🔮 57 ⚡ Lanetin İzi
4. KISIM ♛ KRAL VE KRALİÇE♛
🔮 57 ⚡ LANETİN İZİ
**
Kapıdaki savaşçıların çağrıları, Veylaların kulaklarını doldurmaya başladığında Gölge uykulu gözlerini araladı. Veyla'nın mor saçları gözlerini kırpıştırıp hafifçe başını geri çekmesine sebep olurken burnuna dolan koku kaşlarının gevşemesini sağladı. Dudaklarında bir gülümseme belirmişti ki, Veyla'nın geriye doğru uzattığı eli kaşına çarptı. Gölge hafifçe yüzünü buruşturup gülerken Veyla, "Kapat şunu..." diye mırıldandı. Pek uyanmış sayılmazdı, uykuya sımsıkı sarılmış haldeyken onu koparmaya çalışan sesten kurtulmak istiyordu.
Veyla'nın eli hareketlenmeye devam etti ve bir kez de adamın burnuna çarptıktan sonra aşağılara inip adamın, kadının belindeki kolunu kaldırdı ve Gölge'nin de kolaylık sağlamasıyla saatli kolunu adamın yüzüne doğru yükseltti. Tüm bunları kolları arasında ona sırtı dönük ve uykulu bir şekilde yapmakta zorlanmıştı. Adamın kolunu yüzüne neredeyse çarparak bıraktıktan sonra elini geri çekip yastığıyla başı arasına sıkıştırdı. Gölge hafifçe çatılmış kaşları ve güleç bir suratla kadının yaptıklarını izleyip homurtulu söylenmelerini dinlediği için hareketsiz kalmıştı ama birkaç saniye sonra Veyla "Sussun şu salak şey." dediği için Gölge sırıtarak "Hallediyorum güzelim." dedi. Saatindeki çağrıyı büyüsüyle kapattı ve ekrana düşen mesaja baktı.
'Esved sınırına giden denetleme ekibi ilk görüntüleri yolladı'
Gölge kalkıp bakması gerektiğini biliyordu ama tıpkı Veyla gibi kopmak istemediği bir an içerisindeydi. Kaldı ki birkaç saniye sonra Veyla tekrar elini başının altından çekip geriye götürdü ve adamı bileğinden yakaladığı gibi kolunu tekrar kendisine çekti. Gölge gülerken Veyla adamın kendisine sarılmasını sağladı ve biraz daha ardına doğru kayarak adamla tek vücut halinde memnun mırıltılar çıkardı. Adamın diğer kolu da Veyla'nın boynunun altından uzanıyor, vücuduna sarılıyordu. Bacakları dizlerinden kıvrılmış halde birbiri ardına sıralanmıştı. Gölge de tekrar kadının ensesine arkasına, saçlarına doğru gömülürken gülüşleri kadının kokusunu soluyan iç çekişlere döndü.
Saati tekrar çalmaya başladığında Gölge büyüsü aracılığıyla hızla susturdu ama Veyla'dan yine huysuz sesler çıkmıştı. Gölge'nin kolundaki saat mor büyüyle yok olduğunda Gölge'nin de bir daha susturmasına gerek kalmamıştı. Gölge hafifçe başını kaldırıp artık boş olan bileğine bakarken Veyla beline sarılmış elinin üstünde duran eliyle, parmaklarının kenetlenmesini sağladı. Gölge yeniden başını yastığa yaslarken saati değil, Zenith'in mor büyüyle yok olduğunu izlese bile yapacağı şey yaptı ve kadının saçlarını öptü. Kadının belli ki uyanası yoktu. Gölge'nin de bu anı geçmişte bir anı olarak ardında bırakmaya niyeti yoktu. Bu anda bir süre daha yaşamak istiyordu.
Kadının kulağının ardından da öptüğünde Veyla'nın kapalı kalsın da uykuya devam etsin diye dakikalardır savaş verdiği gözleri, bir anda açıldı. Adam sadece öpmüştü ama bir örtünün altında çıplak bir şekilde sarmaş dolaş olmaları Veyla'yla birlikte belirli arzuları da uyandırmıştı.
Veyla, "Acaba biraz..." diyerek kalçasını hafifçe öne kaçırdı ve böylelikle adamın erkekliğinden biraz olsun uzaklaşmış oldu. Gölge, artık ötüp duran bir çağrı olmamasına rağmen kadının bu sefer huysuzlanacak ne bulduğunu anlamamıştı. "Şey mi yapsak?"
Gölge, huysuz sevgilisini bu sefer de boynundan öptükten sonra nefesi kadının tenine çarparken "Ne yapsak?" diye sordu. Kadının sesi çırpınıyormuş gibiydi.
"Uyuyabilmek için yani..."
Gölge, "Uyu güzelim." dediğinde Veyla sesini temizleyip yardım diler gibi ileriye, camın ötesindeki Doğa'nın gökyüzüne baktı. "Ama böyle uyuyamam."
Gölge sağ dirseğini yatağa yaslayıp hafifçe üst gövdesini doğrulturken Veyla kalçasını biraz olsun uzaklaştırmış olsa da sırtı adamın göğsüne yaslıydı. Veyla'nın kırpışıp duran gözlerle gökyüzünü izlediğini görünce "Havayı karartabilirim." dedi. Veyla'nın yüzü hafifçe buruşurken "Sorun o değil." dedi.
Gölge, "Sorun neymiş?" derken kadının çenesine doğru eğildi. Veyla'nın gözleri kapanıp da dudakları aralanırken yavaşça kadının tenini öptü. Her ne kadar devamında çok daha fazlası olacaksa da, bugün onunla uyanabildiği elle sayılı sabahı olduğu için Gölge'nin niyeti, tadını çıkartmaktı ama kadına dokunmak, öpmek, koklamak Gölge'nin de arzusunu tetikliyordu.
Veyla, "Sensin..." diye mırıldandı. Gölge sol elini yavaşça kadının kenetli elinden ve yaslı belinden çekti. Ardından kadının boynundaki saçları geriye doğru tenini severek attıktan sonra yavaşça boynuna eğildi. Kadını tekrar öpüşüyle kıvrandırmadan önce "Senin için bu sorunu nasıl çözebilirim?" diye sordu. Kadının ne demek istediğini anlamıştı çünkü aynı hissi bizzat yaşıyordu ama Gölge bunu asla sorun olarak tanımlamaz, Veyla tanımlıyorsa da hızlıca çözüme kavuşturabilirdi.
Dudakları ve diliyle kadının boynunu sömürmeye başladığında Veyla kemirip durduğu dudaklarını yaladıktan sonra gözlerini kırpıştırarak araladı. "Ne istesem yapar mısın?"
Gölge, bunu muzip bir teklif olarak yorumladığı için kadının boynunda hafifçe güldü. Nefesi Veyla'nın tenine çarpınca kadının biraz daha titremesini ve bedeninin kıpırdanmasını sağladı. Sol eli kadının göğüslerini örten örtüye gitti ve yavaşça aşağı çekiştirmeye başladı. Veyla git gide açılan üstüne bakmak için başını eğdi. Örtüyü kadının kalçaları hizasında bıraktıktan sonra eli göğüsleri, bel boşluğu ve bacakları bükülü olduğundan iyice oluşan kalça kıvrımında gezindi. Dudakları da boynunda bir hayli meşgulken bir anlığına son bir ısırıktan sonra dudaklarını ayırıp "Ne istersen." diye fısıldadı ve belinden kavrayarak kadını kendisine çekti. Alt bölgeleri yeniden birbirine yaslanırken Veyla adamın arzusunu bizzat kalçalarının arasında hissetti.
Veyla kekeleyerek konuşmaya başladı. "Erya gibi çiçek ve böceklerle dans et."
Gölge'nin, Veyla'yı yakıp duran temas ve öpüşleri duraksadığında Veyla güldü ve başını olabildiğince geriye çevirip boynundan yükselmekte olan Gölge'ye baktı. "Ne istersem yapacağımı söyledin. Sen sözlerini tutan bir Kral'sın."
Gölge tahrik olmuşluğun şaşkınlık yüzünden donup kaldığı karışık duygular barındıran yüzünde kaşlarını kaldırdığında Veyla tekrar güldü ve sol elini omzunun ardına uzatıp adamın yanağını sevdi. "Hadi, bekliyorum."
Gölge'nin gözleri kısıldı. Duygularıyla oynanmıştı. Belli kadın da arzu içerisindeydi ama hala alay edebilecek kadar da iplere sahipti. "Acımasız bir canavarsın."
Veyla'nın bunu ilk duyuşu değildi ama ilk defa sırıtarak dinliyordu. Artık bu kelime aralarında, gülüp geçinecek bir kelimeydi ve ancak bu gibi durumlarda kullanılabilirdi. Veyla hafifçe başını kaldırıp adamın üst dudağını dudakları arasına aldı ve ıslak bir ses eşliğinde öptü. Gölge de karşılık vereceği sırada geri çekilip başını yastığa yasladı ve Gölge neredeyse dudak bükecek gibi baktı. Veyla sırıtışında alt dudağını ısırdıktan sonra "Ağıma düşmeseydin." diye suçu Gölge'ye attı. Kurbamlar da canavarlara yakalanmamalıydı...
Yatakta kayıp sırtını da yatağa yasladı, Gölge'nin kadının kalçasındaki eli de belinin yanına doğru yükselmişti. Diğer kolunda ise dirseği yatağa yaslıyken eli kadının yastığa düşmüş saçlarını seviyordu. Veyla kollarını adamın boynuna doladı. "Şimdi canavarın kıskaçları arasındasın ve kaçamayacak kadar yakalandın."
Gölge, alaylı bir ifadeyle korkmuş gibi baktıktan sonra gözleri kadının dudaklarına kaydı ve kendi dudaklarını yalarken çenesinin ucuyla Veyla'yı gösterdi. "Kaçmaya çalışan yok bebeğim. Ben hazır oradayken..." dedikten sonra kadına doğru eğildi ve burunlarını birbirine sürttü. "Biraz tadını çıkartayım diyorum..."
Eli kadının bacağına kayıp uyluğundan kavrayarak kendi bacaklarına doğru çekti. Veyla da bacağını, Gölge'nin bacaklarının üstünden attığında Gölge'nin eli kadının üst bacağında, gittikçe iç kısma ve kasıklarına doğru kayarak gezinmeye başladı. Veyla'nın da gözleri adamın dudaklarındayken "Dansını bekliyorum." diye direnmeye devam etti.
Gölge, başını hafifçe çekip muzip bir sırıtışla 'Emin misin?' der gibi kaşlarını kaldırdı. Eli kadının kıvrımlarını okşayarak göğsüne yükseldi ve başparmağı göğüs ucunu bir hayli tahrik ederek sevdi. "Canavarı memnun edecek başka yöntemlerim de var."
Veyla'nın vücudunda zevk dalgası dolaşırken titrek bir nefes alıp verdi. Elleri adamın omuzlarına doğru kayarken "Ne gibi yöntemler?" diye sordu.
Gölge camın etrafında uçuşan, yine tansiyonun yükseldiğini gördüğü için uzak duran kelebeklere doğru baktıktan sonra gözleri komodine döndü. Kelebeklerden birkaçı Kral'ın emriyle komodine yöneldiğinde Veyla da başını yatakta sağa yaslayıp kelebeklerin komodinden prezervatif çıkartışını izledi. Veyla gülmeye başlarken Gölge, kelebeklerden prezervatifi aldı. Kelebeklerden gözden kaybolurken Gölge'nin gözleri kadına döndü.
Muzip bir alayla "Sen şunu bir aç, ben anlatacağım." diyerek kadına uzattığında Veyla, sırıtışında alt dudağını kemirerek prezervatifi aldı ve açmaya başladı. Gölge'nin eli o sıra kadının karnından titrete titrete kayarak kadınlığına vardı. Parmaklarıyla kadına zevki bahşetmeye başlarken Veyla, çöpü yatağa attıktan sonra bir eliyle tutarken diğeriyle yüzleri arasında işaret parmağını kaldırdı. Boğuk ses tonuyla konuşmaya başladı. "Canavar planlarının farkında."
Gölge, "Beni içeri almakla hata etti." dedikten sonra kadının tehditkâr bir şekilde salladığı işaret parmağını dişleri arasına alıp hafifçe ısırdı. Veyla zevkle kasılarak parmağına baktı. Gölge hemen ardından kadının parmağına dudaklarını örtüp emdi. Veyla'nın gözleri kırpışarak Gölge'ye yükseldi. Gölge dudaklarını çektikten sonra kadınlığında acımasız zevk darbeleri indiren parmakları aşağılara kaydı. Veyla, adamın orta parmağının kadınlığının içine kaydığını hissettiğinde beli yay gibi gerilirken sırtı ardına geçmek ister gibi yatağa yaslanıyordu. Eli de titreyerek adamın göğsüne inerken Gölge işaret parmağını da zevk dansına dâhil ederek kadının içinde parmaklarıyla gel git yaparken burunlarını birbirine sürttü. "İşgal altındasın canavar. Ne yapacaksın?"
Zevk vücudunda dalga dalga seyrederken Veyla "Yapabileceğim tek şeyi." diye fısıldadıktan sonra yutkundu. "Teslim olacağım."
**
Gölge, "Kral'ın istirahat izni yok mu bu siktiğimin şehrinde? Ne var kardeşim sabahtan beri, kıyamet mi kopuyor?" diye sorarken söylenir gibiydi ama dudakları da sırıtamadan duramıyordu. Valdris sırıtıp başını onaylar şekilde salladı. Gölge, görüşmek için üsteleyip durmasına karşı ironiyle sormuştu ama cevabın gerçekten 'evet' olduğunu hatırlayınca bir küfür mırıldandı.
Valdris, "Girebilir miyim?" derken Gölge'nin cüsseli bedeninin ardından görebildiği kadarıyla odanın haline bakıyordu. "Sanırım burada kopmuş bile."
Gölge'nin bakışları merdivenlerden inen Veyla'ya döndü. Gözleri istemsiz kadını süzmeye başlarken dudakları sağ kenarına doğru kıvrılmıştı. Adamın yüksek gerilimli bakışları yüzünden Veyla merdivenlerin devamında korkuluktan destek alarak inmiş, diğer eli de eteğinde gezinerek oyalanmıştı. Gölge, "Gibi bir şey." dedikten sonra Valdris'e döndü. Eli tam olarak açmadan aralık tuttuğu kapıda başının üstünden yaslanmış, oldukça gevşek bedeni de kapıya yaslanmış, gözlerinden keyif akıyordu.
Valdris, "Ne oldu..." diye soracakken içerideki adım seslerini duydu. Çok geçmeden Veyla'nın gelişiyle Gölge hafifçe kapıyı biraz daha araladı ve solunda Veyla da belirdi. Valdris'in gözleri aralarında gezindikten sonra sırıtarak "Pardon, ben sizin..." derken işaret parmağını aralarında gezdirdikten sonra diğer işaret parmağının yanıyla birleştirip "...siz olduğunuzu unuttum." dedi. Artık kadın ve adam sevgililerdi ve Valdris'in Gölge çağrılara dönüş vermediğinde neyle ve kimle meşgul olduğunu anlaması gerekiyordu. Gölge başka kadınlarla yakınlaşırken Valdris tarafından rahatsız edilmeyi umursamazdı ama Veyla farklıydı. Gölge çağrıları duymuyor diye kapıya gelmişti çünkü Gölge ilk görüntü ve raporları acil bir şekilde görmek isteyeceğini önceden belirmişti. Çağrılara dönüt vermediğinde de Kral'ın emrini uygulamak üzere kapısına gelmişti. Kapıdaki savaşçıların vardiyası değiştiği için de yeni gelenler Kraliçe'nin içeride olduğunu bilmiyor olmalıydı, Valdris'i uyarmamışlardı.
Neyse ki, Valdris her şey olup bittikten sonra gelmişti yoksa Veyla ya da Gölge'nin şimdi baş savaşçılarını infaz etmesi gerekebilirdi. Veyla teslim olmuş, Gölge işgal ettiği bedenin her zerresini zevkle titretmiş, birbirlerini bir buz misali eriterek bedenleriyle 'günaydın' demişlerdi. Üçüncü birliktelikleri, ilk ikisini yâd etmelerini değil, sonrakilere sabırsızlanmalarını sağlamıştı. Şimdilik sayıyorlardı ama bir süre sonra sayamayacakları kadar fazlasını yaşayacaklarına dair heyecanlılardı.
Veyla ile Gölge, yan yana birbirlerine baktılar. Valdris'in tabiriyle 'biz' olduklarını düşünürken burunlarından güldükten sonra tekrar Valdris'e baktılar. Gölge, dirseği kapıya yaslıyken elini saçlarına götürüp dağıtarak sırıtırken Veyla da kapının pervazına yaslanmış kollarını göğsünde birleştirmişti.
Veyla, "Ne var yani?" diye sordu.
"Kraliçemiz yine çok kibar."
Gölge, "Uzatma." dediğinde Valdris gülüp "Esved sınırından ilk görüntüler geldi. Hemen görmek isteyeceğini söylemiştin." diye Gölge'ye hatırlattı. Gölge başını, kapıya yaslı koluna yaslarken gözlerini kapatarak nefesini üfledi. Tüm günü Veyla'yla geçirmek isterken sorumluluk sahibi olmak zordu. Veyla, "Terasta izleyelim." diyerek Valdris'i içeri davet etti. Gölge kapıyı da açarak gerilemek zorunda kalırken Valdris de Gölge'ye sırıtarak içeri girdi. Gölge'nin de olduğu bir yerde emirleri Veyla'dan almayı artık garipsemiyordu. Gölge de garipser gibi değil de baş başa kalamayacakları için sızlanır gibiydi.
Valdris terasa yönelirken Veyla kapıdaki savaşçılara odayı gösterdi. "Biz terastayken toparlansın." diyerek terasa yöneleceği sırada durup tekrar kapıya döndü. "Karnım da aç. Bir şeyler getirin."
Gölge, çaprazdaki Veyla'nın odasını gösterdi. "Eşyaları da bu odaya taşıyın."
Veyla arkasına dönecekken duraksayıp Gölge'ye baktı. "Daha bu konu hakkında tartışmadık."
Gölge yamuk bir şekilde sırıtıp çenesinin ucuyla ikinci katı gösterdi. "Teslim oldun ya bana bebeğim?"
Veyla "Ama her konuda değildi." dediğinde kadının belini koluyla sarıp kendisine çekti. Veyla yan bir şekilde durduğundan omzu, adamın göğsüne çarptı ve Gölge hemen önündeki Veyla'nın kulağına doğru eğilip "Kulağıma öyle inlemiyordun." diye fısıldadı. Veyla ileriye, birbirine bastırdığı dudakları ardında yutkunarak bakarken yüzü hafifçe kızarmış, gözleri kısılmıştı. Sevişirken herkes daha cesur ve ilerisini düşünmeden konuşabiliyordu gerçekten...
Veyla, "Etki altındaydım..." diyerek yavaşça başını Gölge'ye çevirdi. Gölge kaşlarını kaldırıp indirirken "Şu an değil misin?" diye sordu. Veyla, "Pek değil." diye yalan söyledi. Gölge'nin gözleri, Veyla'nın odasına gitmek üzere kapıdan eksilen savaşçılara ve terasa geçtiği için gözden kaybolan Valdris'ten yana döndükten sonra baş başa sayıldıkları için kadının belindeki eli kalçasına doğru indi. Veyla yerinde kıpırdanıp sesini temizledi. "O kadar da..." dediği sırada adam kalçasını sıktığı için hızlı bir şekilde "Biraz." dediğinde Gölge gülüp başını sağa eğerek kadının yanağından öptü. Doğrulurken kadını terasa doğru yönlendirmek üzere eli tekrar beline yükseldi. Veyla, adamla defalarca kez sevişmiş olmalarına rağmen yanağından öptüğü bu an için bile ayrı bir heyecan hissetmişti. Heyecanlı gözleri odada gezindikten sonra Gölge'yi buldu. Gölge başıyla da terası gösterdiğinde Veyla "Odana biraz mor renkler katacağım o zaman." dedi.
Gölge, "Hayır." dediğinde Veyla'nın kaşları kalktı. Gölge, kadını da belinden yönlendirerek terasa yol almalarını sağlarken "Odama mor renk katlamayacaksın." dedi. Veyla ters bir şekilde bakarken dudakları aralandığı sırada Gölge, "Odamıza katacaksın." dediği için dudakları kapandı. Veyla'nın başı önüne dönerken dudakları da kıvrıldıktan sonra keyifle büzüldü ve sessiz kaldı. Odasına girse kovduğu zamanlardan, aynı odayı paylaştıkları zamanlara gelmişlerdi.
Terasa çıktıklarında Azritler de bir tepsi ile yiyecek ve içecek getirmişlerdi. Valdris de tepsiden bir içeceği alıp yeniden oturduğu sandalyede ardına yaslandı. Kapağını dişiyle açtığı sırada Gölge Valdris'in çaprazında kalan, masanın ucundaki sandalyeyi Veyla'nın oturacağını öngördüğü sandalyeye yaklaştırarak oturdu. Veyla da Valdris'in karşısına, Gölge'nin diğer çaprazına oturdu. Bir sandviç alarak ardına yaslanırken Gölge de meyve özlü gazlı içecek aldı. Veyla sandalyede bağdaş kurdu. Kadın dirseklerini sandalyenin kol kısımlarına yaslayarak ellerinde tuttuğu sandviçi kemirmeye başlarken Gölge sol eliyle içeceğini yudumluyor, sağ eliyle de kadının kendisine yakın olan dirseğini okşuyordu. Kelebekleri Veyla'ya yeni kıyafet getirdiği için rahattı yoksa iç çamaşırı dün gece hiç var olmamışçasına yok olmuştu. Valdris alayla "Hayret." dedi.
Veyla sandviçini yemeye devam ederken kaşlarını kaldırdı, Gölge ise dudaklarına yasladığı gazlı içeceği dikerken 'Ne?' der gibi tek gözünü kırpmıştı. Valdris Veyla'yı gösterdi. "Veyla'nın sandalyesini çekmedin otururken. Ona şaşırdım." diye alay etti. Adam temas bağımlısı gibi uzak duramıyordu.
Veyla ağzındaki lokmayı yuttuktan sonra "Biz daha emir kipini atamadık." diye dalga geçti. Gölge cam şişeyi masaya yaslarken hafifçe güldü. Parmakları masada cam şişenin yanından keyifli bir ritim tutarken "Bildiğim işler değil." dedi.
"Bir Xalia'yı iki milyon sekiz yüz beş bin seksen altı farklı şekilde öldürmeyi biliyorsun ama sevgiline nasıl davranman gerektiğini bilmiyor musun?"
Gölge'nin masada ritim tutan ve kadının tenini seven parmakları duraksarken Veyla ile gözleri birbirine döndü. Veyla'nın gözleri hızla tekrar Valdris'e dönerken son lokmasını güçlükle yutkunduktan sonra sesini temizledi ve usulca yeni ama çok daha küçük bir ısırık için sandviçine yönelerek sessiz kaldı. Gölge yamuk bir şekilde sırıtarak Veyla'ya baktıktan sonra son bir ritim tutup yeniden cam şişeyi alarak dudaklarına götürdü. Bir yudum almadan önce "Hızlı öğrenirim." dedi. Veyla yeniden güçlükle yutkunurken heyecanlı gözleri masada geziniyordu.
Valdris, reddetmeyen Veyla'yı memnuniyetle izledikten sonra büyük bir yudumla içeceğini bitirdi ve tabletini açtı. Gölge de bitirdiği içeceğinin cam şişesini masaya bırakıp dirseğini sandalyenin kol kısmına yasladı. Eliyle saçlarının ön kısımlarını yavaşça dağıtırken "Ee ne yapıyor Esved pezevenkleri?" diye sordu.
Valdris cevabı görüntü hologramlarını açarak verdi. Gölge'nin saçını dağıtmak için hafifçe eğdiği başı yükselip de eli havada hareketsiz kalırken "Parti yapıyorlarmış anasını satayım." diye söylendi.
Veyla, biten sandviçinin sarılmış olduğu kâğıdı buruşturarak masaya atarken son lokmasını yutkunup "Eğlenceli duruyor." dedi.
"Söylentiler doğruymuş. Siyah ölüm yuttuğu şehirde öldürdükleri Xaliaları halkına katıyor. Esvedler kadar büyük boyutlarda olmayan, duman gibi karartılara dönüşüyorlar. Gözleri de Esvedler gibi kırmızı. Şimdilik bilinçsiz, iradesiz gibi görünüyorlar. Amaçsız bir şekilde siyah topraklarda tiz çığlıklarla dolaşıyorlar ama sınıra yakın Xalialarla karşılaştıklarında saldırganlaşıyorlar. Siyah ölüm ilerlemeden onlar da ilerlemiyor. Esvedler ise kutuplardan ilerlemiş, sınıra yaklaşmışlar. Yine de sınıra kadar ilerlemiyorlar, geride duruyorlar. Çekilen obsidyen setleri onları şimdilik durdurmuşa benziyor ama geri çekilmelerini de sağlamıyor. Biraz olsun geriye püskürtmemiz lazım çünkü bu hızda ilerlerseler Nixsus'a ulaşmaları en fazla iki aylarını alır."
Veyla, "Ölümsüzlerin bebeğin doğumu için ihtiyaç duyduğu süre ne kadar?" diye sordu. Pek bildiği bir konu değildi ama varis kehanetine göre, Veyla'nın hamile kalıp çocuğu doğurabileceği kadar süresi olacaktı. Bu aynı zamanda Veyla'nın hayatta kalacağı kehanet edilen asgari süreydi. Öyleyse, o süreçte Nixsus da henüz düşmeyecek olmalıydı. Ne zaman hamile kalırdı, bilmiyordu ama hamile kaldıktan sonra üç ay kadar daha süreleri olacak olmalıydı. Gölge, görüntüleri sıkkınlıkla izleyip Valdris'i de ciddiyetle dinlese de Veyla'nın açtığı konuyla ilgisi dağıldı ve kaşları gevşedi. Valdris, "Azritler üç ay içerisinde doğum yapıyor ama seni bilemiyorum." dedi. Veyla ölümsüz olmasına karşın, Azrit değildi ve Zenith üzerinde Veyla harici Azrit olmayan bir ölümsüz tanımamıştı. Gölge Karanir dahi, başkaca yeteneklere ve görünüşe sahip olmasına rağmen bir Azrit'ti.
Veyla ve Gölge düşünceliyken Valdris, "Zenith üzerinde benzerin yok. Senin çok daha fazla ya da çok daha az zamana ihtiyacın olabilir. Ancak hamilelik sürecindeki gelişmeler takip edilerek bir tahminde bulunulabilinir." dedikten sonra gözleri konudan pek bir haz alan Gölge'ye döndü. Dirseği, sandalyeye yaslıyken eli ensesine gitmiş, başını Veyla'ya çevirmiş parlayan gözlerle bakıyordu. "Eğer olursa, bebeğinizin de eşi benzeri olmayacak. Anne kadar bebeğin türü de, hamilelik sürecinin uzunluğuna etken."
'Bebeğinizin' kelimesiyle kalbi saran heyecan eşliğinde Veyla, Gölge'nin bakışlarını da bir hayli üstünde hissettiği için yavaştan kızardığını hissetti ve Valdris'e "Sen herbokolog musun bu arada?" diye sordu. Her konuda bir bilgisi vardı. Gölge gülerken Valdris'in yüzünde de yavaşça bir gülüş oluştu. Gözlerini devirmek istemişti ama bir yandan da komik bulmuştu.
Valdris, "Ben 'bilgi dolu' demeyi tercih ediyorum." dediğinde Gölge Veyla'yı "Herbokolog yani." diye onayladı.
Valdris, "Başka bir kelimeyi tercih ederim." diye direndiğinde Gölge, elini ensesinden çekip Valdris'e doğru parmak şıklattıktan sonra işaret parmağıyla adamı gösterdi. "Hersikolog?"
Valdris "Siktir ama..." diye sızlanarak okyanusa baksa da Veylalar gibi o da güldü. "Burada engin bilgilerimle her olayda sizi aydınlatıyorum, hak ettiğim muamele bu mu?"
Gölge "Ünvanını yarın törenle halka da bildireceğim." dedi. Veyla tebriklerini iletirken Valdris sandalyede kayıp başını da ardına yasladı ve kollarını göğsünde birleştirerek söylendi. "Bazen gidip sırlarınızı baş düşmanlarınıza anlatasım geliyor."
"Kardeşim şevkini kırmak istemem ama ben baş düşmanıma bizzat anlattım."
Veyla da sol elindeki yüzüğü gösterdi. "Ben de onunla evlendim."
Valdris ellerini sandalyelerinin kol kısımlarına vurarak alayla hayıflanarak doğruldu. "Sizinle savaşmak mümkün değil..."
Gölge Valdris'i boş vermiş, yüzüğünü göstererek 'Evlendim' diyen Veyla'yı sırıtışında alt dudağını ısırarak izliyordu. Valdris tekrar konuşmaya başlayınca ona bakmadan eliyle kışkışlayarak "Kral ve Kraliçe'nin öğle molası saati. Git, sonra gel." dedi.
Veyla'nın da gözleri Gölge'ye döndü ve gözlerini görünce kadının gülüşü yavaşça iç çekişe döndü. Elleri, bağdaş kurduğu bacaklarında heyecanla gezinirken adamın Valdris'i neden kovduğunun oldukça farkına varmıştı.
Valdris, "Ben de tam 'Aman Kral'ım, Kraliçe'm çok çalıştınız, yormayın bu kadar kendinizi' diyecektim." diye alay etti. Veyla "Kral ile kıyametten kurtuluş projesine dair çok gizli planlar konuşacağız. Yalnız kalmalıyız." dedikten sonra kapıyı gösterdiğinde Gölge gülerek "Bayılıyorum sana kadın." dedi. Veyla an itibariyle Valdris'in varlığını unutup adamın kucağına yerleşerek 'Ne kadar bayılıyorsun mesela?' diye sormak istiyordu. Valdris şaşkın bir gülüşle Veyla'ya baktı. Gölge her zaman daha yükseklerden cesaretle uçan taraftı ama belli ki artık Veyla da özgürce kanat çırpıyordu.
Gölge sesiyle bile sırıtarak "Bir bakıma evet." dedi. Varis kehaneti, kurtuluş getiriyorsa, bir bakıma evetti. Valdris de gülerken Veyla'nın cesaretli alayına gölgeler düşmüş, çekinik bir heyecana kapılmıştı.
Valdris, "Doğa Zenith'e yardımcı olsun. Belli ki sizin olacağınız yok." diye dalga geçerek sandalyeden kalktı. Gölge, muhtemelen duymadığı Valdris'e bakmadan el sallayarak "Bir saate toplantı yaparız." dedi. Veyla da ona bakmadan el salladı. "Görüşürüz herbokolog."
Valdris gülerek kapıya yöneldi. Bir hayli kovulmuştu. Azrit hızıyla ortalığı toplayıp Veyla'nın eşyalarını getiren savaşçılar da odadan ayrıldığında Gölge, "Gel bebeğim, biraz Zenith'i kurtaralım." dedi.
Veyla gülerken bağdaş kurduğu bacaklarını çözüp sandalyeden indirdi. "Planlarından mı bahsedeceksin?" diye alayla sordu. Gölge kadının sandalyesinin kol kısmından tutarak kendisine çevirip çekti. Veyla sandalyeden az daha düşecekken Gölge kadını tutup kucağına çekti. Gölge, derinlerden gelen bir ses tonuyla "Evet, evet. Beni iyi dinle." dedi. Kadının boynunun sağ tarafına düşen saçlarını omuzlarından geriye severek itip boynuna doğru eğildi. Veyla adamın dudaklarını kulağının ardında hissederken alt dudağını ısırarak okyanusu izliyordu. "Ben diyorum ki önce kötülüklerden kurtulalım..." derken eli kadının büstiyerinin fermuarına gelmişti. Fermuar yavaşça açılırken Veyla gülerek "Kıyafetler mi kıyamete dair kötülükler?" diye sordu.
Gölge, "Evet. Üstünde kaldıkları sürece beni yaralıyorlar." diyerek büstiyerden kurtuldu ve sandalyenin yanından yere attı. Başını kadının boynundan çekip kimsenin terası göremeyeceğini, gökyüzündeki kuşların ve okyanustaki balıkların da sapık olmayacağını bilse de yine de bir etrafına bakındı. Veyla'nın kendi vücudunu sakınması bir kenara, Gölge de kadının vücudunu sakınıyordu ve bu Xalialar bir yana, Azritler arasında oldukça yabancı bir durumdu.
Veyla, "Şimdi daha iyi misin?" diye sorarken elleri adamın ensesinde, parmakları arasında kayan yumuşak saçları seviyordu. Gölge'nin gözleri etrafı taramayı bırakıp yeniden kadına döndü. Biraz gözlerine, biraz da mest eden çıplaklığına baktı. Gözleri göğüslerinde gezindikten sonra bir eli kadının göğsünü kavradı ve başparmağıyla ucunu sevdi. Birlikte titreyerek göz göze geldiler. Gölge kadına bakarak eğildi ve dili, avuçlamadığı diğer göğüs ucunda yavaşça gezindi. Veyla adamın kucağında sürtünerek hareketlendi. Gölge, diğer eliyle sevmeye ederken dudağını göğsünden çekerek hafifçe başını doğrulttu. Dudakları arasında birkaç nefes vardı. "Çok daha iyiyim bebeğim ama kötülerle savaşım hala bitmedi." derken belinden tuttuğu kadını hafifçe kaldırmış, pantolonunun fermuarını açıyordu. Veyla dudağını yaladıktan sonra kenarını ısırarak kaşlarını kaldırdı ve planın devamını sordu. "Kötülüklerden kurtulunca ne olacak?"
Gölge, pantolonunun içinden erkekliğini çıkarttıktan sonra kadını yeniden kucağına çekmeden önce eteğinin altındaki iç çamaşırını kenara çekiştirmişti. Yamuk bir sırıtış ve tahrik olmuş bir ses tonuyla "O zaman da iyilikleri içimize dâhil etmemiz gerekecek." dedi.
Veyla, titrek sesiyle "Pek anlayamadım..." derken adamın muzip sırıtışına eşlik ediyordu. Gölge, "Şöyle yapıyoruz onu da..." derken yavaşça kadını erkekliğine doğru çekti. Veyla'nın içine girdikçe vücutları zevkle kasılırken kadının gözleri kapanmış, başı göğe yükselmişti. Gölge kadının çenesinden öptükten sonra tenini dişleri arasına alarak bir kolunu beline doladı, diğeriyle ise sımsıkı kalçasını tuttu. Kadının bedenini tekrar yükseltmek için yönlendirdiğinde Veyla'nın da gözleri aralanırken başı eğilmeye başladı ve dudakları birleşti. Gölge'nin yönlendirmeleri ve Veyla'nın kalça hareketlenmesiyle adamın kucağında yükselip alçalarak gel git yaparken zevkle titreyen ve her gel gitlerinde bir iniltiyi uğurlayan dudakları bir anlığına ayrıldı.
Gölge, "Nasıl, iş yapar mı kurtuluş planım?" diye sorduğunda Veyla nefes nefese, "Zenith'i bilmiyorum ama benim keyfim yerinde." diye cevapladı.
Gölge hafifçe güldükten sonra zevkle kasılmış çenesi eşliğinde kadına uzandı ve öpmeye devam etti. Doğa Zenith'e yardımcı olmasa, Veyla ile Gölge'nin kurtaracağı mı yoktu, yoksa Doğa'nın Zenith'e yardımcı oluş tarzı Veyla ile Gölge miydi, zaman gösterecekti.
**
Yaratık kocaman olan mor gözlerini kırpıştırarak Veyla'ya baktı. Veyla yanı başında hafifçe eğilmiş, ellerini ise üst bacaklarına yaslamış halde Yaratık'a bakıyordu. Luna'nın şapşal bakışlarına karşı Veyla güldü. "Hadi. Ortalarda tatlı tatlı uçuşmak dışında da yeteneklerin olmalı."
Yaratık başını sola doğru yatırıp Veyla'ya bakmaya devam ederken kanatlarını da ağır ağır havayı severek çırpıyordu. Veyla, "Bak, şöyle." diyerek önlerindeki kesilmiş ağaç gövdesinin masa görevi gördüğü alandaki kozalağı mor büyüyle yok etti.
Yerine yeni bir kozalak koyduktan sonra Veyla umutla Yaratık'a baktı. Yaratık'ın gözleri mor büyüyle ışıldadı, ışıldadı ve ışıldadı. Geçen saniyeler ve hatta dakikalarda kozalak öylece durduğunda Veyla derin bir nefes alıp verdi. Eli, Yaratık'ın parıltılı yumuşak tüylerinde gezinirken "Belki de tek yeteneğin tatlı olmak." diye alay etti. Sabahtan beridir uğraşıyordu, henüz Yaratık'ın uçmak ve tatlı olmak dışında bir büyüsünün olduğunu görmemişti.
Yaratık sevimli bir şekilde başını Veyla'nın eline sürtmeye başladığında Veyla gülümsedi. "Neyse ki o işte de çok başarılısın."
"Getirdim!"
Veyla elini Yaratık'tan çekerken doğrularak Erya'ya baktı. Erya elindeki poşeti sallayıp "Doğum kontrol hapını!" dediğinde Veyla'nın gözleri irileşerek etrafına baktı. Başka Xalialar için ilgi çekici bir konu değildi ama Veyla sesli dile getirmek istemezdi. Biraz utanmış, biraz kızar halde Erya'yı eliyle çağırdı.
Veyla, Erya'nın odasında kadının makyaj yaparak yüzüne Doğa'nın renklerini yansıtmasını izlerken masasında gördüğü renkli, saydam, yumuşak ve top şeklindeki haplardan birini ağzına atmadan hemen önce 'Bu ne, şeker mi?' diye sormuştu. Veyla ağzında kemirirken, Erya gözkapağına son yeşil fırça darbelerini atarak gülüp ne olduğunu anlatmıştı. Şimdi Veyla'nın gün ışığının altında rahatlıkla gördüğü sol göz kapağındaki yeterince dağıtılamamış far da tam olarak bu gülüş yüzündendi.
Veyla küçük poşeti alırken Erya, "Bugün tekrar içmene gerek yok." dedi. Erya'nın getirdiği haplar birliktelik öncesi düzenli içim sonucunda hamile kalınmasına engel oluyordu ama Veyla çoktan birlikte olduktan sonra ilk hapı içmişti. Veyla "Korunmasız da birlikte olduk." dediğinde Erya'nın yüzündeki ifadeyi büyüyle dağıtmak istedi. Kızı hafifçe ittirirken "Bakma öyle." diye mırıldandı. Erya, yüzünde durdukça garipleşen ifadeyi bırakıp özgürce güldü. Elini Veyla'nın karnına götürüp eğilerek "Mor tırtıl, selam. Ben senin ikinci annen Erya. Tanıştığıma memnun oldum." dediğinde Veyla gözlerini devirse de gülerek Erya'nın elini karnından ittirdi ve Erya da neşeyle doğrulup el çırptı.
"Tam olarak değil. Doğru zamanda geri çekildi."
İlk sefer de öyle birlikte olmuşlardı. Öyle olunca, ilişki sırasında akması muhtemel zevk suyundan da hamile kalınabiliyordu ama Veyla hamile kalmamıştı. Sonraki birkaç seferde korunmuşlar ama terasta yeniden korunmadan birlikte olmuşlardı. Gölge'nin aklına gelmiş miydi bilmiyordu ama Veyla'nın aklına korunmak diye bir şey gelmemişti. İkisini de deneyimlediği ve prezervatifsiz birliktelik sırasında Gölge'yi çok daha fazla hissettiği için bundan sonra hapla korunmaya karar vermişti. Gölge'yi her zerresinde hissetmek istiyordu. Bunu henüz Gölge'ye bildirmemişti ama bir sonraki birlikteliklerinde prezervatif kullanmaları gerekmediğini söylediğinde adamın da hoşuna gideceğini düşünüyordu.
Erya, "Ne zaman korunmayı bırakacaksınız?" diye sordu. Veyla, "Bilmiyorum." diye mırıldandı. Gölge'nin korunmadan birlikte olmak istediğini anlayabiliyordu ama bu bebeği Konsey de istiyorken Veyla hamile kalarak doğru bir şey yapacağını hissedemiyordu.
Erya, "Neyse canım. Bu halleriniz bile mucize gibi zaten. Onu da yaparsınız." dedikten sonra Yaratık'ı sevdi. "Ne yapıyorsun bakalım sevimli şey?"
Erya, Yaratık'la adeta sohbet başlatırken ve Yaratık bakmak dışında cevap vermemesine rağmen cevabı tahmin ederek sohbeti sürdürürken Veyla Erya'nın dediğini düşündü. Kıyamet kapıda olsa da birbirlerinin tadını çıkartıyorlarmış gibiydi. Bazı konuları açıkça konuşmuyorlar, var olan yakınlıklarını bozabilecek gerginliklerden uzak duruyorlardı. Belki de çok yakında her şeyin karman çorman olacağını bildiklerinden henüz hala yapabiliyorken eğlenmeye ve mutlu olmaya çalışıyorlardı. Veyla, Baş Terra'nın öngördüğü ihanetin ne zaman ve ne şekilde olacağını merak ediyordu. Adamın kollarında sesler sussa da, uzaklaştıkları an bu sefer de gerginlikler Veyla'ya sarılmaya başlıyordu.
Erya, Yaratık'la ilgilenirken Veyla'nın düşünceyle gezinen gözleri bir hareketlilik gördü. Bir çiçeğin havada süzüldüğünü görünce 'Siktir' küfrü zihninde yankılandı. Andri, Veyla'ya işaret veriyor gibiydi. Ne zamandır oradaydı? Gölge ile birlikte olduklarını ama korunduklarını da duymuş muydu?
Veyla "Biraz da sen denesene." diyerek Yaratık'ı gösterdi. "Belki de ben iyi bir eğitmen değilimdir."
Daha kendi büyüsünü kontrol edemediği düşünüldüğünde olasıydı. Potansiyelinden ise belli ki bir hayli uzaktı. Kadını uzaklaştırmak için "Güç kazandığı Doğa yeri mezarlığında denemek işe yarayabilir." diye bir fikir öne attı. Erya Yaratık'ı kucağına alırken çırptığı kanatlarından uzaklaşabilmek için başını geriye doğru çekip yüzüne çarpan havaya karşı gözlerini kırpıştırdı.
Erya, "Evet, hem de orası kutsal. Büyüsü güçlenir." diyerek mukayyet olamadığı Yaratık'ı özgür bıraktı ve Yaratık kendi iradesiyle kadının omzuna kondu. Pek de hafif olmadığı için Erya gülerek hafifçe sağına çökerken Veyla az daha kutsal bir yerde Gölge ile birlikte olacağını fark etti. Yaratık, mor büyüyle geri dönmese Veyla ile Gölge oracıkta sevişiyorlardı. Aralarındaki his, ruh evliliğine yeter miydi gerçekleşene kadar kimse bilemezdi ama Baş Terra, yeteceğini düşünerek defalarca uyarmıştı.
Eryalar uzaklaşırken Veyla derin bir nefes alarak ardına döndü ve yol boyunca büyüsünü yönlendirdi. Andri'yi hissettiği gibi büyüsüyle gür ve uzun çalıların ardına çekti. Andri'yi sertçe yere bırakırken "Ne arıyorsun burada?" diye sordu. Malikâneye bir hayli yakınlardı.
Andri üstündeki çalı çırpıları silkeleyerek doğrulurken "Koruhan ve Konsey'in ilettiği diğer isimler ölmüş. Bu ne demek oluyor uğursuz kelebek?" diye sordu.
Veyla, "Doğa'nın gazabı?" derken kollarını göğsünde birleştirdi. Andri alaya başvuran kelebeğe karşı sıkkın bir nefes alırken Veyla şirince sırıtıp "Ömürleri bitmiş?" diye başka bir ihtimal sundu.
Andri, "Neyle karşı karşıya olduğunun farkında değilsin." dediğinde Veyla farkında olduğu için gergin olsa da yüzündeki sırıtışı sürdürdü. "Sana şehre alınmalarını sağla, denilen isimler tek tek öldürüldü. Konsey, açıklama bekliyor." dedikten sonra Veyla kadar alaya başvuramasa da imayla sırıttı. "Harekete geçmeden hemen önce." diye önemli detayı ekledi.
Veyla, "Gölge görüp yanlış anladı." dediğine Andri kaşlarını kaldırdı. Veyla bir elini ensesine götürüp parmaklarını saç diplerinde gezdirirken "Adamın bana sulandığını düşündü, başka bir şey düşünmesi daha kötü olduğu için yanlış anlamayı sürdürdüm." dedi.
Andri'nin şüpheli gözleri kısık bakıyordu. Veyla, "Kâğıdın varlığını, Gölge'yle aynı anda öğrendim. Henüz adamla yeterince konuşamadan Gölge dibimizde bitti." dedi.
Andri, "Kâğıttaki isimleri Gölge öldürdü yani." dediğinde Veyla adamın zarf attığını biliyordu. İsimlerden en az biri gözlemi altında olmalıydı ve Veyla'nın kelebekleriyle öldürüldüğünü de görmüştü. Gölge'nin dikkatini çekmemek için savaşçılara emir vermemişti. Zaten düşerek ölen Koruhan hakkında da savaşçılar Gölge'ye bildirmeden bizzat açıklama yapmıştı. Gölge olmadan hediye verirken muzip yaklaştığını, bu yüzden Uğultu'ya yem ettiğini söylemişti ve Gölge'nin kızdığı tek nokta, Veyla bedelini ödetmeden önce Gölge'nin de hesap sorması için zaman bırakmamasıydı. Gölge bizzat öldürmek isteyeceğini dile getirmişti.
Veyla, "Hayır, ben öldürdüm." dediğinde Andri'nin kısık gözleri gevşerken devamını duymayı bekledi. "Gölge kâğıttan şüphelendi, isimleri sorguya çekecekti. Ondan önce davrandım."
Andri, "O zaman bu törenin biraz daha uzamasını sağlayacaksın. Konsey yeni isimler hazırlıyor." dediğinde Veyla başını onaylar şekilde salladı. Onlarla da, o zaman gelince ilgilenirdi. Şu an daha fazla dikkat çekemezdi.
Andri, "Bugünden tam bir ay sonra..." dediğinde Veyla dikkatle dinlemeye başladı. Saçlarında gezinen parmakları da duraksamıştı. "Terra mıntıkasındaki Esved'i çevreleyen büyü duvarını indireceksin."
Veyla ifadesiz tutmaya çalıştığı bakışlarını Andri'de sabitlerken sessiz kaldı. Belli ki Konsey, Terraların muhafazasında, Gölge'nin büyüsüyle hapsedilen Esved'ten haberdardı. Belki Veyla'nın büyü duvarını kaldırması sebebiyle uğradığı saldırıya şahit olan halkın fısıltıları sebebiyleydi, belki de bizzat Esvedlerle iletişim halinde olduklarındandı. Bir bakıma... Buradaki Esved, diğer Esvedlere ulaşabiliyor muydu? Veyla ona yakınlaştığında, diğer Esvedlerin Veyla'yla bağ kurabilmesi de bunu kanıtlamaz mıydı? Onlar ulaşabiliyorsa, hapsedilen Esved de onlara ulaşabiliyor olmalıydı. Önceden düşünemeyen, konuşamayan, iradesi ve aklı olmayan canavarlar olduğu düşünülürdü. Bu sebeple Gölge bu ihtimali düşünmeden şehrine hapsetmek üzere almış olmalıydı ama Veyla ile yaptıkları görüşmeden aksi artık anlaşılıyordu.
Veyla, varsa Gölge'nin bir yumuşak karnı, onu öğrenebilmek için gizemli büyü duvarını kendisini tehlikeye atarak indirmiş ve sonunda da öğrenebilmişti ama sonrasındaki gelişmeler sebebiyle bunu Konsey'e bildirmemişti. Gölge'ye karşı hisleri büyüdükçe de bildirme ihtimali kalmamıştı. Şimdi ise, bir şekilde ya başından beri ya da artık Konsey'in de haberi olduğu görülüyordu. Veyla'ya da haber vererek değil, bildiği bir şeyi kullanması gerektiği söylenerek emrediliyordu.
Andri şimdi deri ceketin altında kalan Esved yara izlerini kastederek Veyla'yı gösterdi. "Seni öldürmeyecek, merak etme."
Veyla, "Güçsüz görünmek istemedim." dediğinde Andri, "Sebebi her ne olursa olsun, Konsey'den bir şeyler gizliyorsun." dedi. Veyla tekrar ve endişeli görünmemek için soğuk gerginliğini davet ederek ters bir şekilde "Az daha ölmek üzere olduğumu bilsinler istemedim." diye tekrarladı.
"Ya da Gölge tarafından kurtarıldığını."
Veyla, "Hisleri olduğunu düşünmüyordum." dedi çünkü o zamanlar ısrarla Gölge'yle evlenmemesi gerektiğini Konsey'e de babasına da dayatmaya çalışıyordu. "Benimle işi bitmediği için kurtardığını düşünmüştüm."
"Eğer, bir ay sonra o büyü duvarını indirmezsen tekrar Gayzer'e alınacaksın. Bu bir emir değil Veyla. Bu bir test. O büyü duvarı her ihtimalde inecek."
Veyla, kendisi ya da Gölge indirmediği sürece büyü duvarını nasıl indirebileceklerini bilmiyordu. Belki de rest çekiyorlar, Veyla'yı köşeye sıkıştırıyorlardı. Veyla'nın eskisi gibi olmadığını anlayabilecekleri kadar gözlem yapma şansları olmuştu. Gerek Andri aracılığıyla, gerek Nixsus dışı şehirlerde, gerekse Karam'da. Şimdi ise Veyla, bu şehirde riske atamayacakları bir konuma sahipti. Tekrar Gayzer'e almadan önce yeterince bozulup bozulmadığını görmek için son bir şans mı tanıyorlardı, yoksa rest mi çekiyorlardı Veyla emin olamadı. Veyla bu şehir içinde, daha doğrusu Gölge'nin etrafında kaldığı sürece onu alıkoyup tekrar duygularını ve anılarını almak üzere bir Gayzer'e götüremeyecek olabilirlerdi, belki de o yüzden tehditle çözmeye çalışıyorlardı.
Veyla, "Artık daha korunaklı." dediğinde Andri, "O gün sen de daha güçlü olacaksın." dedi. Veyla "Nasıl?" diye sorduğunda Andri, "Gereken gücü sana vereceğim." dedi. Veyla, büyüsünün güç aldığı taştan bahsedip bahsetmediğini düşündü. Andri şehre girip çıkabiliyor olsa da, o taşı nasıl sokmayı düşünüyordu ki? Bu Veylaların işine gelirdi, şehre girişine göz yumabilirlerdi. Eğer öyleyse, o güne kadar Veyla ihanetini bizzat da itiraf edebilirdi çünkü bu, Veyla'nın beklediği Konsey'den kurtuluş seçeneği olabilirdi.
Veyla, 'Şehre nasıl sokacaksın?' diye sormadı çünkü neyden bahsettiğini anlayamamış gibi davranması gerekiyordu. "Ama senin de şehrin güvenlik sisteminde boşluk oluşturman gerekecek."
Veyla, artık şehre dair istediği her sisteme ulaşabiliyordu. Şehre giriş çıkışları kontrol edip yönlendirebilir, dilerse bu koca şehri savunmasız bırakabilirdi. Çünkü bizzat şehrin Kral'ı, Veyla'ya karşı savunmasız kalmıştı. Veyla, "Peki, sonra?" diye sordu. "Esved oradan çıkarsa, her yeri siyah ölüm kaplar. Esved beni öldürmese bile, ölümsüz olmayan herkes ölür. Sen bile." diyerek Andri'yi gösterdi. Konsey'in planını anlamaya çalışıyordu. Evet, günün sonunda Gölge'yi yenmiş olurlardı ama hüküm süremeyecekleri bir Nixsus, onların da işine yaramazdı. Esvedler ile gerçekten işbirliği içerisinde gibilerdi ama şu ana kadar farklı amaçlara sahiplermiş gibi ilerlemelerindeki çelişkinin sebebini Veyla çözemiyordu. Konsey sadece Veyla'yı istiyor, ikisinin de hafızasından birbirini siliyor, birbirlerini hatırlamalarını istemiyor, Veyla'nın Gölge'ye âşık olmasını değil, ihanet etmesini istiyordu, Karanlık ise Veyla ile Gölge'nin ruh evliliği gerçekleşecek kadar birbirlerine âşık olmalarını bekliyor ve ikisini birden istiyordu.
"Ölmeyeceğim Veyla."
Veyla, Andri'yi süzüp "Birçok boktan şeye benziyorsun ama ölümsüze benzemiyorsun." dedi. Andri, "Şimdilik." dediğinde Veyla yeni sorular için dudaklarını araladı ama Andri erken davrandı. "Konsey senden hamilelik haberi beklerken korunmanızın sebebi ne?"
Veyla düşünme süresi bırakmayarak "Gölge korunmak istiyor." diye cevapladı. Andri'nin varlığını fark ettiği andan beri Erya'yla süren sohbetlerini tekrar tekrar düşünmüştü ve bu söylediğinin aksini kanıtlayacak bir cümle kurmamıştı Erya'ya.
Andri, "Hap alacak kişi sensin. Almamak senin elinde." dediğinde Veyla, "Yanında alıyorum, gözleriyle görüyor." dedi.
"O zaman kusabilirsin. Öyle, değil mi? Gözlerimi kırpmadan arka cebimdeki çerez çöpünü alıp..." dediği sırada konuştukça Veyla'nın sinirini bozduğu için Veyla onun yerine kendince cümleyi bitirdi. "... götüne sokabilirim."
Andri sesini temizleyerek onaylamaz baksa da Veyla'ya hiçbir zaman güven olmayacağı gibi artık hiç olmadığını düşünerek karşı gelmedi. Kadın her an oracıkta Andri'yi öldürebilirdi. "Bu kadar uyanık ve sahtekâr olduğuna göre, bu konuda Gölge Kral'ı da kandırabileceğini düşünüyorum. Sonuçta adamı kendine âşık ettin."
Veyla, bunun için uğraşmak bir kenara, Konsey bunu yapması için emir vermesin diye dahi çırpınmıştı ama yine de adam âşık olduysa... Veyla'nın gergin omuzları gevşeyerek çöktü. Onlar gerçekten birbirini bulmak için yaratılmış olmalıydı.
"Gölge'ye karşı hislerin var mı?"
Veyla, ilk tepkisini gizleyemediği için "Var." dedi. Andri şaşkın baktı ama Veyla'nın hisleri olmasına karşı mı yoksa bunu dile getirmesine karşı mıydı, Veyla bilemedi. "Nefret."
Andri'nin kaşları gevşerken Veyla konuşmaya devam etti. "Kinix'i öldürdü."
Veyla bir süre öncesine kadar Gölge'nin gerçekten bunu yaptığını ama Veyla gibi kendisinde olmadığı bir zaman diliminde yaptığını düşünüyordu. Oysaki zihnindeki anının bozulmuş olduğunu fark etmişti. Gölge'nin siyah gül dövmesi sağ avucundayken, zihnindeki anıda ise sol avucundaydı.
"Eriştiğiniz bu yeni yakınlıkta ağzından çıkanlara dikkat et uğursuz kelebek. Konsey'in gizlemeni istediği hiçbir bilgi dudaklarından çıkmasın. Yoksa sonra, Gölge'yi gerektiğinden önce öldürmen gerekecek."
Veyla elindeki çerez çöpünü gösterdiğinde Andri yutkundu ve bir anlığına ardına baktı. Gerçekten kadının ne ara aldığını anlayamamıştı, kelebekleri de görmemişti. Andri tekrar Veyla'ya döndüğünde Veyla başıyla yüzünün yanına tuttuğu çerez çöpünü gösterip tek kaşını kaldırdı.
Andri, "Ben artık gideyim." dediğinde Veyla yavaşça başını onaylar şekilde salladı. Andri geriye doğru adımladıkça vücudu parça parça görünmez olurken "Ama unutma." dedi. "Eline bir kere düşmüş kimse Konsey'e ihanet edemez. Sen onların kararını uygulamıyorsun, onlar sana kararlarını uygulatıyor. Hep öyle oldu, hep de öyle olacak." dediğinde artık görünmüyor, sesi de hayli uzaktan geliyordu.
Veyla 'Ama Gölge yaptı' diye düşündü. Gölge kendisini onlardan kurtarmıştı. Kontrol edebilseler, Gölge'yi kontrol ederlerdi. Öyle, değil mi? Yine de Andri'nin cümleleri vücudunda kan gibi huzursuzluğun akmasını sağlamıştı. Hep öyle oldu, demişti ama Veyla Konsey'den ayrı kararlar da alıp uyguluyordu. Andri'ye göre hiçbir şey Veyla'nın kararı değildi ama bu mümkün değildi. Artık herhangi bir kararı, Konsey'in onaylayacağı kararlar değildi. Veyla tüm bunların ellerindeki canavarı kaybetmek üzere olan Konsey'in çırpınışları olmasını umdu. Konsey, dikkate alınması gereken bir düşman olsa da Veyla, en büyük düşmanlarının Karanlık olduğunu düşünüyordu. Konsey ise onlarla olmasa, iyiydi.
**
Kral Loran, Kral Ned, Kral Lorak ve Kraliçe Yalaz'la yakınlığı bilinen Kraliçe Ary'nin siyah ölüme dair görüşme teklifini kabul etmesinin ardından karar verilen ortak konuma gelmiş Gölgeler, Ary'nin teşrifini bekliyordu. Bir Doğa yerinde, geldikleri gibi Erya ve Valdris'in büyülerinin işbirliğiyle onlar için oluşturdukları taşlardan masa ve ağaç gövdeleri kesilerek masanın etrafını çevreleyen ağaç oturaklarda oturuyorlardı. Savaşçılar gelip gidenleri ve olası tehlikeleri tespit etmek için ormana yayılmıştı. Şehrinden olan Kral ve Kraliçeler yeni yerleri işgal etmek isteyecekti ve burası da o yerlerden biri haline gelmek üzere olmalıydı. Tabii, yeni şehirlerine hayatta kalan halk bulmakta zorlanacakları gibi, inşa etmeye yeterli vakitleri kalıp kalmayacağı da şüpheliydi.
Gölgelerin niyet sadece siyah ölüm değildi. Veylalara şüpheli bilgiler vermelerinin ardından ölen isimlerle, ticari ve diplomatik alışveriş içerisinde olduğu için Ary'nin mümkünse ağzını da arayacaklardı. Bu isimlerin ortak özelliği, Amorsus tarafıyla ithalat ve ihracat yapmalarıydı. Veyla defalarca kez ticari voltriderlarını yağmalamıştı. Belki de bu alışveriş, ticaretten ibaret değildi ve Konsey'le daha dallı budaklı bir işbirliğine sahiplerdi. Sonradan neden Konsey'e sırt dönmek istedikleri, Veylalardan yardım bekledikleri bilinmezdi ama artık, bilinmeliydi.
"Şu taklitçi kaltak gelmeden Ary onunla görüşme şerefine nail etseydi bizi..."
Bir süredir bekledikleri için Veyla alayla süslese de gerilmişti. Nixsus dışı demek, Zenith'in geldiği bu halde çok daha fazla 'tehlike' demekti ve taklitçi büyücü, sorunlardan sadece biriydi.
Valdris, "İlk güvenlik çemberinden geçmiş." derken beklediği arkalarından hareketlenip masanın yanına doğru geçti. "Askerleriyle birlikte gelmek istiyormuş."
Gölge, "Gelsin de nasıl geliyorsa gelsin." dediğinde Veyla da tırnaklarındaki ojeyle ilgileniyordu. Aralarından biri taklitçi ya da Esved olmadığı sürece binlerce asker bile getirse Veyla ve Gölge'nin çekineceği bir durum yoktu. Ary, yanlarına doğru yoldayken Valdris, "En dış çembere sonradan gelen Ary'nin askerleri saldırı girişiminde bulunmuş." diye haber verdi.
Veyla, "Bir an korkmuştum." diyerek Gölge'ye baktı. Gölge, "Görüşmemizin sıkıcı geçeceği için mi bebeğim?" diye sordu. Veyla dirseklerini masaya yaslayıp ellerini yanaklarına götürerek oldukça masum bir şekilde bakarken başını onaylar şekilde salladı ve bakışına tezat bir şekilde "Neyse ki biraz kan ve bela yolda. Kraliçe Ary bizi eğlendirecek." dedi.
Gölge, "Minnettarlığımızı iletiriz." derken eli kadının belindeydi. Valdris anlayamayarak "Savaşçılara, buraya doğru yaklaşan Ary'i ve askerlerini durdurmalarını söylüyorum?" dedi. Yapılması gerekenin bu olduğunu düşünse de harekete geçmeden onay alması gerekiyordu.
Veyla, Valdris'e bakıp "Sonra da bir ateş yakıp etrafında birbirimize en sevdiğimiz küçüklük anılarımızdan bahsederiz." dedi. Valdris'in kulağındaki iletişim cihazına giden eli duraksadı ve kafası karışmış bir şekilde "Öyle yapmayayım mı yani?" diye sordu.
Gölge, "Bebeğim eğlenmek istiyor ve sen eğlencesini mi bozacaksın?" diye sordu. Valdris, elini tamamıyla indirip "Pardon bir an normal bir Kral ve Kraliçe olduğunuzu düşündüm." diye alay ederek Erya'nın yanına geçti. Erya Nixsus'ta olmayan bitkileri topluyordu. "Alış artık. Bunlar kan görünce heyecanlanıyorlar."
Veyla Gölge'ye bakıp "Kraliçe Veyla mı kulağa daha güzel geliyor yoksa Kraliçe Ary mi?" diye sordu.
Gölge "Anlayamadım güzelim." diyerek başını Veyla'nın omzuna doğru eğdi ve öptükten sonra çenesini yasladı. "Kraliçe Veyla'dan sonrasını dinleyemedim."
Veyla, açık buldukça gerekeni yapıp tekrar ve tekrar hoşuna giden Gölge'ye karşı sırıttı ve burunlarını birbirine sürttü. Gölge kadının dudağına uzanacakken Veyla aklına gelen fikirle birlikte başını çekip ardına, Valdris'e doğru döndü ve Gölge havayı öpemeyeceği için dudaklarını düzeltip iç çeker gibi güldü. Birkaç savaşçısı da bu görüntüye güldüğünde Gölge'nin gözleri onlara döndü ve hızla başlarını eğip saygıyla beklemeye devam ettiler. Veyla da Erya'yla konuşmaya çalışan ama Erya'nın terslemeleri yüzünden pek de yol kat edemeyen Valdris'e "Kadına karşı tam ismimle beni tanıtacaksın." dedi. "Baş savaşçı, yaver, herbokologumuz olarak bu görev senin."
Valdris bakışlarını Erya'dan alıp onlara yakınlaşırken sırıtarak "Neymiş ki senin tam ismin?" diye sordu.
Veyla'nın gözleri kısılırken tasvip etmez gibi baktı. Valdris bildiği kadarıyla ezberden saymak üzere başlamadan önce derin bir nefes aldı. "Uğursuz kelebek, ölüm kelebeği, mor kelebek,..." dediği sırada Veyla elini havada sallayıp "Kelebekleri hızlı geç." dedi. Bir sürü 'kelebek' ünvanı vardı.
"Karam varisi, Nixsus Kraliçe'si, Nixsus varisinin müstakbel annesi..." derken tıkanmaya başlamıştı. Veyla'nın gözleri bir anlığına Gölge'ye döndükten sonra tekrar yanlarına varmış Valdris'e baktı. Valdris, "Erya'nın en yakın arkadaşı..." diye devam ettiği sırada Veyla, ünvan bulamadığı için saçmalamaya başlayan Valdris'e "Bitti mi yani?" diye sorduktan sonra önündeki tabletten Kraliçe Ary'nin tam ismini gösterdi. İki uzun paragraftan oluşuyordu. "Yok mu benim de yok 'isminin beşincisi', 'kelebeklerin atası', 'doğa büken' falan diye yan isimlerim?"
Valdris, "Ben başka Veyla tanımadım." dediğinde Thal voltriderdan inmeye tenezzül ederek yanlarına varmıştı. Belli ki ortam, izlediği videodan daha ilgi çekici olmak üzereydi. "Sen Kral bükensin."
Gölge'nin gözleri savaşçılarıyla Thal arasında gidip geldiğinde Thal'ın da gözleri Kraliçe'ye döndü. "Öyle değil mi Kraliçe'm?"
Veyla da onay verdiği sürece Gölge, aksini iddia edemez, Veyla'nın üstündeki etkisini reddedermiş gibi Thal'ı infaz edemezdi. Thal'ı zaten infaz etmezdi – ya da Thal böyle olacağını umuyordu – ama pataklamayacağı anlamına da gelmiyordu. Gölge Kral'ın pataklaması ise, tepesine şimşek indirmek olduğundan Thal, güvende olmak istese de çenesini de tutamıyordu.
Veyla, "Kral'ına saygısızlık yapmandan hoşlanmadım." dedikten sonra diğer savaşçılara Thal'ı gösterdi. "Arkada bir yerde infaz edin. Çığlıklarını duymak istemiyorum."
Savaşçılar Thal'ın kollarına girerek geri çekerken "Son bir dileğim var!" diye bağırdı. Gölge, eliyle durmalarını işaret etti. Thal hevesle konuşacağı sırada Gölge, "Dileğin sikimizde değil." diyerek eliyle kışkışladı ve savaşçılar çekiştirmeye devam etti. Şakalaşsalar da, savaşçılar pek de emin olamadığı için emri titizlikle yerine getiriyorlardı. Thal gülmemeye çalışarak "Erya!" diye bağırdığında Erya eğildiği bitkiyi kopararak sepetine koyarken "Seni tanımak güzeldi!" diye seslendi.
Thal bir hayli geriye çekiştirildiği için onu sürükleyen savaşçılara "Şaka yapıyorlar ha, ciddiye almayın." deme ihtiyacı hissetti. Şimdi Kraliçe Ary gelirse ve konu dağılırsa, uzaklara çekilmiş Thal da ölerek araya kaynamak istemezdi. "Duydunuz mu? Gölge..." dedikten sonra hızla ekledi. "Kral! Şaka yaptığınızı söyleyin."
Gölge, Thal'a bir bakış attıktan sonra duymazdan gelerek Veyla'ya baktı. "Bir ara Kral'ın efsunu da seçilmiştin. Ünvanlarına ekleyebilirsin bebeğim."
Veyla, eliyle çağırdığı bir savaşçıya ünvanlarını yazdırırken parmak şıklatıp "Bunu da ekle." dedi. Erya gülerek yanlarına gelirken "Thal'ı gerçekten öldürmezler, değil mi?" diye sordu.
Thal neredeyse çığlık atarak "Kraliçe!" diye bağırdı. "Son dileğim ölmemek!"
Veyla "Ha tamam, bırakın o zaman." dedi. Savaşçılar garipserken Veyla gülerek Valdris'e başıyla Thal'ı gösterdi. "Git bizzat infaz et."
Valdris sırıtıp "Biliyorum ben ona yapacağımı." diyerek hareketlendi. Valdris Thal'ı savaşçıların elinden almak üzere hareketlenirken Veylaların gözleri de yaklaşan Kraliçe Ary ve etrafındaki askerlerine döndü.
"Neyse, bu ünvan üzerinde çalışalım." diyerek ünvanlarını yazan savaşçının uzaklaşması için eliyle işaret verdi. Kadının yaveri çıkıp da on dakika konuşurken Veyla beş altı, kelimede işi bitirip sonra da 'Ee naber?' diye sormak istemiyordu.
Ary yanlarına varmak üzereyken yaveri "Kraliçe..." diye tanıtmaya başladığı gibi yaveriyle birlikte yüzlerce askeri aynı anda mor büyüyle titreyerek havalandı. Ölmeseler de acı çeken iniltileri baş gösterdi ama Veyla seslerinin de kesilmesini sağladı. Ary'nin gözleri irileşerek etrafına bakarken Gölge, "Hoş geldiniz Kraliçe Ary devamı çok da sikimizde Hazretleri." diyerek selamlarını iletti.
Veyla da oturaktan kalkarak kadına yakınlaştı ve saygı duyarmış gibi başıyla selam verdi. "Bizi çok az beklettiniz, biz bir ömür daha bekleriz sanmıştık."
Gölge, "Bebeğim yapma." dediğinde Ary, en azından Gölge'ye güvenmek isteyerek rahatlar gibi oldu ama Gölge, oturaktan kalkarken "Yorma kendini, ben hallederim." dediği için Ary'nin gözleri yeniden irileşti ve yutkunarak Veyla'ya baktı. Veyla kadının kıyafetinde taşımaya çalıştığı ağır ama bir o kadar da değerli taşlara bakarak süzerken Gölge de yanına varmıştı. Kolunu Veyla'nın omzuna atarken diğer eli deri ceketinin cebindeydi.
Veyla kadının kızıl gözlerine bakarken "Çenemi kaşırken daha fazla yoruluyorum hayatım." diyerek elini, omzundan sarkan Gölge'nin eline götürdü ve parmaklarını kenetledi. Gölge'nin başı Veyla'dan yana dönerken sırıtışı bir hayli genişlemişti. Gözleri Veyla'nın güzel yan profilinde gezinirken "Şanslı bir kadınsın Ary." dedikten sonra gözlerini Ary'e çevirdi. "Bebeğim sinirimi yatıştırdı. Sana seçim şansı sunacağım." deyip güven verir gibi gözlerini yavaşça kapatıp açtı. "Nasıl ölmek istediğini seç, bebeğim olmayan herhangi bir kadın."
Ary, yavaşça geriye doğru adımlarken "Neden böyle bir tavır aldığınızı anlayamıyorum." dedi. Yüzü kaskatı kesilmişti. Gözleri büyüyle ışıldasa da yönlendirmemesi gerektiğini bilecek kadar zekiydi. Yine de belli ki, Gölge ve Veyla'yı pusuya düşürmeye çalışmaması gerektiğini bilmeyecek kadar da aptaldı. Kızıl saçları tacının ardında topuz şeklindeyken kıvırcık olması sebebiyle bazı bukleler özellikle de alnından özgürlüğüne kavuşmuştu. Büyüsü, ateşti ama Veyla korkmuyordu. Ne Veyla, ne de Gölge kadının elinden yükselen bir alevin Veyla'ya varmasına izin vermezdi.
Veyla, Gölge'nin dediğine karşı hafifçe gülerken "Gerçekten hızlı öğreniyormuşsun." dedi. Gölge'nin kalkan kaşları, anlayarak alçalırken dilini sırıtışında gezdirdi. Valdris 'sevgiline nasıl davranman gerektiğini bilmiyor musun?' diye sormuştu ve Gölge de 'hızlı öğrenirim' demişti. Veyla da şimdi Gölge'nin bu tavırlarının hoşuna gittiğini göstermek bir yana, sevgili olduklarını da zımnen kabul ediyordu.
Kadın, Veylalar tehlike saçmalarına rağmen güleç suratla sohbet ederken korkuyla "Size güvenmiştim!" dedi. "Şehrimi bırakıp buraya kadar geldim."
Veyla, şaşırmış gibi gülerek "Aa..." dedikten sonra Gölge'ye baktı. "Ben de bu yöntemi pek sık kullanırım. Yarattığın kaosta yakalanırsan,..." dedikten sonra gözlerini Ary'e çevirdi. "Kaosun mağdurlarından biriymiş gibi davran."
Gölge, "Sen daha inandırıcı oluyorsun." dedikten sonra Ary'e baktı. "Seçimini bildirmen için son üç saniyen."
Veyla, "Bana güven, Uğultu'yu seç." dediğinde Gölge sırıtışında kaşları kaldırıp gözlerini irileştirerek "Bayılırsın." dedi.
Ary kekeleyerek "Uğultu kim?" diye sorduğunda Veyla, "Tatlı mı tatlı bir luna." dedi. Yezitra, Veylalara hediye ettiği küçük gezegen lunayı sevimli olarak tanıtabildiyse, pekâlâ Veylalar da Uğultu'yu öyle tanıtabilirdi.
Gölge'nin de gözleri büyüyle ışıldadığında Ary, "Niye bunu yapıyorsunuz?" diye bağırarak sordu ve ellerini aralarında kaldırıp birkaç adım daha geriledi. Veyla Gölge'yi gösterip "Azrit bu arada." dedi. "Yakalar yani seni, benden söylemesi." dedikten sonra gözleri kısılırken kaşları çatıldı ve gözleri Gölge'ye döndü. "Ama dokunmanı istemiyorum. Başkası yakalasın."
Gölge, dehşet içeren bir ifadeyle onlara bakan Ary'e "Kıskanç da biraz." diye açıklama yaptığında kadının istediği cevap bu olmasa gerekti. Çok daha başka sorulara sahipti. İki Azrit savaşçı, kadını yakalayıp Veylaların önüne doğru geri getirdi.
Veyla, "Güldük, eğlendik." dediğinde kadının pek gülebilmiş bir yanı yoktu. "Şimdi anlat. Nedir sana bize kumpas kurabileceğini düşündüren?"
Kadın başını hızla iki yana salladı. "Öyle bir şey yapmadım! Nereden çıkardınız bunu?"
Veyla gözlerini devirip "Rüyamda gördüm." deyince kadının kalkan kaşlarına karşı "Anlat!" diye bağırdı. "Niye savaşçılarımıza saldırmaya çalıştın?"
Kadın, "Sahip olduğum her şey üzerine yemin ederim böyle bir şey yapmadım." dedi. "Milyonlarca ünvan dışında neye sahipsin ki? Bu arada çok merak ettim. O ünvanlara kim karar veriyor? Oturup hepsini tasarladın mı?"
Kadın "Atalarımdan kaldı." dediğinde Veyla dudağını büzerek Gölge'ye baktı. "Benimkiler yan gelip yatmış."
Gölge kadının saçından öptükten sonra "Boş ver güzelim. Zaten o kadar ünvana sahip olsan dinlerken sıkılırdın." diye teselli etti. Veyla öpücüğün tadını çıkarttıktan sonra söylenir gibi "Dedi Fırtınalar'ın ve Şimşekler'in ve bir sürü şeyin Kral'ı." dedi. Halk arasında Gölge'nin de birçok ünvanı vardı.
Gölge, "Ben sıkılmıyorum." dediğinde Veyla gülerek adamın yanağına uzandı ve öptü. Gölge de öpücüğün tadını çıkartırken "Bebeğim sana dökülmeye başlamana karar vermen için süre tanıyor Ary. İyi değerlendir." dedi.
Ary çaresizlikle inledikten sonra "Ben hiçbir şey yapmadım. Aksine size faydam olur diye gelmiştim!" dedi.
Gölge, parmak şıklatıp "Valdris, sıkıcı açıklamalar." dedikten sonra Veyla'ya döndü. Valdris, Kral ve Kraliçe birbiriyle ilgilenirken yanlarına dâhil olup Ary'e dış güvenlik çemberindeki savaşçılara yapılan saldırı girişimini anlattı.
Valdris, Gölge'nin tabirine karşı gözlerini devirerek "Sıkıcı açıklamalar bitti." diye bildirip birkaç adım geri çekildi. Gölge, kadının yanağından doğrulurken tekrar Ary'e döndüler. "Ben askerlerime böyle bir emir vermedim! Nix'te başka ateş bükücü toplulukları da var! Üniformalarımızı taklit etmiş olabilirler... Bilmiyorum. Ama ben yapmadım! Beni düşman olarak görmenizi istemiş olabilirler..."
Veyla, "İşimize yaramaya çalış." dedi. Kadın iddiasında haklıysa, işe yarar bir dost olduğunu göstermeliydi. "Önce, Nixsus'a gitmeliyiz."
Veyla, kadının Andri'nin bahsettiği seçecekleri yeni isimlerden biri olup olamayacağını düşündü ama kadın şimdiye kadar herhangi bir işaret vermemişti. Yoksa vermişti de Veyla, Gölge'yle flörtleşip durduğu için fark etmemiş miydi? Veyla gözlerini kısan bir şüpheyle bakarken Gölge, "Bir günlüğüne tahtıma da oturmak ister misin?" diye sordu.
Ary, "Lütfen beni ciddiye alın." diye çırpındı. "Burada bana ulaşabiliyorlar. Gitmemiz gerekiyor. Askerler size karşı korunmak ya da sizinle savaşmak için değil. Birazdan saldırırlar ve biz uzaklaşırken onları oyalayabilecek kişilere ihtiyacımız var."
Veyla, "Kimler?" diye sorarken Ary, "Anlamıyor musunuz?" diye sesini yükseltti. "Kelimeleri seçerek konuşmak zorundayım. Yanlış bir şey söylersem, beni indirirler."
Veyla kadının askerlerini yere geri indirirken büyüyü de vücuduna geri çekti. "Niye şimdi indirmiyorlar?" diye sorarken anlamaya çalışıyordu. Tüm bu isimleri, niye son ana kadar hayatta tutuyorlardı? Ary, "Çünkü henüz yasaklı bir kelimeyi kullanmadım." dedi. Veyla, "Uzaktan mı ulaşıyorlar?" diye sorarken Gölge sadece dinliyor, anlamaya çalışıyordu.
Ary sessiz kaldıktan sonra "Sizinle gelmemi sağlamak zorundasınız." dedi. "Yakınlaşırlarsa, yasağı çiğneyip çiğnemediğimin bir önemi kalmayacak."
Veyla ile Gölge birbirlerine baktılar. Sadece bu kadını şehre sokarak büyük bir risk alacak halleri yoktu ama güvenli de sayılmazdı. Kadının, Veylaların yanına gelirken saldırmaya cesaret etmesi de pek mantıklı değildi. Belki de başka birileri saldırmaya çalışıyordu ve Gölgeleri de yanıltmak istiyordu. Böylelikle onlara kalmadan Gölgeler, kadını öldürmüş olacaktı.
"Beni hayatta tutmalısınız."
Veyla, "Sinek gibi ölmeyin siz de." diye sızlandı. Tüm bu karşılaştıkları isimler, enselerindeki bir şey yüzünden ölmüşlerdi ve Veylaların elinden bir şey gelmemişti. İşin kötüsü, Ned Veyla'ya da 'Siz nasıl kurtuldunuz?' diye sormuştu. Her ne ise, Veylalar'da da olduğunu düşünüyordu.
Saatlerine uyarı bildirimleri gelirken Valdris eli kulağındaki iletişim cihazına yaslı bir şekilde yaklaştı. "Taklitçi görülmüş. Daha fazla askerle yeniden dış çembere saldırı girişimi düzenleniyor şu an."
Ary, "Sizi uzaklaştırmak istiyorlar. Beni de yanınıza almalısınız. Yeterince yüksekten uçarsak, taklitçi sizi taklit edemez." dedi.
Gölge, "Bir hava bükücüyü taklit ederse bize ulaşabilir." diye sesli düşünürken gözleri tekrar Veyla'ya döndü. "Onu alırsak peşimize düşecek, almazsak da cevapları ardımızda bırakacağız."
Veyla'nın gözleri Ary'e döndü. Taklitçiyi peşlerine takmayı ya da güvenilirliği sorgulanır bu kadını yanlarında taşımayı göze almamalılardı, etrafları sevdikleriyle doluydu. Birinden birinin büyüsünü taklit edebildiği an Eryaların ölümüne sebep olurlardı ama taklitçi yaklaşana kadar zamanları vardı.
Veyla, "Yasaklı bir kelime söyle." diyerek Gölge'nin kolunun altından çıktı. Veyla, kadına yaklaşırken Gölge Valdris'e dış çember savunmasını güçlendirmelerini emretti. İç çemberleri Gölgeler korurdu. Ary kekeleyerek "Ama ölürüm..." dediğinde Veyla, "Sen zaten ölüsün." dedi. "Şehrin, siyah ölümün bir sonraki durağı. Biz kıyameti durdurmazsak onların halkından biri olacaksın. Ensende, her an seni öldürebilecek bir güç var. Seni alıp gidersek peşimize takılıp öldürecekler, seni burada bırakırsak ardımızdan öldürecekler. Hepimiz ölmek üzereyiz ve sen ya işimize yarayarak öleceksin, ya da yaramayarak. İşimize yararsan, elimden geleni yaparım."
Ary, "Nasıl?" diye sorarken tereddütlüydü. Veyla, "Bana ölüm kelebeği diyorlar ama belli ki yaşatabiliyorum da. Seni hayatta tutmaya çalışacağım." dedikten sonra hızla ekledi. "Ama muhtemelen öleceksin."
Kimseye umut vermek istemezdi. Kendisi bile zar zor umutlanıyordu, başkasının da duygularıyla oynayamazdı. Ary'nin düşünceli gözleri etrafta gezinirken "Ben zaten ölüyüm." diye tekrarladı. Gözleri umutla Veyla'ya döndü. "Şehrimden ailemi alıp kendi şehrinize götürebilir misiniz?"
Veyla omzunun ardından Gölge'ye baktı. Gölge, "Olabildiğince halkını da tahliye edeceğiz." diye güvence verdiğinde Veyla tereddütlü baktı. Her biri potansiyel Konsey casusu olabilirdi ama bunu yapmazlarsa bir halkın daha siyah ölüme kurban gitmesini izlemeleri gerekecekti. Ary, "Umarım siz kazanırsınız." dediği için Veyla önüne döndü. Gözleri mor büyüyle ışıldarken "Kime karşı?" diye sordu. Ary, "Karanlık." dediği gibi vücudu kasılırken büyü Veyla'nın vücudundan hızla akın etti. Kadının irice açılan gözleri mor büyüyle aydınlanırken ışıltıları vücudunda gezinmeye başladı. Vücutları arasında büyü, halkalar halinde dolaşırken büyünün rüzgârı etrafındaki çimen ve dalları hareketlendiriyordu.
Veyla'nın sesi, dört bir yandan gelirken "Fazla zamanımız yok." dedi. Büyüsü bir Xalia'ya değil, bir büyüye karşı yönlendirmiş gibi hissediyordu. Sanki etraflarını mor büyü sararken, başka bir büyüyle çarpışıyor ve şimdilik kazanıyormuş gibiydi ama Veyla bunu sonsuza kadar sürdüremeyeceğini de biliyordu. Veyla yapabilse dahi taklitçi tehlikesi mevcuttu.
Valdrisler şaşkın bir şekilde bakarken Erya, "Gerçekten yaptı." diye mırıldandı. Gerçekten Ary'i hayatta tutuyordu. Ne kadar süreliğine bilinmezdi ama yapabilmişti.
Veyla bir sürü şey sorabilirdi ama ilk olarak "Lavin'e ne oldu?" diye sordu. Gölge'nin dış çemberdeki droneların aktardığı görüntüleri izleyen gözleri hologramdan Veylalara doğru döndü. Tableti Valdris'e verirken birkaç adım Veylalara yaklaştı. Sanki kalbi durmuş, zaman yavaşlamıştı. Vücudu kaskatı kesilmiş, birkaç adım ilerledikten sonra donakalmış, korkuyla cevabı bekliyordu. Bu ana kadar, ölmüş varsaymak ve olabildiğince umutlanmamak daha kolaydı ama şu an... Şu an içi umut dolmuştu.
"Size izletebilirim." derken elleri hareketlenmeye çalıştı ama Veyla'nın büyüsü kadını neredeyse donar halde tutuyordu. Veyla büyüsüyle kadının hareketlenmeye çalışan cebine yöneldi ve içindeki hologram diskini çıkardı. Kadının Veylaların yanına gelirken bazı şeyleri öngörmesi ve göze alması, diski de yanında getirmesinden belliydi. Heyecanla omzunun ardından Gölge'ye baktı. Lorak'ın izlettiği diske benziyordu. Lorak ölünce, ne yaparlarsa yapsınlar görüntülerin devamını izleyememişlerdi çünkü yetki, kişiye bağlıydı. Gölge birkaç saniyenin ardından başını onaylamaz bir şekilde salladı. Birkaç adım gerileyerek bakışlarıyla birlikte başını da kaçırdı ve "Başka bir soru sor." dedi.
Veyla şaşkın bir sızlanmaya "Ama niye?" diye sorduğunda Gölge elleriyle yüzünü sıvazlayarak "Hadi, başka bir soru." dedi. Veyla ardına döndü. Büyüsü, Ary ile bedenleri arasında, Veyla Gölge'ye doğru adımladıkça ipleri uzayan bir bağ formundayken yanına vardı. Elini adamın koluna koyduğunda büyüsü elbette ki adamın canını yakmadı. Gölge yüzünü ovuştururken eğdiği başını kaldırdı ama ellerini yüzünden çekmeden önce birkaç saniye duraksayarak derin bir nefes aldı. En sonunda ellerini yüzünden çekip cesaretle Veyla'ya baktı. Nefesini titrekçe üfledi. Mavi gözleri kızarmıştı.
"Görmek istemiyorum."
Veyla, "Onu öldürdüğümü düşünüyorsun." dedi. Gölge, "Başka soru sor, zamanımız yok." dediğinde Veyla, "Öğrenmek zorundayız." diye diretti. Gölge, kadını affettiğini dile getiriyor olabilirdi ama Veyla kendisini affedemiyordu. Eğer gerçekten öyleyse bile öğrenmeleri lazımdı. Başka bir ortamda, onları birbirine düşürmek ya da duygularıyla oynayarak güçsüzleştirmek için Konsey'in bunu karşılarına çıkaracağına emindi.
Gölge, "Ben seni affettim." dediğinde Veyla "Ya yapmadıysam?" diye sordu. Adam gibi, Veyla'nın da gözleri dolmuştu ve sesi titriyordu. Gölge tamamıyla Veyla'ya doğru döndü. Titreyen elleriyle Veyla'nın kollarından tuttu ve eğilerek yüzlerini yakınlaştırdı. "İzlemek istemiyorum. Zaman kaybediyoruz." diye fısıldadı.
Veyla, "Bu onunla kuracağın son bağ olduğunu söylemiştin. Benim onu öldürüşümü izlemek istemiyorsun." dedikten sonra hafifçe omuz silkerken umudu yüzünden duygulanarak yüzünü buruşturdu. "Belki de yapmamışımdır. Ne senden onu son kez görme şansını alabilirim, ne de kendimden masum olma ihtimalimi. Gölge, lütfen." derken neredeyse yalvararak adamın ellerinden tuttu.
"Ben, bana bir daha eskisi gibi bakmamanı göze alıyorum. Madem kıyamet kopacak, annene ne olduğunu öğrenmelisin."
Gölge buruk gülümsemesinin ardında dilini çiğniyordu. Birkaç saniyenin ardından yavaşça senesinin ucuyla Veyla'yı gösterdi. "Hiçbir şey sana olan bakışlarımı değiştiremez. Duygu büyücüsünün gücü bile, sana böyle bakmama engel olamadı."
Veyla'nın boğazındaki his yutkunmakla geçmezken her zerresiyle bu adamın annesinin katili olmamayı umdu. Gölge buruk bir şekilde güldükten sonra dudağını yalayıp iç çekti. "Nefreti bir büyüyle ruhuma yerleştirmek istediği her seferinde, sana olan duygularıma yenildi."
Nefret... Nefret'i yenen sevgi miydi? Aşk? Ancak böyle bir duygunun gücü yeterdi. Veyla artık adamın her cümlesinde aşk itirafı alır gibi hissediyordu. Demek Kayzen denilen duygu büyücüsüyle adamın işi gerçekten Veyla'yla, Veyla'ya duyduğu hislerle ilgiliydi. Ne olduğunu sorgulamış, cevabı almış, yeniden nefreti hissetmek istemiş ama başaramamıştı. Yaşlı gözleri buruk bir gülümseme eşliğinde birbirinde gezinirken Gölge yavaşça başını onaylar şekilde salladı. "İzleyelim."
Veyla, Ary'nin yanına döndü. Gölge de onlara yaklaşmıştı. Veyla büyüsüyle hologram diskinin yetki izi yerine Ary'nin parmağını yerleştirdi. Diskten görüntüler yükselirken ikisi de bir anlığına gözlerini kapatıp derin bir nefes alıp verdi. Bir nefese, birçok dilek yerleştirdiler. Yaşlı gözlerini aralayıp da görüntülere bakmaya başladıklarında yüzleri hafifçe buruşmuş, gözleri kısılmış, kaşları çatılmıştı. Birçok duygunun harmanlandığı yüz ifadeleri eşliğinde kalpleri kulaklarında atıyordu.
Görüntüyü ilk izledikleri zamanda gördükleri ilk saniyeler, müthiş bir yavaşlıkta gözlerinin önünden geçiyordu. Başlarını bir kere izlemelerine rağmen ezberlemiş gibilerdi. Artık bir yaratık olan Lavin'in şekilsiz vücudundan hırıltılı nefesler duyuluyordu. Ara ara nefes alışları duraksıyor ve acı dolu bir inleme duyuluyordu. Ekrana dönük olan sırtı düzensiz nefes alış verişleriyle eş zamanlı olarak hareketleniyordu. Cihazlardan gelen sesler, kulak tırmalıyordu. Derken, görüntülerin sol yanında odaya giren ve Lavin'e yaklaşan bir kadın beliriyordu. Veyla... Lavin'e yaklaşıyordu. Yaklaştıkça elleri havalanıyor ve mor ışıltı parmaklarının arasında belirmeye başlıyordu.
İkisinin de elleri yüzlerine, kapatmak üzere gözlerine doğru yol almak isterken inatla, cesaretle bakmaya çalıştılar. Aldıkları her nefes zehir gibi ciğerlerine indiğinden mi bilinmez, nefeslerini tutmuş haldelerdi. Gölge, "Vazgeçtim..." derken akan görüntüde Lavin'in vücudu yatakta yükselerek sarsılmaya başladı. Bir anlığına ikisinin de gözleri bu görüntüde dondu. Saniyeler sonra sarsıntılar dururken Lavin yeniden yatağa doğru yığılmıştı. Lavin'in acı dolu inlemeleri de azalmaya ve gittikçe kısılmaya başladı. Gölge gözlerini sımsıkı kapatıp başını eğerken elleri de yüzüne doğru yol aldı. Cesaretini ve inadını sürdürememişti. Belki de annesinin son nefeslerini izlemeliydi ama yapamazdı. Önceden buna cesareti vardı, artık yoktu. Her ihtimalde Veyla'ya âşıktı, sadece bir anlığına bunun bu denli ağır bir yük olmamasını dilemişti ama belli ki, öyleydi. Hiçbir zaman af dileyemeyeceği annesinin ölümünü izlemek de istemiyordu. Gölge Veyla'yı affetmişti ama annesi bunun için Gölge'yi hiç affetmeyecek olmalıydı.
Kadının iniltilerinin kesilmesiyle Veyla'nın gözleri görüntülerdeki cihaza döndü. Yaratık'tan bir farkı kalmamış, bir zamanlar insan olan Lavin'in verilerini ölçüyordu. Yaşlar yanaklarından akarken kalp atışlarının yavaşlamasını izledi. Yumruklarını sıkmış, büyüsünü yönlendirmekte zorlanmaya başlamıştı. Vücudu sarsılarak ağlamak isterken bir büyü patlaması haricinde kontrollü bir şekilde büyüsünü kullanabilmesi bile şaşırtıcıydı.
Gölge, "Tamam, yeter." diyerek uzaklaşmaya başladı. Elleriyle yüzünü ovuştururken annesinin kalp atışlarının durduğunu gösteren o sesi dinlemeye niyeti yoktu. Elleri alnından saçlarına vardı ve çekiştirerek ensesine kadar götürdü.
Veyla, hıçkırarak "Özür dilerim." diye fısıldarken Lavin'in yataktan sarkan elini izledi. Gölge'nin Azrit kulaklarının bir hayli uzaktan duyabileceğini bilse de şu an duymadığına emindi. Bakmasa da adamın uzaklaştığını biliyordu. Gölge, yeri göğü inletmek isterken hızlanan adımları bir anda durdu. Eğdiği başında yaşlı gözleri yavaşça aralandı ve bulanık gözleri çimenlerde gezinirken nefesini titrekçe üfledi. Uzaklaşmak, bağırıp çağırmak, fırtınalar koparıp şimşekler indirmek, sakinleştikten sonra dönmek istiyordu ama aklına hızla Baş Terra'nın 'önce onu kaybedeceksin' deyişi geldi. Yutkunmaya çalışırken başaramadı. Sancının ve duyguların buruşturduğu yüzünü yavaşça gevşetmeye çalışırken kaşları anlık bir mimik olarak kalkıp indi. Gözleri bir açılıp bir kapanırken yeniden titrek bir nefes alıp verdi. Saniyeler içerisinde kulaklarındaki uğultudan kurtulmaya, ana dönmeye çalıştı. Gökyüzünü saran kara bulutların estirdiği rüzgârlar tenine çarparken ellerini ensesinden çekerek yavaşça başını doğrulttu. Daha güçlü bir nefes daha alıp verdikten sonra yavaşça Veylalara doğru döndü. Yığılacakmış gibi hissetse de uzaklaşamayacağını biliyordu. Acısını ve yaşadıklarına dair olan öfkesini yine içinde patlatmak zorunda kalacaktı çünkü Veyla'yı kaybetmek istemiyordu. Veyla'yı ondan koparacaklarsa böyle, boşluk buldukları bir anda yapacak olmalılardı ve Gölge buna izin veremezdi. Veylalardan yana dönse de yaşlı gözleri zeminde geziniyordu.
Lavin'in gözleri aralandığında Veyla'nın sessiz hıçkırıkları nefesini tuttuğu için duraksadı ve kaşları kaldırdı. Birkaç adımla holograma yakınlaşıp daha yakından bakarken ellerinin tersiyle gözyaşlarını silip görüşünü netleştirmeye çalıştı. Görüntülerdeki Veyla sedyeye iyice yakınlaşıp Lavin'in sarkan elini tuttu. "Şimdi daha iyi hissediyor musun?"
Veyla'nın irileşen gözleri hızla ardına, Gölge'ye doğru döndü. Gölge'nin çoktan uzaklaştığını sanıyordu ama adamı hala yakınlarda görünce daha da şaşırdı. Gitmemiş olsa da kaskatı, hatta titreyen bir bedenle dikiliyor, gözlerini olabildiğince görüntülerden uzak tutuyorken odaksız bakışlarla yeri izliyordu. Veyla, "Gölge!" diye bağırdığı gibi adamın gözleri telaşla Veyla'ya döndü. Kadının yüzündeki yaşlarla ıslanmış bir gülüşü görünce kaşlarını kaldırarak baktı. Dudakları ne olduğunu sormak isteyerek aralandı ama sesi çıkmıştı.
Veyla, hiçbir acı çekişinde bağırmadığı kadar yüksek sesle "Öldürmemişim!" diye bağırdı. Öyle ki, büyü vücudunda dolaşmasına rağmen bile boğazı acımıştı. Gölge idrak edemezken Veyla neredeyse zıpladı. Elleri telaşla hologramı gösterdi. "Öldürmemişim! Anneni öldürmemişim!"
Bir yandan Gölge'ye haber vermeye çalışırken bir yandan da devamını da izleme gayreti gösteriyordu. Heyecanlı ve yaşlanıp durduğu için bulanık gören gözleri görüntülerle Gölge arasında geziniyordu. Veyla, tekrar bağırarak "Yanıma gel!" diye seslendiğinde bir saniye geçmeden Gölge yanındaydı. Veyla adamın kollarından tutarak holograma doğru çevirdi. Başı adamın koluna doğru güçsüzlükle düşerken "Öldürmemişim..." diye fısıldadı ve gözleri bir süreliğine kapandı. Büyüsünü taşımakta zorlanıyordu ama Gölge'nin son saniyesine kadar izlemesini sağlayacaktı. "Öldürmemişim..."
Gölge bir elini kaldırıp tersiyle gözyaşlarını sildikten sonra gözlerini kırpıştırarak gördüklerinden emin olmaya çalıştı. Veyla, annesinin elinden tutuyor, büyüsünü yönlendirdikçe kadının acılarını dindiriyordu. Gölge de "Öldürmemişsin..." diye fısıldadı. Annesi hala yaşıyor muydu bilmiyordu ama öldüyse bile Veyla öldürmemişti. Veyla aksine, Konsey annesini öldürecek deneylere maruz bıraktıkça, yaşatmıştı. Yine Konsey'in askeri olarak yapmıştı ama öldürmemiş, yaşatmıştı... Belli ki ölüm kelebeğinin öldürmekten çok yaşatabildiği yeni öğrenilen bir gerçek değildi. Konsey bunu çok daha önceden beridir biliyordu.
Gölge'nin dizlerinin bağı çözülürken Veyla da adamla birlikte alçaldı. Gölge'nin elleri yere yaslanırken görüntü sona erdi. Gölge'nin son ana kadar izleyebilmek için güçlükle tuttuğu başı da düşerken gözleri sımsıkı kapandı ve bunu yapmakta zorlanır gibi bir inlemeyle birlikte nefesini üfledi. Bir eli yerden eksilirken yanıp duran göğsüne gitti. Annesi ölmemiş olabilirdi. Hala bir Yaratık bile olsa, ölmemiş olabilirdi ve...
Başı hemen yanı başında, elleri ne yapacağını bilemez halde Gölge'nin koluna sımsıkı sarılmış Veyla'ya doğru dönerken gözleri aralandı. Göz göze geldiklerinde Veyla sonunda yutkunmayı başarabildi ve ağlayışı eşliğinde güldü. Gölge elini göğsünden çekip Veyla'nın omzunun ardından kolunu doladı. Kadını kendisine çekerken Veyla hızla kollarını adamın belinin etrafından doladı ve yanağını adamın göğsüne yaslanarak sığındı. Gölge, kolları titrese de olabildiğince güçlü bir şekilde sarıldı. Yaşlarının ıslattığı dudakları kadının saçlarında gezinirken "Öldürmemişsin..." diye fısıldadı. Kadının boynuna eğilip soluyarak öptü ve ağlayışı eşliğinde güldü. Annesinin hala yaşıyor olabilme ihtimaline ayrı, Veyla'nın annesinin katili olmadığına ayrı sevinmişti. Kadına da dediği gibi, onun gözleri ona her zaman aşkla bakardı ama... Artık bu kadına âşık olduğu için annesinden dönüt gelmeyecek bir af dilemesine de ihtiyacı yoktu...
Valdris, "Gölge, savaşçı kaybediyoruz." diyerek araya girmek zorunda kaldı. Bildirmek zorundaydı. Veyla da başını adamın göğsünden çekerken tekrar göz göze geldiler. Valdris'e başlarını onaylar şekilde sallarken hala göz gözelerdi. Dudakları, ağlayışlarının getirdiği titremelerin esiri olmuşken dahi gülümseyebiliyor, gülebiliyorlardı. Birbirlerinin dudaklarına uzandıklarında anladılar, öpebiliyorlardı da. İçerisinde bulundukları durum sebebiyle uzun tutamadıkları ama derin bir nefesle başvurdukları öpücüğün ardından geri çekildiler. Biraz yerden, biraz birbirlerinden tutunarak kalktıktan sonra kendilerine gelmeye çalıştılar. Veyla ile Ary arasındaki mor büyünün kurduğu ipler halinde bağlar gözle görülür ölçüde azalmıştı. Gölge kadının yanaklarını kavrayıp "Birkaç dakika." dedi. "Birkaç dakika içerisinde gitmemiz lazım."
Veyla burnunu çekerek başını onaylar şekilde salladı ve uzanıp birbirlerine bir kısa ama sonsuzluk boyunca süren öpücük daha bahşettiler. Geri çekildiklerinde birbirlerinin gözyaşlarını sildiler ve derin bir nefes eşliğinde ellerini birbirlerinden çektiler. Veyla kafası gibi büyüsünü de toparlamaya çalışarak Ary'ye döndü. Kadının gözlerinde mor büyü yer yer dağılmış, önceden kırmızı olan harelerini siyahlar boğmaya başlamıştı. Vücudunda da yer yer siyah büyü dolaşıyordu. Kadını öldürmeye çalışan Esvedler miydi? Veyla'nın vücudunda Esved yarası var diye bağ kurabilmişlerdi, Ary gibilerle nasıl kuruyorlardı? Onlar Esved yarası aldığı gibi ölmez miydi?
Veyla, "Lavin yaşıyor mu, nerede?" diye sorduğunda, Ary "Bilmiyorum." dediği için Veyla sıkkın bir nefes alıp verdi ve "Gölge'yle nereden tanışıyoruz?" diye sordu.
Ary, "Zvarna'ya gidin." dedi. "Ben söyleyemem, siz bile söyleyemezsiniz ama orası söyler."
Veyla, "Büyüm seni hayatta tutuyor, söyle!" diye bağırdı. Sesi ağlaması henüz bittiği için çatallıydı. Ary "Bir laneti çözmeye sadece senin büyün yetmez. Gölge'ye kim olduğunu söylemeye kalkma, bana engel olan, sana da olur. Sen ya da o, biriniz ölürsünüz ama oraya gidin. Siz dudakları mühürleyen laneti kırarak öğrenmek zorundasınız." dedi. Veyla, yine yasaklı bir kelime olduğu için Ary'nin söyleyemediğini sanmıştı ama Ary, çok daha fazlası olduğunu dile getiriyordu.
Veyla, Zvarna'nın neresi olduğunu bilmiyordu ama Gölge'nin ya da etraflarındaki başka birinin bilebileceğini umdu. "Ne biliyorsun, anlat!"
Veyla bu kadar az şey bilirken, soru sorarak ilerlemeye çalışmakta zorlanıyordu. Kadının gözlerindeki mor parıltılar bir hayli azalırken dudakları da oynayamamaya başlamıştı. Veyla sesi kadının dudaklarından değil de zihninden duyar gibiydi. "Siz her hatırladığınızda, unutmanızı sağladılar. Yıllar önce tanıştınız, bir araya gelmek için yaratıldınız ama doğru zamanda gelmeniz için sizi ayrı tutmak istediler. Tek bir kurşun hakları var ve onları yanıltmazsanız, bir daha kurtulamayacağız."
Kadına yaklaşıp büyüsünü daha güçlü yönlendirmeye çalışırken etrafındaki kargaşa artmıştı. Gölge'nin emirler yağdırdığını duyuyordu, voltriderlar çalışmaya başlamıştı. Ary'nin askerlerinin gözleri bir anda büyüyle ışıldadığında ilk fark eden Valdris, "Gölge!" diye bağırdı. Gölge iç güvenlik çemberinde olmalarından yararlanarak, çoğu askeri dış hata taşıyan ve az kişi kalan Gölgelere saldırmaya başladıklarında Ary, "Benim emrimden çıkmışlar." diye düşündü. Veyla artık kadının sadece düşüncelerini duyabiliyordu.
Gölgeler askerlerle ilgilenirken Veyla "Lanet miyiz lanetin izi mi?" diye sordu.
"Lanetin izi."
Lanetlenen aileleriydi. İnsanlar ve Xalialar birbirine âşık olmuş, lanetlerinin meyvesi olarak da melezleri doğmuştu. "Konsey'le Karanlık aynı tarafta mı?" diye sordu.
Ary'nin sesi bir hayli uzaktan gelmeye başlarken "Senin tarafındalar." dedi. Veyla bir anlığına duraksayıp gözlerini kırpıştırdıktan sonra kaşları çatılmakla kalkmak arasında bir noktada kaldı.
"Kraliçeleri olmanı istiyorlar Veyla."
Veyla'nın aklına hızla Esvedlerin ona 'Kraliçe' diye seslendikleri anlar gelirken dudakları da şaşkın bir şekilde aralandı. Ary'i siyah büyü yutarken Veyla'nın zihninde oldukça uzaklardan gelen bir fısıltı duyuldu.
"Kendinle savaşacaksın."
Kadının vücudundan mor büyü çekilmek zorunda kalırken gözlerinden, burnundan ve dudaklarından kanlar akarak yere yığıldı. Veyla'nın gözleri, kadının eksildiği boşlukta kalakalırken kalbi kulağında anlamaya çalışıyordu.
Seni bekliyoruz. Bizi bulacaksın... Biz seniz, sen de bizsin. Bizi içinde taşırken, bizden kurtulamazsın. Bizimle savaşma. Bizim için savaş. Bizi siz yarattınız. Şimdi de biz sizi yaratacağız. Bizi bul Kraliçe. Bizi bul.
Veyla, tanıdık ellerle nefesini kesen bu andan çekildi. Zihninin karanlığından koparılırken gözlerini kırpıştırarak Gölge'ye baktı. Gölge ardında yüzlerce düşman askerin cesediyle Veyla'ya bakıyordu. Veyla inen şimşeklerin aydınlattığı göğün yansımalarını görmüştü ama kulakları sadece Ary'i duymuştu.
Gölge, "Taklitçi geri çekilmiş." dedikten sonra yere yığılmış Ary'e baktı. "Buraya varmadan, kadının öldüğünü anlayabiliyorsa gerçekten uzaktan ulaşabiliyor olmalı."
Veyla, tuttuğu nefesini üflerken elleri, Gölge'nin onu tutan kollarından güç aldı. Gölge, yığılmak üzereymiş gibi duran kadının bedeninde ellerini, beline doğru kaydırıp kollarını sararak kendisine çekti. Gözleri endişeyle bakarken "Veyla, iyi misin?" diye sordu. Kadın uzun süre boyunca ölüme karşı yaşam mücadelesi vererek büyüsünü yönlendirmişti, bir hayli yorgun görünüyordu ama daha fazlası vardı. Kaşları korkuyla çatılmış, gözlerine endişe düşmüştü. Veyla yutkunduktan sonra dehşetle "Kraliçeleri olmamı istiyorlarmış." dedi.
Gölge'nin endişeyle çatılmış kaşları hafifçe kalkarken gözleri kadının omzuna doğru düşünceyle inip birkaç saniye sonra tekrar yükseldi. Veyla başını hafifçe iki yana sallayarak sıkkın bir nefes alıp verdi. "İkimizi birden istediklerine göre seni de Kral olarak istiyorlar."
Gölge, "Kafayı yemişler." dediğinde Veyla korkusunun kıstığı sesiyle "Gölge ya kıyamet böyle geliyorsa?" diye sordu.
Gölge, "Güzelim senin sinirlerin bozulmuş." diyerek kadını göğsüne çekti. Sımsıkı sarılırken bir eli ensesine yükseldi ve saçlarını sevdi. Veyla'nın gözleri sımsıkı kapanırken o da Gölge'nin beline kollarını sardı. Elleri, adamın sırtında birleşirken sıkkın bir nefes alıp verdi ve vücudunun Gölge'nin temaslarıyla gevşemesi için teslim oldu.
Kadının başının üstünü öptükten sonra çenesini yaslayıp "Sen yaşama dairsin. Artık kanat çırptıkça ölüm değil, yaşam getiriyorsun. Nasıl olur da siyah ölümün Kraliçesi olabileceğini düşünürsün?" diye sordu. Veyla'nın yüzü buruşurken "Bilmiyorum..." diye mırıldandı. Sesi bir hayli kısık ve titrekti. Korkmuştu. Ölümden değil, öldürenlerden biri olmaktan korkmuştu. Bir sene öncesinde bir gün bundan korkacağını söyleseler, koca bir 'siktir' çekerdi.
"Ama bana ulaşabiliyorlar..."
Gölge, "Şş..." dedikten sonra tekrar kadının başını öptü. Kadın kolları arasında gerginlikle titriyordu, Gölge her zerresiyle hissediyordu. Lavin'e dair görüntüleri izlemek de kadının sinirlerini bozmuştu. Başta o da Gölge gibi, Lavin'in katili olduğunu sanmıştı, Gölge uzaklaşırken Veyla hıçkırarak ağlamıştı. Tüm her şey peş peşe gelince sinirlerinin bozulması normaldi. "Geçti bebeğim."
Dakikalar boyu öylece kaldılar. Taklitçi uzaklaştığı için bir an önce gitmeleri gerekmese de burada kalmanın da pek güvenli olmadığını biliyorlardı. Savaşçılar voltriderlarına yerleşirken sarmaş dolaş olan Kral ve Kraliçe'den emir bekliyorlardı. Uzaklardan onları izlemiş olan Alkar Harzem ise, yüzünde memnun bir sırıtış eşliğinde ardına dönüp uzaklaşmaya başladı. Elindeki kelebek şeklindeki bıçağı parmağında çevirirken keyifli bir ıslık öttürüyordu. Her şey olması gerektiği gibi ilerliyordu.
Veyla'nın gözleri aralanırken adamın vücuduna dolanan kaslı kolunun üst pazusunun yanından voltridera yaslanmış halde onları bekleyen Valdrisleri gördü. Derin bir nefes alıp vererek yavaşça başını kaldırdı ve Gölge'ye baktı. Gölge bir elini kadının yanağına getirip yaşlara yapışmış saçlarını kulağının arkasına ittikten sonra severek yanağına yerleştirdi. "Daha iyi misin?"
Veyla hafifçe gülümseyip burnunu çekerek başını onaylar şekilde salladı. "Evet, gidelim lütfen..."
Nixsus'u evi olarak görmeye başlayalı oluyordu ama ilk defa bu kadar derinden hissediyordu. Yorucu, duygusal anlamda çarpıcı bir gün geçirmişti ve evine dönmek istiyordu. Gölge'nin kollarında bu ihtiyacı hissetmiyordu ama şimdi biraz çekilince Nixsus'a da ihtiyaç duymaya başlamıştı.
Gölge ellerini Veyla'nın vücudundan çektiğinde Veyla'nınkiler de adamın belinin etrafından düşerken Gölge'nin elini tutacağını sandı. Hatta eli bile refleks olarak hareketlendi ama Gölge'nin ceketinin iç cebine yöneldiğini gördü. Gölge bir siyah gülü de beraberinde getirerek elini ceketinin iç cebinden çektiğinde Veyla hafifçe gülerek etrafı gösterdi. Gölge, ölüm getirdiği yerlere imzası olan siyah gülü bıraksa da etrafta çok ölü vardı.
"Hepsine yetmez."
Gölge siyah gülü yavaşça Veyla'ya uzattığında Veyla'nın gülüşü de eş zamanlı olarak azalmaya başladı. Gölge çenesinin ucuyla Veyla'yı gösterirken mavi gözleri parlıyordu. "Ama sana yeter."
Veyla yutkundu. Neredeyse kekeleyerek çiçeği gösterdi. Henüz almasa da eli böylelikle uzanmış oldu. "Gül verdiğime ölüm getiririm, ölüm de gülü alıp sevdiğime götürsün diye, demiştin."
Bunun ancak iki anlamı olurdu. Veyla'ya da artık ölüm getiremeyeceğine göre...
Veyla'nın eli uzanmak haricinde hareketsiz kaldığında Gölge gülü kadının eline yakınlaştırdı ve diğer elini de götürüp kadının gülü tutmasını sağladı. Kadının elinin üstünü okşadıktan sonra yavaşça elini çekti. Veyla'nın diğer eli de gülü tutmaya başlarken gözleri siyah güle doğru indi. Kaşları kalkmakla çatılmak arasında bir noktada kalmıştı ama kalbi çoktan anlamış gibi heyecanla çarpıyordu.
Gölge, "Artık ölüme gerek kalmadı." dediğinde Veyla'nın gözleri hızla kızararak adama yükseldi. İşte şimdi yaşam kelebeği olduğuna emindi. Kanatları tam da kalbinde çırpıyordu. Gölge yutkunduktan sonra heyecandan kurumuş dudağını yavaşça yaladı ve bir nefes es verdikten sonra "Kendim de verebiliyorum." dedi. Veyla, tekrar Gölge'nin ona verdiği güle baktı. Dudakları aralanmakla kıvrılmak arasında bir noktada kalmışken bugünün onun bayılmadan bitebileceğine olan inancını kaybetmişti. Hisleriyle yaşlanmış gözleri yavaşça Gölge'ye dönerken kaşları da kalktı. Gölge yamuk bir şekilde gülümseyip hafifçe başını onaylar şekilde salladı. Bir nefes daha baktıktan sonra bakışlarını yavaşça aldı. Voltriderlara doğru parlayan gözleriyle bakarken elini Veyla'nın beline götürdü ve "Hadi." diyerek yönlendirmeye başladı. Cevap bekleyerek söylemediği gibi, Veyla'nın da cevap verebilecek bir hali yok gibiydi. Şaşkın ama mutlu bir yüz ifadesine sahipti. Duygu yoğunluğu elleri gibi titreyen bakışlarına yansımıştı. Gölge de sadece duysun istemişti. Mümkün değildi ama eğer ki hareketleriyle yeterince hissettiremiyorsa bile şimdi öğrenmeliydi.
Veyla, Gölge'nin yönlendirmesiyle voltriderlara yönelirken elindeki siyah güle baktıkça donukluğunu üstünden atıyor, yaşlı gözleri eşliğinde gülümsüyordu.
Bu Gölge Kral Karanir'in, 'Seni seviyorum' deme tarzıydı.
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!