🔮 56 ⚡ Şimdilik
4. KISIM ♛ KRAL VE KRALİÇE♛
🔮 56 ⚡ ŞİMDİLİK
**
"Nixsus Kral ve Kraliçesi, birlikteliğinizi kutluyorum. Umarım bu hediyemizi kabul edip beni onurlandırırsınız."
Gölge, Veyla'ya doğru eğilip "Onursuz piçin teki ha bu." dediğinde Azrit adamın yüzündeki sırıtış donuklaşsa da silinmedi ve duymazdan geldi. Kulakları Azrit yeteneklere sahip olmasa da duyabilirdi çünkü Gölge sessiz olmaya dair bir çaba göstermemişti. Veyla hafifçe gülüp o da tahtında sağına, Gölge'ye doğru eğildi. "Kıyametsel sorunlarımız var bir de diplomatik sorunlar yaratma lütfen."
'Onursuz piç' dediği, siyah ölümden geriye kalmış krallıklardan birinin Kral'ıydı ve başkaca kimselerin arasını bozmak istemeyeceği bir isimdi. Gölge 'Tamam o iş bende, hallediyorum' der gibi güven vererek gözlerini kapatıp açtıktan sonra doğrulup kendi tahtına sırtını yasladı ve eliyle 'gel' dermiş gibi davet etti. "Gel, seni biraz onur sahibi edelim."
Böyle de, adam da yokmuş da Veylalar katacakmış gibi göründüğü için Veyla Gölge'ye 'hiç de halledemedin' der gibi baktı ama neyse ki karşıdaki adamın sorun yaratmak istemeyen bir hali vardı. Her ne kadar evlilik kutlamalarına devam edilmesi, Zenith'in durumu dikkate alındığında doğru olmasa da, Gölge bunu bir fırsat olarak görmüştü. Başkaca şehirlerden, tebrik ve hediye sunumu için yöneticiler gelmişti ve bu, siyah ölüme dair onlarla konuşup alınmak istenilen önlemlere zorluk çıkartmamaları için bilgilendirmek için doğru bir zaman olabilirdi.
Yezitra denilen adam hediyesini sunmak için Kral ve Kraliçe'nin tahtlarında oturduğu, görevli savaşçıların arkalarında dizildiği yüksek alana doğru geriye kalan merdivenleri de çıktı ve karşılarına dikildikten sonra kendi askerine başıyla işaret verdi.
"Size kendi topraklarımdan yavru bir luna hediye etmek isterim. Yetenekleri, bir hayli işinize yarayacak."
Zemin ve merdivenler titremeye başlarken önce başı, sonra ise devasa vücudu görünerek yaklaşmaya başladı. Sonunda Kraliyet katına çıktığında Veyla ve Gölge kaşları kalkmış bir şekilde lunaya bakıyorlardı. Valdris, bulundukları alan ağırlıktan parçalara ayrılmasın diye büyüsüyle sağlam tutarken zorlanıyor olsa gerek ter atmaya başlamıştı. Bir süre sessizlikten sonra Gölge, "Senin yavru anlayışını sikeyim." diye mırıldandı.
Veyla, "Yavrusu buysa büyüyünce ne oluyor? Gezegen falan mı?" dediğinde Yezitra şaka sanarak gülümseyip lunanın kırmızı kolunu sevmeye başladı. "Ne kadar sevimli, değil mi?" Luna, devasa kafasının yanları boyunca altı tane kulağa sahip olan, boyutları orantısız dört gözü alnını kaplayan, birkaç kişiyi öldürürken, birkaçına da sarılabilecek kadar fazla kol ve bacakları büyüklü küçüklü şekilde vücudundan çıkan bir hayvandı.
Gölge, "Bunu buraya nasıl getirdin a*ına koyayım? Okyanusta iki, üç kulaç mı attı?" derken alay etmiyor, merakla soruyordu. Valdris, büyü duvarından geçirilmek istenen ve 'hediye' olduğu iddia edilen bir lunadan bahsetmişti ama kimsenin aklına böyle bir şey gelmemişti. Ve gerçekten okyanusta iki, üç kulaç atsa karşıya geçebilecek kadar büyüktü. Bu lunayı taşıyabilecek bir voltrider olmasa gerekti. Olsaydı zaten Gölge'ye ait olurdu.
Veyla, solunda, hemen tahtının ardında ve sevgi pıtırcığı olan Erya'ya dönüp "Bunu bile seviyor musun gerçekten?" diye sordu. Erya, Doğa'dan olan her şeyi severdi ve belki de Veyla'yı da başından beridir, Veyla'da sevilecek tek bir yan olmadığı zamanlarda bile sevmesinin nedeni buydu.
Garip sesler duymaya başladıklarında gözler lunaya döndü. Dört gözünün de yaşlandığını ve kırmızı, bir hayli pürüzlü derisinden kendisi kadar büyük yaşlar akmaya başladığını gördüklerinde daha da hayret ettiler. Yezitra "Konuşulanları anlayabiliyor, biraz duygusal bir luna." diye açıkladı.
Gölge, isterik bir şekilde gülerek alnını ovuştururken "Lunanın bile manyağına denk geliyoruz anasını satayım." diye sızlanıyordu.
Luna, ağlamaktan çok kükremeye benzer seslerle hıçkırmaya başladığında Erya, "Üzdünüz işte lunayı!" diye sızlandı. Yeşil gözleri büyüyle ışıldarken gökyüzüne uzanan ağaçlardan birinin dal ve yapraklarının sever gibi lunaya eğilmesini sağladı. Luna ellerinden birini gözlerine götürüp sildiğinde Veyla şaşkınlığını üstünde atıp tahtından kalktı. Lunaya yaklaşırken ne diyeceğini bilemiyordu. Karşısına dikildiğinde başını bir hayli kaldırması gerekmişti. Ellerini iki yanında kaldırıp omuz silktikten sonra "Yani..." diye ağzında geveledi. Daha öncesinde pek birini teselli etmediği gibi, hiçbir lunayı da teselli etmesi gerekmemişti.
"Özür dilerim falan filan?" dedikten sonra elini lunaya doğru uzattı. Gülümsemeye çalışıp "Şaka yapmıştık." dedi. Luna ıslak, siyah ve kocaman burnunu çekip dururken nefes alıp verdikçe yarattığı rüzgâr Veyla'nın saçlarını hareketlendiriyordu. Veyla'nın elini uzatmasıyla bir adım geri çekildi ve hep beraber sallandılar. Veyla "Çok hareket etmesen olur mu tatlı şey?" dediğinde 'tatlı şey' kısmına luna 'siktir oradan' der gibi baktı. Dört tane siktir çeken göze bakmak Veyla için hoş değildi. Bir de her eliyle orta parmağını gösterse, yaşayacağı hissi hayal edemiyordu.
Luna teselli olmayınca Veyla omzunun ardından hala tahtında oturan Gölge'ye "Sen de bir şey söylesene!" diye kızdı. Gölge elini alnından çekerek başını kaldırırken sırıtarak başını sallayıp "Nasıl yani?" diye sordu. "Luna mı teselli edeceğim?"
Veyla'nın uyaran bakışlarına karşı sıkkın bir nefes alıp verirken sırıtışı silinmişti. Ellerini tahtın kol kısımlarına yaslayarak kalktıktan sonra yavaş adımlarla yaklaştı. Yaklaştıkça başını kaldırarak Luna'ya bakarken "Daha kötü şeyler görmüştüm." diye şansını denediğinde luna tekrar burnunu çekti.
Veyla yanına varmış Gölge'ye "Hiç iyi gitmiyorsun." diye fısıldadı. Gölge, "Pardon hayatım, hiç devasa bir lunayı teselli etmem gerekmemişti." diye söylendi.
"Senin lunan da minikliğiyle bilinirdi zaten."
Gölge, eliyle lunayı gösterirken "Lan bu, Uğultu'yu taş gibi sektirir." dedi. Veyla gözlerini lunaya çevirme ihtiyacı duymadan hak verdi. "Senin kelebeklerin ve Yaratık'la da dişlerinin arasını temizler."
Veyla üfledikten sonra nasıl teselli edebileceklerini düşünür gibi bakarken bir durumu yeni fark etti. Bir anda gözleri irileşirken tekrar Gölge'ye döndü. "Hayatım?"
Gölge, hafifçe gülerek Veyla'ya baktı. Kadının kelimeyi sorgulamak için tekrar ettiğini bilse de, "Efendim güzelim?" dedi. Veyla'nın kaşı gözü oynayıp bir an kekeledi. Bir an ona söylemediği, sadece tekrar ederek sorduğu konusunda açıklama yapmaya çalışacak oldu ama sonra fayda etmeyeceğini düşünerek heyecanlı nefesini üfledi ve lunaya döndü. Adam alaylı bir cümle içerisinde 'hayatım' kelimesini kullanmıştı ama yine de o ses tonuyla söylediği her şey Veyla'nın hoşuna gittiği için, bu ise çok daha fazla gitmişti.
"Bak. Önceden çok iyiydim ama kötü olmak konusunda. Şimdi de iyi olmak konusunda çok kötüyüm. Yeni yeni alışmaya çalışıyorum, şansını zorlama. Şaka yaptık, hadi barışalım." dedikten sonra tekrar elini uzattı. Luna hareketsiz kaldığında Gölge omzunun ardını gösterip "Öğle yemeği olarak Thal'ı teklif etsek?" diye sordu.
Thal, isterik bir şekilde güldü. "Ben de siyah ölüm konusunda endişeliydim. Sağ ol Kral'ım, yine beni bir endişeden kurtardın. Meğer çok daha erken ölecekmişim." dediğinde Gölge teşekkürleri kabul ederek başını salladı. "Ne demek kardeşim. Halkıma hizmet etmek, benim görevim."
Luna küs kalmaya devam edince Veyla, "Thal iştahını açmadı galiba." dedikten sonra Valdris'i gösterdi. "Şurada da bin yıllık sevgilisine hala evlilik telifi etmeyen bir taş bükücümüz var. Tam ağzına layık." dedi. Veylaların üstüne bastığı taş zemin bir an hareketlendiğinde Veyla ters bir şekilde Valdris'e bakarken Valdris kaşlarını kaldırıp indirerek "Ama ben ölürsem, burayı kim sağlam tutacak Kraliçem?" diye şansını denedi.
Erya, "Ben ağaçlarla tutarım." dediğinde Valdris hayret ederek Erya'ya baktı. "Öleyim mi yani?"
Erya kollarını göğsünde birleştirip omuz silkerek bakışlarını kaçırdı. Valdris sıkkın nefesini üfledi. Hala araları düzelmemişti ama yakında düzelecekti. Veyla Valdris'e birkaç saniye daha ters bir şekilde baktıktan sonra gözlerini lunaya çevirdi. Birkaç adımla daha lunaya yaklaşmaya başladığında Gölge de kadınla birlikte yaklaşıp bir elini kadına yakın tuttu. Yezitra lunanın yeteneklerinden tam olarak bahsetmemişti ve bir anda saldırganlaşabilirdi.
Luna da Veyla'nın ne yaptığına bakarken Veyla'nın mor gözleri ışıldamaya başladı. Başta endişeliydi ama eli, lunanın pürüzlü tenine değdiğinde kendisine güvenmeye başladı. Daha öncesinde defalarca kez istese de istemese de Doğa'yla bağ kurmuştu. Büyüsünün sadece can yakabildiğini sanırdı, belli ki can bile verebiliyordu. Yaratık'sa bunun kanıtıydı. Baş Terra'ya göre, kelebekler de bunun kanıtıydı. Veyla nasıl kazandığını hatırlamıyordu ama benzeri bir şekilde olabilirdi. Lunanın kırmızı gözleri de mor büyüyle ışıldarken yüzündeki ve bedenindeki gerginlik dağıldı. Ağlaması kesilirken yavaşça alçalmaya başladı. Olabildiğince Veyla'ya doğru eğildikten sonra ellerinden en yakın olanları kadının kollarına doğru götürdü. Ellerinin büyüklüğü, bunu yapabilmesi için Gölge'nin çekilmesini gerektirmişti. Gölge kaşları hafifçe çatılmış, tetikte beklerken lunanın derdi zarar vermek değildi.
Veyla'nın büyüsü vücutları arasında parıldayarak dolaşırken kadın gülümsedi ve "Barıştık gibi duruyor." dedi. Luna uysal bir şekilde gözlerini kapatıp açarken başını daha da eğdi. Gölge'nin kaşları gevşerken ölüm kelebeğinin, aslında yaşam kelebeği olmasına şahit olduğu her an biraz daha hayran kalıyordu. Büyüsü belki de yaşatmaktı, o öldürmeye programlanmış, özünü bulana dek de öldürmüştü.
Veyla gözlerini, Gölge'ye çevirdi. Kaşlarını kaldırdığında Gölge, 'sen bilirsin' der gibi başını sağa doğru yatırıp doğrulturken hafifçe omuz silkti. Veyla gülümseyişini sürdürdü ve gözlerini şaşkın bir şekilde bakan Yezitra'ya çevirdi. "Hediyeni kabul ediyoruz." dedikten sonra tedirgin bir şekilde sırıtarak tekrar lunaya baktı. "Tabii onun için ayrı bir mıntıka inşa etmemiz gerekiyor sanırım ama halledeceğiz."
Luna, taş merdivenlerden dönene kadar Valdris büyüsüyle alanı sağlam tutmaya devam ettikten sonra gözlerindeki büyü söndü ve rahatlayarak nefesini üfledi. Veyla ve Gölge de tahtlarına dönmüştü. Veyla, gözlerini Gölge'den uzak tutarken parmaklarını tahtın kol kısmında gezdirerek oyalandığı birkaç saniyeden sonra yeni misafir gelmeden öylesine sohbet ediyormuş gibi "Bebeğim, derdin." dedi.
Gölge de iki elini de yasladığı tahtın kol kısmında keyifli bir ritim tutarken ıslık çalmayı bırakıp gözlerini Veyla'ya çevirdi. Veyla, Gölge'ye yakın olan tahtın kol kısmıyla oyalanırken başını hafifçe eğmişti. Saçları yüzünü örterek güzelliğine haksızlık ediyordu. Gölge, "Hala bebeğimsin." dedi ve saçları arasından kadının dudaklarının kıvrıldığını gördü. Gölge yamuk bir şekilde sırıtırken Veyla hala ona bakmıyordu.
"Güze...
"Hala güzelimsin."
Veyla saçlarını omuzlarından geriye iterken başını kaldırarak Gölge'ye baktı. Geniş bir gülümseme eşliğinde gözlerini kırpıştırdı. Gölge'nin yamuk sırıtışı da geniş bir sırıtışa dönüştü ve gözlerini kısarak Veyla'dan almadan önce "E tabi, birkaç ünvan daha kazandın." dedi. Gölge merdivenlerden yeni çıkan misafirlere bakarken Veyla'nın tekrar gözleri irileşti. Yahtında hafifçe doğrulup sol bacağını, sağ bacağının üstüne doğru atarak tahtta Gölge'ye döndü. Sesi incelirken son heceyi uzatarak "Mesela?" diye sordu. Biri 'hayatım'sa, diğerleri neydi? Alayla değil, gerçekten mi 'hayatım' demişti?
Gölge ellerini iki yanında kaldırıp Veyla'nın sürdürmek istediği sohbetten kaçmanın getirdiği keyifle "Hoş geldiniz." dediğinde Veyla üfleyip "Şey, gidin birkaç dakika sonra hoş gelin." diyerek misafirlere döndü. Misafir kadın ve adam merdivenlere doğru gerileyecek gibi olduğunda Gölge, "Senin işin varsa, ben ilgilenirim bebeğim." diyerek Veyla'ya baktı. Veyla yerinde rahatsızca kıpırdanıp işaret parmağını aralarında gezdirerek "İkimizin işi var. Konuşuyorduk ya." diye fısıldadı.
Gölge, kaşlarını kaldırarak Veyla'nın içinden 'pislik' diyeceği sinir bozuculukla gözlerini kırpıştırırken bir o kadar da yakışıklı görünerek Veyla'nın içini yakıyordu. Keyifle "Ne hakkında?" diye sordu.
Veyla, "Hani..." dedikten sonra dudağını yalayıp ne diyeceğini düşünmeye başladı. Gölge'nin gözleri bir anlığına kadının dudaklarına indikten sonra iç çekerek gözlerini yükseltti ve o an kadına ne istiyorsa vermek istedi ama kadınla uğraşmak da keyifliydi.
"Hani ünvan falan?"
Gölge'nin gözleri kısılırken "Hatırlayamadım hiç." dedi.
Veyla'nın çenesi kasılırken uyararak baktı ve "Üç saniye önce yaşandı." dedi.
Gölge çenesinin ucuyla Veyla'yı gösterdi. "Bazen aklım gidiyor."
Veyla, bunu derken bizzat onu gösteren Gölge'ye 'Bana mı?' diye sormak istedi ama mavi gözleri cevabı veriyordu. Gülümseyen dudağının kenarını kemirerek tekrar tahta yaslandı ve gözlerini misafire çevirdi. Üstüne gitse de adam Veyla'yla uğraştığı için istediğini vermeyecekti ama o sırada bile Veyla'nın hoşuna giden bir şeyler söylemeyi başardığı için Veyla konuyu baş başa kaldıkları bir ana bıraktı. Bunu düşünmekle birlikte Veyla'nın içi heyecanla titredi. Gerçi baş başa kaldıkları ilk an konuşmaya pek vakit bulamayabilirlerdi...
Gölge'nin de aklından Veyla'yı heyecanlandıracak şeyler geçerken derin bir nefes alıp verdi ve güçlükle gözlerini Veyla'dan alıp yeni misafirlere çevirdi. Su çağıran bir çift, mavi uçuş uçuş kıyafetleriyle Gölge ve Veyla'ya yakınlaştı ve geniş gülümsemeleri eşliğinde reverans yaparak "Tebrik ederiz Gölge Kral ve Kraliçe Veyla." dediler.
"Aşkınızın evlilikle taçlandığını görmek ne hoş."
Veyla, 'bizde işler biraz karışık ilerledi' diye düşünürken gülümsemeye çalıştı. Gölge de başıyla teşekkür etti. "Şarkılarınız bizim şehirlerimize kadar ulaşmıştı."
Erkek olan, "Hani bir tanesi..." diyerek parmaklarını şıklattı ve hatırlamaya çalıştı. Çabası sürerken mavi sakallarını kaşıyarak gözlerini karısına çevirdi. Karısı, "Limonata..." diye başladığı gibi adam "Hah." diyerek bakışlarını Veylalara çevirdi ve ellerini iki yanında kaldırdı.
Veyla'nın gülümsemesi garip bir hal alırken "Şimdi şarkı mı söyleyecek?" diye mırıldandı.
Gölge ise başka bir detaya takılmıştı. "Bize ve limonataya dair bir şarkı mı var?"
Adam, şarkının ritmiyle bir sağa, bir sola yönelirken "Limonata gibi yüz ekşitir aşk, eğer onlar değilsen." diye söylemeye başladı.
Gölge, sırıtıp elini 'yeter' der gibi sallarken adam görmeyerek söylemeye devam etti ve hatta karısı da daha ince bir tondan şarkıya eşlik etmeye başladı. "Onlar, acı biber yerken gülümser, ateşi kucaklar."
Veyla, "Bir manav mı yazmış?" diye sorarken karı koca dans etmeye başlamışlardı. "Tuzlu bir okyanusu içer gibi, sıcak bir mısırı ısırır gibi..."
"Manav değilse bile karnı aç bir ibne yazmış."
"...Şekeri pek kaçmış bir kurabiyeyi yer gibi ama mutlulukla, cesaretle karşılarlar..."
Veyla, konuyla bağlantısız Gölge'ye bakarak "Hala mısır üreten topraklar var mı?" diye sordu. Siyah ölüm yüzünden üretim bir hayli duraksamadaydı. Nixsus da kendi topraklarının imkân verdiği meyve sebzeleri üretebiliyordu ve Veyla hiç mısır görmemişti.
Gölge, Valdris'e bakıp "Git mısır bul." dedi. Veyla canı çekmiş gibi bakmıştı.
Valdris, artık pek bulunmadığını bildiği için tedirgin bir şekilde gülümseyip "Ama nasıl bulayım Kral'ım?" diye sordu. Gölge, bir şeyin yapılmasını emrettiğinde soru sorulmasını sevmezdi.
Gölge, "İlk yapman gerekeni söyleyebilirim." dediğinde Valdris, kaşlarını kaldırdı.
"Önce işe..." dedikten sonra sırıtarak merdivenleri gösterdi. "Siktirip giderek başla."
Valdris sıkkın bir nefes aldıktan sonra başını onaylar şekilde sallayarak merdivenlere yöneldi. Thal'ı da ensesinden tuttuğu gibi yakalayıp yanına çekti. "Büyümün bir şeyleri bulmak, yapmak olduğunu düşünüyor. 'Şunu yap Valdris.', 'Nasıl yapayım Kral'ım?', 'Siktirip giderek yap'."
Sessizlik oluştuğunda merdivenlerin başında tedirgin bir şekilde sırıtarak Kral'ına baktı. "Bir saate kalmaz elinizde olur Kral'ım."
Gölge, "O kadar sürmesin." dediğinde Valdris içinden sövüyor olsa da başını onaylar şekilde sallayarak ilerlemeye devam etti. Omzunun ardından Erya'ya bakıp "Sen bir şey istiyor musun aşkım?" diye sordu.
Erya, "Ne istediğimi Gölge Kral söyledi." dediğinde Valdris "Sen de mi mısır?" diye sordu. Erya şirince sırıttıktan sonra yavaşça sırıtışını sildi ve "Hayır." dedi. Valdris anladığı gibi suratı düşerken Gölge kahkaha attı. Veyla da anlayarak gülerken Erya'yı tebrik eden bir öpücük attı. Erya, Gölge'nin de dediği gibi Valdris'in 'siktirip gitmesini' istiyordu.
Gölge, "Seni terfi ettiriyorum." diyerek Erya'yı gösterdiğinde Erya, "Valdris'i mahzene atmaya yetkim var mı artık?" diye sordu.
Gölge, "Belasını bile sikebilirsin, sonsuz yetki tanıyorum sana." dedi. "Ama önce mısırı getirsin." diye ekleme ihtiyacı hissetti çünkü Erya hemen gidip onu mahzene attıracakmış gibi hareketlenmişti. Erya başını onaylar şekilde sallayarak yerine geçti. Valdris, söylenerek gitse de gerçekten büyüsü 'her şeyi bulmak, yapmak' gibiydi. Gölge'nin emrettiği her şeyi bir şekilde yapmanın yolunu buluyordu. Ondan daha güçlü büyüye sahip olanlar olmasına rağmen baş savaşçının Valdris olmasının bir sebebi de buydu.
Misafirler, şarkı söylemeyi bırakmış, tüm Nix yarım küresinde korkulan Nixsus Krallığı'nın en yetkili kişilerinin hiç de korkutucu olmayan sohbetlerini izlerken şaşırmışlardı. Bu misafirliğin daha gergin ve tehlikeli geçeceğini sanmışlardı. Özellikle de, uçtuğu yere ölüm götürdüğü efsane olarak kulaklarda dolaşan uğursuz kelebek Veyla Aldar, artık Karanir hiç de canavara benzemiyordu.
Veyla Gölge'ye dönüp "Valdris'i infaz ettirebilir miyim?" diye sordu.
Gölge gözlerini bir anlığına Erya'ya çevirip şu anlık dinlemediğine emin olduktan sonra Veyla'ya doğru eğilerek "Yapacak." diye fısıldadı.
Veyla kaşlarını kaldırdığında Gölge Veyla'nın sol elini gösterdi. Veyla sol elinde, Gölge'nin taktığı yüzüğe bakarken anlamaya başladı. Anladıkça yüzü aydınlanırken gözleri Gölge'ye yükseldi. "Gerçekten mi? Öyle mi söyledi?"
Gölge yavaşça başını onaylar şekilde salladı. "Ayarlıyoruz bir şeyler. Sürpriz olacak, Erya'ya belli etme."
Veyla kelebeklerini geri çağırdığında Gölge kahkaha attı. "Kızım, bir saniye duramadın mı?"
Erya, yanına kadar gelip geri dönen kelebeklere sorgulayarak baktığında Veyla omzunun ardından, tahtın soluna doğru eğilip "Yok bir şey, yok. İşine bak." dedikten sonra tekrar Gölge'ye döndü. Heyecanla kıpırdanırken elleri birbirine kavuştu. "Ne zaman? Ne zaman?"
Gölge, kadının sevimli heyecanına bakarken sırıtışı derin bir anlam sahibi oluyordu. "Kıyamet kopmadan önce." dediğinde Veyla gülüp "Mantıklı bir zamanlama." dedi. "Sürpriz ve romantik bir teklif mi olacak yani?" dedikten sonra sırıtışı hafifçe silindi. "Ben de Drithar'la aynı anda öğrenmiştim, çok romantikti."
Gölge kadının bu yönde bir beklenti duymayacak kadar romantizmden uzak olduğunu düşündüğü için şaşkın bir şekilde güldü. "Güzelim, romantik sayılmaz tabii ama..." dedikten sonra haksızlık yapılmasını istemez gibi işaret parmağını kaldırdı. "Asla sürpriz olmadığını söyleyemezsin."
Orası doğruydu. Veyla hayatının şokunu yaşamıştı, o yüzden reddetmedi. "Evet. Sonra da yüzüme doğru 'istesen de istemesen de bu evlilik olacak' diye bağırmıştın mesela, orada senden çok elektrik almıştım." diye söylenmeye devam etti. Gölge, "Buna inanırım işte." dediğinde Veyla ters bir şekilde başını sallarken kaşlarını kaldırdı. Gölge muzip bir sırıtışla "Benden çok elektrik aldığına." dediğinde Veyla yüzünü buruşturup onaylamaz bir ses çıkarttı. "Evet defalarca kez elektrik büyünle beni çarptın. Ondan bahsediyorsun herhalde."
Gölge, kadının canını yaktığı anları hatırladığı için iç çektikten sonra "Sen romantiklik mi istiyorsun?" diye sordu.
Veyla, omuz silkip hiç istemiyormuş gibi "Yoo..." dediğinde Gölge başını onaylar şekilde sallayarak "İstediğini alacaksın." dedi.
Veyla, "İstediğimden değil." dediğinde Gölge başını tekrar sallayıp "Elektrik manyağı edeceğim seni." dedi. Veyla, "Bu sefer söz konusu büyün değil galiba." diye mırıldanırken sesi içine kaçmıştı. Kavga ederken bile aralarındaki çekim baş gösteriyordu, bir de romantik anlar yaşasalar Veyla bir değil beş altı varise sahip olurdu.
Gölge, "Titreyeceksin." derken sesi derinleşmiş, bakışı yoğunlaşmıştı. Dudaklarında muzip bir sırıtış olsa da kadının kollarında titrediği anları hatırladığı için kendisi de etkilenmişti. "Ama büyümle değil."
Veyla'nın şimdiden sesi titremeye başlarken "O kadar da kolay değil." dediğinde Gölge sırıtışında dudağının kenarını yalayarak kaşlarını kaldırdı. Alayla 'Gerçekten mi?' diye sorar gibiydi. Gözlerine ateş düştü ve başıyla malikâneyi gösterdi. "Biraz mola verelim mi güzelim?"
Veyla kalbine düşen heyecanla hızla misafirlere dönüp sesini yükselterek "Tebriklerinizi kabul ediyoruz." dedi. Bir an varlıkları unutmuştu ve kendi aralarında konuşsalar da misafirleri ne kadarını duymuştu, emin değildi. "Şarkı gösteriniz de bizi bizden aldı. Sıradakiler gelsin hemen. Sabaha kadar misafir ağırlamak istiyorum."
Gölge ensesini ovuşturarak gülerken misafir kadın ve adam, "Bir de hediyemiz var. Umarım kabul edersiniz." dedi.
Veyla, "Umarım limonata değildir." diye mırıldanırken kadın ve adam iki yana doğru uzaklaşarak kollarını merdivenlere kaldırdı. Merdivenlerden üç kadın, üç erkek, ilgi çekici derecede açık ve gösterişli kıyafetlerle çıkarken Veylaların gözleri sorgulayarak su çağıran kadın ve adamda gezindi.
"Eğer kabul ederseniz, gecenizi renklendirecekler."
Gölge, tehditkâr bir şekilde sırıtıp "Derken?" diye sordu. O sıra Uğultu'yu çağırmasına dair emir vermek üzere bir savaşçısına eliyle yaklaşmasını işaret etmişti. Su çağıran şehir yöneticileri Gölge'nin isterik gerginliğini fark ettikleri için hızla "Danslarıyla." diye ekledi. Gölge elini kaldırarak yaklaşan savaşçısını durdururken "Az daha ben de sizin gecenizi renklendiriyordum." dedi.
Su çağıranlar tedirgin bir şekilde güldü. Çoğu Xalia, açık ilişki yaşardı ama belli ki Nixsus Kral ve Kraliçe'si öyle değildi. "Yok Gölge Kral, bizi yanlış anladınız."
Veyla, alayla "Nesiniz siz sanat şehri mi?" diye sorarken en azından dansların, şarkılarından başarılı olmasını umdu. Kral ve Kraliçeleri şarkı söylüyordu, halkı dans ediyordu. "Temennimiz, memnun kalmanız yönünde."
Şarkı çalmaya başladığında ve Xalialar hareketlendiğinde Veyla gergin hissetmeye başlayarak kadınlara baktı. Bu şehre ilk geldiğin günlerden, yakın zamanlara kadar Gölge'nin düzenlediği âlemleri biliyordu. Herhangi bir anında bile yanından, kucağından kadınlar, içkiler eksilmiyordu. Aslında Veyla kıskançlığını bir kenara bırakıp son aylar boyunca aklını kullansa, Gölge'nin ne kadar değiştiğini daha erken fark ederdi ama kıskançlıktan gözü körleşmişti. Gölge, eski alışkanlıklarını sürdürmüyor, peşinde, kucağında kadın taşımıyor, âlemler düzenlemiyordu. Gerçekten aylardır sadece Veyla'ya dokunuyordu. Kaldı ki Veyla'ya da yeni dokunabilmeye başlamıştı. Bu eğlence ve zevk dolu hayata bu kadar alıştıktan sonra nasıl sadece Veyla'yı istemeye başlayabilmişti? Veyla'nın içindeki gerginliğe heyecan eşlik etmeye başlamıştı. Gerçekten Veyla'ya âşık gibi görünüyordu... Söyler miydi? Sesli de dile getirir miydi? Bu su çağıran şehir yöneticileri de, Gölge'nin namını duydukları için böyle bir hediye tercih etmiş olmalılardı.
Xalialar şarkının ritmiyle oldukça ilgi çekici olan danslarını sürdürürken Veyla sadece kadınlara bakıyordu. Dönüp Gölge'nin de onları izleyip izlemediğine bakmak istiyordu ama izlediğini, hatta memnun kalarak izlediğini görürse hayal kırıklığına uğrayacağını biliyordu. Veyla'ya defalarca kez 'Zenith'in en güzel kadını' denmişti. Gölge nefret ederken bile 'Zenith üzerinde seni arzulamayacak adam yok' demişti ama Veyla yine de başka kadınların güzelliklerini, Gölge'nin gözlerinden kıskanıyor gibi hissediyordu. Gölge sessiz yaklaştığı için Veyla da dansın sonlanmasını emretmiyordu.
Veyla bir cesaretle gözlerini Gölge'ye çevirdiğinde Gölge'nin kendisini izlediğini gördü. Kaşları yavaşça kalkarken dudakları şaşkınlığın geciktirdiği bir gülümsemeyle kıvrıldı. Veyla, adamları değil sadece kadınları, Gölge ise sadece Veyla'yı izlemişti.
Gürültülü şarkı ve dans sürerken Veyla, "Hediyeyi beğenmedin mi?" diye sordu. Gölge yavaşça dilini şaklatırken çenesini de onaylamaz gibi kaldırıp indirmişti. Gölge, Veyla şehre ilk geldiğinde kadının dans edişini izlemişti ve bir daha, ne âlem kurarsa kursun başka kadınlar o kadar da güzel görünmemişti. Sonra zaten Gölge'nin gözleri zamanla, diğer kadınlarda 'güzellik' diye bir şey görememişti.
"Böyle âlemleri, dansları seviyorsun sanıyordum."
Gölge, "Severim." dediğinde Veyla'nın gülümsemesi hafifçe silindi ve gözleri hızla savaşmak üzereymiş gibi kısıldı. Gölge hafifçe güldü. Kadın, Gölge'yle hem savaşıyor, hem sevişiyor ve ikisine de hızla adapte olabiliyordu. Önceden kendi için savaşırken, artık Gölge için savaşır gibiydi.
"Eğer dans eden sensen."
Kadının yüzündeki değişimi afiyetle izledi. Gölge göz kırpıp "Kıskanmana gerek yok." dediğinde Veyla, "Adamlar daha cümleyi bitirmeden infazlarına karar vermek üzere olan sendin." diye hatırlattı.
Gölge başını onaylar şekilde salladı. "Seni kıskanıyorum." Veyla, kafasında adamdan beş çocuk sahibi olurken Gölge "Bunu gizlemiyorum." dedi. "Ama sen de beni kıskanıyorsun." diyerek kadını gösterdi ve sırıtışında alt dudağını ısırdı. Kadına bir keresinde Yıldat'ı kıskanmadığı için âşık olmadığını, Veyla gibi birinin sessiz sakin bir âşık olamayacağını söylemişti ve kadının onu kıskandığını itiraf etmesi Gölge'nin gözünde aşk itirafı gibiydi. Veyla açıkça itiraf etmiyor ama artık fazlasıyla belli ediyordu.
"Sana, 'ben kıskanç bir kadın değilim, kimseyi kıskanmam' deyip durduğun zamanlarda 'sen tutkulu bir kadınsın ve aşkı da böyle sakince yaşayamazsın' demiştim."
Veyla'nın gözleri irileşir dudakları aralanırken adamın cesaretle dudaklarından döktüğü 'aşk' kelimesi, Veyla'nın kalbine ateş düşürmüştü. Ateş büyüklüğünü, göğsüne düşürenden alıyordu.
Veyla, adam bile henüz kendi aşkını dile getirmemişken asla kabul edemeyeceği için "Kral'ımı başkalarıyla paylaşmak istemiyorum, bu kadar." diye diretti. Kaldı ki, Baş Terra Veyla'nın ihanet edeceğinden bahsetmesinin ardından hamile kalması gerektiğinden de bahsetmişti ve Veyla, hangi öngörüye göre hareket etmesi gerektiğini bilememişti. Gölge'ye ihanet etmek istemediği için açıkça hislerini itiraf etmeden önce Konsey'den kurtulmak istiyordu ama bu süreçte de adamla yakınlaşmadan da duramıyordu. Baş başa kalsalar ve adam sevişmek için harekete geçse, Veyla, şüphesiz karşılık vereceğini biliyordu ama en azından adama 'sana aşığım' deyip de sonradan ihaneti ortaya çıksın istemiyordu. Yine de, hiçbir şeyin kontrolü altında olmadığının da farkındaydı.
Gölge, "Beni paylaşmak istemiyorsan, başkasıyla sevişmesem senin için yetiyor yani?" diye sordu.
Veyla, "Evet." dedi. Gölge bakmadan kadınları gösterip "Onları izlesem rahatsız olmaz mısın?" diye sordu. Veyla hafifçe omuz silktiğinde Gölge, "Odamda, sen yokken?" diye soruyu zorlaştırdı. Veyla yutkundu ve tekrar omuz silkti ama bu sefer oldukça yavaş kalmıştı.
"Sevişmediğin sürece beni ilgilendirmiyor."
Gölge, "Kapıma 'kıskanıyorum' diye geleceksin, demiştim ya." dediğinde Veyla o anı hatırlayarak dudağının kenarını kemirdi ve çaresizce başını onaylar şekilde salladı. "O gece bu gece bebeğim."
Veyla hemen sırtını tahttan ayırıp hafifçe Gölge'ye dönerken "Gölge saçma sapan inatlaşma." dedi. "Ben adamları odama dans etmeye..."
"Hayır."
Veyla ters bir şekilde "Ee?" diye sordu.
Gölge, "Ben senin gibi 'umurumda değil' demiyorum kızım. Ben hatta 'köpek gibi kıskanıyorum' diyorum." dediğinde Veyla gerginleşen Gölge'ye karşı bir hayli yumuşadığı gibi onu da yumuşatmak istedi ama adam çoktan kızgın bakıyordu. "Umursamadığını iddia eden sensin. İddiayı kazanacak olan da benim."
Veyla, "Saçma sapan bir iddiaydı." diye direndi. Gölge, şirin sırıtışında gözlerini kırpıştırdı. "Karşılığında ne isteyeceğimi biliyorum."
Veyla, adamın ne isteyeceğine ayrı gerilip heyecanlandı çünkü Veyla da şu an bahis oynayacak olsa, adamın kazanacağına oynardı. "Bu gece kapına gelmezsem halkının önünde bana diz çökecek misin?" diye sordu.
Gölge kadının çırpınışına karşı hafifçe güldü. "Bu artık benim için zor bir şey mi, sanıyorsun? Ne istiyorsan iste." derken ellerini iki yanında kaldırıp "Her şeye varım." dedi. Veyla'nın gözleri kısıldı ve nefesini burnundan üfledi. Adam da o kadar kazanacağından emindi ki, hiç çekinmiyordu. Aslında... Kaybetse bile Veyla'nın önünde diz çökmekten de çekinmiyordu.
Veyla kötü kötü bakmak dışında sessiz kaldığında Gölge'nin keyfi arttı. "Şimdi kabul et, hiç uğraşmayalım."
Veyla, "Niye üstüme geliyorsun?" diye sorduğunda Gölge "Çünkü duymak istiyorum." dedi. Gölge kadına karşı cesur yaklaşıyordu ama kadının dudaklarındaki mühür daha nadir çözülüyordu. Kıyamet kapıdaydı ve Gölge Veyla'yı her geçen gün daha fazla yaşamak için sabırsızdı.
Veyla kollarını göğsünde birleştirip nefesini üfleyerek sırtını tahta yasladı ve hala dans eden kadınlara baktı. Şimdi yanında Veyla varken Gölge dönüp bakmamıştı ama baş başa kaldıklarında kadınlar da daha cesur davranır mıydı?
Dans ederlerken adamlar koreografi gereği Veyla'ya yakınlaşır gibi olduklarında aralarındaki yola mavi büyüyle bir barikat yükseldi ve Gölge başıyla gerilemelerini işaret etti. Adamlar endişeyle gerilerken dans eden ayakları birbirine karışmıştı. Veyla gözlerini devirip kadınlara baktı. Veyla da onları mor büyüyle sarsa, sarmalasa iddiayı kaybetmiş mi olurdu?
"Dansa odamda devam edelim."
Gölge tahttan kalktığında Veyla'nın gözleri kapanırken sinirli bir nefes alıp verdi ve vücudu kasıldı. Belki adam konuyu sürdürmez diye ummuştu ama Gölge kararlı görünüyordu. Veyla'yı köşeye sıkıştırmadan da karşılık alamadığını öğrenmişti. Veyla kuyruğuna basılmadıkça bile değil, kuyruğu yeterince acımadıkça dökülmüyordu.
Veyla gözlerini aralayıp son bir şans tanır gibi tepesinden ona bakan Gölge'ye baktı. Sırıtmaya çalışıp "İyi eğlenceler." dedi.
Gölge, başını onaylamaz bir şekilde sallarken keyfi silinmemiş, aksine artmıştı. "Birazdan görüşürüz karıcım."
Veyla sırtını tahttan ayırıp kollarını çözerek ayağa kalkarken "Gelmeyeceğim." dedi. Gölge, aralarındaki boy ve güç farkına rağmen diklenen Veyla'ya sırıtışını yalayarak baktıktan sonra "Özletme kendini, bekliyorum." diyerek hareketlendi. Veyla ardından bakarken ayağını yere vurup sinirle inledi. Gölge kadına bakmadan elini kaldırıp veda eder gibi salladı. "Öptüm bebeğim."
"Ben öpmüyorum!"
Gölge, alayla "Buna hiç şahit olmadım." dediğinde Veyla'nın gözleri büyüyle ışıldasa da adam merdivenlerden indiği ve Veyla yüksekte kaldığı için gözden kaybolmuştu. Veyla sinirden titreyen elleriyle yüzünü sıvazladı. Hiç şahit olmamışmış! Olmazdı tabi... Adam her öptüğünde Veyla karşılık veriyordu...
Yanına gelen Erya, "Ben artık birbirinize sinirlendiğiniz bir anda kıyamet yaratacağınızdan çok eminim." dediğinde Veyla ellerini yüzünden çekerek ona baktı. Erya, "Kabul etsene adamı kıskandığını artık. Sevişiyorsunuz, el ele tutuşuyorsunuz, flörtleşiyorsunuz. Resmen sevgili gibisiniz, hala kıskandığını mı saklayacaksın?" diye sordu.
"Aşkla bağdaştırdı!"
"E tamam. Âşıksın zaten."
Veyla, "O bana itiraf etmedi ama!" dediğinde Erya, "Bizzat dinledim. Seni köpek gibi kıskandığını söyledi. Madem kıskançlığı, aşkla bağdaştırıyor, nasıl itiraf etmedi?" dedi. Veyla düşünceli bakarken Erya kadının kafasına yavaşça vurduktan sonra hızla gözleri bir başkası gördü mü diye etrafta gezindi. Kraliçe'yle arkadaş olabilirdi ama halkın etrafında ona ismiyle bile seslenmez, saygısını korurdu. Veyla başını ovuştururken "Ama açıkça söylemedi..." dedi.
Erya'nın gözleri kısılırken "Sen gerçekten nankörsün." dediğinde Veyla üfledi.
"Adam senin için şehrini de geçti Zenith'i yakacak, hala 'itiraf etmedi' diyorsun. Kıyametin ortasında aşk yaşıyorsunuz, her gün başka olay oluyor, söyler bir ara onu da. Doğru zaman ve ortamı bekliyordur, belki de senin aşkından emin olmayı bekliyordur. Dengesizliğinden çekiniyordur. Bir sürü sebebi olabilir."
Veyla, "İtiraf edersem resmen beraber olmaya başlamaz mıyız?" diye çekincesini dile getirdiğinde, Erya kadının niye hala bundan çekindiğini anlayamadı.
"Sen beraber olmadığınızı mı sanıyorsun?"
Veyla ne diyeceğini bilemediğinde Erya, "Valdris yanımıza gelince ilk kimin yanına gidiyor?" diye sorduktan sonra kendi kendine gözlerini devirdi. "Şu an ona kızgınım ama maalesef ki onu örnek vermeliyim."
Veyla gülümsedi. Yakında Valdris'e karşı kızgınlığından eser kalmayacaktı. Veyla, "Senin." dedi. Erya, "Gölge kimin yanına gidiyor?" diye sordu.
Veyla'nın gülümseyişi genişledi. "Benim."
"Valdris kimin elini tutuyor?"
Veyla cevap vermedi, cevap vermesine gerek de yoktu. Cevabı sevgilisi Erya olan her soru Gölge'ye yöneltildiğinde ve akla Veyla geldiğinde, zaten şu anda da sevgili gibi bir şey oldukları anlaşılıyordu. "Valdris kimi öpüyor? Kiminle sevişiyor..." derken kızı koluyla dürterken gülünce Veyla da güldü. "Kiminle uyuyor? Kim kızınca gönlünü almaya çalışıyor? Kimi kıskanıyor? Kimi korumak istiyor, kimin üstüne titriyor?" dedikten sonra kendisi için de gülümseyip "Seviyor beni galiba bu adam." dedi. Veyla gülerken "Ben Gölge'nin sevgisini duymadan kabul etmiyorum diye kızıyorsun, senin kaç yıllık sevgilin yeni mi fark ediyorsun?" diye alayla sordu.
Erya "Tekrar fark etmek hoşuma gidiyor." dedikten sonra tekrar yüzündeki gülümseyişi sildi ve Veyla'yı merdivenlere ittirdi. "Özletme kendini, dedi giderken. Git, özletme."
Veyla merdivenlere doğru gitse de, "Ama inat, iddia için bile olsa odasına dans eden kadınları aldığı için onu mahvedeceğim." diye söyleniyordu. Yumruklarını ovuşturdu çünkü ona büyüsüyle zarar veremiyordu. Adamı tartakladığında ise sonradan pişman oluyordu ama içinde bir öfke büyüyordu. Ne demekti yani dansçı kadınları alıp odaya gitmek? Baş başa kalmak?
Merdivenlerin başında, savaşçıların eşlik ettiği bir adam başını saygıyla eğdikten sonra "Nixsus Kraliçe'si, eğer uygunsanız ben de hediyemi takdim etmek istiyorum." dedi.
Veyla, "Başka zaman." diyerek hareketlendiğinde adam, "Ama hediyemi görmek isteyeceğinize eminim." dediği için duraksadı ve ardına doğru döndü. Adamın gözlerinin neredeyse göz bebekleriyle bütünleşecek kadar saydam olduğunu görünce derin bir nefes alıp verdi. Adamın büyüsü görünmez olmaktı ve bu kadar emin konuştuğuna göre Andri'yle bir ilgisi vardı. Başka şehrin yöneticisi ya da önemli kimselerinden biri olsa gerek, tebrik ve hediye takdimi ile gelmişti. Kral gittiği için bugünlük hediye kabulü kesilse de bu adamın ısrarı da, Veyla'nın düşüncelerini destekliyordu.
Erya da merakla yanlarında durduğunda Veyla başıyla işaret verip "Sen devam edebilirsin." dedi. Erya, "Dansçıları durdurayım mı?" diye sorduğunda Veyla, "Ben halledeceğim." dedi. Erya'nın gidişiyle Gölge durmazdı. Bizzat kadını kapısına bekliyordu, kendi de söylemişti.
Erya uzaklaştığında Veyla, adamın uzattığı hediyeyi aldı. Hediye, bir cam küresiydi. Kurmalı, döndürdükçe cam küresinin içindeki görüntünün hareketlendiği bir eşyaydı. İçinde ormanda koşan birkaç luna vardı ve henüz hareketli olmadığından müzik de yoktu. Veyla, eşyanın bir önemi olmadığını bilerek yavaşça altını çevirdi ve görmeyi beklediği görüntüyü gördü. Cam kürenin altına yazılan küçük notta, 'Malikâneye alınmamı sağla' yazıyordu. Veyla yazıya bakarken savaşçılara, "Beyefendiyi bizzat malikânede ağırlayacağız." dedikten sonra başını kaldırıp duyduğundan memnun kalan adama baktı. Adam keyifle gülümserken Veyla da gülümsedikten sonra merdivenlere döndü ve merdivenlerin ilerisindeki Andri'yle göz göze geldi. Andri başını onaylar şekilde salladı ve ağaçların ardından gözden kayboldu.
**
"Andri köşeye sıkıştığı için kutlamalar vesilesiyle şehre gelen belirli isimlerin şehirde kalmasını sağlamanı istiyorlar."
Veyla, kurduğu cam küresindeki hareketlenmeyi izlerken ıslık çalarak müziğe eşlik ediyordu. Oturduğu koltukta ayaklarını sehpaya uzatmış, bir yandan da karşısında dikilmiş adamın anlattıklarını dinliyordu. Valdris'in getirdiği mısırı az önce yemişti ve tadı keyfini yerine getirmişti.
"Beni de malikâne savaşçılarından biri yapmalıymışsın."
Veyla, cam küreyi aralarında kaldırıp ardından adama bakarken "Şu kuşun nasıl uçtuğuna bak. Sen de böyle uçmak istemez miydin?" diye sordu. Adam anlayamasa da Veyla'nın namını duyduğu için ters davranmadı ve "Evet, fena olmazdı." dedi.
Veyla cam küreyi indirip tekrar kurarken "Ne olmak istersin?" diye sordu.
Adamın kaşları çatılırken başta kekeleyerek "Bu kadar kolay mı?" diye sorguladı. Veyla'nın ilgisi hala hareket eden luna şekillerindeyken başını onaylar şekilde salladı. "Seni bu malikânede istediğin her makama ulaştırabilirim."
"Başkalarının dedikleri gibi, Kral'ın aklını başından almış olmalısın."
Veyla'nın dudakları kıvrıldı. "Sadece başkaları demiyor." dedikten sonra başını kaldırıp adama baktı. "Kral da öyle söylüyor."
Adam, "Konsey hizmetin için minnettar." dedi. "İlgi çekmeyeceğim bir ünvan yeter. Mıntıka kontrol ekibinden olabilirim. Diğer isimler de bunlar..." dedikten sonra cebinden çıkarttığı kâğıdı Veyla'ya uzattı. Veyla isimlerde gözlerini gezdirdikten sonra elindeki kâğıdı hiç var olmamış gibi büyüyle yok etti. "... bu isimlerin önümüzdeki günlerde şehre yerleşmelerinin tamamlanmasını emrettiler. En az birinin, Terra mıntıkasına yerleştirilmesini istiyorlar."
Veyla, Konsey'in, Terra mıntıkasında hapsedilmiş olan Esved'i bilip bilmediğini düşünürken "Hayhay." dedi. "Kusura bakma, soramadım. Bir şey içmek ister misin?"
Adam, bahsedilen ölüm kelebeğiyle bu kadının aynı kişi olup olmadığından emin olamadı. Konsey bile uyarmıştı ama bu kadın gayet ılıman yaklaşıyordu. "Calin iyi olabilir. Nixsus dışında pek bulunmuyor."
Veyla, "Tabii..." diyerek ayaklarını sehpadan çekti ve ayaklandı. Cam küresini de taşımaya devam ederek vitrine yöneldi ve cam kapağını açıp içinden bir calin şişesi alarak geri kapattı. Adam, Veyla hareket ettikçe vücudunu da çevirerek gözleriyle takip ederken şimdi de kendisine yaklaşmasını izledi. Bahsedildiği kadar güzel bir kadındı.
"Bir de, eğer hamile kaldıysan herkese duyurmanı, böylelikle onların da haberdar olmasını istediler."
Veyla, "Çalışmalara özenle devam ediyoruz." derken adamın karşısına varmıştı. "Bizi şehre yerleştirmenin ardından saldırılar sıklaşacak. Bir an önce hamile kalman gerektiği söylendi."
Veyla, "İsmin neydi?" diye sordu. Adam, "Koruhan." dediğinde Veyla, "Koruhan..." dedikten sonra samimi bir şekilde sırıttı ve gözlerini kırpıştırdı. "Sen böyle şeyleri dert edinme. Calinin keyfini çıkar."
Adam da sırıtarak caline elini uzattığı sırada Veyla şişeyi kafasına geçirdiğinde acıyla inleyerek sağa doğru savruldu. "Ne yap..."
Veyla büyüsüyle adamı havaya doğru kaldırırken kırılmış şişenin tuzla buz olmuş camlarını çiğneyerek adama doğru ilerlemeye başladı. "Seni mıntıka kontrol ekibi şefi yapıyorum." derken böyle bir ünvanın olup olmadığını bile bilmiyordu ama yoksa bile tam olarak şu an oluşturmuştu. Veyla ilerledikçe adam da cama doğru büyüyle süzülürken acıyla kıvranıyordu. Kurtulmaya çalışamıyordu çünkü acıyla titreyen bedeni kasılmış, vücudunda hareket ettirebildiği tek yer olan gözleri ise irice açılmıştı.
"Sadece küçük bir ayrıntı var." derken cam küreyi tutmayan elini kaldırmış, işaret parmağı ile başparmağı arasında biraz mesafe bırakarak parmaklarını kıvırmıştı. O sıra gözleri de kısılırken "Küçücük." dedi ve Koruhan'ın vücudu cama vardığı için Veyla da durdu. "Sen artık ölü bir mıntıka kontrol şefisin."
Koruhan, kaskatı kesilerek kapanmış dudakları ardında çaresiz iniltiler çıkarken Veyla cam küreyi aralarında kaldırıp "Hediyeni başköşeme koyacağım. Beni pek memnun ettiğin için ben de senin dileğini gerçekleştirmeye karar verdim. İnanabiliyor musun?" dedikten sonra geniş bir şekilde sırıtarak cam küredeki kuşu gösterdi. "Sen de uçacaksın Koruhan."
Adamın iniltileri yükseldiğinde Veyla sırıtışını silip "Kulağımı ağrıtıyorsun." diyerek adamı büyüyle yönlendirdi. Koruhan'ın sırtının hızla yöneldiği cam kırılarak parçalara ayrılırken Veyla adamı metrelerce yükseklikten Uğultu'nun bahçesine doğru attı. Adam havada süzülürken tekrar cam küreyi kurup müziği dinleyerek kapıya yöneldi.
"Afiyet olsun Uğultu."
**
Veyla, "Aç kapıyı." dediğinde savaşçı elini kulağına götürdüğü gibi Veyla büyüsüyle savaşçıyı kendisine çekip "Aç kapıyı!" dedi. Gölge'den onay almasını beklemeyecekti. Bir anda içeri girmek ve durum her neyse tamamıyla görmek istiyordu. Koruhan ölü kontrol şefi yüzünden oyalanmak zorunda kalmıştı ve Gölge bunca zamandır hala o dans eden kadınları izliyorsa Veyla onu da Uğultu'ya yem edecekti.
Savaşçılar yutkunup birbirine baktıktan sonra kapıyı açtıklarında Veyla da adamdan büyüsünü çekip içeriye yöneldi. Kapıyı da kırardı tabii ama Gölge'yi öldürmesi gerekmezse, belki de sevişirlerdi ve kapıya ihtiyaçları olurdu.
Veyla içeriye girdiğinde ve müziği duymasına rağmen giriş katta kimseyi göremediğinde irileşen gözleri ikinci kata, yatak odasına yükseldi. Bulunduğu konumdan üst katın korkuluk çevresi dışında iç kısımlarını görmesi mümkün değildi. Odanın ışığı mor büyüyle aydınlanırken "Gölge!" diye bağırdı. Savaşçıların eli kulağına gittiğine göre Gölge odadaydı ve giriş katta değilse neredeydi? Kızlar neredeydi?
Müzik kesildi ve Gölge yataktan kalkıyormuş gibi bir hışırtının ardından "Efendim?" diye seslendi. Veyla'nın kaşları daha da kalkarken dudakları da aralandı. Yatakta mıydı? Yataktalar mıydı? Ya da üst katta dans ediyorlardı da Gölge yataktan mı izliyordu?
Odanın içindeki eşyalar mor büyüyle hareketlenirken "Sen ne yapıyorsun?" diye sordu. Sesi, Doğa'dan gelir gibi derinlerden gelmeye başlamıştı. Böyle olunca Veyla'nın nereden seslendiğinin bir önemi kalmaz, ses her yerden duyulurdu.
Gölge, ikinci katın korkuluğunun ardından görüldüğünde hafif eşyalar havada uçuşuyordu. Gölge eşyalara baktıktan sonra önce bunun sebebine, sonra da olanı biteni kapıdan şaşkın bir şekilde izleyen savaşçılarına baktı. Tüm eşyalar ikinci kata doğru yükselip uçarken Veyla, "Ne yaptığını sanıyorsun?" diye bağırdı.
Savaşçılar sıçrayarak hareketlenirken Gölge ikinci katta geriye doğru gözden kayboldu. Buna benzer birkaç anda Veyla eşyaların Gölge'ye zarar vermeden etrafına düşmesini sağlamıştı ama şimdi Gölge, kadının gözlerindeki ateşi görünce, her birini üstünde kırmayacağından emin olamamıştı, bu yüzden kaçmıştı. Evet, Gölge Kral kaçmıştı ve buna kendisi bile inanamıyordu.
Veyla merdivenlere yönelirken savaşçılar "Kral'ım ne yapalım?" diye bağırarak sordu.
Gölge de kaçınmasına rağmen üstüne düşmüş bir şamdanı üstünden atarak doğrulurken "Kraliçemi mahzene attıracak halim yok." dedi ve merdivenlere yöneldi. Manyağın teki bile olsa.
Savaşçılar ağır eşyaları da hareketlendirmeye başlayarak merdivenlere giden Kraliçe'ye endişeyle bakarken "Tutalım mı?" diye sordular. Gölge merdivenlerin başında görünürken "Ona dokunanı öldürürüm." dedikten sonra kapıyı gösterdi. "Çıkın ve Kral'ınıza bir şey olmamasını umut edin."
Savaşçılar garipseyerek birbirine baktığında Gölge, gülerek "Hadi." dedi ve tekrar kapıyı gösterdi. Savaşçılar hızla çıkarken Gölge de azrit hızıyla merdivenlerden birinci kata indi. O sıra merdivenlerin ortasına varmış olan Veyla sinirle inleyip geriye döndükten sonra bu sefer de inmeye başladı ama vazgeçip tekrar geriye döndü. Yukarıda ne olup bittiğine bakmak için tekrar çıkmaya başladı.
Merdiven bile mor büyüyle titreyip korkulukları ufalanarak parçalanmaya başlarken "Bebeğim, bindiğin dalı kesme bari." diyerek kadının merdivenlerde olduğunu hatırlattı.
Veyla, "Kes sesini!" diye bağırırken üst kata varmıştı. Kimseyi göremedi ama yatağın dağınık olduğunu fark etti. Terasa yönelmek için hareketlendiğinde Gölge, "Kırmadık calin bırakmadın mı?" diye sızlanarak etrafına bakıyordu. "İşte bu tatsız oldu." derken yolundaki parçalanmış masa ayağını, kenara ittirdi ve giriş kattaki kasasına yöneldi. Başkaları kasalarında para, değerli eşya saklıyor olabilirdi ama Gölge 'zor gün calini' saklardı. Bir gün şehrini kaybedecek olursa içeceği, son calin olduğunu düşünürdü. Şimdi ise kaybetmemeye çalıştığı şey çok başkaydı ve o calini şimdi içecekti çünkü Veyla'yı asla kaybetmeyecekti.
Gölge, kasadan calini ve iki bardağı çıkarırken "İşin bitince gel güzelim." diye seslendi. Veyla, terası da kontrol etmiş olacak ki büyüsünün rüzgârı ve gürültüsü yaklaşmaya başladığında Gölge'nin ellerindeki camlar da büyüyle titremişti. Gölge hızla geri kasanın içerisine koydu ve çelik kapısını kaparken bunun için önce Veyla'yı sakinleştirmesi gerektiğini kabul etti. Yoksa odadaki son calin de yok olacaktı ve Gölge ne dışarı çıkıp almak, ne de dışarıdaki birine aldırarak birkaç saniyeliğine bile olsa kapının açılmasını sağlamak istemiyordu.
Veyla, "Sen manyak mısın?" diye sorarak merdivenlerden inerken Gölge de ona yaklaşmaya başladı ama kadının yukarıda sağlam olarak görüp de aşağıda kırmak üzere büyüyle yanında taşıdığı küçük eşyaları görünce duraksadı. Eşyalar Gölge'ye doğru hareket etmek üzereymiş gibi havada titrerken Gölge gözlerini tekrar kadına çevirdi ve sırıttı.
"Senin manyağınım."
Veyla, "Beni yumuşatma!" diye bağırdığında birkaç eşya Gölge'ye doğru hareketlendi. Gölge son ana kadar kadının duracağını sandı ama bizzat yüzüne geldiklerini görünce Azrit hızıyla biraz soluna kaydı ve yere düşmelerini izledi. O izlerken kafasına bir kitap çarptığında gözleri kapanıp yüzü hafifçe buruşurken güldü. Etraf cam kırıklarıyla doluydu, Gölge'nin kafasına ancak kitap çarpıyordu. Gözlerini aralayıp başıyla birlikte gözlerini de Veyla'ya çevirdi. Aralarında birkaç metre varken ellerini aralarında kaldırıp yakınlaşmaya çalıştı ama Veyla "Yerinde kal!" diye bağırırken adama birkaç kitap daha fırlattı. Gölge ikinci katın duvarlarındaki kitaplıklarından titreyerek çıkan ve onlara yönelen yeni kitaplara bakarken "Onları seviyordum..." dediği gibi her biri büyüyle camlara doğru yöneldi. Gölge, "Hayır, hayır bebeğim." diyerek Veyla'ya yakınlaşırken Veyla, "Uzak dur!" diye hatırlattı ve Gölge de duraksadı. Camın ardı okyanustu ve Gölge'nin calinden çok değer verdiği bir şey varsa o da, o kitaplardı. Her şeyden çok değer verdiği şey ise Veyla olduğundan yapacak pek bir şeyi yoktu ama ikna etmeye çalıştı.
Gölge'nin gözleri bir kitaplarda bir Veyla'da gezinirken "Biraz sakinleşsen mi?" diye sordu. Veyla'nın bakışlarına maruz kalınca şirince sırıtıp "Sadece bir öneri." dedi.
Veyla, "Kızlar nerede?" diye sorunca Gölge, "İşleri bitti." dediği gibi birkaç kitabı okyanusu boyladı ve Gölge tedirginlikle "Şaka!" diye bağırdı.
Veyla, "Bitmedi mi yani?" dediğinde Gölge kendi kendisine yüzünü buruşturup bir küfür mırıldanırken birkaç kitabı daha okyanusu boyladı. "Yoklar! Kızlar yoklar!"
Veyla, "Neredeler?" diye sorarken daha fazla kitap cama doğru yaklaşıyordu. Gölge, "Ulan ne bileyim?" diye sordu. "Hiç gelmediler!"
Veyla kaşlarını kaldırdığında kitaplar hareketsizleştiği için Gölge bir anlığına rahatlayarak nefesini üfledi ve "Yakınlaşabilir miyim?" diye sordu. Veyla'ya temas etse, daha hızlı öfkesini alabilecekti. Veyla, "Hayır." dediğinde Gölge, "Tekrar düşün." derken kaşlarını kaldırmış, yüzünde Veyla'nın etkilendiğini bildiği bir bakış ve sırıtış oluşmuştu.
Veyla sesini temizledikten sonra "Tekrar düşüneyim." dediğinde Gölge hafifçe güldü ama Veyla yüzünü tekrar ciddileştirip "Hayır." dedi. Gölge gözlerini devirse de tekrar güldü. "Kızlar, odama hiç gelmedi. Ben burada seni beklerken uyuyakalmışım."
Veyla buna inanabilirdi. İkisi de bir hayli uykusuzdu. Terra mıntıkasından döndüklerinde tebrik ve hediye kabulüne başlamışlardı ve gece olmasına rağmen hala bittiği yoktu. Veyla, "Hiç gelmediler mi yani?" derken kitapların yavaşça alçaldığını gören Gölge, bundan cesaret alarak bir adım yaklaştığı gibi kitaplar yeniden yükseldi ve Gölge de durdu.
Gölge, "Çıldırıp kapıma gelmeni istedim." dedikten sonra geniş bir şekilde sırıtıp çenesinin ucuyla çıldırmış Veyla'yı gösterdi. "Öyle de oldu."
"Müzik açıktı?"
"Olur da yeterince çıldırmamış olursan diye küçük bir yardım."
Veyla, "Aferin aptal!" diye bağırdıktan sonra havadaki tüm kitaplar Gölge'ye doğru hareket etti ama adama çarpmadan ayağının ucuna düştü. Gölge kitap birikintisinin üstünden geçerek Veyla'ya yakınlaşırken Veyla sinirle saçlarını omuzlarından geriye itti. "Aferin, çıldırttın beni!"
Gölge, "Bu işte iyiyim." derken temkinli olsa da yaklaşmaya devam ediyordu. Elleri aralarında Veyla'ya uzanmak üzere hazır bekliyordu. Veyla sinirle ayağını yere çarpıp "Ben senin kıskançlığının üstüne bu kadar gitmiyorum!" diye sızlandı. Gölge o sıra kadının karşısına varmıştı. Veyla adamı geriye doğru ittiğinde Gölge gülümseyip duran dudaklarını yaladıktan sonra yeniden sırıtıp kadının ellerini yakaladı. "Birincisi, sen benim kıskançlığımın üstünde defalarca tepindin." dedikten sonra ellerini çekmeye çalışan kadını kendisine çekti ve bir koluyla belini sardı. "İkincisi, bu bir itiraf mı?" diye sordu.
Veyla "Evet!" diye bağırdı. Gölge sırıtışında alt dudağını ısırırken gözlerini kadında, öfkeli yüzünde ama parlayan gözlerinde gezdirdi. Gölge zaten biliyor, her zerresiyle hissediyordu ama kadının da söylemesine ihtiyacı vardı. "Kıskanıyorum seni! Oldu mu?"
Gölge, "Oldu." derken yüzünde ifadeler yavaşlamıştı. Veyla'da gezinen gözleri, gülümsemesi, nefes alış verişi zaman yavaşlamış gibiydi. "Çok güzel oldu."
Adam öpmek için eğileceği sırada Veyla başını kaçırıp "Yok öyle!" diye bağırdı. "Önce çıldırt, sonra öp!"
"Bebeğim bizim olayımız bu değil mi?"
Tüm yakınlaşmaları bir savaşla gelmişti, bu doğruydu ama Veyla bir an adamı yukarıda, müzik açık, dans eden kızlarla düşününce öyle kötü ve öfkeli hissetmişti ki hala üstünden atamıyordu. Ellerini adamın göğsüne yerleştirip ittirmeye çalıştı. "Bırak, gideceğim."
Gölge sesli bir şekilde güldü. "Nereye güzelim? İki adım öteye mi? Düşünmem lazım."
Veyla, "Odama!" diye bağırdı. Gölge, başıyla üst katı gösterdi. "Odan orada."
Veyla'nın Gölge'yi ittirme çabası duraksarken "Ne demek istiyorsun?" diye sordu. Gölge, "Odamızın belasını siktin." diyerek etrafına bakıyordu. "Toplarsın artık."
Veyla, "Ne diyorsun be?" diyerek adamın yanağından tutarak kendisine çevirdi. Gölge, "Odan burası artık." dediğinde bu sefer de Veyla sesli bir şekilde güldü. Sinirleri çok bozuktu. "Senin böyle her şeyin romantik olmayan ama müthiş şaşırtıcı bir sürprizle mi olacak?"
Gölge, "Aynı odada kalmamız için romantik bir teklifte mi bulunmalıydım?" diye sordu. Veyla, "Kalmıyorum seninle aynı odada falan." diyerek hareketlenmeye çalıştığında Gölge diğer kolunu da kadına sardı ve kadının çabasını izledi. Veyla parmak uçlarında yükseldi, kollardan kaymaya çalıştı, ayaklarıyla Gölge'nin bacaklarını ittirdi, dirseklerini kollardan yukarıya yükseltip bastırarak çıkmaya çalıştı ve çalıştı. Sonuç hep aynıydı. Nefes nefese duraksayıp yüzüne düşen saçların ardından Gölge'ye baktığında Gölge güldü.
Veyla, farklı bir yolu deneyip "Bırakır mısın?" diye sorunca Gölge başını geriye atıp kahkaha attı. Veyla gözlerini devirip söylenir mırıltılar çıkartarak Gölge'nin gülüşünün bitmesini bekledi. Sinirini bozsa da adamın gülüşü güzeldi. Gölge yeniden başını Veyla'ya doğru eğerken dudaklarını yalayarak gülüşünü durdurdu ama hala güleç bir yüze sahipti. "İyi denemeydi ama..." dedikten sonra başını iki yana sallayıp onaylamaz bir ses çıkarttı.
"Uyuzun tekisin."
Gölge, "Kıskandığın bir uyuz." dediğinde Veyla, "Ben de ne aptalsam." diye söylendi.
Gölge, "Karım hakkında düzgün konuş." dediğinde Veyla gülüşünü tutmaya çalışarak dudaklarını birbirine bastırdı. Gölge, "Gül hadi." dediğinde Veyla adamın sıkı kolları arasında yapabildiği kadarıyla omuz silkti.
Gölge, "Gözlerim umutlandı." dediğinde Veyla yüzünü olabildiğince asıp tekrar omuz silkti. "Bekleyen kulaklarıma kıyma bari."
Veyla'nın dudakları gülümsemeye çalışsa da 'hayır' der gibi kaşlarını kaldırıp indirdi. "Ben senin yaptığın şakanın cümlesini dahi kursam gök gürlüyor, sen resmen beni çıldırtmak için her şeyi yapabiliyorsun. Bir de gelmiş, kendine ödül vererek odalarımızı birleştiriyorsun. Yine haberim yok, yine sürpriz."
Gölge, "Bir itiraf almam gerekiyordu, aldım. Bir karar vermem gerekiyordu, verdim." dediğinde Veyla, "Gölge bak!" diyerek parmak uçlarında yükselerek yüzlerini yakınlaştırdı. "Böyle emirli, üstten üstten konuşma..." derken adam yakınlaşmalarını fırsat bilip bir anda öpüp çekildi. Adam geniş bir şekilde sırıtırken Veyla şaşkınlığı üstünden attıktan sonra parmak uçlarından alçaldı. Bir anda tüm öfkesinin üstüne toprak atılmış gibiydi. Gözlerini kaçırırken dudaklarını yaladığında Gölge hafifçe güldü ve Veyla üfleyerek tekrar Gölge'ye baktı.
"Bu gece benimle kal, oda için yarın tartışırız."
İkisi de bir hayli yorgunlardı. Geceyi uykusuz geçirmişler, peş peşe yoğun duygular yaşamışlardı. Kadının da ne denli yorgun olduğunu görebiliyordu, Yaratık hayata dönene kadar ağlayıp durmuştu. Veyla, "Şu an senin istediğini yapmak istemiyorum." dediğinde Gölge, "Tamam, gidip eski odanda kalalım." dedi.
Veyla hafifçe güldü. Biraz sinirli, bir hayli hoşlanmış haldeydi. Gölge'nin hissettirdiği karışık duygulara alışalı olmuştu. Adam hem oda hakkında yarın tartışmaktan bahsediyor, hem de karar çoktan verilmiş gibi 'eski odan' diyordu.
Kadın güldüğünde Gölge de güldü ve "Hah, işte şöyle." dedi. Veyla, "Oda için karar vermiş değilim." diye ipi tutma çabasını sürdürdüğünde Gölge en azından bu gece için ellerini gevşettiğini gördüğü gibi ipi çekip kadını kucağına aldı. Veyla'nın elleri adamın omuzlarına düşerken "Ne yapıyorsun?" diye sordu. Öyle bir ses tonu ve yüz ifadesiyle sormuştu ki, Gölge iyi ki yaptığını anlayabilmişti. Veyla istediği bir şeyi bile istemiyormuş gibi yansıtabiliyordu ve Gölge belki de bu yüzden kadının hislerini çok geç fark ettiğini düşünüyordu.
Gölge, "Mahvettin ortalığı. Yerler kırık dolu, ayağın kesilir." dedi. Veyla'nın ayağında ayakkabı vardı ama kırık parçaları da büyüktü. Yarın temizletirlerdi. Gölge merdivenlere yönelirken Veyla adamın kucağında ayaklarını yavaşça sallayarak "İyileşir." dedi. Veyla'nın vücuduna demirler girip çıkmıştı, bir kesik de iyileşirdi.
Gölge merdivenlerden çıkmaya başlarken bir şeye takılıp kadını da düşürmemek için kırıklara dikkat ederek ilerliyor, o yüzden önüne bakıyordu. Veyla'nın elleri adamın ensesine doğru kayıp parmakları birleştiğinde Gölge'nin gözleri bir anlığına kadına döndü ve sırıtışının kenarını yalayarak çıkmaya devam etti. Kadın bilinçli yapmış gibi görünmüyordu ve bu daha güzeldi. "İyileşene kadar canın yanar."
Veyla, "Birkaç saniyeliğine." derken gülümsüyordu. Gölge üst kata varırken "Yeterince uzun bir süre." dedi. Yatağın yanında durup 'şu yaptığına bak' der gibi Veyla'ya baktığında Veyla gülüp büyüsüyle yatağın üstündeki parçalardan kurtuldu. İstese, aşağıdakilere de aynısını yapardı ama adamın kucağında olmak hoşuna gidiyordu. Kadını yavaşça yatağa koyduktan sonra kollarını bir hayli oyalanarak çekti ve doğruldu. Veyla ayakkabılarını çıkarırken Gölge, ensesinden tutup başına çektiği tshirtünü çıkartıyordu. Veyla ayakkabılarını yataktan iterken hareketleri yavaşlamıştı çünkü Veyla yatakta Gölge ayakta olduğu için tam da gözlerinin önünde adamın karın kasları görünmeye başladı. Sıcak hissederek kendi ceketini üstünden çıkarttıktan sonra korkuluklara doğru attı. Gölge'nin eli pantolonunun fermuarına gittiğinde Veyla gözlerini adamdan aldı ve yatakta biraz geriye kayıp bağdaş kurdu. Gölge ayakkabısını da çıkartıp iç çamaşırıyla kaldıktan sonra Veyla'nın yanına, yatağa geldi. Veyla'nın elleri bağdaş kurduğu bacaklarında ritim tutarak gezinirken dudağını büzerek başka şeylerle ilgileniyormuş gibi yaptı. Gölge bulundukları kattaki loş kırmızı ışıklar dışındaki ışıkların kapanmasını sağladı.
Gölge, "Öyle mi uyuyacaksın?" diye sorduğunda Veyla başıyla birlikte gözlerini de soluna çevirdi. Gölge vücudu öne dönük bir şekilde uzanmışken, sağ dirseğini yatağa yaslamış, üst vücudunu hafifçe doğrultmuştu.
Veyla uyumaya değil, bela olmaya geldiği için üstünde günü geçirdiği kıyafetleri vardı. Veyla kıyafetlerine bakarken Gölge, "Bir şeyler verebilirim." dedi. Kadının eski odası ve eşyaları uzakta değildi ama ikisi de odadan çıkmayı ya da bir savaşçının girmesini istemiyor gibiydi.
Veyla başını yavaşça onaylar şekilde salladığında Gölge yeniden yataktan kalktı. Ayakkabısını tam olarak giymeden, üstüne basarak giyinme odasına gittikten sonra elinde bir tshirtle döndü. Tshirtü Veyla'ya uzatırken yatakta yanına oturdu . Veyla tshirtü alarak kendi tarafında yataktan indikten sonra yatağın ucuna koydu ve elleri üstüne gitti. Gölge'nin gözlerinin hiç olmaması gerektiği kadar üstünde olduğunu gördüğünde sesini temizleyerek baktı.
Gölge, sırıtıp duran dudağını yaladıktan sonra "Görmediğim şey değil." dediğinde Veyla'nın yüzü gerildi. "Tüm Zenith'le yattığın için olabilir mi?"
Gölge'nin kaşları hafifçe çatılırken yüzünde yavaş bir gülüş oluştu ve "Senin teninden bahsediyordum." dedi. Kadın yanlış anlamaya da, kıskanmaya da, delirmeye de meyilliydi.
Veyla, "Ha..." derken gözle görülür ölçüde uysallaştı. Hemen ardından Gölge'nin de beklediği gibi yüzünde bir kızarma oluştu ve gözlerini kaçırdı. Rasgele yerlere bakarak oyalanırken başı hafifçe eğilmiş, saçları güzel yüzüne düşmeye başlamıştı. "Yine de bakma, giyineceğim."
"Nedense bakmam için ilgi çekici bir teklif almışım gibi hissediyorum."
Veyla'nın gözleri Gölge'ye döndü. Gölge, derin bir nefes alıp verdi ve başını da yastığa yaslayarak uzandı ve gözlerini tavana yükseltti. Bir elini ensesine doğru yükselterek kolundaki kasların gerilmesini sağlarken uzattığı ayak bileklerini birleşti. Veyla gözleri önünde uzanan harika manzaraya bakarken 'Bakma' dediğine pişman olmuş hissetti. Neyse ki Gölge 'bakma' demiyordu. Adamla zaten sevişmişlerdi, sevişmeye de devam edeceklerdi, karşısında mükemmel bir çıplaklıkla uzanıyordu ve Veyla 'bakma' diyordu. Gölge'nin dudakları hala keyifli gözükse de kadının bakmamasını istemesini anlayamadığı da belli oluyordu.
Veyla gergin omuzlarını geriye doğru daireler çizerek rahatlatmaya çalıştıktan sonra dudağını yaladı ve derin bir nefes alıp verdi. Gözleri tshirtle Gölge arasında gidip geldikten sonra "Bakabilirsin." dedi. Gölge'nin gözleri hızla Veyla'ya dönerken elini ensesinden çekti ve dirseğini yatağa yaslayarak üst vücudunu hafifçe doğrulttu. Veyla, bakmaya hazır ve nazır Gölge'ye gülerek üstünü çıkarmaya başladı. Oda pek aydınlık değildi, loş kırmızı ışıklar vardı ama bu her şeyi daha da ilgi çekici kılıyordu.
Veyla üstünü koltuğa doğru atarken gözleri arada Gölge'ye dönüyordu. Adamın gözleri, Veyla'nın sütyeninin örtemediği teninde, göğüslerinde geziniyordu. Veyla heyecanlı nefes alış verişleri eşliğinde bıçaklarını çıkarıp komodine koyduktan sonra eteğini çıkarttı. Sonunda iç çamaşırlarıyla kaldığında tshirtü tutarak düzünü çevirdikten sonra başının üstüne yükselttiği kollarından geçirerek giyindi. Tüm bunları mest olarak izleyen Gölge yutkunduktan sonra kadının gözlerine baktı. Veyla ise dizlerini yatağa yasladı. Emekleyerek Gölge'ye yakınlaştıktan sonra yanına oturdu ve saçlarını tshirtünün içinden çıkardı. O sıra yüzüne doğru yaklaşan saçları koklayan Gölge'nin gözleri kapanmış, başı Veyla'ya eğilmişti. Veyla da bunu fark ederek yavaşça Gölge'ye döndü. Gölge kadının omzunu öptüğünde Veyla'nın da gözleri kapandı. Gölge yavaşça başını kaldırdı ve gözlerini araladı. Veyla da araladığında göz göze geldiler. Veyla bacaklarının üstünde bir araya getirdiği ellerinde, parmaklarına eziyet ediyordu.
Gölge, "Tshirtsüz de uyuyabilirdin aslında." dediğinde Veyla, şirince sırıtıp "Tüh. Keşke biraz önce canımı sıkmasaydın, değil mi?" dedi.
Gölge neleri kaybettiğini gördüğü için hızla "Özür dilerim." dediğinde Veyla güldü ve onunla uğraşarak "Serin hava." dedi. Üstlerinde her nasıl oluyorsa gergin bir huzur vardı. İçleri birbirine giderken ve bu loş ışıkta, bu kadar az kıyafetle baş başalarken aralarında elektrik Gölge'nin büyüsüne ihtiyaç duymadan baş gösteriyordu.
İkisi de birbiriyle yakınlaşmak isterken başlatıp başlatmama konusunda emin olamıyorlardı. İkisi de birbirinden adım bekliyor gibiydi. Gölge, henüz kıskançlık itirafı için delirttiği kadının üstüne gitmek istemezken, Veyla ise ilk adımı atmak istemiyordu. Bir yanı, henüz ilk birlikteliklerini ve her nasılsa sevgili gibi oluşlarını hazmedemezken ikinci sevişmelerinin heyecanına karşı da korkaktı.
Gölge, derinlerinden gelen bir ses tonuyla "Sen öyle diyorsan..." diyerek gözlerini kadının vücudunda gezdirdi. Sonra gözlerini kırpıştırarak kendisine gelmeye çalıştı ve sesini temizledikten sonra doğrularak uyuyakaldığı sırada bozulan örtüyü ayakuçlarından aldı. Üstlerine çekerek yatağa uzanmaya başladığında Veyla da kalçasını yatakta aşağıya doğru kaydırarak uzandı ve başını yastığa yasladı.
Sırt üstü tavanı izledikleri bir sürenin ardından Veyla, heyecandan haber verip "Ben sağa döneyim." diyerek sağına döndü. Başının yanından yatağa yasladığı elleri yatakta ritim tutarken Gölge elini ensesine götürüp kolunu yatağa yaslayarak dilini kemirdiği bir sürenin ardından gözlerini sağına dönmüş Veyla'ya çevirdi. Kadının hızlı kalp atışlarını duyabiliyordu. Gölge'ninkiler de biraz daha yüksek olsaydı, Veyla Azrit kulakları olmamasına rağmen duyabilecekti.
İçerideki hava müthiş bir sıcaklığa eriştiğinde Veyla hareketlendiği gibi Gölge gözlerini kapattı. Veyla hafifçe sırtını yatağa yaslayarak omzunun ardından Gölge'ye baktı. "Gerçekten mi?"
Gölge, gözlerini aralayıp Veyla'ya baktı. Veyla sırıtarak "Düzelt şunu." dediğinde Gölge de sırıtıp "Neyden bahsettiğini anlamıyorum." dedi.
Veyla tamamıyla sırtını yatağa yaslayarak camı gösterip "Hava kırk derece oldu bir anda!" diye sitemlendi ama sesi keyifliydi.
Gölge, "Öyle mi? Sıcak olduysa tshirtü çıkart istersen." dediği gibi Veyla iki yanında ellerini yatağa çarpıp "Çok fenasın." dedi. "Düzeltsene şunu!"
Gölge dilini şaklattı. "Doğa'nın işine karışamam."
Veyla bir süre Gölge'ye, bir süre tavana baktıktan sonra teslim olup yatakta doğruldu. Tshirtü üstünden çıkarttığı süre boyunca Gölge'nin yüzündeki sırıtış genişlemişti. Tshirtü koltuğa atıp üstünde sadece iç çamaşırları varken yatağa uzanıp Gölge'ye döndü. "Oldu mu?"
Gölge'nin gözleri, örtünün kapatmadığı belinden yukarısını izlerken bir hayli keyifli şekilde "Oldu." dediğinde Veyla gülerek "Düzelt ama havayı." dedi.
"Sen yeter ki iste güzelim." demesinin ardından gözleri büyüyle ışıldadı ve hava tekrar tatlı bir serinliğe kavuştu. Veyla, yeniden tshirte uzanacakmış gibi hareketlendiğinde Gölge, sızlanır gibi "Ama bebeğim..." diyerek ardından uzanınca Veyla da zaten şakasına yaptığı için gülerek durdu. Uzandığı sırada kolunu kadına sarmış olan Gölge'ye doğru başını çevirince, Gölge de başını ona doğru çevirdi ve yavaşça yeniden yatağa uzandılar. Fark olarak bu sefer sarmaş dolaşlardı ve Gölge, kadının hemen ardındaydı. Veyla'nın başı yatağa yaslanırken Gölge, dirseğini kadının vücudunun yanından yatağa yaslamış, üst vücudu hafifçe doğrulmuş halde kadının başının üstünden bakıyordu. Veyla'nın omzu, Adamın göğsüne yaslıyken ikisinin de gülüşleri yavaşladı ve gözleri birbirlerinin dudaklarına indi.
Gölge, yutkunduktan sonra kadının çıplak beline sarılmış elinde başparmağı tenini okşadı. Heyecanlanan nefesleri birbirlerinin dudakları arasında dolaşırken Gölge, "Yanlış bir şey yapmak istemiyorum." diye itiraf etti. Veyla'nın gözleri adamın gözlerine yükseldi. Gölge içi giderek kadının dudaklarından gözlerini aldığında göz göze geldiler.
"Sen boşluk açtıkça ilerlemeye çalışıyorum ama bazen dengesiz olabiliyorsun."
Veyla yavaşça başını onaylar şekilde salladı. Adama öyle çok hak veriyordu ki ama isteyerek böyle yapmıyordu. Dört bir yandan sıkışmış gibi hissediyordu. Ne adama bir şey söyleyebiliyor, ne de henüz bir çözüm bulabiliyordu. Bu şartlar altında adamla bir şeyler yaşadıkça bir yanı suçlu hissediyordu ama diğer yanı da buna engel olamıyordu.
Veyla yatakta hafifçe kayıp sırtını yatağa yasladı. Adamın eli, kadının belinden tenini severek yanağına yükseldi. Vücudu kadının üstüne çıkmış halde olmasa da bir hayli eğilmişti. Veyla, yakın yüzlerinde heyecanlı gözlerle Gölge'yi izlerken Gölge, "Senden uzak duramıyorum ama yakınlaşırsam da uzaklaşmandan korkuyorum." dedi. Veyla titrek bir nefes daha alıp verdikten sonra yutkundu. Sessizliği sürüyordu, ne diyeceğini bilememişti. Gölge, kadının yanağını sevdikten sonra bir süredir sessiz kaldığı için yakınlaşmak istemediğini düşünüp yavaş bir şekilde gülümsedi ve "İyi geceler." dedi.
Gölge kadının yanına uzanacağı sırada Veyla adamın yanağından tutup geri çekti ve başını yataktan ayırıp uzanarak onu öpmeye başladı. Birkaç saniye sonra Gölge durumu idrak ederek gözlerini kapattı ve ona doğru eğilerek öpüşüne karşılık vermeye başladı. Veyla'nın başı yatağa yaslanırken adam ellerini kadının iki yanından yatağa yaslayarak üstüne çıktı. Veyla bacaklarını aralarken Gölge de yerini aldı ve bir eli yataktan eksilip Veyla'nın vücudunu buldu. Eli kadının sağ bacağında, bel oyuntusunda, göğsünde dolanırken Veyla'nın elleri de adamın ensesine kaymıştı.
Loş ışıklar sevişen bedenlerini aydınlatırken sessiz odayı öpüş ve nefes alışveriş sesleri dolduruyordu. Vücutları birbirine sürtünürken sağa, sola eğilerek, bir alçalıp bir yükselerek farklı açılar ile birbirlerini öpüyorlardı. Tenlerinde sıcaklık birbirine karışırken zevkle taçlandırılan arzuları kaşlarının hafifçe çatılmasını sağlıyor, öpüşen dudaklarından memnun sesler çıkmasına sebep oluyordu.
Gölge'nin dudakları kadının yanağına, çenesine ve oradan da boynuna kayarken Veyla'nın da elleri adamın sırtına doğru uzanmıştı. Gözleri kırpışarak aralanırken odaksız bakışları tavanda gezinmeye başladı. Zevkle bir kapanır, bir daha da aralanırken titreyen dudaklarına çırpınan nefesleri çarpıyordu. Gölge'nin eli, kadının vücut hatları boyunca dolaşırken parmakları tenine batıyor, canını yakmak istemese de içinde tutmakta zorlandığı bir şehvetle seviyordu. Gölge başını kadının boynundan kaldırdı ve yatağa yaslı eliyle Veyla'nın elleri bileklerinden yakalayıp başının üstünden yatak başlığa doğru uzattığında göz göze geldiler. Gölge, "Sana bayılıyorum." dediğinde Veyla titrek bir nefes daha alıp verdi.
Diğer eli kadının yanaklarına yükselirken kadının yanaklarından sıkarak öne çıkardığı dudaklarına eğildi ve yavaşça öptü. Geri çekilirken yanaklarını kavrayan eli çenesine alçalmıştı. Kadının başını sağına, yastığa doğru çevirerek sol yanağına yöneldi. Dudakları tenine değdiğinde "Sana ölüyorum." dedi ve yavaşça, tenini dudakları arasına alıp bıraktı. Çenesini öptükten sonra boynuna vardığında elini kadının çenesinden indirmiş, bacağını kavramıştı. Parmakları kadının uyluğunu sıkarken "Sana bitiyorum..." diye fısıldadı. Veyla, sadece adamın nefesi bile tenine çarptığı için zevkle kasılıp Gölge'nin başının üstüne kaldırdığı koluna doğru başını yaslayarak kıvranırken dili işi devraldı. Kadının boynu boyunca yukarı doğru dilini gezdirdiğinde Veyla'nın kaşları zevkle çatılırken gözleri sımsıkı kapandı ve "Beni de bitiriyorsun..." diye fısıldayarak itiraf etti.
Gölge, "Bitemezsin bebeğim..." derken kadının omzuna doğru inmişti dudakları. Sol omzundaki işaretten soluyarak öptü. "Ben seni yaşamaya yeni başladım, bitemezsin."
Veyla dudaklarını bir yalayıp bir ısırırken Gölge dişlerini kadının sütyeninin askısına taktı ve omzundan çekiştirerek indirdi. O sıra uyluğundan kavradığı kadının sağ bacağını kendi vücuduna doğru çekmişti. Veyla'nın dizinden kırılarak arkaları birbirine yaslanmış bacağının yanı Gölge'nin kalçasının yanından adama yükselirken alt bölgelerindeki temas artmıştı.
Dişiyle Veyla'nın sütyenini aşağılara çekiştirdikten sonra açabildiğince oluşan boşluğa gömüldüğünde Veyla'nın kalçası yatakta bir hayli hareketlendi. Gölge kendisini Veyla'ya bastırdığında Veyla sessiz bir şekilde inledi. Gölge'nin eli kadının bacağından yükseldi ve diğer sütyeninin askısını da indirip eliyle sütyeni kadının karnına kadar çekiştirdi. Tamamıyla açılan sol göğsüne dudaklarını örttüğünde eli de diğer göğsünü yoğurmaya başlamıştı. Başparmağı göğüs ucunu yukarı ve aşağı doğru okşarken Veyla bu sefer sesli bir şekilde inledi. Bacağı adamın bacağına doğru sarılırken ayak parmak uçlarıyla adamın tenini tahrik edici bir şekilde okşuyordu ama ne kadar tahrik ettiğinin farkında bile olmadan yapıyordu.
Gölge, kadının göğsünün ucunu ısırdığında Veyla'nın alnı sığındığı kolundan ayrılıp da başı geriye yaslanırken tekrar sesli bir şekilde inledi ama Gölge biliyordu, kadının inleyişleri şu an sessiz bile sayılırdı. Artık deneyimleyebildiği için biliyordu, birazdan sesi öyle yükselecekti ki ses büyüsü bile gizlemekte zorlanacaktı.
Eli Veyla'nın göğsünden kalçasına doğru geldi. Kalçasını kendisine yaslayarak sıktıktan sonra işaret parmağını kanca gibi geçirip aşağı çekiştirirken dudakları da göğsünden ayrılmış, kadının yüzüne doğru yükselmişti. Veyla başını geriye attığı için önce çenesine ulaştı. Öyle tahrik olmuş haldeydi ki öpmek için yönelse de ısırdı. Çenesinden ayrıldıktan sonra dudaklarına uzandı ve kadının başının da eğilmesini sağlayarak öpmeye başladı. Dilleri şehvetle öpüşen dudakları içerisinde birbirini yakalarken Gölge kadının iç çamaşırının tuttuğu parçasını büyüyle ikiye ayırdı. İkiye ayrılmış külodu kolaylıkla vücutlarının arasından alıp yere attı. Doğrulup çıkarmaya sabrı yoktu. Kadının dizinden tutarak kıvrık bacağının yanının yatağa yaslanmasını sağlarken çıplak kadınlığına kendisini bastırdı. Öpüşlerinde inlemelerinin hemen ardından Gölge, aynı şekilde kendi iç çamaşırından ve Veyla'nın sütyeninden de tamamen kurtuldu. Şimdi yataklarında çırılçıplaklardı.
Dudakları ayrıldı ve hızlı nefes alış verişleri eşliğinde göz göze geldiler. Veyla, şu an kadınlığından karnına doğru yaslanmış Gölge'nin erkekliğini sabırsızca bekliyorken bile onunla göz göze olmaktan hoşlanıyordu. Özellikle de böyle anlarda, adam bir başka bakıyordu.
"Hala korunmak istiyor musun?"
Veyla birkaç saniyenin ardından yavaşça başını onaylar şekilde salladı. Bu konuda kafası karışıktı ve bu kadar düşünmekten yoksun olduğu bir anda karar vermek istemiyordu. Boğuk sesiyle "Evet." dedi. Kendi sesinden utanamayacaktı, Gölge ne kadar tahrik olduğunu gizlemeye çalışmamak bir yana, kadının tahrik olmuşluğundan da etkileniyordu. Kadının sesini duyduğu gibi eğilip alt dudağını ısırarak hafifçe çekiştirdi. Hemen ardından bir öpücüğe daha yelken açtılar. Gölge'nin bir eli, kadının bileklerini tutarken diğeri de kadının bedeninde geziniyordu.
Dudakları yavaşça ayrıldığında Gölge kendi dudağını yalayarak kadının vücudunda gezinen elini çekti ve yatağın sağındaki komodine doğru eğildi. Sabırsızlıkla ve gürültüyle çekmeceyi açtıktan sonra içinden bir prezervatif aldı. Kadının bileklerini bırakmadan prezervatifi dişleri arasına götürüp eliyle tutarken başını sağa doğru çevirerek yırttığında Veyla bu görüntüden de bir hayli hoşlandığı için kalçası yatakla Gölge arasında çaresizce kıvrandı.
Gölge çöpü yatağa attıktan sonra prezervatifi aldı ve kadının bileklerini tuttuğu koluyla yataktan destek alarak vücutları arasında hafifçe boşluk oluşturdu. Veyla'ya bakarak prezervatifi erkekliğine geçirirken Veyla da dudağını bir yalıyor, bir kemiriyordu.
Gölge, muzip bir sırıtış, alev alev bir bakışla "Titretmek o kadar da kolay değil, demiştin değil mi?" dediğinde Veyla tir tir titreyen vücuduna baktı. Daha adamla birlikte olmaya başlamamışlardı üstelik. Veyla'nın dudakları da kıvrılırken heyecanlı bir şekilde güldü. Adam o sıra erkekliğini Veyla'nın kadınlığının girişine getirmişti.
Veyla, "Senin için kolay." diye itiraf ettiğinde Gölge yavaşça kadının içine girmeye başladı. İkisinin de yüzü zevkle kasılırken dudaklarından boğuk bir inleme çıktı. Gölge, "Zaten sadece benim içinsin." diye hatırlattı. Gölge için Veyla'nın bedeninde bu etkiyi doğurmak kolaydı, zaten kolay ya da zor, bunu yapabilecek tek kişi de Gölge'ydi. Cümledeki bir boşluğa bile tahammül edemezdi.
İnlemeler eşliğinde kadının içine yerleştiğinde Veyla, "Sana dokunmak istiyorum." dedi. Gölge kadının içinde gel git yapmaya başlamak üzereyken duraksadı. Şu an bile, ulaşmak için yanıp tutuştuğu bedenin içinde zevkle damarları atarken bile Veyla onu gülümsetmeyi başarabiliyordu. Kadının bileklerini yavaşça bıraktı. Bir sene önce kimseye dokunmak istemeyen bir kadın tanımıştı, aynı kadından ona dokunmak istediğini duyuyordu.
Veyla'nın elleri adamın omuzlarına, sırtına, boynunda gezinmeye başlarken Gölge'nin boşalan eli de kadının vücuduna yerleşti. Bir eliyle belinden tutarken, diğer eli tenini sevmek üzere hareketliydi. Pencereden girmek üzere olan kelebekler, hali görünce uçuşarak geri döndüler. Bunu fark eden Gölge ve Veyla hafifçe güldükten sonra tekrar birbirlerine döndüler. Kadına yüzünün üstünden bakan Gölge, saçlarının önünde bir tutamı alnına doğru dökülmüş, bu kadar çıplak ve bu kadar yakışıklıyken Veyla'nın bir saniye önceki kelebekleri unutmasını sağlamıştı. Adam da benzerini düşünüyor olsa gerek "Çok güzelsin..." diye fısıldadı. Kadının içindeydi, altında çırılçıplaktı ama bu cümleyi gözlerine bakarak kuruyordu. "Gözlerimin görüp görebileceği en güzel şeysin."
Veyla güzel olduğunu bilirdi ama adam sayesinde en güzel olduğunu hissediyordu. Bir eli adamın yanağına doğru yükseldi. Adam, derinlerinde ama hareketsizdi. Yine de erkekliğinde kalbi atıyormuş gibi Veyla sıcaklığını da zonklamalarını da hissedebiliyordu. Adamın yanağını sevdi. Biraz alayla "Sen de fena değilsin." dediğinde Gölge kaşlarını kaldırarak geniş bir şekilde sırıttı. Veyla adamın yanağını, şakağını, kaşının ucunu yavaşça sevdi. Gölge'nin gözleri huzurla kapanmak isterken, kendisini severken Veyla'nın gözlerini görebilmek için inatla açık tutuyordu.
"Bana aya daha yakın hissettiriyorsun." Gölge yavaşça başını Veyla'nın eline doğru çevirip avucunu öptüğünde Veyla'nın gülümsemesi genişledi ve ekledi. "Sanki kıyameti oradan izleyecekmişiz gibi."
Gölge başını tekrar Veyla'nın yanağına yaslarken muzip bir sırıtışla "Sevişirken mi yoksa..." dediğinde Veyla sessizce güldü. Gülüşü iç çekişe döndükten sonra "Genelde bakarken." dediğinde Gölge'nin yüzündeki muzip sırıtış dağılırken yavaşça gülümseme oluştu.
Veyla'nın gözleri vücutlarına dönerken "Tabii, şimdi sevişirken." diye ekleme ihtiyacı hissettikten sonra gözlerini cama çevirip "Üzgünüm Baş Terra." dedi.
Gölge gülüp "Kutsal bir yerde değiliz," derken Veyla'nın içinde hareketlenmeye başlamıştı. "Şimdilik." diye eklediğinde ve hareketlenmeyle de birlikte Veyla'nın gözleri hızla Gölge'ye döndü ve ikisinin de vücudu zevkle kasıldı. Gölge, bir gün ruh evliliği de yapacaklarını söyler gibi 'şimdilik' demişti ve Veyla'nın da hoşuna giderken reddetmedi.
Gölge gel git yapmaya başlarken git gide yükselecek inlemeleri yeniden baş gösterdi. Kadının diğer bacağının da kıvrılarak adamın kalçasının yanından dolanmasını sağladığında Veyla da ayak bileklerini birbirine yasladı.
Veyla, "Bir şey daha söyle." derken sevişirken konuşmanın ne kadar zor olduğunu hızla hatırladı. Zevkle sarsılırken dudaklarının yapabildiği tek şey inlemek ya da Gölge'yi öpmek oluyordu. "Hayatım, deyişin gibi."
Adam birkaç ünvan daha kazandığını söylemişti ve Veyla birini şimdi, adamın gözlerinde yıldızları saydığı bu anlarda duymak istiyordu. Gölge eğilip kadını öptü. Zevkle çatılmış kaşları altında gözleri kapansa da birbirlerini görebilir gibilerdi. Dudakları boğuk inlemelerle birbirini öptükten sonra Gölge kadının boynuna yöneldi. Nefesi tenine çarparken "Ölüm çiçeği." dedi. Veyla'nın zevkle kapanmış gözleri hızla aralandı. Aklına ölüm çiçeğine dair konuştukları gelirken sevişmeleri dolayısıyla bir hayli heyecanlı olan nefesi, daha da ötesi kesilir gibi oldu. Gölge kadının boynundan soluyarak öptü ve tekrarladı.
"Ölüm çiçeğim."
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!