🔮 7 ⚡ Kusur
Beğeni ve yorumlarınızı bekliyorummm.
Bölüm şarkısı:
K.Flay - High Enough
İyi okumalar diilerimm ^^
**
1. KISIM ♛ NİX'İN GÖLGESİ ♛
🔮 7 ⚡ KUSUR
YILDAT

**
"Bu kadar kısa süre içerisinde bitkilerimi öldürmeyi nasıl başardın?" diye sorarken Erya'nın eli sarmaşıkların ve çiçeklerin üstünde dolanıyordu. Veyla, dönüp ne yaptığını gördükten sonra "Dur." diyemeden bitkiler yeniden can bulduğunda üfledi.
"Bilerek ölmelerini sağlamıştım Mahvettin her şeyi." dedikten sonra sıkkınlıkla yeniden rengârenk olmuş bitkilere baktı. Erya şaşkın bir şekilde capcanlı hale getirdiği bitkileri gösterdi. "Şimdi mi mahvolmuş oldu?"
Veyla, dolabının kapağını dirseğiyle kapattıktan sonra ceketini giydi. Saçlarını ceketin içerisinden çıkartırken somurtarak "Evet." dedi. "Şimdi kelebeklerimin yeniden uğraşması gerekecek."
Erya, topuzunda toka gibi kullandığı dalı saçlarından çekip çıkartmaya çalışan kelebekleri eliyle kışkışlarken "Başka şeylerle uğraşsalar iyi olur zaten." diye söylendi. "Ayrıca, bitkilerimi öldür diye odana dekor yapmadım. Ben senin kelebeklerini öldürüyor muyum?"
Bir tanesini havada yakalasa da ters tutmaya çalıştığı suratı hızla gevşedi ve avucuna doğru eğilip ışıldayan mor kelebeğe gülümseyerek baktı. Mor ışıltılar, yeşil gözlerinde dalgalanıyordu. Veyla, Erya'nın sevgi gösterisine iğrenir gibi bakarak yanından geçti. İlgisini kelebekten alıp surat ifadesini görsün diye de özellikle oyalanmıştı. Erya, gözlerini devirip kelebeği havaya doğru bıraktı. Veyla, "Şu her şeyi seviyormuşsun gibi davranmayı tahmini ne zaman bırakacaksın?" derken bir elini havada alayla sallıyordu.
"Öyle davranmıyorum. Gerçekten seviyorum." dedikten sonra Erya da aynı şekilde elini sallarken "Şu her şeyden nefret ediyormuşsun gibi davranmayı tahmini ne zaman bırakacaksın?" diye sordu. Veyla da başını onaylar şekilde salladı. "Ben de gerçekten nefret ediyorum."
Erya "Benden bile mi?" dediğinde Veyla alayla güldü. "Senden, diğerlerine kıyasla daha az." dediğinde Erya'nın çatılmış kaşları gevşemedi. Veyla da yüzünü hafifçe buruşturup tek kaşını kaldırırken tekrar şansını denedi. "Senden neredeyse nefret etmiyorum."
Erya dayanamayıp güldükten sonra kollarını göğsünde birleştirdi. "Senin dilinde bu iltifat olmalı."
"İlanı aşk bile sayılır ama şansına küs, kadınlardan hoşlanmıyorum." dedikten sonra kapıya yöneldi. Erya, "Erkeklerden hoşlandığını da sanmıyorum." derken neşeyle arkasına takılmıştı. Veyla, neşeli ses tonuna tahammül etmekte zorlanıyordu. Erya, diğer Xalialara kıyasla gerçekten daha az nefret edilesiydi ama Veyla'nın midesi, fazla neşeyi kaldıramıyordu. Veyla sadece kendi neşesinden haz ediyordu.
"Erkeklerden bazıları en azından bakınca midemi bulandırmıyor."
Gölge de odasından çıktıktan sonra eliyle 'gelin' işareti yaparak koridordan merdivenlere yöneldi. Veyla ile Erya ardına takılırken, ileriye baksa da hafifçe sırıtarak "Benim gibi erkekler mi?" diye sordu. Veyla, normal şartlarda olsa bir Xalia'yı gücendirebilecek bir şekilde güldü ama Gölge aldırmadı. Veyla, merdivenlerde karşı koridordan onlara dâhil olmak üzere yaklaşan Yıldat'ı görüp "Yıldat gibi erkekler." dediğinde Gölge alayla gülerken Yıldat neşeyle aralarına dâhil oldu.
"Nedir beni dâhil ettiğin konu?"
Gölge "Mide bulandıran erkekler." diye cevapladığında Yıldat yanına yetiştiği Veyla ile merdivenlerden inerken gözlerini de Veyla'ya çevirdi. Hafif bir sırıtış eşliğinde "Kral'ımızın şerefsizliğine yormalıyım aşkım, öyle değil mi? Yoksa hayatımın aşkı böyle söylemiş olamaz." diye sordu. Uzun ve kıvrımlı merdivenler bittiğinde avluya indiler. Thal, Ash ve Valdris de onları avluda bekliyorlardı.
"Sana bir kelimeyi seçip kullanabilirsin, dediğimde o kelimeyi yüz beş farklı formata sokarak onları da kullanabilirsin, dememiştim."
Yıldat sırıtarak övgü bekler şekilde "Yine de iyi denemeydi, öyle değil mi?" diye sorduğunda Veyla birkaç saniyelik baygın bakışının ardından gözlerini ondan alıp Valdrislerin yanına geçti. Yıldat hiç alınmadan güleç bir suratla ilerleyip önüne geçti ve ellerine taktığı siyah deri eldivenleri gösterdi. "Bak. Artık ben de eldiven takıyorum."
Erya, ters bir şekilde Valdris'e baktığında Valdris güldü. Erya bakmakla yetinmedi, "Bak, Yıldat bile sevgilisiyle uyumlu giyinmeyi kabul etmiş. Bize bak! Zenith'in en uyumsuz giyinen çifti!" diye söylendi.
Erya, yeşil ve sarı renklerin kullanıldığı asimetrik kesimlerin olduğu bol, yırtmaçlı elbiseler, kahverengi uzun çizmeler giyerdi. Valdris ise gri ve siyah renklerine sahip olan dar, tüm vücudunu kapatan elbiseler ile kısa postallar tercih ederdi.
Gölge "Etrafımda daha fazla renk istemiyorum. Veyla yeterince renk kattı." dediğinde Valdris rahatlayarak Gölge'yi gösterdi. "Bak canım, benlik bir durum yok." derken Veyla sırıtarak Gölge'ye bakıyordu. "İyi manada söylediğini varsayıyorum." dedikten sonra ellerini ardında birleştirip hafifçe sallanırken "Sıkıcı hayatınıza bir renk geldi, gibisinden." dedi.
Gölge de alayla sırıtıp "Öyle varsaymakla hata edersin. Ben sana özellikle 'bak, gerçekten bu sefer iyi anlamda' demediğim sürece gönül rahatlığıyla her söylediğimi kötü anlamda kabul edebilirsin." dedi.
"Doğru..." derken gözlerini siyahlara bürünmüş Ash'e çevirdi. Kadındaki renkler beyaz saçları ve sarı gözlerinden ibaretti. "Gölge Kral Karanir, hayatı sıkıcı seviyor zaten."
Ash, keyifle Gölge'ye doğru yaklaşırken "Sıkıcılık tartışılır ama sevdiği doğru." dediğinde Gölge de sırıtmasını sürdürerek kolunu ona doğru kaldırdı. Ash, Gölge'nin kolunun altına girdiğinde birlikte arka terasa yöneldiler. Voltriderlar onları orada bekliyordu.
Veyla, Erya'ya dönüp Ash'i gösterdi. "Bu söylediğine gerçekten inanıyor mu?" diye sorduğunda Ash sesleri duyabildiği için Erya hafifçe sırıtıp başını onaylamakla yetindi. Yıldat, "Gölge Ash'i sever zaten." dediğinde Veyla, Yıldat'a Erya ve Valdris'i gösterdi. "Onlar gibi mi?"
Veyla'nın sevgiyi tam olarak anlayabildiği veya mantıklı bulduğu söylenemezdi ama farklı farklı sevgiler olduğunu da görebiliyordu. Erya ve Valdris'in arasındakiler daha özel bir sevgiydi. Büyüye ihtiyaç duymadan dahi birbirlerine bakarken kalplerinin hızlandığı anlaşılabiliyordu. Yıldat hafifçe gülüp "Pek sayılmaz." diye itiraf etti. Veyla şirince sırıtıp "İşte. Ash öyle sanıyor." dediğinde Ash, çıktıkları terasta artık Veyla'nın bulunduğu konumdan görünmeyen bir yerden "Artık çakma kraliçe olmadığının farkında mısın?" diye seslendi.
"Ama sen hala kölesin. Hakiki olanlarından."
"Umarım şuna bir şey olabilecek bir yere gidiyoruzdur."
Veyla, keyifle arka terasa yöneldi. Kapıdan çıktığında "Gittiğim yerlerde genelde bana bir şey olmuyor, gittiğim yerdekilere oluyor." dedi. Gözleri voltriderlarda gezinirken birinin mor olduğunu gördüğünce keyfi arttı. Nixsus yarışları için boyanmasını sağladığı voltrider, yarış esnasında paramparça olmuştu. Aklında olsa da yeni bir voltriderın boyanması için Gölge'yi ikna etmemiş ya da Gölge'den gizli hareket de etmemişti. Yıldat, Veyla'nın yüz ifadesinden de anlasa sırıtarak "Beğendin mi?" diye sorduğunda Veyla'nın neşeli yüzü ona döndü. Eldivenle örtülü elinde işaret parmağını ona kaldırıp "Merdivenlerdeyken konu görünce midemi bulandırmayan erkeklerdi ve sen bugün, gerçekten onlardan birisin." dediğinde Yıldat da eldivenle örtülü elinde işaret parmağını Veyla'nınkine uzattı. İkisinin teni de örtülü olduğundan Veyla bu temasa engel olmadı. Yıldat da tam olarak bu amaçla eldiven giymişti. Böylelikle Veyla'ya temas edebilme şansı bulmayı ummuştu, öyle de oluyor gibiydi.
"Sadece bugün mü?"
Veyla "Bence sevinmen gereken bir gelişme. Seni tanıdığımdan beri ilk defa oluyor." dediğinde Yıldat'ın sırıtışı genişledi. Veyla elini çekerken Yıldat elini indirmeyip diğer parmaklarını da kaldırdı ve eldivenini gösterdi. "Eldivene ne diyorsun? Bence artık el ele tutuşabiliriz." dedikten sonra voltriderlara yönelmeden Veyla'nın elini tutmaya kalkıştı. Sadece kalkıştı.
Hafifçe Yıldat'ın yüzüne doğru parmak uçlarında yükseldi, Yıldat'ın gözleri kadının dudaklarına inmişti. Heyecanlandığını hissederken sırıtışı muzipleşti. Veyla fısıldayarak "Bırak eldiveni, elini bir ağaca sokup ardından tutmaya kalkışsan bile..." dedikten sonra üzülmüş gibi dudağını büzerek başını onaylamaz şekilde salladı.
Yıldat da fısıldayarak "Sence de yavaş yavaş bir şeylere alışman gerekmiyor mu?" diye sorduğunda Veyla sırıtışını bozmamaya çalıştı. Birkaç ay sonra birlikte olmak üzere evleneceklerini kastediyordu ve Veyla o lanet gün gelene kadar bu konu hakkında düşünmek ya da alıştırma yapmak istemiyordu.
Veyla parmak uçlarından alçalıp "Alışıyorum." dedikten sonra işaret parmağıyla adamın omzuna dokunup çekti ve gülerek "Yavaş yavaş." diye ekledi. Yıldat da gülüp omzuna bakarken "Yarınki gelişmeyi merakla bekliyorum." dedi. Veyla, yarın bir saniye kadar daha fazla dokunmak dışında bir gelişme kaydedebileceğini sanmıyordu.
"Sohbetiniz bittiyse, voltriderlarınıza binin. Kral'ınızı bekletiyorsunuz."
Veyla, bilerek Yıldat'a bakmayı sürdürürken sırıtmaya devem ederek "Bitmedi." dediğinde Gölge "Sonucu değiştirebilecek bir söylem değildi. Sadece arada değişiklik olsun diye kibar bir Kral olmaya çalışıyorum. Üç saniye içerisinde voltriderının üstünde olmayan, seyahatini benim aracıma bağlı bir şekilde havada uçarak gerçekleştirir." dediği için Veyla bakışlarını Gölge'ye çevirdi. Gölge sırıtarak "İki..." diye saydığında Yıldat, ellerini Veyla'nın beline götürüp hızla onu mor voltridera götürdükten sonra kendisininkine döndü. Azrit hızı sayesinde bunları süre bitmeden yapabilmişti.
Veyla voltriderının üstündeyken, ters bir şekilde omzunun ardından Yıldat'a baktığında "Yakın bir yere gitmiyoruz. O kadar süre havada uçarak sürükleneceğine, sana..." dedikten sonra bu kısma dikkat çekmek ister gibi ellerini kaldırıp eldivenlerini gösterdi. "... eldivenle dokunmamı tercih edersin."
Ash, voltriderının üstünden "Tüh." dedi. "Veyla'yı balon gibi görmek isterdim."
Gölge, aracını çalıştırırken alayla "Keşke bir saniye deseydim." dediğinde Veyla ileriye bakarken gözlerini devirdi. "Bu kararlarına dair benim yüzümden son pişman oluşun olmayacak, Gölge."
Birlikte yaptıkları anlaşmalar vardı. Her anlaşmaları, sonunda ikisinden birini şüphesiz tehlikeye düşürecek anlaşmalardı. Gölge de voltriderının üstünde ileriye bakarak güldükten sonra gözlerini hizasında solunda kalan Veyla'ya çevirdi. "Hatırladım ki, ben Kral'ım." derken sırıtarak başını onaylar şekilde sallıyordu. Veyla da onun gibi sırıtarak başını onaylar şekilde sallarken alayla karışık bir merakla "Gerçekten unuttuğun bir an oluyor mu?" diye sordu.
Gölge, Veyla'nın alayını es geçerek "Ben ol, derim ve olur. Yeni kararım, aramızdan mor voltriderı olan seyahatini benim aracıma bağlı bir şekilde havada uçarak gerçekleştirecek." dedikten sonra Ash'e bakıp göz kırptı ve onun tarif ettiği gibi "Balon gibi." diye ekledi. Ash gülerken Veyla gözlerini devirerek "Başka zaman, Kral." dedi. Voltriderını çalıştırdı. Emniyet kemerleri vücudunu sararken hızla yükselip terastan okyanusun üstüne doğru yol aldıktan sonra ileriden sola dönüp havada asılı kaldı. Nereye gideceklerini bilmiyordu ama nasıl gideceğine emindi. Kendi mor voltriderıyla.
Gölge de voltriderını terastan gökyüzüne doğru uçurup Veyla'nın yanına vardıktan sonra kaşlarını kaldırdı. Veyla "Beni peşinizden sürüklediğine göre bana ihtiyacın olan bir yere gidiyoruz. Balon gibi seyahat etmediğimde daha işine yararım." dedikten sonra şirince sırıttı.
Gölge alayla baktı. "İyi anlaşmayı mı öğreniyorsun, hayatta kalmayı mı çok iyi biliyorsun, gerçekten anlayamıyorum."
Veyla dilini dudaklarında gezdirdikten sonra güldü. "Aynı zamanda bu beni son anlayamayışın da olmayacak Gölge Kral."
Gölge "Ama..." dedikten sonra önüne dönüp iç çekse de keyifli gözüküyordu. "... bu senin ilk emirlerime uymayışın olmadığı gibi, son da olmayacak."
Veyla, ona itaat etmeyenlere karşı şimşeklerinin özgürlüğe kavuşmak istediği bir öfkeye sahip olan Gölge'nin, kendisinin itaat etmeyişinden ara ara keyif aldığı anlardan birini izledikten sonra benzer bir keyifle önüne döndü. "İşte beni anlayabildiğin bir an..." diye dalgasını sürdürdüğünde Gölge sırıtarak "Takip et." dedikten sonra voltriderını hızla sürmeye başladı. Ardında bıraktığı hava dalgası Veyla'nın voltriderını sarssa da Veyla kontrolü ele geçirip Gölge'yi takip etmeye başladı.
Thal, onların ardından sürerken hiza olarak yanında olan Valdris'e "Bunu ben yapsam, şu an balon gibi sallanıyordum." dedi.
Valdris, Thal'ın önüne geçmeden önce sırıttı. "Bak, kendin de söyledin. Ben yapsam, dedin. Sence Veyla'ya benziyor musun?"
Thal ardından "Senelerdir biriz, savaşçısıyım, tanışığız, dostuz falan? Bunların bir önemi yok mu?" diye söylendi ama Valdris'in voltriderların uğultusundan, artık ardında kalan Thal'ı duyabildiğini sanmıyordu. Henüz voltriderlar arasındaki iletişim sistemini açmamışlardı. Daha çok kendi kendisine söylenmişti. Veyla da Thal'ı duyamamış, önündeki Gölge'yi takip ediyordu ama duysaydı 'dost' deyişini ciddiye almazdı. Henüz etrafında olan kişilerin gerçekten dost olduğunu düşünmüyordu. Ona göre birbirlerini satabilecek ve belirli menfaatler için birlikte olan kimselerdi. Veyla için, herkes öyleydi. En iyisinin bile içinde eser miktarda kötülük olduğuna, zamanı gelince çıkacağına inanırdı. Onların hepsinin tek ortak özelliği, Gölge'ye boyun eğmekti ve zamanı gelince, Gölge güçsüz düşünce, onların da Veyla'nın tarafına geçeceğini düşünüyordu.
Veyla, başta Amorsus tarafına gideceklerini sanıp büyü duvarını kaldırıp kaldırmadığını merak ederken Gölge havada Nixsus'a dönüp şehrin etrafından dolaşmak üzere sola yöneldiğinde onu takip etmeye devam etti. Nixsus sınırlarından çıkıp da okyanusta bir süre ilerlediklerinde Veyla, kısılmış gözleri ile ilerde cızırdamaya başlayan büyü duvarını görebiliyordu. Gölge'nin büyü duvarına güç olarak ne kullandığı ve büyü duvarının kontrolünün nerede sağlandığı bilinmezdi. Veyla'nın bunu da öğrenmesi gerekiyordu çünkü Amorsus, Gölge için geldiğinde, büyü duvarı da kalkmış olmalıydı. Zamanı geldiğinde, Veyla kaldıracaktı. O zamana kadar da savunma sistemlerini öğrenmeliydi. Amorsus'tan çalmış fakat şehri için özelleştirmişti. Amorsus'un teknolojiyle geliştirilmiş bir savunma duvarı vardı, Nixsus'un ise büyüyle özelleştirilmiş bir sınır duvarı. Veyla, bu konuda bünyesinde bulunan Terraları kullandığını düşünüyordu. Zamanla öğrenecekti.
Büyü duvarı, Veylaların geçmesi için esnedikten sonra yeniden savunma halini aldı. Git gide Zenith'in Nix yarımküresinin kutuplarına doğru gidiyorlardı ve evet, voltriderın hızına rağmen bu kadar süre havada uçuşarak seyahat etmek istemezdi. Üstelik, hız sebebiyle vücudu sarsılıp duracakken... Daha önce bir Xalia'nın bu keyifli seyahati deneyimlemesini sağlamıştı ama Xalia hayatta kalmadığı için nasıl geçtiğini sorabilme şansı elde edememişti.
Kutuplara yaklaştıkça, siyah ölüme de yaklaşıyorlardı. Gölge ve diğerleri, voltriderlarının ışıklarını kapattıkları için, Veyla da kapatmıştı. Kıtaları çevreleyen okyanusun üstünden gittikleri için başka bir şehrin hâkimiyet alanına girmiyorlardı. Öyle olsa, şu anda oldukları kadar rahat bir şekilde ilerleyemezlerdi. Muhtemelen Gölge ve Veyla sayesinde yine rahat ilerlerdi ama engelleri öldürüp aşarken oyalanmaları gerekirdi. Başka ve kıta şehirlerde bir şeyler karıştırmak istiyorsanız, voltrider ile yapmak akıl işi değildi. Gökyüzünde uçtuğunuz için bir hayli fark edilir olurdunuz. Şu an kullandıkları voltriderların gelişmişlik seviyesine baktıkları an Nixsus'tan geldikleri de anlaşılırdı. Kaldı ki Veyla ve Gölge'nin kendilerini gizlemek bir yana, şov yapma eğilimleri dolayısıyla kim oldukları apaçık ortaya çıkardı. Veyla, hala tam olarak ne yapmak üzere olduklarını bilmiyordu ama kıtaların, şehirlerin üstünden uçmadıklarına bakılırsa, Gölge gizli yapmak istiyordu. Bazı, Nixsus kadar olmasa da büyük şehirler, okyanusa açılan kara parçaları varsa, okyanusun belirli bir kısmına kadar savunmaya devam ederlerdi. Okyanusun karanlığına rağmen Veyla, Gölge, Ash ve Yıldat, ileride, alçak bir kulenin voltrider sahasında bekleyen Xaliaları gördüler.
Veyla iletişim sistemini açıp sırıtıp "Sonunda eğlenceli bir an." dediğinde Gölge, "Valdris, siz uzakta kalın, biz hallederiz." dedi. Siyah ölümün erişebildiği sınırlara varmışlardı. Buralarda dönen kavgalar sonucu yanlış bir temas, her an ölümsüz olmayan Xaliaların saniyeler içerisinde son nefeslerini vermelerine sebep olabilirdi. Siyah ölümün yüzeyine erişebildiği topraklarda genelde hayat, yer altlarında devam ederdi ya da yer üstlerinde ölümsüz Azritler ile devam ederdi. Thal, Erya ve Valdris Azrit olmadığı için, Gölge onları olabildiğince tehlikeden uzak tutuyordu.
Veyla "Ben başlıyorum o zaman." derken hareketlenen Xaliaları izliyordu. Git gide onlara yaklaşıyorlardı. Henüz onları fark ettiklerini göstermemişlerdi. Xalialar ise bunun getirdiği güvenle, savunma sistemlerini çalıştırmak ve saldırıya geçmek üzere hareketlenmişlerdi. Henüz kim olduklarını bilmiyorlardı. Aralarında Gölge'nin de olduğunu fark ederlerse, şehirlerine saldırılacağını sanabilirlerdi. Gerçi, Veyla henüz ne yapmak üzere olduklarını bilmiyordu. Belki de gerçekten saldıracaklardı. Önce durmaları için uyarıda bulunacak, sonrasında nereye gideceklerine dair hesap soracak ve şehrin yöneticisinden onay bekleyeceklerdi. Gölge durmayı, hesap vermeyi ve onay beklemeyi sevmezdi. Gölge tüm bunların tam aksiydi.
"Bir konuda daha anlaşalım uğursuz kelebek, benim olduğum her yerde, ben başlarım."
Veyla birbirlerinin yüzünü göremiyor olsalar da "Taş kâğıt makas." diye sızlanarak ısrar ettiğinde Ash, "Sence şu an bunu yapabileceğiniz bir ortam var mı?" diye sordu.
"Var tabi. Yıldat taş, Ash kâğıt, Thal makas."
Yıldat kaşlarını kaldırarak sırıtırken "O nasıl oluyor?" diye sorduğunda Veyla "Hadi Gölge." dedi. Gölge alayla gülse de hızını azalttı. Veyla 'taş kâğıt makas' der gibi "Yıldat, Ash, Thal." dedikten sonra tercihini belirtir gibi voltriderını Ash'e çarpmak üzere sürdüğünde Gölge de Thal'a doğru sürmüştü. Ash ve Thal, son anda kendilerine çarpmak üzere olan Gölge ve Veyla'dan kaçarlarken Gölge "Ben kazandım." dedi. Veyla gözlerini devirip oflasa da Gölge keyifle "Her ne şart altında olursan ol Ash'e saldıracağını biliyordum." diye konuşmaya devam ettiğinde Veyla'nın oflayışı gülüşüyle dağıldı. Çoğu konuda öngörülmezdi ama konu Ash'le uğraşma isteği olunca, oldukça öngörülebilirdi.
"Başla bakalım Gölge Karanir."
"İzle bakalım Veyla Aldar."
Gölge, ilerledikleri güzergahtan çıkıp savunma kulesine doğru yol almaya başladığında Azrit Xalialar fark edildiklerini anladılar.
Gökyüzü mavi şimşekler ile aydınlanıp gürültüyle kulakları doldurduğunda Veyla havada asılı dururken güldü. "Şov başlıyor mu egosit Kral?"
Gölge, iyi niyetinin görülmemesine alınmış gibi "Beni görmelerine yardımcı olmak amacıyla. Başka bir niyetim yok." diye dalga geçtiğinde voltriderı da mavi ışıklar ile aydınlanmıştı. Aynı anda Gölge'nin voltriderından ve gökyüzünden savunma kulesine şimşekler yağmaya başladığında kaçabilen Azritler voltriderlarına binerek gökyüzüne havalandı ama yarısı etkisiz hale gelmişti. O halde kalmaları uzun sürmeyecekti. Azrit büyüleri kendini gösterecek, büyülerinin büyüklüğüne oranla dakikalar içerisinde yeniden hayata döneceklerdi. Onları azurit taşı ile öldürmek gerekiyordu yoksa peşlerine takılırlardı. Ve bunu oldukça kısa sürede yapmalılardı ki şehirden destek gelmemeliydi. Sorun, gelen desteklerden kurtulmak değildi. Sorun, sadece yanlarından geçip gitmek istedikleri bir sırada bir şehri yok etmek zorunda kalma ihtimalleriydi. Gölge'nin asıl amacı belli ki bu şehri yok etmek değildi. Veyla, Paft isimli şehirde olduklarını tahmin ediyordu. Şehri görememişti, okyanusun üstündelerdi ama daha önceki seyahatlerinden ve okyanus üzerinde kat ettikleri yolan Paft'ta olduklarını düşünmüştü. Paft güçlü şehirlerden değildi ama güçlü dostları vardı. Gölge'nin tek amacı, başka şehirlerin kendisinin nereye, neden gittiğini anlamasına izin vermeden yollarına devam etmekti.
"Sıra bende artık."
Veyla, gökyüzünden şimşekler falan indiremediği için karada savaşmayı tercih ediyordu. Savunma kulesine doğru yol aldıktan sonra kelebeklerinden bir kısmına "Direksiyon sizde." deyip öpücük attı ve voltriderından savunma kulesine atladı. Elektrikler hale kulenin tepesinden zemine doğru silinmek üzere olan titreşimlerle kendisini gösteriyordu. Kemerine bağlı azurit bıçağını çıkartıp "Bir tane var ama iki elim var. Zaman tasarrufu anlamında bir azurit bıçağını benimle paylaşacak olan var mı?" diye sordu. Yerden kalkmaya başlayan Azritlerden onaylayan herhangi bir tepki gelmediğinde ofladı.
"Neyse madem, diğer elimi o sıra Ash için kullanayım."
Ash, savunma kulesinden bir eliyle kendisine orta parmağını gösterip diğer eliyle Azritlere saldıran Veyla'ya karşı gözlerini devirirken kendisine yönelen voltridera ateş etmek için güç düğmesine bastı. Şimdi Paft'takileri boşverip Veyla'ya saldırmak istiyordu. Gölge'den çekinmese, yapardı da. Belli ki Gölge, sadece Yıldat ve Veyla'nın emirlerine uymamalarını tolere ediyordu. Ash henüz Gölge'den özel bir muamele görmemişti. Yatağına yatıp üstelik Kral'ının hoşuna gittiğine emin olmasına rağmen, Gölge'nin emirlerini yerine getirmek zorunda olanlardandı.
Veyla öldürdüğü bir Azrit'in azurit bıçağını aldığı sırada Gölge'nin şimşekleriyle aydınlattığı ışıklar sayesinde oluşan gölgelerden bir Azrit'in elinde bıçakla ona doğru yaklaştığını gördü. Ceketini çıkarıp bir kenara atmak dışında bir önlem almadı. Önünde, Gölge'nin şimşeklerinden sonra anca güç bulup da ayaklanmaya çalışan Azrit'e tekme atıp yere düşmesini sağlarken ardındaki Azrit'i sabırla bekledi. Azrit yeteneklerini de kullanarak hızla ardına vardığında azurit bıçağını kalbine saplamasını tepkisiz bir şekilde bekledi. Yüzü buruşmuş, canı yanmıştı ama evet, daha fazlası yoktu. Ağır bir şekilde ardındaki Azrit'e döndü ve şirince sırıttı. Eli sırtına doğru giderken azurit bıçağını çıkartıp adama geri uzattı.
"Sence ucube bir Azrit'e benziyor muyum sarı göz? Ha?" deyip yüzünü adama yaklaştırdıktan sonra görebilsin diye mor kelebeklerinin etrafında uçuşmasını sağladı. Mor gözlerini kırpıştırdıktan sonra sırıtarak çekildi ve saçlarıyla da övünebilmek üzere omuzlarından havada doğru ellerinin tersiyle atıp iki yana sallandı. "Sence size benzer bir yanım var mı?"
Adam tedirgin halde başını onaylamaz bir şekilde salladığında güldü. "O zaman aptal, neden..." derken azurit bıçağını adamın göğsüne sapladı. Adamın gözleri irileşip de dudaklarından titrek bir nefes çıkarken dizleri kırılarak alçalmaya başlamıştı. Veyla adamın devrilişini izlerken "... azurit bıçağı kullanıyorsun?" diye sitemini sürdürdü.
"Ceketimi mahvedebilirdin." dedikten sonra yerden aldığı ceketini giyerken başka bir Azrit üstüne doğru atlayacağı sırada kelebekleri bacaklarından ve kollarından tutarak havaya kaldırdı.
Gölge, "Oyalanma kelebek." diye uyardığında Veyla saçlarını ceketinden dışarıya çıkarıyordu. "Halkının güvenliğinden çok keyiflerini önemseyen bir Kral'sın. Bırak da az eğleneyim."
"Tam da bu yüzden seninle sevişmeyi teklif etmiştim ama sen keyfini pek önemsemiyorsun."
Yıldat, voltriderını savunma kulesine indirip inerken havada, diğer voltriderlar ile savaşan Gölge'ye baktı. "Keşke Kral kardeşimin şakalarının sınırı olsa." derken sesi sitemli çıkmıştı. Hoşuna giden bir şakalaşma tarzı değildi. Gölge ile Veyla her an birbirini öldürebilecekmiş gibi baksa da yine de iyi anlaşıyor gibilerdi ama yine de sohbetlerinin bel altı şakalara dönüşmesini istemezdi. Yıldat, kıskanç bir adam değildi ama Veyla'yı kıskanmış gibi hissetmişti.
Gölge alayla "Keşke." diye cevapladığında Yıldat gözlerini devirdikten sonra hâlihazırda yükselen siniri sayesinde ona yakalaşan Azritlerden kolaylıkla kurtuldu. Bir tanesi Veyla'nın kurbanıydı.
"Pardon." deyip sırıtarak el sallandığında Veyla gözlerini devirip bir başkasına yöneldi. "Bir daha olmasın."
Yıldat, Veyla'nın ardından bakarken fark etmediği bir Azrit ardından azurit bıçağı ile saldırdığında Yıldat fark ettiği gibi müdahale etmek üzere dönmüştü. Azurit bıçağı tam göğsüne saplanacakken, karşısındaki Azrit'in mavi elektrikler ile sarsılarak okyanusa düştüğünü gördüğünde nefesini üfledi. Tepesindeki voltridera bakarken "Sağ ol kardeşim." diye dalga geçti. Gölge, müdahale etmeseydi kendisi yetişir miydi, pek emin olamamıştı.
Veyla da gözlerini Yıldatlara çevirdi. O sıra Yıldat'ın elinin göğsünde dolaştığını gördü. Az daha saldırıya uğrayacak olduğunu fark etti ve bakışlarını Gölge'nin voltriderına çevirdi.
"Bir daha kurtarmam kardeşim."
Yıldat "Kurtarırsın." dediğinde Gölge alayla güldü ve kimse asıl cevaptan emin olamadı ama Veyla'ya kalırsa, Gölge gerçekten sayısız defa daha bu an yaşansa, kardeşini kurtarırdı.
"Uzaklardan destek geliyor. Bizi takip edebilecekleri kadar yakınlaşmadan gitsek iyi olabilir."
Veyla, temizledikleri savunma kulesinden, havada öylece bekleyen Valdris'e doğru "Nasıl bir şey? Kıçının kurtarılması?" diye sordu. Veyla gerçekten bunun nasıl bir şey olduğunu pek bilmiyordu ama yine de alayla sormuştu.
Valdris gülüp beklemesini bizzat söyleyen Gölge'yi kastederek "Ben bazılarımızın aksine emirlere uyarım." dedi. Veyla, pek uymuyordu ama yine de elinden geleni yapıyordu. Kral'ının kuyruğuna çok basmak istemese de, her söylediğine de uyamıyordu.
"Yıldat, suya düşeni halledin."
Yıldat, Gölge'nin emriyle yeniden voltriderına bindi ve su modunu açtı. Savunma kulesinin üstünden okyanusa daldı. Kelebekleri, Veyla'ya voltriderını getirirken Yıldat, voltriderının ucunu sapladığı Azrit ile sudan çıktı. Veyla'ya baktığında Veyla kendi voltriderına binmeden Yıldat'ınkine yöneldi. Voltriderı vücudundan çıkartmaya çalışan Azrit'e gülümsedi.
"Senin için kötü bir gün oluyor, değil mi?"
"Şu veda konuşmasını her seferinde yapmak zorunda mısın?"
Veyla, Ash'in söylenmesine karşı azurit bıçağını adamın kalbine saplarken "Bir gün sen de duyacaksın." dedi. Gerçekten yapar mıydı, bilmiyordu ama keyifli anlarından birini bozduğu için onu öldürme isteği yeniden baş göstermişti. Öldürmeden önce veda konuşması yapmayı severdi.
Yıldat "Şey..." dediğinde Veyla kaşlarını kaldırdı. "Adamı da voltriderımdan aşağı itsen? Aşkım? İtmeyecek misin? Peki..."
Veyla kendi voltriderına bineceği sırada bulunduğu savunma kulesi uzaklardan gelen güç silahının darbesiyle sarsıldığında kelebekler, voltrider zarar görmesin diye biraz uzaklaştırmışlardı. Yıldat havalanmadan "Benimle gel." dediğinde Veyla, Yıldat'a yöneleceği sırada kule bir güç darbesiyle daha sarsıldığında kule yıkılmaya ve parçaları okyanusa dökülmeye başladı. Yıldat, ağır voltriderını taşıyamamaya başlayan kulenin üstünden havalanırken ileriden ivme kazanıp Veyla'ya dönmek üzere ilerlemeye başladı. Veyla'nın voltriderını süren kelebeklerde kule ağırlığı taşıyamayacağı için Veyla'ya getiremiyordu. Veyla daha geç yıkılacağını tahmin ettiği köşeye doğru ilerlerken altında parçalara ayrılan kuleye bakıyordu. Saniyeler içerisinde taşlar önce hareketsiz durmaya, sonra birleşmeye başladı. Veyla'nın gözleri taş bükücü Valdris'e döndü.
"Nasıl bir şey? Kıçının kurtarılması?"
Veyla Valdris'e güldüğünde Valdris de güldü ama şehirden destek Xalialar yaklaşmaya başladığı için fazla zamanları kalmamıştı. Gölge'nin voltriderı, parçalanması durmuş savunma kulesinden geriye kalan kısımlarının üstünde bekleyen Veyla'nın yanına doğru hareketlenip durdu.
"Atla."
"Emir verilmesinden pek hoşlanmam..." diyeceği sırada kolundan tutularak voltriderın üstüne çekildiğinde ofladı. Gölge hızla voltriderını sürmeye başlarken Veyla da Gölge'nin direksiyonu tutan kollarından tutundu. Veyla'nın kulağının hemen ardındayken "Benim olayım emir vermek." dedi. Valdrisler de hızla arkalarına takılmıştı. Diğerlerinin onları takip edemeyeceği kadar hızla uzaklaşmaları lazımdı. Yeniden dönüp savaştıkları sürece, şehri yok etmeleri gereken bir döngüye gireceklerdi ve araya diğer şehirler de girecekti. Gölge, sesini duyurmak değil, aksine gizlice ilerlemek istiyordu.
Veyla, Gölge'nin kucağında erkekliğinden uzaklaşarak dizlerine doğru kayarken "Bu iki oluyor." dedi. Gölge "Ödeştik." dediğinde Veyla ileriye bakarken sırıttı. Nixsus yarışlarında, kendi voltriderı parçalara ayrılmak üzereyken Gölge'ninkine binmesi gerektiğinde de kucağına oturmuştu.
"Seyahatin devamını kucağında geçirmek istemiyorum." dedikten sonra ardında kalan mor voltridera doğru baktı.
Gölge "Yeterince uzaklaştığımızda." diye cevap verdiğinde oflayarak önüne döndü. Voltriderın hızı yüzünden emniyet kemersiz bir şekilde Gölge'ye tutunmakta zorlanıyordu. Gölge kendi emniyet kemerini de açmak üzere Veyla'nın vücudunun yanından uzanan ellerinden birini direksiyondan çekip kontrol paneline götürdü. Emniyet kemeri açıldığında "Bana yaklaş." dedi.
Veyla "Balon gibi sürüklenmeyi tercih ederim." dediğinde Gölge'nin eli Veyla'nın beline geldi ve kadını kendisine doğru çektikten sonra hızla yeniden emniyet kemeri tuşuna bastı. Voltriderdan ilerlemeye başlayan emniyet kemeri neredeyse tek bir vücut olmuş gibi birbirine yapışan vücutlarını sardı.
Veyla hemen altında, Gölge'nin onu arzuladığını kanıtlayan sertliği hissedebiliyordu. "Benden gerçekten etkileniyorsun, değil mi?"
Gölge, reddetmese de alayla "Bizi duyabiliyorlar." dediğinde Veyla gülerek kontrol paneline baktı. Ash, yanlış anlasın diye bulundukları voltriderdan onlara doğru giden sesi kapatmak üzere tuşa bastı. Hızları ve voltrider uğultuları sebebiyle Azrit Ashler bile artık onları duyamazdı. Gölge, Veyla'nın amacını anlayıp "Yıldat da yanlış anlayacak." dediğinde Veyla hafifçe omuz silkti. "Ona gerçekleri anlatırım..." dedikten sonra başını hafifçe ardına çevirip sırıttı. Gölge'nin gözleri bir anlığına oldukça yakınında olan Veyla'nın suratına doğru döndü. Dudakları kıvrılırken yeniden önüne döndü. "... yanlış anladığı şeyin asla gerçekleşemeyeceğini, ona anlatırım."
Olası bir takibe karşı, güzergâhı sıklıkla değiştirip okyanus üstü kayaç dağların aralarından dönerek geçiyorlardı. "Benim Ash'e anlatmama bile gerek yok."
Veyla "Ash'i umursamadığından mı yoksa..." dediği sırada Gölge sırıtarak araya girdi. "Zaten asla gerçekleşmeyeceğini Ash'in çok iyi bildiğinden." diye cevapladı.
Veyla, alınmadı. Gölge kendisinden cinsel anlamda etkilense de, bunun daha çok Azrit kanından olduğunu biliyordu. Xalialar keyfine düşkün, Azritler daha da düşkündü. Yerinde Gölge'nin gözüne güzel gelebilecek kim olsa, ondan da etkilenirdi. Bu sebeple etkilense de, bizzat istemedikçe ya da bir şeyleri engel gördüğü sürece Veyla'yla sevişmek için çabalamayacağını biliyordu. Yine de elinde, Gölge'ye karşı kullanabileceği koz ya da kusur buldukça, dile getirmeyi seviyordu. "O zaman niye etkileniyorsun, Gölge Kral? Hani benim gibilere düşmezdin?"
"Düşmem, dedim. Etkilenmem, demedim." dediğinde Veyla keyifle güldü.
"Cinsel anlamda etkilendiğini kabul ediyorsun yani?"
"İlgi çekici bir bedenin var." diye itiraf etti. "Ama bu kadar."
Gölge, yaptıklarıyla olduğu gibi söyledikleriyle de cesurdu. En azından hayatında hala, korkarak gizlediği hiçbir şey olmamıştı. "Sadece bedenim mi?"
Veyla da sorularıyla ya da imalarıyla cesur bir kadındı. Gölge'nin ondan etkilenmekten daha fazlasını yapmasını da isterdi. Yıldat'ın zaafı olmaktan daha önemli bir şey varsa, o da Gölge'nin de zaafı olmaktı. Amorsus bile bunu yapabileceğine inanmış, Yıldat'ın üstünden hareket etmekte karar kılmışlardı. Her ne kadar tercih etse de, Veyla da yüksek özgüvenine rağmen bunu yapamayacağını düşünüyordu. Konu kendisi değil, Gölge'ydi. Söylediği gibi, sadece kendisine değil herhangi bir kadına düşebilecek bir adam değildi.
"Konuşmaya başladığında ve ruhun ön plana çıktığında, bedeninin tüm büyüsü bozuluyor."
Veyla "Yani..." dedikten sonra güldü. "Bedenimle sevişmek istiyorsun ama ruhumla asla mı?"
"Bedeninle de asla. Neden keyif aldığının farkındayım, bence yapma. Yıldat'ı da kaybedersin ve başka şansı kalmayan, çaresizce kanat çırpan bir kelebek olursun."
Veyla, Gölge'nin çabalarını fark etmesinden bir yandan keyif alırken bir yandan da iyi bir şey olmadığının farkındaydı. En başından beri, ne olduğunu anlayamasa da başkaca planları olduğunu da fark etmişti. Tüm kartlarını açık oynamaları konusunda ısrarcı olmaktan çok, mecbur bırakıyordu. Şimdi de, kendisinin zaafı olmak isteyebileceğinin farkında olarak konuşmuş, böyle bir şey olmayacağını açıkça dile getirirken, öneride bile bulunuyordu.
Keyifle ve alayla yeniden başını ardına doğru çevirdi. Gölge, okyanusun altından uzanan dağların arasından engellere çarpmadan ilerlemek zorunda olduğu için daha çok yola bakarken ara ara gözlerini Veyla'ya çeviriyordu. "Yanlış anladın Kral. Cevabın ne olursa olsun, hiçbir şey değişmeyecek."
Gölge sırıtarak "Emin misin?" diye sorduğunda Veyla oldukça emin bir şekilde başını onaylar şekilde sallarken sırıtmaya devam etti.
Gölge "Önüne bak." dediğinde Veyla güldü. "Neden? Dikkatini mi dağıtıyorum?"
Gölge normalde rencide edebilecek şekilde güldü. "Madem senin için de hiçbir şey değişmeyecek, kardeşime sadık davran." dedikten sonra Veyla için üzülmüş gibi dudağını büzüp kısa bir anlığına baktı. "Tabii o pek öyle davranmıyor, sen de haklısın."
Veyla şaşkın bir gülüşle "Ben mi sadık davranmıyorum? Şaka yapıp duran sensin." dediğinde Gölge gülerek "Uyma bana mesela?" diye dalga geçti. "Ben kardeşimi rahatsız etmeyi severim ama sen bence buradaki tek anahtarını rahatsız etmeyi tercih etme."
"Düşmanlarımın arasında beni en çok düşünen sensin, biliyor musun?" dedikten sonra şirince sırıtıp gözlerini kırpıştırdı. "Düşmanını bu kadar düşünüp öneriler verme, Gölge Kral. Sonra senin önerilerinle seni alt ederim falan, senin için hoş olmaz."
"Sen de planlarını bu kadar belli etme, kelebek. Yıldat'ın onu sadece kullandığını henüz anlamaması, sadece aptallığından."
Veyla, aksini kanıtlamaya çalışmıyordu zaten. Yıldat'ın bir yüzüne tükürmediği kalmıştı ama düşmanı olmasına rağmen Gölge'nin verdiği önerilere de katılıyordu. Ondan haz etmediğini bu kadar belli etmemeliydi. "İster inan, ister inanma. Yıldat'tan hoşlanmaya başlıyorum."
Hoşlanmak değildi ama ona olan nefretinin azaldığı da şüphesizdi. Veyla, hem işine yarayanları severdi, hem de Yıldat ara ara eğlenceli olabiliyordu. Veyla, eğlenmeyi severdi.
Gölge, yüzünü buruşturup kaşlarını kaldırarak baktığında Veyla kahkaha attı. "Kardeşine alışık olduğun bir iğrentiyle bakmadığında, Yıldat'ın kadınların hoşuna gidebilecek bir adam olduğunu görürsün."
"On söylediğinden dokuzu yalan ama bu, aralarından en belirgin olanıydı."
"Anlaşmalı evlilik dışında aramızda gerçekten bir şeyler olması, senin işine gelmez diye istemiyorsun ama gözlerini açarsan birbirimize göre olduğumuzu görürsün."
Veyla bunu bir ara, Valdrisler kendi aralarında konuşurken duymuştu. Bu düşünceye katıldığı söylenemezdi ama dışarıdan böyle gözüküyorsa, bunu kullanabilirdi.
"Seni öldürdüğümde Yıldat'ın da öleceğini bilsem bile, bunu yapacağım. O yüzden aranızda ne olup bittiği beni ilgilendirmiyor." dedikten sonra dağın düz bir alanına doğru yavaşladı. Veyla, diğerlerine de sesleri gitsin diye tuşa bastıktan sonra voltriderın arkayı gösteren aynasından kelebeklerinin sürdüğü mor voltriderı gösterdi.
"Sence de kelebeklerim Ash'ten daha iyi sürmüyorlar mı?"
Ash, "Kelebeklerin senden de iyiler. En azından susuyorlar." dediğinde sesinin geldiği kontrol panelinden sonra onlar gibi yavaşlayan voltriderlardan Ash'inkine de baktı. Gölge ile Veyla'nın vücudunu neredeyse bir bütün hale getiren emniyet kemerleri çözülürken "Haklısın. Biraz önce çok konuştum ama hiçbirini duymadın." dedi.
Ash'in gözleri Yıldat'a dönerken Gölge ellerini Veyla'nın beline götürdü. "Artık kalkabilirsin."
Veyla da ellerini, Gölge'nin ellerine götürdükten sonra sertçe ittirse de sırıtarak baktı. "Sana dokunma, diyorum."
Gölge sırıtarak çenesinin ucuyla hala kucağında olan Veyla'nın ona bakmak için ardına dönmüş yüzünü gösterdi. "Sen emirlerime uymadıkça, ben de ricalarına uymayacağım."
Veyla, Gölge'nin kucağından dağın düzlük alanına indikten sonra mor kelebeklerinin getirdiği voltriderına yöneldi. O sıra Yıldat ile göz göze geldiler. Normal şartlar altında onu gördükçe sırıtan ya da gülümseyen Yıldat'ın gerildiği gözüküyordu. Yine de dudaklarını hafifçe kıvırmaya ve başıyla selam vermeye çalıştı. Veyla'nın kaşları hafifçe kalktıktan sonra voltriderına bindi. Yıldat gerçekten kendisini kıskanıyordu ve bu da gerçekten kendisinden hoşlanmaya başladığı anlamına geliyordu. Veyla sadece kadın olduğu için ya da Yıldat sadece Yıldat olduğu için değil, gerçekten hoşlanıyordu. Veyla'nın emniyet kemeri vücuduna sarılırken hafifçe sırıttı. Planları istediği gibi ilerliyordu, üstelik pek de uğraşmamasına rağmen. Başkalarına uğursuzluğu, kendisine uğuru yine kendi kendisine işliyor olmalıydı.
Tekrar uçmaya başladıklarında önündeki Gölge'nin voltriderının su modunu açtığını gördüğünde kendisinin voltriderında da bu modun olduğunu umarak gözlerini kontrol paneline indirdi. Neyse ki vardı yoksa onları Paft şehrindeki Azritlerle Calin içerek beklemek üzere geri dönerdi.
Gölge, voltriderının etrafı, su geçirmez ve basınca dayanıklı saydam materyal ile örtüldüğünde okyanusa dalmak üzere eğimli bir şekilde alçalmaya başladı. Veyla da voltriderının tamamıyla örtüldüğüne emin olduktan sonra Gölge'nin ardından okyanusa daldı. Okyanusa daldıkları gibi aydınlatmasını da açıp kısık gözleri eşliğinde Gölge'yi seçmeye çalıştı. Suyun içerisine daldıkları için voltriderlar bile yavaşlamıştı.
Veyla'nın gözleri, saydam materyalin ardından okyanus karanlığında, voltriderlardan saçılan ışık yardımıyla loş bir şekilde görebildiği su Lunalarına bakmaya başladı. Bunlardan birine sahip olmak için, on dakika içerisinde Nixsus'un yarısını öldürebilirdi. Mor kelebekleri düşüncelerini okuyup kıskanmış gibi ışıldayarak önünde dolaştıklarında güldü.
"Sizin yeriniz ayrı."
Veyla, güzel gözüken şeyleri severdi. Su lunaları tehlikeli ve güçlü olmalarının yanı sıra, güzel falan gözükmezlerdi. Sadece aralarından birisi neredeyse saydam ve birçok bacaya sahipti ve diğerlerine nispeten daha güzel gözüküyordu. Veyla, her su Luna'sını bilmezdi, okyanuslar kara parçalarına kıyasla daha büyük alan kaplardı ve hangi sırlar ile Luna hayvanlarını uhdelerinde barındırdığı bilinmezdi. Belki de Veyla'nın gözüne güzel gelebilecek başka su Lunalar'ı da var olabilirdi. Bahsettiği su Luna'sına yanlış hatırlamıyorsa 'Ahde' ismi veriliyordu. Ahdeler su yüzeyine de çıkabilir ve arada sokaklarda gökyüzünde dolaşır halde görülebilirdi. Veyla, uzaklardan olsa da Nixsus'ta da ona benzer bir Luna görmüştü.
Okyanusta derinlerde ilerledikten sonra bir su altı mağarasına daldılar. Veyla, daha önce gelmediği karanlık mağarada engelleri seçebilmeye çalışırken bu şekilde ne kadar devam edebileceklerini sorguluyordu. Gölge, voltriderlarının küçülebildiği bir teknoloji üretmediyse, birazdan sıkışıp kalacaklardı. Derken, dar mağara yolunun yeniden genişlediğini gördü. Gölge, yukarıya doğru sürmeye başladığında Veyla da voltriderının ucunu yukarıya doğru kaldırıp yükselmeye başladı. Birkaç dakika sonra su üstüne çıktıklarında Veyla'nın gözleri etrafında geziniyordu. Mağara içerisinde, çok geniş olmasa da su ile mağara tavanı arasında kalan yükseklikte nefes alınabilen bir alana çıkmışlardı. Voltriderının örtülü materyalinin açılması için tuşa bastığında Gölge'nin, sudan mağaranın bu yükseklikteki zeminine indiğini gördü. Veyla, ıslanmamak için voltriderını yaklaştırabildiği kadar zemine yaklaştırdıkten sonra inse de yeniden su bacaklarına sıçramıştı. Tenine değdiği gibi yakmaya başlayan suya karşı acıyla inlerken zeminde ilerledi ve bacaklarına baktı. Teni saniyeler içerisinde düzeldi.
Veyla "Siyah ölüm." dediğinde Gölge başını onaylar şekilde salladı. Siyah ölüm, yüzeylerde dolaşırdı ve okyanus söz konusu olduğunda yüzey, okyanus altında kalırdı. Kutuplara yaklaştıkça su da, siyah ölümü taşırdı. Çoğu Xalia, kutuplardan uzakta bile suya girmekten korkardı.
Diğerleri de suyun üstüne çıktığında Ash ve Yıldat dışındakiler su modunu kapatmadılar. Sadece bir su sıçraması bile hayatlarına mal olabilirdi. Yıldat da inecek gibi olduğunda Gölge "Siz kalacaksınız." dedi. "Peşimizden kimsenin gelmediğinden emin olun. Zorunda kalmadığınız sürece..." dedikten sonra Valdrisleri gösterdi. "Voltriderınızdan inmeyin."
Veyla üfleyip "Tamam, ölmezler." dediğinde Gölge ters bir şekilde baktı. Birilerinin birbirini korumasına katlanamıyordu. Çoğu zaman, bu işine geliyordu. Kalabalık bir grubu alaşağı etmesi gerektiği zamanlarda eğer aralarında duygusal bir bağ varsa bunu kullanmayı severdi. İlk tanıştıkları gün de Valdris ile Erya arasında böyle bir bağ olduğunu fark etmiş, kendisine saldırmak üzere olan Erya'dan Valdris'i koruma isteği sayesinde kurtulmuştu.
Gölge "Bir sorun çıkarsa..." dedikten sonra bileğindeki saati gösterdi. Valdris başını onaylar şekilde salladı. "Merak etme."
Burada saldırıya uğramak ve özellikle de voltridersız kalmak en son istenilecek durumdu. Siyah ölüm, Azritleri ve Veyla'yı öldüremezdi ama bu, sonsuz bir döngüde burada sıkışıp kalmayacakları anlamına gelmiyordu. Okyanusun yüzeyine, o kadar süre boyunca nefeslerini tutarak varamayacakları gibi, o sıra siyah ölüm de ölmelerine sebep olurdu. Kendilerine gelene kadar okyanusta biraz daha aşağı çekilirlerdi. Yeniden yüzmeye çalıştıklarında, yeniden ölürlerdi ve birileri onları bu döngüden çekip çıkartana kadar sonsuzluk boyunca ölüp yeniden doğarlardı. Bu bir ölümsüzü öldürmekten bile daha can alıcıydı.
Bu sebeple birlikte gelmiş olmalarına rağmen, voltrider ile devam edilemeyecek kısımlarda sadece Gölge ve Veyla devam edecekti. Gölge, kendi ağzıyla söylemişti. Ona vazgeçebileceği bir savaşçı lazımdı ve Veyla onun için tam olarak buydu. Ashler, voltriderları ve olası saldırılara karşı burada koruma olarak duracakken, Veylalar ise yola devam edecekti. Gölge Kral, şehrinden oldukça uzaktaydı ve buraları oldukça bilen düşmanlar dört yanındaydı. Sadece Gölge Kral'ın burada olduğunu öğrenmeleri bile saldırmak üzere harekete geçmelerine yeterdi. Gölge Kral, sık sık savunmasız duruma düşmezdi ve bunu kaçırmak istemezlerdi. Veyla hala ne amaçla burada olduklarını bilmiyordu. Burası okyanusun derinliklerinde ve ortalarında bir yerde, ezbere bilinmese gelinmeyecek bir yerdi. Gölge daha öncesinde tespit etmiş olmalıydı.
Veyla, "Peki biz?" diye sorarak Gölge'ye döndü. "Nereye kadar yüzeceğiz bilmiyorum ama..." deyip ayağını hafifçe suya soktuktan sonra canı acıdığı için yüzünü buruşturarak bacağını geri çekti. Teninin suya temas eden kısmının önce kırmızıya, sonra siyahlara büründüğü, yeniden iyileşmeden önceki halini gösterdi.
"Çok ilerleyemeden ölür ve yeniden doğarız." dedikten sonra tekrar tekrar söylerken bir elini yavaşça havada salladı. "Ve yine, ve yine, ve yine..."
"Belki de seni öldürme yolu bulmak yerine, fişini çekmek istediğimde bunu yapmalıyım."
Veyla şirince sırıtıp "Bence yapmamalısın." dediğinde Gölge de sırıttı. "Yalvarmak için daha süren var, merak etme."
Gölge, voltriderına yöneldiğinde Veyla kollarını göğsünde birleştirip gözlerini devirdi. "Sana yalvaracağıma suya kendim atlarım."
Gölge, voltriderından iki küçük paket çıkardıktan sonra arkalarında kalan zemine doğru tuşlarına bastı ve katlanmış kıyafetler açıldı. Birinin mor olduğunu gördüğünde sırıtarak yanına ilerledi.
"Bana mor bir tane mi ayarladın?"
"Ben bunu giymem diye tutturmanı ve seni öldürmek zorunda kalmayı istemedim."
Veyla, "Gerçekten giymezdim." deyip Gölge'ninkine baktı. "Ash gibi görünüyor."
Ash "Umarım yüzerken suya temas etmemeyi ve ölmemeyi başarırsın çünkü seni kurtarmak için gelmeyeceğim." dediğinde Veyla "Gerçekten bunu söylemeseydim, gelecek miydin?" diye sordu. Ash orta parmağını gösterdiğinde Veyla gülüp "Ben de öyle düşünmüştüm." dedi.
Yıldat'a bakıp alayla "Neyse aşkım kurtarmaya gelir." dediğinde Yıldat'ın gözleri irileşti. Emniyet kemerine rağmen voltriderından inecek gibi olduğunda Eryalar heyecanına güldü. "Aşkım mı?"
Gölge başını onaylamaz bir şekilde sallarken alayla güldü. "Yine nasıl hayatta kalabilirim, hesaplamaları içerisindesin bakıyorum."
Veyla, "Bence doğru bir hesaplama." dedikten sonra emniyet kemerini açıp voltriderından indikten sonra yanına gelen Yıldat'a baktı. Sadece bir kere ve oldukça alayla 'aşkım' demişti ve neredeyse adam 'sen voltriderda otur, ben Gölge'yle giderim' diyecek kıvama gelmişti.
"Bir daha söyler misin?"
Veyla söyleyecekmiş gibi şirince sırıtıp Yıldat'ın kulağına yaklaştıktan sonra "Hayır." diye cevaplayarak geri çekildi ve parmak uçlarından alçaldı. Yıldat gülerek kulağını gösterirken huylanmış gibi yanağını boynuna eğdi ve "Fark ettim ki, kulağıma ne söylersen söyle, hoşuma gidiyor." dedi.
Gölge, Veyla'ya kardeşini gösterip "O zaman, kulağına doğru bir 'siktir git' alabilir miyiz?" dediğinde Veyla tek kaşını kaldırsa da sırıttı. Gölge ciddi olmaya çalışarak "Bu bir kraliyet emri." dediğinde Veyla güldü ama yapmadı.
Yıldat "Veyla..." dediğinde bakışlarını Gölge'den Yıldat'a çevirdi. Yıldat, eldivenli ellerini Veyla'nın yanaklarını tutacakmış gibi hareketlendirdi ama temas etmedi. "Dikkat et, olur mu?"
Thal, "Valdris, önceden ne yapsan bizim yanımızda kibar kaldığı için Erya etkileniyordu, şimdi Yıldat'la yarışmanız gerekecek." dediğinde Yıldat da, Veyla'nın gözlerine bakmaya devam ederken güldü.
Erya "Neyse ki Veyla yeterince kaba da, benim kimseyle yarışmama gerek kalmayacak." dediğinde Veyla, uzun Azrit boyu dolayısıyla ardını göremediği Yıldat'ın vücudundan sola doğru eğilerek Erya'ya baktı. Bunu yaptığında, Yıldat'ın o yöndeki eli de Veyla'ya değmişti. Yıldat elini yavaş bir şekilde çekti. Erya, Veyla'nın bakışlarına sırıtarak "Canım, iltifat anlamında 'kaba' dedim sana." deyip öpücük attığında Veyla da sırıtıp alayla "Sağ ol tatlım." diyerek öpücük attı.
Veyla, yeniden doğrulup Yıldat'a bakarken Gölge'nin bakışları altında oldukları için elinden geldiğince samimi bir şekilde sırıtmaya çalıştı. "Merak etme, bugün ölesim yok."
Yıldat, voltriderına döndüğünde Gölge'nin soyunmaya başlayışını Veyla gözleri irileşerek izledi. Gölge ceketini ve pantolonunu çıkardıktan sonra iç çamaşırıyla kalınca Veyla gözlerini kaçırıp "Burada mı giyineceğiz?" diye sordu ve oldukça doğal bir şekilde karşılarında voltriderlarının içerisinde durmaya devam eden Valdrisleri gösterdi.
"Onlar varken?" dedikten sonra Gölge'ye dönüp önce Gölge'yi sonra kendisini gösterdi. "Onlar olmasa bile biz varken?"
Gölge, ellerini iç çamaşırının iki yanına getirip sırıttıktan sonra bir anlığına duraksadı. Veyla, Azrit gözlere sahip olmayı diledi. Böylelikle Gölge hareket ettiğinde hızlıca gözlerini kaçırabilirdi ama her ihtimalde Gölge'nin elleri de Azrit elleriydi. Hızlıca çıkartabilirdi.
Gölge, "İstersen sen suyun içinde giyin." dediğinde Veyla üfledi. Gölge hareketlendiği gibi gözlerini kaçırarak ardına döndü. Mağara duvarındaki parıltılı taşlara bakarken dudağını büzdü. Bu taşlar sayesinde bu alanda birbirlerini loş bir şekilde de olsa görebiliyorlardı. Ve yine bu taşlar yüzünden, soyunduğunda diğerleri de onu görebilecekti. Veyla, cinsel anlama çıkabilecek her şeyden nefret ederdi ve çıplak olmayı sevmezdi.
"Hadi, kelebek. Fazla zamanımız yok. Paft'takiler bizi arıyorlardır."
Veyla, Gölge'nin artık giyinmiş olduğunu umarak ardına döndü. Gölge giyinmiş, başına nefes alabilmesi için takmak üzere olduğu oksijen tüplü başlığı ise elinde tutuyordu. "Arkanızı dönün."
Ash "Ciddi olamazsın." dediğinde Veyla ters bir şekilde "Ciddiyim." dedi.
Gölge "Vücudunu sergilemeyi sevdiğini sanıyordum." dediğinde Veyla "Çıplak olmadığımda." diye not düştü.
Yıldat, "Ben hariç herhalde?" deyip şansını denediğinde Gölge de sırıtıp "Bence de. Yıldat hariçtir herhalde?" diye sordu. Veyla, Gölge'ye kötü kötü baktıkça, Gölge'nin keyfi artıyordu. Veyla, hata etmişti. Rahatsız olduğu bir konuyu Gölge de varken belli etmişti. Böylelikle, normal şartlar altında soyunmasa başlasa, belki de herkes doğal davranacakken şimdi Gölge üstüne gidiyordu. Xalialar, insanlar gibi etik sebeplerle örtünmek zorunda hissetmezlerdi. Yine de insanlar gibi şehirleşmeye başlamanın getirisiyle ortalarda çıplak dolaşmazlardı fakat böyle anlarda da utanmazlardı.
Veyla'nın kelebekleri, voltriderdan aralarına uçmaya başladığında Gölge'nin mavi gözleri büyüyle ışıldadı. "Müsaade etmem."
Veyla'nın amacı, gözlerine müdahale etmekti ama büyüsüyle, Veyla'nın büyüsünü güçsüzleştirebilen Gölge oldukça keyifli bir şekilde müsaade etmeyeceğini dile getirmişti.
Veyla tek kaşını kaldırıp "Ne istiyorsun? Görmek mi?" diye sorduğunda Yıldat ve Ash rahatsız olmuş gibi hissettiler. Ash, Gölge'nin gerçekten görmek isteyebileceğini düşünüyordu.
Gölge başını onaylamaz bir şekilde sallayıp çenesinin ucuyla Yıldat'ı gösterdi. "Aşkının görmesinden rahatsız olmasın herhalde?"
Veyla, Yıldat'tan hoşlanmaya başladığına dair yalan söylediği için bir anlığına pişman olmuştu. Gölge şimdi bunu sınar gibi üstüne gelirken zevk alıyordu.
Veyla, "Yıldat harici geriye kalanınız bakmayacak mı?" diye sorduğunda Gölge ağır bir şekilde başını onaylar şekilde sallarken sırıtmaya devam etti. "Eğer kabul edersen, bunu sağlarım."
Veyla, "Kabul." dediğinde Gölge şaşırır gibi baktı. Gözleri Yıldat ile aralarında döndükten sonra tekrar başını onaylar şekilde salladı ve Ashlere baktı. "Bakmayın."
Yıldat dışında kimse bakmamaya başladığında Veyla gözlerini Yıldat'a çevirdi. Uyarır gibi onu gösterdiğinde Yıldat'ın keyfi yavaşça silindi. 'Baksaydım' der gibi kaşlarını kaldırdığında Veyla da 'olmaz' der gibi gözlerini irileştirip kaşlarını kaldırdı. Yıldat, iç çektikten sonra gözlerini kapattı.
Erya "İç çekmeler falan." diye dalga geçtiğinde Veyla, yanlış anlaşılmayı bozmamak için hafifçe güldü. Veyla, herkesin gözlerini ve vücudunu kontrol ede ede üstünü değiştirdikten sonra "Tamamdır." dedi.
Gölge, yavaşça yeniden Veyla'ya döndüğünde sırıtıyordu. Veyla'ya çektiği rest işe yaramadığı için keyfi kaçmış olmalıydı ama neden keyifli olduğunu Veyla anlamadı, Gölge de söylemedi. Veyla, herhangi bir yansımadan izlemiş olabilir mi diye mağaranın duvarlarına baktı ama görüntüyü yansıtan bir yapısı yoktu.
Gölge Valdrisleri yeniden uyardıktan sonra başlıkları da taktılar. Gölge "Beni takip et." dediğinde Veyla, ucu bucağı gözükmeyen suya bakarak "Kıçından ayrılmayacağıma emin olabilirsin." dedi.
Gölge sırıtarak "O kadar da yakın durma." dedikten sonra suya atladı. Veyla da hiç zaman kaybetmeden peşinden suya atladı. Suyun içerisinde başlıklarının ışığını açtılar ama oldukça yetersizdi. Gölge, daha hızlı yüzdüğü için Veyla ara ara gözden kaybediyordu. Kelebeklerini de yanında çağıramamıştı. Siyah ölüm yüzünden ölüp yeniden doğarken kendisine yardımcı olabilecek zamanı bulamazlardı.
Siyah ölüm, tenlerine bizzat temas etmediği sürece kıyafetlerinden geçmezdi. Esasında siyah ölüm de doğanın bir büyüsüydü. Bu sebeple, büyü ilerledikçe siyah ölüm de ilerlerdi. Bu sebeple okyanusun şu an bulundukları kısımları siyah ölümle kaplıyken, devamında bulunmazdı. Kıyafetleri siyah ölümün kaplandığı suyla ıslansa bile, sudan çıktıklarında ve siyah ölümle temas etmeyi bıraktıklarında, hala ıslak olan kıyafetleri yüzünden siyah ölüme maruz kalmaya devam etmezlerdi. Siyah ölüm bir madde değildi, büyüydü. Büyü oldukça vardı, büyü ilerledikçe ilerlerdi, madde ile temas ile varlığını sürdürmezdi.
Veyla'nın gözleri Azrit gözleri kadar keskin de değildi, hareketleri muhtemelen yavaş olmaya çalışıyor olsa da Gölge kadar hızlı değildi. Bu sebeple son gördüğü konuma göre ezbere ilerlemeye çalışıyordu ama Gölge yönünü değiştirdiyse, ezbere ilerlediği güzergâhta kaybolurdu. Kaybolduğuna emin olmaya başlayacakken Gölge kolunu tuttuğunda, Valdrislerin yanına geri dönmekten vazgeçti. Nereye gideceklerini bilmiyordu ama nereden geldiklerini dikkatle ezberlemişti, geri dönmekte zorlanmazdı.
Gölge, Veyla'nın elini koluna getirdiğinde Veyla başını onaylar şekilde salladı. Gölge yüzmeye devam ettiğinde, Veyla da bir eliyle Gölge'yi tutarken onu takip etti. Veyla'nın sıkılmaya başlayacağı kadar yüzmelerinin ardından Gölge yeniden yukarıya doğru yüzmeye başladı. Gölge de, bu noktadan sonra tam olarak nereye gitmeleri gerektiğini bilmiyor olsa gerekti. Yüzerken bir şeyler arar gibi etrafına bakıyordu.
Yeniden mağara tavanı ile su arasında kalan yüzeye çıktıklarında Gölge gibi Veyla da etrafına bakmaya başlarken elini Gölge'nin kolundan çekti. Mağara duvarları ve önlerindeki zemin rengârenk taşlarla kaplıydı. Veyla aralarında mor renkte olan birini aradı ama bulamadı. Belki de gerçekten güç alabildiği bir taş yoktu, o kadar yer gezmesine rağmen bulamamıştı. Belki de gerçekten şu an gücünün en yüksek noktasındaydı, neyse oydu. Daha fazlasına sahip olmayı dilerdi. Çoğu Xalia'ya ve belki de Gölge dışındaki her Xalia'ya kıyasla daha güçlüydü ama en güçlüsü olmadıkça bir anlamı yoktu. En güçlüsü olmadıkça yenilebilirdi. Bir kişiye yenilmekle, herkese yenilmek arasında Veyla arasında kayda değer bir fark yoktu. Kimse yenilmemek isterdi.
Gölge, zemine doğru yüzdüğünde Veyla da hareketlendi. Gölge, su içerisinde eğimle yükselmeyen, bir anda yüksekte kalan zemine güçlü kollarıyla çıktıktan sonra başındaki başlığı çıkartıp yere koydu. Veyla, ardında zemine, Gölge kadar kolay olmasa da çıkarken Gölge, taşları inceliyordu. Veyla da ayağa kalkıp başlığı çıkardıktan sonra yere koydu. Gerçekten taş için mi gelmişlerdi?
"Ne arıyorsun?"
Gölge cevap vermediğinde Veyla gözlerini devirdi. "Sana yardımcı olmayacaksam ne için geldim? Söyle de beraber arayalım."
"Bir tehlikeyle karşılaşmamız ya da suyun içerisinde bir problem yaşanması ihtimalinde yardımcı olman için buradasın. Gerisini kendim yaparım."
Veyla "Geriye pek bir şey kalmıyor." diye dalga geçerken Gölge'nin ilgisi daha çok taşlarda olduğu için cevap vermedi. Gölge, eldivenini çıkartıp taşların yüzeyinde elini gezdirdi.
Veyla, reddedilmesine aldırmadan Gölge'nin yanına yaklaşıp "Nasıl bir taş arıyoruz?" diye sordu. Gölge "Henüz elimde olmayan bir taş." diye cevap verme tenezzülü gösterdi. Veyla, Gölge'nin elinde birçok taş olduğunu biliyordu. Hepsinden bıçağı, silahı bile vardı ama bu taşları niye bünyesinde topladığını anlayamamıştı.
"Neyin peşindesin Gölge Kral? Taşlarla ne yapacaksın?"
Gölge, göz ucuyla Veyla'ya baktıktan sonra cevapsız bırakarak kadının yanından geçti ve diğer duvarı incelemeye başladı. Küçüklü, büyüklü bir sürü taş vardı. Bazıları aynı taşın türevleriydi, bazıları farklıydı ama birçok taş vardı. Burada, her taşı tek tek incelemesini beklemek, buraya gelmekten bile daha uzun sürecek olmalıydı. Veyla da, gözlerini taşlarda gezdirirken eldivenini çıkardı. Taşların renkleri benzer olsa da yüzeylerine göre farklılık gösterebilirdi. Sadece yüzeyiyle bile farklılık gösteren iki benzer taş, farklı işlevlere sahip olurdu.
Veyla, üstlerde bir taş gördükten sonra gözleri kısıldı. Ulaşamayacağı, hatta Gölge'nin bile ulaşamayacağı kadar yüksekteydi. Kelebeklerini, başlığının içerisinde yanında taşımadığı için pişman hissetti.
"Şuna baksana."
Gölge, Veyla'ya döndükten sonra gösterdiği yöne baktı. "Taşlarının arasında olduğunu hatırlamıyorum." dedi. Veyla, Gölge'nin sahip olduğu her taşı incelememişti ama baktığı kadarıyla bu taşa sahip olduğunu hatırlamıyordu.
Gölge, taşı inceleyerek Veyla'nın yanına geldikten sonra "Yüzeyine bakmam lazım." dedi. Veyla sırıtıp "Umarım Azritlerin boyunu uzatma yetenekleri de vardır." dediğinde Gölge bakışlarını Veyla'ya çevirip "Var." dedi. Veyla kaşlarını kaldırırken Gölge ellerini Veyla'nın beline götürdü. Veyla saniyeler içerisinde yükselirken ofladı ve söylendi. "Gerçekten Yıldat bu kadar temas etmiyor."
Gölge, biraz alay, biraz merakla "Öyle mi?" diye sorduğunda Veyla adamın omzuna çıkmış elini taşa doğru uzatmıştı. Yetmediğini fark ettiğinde omuzlarından sarkan ayaklarını çekip dizlerini omuzlarına yaslamaya çalışırken Gölge de bacağından tutarak ona destek oluyordu. Havada sallanan elinden de tuttuğunda Veyla hızla elini çekti. Bacağında kıyafet vardı ama ellerinde eldivenleri çıkartmışlardı. Veyla, temas ile tenine, Gölge'nin büyüsü gibi elektrik değmiş gibi hissetmişti. Gölge gözlerini devirip diğer elini de Veyla'nın bacaklarına götürdü.
Dizlerinden sonra ayak tabanlarını da Gölge'nin omuzlarına yaslayıp ellerini mağara duvarına yaslayarak dengede durmaya çalıştı. Bu sırada Gölge'nin de elleri, Veyla'nın ayak bileklerine inmişti. "Gerçi anlamıştım. Özellikle de Yıldat'ın izlemesine bile müsaade etmediğinde."
Veyla, eli taşa uzanmışken duraksayıp başını Gölge'ye çevirdi. Gölge ise sırıtarak ileriye, duvara bakıyordu. Veyla ters bir şekilde "Boş atıp dolu tutmaya çalışma." dediğinde Gölge hafifçe güldü. "Herkesin kalp atışlarını duyabiliyorum ve Yıldat'ın kalp atışları hızlanmadıysa, seni izlememiştir."
Veyla, gözlerini devirip omzunda ayakta durmak yetmesine rağmen ayağını Gölge'nin kafasının üstüne doğru bastırıp gözlerini ona çevirmemiş olsa da ters bakmaya başladığına emin olduğu Gölge'ye "Taşa yetişemiyorum da." diye açıkladıktan sonra hızla "Niye sorun çıkarmadın o zaman?" diye sordu. Uzandığı taşı çıplak el ile çıkartamadığında, bileğindeki kemere takılı bıçaklardan iş yapacağını umut ettiği bir tanesini çıkardı ve duvarın taşın etrafında kalan kısmına sapladı. Bıçağı, hareket ettirme gayretindeyken Gölge sorusunu cevapladı.
"Acelemiz vardı."
Veyla, etrafını oymasına rağmen bir süre çıkartamadığında Gölge, alayla "Sen beni omzuna almak ister misin?" diye sordu. Veyla bir eliyle bıçakla bastırırken diğer eliyle taşı çıkartmaya çalışıyordu. En sonunda güçlü bir şekilde tutup çekmesiyle taş eline geldiğinde Veyla "Hah!" dese de o sıra oluşan dengesizlikle geriye doğru düşmeye başladı. Neyse ki yakınlarında bir Azrit vardı.
Gölge hızla ardına dönüp omzundan düşen Veyla'yı tuttu. Veyla gözlerini, bir eli belinden, diğer eli bacaklarının altından geçmiş bir şekilde onu kucağında tutan Gölge'nin ona bakan gözlerine çevirdi. Veyla, 'düşseydim de bir şey olmazdı' diye düşünürken Gölge 'düşseydi de bir şey olmazdı' diye düşünüyordu ama yine de tutmuştu.
Gölge, "Taşımı düşürseydin seni öldürürdüm." dediğinde Veyla gözlerini devirmeye kalmadan Gölge kucağından bıraktığı için yeniden düşme tehlikesi geçirmeden önce ayaklarını yere yaslayabildi. Dengesini koruyarak ayakta kaldıktan sonra taşı Gölge'ye attı.
Gölge, taşı incelerken Veyla bıçağı yeniden belindeki kemere taktı. Gölge "Evet, bu bende yok." dediğinde Veyla "O zaman artık defolup gidebilir miyiz?" diye sordu.
Gölge "Başka elimde olmayan var mı, diye bakacağım." dediğinde Veyla söylendi. Gölge ters bir şekilde bir köşeyi gösterip "Geç şuraya otur ve sessiz ol." dediğinde Veyla sırıtarak başka bir köşeye yöneldi. Gölge ters bir şekilde baktıktan sonra yeniden taşlara döndü.
Veyla yere oturup sırtını duvarlara yaslarken kıyafetinin ön kısmını biraz açtı. Sıcak hissetmeye başlamıştı. "Ben olmadan bulabilecek misin gerçekten?"
"Sessiz olmanı söylediğimi hatırlıyorum." dedikten sonra saatine gelen bildirime baktı. Veyla, "Ash'i öldürmüşler mi?" diye sorduğunda Gölge hafifçe gülüp "Bir sorun olup olmadığını soruyorlar." dedi. Veyla saldırıya uğradıklarını sanmıştı. Başta Gölge de öyle sanmıştı. Gölge'nin bildirimi okuyana kadar saniyeler içerisinde gerilerek yöneldiği sudan, rahatlamış bir şekilde yeniden duvara dönmesini izledi.
"Gerçekten zarar görmelerini istemiyorsun."
Gölge, taşları incelerken Veyla'ya bakmadı. Veyla şaşırarak güldü. "Bu yüzden yeneceğim seni. Sen kusurlusun. Başkalarını kurtarmaktan kendini kurtaramayacaksın."
Gölge, başka bir duvara geçerken hafifçe Veyla'ya dönük halde yürüdü ve sırıttı. Taş tutan eliyle Veyla'yı gösterdi. "Bu yüzden yeneceğim seni. Sen yalnızsın. Kimsenin kurtarmak isteyecek kadar yakınlaşmasına müsaade etmeyeceksin."
Veyla, ayaklarını uzatıp bir bileğini diğerine yaslarken sırıtarak omuz silkti. "Kimsenin kurtarmasına ihtiyacım yok."
"Buradan çıkamasam, hepsi gelip kurtarmaya çalışır. Sen çıkamasan, Yıldat bile dönüp kurtarmaya çalışmaz."
Veyla, omzunu izlerken "O kadar emin olma." dediğinde Gölge birkaç saniyelik sessizliğin ardından "Bence sen de Yıldat'a bu kadar güvenme." dedi.
"Yıldat'tan bahsetmiyorum. Seni kurtarmalarından bahsediyorum."
Gölge, o duvarı da incelediği için yeniden Veyla'ya döndü. Elindeki dışında, burada daha önce görmediği bir taş yok gibiydi. "İnanmıyorsun değil mi? Kimsenin biri için canını tehlikeye atabileceğine? Kimse mi korumaya çalışmadı seni?" derken yanına kadar varmıştı. Veyla da, Gölge'nin tepesinden bakmasına sinir olduğu için ayaklandı ve karşısına geçti. Gölge sırıtarak, Veyla'nın tepkilerini izlerken konuşmaya devam etti. "Ya da sen, hiç birini korumaya çalıştın mı?"
Veyla, tepkilerini gizlemeye çalışırken yutkunma ihtiyacını yok saydı. Gölge, Veyla'nın canını yakmayı amaçlayarak alayla konuşuyordu fakat gerçekten yakmaya yakın olduğunu bilmiyordu. Bilse, daha fazla üstüne gelirdi ama Veyla gizlemeyi başardı. Gölge gibi sırıtırken hafifçe omuz silkti. Biraz dürüst olmazsa, Gölge'nin eşeleyeceğini bildiğinden "Evet." diye cevapladı.
Gölge kaşlarını kaldırdı. "Hangisine?"
Veyla, zihnine gelen anıların yüzünde herhangi bir tepkiyi değiştirmemesi için çabaladı. Gölge'ye bakarken, onu korumaya çalışan birinin ölü bedeninin yakınlarındaki siyah gülü gördükten hemen sonra Veyla'nın korumaya çalıştığı kişinin öldüğü alevleri gördü. Kulaklarına, şu anki sessizliği bozan çığlıklar geliyordu. Derin bir nefes alıp "İkisine de." dediğinde Gölge, dürüst yaklaşmasına şaşırdı. Tam da Veyla'nın istediği gibi, artık canının yanmadığı için dürüst yaklaştığını düşündü. Tam olarak dürüst değildi. Hem hala canı yanar gibiydi, hem de sadece iki kişi değildi. Bir kişiyi, dürüst yaklaşmaya çalışırken bile kendisine saklamıştı.
"Aynı kişi miydi?"
Veyla gülüp "Çok soru sorulmasından haz etmeyen bir adam olarak fazla meraklısın." dedi. Gölge taşı, belindeki kemerdeki küçük torbalardan birine koyup suda düşmemesi için bağladı. "Düşmanımı tanımaya çalışıyorum."
Veyla "İki farklı kişi." dediğinde Gölge "Ne oldu onlara?" diye sordu. Veyla sırıtışını bozmamayı başardı. "Öldüler."
Gölge dudağını büzerek Veyla'nın ardına baktı. Düşündüğü birkaç saniyenin ardından yeniden sırıtarak gözlerini Veyla'ya çevirdi. "Öldürenlerden intikamını aldın mı? Malum biir koluna çarpsa bile öldürmek istiyorsun."
Veyla başını hafifçe sağa yatırdı. "Aldım sayılır."
Gölge'nin gözleri, tepki arayarak Veyla'nın yüzünde gezinse de boş döndü. Veyla'nın kolayca açık vermeyen biri olduğunu biliyordu ama ya çok iyi gizliyordu ya da gerçekten artık önemsemiyordu. "Yani, bir aralar sen de kusurluydun. Uğruna çabaladığın biri vardı."
Veyla başını onaylar şekilde salladı ve gülerek "Çok önceden." diye cevapladı. "Ve bedelini ödedim. Artık mükemmel ve yenilmezim çünkü canımı alsan, kendim için bile üzülmem."
Gölge, delil arama çabasını bırakıp Veyla'nın gözlerine baktı. "Ne mükemmelsin ne de yenilmez. Ölümsüz olmana rağmen boğazını sıkmaya başlasam sen ne olduğunu bile anlamadan hayatta kalmaya çalışmaya başlarsın."
Veyla, yüzlerini hafifçe yaklaştırıp "Dene." dediğinde Gölge'nin çıplak eli, Veyla'nın boğazına geldi. Veyla gözlerini Gölge'nin eline çevirse de temas etmesine engel olmadı. Ona karşı hassasiyet belirttikçe, Gölge'nin eline daha fazla koz vermekten başka bir şey olmuyordu. Bu sebeple Gölge vazgeçene kadar, temaslarından rahatsız olmamaya çalışacaktı.
Gölge "Hatta şöyle yapalım..." dediğinde mavi gözleri büyüsüyle ışıldamaya başladı. Gölge'nin büyüsüyle Veyla güçsüz düşmeye başlarken rahatsızca kıpırdandı ama Gölge'nin boğazını sıkmaya başlamasına engel olmadı. Veyla, hâlihazırda Gölge'nin büyüsüyle nefes alamıyormuş gibi hissederken Gölge de bundan emin olmak ister gibi güçle boğazını sıktı. Bu sırada gözlerini kadının yüzünden bir an olsun ayırmadı.
Veyla da Gölge de birbirlerine bakarken sırıtmaya devam ettiler ama bir süre sonra Veyla'nın sırıtışı dağılmak zorunda kalmıştı. Biraz daha bunu yapmaya devam ederse Veyla ölüp yeniden hayata dönmek zorunda kalacaktı. Eli, boğazındaki Gölge'nin eline doğru gelir gibi olduğunda Gölge'nin sırıtışı zafer kazanmak üzere genişledi ama Veyla orta parmağını gösterdiğinde Gölge gülerek Veyla'nın boğazını bıraktı.
Veyla eğilerek derin nefesler alıp vermeye başlasa da Gölge'ye doğru kaldırdığı orta parmağını bozmadı. Gölge elini Veyla'nın orta parmağına getirdiğinde Veyla elini kendisine çekerek doğruldu. "Kendine karşı bile zaafın yok yani. Yıldat'tan hoşlanmaya başladığını söylemeni ciddiye almamalıyım, öyle mi?"
Veyla ellerini, artık acımayan boğazından çekerken yeniden sırıttı. "Hoşlanıyorum ama bu onun için canımı tehlikeye atacağım anlamına gelmiyor."
Gölge "O zaman yalnızlığınla yeneceğim seni." dedikten sonra başlığını yerden aldı. Veyla da başlığına yönelip "Kusurlu ama kabalalık olmaktan iyidir." dedi ve başına taktı.
"Yalnız olmamak, kusur değil ve sen bunu zamanla anlayacaksın ama geç kalacaksın."
"Geç kalmak demişken..." dedikten sonra suyu gösterdi. "Eğer varsan, suyun istediğin yerinden sonra başlıklarımızı çıkartalım. Bakalım kim geç kalıyor, kim arkada kalırsa kimler kurtarmaya geliyor?"
Gölge başını onaylar şekilde salladı. "Hatta ben senden daha önce çıkartacağım. Senden daha hızlıyım, eşitlik olsun."
Veyla gülerek "Dikkat et, hızlı gaza geliyorsun." derken eldivenini takıp suya yöneldi. Gölge de ardından "Yalnız olmamama rağmen, sadece kendime güvenmemin getirisi." dediğinde Veyla gözlerini devirip suya atladı. Gölge de eldivenlerini takıp suya atladı. Veyla bu sefer, Gölge'nin yol göstermesine ihtiyaç duymuyordu. Dönüş yolunu ezbere biliyordu. Bir süre ilerlediklerinde Gölge başlığını çıkarttı. Veyla, birazdan kendisinden de isteyeceğini fark ederek olabildiğince hızlı yüzmeye başladı ama Gölge onu geçmeden hemen önce başlığına tıklatmıştı. Veyla başlığını çıkartırken Gölge önünde ona dönüp orta parmağını göstererek geriye doğru yüzmeye başladı. Siyah ölüm yüzünün, gözleri ve dudakları haricinde kalan kısmının siyah olmasını sağlamıştı ama zaten suyun altında pek belli olmuyordu. Veyla ışığından yararlanmaya devam etmek üzere başlıkla birlikte yüzerken canının yanmasına katlanıyordu. Muhtemelen kendi yüzü de Gölge gibi gözüküyordu. Siyah ölüm henüz, yeterince deneyimlemediği bir büyüydü ama iyileşme gücü, oldukça fazla deneyimlediği büyüsü olduğundan içi rahattı.
Gözlerinin karardığını fark ettiğinde, Valdrislere varmalarına fazla kalmadığını biliyordu. Beyni zonklarken güçlükle yüzmeye devam etti. Gölge biraz ilerisindeydi. Artık önüne döndüğü için yüz ifadelerini göremiyordu ama o da zorlanıyor olmalıydı.
Veyla'nın hareketleri iyice yavaşlarken Gölge aralarını pek açamadığına göre o da yavaşlamıştı. Suyun yüzeyine doğru yüzmeye başladıklarında Valdrislerin olduğu alandan suya yansıyan ışıkları görebilmeye başlamışlardı. Veyla saniyeler içerisinde artık görme yetisi kalmayan gözlerini kapattı ve ezbere yüzmeye devam etti. Suyun üstüne çıktığı gibi derin bir nefes alırken eliyle mağaranın o yükseklikteki zeminini tutmaya çalıştı. Gözlerinin ihtiyacı olan süreyi verirken eli zemini bulamadığı için suyun üstünde biraz daha yüzdü. Eli tekrar havada zemini ararken bir el onu tuttuğunda zemine yakın olduğunu fark etti. El onu zeminin üstüne çektiğinde engel olmadı. Sırtı, pürüzlü zemine değerken güçsüzlükle uzandı. Parçalara ayrılmış gibi hissettiği yüzü karıncalanarak kendine gelmeye başlarken gözlerini araladı. Başta karanlık olan görüşü, zamanla netleşmeye başlarken nefes alış verişleri de düzene girmişti.
Gözlerini hemen yanında, kendisi gibi uzanırken kendisine gelmeye çalışan Gölge'ye çevirdi. Veyla'dan dakikalar önce başlığı çıkartmış olmasına rağmen Veyla'yla aynı anda kendisine gelmişlerdi. Elini tutan Yıldat'a döndüğünde elini çekti ve doğruldu. Gölge de kendisi gibi bir süreliğine kör olduğundan Yıldat'ın, Veyla'yı çektiğini görmemiş olmalıydı. Yıldat çekmese de Veyla bir şekilde zemine çıkardı ama eğer Gölge fark ederse, Yıldat sayesinde kurtulduğunu iddia edip sinirini bozabilirdi.
Yıldat "İyi misiniz? Ne oldu başlıklarınıza?" diyerek suyun üstünde yüzen başlıklara baktı. Vardıklarında ikisi de başlıkları da taşımayı bırakmışlardı.
Valdris "Arıza çıkması imkânsız. Defalarca kontrol edildi." dedi. Gölge de doğrulduktan sonra ayağa kalktı. Veyla da ayağa kalkarken, Veyla'nın yanında diz çökmüş olan Yıldat da doğruldu.
Gölge tebrik eder gibi elini uzattığında Veyla da eldivenli elini uzattı. İkisi de aynı anda ellerini çektiklerinde güldüler. İkisi de birbirlerini son anda elleri havada bırakmayı planlamışlardı ama aynı planı yaptıkları için hiçbiri başaramamıştı.
Erya "Nasıl yani? Bilerek mi yaptınız?" diye sorduktan sonra şaşkınlıkla "Biriniz kurtaramayacağımız bir döngüye girebilirdi! Belki de ikiniz birden!" diye söylendi.
Ash da korkuyla "Gerçekten." derken Veyla için endişelendiği yoktu ama Gölge Kral'ını, bulamayacağı bir okyanusta kaybetmek istemezdi.
Gölge, Veyla'ya bakmaya devam ederken kadının yüzünde kalan son siyah kısmın da düzelip teninin yeniden bembeyaz oluşunu izledi. Sırıtması sürerken gözlerini, Veyla'nın gözlerine çevirdi. Veyla da sırıtarak onu izliyordu.
Gölge keyifle "Bugün de ölmedik." dediğinde Veyla gülerek "Ben orada bir ara ölmüş olabilirim." dedi. Gölge boğazını sıkarken gözleri kapanmıştı ama ölümsüz olmanın getirisi, öldüğü anları net bir şekilde ayırt edemeyebiliyordu. Gölge de Veyla'nın gülüşüne eşlik etti.
Gölge "Ve yarın bir gün tamamıyla ölüp ölemeyeceğimizi öğreneceğiz." dediğinde Veyla başını onaylar şekilde salladı. Demek ki Terralara gidip bir kehanet ısmarlayacakları zamana gelmişlerdi.
Ölümden ve sonsuza kadar sürebilecek bir döngüden dönmek, ikisine buradaki başka kimsenin akıl sır erdiremeyeceği bir keyif vermişti. İkisi de rekabeti severdi ve ikisi de sınırsızlardı. Böylelikle, onlar birbirleri için sonu ve sınırı olmayan iddialarını ve büyülerini yönlendirebilecekleri mükemmel bir düşmandı.
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!