🔮 6 ⚡ Uğultu
Merhabaaaa, iyi akşamlar dileriiimmm
Beğeni ve yorumlarınızı bekliyorummm.
Bölüm şarkısı:
Teddybears Sthlm, Mad Cobra - Cobrastyle
İyi okumalar diilerimm ^^
**
1. KISIM ♛ NİX'İN GÖLGESİ ♛
🔮 6 ⚡ UĞULTU

**
"Gerçekten odanda, uykunda boğazına dolayabileceğim dal ve çiçeklerin olmasını istediğine emin misin?"
Veyla, odasını çevreleyen sarmaşıkların büyük penceresi etrafından dolanan kısımlarında elini gezdirirken alayla dudağını büzdü. "Tatlı rüyalarımı bölmen dışında bir sorun yaratabileceğini düşünüyor musun gerçekten?"
Erya, öyle düşünmüyordu. Olan bitkilerine olurdu. Yine de ara ara dallar ile ona el sallayıp 'iyi geceler' dileyecekti. Hatırı sayılır uzaklığa kadar var olan bitkilere erişebiliyor, çağırabiliyordu ama kendisi bitki üretemiyordu. Bazı Xalialar, gücünü içinde alır, yoktan var edebilirdi, bazı Xalialar ise sadece olanı yönetebilirdi.
"Onu bilemem ama rüyalarının tatlı olmadığına eminim. Muhtemelen rüyalarında bile birilerini öldürüyor ya da başlarına bela oluyorsundur."
Veyla, sırıtıp gözlerini Erya'ya çevirdikten sonra kırpıştı. "Sarmaşık, asıl öyle rüyalar tatlı zaten." dedikten sonra odasının kapısına yöneldi. Gölge henüz odasının değişimine dair karar vermediği için kendi odasını kendi seçmek zorunda kalmıştı. Bir ara Gölge'ye de haber verirdi. Zaten yeni odasıyla, Gölge'nin odasının ilk katı bir hayli yakın ve birbirini görebiliyor olduğu için çok geçmeden Gölge'nin haberi olurdu.
"Sarmaşık mı? Ben mi? Bana mı sarmaşık diyorsun?"
Kapıyı açtıktan sonra kibar olduğunu zannettiği bir şekilde Erya'ya gösterdi ama sadece zannediyordu. Erya, Veyla'nın odasındaki dekor işi bittiği için kovulduğunu fark ederek kapıya doğru ilerlerken ters ters bakıyordu. "Senin aksine ben lakap sevmiyorum."
Veyla'ya 'uğursuz kelebek' derlerdi. Dilden dile böyle dolaşıldığı zannedilebilirdi ama Veyla, ya mahvolmuş mekânına, sabote edilmiş teslimatına ya da ortadan kaldırılmış adamlarına bakanların öfkeli 'Bunu kim yaptı?' sorularına gülerek 'uğursuz kelebek' demeyi severdi. Bu lakabı kendi takmış olmuştu. Bugün lakabının bir yerlerine Ash için 'Kraliçe' unvanını da ekleyecekti. İddiayı kaybettikleri için Ash de Erya da vaatlerini yerine getirmeleri gerekiyordu. Erya da kendi özgür iradesiyle Veyla'nın odasına gelmemişti. Veyla uyandığı gibi odasını seçtikten sonra Erya'nın peşine takılmıştı. Ash ise ortalıklarda gözükmüyordu. Bugünü gözden uzakta geçirerek iddiadan kurtulabileceğini sanıyorsa, yanılıyordu. Veyla bugün için erken bile uyanmıştı.
Veyla, "Pekâlâ, ..." dediğinde gevşemeye başlayan kaşları "... sarmaşık. Sen kimseye söylemezsin o zaman." diye devam ettiğinde yeniden çatıldı ve kapıdan çıkmadan duraksadı. "Bir ismim var."
"Evet, ama..." dedikten sonra dallardan kalın olanlardan birini kırarak koparıp Erya'nın sırtından ittirirken peşinden ilerleyerek odadan çıkmalarını sağladıktan sonra kapıyı kapattı ve dalı Erya'ya iade etti. Erya, kendisine siyah ölümmüş gibi davranılarak temas edilmemesine karşı gözlerini devirdi ve dalını aldı. Kelebeklerinden biri kilit yerine konup ışıldadığında ona öpücük attıktan sonra yeniden Erya'ya döndü. "... çok sıkıcı bir isim."
"Gerçekten hiçbirimizle iyi anlaşasın yok, değil mi?"
Veyla, Erya'nın söylenmesine karşı sırıtmaya devam etse de hafifçe iç çekti. Aslında, vardı. İyi anlaşmalı, bağ kurmalı ve güvenlerini kazanmalıydı ama yıllarca eğitilemediği tek konu birilerini sevmek, iyi anlaşmaktı. "İnsanlar genel olarak benden nefret eder, ben de nefretlerini hak etmeye çalışırım ama senin için..." dedikten sonra işaret parmağını kaldırıp Erya'nın havada burnuna yakın bir konumda parmaklarını şıklattı. Erya gözlerini kırpıştırarak geriledi. "... ayrıcalık yapacağım sarmaşık. Günde ikiden fazla 'sarmaşık' dememeye çalışacağım."
"Şimdiden bile üç oldu."
Veyla gülerek önünden geçip siyahlara bürünmüş ve kırmızı mavi ışıklar ile aydınlatılan koridorlardan Ash'in odasına çıkana yönelirken "Saymada yeteneklisin." diye dalga geçti. Ardında kalan Erya ellerini beline yaslayıp şimdi sırtını izlediği Veyla'ya kötü bakışlar atarken "Gerçekten Yıldat'la birbirinize göresiniz." diye sızlandı. Erya, normal şartlar altında yaşam enerjisi yüksek, diğer Xalialara kıyasla sevgi doluydu fakat Veyla'ya sempati beslemekte bir hayli zorlanıyordu. Yine de ara ara, söyledikleri komiğine gidebiliyordu. Artık Veyla da, Gölge'ye en yakın savaşçılardan biriydi ve bu da sık sık görüşecekleri anlamına geliyordu. Hal böyle olunca iyi anlaşabilmelerini isterdi ama Veyla pek oralı gibi gözükmüyordu.
Veyla, Ash'in odasına daldığında kusar gibi sesler çıkartarak ellerini gözlerine götürdü ve vücudunu onların aksine çevirse de odadan çıkmadı. "Oysaki bugüne çok güzel başlamıştım!"
"Umarım halkımdan birini ya da birilerini öldürmenden bahsetmiyorsundur."
"İnanamıyorum ya! Odamda bile rahat yok mu?"
Veyla, "Bakın, ellerimi çekiyorum. Azrit yeteneklerinizi gösterip hızla giyinir misiniz lütfen?" diye sordu. Gölge "İşine gelince ne kadar da kibarsın." dedikten sonra Veyla, kulağına gelen uğultudan yanına geldiğini anladı. Parmaklarını yavaşça aralasa da gözlerini açmadan bekledi. "Hazır mısınız?"
Veyla, birçok konuda arsız, umursamazdı ama bu tarz yakınlaşmalardan midesi bulanırdı. Bu kibarlığı, başkaları için değil kendisi içindi. Gözlerine, görmemek isteyecekleri bir anı vermek istemiyordu.
Gölge "Çok hazırım." dediğinde Veyla, ona inanamadı. Bakmasa da Ash'in hala orada olduğunu düşündüğü yöne doğru başını çevirip "Doğru mu söylüyor?" diye sordu. Tam olarak iş başında yakalamamıştı ama iş neredeyse o yöne giderken odaya dalmıştı. Saniyesinde başını çevirip gözlerini kapatsa da çıplak tenlerini fark edebilmişti.
"Derdin neyse, söyle ve çık. Müsait değiliz."
Veyla, Ash'e "Kraliçen olarak müsaitlik yaratmanı emrediyorum. Bugün benimsin, unuttun mu?" derken Gölge, sırıtarak dibindeki Veyla'yı izliyordu. Veyla, henüz gözlerini açmamıştı. Ash hızla üstünü giyinse de Gölge henüz giyinmemişti.
"Ben de Kral'ın olarak, gidip bir saat sonra gelmeni emrediyorum. Sen ve hepiniz, her gün benimsiniz, unuttun mu?"
Veyla, Gölge'nin var olduğunu bildiği yönden ardına dönüp gözlerini hafifçe araladıktan sonra köşedeki koltuğu görüp oraya doğru ilerledi. Oturup bacak bacak üstüne atarken yeniden gözlerini kapattı. "Kölemi almadan gitmem."
"Köle mi?"
Gölge "Bana uyar." dedikten sonra hareketlendiğinde Veyla elleri ardında hafifçe yüzünü buruşturdu. O buradayken bir şeyler yaşamayı planlıyor olamazdı, değil mi? "Hatta izlersen, daha hoşuma gider."
Veyla, yüzünü buruşturmakla kalmayıp Gölge'nin fantazilerine karşı yeniden kusma sesleri çıkarttı. "Ayrıca ben kimsenin değilim."
"Benim şehrimde olan herkes benimdir. Sen de benim olmak için bir hayli çabaladın."
Gözleri kapalı olduğu için Gölgeler ne iş çeviriyordu, göremiyordu. Duymaya çalıştığı kadarıyla henüz bir şeyler yapmaya başlamamış olmalılardı. "Ben bir süreliğine buradayım."
"O zaman, bir süreliğine benimsin ama yine de benimsin."
Ash "Şu tartışmayı sonlandırır mısınız?" diye sordu. Gölge yatağa uzanmış eliyle Ash'in elin bileğinden tutarak çekerken Ash yarım yamalak giyindiği üstünü çıkartıp çıkartmamak arasında kalmıştı. Gölge bir şey söylediğinde asla reddetmezdi ama Veyla'nın yanında böyle bir şey yaşamak da istemiyordu. Gölge ise, bu tarz durumları umursamazdı. Hatta, her konuda cesur ve arsız olan Veyla'nın şu an can çekişiyor olması keyfini arttırmıştı.
Gölge "Hadi, Ash." dediğinde Veyla da "Hadi, Ash." dedikten sonra alayla güldü. "Kıza da yazık Kral ve Kraliçesinin arasında kaldı."
"Kral'ı, Kraliçesinin de Kralı. O yüzden kimi dinlemesi gerektiğini biliyor."
Kelebekler odanın içerisinde sayıca artarak dolaşmaya başlarken Veyla, "Sizi rahat bırakmam." dedi. Gölge, ellerini başının ardında, ensesinde birleştirerek uzanırken hafifçe sırıttı. "İstersen sen de dâhil olabilirsin uğursuz kelebek."
Veyla alayla "Evet, hatta Yıldat'ı da çağıralım." dediğinde Ash, tek sorun buymuş gibi "Asla olmaz." dedi. Veyla gülüp "Ha yani, sadece ben dâhil olsam tamamsın? Biliyordum! Benimle o kadar uğraşmanın sebebinin hoşlantı olduğunu biliyordum!" dediğinde Ash sinirle inledi.
"Kölem olmadan gitmem."
Gölge "Gitme." dedikten sonra bir elini ensesinden çekip yatakta hafifçe doğruldu ve Ash'i kendisine doğru çekti. Ash emin olamayarak Veyla'ya baktığında Gölge onu kucağının üstüne oturttu ve doğruldu. Gözleri Ash'in omzunun ardından gördüğü, ellerini yüzünden çekmiş olsa da gözleri sımsıkı kapalı Veyla'dayken Ash'i öpmeye başladı. Ash de Gölge'ye karşılık verirken ellerini Kral'ının çıplak omuzlarına götürdü. Veyla'nın kulağına öpüşme sesleri gelince yüzü buruştu. Gölge, bu görüntüye karşı Ash'i öpmeye devam ederken hafifçe güldü.
"Gerçekten devam mı ediyorsunuz?"
Gölge, Ash'in dudağını ısırırken ellerini kadının vücudunda dolaştırmaya başladığında Ash hafifçe inledi ve Veyla ihtiyacı olan cevabı aldı. Veyla birkaç saniyelik hayat sorgulamasının ardından sesler git gide arttığı için mide bulantısıyla inleyip koltuktan kalkıp kapıya yöneldi. Kelebekleri de peşinden ilerliyordu. Dudaklarını Ash'in dudaklarından çekse de kadının üstünün askılarını omuzlarından kaydırırken bakışları hala Veyla'daydı. Ash, Gölge'nin boynuna yönelirken Gölge "Gidiyor musun? Yeni başlıyorduk." dedi.
Veyla kapıyı açıp "İşiniz bittiği gibi kölem beni bulsun." dedi. Gölge alayla üzülmüş gibi "Ama sen de dâhil olursun sanmıştım." dediğinde Veyla odadan çıkmadan gözleri kapalı hafifçe sırıttı. "Sandığın gibi senin olmadığımın kanıtı." dedikten sonra odadan çıktı. Gölge de Ash'in üstünü çıkartırken sırıtıyordu. Ash, üstünü çıkartmasına yardımcı olurken gözlerini Gölge'nin keyifli suratında gezdirdi.
"Yıldat, bu şakalarını yanlış anlayabilir."
Gölge "Şaka değildi." dediğinde Ash'in kaşları kalktı. Gölge, Ash'i yatakta altına aldıktan sonra kadının pantolonunu da çıkartırken Ash'in keyfi azalmıştı. "Dâhil olsa, onunla sevişir miydin?"
Ash, kıyafetlerinden kurtulduğu kadının bacaklarından tutup kendisine çekerken "Ben güzel olan her kadınla sevişebilirim." diye cevapladı.
"Kardeşinin karısıyla bile?"
"Henüz karısı değil."
"Ama olacak." dediğinde Gölge'nin eli Ash'in boynuna dolanırken yeniden sırıttı ve kadının dudaklarını öperken diğer eliyle bacaklarını araladı. Dudaklarından hafifçe çekilip "Her şeyi bu kadar sorgulama bebeğim." dedi.
Ash, Gölge'nin sinirini bozmaya başladığını fark edip hafifçe gülümsese de "Ben sorgulamam ama Yıldat sorgular." demeden duramadı.
"Yıldat'ın sorgulayabileceği bir durum yok." dedikten sonra "Çünkü o kelebeği güzel bulmuyorum." deyip Ash'i yeniden öpmeye başladı. Ash de duyduğuna mutlu olarak Gölge'nin sert öpüşlerine karşılık vermeye başladı. Güzel bulmuyorsa, sevişmek istemeyeceği anlamına geliyordu ama Gölge bu söylediğinden emin değildi. Mor renkleriyle ve tarzıyla beğendiği kadınlardan oldukça farklı görünüyordu ama ona öldürmek üzere olduğu bir bedenmiş gibi bakmadığında, güzel görünüyordu.
Veyla, elini sürdüğü gibi kendisine doğru ok atan aletin okunu sağ omzundan acıyla inleyerek çıkartırken etkilenerek nefesini üfledi. Sadece biblo gibi görünüyordu. Deri ceketini çıkarmış olduğuna minnettardı. Böylelikle askısız cropunun omuz kısmında kumaş parçası yoktu ve yeniden kıyafetini kaybetmek zorunda kalmamıştı. Kıyafetlerine değer verirdi ve çoğunlukla da bu yüzden insanları dövüşmeden, büyüsüyle öldürmeyi tercih ederdi. Mor ve kanın kırmızısı hiç yakışmıyordu.
Biblo gibi görünse de ok fırlatması ilginç değildi. Muhtemelen Gölge ile birlikte krallığında kalan en yakın savaşçılarının antrenman için kullandıkları alan burasıydı. Yüksek tavan ve geniş alan, malikânenin geri kalanının aksine kemerli sütunlara sahip değildi. Olabildiğince açık bir alan oluşturulmuş, dövüş için uygun ortam sağlanmıştı. Birçok dövüş aleti ve dokunulduğunda bunun gibi ok ya da başkaca bir zarar verici alet fırlatan eşyalar gözüküyordu. Veyla'nın hemen karşı duvarında kırılmaz gibi gözüken camın ardında birçok farklı doğal taş ile oluşturulmuş bıçaklar sıralanmıştı. Hepsi renk, renkti ve aralarında hiç mor renk yoktu. Gölge, taşlardan güç alabilen Xalialar'dandı. Onun taşı obsidyendi. Veyla, Gölge'nin bu yönüne de imreniyordu. Taşlardan güç alabilenler, taşlarla güçsüz de kalabilirdi ama aldıkları güç buna değerdi. Veyla ise hiç mor bir taş ile karşılaşmamıştı. Büyüsü mordu, taşı da mor olmalıydı.
"Reflekslerinin daha iyi olduğunu sanıyordum."
Veyla yeniden bibloya dokunup bu sefer ok bedenine saplanmadan tuttu. "Ara ara canımın yanmasını severim." diyerek oku bilerek tutmadığını izah ettikten sonra elinde duran oku Valdris'e doğru fırlattı. Valdris alnına saplanmadan önce oku tuttuğunda Erya korkuyla tuttuğu nefesini üfledi.
Valdris gülerek oku parmakları arasında çevirirken "Beni de öldürseydin, bu sefer Gölge gerçekten yok ederdi seni." dediğinde Veyla ellerini ardında bir araya getirip sallanarak odada dolaşmaya devam ederken "Gölge biraz meşgul." dedi.
Thal "Ash'in ortalıklarda olmamasından belli." derken güç tuşuna bastığı robotun kendisine doğru gelişini izlerken birkaç adım gerileyip ellerini yumruk şekline soktu. Valdris Thal'ı gösterip "Bir keresinde bunlardan birinden dayak yemişti." dediğinde Veyla da güldü. Genelde alayla gülerdi ama bu sefer gerçekten komiğine gitmişti çünkü Thal Valdris'e ters ters bakarken robottan bir yumruk yemişti.
Erya robota bakarken "Amorsus'ta bunların kat be kat gelişmişleri varmış." deyip çağırdığı sarmaşıkları robotun ayaklarına dolayarak düşmesini sağladı. Veyla, biliyordu. Hiç Amorsus'un derinlerinde bulunmamıştı ama onlar tarafından eğitilirken niceleriyle dövüşmesi gerekmişti. Amorsus'un askeri olsa da, Amorsus'un güvenlik önlemi olarak o yarımkürede gezme ve olanlara şahit olma şansı elde edememişti. Sadece onun değişimi ve eğitimi için ayrılan malikânede gördükleri ve duydukları kadarıyla Amorsus'u biliyordu.
Thal, "O benim robotumdu." dediğinde Erya içkisini yudumlarken "Hayatını kurtardım." diye dalga geçti. Veyla, "Calin mi?" derken Erya'nın yanına kadar varmış, elini kadının bardağına uzatmıştı. Erya "Evet." deyip bardağı Veyla'ya uzattığında Veyla içmeden önce biraz kokladı.
"Zehir yok."
Veyla içmeden hafifçe sırıttı. "Bazı zehirlerin tadı güzel." dedikten sonra içkiyi tam olarak bitirmeden az da olsa bırakıp Erya'ya geri uzattı. Zehir olup olmadığını anlamak için koklamamıştı. Bu kokuyu sevdiği için koklamıştı. Erya sırıtarak bardağının dibindeki az kalan içkiye bakarken Veyla, "İyi anlaşmamız için bir başlangıç olarak görebilirsin sarma..." dedikten sonra şirince sırıtıp sustu.
Erya bir kere daha 'sarmaşık' lakabını en azından tamamıyla duymadığı için alayla teşekkür etti ve içkinin geri kalan kısmını içti. Zehir içip keyif alan bir kadınla düşman olacağına dost olmayı yeğlerdi.
Thal Veyla'ya "Yanlış anlaşılmasın, robottan dayak yediğimde sarhoştum." diye açıkladı. Xaliaları sarhoş etmek zordu ama Gölge, halkının güvenliğinden çok keyfini önemserdi. Çünkü Xalialar güvenlikten çok zevke ihtiyaç duyardı. Yapabildikleri ve kehanetleriyle bilinen Terralar'ı bünyesinde topladıktan sonra onlardan ilk olarak Xaliaları sarhoş edebilen büyülü içkiler yaratmalarını istemişti. Calin de böyle içkilerdendi. Xalia'nın büyüsünün gücüne göre, büyülü içkilerin de tesiri değişebiliyordu ama Veyla, yeterince çabalarsa, büyülü içkiler ile biraz da olsa sarhoş olabiliyordu.
"Yine de..." dedikten sonra Erya sayesinde yere düşmüş olan robota bakarken robotun parçaları mor bir ışıltıyla ayrılıp yeniden birleşti ve sırıtarak bakışlarını Thal'a çevirdi. "... küçük düşürücü."
Thal tedirgin bir şekilde sırıtıp robotu gösterdi. "Ona yaptığını bir Xalia'ya da yapabiliyor musun?"
Veyla, Thal'a bakarken büyüsünü çağırdığı için mor gözleri ışıldamaya başladığında Thal birkaç adım başka yöne doğru geçerken güldü ve "Göstermeden de cevaplayabilirsin." dedi. Veyla, büyüsünü çağırmasıyla hemen ardındaki biblodaki oldukça basmaması gerekiyormuş gibi duran çanı hareketlendirmişti. Thal, kendisiyle alakalı olmadığını görünce rahatladı.
Valdris "Bence onu kurcalama..." derken Veyla onu dinlemedi. Çanın hareketlenmesiyle hemen altında duran kapak açılıp Veyla'ya doğru birçok güç hüzmesi yollamaya başladığında Veyla, henüz kendisine temas etmeden canının ne kadar yanmak üzere olduğunu tahmin edip hafifçe yüzünü buruşturdu. Ok tutulabiliyordu ama hüzmeleri tutmaya çalışsa elinden yakarak geçmek dışında bir işe yaramazdı. Vücuduna çarpan güç hüzmeleri gerileyerek düşmesini sağlarken başı da yere çarptığında gözlerini yavaşça kapatıp açarken gözlerini tavana çevirip nefesini üfledi. Yüz buruşturması bu sefer etkilenmekten değil, canının acıması sebebiyleydi.
Valdris "Ama demiştim." dedi.
Kapıdan giren Gölge, "Hiç dinlemiyor, değil mi?" dediğinde Veyla hala hareketsizdi, hatta bilerek gözlerini de kapatmıştı.
Thal, "Bir kere..." dedikten sonra yine açıklama ihtiyacı hissetti. "Yine sarhoştum ve deneme şansım oldu. Şanssızlığım desem daha iyi bir kelime tercihi olur. Gözlerimi bir Terra'nın yanında açmıştım."
"Biliyoruz Thal. Seni biz götürdük."
"Ölmediyse diye Veyla'ya anlatıyorum. Hareketsiz duruyor ama..."
Erya "Onca şeye ölmeyip güç hüzmesine ölürse çok gülerim." dediğinde Veyla gözlerini devirip "İyi anlaşmaya başladığımızı sanıyordum." derken yerden kalktı. Üstünü başını düzeltip yeniden sırıtırken bakışlarını odadakilerde gezdirdi. Göğsünün üstünde ve omzunda oluşan yanıklar saniyeler içerisinde kapanıyordu. Gölge de Valdrisler'in yanına gelmişti. Ash ise odaya yeni giriyordu. Veyla biraz önce neler karıştıklarını bildiği ve gördüğü kadarıyla hayal de edebildiği için yeniden kusar gibi yaptığında Ash gözlerini devirdi.
"Şaka ya. Korkacak mısınız, diye baktım ama hiç korkmadınız, alındım. Hiç mi bağ kuramadık?"
Valdris de en az Veyla kadar alayla "Sanırım Yıldat biraz üzülebilirdi." dedi. "Sahi, nerede müstakbel eşim?"
Ash, "Muhtemen o da kusmanı gerektirecek eylemler peşindedir." dediğinde Erya Ash'e uyarır gibi bakıp Veyla'ya daha ılıman bir şekilde açıklamaya çalıştı. "Evlilik sadakatine henüz erişmemiş olabilir."
Erya, bu durumun Veyla'nın umurunda olduğunu sanıyorsa, yanılıyordu. Kendisine itici ve samimiyetsiz aşk itirafları ile yılışmalarında bulunacağına Ash'le bile sevişebilirdi, Veyla umursamazdı. Yine de Yıldat'a karşı ilgisizliğini çok belli etmemek için "Ben onu eriştiririm o sadakate." dedi. Gölge kalçasını, silah tezgâhlarından birine yaslayıp kaslı kollarını göğsünde kavuştururken alayla güldü. Veyla'nın sevişmeye verdiği tepkiyi görmüştü, bu cümlesine artık inanamazdı.
Gölge alayla gülmek dışında bir fikir belirtmese de gülüşüyle Veyla'nın ilgisi çoktan Gölge'ye dönmüştü. "Sen, Kral? Seninle de hiç bağ kuramadık mı? Ölsem, üzülmez miydin?"
Gölge 'dalga mı geçiyorsun?' der gibi baktı ve sırıtarak omuz silkti. "Ben duygularımla hareket etmem. Benim için herkes ikiye ayılır. Öldürmek istediklerim ve istemediklerim."
Veyla, cevabı gayet iyi bilse de sallanarak ona doğru yaklaşırken flört eder gibi bir ses tonuyla "Ben?" diye sorduğunda Ash, ters bakışlarını Veyla'ya dikti. İkisinin de birbirlerini öldürmek istediğini bilmesine rağmen ayaküstü sohbet ile sevişirmiş gibi davranmalarından rahatsız oluyordu. İki alaycı karakter yan yana gelince durum bu oluyordu fakat Ash ciddiye almadan yapamıyordu. Yıldat'ın da şahit olup müdahale etmesini isterdi. Yıldat'ın gücü Gölge'ye müdahale etmeye yetmezdi ama belki Veyla'yı uyarabilirdi ya da rahatsız olduğunu gösterirse Gölge, kardeşi için dikkat edebilirdi, diye düşünüyordu ama bir yandan da ihtimal vermiyordu. Gölge, kardeşine davranışlarına bile dikkat etmiyordu ki kardeşi için başkalarına olan davranışlarına dikkat etsin...
Gölge, kendisine doğru yaklaşan Veyla'yı süzerken "Sen öldürmek istediklerim arasındasın." dedi. Veyla yanına vardığında ona temas etmese de yakınından eğilerek, Gölge'nin kalçasını yasladığı tezgâhtan bir bıçak alıp doğruldu ve parmağını bıçağın keskin kısımlarında gezdirirken dudağını büzdü. "Neden?"
Bunu gerçekten bilmiyordu. Gölge de söylememişti. Bazı sebeplerini tahmin edebiliyordu ama asıl sebebini henüz çözememişti. Nefret sebebini çözerse, kendisini koruması daha kolay olurdu. En azından kuyruğuna basıp durmazdı. "Halkım neden benim himayeme boyun eğiyor biliyor musun?" derken yanında ona doğru dönük bir şekilde duran Veyla'nın yüzüne doğru hafifçe eğilmişti. Veyla bakışlarını oldukça yakın olan vücutlarında aralarına indirip temas olmamasına dikkat etse de geri çekilmeden yeniden Gölge'nin gözlerine baktı. "Niye?"
"Çünkü onlara yapılanları hiç kimsenin yanına bırakmam."
Veyla, bıçağın eldivenini kesmemesine dikkat ederek hareket ederken alayla güldü. "Olay bu mu yani? O savaşçını öldürdüm diye mi?"
"Saymaya başlasak daha fazlasını da öldürdün." dediğinde Veyla gözlerini devirip hızla "Taş bükücüyü falan da. Onlarla mı ilgili?" diye sordu.
Gölge kaşlarını kaldırdığında Veyla "Kartlarını açık oynadığını sanıyordum." dedi. Gölge kollarını göğsünden çözüp ellerini iki yanından tezgâha yaslarken parmak ucu, Veyla'nın tezgâha yaslı bacağında eteğin açıkta bıraktığı çıplak tenine değdiği gibi Veyla hafifçe geri çekildi. Bakışları bu tepkide gezindikten sonra yeniden Veyla'nın gözlerine baktı ama tepkiye dair bir yorumda bulunmadı. "Ortadan kaldırmak istediğim her şeye benziyorsun."
Veyla bıçağı tezgâha koyduktan sonra bir güç silahını eline alıp Thal'a doğru çevirdi. Thal yaslandığı yerden doğrulup "Ben ne alaka şimdi?" diye söylense de Veyla sırıtarak silahı karşı duvardaki hedeflere çevirdikten sonra atış yaparken "Ben nasılım ki?" diye sorduktan sonra gülerek ekledi. "İlgi çekici ve tehlikeli olmak dışında?"
Alayla "Söylediklerinin gerçekliği tartışılır." dedikten sonra elini, Veyla'nın silahı tutan eline getirip başka bir hedefe çevirmesini sağladı. Daha uzakta, büyük ve camsız pencerelerden gözüken okyanusun ilerilerinde havada asılı duran bir hedefti. Veyla, bakışlarını Gölge'nin eline çevirirken Gölge de elini çekiyordu. Sakin olmaya çalışan bir nefes alıp yeni hedefe doğru ateşledi ve yeniden tam ortadan isabet etti.
"Ön görülemezsin. Kendinden başka hiçbir şeyi düşünmüyorsun. Herhangi bir ilken, sınırın, korumaya çalıştığın değer, satamayacağın hiç kimse yok. Güvenilmezsin. Duygusuzsun. Hiç kimseye ya da hiçbir düşünceye bağın yok."
Veyla "Bana birini hatırlattı." dedikten sonra silahı Gölge'ye doğru çevirdi. Gölge silahın ucunu tutarak indirirken "Ben sadece düşmanlarımla savaşıyorum. Sen de öyle ama tek farkımız senin dostun yok, herkes düşmanın." dedi.
Veyla yeniden silahı kaldırdığında Gölge sırıttı ama bu sefer indirmek yerine yaslandığı tezgâhtan doğruldu ve silahın göğsüne yaslanmasını sağladı. "Senin düşmanların da birilerinin dostu, biliyorsun değil mi? Ortalarda amaçlarına göre birilerini öldürerek dolaşıp sonra iyiymiş gibi davranamazsın."
Gölge başını onaylamaz bir şekilde sallarken parmağını, güç silahının tetiğinde olan Veyla'nın parmağının üstüne getirdi. "Ben kötüyüm. Ben olabildiğince kötüyüm." derken Veyla'nın tetiğe basmasını sağladı ama güç silahtan çıkamadan söndü. Veyla silahın güç merkezindeki siyah taşı gördü. Silahın güç aldığı taş, Gölge'nin yönettiği taştı. Silahı Veyla'nın elinden alıp tezgâha koydu ve konuşmaya devam etti. "Ama amaçları ve sebepleri olan bir kötüyüm. Sense sadece kötüsün. Kendin için kötüsün."
"İkimizin de öldürdükleri kişiler gözleri kapanmadan aynı şeyi düşünüyor." dedikten sonra şirince sırıtıp omuz silkti. "Gezegene taş olarak dönüp bu kancığın ayağına takılacağım."
Gölge de yamuk bir sırıtış eşliğinde başını onaylar şekilde salladı. "O yüzden kötülük yarıştırmamıza gerek yok." dediğinde Veyla ellerini ardında bir araya getirip hafifçe parmak uçlarına yükselip yeniden ayakkabılarının tabanını yere yaslayarak sallanırken "Yine de o konuda senden iyi olduğumu söyleyebiliriz." dedi.
İyi, değildi ama kötülük konusunda oldukça iyiydi. Gölge muzip bir sırıtışla elini Veyla'nın yanağına getirecekmiş gibi kaldırdığında Veyla'nın uyaran gözleri elinde geziniyordu. Gölge temas etmeden elinin tersini yanağında dolaştırıp "Daha sana neler yapabileceğimi görmedin." dedi.
"Evet. Şu ana kadar ki en acımasız hamlen seninle sevişmemi teklif etmendi."
Thallar birbirine baktıktan sonra Ash'e baktılar. Ash üstüne dönen bakışlardan haberdardı ve sırtını kapıya yaslamış bir halde Gölgeleri izlemeyi sürdürdü. "Ben henüz senden herhangi bir acımasızlık görmedim."
Veyla gülüp kaşlarını kaldırıp indirirken "Teklifini reddetmem?" diye sordu. Gölge küçümseyici bir şekilde gülüp onaylamaz gibi dilini şaklattıktan sonra sırıtmaya devam etti. Veyla, nefretine dair "Tek sebebi bu değil ama." dediğinde Gölge "Bu kadar açık kart yeter." dedi. Veyla yeniden eline silahlardan birini alıp yere attı. Bir elini masaya yaslayıp gözleri hala Gölge'deyken "Ash, silahı düşürdüm." dediğinde Gölge sırıtarak Ash'e baktı.
"Kral olarak şuna iddiayı sonlandırmasını emreder misin?"
Gölge "Emretmem." dediğinde Veyla'nın sırıtışı genişledi. Gölge şehrinde, kendi kuralları çiğnenmediği sürece herkesin kendi kuralları ve adaletiyle yaşamasına izin verirdi.
"İddiayı bir tarafıma takmadığımı söylesem?"
Erya, "Ama ben yaptım." diye sızlandı. Valdris kolunu sevgilisine dolarken "Bitkilerinle oynamayı seviyorsun, ceza gibi gelmemiş olmalı." dedi. Erya da ellerini Valdris'in kollarına götürürken güldü. Veyla, gözleri Ash'teyken dudağını büzüp gevşettikten sonra rahatça omuz silkti. "Seni öldürürüm."
Ash, Gölge'ye baktığında Veyla çenesinin ucuyla Gölge'yi gösterdi. "Halkının kendi adaletini sağlamasına müsaade ediyor. Bana verdiğin sözü tutmaman da, beni haklı çıkartıyor."
Gölge reddetmediğinde Ash ofladı. Yavaş adımlarla silaha yöneldiğinde Veyla bir Azritin ne kadar hızlı olabildiğini biliyordu. "Hızlı."
Erya "Bunlar gün bitene kadar birbirini öldürmeye çalışmasa bari." derken Thal "Ash, kapıları açarken seni yad edeceğim." diye Ash'in birkaç gün önceki söylemine atıf yaptı. Thal, Nixus yarışlarına katılmak zorunda kalacağını düşünürken Ash, ölürse diye onunla bu cümle ile dalga geçmişti.
Ash Veyla'ya da çarpacak şekilde hızla geldikten sonra Veyla alayla gülerek bir adım geri çekilirken Ash eğilip silaha uzandı. Veyla ayağıyla başka yöne ittirdiğinde Ash'in ters bakışları Veyla'ya döndü. Veyla Ash'e öpücük atarken Ash hızla silahı alıp doğrularak ona uzattı.
"Kraliçene Calin bul getir ve 'buyrun Kraliçem' de."
Ash, tekrar Gölge'ye baktığında Gölge kapıya doğru yönelirken "Önce bana getir." dedi. Gölge'nin ardından "Kölemi yine oyalama!" diye seslendiğinde Gölge kapıdan çıkmadan "Söz veremem." deyip Valdris'e doğru hafifçe başını çevirdi. Birkaç saniye baktıktan sonra ilerlemeye devam ettiğinde Valdris sevgilisinin yanağından öptükten sonra kollarını çekip Gölge'nin ardından ilerlemeye başladı ve odadan çıktılar. Veyla Ash'e bakıp "E hadi." dedikten sonra sırıtarak Erya'ya yöneldi. "Yeni arkadaşım, sen bir şey ister misin?"
Erya "Bana da bir Calin iyi olabilir." dediğinde Ash'in kötü bakışlarına karşı gözlerini kırpıştırıp şirince sırıttı. "Kendim de alabilirim." dese de Veyla, Ash'e dönüp "Arkadaşıma da bir Calin dedi. Onu bugün Kraliçe'nin sağ kolu ilan ediyorum."
Thal'a bakıp "Sol kolum olmak ister misin?" diye sorduğunda Thal gülerek elini ensesine götürdü. "Sen ölümsüz olabilirsin ama ben oldukça ölümlüyüm. Gece uykumda Ash'le karşılaşmak istemem."
Veyla, Ash'e dönüp "Sol kolum için de bir Calin." dediğinde Ash sinirle inleyerek kapıya yöneldi.
"Üç dakikan var köle."
Kapıdan çıkmadan dönüp Veyla'nın gülerek dinlediği bir küfür bahşetti. Veyla "Artık bir dakikan var ve süren başladı." dediğinde Ash, gözlerini devirerek kapıdan çıktı. Başından beri yıldızları barışmamıştı ama Ash'in asıl derdinin Gölge olduğunu biliyordu. Gölge'ye en yakın olan kişi Valdris olsa da yatağına girebilen kişi Ash'ti. Ash'in duygularıyla hatalara başvurmak zorunda kalması, Veyla'nın işine yarardı. O yüzden Ash'in yanında Gölge'ye daha flörtöz davranıyordu. Azritler, görünüş itibariyle insanlara hiç benzememelerinin yanı sıra, duygular bakımından çok benzerlerdi. Kalpleri, istemese de duygu ve aşk ile dolardı. Gölge'nin de esasında bir Azrit olduğuna bakılırsa, bu kusura sahip olması gerekirdi ama kusurlarının Ash'e karşı oluşmadığı şüphesizdi.
**
Mekân karanlığa gömüldüğünde ve şarkı kesildiğinde çığlık sesleri yükseldi. Veyla, Gölge'nin ardından ilerlerken gözlerini devirip hafifçe yanındaki Thal'a doğru eğildi ve kulağına "Şova bayılıyor, değil mi?" diye sordu. Thal da gülüp "Seni duyabildiğini biliyorsun, değil mi?" diye sordu. Gölge'nin hafifçe ardına dönen başına bakılırsa duyabildiği ortadaydı ama cevap vermeden önüne döndü ve sırıttı. Evet, şova bayılırdı.
Vücudundan saçılmaya başlayanlar gibi merdivenlerden indikçe duvarlardan akıp duran şimşekler mekânı aydınlatmaya başladığında Veyla ilerledikçe sıcaklığı tenine değen mavi, beyaz ışıklara baktı. Canını yakabilen şey bu şimşekler miydi yoksa Gölge'nin büyüsü müydü hala anlayamamıştı. Zaafı bir şeye miydi yoksa bir kimseye mi?
Yer altı barında, merdivenlerden bir hayli inmiş olsalar bile yine sadece Gölge'ye ait loca, mekânın avlusunun oldukça üstünde kalıyor, herkesi gözler önüne seriyordu. Gölge locaya yönelip halkının tepesinde ellerini iki yanına kaldırdığında Veyla, Xaliaların neye bu kadar çıldırdığını anlayamıyordu. Tamam, her yerde şimşekler doluşması ve Kralları ile aynı mekânda olmaları etkileyici olmalıydı ama gerçekten dakikalar boyunca çığlık atacak kadar mı?
Tüm şehrin, Gölge'ye ait olması yanı sıra, işletmesinin de Gölge'ye ait olduğu belirli mekânlar vardı. Misafirlerini ve mıntıka yöneticilerini kendi mekânlarında ağırlardı. Şimdi de o mekânlardan birindelerdi, şehrin başkent mıntıkasının yer altı eğlence merkezinde. Şehre, Veyla Aldar'ın geldiğini duyan ve Nixus yarışlarına dâhil olmadığı için henüz Gölge ile konuşmamış mıntıka yöneticileri bir bir görüşmek istemeye başlamışlardı. Muhtemelen tedirginliklerini ve hoşnut olmadıklarını dile getireceklerdi. Bu şehirde, bu şehre karşı en büyük tehdit olabilecek güçlerden birinin kızının dolaşması ve o kızının defalarca bu şehirdekilere, şehrin dışında zarar vermiş olması, memnuniyetsizliklerini haklı çıkartıyordu ve Gölge, Nixus yarışına gelen mıntıka yöneticilerine yaptığı gibi, sırayla görüşeceklerini de susturmalıydı. Bizzat, Veyla'nın da gelmesini istemişti. Herkes buralarda olmasına alışmalıydı çünkü Gölge bir süre Veyla'yı öldürmeyi düşünmüyordu. Onunla işi vardı.
Gölge, elini Veyla'ya doğru uzattığında Veyla'yla birlikte Ash'in de kaşları kalktı. Veyla, elini havada tutarak Gölge'ye uzattı. Gölge, Veyla'nın bıraktığı mesafeyi bozmadan elini, locanın ön kısmına doğru çevirdiğinde Veyla da elini, Gölge'nin elinin üstünde tutmaya devam ederek yanına geçti. Gölge, mıntıka yöneticileri gibi halkını da susturması gerektiğinden herkesin gözüne Veyla'yı sokmaya devam ediyordu.
"Bugünkü eğlencelerinize konuk olarak uğursuz kelebeği getirdim."
Veyla, yuhalama bekledi ama çığlıkların azalması dışında bir tepki gelmedi. Gölge'nin bir saniye içerisinde buradaki herkesi şimşekleriyle kül etmesini istemiyor olmalılardı.
Veyla gözlerini devirip "Şaklabanın mıyım?" diye sordu ama Gölge aldırmadan halkıyla konuşmaya devam etti. "Duyduğuma göre dans etmeyi seviyormuş."
Veyla, gerçekten severdi ama Gölge'ye ters bir şekilde bakmayı sürdürdü. Veyla, ilgi çekici görünen bir kadındı ve en azından halkının kadınlardan hoşlanan kısmının gönlünü bu şekilde kazanmaya mı çalışıyordu?
"Sizi ne kadar eğlendirebileceğine dair şüphem yok."
Veyla, yine sessiz bir şekilde "Biri bile bana dokunmaya çalışırsa, burada katliam yaratırım." dediğinde Gölge keyfi yeniden yerine gelen halkına doğru "Eğlenmenize bakın!" dediğinde şimşekler sönerken mekânın ışıkları yeniden aydınlanmaya başladı ve şarkı tekrar başladı. Mavi, mor, pembe ışıkların aydınlattığı eğlence mekânında Xalialar yeniden büyülü içkiler ile eğlenmeye, dans etmeye başladılar. Bu kültür daha çok insanların soylu olanlarında vardı. Xalialar eğlenmeyi iyi bilirlerdi ama sarhoş olmayı Gölge sayesinde öğrenmişlerdi. Bu sebeple Zenith'in Nix tarafındaki çoğu eğlence yeri, Nixus'ta bulunurdu. Diğer şehirler büyülü alkole, Gölge ile yaptıkları ticaretler sayesinde kısıtlı ölçüde ulaşırlardı, bu sebeple sadece şehirlerin önemli kimseleri alkolden yararlanabilirdi.
Veyla, zaten temas etmediği elini Gölge'nin elinin üstünden çektikten sonra Gölge'ye döndüğünde, Gölge de ağır hareket ile Veyla'ya dönüp başını hafifçe sağa yatırarak sırıttı. "Niye kimsenin sana temas etmesini istemiyorsun? Genelde kadınlar temas etmemi ister."
Veyla, Gölge'nin egosu da bu hissini arttırırken "Herkes midemi bulandırıyor." diye açıkladığında yüz ifadesi söylediklerini destekliyordu. Gölge, merdivenlerde sevişen bir çifti gösterip "Ne kadar keyif aldıklarını görüyor musun?" diye sordu. Veyla kollarını göğsünde birleştirip ardına bir saniye kadar baktıktan sonra hızla Gölge'ye döndü. "Üzerime güç hüzmesi yağmurları yağsa daha çok keyif alırım."
Yıldat'ın "Denemeden bilemezsin aşkım." diyen sesini duyduğunda omzunun üstünden ardından yaklaşan Yıldat'a baktı. "Neyse ki yakında bu konudaki en iyisiyle deneme şansın olacak."
Gölge küçümseyici bir alayla güldüğünde Yıldat, alınmadan yanlarına vardı ve Kral kardeşine "İkimizi de deneyimlemiş birilerine sorabiliriz." dedikten sonra sırıttı. "Tabii, can korkusuna Kral'ını seçebilirler."
"Keşke biraz kardeşimin de Kral'ına karşı can korkusu olsa."
Yıldat sırıtarak elini Gölge'nin omzuna götürdükten sonra Gölge'nin bakışlarıyla ağır bir şekilde elini geri çekti. Gölge alayla gülüp "Biraz varmış en azından." dediğinde Yıldat da başını onaylar şekilde salladı. Gölge, "Sorabiliriz." dedikten sonra Yıldat ardına dönüp merdivenlerden geçen rastgele, sadece cinsiyeti kadın olan bir Xalia'nın kolunu tuttu. "Ben sanki seninle birlikte oldum. Gölge de olmuştur." dedikten sonra "Kesin olmuşumdur." deyip kadını nazikçe yönlendirerek yanımıza getirdi. Kadın olayı anlamaya çalışırken kaşları kalkmış bir şekilde bize bakıyordu. Gölge'yi gördüğünde dudakları kıvrılırken yutkundu. Yıldat, kadının kimi seçeceğini anladığı gibi "Yok, yok ben seninle yatmadım. Sen devam edebilirsin güzelim." deyip yeniden merdivenlere yönlendirdi.
Gölge sırıtarak "Dur." dediğinde kadın durup Gölge'ye döndü. Gölge "Seçecek olsan, hangimizi seçerdin? Özgür bir şekilde karar ver." diye sorduğunda kadın "Diğer seçenek kim?" diye sorup Veyla'ya baktığında Yıldat gözlerini devirirken Veyla ile Gölge güldüler. Veyla "Yıldat, kadın seni seçenek olarak bile görmüyor." dedi.
Yıldat ellerini belinin iki yanına yaslayıp memnuniyetsiz bir şekilde baktı. "Herkesin zevki güzel olacak, diye bir şey yok."
Kadın cevap vermek konusunda kararsız kaldığında Gölge yeniden "Gerçek cevabını ver, korkma." dedi. Kadın, Yıldat'a baktıktan sonra hafifçe sırıtıp "Sen de iyisin ama,..." dedi. Yıldat gözlerini kaçırıp başını onaylamaz bir şekilde sallarken nefesini üfledi. Kadın Gölge'ye baktı. "Sen de çok iyisin ama..." dediğinde Yıldat'ın da ilgisi yeniden aralarına dönmüş, gülmeye başlamıştı. Gölge'nin de kaşları kalkarjen kadının bakışları "Sanırım..." diyerek Veyla'ya döndü ve vücudunu süzdü. Veyla omuzlarını iki yana doğru hareketlendirip iki elinin işaret parmaklarıyla Gölge ve Yıldat'ı göstererek sırıttı. "Beyler, sanırım savaşı ben kazandım."
Yıldat, "En azından Gölge kazanmadı." dedikten sonra Veyla'nın işaret parmağını tutmaya çalıştı ama Veyla ellerini indirdi. Eliyle Veyla'yı gösterip "Ayrıca seni seçmesine şaşırmadım." deyip gözleriyle soyar gibi baktığında Veyla'nın kelebeği Yıldat'ın gözünün önünde ışıldadığı için Yıldat bakışlarını kaçırmak zorunda kaldı. Veyla, ten temasına alışık olmasa da göz temasına bir hayli alışıktı. Geçtiği yerlerde ilgi çeker ve ilgiyi de severdi. Yine de Yıldat'ın bakışları yakın gelecekte sonuca da ereceği için istemsiz rahatsız oluyordu. Hala onunla sevişmek zorunda kalacağı fikrine alışamamıştı.
Gölge, "Tercih diyelim." dediğinde Veyla sırıtarak "Tabii, saygı duymak lazım." dedi. Gölge de başını onaylar şekilde salladıktan sonra Thal'a kadını gösterip başparmağını keser gibi boğazında gezdirdi. Veyla gülerken kadının gözleri irileşti. Yıldat da "Umarım şakadır." dediğinde Thal emin olamayarak hareketlenmişti. Kadın "Ama 'korkma' dedin, 'özgürce karar ver' dedin. Gölge Kral'ım lütfen..." dediğinde Gölge, kollarını iki yanından loca demirlerine yaslarken sırıttı ve gözlerini kırpıştırdı. "Bebeğim, sadece söyledim. Sonuçları olmayacak, demedim."
Thal, kadını yönlendirmek için tutacakken kadının gözleri iyice irileşti ve "Lütfen, affedin." dedi. Veyla da Gölge'nin yanında demirlere yaslanıp başını yakınındaki Gölge'ye çevirdi ve boy farkları yüzünden başını kaldırmak durumunda kalmıştı. "Bu kadar güceneceğini bilseydim, kadına seçeneklerden biri olmadığımı söylerdim."
Gölge, "Dilersen kadınla ikimiz de sevişelim ve tercihini yeniden dile getirsin." dediğinde Veyla dudağını büzüp bakışlarını kadına çevirdi. Kadın hızla "Olur." dediğinde Veyla da güldü. Thal şaka olup olmadığını anlayamayarak "Peki ne yapayım?" diye sorduğunda Gölge sırıtarak çenesinin ucuyla kadını gösterdi. "Bırak, gitsin."
Veyla üflediğinde kadın mutlulukla sırıttı ve ellerini birbirine kavuşturdu. "Çok teşekkür ederim."
Gölge bakışlarını, keyfi kaçmış Veyla'ya çevirirken kadına "Bir daha tercihlerine dikkat et." diye dalga geçti. Kadın da konu ne olursa olsun artık Gölge'yi seçeceğine emin bir şekilde "Tabii, yeniden çok teşekkür ederim. Sağ olun. Gerçekten, sağ olun." dedi. Thal onu merdivenlere yönlendirirken Veyla, "Bir an eğlenceli bir adama dönüştüğünü düşünecektim." diye söylendi.
"Şehrimin dışına çıktığımızda ve öldürmemi istediğin kişiler halkım olmadığında, istediğin gibi eğlenceli bir adama dönüşeceğim."
Veyla kaşlarını kaldırıp yeniden keyiflenirken "Şehrin dışına mı çıkacağız?" diye sordu. "Karam'a mı gideceğiz?"
Gölge, "Onun zamanı var." dediğinde Veyla dudağını sağ kenara kıvırdıktan sonra düzeltip yeniden sırıttı ve yaslandığı demirden doğrulup Gölge'nin karşısına geçti. Kollarını demire yaslarken deri ceketi omuzlarından dirseklerine kadar kaymıştı. Deri ceketini üstünden çıkartıp "Ash." diye seslenerek elini sağında kaldırdı. "Ceket yere düşmeden tut." deyip ceketi bıraktığında Ash söylenerek ceketini tuttuktan sonra loca koltuklarına attı. Yıldat'ın ve Gölge'nin gözleri, ceketi çıkarmasıyla ön plana çıkan üstünde gezinirken Veyla "O zaman nereye?" diye sordu. Yıldat Veyla'yı süzmeye devam ederken Gölge bakışlarını kadının gözlerine çıkardı. Veyla, göğüs dekoltesi olan ve göğsünde çapraz ipler oluşturarak omzuna yönelen bir crop giymiş, altına ise kısa bir etek giymişti. Mor renkleri, değişip duran ışıkların altında pek belli olmuyordu.
"Gidince öğreneceksin ama çok eğleneceğine emin olabilirsin."
Veyla dudağını büzdükten sonra ellerini beline yaslayıp iki yana sallandı. "Yani çok zarar göreceğim."
Gölge de ellerini deri ceketinin ceplerine yerleştirirken başını ağır ağır salladı ve dilini sırıtışında gezdirdi. "Bana vazgeçebileceğim bir savaşçı lazımdı." dedikten sonra çenesinin ucuyla Veyla'yı gösterdi ve sırıtışı genişledi. "Ve buldum."
Üstelik, Veyla kendi ayağıyla gelmiş, kalmak için de direnmişti. Veyla'nın gözleri kısıldı. Nixus'un dışında, Nix'te yapmayı planladığı şeyler vardı. Veyla'nın buraya giriş anahtarından biri, Gölge'nin emriyle Saltar'dan çalınan şey olmuştu. Veyla, Gölge'nin planlarının ne olduğunu bilmiyordu ama bir şeyler karıştırdığı şüphesizdi. Nix'te, birçok tehlikeli şehir, bağımsız doğal alan vardı. Derdi bir şeyler çalmaya devam etmekse ya da bir şeylere ulaşmak, bazı şehirleri yok etmekse, evet, zarar görmesinden endişe etmeyeceği bir savaşçıya ihtiyacı vardı. Gölge, karakterine ters bir şekilde halkıyla bağ kurmuştu. Halkının hatta savaşçılarının bile zarar görmesini istemiyordu. Veyla ise onun vazgeçebileceği bir savaşçıydı, öyle söylemişti. "Neyin peşindesin Gölge Kral?"
"Savaşcım olarak görevin, yapmak. Ben her ne diyorsam, onu yapmak. O çeneni kapalı tutmayı öğrensen iyi olur. Soru sorup durman canımı sıkıyor."
Yıldat "Alınma aşkım, Gölge'nin her zamanki kabalığı." derken elini Veyla'nın omzuna atacak olduğu sırada kendisini bir anda sehpaya doğru düşer halde buldu. Veyla ellerini yeniden beline yaslayıp ardına fırlattığı Yıldat'ı aldırmadan "Neyse ki yakında çözerim." dediğinde Gölge bir elini demirlerden çekip omzunun üstünden ardını gösterdi. "Halkım dans etmeni bekliyor."
Veyla bellerindeki ellerini kalçalarına indirirken "Sen de izleyecek misin?" diye sorup bir dizini kırarak o ayağına yaslandı.
Gölge demirlikten doğrulup koltuğuna doğru ilerlerken bakışlarını Veyla'nın vücudundan aldı. Göz ucuyla yüzüne baktı. "Burada daha güzel manzaralar var."
Veyla "Umarım Ash'ten bahsetmiyorsundur." dedikten sonra Ash'e doğru ardına dönüp parmaklarını şıklattı. "Her şeyi söylemem mi gerekiyor? Bara geldik. Git bana Calin getir."
Ash, hareketlenirken Veyla'nın yanından merdivenlere geçmeden yüzlerini yaklaştırıp sinirden buruşmuş suratı eşliğinde "Yarın tüm bunları ödeteceğim." dedi. Veyla sırıtıp "Calin." diye tekrarladı. "Hızlı ol."
Ash, küfrederek merdivenlere yönelirken Gölge taht gibi olan ama bu sefer daha rahat olan koltuğuna oturmuş, aşağıyı izliyordu. "Ash'ten bahsetmiyorum. Daha doğrusu, sadece Ash'ten bahsetmiyorum." derken gözleri, dans eden kadınların vücudunda dolanıyordu.
Veyla, merdivenlerden inen Ash'e bakıp "Umarım duymuşsundur." dediğinde Ash, tepki vermeden ilerlemeye devam etti. "Gerçi duysa bile ona da manzara dediğin için sevinebilir."
"Başkalarının ilişkisine değil de kendi ilişkine mi odaklansan?" deyip kırılan cam sehpanın kırıklarını üstünden silkeleyen Yıldat'ı gösterdi. "Belki o zaman kardeşim halkımın yatağında kadınlara zevksiz anılar bırakmaz."
Veyla, kadınların, Gölge gibi düşündüğünü, düşünmüyordu. Yıldat görünüşüyle etkileyici bir Xalia'ydı. Her Azrit öyleydi. Soluk tenleri, beyaz saçları ve sarı gözleri, bir insan için muhtemelen korkunç gözükürken, Xalialar arasında ilgi çekici bir görüntüydü. Daha uzun boya ve kaslı bir daha kaslı bir vücut yapısına sahip olurlardı. Kaldı ki Kral'ın kardeşiydi, Kral'ın malikânesinde yaşıyordu, şehirde sırtı yere gelmeyecek isimlerdendi. Kadınlar yatağında zevk alıyor olmalıydı.
"Aranızda bir ilişki var yani?"
Gölge, eliyle Veyla'nın çenesini gösterdi. "Kapatmanı önerdiğimi hatırlıyorum."
Veyla gülerek işaret parmağını kulağının etrafında daire oluşturacak şekilde sallarken diğer ayağına doğru yaslandı ve hafifçe sallandı. "Pardon ya, arada duyduklarımı umursamıyorum."
Gölge de yeniden sırıtarak dirseğini koltuğun kolluk kısmına yaslayıp havada olan eliyle aşağıyı gösterdi. "Hadi."
"Bu savaşçıların bir çalışma saati yok mu? Bence izinli olmam gereken saatler içerisindeyiz. Thal'a da dans etmesini emrettiğin oluyor mu?"
"Gerek kalmıyor." dedikten sonra aşağıda bir yeri gösterdi. Veyla, Thal'ın alkol alarak dans etmesini izlerken güldü. Kız ve erkeklerden oluşan beş, altı bir kişilik grupla dans ediyorlardı. Eğleniyor gibi gözüküyordu.
Ash, alkol ile döndüğünde Veyla "Sağ ol tatlım." dedikten sonra içkisini aldı. Dudaklarına götürmeden öpücük attı. Ash'in içinden ettiği küfürleri merak etmesine gerek kalmıyordu çünkü Ash dile de getiriyordu. Gölge'ye bakıp "Gördüğün gibi senden kibar bir yöneticiyim" dediğinde Gölge Veyla'ya aldırmadan koltuğa yönelen Ash'e bakarak elini kendi bacağına yasladı. Ash, yönelimini değiştirip Gölge'nin bacağına yöneldiğinde Veyla, büyük yudumlar ile içtiği alkolünü bitirmiş, geri Ash'e uzatıyordu.
Ash "Yeniden mi?" diye söylendiğinde Gölge'nin bacağına oturmuştu. Gölge'nin kolu Ash'in beline dolanıp çekerek sırtını kendisine yaslamasını sağlarken "Köleliğe bir süre ara veriyorum." dediği için Ash'in yüzü aydınlandı. Veyla gözlerini devirip "Zaten yenisini istemiyorum." deyip bardağı yere bıraktı. Bardak kırılırken bakışlarını aşağıya çevirdi. "İzle o zaman,..." dedikten sonra sırıtarak Gölge'ye baktı ve ekledi. "... Gölge Kral."
Ash, "İzlemeyi hatırlayacağını sanmıyorum." derken başını omzunun ardından Gölge'nin yüzüne çevirdi ve dudağının kenarını öpmeye başladı. Veyla kendinden emin bir şekilde sırıtmaya devam ettikten sonra merdivenlere yöneldi. Ash'in eli, Gölge'nin çenesine gelip adamın suratını kendisine çevirdikten sonra dudaklarını öpmeye başladı.
Şarkılar değişip durmaya başladığında ışıklar da kesildi. Gölge hafifçe dudağını Ash'ten ayırıp gözlerini yeniden Veyla'ya çevirdi. Karanlığa rağmen Azrit gözleri, diğer Xalialar'dan daha iyi görebiliyordu. Valdris "O da şovu seviyor sanırım." dedi.
(Şarkıyı Teddybears Sthlm, Mad Cobra - Cobrastyle 'a benzer düşünebilirsiniz
Bir şarkı çalmaya başladığında Veyla beğenmiş olsa gerek kelebekleri, müzik sisteminden uzaklaşmaya başladı. Şarkının birkaç saniyeliğine yükselen ritminde yüzlercesine bölünmüş kelebekleri ışıldayarak mekânın mor ışıklar ile aydınlanmasını sağladıktan sonra yeniden söndü. Böylelikle herkes merdivenleri bitirmek üzere olan Veyla'yı görüp ona yol açtılar. Şarkının yeniden yükselen ritminde yine kelebekleri ışıldamış, şarkı yavaşladığında yeniden sönmüşlerdi. Veyla, Xaliaların iki yana ayrılarak oluşturduğu yoldan ilerlerken ona yönelen Xaliaların ellerine karşı mor kelebekler duvar misali engel oluyordu. Ash, yeniden Gölge'nin dudaklarına yöneldiğinde Gölge, Veyla'ya bakmayı sürdürdü ve belli belirsiz Ash'e karşılık vermeye devam etti. Ash ilgiyi üstüne çekebilmek üzere kucağında Gölge'ye dönüp bacaklarını iki yanından taht koltuğuna yasladı ve ona sürtünerek öpmeye devam etti. Gölge'nin elleri, kadının kalçalarına gitse de gözlerini hala kapatmadı.
Şarkının sözleri başlamadan önce yeniden ritim yükselip alçaldı ve eş zamanlı olarak mor kelebekler ışıldayıp söndü. Bu sıra Veyla, dans alanının ortasına kadar gelmiş, etrafındaki Xalialar daire oluşturmuştu. Şarkının sözleri başlayıp ritim yeniden hızlandığında etraftan ritme uygun alkış sesleri yükseliyordu. Eş zamanlı olarak mor kelebekler yeniden ışıldayıp bu sefer sönmeden, Veyla'nın dans etmeye başlamasını ve onu izleyen Xaliaları aydınlatmaya başladı.
Sadece dururken bile ilgi çekici olan Veyla'nın vücudu, kıvrımlarını göz önüne çıkartacak şekilde ritme uygun dans etmeye başlamasıyla ıslıklar yükseldi. Veyla keyifli yüzünün önünde gelen saçlarını eliyle toparlayıp ardına birleştirirken dizlerini kırarak eğilip yükselmeye ve ritme uygun olarak kalçası ile belini sallamaya devam etmeye başladı. Ash'in eli Gölge'nin pantolonun fermuarına geldiğinde Gölge, Ash'i öpmeyi bırakıp gözleri gibi başını da Veyla'ya doğru çevirdi ve daha rahat izlemeye başladı. Ash'in elleri duraksarken sıkkın nefesini üfledi. Gölge, dudakları hafifçe kıvrılmış, gözleri kısılmış bir şekilde Veyla'yı izliyordu ve Ash bu yüz ifadesinden hiç hoşlanmamıştı.
Şarkının nakarat kısmına gelindiğinde Veyla dizlerini yeniden doğrultup alanın, Xalialar tarafından ona bırakılan alanında hareket ederek keyifle dans etmesini sürdürdüğünde etrafındakiler de ritme uygun sallanıyorlardı. Veyla'nın elleri saçlarında, boynunda ve vücudunda gezinirken kelebekleri etrafında dolaşıyordu.
Veyla'ya bırakılan daireye girip de ona doğru yönelen birkaç Xaliayı kelebekler geri itti. Veyla saçlarını sağ omzunda toplayıp başını da sağa doğru yatırırken omuzlarını ve kalçası ritme doğru sallayarak dairenin karşısına doğru geçerken biraz önce ona ulaşmaya çalışan Xalialardan birine işaret parmağını kaldırıp onaylamaz bir şekilde salladı ve güldü. Xalia reddedilmesine rağmen sırf göz göze geldikleri için bile keyifle gülerken iç çekti.
Ash, "Gölge..." deyip elini çenesine götürdüğünde Gölge'nin bakışları bir anlığına Ash'e döndü. Ash, fermuarı açıp "Burada mı istersin, odalardan birine mi geçelim?" diye sorduğunda Gölge Ash'in kalçasında olan ellerini bacaklarına doğru kaydırıp "Birazdan bebeğim." dedi. Ash'in kaşları kalktığında elini kadının ensesine götürüp boynuna doğru çekti. "Sen o sıra biraz oyalanabilirsin."
Ash, Gölge'nin resmen Veyla'yı izlemek isteyişine gözlerini devirse de ilgiyi üstüne çekebilmek umuduyla Kral'ının boynunu ve kulağının arkasını emmeye başladı ve Gölge'nin bakışları yeniden Veyla'ya döndü. Vücudunda belirli istekler baş göstermişti ama Ash'in dokunuşlarıyla mı oluyordu, gördükleriyle mi, henüz ayırt edememişti.
Şarkının ikinci nakaratı geldiğinde daireye yeniden biri girdi ama kelebekler geri itmeden önce Veyla'nın tepkisini beklediler. Veyla o yöne doğru dönerken Yıldat'la göz göze geldi. Ardından bakışlarını locadan onları izleyen Gölge'ye ve kucağında boynuyla ilgilenen Ash'e çevirdi. Gölge'nin, kalbini kazanamayacağını ilk gün fark etmişti ama vücudunda bazı alanların ilgisini kazandığının da bilincindeydi. Onu bu yönden zorlayabiliyorsa, bu yönden zorlardı. Duyguları çözümleyebildiği özel bir büyüye sahip değildi ama Ash'in şu an sinirden delirdiğine emindi.
Kelebeklerinin Yıldat'ı geri itmemesini sağlarken Yıldat da ritme göre dans ederek karşısına kadar geldi. Hareketli şarkıda birbirlerinin etrafında dönerek dans etmeye devam ettiklerinde Yıldat'ın gülen yüzüne karşı Veyla'nın da keyifi artmıştı. Dans etmeyi severdi ve Yıldat da güzel dans ediyordu. Bu sebeple onunla dans etmek hoşuna gitmeye başlamıştı. Kaldı ki, Gölge'nin üstündeki pençelerine karşı kendisini korumaya almak istiyorsa, Yıldat'la iyi geçinmeliydi. Her ne kadar Gölge kardeşini bile öldürebileceğini söylemiş olsa da, kardeşine zaafı olduğu söylenirdi. Yıldat'ın onca hatasına rağmen Gölge henüz idamına karar vermediyse, gerçekten öyle olmalıydı. Eğer Veyla da Yıldat'ın zaafı olursa, Gölge'nin elini kolunu bağlayabilirdi. Gölge'den kurtulup Yıldat ile evlendiklerinde ise şehirleri Amorsus'un emirleri ile yönetebilmek için, Veyla'nın Yıldat'ı yönetebiliyor, yönlendirebiliyor olması gerekirdi. Bunun için de Yıldat'ın zaafı olmalıydı.
Yıldat, bir kere daha sehpaya uçmak istemediği için temas etmemeye çalışsa da Veyla ile vücutları yakınlaşıp uzaklaşıyordu. Gözü bir anlığına Veyla'dan ayrıldıktan sonra yakınlarında olan bir Xalia'nın elbisesinin kuşağını "Ödünç alıyorum." diyerek çekti ve çıkardı. Veyla dans etmeye devam ederken kaşları kalktı. Kuşağın bir kısmını eline bağladıktan sonra diğer kısmını ona uzattığında Veyla güldü. Yıldat ilk defa Veyla'nın alayla değil de gerçekten gülmesine karşı sırıtışı genişledi. Veyla kuşağın diğer tarafını tutup avucuna bağladığında hala temas etmiyor olsalar da artık birbirlerinin vücutlarını yönlendirebilecek bir şekilde aynı kuşağı tutuyorlardı. Yıldat şarkının ritmine göre Veyla'yı kendisine doğru çektikten sonra aksi yöne gittiğinde yeniden birbirlerine döndüler. Yıldat, Veyla'nın henüz sinirlenmemiş olduğunu fark ederek dansı yönlendirmeye devam etti. Kuşak ile tuttukları ellerini kaldırıp Veyla'nın dönmesini istermiş gibi hafifçe onu yönlendirdiğinde Veyla gülerek etrafında döndükten sonra Yıldat'ın kuşak ile çekmesiyle yeniden ona doğru yaklaştı fakat bu sefer Yıldat, çekilmedi. Vücutları birbirine çarpmasa da oldukça yakın bir haldeyken ip tutmayan elini de yanlarında kaldırdı. Veyla da elini, temas etmeyerek Yıldat'ın elinin önünde kaldırırken dans etmeye devam etti.
Ash, artık yapamadığını fark ettiği için ilgisini temasları ile çekme çabasını sonlandırıp üst vücudunu doğrulturken kollarını Gölge'nin boynuna doladı ve bakışlarını keyifle dans eden Veyla ve Yıldat'a çevirdi. "Veyla'yı öldüremeyebilirsin."
Gölge'nin kaşları kalktıktan sonra bakışlarını Ash'e çevirdi. Ash hala dans alanına bakıyordu. "Yıldat, bu evliliği anlaşmadan daha fazlası olarak görmeye başlamış gibi."
"Diğer her kadını üç saniyede unuttuğu gibi, Veyla'yı da unutur."
"Onlara bir baksana." dediğinde Gölge bakışlarını onlara çevirdi. Vücutlarının yönleri değişiyor, birbirlerini yönlendiriyor, temas etmiyor ama temas etmekten daha yakınlarmış gibi dans ediyorlardı. İkisinin de yüzü gülüyordu. Veyla da Yıldat da genel olarak gülerlerdi ama gerçekten keyif aldıkları için gülüyor gibilerdi. Veyla'nın kendisini garantiye alma çabası mıydı yoksa gerçekten Yıldat ile keyif mi alıyordu, emin olamamıştı. "O zaman üç yüz senede unutur ama yine de unutur. Ölümsüz bir ömür için zamanın pek de önemi yok bebeğim."
Ash, sırıtırken "Her ne olursa olsun, öldüreceksin yani?" diye sordu. Gölge'nin bakışları hala danslarındayken "Onunla işim bittiğinde, evet. Sorulardan hoşlanmadığımı biliyorsun Ash." dedi. Ash, hala Veyla'yı izlemesini aldırmadan adamın dudaklarına yöneldi. Her Xalia gibi Azritler de zevklerine ve keyiflerine düşkündü, Veyla'nın vücudunu ilgi çekici buluyor, hatta şartlar denk gelse onunla sevişecek bile olabilirdi ama onu öldürme isteği sönmeyecekti. Arada Yıldat varken sevişme gibi bir durum da olmazdı. Ash bu gerçeklere tutunmaya karar verdi. Huysuzluk yaparak Gölge'nin sinirini bozmayacaktı.
Valdris dirseklerini locanın demirlerine yaslayarak Gölge'nin görüş alanına girerken Erya da gelip ardından sarıldı. Valdris ellerini, sevgilsinin ellerine götürürken çenesinin ucuyla Veylalar'ı gösterdi. "Aslında yakışıyorlar. Zenith'te, Yıldat'ın uğruna diğer kadınlardan vazgeçebileceği kadar ona uygun ve çatlak olan tek kadın Veyla olmalı. Birbirlerine benziyorlar."
Erya bakışlarını, Gölge'ye çevirdi. Valdris'e bakıyordu. Erya'ya kalırsa Veyla ile Gölge daha çok benziyordu ama sessiz kaldı. Hem Ash'in öfkesiyle burun buruna gelmek istemezdi hem de uygunsuz bir düşünce olurdu. Her ne kadar o ikisi herkesin önünde ayaküstü flört edip dursa da, haricen başka biri dile getirse sinirler bozulabilirdi. Zaten, Yıldat ile Gölge de benzerdi. Bu sebeple aynı kadınla benzemelerini garip bulmuyordu.
Yıldat, Veyla'nın ardında ama yakınında dans ederken bacakları Veyla'ya değdiğinde Veyla'nın hafifçe başını ardına çevirişi bile Yıldat'ın biraz uzaklaşmasına yetmişti. En azından mor saçları, Yıldat'a değiyordu ve en azından bununla yetiniyordu. Veyla'yı bu kadar arzuluyor olmasının sebebi, henüz ulaşamamış olmasından mı kaynaklıydı yoksa Veyla'dan mı, emin değildi.
Kuşak ile birbirine bağlı olan ellerini kaldırıp Veyla'yı yönlendirerek uzağa ittiğinde şarkı bir anda kesildi ve ışıklar yeniden mavi, mor, pembe haline döndü. Veyla'nın avucundaki ip gevşeyerek yere düşerken önündeki kalabalık iki yana ayrılırken ismini Zorka olarak hatırladığı bir adam onlara doğru ilerlemeye başladı. İsmi Yorka, falan da olabilirdi, emin değildi ama ona ne yaptığını hatırlıyordu. Adam, ardında da kendi adamlarıyla birlikte yaklaşıp Veyla'nın tam karşısına geçtiğinde durdu.
"Veyla Aldar." dediğinde Veyla sırıtarak bir bacağını diğerinin yanına çapraz bir şekilde atıp elini havada sallayarak yere doğru indirirken eğilerek reverans yaptıktan sonra doğruldu ve ayağını yeniden diğerinin yanına getirdi. Eğildiği sırada adamların ceketleri ile örtülmemiş bileklerindeki alev dövmelerini görmüştü. Zamanında öldürdüğü adamlarında da gördüğünü anımsıyordu.
Sırıtışı genişlerken "Ama sen bana 'uğursuz kelebek' de." dedikten sonra kahkaha attı. "Gerçi, sen bunu zaten biliyorsun."
Kırmızı saçları, dar alnına düşerken uçları iki yandan kesik kaşlarına temas ediyordu. Geniş ve büyük burnunun, yaşı ilerledikçe daha da büyüyeceği düşünülürse Veyla onun için üzülmüştü. Amorsus tarafında, dış görünüşün teknoloji ile değiştirilebildiğini duymuştu ama öfkeli bakışlarına karşı pek iyilik yaparak öneresi yoktu.
Yıldat, Veyla'nın yanına geçerken "Sorun nedir Zorka?" diye sordu ve Veyla adamın isminden emin oldu. "Yıldat, müstakbel eşin neden birlikte yöneteceğiniz şehirde değil de bizim şehrimizde bekliyor?" dedikten sonra kaldırdığı eline alevleri çağırırken Veyla'ya doğru bir adım daha attı. Veyla ellerini ardında birleştirip sırıtarak sallanırken adam ile arasına saniyeler içerisinde eşlik eden uğultu ile heybetli bir vücut girdi.
Gölge "Benim şehrimde." diyerek düzelttiğinde Zorka bir adım geriledi. Alevleri sönerken kaşları kalktı. "Bu kadının burada ne işi var Gölge?"
Gölge, elini adamın omzuna götürürken hafifçe sırıttı ama kaşları çatılmaya başlamıştı. "Zorka, dikkat et bugün her kelimeyi yanlış seçiyorsun. Gölge Kral, demek istedin sanırım?
Şarkı henüz başlamadığı için eğlenmeleri duraksamış Xalialar'ın ilgisi yükselen gerilimdeydi. Gölge, bilerek şarkıyı yeniden başlatmıyordu. Şimdi, en güçlü mıntıka yöneticilerinden birine çekeceği ayarı, diğerleri de görmeli, ona göre tepkilerine karar vermelilerdi.
Zorka, zorlanarak "Gölge Kral." dedikten sonra sabırla nefes alarak devam etti. "Böyle anlaşmamıştık."
Gölge, adamın omzunu sıkarken, mavi gözleri ışıldamaya başlamıştı. Zorka, bu görüntüyü sevmezdi ama hemen ardındaki görüntüyü de sevmiyordu. Ortalarda uğursuz kelebek dolaşırken sessiz kalmasını beklememeliydi. Veyla, Gölge'nin ardından keyifle çıkıp sallanarak yanına geçerken bakışlarını Gölge ile aralarında dolaştırdı ve kollarını göğsünde birleştirdi. "Beyler, benim için kavga etmeyin."
Gölge'nin bakışları, Zorka'nın gözlerinden bir an ayrılmazken "Bir konuda anlaşmamıştık." dedi. "Ben zamanında öyle emretmiştim," dedikten sonra başını hafifçe sağ tarafa yatırıp sırıtışını genişletti. "Şimdi de böyle emrediyorum."
Zorka, buna katlanmayı kendisinden beklememesini isteyerek dişleri arasından "Oğlumu öldürdü." dedi.
Veyla parmak aralarına kadar kapatan eldivenin açıkta bıraktığı tırnaklarındaki ojelerine bakarken "Ha o kızıl şey." dedikten sonra bakışlarını adama çıkardı. "Babam yanına bırakmaz, demişti." dedikten sonra Veyla ellerini iki yanında kaldırıp artık duyulmasa da biraz önceki müziğin ritmiyle birkaç saniyeliğine dans etti. "Doğru söylemiş. Dans etmemi böldün." deyip yüzünü buruşturdu. "Çok acımasızca."
Gölge sabırla nefes alıp bakışlarını Veyla'ya çevirdi ve çenesinin ucuyla merdivenleri gösterdi. Veyla "Yapma ama." diye sızlandığında Gölge 'hadi' der gibi başını yeniden merdivenlere doğru salladı. Gölge'nin bastırma gayretinde olduğu kaosu körükleyip duruyordu, gitmeliydi.
Veyla söylenerek Gölge'nin ardından yavaş hareketler ile merdivenlere yöneldi. "Halkına yapılan hiçbir şeyi, kimsenin yanına bırakmayacağını söylerdin. Şimdi senden vaadini yerine getirmeni istiyorum. O kadının yanına bırakma."
Veyla "Merak etme bir ara beni öldürecek." derken merdivenleri çıkmaya başlamadan Gölgelere dönmüştü. Gölge bakışlarını Yıldat'a çevirdiğinde, Yıldat Veyla'yı götürmek üzere hareketlendi. Zorka, Gölge'ye bakmayı sürdürdü.
Gölge, "Bir süre Krallığıma hizmet edecek." dedikten sonra etrafındaki halkına da dönüp ellerini iki yanda kaldırdı. "Şikâyeti olan ya şimdi karşı gelsin, ya da..." dedikten sonra yeniden Zorka'ya döndü. Artık sırıtmıyordu. "... boyun eğsin."
Zorka "Yanlış yapıyorsun." dediğinde Gölge kaşlarını kaldırdı. "Karşı mı geliyorsun, boyun mu eğiyorsun?"
"Şehir onu öldürmek isteyenlerle dolu."
Gölge "Denesinler." dedikten sonra sırıttı. Gözlerini ağır bir şekilde kapanıp açılırken omuz silkti. "İntihar etmek istiyorlarsa." diye ekledi.
"O kadın için halkından birilerini öldürebilirsin yani?"
Veyla, "Uğursuz kelebek bu arada adım, biliyorsun ya." dediğinde Yıldat ona dokunmadan Veyla'yı götürmenin bir yolunu arar halde çaresizdi. Bakışları Ash'e döndü. Veyla ile arasını bozmak istemediği için dokunmak istemiyordu ama Ash'in arası zaten yeterince bozuktu. Ash de hızla yanlarına doğru geldi ama Veyla'nın kelebekleri Ash'in ellerini tutup birbirine kavuşturdu. Ash kaşları çatık bir halde ellerini ayırmaya çalışırken Veyla "Aklından bile geçirme." dedi.
"O kadın da artık halkımdan biri. Hatta baş savaşçılarımdan biri. Ona saldırmak, bana saldırmaktır." dediğinde Zorka kaşlarını kaldırıp çenesinin ucuyla Veyla'yı gösterdi. "Peki, iplerini sıkıca tutabilecek misin? Yoksa sağda solda birilerini öldürüp yağmalayarak mı dolaşacak?"
Gölge dişleri arasından "Evet." dedikten sonra başını onaylar şekilde salladı. "Hepinizin ipini sıkıca tuttuğum gibi."
Önceden kendi şehrine Kral olan adam, Gölge için şehrinden ve Krallığından vazgeçmişti. Şimdi ise Gölge ona bunu tekrar hatırlatıyordu. "Şimdi son kez soruyorum, karşı mı geleceksin, boyun mu eğeceksin?"
Zorka, Gölge'nin gözlerine birkaç saniye baktıktan sonra başka çaresi olmadığını biliyordu. Uğursuz kelebeğe kadar da Gölge'nin başka bir yanlışını görmemişti. Senelerdir, şehri sınırlarında olanları koruyup şehrini geliştiriyordu. Git gide başka bir güç tarafından baş edilemeyecek hale gelmişti. Onun düşmanı olacağına dostu olurdu. Uğursuz kelebeğe rağmen. En azından gerçekten ipini sıkıca tutabildiği sürece.
Zorka başını onaylar şekilde salladığında Gölge de salladı ve halkına döndü. "Eğlenmeye devam!" dediği gibi şarkı yeniden başladı. Bakışlarını kısa bir anlığına Zorka'ya çevirdikten sonra ağır ama güçlü adımlar ile ardına dönüp merdivenlere doğru yönelmeye başladı. Veyla'yı gösterip "Size şunu götürmenizi söylemiştim." dediğinde Ash elindeki kelebekleri gösterdi. Yıldat Veyla'yla arasını bozmamak istemesi dışında bir cevabı olmadığı için sessiz kalıp bakışlarını Gölge'nin öfkeli bakışlarından kaçırdı. "Kaybolun."
Gölge ile Ash, sıkkınca nefesini üfleyerek merdivenlere yöneldiler. Gölge Veyla'ya bakıp kapalı dudakları arasında dilini kemirmeye başlarken kaşlarını kaldırıp başını hafifçe 'Ee?' der gibi salladı. Gergin çenesi, dilini kemirdiği için hafifçe hareketleniyordu.
Veyla "Benim için kavga edişini kaçırmak istemedim." dediğinde Gölge alayla burnundan güldü. "Ben her şeyi kendim ve Krallığım için yaparım."
"Ben de artık halkınım, öyle söyledin ya." dedikten sonra yeni çalan şarkının ritmiyle dans etmeye başladı. Gölge'nin bakışları bir anlığına, biraz önce metrelerce yükseklikten izlediği kadının yine dans eden vücuduna indi. "Emirlerime uymamaya devam edersen, işime yarasan bile seni öldürmek zorunda kalırım."
Veyla "Beni nasıl öldüreceğini bilmiyorsun." dediğinde Gölge sırıtıp "Neyse ki kehanetleriyle meşhur Terralara sahibim." dediğinde Veyla'nın kaşları kalktı ama hızla yüz ifadesini toparladı. Terralar geleceğe dair görülere sahip olabilirdi ama bunu istekleri doğrultusunda yapamadıklarını sanıyordu. Belki de gerçekten öyleydi, Gölge sadece onu yanıltmaya çalışıyordu. İşin aslı, Gölge tüm Terraları bünyesinde topladığından ve normal şartlar altında Terralar şehirlerde değil doğan alanlarda yaşadığından Veyla çok Terra görmemişti. Neyi, nasıl ve ne kadar yapabildiklerini çok iyi bilmiyordu.
"Beni alıp bir Terra'ya götürüp nasıl ölebileceğimi mi soracaksın?"
"Terralar net cevaplar veremezler. Sadece ihtimaller üzerine konuşurlar." dediğinde Gölge'nin onu yanıltmaya çalışmadığını fark etti. Gerçekten, kartlarını açık oynuyordu. Hileye ihtiyaç duymuyor, kendisine güveniyordu. "Sadece senin ölebilip ölemeyeceğine dair yorumda bulunabilirler. Bu bilgi de bana yeter, gerisini kendim bulurum."
"Peki..." derken dans etmeye devam ederek Gölge'ye yaklaştı. Neredeyse temas edecek kadar yakınlaşmışlardı. Elleri temas etmese de adamın kollarının yanında, temas eder gibi dolaşırken "... senin için de aynı soruyu sormamıza cesaretin var mı?" diye sordu. Kendisine olan güveni ve hileye başvurmaması, onu alaşağı edilebilir kılıyordu. Kendisine bu kadar güvenmesi, hep tetikte olmasına engel oluyordu.
"Beni öldürmek istediğini bildiğim bir kadının," dedikten sonra dudaklarını yalayıp sırıtarak devam etti. "O kadar da ölümsüz olup olmadığımı duymasına izin vermemi istiyorsun."
Veyla da sırıtıp bir elini Gölge'nin omzuna getirip eldiven ile teni kapanmış avucunu temas ettiğinde bu temasa karşı Gölge'nin kaşları kalktı. Kıyafetlerin ardında ya da küçük temasları etmekten çekinmiyor olmalı, diye düşündü. Veyla, eli omzunda adamın etrafında ağır bir şekilde dönerken dans etmeye devam etti. "Bana şartları eşitler gibi geldi."
Diğer yanına geçtiğinde Gölge'nin bakışları o yöne döndü. Küçümser bir sırıtışla "Şartlar hiçbir zaman eşit olmayacak." dediğinde Veyla omuz silkti ve gülerek elini adamın ensesine doğru kaydırdı ve hiç alınmadan "Sen yine de elinden geleni yap." diye fısıldadı. Bu gürültü altında bile fısıltısının, adamın Azrit kulaklarına kolaylıkla gidebildiğini biliyordu. Eli ensesindeyken parmakları değmesin diye uğraş içerisindeydi. Gölge, kadının ne yapmaya çalıştığının bilincinde bir şekilde sırıtmaya devam etti. "Ben senin gibilere düşmem." dedikten sonra çenesini sertçe tuttu. "Sana temas etmemi istemiyorsan, bana temas etme." dedikten sonra çenesinden tutarak kendisine çekti ve yüzüne doğru eğildi. Gözleri kadının dudaklarındayken başını sola doğru yatırıp alayla güldü. "Kabul."
Veyla da adamın dudağına doğru "Bu karar, senin sonun olabilir." diye fısıldadığında Gölge yüzünü biraz daha yaklaştırdı. Ash, locada oturan Yıldat'ın kolunu dürttüğünde Yıldat, yanındaki kadın ile sohbetini kesti. Ash çenesinin ucuyla aşağıdaki Veyla ile Gölge'nin oldukça yakın vücutlarını ve biraz sonra öpüşecekmiş gibi durmalarını gösterdi. Yıldat'ın gözlerini kısılıp açıldıktan sonra kaşları çatıldı. Ash, Yıldat'ın rahatsız olmasına keyiflense de yeniden Veylalara baktığında keyfi silinmişti.
Veyla, bilerek Gölge'nin dudaklarına bakıp yeniden gözlerine baktığında Gölge'nin sırıtışı genişledi. Veyla, kendisini etkilemeye çalışıyordu ve Gölge bunun farkındaydı. "Komik bir çaba." dediğinde Veyla kaşlarını kaldırıp "Öyle mi dersin?" diye sordu.
Gölge "Öyle..." derken sertçe tuttuğu çenesinde, başparmağını kadının dudakları arasına götürüp ağzını açmasını sağladı. "... diyorum."
Başparmağını kadının dişleri arasında gezdirirken Veyla'nın gözleri kısıldı. Gölge de ona yamuk bir sırıtış eşliğinde bakıyordu. "Biraz önce yaptığın gibi Yıldat'ın üstünden yürümeye devam etsen, senin için daha iyi olur. En azından Yıldat'ı etkileme şansın ya da şanssızlığın var."
Adamın içini okumuş gibi konuşmasına karşı Veyla'nın keyfi arttı. İşini zorlaştıran Xalialar ona keyif verirdi. Keyfi, tiksintisini bastırdı. Adamın başparmağını, gözlerinin içine bakarak hafifçe ısırdığında Gölge'nin kaşları kalktı ve elini yavaşça çekti. Şimdi etrafında dokunuşlarıyla şüpheye düşürecek bir Ash de yoktu ve yine aynı şey olmuştu. Arzu hissetmeye başlamıştı. Veyla adamdan geriye çekilirken yeniden dans etmeye başladı ve dilini dudaklarında gezdirdikten sonra sırıtarak "Peki." dedi.
Gölge, Veyla'nın bir zafer kazanmış gibi sırıtarak dans etmesine karşı alayla güldükten sonra merdivenlere yöneldi. Veyla ardından izlerken sırıtışları gülüşlere döndü. Azrit kulaklarının duymasını diliyordu. Gölge, locaya döndükten sonra Ash'in bileğinden tuttuğu gibi kaldırdı. Ash "Ne oldu?" diye sorarken onu locadan açılan kapıya çekti ve odalardan birine götürdü. Bu hareketiyle Veyla, Gölge'yi en azından cinsel anlamda etkileyebildiğine emin oldu. Ah Azritler, diye düşündü. En güçlünüz bile arzularını yönetemiyor.
**
Adam yere yığılırken Veyla kendisine çarpmaması için bir adım geri çekildi. Adamı buraya getirmek de öldürmek de kolaydı ama... Şu an yapmak üzere olduğu şeyi, daha önce de deneyimlemişti ve biraz tat kaçırıcıydı. Bıçağı aldıktan sonra derin bir nefes alıp kendi boynuna yasladı. O sıra kelebeklerine bakıyordu. Aralık kapıdan içeriye girip ışıldamaya başladıklarından sonra kapının ardında tek bir kelebek olup söndü. Veyla, ayak seslerini de duyuyordu.
Yatağına uzandı. Gözlerini yumup hızla boğazını kestiğinde boğulur gibi sesler çıkartmak konusunda rol yapmasına gerek kalmamıştı. Bıçak yatağın yanında yere düşerken elleri oluk oluk kan akan boğazına doğru gitti ve doğrulup kendisini güçlükle yere, adamın yanına doğru bıraktı. Gözleri birkaç saniyeliğine karardı fakat sonra yarası iyileşmeye başladı. En azından dizlerinin üstünde doğrulmaya çalıştı. Yatağında uyurken saldırıya uğradıktan sonra adamı öldürmüş gibi gözükmesi gerekiyordu. Seslerini bilerek arttırırken ellerini taş zemine yasladı. Kapı ve ışık hızla açıldığında Ash "Ah! Yıldat ile yakalayacağım ve eşitleneceğiz sanmıştım." diye söylendi. Çıkan sesleri başka yorumlamış olmalıydı. Veyla yerden kalkmaya çalışırken ellerini iyileşmek üzere olan boğazına götürüp vücudu hala konuşmakta güçlük çektiği için Ash'e kötü kötü bakmakla yetindi.
Thal, Ash'in ardından girerken "Ne oldu ki?" diye sorup önce bana sonra yerde yatan adama baktı. "Ne oluyor?"
Ash, kolunu kapı pervazına yaslarken "Maalesef ki başarısızlıkla sonuçlanmış bir cinayet girişimi." dedi. Veyla, boğazı artık iyileştiği için üzerine bulaşan kanlara ve eline bakarken üfledi. Eldivenlerini çıkartmıştı ama üstündeki elbiseler ve açıkta kalan teni, hep kan olmuştu.
Thal "Gölge'yi çağırayım." dediğinde, Gölge birkaç saniye sonra ardında belirdi. Azrit kulaklarının duyabileceği kadar yakınlarda olmalıydı ki ismini duyduğunda gelmişti. Ash ile Thal önünden çekilirken gözleri yerdeki adam ile Veyla'nın üstünde gezinerek odaya girdi.
"Thal, asıl Valdris'i çağır." dediğinde Thal sıkkınca nefes alıp kapıya yöneldi. Bu iş Valdris'in başına patlayacak gibiydi. Adama yaklaşıp hafifçe eğildikten sonra bileğini kaldırdı ve alev dövmesine baktı. "Kendime 'uğursuz' kelebek değil de 'ölümsüz kelebek' demeliyim. Böylelikle, şehrindeki sözünü dinlemeyen her düşmanım yüzünden birkaç saniyeliğine de olsa ölümü tatmam."
Veyla'nın, Gölge'nin kuyruğuna basan cümlesinden sonra Gölge'nin bakışları henüz yerden doğrulmamışken Veyla'yı buldu. Ağır ağır yerden doğrulup karşısına geçerken "Bunu ödeyecek." dediğinde Veyla yüzünü ifadesiz tutmaya çalıştı.
"Ama..." dedikten sonra yerdeki adamı gösterdi. "Bu işte bir parmağın ya da kelebeğin varsa, sana da ödetirim."
Veyla "Kendi boğazımı kendimin kestiğini mi söylüyorsun?" diye sorduğunda Gölge kaşlarını kaldırıp indirdi. "Senin yapabileceklerini kestirmeye çalışırken, kendi yapabileceklerimle ölçüp tartıyorum ve..." deyip başını onaylar şekilde salladı. "Ben kendime bunu yapabilirdim."
Valdris ile gelen Erya, olanları anlamaya çalışırken Gölge'nin de kendisine katıldığını anladı. Gölge de, Veyla'yı kendisine benzetiyordu. Valdris mahcubiyetle yanlarına giderken "Malikâne korumalarını sorgulayacağım." dedi.
Gölge, gözleri hala Veyla'dayken sert bir şekilde "Peki sen neredeydin?" diye sorduğunda Valdris kısa bir anlığına Erya'ya baktı. Erya da mahcup bir şekilde başını eğmişti. Gölge kaşlarını kaldırdığında Veyla sabırla nefes aldı. "Derdin, hesap sormaktan kaçmaksa suçu bana atabilirsin ama..." dedikten sonra yatağını gösterdi. "... ben sadece uyuyordum."
Gölge, Veyla'nın üstüne yürürken öfkeyle "Cümlelerine dikkat et." dedi. Veyla "O zaman sen de yine kendinle kıyaslayarak ölç, biç. Bunu yapmakla benim elime ne geçecek?" diye sordu.
Gölge "Dostlarımı kendi elimle kaybetmemi sağlayıp beni güçsüzleştirmeye çalışıyor olabilirsin." dedi.
Veyla "Sen bunu yapar mıydın? Hile yapar mıydın?" diye sorduğunda Gölge "Her konuda benzemiyoruz. Ben senden daha cesurum, hileye ihtiyaç duymam." dedi. Onu kandırmak üzere, onun en güçlü olduğu yere, şehrine gelip karşısında savunmasız kalmak uğuruna onunla savaşan kadına, böyle söylemesi Veyla'yı güldürmek üzereydi.
Veyla, "Ben de başından beri kartlarımı açık oynuyorum." dediğinde Gölge "Hala benden neden nefret ettiğini bilmiyorum." dedi.
"Ben de öyle Gölge Kral. Ben de hala senin aslında neden benden nefret ettiğini bilmiyorum. Bu konuda eşitiz. Geri kalan konularda ise, hep açık konuştum. Ayrıca sana ihtiyacım var, neden gücünü kısmak isteyeyim?"
Gölge emin olamayarak baktığında Veyla adamı gösterdi. "Biriniz şunu alabilir mi? Duş alıp uyumaya devam etmek istiyorum."
Yıldat, kapıdan daldığında herkesin gözü Yıldat'a döndü. Veyla'nın yanına gelip ellerini temas etmemeye dikkat ederek Veyla'nın boğazına götürdü. "İyi misin? Bu nasıl oldu?" dedikten sonra yerdeki adama baktı. Bileğindeki alev dövmesini gördükten sonra Valdris'e baktı. "Bunlar olurken sen neredeydin?"
Valdris nefesini sıkkınlıkla üflediğinde Gölge hala Veyla'ya bakıyordu. Veyla da ters ters baktı. "Ne yapacaksan yaparsın ama odamdan çıkar mısınız artık?"
Gölge "Umarım beni kandırmaya çalışmıyorsundur." dedi. Yıldat, "Bu sadece senin emirlerine değil, bana da saygısızlık. Bana vadeliden kadını öldürmeye çalışmış." dediğinde Gölge göz ucuyla Yıldat'a baktı. Yıldat "Veyla da bindiği dalı kesmez herhalde." diye konuşmaya devam ettikten sonra Veyla'ya baktı. Veyla, Yıldat'la arasını daha iyi tutmak konusunda emin oldu. Böyle anlarda işine yarıyordu.
Valdris bileğindeki saate gelen bildirime baktıktan sonra "Mıntıka girişlerine adamlarını koymuş." dedi. Aslında bunu tam şu anda Veyla'nın mor kelebeklerinin bir kısmını yatak odasında gördüğü için yapmak zorunda kalmıştı ama Gölgeler bunu bilemezdi. Mıntıkasında, Gölge'nin kontrolünde olan savaşçılar sayesinde haberleri oluyordu.
Yıldat, "Yanlış bir şey yapmış gibi savunmaya geçmiş." dedikten sonra adamı ve Veyla'nın boğazını gösterdi. "Ki yaptı."
Gölge, "Uğultu'yu hazırlayın." dedikten sonra bakışlarını Veyla'dan alıp ardına döndü ve kapıya doğru ilerlemeye başladı. Thal Ash'e "Sen yapsan?" dediğinde Ash ters ters baktı. "Sıra sende."
Thal, "Beni biraz ürkütüyor." dediğinde Yıldat, "Ben hallederim." dedikten sonra yeniden Veyla'ya baktı. "İyi misin?"
"Yıldat, ölümsüzüm. Unuttuysan, hatırlatayım."
"O sıra canın yandı sonuçta. Onu soruyorum."
"Geçti artık." dedikten sonra o da kapıya yöneldi. Bir an önce duş alıp hazırlanması gerekiyordu. Zorka'nın başına gelecekleri kaçıramazdı. "Ash, dolabımdan kıyafet ayarlayıp lavaboya getir."
Ash "Bitti iddia!" dediğinde Veyla kapıdan çıkmadan duraksadı. "Sence gün bitmiş gibi mi duruyor?"
Ash sinirle "Gece oldu!" dediğinde Veyla omuz silkti. "Ama uyumadık farkındaysan."
Ash küfürler eşliğinde eşya ayarlarken Yıldat da Veyla'nın peşine takıldı. "Seni yıkamamı ister misin aşkım?"
Veyla, ters bir şekilde baksa da en azından hakaret etmedi ya da onu bir yerlere savurmadı. Biraz önce işine yaradığı için onu tolere ediyordu. "Cevabın 'hayır' sanırım."
Zaten umutla sormamıştı. Sadece onunla uğraşmak ya da flörtleşmek hoşuna gidiyordu. Hatta ona 'aşkım' demek de hoşuna gidiyordu ama Veyla aklını okumuş gibi "Bana 'aşkım' dememen için bir azurit bıçağını kalbine saplamam mı gerekiyor?" dediğinde Yıldat üfledi. "Ne söylememi tercih edersin?"
Veyla lavaboya girmeden ona dönüp "Veyla? Uğursuz kelebek? Ölümsüz kelebek? Seç beğen al ama başka bir şey söyleme." diye sitemlendi. Yıldat çenesinin ucunu hafifçe kaldırıp indirirken sırıttı ve ellerini ceplerine yerleştirdi. "Ama o zaman diğerlerinden ne farkım kalır?"
"Diğerlerinden farkın ne ki zaten?"
"Hani..." dedikten sonra güldü. "Evleneceğiz ya."
Veyla, sıkkınlıkla iç çekti. Yıldat ile iyi anlaşmak zorundaydı ama o 'aşkım' dedikçe sinirleri tepesine doğru atıyordu. Yıldat, onu tersleyip durmasına rağmen böylesine kapılmaya başladıysa biraz karşılık verse kulu kölesi gibi davranırdı muhtemelen. Ne kadar karşılık verebilirdi, gerçekten bilmiyordu ama en azından bazı şeylere müsaade etmeye çalıştı. "Habire farklı şeyler söyleme. Bir şey seç bari."
Yıldat keyifle gülüp "Peki aşkım." dedi. Kaşları hafifçe çatılıp düşünür gibi zemine baktı. "Yoksa bebeğimi mi seçsem? Canım da diyebilirim..."
Ash, eşyaları getirdiğinde Veyla lavabonun içerisini gösterdi. Elleri kanlıydı, dokunmak istemiyordu. Ash oflayarak eşyaları duş kısmına götürdü. Veyla Ash geri çıktıktan sonra Yıldat'ın yüzüne kapıyı kapatırken "Benden uzakta karar ver." dedi.
Yıldat, yüzüne kapanmış kapıya bile sırıttı. Hemen ardına geçip duş almasını izlemek, hatta daha fazlasını yapmak istiyordu ama canını sevdiği için uzak kaldı. Onca zaman sonra, kendisinden daha tehlikeli bir kadınla birlikte olmak üzereydi ve bu kalbinin deli gibi çarpmasını sağlıyordu. Üstelik o kadınla evlenecekti.
**
Gölge Kral Karanir, gecenin karanlığında bir araya topladığı mıntıka yöneticilerinin oturduğu geniş avluya bakan büyük kapıdan çıkarken bir eli Uğultu'nun başını seviyordu. Dört ayak üstündeyken bile Luna hayvanının boyu, Xalialara kıyasla uzun olan Gölge'nin beline kadar geliyordu. Uğultu, kaslı ve iri yapısıyla sağ güç timsali gibiydi. Yoğun siyah tüylerle kaplı bir vücuda sahipti. Parçalanmış, dikenli derisinden fışkıran mavi elektrik akımları, Gölge'nin hayvanı olduğunu kanıtlıyordu. Gözleri parlayan mavi bir ışıkla doluydu ve şimdi avına odaklıyken gök gürültüsünü çağıran bir şimşek gibi keskin bakıyordu. Çift kuyruğu, metal dikenlerle kaplı ve üzerinde yoğun elektrik akımı dolaşıyordu. Hareket ettikçe, her adımında yeri titretir gibi çatırdatan pençeleriyle yaklaşan felaketi müjdeliyordu.
Veyla, avluya bakan camın ardında, olanı biteni izlerken gözleri mıntıka yöneticilerinin yüzlerinde geziniyordu. Hepsi buz kesmiş, hemen önlerinde eli, kolu ve ağzı manafet eşyalar ile bağlanmış olduğu için ateşini çağıramayan Zorka'ya bakıyorlardı. Aralarından birkaçının yakın dostu, çoğunun ise güçlü bulduğu bir isimdi. Şimdi ise avlunun ortasında, Gölge Kral'ın ayaklarının önünde diz çökmüş bir halde bağlıydı. Yakın dostları ara ara birbirlerine bakıyor, bir şey yapıp yapmamak konusunda kararsız kalıyorlardı.
Gölge, "Hepinizi Krallığıma dâhil ederken ağzınızdan aldığım bir söz vardı. Ben size sizi korumayı, siz de bana boyun eğmeyi vaat ettiniz." derken bakışları Uğultu'daydı. Uğultu da başını, sahibine doğru çevirmiş, korkunç bir hayvan değilmiş gibi gözlerini sevgiyle kapatıp açıyordu.
"Hepiniz, özellikle de ben sizi Saltar'ın zulmünden kurtarırken bana boyun eğmeyenlere ne olduğunu gördünüz."
Zorka, ağzı bağlı olmasına rağmen sinirle ve çaresizlikle inleyerek bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. "Görmeniz yetmezse diye bizzat söyledim. Benim emirlerime uymazsanız, sonunuz düşmanlarımız gibi olur."
Zorka, ayaklarının bağlı olduğu zincirleri zorlayarak uzaklaşmaya çalışırken Gölge bakışlarını mıntıka yöneticilerine çevirdi. "Veyla Aldar, namı diğer uğursuz kelebek, artık himayem altındadır. Baş savaşçılarımdan ve halkımdan biridir. Bu şehirde, onu benden başka öldürebilecek kimse yoktur. Ben onu düşmanımız belleyene kadar, her biriniz dostunuz bellemek zorundasınız. Zorka gibi bunu idrak etmekte zorlananlar ise..." dedikten sonra elini hayvanının başından çekti ve Uğultu'nun gözleri yeniden avına döndü. "... bedelini öder."
Uğultu, mıntıka yöneticilerini yerinden sıçratacak bir kükreme ile Zorka'ya atıldığında, kaçmaya çalışan Zorka'yı tutan demirler ona müsaade etmedi. Avluyu, uğultudan gökyüzüne, gökyüzünden ise Uğultu'ya doğru seyir eden şimşekler aydınlatırken Veyla gibi Gölge de, mıntıka yöneticilerinin yüzlerini izliyordu. Bazıları korkmuş, bazıları öfkelenmişti ama hepsi susuyordu. Dostu olanlar dahi, Zorka'nın vücudu, Uğultu'nun dişleri arasındayken susuyordu. Bir süre sonra Zorka da, susmak zorunda kalmıştı.
"Şimdi dönüp emirlerime uyarak mıntıkalarınızı benim için yönetmeye devam edin." dedikten sonra mıntıka yöneticilerine ardını dönüp geniş kapıya doğru ilerlemeye başladı. O sıra camdan onu izleyen Veyla'ya baktı. Kadının ne kadar dürüst olduğunu hala bilmiyordu ama en azından böylelikle, olası diğer baş kaldırıların önüne geçmişti.
Veyla, yeniden mıntıka yöneticilerine baktı. Zorka'nın sesi kesilmiş, Uğultu'nun midesindeki yerini almıştı. Uğultu sahibinin peşinden yönelmeden başını kaldırdı ve başını mıntıka yöneticilerinin hizasında yarım daire çizerek çevirirken yeniden kükredi. Mıntıka yöneticileri yeniden sıçrarken Uğultu, ağır ama güçlü hareket ile sahibinin peşinden ilerlemeye başladı. Ardında ise ona korkuyla bakan bir grup güçlü Xalia bırakmıştı. Hiçbiri sesini çıkarmadı ama Veyla biliyordu, ileride çıkartacaklardı. Tüm bunların ucunun kendilerine de dokunabileceğini fark ettiklerinde, savunmaya ve dağılmaya geçeceklerdi. İşte o zaman Gölge Kral Karanir, saldırıya açık bir hale gelecekti.
Gölge, şartların eşit olmadığını Veyla'yı küçümseyerek iddia ediyordu. Veyla da buna katılıyordu. Şartlar eşit değildi. Ona göre, Gölge Kral şehrini kaybedeceği bir yoldayken, Veyla kazanacağı bir yoldaydı.
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!