55/66 · %82

🔮 55 ⚡ Ezel

57 dk okuma11.335 kelime28 Kasım 2025

4. KISIM  KRAL VE KRALİÇE

🔮 55 ⚡ EZEL

**

Uğultu, etrafında uçuşan Yaratık'ı takip etmeye çalışırken dev cüssesi işini zorlaştırıyordu. Yaratık bir hayli hızlıydı. Kanatlara kavuşmuş olmanın tadını sevdiklerinin etrafında çıkarıyordu. Patisini ona doğru kaldırıp durarak zarar vermek için değil sevmek için ulaşmaya çalışan Uğultu da, Yaratık'ın sevdiklerinden biriydi. Gölge'ye ait olanlar Veyla'a dair her şeyi, Veyla'ya ait olanlar da Gölge'ye dair her şeyi sever olmuştu.

Baş Terra, "Daha önce böyle bir şey görmemiştim." derken Veyla Uğultuların yanında gülümsemelerini ara sıra gülüşleriyle süsleyerek onları izliyordu. Uğultu tam yakalamak üzere olduğu Yaratık'a atlayacağı sırada Veyla'ya dönük olduğunu fark edip son anda kadını devirmeden durabildi ve patilerini ayaklarının dibine yaslayıp özür diler gibi boyun eğdi. Gölge hareketlenecek gibi olsa da Uğultu'nun zamanında durduğunu görerek yeniden ağaca yaslandı. Uğultu başını kadının omzuna sürterken Veyla, 'Önemli değil' der gibi derisini sevdi. Uğultu, kadının sevebilmesi için diken gibi keskin uzuvlarının yatay bir şekilde derisine yaslanmasını sağlamıştı. Gölge, bu görüntüyü izlerken asıl mucizenin bu olduğunu düşünüyordu. Veyla hiç çekinmeden Uğultu'ya sevgisini gösterirken ara ara Gölge'ye dönen gözleri, bu gülümsemenin silinmesini değil, artmasını sağlıyordu. Yaratık da Uğultu'nun sırtına kondu ve burnunu peşini bırakmayan kelebeklere doğru uzattı.

"Bazı Xaliaların yönetebildiği Lunalar vardır. Doğa bazen birlikte yaratır, bazen de sonradan bağ kurmalarını sağlar ama bu çok farklı. Luna olmayan bir hayvan öldükten sonra Veyla'nın büyüsüyle Luna olarak geri döndü."

Veyla yeniden hafifçe gülüp Uğultu'nun sırtındaki Yaratık'ı sevdi. Yaratık, büyüsüyle neler yapabiliyordu henüz keşfedememişlerdi. Kelebekler, birçok şeyi yapabiliyor ve ölümsüzlerdi. Veyla, Yaratık'ın da ölümsüz olmasını umdu. Sevdiği hiçbir şeyi bir daha kaybetmek istemiyordu. Elinden gelse, Eryaları bile ölümsüz kılardı.

Lilith, "Hah, geldim!" koşarak yaklaşırken sepetinden birkaç çiçek düşmüştü. Yanlarına vardıktan sonra Uğultu'nun sırtına doğru uzandı ama Luna'nın devasa vücudu, kız çocuğu için dağ gibiydi. Veyla'nın hemen önünde soluna doğru döndükten sonra yavaşça toprağa uzandı. Başını da önüne doğru kıvırdığı patilerine yaslamıştı. Veyla Lilith'i kucağına aldıktan sonra Uğultu'nun sırtına yerleştirdi. Yaratık da Uğultu'nun sırtında ardına, Lilith'e doğru döndü ve Lilith bir koşu topladığı çiçekler ile Yaratık'ı süslemeye başladı. Terra mıntıkasındaki çiçekler koparıldığı yerden yeniden doğardı. Burada Doğa hiç ölmez gibiydi. Belki de siyah ölüm buraya varsa bile, daha fazla ilerleyemeyerek duracaktı. Burada gizlenilen Esved'i sınır içerisinde tutan tek şey Gölge'nin büyüsü olmayabilirdi.

Lilith, nispeten dalı daha uzun olan bir çiçeği Veyla'ya doğru uzattığında Veyla hafifçe eğildi ve çocuğun kulağı ile saçı arasına sıkıştırmasına müsaade etti. Veyla kulağında pembe çiçekle doğrulurken yeniden Terra'ya bakmak üzere hareketlenen gözleri bir anlığına Gölge'ye değdi ve sonrasında bir süre orada kalması gerekti. Gülümseyişinin ardında yavaşça dudağının kenarını kemirirken adamın aklından geçenleri okuyabiliyormuş gibi hissediyordu. İçi heyecanla kıpırdadı. Artık ruhlarının sözcüklerini okuyabiliyorlardı. Adam şu an, varislerini düşünmüş, düşündüğünden de memnun kalarak gülümsemişti. Veyla'yı bir çocukla görmek, Uğultu'yla görmek, bu kadar neşeli görmek, aslında sadece Veyla'yı görmek bile Gölge'nin Sanrı'ya ihtiyaç duymaksızın hayal seyahatine çıkmasını sağlıyordu.

Baş Terra bir şeyler anlatıp dursa da ne Veyla'nın ne de Gölge'nin onu dinlemediğini fark ettiğinde, onların aksine dinleyen Eryaların da gözleri Baş Terra'yı takip etti ve aralarında birkaç metre olsa da yan yana, hatta bir bedendelermiş gibi sadece birbirlerinin farkında olan Kral ve Kraliçe'ye baktılar.

Thal, "Bu sefer oldu galiba." dediğinde Erya, "Bu ikili beni endişelendiriyor." diye fısıldasa da gülümsüyordu.

Valdris "Neyse ki kıyamet koptu da birbirleriyle savaşacak vakitleri kalmadı." dediğinde Erya ve Thal'ın yüzündeki gülümseme donuklaşırken iç çektiler. Tam bunu Gölge ile Veyla'ya bildirecekken Yaratık'ın mucizesi dolayısıyla apar topar Baş Terra'nın yanına gelmişlerdi, Gölge'ye biraz bahsedebilmişlerdi ama Veyla'nın ilgisi daha çok Yaratık'ta olduğundan henüz haberi yoktu. Siyah ölüm, fark edenlerin kaçmasına müsaade ederek ilerlemeye son vermişti. Bir gece vakti saniyeler içerisinde şehir yutmaya başlamıştı. Sadece ölümsüzler kaçma şansı elde ederken, kaçamayanların da ölmediğine yeminler ediyorlardı. Söylediklerine göre, siyah ölüm onları öldürmüyor da... Siyah bir silüete çeviriyordu. Karanlığın dalgalarının etrafında uçuştuğu bir silüete. Sanki siyah ölüm, sadece toprak kazanmıyor, artık halk da kazanıyordu. Söylentilere güven olmazdı ama denetlemek üzere görevli savaşçılar yola çıkmıştı. Yaratık'ın mucizevi bir şekilde geri dönmesinin yanı sıra, bu durumun da Baş Terra ile konuşulması gerekiyordu.

Baş Terra, Valdrisleri dinlerken 'Belki de artık savaşmadıkları için kıyamet koptu' diye düşündü. Her ne kadar onların birlikteliklerinin kurtuluş getireceğini düşünse de, kehanet açık değildi. 'Kurtuluş ya da kıyamet'ten bahsolunuyordu. Peşi sıra her şeyin kötüleşmesi, siyah ölümün güç kazanması Baş Terra'yı endişelendirmişti ama çoktan kaymış bir yıldız gibi artık hiçbir şeyi eski haline çeviremeyecek Gölge ve Veyla birbirine gülümsüyordu. Eğer getirecekleri kıyametse, artık çok geçti. Ayrılmaları mümkün değilmiş gibi görünüyordu. Yüce Terralar bir hata olabileceğinden endişe etse de Baş Terra hala kurtuluş getireceklerini umut ediyordu. Varis kehaneti de bunun kanıtıydı. Onlar bir olduktan sonra hayat sürüyordu. Öyle olmalıydı. Öyle olmak zorundaydı.

"Kral'ım ve Kraliçe'm..."

Baş Terra'nın lafzıyla Gölge ve Veyla'nın gözleri kadına dönerken kaşları kalktı. Gözlerini birbirlerinden henüz aldıklarından yüzlerindeki âşık gülümseme biraz daha sürdükten sonra Baş Terra'yı ciddiye almaya çalıştılar.

"Kraliçe'm, kelebeklerini nasıl kazandın?"

Veyla, "Bilmiyorum." dedi. Hatırlamıyordu ama Veyla büyüyle doğmadığına ve Karam'daki çocukluk anılarında kelebekler olmadığına göre, sonradan kazanmıştı. Baş Terra "Bana müsaade et." diyerek Veyla'ya yakınlaşmaya başladığında Veyla da Uğultuların yanından geçti ve ortada, Gölge'nin önünde birleştiler. Baş Terra, "Uzaklaşın." dedi. Veyla'nın büyüsüne güvenmiyordu. Baş Terra, hissediyordu. Veyla içinde neredeyse Doğa'yı taşıyordu. Doğa ise doğuş kadar yıkım da getirirdi. Bazen çiçekler açtırır, bazen fırtınalar koparırdı ve Veyla Karanir'in içinde ikisi de vardı. Gölge dışındaki herkes uzaklaştı. Uğultu da sırtındaki Lilith ile Yaratık'ı uzaklaştırmıştı.

Baş Terra elini Veyla'ya uzattığında Veyla da elini Baş Terra'ya uzattı. Tenleri değdiği gibi kehribar gözler ile mor gözler büyüyle ışıldadığında başları boyunlarından geriye doğru yatarken yüzleri kasıldı. Gölge'nin elleri, acı çekiyormuş gibi görünen Veyla'ya doğru gidecekken Baş Terra büyüsüyle Gölge'yi geriye iterek engel oldu. Baş Terra'nın büyüsü Doğa'yı kükretmişti. Gölge etraflarını saran rüzgâra, neredeyse eğip bükülen ağaçlara bakarken Doğa konuşmaya başladığında susturamayacağını biliyordu. Gözleri yeniden Veyla'ya döndü ve gökyüzüne yükselen gözlerinin neyi gördüğünü, kaşlarını çatanın ne olduğunu merak etti. Gün henüz doğmasına rağmen yeniden gökyüzünü karanlık ele geçirmişti ve bu sefer Gölge'yle ilgisi yoktu.

"Az kaldı..."

Veyla karanlığın içerisinde telaşla etrafında dönerken etrafını saran karartıların hareket edip durduklarını görebiliyor ama seçemiyordu. Bazen kırmızı gözlerle göz göze geliyor, ciğerlerine nefes değil duman doluyordu. Bir beden formundan çok, ruha benziyorlardı. Veyla dokunur gibi oldukça ellerinden kayıp gidiyorlardı ama karanlıkları, Veyla'yı aralarında sıkıştırıyordu. Ses, birçok acı dolu bedenden çıkıyormuş gibiydi. Tiz, çığlık çığlığa olan seslere, derinlerden gelen, güçlü tok sesler eşlik ediyordu. Sanki tek bir kişi değil, yüzlerce kişi konuşuyordu.

"Seni bekliyoruz. Bizi bulacaksın..."

Tiz çığlıklar Veyla'nın kulağını doldururken başı sağ omzuna doğru kasılarak eğildi. Ellerini vücudunun önünde kaldırarak etrafında dönerken saçları rüzgârla yüzüne çarpıyordu. Gözleri ellerini buldu. Işık, ardındaki karanlığı delip geçemese de görüşünü aydınlattı.

"Biz seniz, sen de bizsin."

Veyla'nın sol kolu ve karnı bir çizgi boyunca muntazam bir acıyla sızladığında inleyerek vücuduna baktı. O sıra, elleri gibi vücudunun da beyazlar içerisinde olduğunu fark eti. Saçları dahi beyaz ışık kristalleri gibiydi. Sadece, Esved yaraları boyunca karanlık titriyordu.

"Bizi içinde taşırken, bizden kurtulamazsın."

Ses önce solundan geldi. Veyla hızla soluna döndüğü gibi ardından tekrar duydu. Vücudu sesi duydukça hareketlenirken ses uzaktan, yakından, dört yanından gelmeye başladı. Veyla bakmakla görmediğini, işitmekle duymadığını fark ettiğinde karanlık gittikçe üstüne biniyordu. Işıktan oluşan ellerini yüzüne götürerek olduğu yerde oturmaya, küçültmeye çalıştığı bedenini karanlıktan sakınmaya çalışıyordu.

"Gölge!"

Veyla yardım ister gibi çığlık atsa da ses dudakları arasından Gölge'nin güçlükle duyabileceği şekilde çıktı. Gölge tekrar mor ve sarı-yeşil büyünün dans ettiği alana doğru girmeye çalıştığında Baş Terra'nın büyüsü onu geride tutmaya çalışıyordu.

Baş Terra'ya "Kes şunu!" diye bağırdı. "Emrediyorum, kes şunu!"

"Bizimle savaşma. Bizim için savaş."

Karanlığın yaralarından sızarak vücudunu ele geçirmeye çalıştığını hisseden Veyla, "Hayır!" diye bağırdı. "Gölge!"

"Bizi siz yarattınız. Şimdi de biz sizi yaratacağız."

"Veyla!"

Veyla oldukça uzaklardan Gölge'nin sesini duyduğunda git gide derinlere gömülüyordu. Karanlıktan uzaklaşmaya çalıştıkça yerin dibine ve daha dibine iniyordu. Boğulduğu toprak yerini suya bırakırken acıyan yaralarını söndürmesini bekledi ama kulaklarını uğuldatıp nefes borusuna dolmak dışında bir şeye yaramadı. Sadece Veyla'nın ruhu boyunca aydınlık olan zifiri karanlık suda Gölge'nin elinin ona uzandığını gördüğünde vücudu boğularak sarsılırken elini uzatmaya çalıştı.

"Bizi bul Kraliçe. Bizi bul."

Veyla, "Gölge!" diyerek attığı çığlı suyun içinde uğultular ve su baloncukları oluştururken adamın eline ulaşmaya çalıştı.

"Yoksa biz seni bulacağız."

Karanlık, mor ve mavi büyüyle aydınlanırken Veyla ve Gölge'nin elleri kavuştu.

Veyla'nın dudaklarından nefes alabilmeye çalışan ciğerinin isyan eden sesleri çıkarken Gölge kollarını sardığı kadınla birlikte alçalarak yerde diz çöker şekilde oturdu. Veyla'nın başı yere eğikken nefes almaya değil, ciğerlerindeki bir şeyden kurtulmaya çalışır gibiydi. Gölge, Veyla'nın saçlarını yüzünden çekerek başını kaldırmaya çalışıyordu. "Veyla, geçti! Bana bak güzelim." diye laf döküyordu. Gözleri arada, biraz uzaklarında yere düşmüş Baş Terra'ya dönüyor kızgın ama endişeli bakıyordu. Thallar toprakta cızıldayan mavi büyünün sönmesini bekledikten sonra yaralanmış Baş Terra'yı yavaşça yerden kaldırdılar. Gölge ise yeniden Veyla'ya dönüp yüzünü kendisine çevirdi. Yanakları avuçları arasındayken nefes alamıyormuş gibi görünen Veyla, Gölge'nin tshirtünün uçlarından tutunsa da parmakları güçsüzdü.

Gölge Veyla'nın başını sol koluna yaslayarak tamamen kucağına alırken diğer eliyle dudaklarını öne iterek yanaklarını sıktı. Yüzüne doğru eğilip ciğerlerine hava gitmesine yardımcı olmak isteyerek suni teneffüs yapmaya başladı. Kadın suda boğulmuş da, büyüsü bedenini iyileştiremiyormuş gibiydi. Baş Terralar Gölge'nin kucağındaki kadının askılı ve göbeği açık üstünden göründüğü kadarıyla Esved yaralarının büyüyle parladığını izliyorlardı. İlk yaralandığında olduğu gibi yara ilerleyip büyümüyordu ama... O gün gibi parlıyordu.

Gölge, dudakları arasında suyu hissettiğinde Veyla'nın vücudu titredi ve Gölge başını çekerek kadının bedenini soluna doğru çevirdi. Veyla'nın bir eli yeri bulurken Gölge de kadının yanağından tutarak destek oldu ve Veyla sonu gelmezmiş gibi öksürmeye başladı. Yerdeki eli Gölge'nin büyüsüyle yanmış ve henüz iyileşiyor olan toprağı avuçlarken ciğerindeki suyu çıkartıyordu. Gölge gibi Baş Terralar da toprağa değen siyah ölümü izlerken Veyla kurtuldukça nefes alabilmeye başlıyordu. En sonunda sımsıkı yumduğu gözleri aralanırken büyüsü sönmek üzere olan siyah ölümü, hemen yakınındaki toprakta o da gördü. Çevresi, Doğa'nın büyüsüyle iyileşirken suların değdiği alanlar bir daha yaşamaya bir hayli geç kalmış görünüyordu. Doğa suyun değdiği toprağı iyileştiremese de, siyah ölüm de yayılarak daha ileriye gidemiyordu.

Gölge, kadının eğilmiş bedenini tekrar göğsüne doğru çekti. Başının göğsüne yaslanmasını sağlarken bir kolu sımsıkı beline sarılmış, diğer eli ise yanağını tutuyordu. Veyla'nın elleri de vücudunu saran adamın kollarını güç almak ister gibi tutuyordu. Veyla'nın yara izlerindeki siyah büyü de yavaşça söndü. Veyla, ölü toprağa bakarken pürüzlü sesiyle "Bu bir kehanet miydi?" diye sordu.

Baş Terra, büyüsü kendisini Gölge'nin büyüsüne karşı savunmuş olmasına rağmen aldığı hasar yüzünden bitkin görünse de daha çok endişeliydi. Gölge, hala hızlı nefes alıp veren kadını sakinleştirmek için tenini severken, o da Veyla kadar hiçbir şey anlayamamış haldeydi. Baş Terra, "Hayır." dedikten sonra gözlerini ölü topraktan alıp Veyla'ya çevirdi. Veylalar da gözlerini Baş Terra'ya çevirmişti.

Veyla umutla "Öngörü mü?" diye sorduğunda Baş Terra yavaşça başını onaylamaz şekilde salladı. "Bu bir görüşmeydi Veyla."

Veyla'nın içi titrerken Baş Terra da yutkundu.

"Seninle görüştüler."

**

Baş Terra, neşteri yerine bırakırken "Hiçbir şey yok." dedi. Yardımcıları Veyla'nın yaralarındaki kanları silerken, yarası çoktan kapanmıştı. Veyla sunakta doğrulurken Gölge de yardımcı oldu. Veyla'nın başı Gölge'nin göğsünün sol yanına doğru yaslanırken Baş Terra tezgâhına doğru dönmüştü. Elini yıkarken düşünceli görünüyordu.

"Vücudunda hiçbir parça yok, olsaydı zaten o gün ölürdün. Nasıl bağ kuruyorlar bilmiyorum ama beni, yani Doğa'yı aracı kullandılar. Doğa sana ulaştığında, onlar hızla büyüyü işgal ettiler. Daha önce benzer bir an yaşadın mı?"

Veyla "Hayır." dedi. Kâbus gördüğü olmuştu ama ilk defa siyah ölümü ve Esvedleri görüyordu. Baş Terra ellerini kuruladıktan sonra onlara geri dönerken Esved'in hapis olduğu alanı gösterir gibi omzunun ardını gösterdi. "Ona yakınlaşmak, bağ kurmalarını sağlıyor olabilir." dedikten sonra kadının yara izlerine baktı. "Seni yaraladığında, vücuduna büyüsünün izini bırakmış olmalı, fiziki bir parça yok çünkü."

Gölge, "Bu ne anlama geliyor?" diye sordu. O yara izlerini görmek bile Gölge'nin canını sıkıyor, az daha kadının öleceği günü hatırlatıyordu. Şimdi ise o yara izleri yüzünden kadına ulaşabilecekleri söyleniyordu.

"Bağ kurmuşlar." dedikten sonra üstü kapalı olsa da Gölge'nin omzunu, sonrasında da Veyla'nın omzunu gösterdi. "Omzunuzdaki işaretler ile Doğa'nın sizi birbirinize bağlaması gibi, Esvedler de Veyla ile bir bağ kurmuş gibi görünüyor."

Gölge ile Veyla'nın gözleri birbirine döndü. Veyla bakmaya devam ederken Gölge gözlerini kadının omzuna indirdi. Henüz sadece yıldız vardı. Ruh bağı kurulduğunda yıldızın etrafı çemberle sarılacaktı ve aslında o zaman, bağlanmış olacaklardı. Şimdi ise bağın emarelerini taşıyorlardı.

"Bağınız tamamlandığında, bunun Esved ile kurulan bağa etkisi ne olur, maalesef ki bilmiyorum."

Gölge, "Onu öldürebilirler mi?" diye sorarken Veyla'ya daha sıkı sarılmıştı. Gözleri Baş Terra'dayken cevap beklediği saniyeler içerisinde güçlükle yutkundu. Veyla ise bitkin bir şekilde dinliyordu. Baş Terra, "Yarası ilerleyemedi, sadece büyüyle parladı. Bu şekilde onu öldürmeleri mümkün değil ama onu etkileyebildikleri de şüphesiz." dediğinde Gölge biraz olsun rahatladı.

Veyla, "Bu işaretler tam olarak ne anlama geliyor?" dediğinde Baş Terra'nın gözleri Valdrislere döndü. Gölge, "Sorun değil." dediğinde Baş Terra Kral'a güvenerek kehanet kitabını almak üzere hareketlendi. O sıra Veyla da hareketlenmişti. Gölge'nin kolları arasından çıkmadan bacaklarının sunaktan sarkıttı ve vücudunu Gölge'ye çevirmiş oldu. Gözleri tekrar birbirini bulurken Veyla, "Bağ tamamlanması derken?" diye sordu. Baş Terra'nın dönmesini bekleyememiş, sabırsızlanmıştı. Gün gittikçe ilginçleşiyordu. Gece boyunca Gölge ile kalplerindeki taşlardan olabildiğince kurtulmuş, az daha sevişeceklerken Yaratık'ın büyüyle Zenith'e döndüğüne şahit olmuşlardı. Esved ile bağ kurmalarının ardından ise şimdi Gölge ile bağlanmalarından bahsolunuyordu.

Gölge, "Ruh bağından bahsediyor." dediğinde Veyla'nın kaşları kalkıp indi ve yutkunduktan sonra bir elini adamın göğsünden çekip işaret parmağını aralarında çevirdi. "Ruh evliliği mi? Biz mi?"

Gölge, "Baş Terra'nın getireceği kehanet kitabında bu işaretler öngörülmüş..." derken bir elini kadının belinden çekip çıplak omzuna götürdü ve başparmağıyla sevdi. Gözleri yeniden kadına yükselirken "Her şey öngörüldüğü gibi ilerliyor ve devamına göre, işaretlerimiz birleşecek." dedi.

Veyla, "Yani biz?" derken anlayabiliyordu ama endişeyle harmanlanmış bir heyecanla tekrar etme ihtiyacı duyuyordu. Gölge karmaşık bir durum içerisinde olmalarına rağmen gülümser gibi olup başını onaylar şekilde salladı. Esvedlerin Veyla ile bağ kurma ihtimalleri hiç ama hiç hoşuna gitmemişti. Elinden gelse Veyla'yı Zenith'in dibinde saklayacak, kıyametten kurtulduktan sonra geri alacaktı. Baş Terra da bir keresinde 'önce onu kaybedeceksin' demişti. Varis gerçekleşmeden önce onu kaybedeceğini, sonra ise kurtaracağını söylemişti ve Gölge Veyla'yı kurtarmak değil, hiç kaybetmemek istiyordu.

Veyla, "Peki, ne için öngörülmüş?" dediğinde Gölge tedirgin bir alayla sırıtırken başını yavaşça iki yana sallayarak "İşte orası biraz karışık." dedi.

Veyla elini yeniden adamın göğsüne yaslarken merakla "Nasıl?" diye sordu. Gölge sıkkın bir nefes alıp verdikten sonra "Kurtuluş ya da kıyamet getirmemiz için." diye açıkladı. Bunu bir süredir biliyordu ama Veyla ile ancak aynı tarafa geçtikleri ve artık kurtuluş ya da kıyamet, mutlaka birini getirecekleri için söylüyordu. Çoktan bir olmuşlardı, artık başka bir seçenek kalmamıştı.

Veyla şaşkınlıkla irileşmiş gözlerini bir süre Gölge'de gezdirdikten sonra "Tam da öyle bir şey olur zaten." diye mırıldandı. Düşünceli gözleri Gölge'nin omuzlarına doğru kaymıştı. Gölge hafifçe gülümserken "Ben de duyunca böyle söylemiştim." dedi. Veyla ile birlikte olmanın ortası yoktu.

Veyla yeniden Gölge'ye bakarken "Ne zaman?" diye sordu. "Ne zamandır biliyordun?"

Gölge çenesinin ucuyla Veyla'nın kolundaki yara izini gösterdi. "Esved'in seni yaraladığı gün."

Veyla bu duruma daha çok şaşırdı. Gölge, birlikte kıyamet getirebileceklerini öğrenmesine rağmen Veyla'yı kurtarmış mıydı? Üstelik... Sonra da her şeyi göze alır gibi Veyla'yla bir olmuştu. Nefreti bir kenara, Gölge çok daha büyük engelleri yenip de Veyla'ya gelmişti.

Veyla, "Haklıymışsın," dediğinde Gölge kaşlarını kaldırdı. Veyla yamuk bir şekilde sırıtırken "Etrafımızda kıyamet kopuyor ve biz ortasında sevişiyoruz." dedi. Thal sesini temizlediğinde Veyla gözlerini kırpıştırarak Gölge'nin heybetli bedeninin sağından ardına, Thal'a doğru bakarken Gölge ise sırıtmakla yetinemeyip gülerek Veyla'ya bakıyordu. Bu durumda bile kadın, onu andan koparıp da birlikte gökyüzündeki bir salıncaktan okyanusa atladıkları an gibi hissettirebiliyordu.

Thal, onları dinlemiyormuş gibi "Bu ağaç da sağlama benziyor ha." diyerek bin yıllık ağacın duvarlarını test eder gibi eliyle kontrol ederken Valdris ve Erya da dudaklarını imayla ağızlarının içine kıvırmış, güleç bir suratla bakıyordu.

Veyla, "Ben sizi unuttum..." diye mırıldandı. Baş Terra ve yardımcıları gidince, Veyla bir an baş başa kalmışlar gibi hissetmişti. Gölge'nin yanında pek öyle hissederdi ama adamın heybetli vücudu da bir duvar gibi ardını gizleyince, Veyla'nın algıları iyice yanılmıştı.

Thal, muzip bir şekilde sırıtıp "Neyse ki doğru zamanda hatırlattım." diye alay ederken onları dinlediğini yeterince belli ettiğinde Veyla gözlerini devirdi. Gölge ise kadının sağa doğru eğilmiş vücudunu belinden tutarak doğrulttu ve sunağın üstünde kendisine daha da yakınlaşmasını sağladı. Veyla, adamın cesur hareketlerine karşı gelemezken zaten Gölge'yi cesurlaştıran da tam olarak buydu. Veyla, Gölge'yi itmeyi bırakmış gibiydi.

Gölge'nın okyanusu aleve veren gözleri kadında gezdikçe Veyla sanki git gide üstünden kıyafetler eksiliyormuş gibi hissediyordu. Gölge "Kurtulmasak da olur." dedikten sonra kadının kulağına doğru fısıldadı. "Zenith'in son günlerini sevişerek geçirebiliriz bebeğim."

Hemen ardından Veyla'nın tepkisine bakmak üzere kulağından çekildi ve istediği kızarıklığı görünce sırıtışında alt dudağını ısırdı. Kadın bazen cesurlaşıyor, bazen ise heyecanlı bir ürkeklikle yaklaşıyordu ve her hali Gölge'yi kendinden geçiriyordu.

Thal, sadece ilk cümleyi duyarak "Tabii, tabii. Siz aşkınızı yaşayın, biz de gidip son dileklerimizi gerçekleştirelim." diye onlarla uğraştığı gibi Veyla ile Gölge'nin keyifle birbirine gezinen gözleri donuklaştı. Aşk, kelimesi vücutlarının kasılmasını, birbirini tutan ellerinin sıkılaşmasını sağlarken ikisi de kendi hisleri için değil, birbirlerinin hisleri için heyecanlanmıştı. Kendilerininkini hazmedip kabul etmelerinin üstünden bir hayli süre geçmişti.

Gözlerini güçlükle birbirlerinden aldılar. Gölge omzunun ardından, Veyla da yeniden sağa doğru eğilerek Thal'a baktığında Thal tedirgin bir şekilde sırıttı. Bu sefer de şifa evi olan ağacın gökyüzüne uzanan gövdesinin bitmek bilmeyen uzaklıktaki tavanına kadar ulaşan sarmaşıkları gösterdi. Büyüyle parlıyorlardı. "Ne güzel parlıyorlar, değil mi?"

Veyla heyecanını örtmek isteyerek ters bir şekilde "Seni oraya kavuşturmamı ister misin?" diye sordu.

Thal, "Yalnız kalmak istiyorsanız söylemen yeter, ben kendim de çıkarım." dediğinde üzerine doğru fırlayan tahta tabaktan son anda kaçındı. Veyla'nın sunağın üstünden alıp fırlattığı tabak düştüğü yerde gittikçe yavaşlayan bir sallanmayla titrerken Erya, "Bu 'çıkın' demekti, herhalde." diye Thal'ın alayına dâhil oldu.

Veyla, çığlık atar gibi "Hayır!" derken Gölge de "Evet." deyince irileşen gözleri adama döndü. Gölge hafifçe omuz silkip "Sana özel bir şeyler söyleyeceğim." diyerek durumu masumlaştırmaya çalıştı. Dudağını yaladıktan sonra çenesinin ucuyla kadının kulağını gösterip arkalarında kaldıkları için Valdrisler göremezken dudaklarını oynatarak "Kulağına." dedi.

Valdrisler gülerek hareketlenirken Veyla, "Hiçbir yere gitmiyorsunuz!" dedi. Ses tonu iyice tizleşmiş, yüzü heyecan ve telaşla kasılmıştı. Herkes şakalaşıyordu elbette ama eğer gerçekten giderlerse şakanın gerçeğe döneceğini de biliyordu. Ateşle barut gibi olmaya başlamışlardı. Henüz tattıkları tenlerini özleyip duruyorlardı. Aralarında bir temas bağımlılığı gelişmişti, şu an bile elleri kolları birbirinin üstündeydi. Thallar çıkarlarsa öpüşmeye başlarlar, sonra eller hareketlenir ve gerçekten sevişirlerdi. Veyla, Baş Terra'nın elinde kitapla gelip de kalakalarak varis kehanetine gözleriyle şahit olmasını istemezdi.

Gölge, muzip bir sırıtışla "Niye? Biz mi gidiyoruz güzelim? O da olur." diye sorunca Veyla uyarır gibi bakarak karnını cimcikledi. Gölge eğilerek karnına baktıktan sonra güldü. Birbirlerinin üstüne neler fırlatmışlar, büyüyle saldırmışlar, hançerler saplamışlardı şimdi ki darbe, cimcik miydi?

Valdris, "Ölüm kelebeğinin şu haline bak." diye dalga geçti. Öyle sevgiyle dolmuştu ki, 'baş düşmanım' dediği adamı cimcikledikten sonra pişman olmuş gibi hemen ardından eliyle tenini sevmişti.

Thal, "Daha tehlikeli sinekler görmüştüm." dediğinde Erya gülse de kız arkadaş koruması gereği dirseğiyle dürttü.

Veyla, Esved yara izlerine bakıp "Alın beni, sizin tarafa geçmek istiyorum." diye sızlandı. Thallar gülerken Gölge de gülüşü eşliğinde kadının çenesinin ucundan tutup yüzünü kaldırdı. Gözleri kenetlenirken "Hiçbir yere gidemezsin bebeğim," dedi. "Artık kıyametin de kurtuluşun da benim."

Veyla'nın yüzünde zorla tuttuğu kızgın ifade dağılırken hafifçe omuz silkti. "Ben Esvedler ile kıyamet getireceğim."

Gölge, "Benimle getir." dedi. Veyla'nın göz bebekleri bile heyecanla titrer gibi olurken "Zenith için beni yok etmez misin?" diye sordu.

Gölge omuz silkti. Dilini sırıtan dişleri arasında gezdirdikten sonra bunu yapabileceğine şüphe bırakmayan bir bakışla "Senin için Zenith'i yok ederim." dedi. İşte şimdi Veyla, Eryaların odadan çekip gitmesini istiyordu. Büyüsüyle bu ağacın etrafını sarıp saatler belki de günlerce kimsenin geçmemesini de sağlayabilirdi. Heyecanlı bir nefes alıp verdi.

Erya, kurtuluş getirmesi gereken ikilinin, kıyameti romantize etmelerini izledikten sonra ölme fikrine alışmaya çalıştı. "Ben son kez çiçeklerle dans etmeye gideceğim." dedi. Valdris, "Sevgilim, son günlerimizi birlikte mi geçirsek?" dediğinde Erya Valdris'e sırtını dönüp yüzündeki gülüşü silerek "Yok, istemez." dedi. Valdris iç çekerek Erya'nın sırtına doğru baktı. "Peki, ben de çiçeklerle dans etmeye gelebilir miyim o zaman?" diye sorduğunda Erya yeniden neşelenerek Valdris'e döndü ve "Olur." dedi. Valdris de gülerek kollarını sevgilisine sardı. Erya'nın, henüz evlenmemeleri ya da bir gün evlenmeyecekmiş gibi olmaları yüzünden Valdris'e bozuk attığını biliyordu. Valdris bunu bir şekilde çözmeliydi ama kadının sevgi dolu kalbinin mesafeli duramayışını seviyordu. Zaten, Erya'nın her şeyini seviyordu.

Veyla ve Gölge, Valdris'in 'sevgilim' deyişini düşündü. Gölge de bir defasında, Veyla'ya 'Sevgilim' demişti ama Veyla o sıra baygındı. Şimdi, bir başkasından duymak bile heyecanlanmalarını sağlamıştı. Thal, "Ben de mıntıkalar arası 'En iyi kim ölecek?' yarışması düzenleyeyim bari. Orada da kazanıp bu gezegenden öyle göçeyim." dedi.

Erya, "Kıyamete hazırız o zaman." derken Veyla, Gölge'ye onları bırakıp Esvedlerin tarafına geçmemesi, birlikte kıyamet getirmeleri için "Önce Thal ölecek." diye şart koştu.

Thal, "Gölge'm bana kıyamaz." derken Gölge "Olur." dediğinde Valdrisler gülerken Thal ihanete uğramış gibi gözlerini kısıp memnuniyetsiz bir yüz ifadesiyle baktı. "Kıyarmış."

Baş Terra, şifa evine dönerken herkesin yüzündeki keyfe anlam veremedi. Kehanet kitabının ilgili sayfasını açarak sunağa yaklaşırken Veylalar da sesini temizleyip yüzlerindeki güleç ifadeden kurtulmaya çalıştılar. Ne yapabilirlerdi? Doğa ancak şimdi mutlu olmalarına izin vermişti, bir de şimdiki mutluluklarının da kıyamete kurban gitmesine izin veremezlerdi.

"Sanırım kıyameti durdurmanın bir yolunu buldunuz?"

Veyla, "Yok, biz hızlandıracağız." dediğinde Baş Terra öyle bir dehşetle baktı ki Veyla sunaktan inmek için hareketlenirken gözlerini devirdi. "Şaka. Arada sen de kullan."

Gölge'nin kolları arasında sunaktan indikten sonra Baş Terra'ya döndü. Alanın girişinde duran Valdrisler de sunağa yaklaşırken Gölge kadının belindeki kolunu omzuna yükseltmişti. Veyla, omzundan sarkan Gölge'nin koluna baktıktan sonra ana dönmeye çalışarak sesini temizledi ve Baş Terra'ya baktı. Resmen sevgili gibi bir şey olmuşlardı...

Baş Terra kitabı sunağa yaslayarak ilgili sayfayı gösterirken "Zenith'in ve canlıların geleceğini ilgilendiren konularda şaka yapmıyorum." dedikten sonra gözlerini Gölge'ye çevirdi. "İkinizden biri biraz ciddi olsaydı keşke."

Gölge, "Haksızlık ediyorsun. Ben ciddiydim," dediğinde gözler ona döndü ama o Veyla'ya bakarak sırıttı. "Kıyamet getirme konusunda."

Baş Terra sızlanırken Veyla'nın gözleri adamın dudaklarına doğru indikten sonra titrek bir nefes alıp hafifçe gülerek Baş Terra'ya baktı. Yerlerine bir süreliğine başkaları geçip Kral ve Kraliçe olsalar, çok iyi olurdu. Valdris ve Erya, ellerinden geleni yaparken Veyla'nın Kraliçelik yapmak dışında yaşamak istediği belirli şeyler vardı ve hepsi kolu tekrar beline doğru inerken eli ilgi çekici derece kalçasına yakın duran adamla ilgiliydi. Adam sanki bilerek elini Veyla'nın vücudunu arzuyla uyaran bir noktada tutuyor gibiydi. Ne biraz aşağısı kadar tehlikeli, ne de biraz yukarısı kadar güvenliydi. Eryalar yanlarına sıralandığı için başkası bu teması göremiyordu. Veyla da sadece hissediyordu. Baş Terra görür gibi Gölge'ye baktığında Gölge yavaşça elini kadının beline yükseltti. Terraların yapabildiklerine akıl sır ermezdi. Ağaç kabuğunun yansımasından bile büyüyle görmüş olabilirdi.

Uslu durduklarını gördüğünde Baş Terra derin bir nefes alıp bir elini kitabın yanından sunağa yaslayarak hafifçe eğildi ve parmağını, Terra resimli diliyle yazıldığı için her bakanın anlayamayacağı işaretlerde gezdirdi. Erya anlayabiliyordu.

"Güçsüzlük, güçle bir olduğunda, ölüm ya da kurtuluşu getirecek."

Erya, "Kelimenin tam anlamını bilmek mümkün değil." diye sızlandı. Doğa suyu mezarlığından Zenith'in ilk Terralarını çıkarıp hayata döndürmedikleri sürece benzeri resim ile hangisini kastettiklerini bilemezlerdi. Baş Terra, "Varis kehaneti, yaşam ihtimalini güçlendiriyor." dediğinde anlayamayan gözler önce Baş Terra'ya sonra da Gölgelere döndü.

"Varis kehaneti mi?"

Gölge, "Tam da onu soracaktım." dedikten sonra ne diyeceğini bilemeyerek Veyla'ya ve Baş Terra'ya bakarak heyecanla sustu ama eliyle de Veyla'nın karnını göstermişti. Veyla heyecanlı bir şekilde yerinde kıpırdanırken sesini temizleyerek "Saçmalama." dese de bir yanı cevabı merakla bekledi. Çok az zaman geçmişti ama eğer son birliktelerinden bebek oluşacaksa Baş Terra hissedebilirdi. Veyla, ihtimal vermediği ve heyecanlandığı için 'saçmalama' demişti ama son zamanlarda çok mucize gerçekleşiyordu. En büyük mucizeyse, Veyla ve Gölge'nin artık birlikteymiş gibi olmalarıydı. Henüz kimse dile getirmemişti ama zımni bir gelişme yaşanmış gibiydi.

Baş Terra'nın gözleri Veyla'nın karnına doğru indiğinde Gölge'nin, kadının belindeki elinin tutuşu sıkılaştı. İkisi de heyecanla kaskatı kesilirken kaşları kalkıp iniyor, sabırsız bir şekilde cevap bekliyorlardı.

Baş Terra başını onaylamaz bir şekilde sallayarak tekrar Veylalara baktı. İkisinin de hafifçe omuzları düşerken bir süredir tuttukları nefesi burnundan üflediler. Gölge olmasını istiyor ama düşük ihtimal olduğunu biliyor, Veyla ise olmamasının daha iyi olacağını düşünüyordu ama ikisi de bir yandan, olur mu diye beklemişlerdi. Demek ki, kehanet gerçekleşecekse varis getirecek birliktelikleri gelecekte yaşanmak üzere bekleniyordu. Son birliktelikleri olmadığını öğrenmek bir bakıma sevindiriciydi.

"Henüz değil ama hala geleceği görüyorum. Kehanet değil, öngörüyse bile olumsuz yönde değişmemiş."

Kehanetse mutlaka, öngörüyse muhtemelen gerçekleşirdi ve Baş Terra bunun bir kehanet olduğunu çünkü kadim ağaçtan öğrenildiğini dile getirmişti. Erya, "O gün ormanda bir şeyler olduğunu biliyordum!" diyerek onlara döndü. "İkiniz de taş kesmiş gibi dönmüştünüz!"

Veyla'nın Kral'ın efsunu seçildiği gün kehaneti öğrenmişlerdi ve öyle dönmüşlerdi ki ya sevişmiş ya da savaşmışlardı. Erya şimdi anlıyordu. İkisini de yapmamışlardı ama ileride savaşmayıp sevişeceklerini öğrenmişlerdi. İkisi de üstünden neredeyse bir sene geçmiş o zamanlardan beridir ne kadar çok şeyin değiştiğini hayretle düşündüler. O gün her zerreleriyle bu ihtimalden nefret etmiş, hiçbir yanları inanmak istememişti. Şimdi ise merakla cevabı beklemişlerdi.

Thal, "İsmi ne olacak?" diye sorduğunda Baş Terra kızgın bir şekilde "Şu an önemli olan bu mu?" diye sordu. Erya el çırpıp "Mor bir tırtıl, harika!" dediğinde Gölge Veyla'ya bakarken Veyla başka her yere bakma gayretindeydi ama ikisinin de dudakları kıvrıktı.

Valdris onların aksine ciddiyete erebildi ve "Ruh bağıyla evlenmeleri mi gerekiyor?" diye sordu.

Baş Terra, "Eğer getirecekleri kıyametse, bu her şeyi hızlandırır. Bir şeylerden emin olana ve başka çözümler bulana kadar bu ihtimalden uzak durmaları gerekiyor." dedi. Gözler Veylalara döndü. Bir araya getirmekten daha zor bir şey varsa, bu saatten sonra ayırmak gibi görünüyordu. Baş Terra onlara bakarken "Şu an bunu yapmamanız gerekiyor." diye tekrar etti.

Gölge Baş Terra'yı duymazdan gelerek ağacın duvarlarına bakarken "Gerçekten sağlam görünüyor." dedi. Thal güldüğünde Veyla da gözlerini sarmaşıklarda gezdirirken gülüşünde alt dudağını ısırdı. "Harika parıldıyorlar." diyerek sarmaşıkları gösterdi.

Eryalar da gülüşe katılırken Thal "Ben demiştim." dedikten sonra Baş Terra'yla göz göze geldiği için hızla sesini temizleyip gülüşünü durdurdu. "Ama şimdi de Baş Terra bizi oraya kavuşturabilir."

Gölge Veyla'nın ruh bağıyla evlenecek niyete ve arzuna ulaşabileceğinden emin değildi. Kendisinden ise şüphesi yoktu. Ruh bağının kalben gerektirdiklerini emindi ki, karşılayabilirdi. Veyla'nın duyguları olduğunu artık biliyordu, kadın gizleyemediği gibi bazen gizlemeye de çalışmıyordu. Yıldat'a karşı hisleri kalmamış olmalıydı ya da Gölge'ye duyduğu hisler baskın gelmeye başlamış olmalıydı ki, hali vakti, her şeyi değişmişti. Gerçekten kıyamet kopacaksa bile neyse ki Gölge son dileklerini yaşıyordu. Kadının da bu anları bozmayıp gülüşlere ve sohbete dâhil olması da, Gölge'nin çok hoşuna gidiyordu. Önceden olsa bunun imkânsızlığından bahseder, huysuzlaşırdı şimdi ise o da Baş Terra'yı duymazdan gelir gibi davranıyordu.

Baş Terra, "Ruhlarınızın birleşmesi demek, güçlerinizin de birleşmesi demek. Yenilmesi gereken içinizdeki kötülükse, güçlerinizin birleşmesi bizi yenilmez bir düşmanla karşı karşıya bırakır." dedi. Veyla ile Gölge iç çekerken yavaşça keyiflerini sildiler ve başını onaylar şekilde salladılar. Henüz ancak birbirlerinden nefret etmediklerini bile getirebilmişlerdi, bir ruh evliliğiyle bedenleri gibi ruhlarıyla da sonsuz bir bağ kurmak için aşk yemini ise evet, kapıda olmalıydı ama bu kargaşa içerisinde beklemeleri gerekirdi. Bir ruh bağı evliliğiyle gerçekleştirmedikleri sürece, birbirlerine diledikleri itirafta bulunabilirlerdi.

"Bir taş daha var, biliyorum. Siyah ölümün ilk başladığı günden beridir öngörüyorum. Biri obsidyen, diğeri..." dedikten sonra kâğıdı göstererek "Eğer sorun da çözüm de sizseniz, diğer taş da Veyla'ya ait olmalı." dedi.

Veyla, "Zenith'in iki yarım küresinde de öyle bir taşla karşılaşmadım." dedi. Gölge, "Veyla beni güçsüz bırakıyor." dediğinde gözler Gölge'ye döndü. Thal, "Tamam kardeşim, âşıksın işte." dediğinde Gölge'nin gözleri Thal'a dönerken Veyla'nınkiler heyecanla kırpıştı ve titrek bir nefes için aralanan dudaklarını yaladı. Gölge yeniden Veyla'ya baktığında aynı anda seslerini temizlediler. Gölge, "Öyle değil." dediğinde Veyla'nın yüzündeki gülümseme silinirken kaşları kalktı ve Gölge telaşlı bir hızla vücudunu kadına çevirdi. Eli kadının belinden koluna doğru kaymıştı. "Yani, o yüzden değil." diyerek toparlamaya çalıştı. Kendisini yanlış ifade etmişti. "Yani, 'öyle değil' demek istemiyorum. O yüzden değil, demek istiyorum."

Veyla, dağ gibi adamın karşısında çaresizce çırpınmasını izlerken yavaşça yüzünde bir gülüş oluştu. Gölge dilini gergin dudaklarında gezdirdikten sonra omuzları çökerken kaşları da hafifçe çatıldı ve "Anlatabildim mi?" diye sordu. Veyla sessiz kalırken Gölge "Tekrar anlatabilirim çünkü." diye ekledi. Kadının yanlış anlamasını istemiyordu.

Thallar gülmemek için dudaklarını ısırıp dururlarken Baş Terra'nın baskısı altında olmasalar bir kahkahayı patlatmışlardı. Gölge'nin dudakları yeniden aralandığında Baş Terra adamın aşkını haykırmasından korkup "Kutsal bir doğa yerindeyiz!" dedi. "Düşüncelerinizi zihninizde tutun."

Gözler Baş Terra'ya döndü. "Ruh bağının kıyameti hızlandırmadığını düşünene ya da bu riski göze alabilecek kadar siyah ölüme bulanana kadar kutsal doğa yerlerinden uzak durun. Ruh bağı sadece sözler sarf edilerek edilen bir yeminle olmuyor, bilindiği üzere. Kutsal doğa yerlerinde kalpleriniz bir olmak isterse, birlikte yaşayıp birlikte ölecek kadar ruhlarınız sarılırsa, ruh bağı evliliği süreci başlar ve bir başladı mı, bir daha durduramayız."

Veylalar düşünceler içerisindeyken sessiz kaldı. Baş Terra endişeyle iç çekti. Gözleri Veylalar'da gezinirken "En son ne zaman kutsal bir Doğa yerinde yakınlık gösterdiniz?" diye sordu.

Veyla, "Gerçekten burada özel hayat diye bir şey yok." diye sızlanırken parmakları sunağın üstünde heyecanlı ritimler tutuyordu. Gölge Veyla'ya güldükten sonra Baş Terra'ya odaklanmaya çalışıp "Son gönderdiğin o yer kutsal mıydı?" diye sordu.

Baş Terra rahatlayarak "Hayır." dedi. Veyla dirseklerini de sunağa yaslayarak üst vücudunu eğerken ellerini yüzüne götürdü ve utançla inledi. "Süper. Bir Baş Terra'nın seviştiğimizi öğrenmediği kalmıştı. Duymayan varsa törenle ilan edelim."

Thallar, Baş Terra'nın baskılarına rağmen gülerlerken Gölge de gülüşünde alt dudağını ısırdı. Bunu hatırladıkça çıkıp gökyüzüne doğru mutlulukla bağırmak ve Doğa'ya teşekkür etmek istiyordu. Henüz ikincisini yaşayamamışlardı ama belli ki, yaşayacaklardı. İkincisini, üçüncüsünü ve çok daha fazlasını...

Baş Terra, kadının haline karşı sempati duyduğu için kıyametin habercisi olan işaretlerin getirdiği gerginliği bir anlığına üstünden atmaya çalıştı ve gülümsedi. "Biliyordum zaten." Sadece, nerede ne zaman olduğunu bilmiyordu ama yaşadıklarını da, yaşayacaklarını da biliyordu.

Veyla ellerini yüzünden çekip başını Baş Terra'ya doğru kaldırırken "Nasıl bir büyüye sahipsin?" diye sızlandı. Terraların öngörülemez büyü yelpazeleri şaşırtıcıydı.

Baş Terra, "Büyümü kullanmadım." dedikten sonra işaret parmağını aralarında gezdirdi. "Yüzünüz her şeyi anlatıyor."

Veyla yeniden ellerine gömülüp utanç ve sinirle karışık inlediğinde Gölge kahkaha attı. Bir eli kadının beliyle sırtı arasında gezinirken gülüşü daha da arttığı için o da Veyla gibi sunağa doğru eğilip dirseğini yasladı ve eliyle alnını ovuştururken eğdiği başı eşliğinde gülmeye devam etti.

Baş Terra da hafifçe gülerken onaylamaz şekilde başını iki yana sallayarak onları izliyordu. Baş Terra'nın gülmesi Thalları da rahatlatmış, tutmaya çalışmayı bırakmışlardı. "Umarım kurtuluş getiriyorsunuzdur." dedi Baş Terra. Yoksa kıyamet getirmelerine engel olmak, mümkün değilmiş gibiydi.

Gölge sesini temizleyerek gülüşünü kontrol altına almaya çalışırken sunaktan doğruldu ve Veyla'nın omuzlarından tutarak kaldırmak için çekti. Veyla da doğrulmak zorunda kalırken yüzünü Gölge'nin göğsüne doğru saklayınca Gölge yeniden gülmeye başladı. Bir kolu beline sarılıyken diğer eli yanağını seviyordu. Xaliar arasında cinsel hayatın şaşırılacak ya da utanılacak bir yanı yoktu ama Veyla'nın pek alışık olduğu bir detay değildi. Yine de Gölge hayret ediyordu. Kadın Yıldat'layken bunu defalarca kez dile getirmiş, hiç de çekiniyormuş gibi davranmamıştı. Şimdi niye çekiniyordu?

Baş Terra onları konuya geri getirmeyi amaçlayarak "Veyla'nın büyüsünün seni güçsüz bıraktığını mı düşünüyorsun?" diyerek adamın biraz önce demek istediğini anlamaya çalıştı. Gölge kadına doğru eğdiği başında saçlarına ve görebildiği kadarıyla gizlemeye çalıştığı yüzüne bakarken Baş Terra'nın konuşmasıyla gülüşünü dudaklarını yalayarak hafifletmeye çalıştı. Birkaç saniye sonra sesini temizleyip öyle konuşmaya başladı. Konu dağıldığı için Veyla da yavaşça başını Gölge'nin göğsünden kaldırsa da adamın kolunun altından uzaklaşmadı.

"Taklitçi kadın da, Veyla buna izin vermediği için onun büyüsüyle beni öldüremeyeceğini söylemişti. İzin verseydi, öldürüp öldüremeyeceğini sorduğumda cevap vermedi ama ikimizin büyüsünü aynı anda taklit etmek istediğinde, büyü ellerinde yok oldu. Veyla, Esved'in etrafını saran büyü duvarını da aşıp geçebildiğine göre büyümü söndürüyor olabilir." dedikten sonra gözlerini Veyla'ya çevirdi.

"Büyülerimiz birbirini yok ediyor."

Veyla düşünceli bir şekilde bakarken "Ama birbirimizi yok edemiyor." dedi. Ne olursa olsun büyüleri birbirine zarar vermiyordu. Taklitçi kadın bile, 'onun yapamadığı bir şeyi ben de taklit edemem' demişti.

"Eğer öyleyse, bu da seni öldürebilecek diğer gücün, Esved olduğunu gösterir Gölge Kral."

Veyla'nın endişeli gözleri Baş Terra'ya döndü. Peki, öyleyse, Konsey hangi ihtimali biliyordu? Veyla'dan diğerini öğrenmesini istemişlerdi. Ellerinde olan şey, Veyla'nın büyüsüyse, niye Veyla'nın şehre girebildiği ilk an Gölge'yi öldürmesini istememişlerdi? Obsidyenler arasında Gölge'ye karşı gücü yetmeyeceği için mi Gölge'nin kadına âşık olmasını istemişlerdi? Gölge... Veyla'ya karşı güçsüz düşsün diye miydi? O sırada Veyla'nın ona âşık olmasını istemedilerse, Veyla da Gölge'ye güçsüz düşsün istememişlerdi. Gölge, ölüm laboratuvarlarında kendisini güçsüz bırakan bir güce sahip olduklarını söylemişti. Esved'i, siyah ölümün varlığından bile emin olunamayacak kadar yıllar öncesinde laboratuvarlarında tutamayacaklarına, keyiflerince kullanabilmek üzere kontrol edemeyeceklerine göre ellerindeki şey, Veyla'nın büyüsüyle ilgili olmalıydı. Veyla'nın hatırlayamadığı yıllar, Gölge'nin, kendisini ve küçükken sevdiği kızı oraya Veyla'nın getirdiğini düşünmesi, o kızı yine Veyla'nın infaz ettiğini düşünmesi, Konsey'in laboratuvarlarına benzer alanlarda Gölge'nin annesine de büyüsünü yönlendirdiğinin görüldüğü kayıtlara bakılırsa, bizzat Veyla ile Gölge'yi güçsüz bırakmış olabilirlerdi ama bir başka ihtimal de Veyla'ya güç veren, Veyla'dan güç alan büyülü bir doğal taşın varlığıydı. Eğer öyle bir taş varsa bile Nix yarım küresinde olmadığı şüphesizdi. Amorsus yarım küresinde ise... Buna dair bir duyum yoktu ama Konsey gizliyor olabilirdi.

"Daha yıllar öncesinde, varlıkları yeni ortaya çıkan Esved'i okyanusun dibinde kontrol edemeyeceklerine göre, Konsey'in elinde Veyla'nın büyülü taşı olmalı."

Konsey ile Gölge'nin arasındaki ilişkiyi odada sadece Veyla ve Valdris biliyordu. O yüzden Thallar tam olarak neler anlatıldığını anlayamıyordu. Baş Terra ise, Gölge ile açıkça konuşmamalarına rağmen olanı biteni hissediyordu. Gölge içinde hem insanlığı, hem de Xalialığı taşıyordu. Baş Terra'nın gözleri Veyla'ya döndü. Tıpkı, Veyla gibi. Sadece dudakları her bu konu hakkında konuşmaya niyetlendiğinde, Doğa onu susturuyordu ve belki de bir sebebi vardı. Bir yıl önce, yanlarına geldiklerinde de onlara 'Unutmayın, iki tarafa da ait değilsiniz ama iki taraf da size ait.' diye kehanet fısıldamıştı. Doğa ancak sırlarla konuşabiliyordu.

Okyanusun dibi... Veyla, Gölge'nin bulunduğu laboratuvarın da okyanusun dibinde olduğunu fark edince belki de zaman farkı dolayısıyla aynı laboratuvarda olduklarını düşündü. Veylaların denek grubunda Veyla'dan geriye kalan herkes ölmüştü, sonrasında yeni denek grubu olan Gölgeler'i de orada hapsetmiş olabilirlerdi ama Veyla'nın kardeşi Dahel'in yer üstünde olan ayrı bir laboratuvarda tutulduğu düşünüldüğünde, okyanusun altında başka laboratuvarlar da olabilirdi.

Gözler Veyla'ya döndü. Baş Terra, "Kendini hiç olmadığın kadar güçlü hissettiğin anlar oldu mu? Bir yere yaklaştığında, bir şeyle temas kurduğunda?" diye sordu.

Veyla, "Büyü patlamaları yaşıyorum onun dışında hiç öyle hissetmedim." dedi ve taklitçi kadın ile karşılaştıklarında Veyla'nın potansiyeline şahit olmalarını anlattılar. Hatta, Veyla'nın büyüsü şehri yutarken hala büyümeye devam ediyordu ve potansiyelinin tamamına şahit olmadan önce taklitçi kadın durmak zorunda kalmıştı.

"Nix obsidyen dolu. Hiç rastlaşılmadığına göre büyülü taşın varsa bile bu yarım kürede değil. Güç aldığın taştan bu kadar uzakta, seni güçsüz bırakan obsidyenlerin arasında bile ölen hayvanı Luna'n olarak geri getirebilecek kadar, böylesine güçlü bir büyüye sahipsen, şartlar değiştiğinde potansiyelin baş gösterecek olabilir."

Gölge "Taşına ulaştığında ya da..." dedikten sonra düşünceli gözlerle sunağı izleyen Veyla diğer ihtimali dile getirdi. "Obsidyen beni güçsüz bırakmadığında."

Valdris, "Yani ruh evliliği gerçekleştiğinde." dediğinde Baş Terra başını onaylar şekilde salladı. Ruhlarıyla da evlenip de ruhları bedenleri arasında özgürce hareket eder kadar bir olduklarında, güçsüzlük ile güç birleşecek, Zenith ise yenilmez bir dost ya da düşman kazanacaktı.

Veyla, "Konsey'in elinde beni de güçsüz bırakan bir şey var." derken bunu söylemekten çekinse de söyledi. Kim olduğunu açıkça anlatmak zorunda değildi, Gölge Veyla'nın bir aralar Konsey'in askeri olduğunu biliyordu, artık olmadığını düşünüyordu ama ara ara bu ihtimali de düşünmüş, kadını bunla itham etmişti. Veyla her bir ithamdan biraz kendisi, biraz da Gölge'nin Veyla'ya duyduğu zaaf sayesinde kurtulmuştu.

Şüphesiz Veyla, Gölgelerin, Zenith'in tarafındaydı ama bir süre ikili oynaması gerekecek gibiydi. Yoksa Konsey'in planlarından habersiz kalırdı ve tehlike artardı. Bir yanı her şeyi anlatmak istiyordu ama sonuçlarından emin değildi. Gölge, Veyla'nın ihaneti yüzünden sırt çevirmese bile Veyla'nın ikili oynamasına müsaade etmeyebilirdi. Konsey'in üstüne kurabileceği baskıyı anlayabileceğini, ihaneti göğsünde yumuşatabileceğini umuyordu Veyla ama... Veyla defalarca halkından kimselerin ölmesine neden olmuştu. Bir kısmı da son zamanlara ait olan ihanetlerdi. Defalarca bizzat Gölge kendi elleriyle halkını infaz etmişti, bazen de Veyla saldırılarla bunu sağlamıştı. Adamın aldığı güvenlik önlemlerinden Andri'ye bahsetmiş, adımlarını ona göre atmasını sağlamıştı. Adam Veyla'yı annesi için de, çocukluk sevdiği için de affetmişti ama kolları arasında olanın ölüm kelebeği olmadığını, Veyla'nın değiştiğini iddia etmişti. Bu ihanetleri ise Veyla, bir nevi adamın kolları arasında gerçekleştirmişti. Yine de Veyla, affedileceğini umuyordu. Affedilmese de fark etmezdi, son ana kadar Gölge'yi koruyacak, onunla olacaktı. Eğer Konsey'in ellerindeki şey, gerçekten Veyla'nın büyüsüyle ilgiliyse, Veyla'nın içi rahatlardı. Esved ise, Konsey'in Veylalara karşı kullanamayacağı, daha doğrusu kontrol edemeyeceği bir güç olmalıydı. Veyla, Konsey ile Esvedlerin aynı tarafta olmadığını düşünüyordu çünkü planları farklı seyrediyor gibiydi. O taklitçi kadın 'Karanlık' demişti. Karanlıktan olduğunu, karanlığın tarafında olduğunu söylemişti ve eğer öyleyse, Veylalar iki farklı düşmana sahipti.

"Drithar'ın elinde de." diye ekledi. Veyla'yı bastırabilen, korkutabilen, şartlandırabilen bir güce sahiplerdi. Birlikte keşfetmiş ya da birbirlerine bu gücü vermiş olabilirlerdi.

Baş Terra, "Obsidyen olmalı." dedi.

Gölge, "Karam'da da obsdiyen vardı." diye hatırlattı. Hatta, yer altı obsidyenle korunuyor gibiydi. Baş düşmanlarından biri olan Gölge Karanir'e rağmen siyah ölümün ortalarında olmalarından kaynaklı olabilirdi, Veyla'yı güçsüz bırakmak için de olabilirdi...

"Aslında sizi, size kırdıracak bir güce sahip değiller." derken düşünceliydi. "En azından Konsey. Tabii, bir olmanız ihtimalinde."

Taklitçi kadın, birbirlerinin büyüsüyle onlara zarar veremezdi, birbirleri zaten zarar vermiyordu. Doğal taşlar ise, onlara güç verip onlardan güç almakla birlikte fiziki varlığa sahiplerdi ve Veyla hala obsidyene dokunduğunda zarar görüyordu. Sol yüzük parmağında, tenine değmeyecek şekilde taşıyordu ama düşünceli gözlerle yüzüğüne bakarken başparmağıyla sevdiğinde teni yanıyordu. Bu da, sadece birbirlerine zarar vermek istememelerinin doğal taşlara bizzat tesiri olmadığını gösteriyordu. Onlar birleştiğinde, güçsüzlükleri birleşip güç olacaktı ve artık birbirlerinin taşlarından zarar görmeyeceklerdi ama şu an, henüz ruhlarıyla da bir değillerken zarar görebilirlerdi.

Valdris, "Ya Konsey ile Karanlık aynı taraftaysa?" diye sordu.

Gölge "Nixsus neredeyse siyah ölüme teslim olmak üzereyken, Amorsus tarafında siyah ölüm kutuptan daha fazla ilerlemiyor. Büyülü olmayan bir yarım kürenin siyah ölüm lanetine bizden daha önce bir çözüm bulmuş olması mümkün değil." dedi.

Baş Terra, "Belki de gerçekten Veyla'nın taşıyla korunuyorlar." dedikten sonra iç çekti. "Ama tek başına siyah ölüme gücü yetmiyor olmalı. Bir sene önce size sizleri öldürebilecek iki ihtimal olduğunu, birinin ortak olduğunu söylemiştim. 'Biriyle güçsüz kalacak, diğeri için de savaşacaksınız. Taşlar bir olduğunda, diğerini yeneceksiniz.' demiştim. Görüm iki taşın, birlikte engel olabileceği yönünde. Obsidyenler bile bulundukları alanın etrafını korumak haricinde siyah ölüme engel olamamaya başladı, şehirler karanlığa gömülüyor. Veyla'nın taşının tek başına siyah ölümü kutuba hapsetmesi imkânsız."

Thal, "Bu da Esvedler ile Konsey'in aynı tarafta olduğu ihtimalini güçlendirir. Onlara saldırmıyor gibiler." dedi.

Baş Terra, "Neden ikinizi birlikte istediklerini de açıklar." dedi. Birlikte kıyamet ya da birlikte kurtuluşlardı. Birlikte yaşamalı ya da birlikte ölmelilerdi. Taklitçi kadın 'Bir gün her şeyi öğreneceksiniz ama o zaman karşımızda değil, yanımızda olacağınız için korkmamıza gerek yok.' demişti. 'Az kaldı, görebiliyorum. Yakında güçleriniz bir olacak.' da demişti. Veyla ile Esvedlerin kurduğu bağlantıda Esvedler de az kaldığından bahsetmişti. Aynı tarafta olmadıkları sürece birbirlerini yok edebilen güçlerdi ama... Eğer birlikte siyah ölümü yok edebiliyorlarsa, niye yine de onları birlikte istiyorlardı? Nasıl Veyla ile Gölgelerin bir olması, hem kıyamete hem de kurtuluşa yarıyordu? Bu yoldaki, elzem yol ayrımı neredeydi? Ne olursa, kıyamet kurtuluşa dönerdi? Veyla anlayamıyordu. Esvedler ile Konsey, farklı planlara sahip gibilerdi ama her şey yaratmayı hedefledikleri kaostan ibaret de olabilirdi.

"Taklitçi, sizi öldürmek istemediklerinden bahsetmiş ama yine de gerçek planlarından habersiziz. Birbirinizden uzaklaşmayın. Kutsal yerlerden..." dedikten sonra işaret parmağını kaldırıp endişeyle uyardı. "... uzak durun ama birbirinden uzak durmayın. Yan yana olduğunuz sürece, sizi diğerinizin gücüyle güçsüz bırakamazlar."

Veyla Gölge'ye baktı. Biraz da bu yüzden ihanetini itiraf etmekten çekiniyordu. Bir anlığına bile olsa adam onu uzaklaştırırsa ve düşmanlar onları birbirlerinden koparırsa diye endişe ediyordu. Veyla'nın endişeli bakışlarına karşı adam kadının yanağından kavrayarak kendisine çekti ve saçından öptü. O sıra diğer kolu kadının beline sarılmıştı. Thallar gülümseyerek izlerken Gölge çenesini kadının başının üstüne yasladı. Veyla da kollarını adamın beline sardığında Gölge'nin gözleri huzurla kapandı.

Valdris, "Bu konuda uyarılmaları gerektiğini düşünmüyorum." derken hafifçe gülmüştü. Zaten birbirlerinden uzaklaşabildikleri yoktu.

Gölge, sadece Veyla'ya odaklıyken "Kollarımı her zaman bir kalkan gibi vücuduna giymiş olacaksın." dediğinde Veyla iç çekip 'Umarım' diye düşündü.

Gölge çenesini kadının başından çekip başını eğerek bakarken "Sen de söz ver." dediğinde Veyla adamın kolları arasında olmanın getirdiği mayışık bir sesle, "Benim kollarım senin dağ gibi vücudunu sarmaya yetmiyor." diye mırıldandı. Gölge hem Veyla'nın söylediğine, hem de Gölge'yi de çocukluk sevdiğini anlatırken kullandığı 'dağ' tabirini kullanarak anlattığı için hafifçe gülerken "O konuda değil." dediğinde Veyla başını yavaşça kaldırıp uykulu gözlerle Gölge'ye baktı. Böyle bakması, kolları arasında uykusunun gelmesi Gölge'nin hoşuna gidiyordu. Gece boyu konuşup durdukları için uyumamışlardı ve sonrasında yaşadıkları Veyla'nın bedenini bir hayli yıpratmıştı.

"Kavga da etsek, beni boğmak da istesen uzaklaşmayacaksın. Gel benim belam ol, uzaklara gitme."

Veyla söz veremeyecekmiş gibi yaramaz bir gülümsemeyle burnunu kırıştırdığında Gölge bu sevimli görüntüye karşı iç çektikten sonra yutkunup Baş Terralara baktı. Gerçekten şu an Kraliyet emriyle onları yalnız bırakmalarını isteyecekmiş gibiydi. Ana dönmeye çalışarak tekrar Veyla'ya baktıktan sonra "Zaten artık pek savaşmıyoruz." dedi.

Thal, "Doğru, siz artık se..." dediği sırada Gölge anlayıp gülerken tavandan sarkan sarmaşıklar Thal'ın boğazına dolandığı için sesi boğuklaştı ve sustu. Veyla ardına bile dönmemişti ama gerekeni yapmıştı. Mor büyüyle ışıldayan gözleri yavaşça sönerken Erya ve Valdris de gülerek Thal'ı kurtardı.

Thal, isyan eder gibi "Hayatım gözlerimin önünden geçti." dediğinde Valdris "Abartma." derken Gölge, "Vasat bir deneyim olmalı." dedi. Thal gözlerini devirip "Hayatımın ilgi çekici bir yanı da var." diye itiraz etti.

Veyla omzunun ardından bakıp "O zaman sona ermesi için bu kadar istekli olma." diye uyardı. Zaten yaşanan gelişmelere ne kalbi ne de bedeni alışabilmişti, Thal onlarla uğraşıp duruyordu. Thal dudaklarında hayali bir fermuarı kapattıktan sonra dudağını öpücük yapar gibi büzdüğünde Veyla gözlerini devirerek sıkkın bir nefes alıp verdi. Gölge, kadının yanağından tutarak kendisine çevirdikten sonra "Anlaştık mı güzelim?" diye sordu.

Veyla, "O zaman benim sinirimi bozma." diye şart koştu.

Gölge, "Dedi manyak karım." dediğinde Veyla, önlerindeki birkaç sene boyunca Gölge'ye sinirlenemeyecekmiş gibi hissetti ama ona olan duygularını hep uçlarda yaşıyor olması birkaç saniye sonra bile sinirlenmesini sağlayabilirdi. "Sen sinirlenmek için neden mi arıyorsun sanki?" diye hatırlattıktan sonra isyan eder gibi yüzü buruştu. "Ayrıca bana sinirden kafayı yedirten genelde sen oluyorsun."

Veyla, ellerini yavaşça Gölge'nin göğsünden çekip diklenir gibi parmak uçlarında yükselirken "Sorun ben miyim yani?" diye sordu. İşte. Sinirlenmesi birkaç saniyesini almıştı.

Gölge, kadının kavgaya hazırlık için ihtiyaç duyduğu sürenin kısalığına hayretle bakarken "Bela, diyelim." diye düzeltti. Veyla ters bir şekilde "Kavga mı etmek istiyorsun?" diye sorduğunda Gölge'nin gözleri kadının dudaklarına doğru kayarken Veyla'nın aksine gerginliğin yakınından bile geçmeyen, Veyla'yı da hızla tahrik eden bir ses tonuyla "Hayır." dedi. Gözleri hala kadının dudaklarındayken başını hafifçe sağa eğip "Başka bir şey istiyorum." dediğinde Veyla'nın dudakları titrek bir nefes için aralanırken kaşları çoktan gevşemişti. Yutkunarak Baş Terra'ya döndükten sonra 'uzaklaşmayın' uyarısına "Onu hallederiz gibi duruyor." diye itiraf etti. Kavga da etseler uzak durma tehlikeleri yok gibiydi.

Baş Terra, aralarındaki çekime tekrar şahit olunca "Kutsal yerlerden uzak durun." uyarısını tekrarlama ihtiyacı hissetti. Herhangi bir kutsal yerde sadece birbirlerini öpseler bile ruh evliliği sürecini başlatabilirlerdi. "Ve eğer, bağın kurulmaya başladığına dair emarelerle karşılaşırsanız hemen bana bildirin."

Veyla, "Nasıl oluyor ki?" diye sordu.

Erya, anlatmaya başladı. "Üç aşamadan oluşur, bazen günlere, bazen haftalara, hatta aylara bile yayılabilir. Güçlü bağlar, daha uzun süreye ihtiyaç duyar. Önce fiziki ve ruhani güçsüzlükler bağlanır. Birinin acısını, diğeri de hissedebilmeye başlar. Biri üzülse, diğeri de içinde aynı hissi yaşar. Zaten ruh evliliğine imkân tanıyacak kadar âşık olanlar, bunu bağ kurmaksızın da neredeyse yaşar..." diye anlatırken 'aşk' kelimesiyle birlikte Veyla ve Gölge'nin biraz önceki kavga girişiminde birbirlerinden uzaklaşan elleri, yan yana olan vücutlarının arasında birbirine değdi. "...fakat bu aşamada ruh henüz kopmaz bir bağ kurmadığından, birinizin ölümü diğeriniz için müthiş bir eziyet haricinde etki doğurmaz."

Göz ucuyla birbirlerine bakarlarken iç çektiler. Birbirlerinin ölümü ihtimalini düşünmek bile istemiyorlardı. Parmaklarının uçları yavaşça birbirlerininkini yakaladı ve yeniden Erya'ya baktılar. "Sonra ruh ötesi, kontrol edemediğiniz güç ve güçsüzlükleriniz bağlanır. Rüyalarınız, kâbuslarınız, uyurken, baygınken, ipleri kaybedeceğiniz kadar kontrolsüz durumlarda birbirinize ulaşabilir olursunuz. Büyü izi gibi, birbirinizin izini sürebilir, yerin yedi kat dibinde bile olsanız birbirinizi hislerinizle bulabilirsiniz."

Bu aşama, iç rahatlatıcıydı. Birbirlerini bırakmayacak olsalar da, kaybetmek zorunda kalırlarsa kavuşabilmeleri için müthiş bir imkândı. Veylaların elleri tamamen birbirine kenetlenirken Erya anlatmaya devam etti. "Son olarak, ruh birleşir. Bu, bir bedende yaşamak gibidir. Birbirinizin her türlü duygusunu hissedebilirsiniz. Sanki düşünceleri okuyabilir gibi kalbinizle duyarsınız. Ve ruh eşiniz bir yerlerde ölmek üzereyse siz de yaralı olmayan bir bedende, sevdiğinizin de sizinle birlikte öldüğünü son ana kadar hissedersiniz."

Veyla ve Gölge'nin tüyleri ürperirken birbirlerinin ellerini tutuşu sıkılaşmış, yüzleri 'kıyamet' ihtimalinde gerilmediği kadar gerilmişti. "Fakat ölüm söz konusu değilse, birbirinizi iyileştirebilirsiniz. Birlikte iyileşirsiniz."

Veyla, "Nasıl yani?" diye sordu. Erya, "Sen kendini iyileştiremeyecek halde bile olsan, Gölge senin iyileşmeni sağlayabilir. İki taraftan birinin ölümsüz olmadığı bir senaryoda, birbirinizi sadece iyi hissettirebilirsiniz ama sizin gibi ölümsüzler, birbirinizi fiziken de iyileştirebilirsiniz," diye açıkladı. "Zaman içerisinde, aşama tamamlanana kadar güçleriniz git gide birleşir ve artık ne büyünüz, ne de güç aldığınız taşlar birbirinizi öldüremez, diğerinize de güç verir. Son aşamaya gelene kadar, ölümünüz ruh bağını kırar ancak son aşamaya gelindiğinde, bunu kırmanın mümkün olduğuna dair hiçbir emsal yaşanmadı."

Baş Terra, "Cesaret ve aşk gerektirir." dedi. "Nice aşklar, bu evliliğe cesaret edemez." dediğinde Erya göz ucuyla Valdris'e baktı. Adam daha, sonucunda onunla ölebileceği bir evliliğe, aile olma fikrine bile cesaret edemiyordu. Valdris üzgün bir şekilde bakarak Erya'nın elini tutmak istediğinde Erya Veylalara döner gibi yaparak elini kaçırdı. Baş Terra o sıra anlatmaya devam ediyordu. "Çoğu ruh bağı evliliği, aşka âşık Azritler arasında yaşanır. Ancak onlar cesaret edebiliyor."

Gölge, "Hem lütuf hem lanet gibi." derken gözleri sunakta geziniyordu. Kimse gerçekten bu denli âşık olduğu kişi öldüğünde onsuz yaşamak istemezdi, ama yine kimse, ölümünün âşık olduğu kişinin de yaşamını sona erdirmesini istemezdi. Ruh evliliğinin iki yüzü vardı. Bir yüzü lütuf, diğeri lanetti.

Thal, "Resmen manyaklık." dedikten sonra Veylalara baktı. "Tam da size göre."

Bunun için müthiş bir aşk gerekiyordu. İkisi de bunu bilerek birbirlerine baktıktan sonra Veyla yutkunarak Baş Terra'ya baktı ama Gölge kadına bakmayı sürdürüyordu. Kadın bir gün gerçekten bu evliliği mümkün kılacak kadar Gölge'yi sever miydi? Ya da bu sessizliği, ihtimal verir gibi davranması, Baş Terra'nın da duygularını hisseder gibi sanki bir kutsal doğa yerinde yakınlaşsalar evliliğin kurulacağından korkması, Veyla'nın zaten bu duygular içerisinde olduğunu mu gösterirdi? Gölge duyguyla çatılmış kaşlarının altında parlayan gözlerle Veyla'ya bakarken başparmağı kenetli olduğu kadının elinin üstünü okşuyordu.

Baş Terra, "İlk defa Esvedlerin sesini duydum." dedikten sonra Veyla'ya baktı. "Senin sayende. Sanki lanet tiz bir çığlıkla kükrüyor gibiydi. Konuşabildiklerini, hatta düşünebildiklerini bile sanmıyordum. Sadece ölüm ve vahşet getirmek için lanetlenmiş gibilerdi ama bu her şeyi daha da korkunç hale getirir. İçgüdüsel bir kötülükten çok daha fazlasılar. Artık taşı Nix'te aramayı bırakmalıyız. Bizim Konsey'e, Veyla'nın taşına ulaşmamız lazım. Konsey'le işbirliği olabilecek isimlerden, siyah ölüme kurban gitmeyenleri yakalamamız lazım."

Veyla, "Bizi niye o yerlere gönderdin?" diye sordu. "Her şeyi biliyor, hissediyorsun. Sonuç getirmeyecek taşları aratıp durdun."

Baş Terra, "Ben, Doğa bana ne derse, size onu söyledim." dedi. "Sana da söylemiştim." derken Gölge'ye baktı. "Doğa bazen 'çözüm' getirmez, 'süreç' getirir. Ve siz o süreci yaşadığınızda, çözümü kendiniz bulursunuz. Belki de bugünler, yarınlar için yaşanmak zorundadır. Belki de o günler sizi taşa değil, bir olmaya götürmüştür."

Taşlar sayesinde mecburi bir ortaklığa başvurmuşlardı. Gölge Veyla'yı ilk günden infaz edecek bir yol bulup sonunu getirmeyi düşünürken Veyla babasını bitirmek konusunda işbirliği teklif etmişti ve Gölge de Veyla'yı vazgeçilebilir güçlü bir savaşçı olarak görerek siyah ölüme karşı sürdürdüğü mücadelede taş bulma ihtiyacına ortak etmişti. Defalarca kez baş başa kalmışlar, her seferinde biraz uzaklaşıp biraz yakınlaşmışlardı. Birbirlerinin özünü taşları ararken bulmuşlar ve hep duygularıyla sınanmışlardı.

Gölge, aynı cümleyi onca zaman önce de kuran Terra'yı ancak anlayabiliyordu. Veyla'ya bakarak "Belki de aradığımız taş değil, birbirimizdik." dediğinde Veyla'nın dudakları kıvrılır gibi olurken hisler kalbinde birbirine geçmiş halde heyecan yaratıyordu. Baş Terraların da bildiğine göre, Loran da 'birbirinizi hatırlayın' demişti. Defalarca kez unutturduklarını ama yine hatırlamaları gerektiğini...

Veyla, "Her şeyin ucu bize çıkıyor." diye mırıldandı. Doğa bile onları bir araya gelmesi mecburmuş gibi yaratmışken, onların bu aşka boyun eğmemesi zaten mümkün değildi.

"Esvedler, sizin onları yarattığınızı, onların da şimdi sizi yaratacağını, söyledi. Her şeyin sizinle başlamış olma ihtimalinde, her şeyin yine sizinle bitmesi Doğa'nın milyonlarca yıldır süren dengesine uygun."

Erya, "Bir bakıma Doğa'yla savaşmıyor muyuz?" derken endişeliydi. Doğa'yla savaşı kazansalar bile, esasen yenilmezler miydi?

Valdris de Erya'ya hak vererek "Siyah ölüm de Doğa'nın laneti, değil mi?" diye sordu.

Baş Terra, "Denge bozuldu ve Doğa tekrar kurulmasını istiyor." dedikten sonra Gölgelere baktı. İnsanlık ve Xalialık aynı bedenlerdeyken, nasıl olur da denge bozulmazdı?

Veyla, Karam'da okuyup da ezberlediği metni lafzetmeye başladığında Baş Terra'nın, Erya'nın ve hatta Gölge'nin ilk duyuşu değildi.

"Lanet ya da lanetlenenlerin intikamı, yasaklanan her şey, yasaklı ellerle yok edilecek. Yıldızlar gökten birer birer düşecek, taşların kalbi toprakta çatlayacak, ışık eksildikçe gök nefesini saklayacak, büyü indikçe yer kanını akıtacak. İki uçtan karanlık yürüyüp kalbini yutacak. Ve gün gelecek, taş ile yıldız tek bedende uyanacak. Onlar birbirini bulduğunda, gök ile yer yeniden kavuşacak. Her şey nasıl onlarla başladıysa, onlarla bitecek. Lanet, 'yeniden doğuş, kıyamet' ile son bulacak."

Gölge, "Taş ve yıldız..." derken düşünceliydi. Bu kehanet ya da masal bilinmez, her neyse nasıl başladığını biliyordu. Bu evren, Doğa, yer ve gökten ibaretti. Her biri, vazgeçilmez bir güçle, evreni ayakta tutardı. Yer ve gök, bir gün âşık olduğunda bir olurlarsa dengenin bozulacağını ve kıyametin kopacağını bilen Doğa, onları bir olmamakla lanetlemişti. Bir gün bu ayrılığın acısına katlanamamış ve yıldız, kendi ışığını yeryüzüne, toprağa düşürerek gökyüzünde ölümü göze almıştı. Doğal taş ise, kalbini parçalayıp her bir parçasını toprağın damarlarına savurmuş, ışığın değdiği her yere kavuşmak istemişti. İşte, o zaman büyü doğmuştu.

Yıldız, ışığını yeryüzüne göndermek için kendini feda ettiğinde, parçaları gökyüzünde sonsuz bir döngüye girmişti. Bu parçalar, 'ruhun kıvılcımları'ydı. Böylelikle insanlık doğmuştu ve yıldızdan olan insan ruhu öldüğünde, bu kıvılcımlarla birleşerek yeniden gökyüzüne çıkmaya başlamıştı. Doğal taş kalbini kırıp parçalarını toprağa savurduğunda, bu parçalar yeryüzünün damarlarında 'büyü çekirdekleri' olarak yeniden filizlenmişti. Bu filizlerden ise Xalialar doğmuştu. Taştan olan Xalialar öldüğünde bedenlerinden ayrılan büyü, bu çekirdeklere çekişir ve orada tekrar taşlaşırdı.

Birbirlerini kaybeden yer ve gök, başka kimsenin bunu yaşamasına müsaade etmemişti. Artık ölen insanlar gökyüzünde bir yıldız, Xalialar ise yeryüzünde bir taştı. Doğa'nın en büyük korkusu, bir gün taş ve yıldızın yeniden birbirine âşık olmasıydı çünkü taş ve yıldızdan doğmalar, yeryüzü ve gökyüzünü bir araya getirecekti. Böylelikle Doğa yer ve gök gibi onlardan olmaları da lanetledi. İnsanlar ve Xalialar birbirinden hep nefret etti. Farklı yarım kürelerde birbirleriyle savaşarak yaşadılar. Sonra bir gün, iki farklı taş, iki farklı yıldızla tanıştı. Lanetlenmek pahasına aşka yenildiler. Sadece birbirlerini değil, evreni de lanetlediler. Aşklarının meyveleri, lanetlerinin iziydi.

Bu masala göre insan ve xalianın aşkından bahsolunuyordu. Gölge'nin insan kabul edildiği bir senaryoda, birbirlerine âşık olmaları evrenin lanetlenmesinin sebebi de, varisleri de bu lanetlerinin izi miydi? Eğer öyleyse, evren neden onların âşık olmasından yıllar önce lanetlenmeye başlamıştı? Geçmişte, birbirlerini hatırlayamadıkları yıllar vardı ve söylenilene göre birbirlerini tekrar hatırlayıp tekrar unutturulmuşlardı. Siyah ölüm ise, yayılmaya başlamadan önce kutbun bir noktasında kaç yıldır vardı, bilinmezdi ama insanlar ve xalialar otuz yıl önce bunu fark etmeye başlamışlardı. Bir gün âşık olmak üzere doğmaları bile, laneti başlatmış olabilir miydi?

Veyla, "Eğer bizden bahsolunuyorsa, lanet miyiz yoksa lanetin izleri mi?" diye sordu.

Erya, "Bir insan ve xaliadan bahsolunuyor. Siz nasıl olacaksınız ki?" dediğinde Veyla'nın gözleri Gölge'ye döndü. Veyla telaşlı baktı ama Gölge, adamın sırrını açığa çıkarmış olabileceğine dair endişe duyduğuna yordu ve 'önemli değil' der gibi gözlerini kapatıp açtı. Erya zaten bir şey anlamış gibi görünmüyordu ama anlasa bile düşman değildi. Lanet değil, lanetin izleri olması için, Veyla'nın da melez olması gerekirdi ve Gölge'nin gözünde Veyla melez değildi.

Baş Terra, "Birbirinizi bulun." dedi. "Bunu siz yapmak zorundasınız. Yoksa, size 'hatırlayın' diyen Loran'ı susturduğu gibi içime hisleri doğursa da konuşmama müsaade etmeyen Doğa, birilerinin size bir şeyler söylemesine müsaade ederdi."

Erya, "Doğru zamanda bulmanızı istiyor olabilir." dedi. "Eğer kıyamet de kurtuluş da sizseniz, bu ayrım tek bir andan ibaret olabilir. Belki de Doğa, o doğru anı yaratmaya çalışıyor."

Bir süre sessizlik oluştu. Baş Terra da düşüncelere boğulmuştu. Gölge, "Konsey'e de, o taşa da ulaşacağız ama o sırada zaman kazanmak için obsidyen setleri çekmeleri için ekipler kuracağım." dedi.

Valdris, "Diğer şehirler de bunu artık saldırı olarak kabul edemeyecek kadar bela içerisindeler." dedi. Gölge bunu elinden geldiğince yapmıştı ama Gölge'nin taşının etrafını sarmalarını düşmanlık ve tehlike olarak gören diğer şehirler engel olmaya çalışmıştı. Şimdi ise pek seçenekleri kalmamıştı.

Baş Terra, "Yayıldıkları yerlere de obsidyenle saldırılar düzenlenirse, bir süreliğine geri çekilebilirler." dedikten sonra Veyla'ya baktı. "Senin büyünün onların üzerinde etkisini de araştırmak gerekiyor."

Gölge, "Veyla'yı onlara yaklaştırmam." dediğinde Baş Terra gözlerini Gölge'ye çevirdi. "Veyla onları bulmazsa, onların Veyla'yı bulacağını söylediler. Veyla'yı uzak tutma çaban, elimizdeki silahı kullanmamaktan başka bir şey değil. Senin yanında, siyah ölüm daha da ilerlemeden, hala yakalanmayanların kaçabileceği topraklar varken büyüsünün tesirini ölçmemiz gerekiyor. Eğer imkân varsa, Veyla'nın büyüsüyle de onları bir süreliğine geri püskürtebiliriz."

Gölge, hak verip vermediğini bile düşünmeden itiraz edecekken Veyla, "Baş Terra haklı." dedi.

Gölge, "Mümkün değil." dediğinde Veyla ona doğru dönüp diğer eliyle de el ele tutuştukları kolunun üstünü tuttu. Gölge bu temasa bakarken kadının onu efsunlayıp durmasına karşı savunma mekanizması geliştiremiyordu. Kadın onu her şeye ikna edebilir gibiydi. "Siyah ölüme, Esvedlere temas etmeden, voltriderlar ile yakınlaşabiliriz."

Gölge gözlerini Veyla'ya çevirirken kaşları hafifçe gevşese de direnmeye çalışıyordu. "Sana ulaşabiliyorlar."

Veyla, "Sen de bana ulaşabiliyorsun." dediğinde Gölge'nin kaşları daha da gevşedi. Veyla yutkunduktan sonra "Beni yine karanlığa çekseler bile sen çekip çıkartabilirsin." diye hatırlattı. Hep öyle olmuştu. Belli ki, hatırlayamadıkları geçmiş de böyle bir yerdi. Onlar birbirlerine sığınak olmak için yaratılmış gibilerdi. Peki, baştan beridir birbirlerinin felaketi olacaklarını sanmalarının aksine, birbirlerine sığınak olurlarken asıl Zenith'e mi felaket olacaklardı?

Gölge, "Riske atmam." dediğinde Veyla, "Her şey kontrolümüzden çıktığında öngöremediğimiz tehlikelerle savaşmak zorunda kalırız o zaman." dedi. "Sen şimdi riske atmasan bile hepimiz tehlike içerisindeyiz ve kehanetler beni kurtarmanı fısıldamıyor. İkimizin, Zenith'i kurtaracağını öngörüyor."

Tabii, olabilecek en iyi senaryoda, birlikte kurtaracakları öngörüyordu. Birlikte yok etmeleri de ihtimal dâhilindeydi.

Gölge, "Bu konuşma burada bitti." dedikten sonra ağacın oyuğundan çıkmak üzere yönelirken Veyla'nın elini bırakmadığı için o da onunla yönelirken Baş Terra arkalarından "Kraliçe'm, özel konuşmak istiyorum." dediği için duraksadılar. Gölge omzunun ardına dönüp Baş Terra'ya gözleri kısık bir şekilde baktı. Baş Terra, "Sadece onunla konuşmam gerekiyor." dedi.

Veyla, "Birazdan geleceğim." dedikten sonra Gölge'nin önüne geçip kenetli elleriyle onu da yönlendirmeye başladı. Devasa ağaç evden çıkmalarının ardından Valdrislerden uzaklaşırlarken Gölge, "Veyla beni ikna edemezsin." dedi.

Yaşam yerinden uzaklaştıktan sonra durdular ve Veyla Gölge'ye döndü. "Gölge, kafama eseni yapabileceğimi biliyorsun."

Gölge kapalı dudakları ardında gergin bir şekilde dilini çiğnerken kadının çok da laf, söz dinlemediğini biliyordu ama Gölge de, gözlerini Veyla'dan ayırmayacağını biliyordu. Gölge'den habersiz bir yere gidemezdi.

"Beni bastırmaya çalışmak yerine, benimle hareket et ki senden gizli iş çevirmek zorunda kalmayayım."

Gölge elbette ki, olur da Veyla'yı gözünden kaçırırsa kadının tek başına riske girmesini istemiyordu ve Veyla'nın bu cümlesi gerginliğini arttırmıştı. Yüzlerini yakınlaştırırken eliyle uzaklaştıkları şifa evini gösterdi. "Daha orada, uzaklaşmamamız gerektiği defalarca kez söylenildi ve sen şimdiden gizli iş çevirmek derdindesin."

Veyla adamın elini bırakıp ellerini iki yanında kaldırırken "O zaman kestirip atma." diye sitem etti. Gölge kadının elini yakalayıp tekrar tutarak aralarında indirdiğinde Veyla bu temasa bakarken Gölge, "Bu şehirden çıkamazsın." dedikten sonra Esved'in hapsedildiği alanı gösterdi. "Bu mıntıkaya dahi girişlerini yasaklayacağım."

Veyla sinirle inledi ve alayla sızlandı. "Kraliçe'sine yasaklar koyan bir Kral."

Gölge, "Kraliçe'sini korumaya çalışan bir Kral!" diye sesini yükseltti. "Seni öldürebiliyorlar. Hatta beni de öldürebiliyorlar. Bunu nasıl göze alabilirim?"

Veyla, "Benimle gelmek zorunda değilsin." dediğinde Gölge "Veyla sence riske atmadığım kendi canım mı?" diye bağırarak sordu. Veyla yutkunurken sessiz kaldı. Gözleri yavaşça Gölge'nin öfkeli gözlerine geziniyordu. Adam öfkesini artık nefretinden değil de... Aşkından alır gibiydi ve Veyla bu duyguları, bir kıyametin ortasında yaşamak zorunda kalmasına inanamıyordu. Hiç, kaybetmeden, korkması gerekmeden, gerçekten bir duyguyu yaşamasına müsaade edilmeyecek miydi?

"Bu büyü duvarını yeniden indirip de Esved'in Nixsus'a siyah ölüm bulaştırmasını göze alamam. Siyah ölüm sınırına gitsek orada beni de öldürmeyi başarırlarsa seni kim koruyacak?"

Veyla Gölge'nin ölmesinin lafzını bile duymak istemediği için yüzünü buruşturup "Ölümden bahsedip durma." dedi. Adam bir şeylerden Veyla'yı uzak tutmaya çalışıyordu ama Veyla'nın bir an önce Konsey'e karşı güç kazanabilecek bilgilere ihtiyacı vardı. "Beni korumana ihti..." diyeceği sırada Gölge diğer eliyle de kadının belinden tuttu ve kendisine çekip öperek susturdu. Veyla'nın da gözleri kapanırken, diğer eli adamın tshirtünün ucundan tuttu ve bu öpüşe karşılık verdi. Dudakları, son bir öpücükle birbirinden ayrıldıktan sonra alınları birleşti.

"Senin değil, benim buna ihtiyacım var, sen de bunu bal gibi biliyorsun."

Veyla yutkunduktan sonra dudakları tekrar titrek bir nefesle aralandı. Gözlerini henüz aralayamamış, ikisinin de dudakları yeniden birbirini öpmek ister gibi minik kıpırtılarla yaklaşıp uzaklaşıyordu. Veyla, "Gölge, içeride de dedim," derken sesi kısıktı. Heyecanla gerginliğin harmanlandığı nefes alış verişleri birbirlerinin dudaklarına çarpıyordu. "Senin beni değil, bizim Zenith'i kurtarmamız gerekiyor."

Gölge, "Sikeyim..." diye sızlandı. Yutkunduktan sonra alınlarını ayırdı ve kadının henüz aralamaya başladığı gözlerine baktı. Bir şehrin Kral'ıydı, bugünlere kadar Zenith'in akıbeti için her şeyi yapmıştı ama ilk defa, Zenith için iyi adam değil, Veyla için kötü adam olmak istiyordu. "Ben senin kurtulmanı istiyorum."

Veyla, kutsal doğa yerinden uzaklaştıklarına minnettardı yoksa bu öpüş, bakışlarla, adam konuştukça içinde titreyen bu duygularla ruh evliliğini başlatmış olurlardı. Veyla, "Bunun başka bir yolu yok gibi duruyor." diye hatırlattı. Her kehanet aynı şeyi söylüyordu. Veyla'sız, Veyla'yı kurtaramazdı ki. Bazı şeyleri riske atmak zorunda kalacaktı. Başka bir çözüm yoktu.

Gölge her ne söyleyecekse nefes almakta zorlanır gibi boğuktu sesi. Yutkunuşu ihtiyacından geliyor, ihtiyacını ise korkusu oluşturuyordu. "Baş Terra bana seni kaybedeceğimi söyledi." dedi. Veyla'nın içi korkuyla titredi. Ölmekten değil, geleceğin tüm bu karmaşayı Gölge'ye ve Gölge'yle aralarındaki ne olduğu belirsiz ilişkiye zarar vermeden çözemediği bir yer olmasından korkmuştu. "Sonra kurtaracağımı ama..." dediğinde Veyla'nın içi bir nebze olsun rahatladı. Gölge başını onaylamaz bir şekilde sallarken yüzü buruşmuştu ve tekrar "Başta kaybedeceğimi söyledi." dedi. Eğer böyle bir şey gerçekleşecekse bu tehlike ancak Nixsus şehri dışında, korunmasız kaldıklarında olurdu.

Veyla'nın dudakları söyleyeceğinden emin olamayarak açılıp kapansa da Gölge "Veyla..." diye konuşmaya başladığında hızla Veyla da konuştu. "Eğer beni kaybetmekten korkuyorsan..."

Gölge'nin dudakları geri kapanırken kaşları anlık bir mimik olarak kalkıp indikten sonra yutkunduğu âdem elmasından belli oldu. Etraflarında yaprakları ve dalları dans ettiren Doğa bir anlığına susarken kalpleri kulaklarında uğuldadı. Gölge duygularla yoğun ama güçlü bir ses tonuyla "Korkuyorum." dediğinde Veyla da yutkundu ve adamın karnındaki eli koluna doğru yükseldi. Kenetli ellerindeki tutuşu güçlendi ve titrek bir nefes aldıktan sonra "Benim seni kaybetmemden de kork." dedi. Sesi kısılmıştı ama bunu söylemeyi de başarabildiği için kendisine hayran kalmıştı. Sanki dudaklarındaki lanet çözülüyor da içi artık dökülebiliyordu.

Gölge'nin kaşları önce çatılıp sonra kalkarak gevşerken gözleri, kadının gözleri arasında gezindi. Kuruyan dudağını yaladıktan sonra konuşmak için dudaklarını araladı ama ne diyeceğini bilemediği için yutkunurken dudakları kapandı. Gölge bir süredir duygularını açıkça yaşamasına rağmen Veyla'nın da yaşadığı anlar daha kısıtlıydı ve şimdi göz gözelerken kadından böyle bir cümle duymasına karşın şaşkın bir mutluluk içerisindeydi. Şaşkınlığı kıvrılıp durmaya çalışan dudaklarında gülümsemesini yavaşlatıyordu.

Veyla hafifçe omuz silerken bazı düşündüklerini dile de getirmesinin getirdiği heyecanla kemirip durduğu dudağını özgür bırakıp Gölge'nin ve hatta zamanında seksenin de benzerini dediği gibi "Çünkü bu ikisi aynı şey." dedi. Veyla için kendi ölümüyle, Gölge'nin ölümü arasında bir fark varsa, o da Gölge'nin ölümünün onu daha fazla öldüreceğiydi.

Gölge kadını öpmek için eğileceği sırada Veyla bir anlığına ellerini dudakları arasına kaydırarak adamı durdurdu ve alınları yaslanmış oldu. Adam yavaşça kadının elini öptüğünde Veyla'nın içi titredi. "Bu savaşta beraberiz ve bunu kabul etmek zorundasın. Beni riske atmamak için her şeyi riske atmanı istemiyorum."

Gölge, "Onu konuşuruz güzelim de, sen önce şu elini bir..." dedikten sonra tekrar kadının parmaklarından öptü. "... çek."

Veyla da yeniden adamı öpmek istemesine rağmen "Önce kabul et," diye diretti. "Bana ihtiyacın var."

Gölge yavaşça başını onaylar şekilde sallarken konuştukları dudakları kadının parmaklarına değerek "Var." dedi. Veyla, 'kıyamet ya da kurtuluş' yaratmaktan bahsediyordu ama adam, daha fazlasını kastetmiş gibiydi.

Veyla bir an ne diyeceğini unutarak "O zaman..." diye başladıktan sonra gözlerini kırpıştırarak kendisine geldi. "Bu işte de ortağız ve her şeyi birlikte yapacağız."

Gölge, henüz bunu kabul etmek istemezmiş gibi sessiz kaldı ama reddetmedi de. Bir yanı kadının haklı olduğunu biliyordu. Siyah ölümü tek başına defedebiliyor olsa zaten senelerdir yapardı. Kadını korumak için, kadına ihtiyacı vardı.

Veyla, "Bekliyorum." dedi. Adam hala cevap vermemişti.

Gölge, "Ben de. Ve sabrım tükeniyor." dediğinde Veyla, "Sen neyi bekliyorsun?" diye sordu.

"Elini çekmeni."

Veyla heyecanla alt dudağını ısırdıktan sonra "Cevap vermedin ama..." dediğinde Gölge alayla "Tüh, şu işe bak." dedi. "Sabrım tükendi."

Veyla, sızlanır gibi "Ama..." dese de Gölge kadının bileğinden nazikçe tutup elini indirdiğinde engel olmaya çalışmak bir kenara, onu öptüğünde gözlerini kapatarak karşılık verdi. Ash, güne başlayan Terra halkının arasında onları izlerken dolu gözlerle yutkundu. Ash'e göre, Yıldat aptalı bu durumu nasıl hazmetmişti, hiç anlamıyordu. Yıldat, gerçekten bu aşkı yaşayacak olurlarsa şehri terk edeceğinden Ash'e de bahsetmişti ve Yıldat hala şehirdeyse Gölgelerin geldikleri bu halden habersiz olmalıydı. Çünkü Ash'in gördüğü, birbirini korkusuzca öpen, dokunan, gülümseyen iki kişiydi. Ash, Yıldat'ın gitmesini istemiyordu. Yıldat'ta kendisini görüyordu. Yıldat'layken, her zaman kaybeden tek kişi olmuyordu. En azından birlikte kaybediyorlardı ve hüzünlü sevişmeleri, Ash'e iyi geliyordu.

Ash, yaşlı gözlerini öpüşen Veyla ve Gölge'de tutmakta zorlandığı için kaçırdığında etrafındaki Terraların da bir kısmının onları izlediğini gördü. Tabii, halk gülümseyerek izliyordu. Ash gözlerini silerken burnunu çekti ve Veylalar'ın ilgisi birbirinden kopana kadar başka şeylerle ilgilenemeye çalıştı. Sonunda Veylaları şifa evine yaklaşırken gördüğünde onlara yaklaştı.

Gölge'nin parlayan bakışlarına Ash'i gördüğü gibi öfke düşerken Ash adama yaklaşıyordu. Veyla da şifa evine girmeden Ash'i görüp duraksadı ve onları yalnız bırakmak istemiyormuş gibi geri döndü. Gölge ters bir ses tonuyla "Ne arıyorsun bu mıntıkada?" diye sordu. Ash görevlendirildiği mıntıkadan bir hayli uzaktaydı.

"Yıldat durumdan da burada olduğunuzdan da bahsetti, siyah ölümü denetleme ekiplerinden birine dâhil olmak istiyorum. Sadece Azritler görevlendiriliyormuş."

Gölge, artık Ash'e güvenmediği için "Hayır." dedikten sonra elini Veyla'nın beline koyup onu şifa evine yönlendirerek hareketlendi. Veyla durmak için direndiğinde Gölge de durdu ve sebebini merak ederek Veyla'ya baktı. Veyla, "Tamam." dediğinde Gölge sıkkın bir nefes alıp vererek gözlerini devirdi ve bakışlarını kaçırdı.

Ash, şaşkın bir şekilde baktıktan sonra "Gerçekten mi?" diye sordu. Pek umutlu değildi ama belli ki ona karşı Veyla bile, Gölge'den daha merhametliydi. Veyla, Ash'in kötü durumda olduğunu görebiliyordu ve burada acı çekmektense, işe yarayabileceği bir göreve çıkabilirdi. Denetleme ekiplerinde güçlü ve yetenekli ölümsüzlere ihtiyaç vardı.

Veyla, "Evet. Valdris gerekli bilgilendirmeleri yapar." dediğinde Ash bir an teşekkür edecekmiş gibi oldu ama yutkunarak sustu ve başını onaylar şekilde salladı. Gölge onaylamasa da gergin bir şekilde etrafını izlemek dışında itiraz etmedi. Ash, geriye doğru adımlamaya başladığında Veyla "Bir saniye." diyerek kadına yaklaştı ve başıyla hafifçe solunu göstererek Gölge'yi kastetti.

"Bir daha göz rengi ona benzeyen biriyle bile seni yakınlaşırken görür, duyarsam siyah ölümü denetleme ekibinde değil, ölüm kelebeğinin kurbanları ekibinde olursun. Baya kalabalık, eğlenceli bir ekip." dedikten sonra şirince sırıttı. "Hiç sıkılmazsın."

Derdi Ash'le uğraşmak olsa da aklına bir an Gölge'nin sevdiklerinin de Veyla'nın kurbanlarından olduğu geldi. Omzunun ardından tepkisini merak ederek baktığında adamın aynı detaya düşmediğini fark etti. Gerçekten Veyla'yı affetmekle kalmamış, bu detayı zihninden silmiş gibiydi. Veyla bir nebze olsun rahatlayarak tekrar Ash'e baktı.

Gölge'nin de gözleri Veylalara dönerken kısılmış ve dudakları kıvrılırken hafifçe burnunda gülmüştü. Kadının kıskandığını görmek hoşuna gidiyordu. Ash'in çenesi kasıldıktan sonra "Bana karışmadığını sanıyordum?" dedi. Veyla, Ash'i mahzenden çıkartırken Gölge'ye âşık olduğu için değil, Gölge de ona âşık olduğu için sadık olmasını istediğini söylemiş ve Ash'e Gölge'den uzak durmasına dair şart koşmamıştı.

Veyla, "Durum değişti." dediğinde Ash yutkunduktan sonra "Görebiliyorum." dedi. Artık Veyla'nın ne kendisine ne de Ash'e bir şeyi kanıtlamaya ihtiyacı kalmamış gibiydi. Zaten Gölge'ye sahip olduğunun Veyla gibi herkes farkındaydı.

"O zaten bana sadık ama senin de onun hayalini kurmanı istemiyorum."

Ash'in 'Gölge...' diye inleyerek şekil değiştirenle seviştiği anları aklından çıkaramıyordu. Zenith üzerinde Gölge'yi arzulamayacak kadın olmamalıydı ama Ash'inkisi takıntılılık boyutundaydı ve Veyla'nın verdiği ikinci şansı da kaybetmemesi için uyarıyordu. Yanı sıra Veyla, Ash'in o anları görmesini ve yanlış anlamasını ağlamak üzere kapıyı açık bıraktığını düşünüyordu.

'O zaten bana sadık'

Gölge sırıtışında silini gezdirdi. Veyla ona güveniyor gibi görünüyordu. Ash ile önceki sohbetlerine dair fikri yoktu ama belli ki Gölge'ye ve sadakatine dair konuşmuşlardı ve bu Gölge'nin hoşuna gitmişti. Veyla, Gölge'nin yüzüne karşı nefret atarken bile arkada adamın hoşuna gidebilecek gelişmeler mi yaşanmıştı? Gölge mi kördü, Veyla mı son anlara kadar duygularını gizlemekte direnebilmişti?

Ash'in gözleri bir anlığına Gölge'ye döndü. Adamın elleri ceplerinde keyifle dinlediğini gördüğünde bir kere daha yutkundu. Başını onaylar şekilde salladığında Veyla "İyi." dedikten sonra yavaşça geriye doğru adımlayıp şifa evine yöneldi. Gölge Veyla'nın ardından baktıktan sonra çıkmasını bekleyecekmiş gibi ağacın geniş gövdesine yöneldi ve yaslandı.

Ash, "Gölge..." dediğinde Gölge bir elini cebinden çıkarıp ağacın giriş oyuğunu gösterdi ve "Bebeğimi duydun," dedi. "Uzak dur."

Ash, "Yıldat'ı seviyor olmasını nasıl hazmettin?" diye sorduğunda Gölge, öfkelenmedi. Ash, şimşekler, fırtınalar beklemişti, belki biraz olsun aralarını bozabileceğini düşünmüştü ama Gölge, "Öyle mi yapıyor?" diye sorarken kaşları hafifçe kalkmış, dudakları da keyifle kıvrılmıştı. Gözleri alaylı bakıyordu ve Ash, tekrar mahzene atılmak pahasına bu anı yaşamamayı tercih ederdi. Gölge artık Veyla'nın Yıldat'ı sevmediğini düşünüyordu...

Ash, ne diyeceğini bilemediğinde Gölge çenesinin ucuyla kadını gösterdi. "Veyla seni yaşatmaya çalışıyor ama bu şekilde karşıma geçip ölmek için yalvarırsan..." dedikten sonra tehditkar bir şekilde sırıttı. Başını da yavaşça ama kendinden emin bir şekilde sallamıştı. "... seni öldürürüm Ash."

Ash, hazımsızlıkla dudağının kenarını kemirip sessiz kalırken Gölge'nin yüzündeki sırıtış hiç var olmamış gibi silindi. "Bir daha Yıldat ile Veyla'yı aynı cümle içinde bile kullanırsan, Doğa suyu mezarlığını boylarsın."

Ash, burukça gülümsedi. "Anladım Kral. Bir daha sizin için sorun olmayacağım ama son bir soru." dedikten sonra imayla ekledi. "Peki, Yıldat nasıl hazmetti?"

Gölge, kadının ne demek istediğini anladı. Yıldat'la habire yatıp kalktıklarına göre başka ayrıntıları da biliyor olmalıydı. Ash, Veyla ile Gölge bir şeyler yaşamaya başlamasına rağmen Yıldat'ın neden hala şehirde olduğunu sorguluyordu. Yıldat henüz açıkça bunu görmediği için gitmiyor olmalıydı. Gölge, kardeşinin gitmesini istemiyordu ve kalması için ikna etmeye çalışacaktı ama Ash'in de gidip aksi yönde doldurmasını istemiyordu.

Gölge sırtını ağaçtan ayırıp tehditkâr bir şekilde bakarak "Ben konuşacağım." diyerek Ash'e yakınlaştı ama Veyla'yı rahatsız etmeyecek bir mesafede durdu. Yumruğunu sıkarken işaret parmağıyla Ash'i gösterip "Önce ben konuşacağım Ash." diye uyardı. Zaten henüz Veyla ile bir şeyler yaşarmış gibi görünmeye başlamışlardı. Gölge de Veyla'nın dengesizliklerinden savrulup durduğu için ancak daha sağlam görünen bir toprağa kök salabilmişti. Kardeşiyle elbette ki konuşacaktı ama kardeşini şehirden gitmemek için ikna edebileceği bir yol arıyordu. Siyah ölüm, kardeşini öldüremezdi ama Esvedler, öldürebilirdi. Düşmanlar öldürebilirdi, Konsey öldürebilirdi, Drithar öldürebilirdi, Saltar öldürebilirdi. Gölge, bu kıyametle uğraşırken kardeşini de kaybetmek istemiyordu.

Ash, "Çeneni kapalı tut, diyorsun." dediğinde Gölge, "Hayatta kal, diyorum." diye hatırlattı. Gölge'nin Veyla'nın kararlarına saygısı vardı ama Ash de şansını zorlamamalıydı.

Ash, "Peki Kral." dedi. Gölge gözlerini kısan bir şüpheyle kadına bakarken Ash, ardını dönüp gitmeye başladı. Gölge dudakları ardında gergin dilini çiğnerken Ash'in uslu duracağına inanmak istedi ama hiç de güvenemiyordu. Bir an önce kardeşiyle bizzat konuşmalıydı. Ona imkân bulursa bu aşkı yaşayacağını zaten söylemişti ama anlaştıkları gibi, kardeşine yaşamaya başladığını da söylemeliydi.

Baş Terra "Mecburiyetlerin neler bilmiyorum ama hepimizden bir şeyler saklamaya çalıştığını biliyorum." dediğinde Veyla sıkkın bir nefes alıp gözlerini ağacın oyuğuna doğru kaydırdı. Ses büyüsü sayesinde Gölge'nin dışarıdan duyamayacağını biliyordu ama vücudu kasılmıştı.

"Ona ihanet edeceğini de biliyorum."

Veyla'nın gözleri hızla Baş Terra'ya döndü. Yutkunurken gözleri kızarmıştı bile. Titrek sesiyle "Öyle mi öngörüyorsun?" diye sordu. Veyla bu hainlikten kendisini kurtaramayacak mıydı?

Baş Terra kadının çaresiz korkusuna baktı. Gölge'ye asla ihanet etmek istemediğini hissedebiliyordu ama gözleriyle de gördü. "Hain olduğun için," dediğinde Veyla nefes alamaz gibi hissetti ama Baş Terra yavaşça başını sallayarak "Değil." dedi.

"Ama yine de ona ihanet etmen gerekecek."

Veyla Baş Terra'ya yaklaşırken "Başka bir yol arıyorum," dedi. Ona yardım edebilecek herkese ihtiyacı vardı. Baş Terra'dan medet umuyordu. "Onu kaybetmek istemiyorum."

Baş Terra'nın kehribar renk gözleri büyüyle ışıldarken "Siz birbirinizi asla sonsuza dek kaybetmeyeceksiniz." dediğinde Veyla endişeli gözlerle bakarken sıkkın nefes alış verişleri yüzünden göğsü hareketliydi. "Birlikte kaybedecek ya da birlikte kazanacaksınız. Bunu karşımızda mı yapacaksınız yoksa yanımızda mı, işte orası meçhul."

Veyla titreyen sesiyle "Beni affedecek mi?" diye sordu. Baş Terra, bir yıl kadar önce Veyla'nın ihanetini fark ettiğini dile getirdiğinde, Veyla 'Neden buna engel olmadın?' diye sormuştu ve Baş Terra da her şeyin tam da olması gerektiği gibi olduğundan bahsetmişti. Şimdi ise ihanetinden haberdar olduğunu tekrar söylüyor, hatta bunu Gölge'den bile gizleyerek dile getiriyordu. Hala böyle olması mı gerekiyordu?

Baş Terra tekrar "Her şey olacağına varacak." demek dışında bir şey söylemeyince Veyla sıkkınlıkla inledi. Daha fazla cümleye ihtiyacı vardı. Gölge'ye ihanet etmeye devam etmek istemiyordu ama Baş Terra bunun gerekeceğinden bahsetmişti. Hain olduğu için değil de, gerekeceği için yapacağını söylemişti... Veyla artık 'Hain Kraliçe' olmak istemiyordu. Kral'ın Kraliçe'si olmak istiyordu.

"Hamile kalmamaya çalışıyorsun."

Veyla, vücudunu sağına çevirip ellerini sunağa yasladı ve çöken omuzlarına doğru başını eğerek gözlerini kapatırken "Bu şartlar altında nasıl kalabilirim?" diye mırıldandı. Baş Terra bile ihanet öngörüyordu.

"Tüm bu kehanetler arasında yaşamı öngören tek şeyin o kehanet olduğunu unutma."

Veyla gözlerini aralayıp başını soluna çevirerek kaldırdı. "Ne demek istiyorsun?"

"Varisiniz olmalı Veyla. Belki de önemli olan lanet ya da lanetin izinin kim olduğu değildir. Tüm bunlar Doğa'da dengelerin bozulması yüzünden yaşanıyor ve o varis, dengeyi kurabilir."

Veyla, "Dengesizlik biz miyiz?" diye sorduğunda Baş Terra'nın dudakları tekrar mühürlense de başıyla onayladı. Veyla, ikisinin de melez olduğunu biliyorlardı. Gerçekten insanlar ve xalialar birbirlerinden nefret etmekle lanetlendilerse, melez oluşları lanetin iziydi. Melezlerin izi de, tekrar dengeyi kurabilirdi. Çamur, toprakla temizlenirdi.

"Yani, hamile kalmalıyım?"

Baş Terra, "Zaten kalacaksın." dedikten sonra oyuğa doğru baktı. Gölge oyuktan görünmese de dışarıda bekliyordu. "Sadece artık Doğa'ya karşı inat etmeyi bırakmalısın. Nehre düştüysen nereye götüreceğini en iyi akıntı bilir. Tersi yöne kulaç atmayı bırak ve akıntıyı izle."

Veyla'nın da gözleri oyuğa doğru döndü. Doğa lanetin Zenith'i yutmasını istese, zaten çözüm şansları kalmazdı ama önlerine kurtuluş getiriyor olabilirdi. Veyla ise bu kurtuluşa sırtını dönmek yerine, yaşamalıydı. Bir ihanet öngörülürken bunu nasıl yapacaktı, bilmiyordu ama başka şansı da kalmamış gibiydi. Her şeyiyle bu kıyamete ya da kurtuluşa çekiliyordu ve zaten kulaç atmaya gücü kalmamıştı. Akıntı nereye götüreceğini, Veyla ise nereye varacağını biliyordu.

Onun tüm yolları Gölge Kral Karanir'e çıkıyordu. Belki sonsuza kadar, belki de ezelden beridir.

40

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!