58/66 · %86

🔮 58 ⚡ Seksen Bir

71 dk okuma14.126 kelime28 Kasım 2025

4. KISIM  KRAL VE KRALİÇE

🔮 58 ⚡ SEKSEN BİR

**

Ary'nin söylediğine göre Veyla ve Gölge, Zvarna'da birbirlerini hatırlamalılardı. Orada laneti kırmalı, belki de orada ruh evliliğini başlatmalılardı. O halde yapılması gereken şey, Zvarna'ya gitmekti. Lakin küçük bir sorunları vardı.

Zvarna'nın nerede olduğunu Baş Terra dahi bilmiyordu. Duyduğu, bildiği bir kelime değildi. Ya ismiyle ya da yeriyle saklı bir yer olduğunu tahmin ediyordu. Baş Terra Nixsus genelindeki tüm Terraları ve Zenith'te yüzlerce, binlerce yıl geçirmiş ölümsüzleri sorgularken ise Veylalar Trumpkin'e gideceklerdi. Çünkü derlerdi ki, kim Trumpkin'e gidip de ağacın sınavını geçerse mühim ve ihtiyaç duyulan bir gerçekle mükâfatlandırılırdı. Veylaların ise yola devam etmeleri için işlerine yarayacak gerçeklere ihtiyaçları vardı. Belli ki gerçekler henüz, onların ellerinin uzanamayacağı kadar uzakta ama sonuçları bir hayli yakındaydı. Uzanmayı bırakıp koşmaya başlamalılardı. Bu sebeple tehlikeli bir sınavla sınanmak zorunda kalmışlardı.

Baş Terra, Trumpkin ağacının sınavına dair aynı kandan iki kişi gerektiğini söylemişti. Ağacın herkese vereceği cevap birbirinden farklıydı. Çünkü herkes, başka gerçeğin esiriydi. Bu sebeple sınava gireceklerden birinin Gölge olması mühimdi. Gölge'nin ise ulaşabildikleri tek kan bağı olan kişi Yıldat Karanir'di. Gölge henüz annesinin yaşayıp yaşamadığından emin değildi ama yaşıyorsa dahi yakın zamanda ulaşamayacakları şüphesizdi.

Böylelikle Gölge, kardeşi Yıldat'tan hayatında ilk defa yardım istemişti. Hemen öncesinde, Veyla'yla bir şeyler yaşamaya başladıklarını da dile getirmişti. Kardeşi her şeyi bilerek, buna rağmen eğer istiyorsa yardım etmeliydi, onu kandırmak istemiyordu. Veyla'yla yan yana geldikleri herhangi bir anda, aralarındaki bağ gözlerden, kulaklardan saklanamayacak hale gelmişti ki, Gölge buna sahip olmak için bu kadar çabaladıktan sonra saklayacak da değildi. Zaten zamanında da şahit olanlarca bilinen, sadece kendilerinden saklamaya çalıştıkları hisleri, şimdi apaçık ortadaydı.

Yıldat detay sormamıştı, hatta ağzını bıçak bile açmamıştı. Yavaşça başını onaylar şekilde sallamıştı. Gölge her yeri kıyamet kaplamışken gitmesini istemediğini dile getirmişti ama mutlaka gidecekse onun için güvenli bir yol bulana kadar beklemesini söylemişti, Yıldat yine cevap vermemişti. Sadece Trumpkin'e gidilecek zamanı sormuş ve yanından ayrılmıştı. Her şeyi bilmesine rağmen yardım etmeyi kabul etmişti ama Gölge'nin bir yanı Yıldat'ın son anda sorun çıkarıp çıkarmayacağı konusunda şüpheliydi. Kardeşinin sessizliği ve pek de güven vermeyen geçmişi Gölge'yi bu düşünceye itmişti. Aksini umuyordu, aksine ihtiyaçları vardı. Köşeye sıkışmışlardı ve her yolu denemek zorundalardı.

Trumpkin, siyah ölümün ortasında, siyah ölümün ele geçiremediği bir yerdi. Kutsal bir doğa yeriydi, düşmeyen son kalelerdendi. Her yeri siyah ölüm kapladığında kutsal Doğa yerleri de teslim olacak mıydı, şüpheliydi ama burası hala direniyordu. Siyah ölüm, karanlık halkı ve Esvedlerle çevrili oluşu Gölge'yi Veyla'sız gitme düşüncesine itmişti ama Baş Terra orada Veyla'ya ihtiyaç duyacağını dile getirmişti. Bir kutsal doğa yerinde, kendilerini birbirlerine kaptırıp ruh evliliği sürecini başlatmamaları için de voltrider yükselene kadar tekrar ve tekrar uyarmıştı. Veyla da Ary ile konuşmalarını Gölge'ye aktarmıştı. İkisi de laneti kırmaları için bir ana ihtiyaç duyduklarının ve birbirlerini hatırlamak, hatırlatmak için, ruh evliliği için o anı bekleyeceklerinin farkındaydı. Farkındalardı farkında olmalarına ama nasıl ki âşık olmak ellerinde değildi, aşklarını yaşamak ve haykırmak da değildi.

Siyah ölüme bulaşmadan volrider indirebilecekleri kısıtlı alan olduğundan tek voltrider ile gelmişlerdi. Baş Terra yanlarına Valdris'i de almalarını söylemişti ve olabildiğince küçük bir voltriderda dört kişi gelmişlerdi. Araca sessizlik hâkimdi. Veyla ve Gölge birlikteliklerini saklamasa da Yıldat'ın da gözüne sokmamaya çalışıyorlardı. Her ortamdan bir alay, gülecek bir şey çıkarmayı iyi biliyorlardı ama gezegende artık gülücüklere pek de yer yok gibiydi. Son kahkaha sahipleri de onlar olabilirdi.

Voltrider Trumpkin denilen alanın üstüne gelene kadar camlardan yeryüzünü yutan kötülüğü izlemişlerdi. Yol boyu hiç Esved görmemişlerdi ama Azrit kulakların kolaylıkla duyduğu acı dolu tiz çığlıklar, sivri kolları ve ayakları dışında insan siluetinde gibi görünen vücutlarından dumanların saçıldığı karartıları bir hayli görmüşlerdi. Oldukça yüksekte olmalarına rağmen Veyla kırmızı gözlerle göz göze gelmekten çekiniyormuş gibi hissetmişti. Ölümden korkmazdı ama onlardan biri olmaktan korkuyordu. Ary'nin dediğine göre, Kraliçeleri olmasını istiyorlardı. Veyla'nın tekrar içi titredi. Hain Kraliçe unvanını dahi henüz üstünden atamamışken, ölüm kelebeği olmaktan yeni kurtulmuşken Ölüm Kraliçe'si mi olacaktı?

Başını iki yana salladı. Buna inanmak istemiyordu, bu gerçek değildi. Gölge'nin bakışlarını üstünde hissettiğinde Veyla da ona baktı. Adam kadının gerildiğini hissetmişti. Bir elini kadının bacağının üstündeki eline götürüp güven vermek ister gibi sıktı. İkisinin de dudakları hafifçe kıvrılırken arkada oturan Yıldat'ın gözleri de bu temasa kaydı. Birkaç saniye baktıktan sonra yutkunarak bakışlarını yeniden cama çevirdi ve göğsünde birleştirdiği kolları sıkılaştı, bedeni gerildi.

Trumpkin denilen doğa yerinin üstüne vardıklarında Gölge Veyla'ya "Sıra sende." dedi. Trumpkin, daire şeklinde, etrafı sarmaşıkların ele geçirdiği taşlarla örülü, ortasında bulunan Trumpkin ağacına doğru dört taraftan taş yolların ilerlediği bir alandı. Taş duvarların tepesinden alanın üstüne sarmaşık bir çatı örtülmüştü. Sarmaşıklar ve dallar o kadar sıkıydı ki aşağısı görünmüyordu. Taş yolların arasında kalan topraklar sırları saklardı. Sınanan da korkusunu saklarsa gerçeği bahşederdi. Eğer başarırlarsa bu gece iki gerçeğe sahip olacaklardı. Birisi Gölge'nin hayatı için önem arz eden bir gerçek olacaktı, diğeri ise Yıldat'ın. Düşük bir ihtimaldi ama Yıldat'ın öğreneceği gerçeğin de Veylaların işine yarayabileceğini umuyorlardı çünkü aksi halde birçok soruya karşı bugün ancak bir gerçeğe sahip olabileceklerdi.

Veyla'nın gözleri sıra kendisine geldiği için mor büyüyle ışıldadı. Büyüsü, camdan gördüğü Doğa'nın çatısına ulaştı. Sarmaşık ve dallar mor ışıltıyla hareketlendi. Aralarında Doğa'ya hükmedebilen sadece Veyla'ydı. Terra ya da bitki çağıran olmayıp da bunu yapabilen tek büyücü de Veyla'ydı. Esasen Doğa'ya hükmedilmezdi, Doğa'nın büyüsüne kulak astığı büyücüleri vardı. Gün gelir de kulak asmazsa, her şeyiyle Doğa hükmederdi. Ya da, zulmederdi.

Çatının taş duvarlara çekilmesiyle Gölge voltriderı alçaltmaya başladı. Taş yolların nispeten daha geniş girişine voltridera zarar vermeden park ederken sınavın ne zaman başlayacağını ve hangi ana kadar vazgeçme şansları olabileceğini düşünüyorlardı.

Voltriderdan indiler. Önüne doğru geçtiklerinde Gölge ve Veyla'nın elleri refleks olarak birbirini buldu ve kenetlendi, oysaki etrafı inceliyorlardı. Valdris ve Yıldat da arkalarından giderken Yıldat'ın sessizliği gittikçe gürültülü bir hal alıyordu. Çünkü öfkesinden geliyordu. Gözlerini güçlükle ellerinden aldı ve odaksız bakışlarını etrafa çevirdi.

Doğa'nın çıtırtıları kulaklarını doldurduklarında başlarını göğe yükselttiler ve çatının tekrar üstlerine kapandığını gördüler. Veyla'nın gözleri mor büyüyle ışıldarken sadece kontrol amaçlı çatıyı yeniden aralamaya çalıştı ama mor büyü çatıya ulaşamadan söndü.

Valdris, "Sanırım sınav hemen başlıyor." diye mırıldandı. Veyla tekrar denedi ama alanın çatısına hükmedemedi. İşte şimdi Doğa onlara ya hükmedecekti, ya da zulmedecekti. Sınav bitene kadar çıkmalarına izin vermeyecek olmalılardı. Sınav kötü sonuçlanırsa ise buradan kaç kişi çıkabilecekleri meçhuldü.

Veyla'nın gözleri aralarında gezinirken Yıldat'ın yüz ifadesini ve gözlerinin onlara dönüp durduğunu fark etti. Yıldat'ın bakışlarının değdiği yere baktığında Gölge'yle el ele tutuştuklarını fark etti. Asla ters düşmemeleri gereken bir yer olduğunu bildiği ve Yıldat'ı da üzmek istemediği için elini yavaşça Gölge'nin elinden çekmeye başladı. Gölge refleks olarak parmaklarını sıkılaştırırken anlayamayarak Veyla'ya baktı. Veyla'nın gözlerinin Yıldat'ta olduğunu gördü. Kadın bakışlarını Gölge'ye çevirince Gölge'nin kaşları kalktı. O da kardeşini üzmek istemezdi ama Veyla'nın elini çekmek istemesi de hoşuna gitmemişti.

Veyla, sessizce "Sınava odaklanalım." dediğinde azrit Yıldat'ın duymamasını istiyorsa zihninden düşünmeliydi. Burada değil, alanın dışından bile fısıldasa Yıldat'ın kulakları duyardı. Gölge memnun olmadığını bir hayli gösteren bir yüz ifadesi eşliğinde baksa da kadının elini çekmesine müsaade etti ve iç çekerek başka yöne baktı.

Valdris sarmaşıkları çekiştirerek taş duvarları ve ardını inceliyordu. Veyla'nın çatıdan sarmaşıkları taş duvarlara kadar gerilettiği saniyelerde de tepeden olabildiğince incelemişlerdi. Valdris, geriye kalan üç kişinin arasındaki gerilimi hissettiği ve taş duvarlarda da altın renk ışıltılarla kazınan Terra dilince cümlelerden de okuyabildiği kadarıyla "Dikkat edin, burası hepimizle uğraşacak." dedi. Duvarlarda, 'Sınav sadece burası değil, sizsiniz de.' yazıyordu. 'Kendinizle de savaşacaksınız.'

Veyla, Gölge'nin gerildiğini hissetse de Yıldat da aynı sebeple gergin olduğu için müdahale etmemeye karar verdi. Buradan çıktıklarında ve daha özgür bir ortamda yeterince konuşurlardı ama burası da onlarla uğraşacaksa Yıldat'ın kuyruğuna basmasalar iyi olurdu.

Veyla, "Sınava sadece onlar girecek. Muhtemelen sadece onlarla uğraşacak." derken birbirinden uzak durmaya çalışan iki kardeşe baktı. Yıldat yaslandığı taş duvarda ilgisi onlarda değilmiş gibi davranmaya çalışırken Gölge ise kardeşine birkaç saniye baktıktan sonra tekrar önüne döndü ve kasılmış boynunu sağa ve sola doğru eğerek esnettikten sonra "Hadi." diyerek ilerlemeye başladı. Göz ucuyla, temas edemediği Veyla'ya bakıp "Yakınımda dur." demeden de edemedi. Veyla hafifçe gülümserken zaten uzak duramadığı Gölge'nin hemen yanından ilerledi.

Gölgeler önden, Valdris hemen arkalarından, Yıldat ise kasti bir şekilde biraz gerilerinden alanın ortasındaki ağaca doğru ilerliyorlardı. Her adımında Yıldat'ın içindeki sinir yükseliyordu. Abisinin ne denli âşık olduğunu görmüş, çektiği acıya kayıtsız kalamamıştı ama bir yanı hazmetmekte zorlanıyordu. Veyla'nın onca zaman boyu kendisine açmadığı kapılarını, 'baş düşmanım' dediği, defalarca kez onu ağlama krizine sokan, mahveden Gölge'ye açmasını anlayamıyordu. Veyla, Yıldat'ın gözünde mükemmel bir kadındı, nasıl bu denli bir kusurla baş düşmanına yenilmişti? Her şey farklı olabilirdi. Gölge'yle savaşmayı bırakabilir ama onun değil hala Yıldat'ın olabilirdi. İşin aslı Veyla, hiçbir zaman Yıldat'ın olmamıştı ve Yıldat bunun üstesinden gelemiyordu. Başını hızla iki yana sallarken gözlerini kırpıştırdı ve nefesini burnundan üfledi. Burasının onunla uğraştığını hissedebiliyordu. Normalde arka plana atmaya çalıştığı, onlara zarar vermeden ama kendisi de daha fazla zarar görmeden çekip gitmeyi düşündüren hisleri, şimdi bastıramadığı bir öfkeyle tekrar öne çıkıyordu. Onu sevmeyen Veyla'ya kızgındı, belki de hoşlanmaktan öteye geçip sevmeye başladığı ilk ve tek kadın olan Veyla'yı ondan alan abisine kızgındı. Hiçbir savaşı kazanamadığı için kendisine kızgındı ama buradan sağ salim çıkmak istiyorlarsa Trumpkin'e karşı koymalılardı.

Gölge ilerledikçe zihnine ulaşmaya çalışan Trumpkin'e mani olmaya çalışıyordu ama kulaklarında yankılanan bir düşünce vardı. Sesi ona ait gibiydi ama düşüncenin zihninin hangi kara deliğinden çıktığını anlayamamıştı. Ona ait olan bir düşünce değil gibiydi. Normalde Veyla'nın artık Yıldat'a dair hisleri kalmadığını düşünüyordu. Öyle ki, kadın Gölge'yi sever gibi davranıyor, neredeyse baş başa kaldıkları her an Gölge'yle sevişiyor, gülüşüyor, sarılıyordu. Düşman oldukları zamanlarda bile Gölge'ye sığınıyorken, şimdi ise kollarından çıkmıyordu. Yıldat'la bir hayli mesafelilerdi ama içten içe birbirlerine değer verdiklerini Gölge de hissedebiliyordu. Veyla, Yıldat'ın üzülmesini, zarar görmesini istemiyordu. Eski sevgili oldukları düşünüldüğünde bu değer kalıntısı, şu an, Trumpkin de Gölge'nin üstüne geliyorken adamı rahatsız ediyordu. İçinde yükselen bir kıskançlık ve şüphe vardı. Kadının biraz bile olsun hala Yıldat'a dair bir şeyler hissediyor olma ihtimali, şu an Gölge'yi mahvediyordu. Oysaki bu düşünceden kurtulmuştu. Burası yeniden bunu düşünmeye itiyordu. Zihni hızla çalışıyor, bu düşünceye kanıtlar topluyordu. Onun da dokunmasına müsaade etti, diyordu zihni. Temasa zaafı var ama uzun bir süre boyunca zaafına zaaf olan Yıldat'tı, diyordu. Hatta ona dokunabilen ilk adam Yıldat'tı. Başta düşman, sonrasında sürdürmeye çalıştığı düşmanlığa eşlik eden aşk emareleri boyunca Gölge defalarca kadınla Yıldat'ın ilişkisine şahit olmuştu. Kadın henüz Gölge'ye onu sevdiğini söylememişti. Gölge ona 'ölüm çiçeği' demişti, sevdiğine vereceğini söylediği gülü ona vermişti. Veyla her birinde sessiz kalmıştı. Oysaki Gölge, kadının defalarca kez Yıldat'a 'Seni seviyorum' dediğini duymuştu. Demek ki, bunu söylemek Veyla için zor değildi ama Gölge'ye söylememişti. Gölge, Yıldat bakıyor diye Veyla'nın elini çektiği anı tekrar düşündüğünde yeniden boynunu esnetirken ensesini ovuşturdu ve gözlerini birkaç saniyeliğine kapatıp kendisine gelmek istediği için irileştirerek açtı ve gevşetti. Bu düşünceler gerçek değil, dedi kendisine. Trumpkin'in oyununa gelmemeliydi.

Yıldat ve Gölge düşüncelere dalmışken Valdris adımlarını hızlandırıp Veyla'nın kolundan tuttu. Veyla'nın başı ve bakışları Valdris'e dönerken, Valdris şu an onları değil zihnini dinliyor olan adamlardan gözlerini Veyla'ya çevirip "Sorun çıkacak." dedi. Veyla da gergin bir şekilde Karanir kardeşlere baktı. İkisi de zihinleriyle boğuşuyormuş gibiydi.

Veyla, "İkisine de müdahale edemiyorum." dedi. Gölge'ye müdahale etse, Yıldat'ın öfkesi artacak, Yıldat'a müdahale etse Gölge köpürecekti. En iyi ihtimal, ikisinden de uzak durmaya çalışmaktı.

Valdris, "Yıldat beni dinlemez, Gölge'nin öfkesi de senin dışında kimseyi dinlemez." dediğinde Veyla iç çekti. Bu karmaşadan nefret ediyordu! Bu şehre başka türlü gelmiş olsa Yıldat'la sadece arkadaş, Gölge'ye ise direkt âşık olurdu. Böylelikle Karanir kardeşlerin arasındaki bir ton gerginliğe yeni ve daha büyük bir sebep vermiş olmazdı. Yıldat, kendisinden beklenilemeyeceği kadar anlayışla karşıladığı duruma karşı burada patlamak üzere gibiydi. Gerçi başta, hiç de sakin karşılamamıştı. Gölge ile evlendikleri günden sonra bir süre patlamaya hazır bomba gibi her karşılaşmalarında ağzını açmıştı ama sonra... Veyla'nın, Gölge'nin kendisini aldattığını sandığı gün kadına destek olmuştu. Orada istese Gölge'yi kötüleyebilir, Veyla'nın öfkesini harlayabilir, boşluğundan yararlanarak yakınlaşmaya çalışabilirdi ama yapmamıştı. Eğer yapsaydı ve Veyla eğer o öfkeyle yanlışa düşüp Yıldat'la yakınlaşsaydı Gölge ile araları bir o kadar daha bozulurdu. Yıldat bu kozu kullanmamış, hatta 'Gölge'yi çağırayım' demişti. Yaratık öldüğünde ise destek olmaya çalışmıştı. Şimdi ise içinde baş gösteren iyilik yeniden köşeye sinerken öfke ve kötülük tahta oturmaya çalışıyor gibiydi. Gölge ise, Veyla elini çektiğinde biraz kırgın, baya bir kızgın bakmıştı. Veyla'nın amacını anlayabiliyor olsa gerekti ama burada anlamasına müsaade edilmediği de ortadaydı. Bir süre öncesine kadar Gölge'nin Veyla'ya 'Yıldat' demesini bile yasaklamak istediği kadar kıskanç ve öfkeli olduğu düşünüldüğünde eğer bu öfkeye tekrar kapılırsa, burada savaş çıkardı.

Taş yoldan daire şeklindeki orta alana çıktıklarında başları git gide kalkarak yükselen ağaca baktılar. Altın rengi ağaçta yeşil, beyaz parıltılar mevcuttu. Ağacın önünde iki sunak vardı. Sınava girecek olanlar buraya uzanacak olmalıydı. Asıl sınav başlamadan Gölgeleri çoktan yıpratmıştı burası. Ağacı çevreleyen daire şeklindeki taş duvarlarda Terra yazıları parlıyordu. Bir kısmı sarmaşıklarla örtülmüş, bazı taşlar çatlamıştı. Veyla, kapalı dudaklarının ardında dilini kemirip duran Gölge'ye yakınlaşırken "İyi misin?" diye sordu. Gölge gözlerini kırpıştırarak ana dönüp Veyla'ya baktı. Gözleri kadının güzel yüzünde gezindikçe vücudundaki gerginlik hafifler gibiydi. Veyla'ya bakmak kalbini bile hafifletiyordu.

"Pek değil." diye itiraf etti.

Veyla adamın kolundan tutmak istedi ama arkalarındaki Yıldat'ın onları izlediğini göz ucuyla görebiliyordu. Onun da duymasından çekinmediği cümleyi kurdu. "Burasının sizi yenmesine izin vermemeniz lazım."

Gölge yavaşça başını onaylar şekilde sallarken iç çekti. Gözleri bir şey soracak gibiydi, dudakları aralanıp sıkkın bir nefes aldı. Dilini dudağının kenarında gezdirdikten sonra çenesinin ucuyla Veyla'yı gösterdi. "Niye hiç söylemedin?"

Veyla'nın gözleri bir anlığına yakınlardaki Yıldat'a dönüp tekrar Gölge'yi buldu. Adamın ne demek istediğini anlamıştı. Gölge hislerinden daha cesur bir şekilde bahsedip dururken, adeta ilanı aşk ederken Veyla'nın neden henüz dile getirmediğini sorguluyordu. Trumpkin ona bunu sorgulatıyordu. Belli ki sınava girecek kan bağı sahiplerini birbirine düşürmek için elinden geleni yapacaktı.

Veyla, "Buradan çıkınca konuşuruz." dedi. Hem kutsal bir doğa yerinde hislerinden bahsetmek istemiyordu, onunla ruh evliliğini başlatmaktan korkuyordu, hem de Yıldat'ın daha da köpürmesi işlerine gelmezdi.

Gölge, "Şu an duymaya ihtiyacım var." diye soludu. Yüzü buruşurken başı hafifçe eğildi ve elleri ensesine gitti. Kaşları gittikçe çatılırken başını iki yana salladı. "Zihnim susmuyor."

Veyla Gölge'ye sarılmak istiyordu. Elleri de hareketlenir gibi oldu ama kendisini durdurdu. Çaresizce omuzları düşerken yüzü Gölge kadar buruştu. Adamın acı çekmesine dayanamıyordu. Şimdi daha iyi görebiliyordu, adam hala ondan nefret ediyor sanırken Yıldat'a yakınlaşarak Gölge'den uzak durmaya çalıştığı zamanlarda da Gölge böyle acı çekmişti. Veyla, "Gölge düşündüğün hiçbir şey gerçek değil." derken biraz daha yakınlaştı. Başını Gölge'ye doğru eğerek "Lütfen bana bak." dedi. Gölge'nin gözleri aralanırken başı hafifçe yükseldi ve fırtınanın koptuğu denizleri Veyla'ya baktı. Elleri yavaşça ensesinden düşerken Veyla hafifçe gülümsedi. "Düşüncelerine değil, hislerine güven. Sen demiştin." dedikten sonra elini adamın kalbine götürdü. Yaslamadı ama atışlarını hisseder gibiydi. "Kalp yanılmaz."

Gölge'nin başına giren sancılar Veyla'ya baktıkça, onunla konuşup bağ kurdukça hafifliyor gibi oluyor ama bir anda tekrar saldırıyordu. Vücudu kaskatı kesilmişti ve gözleri Yıldat'a döndüğü her an düşünceler daha acımasızca saldırıyordu çünkü Yıldat da yaslandığı yerde kollarını göğsünde birleştirmiş tam olarak onları izliyordu. Yıldat'a bakarken kadınla sevgili olduğu zamanlar aklına geliyordu. Gölge defalarca kez sarılmalarını, öpüşmelerini izlemek, seviştiklerini bilmek zorunda kalmıştı. Kulakları birbirlerini sevdiğini duymuştu, Veyla Gölge'den nefret ederken Yıldat'a aşkını haykırmıştı.

Veyla, "Gölge." diyerek dikkati dağılmış sevgilisini tekrar kendisiyle ilgilenmeye devam etti. Gölge gözlerini Yıldat'tan alıp Veyla'ya bakarken gerginlikten kurumuş dudağını yaladı. Gölge "Tamam." diyerek başını onaylar şekilde salladı ve derin bir nefes alıp verdi. Gözlerini kaçırıp ağaca bakarken yeniden "Tamam." dedi ve sinirden titremeye başlamış ellerini ceketinin ceplerine yerleştirdi.

Veyla, "Sana yardımcı olmak isterdim." derken sesi öyle üzgündü ki Trumpkin bile Gölge'yi aksine ikna edemezdi. Gölge'nin ağacı izleyen gözleri kısılırken dilini çiğnemeyi sürdürüyordu. Kadını da anlamaya çalışıyordu, şu an Gölge ne yaşıyorsa Yıldat da aynısı yaşıyordu ve Veyla'nın ağzından çıkacak kelimeler aralarındaki gerilimi alevlendirebilirdi.

Yıldat, "Söyle." dediğinde herkesin gözleri bir anda Yıldat'a döndü. Yıldat isterik bir şekilde gülüp Gölge'yi gösterdi. "Söyle, rahatlat adamı. İkimizin birden acı çekmesine gerek yok."

Veyla, "Yıldat..." derken Valdris de duvarları okumayı bırakıp yanına geçtiği Yıldat'ın omzuna kolunu attı ve "Sakin ol kardeşim." dedi. Yıldat Valdris'in elini ittirerek duvardan doğruldu ve "Ben kimsenin kardeşi değilim." diyerek ağaca ilerlemeye başladı. Gölge gergin dudağının kenarını yalayarak kısık gözlerle Yıldat'ı izlerken Veyla, "Sakın." diye uyardı.

"Burası onunla da uğraşıyor. Birbirinizi duymamaya çalışın."

Yıldat, "Yakında rastlaşmayacağız bile zaten. Sen de rahat rahat yaşarsın aşkını." derken sırtı Veylalara dönük, ağacın önünde dikiliyordu. Gölge elini cebinden çekip Yıldat'ı göstermek için kaldırırken "Sana buraya gelmeden 'Bir diyeceğin var mı?' diye sordum!" diye bağırdı. "Sana sevgili olduğumuzu, buna dair bir sorunun varsa bizimle gelmek zorunda olmadığını, istersen sövüp sayıp bana saldırabileceğini söyledim!" deyip Veyla'nın yanından geçerek Yıldat'a yakınlaşacağı sırada Veyla adamın kolundan tutarak durdurmaya çalıştı. Kendi gücü yetmezdi, Gölge'nin kalbindeki gücü yetti ve Gölge dursa da gözlerini Yıldat'tan çekmedi. Yıldat da sinirle adama dönmüş, Veyla'nın onu tutuşuna bakmıştı.

Yıldat, "Çünkü aptalın tekiyim!" diye bağırdı. "Sen hiçbir adımında bana ne olacağını düşünmedin, ben yine kalktım burada sana yardımcı olmaya geldim. Ama ne var, biliyor musun?" dedikten sonra ellerini iki yanında kaldırdı. "Bu siktiğimin yerinde senin işine yarayacağıma o çatıyı ellerimle yırtar geçerim."

Gölge, "Düşünmedim mi?" diye bağırdığında kutsal Doğa yerinde kükreyişi yankılanmıştı. Valdris de Gölge'yi tutmak için yaklaştı. Gölge birkaç adımla Yıldat'a yakınlaşırken Veyla da Valdris de eğer adam Yıldat'a varmak isterse onu tutamayacaklarını biliyordu. "Ben mi düşünmedim lan siktiğimin herifi? Sen benim de, tüm dostlarımın da ölümünü istedin, düşmanla el sıkıştın, ben yine seni hayatta tuttum lan! Hayatta, yanımda, güvende tuttum. Kaç kere hayatını kurtardım ulan orospu çocuğu! Şimdi 'Gideceğim' diyorsun yine kalman için yollar arıyorum. Ne istiyorsun lan benden?"

Yıldat gülüp eliyle kışkışlayarak ardına dönerken "Siktir git." dediğinde Gölge bir anda Veylaların elinden eksildi. Yıldat'ı ağaca yapıştırırken "Yemin ediyorum senin belanı sikerim!" diye bağırdı. "O seninleyken..." derken çenesi iyice kasılmış, yüzü hafifçe buruşmuştu. "... gözüme sokmak için elinden geleni yaptın. Canımı yakmak için her türlü sikik cümleyi kurdun. Şimdi yanında sevdiğim kadının elini bile tutmuyorum, benim sabrımı zorlama!"

Veyla'nın onlara yönelen adımları duraksadı. Valdris yanlarına gitmeye devam ederken ardında kaldı. Eli kalbine yaslanırken gerginliğiyle harmanlanmış heyecanı kulaklarını zonklattı. Sevdiğim kadın...

Yıldat Gölge'yi var gücüyle ittirirken Valdris durmaları için ikna etmeye çalışıyordu. "Ben sussam zihnin susmaz sevgili abicim." dedikten sonra bu cümlenin ardından tekrar ittirdiğinde bu sefer geriletmeyi başardığı abisinin kafasını gösterdi. "Konuşuyor seninle de. Beni unutup unutamadığını düşünüyorsun, hala benden etkilenip etkilenmediğini düşünüyorsun, ona dokunabildiğim anları düşünüyorsun. Onunla sevişti..."

Yıldat'ın yüzüne şimşekler eşliğinde inen yumrukla birlikte Veyla da çığlık atarak yakınlaştı. Gölge azrit hızıyla yere düşmüş Yıldat'a yöneldiğinde eli boşluğa düşen Veyla'nın düşmesine Valdris engel oldu. Gölge Yıldat'ın yakalarından tutarak kaldırdı ve duvarlardan birini kırarak yasladı. Yıldat duvarın ardına düşerken Gölge de peşinden girdi. Veylalar hızla arkalarından yönelirken Veyla "Durun artık!" diye bağırıyordu.

Gölge Yıldat'ı tekrar kaldırıp sırtını yıkılmamış bir duvara yasladıktan sonra cebinden çıkardığı azrit bıçağı kardeşinin göğsüne yasladı. Valdrislerin gözleri irileşirken Yıldat kanlar akan suratında isterik bir şekilde gülüyordu. Gölge bıçağın ucunu batırdığında Veyla, "Gölge, dur!" diye adeta çığlık attı. Yakınlaşarak adamın hareketlerini hızlandırmak istemediğinden birkaç adım uzakta duruyordu. "Ne yapıyorsun? Delirdin mi? Kardeşin o, kendine gel!"

Yıldat, "Görüyor musun? Nasıl korkuyor?" diye sorduğunda Veyla, "Yıldat!" diye bağırdı. Gölge ise dudaklarından çıkan sinirli bir hırıltı eşliğinde kararmış gözüyle bıçağı biraz daha batırmıştı. Azrit bıçak kalbine varırsa, Yıldat ölecekti ama gergin vücudunun aksine alaylı suratı korktuğunu belli etmiyordu.

Veyla "Anlattığın gibi olmadığını çok iyi biliyorsun!" diye bağırdı. Yıldat "Anlatsana lan o zaman!" diye bağırdı. "Anlat hadi. O bana yüklensin, ben de hepimizi burada ölüme sürükleyeyim."

Veyla, gözü dönmüş Gölge'ye Yıldat'la aralarında sandığı gibi, daha doğrusu Veylaların yansıtmayı tercih ettiği gibi bir şeylerin geçmediğini bağıra çağıra anlatmak istiyordu ama bunu anlatırsa Yıldat şu an her şeyi daha da uçuruma sürükleyeceği konusunda bizzat tehdit etmişti. Belli ki Doğa izin vermeden buradan çıkamazlardı ve sınava sadece kan bağı olan iki kişinin girebildiği düşünüldüğünde Veylaların Yıldat'a ihtiyacı vardı.

Veyla ellerini Gölge'nin ona yakın olan koluna götürmeye çalışırken "Gölge, lütfen dur." dedi. Gölge'nin başı Veyla'ya dönerken mavileri denizden çok ateşe benziyordu. "Korkuyor musun gerçekten?"

Veyla tekrar "Delirdin mi?" diye bağırdı. Trumpkin de Yıldat da onunla uğraşıyordu evet ama, Veyla'nın hala Yıldat'a karşı bir şeyler hissettiğini düşünmemesi gerekiyordu!

Gölge de "Cevap ver!" diye bağırdı. "Ölmesi umurunda mı?"

Valdris, "Gölge, kardeşim yapma!" diye bağırarak diğer yanından yakınlaşmaya çalıştı. Gölge büyüsüyle Valdris'i geriye itti. Valdris'in canını yakmayı bile göze aldıysa, çıldırmış olmalıydı. Veyla Valdris'e "İyi misin?" diye bağırdığında Valdris yerden kalkarken boğuk sesiyle "İyiyim." dedi. Veyla nefes nefese Gölge'ye döndü ve "Kendine gel!" diye bağırdı. "O da, sen de kendinizde değilsiniz. Birbirinize ihtiyacınız var. Burada da, dışarıda da! Siz kardeşsiniz! Delirdiniz mi, kardeşimi bir an bile görebilmek için Zenith'i yok ederim, siz niye böylesiniz?"

Yıldat, "Sen iyi bir ablasın o zaman." dediğinde Gölge'nin bakışları Yıldat'a döndü. Dişleri arasından "Sana abilik yapmak ne kadar zor, biliyor musun lan şerefsizin evladı? Sen ortalarda arkamdan iş çevirip dururken hala seni hayatta tutmak, ne kadar zor biliyor musun?"

Yıldat "Sikeyim, tutma lan!" dedikten sonra bıçağa hazırlanır gibi ellerini Gölge'nin elinin üstüne getirdi. "Bitir bu lanet kan bağını."

Gölge, başını deli gibi sallayarak "Ölmek mi istiyorsun?" diye sorduğunda Yıldat "Evet!" diye bağırdı. "Zaten hepimiz Esvedlerle öleceğiz, ha şimdi, ha sonra, ne fark eder? En azından ihanetinizi izlemem!"

Veyla'nın gözleri büyüyle ışıldarken "Sizi son kez uyarıyorum." dedi. Gölge'nin Yıldat'ı öldürmesine elbette ki müsaade etmezdi. Hem Gölge için, hem de şimdi kötülüğün davetine icazet gösterse de içinde iyiliği de yaşatmayı ihmal etmeyen Yıldat için. Ama bekliyordu. Yıldat'ın, Gölge'nin onu öldüremeyeceğini görmesini bekliyordu. Belki bu ikisinin de yatışmasını sağlardı.

Gölge'nin yüzünde isterik bir sırıtış varken gergin yüz çizgilerinden öfke akıyordu. Gözlerinde göz bebekleri, mavilerini yutmak ister gibi büyümüşken dibindeki Yıldat'a bakıyordu. Yıldat "Hadi." diye meydan okumaya devam etti. "Kendini de beni de bu kardeşlik yükünden kurtar."

"Yapamayacağımı mı düşünüyorsun?"

"Hayır. Yapabileceğini biliyorum."

Gölge "Bir sik bilmiyorsun!" diye bağırarak hareketlendiğinde Veyla'nın büyüsü atılmaya hazırdı ama Gölge geri çekildi. Azrit bıçağı yere düşerek tok bir ses oluştururken Gölge ellerini ensesine götürerek ardına döndü ve birkaç adım uzaklaşırken sinirle inledi. Yıldat sindiği duvarda şaşkın bir şekilde Gölge'ye bakarken nefes nefeseydi. Adrenalinle diktiği başı ve omuzları düşmüş, ara ara yutkunuyordu. Eli ardındaki duvara yaslanarak destek alırken üst vücudu hafifçe eğildi ve gözlerini kapatarak anın gerginliğinden kurtulmaya çalıştı.

Gölge saçlarını çekiştirerek tekrar sinirle inledikten sonra ona dönüp birkaç adımla yaklaştı ve omzundan kaldırıp ittirerek tekrar Yıldat'ın duvara çarpmasını sağladı. "Seni bu hayatta tek bir şey için öldürürüm." dedikten sonra Veyla'yı gösterdi. Yıldat da abisinin sinirden titreyen elinin yine de kalbine ölümü saplayamadığını düşünüyordu. Gölge işaret parmağını Yıldat'a çevirirken eli yumruk şeklini almıştı. Uyararak birkaç kez Yıldat'ın göğsüne vururken "Onun haricinde kalbimi söküp çıkarsan seni öldürmem, aksine yaşatmak için ortalığın belasını sikerim. Derdim iyi bir abi falan olmak değil, seni yaşatmak. Ama sen ölmek için çırpınırsan, buna da Veyla'yı alet edersen, senin dileklerini gerçekleştirim Yıldat." dedi. Yıldat tekrar yutkunurken nefes alış verişlerini düzene sokamamıştı.

Yıldat sessiz kalırken Gölge kardeşinin omzundan tutup duvardan çekerek ağaca doğru ittirdi. "Şimdi ister geç sen uzan sunağa istersen sike sike ben seni uzandırayım. Veyla da burada ve senin hepimizi sonsuz ölüm döngüsüne hapsetmene izin vermem."

Yıldat elleriyle yüzünü sıvazlayarak duvarın ardına yönelirken Gölge de sırtını kardeşine dönüp öfkesini kontrol altına almaya çalıştı. Veyla adamın önüne doğru geçerken Valdris de Yıldat'ı sakinleştirmeye çalışmak üzere duvarın peşinden gitti. Duvarın bir kısmının yıkılmasıyla birlikte ezilen dal ve sarmaşıkların üstünde, uzaklaşmak için çok alana sahip değillerdi çünkü ayakta olanlar yolu kapatıyordu. Eli gözlerini sımsıkı kapatmış, elleri ensesinde sakinleşmeye çalışan Gölge'nin yanağına gittiği gibi adamın mavileri aralandı. Veyla parmak uçlarında yükseldi ve Yıldat kendi öfkesiyle baş etmeye çalışırken onlara bakmadığı ve duvarın ardında kaldıkları için adamın dudaklarına uzandı. Diğer eliyle de adamın omzuna tutundu ve dudakları birbirine değdiğinde öfkesinden kurtulmasına yardımcı olacak bir sakinlikle onu öptü. Gölge'nin elleri ensesinden eksilirken yavaşça kadının kollarına geldi. Kadının çenesi bir kere daha öpücüğe yükselirken ona eşlik etti ve yavaş öpüşüne karşılık verdi. Dudakları ıslak bir ses ve son ana kadar sürdükleri temasla birbirlerinden hafifçe ayrılırken alınları birleşti. İkisinin de gözleri kapalıyken ve gerginliğin tamamıyla geçmemiş olması dolayısıyla nefes alış verişleri düzene girmemişken Veyla "Sakinleş." diye fısıldadı. "Buradan çıktığımızda sana anlatmam gerekenler var ama önce çıkabilmeliyiz."

Gölge, "Şimdi anlat." dedi. Sesi yalvarır gibiydi. Güzel bir şeyler duymaya ihtiyacı vardı. Kadının öpüşü Trumpkin'in sesini kısmıştı, o güzel dudaklardan ve tatlı sesinden birkaç itiraf duysa ne hoş olurdu.

Veyla tekrar adamı öptü ve "Buradan çıkınca." dedi. Gölge sızlanmak istedi ama kadın onu öpmeye devam ederken huysuzlanmak zordu. Veyla adamın çenesini öptü, yanaklarını öptü ve tekrar dudaklarını öptü. Gölge başını daha da ona eğerek öpüşlerini derinleştirmek istediğinde Veyla güçlükle çekildi ve dudakları arasında parmaklarını yükseltip gülümseyerek "Kutsal bir Doğa yerindeyiz." dedi.

Gölge, "Sikmişim kehanetleri, Terraları. Hemen şimdi, burada ruhlarımız birleşsin." dedi. Veyla'nın hislerini, kalbinde de hissedebilmek istiyordu. Onunla tek bir ruh olmak, ona bakarken düşüncelerine ulaşırmış gibi hissetmek istiyordu. Veyla'nın ruh evliliği yaşayabilecek kadar ona âşık olduğuna hemen şimdi ikna olmak istiyordu.

Veyla, "Neyse ki birimizin iradesi var." derken hafifçe güldü. "Yoksa kıyametin kopması işten bile değil."

Gölge, "Geri çekildiğimizde yine benimle uğraşacak bu siktiğimin yeri." dedi. Gözleri hala kapalı, alınları birbirine yaslıydı. Veyla'nın adamın yanağındaki eli severek dolaşıyordu. Omzunu sımsıkı tutuyordu. Gölge ise ellerini kadının kollarından beline indirmiş, hiç bırakmayacakmış gibi kavramıştı.

"O zaman ruhunla hatırla beni. Seni yanıltmalarına izin verme."

Bir eli Veyla'nın çenesinin ucundan tutup yükselterek yeniden onu öptü ve "Benimsin, değil mi?" diye sordu. "Her şeyinle?"

Veyla, "Tehlikeli cümleler bunlar." diye direndi. "Gölge lütfen çıkmayı bekle." diye ikna etmeye çalıştı. Yıldat'ın duyabilmesini geçmişti, aralarında olay çoktan kopmuştu ama bir evliliğe yemin eder gibi konuşmak istemiyordu. Zaten öpüşüp durmaları bile tehlikeliydi.

Gölge ısrar edecek gibi olduğunda Veyla alınlarını ayırdı ve ikisinin de gözleri yavaşça aralanıp da birbirini bulduğunda "Lütfen." diye tekrarladı.

Gölge kabul ettiğini söylemedi ama nefesini sıkkınca verdiğinde teslim olduğunu göstermişti. Veyla gülümseyip "Hadi, bir an önce çıkalım buradan." dediğinde Gölge yavaşça başını onaylar şekilde salladı. Valdrislerin yanına döndüklerinde Yıldat'ı sunağa yaslanmış bir halde gördüler. Gözler Yıldat'ta olduğu için Yıldat üfleyerek bakışlarını ağaca çevirdi. Huysuz bir şekilde "Yardım edeceğim." dedi.

Veyla gülümsediğinde Gölge'nin gözlerini üstünde hissettiği için bakışlarını çevirdi. Gölge tekrar dilini kemirmeye başlarken taş duvarları gösteren Valdris'e baktı. Başını hafifçe sağa omzuna eğmiş, yolmak ister gibi boynunu ve çenesini kaşıyarak Valdris'i dinliyordu. Veyla oflayarak dikkat çekmek istemese de ruhu sinirle çığlık atmıştı. Şuradan bir an önce kurtulmak istiyordu. Biraz önce yumuşacık ettiği adamdan elini, dudaklarını çektiği gibi burası yine zihnini kemirmeye başlamıştı. Yıldat da yardım edeceğini söylemesine rağmen yaslandığı yerde sağ bacağıyla gergin bir ritim tutuyordu. Tekrar birbirlerine saldırmadan sunağa geçseler iyi olurdu.

Valdris, "Şöyle bir sorunumuz var. İki kişi sınanacak olsa da, iki kişiye daha ihtiyaç var. Baş Terra bunu öngörerek bizleri de dâhil etmiş olmalı. Erya'nın bana öğrettiği Terra dilinden anladığım kadarıyla 'Bir bağa sahip olan ya da sahip olmuş olan' diyor." dediğinde Gölge de duvarları okuyarak teyit etti.

Valdris, "Yani sınavın son kısmı, bizlerin sizi aramıza geri çekip çekemeyeceği. Herkes tek bir kişiyi yaşama geri çekebilirmiş." dedi. Gölge "Hay sikeyim." derken sinirle güldü elleriyle yüzünü ovuşturarak Veylalardan biraz uzaklaştı. Biraz sonra olacakları öngördüğü için tekrar siniri yükselmişti. Veyla alt dudağını ısırırken Valdris, herkesin tahmin ettiği gibi "Yıldat'la aramızda öyle bir bağ yok." dedi. Yıldat da sinirle güldüğünde Gölge ellerini yüzünden çekip Yıldat'a baktı. Yıldat, "Ne? Benim de sinirlerim bozuldu." dedi.

Veyla, Yıldat söylese kazığı yiyeceği, Valdris söylese elektriği yiyeceği, Gölge ise söyleyemeyeceği için kendi dile getirdi. "Benim Yıldat'ı geri çağırmam, Valdris'in de Gölge'yi geri çağırması gerekiyor."

Olası tek senaryo buydu ama bu senaryoda bile Veyla'nın Yıldat'ı geri çağırıp çağıramayacağı şüpheliydi. 'Bir bağa sahip olan ya da sahip olmuş olan' dediğine göre mutlaka hâlihazırda öyle bir bağa sahip olma şartı aranmıyordu. Onu, ağacın sınavından gerçek hayata çekebilecek kadar ruhların bağ kurmuş olması gerekiyordu. Şimdi ya da geçmişte. Zaten Doğa'nın zaman kavramı her zaman kafa karıştırıcıydı. Belki de var olan hiçbir şey sonsuza kadar kaybolmuyor, Doğa'ca saklanıyordu ve bu sebeple geçmiş ya da günümüz farkı aranmıyordu.

Veyla'nın Yıldat'a değer verdiği şüphesizdi. Yıldat ise değer vermekten ötesi, hoşlandığını, sevdiğini iddia ediyordu. Eğer öyleyse en azından Yıldat bakımından bir bağ mevcuttu, Veyla'nın verdiği değerin de bu bağa yeteceğini ummaları gerekiyordu. Zaten Valdris'in ve Gölge'nin gözünde Veyla ile Yıldat eski sevgililerdi ve bu bağ haliyle mevcuttu. Veyla buradan çıkmadan gerçekleri anlatmak istemiyordu çünkü bu hem ruh evliliğini tetikleyebilirdi, hem de Yıldat'ın da tehdit ettiği gibi işleri kızıştırabilirdi.

Yıldat, "Bu iş biraz yaş." derken alnını ovuşturuyordu. Veyla'nın onunla herhangi bir bağ kurmamış olduğunu düşünüyor olmalıydı. Valdris'le ile zaten yoktu. Yıldat yanılıyordu, Veyla ona gerçekten değer veriyordu ama Yıldat'ın yalan söyleyip söylemediğini ise sınav sona ermeden anlayamayacaklardı. Belki de Yıldat ona o kadar değer vermiyordu.

Valdris, "Başka çaremiz yok." derken Gölge hala uzaklarda yavaş bir şekilde volta atıyordu. Veyla omzunun ardından Gölge'ye baktı. Veyla'nın Yıldat ile bağ kuracak olması, buna zorunda kalmaları Gölge'nin harlanmayı bekleyen öfkesini yeniden tetiklemişti ama Valdris'in de dediği gibi, Gölge de buradan çıkmak istiyorlarsa başka çareleri olmadığını biliyordu.

Gölge'ye ihtiyaç duyduğu süreyi verdiler ama onlar dururken, Trumpkin durmuyordu. Gölge sakinleşmek için zaman harcarken aksine daha da öfkeleniyordu. Yıldat ise yaslandığı yerden sorun çıkartma isteğiyle yanıp tutuşuyordu. Gözleri, Gölge'ye bakıp duran Veyla'daydı. Bir kere bile Yıldat'a, bu sevgiyle bakmamıştı. Şimdi ise adamdan uzakta, hatta konuşmuyorken bile Gölge'ye olan aşkını ilan eder gibi bakabiliyordu.

Gölge yüzündeki ifadeyle birlikte derisini de söküp atmak ister gibi elleriyle ovuşturduktan sonra yanlarına geldi. O sıra saçları bir hayli karışmıştı. Veyla uzanıp düzeltmek istedi ama hareketsiz kaldı. Gölge sadece Valdris'e bakarak "Tamam, hadi." dedi ve sunağa yöneldi. Veyla, "Gölge..." dediğinde Gölge "Sonra güzelim." dedi ve sunağa oturdu. Sinirine hâkim olamayacağını ve yine Trumpkin'e yenilmek üzere olduğunu hissettiği için oyalanmak istemiyordu. Biraz sonra eski sevgilisiyle bağ kurup sınavdan onu çekip çıkartacak olan Veyla'yla göz göze gelirse öfkesi pekişecekti, kadının eski sevgilisi olan Yıldat'la göz göze gelse ise öfkeden patlayacaktı. Bir de Yıldat alay eder gibi bakarsa işte o zaman savaş çıkacaktı.

Yine de sunağa uzanmadan önce, Valdris sunağın ucuna geçerken Gölge'nin gözleri hala hareketsiz bir şekilde ona bakan Veyla'ya döndü. Kadının, Gölge'nin haline üzgün baktığını gördüğünde yavaşça başını sallayıp 'iyiyim' der gibi gözlerini kapatıp açtı. Veyla gülümsediğinde Gölge de hafifçe gülümsedi. Ona bakmak öfkesini pekiştirir sanıyordu ama yatıştırmıştı. Kadın, adamı severek bakıyordu ve ruhunun kelimeleri olan bakışları, Trumpkin'in tüm cümlelerini susturuyordu.

Valdris, "Sırayla olması gerekiyormuş." dediğinde Gölge "Birazdan görüşürüz." dedi Veyla'ya. Veyla iç çekerken omuzlarını hafifçe kulaklarına yaklaştırıp yeniden indirdi ve kıvrık dudaklarıyla "Görüşürüz." dedi.

Yıldat'ın sesli nefes verişini duyduklarında Gölge elinden bir kaza çıkmadan sunağa uzandı. Valdris'in "Önce acaba Yıldat mı..." deyişi, Gölge'nin sırtının taş sunağa değdiği gibi tavana bakan gözlerinin altın ışıltılarla irileşmesi neticesinde son buldu. Ağaçtan çıtırtılar gelirken parıltısı göz yormaya başlamıştı. Taş sunaktan bir şelale gibi akan altın sarısı büyü, zeminin çatlaklarından ağaca doğru ilerlerken Yıldat Valdris'e "Sonradan yan çizeceğimi düşünüyorsun." dedi. Valdris, bu ortamda Yıldat'la kavga etmek istemediği için baygın bakmak dışında sessiz kaldı. Yıldat gözlerini Veyla'ya çevirdi. Veyla, adamın acı çekip çekmediğini anlamaya çalışarak kaskatı kesilmiş Gölge'nin bedenine bakıyordu. Ruhu buradan eksilmiş olmalıydı.

"Sen de mi?"

Veyla'nın gözleri ona seslenen Yıldat'a döndü. Yıldat'ın sunağının ucuna doğru hareketlenirken "Ne, ben de mi?" diye sordu.

"Sen de mi yan çizip sınanmayı reddedeceğimi düşünüyorsun? Baksana, Valdris önce benim uzanmamı istedi."

Veyla, "Yıldat huysuz bir çocuk gibi ortalarda dolanmayı bırak." derken sunağın ucuna varmıştı. Ellerini sunağa yasladı ve önünde dik şekilde uzanan sunağa yanından yaslanmış Yıldat'ın ters bakışlarına karşılık verdi. "Burada bana güvenen kimse yok."

Veyla çoktan uzanmış olan Gölge'yi gösterip "Bir saniye düşünmeden uzandı. Demek ki sana güveniyor." dedi.

Yıldat "Ne büyük hata." derken sırıtmış, gözlerini kırpıştırmıştı. Veyla ile Valdris'in vücudu ve çenesi kasılırken Veyla ellerini sunaktan çekerek doğruldu. "Ne saçmalıyorsun?"

Yıldat da Veyla'ya doğru dönüp bir elini sunağa yaslarken hafifçe omuz silkti. "Beni o ağaçtan kurtarabileceğine inanmıyorum."

Valdris, "Geçmişteki bir bağı da kabul ediyor ağaç." dediğinde Yıldat alayla güldü. "Veyla hayatımızın herhangi bir zamanında beni kullanmak dışında bağ kurmadı."

Valdris, "Siz iyi misiniz?" diye kızarak sordu ve Gölge'yi gösterdi. "Adam sınanmaya başladı, şimdi kalkmış yan mı çiziyorsun? Ulan sana güvenmemekte haksız mıymışım?"

Veyla, "Öyle bir şey yapmıyor." diyerek sunağın yanına geçti ve Yıldat'a yakınlaştı. Kolundan tuttuğu gibi ağaca doğru ittirip "Seni bu ağaca gömerim!" diye bağırdı. Yıldat isterik bir şekilde gülerek Veyla'yı gösterdi. "Bak! Yaşamamı bile istemiyorsun ki, nasıl beni kurtaracaksın?"

Veyla "Biraz önce aklın neredeydi?" diye bağırarak Gölge'yi gösterdi. "O sınanmaya başlamadan önce aklın neredeydi?"

Yıldat, "Ben buradan çıkış yolları arayacağım, siz de onu nasıl kurtarıyorsanız kurtarın." diyerek hareketlendi. Veyla'nın yanından geçeceği sırada Veyla'nın gözleri mor büyüyle ışıldadı. Adamı büyüsüyle yakaladığı gibi tekrar önüne çekerken sesi Doğa yerinin derinliklerinden gelmeye başladı. "Seni seven herkesi niye pişman etmek için uğraşıyorsun?"

Yıldat'ın vücudu, Veyla'nın düşük şiddetle yöneltmesine rağmen büyüsü yüzünden acıyla sarsılıyordu. Kıvranmamaya çalışarak "Kim seviyor?" diye sordu.

Veyla, "Ben!" diye bağırdığında Valdris yanlış anlayarak bakışlarını kaçırdı. Kaşları çatılırken gözleri Gölge'deydi. Gölge'nin hoşuna gitmeyecek bir şey duyduğu için Valdris de rahatsız olmuştu. Veyla, "Sana değer veriyorum, görmüyor musun?" diye sordu.

Yıldat, "Ama öyle değil!" diye bağırdığında Veyla, "Sana söylemiştim!" diye neredeyse çığlık attı. Yıldat'ın yan çizmesine karşı çaresiz bir öfkeye bürünmüştü. Onu büyüsüyle elbette ki sunağa yapıştırabilirdi ama ağaç, rıza göstermeden onu sınava almayabilirdi. Sınav bitmeden, kimseyi geri çağıramazlardı ve eğer Yıldat yan çizerse buradan çıkamamalarından daha korkuncu, Veyla açlıktan ölüp ölüp dirilirken her seferinde Gölge'nin aralarından kaybolmuş bedenine bakmak zorunda kalırdı. Zaten çok da geçmeden kıyamet kopmuş, Zenith'i Esvedler ele geçirmiş olurdu.

"Sana hiçbir zaman âşık olmayacağımı söylemiştim!"

Valdris'in gözleri yeniden onlara döndü. Kaşları kalkarken durumları anlamaya başlamıştı. Yıldat, "Ama benimle evleneceğine, çocuğumu doğuracağına dair de söz vermiştin!" derken Veyla onu omzundan ittirip "Âşık oldum!" diye bağırdı. Büyüsünü Yıldat'a yöneltmeyi bıraksa da mor gözleri hala ışıldıyordu. Yıldat, Gölge'nin bas bas bağırarak yaptığı itirafın aynısını Veyla'dan da duyduğunda gözlerini sımsıkı kapatarak ellerini ensesine götürdü ve başını olabildiğince eğdi.

Veyla kızarık gözlerle "Elimde değildi, âşık oldum!" dedi. "Sen gördün, defalarca kez şahit oldun. Beni yerden yere vurdu, tüm yaralarımı deşti ama âşık da etti!"

Yıldat, "Sus." diyerek Veyla'yı önünden kenara ittirdi ve birkaç adım uzaklaştı. Elleri alnındayken Veyla ardından yaklaştı. "Yıldat, burası seninle ne kadar uğraşırsa uğraşsın abini orada bırakmazsın."

Yıldat "Öyle bir bırakırım ki." derken kolunda Veyla'nın elini hissettiği için birkaç adım daha uzaklaştı ama ellerini alnından çekip de ona dönmedi. Veyla yeniden yanına geçerken "Yıldat en az abin kadar, sen de ona değer veriyorsun. Biliyorum!" diye bağırdı.

Yıldat, "Sizi kavuşturmamı istiyorsun benden sadece." dediğinde Veyla, "Sen de abinle kavuşacaksın." diye diretti. "Sana el uzatıp duruyor, görmüyor musun?"

"Seni aldı."

"Ben hiçbir zaman senin değildim!"

Yıldat ellerini alnından çekip Veyla'ya döndü ve işaret parmağıyla onu gösterirken öfkeden tükürükleri saçılarak konuştu. "Eğer bu sunakta sınanırsam ondan ayrılır mısın?"

Veyla, "Ben onunla bir arada olmak için yaratıldım." dedikten sonra ellerini iki yanında açıp güldü. "Doğa bizi birlikte olalım diye doğurdu ve sen ayırmak mı istiyorsun?"

Yıldat ellerini iki yanından sertçe kafasına vurup gözlerini sımsıkı kapatırken "Burası beni delirtiyor!" diye bağırdı. Veyla "Sana gerçekten değer veriyorum." diyerek adamın kollarında tuttuğunda Yıldat'ın gözleri aralandı. Veyla Yıldat'ın kafasına vurup duran kollarını yavaşça indirdi ve ellerini adamın omuzlarına yükseltti. Bir arkadaş, bir dost gibi ona sarılmak istiyordu ama Gölge'nin hoşuna gitmeyeceğini bildiği için yapmıyordu.

"Ve aranan şey değer vermekse, ben seni bu sunaktan geri çekebilirim Yıldat. Eğer sen de gerçekten bana değer veriyorsan."

Yıldat öfkesi yüzünden nefes nefese ama sakinleşmeye başladığını gösteren bir teslimiyetle "Veriyorum." dedi. Veyla "O zaman lütfen..." diyerek geri çekildi ve sunağı gösterdi. Gölge bir süredir sınanıyordu, burası soru işaretleriyle doluydu, duvarlarda yeterince bilgi yoktu. Sırayla denilse dahi, aralarında bu kadar zaman farkı olması doğru olmayabilirdi. Yıldat'ı ikna etmeye çalışırken bir hayli oyalanmışlardı.

"Sana bir soru soracağım ama bu siktiğimin sınavı geçince." dedi. "Vereceğin cevabı tahmin edebiliyorum ama kulaklarımla da duyarsam size asla yardımcı olmam."

Veyla, adamın ne soracağını tahmin edebiliyordu. Birlikte olup olmadıklarını soracaktı çünkü Veyla aylarca çabalamasına rağmen Yıldat'ı öperken gözlerini bile kapatamıyordu. Şimdi değil, sınavdan sonra sormayı tercih edişine hak verdi. Cevap onu yeniden delirtecekti.

Veyla, "Biz, siz diye bir şey yok Yıldat." dedi.

Yıldat burukça gülümserken kızarık gözlerini kaçırdıktan birkaç saniye sonra vücudunu da kaçırır gibi hareketlendi ve sunağa yöneldi. Veyla'nın dediğine inanmıyormuş gibi bakmıştı. Veyla huzursuz bir nefes alış verişin ardından Yıldat'ın uzanıyor olduğu sunağın ucuna geçti. Yıldat uzanmadan önce Veyla'ya baktı. Veyla güven vermek isteyerek gözlerini kapatıp açtı. Yıldat mesafeli bir bakışın ardından sunağa doğru uzandı. Sunaktan yükselen parıltılar hızla Yıldat'ı ele geçirirken Valdris, "Gölge bunu bilmeyi hak ediyor." dedi.

Veyla, "Buradan çıkınca söyleyeceğim." dedi. Bu, Gölge'ye 'sana aşığım' demek gibiydi, Baş Terra'nın dediğine göre bir gün ona ihanet edecek olmasına rağmen sadece ona teslim olduğunu kabul etmekti. Yıldat'a karşı hislerinin kalmaması bir kenara, hiçbir zaman da olmadığını söylemekti. Sadece... Sadece ona karşı bu hislere sahip olduğunu, canavarın kalbinin onun için çalışmaya başladığını öğrenecekti. Ve tüm bunları, kutsal bir Doğa yerinde öğrenmemeliydi. Gölge burada duymaya ihtiyaç duyduğu itirafı, maalesef ki ancak buradan çıkınca duyabilecekti.

Valdris güldüğünde Veyla gülünecek neyin olduğunu anlayamadığı için ters bir şekilde ona baktı. Valdris ruhu aralarında değilmiş gibi görünen, irileşmiş gözleri altın sarısı ışıltıyla tavandaki sarmaşıklarda olan Gölge'yi gösterdi. Adamın vücudundan, damarlarından gün ışığı gibi ağaca doğru parıltılar ilerliyordu.

"Az canı yanmadı Yıldat'a âşıksın diye. Öğrendiğinde keşke orada olsam. Herhalde o sıra yanında Saltar olsa ona bile sarılır."

Veyla'nın da dudakları kıvrılırken "Çok yandı mı?" diye sordu. Adamın üzülmesini sevmiyordu ama o zamanlarda bile Veyla için üzüldüğünü bilmek, Veyla'ya hoş hissettiriyordu.

Valdris de başını sağında kalan sunağın ucundaki Veyla'ya çevirirken "Her fırtına senin içindi Veyla." dedi. "Ve aylarca Nixsus'ta güneş göremedik."

Veyla da hafifçe güldü. Şimdi gülünecek çok şey varmış gibi hissediyordu. Gözleri Gölge'de gezinirken dudakları yanaklarını ağrıtacak kadar kıvrılıydı. Huzurlu bir iç çekişin ardından zihnine akın etmeye çalışan sorun ve tehlikeleri şimdilik bertaraf etti. Bazı anları, korkmadan yaşamak istiyordu.

Bir süre sohbet ettiler. Valdris'in dediğine göre zemindeki tüm çatlakların büyüyle dolmasını bekliyorlardı. Ağaç onlara ne yaşatıyordu şüpheliydi ama vücutları bir hayli kasılmıştı. Veyla, birbirlerini öldürmeden o sunağa uzanabildikten sonra ağaca da katlanabileceklerini düşünüyordu. Asıl sınavı kendileriyle vermişlerdi. Birbirlerine ne kadar düşseler de birbirlerinden vazgeçmemişlerdi.

Valdris, "Ve işte." dedi. "Ağacın sınavı bitti, şimdi onları geri çağırmamız gerekiyor."

Veyla, Valdris'in anlattığı gibi Yıldat'ın başı yönüne geçip omuzlarından tutarak hafifçe eğildi. Büyü Veyla'ya da bulaşmalı, sunakta olmayan, sunakta olanı çağırmalıydı. Saniyeler sonuç vermedi. Birkaç dakika sonra Veyla'nın gözleri Valdris'e döndü. Valdris'te de durum değişmemişti.

Veyla, "Neyi beceremiyoruz?" diye sorduğunda Valdris düşünceyle taş duvarlara bakıyordu. "Bu yeterli olmalıydı. Yazılana göre onlara temas ettiğimizde, zihinleri her neredeyse oraya gidecek ve onları geri dönmeye ikna edecektik. Ama ne sen, ne de ben yanlarına gidemiyoruz."

Veyla endişe etmeye başlarken "Büyümüzü mü yönlendirmeliyiz?" diyerek Yıldat'a baktı. Mor büyü gözlerini aydınlatırken ellerinden atıldı ama hiçbir şey değişmedi. Valdris ellerini Gölge'den çekip duvardaki ilgili yazıya yakınlaştı. Veyla da gergin adımlarla Valdris'i takip etti. Valdris ilgili yazının üstündeki sarmaşıkları kaldırdı ve duvarın kırıldığını gördü.

"Taş ardında kalmış olmalı." derken büyüsünü yönlendirerek ardındaki kırık taş parçalarını çağırdı ve birleşmelerini sağladı. İkisi de parçalarda herhangi bir şey yazmadığını umdu ama taşlar birleştiğinde yeniden parıldayan yazı, Valdris'in gözlerini irileştirdi.

"Derin."

"Ne?"

"Derin bir bağ." diye tekrarladı. "Derin bir bağdan bahsediyor." dedikten sonra ikisi de omuzlarının ardından Gölgelere baktı. "Senin Gölge'yi kurtaramayacağın kadar derin bir bağsa, ben de Yıldat'ı kurtaramam..."

Veyla gerginlikten koordinasyonunu kaybettiği elleriyle beceriksizce saçlarını kulaklarının arkasına sıkıştırarak onlara yaklaştı. Valdris de ardından gelirken "Ama Gölge'yi kurtarabilirsin." dedi. "Zaten bu derin bağ sizin aranızda bile yoksa, Gölge'yi oradan kimse kurtaramaz."

Veyla üzgün bir şekilde "E peki Yıldat?" diye sordu. Bir yanı Gölge'yi geri çağıramamaktan korkuyor, diğer yanı ise Gölge geri döndüğünde kardeşini kaybetmiş olduğunu görürse ne hale gelebileceğinden korkuyordu. Adamı kaybetmekten de, adamın kalbinin bu denli kırılmasından da ayrı ayrı endişe ediyordu.

Onlar düşünceli gözlerle bakarken Yıldat ve Gölge'nin bedenlerinden altın sarısı parıltıların eksilmeye başladığını gördüler. Parıltılar eksildikçe tenleri morarmaya başlıyordu. Veyla'nın gözleri irileşirken Valdris "Çok zamanımız yok." diyerek Yıldat'a yakınlaştı. Veyla'nın elleri Gölge'nin etrafında ne yapacağını bilemez bir şekilde dolanıyordu. Valdris, "Gölge'nin döndükten sonra Yıldat'ı kurtarabileceğini ummamız dışında bir çaremiz yok!" dedi.

Veyla, "Ama sınanan, diğer sınananı geri çağırabiliyor mu ki?" derken gözleri taş duvarlara dönmüştü. Terra dilini bilmezdi ama çaresizce bakıyordu. Valdris de bakarken "Bilmiyorum ama başka çaremiz yok." dedi. Yıldat'la pekiyi anlaşamasalar da severdi. Valdris de, Veyla gibi Yıldat'ın içinde iyilik olduğunu düşünürdü. Bugün bir kere daha şahit olmuştu. Aralarında hiçbir şey geçmediğini henüz öğreniyordu ama yine de Veyla'nın Yıldat'ı daha iyi bir adama dönüştürebileceği kadar bağ kurmuş olmalılardı.

"Ve öyle olsa bile, zamanımız kısıtlı." diyerek giderek azalan ışıltıları gösterdi. "Bir an önce Gölge'nin ruhunu geri dönmeye ikna etmen lazım. Yoksa döndüğünüzde Yıldat..." dedi ve Veyla'nın bakışları yüzünden sustu. Veyla kızarık gözlerini Yıldat'ta gezindirirken acele etmesi gerektiğini biliyordu ama veda ediyor olmaktan korkmuştu. Eğer vedaysa diye gözlerini alamıyordu. Valdris kadının yanına gelip kolunu sıvazlarken "Veyla, hadi." diye cesaret verdi.

"Sen Gölge'yi kurtarmalısın, Gölge de Yıldat'ı kurtarmalı. Buradan dört kişi çıkmamızın tek yolu bu."

Veyla neredeyse kekeleyerek "Tamam." dedikten sonra ellerini Gölge'nin omuzlarına doğru uzattı. Valdris Veyla ile temasını keserek gerilerken Veyla hafifçe Gölge'ye doğru eğildi ve omuzlarından tuttu. Temas ettikleri gibi Veyla'nın başı geriye doğru düştüğünde Valdris kadın düşecek sanarak hareketlendi ama Gölge'yle teması biraz bile olsun kesilmemişken hala ayaktaydı. Sadece göğe yükselen gözleri altın rengi ışıltıyla değil, mor büyüyle aydınlanıyordu.

Siyah dumanlar görüşü bir hayli güçleştirirken Veyla hareketlenmeler olduğunu seçebiliyordu. Dumanları aşmak ister gibi hareketlenirken gözleri kısılmıştı. Eli önünde, attığı hiçbir adımdan emin olamadığı bu şüpheli yerde önündeki muhtemel engelleri tespit etmeye çalışırken kulaklarında kuru bir gürültü uğulduyordu.

Dumanlar nispeten dağılırken Gölge'yi görür gibi oldu. Gözleri irileşir de adımları hızlanırken "Gölge!" diye bağırdı ama sesi kendi kulağına bile gelmediği gibi, başka yöne bakan Gölge'nin gözleri ona dönmedi. Veyla ilerledikçe adımları ağırlaşmaya, sanki bir zincirle geride tutuluyormuş gibi ilerlemekte zorlanmaya başlamıştı. Sonunda vücudu mıh gibi duraksamak zorunda kalırken Gölge'yi yüz ifadelerini seçebileceği kadar görebilmeye başlamıştı. Aslında hemen önündeydi, elini uzatsa tutabilecek gibiydi ama tüm vücudu kaskatı kesilmiş, sadece bakabiliyordu. Adamın ismini zikretmek, çığlık atmak isteyen dudakları da birbirine örtülmüştü.

Gölge, hafifçe çatılmış kaşlarının altında kızarık gözlerle bir yöne bakıyordu. Veyla bu ifadeyi biliyordu, Gölge teslim olmuş gibi bakıyordu. Yüzünde acı çekiyormuş gibi bir ifade ama yine de gözlerinde bir parlama vardı. Ona acı çektiren bir şeye bakarken nasıl gözleri parlıyordu?

Adamın vücudunu saran karanlığı gördü. Gözleri irileşirken adamın kurtulmasına yardımcı olmak istedi ama... Ne Veyla hareket edebildi, ne de Gölge kendisini kurtarmaya çalıştı. Karartıların yönlendirmesine teslim olarak diz çöktü. Gözleri hala aynı yöne bakıyordu. Kulağından, boynundan, başından kanlar akıyordu. Yüzü yer yer kirlenmiş, bir savaştan çıkmış gibiydi. Bir savaşta, yenilmiş gibiydi.

Veyla korkuyla titredi. Adamı sadece kendisine yenilirken görmüştü. Veyla ise artık onu yenmek istemediği için tehlikeli bir düşman değildi. Şimdi ise bir düşmana yenilmiş, hatta teslim olurken görüyordu. Kalbi kulağında atarken başına sancılar yayan gürültüde hiçbir kelime ve cümleyi seçemiyordu. Düşman yakınlaşıyor olsa gerek gittikçe Gölge'nin bakışları gibi başı da yükseliyordu.

Gölge burukça gülümsedi. Gözleri cesaretle baktı ama vücudu teslimdi. Karartılar Gölge'nin kollarını vücudunun gerisine doğru çekmişti. Boynunda ve alnında damarları belirgin, gözleri yaşlarla doluydu. Veyla seslenmek, çığlıklar atmak istedi. Kaskatı kesilmiş bedenini çözmek ve koşarak düşman her kimse aralarına geçmek istedi ama sadece izleyebildi.

Düşman Veyla'nın görüş alanına girdi. Siyah, duman gibi saçları vücudundan ardında kalan Veyla'ya doğru uçuşurken Veyla hiçbir telini hissedemiyordu. Yanına gelen bir karartı eğilerek siyah dumanların yükseldiği bir kazık uzattı. Veyla, defalarca kez 'Hayır, hayır, hayır' diye düşündü. Veyla ile aralarında siyah dumanlar olduğu ve sırtı dönük olduğu için görmekte zorlandığı düşman bir eliyle kazığı aldı. Damarlarında siyah kanın aktığı bembeyaz tenli biriydi. Diğer elini önünde diz çöken Gölge'nin çenesine doğru uzattı. Gölge ölüm sebebi olacak olan kazığa değil, onu öldürecek olan düşmana bakıyordu. Yaşlı gözleri düşmana bakar gibi değildi.

Veyla'nın gözleri, Gölge'nin çenesini kavradığı sırada avucu gözüken düşmanın eline döndü. O sıra, kelebek dövmesini gördü.

Bu sefer tek bir kez, 'Hayır' diye düşündü. Ve sonrasında düşünceleri bile ölür gibi sustu, sadece gördükleri kaldı. Gördükleri ise Veyla'yı öldürdü.

Vücudu öne doğru atılırken dudakları çözülmüştü. Elleri karanlığa yaslanırken hapsolmuş çığlıkları peşi sıra özgürlüğüne kavuştu. Alnı yere yaslanırken her nerede olduğunu bilmeden başının yanından yaslanan elini yumruk şeklinde sıktı ve durmaksızın yeri yumruklamaya başladı. Avucundaki kelebek dövmesini de eli gibi parçalamak istiyordu. Kalbi kulağında, çığlıklarını bastırır gibiydi. "Hayır, Gölge hayır!"

"Kendine gelmelisin!"

Veyla'nın vücudu sarsılmaya başladığında gözleri yavaşça aralandı. Dudakları çığlık atmayı bıraksa da acıyla inledi. Fiziki bir acı değildi. Ruhu paramparça olmuştu. Biri omzundan tutarak onu kaldırmaya çalışırken tekrar "Veyla, fazla zamanımız yok!" dedi.

Kirix?

Veyla titreyen ellerini yasladığı yerden doğrulmaya çalışarak başını kaldırdı. Yaşlarıyla ıslanan yanaklarına yapışmış saçlarının ardından kahverengi gözlere baktı ve bu sefer sesli bir şekilde "Kirix?" diye sordu. Sesi çığlıkları yüzünden bir hayli yıpranmış, kısık çıkıyordu ve büyüsü her neredeyse vücudunu iyileştirmek için ona dönmüyordu.

Kirix, "Bu görün fazla uzun sürmeyecek. Beni dikkatlice dinle." diyerek kadının diğer omzundan da tuttu. Kadının yerden kalkabilecek durumu yokmuş gibi göründüğü için Kirix de hemen önünde dizlerini yere yaslamış, ona doğru eğilmişti. Veyla da ellerini Kirix'in kollarına doğru getirip vücudunu dizlerini yerden kaydırak olabildiğince ona çevirdi. Vücudu hala ağlayarak sarsılırken "Sen..." dedi. Tanıdık bir sureti görmenin getirisi olarak vücudu ona doğru yıkılmak istiyordu. Herkesi kaybetmeye alışıktı ama son zamanlarda kaybettiğini sandığı şeyler Doğa'nın sürpriziyle ona dönüyordu. Tıpkı kalbi, duyguları, hisleri gibi...

Kirix, "Ölmedim." dedi. "Gölge beni öldürmedi."

Veyla Gölge'nin öldürmediğini biliyordu ama Konsey'in öldürüp suçu Gölge'ye attığını sanmıştı. Veyla, "Kirix!" diye çığlık atarak etrafına baktı. Her yer karanlıktı. Sadece Kirix'i görebiliyordu. Delirmek üzereymiş gibi hissediyordu. "Neredeyiz ben... Ben anlamıyorum... Sen nereden çıktın?" dedikten sonra yüzü iyice buruştu ve birkaç hıçkırık esi vermesi gerekerek "Biraz önce neredeydim?" diye sordu. "Ben... Korkunç şeyler gördüm. Burası benimle de mi uğraşıyor?"

"Trumpkin'desin. Yaşamla ölümün bir arada olduğu yerde. Dört bir yanın siyah ölümle çevriliyken henüz ölmemiş bir Doğa yerindesin. Ölüme ulaşabilirken hayatta kalmaya devam edebiliyorsun. Biraz önce bir görü içerisindeydin Veyla."

Veyla başını hızla iki yana sallarken hıçkırıklar konuşmasına izin vermiyordu. Sırf bunu söylediği için Kirix'ten uzaklaşmaya çalıştı ama adam güçsüz kalan kadını sabit tutuyordu. "Bırak! Sen... Sen bir yanılgısın. Onlara bu kadar yakın olduğum için benimle uğraşıyorlar! Sen hayatta değilsin..."

Kirix damarlarından siyah kanın aktığı boynunu, bileklerini, şakaklarını gösterdi. "Pek yaşadığım söylenemez!"

Ellerinden kurtulunca Veyla ayaklarını yere yaslayarak gerilemeye çalıştı ama hemen ardındaki görünmez duvar onu bir adım bile geriletmedi. Veyla da bacaklarını kendisine çekip sımsıkı sarılırken Kirix'e bakmamaya çalışarak başını dizlerine yasladı. "Sen gerçek değilsin... Bunlar gerçek değil..."

"O gördüklerin, eğer bir şeyler değişmezse yaşanacaklara dair bir görüydü Veyla!"

Veyla var gücüyle "Hayır!" diye bağırarak ellerini kulaklarına yasladı. "Ben Gölge'yi öldürmem! Ben kendimi öldürürüm, onu öldürmem! Ben onların Kraliçe'si olmam!"

"Olacak olan bu."

Veyla "Hayır!" diye bağırarak başını kaldırdı ve dibine kadar gelmiş Kirix'e tekme atmaya çalıştı ama o kadar güçsüzdü ki, bir insan bile ona karşı koyabiliyordu. Kirix kadının bacaklarından tutarak yaklaştı. "Onlara ya hükmedeceksin, ya da onların zulmüne uğrayacaksın."

Veyla başını iki yana salladı. "Onlardan kurtulacağım."

"Kurtuluş, kıyametin içinde Veyla."

Veyla burnunu çekip dururken yüzü olabildiğince buruşuktu. Elleri şakaklarına yaslanırken başını dik tutmakta zorlanıyordu. Eğilmek, bükülmek, yerin dibine girmek istiyordu. "Gölge'yi bırakırsan seni alacaklar." dediğinde Veyla'nın zihnini okuyor gibiydi. "Bırakmazsan sizi alacaklar. Belki de yakalanmalısınız. Belki de onları ancak, onların yanında yenebilirsiniz ama onların yanında onlardan birine dönüşmemek ne kadar mümkün... İşte kurtuluşun kıyametin ortasında olmasının sebebi de bu..."

Veyla aklını toparlamaya çalışırken Kirix'in ellerini ittirip bacaklarını kalçasının altına çekerek dizlerini yere yasladı. "Bizi güçsüz bıraktıkları şey, birbirimize aitse eğer bir olursak ellerindeki silahı yok etmiş olmaz mıyız?"

"Silah sizsiniz Veyla. Onlar da sizinle saldıracak, siz de. Ve ne Konsey'in ne de karanlığın size karşı tek bir silahı yok."

Veyla, kısılmış ve ağlayışlarının titrettiği sesiyle "Nasıl?" diye sordu.

"Sadece kendinizle değil, sevdiklerinizle de savaşacaksınız."

Veyla, "Sen gerçek değilsin!" diye çığlık atarak Kirix'i omzundan ittirdi. "Ne bu? Görüş mü? Sen nasıl bana ulaşabilirsin ki?"

"Sen bana ulaşıyorsun Veyla!" diye bağırdı. "Yeteneklerinin bir ucu, sonu yok. Potansiyelini geç olmadan keşfet ve onlardan iyi kullanmayı öğren!"

"Ben ölürsem? Ben ölürsem onların eli güçsüzleşir mi?"

"Seni ne öldürecek? Gölge mi? Yoksa onlar mı? Seni öldürebilecek güce sahip hiçbir şey, hiç kimse seni öldürmek istemiyor."

Veyla deli gibi aklına gelen her şeyi sormaya başladı. Bazen sesi yükseliyor, bazen olabildiğince kısılıyor ama her seferinde cümlesini hıçkırıkla süslüyordu. "Nasıl, nasıl kurtulacağız? Nasıl birbirimizi hatırlayacağız? Zvarna nerede? Gölge kim? Gölge'yi nasıl hatırlayacağım?"

"Her şeyi aynı anda ve Zvarna'da hatırlayacaksınız. Zvarna'yı zamanı geldiğinde bulacaksınız ve o andan önce ona kim olduğunu söyleyemezsin. Ona değil, kimseye söyleyemezsin Veyla. Birine bile aslında kim olduğunu, çocukluğunun nerede, nasıl geçtiğini söylersen duyan kim varsa öldürürsün. Lanetlisiniz siz Veyla! Laneti kırmadan hatırlayamazsınız. Son bir kurşun hakkı kaldı, doğru zamanda ateşlenmeli."

Veyla "Nasıl duyan kim varsa öldürürüm?" diye telaşla sorarken Kirix fazla zamanları kalmadığı için hızla anlatacaklarını anlattı. "Sen onlara, Gölge de sana bağlanacak, amaçları bu. Bağ kurarsanız ikinizi, kuramazsanız sadece seni istiyorlar. Vazgeçemeyecekleri tek kişi sensin Veyla. İstedikleri tek büyü sensin. Gölge'yi ya öldürerek saf dışı bırakacaklar ya da seninle olarak. Yaşayacakların bunlar! Onlarla olmadan, onları yenemezsin!"

"Sadece beni onlara çağırmaya çalışıyorsun! Beni kandıramazsınız, duydun mu? Beni, Gölge'yi öldürebileceğime ikna edemezsiniz!"

Kirix git gide silinirken başını iki yana salladı. "Kurtuluş, kıyametin ortasında Veyla."

Veyla, "Defol git!" diye bağırırken Kirix'in görüntüsü tamamen dağıldı ama sesi karanlıkta yankılandı. "Kurtuluş, kıyametin ortasında."

"Defol!"

Veyla'nin yumruklamaya başladığı yer altından kaydı. Veyla'nın acı çığlıkları boşlukta yankılanırken vücudu düştü ve düştü. Veyla sonu gelmez bir çukurda düşerken sadece ve sadece Gölge'ye varmak istiyordu. Sarılmaya, sakinleşmeye, bu kâbuslarından uyanmaya ihtiyacı vardı. Ve bir an önce onu da kâbuslarından çekip çıkartmalıydı yoksa ağacın hapsettiklerinden biri olacaktı.

Karanlıktan, karanlığa düştü. Ruhu, vücuduna çarpan yeni acıları hissetmeyecek kadar yaralıydı. Güçsüz başını kaldıramadığı için göz kapaklarına loş bir ışığın geldiğini hissettiği yöne doğru çevirdi. Suyu parlatan mehtaba bakarken dalga sesleri dudakları sussa da kulaklarının hala duyduğu çığlıkları bastırmaya başlıyordu. Titrek bir nefes aldı, dalga seslerinden bile daha fazla duydu. Denizden esen hava yaşlı yüzünü üşütürken güçsüz ellerini üstüne düştüğü çakıl taşlarına yaslayarak doğrulmaya çalıştı. Güçsüz vücudu kolaylık sağlamazken yaşlı gözlerle baktığı denizin ortasında uzanan bir beden gördü.

"Gölge?"

Önce fısıltıydı. Vücudu hızla doğrulurken çığlık attı. "Gölge!"

Veyla birkaç kere düşerek yerden kalkıp denize doğru koşmaya başlarken hiçbir çığlığı Gölge'ye ulaşmıyormuş gibiydi. Suyu ezer gibi koşarken vücuduna sıçrayan suyun soğukluğu ürpermesini sağlıyordu. Tüm vücudu, suya girmeden önceden beridir titriyordu. Suyun hizası git gide yükselirken yüzebileceği kadar ilerlediğinde gücünü toparlamaya çalışarak yüzmeye başladı. Gölge'nin vücudu bir hayli uzakta olduğu için ara ara duraksıyor, nefes nefese "Gölge!" diye bağırıyordu. Boğazı kuruduğu için yutkunurken yüzü buruştu ve dudakları tekrar aralandı. Bu seferki bağırışı daha da çatallıydı. Gölge duymuyor, elleri ve bacakları vücudunun yanından açılmış şekilde suya doğru yatmıştı. Gözleri kapalı gibi görünüyordu.

Veyla, hızlı olmak için elinden geleni yapıyor ama mesafeyi güçlükle kat ediyordu. Uzansa ulaşabileceği kadar yanına vardığında "Gölge!" diye çığlık atarak kolundan tutmaya çalıştı. Elinin suya gömülmesinin ardından üst gövdesi de battı ve suyun içerisinde yeniden yükseldi. Yüzeye çıktığında "Gölge!" diye bağırarak bu sefer atılmadan koluna uzandı ama eli adamın vücudunun içinden hiç yokmuşçasına geçebiliyordu. Yüzü tekrar başlamak üzere olan bir ağlama isteğiyle buruşurken "Gölge..." dedi ve gözlerini yüzüne yükseltti. Tekrar denedi. Kolundan tutamadı, yanaklarına ulaşamadı, saçlarını sevemedi, dudaklarını öpemedi. Tekrar ve tekrar denedi ama hiçbirinde o güzel tenine kavuşamadı.

"Gölge, ne olur! Ne yapmam gerektiğini bilmiyorum, çok korkuyorum!"

Gölge hareketsiz bir şekilde yatmaya devam ettiğinde Veyla hıçkırıklara boğuldu. Dokunsa yeniden ulaşamayacağı için parmakları arasında az bir mesafe bırakarak eline uzandı. En azından böyle, ona ulaşamıyor olduğuyla yeniden ve yeniden yüzleşmesi gerekmiyordu. "Seni asla öldürmem... Sen ölürsen ölürüm ama seni asla ben öldürmem..."

Dalga sesleri ve Veyla'nın titrek nefesleri, hıçkırıkları dışında Gölge'den ses gelmediğinde Veyla "Gölge, ne olur!" diye tekrar bağırdı. "Buradan çıkmalısın, buradan çıkmalıyız... Sana ihtiyacım var, bana ihtiyacın var... Ne olur gel, sarıl bana!" derken yüzmekten, suyun üstünde kalmaya çalışmaktan çok yorulmuştu. Soğuk su konuşurken dişlerinin birbirine çarpmasını sağlıyordu.

"Çok üşüyorum..." derken bir kolunu vücuduna sarmış, diğer koluyla suyun üstünde kalmasını sağlıyordu. Her an hareketli olan bacaklarının yorgunluğuna yenik düşerken bir an sessizlik oluştu. Zihni susmaya başlarken sadece üflediği nefesini duydu. Kollarını ve bacaklarını özgür bırakarak sırtını geriye doğru attı. Gölge'nin yanında denize uzanırken ona yakın olan elini, Gölge'nin eline doğru uzatarak onun gibi kol ve bacaklarını açtı ve gözlerini kapattı.

"Belki de burada kalmalıyız." derken artık soğuk yüzünden dişleri titremiyordu ama kısıktı sesi. "Belki de her şey yok olana kadar birlikte, burada kalmalıyız. Seni öldüreceğime seninle yok olurum."

Gölge'ye olan nefretini taze tutmaya çalıştığı, aşka yenilmemek için hala savaş verebildiği zamanlarda 'Ona teslim olursam yok olurum. Birlikte var olacak halimiz yok ya' diye düşünmüştü. İşte şimdi, birlikte var olamasalar da birlikte yok olabilirlerdi.

"Seni seviyorum..." derken bir fısıltıydı sesi. Gölge duymak istemişti, Veyla buradan çıkınca söylemek istemişti ama belli ki çıkamayacaklardı. Şimdi söylüyordu ama Gölge artık duyamıyor olabilirdi. Bulundukları duruma rağmen Veyla hafifçe gülümsedi. Kapalı göz kapaklarının ardında gözleri tekrar yaşlanmıştı. "Seni çok seviyorum."

Seksen ile de böyle bir anı vardı. Bir denizin değil, bir havuzun ortasındalardı ama hayal edebilenler için nerede olduğunun bir önemi yoktu. Bir test içerisinde, soğuk bir suya girmeleri gerekmişti. Her yer karanlıktı ama onlar biliyorlardı. Karanlığın sessizliğinde yalnız değillerdi. Canavarlar onları izliyordu. Yine de, uzandıkları suda elleri birbirini tutmuştu. Öyle olunca ne suyun soğuğu, ne de canavarların korkutuculuğu kalmıştı. Ta ki, elleri ayrılana kadar.

Suyun içindeki meta köpek balığı Veyla'yı yakalayıp suyun içine çekmişti. Veyla'nın küçük bedeni, demir dişlerin arasından kurtulmaya çalışırken suyun örttüğü kulaklarına uğultuyla varan seksenin bağırışlarını hatırlıyordu. Sonra sesi kesilmişti. Veyla kendisinin ne halde olduğunu düşünmeden onu da bir meta balığın yakalamış olabileceğinden endişe etmişti. Sonra suyun içinde, seksenin eli tekrar onu yakalamıştı. Birlikte yüzeye yükseldiklerinde sımsıkı sarılmışlardı.

Veyla uzandığı Gölge'nin elinde parmaklarını hisseder gibi oldu. Gözleri yavaşça açılırken başı hafifçe ona doğru döndü. Yüzünün sağ tarafı suya yaslanırken Gölge'nin de gözlerinin henüz aralanıyor olduğunu gördü. Gölge'nin de başı yavaşça Veyla'ya döndü. Gözleri birbirini bulduğunda Veyla'nın kaşları kalktı. Yüzünde bir gülümseme oluşurken "Gölge..." dedi. "Sen..." diyeceği sırada bir anda eli, Gölge'nin elinden çekildi. Sol kolu müthiş bir acıyla kasılırken vücudunu suya çeken bir şey vardı. Karanlık suda hiçbir şey göremezken çığlıkları baloncuklar çıkartmasına neden oluyordu. Ayağını onu derinlere çekmeye çalışan balığa doğru yaslayıp ittirmeye çalıştı ama kolundan yakalandığı için kurtulma çabası kısıtlıydı. Yine de kolu hala kopmadıysa, balığın sivri dişleri yoktu.

Gözlerinden güzel yüzünün, elinden yumuşacık teninin gitmesiyle birlikte Gölge gözlerini kırpıştırdı. Saniyeler, ona idrak kabiliyeti kazandırmaya çalışırken bacakları yüzeyden alçaldı ve kolları suyu yararak etrafında döndü. "Veyla?"

Birkaç saniye sonra bağırarak tekrar seslendi. "Veyla!"

Hayal miydi? Ağacın eziyetlerinden birinin içinde olduğunu düşünüyordu. Seksen bir ile yaşadıkları o an gibi suyun ortasında kalmıştı. Bu sefer seksen bir yoktu ve Gölge tek başına uzandığı suda meta balığın onu gelip yakalamasını beklemek dışında hiçbir yol bulamamıştı. Geçen saniyeler, dakikalar onu bu andan soyutlamış, karanlığa çekmişti ve kurtulabileceğine dair olan inancını kaybetmişti. Sonra ise sadece ve sadece Veyla'yı düşünmüştü. Sonra sesini duyar gibi olmuş, tenini hissettiğine yemin bile edebilir hale gelmişti. Veyla gerçekten burada mıydı? Ama onu çekip kurtaracak kişi Valdris'ti. Bu da ağacın sınavı mıydı? Bir süredir boşluğa sıkışmıştı. Her nasılsa Veyla'yla kendisine gelmeye başlamıştı ama birden gözleri önünden eksilmişti. Ve bu, seksen biri kaybetmekten bile daha kötüydü.

"Veyla!" diye bağırarak suda hareketlendi. Suyun altına daldı, telaşı yüzünden kontrolsüzce dört yanına, bazen daha derinlere, bazen yüzeye doğru yüzdü. Karanlık suda hiçbir şey göremediği için tekrar yüzeye yükseldi. Elleri suyu döverken "Veyla!" diye bağırarak etrafına baktı. Suyun üstünde kabarcıklar görmeye çalıştı, Veyla'dan bir iz görmeye çalıştı. Çaresiz bir telaşla tekrar daldı ve hüsranla tekrar yükseldi.

"Neredesin?" diye boğazını acıtarak bağırdı. Gözlerinin yaşları, saçlarından akan sulara karışırken suda bir sağa, bir sola doğru yüzüyor, ne yapacağını bilemiyordu. Korkuyla bağırdı.

"Seksen bir!"

Denizi yırtmak ister gibi hareketlenen elleri duraksadı. Suyun sesleri kulağını uğuldatırken gözleri bir noktada takılı kaldı. Vücudu kaskatı kesilse de su onu derinlere çekmedi. Dudaklarından çıkanla kulağının duyduğunun aynı olup olmadığını anlayamadı. "Seksen bir..." diye fısıldarken gözleri yavaşça hareketlendi. Neden öyle söylediğini anlayamamıştı. Korkuyla bağırmıştı, onu kaybeder gibi Veyla'yı da kaybettiğini mi düşünmüştü? Benzer bir korkuyla mı bağırmıştı?

Gölge başını hızla iki yana sallarken gözlerini sımsıkı kapatıp açtı ve kendisine gelmeye çalıştı. Tekrar suya daldı ve bir daha yüzeye çıkmamak üzere derine, daha derine yüzmeye başladı. Uzanan elleri ya Veyla'yı bulacaktı ya da dibe batacaktı. Başka yol yoktu. Buradan ya Veyla'yla çıkacaktı ya da onunla dibe batacaktı. Veyla'nın bir hayalden ibaret olup olmadığını bile bilmiyordu ama bir hayalde bile onu kaybetmeye katlanamazdı.

Derken ulaştı. Bir eli hissettiği gibi sımsıkı tuttu. Parmakları, birbirinin ellerinin üstüne kapanırken gözleri göremese de kalpleri hissetti. Gölge, göğsünde, okyanus basıncıyla patlatmak istiyormuş gibi kasılarak hızlı atan kalbi eşliğinde yüzeye kulaç atıyordu. Diğer eli ise bir an bile bırakmadan Veyla'yı çekiyordu. Suya çarpan ay ışığına git gide yaklaştıklarını gözlerine yansıyan ışıktan fark ettiler. Bir süre sonra Gölge vardığı yüzeye hızla Veyla'yı da çekti. Dudaklarından sonunda nefes alabiliyor olmanın getirdiği hırıltılı bir nefes geçerken diğer eli hızla kadının yanağından kavrayarak kendisine çekti.

"Veyla!" diye seslendi boğuk sesiyle. Kadının başı eğik, öksürükler eşliğinde nefes almaya çalışıyordu. Gölge de birkaç kere öksürdükten sonra suyun altından kadının belinden kavrayıp iyice kendisine çekti. Veyla'nın bacakları, yüzmeye çalışamayacak kadar yorgun olduğundan Gölge'nin belinin etrafından sarıldı. Elleri de adamın omuzlarından tutunurken alnı göğsüne yaslanmıştı. Bir süredir hiç bu kadar... İnsan gibi hissetmemişti. Ciğerlerinin boğulduğuna yemin edebilirdi. Öyle ki bir türlü toparlayamıyordu.

Gölge "Veyla... Güzelim..." diyerek kadının yanağını tuttuğu eliyle başını kaldırmaya çalıştı. Endişeli gözleri görmeye başladığı güzel surette hızla gezinirken Veyla'nın gözleri hala aralanmamış, saçlarından akan sular, kirpiklerine uğrayarak yol alıyordu. Kadının öksürükleri hafiflerken Gölge elini çenesine kaydırdı ve başını kendisine doğru yükselterek "Veyla, sevgilim..." diye soludu.

Sevgilim...

Sesi ve söylediği, Veyla'nın kulaklarını okşadı. Veyla'nın gözleri kırpışarak aralanırken Gölge mor gözleri görmesiyle birlikte bir süredir sıkışık olan kalbinin ancak gevşediğini hissetti. Boğuk bir nefes aldı ve kadının burnunda, yanaklarında, alnında ıslak tenini öptü. "İyi misin?"

Veyla, "Beni kurtardın..." diye soludu. Okyanusun derinliklerine çekildikçe, birlikte yok olamayacakları için üzülmeye başlamıştı. Ondan uzakta ölmek, bir hayatı yalnız yaşamaktan bile daha acımasızdı.

"Uğruna okyanusun dibine gitmeyeceğim bir kadına kendimi vadetmem demiştim." derken kadının yanağını seviyordu. Islak kirpikleri altında ayın aydınlatmakta yetersiz kaldığı ışıkla birbirlerine baksalar da gözleri ezberden tamamlıyordu. Veyla nefes nefese de olsa hafifçe güldü. Aylar önce, aralarında bazı şeyler belli ki yeni yeni başlıyorken bunu söylemişti ve işte, o gün gelmişti.

Gölge onu öpeceği sırada Veyla "Gölge..." dedikten sonra nefes alış verişlerini düzene sokmaya çalıştı. "Geri dönmeliyiz. Ben..."

Gölge, "Bir hayal değil misin?" dediğinde Veyla gülümseyerek adamın yanağını sevdi. Böyle karanlıkta, bu boşlukta Veyla'nın hayalini kurmuş olduğuna inanmış, yetmezmiş gibi bir hayali bile kurtarmaya çalışmıştı. "Ben Yıldat'ı geri çağıramadım, Valdris de seni. Geri dönmeliyiz ve Yıldat'ı sen kurtarmalısın."

Gölge anlamaya çalışarak "Ama nasıl?" diye sordu. Veyla, "Fazla zamanımız yok ama 'derin bir bağ' gerekiyormuş. Yazıyı tamamıyla okumamışız. Valdris'in seninle, benim Yıldat'la bağımız yetmedi." dedi. Gölge'nin gözleri yavaşça Veyla'da gezinirken fark ederek "Ama bizim yetti." dedi. Olan ya da olmuş olan, deniliyordu. Bir ara bile Veyla ile Yıldat'ın arasında böyle bir bağ olsa, onu geri çağırabilmesine yetecekti. Gölge Trumpkin'in beyninin etini yemesi yüzünden tekrar tekrar düşüp durduğu acının ne kadar da önemsiz olduğunu şu an görüyordu. Veyla Gölge'yle, Yıldat'la hiçbir zaman kurmadığı bir bağ kurmuştu.

Gölge parlayan gözlerle bakarken dudakları yavaş bir gülümseme oluşturuyordu. Veyla, "Saçma sapan şeyler gördüm." dedi. Yüzü olabildiğince buruşmuştu. Korkarak Gölge'nin boynuna sarıldı. Bacakları da beline sarılıyor olduğu için şu an kendisini adama yapışmış bir Luna gibi hissediyordu ama elinden gelse tek vücut olmalarını sağlardı. Adamın boynundan defalarca kez öptü ve "Asla gerçekleşmeyecek şeyler..." diye soluyarak tekrar kollarını sıkılaştırdı.

Gölge de sımsıkı kadına sarılırken anlamaya çalışıyordu. Andan kopabilmiş değildi. "Nasıl?" diye sorduğu sırada Veyla, "Lütfen dönelim." dedi.

"Dönelim, gidelim buradan. Lütfen bana geri dön. Bize geri dön."

Gölge nasıl yapacağını bilmiyordu ama ne yapmak istediğini biliyordu. Kadının boynuna gömüldü. Gözlerini sımsıkı kapatarak soludu. Ona, dönmek istiyordu. O kovsa bile ona dönmek istiyordu. O itse bile ona dönmek istiyordu. Her ne olursa olsun, Gölge hep Veyla'ya varmak istiyordu.

Veyla'nın vücudu yere doğru yığılırken Valdris hızla tuttu. "Veyla, iyi misin?" diye sorarak kadını dik tutmaya çalıştı. Veyla'nın gözleri kırpışarak odak kazanmaya çalışırken Gölge'yi buldu. Gölge henüz sunaktan doğruluyordu. Gözleri önce Veyla'yı döndü. Veyla da ayakta kalabilecek gücü bulduğunda Valdris'in himayesinden çıktı ve çoktan sunaktan inip ona varmış olan Gölge'ye sarıldı. Gölge'nin bir kolu boynuna atlamış kadının beline sımsıkı sarılmıştı, diğer eli kadının saçlarında, ensesinde geziniyordu.

Valdris, "Yıldat..." dediğinde hızla başlarını çekseler de temasları eksilmemiş, neredeyse hala sarmaş dolaşlardı ama başları ve bakışları Yıldat'a dönmüştü. Yıldat'ın vücudundaki altın renk ışıltılar neredeyse sönmüştü. Işıltılara yakın olan başında teni henüz morarmışken, ışıltıların çoktan eksildiği kolları ve boynu simsiyahtı. Gölge, yavaşça ellerini Veyla'dan çekse de saniyeler içerisinde kendisine gelip azrit hızıyla Yıldat'a yöneldi. Kalbi korkuyla atarken elleri ne yapacağını bilemeyerek kardeşinin ağacın kurbanı olmak üzere olan bedeninde gezindi. Valdrisler de yanına giderken Valdris nasıl yapacağını anlattı.

Gölge ellerini yaslamadan önce korkuyla Veyla'ya baktı. Solur gibi konuşan sesi boğuktu. "Ya onun benimle öyle bir bağı yoksa?"

Veyla hızla başını sallayıp "Var." dedi. Gölge, kendisinin kardeşiyle böyle bir bağ kurduğundan emindi ama Yıldat'ın da Gölge'ye o kadar değer verdiğinden emin olamamıştı. Yıldat pek aksi gibi davranmazdı. Gölge'nin gözleri hızla kızarmıştı ve bunun sadece bir başlangıç olduğunu da biliyordu. Bu siktiğinin yerinde kardeşini kaybederse hıçkırıkları taş duvarlarda yankılanırdı. Veyla güven vermek isteyerek Gölge'nin kolunu sıvazladı. "İnan bana var."

Gölge derin bir nefes alıp verdi ve ellerini omuzlarına yakınlaştırdı. Veyla temaslarını keserek bir adım geriledi ve Gölge kardeşinin omuzlarından tuttu. Yıldat'ın vücudundan gittikçe eksilen ve bitmek üzere olan ışıltıların ufalanarak ağaca ilerlemesi son bulurken onları izleyen Veyla ve Valdris'in kalpleri ağızlarındaydı. Veyla ellerini dudaklarına yaslamış, kızarık gözlerle olacakları izlerken Gölge'nin gözleri de altın rengi büyüyle ışıldamaya başlamıştı.

Valdris, "Sanırım durdu." diyerek ağaçla Yıldat'ın uzandığı sunağın arasına geçti. Yıldat henüz dönmüş değildi ama ağaç onu gittikçe hapsetmeyi bırakmıştı. Veyla'nın gözleri Yıldat'ın kıyafetlerinden görünen teninde gezindi. Henüz siyahlar ve morluklar düzelmeye başlamamıştı. Veyla neredeyse titrediği için Valdris kadının yanına vardı ve ona sarıldı. "Sakin ol, her şey düzelecek."

Veyla da Valdris'e sarılırken hızla yaşlanan gözlerini kapattı ve yanakları tekrar ıslanmaya başladı. "Gölge'ye ilk temas edişimde, gözlerimdeki büyü ne renkti?"

Ağacın bir oyunu olup olmadığını anlamaya çalışıyordu. Belki de sınanan kadar, sınananı kurtarmaya çalışan da zorluktan geçiyordu. Valdris "Başta mordu." dediği gibi kadın kaskatı kesildi ve gözleri daha sıkı kapanırken yüzü buruştu. O zaman... Ağaçla bir ilgisi yoktu.

Valdris gördüğü şeyden tedirgin olduğu için yutkunup öyle devam etti. "Sonra siyah oldu."

Veyla titrek bir nefes aldı. Valdris'in belindeki elleri yumruk şeklini almıştı. Bu ne anlama gelirdi? Baş Terra'yla konuşması gerekecekti. Veyla'nın görü yeteneği mi vardı? Hayır... Esvedler ona ulaşmış olmalıydı. Çok yakınlardı... Öyle olmalıydı... O gördüğü şey görü değildi, olamazdı. Hiçbir ihtimalde Veyla Gölge'yi öldüremezdi. Onlar artık düşman değil, âşıktı. Nasıl düşmanı gibi ona diz çöktürüp karşısına geçerdi? Belli ki... O an bile Gölge Veyla'nın düşmanı değildi. Düşmanına değil, âşık olduğu kadına bakar gibi parlıyordu gözleri. Buruktu gülümsemesi ama gülümsemişti işte! Sanki 'şan olsun sana' der gibiydi, daha önce de onu yenme ihtimaline karşın söylediği gibi. Her şeyi göze alarak Veyla'yı sevmişti ve hiçbir lafının üstünü çiğnemiyor, hepsini söylediğinde olduğu kadar cesaretle yaşayabiliyordu.

Veyla 'hayır' diye düşündü. Gördüğü o saçma sapan şeye ihtimal veremezdi! Asla veremezdi... Gölge'yi öldürmek isteyen düşmanlarla savaşabilirdi ama düşman kendisiyse, ne yapacaktı?

Veyla'nın kapalı göz kapaklarına çarpan ağacın göz alıcı ışıltısı söndüğünde aynı anda fark ettiği Valdris'le birlikte Gölgelere doğru dönerken birbirlerine sarılan kolları gevşedi. Gölge'nin vücudu sendelediğinde Valdris'le birlikte tutmaya çalıştılar. Saniyeler içerisinde kendisine gelen Gölge de sunaktan tutundu. Gözler Yıldat'ın üstündeydi.

Gözleri kırpışarak açıldığında özellikle de Gölge'nin dudaklarından rahatlayan bir nefes geçti. Veyla, Gölge'nin koluna sarılmış haldeyken, Gölge yavaşça sunaktan kalkan kardeşini izledi. Elleri sunağa yaslıyken omuzları düşmüş, başı yorgunlukla eğilmiş, nefes nefese bakıyordu ama uzaklardan bakan bile mutlu olduğunu ilk bakışta anlardı. Yıldat da oturur halde doğrulduğu sunakta Gölgelere baktı. Önce Gölge'ye, sonra Veyla'ya ve tekrar Gölge'ye.

Veyla'nın onu geri çağıramamış olmasına şaşırmamıştı. Abisiyle kurdukları bağın buna yetmesi de kendi açısından şaşırmadığı bir durumdu. Belli ki abisi de gerçekten ona değer veriyordu. Böylesine güçlü bir bağı kurabilecek kadar değer veriyordu hem de. Yıldat sunaktan inerken alana nefes sesleri hâkimdi. Valdris ve Veyla geriye çekilirken Gölge düzene girmeye çalışan nefes alış verişlerinin kuruttuğu dudağını yaladı ve ellerini sunaktan çekerek yanına gelen Yıldat'a döndü.

Gölge avucunu sola gösterir şekilde elini kaldırdı. Yıldat bir süre abisinin eline baktıktan sonra o da elini kaldırdı ve elleri havayı yararak kavuştu. Bir an, ikisinden biri kavuşan ellerinden çekip sarılacak gibi oldu ama birkaç saniye geçmeden Yıldat yavaşça elini çekti ve teşekkür eder gibi başını salladı. Gözlerini abisinden alıp artık gidebilmelerini umarak taş yola yönelirken Gölge bakışları gibi vücudunu da çevirerek kardeşini takip etti.

"Hemen gitme. Önce bizimle Nixsus'a gel, konuşalım."

Yıldat, Gölge'ye cevap vermedi. Valdris, "Peki gerçeği nasıl öğreneceğiz? Yıldat, gitmeden senin de öğrenmen lazım." dedi, Yıldat ona da aldırmadı. Valdris taş duvarlardaki parıltılı yazıların değiştiğini fark etti. Gözleri taşlarda gezinirken ilk gördüğünü sesli dile getirdi. "Gerçek hak edildi. Artık yalan söylenemez."

Taşları da yazanı da önemsemeyen Yıldat yanından geçtiği sırada Veyla'ya baktı. Her şey bitince bir soru soracağını söylemişti. Bir şey demese de Veyla ne niyetle baktığını anlayarak başını onaylar şekilde salladı ve Gölge'ye "Birazdan geliyorum." dedi. Gölge anlayamayarak baktığında Veyla Yıldat'ın ardından hareketlenmeye başlamıştı. Gölge'nin gerildiğini hissettiği için omzunun ardından bakıp "Hemen geliyorum." diye tekrar etti.

Gölge elini ensesine götürerek başını sağa çevirirken gözlerini kaçırdı ve yüzünde sıkkın bir ifade oluştu. Valdris de Gölge'ye yakınlaşırken "İyi misin?" diye sordu. Gölge tekrar Veylaların ardından bakarken "Daha belli değil." dedi.

Taş yolda Yıldat ilerledikçe Veyla da takip etti. Voltridera vardıklarında Yıldat yavaşça Veyla'ya döndü. Çatıyı gösterdiğinde Veyla büyüsünü yönlendirerek açıp açamadığına baktı ama büyüsü ulaşamadan sönmüştü. "Ağacın bahşettiği gerçekleri öğrenemeden çıkamıyor olmalıyız ya da..." dedikten sonra iç çekerek Yıldat'a baktı. "Belki de sınav hala bitmedi."

Yıldat, bir anda "Yattınız, değil mi?" diye sorduğunda Veyla yavaşça başını onaylar şekilde salladı. Yıldat tahmin ettiği ama anlayamadığı bir cevabı duymuştu. İsterik bir şekilde gülerken başını onaylamaz bir şekilde sallayarak soluna çevirdi. Gözlerini bir süre Veyla'dan uzak tuttu. Aralarında sessizlik hâkimdi. "Sadece merak ediyorum..." dediğinde öylesine etrafa bakarak oyalanan Veyla'nın da gözleri ona döndü.

"Nasıl onca ay sana dokunmama izin vermedin de, seni defalarca kez mahvetmiş bir adama teslim oldun? Bu kadar mı iğreniyordun benden? Seni öptüğümde gözlerini bile kapatamıyordun. Vücudun kaskatı kesiliyordu. Neydi bedeninin benden bu kadar nefret edip de Gölge'den etmemesinin sebebi?"

Veyla, "Yıldat seninle ilgili değil." diye sızlandı. Yıldat'ın üzülmesini istemiyordu. "Konu senden iğrenmek, nefret etmek değil. Benim temasa zaafım vardı. Gölge ise..."

"Nasıl?"

Veyla omzunun ardından geriye bakarken Yıldat'ın da gözleri biraz ileride onlara bakan Gölge'ye döndü. Adam şaşkın bir şekilde bakıyordu. Yıldat bir küfür mırıldanarak voltrider ile Veyla'nın arasından çıkıp ilerlemeye başladı. Gölge'nin yanından çarpmadan geçip labirent gibi olan taş yollardan birine girip gözden kayboldu. Şimdi Gölge, Veyla'ya dokunan, Veyla'nın buna müsaade ettiği tek adam olduğunu öğrenmişti ve şaşkınlığını üstünden atıp da dudakları gülümsemeye başladığında Yıldat'ın canı yanacaktı. Trumpkin denilen sikik yer buradan çıkmalarına müsaade edene kadar onlardan uzakta olmak istiyordu.

Veyla tedirgin bir şekilde "Gölge..." diyerek tamamen ona döndü. Gölge Yıldat'ın gittiği yolu gösterdi. Kaşları çatılmakla kalkmak arasında bir noktada, dudakları aralanıp aralanıp kapanıyordu. En sonunda gözleri kısıldı ve "Sana hiç dokunmadığını söyledi." dedi. Duyduğuna emin olmaya çalışıyordu.

Veyla bu konunun henüz Trumpkin gitmelerine müsaade etmiyorken açılmasını asla istemiyordu. Kutsal bir yerde oldukları için ruh evliliğinden kaçınmaları gerekmesinin yanı sıra, Gölge'yi kurtarmaya çalışırken saçma sapan şeyler görmüştü ve aklı karman çormandı. Veyla, "Şu gerçekleri öğrenelim de gidelim şuradan lütfen." dediğinde Gölge bir adımla yaklaştı ve dudakları aralandıktan ancak birkaç saniye sonra konuşabildi. Hala yüzünde şaşkınlığını biraz olsun atamamış bir ifade vardı. Zihni anlamaya çalışırken kalbi çoktan gerçeğe ulaşmış gibi delicesine çarpıyordu. Hala Yıldat'ı gösteren eli ise heyecandan titrer gibiydi. "Veyla, sana hiç dokunmadığını söyledi." dedikten sonra dudakları kıvrılır gibi oldu ama titrek mimikleri değişkendi. Veyla gergin dudağını yalayarak iç çektikten sonra "Gölge buradan çıkınca konuşalım." diye diretti.

Gölge birkaç adımla daha yaklaşırken "Seni öptüğünde gözlerini bile kapatmadığını söyledi!" dedi. Bunu Gölge de fark etmiş, hatta bu konuda Veyla'nın üstüne gitmişti ama kadın 'Gel gidelim tekrar bak istersen' diye blöf yaptığında buna cesaret edememişti.

Veyla, "Gölge sana yemin ediyorum şu an çok daha önemli sorunlarımız var ve buradan bir an önce çıkmalıyız." derken Gölge iyice yaklaştığı için birkaç adım geriledi. Sırtı voltridera çarpacağı sırada Gölge belinden tutarak engel oldu. Veyla temas edişleriyle teslimiyet telaşına düşerek hafifçe soluna kaçıştı ve "Kutsal bir doğa yerindeyiz." diye hatırlattı. Adamın gözleri neredeyse Trumpkin ağacı kadar parlıyordu. Git gide şaşkınlığı yerini diğer duygularına bırakıyordu ve güleç bir surata sahip olamadan duramıyormuş gibi kıvrık dudakları dişlerini sergiliyordu.

Veyla başka bir zaman adamı böylesine mutlu etmek isterdi ama zaten iradesi Veyla'dan düşük, Trumpkin tarafından da bir hayli yıpratılmış Gölge'nin onları burada girmemeleri gereken bir sürece sokmasını istemiyordu. Kaldı ki... Kirix neler demişti öyle? Gölge'nin Veyla'ya, Veyla'nın da Esvedlere bağlanacağını söylemişti ve... Bu, ruh evliliğini mutlak surette kaçınmaları gereken bir kıyamet haline getirmez miydi? Bir yandan da... Kurtuluşun da kıyametin ortasında olduğunu söylemişti. Veyla'nın kafası karman çormandı ve bir an önce gidip Baş Terra ile konuşmalıydı. O konuştuğu şey Kirix olmamalıydı... Olmamalıydı! Kirix'se bile niye ona yardımcı olmaya çalışmıştı ki? Konsey'den değil miydi o da?

Gölge, "Zaafına zaaf olan ben miyim?" diyerek kaçışan Veyla'ya doğru döndü. Elleriyle kendisini gösterip hafifçe güldüğünde gözleri dolmuştu. "Bunca zamandır sana dokunabilen tek adam ben miyim?"

Veyla yalvarır gibi "Gölge anlamıyorsun... Bir an önce buradan gitmeliyiz! Seni geri çağırmaya çalıştığım sırada bana yeniden ulaştılar!" dediğinde Gölge'nin gözlerine bir anda endişe düştü. Biraz önceki sohbeti unutmuş gibi kadının kollarından tutarken ona doğru eğildi ve telaşla "Nasıl?" diye sordu. Gözleri kadında gezindi. "İyi misin? Nasıl ulaştılar? Veyla?" derken bir eliyle kadının yanağından kavradı.

Veyla'nın gözleri yaşlandı. Elleri adamın göğüslerine yaslandı ve korkarak başını iki yana salladı. "Saçma sapandı Gölge..."

Gölge, "Ne oldu?" derken kadının saçını kulağının arkasına sıkıştırıp yeniden yerleştiği yanağında başparmağıyla gözyaşlarını sildi. "Anlat güzelim."

Veyla, adamın telaşının biraz önceki konudan biraz olsun uzaklaştırabildiğini görse de rahatlayamadı çünkü bu konu daha tehlikeliydi. "Görü gibiydi." derken yüzü olabildiğince buruştu, sesi bir hayli titrekti. "Sanki... Her şeyin sonunu görmüşüm gibiydi ama çok karışıktı. Sesler, gördüklerim... Çok karanlıktı."

Gölge, "Ama senin görü yeteneğin yok. Bebeğim, sana ne istedilerse onu göstermiş olmalılar." dediğinde Veyla'nın elleri adamın omzuna yükselip tutundu ve her zerresiyle buna inanmak istedi. "Evet ama..." dedikten sonra dudaklarından bir hıçkırık kaçtı. Duymaya tahammül edememiş gibi öptü Gölge onu. Kadının ağlamasını istemiyordu. "Ağlama ne olur..." dedikten sonra silip dursa da yenilen ıslanan yanaklarından, yaşlarından da öptü. Sakinleştirmeye çalışarak yanağını ve belini seviyordu elleri. "Sakince anlat bana."

Veyla titrek birkaç nefesle sakinleşmeye çalıştı. Gölge'nin temasları, öpüşleri iyi geliyordu ama aynı adamı öldürmüş olduğuna dair bir görü görmüştü ve bu tüm temasları bir o kadar da acı dolu hale getiriyordu. "Ben... Ben görüde..." dedikten sonra parmak uçlarında yükselip sımsıkı Gölge'nin boynuna sarıldı. Gölge de bir kolunu kadının beline diğerini sırtına dolarken eli saçlarının üstünden ensesini bulmuştu. Adamın gözlerine bakarak söylemeye cesaret edemediği için boynunu soluyarak "Seni öldürüyordum..." dedi. "Onlardan..." derken tekrar hıçkırdı ve yüzü buruştu. "Onlardan biri olmuştum ve seni öldürüyordum..."

Gölge'nin gözleri karşı duvarda gezinirken çatılmış kaşları gevşedi ve dudakları hafifçe kıvrıldı. "Buna inanmış olamazsın."

Veyla, "İnanamıyorum ama..." dedikten sonra bir süre titreyen üst dudağını ısırdı. Yaşlı gözleriyle adamın omzunun üstünden taş duvarlara bakıyordu ama görüşü bulanıktı. "Gölge onlardan biri olursam... Bana yeniden seni, bu tam olarak hatırlamadığımız halimizi bile unuttururlarsa... Ya bunu yaparsam?"

"Şş..." diyerek kadının boynundan öptü. Tekrar ve tekrar. Sakinleştiren öpücükleri boynuyla kulağının arkasında seyahat ederken sarılışı da huzuru pekiştiriyordu.

"Gölge, ölsem daha iyi..."

Gölge kızmaya başlayarak "Veyla." dedi ve kollarını hafifçe gevşetip bir elini kadının yanağına getirerek başını görebileceği kadar çekmesini sağladı. Göz göze geldiklerinde ve kadının sadece onu öldürmüş olduğuna dair saçma sapan bir yanılgı gördüğünde dahi ne hale geldiğini gördüğünde burukça gülümsedi. Uzanıp kadını yavaşça öptü. O sıra ikisinin de gözleri kapandı. Veyla'nın gözleri kapandıkça aklına o anlar geliyordu ama şimdi, bir süre sonra ilk defa gelmemişti.

Gölge "Hiçbir kuvvet..." diye başladığında Veyla umutla, "Seni öldürebileceğime inandıramaz mı?" diye sordu.

Gölge kadının burnundan da öptükten sonra "Senin ölmenin, herhangi bir şeyden daha iyi olduğuna ikna edemez." dedi. 'Ölüm' kelimesi bile yüzünü buruşturmuştu. "Ve hiçbir şey..." derken burnunu çeken ve içli içli nefes alan sevgilisinin yanağını sevdi. "Senin ölmen kadar beni öldüremez."

Veyla "Ama..." derken dudakları titriyordu. Gölge ona uzun bir öpücük vererek titremesine anlamlı bir sebep bahşetti. Geri çekildiklerinde alınlarını birbirine yasladı.

"Onlara çok yakın bir yerdeyiz. Beni geri çağırmak için Doğa'yla bağ kurduğunda, onlar da seninle kurmuş olmalı. Beni benden alan, içimin gittiği binlerce yeteneğin var ama geleceği görmek bunlardan biri değil. Bunu sadece Terralar yapar, biliyorsun. Onlarınkisi bile hissetmekten ötesi değildir. Gözleriyle göremezler."

Veyla inanmak isteyerek dinliyordu. Gölge konuştukça rahatlar gibi oluyordu ama kalbindeki korku, hiç gitmemek üzere bir köşeye yerleşmiş gibiydi. Kirix'i anlattıktan sonra "Eğer sen bana bağlanırsan, ben de onlara bağlanırsam..." diye endişesini dile getirdi.

"Eğer ruhlarımız bir olursa, beni öldürmen seni de öldürür Veyla. Kraliçeleri olmalarını istiyorlarsa bunu yapmanı istemezler."

"Ama... Bağımız tamamen kurulmadan, gücümüz birbirine güç verirken ama güçsüzlüğümüz birbirimizi öldürmezken olursa..."

Veyla aklına gelen tüm ihtimalleri sıralarken Gölge "Şş, Veyla." diyerek kadını zihninin ona yaptığı eziyetten kurtardı. "Bizi hataya sürüklemeye çalışıyorlar. Seni yanıltmalarına izin veremezsin. Hem de böyle bir şeyle. Şu geldiğin hale bak..." dedikten sonra kadının ağlaması onu yaralasa da onun için bu denli ağladığını görmek buruk bir gülümseme bahşetti. Kadının ıslak yanaklarından, onun için akan yaşlarından öptü. Bazen inanamıyordu... Seni öldüreceğim, diye yeminler eden kadın, şimdi bu ihtimalden deli gibi korkuyordu. "Fikri bile seni bu hale getiriyorsa, nasıl onlara inanırsın? Kaldı ki..." dedikten sonra çenesinin ucuyla Veyla'yı gösterirken daha geniş bir şekilde gülümsedi. "Bir gün öleceksem, senin elinden olsun. Şan olsun sana."

Veyla'nın yeniden yüzü buruştu. "Öyle bakıyordun zaten..." derken alnını adamın göğsüne yasladı. Gölge şaşkın bir şekilde gülüp elini kadının saçlarının üstünden ensesine götürdü ve eğilip başını koklayarak öptü. "Ama üzül diye söylemedim... Nasıl bakıyordum?"

"Şan olsun sana, der gibi." derken ellerini aralarından çıkarıp adamın beline doladı.

Gölge, "İşte buna inanabilirim." dediğinde Veyla, "Gölge..." diye sızlandı. Gölge yeniden hafifçe güldü ve "Güzelim, buna ancak gülüp geçmeliyiz." dedi. "Ne olur mahvetme kendini de haliyle beni de. Bize her şeyi yapabilirler ama bunu yaptıramazlar."

Bir süre sarıldılar. Veyla bugüne kadar duyduğu her şeyi tekrar tekrar düşünüyordu. Baş Terra, hiçbir zaman ayrı düşmeyeceklerini öngörmüştü. Ne olacaksa birlikte yaşayacaklarını... Öyleyse Gölge'yi öldürmeye çalıştığında gerçekten ölecek olmalıydı. Belki de bu yüzden yapmalarını istemezdi. Veyla iç çekti. Onların eline düşeceğinden eminmiş gibi, yapmasını istememelerini umut ediyordu. Düşmeyeceğine emin olmalıydı! Gözlerini sımsıkı kapattı. Öyle korkmuştu ki, mantıklı düşünemiyordu.

Gölge, kadının ağlayışlarının sakin iç çekişlere döndüğünü fark edince ve ön plana aldığı kadını iyi etme çabası hafiflediğinde gözleri hızla açıldı. Karşı duvara bakarken "Biraz önce..." diyerek kollarını gevşetti. Veyla burnunu çekerek yüzüne bakabileceği kadar kollarından sıyrıldı ama hala sarmaş dolaşlardı. Gölge'nin yüzü, Veyla'nın onu öldürebileceğini değil de sonsuza kadar yaşatacağını öğrenmiş gibiydi. Veyla saniyeler içerisinde konuyu anladı.

"Biraz önce duyduklarım..." dedikten sonra heyecanla nefes aldı ve sırıtışında alt dudağını ısırdıktan sonra "Veyla ne olur yanlış anlamadığımı söyle." dedi. Alınlarını birbirine yaslayıp ihtiyaçla "Ne olur güzelim." dedi.

Veyla yeniden telaşa sürüklenirken gergin dudağını yaladı ve hafifçe kollarından sıyrılmaya çalıştı. Burada üstüne gelip durmasını istemediği için onu üzmek pahasına "Yanlış anladın." dedi çünkü yanlış bir ruh bağına adım atarlarsa ve bu görü saçmalıktan ibaret değil de gerçeği yansıtıyorsa üzülmekten çok daha kötüsünü yaşayacaktı. Buradan çıkmalı, öyle konuşmalılardı.

Gölge'nin yüzündeki ifade silinmeye başlarken gözleri gözle görülür ölçüde parlamasını kaybetti. Derken çıtırtılar eşliğinde Gölge'nin vücudu sendeledi. Gölge Veyla'yı, Veyla da Gölge'yi tutarken anlayamayarak sesin geldiği yöne baktılar. Taş zeminden yükselen altın renk bir sarmaşığın Gölge'nin ayak bileğini sımsıkı kavradığını gördüler. Veyla'nın gözleri irileşirken Gölge "Bu ne sikim..." diye mırıldanarak sarmaşığa büyüsünü yönlendirdi ama ulaşamadan söndü. Veyla da telaşla denedi ama olmadı.

Veyla ellerini Gölge'den çekip sarmaşığa doğru eğilirken yüzüne düşen saçlarını hızla omzunun ardında toparladı. Büyüsünü tekrar sarmaşığa yönlendirdi ama fayda etmedi. Oturduğu yerden başını kaldırıp korkuyla "Ne oluyor?" diye sordu. Gölge de "Bilmiyorum bebeğim..." diyerek olayı anlamaya çalışıyordu. Zaten hüzün çökmüştü üstüne, bir de Trumpkin denilen bu sikik yerinin yeni oyunlarıyla uğraşmak istemiyordu.

Gölge, "Gerçekten yanlış mı anladım?" diye sorduğunda Veyla "Şu an derdin bu mu gerçekten? Evet, yanlış anladın." diye kızdı. Doğrulduğu sırada yerden hızla yükselen büyülü sarmaşık Gölge'nin sol bileğini yakaladı. Veyla neredeyse çığlık atarken sarmaşıklar Gölge'nin bedenini geriye doğru çekerek taş duvara yapıştırdı. Veyla telaşla adama yakınlaşırken Gölge Azrit gücüyle sarmaşıklardan kurtulmaya çalıştı ama mıh gibi duvara yapışmıştı, hiçbir şey yapamıyordu. Veyla, "Gölge!" diye bağırarak büyüsüyle sarmaşıklardan kurtarmaya çalıştı. Tekrar ve tekrar. Doğa'ya hükmedemiyordu, Doğa ise zulmetmeye başlamıştı.

Veyla, "Ama niye?" diye bağırarak etrafına baktı. "Her istediğini yaptık! Sınavı geçtik!"

"Güzelim sakin ol bir." diyerek henüz yakalanmamış elini Veyla'nın koluna götürdü. Veyla, "Bekle beni, Valdrisleri bulup geliyorum." dediğinde Gölge, "Başka bir planım yoktu." diye alay ederek onu duvara yapıştırmış sarmaşıklara baktı. Veyla, "Gölge!" diye kızdı. "Bak saçma sapan şeyler oluyor burada. Neden olduğunu bile bilmiyoruz, ciddiye al."

Veyla hareketlenmişken Gölge düşünceli gözlerle ardından baktı. Fark etmesiyle birlikte dudakları aralandı. Kalbine Veyla'dan olma bir ateş düştü. "Çünkü yalan söyledin."

Veyla Gölge'ye dönmese de duraksadı. Gölge'nin yüzünde yeniden yavaşça yamuk bir gülümseme oluştu. Kaşları kalkarken gülümseyişi genişledi ve hafifçe güldü. "Çünkü yalan söyledin..." diye tekrarladı.

Veyla, "Ne saçmalıyorsun?" diyerek ona döndü. Gölge kahkaha atıp biraz önce Valdris'in taş duvarlarda yeni beliren yazıları okuduğu sırada söylediği şeyi tekrar etti. "Gerçek hak edildi. Artık yalan söylenemez."

Veyla, "Nasıl yani?" diye sorarak Gölge'ye yakınlaştı. Gölge başını yavaşça iki yana sallayarak Veyla'ya mest olmuş bir şekilde bakıyordu. "Tekrar söyle. Yanlış mı anladım?"

Veyla anlayamayarak tedirgin bir şekilde "Evet." dediğinde tekrar yerden yükselen sarmaşık Gölge'nin diğer bileğini de yakaladı ve Veyla'ya yakınlaşma isteğiyle öne doğru eğilmiş sırtını sertçe duvara çekti. Veyla neredeyse çığlık atarken Gölge kahkaha attı. Veyla da anlamaya başlarken elleri dudaklarına doğru gitti. Gölge ise gülüp duruyordu. Gülüşünde alt dudağını ısırarak baktı. Gözleri şimdi siyah ölümü bile aydınlatabilirdi.

"Zaafına zaaf olan benim..." diye fısıldadı. "Onca zamandır benim... Sadece benim..."

Veyla bir nefes alıp verdi ve omuzları çöktü. Her şeye rağmen adamın mutluluğunu izlemek güzeldi. Mutluluğu mavilerini bile yaşla doldurmuştu. Gölge inanamıyormuş gibi başını iki yana sallayarak tekrar güldü. Kıskandığı adam kendisiydi. Yerine geçmek istediği adam kendisiydi. Hislerini bu denli belli etmedikleri zamanlardan beridir kadına dokunabilen tek adam kendisiydi... Acı çekmişti, mahvolmuştu, deli gibi kıskanmıştı ama hepsi bir yanılgıdan ibaretti.

Veyla, "Buradan çıkınca konuşalım lütfen." dediğinde Gölge, "Ondan hiç hoşlandın mı?" diye sordu. Veyla, "Gölge!" diye sesini yükseltti. Elleriyle etrafı gösterdi. "Görmüyor musun ne haldeyiz? Bir an önce ağacın bahşettiği gerçeği öğrenip gitmeliyiz. Buradan, ruh evliliği tehlikesinden uzaklaşmalıyız. Gerçek ya da değil, seni öldürdüğümü gördüm, diyorum! Buna odaklanmalıyız."

Gölge, "Ben sadece senin gerçeklerini istiyorum." dediğinde Veyla ağlamaya başlamak üzereymiş gibi baktı. Veyla, "Cevaplamayacağım." dediğinde Gölge'nin diğer ayak bileğine de bir sarmaşık yükseldi. Veyla "Yalan söylemedim ama!" diye bağırdı. Gölge "Artık sadece gerçekler var belli ki." dedikten sonra heyecanla güldü ve tekrar sordu. "Ondan hiç hoşlandın mı?"

Veyla, "Gölge şu sarmaşıklardan nasıl kurtulacağımızı bilmiyoruz ve sen yenilerini başımıza sarıp duruyorsun!" diye bağırırken saçlarını yolmak istiyordu. Bir sarmaşık Gölge'nin belinden dolandığında Veyla sinirle inlerken Gölge bir hayli keyifliydi. "Cevaplamazsan ölecek gibi duruyorum güzelim."

Veyla adamın omzuna vurduğunda Gölge öpücük atıp yeniden sırıttı. Veyla, "Senden nefret ediyorum." diye sızlandığında Gölge'nin üst bacağına bir sarmaşık daha dolandı ve kahkahası Doğa yerinde yankılandı. Veyla ağlar gibi inleyerek elleriyle yüzünü örttü.

Gölge gülüşünü dudağını yalayarak durdurmaya çalıştıktan sonra "Hayır sevgilim." dedi ve Veyla hızla ellerini yüzünden çekti. Gölge'nin parlayan gözleri Veyla'nın gözlerinde gezinirken "Nefret etmiyorsun." dedi.

Veyla, 'sevgilim' deyişine karşılık dudaklarına yapışıp ruh evliliğini başlatma isteğine karşı koymakta zorlanıyordu. "Bizi zora sokuyorsun..."

Gölge, tekrar "Ondan hiç hoşlandın mı?" diye sordu. Veyla 'lütfen' der gibi baktığında çıtırtılar duymaya başladığı gibi telaşla "Hayır!" diye çığlık attı. Sarmaşık geri çekilirken Gölge "Veyla..." diye fısıldadı. Dalların izin verdiği ölçüde başını ona doğru yaklaştırdı ve nefes alır gibi ihtiyaç duyarak "Veyla..." dedi. Duyduklarına inanamıyordu. Gözleri, gülümseyip gülüp duran dudaklarına tezat olarak yaşlıydı.

Veyla, telaşını yatıştırmaya çalışırken adama yalvarır gibi "Daha fazla bizi zora sokacak bir şey sorma lütfen." dedi ve çaresizce sarmaşıklara baktı. "Ben yalan söylediğimde, niye zarar gören sen oluyorsun? Dürüst olduğumda var olanlar geri gitmiyor ama..." diyerek çözüm bulmaya çalışıyordu ama sarmaşıklar Gölge için sadece Veyla'ya sarılıp solur gibi öpmesine engel oluyorlardı. Yoksa varlıklarını umursamazdı. Şu an sadece onca zaman ihtiyaç duyduğu gerçeklere ulaşabiliyor olmasının getirdiği his yoğunluğu içerisindeydi. Gözleri, sarmaşıklara bakan Veyla'nın güzel yüzünde geziniyordu.

"Hayatın boyunca sadece benden hoşlandın."

Veyla'nın gözleri Gölge'ye yükselirken işaret parmağını tehdit ederek salladı. "Gölge gerçekten o görüyü gerçek kılacağım şimdi. Beni çıldırtma!" dese de telaşla "Evet!" diye eklediğinde Gölge ağlar gibi güldü.

Dudakları konuşmak için hareketlendi ama önce yutkunması gerekti. Derin bir nefes aldı, ilk defa ciğerine bu denli doldu. "Sen bana âşıks..." dediği sırada Veyla telaşla adamın yanaklarından kavrayıp dudaklarına yapıştı ve cümlesini bitirmesine müsaade etmedi. Nefes nefese birbirlerini öperlerken Gölge'nin sarmaşıklardan kurtulmaya en yakın olduğu andı. Veyla'yı sarıp sarmalamak istiyordu. Şimdi özgür olsa öyle sıkı sarılırdı ki, Veyla kolları arasında görünmezdi bile. Özgür... Aslında vücudu bir duvarda sarmaşıklarla hapisken, hayatında en özgür olduğu anı yaşıyordu. Ruhu kanat çırpıyor, nereye istese gidebilecekken sadece Veyla'nın etrafında dolaşıyordu.

Öpüşlerini, ikisinin de gözyaşları ıslatıyordu. Veyla nefes nefese hafifçe geri çekildi. Nefesleri hala öpüşürcesine yakınlardı. Veyla'nın gözleri sımsıkı kapalı, kaşları korkuyla çatılmıştı. Gölge'nin ise alnında tek bir çizgi bile yoktu. Tüm o acı ve korku dolu çizgiler, bu gerçeklerle yok olmuştu.

Veyla'nın adamın yanağını kavrayan elinde başparmağı dudakları arasına yükseldi ve adamın dudağını yavaşça severek "Eğer tekrar sorarsan burada sonsuza kadar birbirimizin ölüşünü izletirim bize." dedi. Yanlış bir ruh evliliği yapıp da Gölge'yi bizzat öldürmesinden daha hafif bir acıydı. Ona olan aşkını söylese, ruh evliliği başlamaz mıydı?

Gölge, "Ben cevabımı aldım..." diye fısıldadığında aynı anda yutkundular. Gölge, "Hayatım boyunca sadece senden hoşlandım." dediğinde bir sarmaşığın vücudundan çekildiğine dair hışırtıyı duydular. Veyla'nın kalbi kulaklarında atarken gözlerini daha sıkı yumdu ve elleri Gölge'nin omuzlarına doğru düştü. Sımsıkı tutundu. Veyla'nın yalanları adamı boğmuş, Gölge'nin itirafları ise kurtarıyordu.

"Sadece seni sevdim."

Veyla, heyecanının titrettiği nefesi eşliğinde "Gölge lütfen..." diye fısıldadı. Bir sarmaşık daha vücudundan eksildi. "Sadece sana teslim oldum..." diye fısıldadığında sağ kol bileğindeki sarmaşıktan kurtulduğu için hızla kadının beline doladı ve daha da kendisine yasladı. Veyla, yalvarır gibi "Gölge..." dediğinde Gölge, "Sadece seni bu kadar istedim..." dediği gibi diğer kolu da kurtuldu. O da hızla kadının yanağını kavradı. "Böylesine mest oldum, böylesine içim gitti..."

Gölge'yi saran sarmaşık kalmamıştı ama kadını öpmeden hemen önce yeniden itiraf etti. "Sana âşık oldum."

Veyla'nın kalbi göğsünden çok kulağında, nefesi ciğerinden çok Gölge'yi bekleyen dudaklarındayken hıçkırdığı sırada Gölge onu öpmeye başladı. Tüm hıçkırıklarını gülüşe çevirmek ister gibi öptü. Saniyeler içerisinde Veyla da karşılık vermeye başladı. Onun da elleri adamın boynuna doğru yükseldi ve birkaç saniye sonra duvara yaslı olan Veyla'ydı. Onu duvara yaslarken canı yanmasın diye başının ardına elini koymayı, bu duygu yoğunluğunda bile akıl edebilen Gölge, ona âşıktı! Veyla kalbindeki korkuya rağmen mutluluktan hıçkıra hıçkıra ağlamak üzereyken tek yapabildiği gözyaşlarının ıslattığı dudaklarıyla adamı öpebilmekti ve... Zaten şu an tek istediği de buydu.

Duygularının şiddetiyle öpüşen dudakları sadece bir nefes kadar ayrıldı ve Gölge "Seni seviyorum." dedikten sonra burunlarını yavaşça birbirine sürttü. "Ölüm çiçeği sensin Veyla. Ve ben sana âşık oldum. Şimdi ister yaşat ister öldür beni. Hangisi olursa olsun, senin elinden olsun."

Veyla kollarını sımsıkı Gölge'nin boynuna dolarken ondan önce atılıp adamı öpmeye başladı. Gölge'nin bir eli kadının boynundan nazikçe tutuyor, başparmağı çenesini seviyorken diğeri ise beline sarılmış, arada duvara yaslanmalarını sağlıyor, arada belinden tutarak kendisine çekiyordu. Öpüşleri çenelerinin bir yükselip bir alçalmasını sağlarken başları birbirlerini farklı açılardan da öpebilme isteğiyle hareketliydi.

Bir gürültü duyduklarında dudakları hafifçe ayrılırken telaşlı nefesleri birbirine çarptı. Gözlerini açmak hemen ellerinden gelmedi. Bir anlığına donakaldılar ve bu andan kopamadılar ama tekrar gürültü duyduklarında gözlerini kırpıştırarak aralamaları gerekmişti. Yüzleri hafifçe uzaklaşırken gözleri önce birbirini buldu. Gülümseyebilen tek şeyin dudaklar olmadığının kanıtıydı gözleri.

Yanlarında bir yerden gözlerini alıp da yüzlerinin o tarafını bir hayli aydınlatan ışıltılar yükseldiğinde birbirini sımsıkı tutan kolları gevşedi ve gözleri o yöne doğru döndü. İleride bir duvarın kısmen yıkıldığını ve içinden altın sarısı ışıltıların yükseldiğini gördüler. Elleri birbirini bulup kenetlenirken merakla yöneldiler. Nefesleri hala düzene girmekten bir hayli uzaktı, gözleri ışıltılardan çok birbirlerinin yüz ifadesini merak ettiği için birbirine dönüp duruyordu. Yıkılan taş duvara varmadan başta hafifçe güldüler. Gülüş, başka gülüşleri getirirken taş duvara vardılar. Yıkılmış bölgenin üstünde altın sarısı parıltılarla Gölge'nin okuyabildiği Terra dilince 'İhtiyaç duyduğun gerçek' yazıyordu. Gölge biraz önce hepsine ulaştığını sanıyordu. Zenith'in kurtulması için daha fazla gerçeğe ihtiyaç vardı ama Gölge kendi ruhunu kurtarabilmiş hissediyordu.

Gölge Veyla'nın elini bırakmadan önce hafifçe sıktı. Birbirlerine dudakları gibi gülümseyen gözleri güçlükle ayrıldı ve Gölge taşa yaklaştı. Veyla Gölge'nin ardından bakmaya başladığında içini bir anda korku kapladı. Veyla'nın ihanetlerini öğrenecek olabilir miydi? Trumpkin ona ne söyleyecekti? Kollarını göğsünde kavuştururken eli seksenin kolyesine doğru gitti ve güç alır gibi sımsıkı tuttu. Şu an... Adam ona âşık olduğunu söyledikten hemen sonra ihanetlerini öğrensin istemezdi... Asla istemezdi...

Gölge elini ışıltılara doğru uzattı. Işıltılar, çatallı çizgilerle Gölge'ye doğru uzandıkça Gölge'nin gözleri de altın rengiyle ışıldadı. Veyla kolyeyi bırakıp neredeyse boynunu yolmak ister gibi parmaklarını teninde gezdirmeye başladı.

Gölge'nin gözleri sadece ışıltı görürken yüzlerce farklı ses tonunun aynı anda söylediği şey kulaklarında yankılandı.

"Seksen bir yaşıyor."

Gölge'nin ışığın esir aldığı gözleri irileşirken Veyla adamı kaskatı kesen gerçeğin ne olduğunu merak ederek elini ensesine kaydırdı. Parmakları ensesinde gergin ritimler tutarken dudağının kenarını kemiriyordu. Gölge dudaklarını oynatmak, sorular sormak istedi ama Trumpkin'in büyüsü hızla vücudundan çekildi. Gölge geriye doğru sendelediğinde Veyla hızla tutmaya çalıştı. Birkaç adım gerilemeleri gerekmişti. Gölge dengesini korumaya çalışırken Veyla'nın kolunu tutan ellerinden birini tutarak ona doğru döndü. Ardından diğerini de tuttu. Gölge, "Yaşıyormuş..." diye soluduğunda Veyla heyecanla "Lavin mi?" diye sordu. Ne çok isterdi... Gölge'yi öyle mutlu görmeyi ne çok isterdi... Ağacın Veyla'ya dair bir bilgi vermediğini düşünerek rahatlamıştı da. Belki de Doğa bile, Gölge'nin bazı şeyleri zamanında öğrenmesi için bekletiyordu.

Gölge, yüzündeki şaşkınlığı pekiştiren bir ses tonuyla "Hayır..." dedi. Yüz ifadeleri gibi vücudu da donmuş gibiydi ama elleri kadının ellerini kavramış, güç alır gibi aralarında tutuyordu. Veyla başta anlayamadan baktı ama saniyeler içerisinde anladı ve kaşları kalktı. "Yani o zaman onu öldürmedim mi?" dedikten sonra Gölge kadar olmasa da şaşkın bir şekilde güldü. Zorunda kaldığı ihaneti dışında Gölge'nin hiçbir yarasının canavarı değil miydi? Gerçi... Hala onu ölüm laboratuvarlarına bulaştırmış olan Veyla olabilirdi ama... En azından ne Lavin'in, ne de çocukluk arkadaşının katili değildi...

Veyla'nın gülüşü iç çekişe dönerken adam hala şaşkın ve düşünceli halini üstünden atamamıştı. Mutluluğu bile henüz sadece gözlerinde parlıyordu, yüzü donuktu. Veyla, "Ama o zaman..." dedikten sonra hafifçe dudağını ısırdı ve "Onu bulursun." dedi. Adamın onu nasıl anlattığını hatırladı. Özlemiş, çok sevmiş gibi. Bu Veyla ile aralarındaki ilişkiye zarar verir miydi? Veyla'nın ihanetini öğrendiğinden sonra özellikle... Veyla hızla başını iki yana sallayarak gözlerini kırpıştırdı. Bir an ne kadar bencilce düşünmüştü? Gölge'yi kaybetme korkusu onu mantıksızlaştırıyordu. Gölge için mutlu hissediyordu, mutlu da olmalıydı. Kendi için de mutluydu, bu güzel adamı yaraladığını sandığı bir acıdan daha kurtulmuşlardı.

Gölge'nin gözleri Veyla'nın yanağındaki kelebek dövmesine doğru indi. Ardından bakışları ellerine kaydı. Kadının, şimdi Gölge'nin tuttuğu narin elinin avucundan yanlarına doğru sarkan kelebek dövmesinin uzantılarına baktı. Gözleri yeniden Veyla'nın mor gözlerine yükselirken dudakları Veyla'nın anlattığı, Kirix'in dedikleri yüzünden suskundu. Sadece Kirix değil, Ary de Baş Terra da, gizemli bilgileri olan ne kadar kişi varsa hepsi aynı şeyi söylemişti. Onlar laneti Zvarna'da birbirlerini hatırlayarak kırmalıydı, o yüzden konuşmadı içi bir düşünceyle titriyor, kulaklarında yankılanıyordu:

'Ya zaten bulduysam?'

45

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!