61/66 · %91

🔮 61 ⚡ Naya Elora

51 dk okuma10.005 kelime2 Aralık 2025

İyi okumalar

Beğeni ve yorumlarınızı bekliyorum ^^

Bölüm şarkısı:

Andrii Yefymov - Extrapolations

**

4. KISIM  KRAL VE KRALİÇE

🔮 61 ⚡ NAYA ELORA

**

"Yani, Veyla'nın Doğa suyuna bıraktığı ölüler, büyüsüyle yeniden yaşama mı dönüyor?"

Valdris, "Hem de Veyla'yla bağ kurarak." dediğinde herkes çocukların mor gözlerine bakıyordu. Terra mıntıkasında, Baş Terra'nın yanından henüz ayrılmışlardı. Çocukların gürültü sevmez, yabani hareketleri, kalabalık başkent mıntıkasından ziyade Terra mıntıkasında uyum sağlamaya daha müsait olduklarını düşündürtmüş olsa da Veyla'dan uzak durmak istemiyor olsalar gerek kadının adımlarını takip ediyorlardı. Şimdi ise bir ağacın dibinde, etraflarında onları izleyen Terra halkından muzdarip bir şekilde sinmişlerdi. Gözleri Xalialarda savaşmaya hazırlanır gibi geziniyor, Veyla'ya döndükçe kaşları gevşiyordu.

Veyla, çocukların ilgiden rahatsız olduğunu gördüğü için hafifçe ardına dönüp onları izleyen Terra halkına başıyla işaret verdi. Bir süredir hareketsiz ve şaşkın bir şekilde olanı biteni izleyen Terra halkı saygıyla başlarını eğip günlük hayatlarına dönmek üzere çizilmiş bir resim canlanmışçasına hareketlendiler. Veyla, buraya ilk geldiğinde boyun eğmemeleriyle meşhur Terra halkının Gölge'ye sundukları saygıyı biraz kıskanmış, bir hayli şaşırmıştı. Şimdi aynı saygıya Veyla da sahipti ve ne kadarını hak ettiğinden emin değildi.

Thal, "Peki, büyünü kullanabiliyorlar mı?" diye sorduğunda Veyla'nın gözleri tekrar çocuklara döndü. Ellerindeki meyveleri biri onlardan çalacakmış gibi telaşla yerlerken mor gözleri, vücut damarları boyunca belirgin mor ışıltılar ve saçlarındaki mor nüanslar onları Veyla'ya benzetse de, henüz büyüsünü kullandıklarına şahit olmamıştı. Yaratık da, ortalarda tatlı bir şekilde uçuşmak dışında büyüye sahip olduğunu kanıtlar bir an yaşamamıştı.

Veyla, "Sanmıyorum." dedi ve Baş Terra'nın ağaç evine doğru baktı. Gölge hala içerideydi. Veyla'nın siyah ölümü bir süreliğine de olsa geriletebildiğini konuşuyor olmalılardı. Muhtemelen Baş Terra bunu tekrar ve tekrar denemeleri konusunda önerilerde bulunuyordu ama Gölge, daha güvenilir yollar aramanın peşinde, reddetme çabasındaydı. Orada, o karartılar ve devasa Esvedler, durmaksızın Veyla'ya ulaşmaya çalışmıştı. Anlaşılan, siyah ölüm sınırının yaşam tarafında kalmak da güvenli değildi. Saniyeler içerisinde kaç şehri yutarak ilerlemişti ve bir anda ölümün ortasında kalmışlardı. Veyla, Gölge'ye ve Baş Terra'ya da söylediği gibi, siyah ölümün bu seferki ilerlemesinde katkısı olduğunu düşünüyordu. Sınır ile temas kurduğu an siyah ölüm bir büyü patlaması gibi atılmıştı. Sanki... Veyla'dan güç almışlardı. Bu konuda Gölge de Baş Terra da sessiz kalmışlardı ama hak verir bakışlar Veyla'nın gözlerinden kaçmamıştı.

Hal böyle olunca, Veyla siyah ölüm sınırının her iki tarafında gibiydi. İlerletebilen de, geriletebilen de oydu.

Lilith, "Pek arkadaş canlısı gibi değiller." dedikten sonra yerinde gülerek zıplarken Veyla'ya döndü. "Sadece rengini değil, huylarını da almışlar."

Eryalar gülerken Veyla kızar gibi bakmaya çalıştı ama gülüşünü dolduran sivri dişlere rağmen hala şirin olabilen bu surata kızmak mümkün değildi. Bir elini dizine yaslayarak parlak kehribar gözlerini ona dikmiş Lilith'e doğru eğildi ve diğer eliyle çocuğun burnunu sıktı. Lilith, çocuklarla bağ kurmak için her yolu denemişti ama çocuklar bir luna gibi tıslayarak kendilerinden uzaklaştırmak dışında tepki vermemişti.

"Eminim onlara da kendini sevdirtmeyi başarırsın."

Lilith ayaklarının üstünde öne geri sallanırken ellerini belinin ardında birleştirip neşeli bir şekilde "Sende olduğu gibi mi?" diye sorduğunda Veyla gülümseyerek doğruldu. "Beni mecbur bıraktığın gibi, diyelim."

Lilith kıkırdarken Veyla çocuklara yakınlaşmaya başladı. Çocuklar tıslamak yerine sindikleri ağaçtan doğruldular ve Veyla'yla aralarındaki mesafeyi kapatmak üzere hareketlendiler. Ortada bir araya geldiklerinde Veyla'nın etrafını sarmışlardı. Veyla'nın mor gözleri büyüyle ışıldarken parıltıların dolaştığı teninde büyü, ellerinden atıldı. Avuçlarında dalgalanan mor büyü etraflarını sarmaya başlarken çocukların büyüye karşı verdikleri tepkiyi gözlemliyordu. Veyla büyüsünü kullandığında, çocukların da gözleri ışıldıyordu. Damarlarında kanla birlikte akar gibi parıldayan mor büyü kendisini gösteriyordu ama yönetebiliyor gibi değillerdi.

Veyla, "Beni anlayabiliyor musunuz?" derken yavaşça etrafında dönüyor, hayranlıkla onu izleyen çocuklarda gözlerini gezdiriyordu. İletişim kuramıyor gibilerdi. Öldükten sonra hayata dönmek mi onları yabanileştirmişti yoksa aylarını ormanda, kimse tarafından keşfedilmeden hayatta kalmaya çalışarak yaşamak mı, henüz bilmiyorlardı. Sadece Veyla'ya benzemeleri bile onları yabani kılıyor olabilirdi. Veyla da bir sene kadar önce fark olarak sadece alaycıl bir yabaniydi.

Çocuklardan ses çıkmadığında Veyla, büyüsü parmaklarında dans ederken elini aralarından bir kız çocuğuna uzattı. Kız da, elini Veyla'ya uzatırken işaret parmakları değdiğinde büyü bir ziyaretçi gibi kız çocuğunun elinde de dolaştı. Şüphesiz, çocuğun canını yakmıyordu. Veyla da zaten artık büyüsünden, canının yanmasını istemediği kişileri sakınabiliyordu. Bu şehre ilk geldiğinde yakıp yıkmasının bir sınırı yoktu ama artık dostla, düşmanı ayırt edebiliyordu. Esasen artık, dostu da vardı. Bu sebeple büyüsü her canı yakamıyordu. Hâlâ gücünü tamamıyla kontrol edebildiği söylenemezdi. Özellikle de siyah ölüme yakınken ip ellerinden kaçıyordu ama en azından şimdi, düşmanı yok eden büyüsü bir kız çocuğunun teninde güneşin bıraktığı parıltılar gibi sıcak bir şekilde dolaşabiliyordu. Veyla'nın büyüsünün sıcaklığı, kız çocuğunun yüzüne bir gülümseme yerleştirmişti.

Veyla tekrar iletişim kurmayı denedi. "Hissediyor musun?"

Kız çocuğunun gözleri temas kuran ellerinden, Veyla'nın gözlerine yükseldi. Muayene olmak için Baş Terra'ya müsaade göstermemişlerdi. Baş Terra çeşitli ve büyülü bitki kokularıyla onları yatıştırmak, hırçınlıklarını bastırmak istemişti ama çocuklara tesir etmemişti. Sanki Veyla gibi, dirençlilerdi.

Veyla hafifçe kız çocuğuna eğilirken içini ürperten bir hisle "Bana dilini gösterebilir misin?" diye sordu. Kız çocuğu yavaşça başını iki yana salladığında Veyla'nın yüzü buruştu. Zırhlı kıyafetlerin ardında, Gölgeleri yanıltabilmek için konuşmalarına engel olmak amacıyla ağızları bağlanmıştı ama belli ki bu kadarla kalınmamıştı. Büyüyle iyileşme ihtimallerine istinaden bağlanmış olsalar da... Dillerini mi kesmişlerdi?

Gözleri etrafında, benzeri acıyı yaşamış çocuklarda üzgün bir şekilde gezindi. Eryalar da Veyla gibi iç çekmişti. Veyla dizlerini kırarak alçaldı. Şimdi yüzü kız çocuğuyla aynı hizaya gelmişti. Eli kız çocuğunun dudaklarına doğru uzandı. Kız çocuğu gözlerini kırpıştırarak Veyla'ya baktı. Onları yaşama döndürebiliyor, ölü bitkileri yeşertebiliyor, siyah ölüme yaşam getirebiliyordu! Belki de dilleri için de bir çare bulurdu büyüsü. Nasıl yapacağını bilemeyerek bile olsa büyüsü parmaklarından kızın dudaklarına yol aldı. Hayal etti, umdu, diledi ama saniyeler bir sonuç getirmedi. Veyla iç çekerken dudakları bükülür gibi oldu ve omuzları çöktü. Kız çocuğu gülümserken yavaşça omuz silkti ve yeniden işaret parmağını Veyla'ya doğru uzattı. Veyla da kız çocuğunun işaret parmağını bu küçük temasta sımsıkı sarılır gibi hissederek tutarken göz göze geldiler.

'Sorun değil.'

Veyla'nın kaşları olabildiğince kalkarken göz bebekleri büyüdü. Dudakları aralanıp aralanıp kapandıktan sonra ancak konuşabilip zihninde sesi yankılanan kız çocuğuna "Benimle konuştun..." dedi. Dili yoktu, dudakları gülümsemek dışında kıpırdamamıştı bile ama o tatlı sesi Veyla'nın zihninde yankılanmıştı. Gözleri hızla etrafına, çocukların kısa boyları sebebiyle arkalarında görülebilen Eryalara döndü. "Siz de duydunuz mu?"

Onaylamaz sesler çıktığında Veyla yeniden kız çocuğuna döndü ve neşeyle "Tekrar yap." dedi.

'Ben değil, sen yapıyorsun.'

Veyla saniyeler içerisinde anladı. Kız çocuğunun Veyla'nın zihnine ulaştığını sanmıştı ama aksine, Veyla yapmıştı. Kız çocuğunun sessiz cümlelerini büyüsüyle duymuştu.

'Senin büyün, bizim sesimiz.'

Veyla'nın gülümseyen dudaklarında yavaşça bir gülüş oluştu. Çocukların başına gelenlere içi gitmişti ama onları hayata döndürebilmiş olmak, hiç konuşamayacakları cümlelerini duymak kanatlarını yaşam için çırpmasını sağlıyordu.

"Kraliçe 'anne' olmakla tanışıyor."

Veyla'nın gözleri hızla sesin geldiği yöne döndü. Baş Terra ve Gölge, Veyla fark etmezken yanlarına gelmiş, Eryalar gibi onları izliyordu. Baş Terra'nın söylediğiyle birlikte tüm gözler ona dönse de ilk ses Gölge'den çıktı. "Ne?" dedi ve gözleri fıldır fıldır Veyla ile Baş Terra arasında döndü. Kulakları ihtiyaçla Veyla'nın vücudunu dinlemeye çalıştı ama kendi kalbi bu denli çarparken başka bir kalbi, kızının bile olsa duymaya çalışmakta zorlandı.

Baş Terra hızla müdahale etme ihtiyacı hissederek güldü ve "Çocuklardan bahsediyorum." diyerek Veyla'nın bağ kurduğu çocukları gösterdi. Veyla gibilerdi, Veyla'ya bağlılardı ve bu bağ, eğer yaşam kazanırsa sonsuza kadar, ölüm kazanırsa ise ölüme kadar sürecek gibiydi.

Gölge heyecanla tuttuğu nefesini, umduğunu yaşayamaması sebebiyle sıkkınlıkla üflerken omuzları çöktü ve başını hafifçe yana eğerek Baş Terra'ya onaylamaz bakışlar attı. "Bu iki oluyor. Üçüncüde seni idam ederim."

Baş Terra da Veylalarla birlikte gülerken Kral'ın şaka yaptığı umuyordu ama ciddilik payı da olabilirdi. Gölge daha önce de Baş Terra'yı yanlış anlamıştı. Veyla'nın üzgünlüğü sebebiyle vücudu tepki verdiğinde, midesi kötü olduğunda Gölge'nin baskısıyla Baş Terra'ya gelmişlerdi ve Baş Terra bir anlığına Veyla hamileymiş gibi davranmıştı. Meğer, gelecekteki bir hamilelikten bahsediyordu. Elbette, o seferde Gölge kadının hamile olmamasını diliyordu çünkü eğer öyleyse bebeğin babası Yıldat olacaktı. Veyla 'imkânsız' demiş, bu yanılgıya kapılmamıştı. Baş Terra da neden imkânsız olduğunu bildiğini yansıtmıştı. Gölge o gün alamadığı cevabı, Trumpkin'de almıştı. İmkansızdı çünkü ömrü hayatında Veyla'ya o denli dokunabilen tek adam Gölge'ydi. Ve Veyla ancak Gölge'nin çocuğuna hamile kalabilirdi. Şimdi ise bu yanılgıya ihtiyaçla düşmek istemişti Gölge ama belli ki Veyla hâlâ hamile değildi.

"Üçüncüsü yanılgı olmayacak." dedi Baş Terra dudakları kadar gülümser gibi bakan gözlerini Veyla ile Gölge arasında gezdirirken. "Doğa, Elora'nın büyüsünün parıltısını yarattı bile." dedikten sonra Veyla'nın karnına baktı. Az, çok az kalmıştı.

Veyla ile Gölge'nin gözleri birbirine döndü. Bir süre sanki havada, maddi bir varlığı varmış gibi gezindi heyecanları. Suratlarındaki şaşkınlık henüz çözülemiyorken gözlerini tekrar Baş Terra'ya çevirdiler. Veyla da o sıra doğruluyordu. Aynı anda "Elora mı?" diye sordular.

Baş Terra, "Naya Elora Karanir." dedi gözleri Gölge ile Veyla arasında gezinirken. "Kızınız."

Erya güleç bir surat ve etkilenmiş bir ses tonuyla "Yaşam ışığı, demek." diye açıkladı. 'Naya' yaşam, yeniden doğuş; 'Elora' ise 'ışık, parıltı, aydınlık' anlamına gelirdi. Terralar da bu anlamda kullanırdı fakat, bu kelimelerin kültürü sadece Xalialara dayanmazdı. İnsanlık tarafında da Naya veyahut Elora ismini kullanan, Kraliçeler, soylular vardı. Değerli kelimelerdi, halktan birinin kullanılmasına müsaade etmezdi Amorsus. Xalia ve insanların Doğa'nın lanetiyle git gide birbirlerinden daha da nefret edip uzaklaşan, iki ayrı yarım kürede kutuplaşan ırklar olmasından önce, kültürlerinin nispeten birbirine temas ettiği zamanlardan kalma kelimelerdi. Terra resim dilinde Naya, anlamından bağımsız bir simgeye sahipti. Anlamı olan yeniden doğuş, eski Terra dilince aynı zamanda 'kıyamet' anlamına da gelebilen başkaca bir simgeye sahipti. Kehanetin açıkça anlaşılamamasının sebebi de buydu ama Naya kendi simgesine sahip, özel bir kelimeydi. Yeniden doğmaktan kastının yaşam olduğuna dair şüphesi olmayan bir simgeydi. Bir su damlasından aşağı doğru ince kök ağacı çizgileri inerdi. Naya için, 'Can suyu' diyenler de vardı. Işığın sembolü olan 'Elora' ise bir hilalin üstünden çıkan üç ışık çizgisi ile ifade edilirdi Terra dilinde.

Belli ki Doğa, kızlarının ismine çoktan karar vermişti. Anlamı, kıyametin koptuğu bir gezegen için, iç açıcıydı. Yaşam ışığı. Yaşamın süreceğine dair bir başka emare.

Gölge ve Veyla gözleriyle sarılırken donmuşluklarını üstlerinden attıklarında vücutlarıyla da kavuşacaklardı. Yine de iki ruh özgürce birbirine atıldığında bedenler uzaktan izlese de kalpler sarılıyormuş gibi ısınabiliyordu. Aşk, temas severdi ama Gölge ve Veyla aylarca birbirlerini dokunamadan sevmişlerdi. Bir bakışla da sarmaş dolaş olabilirlerdi.

Baş Terra, ortamdan soyutlanmış, birbirlerini izlerken yeni bir Zenith yaratmış Gölge ve Veyla'yı izlerken duyabileceklerini umarak tekrarladı. "Naya Elora Karanir. Bir gün sizin için, Amorsus yarım küresine hükmedecek."

**

Siyah ölüm, henüz kutsal Doğa yerlerini işgal edemiyordu. Böylelikle karanlığın ortasında aydınlık kalan Doğa yerleri, kolaylıkla tespit edilebiliyordu. Bir gün kutsal Doğa yerleri de teslim olacak mıydı yoksa kıyametin ortasında her zaman varlıklarını sürdürecek miydi, henüz kimse bilemezdi ama eğer öyle olursa sığabildiğince Xalia ve insan Doğa yerlerinde yaşamını sürdürerek kıyamete direnmeye çalışabilirdi. Neyse ki, Nixsus'ta da kutsal Doğa yerleri vardı ve en başta, Doğa'ya yakın olan Terralar Nixsus'ta yaşıyordu. Bu ve Veyla'nın siyah ölümü aydınlatabildiğine dair olan fısıltıların gittikçe yayılması, her geçen gün daha fazla şehrin Gölge ve Veyla'yla işbirliği yapmaya ikna olmasını sağlıyordu.

Şimdi ölüme karşı birlikte savaşan şehirlerin Azrit savaşçılarının da dâhil olduğu bir grup Gölgeler ile birlikteyken Kral ya da Kraliçe'den biri Nixsus'ta kalıp çıkan sorunlarla ilgilense fena olmazdı ama siyah ölüme karşı yan yana olmaları gerektiği ezelden beridir kehanet ediliyordu. Farklı büyüye ve kültürlere sahip, çoğu birlikte yaşamaya ve kurallara boyun eğmeye alışık olmayan Xalialar, Nixsus mıntıkalarında her geçen gün farklı bir sorun çıkmasına sebep olurken bu durumla mücadele etmek neredeyse siyah ölüm kadar meşakkatliydi. Azrit olmamaları sebebiyle Nixsus dışı siyah ölümle mücadele operasyonlarına Gölgeler ile katılamayan Valdris ile Erya, Kral ve Kraliçelerini temsilen çıkan kaosları dizginlemeye çalışıyordu. Her biri, kendini birbirinden üstün gören, benzer büyüye sahip olarak ait oldukları ırklara karşı bile bağlılık geliştiremeyen Xalia toplulukları, yıllardan beridir Gölge Kral hükümdarlığında düzene ve bağ kurmaya alışmış halka şaşırsalar da bu kadar kısa süre içerisinde asimile olmaları mümkün değildi. Erya ve Valdris'in bastıramadığı bir kaos oluşursa, sahneyi Gölge ya da Veyla, bazen ikisi bir anda devralıyordu. Xaliaların çoğu ölmeyi boyun eğmeye değer görmez, saygıyı ise kimseye duymazdı ama ne gariptir ki Kral ve Kraliçe gözler önüne çıktığında gürültüler susuyordu. Gök sadece şimşekle aydınlansa, hiçbirinin tepesine cezalandırmak için inmese dâhi, geri adım atmalarına yetiyordu. Kral bir adım gerilemelerini sağlarken, Kraliçe'nin mor gözleri ise boyunlarını eğdiriyordu. Yine de araları hain dolu olmalıydı. Uyumsuzluğun, hırsızlığın, bazı basit suçların da ötesi, birbirlerini öldürmeye ve mıntıkalara zarar vermeye müsait girişimlerde bulunmaya eğilimli kimseler, bilahare durumları değerlendirilmek üzere tutuklanıyordu. Şüphesiz kaos henüz düzenle iflah olmamıştı fakat endişe edildiği kadar da kan dökülmeden bir arada kalmayı başarıyorlardı. İşbirliği sağlanılan şehirlerin Kral ve Kraliçeleri de halklarına sahip çıkmaya çalışarak Gölge ve Veyla'ya yardımcı oluyordu.

Anlaşılan şehirlerden Kral'ı ve Kraliçe'si Azrit olanlar da şimdi, Gölgelerle birlikte Nixsus dışındaydı. Güçlü Azritler oluşu, Gölgelere yardımcı olacaktı. Görev, Zvarna'yı bulmaktı.

Siyah ölümün henüz bulaşmadığı topraklardaki tüm kutsanmış Doğa yerlerini tespit etmek, Terralar için bile mümkün olmayabilirdi ama eğer Zvarna, siyah ölümün kapladığı topraklarda kaldıysa, ölümün ortasında yaşamın sürmesi tespit edilebilirliğini kolaylaştıracaktı. Kirix, 'Kurtuluş, kıyametin ortasında' demişti. Belki de Zvarna, siyah ölümün ortasındaydı.

Farklı gruplara ayrılan Azritler voltriderlar aracılığıyla siyah ölüm topraklarını havadan incelerken yaşamın sürdüğü alanları tespit edecekti. Varlığı ve ismi öncesinde bilinen ile henüz tespit edilen kutsal Doğa yerlerini belirleyeceklerdi. Karartıların kara üzerinde hareket edebilen yaratıklar olduğu öngörülüyordu ama Esvedlerin büyüsüne henüz hâlâ yaşayan hiç kimse, tamamıyla idrak edebilecek kadar maruz kalmamıştı. Veyla, çevresi obsidyen taşları ile donatılmış, yıllardır Gölge'nin büyüsüyle bastırılmış ve güçsüz düşmüş bir Esved'le savaşmıştı. Bu sebeple büyüsünün neler yapabileceğini öğrenememişti. Hâlihazırda Veyla da Gölge'nin büyüsüyle yükselen duvarı, kendi büyüsüyle yıkması ve obsidyen taşları yüzünden güçsüzken, Esved'e pek de karşılık verememiş, büyüsünü kullanamamış, sadece Lilithler kaçana ve Gölge Esved'i durdurmak için gelene kadar oyalamaya gücü yetmişti. Gölge ise, büyüsüyle ancak gerilemelerini sağlayabiliyordu. Yine de Gölge bile, aynı anda birden fazla Esved'le mücadele etmemişti. Bu sebeple gökyüzünde bir hayli hızla uçan voltriderlara karşı Esvedlerin büyüsünün tesiri ne olacak, hep birlikte göreceklerdi. Olabildiğince farklı gruplara ayrılıp birbirleri ile iletişimde kalarak harekete geçeceklerdi ve herhangi bir voltrider Esvedlerin büyüsüyle düşecek olursa geriye kalanlar hızla dönecekti.

Bu savaşta şüphesiz kayıplar verilecekti. Bu şu anda göreve hazırlanan savaşçı veyahut şehir yöneticilerinin kabulündeydi fakat ölüm, yaşam karşısında çoğunluk kazanmışken de olabildiğince az kayıp vermelilerdi. Kaybettikleri her asker, ölmekle kalmıyor, siyah ölümün halkı haline dönüşüyordu.

Gölgeler, daha önce siyah ölüm toprakları üstünde voltrider ile seyahat etmişler ve saldırıya uğramamışlardı ama gittikçe güç kazanan Esvedlerin yapabileceklerini öngörmek mümkün değildi. Bu görevde kullanacakları voltriderlar da dayanıklı materyaller ile üretilen son teknoloji hava araçlarıydı, her saldırıya yenik düşmezdi ama bilinmezlik, tedbirli olmayı zorunlu kılıyordu.

Veyla ve Gölge'nin aklının bir köşesinde, yaşayan toprakların azlığı ve çoğuyla temas kurmuş olmalarına rağmen karşılaşmadıkları taklitçi kadın vardı. Saltar gibi, bir Esved'e dönüşmüş olabilir miydi? Eğer öyleyse, büyüsünü kullanmaya devam edebilir miydi ki? Esvedler, üzeri kara, şekilsiz kayaçlarla örtülmüş içinde Xaliaları hapseden devasa yaratıklar gibiydi ve örttükleri Xalialardan geriye ne kalıyordu, henüz bilmiyorlardı. Hem Esved büyüsü ile, hem de Esved'e dönüşmeden önce sahip oldukları büyü ile saldırabiliyorlarsa bile, her şey yeterince boktan olduğu için kayda değer bir dehşet daha yaratamıyordu Veyla ile Gölge nazarında. Merak ettikleri, ilk Xalia da Saltar gibi mi oluşmuştu? Siyah ölümün yuttuğu bir Xalia mıydı, her Esved? Karartılar ile Esvedlerin farkı neydi? Niçin çoğu Xalia bir karartıya dönüşerek siyah ölümün halkı olurken, bazıları ise Esvedlere dönüşüp halkı yönetenler gibi daha güçlülerdi? Büyülerinin gücüne göre mi değişiyordu? Birçok soru vardı ve hâlâ yeterince cevaba sahip değillerdi. Neyse ki, aralarında ölümsüz olmayan tek bir kişi yoktu ve taklitçi bir yerlerden çıksa bile ölümlerine sebep olamazdı. Tabii, bir Esved olup da büyüsüyle öldürmeye çalışmadıkça.

Güvence için tek umdukları, Esvedlerin havaya saldıramıyor oluşu ya da fazla voltrider ile seyehat eden Azrit gruplara sahip olmaları sebebiyle olası problemlerden hemen haberdar olup geri çekilecekleri değildi. Azritler yeterince bilgi toplayana, henüz ölmemiş kutsal Doğa yerlerini yeterince tespit edene kadar siyah ölümü oyalamaları gerekecekti. Kutsal Doğa yerleri tümüyle kara üstünde olmazdı. Bazıları okyanusta saklanırdı, bazısı yerin altında. Bu sebeple bu görev, bir süre boyunca tekrar tekrar denemeleriyle süren uzun soluklu bir süreç gerektirebilirdi. Terralar duymadıysa ve bilmiyorsa, Zvarna ya saklı bir yerdi, ya da halk arasında başka bir isimle bilinen bir yerdi. Veyla, karaya inmeden ama voltriderdan sarkıtacakları, zeminin yapısına göre hazneli kepçe ya da tırpan ile hâlâ yaşadığını tespit edebildikleri kutsal doğa yerlerinden örnekler almalarını emretmişti. Yıldat'ın yazdığı nota temas edişiyle bir görü ya da görüş yaşayan Veyla, eğer Zvarna'ya dair bir örneğe temas ederse de benzeri bir durum yaşayabileceğini umuyordu çünkü siyah ölümle her temas edişlerinde büyük bir risk alıyorlardı ve sürekli deneyip duramazlar, tespit edilen her yere kolaylıkla gidemezlerdi. Eğer gerçekten savaşçılardan biri Zvarna'yı tespit ederse ve umduğu gibi aldığı örnek Veyla'da orasının Zvarna olduğunu hissettirecek bir görü ya da görüş başlatırsa, işleri kolaylaşırdı.

Karam'a yakın yerleri araştıracak olan Azrit gruplara, kara üstüne inmeden, ilgi çekici bir durum olup olmadığına dair de incelemeleri için emir verilmişti. Karam, yer altı şehriydi ama Esved saldırısına uğradıysa dışarıya taşan izleri olabilirdi. Gölge ve Veyla'nın bir yanı, deli gibi annelerini merak ediyordu ama öncelik veremeyecek kadar kıyametin ucunda oluşları kendilerini dizginlemelerini sağlıyordu. Öncelik Zvarna'ydı. Güçlerini ve zamanlarını başka bir şey için harcayamazlardı. Anneleri için bile olsa.

Siyah ölümün, olası karşı ataklarına ve engel olma çabalarına karşı oyalamak için saldıracaklardı. Voltriderlar saldırıya geçmeden sadece tespit için hareket edecek, Gölge ve Veyla ise büyüleriyle saldıracaktı. Gölgelerin çektiği obsidyen setleri, Veyla siyah ölümle temas edip de büyünün şehirlerce ilerlemesini sağlamasına kadar siyah ölümün hareketini yavaşlatabilmişti. Veyla ise büyü patlaması ile siyah ölümü yaşamla aydınlatabilmişti. Gölge, büyü patlamaları yaşayan bir büyücü değildi. Büyüsünü daha kontrollü bir şekilde kullanabiliyordu ama bu da bastırılmış bir büyünün patlaması kadar etkili olmamasını sağlıyordu. Veyla büyü patlaması yaşadığında kontrolsüz de olsa büyük bir güç yayılmasını sağlıyordu ve şu anda buna benzer bir duruma ihtiyaçları vardı. Veyla ilk defa, bunu kasti bir şekilde yerine getirmeye çalışacaktı. Gölge ise bunun için obsidyenden yardım alacaktı. Terralarla birlikte adeta obsidyenden güç alan büyü bombaları üretmişlerdi.

Güç küreleri uzun yıllardan beridir savaşırken kullanılan, büyülü taşlardan güç alan silahlardı fakat obsidyen ile ürettikleri güç bombaları darbeyle patlamaktan öte, voltriderlar ile havadan süzülerek belirli bölgelere kurulumu sağlanacak ve süre dolduğunda Gölge'nin de büyüsüyle birleşerek mümkünse Veyla'nın yapabildiği gibi siyah ölümü geriletecek, mümkün değilse dâhi en azından ilerlemesine engel olacak ya da araştırma için gökyüzünde seyreden Azritlere yeterli zamanı verecek kadar Esvedleri oyalayacaktı.

Veyla ise, Gölge'nin hâkimiyet alanını kapsamayacak kadar uzakta ama Gölge istediğinde Veyla'ya ulaşabileceği kadar yakında kendi büyüsüyle aynı patlamayı yaratmaya çalışacaktı. Büyüleri, bir araya geldiğinde yok oluyordu. Ruh evliliği yaşamadıkları ve büyüleri birbirini yok etmeden birleşmediği sürece bu böyle olacaktı. Bu yüzden başka alanlarda siyah ölüme saldıracaklardı ve Veyla'nın büyüsünün tesirini biraz daha görebilmiş olacaklardı. Büyü patlamasının yapabildiklerini görmüşlerdi ama Veyla'nın bunu yönetmeye ihtiyacı vardı. Aksi halde büyü patlaması sırasında Veyla da kendisinden geçiyordu. Kendisinden geçmemeli, büyüsünün potansiyelini görmeli ve yönetebilmeliydi. Maalesef ki bunun için sahada olmak zorundaydı. Gölge'nin içine sinmiyor olsa da, emin olduğu bir şey vardı. Gölge Veyla'ya zarar gelmesine müsaade etmezdi. Bir sorun oluşursa, Veyla'yı çekip kurtarmak için hemen orada olacaktı.

"Sizinle ölmeden hemen önce tanışacağımı düşünürdüm."

Veyla'nın gözleri, voltriderlar harekete geçmek için konum alırken ve her biri, bir Azrit grubundan sorumlu, önceden şehir yöneticisi şimdi ise Veyla ve Gölge için komutanlık vazifesi üstlenenlerden biri olan Azrit Cankat'a döndü. Adamın iri ve sarı gözleri, boy farkları sebebiyle tepeden Veyla'ya bakarken Veyla da başını kaldırarak bakıyordu. Adam neredeyse Gölge kadar uzundu ve Veyla'nın ayağında topuklu çizmeleri olmasına rağmen hala ancak omuzlarına geliyordu. Veyla, kısa bir Xalia değildi. Xaliaların en uzunu dâhi bir seksen boylarındayken, Azritlerin en kısası ise bir doksan üstü olurdu. Gölge ise iki metrenin üstünde boy uzunluğuna sahipti. Yaşayan en uzun Azrit'ti. Bir yetmiş boyundaki Veyla'nın, topuklu ayakkabılarla dâhi Azritlerin boyuna yakınlaşamaması bundandı. Terralar ise Xalialara kıyasla daha kısa olan büyücülerdi. Yetişkin Terralar ortalama bir elli boylarında olurlardı ama boyu, tıpkı insanlar gibi bir altmışa ulaşanlar da vardı.

Veyla hafifçe güldü. Çok değil, bir sene öncesine kadar kendisiyle tanışan herkesin hemen sonra öldüğü doğruydu. Adamın alaylı cümlesini, haklı buldu. Saygıyla, 'siz' diyerek konuşuyordu ve bu bile, henüz Zenith'i kurtarmamalarına rağmen Veyla ve Gölge'nin gerçekleştirdiği mucizeydi. Xalia halkına saygı ve bağlılık getiriyorlardı.

"Yanılmıyor olabilirsin Kral Cankat." dedikten sonra siyah ölüm sınırının ardına baktı Veyla. "Belki de gerçekten ölmeden hemen önce tanıştın."

Bu sefer öldürecek olan Veyla olmasa da, birazdan siyah ölüm sınırının ardında olacaklardı ve orada ölmek, işten bile değildi.

Cankat denilen Azrit güldü. "Üç yüz yıl ölümü yendim. Bir kere de o beni yense, gocunmam."

Veyla, eğer Gölge söylediklerinde yanılıyorsa yirmi yedi yıldır, Gölge yanılmıyorsa ise otuz küsür yıldır hayattaydı. Gölge, yanıldığını kabul etmiş, Veyla'nın seksen bir olduğunu düşünüyordu. Bu sebeple artık kadının hatırladığı yaşında, yirmi yedi yaşında olduğunu düşünüyordu ama henüz bu düşüncelerinden bahsedemediği için Veyla hâlâ adamın Veyla'nın daha büyük olduğunu, Gölge küçükken Veyla'nın genç yaşında göründüğünü ve hatta Gölge'yi Konsey'e Veyla'nın temsil ettiğini düşündüğünü sanıyordu.

"Ve 'Komutan Cankat' Kraliçe'm." dediğinde Veyla'nın bakışları tekrar adama döndü. "Önünüzde diz çöktüm, bağlılık yemininde bulundum. Ben artık bir Kral değil, savaşçı komutanlarınızdan biriyim."

"O zaman sana ilk emrim Komutan Cankat." dediğinde elleri belinin ardında birleşmiş Cankat dikkat kesilerek Kraliçe'sine doğru döndü. Veyla hala siyah ölüme dönükken başını çevirdiği Komutan'a yavaşça gülümsedi. "Benim için bugün bir kez daha ölümü yen." dedikten sonra komutanlığını yaptığı savaşçı grubunun voltriderlarına binişini izledi. Artık, Nixsus'a ilk geldiği zamanlarda yaptığı saldırılardan birinde patlattığı için yıkılmak üzere olan bir binaya çaresizce girip halkından kurtarabildiği kadarını kurtarmak için çabalayan, kurtaramadıkları içinse utandığı halkı karşısında boynu bükük yürüyen Gölge Karanir'i anlayabiliyordu. Artık Veyla da halkı ve savaşçıları ölmesin istiyordu.

Cankat memnuniyetle gülümseyip saygıyla başını eğdi. "Şüpheniz olmasın."

Adım sesleri ve saygı sessizliği baş gösterdiğinde Veyla kimin yaklaştığını anladığı gibi parlayan gözlerini Gölge'ye çevirdi. Ardında, savaşçıları konumlanmış komutanların bir kısmıyla yaklaşan Gölge'ye de "Kral'ım." diyerek başıyla selam veren Cankat, Gölge'nin baş işaretiyle ve "Hazırlıkları tamamlayıp haber verin." deyişiyle birlikte diğer komutanlara katılarak yerlerine ilerlemeye başladı. Gölge ve Veyla, herhangi bir zaman diliminde ve mekânda yapabildikleri gibi yine kalabalığın ortasında baş başa kaldılar. Gölge'nin yüzünde tatlı bir gerginlik vardı ve Veyla, adama bakarken istemsiz bir şekilde gülümsedi. Sorgulayarak baktı.

Gölge sesini temizleyerek etrafına bakındıktan sonra düşünürken dudağını büzüp gevşetmesinin ardından iç çekerek tekrar Veyla'ya baktı ve döküldü. "Benden başkasına gülümsemeni sevmiyorum."

Veyla'nın yüzünde yavaşça, şaşkın bir şekilde gülüş oluştu ama Gölge hâlâ huysuz bir şekilde bakıyordu. "Biraz sonra siyah ölümle cebelleşeceğiz, biliyorsun değil mi? Gerçekten derdin bir adama gülümsemem mi?" dedikten sonra gülerek ekledi. "Komutanımız olan bir adama?"

Adam Azrit olsa da voltriderlara yöneldikleri ve ilgisi başka yerde olduğu için muhtemelen dinlemiyordu ama duysa, o bile Kral'ının haline gülerdi.

Gölge'nin kolları Veyla'nın beline dolandı ve kadını kendisine çekti. Veyla'nın kolları adamın boynuna dolanırken tek vücut olmaları sebebiyle adamın eğdiği yüzüne bakabilmek için başını biraz daha kaldırdı. Gölge'nin gözleri kadının güzel gülümsemesinde gezinirken iç çekti. "Bu manzarayı sadece ben izlemek istiyorum."

Veyla tekrar güldü ve bir elini boynundan çekip adamın ceketinin yakalarını düzeltirken "Ama sen ortalarda..." dedi ve vücutları birbirine yaslı olduğu için bir hayli hissettiği kaslı vücudunun göğüs kısmına elindi yasladı. "Herkesin manzarası olarak..." derken etraftaki kadın komutan ve savaşçılara baktı. "... geziyorsun." derken işte, şimdi o da huysuzlanmaya başlamıştı. Tekrar Gölge'nin gözlerine baktı ve kaşlarını kaldırdı. "Öyle, değil mi? Azrit kulaklara sahip değilim ama buradaki kadınların seni görünce hızlanan kalp atışlarını duyar gibiyim."

Nixsus halkı, Gölge Kral'ın Kraliçe Veyla'ya aidiyetini kabullenmiş durumdaydı ama aralarına yeni katılan halkların Gölge'ye olan beğeni dolu bakışları sürüyordu. Veyla git gide huysuzlaşırken "Bir kısmıyla yatmış bile olabilirsin." dediğinde, Gölge'nin dudakları kıvrılmaya başladı. Öyleyse bile, açıkçası hatırlamıyordu. Veyla'dan önce birçok kadınla yattığı doğruydu ama hiçbirine dikkat kesilmemişti, şimdi ise zaten Veyla'dan öncesini hiç yaşamamış gibiydi.

"Ama tek bir kadınla seviştim." dedi ve yavaşça burunlarını birbirine sürttü. Veyla sadece Gölge ile yatmış olabilirdi ama Gölge de sadece Veyla ile sevişmişti. Diğerleri arzuyu tüketmekten ibaretken Veyla ile olan hiç tükenmeyecek bir arzuyu her saniye yaşamaktı.

Veyla yumuşar gibi olsa da hafifçe çekilip olabildiğince Gölge'nin etkisini hafifletmeye çalıştı. Huysuzluğunu kasten sürdürürken "İyi bir denemeydi ama..." dedikten sonra başını iki yana sallayıp olumsuz sesler çıkarttı. Hayır, der gibi kaşlarını kaldırıp indirdi.

Gölge "Ödet bedelini Kraliçe'm." dedi ve kadının uzaklaşma çabasına isyan eder gibi tekrar kendisine yasladı ve yüzleri yeniden yakınlaştı. "Ama uzak kalarak değil." diye şart koştu.

Veyla, "Ama sanki sana verebileceğim tek ceza bu gibi." derken yüzüne yaramaz bir sırıtış düşmüştü. Gölge Veyla'nın belini sardığı koluyla kadını hafifçe yükseltirken onaylamaz sesler çıkarttı. Veyla'nın da adamın göğsünde olan eli yeniden sarılmak üzere boynuna yönelmişti. Gölge, kadının içini gıdıklatan birkaç ısırık eşliğinde kadını öptükten sonra nefesini üfler gibi "Uyamayacağım tek emrin de bu." dedi.

Veyla, adamın kopamayacağına ikna olduğu etkisi altında gülerken Gölge bir elini kadının belinden çekip gülüşüne düşen saçını yavaşça kulağının arkasına sıkıştırdı ve hemen ardından yeniden belini sardı. "Ayrıca..." derken sesine muziplik düşmüştü. "Naya Elora Karanir için uzak durmaktan çok daha farklı şeyler yapmalıyız sevgilim."

Veyla gülerek "Daha ne kadar?" diye sorduktan sonra vücutları bir bütünmüş kadar yakın olsa da karnına bakar gibi başını eğip sızlanarak dudağını büzdü. "İnatçı bir kız olacak sanırım. Bir türlü gelmiyor aramıza."

Sevişiyor, sevişiyor ve biraz daha sevişiyorlardı. Sonra ise, yine sevişiyorlardı ama Veyla hâlâ hamile kalmadıysa, kızları Naya Elora veya onlara kızlarını bahşedecek Doğa daha neyi bekliyordu, hiç bilmiyorlardı.

Gölge, "Güzelliğini senden alacağını umuyordum ama belli ki huylarını alıyor. İnatçı, başına buyruk, zaptedilmez ve tehlikeli biri olacak olmalı." derken Veyla'nın başı karnından adama doğru yükselmiş, kaşları gittikçe çatılmış, gözleri de kısılmıştı. Gölge alayla 'tüh' der gibi dişleri arasından onaylamaz bir ses çıkarttı ve iç çekip "Bari huysuzluğunu senden almasa. Neyse, her halini seveceğiz mecbur." dedi ve Veyla'nın kaşları biraz daha çatıldı. Gölge gülüşünde alt dudağını ısırdığında Veyla bu güzel görüntüye karşı yumuşamamaya çalışarak "İnatçı mıyım?" diye sordu ve Gölge cevaplamadan sorularını sürdürdü. "Başına buyruk, zaptedilmez, tehlikeli ve huysuz?"

Gölge gülen dudaklarını yalayarak konuşabilecek kadar durdurmaya çalıştıktan sonra başını onaylar şekilde sallarken gözlerini yavaşça kapatıp açtı. "Daha iyi anlatılamazdı."

Veyla adamın kolları arasından çıkmaya çalışarak "Ben Esvedlerin tarafına geçiyorum." dediğinde Gölge gülerek kollarını sıkılaştırdı ve uzaklaşmasına müsaade etmedi. Veyla'nın başı siyah ölümden yana dönükken adam kadının boynuna eğildi ve kulağının arkasını öptü. Bu ise Veyla'nın duraksamasında, kollarından bile daha çok etkili olmuştu. Veyla yutkunurken gözleri baktığı yerleri görememeye başladı. Gölge'nin nefesi, kadının tenine çarparken "Güzel, efsunlu, hayran bırakan, güçlü, boyun eğmez ve ölüme bile yaşam üfleyebilen bir kadın." dedi. Veyla başını yavaşça Gölge'ye çevirdiğinde Gölge de yeniden kadının yüzüne bakabilmek için eğildiği boynundan doğruldu. Kadının dudaklarının kıvrıldığını gördüğünde zaferle sırıttı. "Sadece güzelliğiyle değil, her hali sana benzesin. Ve o da, sadece bana gülümsesin."

Veyla'nın dudakları kıvrılmaktan öte kıkırdadı. "Bir gün gelecek o da bir adamla..." dediği gibi Gölge'nin gülüşü silindi ve "O şerefsizin kafasına aynı anda yüz bin tane şimşek yağdırırım." dedi. Ciddiyeti Veyla'yı gülmekle dehşete uğramak arasında bırakırken "Elora bu yüzden gelmiyor olabilir," diye alay etti. "Babası manyağın teki."

"Annesi manyak etti."

Veyla, "Mayanda da var ama." dediğinde Gölge inkâr etmedi. Veyla omuz silkip "Ben zaten manyak seviyorum." dediğinde Gölge güldü. Bir keresinde, Veyla duymazken ama Veyla hakkında Gölge de bunu söylemişti. Gülüşünde dudağını yaladıktan sonra "Bana 'seni seviyorum' demeye en yakın olduğun an buydu." dedi. Sesindeki heyecan Veyla'yı daha da neşelendirdi. Kralların Kral'ı, Veyla'nın yanında bir erkek çocuğuna dönüşüyordu.

"Aslında daha önce söyledim."

Gölge'nin kaşları kalktı. Heyecanı artsa da imkân vermedi. "Mümkün değil. Bana bunu Konsey'in soktuğu Gayzer bile unutturamazdı."

Veyla gülerek "Söyledim." diye ısrar etti.

Gölge "Benim güzelim," diyerek kadını yavaşça öptükten sonra bir elini yanağına yükseltip tenini okşarken "Benim canım," dedi ve Veyla titrek bir nefes aldı bu andan. "Benim bu şanssız, bahtsız, zavallı..." dedikçe de duygu sömürüsü yaparak yüzünü buruşturması Veyla'yı daha da güldürüyordu. "... aciz kulaklarım henüz öyle güzel bir cümle duymadı."

Veyla omuz silkti. "Sen duymamış olabilirsin ama ben söyledim."

Gölge'nin alayı silinip ciddiye almaya başlarken kaşları kalktı ve "Ulan ne zaman?" diye sordu. Heyecanlı bir gerginliği vardı çünkü böyle bir şey söylendiyse ama duymadıysa o yüz bin şimşeği kendi kafasına indiresi gelirdi. Kadın belirli cümleleri söylemeyi Zvarna'ya kadar erteleyip duruyordu ve Gölge duymadığı bir cümlenin özlemini çekmekten muzdaripken Veyla şimdi söylediğini ama Gölge'nin kaçırdığını iddia ediyordu.

"Trumpkin'de."

Gölge düşüncelere dalarken kaşları hafifçe çatıldı ve "İçinden söyledin herhalde." diye sızlanırken alaycıl olmasa da tatlı göründüğü için Veyla'yı tekrar güldürdü. Bir elini adamın boynundan çekip yanağına getirdi ve derin bir nefes alıp vererek sevdi tenini. Bazen Gölge'nin yanaklarından sıkası geliyordu ve etrafları savaşçı doluyken zaten yeterince sarmaş dolaşlardı, biraz daha ciddiyetlerine gölge düşürmeye gerek yoktu.

"Seni ağacın sınavından geri çağırmak için geldiğimde, o okyanusta. Sen hiçbir şey duymadan, hissetmeden, görmeden öylece uzanmıştın suya. Çok çabaladım ama ulaşamadım sana. Ben de 'buraya kadar' diye düşündüm. Sonsuza kadar ağacın hapsinde kalacağımızı sandım ve yanında ben de kendimi suya bıraktım. O zaman..." deyip burukça gülümsedi. O anlardaki çaresizliğini hatırlamıştı. Gölge'yi kaybetmekten ne çok korktuğunu. Gölge'yi görmeden hemen önce onu öldürdüğüne dair iğrenç bir görü ya da görüşe şahit olmuştu ve Gölge'nin kollarına sığınmak, bunu asla yapmayacağını haykırmak isterken adama uzanamamıştı, adamın varlığını hissedememiş, elinden tutamamıştı. Sadece görmüş, görmekle yetinmeye çalışırken yanında uzanmıştı. Seni seviyorum, dediğinde ve sanki parmak uçları değdiğinde ise adam yeniden varlık kazanmış gibi dönmüştü ama Veyla da bir yaratık tarafından okyanusun dibine çekilmişti.

Gölge önce mırıldanır gibi "Beni sevdiğini söyledin..." dedikten sonra gözleri olabildiğince irileşti. "Beni sevdiğini söyledin!"

Veyla başını onaylar şekilde salladı ve güldü. "Hem de iki kere. Peş peşe."

Seni seviyorum, demişti önce. Sonra duyguları taşmıştı içinden, tekrar dillenmişti dudakları. Seni çok seviyorum, demişti sonra.

Gölge baktı, baktı ve baktı. Veyla bir an büyüsünden vazgeçip tek bir büyüye, zihin okumaya sahip olmayı istedi çünkü adamın varlığı yine bu andan soyutlanmış gibiydi. Gözleri o anlara şahit olmuş gibi parlıyordu ve yüzü de muhtemelen o gün duysa bürüneceği o ifadeyi taşıyordu. Şaşkın bir mutluluk. Hâlâ ve hâlâ, Veyla'nın onu sevdiğine şaşırıyor olamazdı, Veyla her an kanıtlar gibi bakıyordu ama bunu söylediğine ama duyamadığına şaşırıyor olmalıydı.

En sonunda donuk yüz ifadesi çözülmeye başladı ve dudakları aralandı. Yüzünde Veyla'nın anlayamadığı bir hınzırlık vardı. "Ne dedin yani?" diye sordu.

Veyla, cevap verme amacıyla "Seni seviyorum." dediğinde Gölge'nin muhtemelen Amorsus'tan bile duyulan kahkahasını dinledi. Veyla söylenir gibi uzatarak "Ama..." dedikten sonra omuzları çökerken alnı adamın göğsüne yaslandı ve tekrar sıkkınlıkla "Ama sen bir düzenbazsın." dedi.

Gölge, gülüşleri müsaade ettikçe kadının saçlarından öperken bir yandan da sımsıkı sarılıyordu. Birazdan maruz kalacakları tehlikeli anlara rağmen şu anki keyifleri savaşçıların belki de garipsemesini sağlamalıydı ama neşeleniyorlardı. Kral ve Kraliçeleri kadar neşelenip umut doluyorlardı çünkü hemen bedenlerinin ardında siyah ölümün karanlığı varken yaşamla gülen Kral ve Kraliçeleri onlara kıyametten kurtulacaklarını hissettiriyordu.

"Sevdiğin bir düzenbaz." demeye çalıştı Gölge, gülüşleri arasından. Veyla sığındığı adamın göğsünde bir süre daha saklanmak isterken Gölge bir elini kadının yanağına götürüp başını kaldırmaya çalıştı ama Veyla direndi. "Şurada biraz kalmak istiyorum."

"Orada bir ömür kal istersen bebeğim ama birkaç saniye ver, gözlerine bakayım."

İşaret parmağı ve başparmağıyla kadının çenesini tutup kaldırmak istediğinde Veyla da izin verdi ve parlayan gözler birleşti. Veyla'nın beyaz teninde kızarık yanakları Gölge'nin sonsuza kadar öpmek istediği bir görüntü oluştururken iç çekti ve gülmeyi sürdürmek isteyen dudaklarından konuşabilmek adına müsaade istedi.

"Ben de seni seviyorum."

Veyla da minik kıpırtılarla kıvrılıp duran dudakları ardında heyecanla sesini temizledikten sonra parmak uçlarında yükselip alçaldı ve "Ama ben o zaman söylemiştim, şimdi aslında öyle demek..." diye direteceği sırada Gölge kadının yanağını severek yüzlerini yakınlaştırdı ve "Tamam, ama ben her zaman söylüyorum." diye konuyu sonlandırdı.

Veyla heyecanlı bir nefes alıp verdi ve geniş bir şekilde gülümsedi. Gözleri istemsiz kırpışırken Gölge gibi "Her zaman." dedi. Seni her zaman seviyorum.

Gölge kulaklarıyla duymaktan deli gibi hoşlansa da zaten gözleriyle de anlatan sevgilisini öptü. Geri çekildiğinde çenesinin ucuyla Veyla'yı gösterirken yamuk bir şekilde sırıtıyordu. Biraz önce kadın ona 'manyak' demişti ama "Sen de az deli değilsin." diyerek aşağı kalır yanı olmadığını dile getirdi.

Veyla da inkâr etmedi ve memnuniyetle biraz sonra duyacağına emin olduğu cümleyi bekledi. Gölge de keyifle "Ben de deli seviyorum." dedi ve aynı anda güldüler. Gölge kadının başının üstünden ardındaki hazırlığa baktı ve komutanlardan birkaçının az kaldığına dair işaret yaptıklarını gördü. Cankat denilen adamla da göz göze geldikten sonra gözlerini Veyla'ya çevirdi. Kadının yanağındaki elinde başparmağı gülümseyen dudaklarına vardı ve "Sadece benim için." diye hatırlattı. Bu konuda anlaşmalarını istiyordu.

Veyla, adamın tatlı huysuzluğundan hoşlandığı için sürdürmek isteyerek "Dudaklarım bu eylemle yeni tanıştı. Biraz tadını..." derken Gölge tekrar kadını öptü ve dudakları arasında sadece bir nefes bırakarak geri çekildiğinde "Bırak, gülümsemenin tadını sen değil, ben çıkarayım." dedi.

Veyla, "Açıkçası hak veriyorum." diye mırıldandı. "Sadece sahibi değil, sebebi de sensin sonuçta."

Gölge yüzlerini bir anda uzaklaştırıp Veyla'yı güldüren bir şekilde baktı. Veyla bir elini adamın boynundan çekip omzuna vurdu ve "Ne yani? O kadar kaba bir kadın mıyım ki, böyle şaşırıyorsun?" diye sordu. Gölge, Veyla'nın bir mucizesine daha şahit olmuş gibi şaşırarak bakmıştı. Mutlu bir şekilde kadını öptükten sonra gözlerine alay düştü.

"Bir kere 'senden nefret etmiyorum' demiştin, o çok romantikti."

Veyla kızar gibi baktığında Gölge gülerek işaret parmağını kadının kaşları arasına götürdü ve gevşemelerini sağladı. Eş zamanlı olarak Veyla yeniden gülümsedi ve Gölge'nin parmakları da kadının gülümsemesine döndü. Başparmağıyla dudağının kenarını severek alınlarını birbirine yasladı ve "Sen de bana söz ver." dedi.

Veyla'nın gözleri huzurla kapanmış haldeyken "Tamam, sadece sana gülümseyeceğim." dediğinde Gölge burnundan güldü. "O da var tabii güzelim ama başka bir sözden bahsetmiştim."

"Ne için o zaman?"

"Sen de bugün ölümü tekrar yeneceksin,"

Veyla, tanıdığı bedendeki gerginliği dağıtmak ister gibi boynuna sımsıkı sarıldı ve "Bir sorun çıkmayacak." dedi. Elbette Esvedler ve o karartılar yeniden Veyla'yla temas kurmak isteyecekti ama Veyla, neler yapabildiğini görmüştü. Onlara müsaade etmemek için her şeyi yapacaktı. Zaten istedikleri Veyla'yı öldürmek değil, yaşayan her şeyi öldürmek için Veyla'yı yaşatmaktı.

"Onlar için ölüm, Zenith için yaşam kelebeği olacaksın."

Geçen dakikaların ardından farklı voltriderlarda ama yolları ayrılmadan önce birkaç saniyelik sonsuzluk boyunca birbirlerine bakışlarını bahşettikten sonra dâhi Veyla'nın aklında hâlâ bu cümle vardı. Onlar için 'ölüm', Zenith için 'yaşam' kelebeği. Belli ki yaşatmak da öldürmek de Veyla'nın büyüsünde gizliydi ve yapması gereken bunu kontrol edebilmekti.

Ash, voltriderı sürerken "Büyünün bana da zarar vermemesi garip." dedi. Geçen sefer Veyla büyü patlaması yaşadığında Gölge'yi ve diğer savaşçıları korurken Ash'i de korumuştu kadının büyüsü. Aralarındaki gerilime rağmen bunu yapabilmesi şaşırtıcıydı.

Veyla, yüksekte uçtukları için siyah ölüme çöken kara bulut gibi sis büyülerinin ardını göremese de izlerken "Siyah ölümü yok etmekten daha zor bunu başarmak." diye alay etti. Birazdan her yer büyüsüyle aydınlandığında sislerin ardında gizlenenler ortaya çıkacaktı. Veyla, uzaklık ve voltrider gürültüsü dolayısıyla duyamıyor olsa da Ash'in Azrit kulakları hâlâ karartıların tiz çığlıklarını duyabiliyordu.

"Biliyor musun? Bu hayatta yanında kendim olmaktan çekinmediğim tek kişi Yıldat. Gölge'nin yanındayken hep onun isteyebileceği gibi bir kadın olmaya çalışıyordum."

Veyla'nın gözleri solundaki Ash'e dönerken kaşları çatılmakla kalkmak arasında bir noktada kaldı ve güldü. "Gerçekten şimdi, birbirimize eski sevgililerimizden mi bahsedeceğiz?" diye sordu. Veyla ile Yıldat eski sevgili sayılmazdı ama değer vermekten öte duygusal bir bağ geliştirmeye çalışmışlardı, öpüşmüş, bazen daha fazla yakınlaşmaya çalışmış, sevgili gibi gezinmişlerdi. Ash ile de Gölge eski sevgiliden çok yatak arkadaşılardı ama Ash yoğun bir duygu geliştirmeyi başarabilmişti. Şimdi birbirlerine bunlardan bahsetmek biraz garipti ama Veyla rahatsız hissetmedi. Gölge Veyla'ya aitti ve Ash de bunu biliyordu. Ayrıca Ash, Yıldat'tan hoşlanır gibi konuşuyordu ve bu da Veyla'nın hem dikkatini çekiyor hem de hoşuna gidiyordu. Yıldat'ın bir gün geri döneceğini umuyordu ve eğer Ash ile bir şeyler yaşarlarsa mutlu olabilirlerdi.

"Yıldat da senin yanında, senin ilgini çekmek için çabalayıp duruyordu ama biraz önce, birazdan siyah ölümle boğuşmayacakmışız gibi sarmaş dolaş ve gülerek sohbet ederken sizi izledim de..." dedikten sonra tek gözünü kırparak yüzünü hafifçe buruşturduğu yaramaz bir sırıtışla "Biraz da dinledim." diye itiraf etti ve Veyla gülerek gözlerini devirdi. "Siz birbirinizi her halinizle seviyorsunuz. Sanırım olay bu."

Öyleydi. Birbirleri için kusursuz değillerdi. Birbirlerini kusurlarıyla seviyorlardı. İkisi de siyah ölüm kadar karanlık bir geçmişe sahiplerdi. Birbirlerine defalarca kez zarar vermişlikleri vardı. Bazı suçlardan masumlukla arınmış olsalar da onlar tüm suçları zırh gibi giyip birbirlerinin karşısına düşman olarak çıktıklarında dâhi birbirlerine âşık olmuşlardı. Şimdi sevmek, onlar için işten bile değildi.

"Ve biliyorum, Zenith için birbirinizden vazgeçeceğinize, birbiriniz için Zenith'ten vazgeçersiniz. O gezegeni kurtarmak için senden vazgeçecek bir adam değil. Seni kurtarmak için bu gezegenden vazgeçecek bir adam."

Veyla yolla ilgilenmeyi bırakmış, tamamen Ash'e odaklıydı. Kadının konuyu nereye getireceğini anlayamamıştı. Ash Azrit gözleri yardımıyla Veyla'nın aksine karanlıktan daha fazlasını görüyordu. Zaten, görev öncesi planlanan nokta voltriderın navigasyonunda vardı. Araştırmacı savaşçılar yola çıkmış, yeterince yol kat etmişti. Hatta tespit ettiği kutsal doğa yerlerinden örnekler alıyorlardı. Esvedlerdeki ilk hareketlenmeyi, fark edildiklerine dair ilk emareyi tespit edenin verdiği haberle birlikte Gölge ve Veyla da farklı voltriderlara binip siyah ölümü oyalamak üzere yola çıkmışlardı. Bir kısım komutan ve savaşçı grubu, siyah ölüm bir anda ilerlemeye başlasa dâhi yeterince uzakta kalacağını tahmin ettikleri yaşayan topraklara kurdukları gözlem kulelerinde, olanı biteni hem uzaktan bağlandıkları voltrider kameralarından hem de uzağı gösterir teknolojik cihazlardan olabildiğince izleyeceklerdi. Duruma göre 'a,b,c,d...' ve hatta 't' planı yapılmıştı ve herkes iletişim halinde ve koordine bir şekilde görevi sürdürüyordu. Veyla Cankat denilen komutan ile sohbet ederken Kral'ın komutan ve savaşçılarına emri açıktı. 'Ne olursa olsun Kraliçe'yi koruyun.'

Gökyüzünün Veyla'dan yana olan kısmında uzaklar şimşekler ile aydınlanırken uzakta olsalar dâhi Veyla, ışığın ulaştığı yeryüzündeki karartıları ve kırmızı gözlerini görür gibi oldu. Şimşekler başladıysa, obsidyen bombaları da ilgili voltriderlardan yeryüzünde belirlenmiş noktalara inmiş olmalıydı. Konum olarak daha çok yerin altına ulaşan yarıklar tercih edilmişti. Bu şekilde mümkün olduğunca Esved ve Karartıların müdahalesinden sakınılmaya çalışılacaktı. Böylelikle Gölge'nin görev alanı gittikçe daha büyük patlamalara sebebiyet verecek obsidyenlerle ve Gölge'nin büyüsüyle doluydu. Esved'i çevreleyen ve Nixsus'u koruyan bir güç alanının benzeri, gökyüzü şimşeklerle aydınlandıkça genişleyerek oluşuyordu. Esvedlerin ilgisi Gölge'ye kayacak, derken Veyla başka bir problem yaratmaya başlayacaktı ve Esvedler mor ve mavinin birbirine teğet geçtiği iki geniş alanda hangi biriyle uğraşacaklarına karar verecekken savaşçı voltriderlar Zvarna için arayışı sürdürecekti. Voltriderların hızı düşünüldüğünde ve tehlikeyi azaltmak için tüm planı tek sefere indirgemediklerinden uzun sürecek bir görev değildi. İlk dönen Veyla olacaktı. Sonra savaşçılar dönmeye başlayacaktı ve en son Gölge dönecekti. Veyla'nın hoşuna gitmese de Gölge'nin açık emri buydu.

Obsidyen patlamaları ve yeryüzüne inen şimşekler yüzünden Gölge, tek başına voltriderdaydı. Aksi halde, yanına aldığı savaşçı ve komutanlara, siyah ölümden daha çok zarar vermiş olurdu. Veyla ise, büyüsünden istediklerini sakınabildiği için daha geniş bir savaşçı grubuylaydı. Şu anda Ash'in sürdüğü bir voltriderda olsa da arkalarında ve çevrede başkaca komutanların komutasındaki savaşçı voltriderları da onlarla birlikte uçuyordu. Büyüsünü yönlendirirken ve eğer durum bir güç patlamasına dönüşürse kontrolü kaybettiğinde Gölge gibi voltriderı süremeyeceğinden, Ash ile birlikte uçuyordu.

Veyla, sevdiği adamın gökyüzü ve yeryüzünde yapabildiklerini hayranlıkla izlerken Ash ile sohbet etmeyi sürdürdü. "Yıldat'ı öyle sevebileceğini mi düşünüyorsun?"

"Bilmiyorum..." dediğinde Veyla'nın gözleri Ash'e döndü. Ash, direksiyonu sağa doğru kırıp ileri ittirerek hızını arttırırken Veyla'nın gözleri navigasyona döndü. "Yoldan şaşıyorsun."

Ash, "Önümüzde bir dağ var." dediğinde Veyla'nın gözleri ileriye döndü. Mesafeleri dolayısıyla Gölge'nin ışığı oldukları yere kadar aydınlatmaya yetmiyordu ve kara bulutlar görüşünü azaltıyordu ama holografik haritada önlerinde bir dağ görünmüyordu. Siyah ölüm birçok şeyi değiştirmiş olabilirdi ama harita her saniye voltriderın ilettiği dalgalar ile tespit yaparak kendisini güncelliyordu.

Veyla anlamaya çalışırken Ash, "Yıldat'ı öyle sevebilir miyim gerçekten bilmiyorum ama," dediğinde Veyla'nın gözleri haritadan, voltrider hızıyla gittikçe yaklaştıkları Gölge'nin hâkimiyet alanına döndü. "Ash, ne yapıyorsun?"

"Yıldat için bunu yapabileceğimi düşünüyorum."

Veyla, "Neyi?" diye soracakken göğüs kafesinin altındaki keskin acıyla dudakları olabildiğince aralandı ve göğsünden kesik birkaç nefes geçti. Başı titreyerek eğildi ve hızla kanın bacaklarına doğru aktığı göğüs kafesindeki obsidyen kazığını gördü. Bu Zenith üzerinde Veyla'yı öldürmeye gücü ve kudreti yetebilecek iki şeyden biri, kalbinin biraz altında vücuduna saplıydı. Sorunu algılamakta, her nedense Ash'e güvenmeye başladığı için gecikişi, mor gözlerine ulaşan büyünün Azrit hızı karşısında yenilmesini sağlamıştı.

Gölge, şimşeklerin aydınlattığı alanda herhangi bir Esved görememişti ama kabuklarından çıkıp gelecek olmalılardı. Onlar geldiğinde gökyüzünde kaldığı sürece direnmeye devam edebilirdi. Kaç tanesi geldiğine göre değişirdi ama bir süre yeryüzünde de direnebilirdi. Daha fazlası geldiğinde ise dönmesi gerekecekti. Kendisine sözü vardı, ancak Veyla için ölebilirdi. Aksi durumda, Veyla'yı korumak ve Zenith'i kurtarmak için hayatta kalmalıydı. Bu yüzden risk oluştuğu an dönme planı başlayacaktı.

Göğüs kafesinin altında keskin bir acı hissettiğinde kaşları çatılarak başı eğildi. Acı bilfiil sürerken anlayamayarak başını kaldırdı ve etrafına baktı. Herhangi bir Esved göremiyordu ama bir şey, büyüsüyle ona saldırıyor gibi hissediyordu. Saldırı durmaksızın sürüyor olmalıydı ki, Azrit bedeni iyileşmeden canı yanmaya devam ediyordu. Gölge'nin şimşeklerine karşı ölmek ya da kaçmaya çalışmak dışında bir şey yapamayan Karartıların gücünün buna yeteceğini sanmıyordu. Neredeyse nefesi kesilecekti, öyle güçlü bir acıydı. Voltriderın direksiyonunu otomatik pilota alıp üstünü çekiştirerek açtığı çıplak teninde, karın kaslarının üstünde bir yara, büyü parıltısı, bir şey bekledi ama yoktu. Anlayamıyordu.

Gölge acı yüzünden buruşturduğu yüzünde dudaklarından kısık bir inleme çıkarken voltriderın iletişim kanalından komutanlardan birinin malumat verişini duydu. "Kraliçe'nin olduğu voltrider öngörülen rotadan çıktı. İletişim kuramıyoruz."

İlk etapta, en önden gitmesi sebebiyle olası bir engelle diğer savaşçılardan daha önce karşılaşıp bu yüzden bir anlığına açısını değiştirdiğini düşünmüşlerdi ama durmaksızın aynı açıyla ve Gölge'nin görev alanına doğru hızla yaklaştığını gördüklerinde Kral'a bildirme ihtiyacı hissetmişlerdi. Bu Kraliçe'nin de emri olabilirdi ama Kraliçe'nin olduğu voltriderla tekrar tekrar denemelerine rağmen iletişim kuramıyorlardı. Çünkü Ash, kapatmıştı.

Gölge sebebini anlayamadığı acı sürmesine rağmen yok olmuş gibi ilgisini duyduğuna verirken gözleri hologramla yükselen haritaya döndü ve Veyla'nın içerisinde bulunduğu voltrideri temsil eden araç simgesinin kendisinin görev alanına doğru eğim aldığını, voltrider hızı dolayısıyla da bir hayli yaklaştığını gördü. Ash'in sürdüğü voltrider ile iletişim kurmaya çalıştı ama kanal kapatılmış olmalıydı ki başarmadı.

Gölge gözlerini haritanın gösterdiği alana doğru çevirdi. Eğer sebebi Esvedlerin Veyla'nın zihnine saldırmasıysa bir büyü patlaması görmeyi bekledi ama yoktu. Göğüs kafesinin altındaki acı git gide artarken direksiyonu tekrar hâkimiyetine alıp hızla Veyla'nın olduğu voltridera doğru sürmeye başladı.

"Takibi kaybetmeyin!" diye bağırdı Veylaları takip eden voltriderlardaki komutan ve savaşçılara. O Karartıların Azritler kadar hızlı olabileceğini görmüştü ve eğer Veyla kendinden geçtiyse, korumaya ise Ash'in gücü yetmezse bir anda Veyla'yı uzaklara götürebilirlerdi.

Acı ve korku Gölge'nin kalbini ele geçirirken alanı çevreleyen büyüsü dengesizdi. Bir şiddetle yükselip bir de güçsüzlükle titriyordu ve eğer bunu yapan Esvedlerse, Gölge'ye bile ulaşmayı başarabildilerse Veyla'nın şu an ne yaşıyor olabileceğini düşünmek, vücudundaki acıyı unutturuyor ama daha fenasıyla sarsıyordu. Korku. Veyla'yı kaybetme korkusu.

Veyla'nın müthiş bir acının kızarttığı gözleri yavaşça Ash'e dönerken ciğerlerinin alamadığı nefes dudaklarında acıyla inlemelerin dâhi hapsolmasını sağlıyordu. Ash ona üzgün bir şekilde baktı. "Yıldat'ı tekrar görmek istiyorsam bunu yapmam gerektiğini söylendi. İnanmayacaksın ama, gerçekten üzgünüm."

Veyla 'Sana güvenmiştim.' diye düşündü. Ne zaman olmuştu, bilmiyordu ama Ash'e güvenmişti. Dudakları konuşamıyordu ama gözleri anlattı ve bu hissin ağırlığı Ash'in yutkunmasını sağladı.

Vücudundaki obsidyen mor gözlerindeki büyü ışıltısını hızla söndürmüştü ama öyle olmasa da vücudu bu denli acıyla kasılırken ne yapabilirdi, bilmiyordu. Zaten Azrit Ash ona çok da zaman tanımadan vardıkları Gölge'nin şimşeklerinin dans ettiği alanda voltriderı durdurdu ve kapısını açtı. Çok zamanı yoktu, ardında kalan diğer savaşçılar duruma müdahale etmeden yapmalıydı. Veyla'nın emniyet kemerinin de açılması için tuşa bastıktan sonra "Ve yine inanmayacaksın ama, seni Kraliçe olarak görmeye başlamıştım." dedikten sonra dudağını üzgün bir şekilde kıvırıp kendi yaptığı şeyi görmek istemediği için gözlerini sımsıkı kapatarak Veyla'yı voltriderın dışına ittirdi.

Veyla'nın vücudu gökyüzünde salınırken obsidyen yüzünden Veyla kadar güçsüz düşmüş kelebekleri de ölmek üzere gibi titreyerek Veyla'nın ceketinin cebinde çaresiz kalmışlardı. Veyla nefes bile alamamasına rağmen büyüyü vücuduna çağırmaya çalışıyordu ama vücuduna saplanmış obdiyenin büyüsü kalbine doğru yol alırken büyüsü hiç var olmamışçasına yok olmuştu. Sevdiği adama güç veren taş, onu öldürüyordu ve Veyla zihninde, kalbinde yine aynı adamdan yardım diliyordu.

Voltriderlar arasında acil durum ikazları çalarken Ash voltriderıyla hızla uzaklaşmaya başladı. Arkasında kalan voltriderlar düşen Veyla'ya doğru alçalarak sürmeye devam ederlerken Gölge'nin iletişim kanalında bir komutanın "Kraliçe voltriderdan düşüyor!" diyen sesi yükseldi.

Gölge direksiyona sert bir şekilde vurdu ama materyalin çatladığını gördüğünde Veyla'yı güvende tutmak istiyorsa araca ihtiyacı olduğu için öfkesini fiziki güç göstermeksizin yaşamaya çalıştı çünkü bir kere daha vurursa dayanıklı materyalden üretilmiş olsa da direksiyon parçalanacaktı. Fiziki güç göstermese de büyüsü gökyüzünü sarmıştı ama bu da tehlikeliydi. Gölge, Veyla'yı takip ederken hakimiyet alanına girdikleri için büyüsüne maruz kalabilecek voltriderları korumak için büyüsünün alanını daraltmaya çalıştı ama hem Esvedleri Veyla'nın ve diğer savaşçıların hızla indiği alandan uzak tutmak istiyorsa büyüsünü yönlendirmeye ihtiyacı vardı, hem de o alandaki Veyla'yı ve savaşçıları korumak istiyorsa büyüsünü geri çekmeliydi ve tüm bunların ortasında sebebini hala anlayamadığı bir acı göğüs kafesinin altından kalbine doğru yol alırken kaos ve korku her zerresinden akıyordu.

Gölge, "Yakalayın, hadi lan!" diye bağırdı. Kendisi uzaktan ulaşmaya çalışsa da diğer savaşçılar voltrider hızıyla çoktan Veyla'ya ulaşmış olmalılardı. Komutanlardan biri "Kral'ım, bir şey voltriderları yavaşlatıyor." diye açıkladığında Gölge "Sikeyim!" diye kükredi. O şey her ne ise, kendi voltriderını da yavaşlatmaya başladığında Gölge'nin tek başına karanlığı aydınlatabilecek kadar büyüyle ışıldayan mavi gözleri de voltriderın enerjisine destek olarak hızını sürdürmeye çalıştı. Belli ki Esvedler, gökyüzüne de müdahale edebiliyordu.

Gölge, yaklaştıkça Azrit gözleriyle düştüğünü görebilmeye başladığı Veyla'ya "Hadi güzelim!" dedi. Bir büyü patlaması yaşamalıydı. Yeryüzüne düşmeden, siyah ölüme temas edip de Saltar gibi ona da yapışmalarını sağlamadan ya da Karartılar yardımıyla onu uzaklara taşımadan bir büyü patlaması ile bu karanlık ölüme yaşam getirmeliydi. Gölge'nin zihninde Baş Terra'nın bir öngörüsü, 'Önce onu kaybedeceksin' deyişi tekrar tekrar yankılanıyordu. Gölge, varisin ne zaman olacağını söylediğinde Baş Terra böyle söylemişti ve Terra mıntıkasında ise varisin gelmesine çok az kaldığından bahsetmişti.

İşin kötü kısmı, obsidyen patlamaları da başlamıştı ve Gölge büyülü taşlardan güç almasına karşın onları yönetemiyordu. Obsdiyen Veyla'yı öldürebilir, Veyla'yı yakalamaya çalışan voltriderlara zarar verebilirdi ve Gölge daha hızlı olmaya çalışmak ve durmadan küfrederek kükremek dışında hiçbir şey yapamıyordu.

Savaşçıların voltriderları hızla alanının dışına doğru savrulmaya başladığında iletişim kanalından haber almış olan Gölge gözleriyle de görebiliyordu. Çenesi olabildiğince kasılmış haldeyken büyüsü ve obsidyenler bu denli etrafını sarmışken hâlâ göğsündeki acıdan neden kurtulamadığına da ayrı öfkeleniyordu çünkü Veyla'yı kurtarmak için güce ihtiyacı vardı ve acı gücünü gölgeliyordu.

Gölge büyüsüyle karşı koymasına rağmen sürdüğü voltriderda olabildiğince yavaşlamıştı. Ve hatta aksi yöne doğru sürüklenmeye başladığında gözleri Veyla'dayken voltriderı ilerletme çabasını sonlandırdı ve yeryüzüne indirdi. Voltrider bir Azritten hızlıydı ama Esvedlerin büyüsü yüzünden voltriderla devam etmeye çalışmak zaman kaybıydı. Her şey saniyeler içerisinde olup bitiyordu. Gölge yeryüzüne inerken voltriderdan atlayıp Azrit hızıyla koşmaya başladı. Saatinden, alanın dışına savrulup durduğu için voltriderla yaklaşamayan savaşçılarına "D planı!" diye bağırdı. Üçüncü savaşçı grubu alanın dışında voltriderdan inip Azrit hızıyla koşarlarken araştırma gruplarından kutba yakın olanlar da ölüm sınırına doğru geri dönmeye başlayacaklardı. Alana yakın voltriderlar, Gölgeler Kraliçe ile dönmek istediklerinde karşılarına çıkacak olası engelleri oyalamak için Gölgeleri biraz daha ileride bekleyeceklerdi.

Gölge, voltriderdan inip de Kraliçe'ye doğru koşan ama siyah ölümden korkabilecek savaşçılarını "Kraliçe'si için ölmeyeni ben öldürürüm!" diye motive etti. Azritler cesur Xalialardı ama siyah ölüm, yakın zamana kadar hiçbir büyülü ya da büyüsüz canlının maruz kalmadığı bir tehlikeydi. Korkabilirlerdi.

Gölge'nin şimşekleri, Gölge koştukça peşine düşen Karartılara inip öldürürken Veyla'ya ulaşmasına az kalmıştı. Gölge'nin kolları oldukça yüksekten uçan bir voltriderdan düştüğü ve her şey Azrit hızıyla saniyeler içerisinde gerçekleştiği için henüz bedeni zemine çarpmamış Veyla'ya doğru uzandı.

D planında, voltriderdan inip fiziki güçle Kraliçe'yi koruması gereken savaşçı grubu iletişim kanalından "Savruluyoruz!" diye bildirdiler. Belli ki Esvedler müdahale ediyor, onların yanlarına gelmesine izin vermiyordu. Gölge'ye ise ya müsaade ediyor ya da engel olmaya güçleri yetmiyordu. Eğer müsaade ediyorlarsa, bu engel olunması gereken bir planları olduğu anlamına gelirdi ama Gölge'nin önceliği Veyla'yı kurtarmak olduğundan sonrasını, sonra düşünecekti.

Gölge, yaklaştıkça Veyla'nın bedenine saplanmış obsidyen parçasını gördü. Vücudu mümkünmüş gibi biraz daha korkuyla sarsıldı. Kalbine yakındı. Hâlâ yaşıyordu ama bir an önce obsidyenden kurtulmazsa ölebilirdi. Patlamalardan birinde, gökyüzüne doğru savrulmuş bir obsidyen parçası olabileceğini düşündü. Veyla'nın kapalı gözleri ve düşük nabzını hala duyabilse de git gide duyamadığı nefes alış verişleri Gölge'nin artık savaşçıları da gelemediği için geri çekmeye çalışmadığı büyüsünün şiddetlenmesini sağlarken tek bir yıldırım bile Veyla'ya isabet edemezdi ama obsidyen patlamalarından onu sakınabilmesi, kolları arasına almadıkça mümkün değildi. Daha büyük patlamalar yoldaydı ve bir an önce onu buradan çıkarmalıydı.

Yere çarpmadan önce kucağına düşen Veyla'ya korku ve sevincin harmanlandığı bir sesle "Yakaladım seni!" diye bağırdı ve bir kolu ve bacağının desteğiyle kucağında tuttuğu Veyla'nın göğüs kafesinin altına saplanmış obsidyen parçasını hızla çıkardı. "Yakaladım seni bebeğim..."

Veyla bir süredir suyun altında kalmış ve ancak gökyüzüne kavuşmuş gibi hırıltıyla nefes alırken Gölge'nin göğüs kafesinin altındaki acı da hiç var olmamış gibi yok oldu.

Gölge'nin Veyla'yı yakaladığı için sevinmiş ama tehlike sürdüğü için endişeli yüz ifadesinde duygular donuklaşırken Veylayı kucağında tutan kollarının tutuşu sıkılaştı. Veyla'nın gözleri kırpışarak aralanarak Gölge'ye dönerken güçsüz düşmüş bedeni titriyordu. Kesik nefes alış verişleri sürerken karnına düşmüş elleri Gölge'nin boynuna uzanmak istiyordu ama hareket kabiliyetine sahip olamayacağı kadar güçsüz haldeydi. Sadece temas ettiğinde dâhi vücudunu yakan obsidyen bir süre boyunca vücudunda kalmıştı ve gücünü geri kazanması zaman alacaktı. Bitkin gözlerle ama yine de bu kaosun ortasında bile minnetle baktığı Gölge'ye dudaklarını aralayıp söylemek istediği bir şeyler vardı ama dudakları bile güçsüzdü. Ash'ten bahsetmek istiyordu, buradan bir an önce gitmeleri gerektiğini söylemek istiyordu, zihninde yine Esvedlerin seslerini uzaklardan da olsa duymaya başladığını söylemek istiyordu ama dudakları güç bulup da konuşabilmeye başlasa bile yine de susacağı bir ifadeyle karşılaştı Gölge'nin yüzünde.

Gölge donukluğunu üstünden atmak, kollarını sımsıkı sarıp göğsüne yaslaması yetmediği için sayısız defa öpüp iyi olup olmadığını sormak, en önemlisi de bir an önce voltridera dönüp onu buradan uzaklaştırmak istiyordu ama şaşkınlık içerisindeydi.

"Hissettim..." dedi Veyla'nın gözlerinde gezinen gözlerine saniyeler içerisinde sanki en güçlü büyüymüş gibi duygu parıltıları düşerken. "Acını hissettim."

Göğüs kafesine, herhangi bir yara ya da büyü izi olmaksızın saldıran Esved değildi. Acı, Veyla'nın bedenine saplanmış obsidyen parçasının olduğu yerde başlamış, Veyla obsidyenden kurtulduğunda ise geçmişti. Gölge bedeninin yaşamadığı bir yaranın acısını hissetmişti. Veyla'nın acısını hissetmişti.

Veyla'nın güçsüzlüğünün yansıdığı yüzünde kaşları minik kıpırtılarla kalktı ve titrek bir nefes daha aldı. Gölge, acısını hissetmiş miydi? Bu... Ruh evliliğinin başladığı anlamına mı gelirdi? Aynı anda hatırladılar. İlk aşamaydı. Erya, "Önce fiziki ve ruhani güçsüzlükler bağlanır. Birinin acısını, diğeri de hissedebilmeye başlar. Biri üzülse, diğeri de içinde aynı hissi yaşar. Zaten ruh evliliğine imkân tanıyacak kadar âşık olanlar, bunu bağ kurmaksızın da neredeyse yaşar fakat bu aşamada ruh henüz kopmaz bir bağ kurmadığından, birinizin ölümü diğeriniz için müthiş bir eziyet haricinde etki doğurmaz." diye açıklamıştı.

Daha üstlerinden şaşkınlığı ve duygu yoğunluğunu atamamışlarken Veyla zihninde yankılanan tiz çığlıklar yüzünden yüzünü buruşturduğunda Gölge gözlerini kırpıştırarak başını eğdiği Veyla'dan doğrulttu ve kadını mümkünmüş gibi biraz daha göğsüne yaslayarak şimşekleriyle aydınlanan etrafına baktı. Şimşekler sis bulutlarını aralasa da obsidyen patlamaları tozu dumana katıyordu ama yine de Gölge yaklaşan Esvedleri görebildi. İleriden, kutup yönünden yavaş hareketlerle yaklaşıyorlardı. Azritler kadar hızlı Karartıların aksine bir hayli yavaşlardı ama güçlü adımları zemini titretiyordu.

Veyla, vücudu obsidyenin etkisinden kurtulmaya çalışırken, etrafı obsidyen ve patlamalarıyla dolu olduğundan gecikiyordu. Gölge ona güç verirken Gölge'nin güç aldığı büyülü taşlar Veyla'yı güçsüzleştiriyordu.

Gölge, Azrit hızıyla voltridera yol aldı. Esvedler büyüsüyle yavaşlatabiliyordu ama tüm büyüsünü aynı anda etraflarını saran Esvedlere yönlendireceğine, sadece büyüsüyle voltriderın gücünü, enerjisini ve hızını arttırmaya çalışsa başarı şansının daha yüksek olacağını düşünmüştü bir an. Koşmaya devam ederken düşünceleri sürüyor, hangi ihtimalde Veyla'yı daha az riske atarak kurtarabileceğini seçmeye çalışıyordu. Etraflarındaki obsidyen patlamaları ile şimşekler de yaklaşan Esvedleri güçsüz düşürecek, zarar verecekti. Oluşan bu kaosta bir şekilde Veyla'yı buradan çıkarmalıydı. Gittikçe şiddetlenen obsidyen patlamalarının sonuncusu ve en büyüğü oldukça geniş alana yayılacak, Esvedleri geri püskürtecek gücü sağlayacaktı ama o sıra Veyla'yı yeterince uzaklaştıramazsa, aynı zararı Veyla da görmüş olacaktı.

Veyla, zihnine yapılan saldırılara güçsüzlüğü yüzünden büyük tepkiler dâhi veremiyordu ama sessiz çığlıklarını Gölge duyuyordu. Bir sebebi aşkıydı, diğer sebebi ise... Gölge Veyla'nın baş ağrısını zihninde hissedebiliyordu. Bu, büyülü bir evren için bile şaşırılasıydı ve Zenith üzerinde pek de yaşanmayan ruh evliliğini duymaktan öte ilk defa tanıyan Gölge bu kaosun ortasında şaşkınlık içerisindeydi. Tam olarak ne zaman oluşmaya başlamıştı ve bağın güçlülüğüne göre gelişim hızı yavaşlayan bu süreçte, acıyı hissetmeye ne zaman başlamışlardı, bilmiyordu ama geçen gün yine Esvedler yüzünden Veyla acılar içerisindeyken Gölge, aşkı yüzünden hissetmek dışında yaşar gibi hissetmemişti. Şimdi ise, sanki sancı Gölge'nin de zihninde gibiydi. Veyla kadar canı yanmıyor olmalıydı ama bir kısmı bile bu kadar acıtıyorsa, Veyla'nın yaşıyor olduğunu tahmin ettiği acıya karşı içi sızlıyordu. Güçsüz düşmüş kadının sesi bile çıkamıyordu ve bu Gölge'yi daha da mahvediyordu.

Zihni düşünceler, planlar peşindeydi. Aklındaki her bir tilki, kuyruklarını birbirine dolandırmadan çalışıyordu ve acısının, Veyla voltriderdan düşmeden önce başladığını dehşetle fark etti. Veyla, obsidyen patlamaları yüzünden darbe almamıştı. Henüz gökyüzünde, iletişim kanalı kapatılmış ve Ash tarafından sürülen bir voltriderda, obsidyen darbesini almıştı. Gölge'nin öfkesi, sonsuz sebebin arasında bir de Ash için yükseldi. O kadını zamanında idam etseydi, Veyla onu vazgeçirmeseydi, şimdi kolları arasındaki kelebeği acıyla can çekişmiyor olacaktı.

Gölge, henüz patlamamış obsidyen bombalarının varlığını bildiği yerlerden sakınarak Azrit hızıyla voltridera ilerlerken zihnindeki acı git gide yükseldiğine göre Esvedlerin Veyla'ya saldırıları da git gide artıyordu. Voltridera vardığı gibi, inerken kapanmasını sağlamak bir yana inmesini bile beklemeden atladığı için açık olan kapıdan Veyla'yı sürücü koltuğuna yerleştirdi. Kadının, Gölge'nin onu neden şoför koltuğuna koyduğunu anlayamayan ve acıyla kısılmış bakışları adama dönerken Gölge kadının emniyet kemerinin bağlanmasını sağlayan tuşa bastıktan sonra otomatik pilotu ayarladı ve kapıyı kapatmadan önce kadının yanaklarını elleri arasına aldı. Veyla kadar nefes nefeseyken "Alanın dışında savaşçılar seni bekliyor. İyi olacaksın." dedi. Geri çekileceği sırada Veyla hâlâ güçsüz olsa da bir kıpırtısı bile Gölge'yi durdurmaya yetebileceğinden adamın ellerinden tutmaya çalıştığında Gölge durup yüzünü buruşturarak ona döndü ve "Güzelim, zamanımız yok." dedi.

Veyla pürüzlü ve kısık sesiyle "Gölge, sen..." dediğinde Gölge, "Patlamalar şiddetleniyor ve en büyüğüne az kaldı. Bu kadar obsidyen gücünün arasında iyileşemiyorsun, yetmezmiş gibi birazdan alanı kaplayacak bir patlama olacak." dedikten sonra kalbi gibi sesi de korkuyla titrerken "Seni öldürür." dedi. Gölge'ye güç verirdi ama Veyla'yı öldürürdü. İlk aşamaya bile henüz geçtiklerine bakılırsa, obsidyenin Veyla'yı öldüremeyeceği son aşamaya dakikalar içerisinde geçmelerinin imkânı bile yoktu. Aralarındaki bağ bir hayli kuvvetliydi, ruh evliliği süreci hiç olmadığı kadar uzun sürecek olmalıydı. Çünkü öyle olacağını açıklamıştı Erya. 'Üç aşamadan oluşur, bazen günlere, bazen haftalara, hatta aylara bile yayılabilir. Güçlü bağlar, daha uzun süreye ihtiyaç duyar.'

"Sen iyileşemedikçe, büyünü kullanamazsın ve ben aynı anda hem onları geri püskürtüp hem de voltridera güç vererek obsidyen patlamalarını sürdüremem."

Veyla'nın peşini bırakmaları için büyük patlamaya kadar Esvedleri durdurmalıydı. Veyla, konuşmakta bile güçlük çekerek başını iki yana sağladı ve yaşlar yanaklarını ıslatırken ancak "Bırakmam." diyebildi. Seni bırakmam.

Gölge uzanıp kadının yaşlarıyla ıslanmış dudaklarından solur gibi öptü ve alınlarını birbirine yasladı. "Birazdan burası obsidyenin gücüyle patlayacak, bana bir şey olmaz. Biraz olsun beni düşünüyorsan güvende olmaya git yoksa beni Esvedler değil, sen öldürürsün."

Veyla güvendeyse, Veyla için hayatta kalabilirdi ama Veyla tehlikedeyse Veyla için ölebilirdi. Tek yapması gereken büyük patlamaya kadar Esvedleri oyalamaktı. Veyla sorun çıkartacak gibi baktığında Gölge, "Obsidyenden uzaklaş ve büyünü kazan. Bana başka türlü yardımcı olamazsın." dedi ve kadının onaylamaz seslerine rağmen son kez öpüp geri çekildi ve kapının kapanması için sensöre elini uzattı. Kapı kapanırken Veyla güçsüz bir şekilde kapıya uzandı ama otomatik pilot voltriderı havalandırmaya başlamıştı bile. Veyla korkuyla harmanlanmış bir kızgınlıkla baktı ama zihni Esvedlerle, vücudu etrafındaki ve bir süre boyunca bedeninde maruz kaldığı obsidyenle savaşırken sadece ağlayabiliyor, engel olamıyordu.

Gölge, kadın belki de artık duyamazken "Seni çok seviyorum." dedi ve Veyla da duydu. Patlamalar şiddetlendiği için Gölge'nin de dediği gibi, git gide güçlenmek yerine aksine güç kaybediyor ve iyileşemiyordu. Burada kalmasının Gölge'ye faydası yoktu ama Gölge'nin burada kalmasının da Veyla'nın iyileşmesine yararı yoktu. Güvenli bir alana geçse bile Gölge'yle kavuşmadan nasıl iyileşecekti?

Veyla da güçsüz sesiyle ama duyurabilmek için telaşla "Seni çok seviyorum." dedi. Gölge Esvedlere yönelirken Azrit kulaklarıyla duydu ve kasılmış çenesi bir anlığına gevşerken dudakları kıvrıldı. Kalbindeki korku bir anlığına hafifledi.

Voltrider havayı delip geçen ve tozu dumana katan bir hızla ilerlerken Gölge siyah ölümden yükselen büyünün voltridera ilerlediğini görebiliyordu. Yüzündeki gülümseme silinirken gözleri hiç olmadığı kadar büyüyle parladı ve vücuduyla gökyüzünden aynı anda Esvedlere doğru mavi büyü atıldı. Voltridera yükselen büyü geri çekilirken tekleyen voltrider yeniden hızla ilerlemeyi sürdürdü. Veyla telaşlı gözlerle gittikçe uzaklaştığı ardına baktı ama Azrit gözlere sahip olmadığı için hiçbir şey göremiyor, anlayamıyordu. Tek gördüğü voltrider uzaklaştıkça genişleyen bir çemberle birlikte siyahın maviyle aydınlandığıydı. Gölge, siyah ölüme yaşam katamıyordu ama ölümü biraz daha öldürmeyi iyi biliyordu.

Patlamalar ve Gölge'nin büyüsü yüzünden Karartıların uzakta olanları savrularak ölüyor, yakında olanları ise hiç var olmamış gibi yok oluyordu. Esvedler ise her şiddet artışında birkaç adım geriliyor ama sonra güç kazanarak ilerlemeye devam ediyordu. Bir değil, iki ya da on değillerdi. Onlarcası karanlıktan Gölge'ye yaklaşıyordu. Zenith üzerinde toplamda kaç tane Esved vardı, henüz bilmiyorlardı ama bir kısmı geliyordu ve dahası da yolda olabilirdi. Gölge'nin çağırdığı büyüsü dört bir yandan onlara ulaşsa da siyah ölümün ortasında sayıca fazlalıkları karşısında güçleri ağır basıyor, Gölge'ye yaklaşmaya devam edebiliyorlardı. Gölge'nin onları bu kadar oyalayabilmesi bile şaşırtıcıydı. Bir tanesi bile kontrolü ve savaşması güç bir yaratıkken, onlarcasıyla savaşıyordu. Bu gücü Veyla'yı güvende tutma ihtiyacından aldığını biliyordu. Veyla ona obsidyenden bile daha çok güç veriyordu.

Gölge omzunun ardından bir hayli uzaklaşmış Veyla'yı görüp rahatladı. Esvedler Gölge'yle ve obsidyen patlamalarıyla uğraşırken en azından Veyla güvenli alana gidebiliyordu. Birazdan oluşacak büyü patlamasında Gölge de, artık bir voltridera sahip olmasa da Azrit hızıyla, savaşçıların beklediği alana kadar koşmaya başlayacaktı.

Esvedler git gide yaklaştığı için Gölge zaman zaman geriye doğru adımlıyordu. Sayıca da artmaya başladıklarını gördüğünde "Sikeyim sizi." diye tısladı. Çenesi, sarf ettiği güç yüzünden bir hayli kasılmışken gücünü arttırması için enerji depolar gibi öfkeyle bağırmaya başladı.

Ayaklarından tırmanan sızıyı hissettiğinde bir an Veyla'nın yaşadığı bir acıdan kaynaklandığını düşünüp korktu ama başını eğdiğinde siyah ölümün kara bulutlar halinde zeminden vücudunu sarmaya başladığını gördü. Her hecede es vererek "Hassiktir." dedi. Büyüsünü yönelttiğinde kara bulutlar geri çekilmeye başladı ama bunu yaptığında, Gölge'nin bedeninin aksine Veyla'nın peşinden voltridera yöneldiklerini gördü. Bir saniye geçmedi ki Gölge, vücuduna yönelmeye çalışan kara bulutlardansa Veyla'ya yönelenlere engel olmayı seçti. Böylelikle kara bulutlar Veyla'nın peşini bırakırken yeniden Gölge'nin bedenine tırmanmaya başladı.

Veyla, ayaklarından başlayan bir sızı hissettiğinde obsidyen patlamalarından uzaklaştığı için git gide kendisine geliyordu ama hâlâ büyüsünü çağıramayacağı kadar güçsüzdü. Zaten siyah ölüm alanından henüz çıkabilmişliği de yoktu ve zihnine yapılan saldırı hafiflese de son bulmamıştı. Aklı Gölge'deyken kendisine gelmekte zorlanıyordu ve vücudu, yaşamadığı bir acıyı hissettiğinde kalbi korkuyla sarıldı. Veyla yaşamıyorsa... Gölge yaşıyordu!

Savaşçılar da Veyla'ya doğru sürdükleri voltriderda yanına varıp etrafını sardılar ve olası bir saldırıya karşı siper olmak istediler. Veyla vücudunun yaşadıklarını hissederek anlamaya çalışırken voltriderı otomatik pilottan çıkarmak için, güç kazanmış elini uzattı. O sıra, geriyi gösteren ekrandan gökyüzündeki mavi ışıkların sönmeye başladığını gördü. Gözleri korkuyla irileşirken ve kalbi müthiş bir sancıyla kasılırken voltriderı durdurmak için direksiyonu kendisine çekti.

Gölge'nin büyüsü, cızırdayan bir teknolojik aletmiş gibi git geller yaşarken kaskatı kesilmiş vücudunun kontrolünü git gide kaybetmeye başlayarak vücudunda yükselen kara bulutlara baktı. Kükrer gibi bağırarak büyüsünü siyah ölüme ve Esvedlere yönlendirmeye devam etmeye çalışıyordu. Veyla'nın yeterince uzaklaştığından hâlâ emin değildi ve koy veremezdi.

Her obsidyen patlamasında vücudundaki kara bulutlar, dağılır, alçalır gibi geriliyordu ama hemen ardından yeniden yükseliyordu ve Esvedlerle arasında fazla mesafe kalamamıştı. Yetmezmiş gibi engel olunamaz bir zift gibi yakalandığı siyah ölüm yüzünden gerileyemiyordu.

Esvedlerden öne atılan kara bulutlar gözlerinin önünde zemini çatlatarak Gölge'ye doğru yaklaşırken Gölge parlayan parçayı görebiliyordu. Kara bulut parıltılı, kayaç benzeri ve sivri bir parçayı Gölge'ye taşıyordu. Bu maddeyi biliyordu. Bu maddeyle kaplanmış bedene sahip olan bir yaratığı yıllarca şehrinde bir büyü duvarının ardında hapsetmişti. Bu maddeydi, kelebeğin az daha ölümüne sebep olan ve hâlâ vücudunda yara izlerini taşımasını sağlayan.

Esved'in vücudundan atılmış ve kara bulutların büyü parıltısıyla taşıdığı sivri parça hızla Gölge'ye yaklaşırken Gölge küfretmek için bile dudaklarını aralayamayacak kadar kara bulutların arasında kaskatı kesilmişti ve obsidyen patlamalarının aydınlatmaları dışında gökyüzündeki şimşekler sönmüştü. Kendisine söz vermişti, sadece Veyla için ölebilirdi ve işte; tam da Veyla için ölmek üzereyken Gölge en çok, bu acıyı Veyla da kalbinde yaşayacağı için korktu. Sadece duyguları yüzünden değil, bağları sayesinde. Erya'nın da dediği gibi, 'müthiş bir eziyet' ile Gölge'nin ölümünü son anına kadar hissedecekti. Ama ölmeyecek, diye düşünerek rahatladı Gölge. Hissedecek ama ölmeyecek. Unutmuş olmalıydı. Bu Zenith üzerinde sanılanın aksine Veyla'yı öldürebilecek iki şey değil, üç şey vardı. Esved, obsidyen ve, sevdiği adamın ölümü. En çok da sonuncusu öldürürdü Veyla'yı.

Veyla, göğüs kafesinin altında, obsidyen kazığının saplandığı konuma yakın bir yerde keskin bir acıyı, kesilmiş bir soluk eşliğinde hissettiğinde içerisinde bulunduğu voltrider tamamıyla durmuş, havada asılı kalmıştı. Etrafını sarmış voltriderlardaki komutanlar iletişim kanalıyla Veyla'ya ulaşmaya, devam etmeleri gerektiğini söylemeye çalışırken bir yandan Veyla gibi Kral'ın şimşeklerinin dindiğinin, gök gürültülerinin sustuğunun farkında ve endişelilerdi ama Gölge'nin onlara emrettiği her plandaki tek hedef, Kraliçe'yi korumaktı.

Veyla'nın başı bizzat yara almış kadar titreyerek eğildi ve yaşamadığı ama acısını hissettiği bedenine baktı. Titrek bir nefes dudakları arasında dolaşırken saniyeler yavaşlamış, sesler kulaklarında uğuldamaya başlamıştı. Siyah ölümün karanlığı ve bulutları arasında sadece voltrider ışıkları varken, sebebinin Gölge'nin büyüsünün ve ışığının sönmesi olduğunu biliyordu.

Her şey saniyeler içerisinde olurken ama Veyla, Doğa'nın bir laneti içerisinde kısır bir döngüde sonsuza dek yaşıyormuş gibi bu anlara müthiş bir acıyla sıkışmışken zihni idrak etmeye çalışıyordu. Düşünceler durmaksızın zihninde yankılanıyordu. Esvedlerin zihnine yaptığı saldırıyı bile bastırmayı başarıyordu.

Gölge'nin şimşekleri dindi.

Gök gürültüleri sustu.

Ve kalbimin biraz altında, Esved saldırısı yaşadığımda hissettiğim bir acı var. Sanki kalbime ilerliyor ve soluğumu kesiyor. Sanki... Sanki beni öldürüyor. Sanki... Sanki Gölge ölüyor.

Seslerin uğultusu kesilmeye başlarken komutanlardan birinin diretip durduğu cümlelerden birini duydu. Yaşların donakaldığı gözleri voltriderın arkasını, mavinin söndüğü karanlığı gösteren alandayken mor gözleri büyüyle ışıldadı ve direksiyonu sımsıkı kavradı. Savaşçılar Kraliçe'nin voltriderından yükselmeye başlayan mor büyüyü gördüler. Bir büyü patlaması yoldaydı ama bu sefer, kontrol de Kraliçe'de gibiydi.

Veyla'nın, normal şartlar altında kendisine gelmek için zamana ihtiyacı olan vücudu hiç olmadığı kadar büyük bir güce erişmişti. Sevdiği adam ölmek üzereydi ve en kötüsü, ölüşünü Veyla da hissediyordu.

Sadece, "Gidin." dedi savaşçılarına. "Birazdan burada yaşayan ya da ölen hiçbir şey bırakmayacağım."

Gölge dışında, diye düşündü. Bir keresinde Baş Terra da söylemişti, 'Birlikte kaybedecek ya da birlikte kazanacaksınız.' Öyle olacaktı. Ya onu kurtaracaktı ya da onunla birlikte ölecekti.

Esvedler için ölüm, Gölge için yaşam kelebeği olacaktı.

**

Düşünceleriniiiz?

Sonraki bölümde görüşmek üzere ^^

 

116

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!