60/66 · %89

🔮 60 ⚡ Yaşam Işığı

58 dk okuma11.572 kelime28 Kasım 2025

4. KISIM  KRAL VE KRALİÇE

🔮 60 ⚡ YAŞAM IŞIĞI

**

Taşıyıcı voltriderlar gökyüzündeki bulutları örterken oluşturdukları rüzgâr, terastan şehre gelişlerini izleyen Veylaların saçlarını uçuruyordu. Erya, "Bazıları hain olabilir." dediğinde Veyla voltriderlara bakmaya devam ederek "Hallederiz." dedi. Yeter ki ben hainlik yapmayayım, diye düşündü. Veyla'yı halledemeyebilirlerdi.

Savaşçılar gözlem alanlarına gel git yaparak tek kişilik uçan panonun üstünde voltriderları kontrol ederek ilgili mıntıkalara yönlenmelerini sağlıyordu. Nix tarafı ve hatta Zenith'in girilmesi en zor olan şehri Nixsus, kapılarını siyah ölümden kaçan halklara açmıştı. Henüz hayatta kalmış Xaliaların bir kısmı bir araya gelmektense ölmeyi yeğliyordu ama bir kısmı, Gölge'nin işbirliği teklifi kabul edecek kadar ciddiyeti kavramıştı. Böylelikle anlaşılan şehirlerin halkları Nixsus'ta birleşirken savaşçıları ise siyah ölüme karşı silahlarını kuşanacaklardı.

Durumun ivediliği güvenlik açıkları oluşturmuştu. Şehre her girene takip çipi yerleştirilerek öngörülen mıntıkalara dağılımları sağlansa da, güvenirlilikleri yeterince sorgulanmadan harekete geçilmişti. Bunca kişinin güvenirliğine zaten emin olunamayacağı gibi, buna ilişkin çaba gösterilmesi de zaman kaybıydı. Şehirden gökyüzüne mavi ve mor ışıklarla yükselen Kral ve Kraliçe kılıcı yeterli tehdidi oluşturuyor olsa da terastan şehre geçişlerini izleyen Kraliçe de uyarıları pekiştiriyordu. Voltriderlarla taşınanlar arasında azrit gözlere sahip olanlar Kraliçe'nin mor gözlerinin oluşturduğu tehlikenin farkındaydı.

"Peki, Saltar?"

Veyla, "Kaçmış." dedi, bir kısmı Saltar'ın halkını taşıyan voltriderlara bakarken. Şehrini öylece bırakıp kaçmıştı. Bir şehre hükmetmek için yapmadığı kalmayan adam, halkından da, şehrinden de vazgeçmişti. Üstelik henüz siyah ölüme maruz kalmamalarına rağmen. Peki, niye? Korunacağı daha iyi bir yer mi vardı yoksa saklaması gereken bir şey mi?

"Savaşçılar ve kelebekler her yerde onu da Yıldat'ı da arıyor. Siyah ölümün ulaşmadığı pek toprak kalmadı. Yakında bulunur."

"Sence ölmüş müdür?"

Veyla'nın içi titrerken bakışlarını Erya'ya çevirdi. Gülümsemeye çalışıp "Yıldat aramıza dönecek Erya." dedi ve güven vermek için kadının kolunu sıvazlamak istedi. Ne var ki, teni tenine değdiğinde gözleri mor büyüyle ışıldarken mıh gibi dikilen vücudunda başı omuzlarından geriye düştü. Erya telaşla "Veyla!" diye bağırdığında Veyla'nın ışıldayan mor gözleri irileşmiş bir şekilde gökyüzüne bakarken vücudu acıyla titriyordu. "Veyla! Ne oluyor?"

"Niye?"

Veyla, Valdris'in sesini duyduğunda ortasında boğulduğu karanlık dumanlarda telaşla etrafına bakındı. Valdris, tekrar "Niye?" dediğinde sesinin geldiği yönü anlayıp büyüsüyle dumanları dağıtmaya, aydınlatmaya çalıştı ama işe yaramadığı için çaresizce inleyerek o yöne doğru ilerledi. Elleri vücudunun önünde bir şeye değebilmeyi amaçlayarak arayış içindeydi.

Valdris tekrar "Veyla, niye?" dediğinde sesi iyice uzaktan gelmeye başlamıştı ve Veyla yönünü de kaybetmişti. Çığlık atarak "Neredesin?" diye sordu. Etrafında dönüp duruyor, bir yöne birkaç adım attıktan sonra vazgeçip başka yöne doğru ilerliyor, telaştan hiçbir yol kat edememesinin yanı sıra dumanlar yüzünden nerede, ne olduğunu da göremiyordu.

"Valdris!"

Biri Veyla'nın yakalarına yapıştığında Veyla hızla bileklerinden tutarak kim olduğunu anlamaya çalıştı. Karanlık bir saniyeliğine dağılıp da Erya'nın kanlı yüzünü gösterdiğinde Veyla korkuyla soludu. Erya öfkeyle "Katil!" diye bağırdı. Veyla ağlamaklı sesiyle "Hayır..." dediğinde Erya ellerini çekerek gözden kaybolmaya başladı. Veyla telaşla kadına uzandı ama bir süre daha nefret dolu bakışları görmek dışında eli boş döndü.

"Sana ihtiyacım var... Lütfen gitme."

Veyla tekrar Erya'nın sesini duyunca dumanları dağıtarak ona ulaşmaya çalıştı. Endişeyle koşarken "Gitmem!" diye bağırdı. "Neredesin? Erya?"

"Veyla, lütfen..."

Veyla, ileride bir ışık gördüğünde "Gitmeyeceğim!" diye bağırarak koşmaya devam etti. Gördüğü ışık hızla yer değiştirdiğinde Veyla duraksayıp takip ederek ardına döndü. Işık büyüyerek Veyla'nın gözlerini alırken Veyla bir adım gerileyip elini ışıkla arasında kaldırdı. Sımsıkı kapattığı gözlerini ışığa alışmaya çalışarak araladı ve aralık parmakları arasında Erya'nın ağlayan yüzünü gördü. Hızla elini indirdi.

"Erya! Buradayım..."

"Lütfen gitme, çok kötüyüm..."

Erya, ellerini ona doğru uzattığında Veyla da "Gitmeyeceğim!" diyerek kadının ellerine uzandı. Erya Veyla'ya doğru yakınlaştığında elleri birbirini tutacak gibi olurken Erya ilerlemeye devam etti ve Veyla dokunsa da temas edemediği bedenin içinden geçerek ardına geçmesini dehşetle izledi. Gözleri uzattığı ellerine döndüğünde ışık dışında, hiçbir şey göremedi. Beyaz ışık yer yer karanlıkla mücadele ediyormuş gibiydi. Gözleri hızla vücuduna döndü ve vücudunun da aynı olduğunu fark etti. Dehşetle ardına döndüğünde Erya'nın birinin peşinden neredeyse koştuğunu gördü. Peşlerinden gitse de, saniyeler içerisinde görüntü dağılıyordu ama Veyla, mor saçları görmüştü. Sonra da kendi sesini duydu ama bu sefer konuşmaya çalışmamıştı. Kendisi değil, görüsündeki haliydi konuşan. Belki Esvedlerin yanılgısı, belki de... Gelecekteki haliydi.

"Bana güvenmemeliydin Erya."

Veyla buruşmuş yüzü eşliğinde başını iki yana sallarken Erya'nın duraksayışını izledi. Karanlık dumanların ortasında görüntü git gide silinirken olanları algılamak zordu ama Veyla, Erya'nın kalp kırıklığını hissedebiliyordu. "Hiçbiriniz. Hiçbiriniz bana güvenmemeliydiniz."

Güçsüz düşmüş gibi diz çöken Erya'yı fark edince ona ulaşmaya çalıştı ama silik görüntü yok oldu ve Veyla da boşluğa düştü. Çığlığı boşlukta yankılanırken dizleri yere çarpınca tekrar Erya'yı duydu.

"Veyla? Veyla!"

Karanlık dağılıp da yerini sarmaşıklara bırakırken Veyla yaşlı gözlerini kırpıştırdı. Yanaklarındaki elleri hissetti ve yönlendirmelerine uyarak başını soluna çevirdi. Endişeyle yanında diz çökmüş Erya'yı gördü.

"İyi misin?"

Veyla anlamaya çalışarak Erya'ya bakarken kaşları olabildiğince çatılmıştı ve yüzünde dağılmış bir ifade vardı. İstemsiz dökülen yaşları yanaklarını ıslattığında Erya arkadaşının yanaklarını sildi ve "Gölge'yi çağırayım mı?" diye sordu.

Veyla gözlerini tekrar kırpıştırdıktan sonra algılamaya başlayarak yutkundu ve telaşla Erya'nın ellerini itirip kalçasının altındaki ayaklarını yere yaslayıp ittirerek biraz olsun Erya'dan uzaklaştı. Erya anlayamayarak bakarken Veyla ellerini vücudunun iki yanına yaslamış, devrilmemeye çalışıyordu. Nefes nefese Erya'ya bakarken "Gözlerim ne renkti?" diye sordu. "Büyüm ne renkti?"

Erya anlayamadığı için kem küm ettikten sonra "Mor tabii ki." dediğinde Veyla başını iki yana sallayarak dizlerini kendisine çekti ve alnını yaslarken sık nefes alış verişler eşliğinde zihnini toparlamaya çalıştı. Yine olmuştu. Yine görü müdür, görüş müdür bilinmez, o lanet şey olmuştu ve git gide sıklaşıyordu. Üstelik siyah ölümden de uzaklardı! Tabii Terra mıntıkasındaki Esved'ten o kadar da uzak değillerdi. Bir yandan da... Gözleri kendi büyüsüyle ışıldamıştı. Bu, Esved'in büyüsüyle ilişkilendirmesine engel oluyordu. Bunu ona yapan kendi büyüsüyse, gördüğü şey neydi?

"Veyla, ne oluyor?"

Veyla başını kaldırıp "Terra görü yeteneğim olmadığını söyledi." dediğinde Erya başını onaylar şekilde salladı ve dizleri üstünde emekleyerek temkinle Veyla'ya yakınlaştı. Veyla karşı koymadı çünkü fark etmedi. Gözleri zeminde odaksızca geziniyorken "Ya yanılıyorsa?" diye sordu. Bir Terra yanılabilir miydi?

"Doğa'nın bu gücü sana bahşetmediğini söyledi. O Doğa'nın cevaplarını bilir, onları verir. O öyle söylüyorsa, öyledir Veyla."

"O Doğa'nın cevaplarını bilir." diye mırıldandı Veyla. Yutkunduktan sonra gözleri yakınlaştığını ancak fark ettiği Erya'ya döndü. "Peki, söyler mi?"

Erya'nın kaşları çatılırken "Ne demek istiyorsun?" diye sordu. Veyla ne diyeceğini bilemeyerek ellerini havada sallayıp çaresizce inledikten sonra "Ya güvenilmezse?" diye sordu. Erya hızla başını iki yana salladı. "O Baş Terra. Doğa'ya en yakın olan Xalia. Doğa'dan olanların içinde kötülük yoktur."

Yanılıyordu... Veyla da Doğa'dan olanlardan biriydi ve yıllarca içinde kötülükle yaşamıştı. Hatta... Hala vardı. Hissediyordu, içinde karanlıkla yaşıyordu. Bunun başta Konsey, son zamanlarda da Esvedler yüzünden olduğunu düşünüyordu ama... Belki de sadece Veyla'ya aitti.

"Bence artık tek bir Doğa yok Erya." dedi Veyla tekrar gözlerini terası örten sarmaşıklara çevirirken. Veyla kendinden geçtiğinde şehre gelen misafirler görmesin diye Erya büyüsüyle örmüş olmalıydı. Bir voltider daha gürültüyle üstlerinden geçerken ve sarmaşıkların bir kısmının titreyerek parçalanmasını sağlarken Veyla içini titreten şeyin rüzgârı olmadığından emindi. Erya'nın, Gölge'nin ve Nixsus halkının Baş Terra'ya itimadı tamdı ama Veyla kendi dâhil hiçbir şeye, hiç kimseye güvenememeye başlamıştı. Sadece... Gölge'ye güveniyordu. Esved görüşünden beri artan karanlık kalbinde herkese değiyor, Gölge'ye dokunamıyordu. Oysaki kalbinde en büyük yeri Gölge kaplıyordu.

"Nasıl yani?"

Veyla, "Önceden yaşam da ölüm de Doğa'ya aitti." dedikten sonra gözlerini Erya'ya çevirdi. "Şimdi bu iki güç ayrılmış gibi duruyor."

Ve Yaşam, Ölüm'le savaşıyordu. Kim kazanırdı, henüz bilinemiyordu ama Veyla bu gördüklerinin bir görü olmasından deli gibi korkuyordu. Eğer bir görüyse, gelecek böyle bir yerse, Veyla gerçekten ihanet ediyordu. Üstelik, bizzat Krallarını öldürerek. Sadece Nixsus halkının da değil, Veyla kendi Kral'ını da öldürüyordu. Bir görüde ya da inanmasını istedikleri bir yanılgıda...

Veyla, odadan sesler duymaya başladığında ellerinin tersiyle yaşlı gözlerini silerek yerden kalktıktan sonra Erya'ya da başıyla işaret verdi. Erya da kalkarken sarmaşıklarını da büyüsüyle geri çekerek "İyi olduğuna emin misin?" diye sordu.

Veyla, "Kötü olma lüksüm yok." dedikten sonra teras kapısından giren Valdris'e döndü. Görü ya da görüşünde Valdris'in de hayal kırıklığıyla "Niye?" diye soruşunu hatırladığında iç çekti ve sesini temizleyerek omuzlarını dikleştirmeye çalıştı. Koy vermek istemiyordu. Eğer bunlar görüşse, Karanlık'la, görüyse ise gelecekle, kendisiyle savaşması gerekecekti.

"Saltar görülmüş." derken gözlerini aralarında gezdirdikten sonra Veyla'da duraksadı. "Siyah ölüm sınırına gidiyormuş."

Saltar ölümsüz değildi. Sadece, direkt öldüren bir darbe almadığı sürece kendisini iyileştiren bir büyüye sahipti. Böyle olunca da siyah ölümün kurbanlarından biri olmaya açıktı. Siyah ölüm sınırına kaçarken koruyucu kıyafetlerle kendisini sakınmaya çalışabilirdi ama siyah ölüm santimetre santimetre değil, şehir şehir yutmaya başladığından bir anda kendisini Esvedlerin arasında bulabilirdi. Yine de oraya doğru kaçıyorsa, onu siyah ölümün ayak basmadığı topraklarda arayacağımızı düşündüğü için saklanmak amaçlı olmalıydı. Belli ki şimdilik siyah ölümden daha az korkuyordu. Veyla, Esved denilen varlıkları Saltar'ın da bilip bilmediğini merak etti. Konsey'in işbirlikçilerinden biriydi ama hala Amorsus'a değil, siyah ölüme kaçıyorsa Konsey'in onla işi bitmiş olabilirdi ya da Esvedlerden haberdar olmayabilirdi. Gerçi, artık kulaktan kulağa ilerleyen bir efsaneden ötesine geçmişti durum. Esvedleri gözleriyle gören Xalia sayısı bir hayli artmıştı. Veyla'nın anlamadığı, Karanlık'ın niyeti kıyamet getirmekse, insanlardan oluşan Konsey bu kıyametten nasıl kurtulmayı düşünüp de aynı safta yer alıyordu?

Valdris "Gölge, senin burada beklemenin daha uygun olabileceğini düşünüyor..." diye anlatırken Veyla gürültüyle malikânenin çatısından havalanan Gölge'nin voltriderını gördü. Çenesi kasılırken "Arkamdan iş çevirmeyi seven bir kocam var." diye sızlandı.

"Senin iyiliğini düşünüyor."

Veyla, biraz önce Erya'nın yanında da yaşadığı gibi kendisinden geçip durduğu için Gölge bir yandan haklı olabilirdi ama güvenirliği şüpheli Baş Terra, Veyla'nın büyüsünün siyah ölüme tesirini denemeleri gerektiğini söylemişti. Bir yandan da Gölge yakaladığında Saltar ilgiyi üstünden atmak için Veyla ve Konsey hakkında bir şeyler zırvalayabilirdi. En önemlisi de, geride beklemek Veyla'nın huyu değildi.

"Neyse ki onun da laf dinlemeyen bir karısı var."

Veyla'nın gözleri büyüyle ışıldarken bedeni de gökyüzüne doğru hareketlendi. Erya ve Valdris'in başları Veyla'yı takip ederek yükselirken şaşırmaları garip değildi çünkü bunu yapabilmeye henüz Veyla bile alışamamıştı. O taklitçi kadının yaptığını gördüğünde denemiş, başaramamıştı ama sonra, Yaratık'ın öldüğünü sandığında yaşadığı duygu patlamasıyla büyüsünün sınırlarını genişletmişti. Şimdi de kontrol etmeyi öğrenerek gökyüzünde yükseldi ve misafir voltriderlar gibi Gölge de bu görüntüyü görüp duraksamıştı. Valdris'le sohbetlerini de duymuştu. Veyla'nın kurduğu cümle iç çekmesine neden olsa da yamuk bir şekilde sırıtmadan da edememişti. Zaten Veyla'nın da peşine takılacağından emindi, sadece şansını denemişti.

Ortada buluşmaları amacıyla voltriderı Veyla'ya doğru alçaltıp kapısını açtı ve Veyla vücudunu saran mor büyü eşliğinde kapıdan girdi. Kapı tekrar kapanırken oturduğu yerde başını onu izleyen Gölge'ye çevirdi. "Beni ardında bırakabileceğini mi sandın?"

Gölge, direksiyonu tutmayan eliyle Veyla'nın kendisine yakın olan elini tutup dudaklarına götürdü. Elinin üstünü öptükten sonra yamuk bir şekilde gülümseyerek "Ne büyük bir yanılgı." dedi.

Veyla, "Hep yanındayım." dedi ve elini, adamın avucunda çevirip işaret parmağını eğik bir şekilde kaldırdı. "Kelebek sözü."

Gölge ellerine bakarken gülümsemesi genişledi. İşaret parmağını dik bir şekilde kaldırdı ve Veyla'nın parmağına yaslarken gözlerini de kadının gözlerine yükseltti. Böylelikle parmakları sanki dik bir yıldırım ve kanatlı bir kelebek şeklini almışlardı. "Kral sözü."

**

"İşe yarar mı bilmiyorum ama..."

Veyla ciğerlerine boğuk bir nefes daha alırken gözlerini Ash'e çevirdi. Saltar'ın son görüldüğü alandalardı. Siyah ölüme kadar geniş bir bölgeyi abluka altına almışlardı. Saltar girdiği delikten çıkmak zorunda kalacaktı. Gölge ve savaşçılar Azrit yetenekleriyle alanı tararken Veyla siyah ölüm sınırının ardını izliyordu. Bulundukları alandan bakıldığında karanlığa gömülmüş binalar yer yer yıkılmıştı. Gökyüzü bile büyülü bir ayrım gibi bir anda karanlıkça yutulmuştu. Metruk görünen sokaklarda tiz çığlıklar yankılanıyordu. Karanlık bir sis çökmüş gibiydi, Veyla'ya görülerini hatırlatıyordu. Nasıl ki görülerinde denemişti, şimdi de büyüsüyle bu karartıları dağıtmak istiyordu ama şu anlık öncelikleri Saltar'dı. Siyah ölümün ardındaki bir şeyi kızdırmak için acele etmiyordu. Duman gibi olan sislerin arasından görebildiği hareketlenmeler vardı. Tiz çığlıkların sahipleri olmalıydı. Yer yer kırmızı ışıklar görünüyordu. O şeylerin gözleriydi. Varsa bile henüz bir Esved görememişti Veyla ama görüntü bu kadar bulanıkken gördüğünü algılayamıyor da olabilirdi. Vücudu yakınlaştıkça kasılmış, izlerken ise boğulmaya başlamıştı. Biri seslenmese gözlerini ne zaman alabilirdi, ciğerlerine yeniden onu boğmayan nefes almayı nasıl başarırdı, bilmiyordu. Kalbinde hissettiği karanlık, şimdi tüm vücuduna yayılmış gibi ürperiyordu.

Gözlerini kırpıştırarak Ash'e odaklanmaya çalıştı. Nefes alış verişlerini de düzene sokma gayretindeydi. Ash da Veyla'nın halini garipseyerek baktıktan sonra bir notu gösterdi. "Yıldat. Şehre gelen misafirlerden birine vermiş, bana iletmesi için."

Veyla'nın gözleri notun görünen yüzüne döndü. 'Kıyamet kopmadan önceki son dileğim, seninle tekrar sevişebilmek. Ama mümkün olmayacak Ash. Seni tanımak güzeldi.'

Ash, Veyla'nın okuduğunu tahmin ettikten sonra notu kendisine çevirip dudağını büzerek baktı. "Veda etmiş." diye mırıldandı.

Veyla, "Misafiri sorguladın mı? Yıldat en son nerede görülmüş? Bunu şimdi mi söylüyorsun Ash?" diye kızarak vücudunu ona çevirdi ama Ash'in üzgün göründüğünün de farkındaydı. Bu yüzden fazla üstüne gidesi yoktu. Zaten Veyla da kendisini iyi hissetmiyordu. O karartıların tiz çığlıkları zihninde yankılanıyordu.

Ash, "Gölge benim yüzüme bakmıyor. Valdris Saltar'ı bulmakla ilgileniyordu ve not bugün geldi zaten. Misafiri de sorguladım, Yıldat'ı birebir görmemiş. Çantasında bu notu bulmuş." dedikten sonra arkasında Ash'e vermesi gerektiğine dair ayrı bir not yazıldığını gösterdi. "Şehre girerken kontrol savaşçılarına vermiş misafir de notu. Bana ulaştırmaları için."

"Peki, misafir hangi şehirden alınmış?"

"Belrium."

Veyla sıkkın bir nefes alıp verdi. Saltar'la ilgisiz bir şehirdi. Belki de Saltar'ın peşine düşerek zaman kaybetmişlerdi. Neyse ki, Yıldat'a zarar vermesi en muhtemel düşman Saltar'dı ve Saltar'ın elinde değilse, Yıldat tehlikede olmayabilirdi. Yine de veda etmişti. Gölge için tekrar görüşeceklerini iddia etmişti ama belli ki Ash'le görüşemeyeceklerini düşünüyordu.

Veyla, "Yakalanmak istemediğine göre çoktan o şehirden gitmiştir ama kontrol ettiririz." diyerek nota uzandığında Ash hafifçe çekip "Saklamak istiyorum." dedi. Veyla kaşlarını kaldırdı. Ash ne diyeceğini bilemedikten sonra omuz silkip "Tekrar görüştüğümüzde haksız çıktığını ona hatırlatmak için." diye bahane öne sürdü. Tekrar görüşebileceklerini düşünmekten ziyade umuyor gibiydi.

Veyla anlayışla "Sadece bakacağım." dedi. Belli ki Ash, Yıldat'a değer veriyordu ve eğer gerçekten vedaysa ondan kalan son parçayı saklamak istiyordu. Yakında tüm bunların bir önemi kalmayabilirdi. Yakında kimseden hiçbir esere rastlanmayabilirdi.

Ash, emin olamamış gibi görünse de nefesini üfleyip not kâğıdını uzattı. Veyla, Yıldat'ın notunu tekrar okumak için eline aldığında tüm vücudu acıyla titrerken kulaklarına Gölge'nin acı ve öfke dolu bağırışı yankılandı. "Yıldat!"

Veyla korkuyla etrafına bakındı. Savaşçıları konumlandıkları yerde sakince gözlem altında gördüğünde ve yakınlarda Gölge'yi göremediğinde yutkunarak Ash'e baktı. Ash hafifçe kaşlarını çatarak "Ne oluyor be?" diye sorduğunda Veyla titrek sesiyle "Gölge'nin bağırışını duymadın mı?" diye sordu.

Ash'in kaşları daha da çatıldı ve başını iki yana salladı. "Kafayı Gölge'yle bozdun herhalde. Notumu düşürüyordun neredeyse." diye hayıflandığında Veyla'nın gözleri yeniden nota döndü. "Tekrar versene."

Ash, ters bir şekilde "Tekrar at diye mi?" sorduğunda Veyla'nın çenesi kasıldı ve "Ash, cümlelerimi keyfi değil emir olarak görmeye başlamazsan kıyamet senin için daha erken gelecek." diye sesini yükseltti. Ash gözlerini devirse de not kâğıdını uzattı. Veyla derin bir nefes alıp verdikten sonra not kâğıdına tekrar uzandı. Yine acı ve ses duymayı, belki de kendinden geçmeyi bekledi ama hiçbir şey olmadı.

Veyla, "Ee?" diye hayıflandığında Ash, "Deli Kral yetmiyordu, deli bir Kraliçemiz de oldu." dedi. Veyla ters bir şekilde baktığında Ash, "Kraliçe, dedim." diye saygı duyduğunu iddia et. Veyla, "Doğa'ya teşekkür et, hayatta kalan Azritlere ihtiyacımız var." diyerek ona sırtını döndü ve birkaç adım uzaklaşarak not kâğıdına baktı. Kalbi korkuyla çarpıyordu. Not kâğıdına bakarak büyüsünü çağırırsa yok etmekten de korkuyordu. Büyüsünü tamamıyla kontrol edebildiği söylenemezdi. Ne Yıldat'ın yazdığı bir notu, ne de Ash'in saklamak istediği bir şeyi yok etmek istemiyordu. Ash'e sinir olup dursa da sanıyordu ki kadını artık öldürmek istemiyordu. Aslında, bir süredir öldürmek istemiyordu. Ash ayağına dolansa da sevdikleri ona değer veriyordu ve Veyla birilerini öldürmekten bıkmıştı. Artık sadece düşmanları yok etmek istiyordu ve Ash gözlerine o kadar da düşman gibi gelmiyordu. Gölge'den de uzak duruyordu, Veyla'nın hâkimiyetini de kabul etmişti.

Kâğıda dokunduğu gibi yine bir sanrı ya da gelecekten bir ses duymuştu. Veyla ayırt etmekte zorlanıyordu ama kendisinden başka kimse duymadıysa, bunun yine son yaşadıklarına benzer bir durum olduğu kesindi. Yıldat'ın notuna dokunmuş, Yıldat'a dair bir şey duymuştu. Gölge'nin bağırışı hala kulaklarındaydı. Yıldat tekrar ihanet mi edecekti?

Nasıl oluyordu ki? Kendi kendisine olmak zorunda mıydı? Bunlar Karanlık'ın bağ kuruşlarıysa bile, Veyla da bağı başlatamıyor muydu? Ya da bunlar Veyla'nın büyüsüyle olası geleceği görmesiyse, Veyla kontrol edemiyor muydu?

Veyla nota zarar vermekten çekinse de büyüsünü kontrol edebilmeyi umarak yönlendirdi. Not kâğıdı büyüyle ışıldamaya başladığında Ash, bir Azrit olmasından dolayı Veyla'dan uzun boyluydu ve bu görüntüyü gördü. Telaşla "Ne yapıyorsun?" diye sorarak yakınlaştığı sırada Veyla da not kâğıdının köşesinden itibaren ufalanmaya başladığını görüp endişeyle büyüsünü geri çekti. Not kâğıdının sağ köşesi kopup gitmişti. Ash, üzgün bir şekilde bakarak "Niye böyle bir şey yaptın ki?" diye sordu. "Gölge'ye âşık değil misin sen? Niye Yıldat'ı kıskanıyorsun?"

Veyla, "Saçma sapan konuşma Ash. Başka bir amacım vardı." dedikten sonra not kâğıdına bakarak büyüsünü en azından ne yapacağını bildiği anlarda olduğu gibi doğru yönlendirerek ufalanmış köşenin tekrar tamamlanmasını sağladı ve Ash'e geri uzattı. Belli ki böyle olmuyordu. En azından eşyalara dokunarak da büyüsüyle ya da Karanlık'la, her kimle oluyorsa bağı kurabildiğini öğrenmişti. Nixsus'a döndüklerinde Yıldat'ın eşyalarına dokunarak tekrar deneyecekti.

"Ayrıca evet, Gölge'ye âşığım." demekten de geri duramadı. Adama söylemeyi Zvarna'ya kadar erteliyor olabilirdi ama bunu belli etmeyi, kabul etmeyi ve başkalarına söylemeyi seviyordu.

Ash, not kâğıdını alırken memnuniyetsiz bakışlar attı. Yıldat'a değer veriyorsa bile belli ki hala Gölge'ye karşı hisleri vardı çünkü Veyla'nın bu cümlesinden haz etmemişti. Yine de Gölge'den uzak durduğu için Veyla aldırmadı. Gölge zaten Ash'in de söylediği gibi yanına yaklaştırmıyordu. Veyla'nın Ash'ten daha büyük bir endişesi vardı. Gölge 'benim güllerim artık senin' demiş olsa bile adamın çocukluk aşkı yaşıyordu ve Veyla sadece onu kıskanabilirdi.

Veyla düşüncelere dağılırken fark etmeden siyah ölüm sınırına yakınlaşmaya başladı. Zaten birkaç metre uzağındaydı sadece. O kadın da Veylalar gibi gayzerle dönüşmeyi başarmış mıydı yoksa başarısız denemelerin ardından anneleri gibi bir Yaratık'a mı dönüşmüştü? Bir melez miydi? Melez olmasa gayzerden sağ çıkamazdı. Veyla'nın şahit olduğu hiçbir çocuk çıkamamıştı. Veyla Karam'daki belgelerde karşılaştığı üç deneği hatırladı. İçlerinden birisi Gölge'yse, diğeri o kadın olabilir miydi? Bir anlığına seksenin de gayzerden sağ çıkmış olabileceğini ummuştu ama bu hesap tutmuyordu. Zaten seksenin öldüğünü biliyordu. Umut denilen en acımasız duygu kalbine saldırıp durmamalıydı.

Ash, "Gölge 'Çok yakınlaşmayın' demişti." dediğinde Veyla Ash'i duyamayacak kadar düşünceleri içerisindeydi. Gözleri karanlığa gömülmüş sokakları örten kara sislerdeyken tiz çığlıklar kulaklarında uğulduyordu. Kalbinde hissettiği rahatsızlık hissi damarlarından kan gibi akmaya başlarken nefes alış verişleri yüzeyselleşmişti. Saniyeler içerisinde sadece nefes sesleri kaldı kulağında. Savaşçıların, Ash'in, ve hatta karartıların tiz çığlıkları yok oldu. Nefesi, yüksek bir gürültüyle kulaklarını doldururken zaman yavaşlamış gibiydi. Kaşları çatılırken eli, engel olamadığı bir istekle sislere doğru yükseldi. Sadece bir adım dahi atsa siyah ölüme ayak basacaktı. İlk değildi, siyah ölümün hüküm sürdüğü topraklara daha önce de gitmişliği vardı ama git gide zorlaşıyordu. Siyah ölüm toprak kazandıkça, gücü de artıyordu.

Veyla, siyah ölüme çekilirken zihninde başka düşüncelerle mücadele ediyordu. Sanki ruhu ve vücudu yeniden koparılıp ikiye ayrılmış, onların istediği gibi birleşmek üzere hazırlanıyormuş gibiydi. Bedeninin kontrolünü kaybetmişken zihni ona şimdi de annesini hatırlattı. Karam uzun zamandır siyah ölüme yakalanmıştı ama yer altı şehri oluşu ve düzeni bu şekilde kurmaları hayatın sürmesini sağlamıştı. Oysaki şimdi Esvedler gizlenmemeye, hüküm sürmeye başlamıştı. Bu Karam'da da işleri değiştirmiş olabilir miydi? Gölge soruşturmasına rağmen o şehirden haber alamamıştı. Annesi, okyanusun derinliklerinde hala acı çığlıklar atıyor olabilir miydi? Veyla o gün, tek bir acımasızlıkla annesini kurtarabilirdi. Bir kere gözlerini yumup annesini öldürebilseydi, annesi geri kalan her gün ölmek zorunda kalmazdı. Korkmuştu. Nasıl ki, şimdi karşılaşsalar yine bunu yapmaktan korkacaktı, o gün de korkmuştu. Belki de Gölge'den istemeliydi. Annesini yaşatamazdı ama öldürmesini istemeliydi. Gölge de bir yaratık olan Veyla'nın annesinde, kendi annesi Lavin'i görürse bunu yapamayabilirdi. Annesinin yaşıyor olabileceğini öğrenmişti. Annesini de çocukluk aşkını da bulmalıydı ama ilk kardeşinin peşine düşmüştü. Trumpkin ağacının söylediğine göre ilk bulması gereken çocukluk aşkıydı üstelik. Gölge'nin buna ihtiyacı olacağını, öngörmüştü. O ana kadar Veyla Gölge'nin her şeyi düzeltmek için sadece Veyla'ya ihtiyacı olacağını sanmıştı. Kehanetler bunu fısıldar gibiydi.

Ash, siyah ölüm sınırıyla burun buruna gelen Veyla'ya bakarken "Umarım ne yaptığını biliyorsundur." diye sızlandı çünkü Gölge'yi bile dinlemeyen kadının şimdi kendisini dinleyeceğini hiç sanmıyordu. Kurduğu cümlelere de cevap verdiği yoktu. Veyla'nın eli sis dumanlarının arasında gezinirken bir şeye temas ettiğinde göz bebekleri irileşirken zihninden kopup bu ana döndü. Harelerinde mor ışıltılar oluşurken parmak ucundan bedenin her bir zerresine kulak uğuldatan bir sesle büyüsü akın ettikten sonra toprağı sürükleyip havayı yırtan bir rüzgârla siyah ölüm ilerlemeye başladı. Veyla hava akımıyla birkaç adım gerilerken hâlihazırda sadece Azritlerden oluşan savaşçılardan bu görevden sorumlu olanlar "Kraliçeyi koruyun!" diye bağırdı. Hava akımına karşı durmak zordu ama bu uğurda gerekirse canlarını vermelilerdi. Sorumlu olmayanlar ise hızla Azrit hızlarıyla siyah ölümün toprak kazanarak ilerlediği güzergâhta hala yaşamaya devam eden alana varmak amacıyla koşmaya başladı. Olası bir tehlike anında onlara verilen emir de buydu.

Ash, bu görevle sorumlu değildi ama geriye kaçmak yerine Veyla'ya doğru Azrit hızıyla vardı ve donup kalmış gibi duran kadının kolundan tutarak güçle çekmeye çalıştı. Güçlü bir azritti, havaya karşı koyması kolaydı ama belli ki Veyla'yı çekmeye gücü yetmiyordu çünkü mıh gibi kaldı. Yaklaşan bir karartı ya da Esved var mı diye etrafta gezinen, azrit olmalarına rağmen kara sislerin etrafını da sarmaları dolayısıyla yeterince şey göremeyen gözleri hareket ettiremeyişiyle Veyla'ya döndü. Veyla'nın ayakları siyah ölüme yapışmış gibiydi ama daha fazlası, üst vücudu da eğilip bükülemiyor, geriye çekilemiyordu. Veyla donmuş bir yüz ifadesiyle ileriyi izlerken kara sis git gide artıyor, siyah ölüm kilometrelerce ilerlemeye devam ederek arkalarında bir hayli yaşayan toprakları öldürerek ilerliyordu.

Ash, "Gölge!" diye bağırdı çünkü Veyla'yı çekemediğini fark etmişti. İletişim saatlerinden gerekli haberler gitmiş olmalıydı ama Ash de yardım çığlığı atmıştı. Gölge'nin azrit kulakları her neredeyse duyuyor, duymayacak olsa dahi siyah ölümün saniyeler içerisinde güçle atılarak yeni topraklar kazandığını bizzat görüyor olmalıydı. Ash'e yardıma gelen savaşçılar da denemelerine rağmen mıh gibi dikilmiş Veyla'yı yerinden hareket ettiremiyorlardı. Kadının bedeninin etrafında ışıldayarak dolaşan mor ışıltı canlarını yakmasına rağmen geri çekilmeden denemeye devam ediyorlardı. Kelebekleri de gayret içerisindeydi ama başaramıyordu.

Veyla baktığı karanlığı görmezken tekrar zihnine döndü ama bu sefer bizzat zihni karanlığa gömülmüştü. Veyla ateş çıtırtılarını duyduğunda burnuna da duman kokuları dolmuştu. Nefes alıp vermekte zorlanırken ellerini yüzüyle alevler arasında kaldırıp birkaç adım geriledi. Alevler hızla ona doğru yol alırken Veyla korkuyla büyüsünü yönlendirmeye çalıştı ama mor, kırmızıyı yenemezken Veyla yangının ortasında kaldı. Yanmayı, acı çekmeyi bekledi ama ona acı veren tek şey, kulaklarını henüz doldurmaya başlamış kardeşinin çığlıklarıydı. "Abla!"

"Dahel!"

Veyla kaçmak istediği yangının içinde şimdi koşmaya başlarken bulanmış zihninde sesin nereden geldiğini anlamaya çalışıyordu. "Dahel! Dahel, neredesin?"

"Abla, bırakma beni!"

"Asla! Asla ablacım. Neredesin?"

Veyla Dahel'in elini tutma amacıyla ellerini uzata uzata dört yanında koşarken ağlamaya başlamıştı. Elleri alevleri yakalayıp dururken Dahel acı çığlıklar atıyordu. Veyla "Hayır, yeter!" diye bağırarak ellerini kulaklarına yaslarken gözlerini sımsıkı kapattı ve koşmayı bıraktı. Başını eğip dizlerini kırarak alçalırken "Hayır, gerçek değil bu. Yeter!" diye bağırdı. Yine bir görü ya da görüş içerisindeydi ve her seferinde fiziki varlığı olmamasına rağmen bir şeyleri değiştirmeye çalışmayı bırakmalıydı. Büyüsünü, her nasıl yapacaksa onu bu görüden çekip çıkartması için çağırmaya çalıştı. "Hadi!" diye bağırdı. Alevlerin sıcaklığını hissetmemesine rağmen büyüsünün titreşimini hissediyordu ama bir türlü bitmiyordu işte.

Kulaklarını sımsıkı kapatmasına rağmen zihninin derinlerinde kardeşinin sesini duydu. "Beni bırakma abla."

Veyla, "Sen öldün!" diye bağırırken başını hızla iki yana sallıyordu. Kardeşini artık kurtaramazdı. Sadece bir kere onun kahramanı olma şansı verilmişti, Veyla yapamamıştı. Kardeşinin alevler içerisinde ölüşünü izlemişti. Bileğinde bir el hissettiğinde irkilerek kendisini geriye attı ve ellerini kulaklarından çekip kalçasının iki yanından yere yaslarken yaşlı gözlerini aralayıp ileriye baktı. Dahel'i gördüğünde, gerçek bir anda olmamasını boş verip "Dahel!" diye çığlık alarak öne atıldı. Birbirine dolanıp duran ayaklarına rağmen kalkmayı başardı ama Dahel git gide uzaklaşıyordu. Özlediği o güzel yüzü alevler içerisinde gerilerken "Bu sefer, bırakma abla." dedi. Veyla ağlayışı yüzünden titreyen sesiyle "Sen çoktan gittin ellerimden..." dedi.

Dahel gerilerken değişmeye başlayan yüzü alevlerin ve dumanların ardında kaldıkça Veyla gözlerini kısarak, başını sağa sola kaçırarak görmeye devam etmeye çalışsa da görüşü bir hayli bozuktu. Yine de bir işaret görür gibi oluyor ama hemen dağılıyordu. Gözlerinin altında, elmacık kemiklerinde kayda değer büyüklükte birbirinin tıpkısı iki işaret vardı. Alevlerin içinde siyah oluşu dikkat çekiyor olsa da Veyla net bir şekilde göremiyordu. İki uçlu bir damlaya benzetmişti ama kardeşinin yanaklarına ne aradığını anlayamamıştı. Derken Dahel ve alevler bir anda yok oldu.

"Veyla!"

Veyla'nın kulaklarında uğuldayan sesler saniyeler içerisinde netlik kazanırken burnundaki duman kokuları yok oldu ve yerini Gölge'nin kokusuna bıraktı. Gölge Veyla'ya dokunduğu gibi hareket ettirebilmeyi başardığı için Ashler ellerini geri çekmişti. Gölge Veyla'ya kollarını sararak bulunduğu konumdan uzaklaştırmaya başlarken soluk soluğa "İyi misin?" diye sordu çünkü kadının burnundan ve gözlerinden kanlar akıyordu. Bu haliyle Azrit hızıyla da ilerlemeye başlayıp kadını daha kötü hale getirmek istememişti. Esvedlerin Veyla'yı öldürme gücü ve kudreti olduğunu bildiğinden kadını bu halde görmek Gölge'nin kalbinin deli gibi atmasına sebep olmuştu. Kadının kanlı yanaklarına yapışan saçlarını yüzünden çekip korkuyla "Veyla, cevap ver!" diye bağırdı.

Veyla yutkunduktan sonra ne olduğunu anlamaya çalışarak gezinen gözleri, heybetli varlığıyla bakabildiği çoğu yeri kaplayan Gölge'ye döndü ve kırpıştırarak "İyiyim sanırım..." diye mırıldandı. Kendisine gelmeye başlıyordu. Gölge kadının burnundan akan kanı da silerken diğer eli de kadının beline dolanmış, kendisine yaslamıştı. Etraflarındaki azrit savaşçılar, yakınlarındaki her yer siyah ölüme bulandığı için kendilerine yakınlaşan bir tehlike olup olmadığı konusunda temkinle bakınıyordu ama kara sisler, Azrit gözler için bile görüşe engel oluyordu. Gölge de bir an önce gitmeleri gerektiğinin farkındaydı ama kadının iyi olduğundan emin olması gerekiyordu.

Veyla, Gölge'nin parmağına bulaşan kana bakarken Gölge olanı biteni konuşmayı sonraya bırakarak "Azrit hızımla koşsam, dayanabilir misin?" diye sordu.

Veyla, gözlerinden ve burnundan neden zifir gibi koyu kan aktığını anlayamadı. Gölge'nin parmağına tekrar bakarken içi titredi. Esvedlerle kurduğu ilk bağda, ciğerinde onu boğan şeyi tükürdüğünde gördüğü gibi siyah büyü parıltıları vardı. Gölge'nin tenini de bir süre daha ölüme buladıktan sonra parıltılar söndü ve geriye sadece siyah kan kaldı. Adamın teni de iyileşmeye başladı, Veyla'nın teninde de benzeri bir görüntü olmalıydı. Veyla hala zihnini toparlayabilmiş sayılmadığı için cümle kurmakta zorlanarak "Evet, gidelim hemen." diye mırıldandı. Her görü ya da görüşte mahvolduğu yetmezmiş gibi bu sefer kardeşini görmüştü ve ne anlama geldiğine dair hiçbir fikri yoktu.

"Tamam güzelim. Gidiyoruz şimdi buradan. İyi edeceğim birazdan seni." dedikten sonra gökyüzüne şimşekleri çağırdı. Gökyüzü mavi büyüyle aydınlanırken kara sisler de ilerleyişlerini kolaylaştıracak kadar aydınlanmıştı ve en azından etraftaki kırmızı gözler görünür kılınmıştı. Yakında sayılmazlardı, binaların, taşların, enkaz parçalarının arkasına sığınmışlar, oradan izliyorlardı. Saldırmıyorlardı. Hatta çekiniyor gibilerdi. Ortalarda herhangi bir Esved görünmüyordu. Veyla en azından Esvedlerin çekinmediğini biliyordu. Bizzat saldırıya uğramıştı. Karnında ve kolunda hala bunun izlerini taşıyordu. Ona bu sayede ulaşabiliyorlardı.

"Saltar!"

Ash, bir yeri gösterdiğinde Veylaların sarmaş dolaş vücutları görebilmek için o yöne dönerken Gölge, "Yakalayın!" diye bağırdı. Siyah ölüm bir anda ilerlemeye başladığında Veylalar gibi Saltar da sınırın ardında kalmış olmalıydı. Savaşçılardan iki tanesi Saltar'ın kollarından tutuğu gibi Gölgelere çevirdiler. Gölge, "Sınırın ardına getirin şu puştu." diyerek hareketlenmeye hazırlandığında savaşçıların deneseler de hareket ettiremediklerini gördü. Savaşçılar kaşları çatık şekilde tekrar ve tekrar çekiştirdiler ama Veyla gibi siyah ölüme yapışmış görünüyordu. Siyah ölüm Veyla'yı yakaladığı gibi Saltar'ı da mı yakalamıştı?

Saltar, alayla "Sizin için geliyorlar." dedi. "Benimle vakit kaybetmenizi önermem."

Gölge Veyla'yı güvenli alana bırakıp Saltar için öyle geri dönmeyi düşünürken Veyla, savaşçılara "Gelin." dedi. Siyah ölümün Saltar'ın yanında onları da esir tutmasını istemezdi. Dört yanları siyah ölümdü, yanlarına geldiklerinde de mahsur kalmaları mümkündü ama yine de kendilerine yakın olmalarını istedi. Savaşçılar Veyla'nın emriyle Saltar'ı bırakıp tekrar Gölgelerin yanına dönerken Veyla "Yıldat nerede?" diye bağırarak sordu. Bir elleriyle birbirlerini tutmaya devam etseler de artık sarmaş dolaş değillerdi. Belli ki Saltar yakında ölecekti, ölmeden o ironik alayıyla ağzından işe yarar bir şeyler çıkarabilmesini umuyordu.

Yıldat'ın ortalıktan kaybolduğunu gizleme gayreti göstermiyordu çünkü Gölge'nin yoğun arayışı, neredeyse tüm şehirleri ablukaya alıp köşe bucak araştırmadan bırakmayışı yeterince açıklama yapıyordu. Veyla, Yıldat'ı ararken çocukluk aşkını bulup bulamayacağı ihtimalini de düşünmüştü. Sonuç olarak hala hayatta olan herkese ulaşmaya çalışıyorlardı, hatırı sayılır büyüklükte olan bir kısmıyla anlaşmışlar, bizzat Nixsus'a sığınmaya davet etmişlerdi ama hala ortalıklarda öyle bir kadın yoktu. Gölge görse, anlamaz mıydı? Tanımaz mıydı? Belki de tanıyamayacağı kadar değişmişti.

Saltar büyüsüyle kendisini savunmaya çalışmıyordu. Hatta Azrit kollardan bile bırakana kadar kurtulmaya çalışmamıştı. Kendisini tehlikede hissediyor gibi de görünmüyordu. Alay ediyordu. Veyla gibi Gölge de bu detayları fark etmişti. Gölge'nin gözleri Saltar'ın etrafında gezindi. Çevrede bir işbirlikçi olabilir miydi? Azrit kulakları sadece savaşçıların kalp atışlarını duyuyordu. O karartılar ve varsa Esvedler, kalpleri atan varlıklar değil gibiydi. Onları yaşatan hayat değil, ölümdü ve kalpleri atmıyordu. Bu da Azrit kulaklardan varlıklarını ve sayılarını gizliyordu. İşbirlikçi olsa dahi siyah ölüm onu bırakmamak üzere yakalamıştı. Gölge, Veyla'yı bir şekilde bu bağdan kurtarmıştı ama Saltar'ı ne kurtarırdı, bilinmezdi. Veyla, Konsey ve Karanlığın işbirliğini düşündü. Kimse işbirliği içerisinde oluşlarını açıkça söylememişti ama ikisinin de Veyla için çalıştığı söylenmişti. Bu garipti, Veyla karşılarında olduğunu düşünüyordu, görülerinden sonra da öyle kalmayı umuyordu ama Konsey de Karanlık da aynı şey için çalışıyorsa, işbirliği içerisinde olmalılardı.

Saltar, "Küçük intikamlar ve zaferler bitti Kral ve Kraliçe. Ben ya da hiçbir düşmanınız artık Yıldat'ı öldürmeye çalışmaz. Yaşayan herkes günü gelecek bizim ölü askerimiz olacak. Niye öldüreyim ki?" dediğinde Veyla ile Gölge'nin gözleri birbirine döndü. Bu Yıldat'ın hala hayatta olduğunu gösterirdi. Fakat tehlikede olmadığı iddia edilmiyordu. Aksine, daha büyük bir tehlikenin ama sadece Yıldat için değil, herkes için olduğu iddia ediliyordu. Yıldat Azritti, etrafta kırmızı gözlerle onları izleyen karartılar gibi ölümlü Xalialardan değildi. Nasıl o karartılara dönüşeceğini düşünmüş de, 'ölü asker' olacağını iddia etmişti ne Veyla ne de Gölge bilmiyordu.

Gölge, "Siz kimsiniz a*ına koyayım? Konsey mi?" diye öfkelendi. Saltar siyah ölüme yakalanmamış gibi 'siz'li, 'biz'li konuşuyordu ama siyah ölüm üstündeki kıyafetlere rağmen ayaklarından büyü parıltılarıyla tırmanmaya başlamıştı. Betonları kapladığı gibi kıyafetleri de karanlığa gömerek ilerliyordu. Saltar ise ölüyormuş gibi bir korkuya sahip değildi.

Saltar'ın gözleri Veyla'ya döndü ve "Biz." dedi. Veyla'nın içi titrerken Saltar'ı öldürmek istedi ama ona hâlihazırda şu an yaşıyor olduğu kadar kötü bir ölüm bahşedemeyeceğini düşünüyordu. Peki, niye korkuyor gibi görünmüyordu?

Saltar "Hepimiz." diye ekleyerek tekrar Gölge'ye baktı. "Bir gün tek bir taraf olacak."

Gölge, "Ölümün elimden olacak." dediğinde gök tekrar gürledi. Onu siyah ölüme bile bırakmadan öldürmek istiyordu. Kardeşinin elinde olmadığını da söylemişti. Saltar annesine dair, babasından hiçbir zaman öğrenme zamanı olmadığı bilgiler bildiğini iddia ettiğinden Gölge onu şimdiye kadar hayatta tutmuştu ama ne Saltar bu bilgileri vermişti, ne de artık onu yaşatması için bir şans kalmıştı. Gölge bebekliğini, laboratuvarlara hapsedilene kadarki çocukluğunu hatırlamıyordu. Bu da anne ve babasıyla bir anıya sahip olmaması sonucunu doğuruyordu. En azından hatırladığı bir anıya. Bir gün hatırlar mıydı ya da hala hayatta olabilecek annesine kavuşur muydu, bilmiyordu ama bunun için Saltar'a tama etmekten de vazgeçecekti.

Saltar üstüne baktıktan sonra tekrar Gölge'ye bakıp "Annenin nerede olduğunu merak etmiyor musun?" diye sordu. Gölge'nin büyüsü gibi öne atılmış vücudu da duraksadı. Veyla'yı hemen ardında, bileğini tutmuş şekilde hissediyordu. Derken Veyla tekrar yanına geçti ve elini adamın eline kaydırdı. Parmakları birbirine kenetlenip de tenlerinde güç akışı doğarken Gölge titrek bir nefes almasına rağmen "Yalanlarına doydum orospu evladı." dedi. Saltar üst bacaklarına kadar ilerlemiş siyah ölüme tekrar baktıktan sonra gözlerini Veyla'ya çevirdi.

"Hatta Veyla anlatsın. Sonuçta Karam'da onu senden gizleyen o."

Gölge, yüzünü buruşturup iğrenen bir öfkeyle "Ne sik ötüyorsun?" derken Veyla'nın da kaşları çatılmıştı. Veylaları oyalıyor gibiydi ama kurtulmaya da çalışmıyordu ki. Siyah ölüme bulanmak mıydı derdi? Gittikçe konuşması da güçleşiyordu. Veyla mesafeleri yüzünden göremiyordu ama Gölge gibi azrit gözlere sahip olanlar adamın göz beyazının bile karanlığa gömülmeye başladığını, siyah büyü henüz ulaşamasa da damarlarının belirginleştiğini ve kan değil, zifir benzeri siyah parıltılar dolaştığını görebiliyorlardı.

"Drithar Lavin'i senden gizlerken Veyla da seni okyanusun dibine çekerek babasına yardımcı oldu." dedikten sonra tekrar Veyla'ya baktı. "Değil mi Veyla?"

Veyla şaşkın bir şekilde "Hayır..." dedikten sonra Gölge'nin buna inanmasından endişe ettiği için yükselen sesiyle tekrarladı. "Hayır!" dedikten sonra Gölge'ye baktı. Saltar'ın niyeti Veylaların arasını bozmaksa niye bunu Konsey işbirliğini dile getirerek söylemiyordu? Veyla'nın, Gölge'nin şehri Nixsus'ta neler çevirdiğini, defalarca kez halkının ölümüne sebep olduğunu Konsey gibi Konsey'in işbirlikçilerinden biri olan Saltar da biliyordu. Bunları söylemek yerine saçma sapan bir şey atıyordu öne. Bunların Gölge'yi Veyla'dan uzaklaştırmayacağını ya da Gölge'nin inanmayacağını mı düşünüyordu? Konsey, Veyla'dan ihanet istiyordu. Veyla'dan Esved'in hapsolduğu alandaki koruma duvarını indirmesini istemişlerdi. Bunun için Veyla'yı, Gölge'den uzaklaştırmayı hedeflemelilerdi ama niye Gölge'yi Veyla'dan uzaklaştırmak ister gibi davranıyorlardı? Ya da sadece kafa karıştırmaya mı çalışıyorlardı? Sonuçta Karanlık da, Konsey de, Veylalar da zamanla yarışıyordu ve herkes kendi elini hafifletmeye çalışıyordu. Ya da belki de Saltar sadece kendi oyununu oynuyordu. Yeterince dikkat dağınıklığı oluşturabilmek için. Ama ne uğruna?

"Gölge, yemin ediyorum Lavin oradaysa bile bilmi..."

Gölge, Saltar'a bakmaya devam ederken "Nefesini yorma güzelim." dedi. Veyla rahatlayarak titrek nefesini üfledi ve gözleri istemsiz dolarken alnını adamın üst koluna yasladı. Bir an ayakta kalabilecek kadar güçlü ama Gölge'ye sığınmak isteyecek kadar güçsüz hissetmişti. Gölge, tüm bunu haklı çıkartabilecek yanılgıdan ibaret oklara rağmen Veyla'dan şüphelenmemişti. Belki de Konsey'den bahsetse dahi Gölge Veyla'dan şüphelenmeyecekti, Saltar'ın yalan söylediğini düşünecekti. İşte o zaman Veyla 'hayır' deyip duramazdı ama... Yeminler saçamazdı... Özürler saçmaya bile başlayabilirdi ve Gölge'nin gözlerindeki hayal kırıklığını görürdü. Kirix 'Birine bile aslında kim olduğunu, çocukluğunun nerede, nasıl geçtiğini söylersen duyan kim varsa öldürürsün' demişti. Veyla buna imkân vermemişti ama 'Birbirlerini tüm çıplaklıklarıyla Zvarna'da görüp tanımaları gerektiğini' de birden fazla kişi söylediği için Veyla henüz geçmiş ihanet silsilesini itiraf edemiyordu. Bir yandan da birbirlerinden uzaklaşmamaları gereken bir durum içerisinde olduklarından Gölge'nin hayal kırıklığıyla yanlış kararlar almasından korkuyordu.

Gölge, kendisine sığınan kadının saçının üstünden öptüğü sırada onları izleyen Saltar, "Zaten bilerek yapmadı." dediğinde Gölge'nin başı o yöne dönerken Veyla da alnını Gölge'den çekip Saltar'a baktı. İkisi de sorgulayarak bakarken Saltar'ın vücudunda ilerleyen siyah büyü beline varmıştı. Siyah büyü ilerledikçe adamın vücut hatları belirginliğini kaybediyor, etrafını karanlık sarıyordu. "Farkında bile olmadan yine bir buyruğa boyun eğdi." dedikten sonra gülerek kendi ensesini birkaç kez gösterdi. Veyla'nın gözleri irileşirken Saltar'ın ne demek istediğini henüz anlayamasa da endişe etmişti çünkü gerçekleri öğrenmek için gittikleri şehir yöneticileri ensesinde kanlar içerisinde ölmüştü. Ned, Veylaya 'Nasıl kurtuldunuz?' diye sormuş, ensesini bir şeyi çıkartmak ister gibi oyup durmuştu. 'Yine bir buyruğa boyun eğdi' ne demekti? Gölge'yi oyalaması bir buyruksa, Veyla babasının böyle bir şey dayattığını hatırlamıyordu. Zaten böyle bir emir verse bile Veyla uymazdı. Sadece annesini bulmak istemişti, Gölge'nin peşine takılacağını bile bilmiyordu. Saltar neyden bahsediyordu?

Gölge, Veyla'ya karşı olan suçlamaları siktir ederek "Lavin Karam'da mı?" diye sordu. Esvedler yüzünden Karam'dan geriye bir şeyler kalmış mıydı, bilmiyordu. Drithar'ın da sesi çıkmıyordu. Lavin Karam'da son nefesini vermiş olabilirdi ama Saltar hala yaşıyormuş gibi konuşuyordu. Gölge, "Bunca zamandır Karam'da mıydı?" diye ekleyerek sordu. Kalbine bir ağrı saplanmıştı. Veyla'nın elini daha sıkı tutarak güç alıyordu. Annesinin dibine kadar gitmiş ama fark etmemiş miydi? Peki, annesi... Annesi onu fark etmiş miydi? Kurtulacağını sanmış mıydı? Ama oğlu hiçbir işe yaramayarak oradan çekip gitmiş miydi?

"Merak etme Gölge Kral. Onu tekrar göreceksin. Tek bir taraf kaldığında..." derken siyah ölüm boynuna ulaşmıştı. Başını geriye atarak acıyla kıvranırken "Biz, olduğumuzda..." diye soludu. Gölge hareketlenmek istedi ama etraf siyah ölümden ibaretken Veyla'dan da uzaklaşmak istemediği için yeniden geriye doğru bir adım attı ve Veyla'nın yanında kaldı.

Gölge, "Öyle bir şey olmayacak orospu çocuğu. Buna şahit olana kadar seni hayatta tutmak ve hemen sonra iç organlarını söküp çıkartarak seni öldürmek isterdim." diye öfkesini tükürür gibi konuştu ama adam çoktan ölüyordu. Saltar'a inandığı yoktu ama Veyla'yı yanlış bir şeye inandırmasını istemezdi. Zaten kadın kâbuslarından kurtulamıyordu, yine Gölge çekip kurtarmasa gözlerinden ve burnundan kanlar akar halde Esved'in zihin saldırısına uğramıştı. Bu konuda Veyla'nın git gide artan tedirginliği vardı ve Saltar'ın saçma sapan cümleleri de kadının korkusunu arttırabilirdi.

Saltar acıyla inlerken başı göğse yükselmiş, kolları ve bacakları siyah ölümce çekiliyormuş gibi karanlığa bulaşmasıyla şekilsiz bir hale gelen üst gövdesi gerilmişti. "Öyle bir şey olacak..." derken sesi tizleşmiş, kulak tırmalayıcı bir yüksekliğe sahip olmuştu. "... ve ben de şahit olacağım."

Karanlık, Saltar'ın yüzünü örttüğünde, Zenith üzerinde son kurduğu cümle bu olmuştu. Yine de 'şahit olmak'tan bahsediyordu. Veyla ve Gölge'nin dehşetle çatılmış kaşların altında iğrenerek kısılmış gözleri Saltar'dan birbirine döndü. Gölge, "Burada cevap alabileceğimiz bir şey kalmadı, gidelim." dediğinde Veyla başını onaylar şekilde salladı. Gölge kadını da hızıyla taşımak üzere kucağına alacağı sırada yükselen tiz bir çığlıkla Gölge, kollarını kadına sararak sırtını sese doğru dönse de omzunun üstünden ne olup bittiğine bakarak hızlanmaya hazırlandı. Etrafını saran karanlığın ardında, Saltar'ın olması gerektiği yerden tiz çığlıklar yükseliyordu ve Gölgeler bunun artık siyah ölüm ordusunun konuşma dili olduğunu biliyordu. Mütemadiyen acı çekiyor gibilerdi. Veyla da Gölge'nin heybetli vücudunun ardına çıkma gayretiyle ne olduğuna bakmaya çalıştı ama Gölge onu kolları arasından ayırmıyordu.

Saltar'ı saran siyah ölümün eğilip bükülerek yükselmesini izlerken kemik kırılmasına benzer seslerin tiz çığlıklara eşlik ettiği duyuluyordu. Tehlike hissedilse dahi izleyen herkesin gözleri bu görüntüde donakalmıştı. Veyla, "Bakmak istiyorum." diye direndiğinde Gölge hafifçe kollarını gevşeterek vücutlarının bu görüntüye doğru yan bir şekilde dönmesini sağlarken izleyenler gibi Veyla'nın da gözleri irileşmişti.

Gittikçe yükselerek büyüyen dumanlar git gide şekilsiz ve devasa katı bir madde şeklini alırken parlamaya başlayan bir çift kırmızı daireyle birlikte Gölge, "Gidiyoruz!" diye bağırdı. Veyla'yı kucağına alacağı sırada Veyla'nın acıyla inleyişi yükseldi ve Gölge kadına ne olduğunu anlamaya çalışarak duraksadı. Veyla'nın zihninde tiz çığlıklara eşlik eden kulak tırmalayıcı bir pürüzlükte güçlü, yüzlerce, binlerce kişi tarafından söyleniyormuş gibi tekrar eden sesler yankılanıyordu. 'Tahtın seni bekliyor Kraliçe'

Veyla beyni patlayacakmış gibi hissettiği için ellerini kulaklarına götürdü ama ses dışarıdan değil, içinden geliyordu. Veyla sürekli aynı cümleyi duyup dururken ses mümkünmüş gibi git gide yükseliyordu. Başı müthiş bir sancıyla mücadele ederken inlemesi de gittikçe çığlığa dönüşüyordu.

Kadının burun ve gözlerinden yeniden siyah büyü parıltılı kanların aktığını gördüğünde Gölge'nin vücudundan ve gökyüzünden aynı anda atılan mavi büyü bir zamanlar Saltar olan, şimdi Esved'e dönüşen yaratığa doğru inmeye başladı. Gölge kadını kucağına aldı ve önceden Saltar olan şeye doğru baktı. Şahit olacağını, iddia etmişti. Bu kırmızı gözlerle şahit olmaktan bahsediyor olmalıydı. Şimdilik sadece git gide Esved'e dönüşen Saltar görünüyordu ama siyah sisler yeterince aralanmadan gerçeklerin görülmesi mümkün değildi. Daha fazlası ardında, hatta dört bir yanda olabilirdi. Bir süredir Nixsus savaşçılarınca yapılan gözlemler neticesinde Esvedlerin siyah ölüm sınırına bu denli yakınlaşmadığı görülmüştü ama Veyla ve Gölge'nin varlığı onları harekete geçirmiş olabilirdi. Bir tanesi ise, henüz oluşuyordu. Saltar'ın karanlığa gömülmüş bedeninden peydahlanmıştı.

Gölge, önce Veyla'yı bu sikik yerden siyah ölümün yeni ilerlediği güzergâhta henüz ulaşmadığı yaşayan topraklara götürmeyi öncelik bilirken o sırada Esved'e dönüşümü tamamlanmış Saltar ya da başka bir Esved, belki de şimdilik korkuyor gibi geri duran karartılar eğer saldırırsa yakalanmış savaşçıları için geri dönecekti.

Saltar'ın karanlık vücudu mavi büyüyle sarsılırken geriye doğru sürüklendi. Veyla'nın zihnindeki sesler azalırken Gölge, savaşçılarına "Hadi!" diye bağırdı. Şimdilik Esved'i geriletebilmiş olsa da ne kadar süreceği şüpheliydi ve çok daha fazla Esved aralarına dâhil olursa Gölge her biriyle mücadele edemezdi. Henüz bir tanesini bile yok edebilecek güce erişmemişlerdi.

Savaşçılar ve Gölge Azrit hızlarıyla hareketlendiklerinde Veyla'nın zihnindeki sesler yeniden yükseldi. Başka Esvedler yaklaşıyor olmalıydı. Veyla'nın acı haykırışı yükselirken eş zamanlı olarak vücudundan mor büyü dört bir yana saçıldığında Gölge kolları arasında Veyla'yla duraksadı. Saniyeler içerisinde büyü gökyüzüne ulaşıp bir noktaya çarpmış gibi ışık hızıyla geniş bir alanı aydınlatırken savaşçılar ise mor ışığı gördükleri an öleceklerini sanmışlardı. Savruldukları yerden gözlerini alan ışığa karşı ellerini kaldırarak kalkarlarken hava akımına direnmeye çalışıyorlardı. Bir yandan da hala hayatta olmalarına şaşırmışlardı. Belli ki Kraliçeleri kendi büyüsünden onları sakınmıştı.

Gölge ışıkla birlikte dans eder gibi etraflarını saran yoğun hava akımına karşı dizlerini kırarak bir ayağını geriye atıp direnirken ve bir koluyla kadının yüzünü korurken toprağın, tozların, moloz parçalarının çarptığı gözlerini aralamaya çalışıyordu. Gözleri kırmızı gözleri aradı ama bulamadı. Biraz önce siyah sislere rağmen görünen karanlığa gömülmüş binalar, enkaz, dağ, ağaç, taç ne varsa ufalanarak uçuşuyordu ve dört yanlarını mor ışık kaplamıştı. Gölge herhangi bir Esved ya da karartı göremiyordu. Siyaha dair herhangi bir renk de göremiyordu. Işığın aydınlattığı zeminde toprak karanlıktan kurtulmuştu.

Gölge, ışığın git gide azaldığını, azaldıkça da aydınlanan çemberin ardındaki karanlığın yeniden gözle görülebilir olduğunu fark edince "İlerle!" diye bağırarak yeniden Azrit hızıyla siyah ölümün yeni sınırına doğru koşmaya başladı. Şu an bulundukları alan, Veyla'nın büyüsüyle ışık dolmuş, siyah ölümden kurtulmuş gibi görünüyor olabilirdi ama saniyeler içerisinde siyah ölüm yeniden bu toprakları kazanıyor, Gölgelere doğru ilerliyordu. Gölge'nin komutuyla savaşçıları da yeniden koşmaya başlamıştı.

Gölge arada omzundan geriye doğru bakarken Veyla'nın siyah ölümden kurtardığı topraklara hayret etmeden duramıyordu. Bunu yapmak için Gölgeler dışında kalan her şeyi yok etmişti, etrafları düz bir zemine dönüşmüş, her şey tuzla buz olmuştu ama yine de... Kısa süreliğine de olsa siyah ölümün gerilemesini sağlayabilmişti. Bunu güç aldığı taşı olmaksızın yapıyordu. Bir de o taşa ulaşsa neler yapabileceğini henüz kimse tam olarak bilmiyor olmalıydı. Taklitçi kadın bile potansiyeline ulaşamadan durmak zorunda kalmıştı.

Azrit gözleri bile mahvetmeyi başaran mor ışık git gide azalarak görüşü rahatlatsa da koşan her bir Azrit bunun lehlerine olmadığını biliyordu. Siyah ölüm hemen arkalarında ışığı yuta yuta tekrar geliyordu ve şu andaki tek güvenceleri Veyla'nın büyüsüyle hayatta tuttuğu topraklardan ilerlemeleriydi. Veyla'nın acı inlemeleri ve çığlıkları dinmiş, Gölge'nin kucağında başını göğsüne yaslamış, nefes nefese kendisine gelmeye çalışıyordu. O kendisine geldikçe kontrolsüz bir güç olarak patlayan büyüsü de vücuduna geri çekiliyor, siyah ölümün ilerlemesine yeniden imkân sağlıyordu.

Gölge, Veyla'nın büyüsüyle hayata dönmüş alanın sadece arkalarından değil, önlerinden de daraldığını görebiliyordu. Göz alan ışık azaldıkça görüş alanları artıyordu. Veyla, biraz önce bulundukları alandan dört bir yana doğru belirli bir yarıçapta alan boyunca büyü çemberi oluşturmuştu ama belli ki bu çember, siyah ölümün yeni sınırına kadar uzanmamıştı. Bu sebeple önlerinde kalan alanda, çemberin uzanmadığı ölüm sınırından da siyah ölüm ışığı yuta yuta ilerliyordu. Gölge, "İyi misin güzelim?" diye bağırdı. Kadının yüzü göğsüne gömülmüştü, Gölge de kadının vücudunu da hava akımına maruz bırakmamaya çalışarak tutuyordu ama bu hızda koşarken biraz önce büyü patlaması yaşamış bir kadının çok da iyi olamayacağını tahmin ediyordu. Fakat bunu görmeliydi. Neler yapabildiğini görmeli ve hiç olmadığı kadar iyi olmalıydı.

"Nefesini tut ve birkaç saniyeliğine başını kaldırıp neler yaptığına bak. Ne olur güzelim."

Veyla, büyü çemberi içinde, Gölge'nin kucağında git gide sakinleşen bir haldeydi ama hala kendisine gelmiş değildi. Yine de, büyü patlaması yaşadığının, yüzünü örtse dahi ulaşacak bir delik bulan mor ışığın gözkapaklarını aydınlatan parıltısının farkındaydı. Adamın neyden bahsettiğini, büyüsünün ne yaptığını merak ederek nefesini tuttu ve birkaç saniyeliğine de olsa başını kaldırıp yüzünü koruyan Gölge'nin kolunun izin verdiği ölçüde etrafına baktı. Işığı sadece Veyla'nın gözlerini almazken her şeyi tüm berraklığıyla görebiliyordu. Büyü çemberinin dışındaki karanlığı ama içerideki ışığı. Etraflarını çevreleyen ölümü ama Veyla'nın mor büyüsünün değdiği topraklardaki yaşamı. Hiç siyah ölümle tanışmamışlar gibi yeniden yeşilliğe kavuşmaya başlayan zemini. Patlamanın yoğunluğuyla binalar enkaza dönüşmüş ve hatta çoğunluğu ufalanıp yok olmuş ağaçlar neredeyse köklerine kadar silinip gitmişti ama... Zeminden saniyeler içerisinde belirip yetişmeye, gelişmeye başlayan Doğa'nın yeşilliği de görülüyordu. Veyla'nın büyüsü ölümle birlikte her şeyi yok edip sonra da yeniden yaşamı oluşturuyor gibiydi. Veyla, karanlığın ardındaki kırmızı gözlerle bakışmamak için yeniden başını Gölge'nin göğsüne gizlerken etrafındakiler gibi kendisi de hayret etmişti.

Siyah ölüm önlerinden de ışığı ve yaşamı yuta yuta gelse de bir hayli yol kat etmişlerdi ve yeniden siyah ölüme ayak bastıklarında bile sınıra kadar az yolları kalmış olacaktı. Bu iyi bir haberdi ama Gölge, gittikçe daralan mor dairesel büyü alanının etrafından onlarla birlikte koşan karartıları görebiliyordu. Gölge gibi her savaşçı şaşırarak baktı. Azritler kadar hızlı koşabiliyorlardı. Azritleri öldüremeyecek olmalılardı ama yine de büyü çemberi bittiğinde onları yakalamak ister gibi koşuyorlardı. Hayır, diye düşündü Gölge. Onları değil, Veyla'yı yakalamak ister gibi koşuyorlardı. Dört bir yandan her birinin duman gibi elleri Veyla'ya doğru uzanıyordu. Veyla'ya zihin yoluyla da ulaşmaya çalışıyorlarsa bile başaramıyorlardı. Veyla Gölge'nin kucağında, gördükleriyle daha da iyi bir hale gelmişti ama siyah ölüm büyü çemberini yuttuğunda Gölgeler sınırın ardına geçene kadar sadece fiziki olarak değil, yine zihinsel olarak da saldıracaklardı. Gölge muhtemelen Veyla'nın yeni büyü patlaması yaşayacağını düşünüyordu. Oluşacak hava akımı ve kargaşada karartıların parmak uçlarıyla bile Veyla'ya dokunmalarını istemediği için önden önlem alma gayretiyle gökyüzünden şimşekleri çağırdı. Mor ışığa mavi ışık eşlik ederken Azrit gözler yeniden kısılmıştı. Dört bir yandan karartılara yıldırımlar düşerken oluşan ışık ve toz karmaşasında koşan adımlar ölü topraklara basmaya başladı. Gölge'nin yüzü öfke ve korkuyla harmanlanmış bir şekilde kasılırken tıpkı Veyla'yı taklitçiden kurtarmaya çalıştığı o an gibi normalde koşabildiğinden bile daha hızlı bir şekilde sınıra kadar olan toprakları aşmaya başladı. Dikkat dağıtıcı her şeyden sakındığı için sadece önüne bakıp kulaklarıyla Veyla'nın tekrar gittikçe sıklaşan nefes alış verişlerini dinleyerek koşuyordu ama Ash gibi bazı savaşçılar koşmaya devam ederken arkalarına, Gölge'nin yıldırımlarına maruz kalan karartılara bakmışlardı. Mavi büyünün titrediği bedenleri yere yığılmıştı. Ash, Zenith'i onların kurtaracağına şaşırmamalı, diye düşündü. Biri yaşamı getirirken diğeri ölümü götürebiliyordu.

Veyla yeniden zihninde yankılanan tiz çığlıklara karşı acıyla inlemeye başladığında Gölge, "Az kaldı sevgilim, dayan." diye yalvardı. Veyla'nın elleri Gölge'nin ceketinin yakalarına sımsıkı tutunup tüm vücuduyla sığınırken sakin kalmaya çalışıyordu. 'Gel ve halkını yönet.'

Veyla ağlar gibi inleyerek "Hayır..." diye mırıldandı. Gölge'nin de yüzü eş zamanlı buruşurken kadının zihninde yankılananları duyamasa da acısını hissediyordu. Bunun için ruh bağına ihtiyacı yoktu. Veyla'nın acıyan canı, Gölge'yi de aynı yerden yaralıyordu.

Veylalar ölüm sınırından geçerken Veyla son kez ama hiç olmadığı kadar güçlü bir sesle tiz çığlıkların 'Yakında!' diye bağırdığını duydu. 'Çok yakında.'

Veyla, ciğerini çıplak elle birileri sıkıyormuş da henüz ellerini çekmişler gibi rahatlayan ama hala boğuk nefesler alıp verirken Gölge yeterince uzaklaşmadan durmadı. Sınırın ardında kalan diğer savaşçılar da hızla Gölge'yi takip ederken voltriderlar da ileride yeniden alçalmak üzere hareketlenmişti.

Bahhami şehrine kadar ilerlediklerinde Gölge'yle birlikte diğer savaşçılar da durdu. Bahhami, Gölgeler ile işbirliğine yanaşmayan şehirlerdendi. Kral ve Kraliçe'ye güvenmiyorlar, Veyla ve Gölge'nin ihanetiyle Nixsus'ta öleceklerine, siyah ölümle savaşarak ölmeyi yeğliyorlardı. Bu sebeple sınırlarına girmek Gölgelere saldırmaya çalışmalarına sebep olabilirdi ama şu an bunu düşünecek halleri olmadığı gibi gerekirse Gölge her birini yok edebilirdi. Gölge Veyla'yı düşürmemeye dikkat ederek dizlerinin üstünde çökerken kadını bacaklarının üstüne yasladı ve bir eli yanağına giderken kadının yüzünü görebilme telaşıyla eğildi. "Veyla?"

Veyla gözlerini kırpıştırarak aralarken nefes nefese Gölge'ye baktı. Adam kadının tenindeki siyah parıltıları silmeye çalışırken kendi teni de acıdı ama saniyeler içerisinde parıltılar söndü ve yerini siyah kana bıraktı.

Gölge kadının iyiliğinden endişe ederek "Cevap ver güzelim..." deyip başının üstünden öptükten sonra yeniden yüzüne bakmak üzere başını eğdi ve saçlarını severken ilgiyle kaşlarını kaldırdı. Veyla, "Yapabilirim." dediğinde Gölge'nin kaşları daha da kalktı. Kadından 'kötüyüm' tarzı bir cevap bekliyordu ama o mor gözler biraz önce acıdan kıvranmamış gibi parlıyordu. Veyla Gölge'nin kucağında doğruldu ve artık arkalarında ve uzakta kalan, yine de kara sislerinin gökyüzüne kadar uzandığı görülen siyah ölüm sınırının ardına baktı. Dudakları kıvrılırken "Yapabiliriz." diye ekleyerek düzeltti. Umutsuzluk yaşadığı anlar oluyordu, hatta karamsarlık içinde bir bebek gibi büyüyordu ama onların tüm zihin yönlendirme çabalarına rağmen bugün açıkça görülmüştü. Veyla tek başına bile siyah ölümü aydınlatabiliyordu. Bir gün Gölge ile güçleri birleştiğinde ve üstelik Veyla'ya güç verecek taş bulunduğunda, ölümü yenebilirlerdi. Veyla karamsarlığa düştükçe içini rahatlatacak o kanıtı bugün görmüştü. Ne kehanetler, ne de görüler Veyla için böyle bir kanıt oluşturamamıştı.

Gölge de, Veyla'yı tehlikeden uzaklaştırmayı öncelik tutarken bile dönüp dönüp hayranlıkla bakmadan duramadığı ölüm sınırına tekrar baktı. Şimdi mor ışık sönmüş, yeniden karanlık kazanmıştı ama Veyla gibi Gölge de görmüştü. Veyla Aldar Karanir, ölüm kelebeği değil, yaşam Kraliçe'siydi. Tüm hayatını aksini duyarak geçirmesi ne büyük haksızlıktı.

Gölge yeniden kucağındaki Veyla'ya baktı ve kadının gülümsemesine parlayan gözlerle eşlik etti. "Sadece benim değil, Zenith'in de başına gelen en güzel şeysin."

Veyla'nın dudakları aralandı ve dişleriyle güldü. Veyla'nın gözleri, aşkı sadece dilinde değil bakışlarının kelimelerinde olan adamı izlerken Gölge'nin gözleri, göz ucuyla gördüğü hareketlenme ile Veyla'nın ardına döndü. Veyla da adamın bakışlarını takip ederek ardına baktı ve koşarken sınırını geçtikleri Bahhami şehri Kral ve Kraliçe'sine baktılar. Halk şimdi bulundukları meydana dökülmüş, Kral ve Kraliçesini korumak için etrafını saran askerlerin ardında, merakla izliyorlardı. Gözler bir Veylalara, bir de artık arkalarında kalan ama biraz önce mor ve siyahın savaştığı, gökyüzünden yıldırımların düşüşünü izledikleri alana dönüyordu.

Gölge, Veyla'yı da beraberinde kaldırarak yerden kalktı ve birbirine sarılı kolları gevşeyerek çekilirken tamamıyla Bahhami Kral ve Kraliçe'sine döndüler. Birbirlerine yakın olan elleri kenetlendi. Şehirlerine izinsiz girmişlerdi. Koruma sistemleri saldırmamıştı ama şimdi hemen karşılarına dikilmişler, garip ifadelerle onları izliyorlardı. Gölge, "Niyetimiz savaşmak değil." diye açıkladıktan hemen sonra başını sallayarak ekledi. "Ama gerekirse savaşırız."

Savaşçıların tümüyle gelmemişlerdi, hatta azınlık bir gruba sahiplerdi ama tek bir savaşçılarına bile ihtiyaç duymadan önlerindeki kalabalığını yok edebilirlerdi. Fakat istemiyorlardı. Zaten bu gezegende artık ölüler, yaşayanlardan fazlaydı. Ölüme daha fazla asker kazandırmak istemezlerdi. Görmüşlerdi. Siyah ölüm, yaşayanları öldürerek, çoktan ölmüşleri de dönüştürerek bünyelerine katabiliyorlardı. Sadece karartı olarak da değildi. Ne şartlarda oluştuğunu henüz bilmiyorlardı ama ölen Xalialar daha büyük bir düşmana, Esved'e de dönüşebiliyordu.

Bahhami Kral'ı Şah, "Bizim niyetimiz savaşmak Gölge Kral ve Kraliçe Veyla." diyerek gözlerini Veylalar'da gezdirdi. Bahhami Kraliçesi Tash ise "Ama birlikte," diye ekledi ve gözlerini şehirlerine yakınlaşmış siyah ölüm sınırına çevirdi. "Ölümle."

Ardında olanları izlemek, güvenebilecekleri son kişileri onlara kanıtlamıştı. Xalialar güvenmez, boyun eğmez, bir araya gelmezdi ama belli ki ölümün karşısında tek bir taraf olmadan kurtulmak mümkün değildi. Üstelik, artık bunu yapabileceklerini de görmüşlerdi. Xalialar diz çökmezdi ama bazı isimler, buna değerdi. Gölge Kral Karanir ve Veyla Aldar Karanir'in siyah ölümü yok edebileceğine şahit olmuşlardı.

Gölge ve Veyla'nın dudakları kıvrılırken Veyla, "Bu bir işbirliği kabulü mü?" diye sordu.

Şah, "Hayır." dediğinde Veylaların kaşları hafifçe çatılırken anlayamayarak baktılar. "Bu bir bağlılık yemini."

Veyla hala cevap arayarak bakarken geriye kalanlar anlamıştı. Veylaların savaşçıları da Gölgelerin ardından çıkıp önlerine ve etraflarına, Kral Şah ve Kraliçe Tash'i kapatmadan geçtiler ve gördüklerinden sonra bağlılıkları yâd etme gereksinimi duydular. İlk diz çöken Ash'ti. Veyla affı için bunu şart koşsa da sonrasında çıkan kargaşada bu hiç yaşanmadan rafa kalkmıştı. Ash, eli göğsünde dizlerinin üstüne çöktükten sonra gözlerini Veyla ile Gölge arasında gezdirip son durak olarak Veyla'da kaldı. Diğer savaşçıları da Ash'in etrafında, Gölgelere dönük şekilde diz çökmüş, ellerini göğüslerine yaslamışlardı. Gölge'ye diz çökeli seneler, Veyla'ya diz çökeli ise aylar olmuştu ama Krallarının Kraliçe'si de, bu Zenith'te tekrar tekrar diz çökmeyi hak eden diğer kişiydi.

Savaşçıların ardından dizlerin yere çarpış sesleri arttı. Önce Bahhami Kral ve Kraliçesi, sonra savaşçıları, hemen ardından da meydanda bu anları izleyen halkı diz çökmüşlerdi. Bahhami Kral ve Kraliçesi aynı anda konuşmaya başladı.

"Biz Kral Şah Bahhami ve Kraliçe Tash Bahhami, Bahami şehri Kral ve Kraliçeleri olarak, gücümüzün, soyumuzun, irademizin, canımızın ve Krallığımızın Gölge Kral Karanir ve Kraliçe Veyla Karanir karşısında bir hiç olduğuna, Bahhami şehrini ve halkını ancak ve ancak onlar için yöneteceğimize, her koşulda ve şartta onları tercih edip onlara boyun edeceğimize, emirlerine kayıtsız itaat edip hâkimiyetini asla sorgulamayacağımıza, düşmanına düşman olup dostuna dost diyeceğimize sahip olduğumuz her şey üzerine yemin ederiz."

Önlerinde binlerce diz çökmüş Xalia'nın karşısında Veyla ve Gölge'nin gözleri birbirine dönerken gülümsediler. Xalia halkı, kıyameti durdurabileceklerine inanıyordu.

Öyleyse onlar da,

Kıyameti durduracaklardı.

**

"Ben Ash'in diz çökmesine daha çok şaşırdım."

Gölge mıntıkalara yerleşen yeni halklarının raporlarını tabletinden yükselen hologramı kaydırarak okurken Veyla'ya güldü. Hologram bir anda kapandığında Gölge'nin yüzüne yansıyan mavi ışıklar söndü ve hemen ardındaki Veyla'yla göz göze geldi. Veyla ellerini yaslayarak standın ardından Gölge'ye yakınlaşırken "Yeterince iş yaptık, aşk zamanı." dedi. Gölge'nin gülüşü artarken aralarındaki stant mavi ve mor büyüyle hiç var olmamış gibi yok oldu ve kolları birbirine dolanırken yakın yüzlerinde parıldayan gözleri birbirine baktı.

"Sen bana diz çöktürmüşsün, Zenith de boyun eğer elbet."

Veyla bir elini adamın omzundan çekip tek gözünü kısarak işaret parmağıyla başparmağı arasında az bir mesafe tutarak kaldırdı ve "Birazcık egoist miyiz?" diye sordu.

Gölge, kadının yüzüne yaklaştırdığı parmaklarının ucundan öptüğünde Veyla da gülerek elini yeniden Gölge'nin omzuna yerleştirdi ve Gölge, "Kraliçem benim yerime övse, ego yapmama gerek kalmayacak. Ben 'Veyla' diye yatıp 'Veyla' diye kalkıyorum. Sende hiç iş yok." dediğinde Veyla şaşkın gülüşü eşliğinde kaşlarını kaldırdı. Adam resmen ilgi istiyordu. Üstelik Veyla zaten onun aşkından geberirken.

"Aslında bugün Ash'e sana değer çok güzel bir cümle kurdum ama sen uzaklardaydın."

Gölge sızlanmaya başlayacağı için omuzlarını düşürüp kaşları çatarken hafifçe de yüzünü buruşturdu. "Yani boğmak istediğin Ash bile duydu, ben duyamıyor muyum?"

Veyla, "Artık onu boğmak istediğimden emin değilim." derken kollarını boynuna dolayarak ellerini ileriye uzattı. Adamın başı ona eğilse de topuklu giyinmediği için parmak uçlarında yükselmesi de yetmiyordu. Gölge'nin ayaklarının üstüne çıkıp öyle parmak uçlarında yükseldiğinde Gölge burnundan güldü. Kadının yanında minik kalması hoşuna gidiyordu. O minik bedenin yapabildikleri ise daha da hoşuna gidiyordu.

Veyla dudaklarını adamın kulağına yakınlaştırmak istediğinde Gölge de başını çevirip biraz daha eğerek yardımcı oldu. Veyla adamın kulağına fısıldayarak "Ona âşık olduğum adamdan bahsettim." dediğinde Gölge'nin başını çevirdiği yerde ekranlarda gezinen gözleri daha da parladı ve gülüşü büyüdü. Gülüp duran dudaklarını yalayarak başını Veyla'ya çevirdiğinde burunları birbirine sürttü ve içleri gitti. Gölge, derinleşen sesiyle "Nasıl bir adammış?" diye sordu.

Veyla, "Biraz egoist." diye konuşmaya başladığında Gölge tek gözünü kısıp "Belki haklı sebepleri vardır." diye kendisini savundu. Veyla gülüp bir elini adamın boynundan çekip yanağını sevdi. "Hem de çok haklı."

Gölge, kadının dudaklarını yavaş bir heyecan eziyetiyle öptükten sonra "Başka?" diye sordu. Veyla öpücüğün etkisinde cümle kurma yetisini kaybetse de titrek sesiyle çabaladı. "Gözleri, yeryüzünde gökyüzü gibi."

Gölge'nin kaşları etkilenerek kalkarken Veyla'yın tabiriyle 'yeryüzünde gökyüzü' olan mavi gözlerinin parlaması eşliğinde yavaşça yutkundu. Böylelikle boğazındaki mutluluk son zamanlarda alışkın olduğu gibi midesine, oradan da tüm vücuduna yayıldı. Nasıl ki Kirix, 'kurtuluş, kıyametin ortasında' demişti. Veyla ile yaşadıkları mutluluk da acıların ortasındaydı. Kalbi parçalara bölünmüş, bir yanı Saltar'ın elinde olmasa da, hatta Ash'e not bıraktığına göre hayatta olduğu kanıtlansa da hala kardeşi için endişe ediyordu. Bir yanı kadının seksen bir olabileceği, kadın değilse bile Trumpkin'in dediğine göre ve küçük seksen olan kendisine de seksen bire de söz verdiği için onu bulması gerektiğini biliyordu. Bir parçası annesini düşünüyordu, annesiyle o kadar yakınlaşıp yine de hissedemediği için kendisini suçluyordu, şimdi ne yapıyor olabileceğini düşünüyordu. Bir parçası Veyla'nın zihnine yapılan saldırılardan endişe ediyordu ama her parçasının ortak bir özelliği vardı. Her biri, Veyla'ya âşıktı.

Gölge, yeniden Veyla'nın seksen bir olabileceğini düşünüp heyecanını arttıran parçasına kulak asıp "Annenin büyüsü neydi?" diye sordu. Babası, Luna benzeri bir yaratığa dönüşebilen bir büyücüydü ama Veyla'nın annesine dair sadece 'çünkü o hep uyur' cümlesini ve babası yüzünden yaratığa dönüştüğünü biliyordu. Yaratığa dönüşmüş şekilsiz bedeninde de önceden varsa bile hangi büyüye sahip olduğunun izleri yoktu. Ya da, insansa bile kahverengiye dair bir iz de yoktu. Eğer Veyla seksen birse, melez olmalıydı. Bu da annesinin insan olduğu anlamına geliyordu. Zaten... Veyla 'lanetin izi'yse zaten melezdi. Annesi insan olmak zorundaydı. Bu da Veyla'nın ölüm laboratuvarlarından geçmiş olabileceğini gösteriyordu. Her ok, onun seksen bir olduğunu gösteriyordu ama Gölge Zvarna'yı bulmadan dudaklarını aralayıp da hiçbir şey söyleyemiyordu. Bu konuda uyarılmaları sahte ve mesnetsiz bilgilerden ibaret olabilirdi ama Gölge riske atamazdı. Bir yanı da melez olsa bile Xalia yeteneklerine sahip olarak doğabileceğini düşünüyordu. Belki de Veyla dönüşmemişti, bizzat böyle doğmuştu ama melez kanı taşıdığı için eşsiz yeteneklere sahipti.

Veyla bu konuda tedirgin hissetti çünkü Kirix tarafından özellikle uyarılmıştı. Kim olduğunu, çocukluğunun nerede ve nasıl geçtiğini Zvarna'ya kadar söylememesi gerektiğinden bahsedilmişti. Adam melez olduğunu biliyor olmalıydı, kehanetler bunu öngörüyordu ama büyüsüz doğup sonradan bir gayzer aracılığıyla kazandığından emin olamazdı. Veyla "Şimdi ne alaka ki?" diye sorduğunda Gölge, "Birbirimize dair bilmediğimiz çok şey var." dedi.

Veyla, "Kendime dair her şeyi bilmiyorum." diye hatırlattığında Gölge başını sallayıp "Bildiğin kadarını da bilmiyorum." diye hatırlattı. Veyla köşeye sıkışmış gibi hissederken "Annemin büyüsünü bilmiyorum." diye mırıldandı ve Gölge bariz bir şekilde kadının yalan söylediğini gördü. Kadını artık tanıyordu, Veyla da benzeri korkularla yalan söylüyor olmalıydı. Zaten birkaç saniye içerisinde çırpınıyormuş gibi görünen Veyla tek nefesle "Zaten Zvarna'ya kadar birbirimize dair detayları bilmememiz lazımdı ya? Lütfen bana soru sorma." dedi ve daha fazla yalan söylemek istemediğini gösterdi.

Gölge de hak veriyordu ama içinde sabırsız bir yanı vardı. Seksen bir eğer Veyla değilse aramaya nereden başlayacağını bilmiyordu, önceliğini kardeşini ve Zvarna'yı bulmaya vermişti ama eğer seksen bir Veyla'ysa da geçmişlerine sarılmaya da nereden başlayacağını bilemeyecekti. Özellikle de birbirlerini Zvarna'da tamamen hatırlarlarsa, konuşacak o kadar çok şeyleri olacaktı ki... Geçmişe dair, acılarına dair, birbirlerini defalarca kez kaybetmelerine rağmen yine de kavuşup durmalarına dair...

"Tek bir şey soracağım." dedi. Veyla kaldırdığı kaşları altında ürkek bir şekilde baktı. Gölge heyecanla dudağını yaladıktan sonra "Çocukluk arkadaşına dair konuşurken düşündüğün şey neydi?" diye sordu. Veyla adamın niye bunu sorduğunu anlayamadı. Evet, bunu ileride tekrar konuşacaklarına dair anlaşmışlardı. Yaratık'ın mor gözlerle geri döneceğini bilmeden Veyla'nın teslim ettiği Doğa suyu mezarlığının yakınındaki bir ağaca yaslanmış haldelerken, Veyla Gölge'nin kucağında ve sarmaş dolaşlarken birbirlerinin çocukluk aşklarına dair konuşmuşlardı. Veyla da sekseni anlatmıştı. Sekseni anlattıkça Gölge'ye ne denli benzediğini düşünerek bakmıştı. Zamanında sekseni, şimdi de Veyla'yı bu kadar sevmesinin şaşırtıcı olmadığını düşünmüştü. Sanki Konsey Veyla'dan sekseni almış ama Doğa yine de ona Gölge'yi vermişti. Gayzere girdiğinde ölmese ve yaşasa, büyüdüğünde Gölge gibi biri olurdu. Veyla'nın gözlerinin bunu düşünürken ne hale geldiğini gören Gölge aklından neler geçtiğini sormuştu. Veyla, 'ölsem söylemem' demişti ve sözleşmişlerdi. Veyla 'Belki, sonra.' demişti. 'Belki, kuşlar da yeryüzünde yüzerse.'

Ve böylelikle Sanrı'nın hayal seyahatindeki o anları ikisinin de yaşadığı ve hatırladığı kesinleşmişti. Veyla 'Eğer öyle olursa ve hatırlarsam, söylerim.' diye eklemişti. Şimdi gemileri yakmış ne olursa olsun Gölge'yle birlikte olmaya karar vermiş olsa da o an, buna dair endişesi mevcuttu ve hislerine dair bazı cevapları vermeyi geleceğe bırakmıştı. Gölge cevap olarak 'Hatırlayacaksın. Unutulmayacak bir an gibi baktın.' demişti. Veyla ise 'O zaman... Sen hatırlar ve sorarsan, söylerim.' demişti. Gölge de 'Hatırlayacağım. Unutamayacağım bir an gibi baktın.' demişti ve işte. Unutmamış, soruyordu. Üstelik balıklar gökyüzünde uçuyor, kuşlar da yeryüzünde yüzüyor, ne olursa olsun aşklarını yaşıyorlardı.

Veyla, derin bir nefes alıp verdikten sonra teslim olarak omuz silkti ve fısıldadı. "Sana ne çok benzediğini..."

Gölge'nin gözleri hızla dolarken dudaklarında duyguların titrettiği bir gülümseme belirdi. Gölge başını onaylar gibi sallarken 'Sensin...' diye düşünüyordu. Bu kadar benzerlik de olamazdı. Gölge de aynısını düşünmüştü! O an da, başka anlarda da seksen biri Veyla'ya benzetmişti. Şimdi dudakları mühürlü olsa da zihni özgürce haykırıyordu. Seksen bir Veyla olmalıydı. Başka ihtimal düşünemiyordu... Şimdi, hala şüpheyle süslenmiş bir mutlulukken bile böyle hissediyorsa bir de emin olduğunda, Zvarna tüm çıplaklığıyla geçmişlerini onlara hatırlattığında neler hissederdi, tahmin bile edemiyordu.

Veyla hafifçe gülüp "Bu kadar mutlu olacağını bilsem daha önce söylerdim." dedi. Adamın eli ayağı kesilmiş gibiydi. Veyla'yı hala güçle tutuyordu ama bir yandan da ittirse devirebileceği kadar koy vermiş görünüyordu. Düşebilecek kadar güçsüz ama biri denese Veyla'yı ellerinden alamayacağı kadar da güçlü...

Gölge, bir sürü şey söylemek istese de güvenli sessizliği tercih edip titrek sesiyle "Sadece sarılalım." diyerek elini kadının ensesine kaydırdı ve göğsüne yasladı. Ardından kolları sımsıkı sarılırken gözlerini sımsıkı kapatıp kadını soludu. Veyla da gülümseyerek Gölge'ye sarıldı ve gözlerini kapattı. Bir süre öyle kaldılar. Mutlu bir an içerisindelerdi ama Veyla'nın aklına gelenler iç çekmesini sağladı. Başını yavaşça Gölge'nin göğsünden çekti ve ikisinin de gözleri aralanırken Veyla'nın gülümsemesi buruklaştı. "Özür dilerim."

Gölge his yoğunluğu içerisinde olduğundan gözlerini kırpıştırıp anlayamayarak kaşlarını kaldırdı ve "Niye sevgilim?" diye sordu. Bu hayatta Gölge'den özür dilemesi gereken kişiler vardı, bizzat hayat da özür dilemeliydi ama Veyla onlardan biri değildi. Zaten Gölge, Veyla'yı suçlu ya da suçsuz olduğu, geçmişteki, şimdiki ve gelecekteki olası tüm yaralar için affetmişti. Bu, sonsuz bir teslimiyetti.

Veyla, Gölge'nin dudaklarından çıkan her bir kelimeyi seviyordu ama 'sevgilim' kelimesini ayrı seviyordu. Ona, birbirlerini sevdiklerini hatırlatıyordu. Bu da, büyülü bir gezegen için bile efsunlu bir kelimeymiş gibiydi.

Veyla'nın gözleri bulutlanırken "Benim yüzümden anneni bulma şansını kaybetmişsin..." dedi. Omuzları çökmüş, dudakları minik kıpırtılarla eğilip bükülme çabasına girişmişti. Gölge de iç çekip burukça gülümsese de başını iki yana salladı. Yanağını seven kadının eline doğru başını çevirip avucunu öptü ve Gölge'yle birlikte Veyla'nın da gözleri birkaç saniyeliğine kapandı. Sonra başını yeniden kadının eline yaslayarak baktı ve Veyla da gözlerini araladı.

"Özür dileme. Çünkü o gün Drithar'ın gizlemeye çalıştığı misafirin annem olduğunu bilsem bile senin peşine takılırdım."

Veyla'nın kaşları kalktığında Gölge hafifçe başını salladı. "Önce seni kurtarır, sonra anneme dönerdim. Hiçbir şeyin sebebi sen değilsin."

Veyla, Gölge'nin kendisini rahatlatmaya çalıştığını düşünerek "Ama o annen..." diye direndi ama Gölge araya girip kadının çenesinin ucundan tutup yüzünü biraz daha kendisine doğru kaldırarak eğildi ve öptü. Ardından alınları birbirine yaslanırken "Sen de âşık olduğum kadınsın." dedi. Veyla da Karam'da, kendisi için annesini durduramamış, durmaksızın saldırıya uğramıştı ama annesi Gölge için bir tehlike oluşturduğunda ise büyüsünü yönlendirebilmişti. Gölge için de durum aynıydı. Gerekirse, Veyla'yı tercih ederdi.

Hatta... Sanmaktan öte hissediyordu ki, seksen birdi.

Veyla, burukça gülümseyip yakın yüzleri arasında fısıldayarak "O zamanlar da?" diye sordu.

"Sana, tahmin bile edemeyeceğin zamandan beridir seninim, demiştim."

Belki de çocukluğundan beridir. Birbirleri için yaratıldıklarına bakılırsa, ezelden beridir. Onların aşkı, öncesiz ve sonrasızdı. Başlangıcı ve sonu olmaksızın, her an mevcut gibiydi.

Veyla his yoğunluğuyla derin bir nefes alıp verirken kollarını yeniden adama sardı ve yanağını göğsüne yaslayıp gözlerini sımsıkı kapattı. Babasının oyununa düşmüş olmalılardı. Veyla zaten babasının haberi olmadan annesine ulaşmayı başarmasına şaşırmıştı. Belli ki babası bizzat buna izin vermiş, başka bir şeyi saklamıştı. Gölge'nin annesini. Veyla'nın anlamadığı, Saltar'ın niye öyle dediğiydi. Drithar kızını tanıyıp Veyla'nın annesini görmek için çabalayacağını düşünmüş, bu sebeple mi böyle bir oyun kurmuştu? Ama... Nixsus'a gelmeden önceki, Drithar'ın tanıdığı Veyla'nın bunu yapmaya cesareti olmazdı. O zaman... Veyla fark etmeden onu bir şekilde yönlendirmiş miydi? Ama nasıl?

Veyla, gözlerini aralarken kendisi zihninde bile bu kadar soru belirirken adamın yerinde durmayacağından emindi. "Karam'a gitmeyi düşünüyorsun, değil mi?" diye sordu.

Gölge sessiz kaldığında Veyla başını kaldırıp "Bensiz gidemezsin." diye diretti.

Gölge, "Bugünden sonra..." dediğinde Veyla "Özellikle bugünden sonra!" diye sesini yükseltti. Gölge, kadının burnundan ve gözlerinden akan siyah büyüyü görüp kadını o alandan zor çıkarttıktan sonra, demek istiyordu ama Veyla da 'zor duruma düştüğümüzde siyah ölümü bir süreliğine de olsa yok edebildiğimi gördükten sonra' diyordu. Gölge Esvedleri, karartıları geri püskürtmeyi başarabiliyordu ama Veyla gibi siyah ölümü aydınlatamıyordu. Yapabiliyorsa bile henüz yaptığı görülmemişti. Bu yüzden Karam'da, kutba bu kadar yakın ve muhtemelen etrafı Esved dolu bir yerde tek başına kalamazdı.

Evet, Veyla'nın zihnine saldırıyorlardı ama bunun için mutlaka yakınlaşmaları da gerekmiyordu. Veyla'nın Esved yaraları yüzünden herhangi bir anda da bu bağ kurulabiliyordu. Elbette, yakınlaştıklarında daha yoğun ve yorucu şekilde oluyordu. Veyla, şehre döndüklerinde Yıldat'ın eşyalarıyla tekrar bu görü ya da görüşü kurmaya çalışmıştı ama hiçbir şey olmamıştı. Hatta büyüsünü yönlendirmeye çalışırken yanlışlıkla adamın bazı eşyalarını yok etmişti. Belki de gerçekten Veyla yapamıyordu. Esvedler Veyla'yı yönlendiriyordu ve Veyla'nın gördüğü her şey sahteydi. Bu ihtimal Veyla'nın içini rahatlatıyordu.

Gölge, "O zaman hiç gitmem." dedi. Gidip eğer hala oradaysa annesini kurtarmak istiyordu ama Veyla peşine takılıp kendisini tehlikeye sokacaksa hiç yapmasa daha iyiydi. "Zihninle uğraşıp duruyorlar ve öyle bir durumda, kaçmamız gerektiğinde kaçabileceğimiz kadar sınıra yakın olmalıyız. Karam, kutba, siyah ölümün başladığı topraklara yakın. Orada bir sorun oluşursa..."

Veyla, "Bu senin için de geçerli." diye direndi. Esvedler de karartılar da saldırabiliyordu ve voltriderı da parçalara ayırabilirlerdi. Gölge azrit hızıyla kutuptan, ekvator yakınlarına, siyah ölüme basa basa ve etrafı Esvedlerle, karartılarla doluyken koşacak değildi.

Gölge, "Önce Zvarna." diye karar kıldı. Güçleri birleşmeden, Karam'da Esvedlerle yüzleşmek pek akıl işi değildi. Veyla da başını sallayıp "Önce Zvarna." dedi ve işaret parmağını eğik bir şekilde kaldırıp "Ama söz ver, arkamdan iş çevirmeyeceksin." dedi. Gölge'nin kendi başına gitmesini istemiyordu.

Gölge, "Seni kurtarmadan ölmeyeceğime söz veriyorum." diyerek işaret parmağını Kral sözü verir gibi kadının eğik parmağına yasladı. Veyla kaşlarını çatarak baktığında Gölge gülümseyip "Hayatımı sadece seni kurtarmaya çalışırken kaybedebilirim. Seni burada bırakıp Esvedlerin ortasına gitmeyeceğim, merak etme." diye güvence verdi ama Veyla'nın içi falan rahatlamamıştı! Çok zaman kalmamıştı, yaklaşık bir ay içinde siyah ölüm Nixsus'a da gelecekti ve böyle bir kaos ortamı yaşanacağı şüphesizdi. Veyla Gölge'yi kendisi için ölürken görmek istemiyordu ama aynı durum yaşansa Veyla da Gölge için ölürdü. Ruh bağları oluştuğunda kayda değer bir ayrım kalmayacaktı. Birbirleri için değil, birbirleriyle öleceklerdi. Bu hem korkutucu, hem de rahatlatıcıydı. Zaten, geriye kalan yaşamaya çalışmazdı. Yine de... Onlara güvenen, sayıları gittikçe artan Xalia halkı için yaşamalılardı. Birbirleri için ya da birbirleriyle ölmek yerine, birlikte yaşamalılardı.

Gölge, "Anlaştık mı?" diye sorduğunda Veyla yüzünü buruşturup sinirli bir alayla "Benim için ölmen konusunda mı? Hayır." diye sızlandı. Gölge hafifçe gülüp "Senin arkandan iş çevirmeyeceğim konusunda." dediğinde Veyla nefesini üfleyip başını onaylar şekilde salladı. "Anlaştık..." dedikten sonra adamın güzel bakışlarıyla siniri hafiflerken hafifçe dudakları kıvrıldı ve "... sevgilim." diyerek ekledi. Duyduğuyla Gölge'nin gülüşü artarken kadını kucağına çekti. Veyla'nın bacakları adamın belinin iki yanından dolanırken dudakları ikisinin de hızla adapte olduğu bir şehvetle birleşti. Islak öpüş ve nefes sesleri odayı doldururken bir anlığına dudakları ayrıldı ve Gölge yoğun bir sesle "Bak o standı yok etmeseydik, şimdi işimize yarardı." dedi ve kadını duvara doğru çevirdi. Malikânenin gözlem kulelerinden birindelerdi ve bir yandan ekranlardan aralarına yeni dâhil olan halkları izlerken bir yandan da Veylalar yok edene kadar tabletten raporları inceliyorlardı. Şimdi ise üstü dokunmatik tuşlarla dolu olan bir komut paneli haricinde burada hiçbir eşya bulunmuyordu.

Kadını duvara yaslarken bir eli eteğinin altından iç çamaşırına doğru gitmişti. Veyla, hınzır bir sırıtışla hazır duvarla Gölge'nin arasında keyifle sıkışmış bir bedenken "Bence bize bir duvar yeter." dediğinde Gölge sırıtışında dilini gezdirdikten sonra "Konu sen olunca duvara bile ihtiyacım yok." dedi. Kadını bir yere yaslamadan sadece kucağında tutarak da sevişebilirdi.

Bir süre sonra gözlem kulesinden çıktıklarında asansöre yönelirlerken Valdris ve birkaç savaşçıyla karşılaştılar. Asansörden yeni iniyorlardı. Valdris, "Hah. Çalışmanızın bitmesine sevindim, bölmek istemezdim." dediğinde Gölge, Veyla'nın beline sarılı koluyla kadının vücudunun yanını kendisine yasladı. Saçının üstünü öptükten sonra sırıtarak "Evet, yoğun bir çalışma içerisindeydik." dedi. Veyla'nın bir eli, belindeki Gölge'nin elinin üstündeyken diğeri de adamın beline dolanmıştı ve Gölge'nin dediğine gülerken kızarmadığını umdu. Bir süre çalışmışlardı ama! Tam olarak yalan da değildi... E sonra da çalışmaya devam edebilmek için birazcık motive olmuşlardı... Sevişerek...

Sonuçta bu da halka hizmetti. Veyla hap kullanıyor olsa da prezervatifsiz sevişiyorlardı ve Gölge kadının içine boşalıyordu. Bu, henüz açıkça bunun için uğraşıp tamamen korunmayı bırakmıyor olsalar da varis ihtimalini her seviştiklerinde güçlendiriyordu. Sıkça da sevişiyorlardı. Hatta Veyla artık hapları düzenli kullanıp kullanmadığından bile emin değildi. Aklına geldikçe içiyordu. Artık birlikte kıyamet değil, kurtuluş getireceklerine duyduğu inancı artmıştı, varis de gerçekten bunun kanıtı olabilirdi. Hamile kalmaktan korkmaz olmuştu. Bunu açıkça Gölge'ye söylememişti ama beraberliklerinden birinde 'içime boşalabilirsin' dediğinde, söylemiş kadar olmuştu. Gölge dört gözle kadının ara sıra hap kullanmayı da bırakmasını bekliyordu.

Valdris'in gözleri Kral ve Kraliçelerinin suratındaki muzip sırıtışta gezindikten sonra hafifçe gülüp başını iki yana sallayarak baktı ama hemen ardından ne için geldiğini hatırlayarak sesini temizledi ve yüzü garip bir ifadeye büründü. Dehşete uğramakla hayran olmak arasında kalmış bir şaşkınlığa sahipti ve sebebini bir an önce özellikle de Veyla'ya göstermeliydi. "Görmeniz gereken bir şey var."

Veyla, "Mutlaka öyledir." diye sızlanırken asansöre yöneldi. Nixsus yetmezmiş gibi başka şehir halklarının da Kral ve Kraliçeleri olmaya başlamışlardı ve sorumlulukları git gide artıyordu. Zaten halkları olmasa bile Zenith'in sonu onlara bağlıydı!

Asansördeyken Gölge, "Gıda taşıması tamamlandı mı?" diye sordu. Gölgelere bağlılık yemini etmiş, işbirliğini kabul etmiş şehirlerdeki erzaklar da halklarla birlikte taşınıyordu. Tüm Xalialara ve gıdalara yetecek kadar voltrider olmadığından git geller sürüyordu. Siyah ölümden kaçmak uğruna ama Gölgelerle işbirliği olmaksızın terk edilmiş şehirlerden de henüz karanlığa bulanmamış erzaklar toplanmıştı. Nixsus halkı kalabalıklaşmıştı ve en az bir, iki ay yetecek gıdaya ihtiyaçları vardı. Zaten, bir iki ay sonra hala siyah ölümü yenememişlerse beslenme ihtiyaçları da kalmazdı çünkü çoktan ölmüş olurlardı.

Valdris "Hala sürüyor. Terralar da üretimi arttırdı. En büyük sorun olasılığı gıdadan yana değil." dediğinde Gölge, "Uyum." diyerek Valdris'in aklından geçeni dile getirdi. Bu kadar farklı kültüre sahip Xalialar bir arada barınmak ve hatta savaşmak zorundaydılar. Nixsus halkı düzen içerisinde yaşamaya alışmıştı ama diğer halkların düzeni, kaostu. Ve Veyla biliyordu, muhtemelen kapılarını açtıkları Xaliların içerisinde Konsey'in casusları da vardı. Konsey artık Veyla'ya güvenmiyordu. Veyla'ya verdikleri son görev Terra mıntıkasında Esved'i hapseden büyü duvarını indirmekti. Veyla'dan bunu yapmasını gerçekten beklemiyor olmalılardı ama yine de buyurmuşlardı. Veyla'nın Baş Terraca görülen ihanetinin bu konuda olmamasını umdu. Veyla eğer bunu yaparsa ve hızlıca önlem alınmazsa siyah ölüm Nixsus'a da bulaşırdı ama yapmazsa, siyah ölüm kara parçasını tamamlayıp da okyanusa ulaşıp Nixsus'a varana kadar hala sahip oldukları bir süre olacaktı.

Veyla Valdris'e bakarak "Eğer özel bir an olsun diye kıyametten hemen önce yapmayı düşünmüyorsan ne zaman Erya'ya teklif edeceksin?" diye sordu. Pekâlâ, araya kaoslar, sorunlar girmiş olabilirdi ama en son Valdris, bunu yapmaya niyetlenmişti. Valdris heyecanla nefes alıp verdi. Güleç suratıyla bir şeyler söyleyecekken yeniden kendisine geldi ve "Bana inan, şu an daha büyük bir gündem var." dedi. Adamın yüz ifadeleri de bakışları da garipti. Şaşkın olduğu şüphesiz ortadaydı ama eşlik eden başka duygular da vardı. Veyla neyi görmeleri gerektiğini daha da merak ederek gözlerini kıstı.

Birlikte voltriderlara binip Nixsus'ta büyülü sınır duvarının yakınlarındaki gökyüzünde asılı duran, şehre gireni kontrol ve gözlem alanlarından birine vardılar. Veyla şeffaf ve büyülü sınır duvarında gezinen mavi büyü parıltılarını izleyerek voltriderdan indi. Gölge'nin taşı obsidyenden de güç alıyordu büyü duvarı ama aynı zamanda Gölge de büyüsünü yönlendiriyordu. Adam aynı anda ve nerede olursa olsun her yere büyüsünü yönlendiriyordu ve ona rağmen muazzam bir güce sahipti. Veyla da kendisine güç verecek taşa sahip olduğunda nasıl bir güce ulaşacağını merak etti. Gözlem kulelerinde izni olmayan geçişlere direkt engel olunurdu, geçiş sadece Gölge'nin büyüsüyle izin vermesi neticesinde olurdu ama hâlihazırda anlaşılan şehirlere bağlı olan tüm halk içeri alındığından şüpheli görünenler, Gölgeler onay verene kadar kontrol altında tutuluyordu.

Gökyüzüne uzanan Kral ve Kraliçe ışığı, başkent mıntıkasının neon ışıkları, ay ışığı ve kontrol alanının ışıkları vücutlarına yansırken indikleri alanda hapis-voltriderına doğru yöneldiler. Havada asılı duran voltriderın büyü engelleyici özelliği olan manafet parmaklıları ardında, birbirine dönmüş sarılan çocukları görünce Veyla ve Gölge'nin kaşları çatıldı. Gölge ters bir şekilde "Çocukları niye tutukladınız?" diye sorarken hesabı sormak üzere Valdris'e bakmıştı. Valdris bunu yapacak kadar ahmak değildi, Gölge'yi şaşırtmıştı.

Valdris, "Çünkü ilginç bir durum var." derken yaklaşmaya devam ediyorlardı. "İşbirliği için anlaşılan şehirlerin tahliyesinde bir ormana saklanmış halde bulundular. Konuşmuyorlar, saldırganlar ve nedenini birazdan anlayacağınız üzere tehlikeliler. Daha da önemlisi..." dediği sırada parmaklıklara varmışlardı.

Veyla, tir tir titreyen çocuklara içi giderek Gölge'nin elini tutmayan elini parmaklıklara doğru uzattı. Manafet eşyalar, çoğu büyücünün büyüsünü engellerdi ama Veyla gibilerin büyüleri için ancak bir nebze azaltmak dışında fark yaratmazdı. Bu sebeple eli büyülü parmaklıkların ardına geçtiği gibi çocuklara henüz temas etmemiş olsa da hissetmişler gibi sıçrayarak Veyla'ya döndüler ve hızla parmaklıklara atıldılar. Ne Veyla geri çekildi, ne de Gölge geri çekmeye çalıştı çünkü bir saniye içerisinde Veyla'ya zarar vermeyecekleri anlaşılmıştı.

Veyla, kavuşmuş gibi eline uzanan çocukların mor gözlerine bakarken gözleri şaşkınlıkla irileşmiş, dudakları olabildiğince aralanmıştı. "Siz..."

Gölge de Veyla'ya hayran kalmakla, bunca zamandır içinde bir yerlerde taşıdığı vicdan azabından kurtulmak arasında hızlı geçişler yaşarken bir elini parmaklıkların ardından olabildiği kadarıyla Veyla'nın koluna telaşla sarılmaya çalışan çocukların elleri üstünde gezdirdi.

Gölge öldürdüğünü sanmıştı. Sanmak değil, öldürmüştü. Karatan şehrinde, Kral'ını bulabilmek amacıyla tırmandıkları şehirde yetişkin muhafız gibi zırhların ardında Gölgelerin karşısına çıkan Xalialara büyüsünü yönlendirmişti. Zırhlı bedenler yere düşüp de kaskları zırhlarından ayrıldığında normalde başlarının olması gerektiği yerlerin boş olduğunu görmüşlerdi. Gölge çıldırır gibi hissederek zırhları kontrol ettiğinde her birinin, zıhların içinde küçük kalan çocuklar olduğunu görmüşlerdi. Konuşamasınlar diye ağızları bağlanmıştı ve zaten Gölge de onlara konuşma imkânı vermeyecek kadar kısa süre içerisinde öldürmüştü. Gölge müthiş bir acıyla sarsılmış, kendinden geçmişti. Veyla'nın o zaman bile adamın acısına yanmış, nedenini bilmese de adamı iyi etmeye çalışmıştı. Önce 'canavar' diye bağırıp çağırmış sonra da onu canavar olmadığına ikna etmek istemişti. Belki de âşık olmaya o zamanlarda başlamıştı. Gölge ise... İyi olmuştu. Veyla onu iyi etmek istediğinde, Gölge de iyi olmuştu. Ruh hatırlar, demişlerdi birbirlerine o gün. Ruhları hatırlamıştı besbelli birbirlerini. Gölge şehre dönmeli, Andri'nin saldırısıyla ilgilenmeliydi ama çocukların ölü bedenlerinin de öylece kalmasını istememişti. İlk defa Veyla'ya güveneceğini o gün söylemişti. Güvenmek, zorunda olduğunu. Ama Gölge biliyordu. İçi güvenmese, diline de düşmezdi. Böylelikle Veyla, çocukları doğa suyu mezarlığına götürmüştü. Her birinin ölü bedenini Doğa'ya teslim etmişti. Bir doğal taş olup da geri dönmeleri için... Dönmüşlerdi ama bir doğal taş olarak değil. Tıpkı Yaratık gibi mor gözlere sahip olarak...

Veyla ve Gölge aynı anda, ne hissedeceklerini şaşırmış bir halde "Siktir..." diye mırıldanıp birbirlerine baktıktan sonra tekrar çocuklara baktılar.

Bu ne demek oluyordu?

49

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!