yani?"
O sıra, dediği anların ne olduğunu fark ettiğinde yüzünü buruştururken kapıyı kapatmak üzere hareketlendi ama Gölge bir elini yaslayarak engel oldu. Aralık kapıdan Veyla'ya bakmayı sürdürdü. "O kalbini neyin sıkıştırdığını öğreneceğim. Seni aynı yerden vuracağım. Hatta..." dedikten sonra sırıtışında dudağının kenarını yaladıktan sonra haz aldığı belli bir şekilde alt dudağını ısırdı. "... seni tüm zaaflarından vuracağım."
Veyla, yüzünü ifadesiz tutmayı başardı. Bu sefer başarı değildi, Gölge'nin yapamayacağına emindi. Öğrenebilse bile aynı yerden vuramazdı. Bu mümkün değildi.
Veyla, "Kolay gelsin." dediğinde Gölge "Kolay olacak." dedi. Veyla, alayla baktığında Gölge sırıtarak başını onaylar şekilde salladı. "Hazırlan, avluya gel."
Gölge, elini kapıdan çekip koridora doğru hareketlendiğinde Veyla kapıyı daha fazla açıp başın koridora doğru eğdi. "Nereye gidiyoruz?"
Gölge, ardına bakma tenezzülü göstermeden, ilerlemeye devam ederek cevap verdi.
"İşime yarayacaksın."
**
Thal, "Gölge seni avluda bekliyor." diye hatırlatırken Veyla, Yıldat'ın odasına girmek üzereydi. Muhtemelen Thal'ı, Gölge göndermişti. "Beklesin."
Veyla'nın eli kapının kulpundayken Thal tedirgin bir şekilde ardında bir yerlerde kalan avluyu gösterdi. "Böyle mi söyleyeyim?"
Veyla hafifçe gülüp "Hayır, tabii." dediğinde Thal da rahatlayarak güldü. Veyla bir anda ciddileşip ters bir şekilde "Beklemek istemiyorsa bensiz defolup gidebileceğini söyle. Ya da yanına Ash'i alsın, benim kadar işine yaramaz ama kendi bilir." dediğinde Thal'ın kaşları kalktı. Thal, sitemle "Elçiye zeval oluyor ama." dediğinde Veyla umursamadığını gösterir şekilde omuz silkti. Gölge'nin bizzat gelmesini istediği için, ne kadar kışkırtıcı iletirse o kadar iyi olurdu.
Veyla, Yıldat'ın odasına daldığında yatağa doğru bakmazken "Çık dışarı." dedi. Kadın, hızla giyinmeye başlarken Veyla, "Hadi!" diye sesini yükselttiğinde kıyafetlerini kucağında tutarak dışarı doğru koşmaya başladı. Gittiği gibi kapıyı sertçe kapattı ve göz ucuyla alt iç çamaşırının henüz çıkmamış olduğunu gördüğü Yıldat'a döndü. Ellerini ensesi ile yastık arasında birleştirmiş, bileklerini ise birbirine yaslamış halde uzanıyordu. Azrit kulakları, Thal ile koridorda konuşmalarını da duymuş olmalıydı ama önlem almadığına göre görülmekten çekinmiyordu. Zaten sırıtarak bakıyordu.
"Müstakbel karıcım beni kıskandı sanırım."
Veyla, "Derdin ne?" derken yatağa doğru yaklaşıyordu. Bir süredir peşinde kelebekleri gibi koşuşturmuyordu. Bir sebebi olmalıydı.
Yıldat, istifini bozmazken kendisine doğru yaklaşan Veyla'yı süzüyordu. Yine her zamanki gibi, göz alıcı görünüyordu. Mor ve siyah renklerle giyindiği ilgi çekici ve bacak ve göğüs dekoltesine sahip kıyafetleri ona yakışıyordu. Kadının göğsü büyük sayılmazdı ama güzel bir şekle sahipti. "Ben de aynı şeyi sana soracaktım." derken yanında yatağa oturan Veyla'ya baktığı sırada heyecanlanmaya başladığı için ellerini ensesinden çekip yatağa yasladı ve doğrulmaya başladı. Veyla, Yıldat'ın ondan beklemeyeceği kadar fazla yakınlaşıyordu. Veyla, neredeyse çıplak bir şekilde karşısında olan adamı ilgi çekici bulmaya çalıştı. Aslında, kötü görünmüyordu, hatta çoğu adamdan daha güzel görünüyordu. Vücut kasları da çıplaklık oranıyla paralel bir şekilde gözler önündeydi ama Veyla, cinsel anlamda herhangi bir şey hissedemiyordu. Hissedebilmeyi isterdi, bu her şeyi kolaylaştırırdı.
Veyla, "Ne soracaktın?" derken ceketini çıkardı ve yere attı. Böylelikle büstiyeri, onu daha ilgi çekici kıldı. Yatakta Yıldat'a yakın oturup bacaklarını, yatağın devamına, soluna doğru uzattı. Böylelikle adamın bakışları, bir süre kadının kusursuz tenini oldukça öne çıkartan uzun bacaklarına kaydı. Bir elini, adamın belinin yanından diğer tarafına yasladığında temas etmiyor olsalar da vücutları yakın duruyordu. Yıldat yutkunduktan sonra kaşlarını kaldırdı. Odaya girdiğinde eline almaya çalıştığı iplerden eser kalmamıştı. Şimdi hepsi yeniden Veyla'nın elindeydi.
Güçsüz bir ses tonuyla "Gölge'yle bir şeyler yaşıyor musunuz?" diye sorduğunda Veyla güldü. Beklediği gibi, Ash yememiş, içmemiş Yıldat'ı doldurmuştu. Normalde, Yıldat'ın ne düşündüğünü, ne hissettiğini önemsemezdi ama işler değişmişti. Gölge'yi, Yıldat'a karşı zaafının olduğuna inandırması, Yıldat'ın ise zaafı olması gerekiyordu. Gölge, başka zaaflarına odaklanamamalı, hiç zarar veremeyeceği bir zaafa sahip olduğunu düşünmeliydi. Kendi kardeşine, sırf Veyla da değer veriyor diye zarar verecek hali yoktu. Gerçi verse de, Veyla'yı, Amorsus'un emriyle evlenmek zorunda olduğu için hayatta kalması gerekmesi dışında ilgilendiren bir durum olmazdı. Gölge'nin kafasının karışmasını istiyordu. Yıldat'a karşı ilgisizliğini çok belli ettiği anlar olmuştu. Gölge'nin, Veyla'nın kendi kafasını karıştırmaya çalıştığını düşünmesini ve hiç emin olamamasını istiyordu. Eğer kabus olayını ve korktuklarını Yıldat'a bağlayabilirse, Gölge zaaf arayışlarında eli boş dönerdi. Veyla'yı aynı yerden yeniden vuramazdı ama öğrenmesini bile istemiyordu. Aynı yerden vuramasa da, nasıl bir şey olduğunu hatırlatabilirdi ve bunu istemiyordu.
"Niye abine sormuyorsun?"
"Sordum. Evet, dedi."
Veyla, yeniden güldü. Kardeşinin canını sıkmak için öyle demiş olmalıydı. Hatta nasıl bir sırıtışla 'evet' dediğini de tahmin edebiliyordu. Öyle bir söylemişti ki, o sıra Veyla yanlarında olsa o bile gerçekten şüphelenebilirdi. İstediği gibi cevaptan emin olunamayacak bir şüphe oluşturmuştu.
"Ve sen de Gölge'den hesap sormak yerine başka kadınlarla mı üstesinden gelmeye çalışıyorsun?"
"Gölge'den değil." derken çenesi kasılmıştı. Veyla, kuyruğuna basmıştı. "Kral'dan." diye hatırlattığında Veyla gözlerini devirip nefesini üfleyerek bakışlarını kaçırdı. Korkuyorum, demiyordu da 'O bir Kral' diyordu. Veyla için Gölge'nin unvanı hiçbir şeyi değiştirmiyordu.
"Ayrıca bu kadar istiyorsa, kendisine vadedildiğinde niye kabul etmediğini, sordum. Evlenmek değil, eğlenmek istiyorum, dedi." derken gözleri, tepki arar halde Veyla'nın yüzünde geziniyordu. O da kadının kuyruğuna basmaya çalışıyordu. Veyla'yı istiyordu ama Veyla'nın en başta vadedildiği gibi abisini istemesinden endişe ediyordu. Etrafındaki tüm kadınlar, kraldan sonraki iyi olarak Yıldat'ı istiyordu. Kral'ın da dâhil olduğu hiçbir masada kazanamıyordu. Karşısındaki kadının da, öyle olmasını istemiyordu. Bu hayatta en azından bir şeyin, bu kadının, Kral'a değil, kendisine ait olmasını istiyordu çünkü biliyordu. Her şeyin iyisi Kral'a aitti ama karşısındaki kadın, Zenith'in en güçlü, en güzel kadınıydı. Ona da kendi sahip olmak istiyordu. Biliyordu, Veyla sahip olunabilecek bir kadın değildi ama en azından yanında olsa, Yıldat'a yeterdi. Kendisini rahatsız etmeyi huy edinmiş abisinin ne kadar dürüst yaklaştığına emin olamıyordu.
Veyla, yeniden Yıldat'a baktığında rahatsız olmuşa benzemiyordu. Çünkü gerçekten olmamıştı. Yıldat doğru mu söylüyor yoksa sadece canını sıkmaya mı çalışıyordu, bilmiyordu ama Gölge gerçekten böyle bir şey söylediyse ya da bu amaçtaysa bile Veyla rahatsız olmamıştı. Gölge'nin böyle düşüneceği çok da sürpriz değildi. Bizzat öldürmek istediği düşmanı olarak, bu söylediği iltifat bile kalabilirdi, daha kötülerini duymuştu. Yanı sıra, Gölge'nin ne düşündüğü de, umrunda değildi. Yıldat'ın ne yapmaya çalıştığını biliyordu. Mümkünse bile, ihtimal kalmasın istiyordu. Zaten yoktu.
"Aramızda bir şey geçmedi. Sadece Ash'i sinir etmeyi seviyorum."
Yıldat, Veyla'nın kendisine açıklama yapmasına mutlu olurken yatak başlığına yasladığı sırtını ayırıp Veyla'ya biraz daha yaklaştı. Kaşları hafifçe kalkarken sakin bir şekilde "Öyle mi?" diye sordu. Karşındaki kadın yalan söylese, anlayamayacağını biliyordu ama yalan söyleme gayretindeyse bile, hoşuna gidiyordu.
Veyla başını onaylar şekilde salladığında, Yıldat heyecandan kuruyan dudaklarını ıslattı. "Peki bir gün öyle bir şey olursa, bana söyler misin?"
Veyla, sıkılmaya başlayarak "Öyle bir şey olmaz." dediğinde Yıldat "Söyler misin?" diye sorarak ısrarcı oldu. Veyla üfledikten sonra başını diğer tarafa yatırıp baygın bakışlar attı. Yıldat vazgeçmeyerek kaşlarını kaldırdığında Veyla, "Söylerim." dedi.
Yıldat, artık engel olamayarak gülümsedi. Başından savıp durmaya çalışan kadın, ayağına kadar gelmiş, neden uzak durduğunu sorduktan hemen sonra açıklama yapmıştı. Veyla gibi bir kadının kendisi için bu zahmete girmesi egosunu okşamıştı.
"O zaman, Ash'i sinir etmek için başka konular bulsan, iyi edersin."
Veyla tehlike saçmaya başlamak üzere olduğunu belirten bir bakışla kaşlarını kaldırdığında Yıldat tedirgin bir şekilde gülüp "Lütfen." diye ekledi.
Veyla, düşünürken birkaç kez gözleri kapanıp açıldı. Yıldat, tam gözlerinin içerisine bakıyordu. Ash'i sinirlendirecek yüzlerce konu daha bulabileceğine emindi ama en sevdiği buydu. Yine de Yıldat'ın üstünden yürümekte kararlı olduğu için başını onaylar şekilde salladı.
Yıldat, bir ses duymuş gibi kapıya baktığında Veyla duyamamıştı. Muhtemelen Yıldat'ın Azrit kulaklarının duyabildiği bir sesti. Gölge, elçi Thal'a zeval getirdikten sonra hesap sormak üzere geliyor olmalıydı. Veyla, güçlükle eldivenli elini Yıldat'ın yanağına getirdiğinde Yıldat'ın gözleri, Veyla'ya döndü. Gölge için yaptığını düşünse, Gölge'nin geliyor olduğunu duymuş olamazdı. Kalbi heyecanla çarparken bir elini Veyla'nın bacaklarının yanından yatağa yasladı. Gözleri, kadının dudaklarına doğru inerken yüzü hafifçe eğilmeye başladı. Yıldat'ın gözleri kapanırken, Veyla'nınkiler oldukça açık, yüzü buruşmak üzereydi. O sıra kendi büstiyerinin üstünden birkaç düğme açtı ve eteğini hafifçe kalçasına doğru çekti. Yıldat şu an bunları yapmaya kalkışsa, onu Zenith üstündeki tüm azurit bıçaklarıyla peş peşe öldürebilirdi ama Gölge ne kadar fazlasını görürse, o kadar işine yarayacağı için Yıldat yapmış gibi, göstermeye çalışacaktı. Veyla'nın temas zaafını biliyordu, Yıldat ile bunu kırdığını düşünürse, zaafının Yıldat olduğuna inanmasına yardımcı olurdu.
Dudakları değecek gibi olduğunda Veyla, soluna doğru eğilmeye başlarken sırtını da git gide yatağa çevirdi. Gölge, dudakları henüz değmeden girse iyi olurdu. Veyla, bu yakınlaşmayı kimseyle yaşamamıştı, düğün gecelerinde mecbur Yıldat ile yaşayacaktı ama şimdiden deneyimlemese, iyi olurdu.
Yıldat'ın, dudakları değemediği için duyduğu mutsuzluk, Veyla'nın yatağa doğru uzanmaya başlamasıyla azalırken, Veyla'nın yanağındaki elinin de yönlendirmesiyle üstüne doğru eğilmeye başladı. Azrit hızını kullansa, şimdiye kadar bin kere öperdi ama heyecanı, ağırdan almasını sağlıyordu. Hiçbir kadının yanında böylesine heyecanlandığını hatırlamıyordu.
Veyla'nın başı yatağa yaslanırken bir eli, müdahale etmek üzere yanlarında bekliyordu. Eğer Gölge gelmeden, dudakları değecek gibi olursa ittirecek, hazır olmadığını söyleyecekti. Kalbi korkuyla çarpmaya başlamıştı. Yıldat ise, Azrit kulaklarıyla duyabildiği bu kalp çarpıntısını, heyecana yoruyordu. Veyla'nın kendisi gibi heyecanlandığına inanamıyordu ama temas sevmekten hoşlanmadığını bilse de korkacağı kadar da rahatsız olabileceğini tahmin etmiyordu. O Veyla'ydı, hiçbir şeyden korkmazdı.
Yıldat'ın gözleri kapalı, Veyla'nınkiler oldukça açıkken burunları değer gibi olduğunda Veyla, ittirmeye karar vermek üzereyken kapı sertçe açıldı ve rahatladı. Nefesini yavaşça üflediği sırada Yıldat, omzunun üstünden ardına doğru dönmüştü. Kapıdan Gölge'yle giren Thal, "Ups, pardon." diyerek geri çıkarken Gölge'nin bakışları Veyla ile Yıldat'ın üstünde dolaştı. O sıra Veyla'nın kızarmış yüzünü gördü. Aslında, Veyla temastan çekindiği için istemsiz nefesini tutmaktan kızarmıştı ama Gölge yanlış yorumladı. Kadının kalbinin hızla çarpmasını da yanlış yorumladı. Eteği de, Gölge'nin de ilgisini uyandıracak kadar kalçasına doğru kaymış, büstiyerinin ilk düğmeleri açılmış, ceketi ise yere atılmıştı. Yıldat ise, alt iç çamaşırı dışında çıplak, neredeyse Veyla'nın üstündeydi. Odaya girdiklerinde, öpüşüyor olsalar gerekti.
Kaşları şaşkınlıkla kalkarken başta ne diyeceğini bilemedi. Sabah karşılaşmayı beklediği ama kâbus gördüğünü fark ettiği anlarla şimdi karşılaşıyordu ve imkânsız olmadığını görüyordu. Fazla bir temas içerisinde değillerdi ama Gölge, Veyla için bu kadarının bile ne kadar fazla olduğunu biliyordu. Veyla'nın bir oyunu olabileceğini düşündü. Normalde temas edebilen bir kadın olsa, oyun olduğuna emin de olurdu ama gözleriyle gördüğü yakınlaşma anları oyun olamazdı. Onu her zaafından vuracağına dair kendisine yemin etmişti ama zaaflarından birinin kardeşi olabileceğini hesaba katmamıştı.
Gölge, "Avluya." dediğinde Veyla, biraz da rahatlayarak omzunun üstünden abisine bakan Yıldat ile yatağın arasından çıkıp indikten sonra eğilip ceketini aldı ve hızla giyindi. O sıra Yıldat'ın heyecanlı gözleri Veyla'ya döndü. Yatakta hızla oturur pozisyon olup bacaklarını yataktan sarkıttıktan sonra gitmek üzere olan Veyla'nın bileğinden tuttuğunda Veyla, ceketinden önünü görmesin diye yan durmaya devam ederek Yıldat'a baktı. Eteğin pozisyonları sebebiyle kaydığını düşünebilirdi ama düğmelerinin kendi kendine açılmayacağını bilir, Gölge'ye oyun yapmak için yakınlaştığını anlardı.
Yıldat'ın bileğini tutmasına karşı tepki vermemeye çalıştı. Gölge'nin bakışlarının hemen üstünde olduğunu biliyordu. Yıldat, hayran gözlerle Veyla'ya bakarken Gölge'ye "Her ne işiniz varsa, biraz gecikemez mi?" diye sordu.
Gölge, yeniden "Avluya." dediğinde Yıldat sıkkın bir nefes alarak abisine baktı ama fikrinin, daha doğrusu emrinin değişmeyeceğini biliyordu. Veyla hızla "Sonra görüşürürüz." dedikten sonra ilerlemeye başladığında, Yıldat'ın eli de bileğinden kaymak zorunda kalmıştı. Gölge'nin önünden, ardındaki kapıya geçmeden önce göz göze geldiler. Gölge, ifadesiz bir şekilde bakıyordu ama Veyla biliyordu, böyle olmamasını dilerdi. Zaaflarından birinin, kardeşi olmamasını dilerdi fakat, olacaktı. Yani en azından, öyleymiş gibi gösterecekti. İçinden 'hadi gel bu zaafımdan da vur' dedi ama bakışlarına yansıtmadı. Gölge'nin ardından kapıya yöneldiğinde, Gölge'nin bakışları kapıdan çıkana kadar Veyla'yı takip ettikten sonra yataktan kalkan Yıldat'a döndü. Yıldat çok keyifli görünüyordu.
"Aranızda bir şey geçmemiş, kardeşim."
Gölge, keyiflenmeye çalışarak alayla "Sana bunu nasıl yapardım, kardeşim?" diye sordu.
Yıldat, 'sen yok musun sen?' der gibi bakarak başını onaylamaz bir şekilde sallarken "Yapmaz mısın?" diye sordu. Normal şartlar altında yapmaması gerekirdi ama bir yerde Gölge varsa, şartların nasıl olacağına da onun karar verdiğini biliyordu.
Gölge, kendinden emin bir şekilde "Yapmam." dediğinde Yıldat, Gölge'nin ne zaman böyle baktığını biliyordu. Halkına söz verirken, böyle bakıyordu. İntikam almaya ant içtiğinde, böyle bakıyordu. Kafasına bir şey koyduğunda, böyle bakıyordu. Gölge, kendisinden emin olduğu anlarda böyle bakıyordu ve Yıldat, Gölge alayla değil de böyle baktığında sözünden döndüğünü hiç görmemişti. Rahatlayarak başını onaylar şekilde salladı. Yıldat'a yapmaz, değildi de, bunu yapmazdı.
"Sen de hazırlan, Valdris'i bul. Birlikte bir sorunu halletmeye gideceksiniz."
Gölge, başka bir şey söylemeden kapıya yöneldiğinde Yıldat ardından "Siz nereye gideceksiniz?" diye sordu. Gölge, cevap vermeden kapıdan çıktı. Onlar da başka bir sorunu halletmeye gideceklerdi. Kapıdan çıktıktan sonra çok kısa bir anlığına Veyla'ya baktı. Veyla da, bunu yapmak için bilerek çıkmasını ve görmesini beklediği gibi o sıra üst düğmelerini kapatmakla meşguldü. Gözlerini Veyla'dan alıp koridora döndü ve arka terastan voltriderlara yönelmek üzere avluya doğru ilerlemeye başladı. Veyla da keyifle peşine takıldı.
"Kızmayacak mısın? Seni beklettiğim için... Thal aracılığıyla öyle şeyler söylediğim için?"
Veyla, sallana sallana ve keyifle Gölge'nin peşinden ilerlerken Gölge "Hayır." dediğinde inanamayarak kaşları kalktı ve sırtına sırıtarak baktı.
"Bana karşı direnç mi besledin? Artık kızmıyor musun?"
"Hesap sormak yerine direkt ödetmeyi tercih ediyorum." dedikten sonra omzunun üstünden Veyla'ya yamuk bir sırıtış eşliğinde baktı. Veyla, keyfini silmemeye çalıştı. Her nereye gideceklerse, orada canının sıkılacağını anlamıştı ama aldırmadı.
"Arka terasta bekliyorum ve bu sefer hemen gel, yoksa hesabı direkt ödemeni sağlarım."
Veyla, "Gidiyoruz ya işte." diye söylenirken, Gölge Azrit hızıyla gözden kaybolduğunda gözlerini devirdi. Ellerini iki yana kaldırıp kendi kendine "Ne güzel ya." diye sızlandı. Bazen Azrit yeteneklerine imreniyordu. Gölge'nin birkaç saniyede gittiği yere, Veyla dakikalarca yürümek zoruna kalacaktı. Koridordan geçerken ceketini giyen Azrit Ash'e el salladı.
"Beni bir koşu arka terasa bıraksana."
Ash, "Bugün senden o kadar da nefret etmiyorum ama aracın da değilim." dediğinde Veyla'nın kaşları çatıldı.
"Bugün senin nefretini kazanabilme şerefine neden nail olamadım?" diye sorarken o sıra Ash'in çıktığı kapıdan Thal da çıktı ve Veyla, cevabı kendi aldı. Sırıtarak başını sola doğru hafifçe yaslarken gözlerini kıstı ve "Çeneni hiç tutamıyorsun, değil mi?" diye sordu.
Thal da sırıtarak başını onaylamaz bir şekilde salladı. Veyla'nın gözleri yeniden Ash'e döndü. Gerçekten keyifli gözüküyordu. Veyla'nın Yıldat'la anlaşmalı evlenmek haricinde de samimiyet kurmasını isterdi. Böylelikle, Gölge ile aralarında bir şey geçemezdi.
"Sana bu kadar keyif vermek istemezdim."
"Belli ki, daha fazlasını da vereceksin." derken Yıldat'ın kapısına doğru baktı. Yıldat hazırlanmış, Valdris'i bulmak üzere kapıdan çıkmıştı. Elini hafifçe kaldırıp Veyla'ye el salladığında, Veyla başıyla selam verip yeniden Ashlere döndü. Ash, neredeyse keyiften gülmek üzereydi.
"Artık arkadaş olabiliriz."
Veyla, kusarmış gibi yaptığında bile Ash'in keyfi azalmadı. "Hiç sanmıyorum."
Yıldat aslında Valdris'i bulmalıydı ama Veyla'nın henüz gitmediğini gördüğünde onlara doğru ilerlemeye karar verdi. Veyla, göz ucuyla fark ettiğinde Ashlere "Kral'ınız bekliyor, gitmeliyim." deyip hızla yoluna döndü ve Yıldat da duraksamak zorunda kaldı. Kendisinden kaçtığını anlayamamıştı. Zaten kalbinde, Veyla'nın kelebekleri uçuşuyor gibi hissediyordu, algıları kapalıydı.
Veyla, hızla ilerlerken Thal ardından "O senin de Kral'ın." dediğinde Veyla "Aynen, aynen." diye mırıldanırken elini havada alay eder gibi sallayıp koridorun sonundan iki yana açılan merdivenlerden arka terasa yakın olanına döndü.
Arka terasa vardığında voltriderında bekleyen Gölge, söylenir gibi saatini gösterdiğinde Veyla gözlerini devirerek mor voltridera doğru ilerledi. "Bir saniyede gözden kaybolacağına, beni de yanında alsaydın."
Gölge alayla güldü. "Kucağıma mı almalıydım? Bir dahakine öyle mi yapayım?"
Veyla ters ters baktı. "Kolumdan falan tutsan yeter. Havada balon gibi uçuşmaya razıyım." dediğinde Gölge, uçuşmaya çok meraklıysa diye seyahat teklifiyle voltriderının arkasını gösterdi. Veyla sırıtarak kendi voltriderına bindi. "Sadece, koridordan, terasa kadar ve yürümek yerine uçuşmaya razıyım."
"Böyle söylediğin iyi oldu. Bir sonrakinde seni daha uzak bir yere çağıracağıma emin olabilirsin."
Veyla, gülerken bindiği voltriderın tuşuna bastı ve emniyet kemeri vücudunu sarmaya başladı. İçinden 'anca böyle küçük küçük çabalarla canımı sık' diye dalga geçti.
Gölge rahatsız olarak sordu. Şu an Veyla'nın keyfinin yerinde olması hoşuna gitmiyordu. "Neye gülüyorsun?"
"Aklıma Yıldat'ın dediği bir şey geldi de." dediğinde Gölge baygın bir şekilde baktı ve dalga geçti. "Sana da şiir yazmaya mı çalıştı? Öyle yapınca kadınları çok güldürüyor, evet."
Veyla, özgüvenle "Başka kadınlara yazdığı şiirlerle bana yazdığı bir olmaz." dediğinde Gölge, kadının kendinden emin sırıtışına baktıktan sonra başını onaylamaz bir şekilde sallayarak önüne döndü ve hafifçe güldü.
"Şiir yazılacak bir kadın değilsin. Daha çok, şehirlerin korku hikâyelerine başrolsün."
Bu şaka ya da alay değildi. Veyla'nın başrol olduğu korku hikâyeleri vardı. Veyla'nın özgüveni ve keyfi arttı.
"İltifatın için sağ ol."
Gölge, "Takip et." dedikten sonra hızla havaya yükseldikten sonra, Veyla'nın kulağını rahatsız eden bir gürültüyle sürmeye başladı. Hızın ilk oluştuğu andaki hava esnemesi, kulağı uğuldatıyordu. Veyla'nın, hızla süren bir voltriderın ardında kalması sebebiyle havaya uçuşan saçları omuzlarına geri dönerken onları eliyle tararken söylenmeye başladı.
"Sende hiç centilmenlik falan yok."
Gölge, ileride bir noktada, Veyla'nın gelmesi için havada asılı bir şekilde beklerken Veyla'yı duyabilmişti. Veyla'nın ses sistemi kendi kendisine açıldığında Veyla gözlerini devirdi. Voltriderı bile istediğinde Gölge'nin kontrolünde olabiliyordu. Teknolojiyi çözüp bunu nasıl yapıyorsa engel olmalıydı.
"Hadi."
"Saçlarımı düzeltiyorum." dedikten sonra başını sol tarafına doğru eğip solunda kalan saçlarını da eliyle taradı. Veyla'nın altındaki voltrider hızla ilerlemeye başladığında Veyla gözlerini devirip ellerini direksiyona götürdü.
"Nereye gidiyoruz?"
Peşinden sürdüğü Gölge cevap vermediğinde üfleyip ses sistemini kapattı ama saniyeler sonra tekrar açıldı. "Kapat, konuşmuyorsun zaten." dedikten sonra yeniden kapattığında, açılması uzun sürmemişti. Gözlerini devirdi. Ekrandaki komut boşluğunda, yıldırım şekilli görseller oluşmaya başladığında Veyla hafifçe güldü.
"Kelebekler de yapılabiliyor mu?"
Şekiller değişmeye başlayınca Veyla bir an, Gölge istediği gibi kelebek şekilleri oluşmasını sağlayacak sanmıştı ama orta parmak şekilleri oluştu. Yine de gülüşü arttı ve peşinden sürmeye devam etti.
"Ben kendim de yapabiliyorum." derken hızını arttırdı ve Gölge'nin önüne geçer gibi oldu. Kelebeklerinden birkaçı, Veyla'nın voltriderından, Gölge'ninkine doğru kanat çırptı. Önüne doğru geçmiş olmasa, kelebekleri voltriderın hızına yetişemez, arkalarında kalırdı. Gölge'nin voltriderına uçan kelebekler komut boşluğunda görseller gibi konduğunda Gölge de güldü. Kelebekleri bir eliyle yakalayıp voltriderın dışına çıkardığı elinde parmaklarını araladığında kelebekleri hızla arkalarında kalmaya başladı.
Veyla gülerek "Bende daha çok var." dediğinde Gölge, yeniden Veyla'nın önüne geçmek için hızlandı.
"Ardımda kal."
Veyla, "Nereye gideceğimizi söyle. Birini takip etmeyi de ardında kalmayı da sevmiyorum." diye üsteledi ama Gölge'den ses çıkmadı. Sırıttığını göremiyor ama tahmin edebiliyordu. Veyla da üfleyerek onu takip etmek zorunda kaldı.
**
Arkalarında ve önlerinde olan koruma kalabalığının ortasında ilerlerken gittikçe kapılar verilen izinlerle birlikte açılıyordu. Gölge, bu sefer haber vererek gelmişti. Martil şehrinin sahibi, bunu neye yoracağını bilememişti. Gölge, savaşmaya değil, anlaşmaya geldiğini söylemişti. Hatta söylediği gibi de savaşçıları olmadan gelmişti ama yanında getirdiği o uğursuz kelebek yerine, bir Nixsus dolusu Xalia'yı getirmesini yeğlerdi. Gölge'nin kendisiyle alay edip etmediğini anlayamıyordu. Şehrini, geleceğini bizzat haber vererek yok ederse, Gölge onu öldürmeden önce canı buna bir hayli sıkılırdı. Elinden geldiğince önlem almıştı ama şu an onların etrafında ilerleyen korumaları da, onlarla yürüyen Veyla ve Gölge de biliyordu. Dövüşmeleri gerekirse, ikisinin de kılını bile kıpırdatmasına ihtiyaç kalmadan etrafındaki korumalardan kurtulurlardı.
Nixsus'tan çıkmış, Martil'e gelmişlerdi. Veyla, Martil şehrine ve hatta başkentine daha önce de gelmişti. Babasıyla işbirliği yapan şehirlerden biriydi. Karam, Zenith'in, Nix kutbuna yakın şehirlerinden biri olduğu için, yarımkürenin daha işlevsel bir yerine konum almış bir şehirle işbirliği içerisinde olması önemliydi. Başka şehirlerle ya da Amorsus'la yapılan ticari veyahut başkaca bağlantıları kolaylaştırıyordu. Yol üstünde, Veyla'nın da genelde yaptığı gibi teslimat saldırılarına uğramamak ve bir koca teslimatın ya mahvolmasına ya da başkasının eline geçmesine engel olmak için kullanılan hava yolunun nerelerden geçtiği önemliydi. Bu sebeple, şehirler zoraki bağlantılar kurardı. Birbirlerini korumak konusunda da, anlaşmaları mevcuttu. Henüz hiç korumaları gerekmemişti ama bunun iddia edilmesi bile belirli saldırıları önlemeye yetiyordu.
"Burada her ne yaparsan, babamın kulağına gider."
Veyla, yardımcı olmak için söylemiyordu ama öyleymiş gibi gözüktü. Daha çok, babanın elinin güçlenmesini istemiyordu. Buraya geleceklerini, Gölge söylememiş olsa da biliyordu. Bir şeylerin Veyla'dan saklanılması pek de mümkün değildi. Özellikle, mor ışıltılarla uçuşan kelebekleri varken.
"Bu bilgiyle ne yapacağını bilemez."
Veyla'nın gözleri Gölge'ye döndü ama Gölge önüne bakmaya devam ederek ilerliyordu. Veyla, Gölge'nin neden bu kadar uyumlu olmaya çalıştığını anlayamıyordu. Her ne istiyorsa, neden diplomasiyle almaya çalışıyordu? Adamın korumalarının arasında, gösterdikleri yoldan sakin bir şekilde ilerliyordu. Yapabildiklerine kıyasla, neden hiçbir şey yapmıyordu? Şimdiye kadar şehirde sadece şehrin sahibi bırakıp ne istiyorsa vermek zorunda bırakabilirdi.
"Neden saldırmıyoruz?"
Böyle söylemesiyle, etraflarındaki birkaç Xalia'nın ilgisi Veyla'ya döndü. Gölge, "Bugün sizleri öldürmeyeceğim." diye güven verdiğinde, korumalar, özellikle de Gölge Kral Karanir'e ne kadar güvenebileceklerini bilemeseler de el mecbur ilgilerini geri çektiler. Güvenmeseler de yapabilecekleri bir şey yoktu. Aynı koridorda yürümek bile hepsinin tüylerini diken diken yapmıştı. Onlar da Gölge Kral'ın neden diplomasiyle işini halletmeye çalıştığını anlayamıyordu ama işlerine geliyordu. Yoksa ya şimdiye kadar çoktan, ya da en geç beş saniye sonra hepsi ölmek zorunda kalırdı.
Veyla, "O kadar da emin olmayın. Öldürmeye meyilli kişileriz." dediğinde korumaların içi titrese de, dönüp bakmadılar.
Gölge hafifçe gülüp "Sadece yanımda dur ve az konuş." dediğinde Veyla gözlerini devirdi. "Beni çanta gibi taşıyorsun. Birilerini öldürmeyeceksem, ne işine yarıyorum?"
"Birazdan anlayacaksın."
"Şunu öldüreyim bari." diyerek ileride, birini gösterdi. "Tarzı pek hoşuma gitmedi."
Önündekiler önce birbirine, sonra Veyla'ya baktılar. Herkes, kendisinden bahsediliyor olabilme ihtimalinden endişe etmişti.
"Senden bahsediyorum. Gri saçlı. O ceket ile o pantolon olmuş mu hiç?"
Adam, ceketi hemen çıkarıp atabilecekmiş gibi telaşla hareketlendiğinde Gölge güldü ve tekrarladı. "Sadece yanımda dur ve az konuş."
Son bir kapıdan daha geçmeden önce önlerindeki korumaların bir kısmı duvarın iki yanına doğru geçip yol açarken Veyla ile göz göze gelenler, bakışlarını kaçırıyordu. Gölge ise sadece ileriye bakıyordu. Onlar için açılan kapıdan geçerlerken Veyla sıkılmış gibi nefesini üfledi.
"Yıldat'la keyfimizi, şehir ziyareti yapmak için mi bozdun gerçekten?"
Gölge, "Döndüğünde, keyfinize kaldığınız yerden devam edebilirsiniz." dediğinde Veyla, bunun söylemine bile rahatsız olmadan edemedi ama neyse ki Gölge ona değil, masasından kalkan şehir sahibine bakıyordu. 'Keyfinize' derken alay edermiş gibi hafifçe gülmüştü. Bir kadının, kardeşiyle sevişmekten keyif alabilmesini anlayamıyordu. Veyla ise, bugün, Gölge'yi yanıltmak için kurduğu samimiyete karşı Yıldat'ın beklentileri oluşmuştu ve onları nasıl kontrol altında tutacağını bilemiyordu.
"Nixsus'un Kral'ı Gölge Karanir..." diyerek masanın ardından çıktıktan sonra gözlerini Veyla'ya çevirdi. "Ve Veyla Aldar."
Veyla, sallanarak yaklaşırken "Ben de Karam'ın varisiyim falan. Gözden kaçmasın lütfen." diye dalga geçti.
Gölge, "Aynı zamanda..." dedikten sonra sırıtarak Martil şehrinin sahibi, Roman'a baktı. "... Nixsus Kraliçesi." dediğinde Veyla gözlerini kırpıştırarak Gölge'ye çevirdi. "Derken..." diyeceği sırada Gölge yeniden konuşmaya başladı.
Gölge, "Bu kadar hazırlık yapmana gerek yoktu Roman." dedikten sonra adamın saygı için uzattığı eli tutmayarak aksine ellerini ceplerine yerleştirdi ve ilerlemeye başladı. Adam, Gölge ilerledikçe vücudunu da çevirerek ardından bakmaya başladı. Gölge, adamın koltuğuna oturduğunda adamın kaşları kalktı ve sesini temizledi. Yine de daha fazla tepki vermedi.
"Şehrini yok etmeye gelmedim." derken ardına yaslayıp bacaklarını adamın tahtı sayılan masasına uzattı ve bileklerini birleştirdi. "Ayrıca, silahları daha iyi gizlemelisin. Şehrine varmadan önce bile güvenlik sisteminin farkındaydım."
Roman, "Yok etmeye geldiğini düşünmedim zaten." derken Veyla, yakınlarında parmaklarını şaklattı ve ilgisini üstüne çekti. Hafifçe gülüp "Silahların gibi yüz ifadelerini de daha iyi gizlemelisin. Yalan söylediğin çok belli oluyor." dediğinde Roman'ın kaşları çatılmış, ne yapacağını bilememişti. Korumaya mı geçmeli, huylarına mı gitmeliydi? Başkente kadar içeri girmelerine izin vermişti. Onlar gelmeden savunmaya başlasa şansı olabilirdi ama buradalarken güçlerini kullanmaya başladıklarında ortakları yardımcı olmak için şehre ve başkente varmadan çoktan yenilirlerdi.
Adam bakmak dışında bir tepki veremediğinde Veyla da ardından ilerleyerek Gölge'ye yaklaştı. Gölge'nin yerleşip üstüne baya bir de yayıldığı koltuğun koluna yaslanırken başını Gölge'ye doğru çevirdi. Böyle yaptığında saçları yüzünü örtüyordu. Sırıtışında dişleri arasından sessiz bir şekilde "Nixsus Kraliçesi derken?" diye sordu.
Gölge bakışlarını, tepesinde dikilen Veyla'ya çevirirken sırıttı. Kadının gözlerine bakarak bir elini cebinden çıkardı ve Veyla'ya uzattı. Veyla kaldırdığı kaşları altında dehşetle baktığında Gölge gülmek üzereydi. Veyla, Gölge'nin ne yaptığını anlayamasa da, işine yaramak zorunda olduğu için elini, adamın eline uzattı.
"Kraliçem Calin içer."
Veyla, sorgulayarak bakmaya devam etse de Gölge sırıtışı eşliğinde bakışlarını Roman'a çevirdi. "Ben de Calin içerim."
Adam, sıkkın bir nefes alıp korumalarından birine başıyla işaret verdikten sonra masanın diğer ucunda koltuğa oturdu ve Gölgelere baktı. "Veyla, sana vadedildiğinde kabul etmediğini, sonra da kardeşine vadedildiğini sanıyordum." derken bakışlarını Veyla'ya çevirdi.
Calinler geldiğinde Gölge, Veyla'nın elini tuttuğu eliyle hafifçe öne doğru yönlendirdiğinde Veyla uyum sağlayıp bir adım ilerledikten sonra elini Gölge'nin elinden çekip masanın üstüne oturdu. Gölge'nin tarafında kalacak şekilde bacak bacak üstüne atarken sol elini masada ileri bir noktaya yaslayarak üst vücudunu Roman'a çevirdi ve o sıra kendisine uzatılan Calin'i aldı. Gölge, sesini temizlediğinde Veyla gözlerini devirmemeye çalışarak elindeki bardağı Kral'ına uzattı.
Gölge, keyifle bardağı aldıktan sonra dudaklarına götürdü ve Veyla, kendisi için de uzatılan bardağı alıp içmeye başladı. "Gördüğün üzere bana vadedildi."
Roman, sorgulamayı kesip başını onaylar şekilde salladı. Drithar öyle söylemişti ama sonrasında yeniden Gölge'ye vadedilmiş olabilirdi. Drithar'ın asıl istediğinin kızının Gölge ile evlenmesi olduğunu biliyordu. Gölge kabul ettiyse, Drithar hayli hayli ederdi.
"Ve? Benden ne istiyorsun? Drithar'ın ortaklarından olduğumu, biliyorsun değil mi? Eğer onunla güçlerinizi birleştirdiyseniz bana da saldırmaman..."
"Buraya geldiğimden ona haber vermedin."
Gölge, araya girdiğinde Veyla hafifçe gülüp "Alınma. Çok konuşulmasını sevmiyor." diye açıkladı. Gölge, bir anlığına Veyla'ya bakarken 'sulandırma' der gibi kaşlarını kaldırıp indirse de sırıtmadan edememişti. Veyla 'pardon' der gibi dudağını büzerek içki bardağını kaldırdıktan sonra dudaklarına götürdü, Gölge de yeniden adama baktı.
"Sana saldırsam, yardım için Drithar'ı çağırırsın. Drithar'a saldırsam, ona yardım edersin ama kalkıp 'gel bir olalım, Drithar'ı devirelim, benim için onun topraklarını sen yönet' desem, kabul edersin. Ne yapacağımı bilmediğin için, emin olana kadar Drithar'a sesini çıkarmadın."
Roman'ın gözleri babasına ihanetten bahsolunduğu için istemsiz Veyla'ya dönmüştü ama Veyla hafifçe omuz silkti "Kral'ım ne derse o."
Gölge'nin bakışları Veyla'ya döndüğünde Veyla da ona baktı ve sırıtışı genişledi. Madem oyun yapıyorlardı, tadını çıkartırdı. "Kraliçesi olduğum Kral'ım, ne derse o, demek istedim."
Gölge sırıtışında dilini gezdirdikten sonra 'Öyle mi?' der gibi kaşlarını kaldırdı ve Veyla karşı atağı merakla bekledi. Gölge, masaya oturmuş Veyla'nın hemen yanından sarkan bacaklarında temas ede ede, üst bacağına doğru elini getirdiğinde Veyla'nın dudakları birleşirken elindeki bardağı düşürecekmiş gibi oldu ama daha fazla tepki veremedi. Gölge hafifçe güldükten sonra kadının bacaklarını hafifçe çekip kendisine yaklaştırdı. Veyla, gözlerini çıplak bacaklarının üstünde duran Gölge'nin eline çevirdikten sonra derin bir nefes aldı ve yeniden Gölge'ye baktı. Gölge uyarıya aldırmadı, aksine yamuk bir şekilde sırıtmaya devam ederken parmaklarını hafifçe bacak bacak üstüne şekilde tuttuğu bacaklarının arasına kaydırdı ve sıktı.
"Ne oldu Kraliçem? Bir sorun mu var?" derken hafifçe elini yukarılara, kasıklarına doğru kaydırmıştı. Veyla, teni yanıyormuş gibi hissetti. Sızlamalar dokunduğu yerle kalmıyor, taşıyordu.
Dişlerinin arasından "Yok. Neden olsun?" dediğinde Gölge başını onaylar şekilde sallarken "İyi o zaman." dedikten sonra gözlerini Roman'a çevirdi. Elini yavaşça Veyla'nın bacaklarından çekti ve Veyla, tuttuğu nefesini yavaşça üfledi. Gölge, sınır aşarsan sınır aşarım, deyip duruyordu. Veyla'nın hiçbir hamlesini karşılıksız bırakmıyordu.
"Ama ben bunlardan hiçbirini yapmayacağım. Güvenmediğimle ortak olmam, sen de güvenilecek biri değilsin."
Roman "Drithar, öyle mi?" diye sorduğunda Gölge hafifçe gülmek dışında bir cevap vermedi. Veyla, biliyordu. Gölge, babasını kandırıyordu. Onunla hiçbir zaman ortak olmamıştı. Hatta Veyla ile tanıştıkları ilk gün Veyla, onu yok etmesine yardımcı olacağını vadetmişti, Gölge de kabul etmişti.
"Yine de sana saldırmayacağım."
Adam rahatlamadan önce yeterince emin olmayı bekliyordu. Tedirgin bir şekilde "O zaman neden buradasın?" diye sorduğunda Veyla alayla güldü. "Kraliçesinin canı Martil havası almak çekti."
Gölge'nin eli yeniden Kral'ını ona hatırlatmak ister gibi hareketlendiği sırada Veyla masadan kalktı. Gölge sırıtarak Veyla'nın ardına, temaslarından uzağa geçişini izledi. Koltuğun ardından eldivenli ellerini, Gölge'nin omuzlarına getirdi ve seviyormuş gibi sıkmaya başladı ama oldukça sert sıkıyordu. Yine de dağ gibi olan Gölge'nin canınıı yakmak zor olduğundan bu küçük acılar hoşuna bile gitti. Gölge'nin dokunuşlarından uzak kalmak için ona dokunmayı bahane etmişti. Birinin ona dokunmasındansa o dokunmayı tercih ederdi.
"Senden bir şey istiyorum."
Roman "Ne karşılığında?" diye sorduğunda Gölge kahkaha attı. Gölge, bakışlarını Veyla'ya çevirdiğinde Veyla da yüksek sesle güldü ve aynı anda adama döndüler. Gölge'nin gülüşü yavaşladıktan sonra sakin bir şekilde "Canın." dedikten sonra başını onaylar şekilde salladı. "Canın karşılığında."
Roman yerinde rahatsız bir şekilde kıpırdandıktan sonra "Beni hafife alma." dediğinde Gölge, başını hafifçe sağa doğru eğip gözlerini kısarak Roman'a baktı. Roman, birkaç saniye sonra göz göze kalamamaya başlayıp gözlerini kaçırdı ve sıkkın bir nefes aldı. "Ne istiyorsun?"
"Amorsus'tan doğal taş getirtmişsin. Severna yakınlarından. Onu istiyorum."
Veyla'nın gözleri yeniden önündeki Gölge'ye döndü. Ellerini hafifçe üstünden çekerken yanına geçti. Gölge'nin taşlarla ne işi olduğunu anlayamıyordu. Bu zahmete, kendisini öldürmek için gireceğini sanmıyordu. Üstelik daha öldürebileceğini bile bilmeden bu zahmete girmişti. Başka bir amacı vardı. Her taşı bünyesinde toplamaya çalışıyordu. Neyin peşindeydi?
Roman, oturduğu koltuğun ucuna doğru kaydıktan sona rahatsızca kapının ardına baktı. Muhtemelen etrafındaki korumaları düşünüyordu. Biri bilgi sızdırmıştı. Sıkkın bir nefes aldıktan sonra yeniden Gölge'ye baktı. "Sadece bir tane var."
Gölge başını onaylar şekilde salladı. "Onu da güvenlik sisteminde kullanmayı planlıyorsun."
Roman, cevap vermese de yeniden kapıya baktığında Gölge alayla güldü. "Bunu birinin sızdırmasına gerek yok. Bir tarafına sokmayı planlamıyorsan, güvenlik sisteminde kullanacaksın."
Veyla yeniden Gölge'nin koltuğun kol kısmına oturduktan sonra kulağına doğru eğildi ve keyifle fısıldayarak "Senin güvenlik sisteminde kullanmaya ihtiyacın olmadığına göre, diğer seçeneği mi değerlendireceksin?" diye sordu. Gölge, elini kadının beline getirdikten sonra başını Veyla'ya çevirdi. Oldukça yakın olan yüzlerinde gözleri birbirini buldu.
"Bir saniye içerisinde kalkmazsan, Kraliçemi kucağıma çekerim."
Veyla kalktığında, Gölge sırıtarak adama döndü ve böylelikle Veyla daha fazla soru soramadı. Roman "Veremem." dediğinde Gölge'nin kaşları kalktı.
"Biliyorum, beni ve şehrimi yok edebilirsin ama taşın nerede olduğunu söylemediğim sürece, bulamazsın. O yüzden masaya yatırmamız gereken bir anlaşma var Gölge Kral ve anlaşmalar iki tarafı da kazandırmalı."
Gölge başını onaylar şekilde salladı. Bunu bekliyor olmalıydı. "Sana güvenlik sistemi vadediyorum, taşın karşılığında."
Veyla, Gölge yeniden tehdit etmek yerine anlaşmaya yanaştığında kaşlarını kaldırıp sorgulayarak baktı ama Gölge gözlerini ona çevirmedi. Tanıdığı ve kulaktan kulağa dolan Gölge, burayı yakıp yıkmalıydı ama yapmıyordu. Taşı gerçekten istiyordu ve karşılığında gerçekten güvenlik sistemini mi paylaşacaktı? Onu diğer şehirlerden ayıran sistemi?
Roman, inanamayarak güldü. "Bunu yapmazsın."
Gölge bacaklarını masadan indirdikten sonra koltuktan kalktı ve odayı talan etmeye başladı. "Yaparım."
Roman'ın gözleri, hareket eden Gölge'yi takip ederken "Benden taşı alır gidersin, seni bir daha şehrimi yok etmeye gelmediğin sürece göremem." dediğinde Gölge sıkkın bir nefes aldı. "Çok konuşuyorsun."
Veyla, Gölge'nin kalktığı koltuğa otururken gözlerini devirip Roman'a adamı gösterdi. "Böyle söyleyince çok sinir bozucu olmuyor mu?"
Roman biraz da can güvenliği için cevap vermedi ve yeniden Gölge'ye baktı. "Bana güvence vermen lazım."
Gölge, kapıya yönelirken "Verdim zaten." dedi. Veyla, koltuktan kalkacak gibi olduğunda, Gölge'nin amacını fark ederek geri oturdu ve üfleyerek ardına yaslandı. Roman, "Ne güvencesi?" derken hala anlayamamıştı. Gölge, kapıdan çıkmadan omzunun üstünden Roman'a baktı.
"Ben güvenlik sistemini getirene kadar müstakbel karım seninle rehin kalacak."
Veyla, 'Getirmeyecek, inanma' diye söylenmek istiyordu ama işini bozamazdı, aksine işine yaramalıydı ki Gölge de işine yarasın. Roman tereddüt ederek "Ama, ..." dedikten sonra Veyla'yı gösterdi. "Onu tutamazsak?"
Veyla, bacaklarını masaya doğru uzatırken "Çok haklı bir soru." deyip ellerini bacaklarının üstünde birbirine kavuşturdu ve şirince sırıtarak Gölge'ye baktı. "Beni tutamazlarsa?"
Gölge, üst vücudunu hafifçe Veyla'ya çevirdi ve sırıttı. "O sizin probleminiz."
"Onun gücüne engel olabilecek manafet eşyamız yok. Eğer sağlarsan, kabul."
Gölge, sırıtarak Roman'ı gösterirken Veyla'ya bakıyordu. "O kadar öngörülebilirler ki." dediğinde Veyla güldü. "Değil mi? Hiç benim gibi seni zor duruma sokmuyorlar."
Gölge, küçümseyerek baktı. "Senin de pek sokabildiğin söylenemez ama evet, daha iyisin." dedikten sonra Veyla'nın gözlerini devirerek vermeye hazırlandığı cevabın önüne geçerek Roman'a döndü. "Söyle adamlarına, benimle gelsin." dedi. Demek ki voltriderında büyü engelleyici manafet kelepçe getirmişti. Öyle kelepçeler, Veyla'nın büyüsünü azaltmak dışında bir şey yapamıyorlardı. Manafet eşyalar, büyüsü az olanı engeller, fazla olanı ise gücü yettiğince azaltırdı.
Gölge, adamların bir kısmıyla odadan çıkmadan önce Veyla'ya adamı gösterip başını onaylamaz bir şekilde salladı. Veyla, dudağını bir kenara kıvırıp yeniden düzelttiğinde Gölge uyarır gibi baktığı için üfleyerek başını onaylar şekilde salladı. Gölge ardına döndüğünde Veyla kelebeğine baktı ve kelebekleri bölünerek çoğaldıktan sonra birkaçı Gölge'nin peşinden gitti. Yarım saat kadar sonra Veyla, bileklerinde manafet kelepçeyle ama hala Roman'ın tahtı gibi gördüğü koltuğunda oturuyordu.
"Hiç romantik ve kibar bir hareket değil. Sence de öyle değil mi? Resmen beni burada bıraktı. Sanırım ilişkimizi yeniden gözden geçirmeliyim."
Roman, garipseyerek bakmak dışında cevap vermediğinde Veyla üfleyerek odayı incelemeyi sürdürdü. Odası da kendisi gibi sıkıcıydı. Ayırt edici hiçbir eşyası yoktu. Kelebeklerinden biri kapalı kapının arasından sızarak geri döndüğünde Veyla'nın gözleri Roman'a döndü. Demek ki Gölge, taşı almıştı.
"Sence beni almaya geri dönecek mi?"
Roman'ın bakışları endişeyle döndü. "Sen müstakbel karısısın. Tabii ki dönecek. Gölge gibi bir Kral, kimsenin elinde Kraliçesini bırakmaz."
Veyla, döner sandalyede iki yana sallanırken "Öyle olsa doğruydu ama işte..." dedikten sonra dudağını büzüp hafifçe omuz silkti. "Bizim işler biraz karışık. Kraliçe olduğum doğru ama..." dedikte sonra dudağını bir kenara kıvırıp Roman için üzülüyormuş gibi baktı. "... onun Kraliçesi değilim."
Roman, koltuktan kalkıp ne yapacağını bilemez bir halde etrafına baktıktan sonra sinirle masaya yaklaştı. "Ne diyorsun sen? Ona, ona değilse bile kardeşine vadedilen kadınsın. Seni almaya gelir."
"Bırak kardeşinin müstakbel eşini, bizzat kardeşi elinde olsa bile, almaya gelir mi, gerçekten emin değilim."
Adam dehşetle baktığında Veyla güldü. "O yüzden benim buradan kendim çıkmam gerekecek."
Adam, saatini kaldırıp korumalarına emirler yığdırırken Veyla, koltuktan kalktı. Adam ellerini Veyla'ya çevirip büyüsünü çağırırken "Hiçbir şey yapamazsın." dedi ama saniyeler sona manapet kelepçe mor ışıltılar ile yok olmuştu. Gözlerindeki dehşet ve şaşkınlık arttığında Veyla güldü. "Ama tatlım, böyle sabaha kadar şaşıracak mısın? Artık harekete geç. Üzülme, kelebeğim gelene kadar ölmezsen senin için hoş bir sürprizim olacak. Sana bir şans daha vereceğim."
Gölge, mor ışıltılar ile aydınlanan malikâneye bakarken sert meyvesini ısırıyordu. Her nereden temin ediyorlarsa, tadı güzeldi. Tedarik noktasını öğrenmek lazımdı. Camlardan uçan Xalialara yüzünü hafifçe buruşturdu. Yazık olmuştu. Oysaki öldürmeyeceğini vadetmişti ama ölmeyeceklerini vadetmemişti.
Dakikalar sonra saatine bakıp nefesini üfledi. Şov yapmayı sevdiğinden olsa gerek, gecikiyordu. Bırakıp gitmesine az kalmıştı. Bir duvar mor ışıltılarla parçalandıktan sonra oluşan toz bulutundan önce mor kelebekler çıktı. Peşinden Veyla da çıktığında biten meyve çöpünü bir kenara atarken elini hafifçe kaldırdı. Veyla gülücükler saçarak Gölge'ye doğru yaklaşmaya başladı. "Sonunda eğlenmeye başladık."
Gölge başını onaylar şekilde salladı. "Halkımın ihtiyacını gözetirim, demiştim. Senin de öldürme ihtiyacını bir süreliğine gidermiş olduk."
Veyla yanına vardığında sırıtarak "Bir günlüğüne falan." dediğinde Gölge çenesinin ucuyla ardındaki malikâneyi gösterdi. "Malikânede neredeyse Xalia bırakmadın. Sadece bir gün mü yetecek?"
Veyla, "Yenileri geliyor." derken uçan voltriderları gösterdi. Şehrin, diğer kentlerinden yardım geliyordu.
Gölge, "O yüzden, hadi." diyerek yaslandığı voltriderından doğruldu ve binmek için hareketlendi ama Veyla, hızla Gölge ile voltrider arasına geçti. "Neden şehri yok etmek istemiyorsun? Şehrin yöneticisini öldürmeme izin vermedin."
Çıkmadan önce onu öldürmemesi için işaret yapmıştı. Buraya diplomasiyle gelmiş, taşı tehditle de almamıştı. İstese, burayı yok etmesi uzun sürmezdi ama taşı tehlikeye atmak istememiş, Roman'la anlaşmaya çalışmıştı. Gelip şehri yok etmiş olmasın diye adamın canını da, halkını da bağışlıyordu. Tek derdi, taşı alıp gitmekti.
Gölge, "Hadi." dedikten sonra Veyla'yı önünden çekmek istediğinde Veyla bileğini çekip "Neden?" diye sordu. "Neyin peşindesin Gölge? Bu taşlarla ne yapacaksın? Sen, Gölge Kral Karanir, niye yeni bir düşman kazanmamak istiyorsun? Gücünü neye harcıyorsun da yeni düşmanlarla uğraşmak istemiyorsun?"
Ardı arkası kesilmeyen soruların ardından Gölge sadece "Bensiz, Nixsus'a giremezsin. O yüzden beni takip et." dedikten sonra kadını önünden çekti. Veyla, Gölge'nin voltridera binmesini sırıtarak izledi. "Şimdiden söyleyeyim de, Nixsus'ta sinir krizi geçirme."
Gölge, emniyet tuşuna basmadan önce kaşlarını kaldırdı. "Ne saçmalıyorsun?"
Veyla, kollarını göğsünde birleştirip şirince sırıtmaya devam ettiğinde Gölge, birkaç saniyelik bakışmalarının ardından kasılan çenesi eşliğinde burnundan soludu.
"Şu kelebeklerini si..." diyerek voltriderdan ineceği sırada Veyla "Hey, hey." diye sesini yükselterek Gölge'nin küfürlerini sansürledikten sonra güldü. "Kelebeklerim hakkında lütfen kibar konuş. Ayrıca seni burada mı bekleyeyim yoksa yardım ister misin? Yeni gelenler de var falan. Burada bekleyeceksem, şu biraz önce yediğin meyveyi nereden buldun? Beklerken yiyeyim, diyorum." derken malikâneye yönelen Gölge'nin ardından bağırıyordu. Gölge hafifçe ardına dönüp cebinden çıkarttığı meyveyi gösterdiğinde Veyla sırıtarak başını onayladı ve attığında tutmak üzere ellerini kaldırdı ama Gölge sırıtarak dudaklarına götürdü ve büyük bir ısırık aldı. Veyla üflerken voltridera yaslandı ve Gölge de keyifle önüne döndü. Şehrin yöneticisini öldürmeden, kandırarak taşı almak istemişti ama kelebekleri, Gölge beklrken taşı çalıp Veyla'ya getirmişti. Veyla da sahibine geri vermişti. Şimdi, Gölge'nin taşı geri almak için adamı öldürmesi gerekecekti. Yeni gelen şehir korumalarını da öldürmesi gerekecekti. Halkını öldürmeyecekti ama Martil şehrinin yöneticisini öldürdüğünden şehre saldırmış olacak, yeni yöneticisi ve ortakları Gölge'ye düşman olacaktı. Zımni düşmanlıkları, Gölge saldırarak aleni hale getirmiş olacaktı. Taş çalmaktan fazlasını yapmayı planlamıyordu ama Veyla yüzünden yapmak zorunaydı.
Veyla, Gölge'nin neyin peşinde olduğunu anlayamamıştı ama buraya geleceklerini öğrendiği andan itibaren, bir şekilde Roman'ın ölmesini sağlamaya karar vermişti. Babasının güç kaybetmesini istiyordu ama bunu bizzat kendisi yapmamalıydı. Gölge Kral Karanir, yapmış olmalıydı ki babası Veyla'dan bilmemeli, son ana kadar asıl düşmanını tanımamalıydı. Diğer ortakları Gölge'ye düşman olacaktı ama Drithar olamayacaktı. Gölge, Drithar'la anlaşmasını sürdürdükçe Drithar bozamayacaktı çünkü Gölge ile düşman olacağına, ortak olmayı yeğlerdi. Gölge, Drithar'a saldırdığında ise, yanında kimsesi kalmamalıydı ki Veyla da istediklerini alabilsin.
Önündeki malikâne bu sefer mavi elektrikler ile ışıldarken, izleyen Veyla'ydı. Voltriderlardan inenler, Gölge'ye saldırmak üzere malikâneye girerken Veyla, saatiyle süre tutuyordu. Kendisinden daha kısa sürede çıkıp çıkamayacağını merak etmişti. Yanına uçuşan kelebeklerine "Bir süre Gölge'ye görünmeyin." dedikten sonra gülerek birinin işaret parmağına konuşunu izledi ve öptü. "Ciddiyim."
Gökyüzünden, malikâneye, malikâneden gökyüzüne şimşekler gelip giderken hava iyice bozmuştu. Gölge, fırtınalı hava durumunu gittiği yerlere de götürüyordu. Veyla, Gölge'nin şehrinde yaşarken eteklerinin şortlu olmasına dikkat ediyordu. Ona baktıkça yüzü gülümseyen kadınlardan hoşlanan Xalialara daha fazla manzara veresi yoktu.
Gölge, malikâneden çıktığında yeni gelen voltriderlara doğru kaldırdığı elinden çıkan şimşekler hızla voltriderlara doğru yol aldı. Güçlü elektrik akımıyla sistemleri bozulan voltriderlar titremeye ve savrulmaya başladıklarında Gölge onlara bakarak ilerlemeye devam ediyordu. Birkaçı, paraşüt ile atladığında Gölge üfledi. "Uğraştırmadan ölün işte." dedikten sonra oraya doğru yöneldiğinde Veyla gülerek "Ben bekliyorum hala, merak etme." diye seslendi. Gölge ters bir bakış atmak dışında cevap vermedi.
Arızalanan voltriderlardan biri Veyla'nın sol tarafına düşmeden içinden bir Xalia daha atladı. Paraşütü çıkardıktan sonra Gölge'ye doğru koşmaya başladığında Veyla "Şş." diyerek durdurdu. Xalia, kaldırdığı elleri Veyla'ya doğru çevirdiğinde ve büyüsünü ellerine çağırdığında Veyla gözlerini devirdi.
"Hemen şiddet! Konuşmak için durdurmuştum."
Xalia ne yapacağını bilemeyerek baktığında Veyla "Mavi renk bir meyveniz var. Nereden bulabilirim?" diye sordu. Saniyeler sonra Xalia elektrik akımlarıyla can verdiğinde Veyla üfleyerek bakışlarını "Bırak şimdi meyveyi." diyerek ona yaklaşan Gölge'ye çevirdi.
"Bana da o meyveden bulmazsan, seninle gelmem."
Gölge, kolunu Veyla'nın belinin ardından geçirirken Veyla'nın kaşları hafifçe çatıldı ve ne yaptığına baktı ama saniyeler sonra Gölge, Veyla'nın vücudunu voltriderdan ayırmış, kendisi geçmiş, sırıtarak Veyla'ya bakıyordu. "Ben de sana dokunmaya bayılmıyorum."
"Öyle mi? Bacaklarımın tadını çıkartırken keyifli görünüyordun?"
Gölge, alayla baktı. "Sana bir Kral'ın, Kraliçesi'ne nasıl dokunacağını gösteriyordum. Yıldat öyle dokunabiliyor mu?"
Veyla da sırıtarak tek kaşını kaldırdı. "Sence?"
Gölge, "Dokunuyordur. Bugün de gördüm, dokunabiliyor ama..." dedikten sonra sırıtışında dilinde gezdirdi ve kaşlarını kaldırdı. "Öyle dokunabiliyor mu?"
Veyla "Niye dokunamasın?" dediğinde Gölge 'bilmem' der gibi dudak büktükten sonra alayla güldü. Kardeşini küçümseyip duruyordu. Veyla, henüz Yıldat'ın dokunuşlarını deneyimlememişti. Bir süre daha da deneyimlememeyi umuyordu ama bir farkı olduğunu sanmıyordu. Her dokunuş kadar Veyla'yı rahatsız edecekti. İşin aslı, Veyla çok dokunuş da deneyimlememişti. Ölümsüz hayatında, en fazlasını, maalesef ki karşısındaki adam yaşatmıştı. Tanıştıkları günden beri öyle ya da böyle Veyla'yla temas ettikleri anlar olmuştu ve Veyla her temaslarında elektrik çarpmış, ateş değmiş gibi hissediyordu.
Elindeki taşı aralarında kaldırırken Gölge'nin mavi gözleri taşa doğru döndü ve gözleri gibi kehribar rengi taş da mavi ışıltılar ile parlamaya, taş şekil almaya başladı. Taşın bir ucu sivrileştiğinde Veyla sırıtarak ona uzatılan taşı aldı. "Şimdi mi?"
"İşime yaradın."
Veyla başını onaylar şekilde salladı. "O zaman senin de eline bir taş alman lazım."
Gölge kaşlarını kaldırdı. "Sen de işime yaradın."
Gölge "Nasıl?" diye sorduğunda Veyla, biraz önceki Gölge'nin ifadesi gibi 'bilmem' der gibi dudak büktükten sonra alayla güldü. Gölge gözleri kısılmış bir şekilde bakarken Veyla "Ama evet, ilk olarak sıra bende." diyerek taşın sivri ucunu, Gölge'nin kalbi hizasında kaldırdı. Gölge'ye doğru bir adım atarken, Gölge voltridera yaslanmış, bacakları birbirlerine değiyordu.
Gölge, rahat bir şekilde kollarını aracına yaslamışken başını hafif sol omzuna doğru eğmiş, keyifle Veyla'nın darbesini bekliyordu. Veyla, kaşlarını kaldırıp "Hazır mısın, Kral?" diye sorduğunda Gölge bakışlarını yavaşça kapatıp açtı.
"Her zaman, kelebek."
Veyla gözleri keyifle kısılıp da sırıtışı genişlerken heyecanla Gölge'nin kalbine, bıçak haline gelmiş doğal taşı sapladı ve merakla bekledi. Gölge'nin çenesi kasılırken vücudu sarsılır gibi olduğunda Veyla'nın kaşları kalktı ve kahkaha attı. "Şaka yapıyor olmalısın. Gerçekten mi? O an, bu an mı?" derken istemsiz Gölge'nin kollarını tutmuş, adam yere devrilmeden yüz ifadesine yakından bakmaya çalışıyordu.
Gölge kalbinden taşı çıkarttığında Veyla, son çırpınışlar mı diye bakıyordu ama sırıtmaya başladığında Veyla nefesini sıkkınlıkla üfleyip geri çekildi. Gölge, kalbine bir şey girmiş olmasının getirdiği rahatsızlık hissinden de kurtulduğu için birkaç saniyede iyileşen vücudunun getirdiği rahatlıkla artan sırıtışıyla eğilen üst vücudunu doğrulttu. Bilerek yapmıştı ve Veyla, bir anlığına inanmıştı. "Hayal kırıklığına uğradım."
Gölge, voltriderına yönelirken "Buna alış." dedi. Veyla, gözlerini devirdi.
Veyla'ya bakmazken voltriderının tuşlarına basarak sürüşe hazır hale getirmeye başladı. "Ben, şansımı Nixsus'ta deneyeceğim. Sen de yerine Martil havası aldıysan, voltriderına dön de gidelim artık."
Veyla, "Meyve." dediğinde Gölge'nin ters bakışları Veyla'ya döndü ve Veyla omuz silkip kollarını göğsünde birleştirdi. "O meyveyi istiyorum."
"Tedarik noktasını öğrendim."
Veyla, istemsiz gülerek "Adamı öldürmeden önce meyveyi nereden temin ettiklerini mi sordun?" diye sorduğunda Gölge çok normal bir şeymiş gibi başını onaylar şekilde salladı. Veyla, "Ve o da cevap verdi?" diye sorgulamaya devam ettiğinde Gölge hafifçe sırıttı. "Başka şansı yoktu."
"Şimdi istiyorum."
Gölge, sıkkın bir nefes alıp elini deri ceketinin cebine götürdü ve son meyveyi Veyla'ya uzattı. Veyla sızlanarak "Varsa niye vermiyorsun?" derken bir an önce meyveyi aldı. Gölge, sırıtarak "Çünkü istiyorsun." dediğinde gözlerini devirse de meyveyi dudaklarının arasına götürüp de ısırdığı gibi meyvenin suyu, ağzının içine doğru yol alırken gözleri zevkle kapandı ve memnun kaldığına dair hafifçe inledi.
Gölge, gözlerini birkaç saniye sonra Veyla'dan alıp önüne döndü ve "Hadi." dedi. Veyla, mutlu mutlu, Gölge'nin ardında kalan voltriderına yönelirken Gölge'nin gözleri istemsiz bir şekilde yeniden, voltriderının arkayı gösteren yan aynalarında Veyla'nın keyifle meyveyi yiyişine döndü. Bazen hiçbir şeyden zevk almıyormuş, bazen de küçücük şeylerden çok mutlu oluyormuş gibi davranıyordu ve Gölge öngöremiyordu. Döndüklerinde ve Nixsus'ta kalbine bir doğal taş bıçağı sapladığında ölme ihtimali vardı ve bunu umursamadan keyifle meyve yiyordu. İkisi de, ölmekten korkmayarak yaşıyorlardı. Ölmeyeceklerini düşünürken bunu yapmak kolaydı ama artık biliyorlardı, ölebilirlerdi. Yine de hayatlarında ve cesaretlerinde hiçbir şey değişmemişti. Bu yüzden benziyorlardı. Bu yüzden onca düşman arasından en çok birbirlerine karşı zorlanacaklardı.
Ve yine bu yüzden, birbirlerinin en çok sevdiği düşmanı haline gelmişlerdi. Öldürmeyi başarırsalar, belki de bir saniyeliğine bile olsa, en sevdikleri düşmanını kaybettikleri için üzülebilirlerdi.
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!