🔮 54 ⚡ Mucize
4. KISIM ♛ KRAL VE KRALİÇE♛
🔮 54 ⚡ MUCİZE
**
"Eğer başarırlarsa, büyün ne olsun istiyorsun?"
"Seni kurtarmak."
Veyla sessizce güldü ve fısıldadı. "O nasıl bir büyü?"
Örtünün altında oluşturdukları çadırda bacaklarının yanındaki ışığı kısık fener yüzlerinde gölgeler oluşturuyordu. Veyla elindeki kâğıt parçasıyla bir kelebek yapma çabası içerisindeyken gözlerinin önüne kâğıttan bir gül geldiğinde başını kaldırarak seksene baktı. Seksen kâğıda şekil vererek oluşturduğu gülü uzatırken gülümsüyordu. "İhtiyacım olan tek büyü."
Koridordan sesler gelmeye başladığında hızla örtünün altında yatar pozisyon aldılar. Veyla başını örtüden çıkartıp yastığa yaslarken seksen kızının vücudunun yanında başını da örter halde saklanıyordu. Seksenin yatağındaki örtünün altında yastıklar vardı ve ışığı açıp bizzat kontrol etmedikleri sürece bu kadar yatak arasından anlaşılmazdı.
Sesler kesildiğinde Veyla tuttuğu nefesi üfledi ve oluşan kargaşada bile elinden bırakmayıp zarar görmesine de müsaade etmediği kâğıttan güle bakarak gülümsedi. Seksen de ardından başını örtüden çıkarıp yastığa yasladığında Veyla yavaşça ona döndü. İkisinin de gülümsemesi sessiz bir gülüşe evrildi.
"Senin büyün ne olsun istersin?"
"Hep seninle olmak." dedikten sonra vücutları altında ezilmiş olan kâğıttan kelebeği bulup örtünün üstüne çıkardı. Seksen'in omzunun üstüne koyup "Belki küçük bir kelebek olurum, beni hep yanında taşırsın." dedikten sonra gözleri heyecanla irileşti ve "Belki de kocaman bir Luna olurum, ben seni omzumda taşırım." dedi.
Seksen gülümseyerek omzundaki kelebeğe baktı. Veyla gülü taşıyan elini de çocuğun omzuna koyduktan sonra uykuyla esnedi. Seksen gözlerini kelebek ve gül görüntüsünden aldıktan sonra uykuya hazırlanan Veyla'ya baktı. Sabah olmadan kendi yatağına geçmeliydi ama her an birlikte oldukları gibi uyurken de birlikte olmak güven veriyordu. Kızın hemen yanında olan yatağına geçtiğinde de zaten elleri birbirini tutarak uyuyor oluyorlardı.
"İyi geceler seksen bir..."
Alınları birleşirken Veyla'nın gülümseyişi yavaşça uykuya teslim oluyordu.
"İyi geceler seksen..."
Veyla'nın kırpışarak açılan gözleri odayı dolduran güneşle kısılırken Gölge hafifçe gülerek "Günaydın kelebek." dedi. Veyla'nın mor gözleri odak kazanırken Gölge'nin mavileriyle göz göze geldi. Güneşi selamlamayı, hayata uyanmayı sevmezdi ama ardında bu görüntü varsa göz kapaklarının açılması, hiç de kötü bir fikir değildi. Yüzündeki ifade hızla gevşerken dudakları gülümser gibi kıvrıldı. Adamın göğüslerinde olan elleri yavaşça boynuna kayarken parmak uçları minik kıpırtılarla adamın tenini seviyordu. "Günaydın Kral." dedikten sonra gözleri tekrar uykuyla kısılsa da yüzündeki mutlu ifade sürüyordu.
Bir anda odaya dolan gün ışığı eksildiğinde Veyla gözlerini rahatça aralarken anlayamayarak etrafına baktı. Hava bir anda neredeyse gece gibi hissettirecek kadar kapanmıştı. "Süper, sonunda kıyamet geldi. Nerede kaldın? Yıllardır seni bekliyordum!"
Gölge "Seni hayal kırıklığına uğratmak istemem ama..." dediğinde Veyla başını hafifçe doğrultarak pencereye bakmayı bırakıp yeniden adamın koluna doğru yasladı ve büyüyle ışıldayan mavi gözlerine baktı. Veyla'nın yüzünde yavaşça şaşkın bir gülüş oluştu. "Sen mi yaptın?"
"Gözlerini acıtıyordu."
Veyla, "Korkunçsun..." diye fısıldadıktan sonra gülümseyişinde alt dudağını ısırdı. Gölge'nin daha önce Veyla'dan duyduğu bir hakaretti ama şimdi üzülmekten çok hoşlanması gerektiğinin farkındaydı. Kadın mest olmuş gibi bakıyor, gülümsüyordu. Veyla'nın da niyeti hakaret etmek değildi. Adamın acımasızca ve durmaksızın kendisine daha da âşık etme yeteneği Veyla'yı hayrete düşürdüğü ve ipleri bu kadar kaybetmesine sızlandığı için öyle söylemişti.
Veyla bir hayli ağladığı ve geç saatte uyudukları için yeterince uyumadığından gözleri kızarıktı. Büyülü bedenini misafir eden ruhu bir hayli çökkün olduğu için vücudu kendisini iyileştirmiyor olmalıydı. Zaten Veyla da böyle anlarda büyüsü oldukça uzaklara gitmiş, yine bir insana dönüşmüş gibi hissederdi.
"Şu an halk 'perdeyi çekseydiniz olmaz mıydı?' diye sızlanıyor."
Gölge, "O da bir seçenek tabii." dediğinde Veyla tekrar güldü. Gülüşü yavaşça iç çekişe dönerken gözlerine bulutlar düştü. Gölge'nin de huzurlu sırıtışı yavaşça silinirken bir elini kadının belinden alıp yanağına getirdi. Başparmağı tenini severken "Bugün onu Doğa'ya bırakmalısın." dedi. Kadının Yaratık'ı hatırlayarak hüzne kapıldığını fark etmişti ama daha fazla ertelenemezdi. Yoksa bedeni bozulmaya başlayacaktı ve Veyla için de, kedi için de eziyet gibi olacaktı.
Veyla'nın gözleri adamın çıplak omuzlarına kaydı. Sol omzundaki büyülü ize bakarken "Bazı şeylere nasıl veda edilir, hiç öğrenemedim." diye mırıldandıktan sonra aklına gelen şeyle hızla gözlerini Gölge'ye yükseltti. Gölge'nin yanında olmamasından endişe etmişti. "Sen de orada olacak mısın?"
Gölge gülümsedi. Gülümseyişinin ardında yavaşça dudağının kenarını kemirirken kadın bu kadar üzgün gözükmese, mutlulukla gülebilirdi. Sadece sorar gibi değil, orada olmasını umar gibi telaşla sormuştu.
Birkaç saniye daha bu anlara inanamayarak kadını izledikten sonra çenesinin ucuyla hafifçe Veyla'yı gösterip "Hemen yanında olacağım." dedi. Veyla rahatlamış gibi başını onaylar şekilde sallarken gözleri yeniden Gölge'nin omuzlarına düştü. Gölge'nin eli de kadının ensesine kaydıktan sonra başını göğsüne çekti. Diğer kolu da beline dolalıydı. Sırtını yatağa yaslarken kadını da üstüne doğru çekti ve sımsıkı sarıldı. Veyla, göğüsleri arasında soğuk çeliği hissettiğinde bir anlığına her zerresiyle ihtiyaç duyduğu bu sarılmaya ara verdi. Dirseklerini adamın göğsüne yaslayarak hafifçe başını doğrultmak istediğinde Gölge müsaade etti. Zaten kadının şimdiye kadar fark etmemesine bile şaşırmıştı. Nasıl olsa önceden her ne olsa kadının o şeye sığındığını defalarca kez görmüştü.
Veyla başını eğerken saçları da yüzüne doğru düşüyordu. Gölge, kadının güzel yüzünün tepkisini görmesine engel olmasın diye bir elini mor saçlarına doğru götürüp kulaklarının arkasına sıkıştırırken Veyla boynundan sarkan kolyeye bakıyordu. "Nasıl?" derken heyecanla kıpırdandığı için bir an dirseği adamın omzundan yatağa doğru kayar gibi oldu ve vücudu sendeledi. Gölge gülerek kadının dirseğinden tuttu ve hafifçe doğrulttu. Gölge'nin de yardımıyla Veyla hızla adamın üstünde doğruldu. Bacakları iki yanından, dizlerinden kırılmış bir halde yatağa yaslıyken kucağında oturarak boynundaki kolyenin ucunu, gözlerinin önünde yükseltti.
"Ama..."
Gölge'nin elleri de, kadın kucağında oturur pozisyon aldığı için kadının çıplak bacaklarına doğru kaymıştı. Bir hayli ilgi çekici bir pozisyonda olmalarına karşın şu anda bile şehvetten daha çok, şefkat hissederek kadını izliyorsa, evet. Bu kadın için şehrini kaybedebilirdi.
Veyla'nın kolyenin ucunu tutan titrek elleri güçsüzlükle alçalsa da parmak uçları asla bırakmadı. Dolu gözleri Gölge'ye dönerken "Nereden çıktı ki?" diye fısıldadı. "Yok etmemiş miydin?"
Gölge, "Daha işime yarar diye düşünmüştüm." dedikten sonra onun da gözleri kolyeye doğru alçaldıktan sonra yamuk bir şekilde sırıttı ve inanamadığı için başını yavaşça iki yana salladı. "Sana zarar vermek için değil, mutlu etmek için işime yarayacağını hiç düşünmezdim."
Gölge'nin gözleri kolyedeyken Veyla'nın ellerinin eksildiğini gördü. Kolyesi hemen boynundayken elleri adamın omuzlarına gelerek eğildi. Yastıkla boynu arasından ellerini geçirdikten sonra adama sımsıkı sarıldığında Gölge de gözlerini kapatıp burnunu kadının boynundan sarkan saçlarında gezdirerek kollarını vücuduna sardı.
"Bazı şeylere veda edilmez." dedikten sonra kadının saçlarının üstünden boynundan öptü. Kadın biraz önce 'bazı şeylere nasıl veda edebilir, hiç öğrenemedim' demişti ama veda etmesine gerek yoktu. Onu kalbinde taşıyacak ve rüyalarında kavuşacaktı. "Bazı şeylere kavuşmak için beklenilir sadece."
Ben de bekledim seni, diye düşündü Gölge. 'Senden kurtulmaya çalışırken bile seni bekledim. Şimdi ise...'
Kavuşmuş gibi hissediyordu. Kadın dengesizin teki de olsa, güvenirliliği şüpheli bir şekilde Yıldat'ı sevdiğinden bahsedip dursa da, Gölge biliyordu. Bu kadın, Gölge'nin yatağında, Gölge'nin kollarında sımsıkı ona sarılıyorsa, her şey Gölge'nin hayal gücünden ve umudundan ibaret değildi. Aralarında bir şeyler vardı ve Veyla'nın gücü bile bunu mahvetmeye yetmezdi.
**
Erya, Veyla'nın omzundan öptükten sonra ellerini sardığı kolunu severek sıvazladı ve yavaşça çekildi. Veyla göz ucuyla bakarken hafifçe gülümseyerek başıyla selam verdi. Erya çekilince Valdris kadının yanından öne çıktı ve bir kolunu Veyla'ya dolayıp kendisine çekerken "Üzgünüm." dedi. Veyla da hafifçe adamın bluzunun ucundan tutarak sarılır gibi başını göğsüne yaslarken "Ben de." diye mırıldandı. Veyla da üzgündü ve kurulabilecek daha farklı bir cümle yoktu. Thal da az önce 'üzgünüm' demek dışında bir şey diyememişti.
Yavaşça çekildiklerinde Valdris Veyla'ya burukça gülümsedi. Veyla da eşlik edip gözlerini yavaşça kapatıp açarak teşekkür etti. Valdris geriye doğru adımlarken Yıldat ile Veyla göz göze geldiler. Doğa suyu mezarlığının köşesinde, ağaca yaslanmış halde Veyla'ya bakıyordu. Göz göze geldiklerinde yavaşça ağaçtan doğruldu. Gözleri bir anlığına Gölge'ye doğru döndü. Gölge düşünerek baktığı birkaç saniyenin ardından gözlerini yavaşça alıp başını onaylar şekilde salladığında Yıldat Veyla'ya yaklaştı. Gözleri Veyla'da gezinirken "Açıkçası, işe yarar bir cümleye sahip değilim." dediğinde Veyla güler gibi oldu.
Yıldat da burukça gülümseyip iç çekti. "Herkesi dinledim, sanırım 'üzgünüm' demeliyim."
Veyla, "Fena değilsin." diye mırıldandı. Veyla'dan iyiydi en azından. Veyla'nın ömrünün çoğunluğu da başkalarını üzerek geçtiğinden, mutlu etmeye çalışmanın neye benzediğini, nasıl yapılabileceğini bilmiyordu. Yıldat da bu konuda zorlanıyor gibiydi ama çabalaması bile, Veyla'yı iyi hissettirmişti.
"Sanırım bir gün geçer."
Veyla, "Gittikçe ilginçleşiyorsun." dediğinde Yıldat da hafifçe gülüp "Geçmezse de sevdiklerin seninle." dedikten sonra gözlerini Eryalar'da gezdirdi. Son durağı Gölge olmasına karşın, Gölge'ye daha çok bakmıştı. Kadının en sevdiği kişinin Gölge olduğunu biliyordu. Gölge de kollarını göğsüne birleştirmiş, sırf Veyla'ya iyi gelirse diye ve kardeşine güvenmeye başladığı için müsaade ettiği Yıldat'ın tesellisinden gözlerini uzakta tutmaya çalışırken adamın bakışlarını üstünde hissettiğinde o da baktı. Kardeşinin, Veyla'nın sevdiklerinden bahsederken Gölge'ye bakmasına karşı kaşları anlık bir mimik olarak kalkıp indikten sonra yutkundu. Yutkunduğu his kalbinde dolaşırken Yıldat yeniden Veyla'ya baktı.
Veyla dolu gözleriyle bakıp gülümseyerek başını onaylar şekilde salladı. Titrek sesiyle fısıldadı. "Bu iyiydi işte..."
Yıldat bir an kadının kolunu tutup sıvazlayacak gibi oldu ama Gölge'nin sabrını zorlamamak için vazgeçti ve başıyla selam vererek uzaklaşmaya başladı. Gölge, Yıldat'ın gidişini izlerken Veyla'nın gözleri ardındaki Gölge'ye döndü. İç çektikten sonra bir elini göğsünden çözüp alnını ovuşturarak bakışlarını Veyla'ya çevirdi. Veyla'nın kendisine baktığını gördüğünde elini alnından çekerken hafifçe eğilmiş başını kaldırdı. Veyla, Yıldat'ın 'sevdiklerin seninle' deyişini tekrar tekrar duyuyordu kulaklarında. Umarım, diye düşündü. 'Umarım sevdiklerimi kendi ellerimle kaybetmem.'
Veyla, "Biraz yalnız kalmak istiyorum." dediğinde Eryalar onay verip iyi dileklerini tekrar ederek uzaklaşmaya başladılar. Veyla da doğa suyu mezarlığının yanına doğru adımladı. Devasa boyuttaki bir ağaç, mezarlığın sol köşesinden başlıyor, yaprakları ve çiçeklerinin çoğunluğu doğa suyunun tavanını süslüyordu. Ağacın dibine oturduktan sonra bacaklarını dizlerinden kırarak kendisine çekti ve kollarını kendisine sararken çenesini dizlerine yasladı. Gözleri, az evvel Yaratık'ı uğurladıkları büyülü ışıltıların dans ettiği doğa suyunda gezindi. Yaratık yavaşça yer altına çöküyor olmalıydı. Suya ilk bırakıldığı an Veyla'nın içinden tutup çıkarmak gelmişti. Renk renk büyülü taşlar, suyu çevrelerken renklerini paylaşıyordu. Veyla, güneşle değil, Doğa'yla aydınlanan bu alanda karanlıkta hissediyordu.
Dakikalar, belki de saatler sonra bir kıpırtı duyduğunda Veyla omzunun ardından geriye baktı. Gölge'nin gitmediğini gördüğünde kaşları kalktı. Adam sırtını yasladığı ağaçta, bir bacağından diğer bacağının üstüne doğru yaslanmak üzere hareketlendiğinde çıkan ses haricinde sessizce Veyla'yı izlemişti. Kadının ilgisini çektiğini fark ettiğinde kollarındaki göğsü çözülür gibi oldu.
Veyla, "Yalnız kalmak istediğimi söylemiştim." derken, onu yalnız bırakmadığı için minnettardı bir yanı. Dudakları, bu kadar üzgün olmasa gülümserdi.
Gölge, "Emir alan biri değilim." dediğinde Veyla yeniden başını dizine yasladı ama bu sefer omzundan geriye, Gölge'ye doğru bakıyordu. Gölge sırtını ağaçtan çektikten sonra yavaşça Veyla'ya yaklaşmaya başladı. Öyle yavaştı ki, ayakkabısının ezdiği dal ve çimenlerin sesi kulaklarında uğuldar gibiydi. "Hemen yanında olacağım, dedim. Öyleyim."
Veyla dolu gözleriyle gülümsediğinde Gölge yanına varmıştı. Gölge yaklaştıkça Veyla da başını dizinde kaydırarak gözleriyle onu takip etmeye devam ediyordu. Gölge yavaşça Veyla'nın yanında oturdu. Dizleri kırılmış bir şekilde hafifçe ona doğru çekikti. Yerden bir çimen koparıp arasında mesafe olan bacaklarının dizlerine dirseklerini yasladı ve elleri, bacakları arasında uzun çimen parçasıyla oynamaya başladı. Gözleri ise sadece Veyla'daydı. Kadın yorgun görünüyordu, odasına, daha doğrusu Gölge'nin odasına dönseler ve adamın kolları arasında uyusa iyi olabilirdi. Gölge, Veyla'yı nasıl ikna edecekti bilmiyordu ama artık onunla aynı odada kalmak istiyordu. Kral ve Kraliçe'nin ayrı odalarda kalmasını şahit olan savaşçıları da garipsiyor olmalıydı. "Ne zamana kadar burada kalacaksın?"
Veyla, "Kalbim hafifleyene kadar." diye mırıldandıktan sonra kaşları hafifçe kalktı. "Sen ne zamana kadar burada kalacaksın?"
Gölge hafifçe omuz silkip çenesinin ucuyla Veyla'yı gösterdi. "Kalbin hafifleyene kadar."
Yaşlar Veyla'nın yanaklarından akmaya başladığında yüzü buruşmamış, dudakları hıçkırıklar için aralanmamıştı. Sessiz bir yastı. Sanki ruhu çatlamış, yaşlar sızıyordu. Gölge bir elini çimenden çektikten sonra yavaşça Veyla'nın görünen sağ yanağına doğru yasladı. Adamın temasıyla birlikte Veyla'nın gözleri kapanırken çenesi hafifçe adamın eline doğru hareketlendi. Gölge'nin başparmağı kadının yaşları aktıkça silmek üzere sabırla beklerken iç çekti. "Ama kalp öyle bekleyerek hafiflemez."
Veyla yaşlı gözlerini aralarken "Neyle hafifler?" diye sordu. Sesi titrek, kısık ve pürüzlüydü. Yine de sorusu umutluydu.
"Ağırlık yapan taşlardan kurtularak."
Veyla, "Öyle çok var ki..." diye mırıldandı. Gölge'nin elinin yanağından eksildiğini hissettiğinde dalan gözleri hızla adama yükseldi. Yokluğunu ihtiyaçla özlemişti. Gölge, doğa suyunu çevreleyen küçüklü, büyüklü taşlardan bir tanesini aldı. Taş avucundayken başparmağı üstünde gezinerek taşı tutan elini yavaşça sallayarak doğa suyu mezarlığına baktı.
"Omzumdaki işaret seninle ilgili." diye itiraf ettikten sonra kalbini hafifletmesini umarak taşı suya doğru attı. Tuş suyun üstünde sekerek, ışıkların oluşturduğu yol boyunca ilerlerken Veyla başını dizlerinden kaldırarak Gölge'ye baktı. "Benimle mi ilgili?"
Gölge suyu izlemeye devam ederek başını onaylar şekilde salladı. Bir süre dilini kemirdikten sonra derin bir nefes alıp verdi ve gözlerini solundaki Veyla'ya doğru çevirdi. Başını dizinden doğrultmuş, ilgiyle ona bakıyordu. Kirpikleri hızlı kırpışıyor, gözleri düşünerek Gölge'de geziniyordu.
Gölge kadının omzundaki işarete baktı. "Tıpkı, omzundaki yıldızın da benimle ilgili oluşu gibi."
Veyla kendi omzuna doğru baktı. Ne yaparsa yapsın o işaretten kurtulamamıştı ve Gölge tarafından 'efsun' seçildiği gün oluşmuştu. Belki de bir sözden ibaret değildi seçimi. Gözleri yeniden adama döndü. Belki de adam gerçekten o gün Veyla'ya efsunlanmaya başlamıştı.
Gölge, ceketinin altında kaldığı için işaret görünmese bile kendi omzuna doğru bakıp "Karam'da birlikte uyuduğumuz gece oluştu." dedikten sonra eğip büktüğü çimeni bırakıp bir eli, dizine yaslı sağ elinin dirseğindeyken, sağ eli ise sol omzunda hafifçe gezindi. "Terra'nın dediğine göre..." dedikten sonra iç çekerek Veyla'ya baktı. "Benim de bildiğime göre, yıldız 'zaaf', taş 'güç' demek."
Gölge de işaretleri gördüğü andan beri biliyordu ama bir başkasından duymaya ihtiyaç duyduktan hemen sonra aslında herkesin bu konuda susmasını istemişti. En başta kendisini susturamadığında ise bu gerçeğe boyun eğmişti.
Veyla, o günü, izlerin anlamlarını düşünüp dururken "Sabah o yüzden tepkiliydin." dediğinde Gölge "Evet." dedi. Veyla, "Seni mahvettiğimi söylemiştin." dediğinde Gölge, "Çünkü o işaret sana yenildiğimin göstergesiydi." dedi. "Ve o zamanlar sana yenilmek istemiyordum." dediğinde Veyla, heyecanla titrek bir nefes alırken bacaklarına sarılan ellerinde parmakları tenine batmaya başlamıştı. Omuzları hafifçe kıpırdanırken "Şimdi?" diye sorduğunda Gölge yerden aldığı bir taşı Veyla'ya uzattı. Şimdi Veyla'ya yenilmek istiyor muydu? Zaten yenildiğini kabul etmişti ama artık bunu, isteyerek mi yapıyordu?
"Sıra sende kelebek."
Veyla sağ elini bacaklarından çekip yavaşça Gölge'nin elinden taşı aldı. Tenleri son ana kadar teması sürdürdükten sonra Veyla kendisine çektiği taşı avuçlarında ezmek ister gibi sıkarken doğa suyu mezarlığına doğru baktı. Adam ise hafifçe sağ omzuna doğru eğdiği başı eşliğinde onu izliyordu.
Veyla, "Sadece seninle uyuduğumda kâbuslarımdan kurtulabiliyorum." dedikten sonra taşı son kez sıktı. Dudağı anlık bir mimik olarak hafifçe bükülüp düzelirken taşı doğa suyu mezarlığına doğru attı. "Aslında..." dedikten sonra omuzları çökerken yutkundu ve başını yavaşça Gölge'ye çevirdi. O zaman, adamın ona bakışını gördü ve hayret etti. Böyle bakacağını bilse, daha öncesinden itiraf edeceğine emindi. "Ben sadece seninle uyuyabiliyorum."
Gölge hiç silinmeyecekmiş gibi yüzüne yerleşmiş yamuk gülümsemesi eşliğinde heyecanlı bir nefes alıp verdi. Herkesten gizlerdi, Veyla'dan gizlemedi. "Lavin aslında..." derken bir taş daha yerden aldı. Hiç tanışamadığı annesini sever gibi taşı sevdikten sonra yutkunarak kızaran gözlerini doğa suyu mezarlığına çevirdi. Taşı atarken "Benim annem." diye itiraf etti.
Veyla'nın gözleri irileşirken "Nasıl?" diye sordu. Kalçasını yerde kaydırarak Gölge'ye döndü. Bacakları da sağına doğru alçalmış, Gölge'nin sol bacağına yaslanmıştı. Sağ eli, sağa doğru eğik duran vücuduna destek olmak için vücutları arasında toprağa yaslanırken Gölge'nin de gözleri kadına doğru döndü. Gölge gözlerini yavaşça kapatıp açmak dışında sessiz kaldığında Veyla "Ama... Nasıl?" dedikten sonra düşünceli gözleri çatılmış kaşlarının altında, adamın omzunda gezindi. Dudakları şaşkın bir şekilde aralanırken aklına bir sürü düşünce akın ediyordu. Yüzüne dehşet düşmüştü.
"Ben anneni mi öldürdüm?" dedikten sonra kızarmış gözleriyle Gölge'ye baktı. Yutkunduktan sonra oldukça kısık sesiyle tekrar sordu. "Ben senden anneni mi aldım?"
Gölge yavaşça omuz silkerken buruk bakan gözlerini toprağa kaydırdı ve "Bundan henüz emin değiliz." diye mırıldandı. Düşünmemeye çalıştığı bir detaydı çünkü Veyla'ya çoktan âşık olmuştu ve şimdi bizzat Gölge'yi bile öldürse, bu aşktan kurtulamayacağını biliyordu. Öyle olmamasını dilerdi. Veyla'ya âşık olmamayı değil, Veyla'nın annesini öldürmemiş olmasını dilerdi çünkü artık Veyla'ya âşık olmaktan bile nefret edemiyordu.
Veyla sol eliyle adamın kolundan tuttu. Sarılmak istedi ama bunu hak etmiyormuş gibi suçlu hissetti. Koluna temasıyla yetinmeye çalıştı ama başı da hafifçe adamın omzuna doğru eğilmek istiyordu. Gözlerinden yeniden yaşlar akmaya başlarken "Ben..." dediğinde titrek sesini Gölge duyduğu gibi gözlerini kadına çevirdi. Sağ elini, kadının elinin üstüne doğru yerleştirip "Kendi acını yaşa." dedi. Kadın, az evvel Yaratık'ı uğurlamıştı, Gölge'nin seneler önce verdiği kayıp için de üzülmemesi gerekecek kadar acıya sahipti.
Veyla, adamın elini tutuşuna karşı daha da suçlu hissederek başını ellerinin yanından adamın omzuna yaslarken "Gerçekten üzgünüm..." dedi. Aklına, Gölge'nin görüntüleri izlediği anlar gelip duruyordu. Hemen ardından geçirdiği sinir krizi içerisindeki bağırışları da kadının kulaklarında yankılanıyordu. Gözleri acıyla bakmamıştı. Gözleri acıyla boğulmuştu. Veyla, ne dese inandıramamıştı ama şimdi düşünüyordu da... Gölge onu oracıkta öldürmeyerek bile ne denli nefretinden ödün vermişti. Veyla'ya da söylemişti. Yerinde bir başkası olsa öldüreceğini... Veyla'nın kalbi sızladı. Adam ne zamandır Veyla'ya yeniliyordu da Veyla göremiyordu?
"Özür dilerim..." dedikten sonra adamın kolundan öptü. Teniyle dudaklarının arasında deri ceket ve bluz vardı ama ikisi de derinlerinde bu öpücüğü hissedebilmişti. Hava ne serin, ne sıcaktı ama Veyla'nın büyüsü sıcakken, Gölge'nin büyüsü soğuktu ve bu sebeple büyülerini taşıyan tenlerinin ihtiyaç duyduğu sıcaklık farklıydı. Veyla, her zaman daha açık giyinirken, Gölge ise daha çok ceket giyerdi. Azrit yetenekleri vücut sıcaklığını değiştirebilmesini sağlardı ama zihni ve ruhu başka şeylerle mücadele ederken bedeniyle pek ilgilenmediği için ceket giymek daha kolayına gelirdi.
Gölge'nin diğer eli kadının yanağına geldi ve alnı kadının başının üstüne yaslandı. "Gerçeği bilmiyorum ama öyleyse bile..." dedikten sonra iç çekti. "Ben seni affettim Veyla."
Veyla'nın dudaklarından bir hıçkırık kaçmasıyla eş zamanlı olarak Gölge kadının saçlarından öptü. Veyla, "Bu çok saçma..." diye fısıldadıktan sonra adamın koluna tamamen sarıldı ve sırnaşan bir kedi gibi vücutlarını yakınlaştırıp başını daha üst bir konuma yasladı. "Beni öldürmek istemelisin. Benden nefret etmelisin. Zamanında yaptığımız gibi, tüm doğal taş bıçaklarını kalbime saplamalısın. Yeminler ettin, ant içtin beni öldürmek için. Nasıl affedebiliyorsun?"
Gölge, kemerinden son kazandıkları doğal taştan yaptığı bıçağı çıkarttı. Sol kolu Veyla'nın beline dolanırken kadını bacaklarını ileri uzatarak kucağına çekti. Bir eli sol gerisinde yere yaslandı ve vücutlarının toprağın üstünde kaydırarak ağaca varmalarını sağladı. Sırtını ağaca yasladıktan sonra kolunu kucağında ona dönük bir şekilde oturan Veyla'ya baktı. Kadın, adamın ne yaptığını anlamaya çalışırken ellerini omuzlarına yaslamış, burnunu çeke çeke ıslak gözlerle izliyordu. Kadının bir elini omzundan aldıktan sonra bıçağı avucunun içine yerleştirdi. Diğer elinin de bıçağı kavramasını sağladı. Avuçları arasında Veyla'nın elleri, Veyla'nın avuçlarında da bıçağın kabzası vardı. Bu doğal taş da Esved'i öldürmeye yetmemişti ve siyah ölüm kapıdayken Gölge'nin hala bulabildiği bir çözüm yoktu ama kıyametin ortasında tek istediği, her şey sona ermeden önce bu aşkı yaşamaktı.
Veyla, kekeleyerek "Ne yapıyorsun?" diye sorduğunda Gölge bıçağın ucunu kendi kalbine doğru yaslamak üzere tuttuğu kadının elini göğsüne yakınlaştırmaya başladı. Veyla ellerini ve bıçağı adamın göğsünden uzaklaştırmak isteyerek geri çektiği sırada sesini yükseltip "Gölge, ne yapıyorsun?" diye sordu. Bu son elde ettikleri taştı ve Zenith üzerinde Gölge'yi öldürmeye gücü yetecek iki şey vardı. Biri Esved ise, diğerinin bu taş olma ihtimali de vardı. Düşük bile olsa, vardı ve Veyla söz konusu Gölge ise hiçbir riski göze almak istemezdi.
Gölge, "Sapla hadi." diyerek bıçağın ucunu bluzunun üstünden göğsüne yasladığında kumaş delinirken Veyla korkarak "Gölge, bırak!" diyerek bıçağı geri çekmeye çalıştı. Gölge, kadının korkusunu izlerken "Sen de beni öldüreceğine dair yeminler ettin, ant içtin, öldür hadi." dedikten sonra göğsüne saplasın diye bıçağı çekerek baskı uyguladı. Veyla'nın telaşı artarken ve gözleri büyüyle ışıldarken "Gölge!" diye bağırarak bıçağı geri çekti. Gölge'nin teni iyileşirken ikisinin de göğüsleri hızlı nefes alış verişler eşliğinde hareketliydi. Adamın kalbine saplamasına izin vermemişti ama saniyeler içerisinde iyileşen teninin bir süreliğine acıması bile Veyla'nın hoşuna gitmemişti. Gözlerini, kanlanmış bluzdan alıp adama kızgın bir şekilde baktı. Gölge ise yağmur değil aşk yağan bulutlu gözlerle bakıyordu. Veyla bıçağı bırakmak istediğinde Gölge yavaşça ellerini gevşetti ve vücutlarının yanında yere bıraktılar ama Gölge kadının ellerini bırakmadı. Bir eliyle tutmaya devam ederken diğer elini kadının ensesine götürüp yüzünü kendisine çekti. Alınları birleşirken "Senin elini durduran her ne ise, beni de çaresiz bırakıyor." dedi.
Veyla, hızlı nefes alış verişlerine yutkunarak ara verdikten sonra kaldığı yerden titrek soluklarına devam etti. Titreyen dudağını yaladıktan sonra "Aynı şey mi?" diye sordu. Gerçekten Veyla'yı durduran hisle, aynı şeyi mi yaşıyordu Gölge de? Veyla adama âşıktı, adam bunun farkında mıydı? Eğer farkındaysa... Gölge de âşık mıydı?
Gölge, "Umarım aynı şeydir." dedi. Aynı şey olmasını istiyordu çünkü kadına âşıktı ve Veyla'yı Gölge'ye karşı güçsüz bırakanın da aşk olmasını umuyor, diliyor, yalvarıyordu.
Veyla, kısık sesiyle "Bir daha böyle bir şey yapma." dedikten sonra adamın delinmiş bluzunun üstünden kanlı göğsünü sildi. Yarası iyileşmiş, kanlar bu anı hatırlatmak ister gibi henüz kurumamıştı. Veyla'nın parmaklarına da bulaşmıştı.
Gölge burnunu kadının burnuna sürterken "Sen de kabul et." dedikten sonra yavaşça kadını öptü. Veyla da zaman akışından koptukları bu yavaş öpücükte sonsuza kadar kalarak öpüşüne eşlik etti. Dudakları hafifçe ayrıldı. Gölge konuşmaya başladığında dudakları birbirlerine temas ediyor, sonu gelmeyecek öpücüklere yelken açmak için birbirini davet ediyorlardı. "Ben seni öldürmemek için, tüm yeminlerimi öldürdüm."
Yeniden öpüşmeye başladıklarında saniyeler içerisinde derinleşti. Gölge başını sağ omzuna doğru eğerek farklı bir açıyla ama her zamanki şehvetiyle kadını öperken bir eli eteğinin açıkta bıraktığı çıplak bacağında hareketlenmeye başladı. Veyla da istemsizce adamın erkekliğinin üstünde hareketlendiğinde Gölge cesaret bularak kadının kalçasından tuttu ve sürtünmesine yol vermeye başladı. Bir eli kadının üstünü tutup çıkarmak üzere çekiştireceği sırada Veyla bir anda geri çekildi. Gölge, öptükçe Veyla'ya doğru yaklaşan başını, öpüşün bitmesiyle vücudu güçsüz düşmüş gibi ardındaki ağaca yaslarken küllerin uçuştuğu gözlerini araladı. Veyla'nın tadını almak ister gibi henüz dudaklarından çekilmiş dudaklarını yalayarak Veyla'ya baktı. Tekrar sevişeceklermiş gibi öpüşmeleri alevlenmişti ama kadın geri çekildiğine göre, vazgeçmişti.
Veyla "Ama o insan!" dediğinde Gölge'nin kaşları kalkarken dudağını yalamayı bıraktı. Bir yanı, kadının en azından sevişmek istemeyerek çekilmediğine sevinmişti. Bir detayı henüz fark ettiği için şaşkınlıkla çekilmişti.
"Lavin insan. Senin annense..."
Gölge sessiz kalmayı sürdürdüğünde Veyla dehşetle fark etti. "Sen melezsin."
Gözleri adama bakarken görmüyor, zihninde geziniyordu. Adam ilk günden beridir böyle bir canavara dönüşmesinin sebebi olarak Veyla'yı görüyordu. Bir başka anda, Veyla'yı çocukları toplayıp Konsey'in laboratuvarlarına götürmekle suçlamıştı. Ölüm laboratuvarlarından haberdardı, orada ne işkenceler döndüğünden haberdardı, hatta bir yere kadar babası ile Konsey'in işbirliği yaptığından bile haberdardı. Söylediğine göre o laboratuvarları Drithar Aldar, kurdurmuştu ve her nedense Gölge sonrasında bu işbirliğinin sona erdiğini düşünüyordu. Gölge, belirli bir süre boyunca Konsey'in askeri olmuş, sonrasında kurtulmuştu. Yıldat, Gölge'nin çocukluğunu bilmiyordu, şehre sonradan, kurtarmak için geldiğini söylemişti. Geçmişinde kendisine ait olmayan yıllar vardı ve onun da anıları silinikti. Lavin'e dair hesap sorarken bir keresinde Veyla, hatırlayamadığına dair adamı inandırmak için onun da geçmişinin silik olduğunu söylemişti ve Gölge bağırarak "Sana o adama yapılanlar yapıldı mı? Senin ruhunu bedeninden ayırıp iki yana attılar mı?" diye sormuştu. Gölge'ye de yapılmıştı... Veyla'nın çektiği işkenceleri Gölge de çekmişti... Ve Gölge'nin iddiası, Gölge'yi Konsey'in eline düşürenin Veyla olduğuydu. Bu sebeple Veyla'nın kendisinden küçük olamayacağını düşünüyordu çünkü Veyla şu an yirmi dört yaşında gibi görünüyordu. Veyla'nın hatırladığı üç, dört yıldır dış görünüşünün yaşlanmadığıydı. Diğer anılarıyla bir düşündüğünde olsa olsa, yirmi yedi, yirmi sekiz yaşında olmalıydı ama adam bunun mümkün olmadığını söylemişti. Gölge kendisinin yirmi dokuz yaşında olduğundan ve Veyla'nın kendisinden büyük olduğundan emindi. Çünkü kendisi Konsey'in laboratuvarlarına düşerken henüz küçük bir insandı ve Veyla'nın en az yirmi dört yaşında gibi görünerek onu Konsey'e teslim ettiğini hatırlıyordu. Veyla, kendi hafızasından çok Gölge'nin hafızasına güveniyordu ama... Eğer o da Konsey'in ürünü, meleziyse bu, Veyla kadar bozulmuş bir zihne sahip olduğu anlamına gelmez miydi? Ellerinde Veyla'dan çok daha önce kurtulmuştu, Veyla hala ellerinde sayılırdı ama zihni her şeyi doğru bir şekilde hatırlamayacak kadar bozulmuş olabilirdi. Düşünürken adamın omuzlarına düşmüş gözleri yeniden mavilere yükseldi ve "Seni dönüştürdüler." dedi. Ve eğer, Gölge doğru hatırlıyorsa Melez 3 Gölge olabilirdi. Veyla bir an Gölge'nin Melez 1, Melez 1'in ise seksen olmasını istemişti ama Gölge'nin iddia ettiği yaş farkı bunu imkansızlaştırıyordu, seksenin öldüğünü de biliyordu. Veyla'dan sonraki zamanlarda melez 3, gayzere girmişti ve Gölge, Veyla'nın daha büyük olduğu konusunda haklıysa, alınan notlarda gayzeri başarılı geçmiş denek, Gölge olmalıydı. Belki de daha fazla denek, daha fazla başarılı sonuç vardı ama Veyla ancak o kitapta gördükleri kadarını biliyordu. Ama... Kitapta melez üç hakkında, sıradışı bir büyü gözlemlenmediği not düşülmüştü. Gölge, Veyla'nın gördüğü en sıra dışı büyücülerden biriydi. Belki de ilk gayzerinde sadece azrit yetenekleri ortaya çıkmış, sonraki gayzerlerinde geri kalan büyüsü oluşmuştu.
Gölge gizleme gayreti göstermedi. Zaten Lavin'in annesi olduğunu itiraf ettiğinde, gerisinin de çorap söküğü gibi geleceğini biliyordu. Ve birbirlerini hatırlamak istiyorlarsa geçmişlerine dair dürüst olmalılardı.
Veyla şaşkınlığını üstünden atamazken Gölge, "Konsey'in eline de öylelikle düştüm. Büyümü kazandıktan sonra bile kurtulmakta zorlandım çünkü dediğim gibi, ellerinde beni güçsüz bırakan bir şey var. Saha görevine çıkmadan, onların laboratuvarlarında kalarak onlardan kurtulmak imkânsız gibiydi." dedi. Veyla, "Sağ kalmış başka melez biliyor musun?" diye sordu. Melez 1 olduğunu düşündüğü seksene dair bir haberi var mıydı? Ya da başka başka melezler de var mıydı?
Gölge, "Herkes öldü." dedikten sonra aldığı sıkkın nefesi burnundan üfledi. Seksen birin öldüğünü düşünüyordu.
Veyla "Bir başkası biliyor mu?" diye sorduğunda Gölge, "Yalnızca Valdris." dedikten sonra iç çekti. Bunu, bir zamanlar baş düşmanı olarak gördüğü kadına itiraf ettiğine inanamıyordu ama pişmanlık hissetmedi. "Bir de sen."
Veyla'nın elleri adamın yanaklarına yükseldi. Gözleri üzgün bir şekilde bakarken belli ki şu anından oldukça farklı, en başta kahverengi gözlere, saçlara sahip bir erkek çocuğu olan küçük Gölge'nin neler yaşamış olabileceğini tahmin edebiliyordu. Karanlık odalar... Karanlıktan bu yüzden korkuyordu. Veyla'nın yüzü buruşurken ağlamaktan bir hayli yorulmuştu ama dudakları yeniden büküldü. "Bu da benim yüzümden."
Veyla'yı bir canavara dönüştürmüşlerdi. O canavar ise onlara yeni denekler mi bulmuştu?
Gölge, "Zihnime güvenmiyorum." dediğinde Veyla burnunu çekerek Gölge'ye baktı. "Her şey çok silik. Gerçek çok daha farklı olabilir ama benim için önemi yok..." dedikten sonra hafifçe omuz silkti. Gözleri kadının gözlerinde gezinirken "Şu an kollarımda olanın o canavar olmadığını biliyorum." dedi. "Yapan ölüm kelebeğiyse bile, sen artık o değilsin."
Veyla, "Kendimden nefret ediyorum." diyerek yüzünü yine Gölge'nin omzuna yaslayarak bile olsa Gölge'den sakınmak istediğinde elleri de adamın omuzlarına doğru güçsüzce düşmüştü. Gölge kadının çenesinden tutarak kaldırdı ve kendisine bakmasını sağladı. Yavaşça derin bir nefes alıp verdi ve gergin dudağını yaladıktan sonra çenesinin ucuyla Veyla'yı gösterdi. "Ama ben senden etmiyorum."
Veyla'nın gözlerinden akan yaşlar gülümsemesini ıslatmaya başladı. Bir süredir, adamın ondan nefret etmeyi bıraktığını görüyor, hissediyordu ama duyabilmesiyle gerçeklik kazanmış gibiydi. Gölge bir kere söylemekle hep söylemek konusunda özgürlük kazanmış gibi hafifçe gülüp başını onaylamaz bir şekilde iki yana salladı. "Ben senden nefret etmenin yanından bile geçmiyorum Veyla Karanir."
Veyla da gözyaşlarıyla gülüp "Bu da ancak senin gibi bir manyaktan beklenirdi zaten Gölge Karanir." dedi. Yerinde kim olsa Veyla'dan nefret eder, intikam almak isterdi. Gölge ise yanaklarını severken şefkatle bakıyordu.
Gölge, "Tek suçlusu ben değilim." dediğinde Veyla'nın gülüşü arttı. Gülüşü eş zamanlı ağlayışı yüzünden boğuktu ama yine de, hiç bu kadar dolu dolu güldüğünü hatırlamıyordu. Elinin tersiyle gözyaşlarını silecek gibi olduğunda Gölge hızla yerini aldı ve kadın yerine gözyaşlarını sildi. Veyla parmaklarını adamın boynunda minik hareketlerle gezdirirken "Kalbim bir hayli hafifledi." dedi.
Gölge, kadının ne demek istediğini anlayarak geniş bir şekilde sırıttı. Dilini keyifle dişleri arasında gezdirdikten sonra anlasa da Veyla'yı da konuşturmak için "İtiraf eden bendim." dediğinde Veyla hafifçe omuz silkti. "Belli ki kalbimdeki bazı taşlar sana aitmiş."
Bazı taşlardan çok daha fazlası Gölge'ye aitti ve adamın ondan nefret etmediğini, artık suçlamadığını duymak, ihanetlerini itiraf ettiğinde de affedilebileceği konusunda Veyla'ya umut vermişti. Sonuçlarından emin olmadan itiraf edip Gölge'yi riske atamazdı ama... Belki de bir gün gerçekten her şey geçerdi, biterdi. Kral ve Kraliçe olurlardı...
Gölge, "Daha fazlasını istiyorum." dedi. Kalbini, istiyordu.
Veyla, heyecanla gülüp "Yavaş ol Kral." dediğinde Gölge kadının beline sardığı kollarıyla kucağında biraz daha kendisine çekti ve burunları değdi. "Kıyamet yaklaşıyor kelebek ve biz yeterince zaman kaybettik."
Dudakları birbirini sever gibi temaslar içerisindeyken henüz öpüşmeye başlamamışlardı ama bu anda kalmanın ayrı bir huzuru vardı. Gölge yeniden öpmeye başlayacağı sırada Veyla aklına gelen detayla "Ama bir saniye..." diyerek yeni bir soruyla geleceğini gösterdiğinde Gölge sızlanır gibi gülerek başını ağaca yasladı ve hafifçe uzaklaşan yüzlerinde gözleri kadının mor gözlerine yükseldi. Bir eli saçını da severek ilerlediği yolda yanağına yerleşirken "Şimdi tüm sorularını toplu bir şekilde sor hemen." dedi. "Sonra seni sevmeye başlayacağım ve bir süre soru falan duymak istemiyorum."
Sevmeye.
Sevişmek, anlamında kullanmış olmalıydı ama öyle demek yerine 'sevmeye' demeyi tercih etmesi, Veyla'nın vücudunun heyecanla kıpırdanmasını sağlamıştı. "Ne kadar süre?" diye sordu. Gölge sırıtışında alt dudağını ısırırken alev saçan gözleriyle yakın olan vücutlarında görebildiği kadarıyla Veyla'nın bedenine baktı. Güzel tenini gösteren çıplak bacakları adamın iki yanından dizlerinden kırılmış halde yere yaslıydı, erkekliğinin üstünde, kucağındaydı, elleri boynundan omuzlarına doğru yavaşça seyir aldığı Gölge'yi tahrik eden bir seyahat içerisindeydi, gözleri ise her an mest ediyordu.
Gölge, "Uzun bir süre." diyerek tekrar kadının gözlerine baktı. Eğer yeniden sevişmeye başlarlarsa onları gerçek hayata döndürmek için ne kadar zaman gerekirdi, hiç bilmiyordu.
Veyla, geri çekilirken aklına gelen soru başka olmasına karşın, şimdi zihninde yeni bir konu belirdiği için "Ash'le olan neydi?" diye sordu. Adama güvenmiş, yumuşamış, hatta sevişmeyi kabul edermiş gibi yaklaşıyordu ama hala Ash'le olan biteni tam olarak anlayamamıştı.
Gölge tekrar Ash'in lafzı açıldığı için bıkkın bir şekilde baktı ama Veyla kaşlarını kaldırıp gözlerini de sinirle büyüterek baktığında iç çekti. Elleri kadının çıplak bacaklarında gezinirken bilinçsiz yapıyor olmalıydı çünkü yüzünde muzip bir sırıtış ya da gözlerinde sevişmeye davet eden bir alev yoktu. Veyla yine de davet edilmiş gibi hissetse de şehvetten çok sevgiyle gülümser gibi oldu. Adamın eli kolu istemsiz bir şekilde Veyla'ya gider, dokunur olmuştu. Veyla'nın da elleri adamın omuzlarında, göğsünde, boynunda yavaşça geziniyordu. Resmen aralarında bir temas bağımlılığı vardı. Temasa zaafı olan Veyla Aldar'dan, temas bağımlılığı olan Veyla Karanir'e... Zaman her şeyi değiştirebildiği gibi Veyla'yı hapseden mecburiyetleri de değiştirebilirdi. Öyleydi, değil mi?
"Bir şekil değiştirenle yatmış."
Veyla şimdi, Valdris'in Veyla'ya ısrarla o gün boyunca Gölge'ye ne zaman, nerelerde karşılaştığını sorup durduğunu anlayabiliyordu. Kameralar da kontrol edilmiş olmalıydı ama Valdris de tekrar tekrar sormuştu. Gölge, şekil değiştireni öğrendikten sonra Veyla'yla da karşılaşmış olabileceğinden endişe etmiş olmalıydı. Veyla, "Hasta ruhlu manyak." diye söylendiğinde Gölge "Kadınlar bana hasta oluyor işte, ne yapayım..." derken yüzündeki alaycıl sırıtış, Veyla'nın yüz ifadesi dolayısıyla yavaşça silinmişti. Gölge'nin bir yanı, kadından gerçekten çekiniyordu. "Şaka." deme ihtiyacı hissettiğine Veyla, ters bir ses tonu ve şüphesiz biraz sonra cinayet işleyecekmiş gibi bir bakışla "Güldürmedi." dedi.
Yine de Gölge güldü. Parlayan gözleri kadının tepkilerinde gezindi. "Beni kıskanıyorsun."
Veyla, küçümser gibi yüzünü buruşturup uzatarak "Çok." dedi. Reddetmiyordu ama kabul etmeye de cesareti yoktu.
Gölge, yerden bir taş alıp Veyla'ya uzattı. Bunu yaparken elinin tersini kadının çıplak bacağının üstüne yaslamış avucunun üstünde parmaklarının arasında tutuyordu taşı. Veyla da bir elini Gölge'den çektikten sonra taşı aldı. Gölge, "Taşlarımızdan kurtuluyoruz kelebek. Hadi, sıra sendeydi." dedi.
Veyla Gölge'nin kucağında üst vücudunu ardına doğru çevirip taşı suya attığında Gölge daha yüksek sesle güldü. Veyla ona doğru döndüğünde eli kadının boynuna gitti ve parmakları ensesini kavrarken "Kıskanıyor musun Kral'ını?" diye sordu.
Veyla hafifçe omuz silkip çekindiği için sesi neredeyse içine kaçarak "Paylaşamıyorum, diyelim." dedi.
Gölge hızlanan kalp atışları eşliğinde sırıtışında alt dudağını ısırdıktan sonra "Ben bu yollardan geçtim güzelim." diye hatırlattı. Gölge de en başında sadece paylaşamadığını itiraf etmişti. Kaldı ki... Veyla'nın paylaşamadığını itiraf etmesi bile Gölge için hayal gibiydi. Çenesinin ucuyla Veyla'yı gösterirken tekrar güldü ve kaşlarını kaldırıp indirirken "Yolun sonunda da kıskandığımı kabul ettim." dedi.
Veyla, konuyu itiraftan uzaklaştırabilmek için "Yani, artık senin de bedenin mutlak sadakatle bana ait." dedi.
Gölge'nin eli kadının çenesinin ucuna kaydı. Nazikçe ama sahiplenir gibi tutarak yüzlerini yakınlaştırırken "Aslında ben sana, bunu itiraf etmiştim." dediğinde Veyla kaşlarını kaldırdı. Gölge, "Hatırla," diye fısıldadı. "Balıklar gökyüzünde uçuyordu."
Veyla titrek bir nefes alırken yüzündeki gülümseme donuklaştı. Gözlerini heyecanla kırpıştırdı. Sanrı'nın hayal seyahatinde adam "Aylardır senden başka kadına dokunamıyorum. Başta içim almıyor, elim gitmiyordu. Artık aklıma bile gelemiyor. Sadece seni istiyorum." demişti. Veyla hatırlar gibi baktı ama dudakları suskundu. Gölge, kadını suskunluğundan öptü. Hafifçe geri çekildiklerinde dudakları her cümleyi konuşmuştu. Nefesleri dudakları arasında heyecanla birbirine çarparken Gölge, "Aylardır senden başka kadına dokunmuyorum." dedikten sonra kadını yavaşça öpüp öyle ekledi. "Dokunamıyorum."
Veyla, "Niye?" diye fısıldadı. Gölge "Senin yüzünden." dediğinde gözleri sımsıkı kapandı. Adamın ensesindeki parmaklarına kadar gerilmişti. Niyeti bir şeyleri çözdükten sonra eğer mümkünse Gölge'yle birlikte olmaktı ama bu işin sonu, hem Gölge'yle birlikte olup hem de ona yansıtmadan bir şeyleri çözmeye çalışmak zorunda kalmasına doğru gidiyordu. İçi adama akıyor, adam da yakalayıp kendisine çekiyordu. Veyla Gölge'den uzak durabileceğini sanmıyordu.
"Hep benimlesin."
Veyla sesini temizleyip hafifçe yüzlerini uzaklaştırsa da bir hayli yakından adamın mavilerine bakıp salağa yatarak "Yanında olmadığım anlar oluyor aslında..." dediğinde Gölge yamuk bir şekilde sırıttı. "O zaman da aklımda oluyorsun."
Yok... Kesinlikle bu adamdan uzak duramazdı. Adam bazen cesur, bazen de örtülü konuşuyordu. Her nasıl konuşursa konuşsun tüm kelimeleri Veyla'nın kalbine saplanıyordu. Bazı taşlardan daha fazlasını istediğini söylemişti. Merak etmemeliydi, Veyla'nın bizzat kalbine sahipti. Avuçlarının arasındaydı, onun için atıyordu. Her şeyin Konsey'in istediği gibi ilerlemesi de Veyla'yı korkutuyordu. Böyle giderse, Gölge'nin varisine hamile kalacaktı. Belki de... Çoktan kalmıştı. Belli ki bilmedikleri birçok şey vardı ve Veyla, Konsey'in daha ürkütücü planlarının olmasından endişe ediyordu. O taklitçi, bir gün Veyla'nın da Gölge'nin de her şeyi öğreneceğini ama onlarla birlikte olacakları için hiçbir şey yapmayacaklarını söylemişti. Bu, Konsey'in yaptığı ve Veyla'nın bildiği planlara benzemiyordu. Konsey'in niyeti, Veyla'nın Gölge'yi öldürmesi, şehrini yıkmasıydı ama taklitçi kadın, çok başka bir ihtimalden bahsetmişti. Veyla anlayamıyordu...
"Yani bana sadıksın..."
Gölge, "Sana Ash'le aramızda bir şey geçmediğini söylemiştim." dediğinde sızlanır gibiydi. Veyla "Ama gözlerimle görmüştüm." diyerek kendisini savunmaya çalıştı. Yerinde kim olsa, Ash'le Gölge'nin seviştiğini düşünmez miydi? Aklına bir şekil değiştiren olabileceği gelmemişti.
Eli kadının şakağının yanından başına yaslandı ve başparmağı kirpiklerinin yanını sevdi. "Gözler yanılır Veyla." dedikten sonra elini kadının kalbine doğru indirip yasladı. "Kalp yanılmaz. Bana kalbinle güvenmeni istiyorum."
Veyla, "Artık güveniyorum." diye fısıldarken omuzları olabildiğince çökmüştü. Eğer aralarında bir ilişki varsa, bu ilişkinin sahtekârı da, haini de Veyla'ydı. Veyla böyle düşünüyordu. Gölge kartlarını hep açık oynuyordu. Gölge bütünüyle Veyla'ya teslim oluyordu.
Gölge itiraf ettiğine göre, şimdi sıra yine Veyla'daydı. Kalbi hafiflediği yerlerden sızlıyordu. Bu adamı kaybetmekten ölür gibi korkuyordu. "Pişman olmamıştım."
Gölge ihtiyaçla yutkunduktan sonra duygu dolu gözleriyle baktı. Bunu duymaya öyle çok ihtiyaç duymuştu ki... Derin bir nefes alıp dudaklarından üfledikten sonra dudakları kıvrıldı ve kadının kalbindeki eli beline doğru kaydı. Tenini sımsıkı tuttu. "Bildiğim tek şey öfke benim Gölge. Ben de..." dedikten sonra hafifçe omuz silkti. "Ne hissetsem öfkeleniyorum."
Gölge "Peki aslında ne hissetmiştin?" dediğinde Veyla bir taş alıp Gölge'ye uzattı. "Sıra sende Kral." dedikten sonra yaramaz bir şekilde sırıttı. Gölge hızla itiraf düşünerek taşı alırken Veyla, "Her şeyi kabul etmem." diye uyardı. Gölge bir an önce kadının hislerine dönmek için acele ediyordu ama Veyla tarafından uyarıldığında kadının hınzır sırıtışına karşı kızar gibi baksa da o da sırıtıyordu.
"Varisimi doğurmanı istiyorum."
Veyla'nın dudakları aralandıktan birkaç saniye sonra nefesini yavaşça üfledi. Bir anda duymak omuzlarına yük bindirmişti. Gölge, avuçlarındaki kırılgan kelebeğin uçup kaçmasından endişe ederek hızla belindeki ve bacağındaki elleriyle tenini sıvazladı. Heyecanlı bir endişeyle "Bir ara yani." derken gözleri hafifçe kısılmış, başı iki yana doğru sallanmıştı.
Veyla, hafifçe güldü. Gülüşü yavaşça gülümsemeye döndükten sonra iç çekti. "Bunu bir süre boyunca yapamam." diye itiraf etti. Gölge bardağın dolu kısmına takılıp sırtını ağaçtan ayırarak hafifçe doğrulup Veyla'ya yakınlaşırken "Peki sonra?" diye sordu.
Veyla, gözlerini ve başını kaçırıp "Bu şu an verebileceğim bir cevap değil..." diye çırpındığında Gölge kadının çenesini tutup kendisine çevirdi. "Böyle bir ihtimal var mı?" diye sordu. Birlikte olmaları, gerçekten Kral ve Kraliçe olmaları ihtimali var mıydı? Kadın hep bir gün ihanet edecekmiş gibi bakıyordu, Gölge de hep o güne kadar en azından bu aşkı yaşamak istiyor, bunu göze alıyordu ama... Bir gün gerçekten Kral ve Kraliçe olacaklarsa, varisleri olacaksa, bu da ihanetin olmayacağı anlamına gelirdi.
Veyla, kısık bir sesle "İhtimal, bizim için anlamlı bir kelime değil." derken gözleri yavaşça adamın gözlerinde geziniyordu. "İkimiz de ihtimal bekleyen kişiler değiliz ama..." dedikten sonra yutkundu ve omuz silkti. "Bazı şeyler de bizim elimizde değil."
Gölge "Benden çok şey gizliyorsun be güzelim," derken sesine hüzün dadanmıştı. Kadın kaçamak cevaplar veriyordu. "Görüyorum, hissediyorum." dediğinde Veyla dudağının kenarını kemiriyordu. Adam aslında ardından çevrilen işleri hissediyor ama hisleri yüzünden görmezden gelmeye çalışıyor, içten içe de bunun farkındaymış gibiydi. "Anlat bana."
"Bir gün bir yalan değil, gerçek olursam..." dedikten sonra titrek nefesini üfleyerek yavaşça gülümsedi. Heyecanını alayla dağıtarak "Mor bir tırtıl söz konusu olabilir." dedi.
Gölge'nin yüzünde yavaş bir gülüş oluştu. Uğursuz kelebeğin kızı, mor tırtıl, fikri oldukça hoşuna gitmişti. Bu fikir heyecanla derin bir nefes almasını, ancak bir süre ciğerinde tuttuktan sonra geri vermesini sağlamıştı. Gölge kadının yanağından kavradıktan sonra "İstiyorum..." dedi. Alınlarını birleştirdi. "Yalanlarla dolu hayatımda, tek bir gerçek istiyorum. Seni istiyorum."
Veyla'nın yaşlanan gözleri kapanırken adamın onu seviyor olduğunu hissediyordu. Değer verdiği, hatta hayal gibiydi ama çok değer verdiği şüphesizdi. Daha fazlası... Sanki herkes haklıydı, Veyla haksız çıkmıştı da Gölge, Veyla'ya âşık olmuş gibiydi. Veyla, adamın daha önce kime, nasıl âşık olduğunu merak etti. Kendisine olan hislerini adamdan duymaya cesareti yoktu, bu işleri daha da kontrolden çıkartırdı ama daha önce sevdiği kadını dinleyebilirdi. Hem de... Merak ediyordu. Eğer Veyla'yı da gerçekten seviyorsa... Veyla'nın o kadınla uzaktan yakından bir benzerliği olmasa gerekti, Gölge nasıl Veyla'yı da sevebilmişti? Ya da benziyorlar mıydı? En azından Veyla'nın yeni yeni ortaya çıkan özüyle, benziyor olabilirlerdi.
"Nasıl biriydi?"
Gölge anlayamadı. Veyla'yı istediğinden bahsederken, kadının önceden sevdiği kişiyi sorabileceğini tahmin etmediği için alınlarını hafifçe ayırırken göz göze geldiler. Sorgular gibi bakınca Veyla sesini temizledi. Elleri adamın omuzlarına kayarken "Lavin annense, sevgilin kimdi, nasıl biriydi?" diye sordu.
Gölge birkaç saniye daha baktıktan sonra algılayabildi. Gölge de sesini temizledikten sonra "Gerçekten şu an aklına bunu sormak mı geldi?" diye sordu. Veyla'nın konudan kaçmak için bunu sorduğunu düşünüyordu ama üstüne de gidemeyeceğini biliyordu. Veyla hâlihazırda yeterince kendisini açmıştı, Gölge ona ulaşma, her zerresine varma arzusuyla acele etmemeliydi. Veyla 'ne yapayım' der gibi dudağını sağ kenarına doğru kıvırıp yavaşça omuz silkti. Veyla da, yanlış bir an olduğunu biliyordu ama işler buraya gelmeden önce, sormak üzere öpüşmelerinden çekilmesinin sebebi de buydu. Lavin annesiyse, sevdiği kadının kim olduğunu merak etmişti çünkü Gölge, sevdiği kadının ölümünden de Veyla'yı mesul tutmuştu. Hatta öldürdüğü anların kaydını izlediğini iddia ediyordu. Ölüm yerindeki eşyalardan da büyünün izini sürdürmüş, Veyla'ya ulaşmıştı.
Veyla, geçen saniyeler boyunca sorunun ne kadar garip olduğunu biraz daha fark ederek "Gerçi, bunu konuşmak istediğin son kişi olmalıyım." dedi. Adama resmen 'Öldürdüğüm sevdiğin kadını anlat da, şimdi beni sevip sevmediğini anlamaya çalışayım' der gibiydi. Adam Veyla'yı affettiğini dile getirse de Veyla kendisini affedemiyordu. Her şey, kendisinde olmadığı yıllar içerisinde olmuştu ama işte... Kan Veyla'nın ellerinde olduğu sürece Veyla nasıl suçsuz hissedebilirdi ki?
Veyla bakışlarını adamın omuzlarına düşürüp dudağının kenarını kemirirken üzgün göründüğü için Gölge gergin dudağını yaladıktan sonra iç çekti ve "Sevgilim değildi." dedi. Veyla adamın anlatmaya başlamasına şaşırarak gözlerini yükseltti ve omuzları merakla dikleşirken gözleri de ilgiyle açıldı.
"Çocuktuk."
Veyla'nın kaşları kalkarken gözleri adamın ardında, ağaçta gezindi. Aralanan dudakları ancak birkaç saniye sonra konuşabilmişti. Gözleri yeniden Gölge'ye dönerken "O laboratuvarda tanıştınız." dedi. Gölge'nin çocukluğu Konsey'in laboratuvarlarında geçtiyse ve kızla da çocukken tanıştılarsa, öyle olmalıydı. Bu, kabus mağarasında Veyla'nın da şahit olduğu anısında kızı kimlerden kurtarmaya çalıştığını ama başarısız olduğunu açıklıyordu. Canavarlar, dediği Konsey'di, Veyla'ydı. Veyla da Konsey'i, Konsey'deki acımasız çalışanları bu şekilde tanımlardı. Ne yazıktı, Veyla da onlardan birine mi dönüşmüştü?
Gölge başını onaylar şekilde salladı. Veyla'yı sevmek, annesine ve seksen bire ihanet etmek gibiydi ama Gölge'nin Veyla'yı affettiği gibi, onların da Gölge'yi affetmesini umuyordu. Elinden gelmemişti. Her şeyiyle Veyla'ya çekilmiş, tüm engel olma çabalarına rağmen âşık olmuştu.
"Onu da oraya ben mi sürüklemişim?"
Gölge 'sen yaptın' demek istemediği için sessiz kaldı ama Veyla cevabı almıştı. "Ve sonrasında onu bana infaz ettirdiklerine dair kayıt izledin." derken artık Gölge'den cevap beklemiyordu. Gölge'ye 'çocuk katili' deyip durmuştu ama belli ki, Gölge de Veyla da Konsey'in etten kemikten katilleriydi ve kimi kurban gösterirlerse onlar da yapmıştı. Veyla, bizzat Gölge'nin canavarı olmaya katlanamadıkça Gölge de kendisini kurtarana kadar Konsey'in canavarı olmuştu.
Veyla düşünceler içerisindeyken Gölge, "Cesurdu." diyerek anlatmaya başladı. Madem Veyla merak ediyordu, anlatacaktı. Veyla'nın dalan gözleri yeniden Gölge'ye döndü ve dudağının kenarını yavaşça kemirerek dinlemeye başladı. Gözleri yeniden kızarmış, ara ara iç çekiyordu. Anlatmak Gölge için zor olmalıydı, dinlemek de Veyla için kolay değildi.
"Yaşamayı, boyun eğmeye değer görmezdi ama sevdiklerinin yaşamasını, her şeye değer görürdü."
Gölge'nin gözleri kadının omzuna, büyülü yıldız işaretine doğru kaymış, sanki geçmişe gitmiş oradan anlatıyordu. "Hayal gücüyle dört duvardan harikalar yaratırdı." dedikten sonra burukça gülümsedi. "Beni de harikalar diyarına alırdı. Hala bana kattığı bakış açılarıyla baktığım o kadar an var ki."
Veyla'nın omuzları suçluluk duygusuyla ezilirken Gölge anlatmaya devam etti. "Susturulamaz, bastırılamaz, kontrol edilemezdi. Konsey az çekmedi ondan. Ruhunun kanatları varmış gibiydi. Bedeni hapsedilse de ruhu hayalden hayale koşardı. Küllerinden doğar gibi, hep tutunacak bir dal bulurdu. Sadece sevdiklerini kaybetmekten korkardı. Hep korumak için önüne geçerdim ama aslında, ardımda olmasından güç alırdım."
Gölge, gözleri dalmış halde bir süre sessiz kaldı. Veyla titreyen sesiyle "Yaşasaydı, ona âşık olurmuşsun." dediğinde Gölge gözlerini Veyla'ya çevirdi. Gölge'nin de gözleri dolmuştu ama kadın ağlıyordu. Hıçkırıkları hapsolmuş gibiydi ama yaşlar yanaklarından süzülüp duruyordu. Gölge, yaşasaydı neye benzeyeceğini düşünüp durduğu yıllar geçirmişti. Belki de, kimseyi ona benzetemediği için Veyla'dan önce âşık olamamıştı. Veyla'yı ise... Benzetiyordu. Seksen bir için sarf ettiği tüm kelimeler, Veyla için de geçerliydi. Bu şehre ilk geldiğinde, şu anda olduğundan oldukça farklı bir kadındı. Özü zamanla ortaya çıkmıştı ve Gölge de şahit oldukça âşık olmuştu. Seksen bire benzetmesiyle birlikte, ona benzediği için âşık değildi. Seksen bir, bir renkse, Veyla gökkuşağıydı ve Gölge, kadının içindeki her rengi seviyordu.
Gölge, Veyla'nın söylediğinden emin olamadı. Sevgi ve aşk, birbirinden farklı kelimelerdi. Seksen biri çok sevmişti, onu kaybetmenin getirdiği acı yıllarca sürmüştü, istemsiz her tanıştığında onu aramış, gözleri bir yıldız ya da taş fark etmez, onu bulmayı ummuştu ama seksen biri sevmek kolaydı. Seksen bir Gölge'nin canını yakmamış, ondan sevdiklerini almamış, hayatını mahvetmemişti. Seksen biri elbette ki severdi. Sevgi, kolaydı. Bir noktaya kadar mantık zeminine yatırılabilir sebeplere sahipti ama aşk... Veyla onu mahvetmesine rağmen âşık olmuştu. Veyla'yı sevmesi için birçok sebep olduğu gibi, nefret etmesi için de vardı ama Gölge sebeplerden koparak hisler beslemişti. Bu yüzden, seksen bir yaşasaydı ona âşık olur muydu, bilemiyordu.
Gölge, "Aşk öngörülebilecek bir şey değil." dediğinde Veyla yeni fark ettiği detayla "Yani sen kimseye âşık olmadın mı?" diye sordu. Kendisine âşık olup olmadığını anlamak için sevgilisini dinlemek istemişti ama Gölge hiç sevgili sahibi olmamıştı. Gölge, anlam dolu gözlerle Veyla'ya bakarken duygu çenesinin kasılmasını, burun deliklerinin büyüyüp küçülmesini sağlamıştı. Veyla da bu anlam dolu bakışlarla nefessiz kalırken Gölge yutkunduktan sonra yamuk bir şekilde gülümseyerek sessiz kaldı. Aslında söylemek istiyordu ama Veyla'nın vereceği tepkiden emin değildi. Kadın hep gerçekleri duymak hem de kaçmak ister gibiydi. Hoşuna giden bir şey bile endişelenmesini sağlar gibi hızla gülümsemeleri donuklaşıyor, gözlerine bulutlar biniyordu.
Veyla tekrar sormadı. Gözler, ruhun dudakları, bakışları ise sözcükleriydi. Veyla ise okur gibiydi ama hızla gözlerini kaçırdı. Gölge merakla, "Peki..." dedikten sonra kolyenin ucunu tuttu. Veyla, kolyenin varlığını hatırladı. Gölge'ye sığınmaya o kadar alışmıştı ki, normalde sığındığı kolyenin yeniden boynunda olduğunu unutmuştu. Gölge'yle birlikte adamın elindeki boynundan sarkan zincirin ucuna baktı. "O nasıl biriydi?"
Gölge de merak ediyordu. Veyla zamanında nasıl birini bu kadar sevmiş, yıllardır unutamamış, kolyesini taşımıştı. Veyla yetişkin olmadıklarını söylemişti, belki çocuk, belki ergenlik çağındalardı ama yine de, Gölge merak etti. Belki yaşasa, nasıl birisine dönüşeceğini tahmin eder, kendisine dair çıkarım yapardı.
Veyla başını kaldırıp Gölge'ye baktığında Gölge de yavaşça kolyenin ucunu bıraktı ve elini yeniden kadının beline yerleştirdi. Veyla'nın bir eli adamın omzundan eksilip de yerini doldurarak kolyenin ucunu tutarak oynarken gözleri Gölge'de anlatmaya başladı. "Güçlü..." dedikten sonra başını onaylar şekilde sallayıp "Çok güçlüydü." dedi.
"Fiziksel bir güçten bahsetmiyorum. Verdiği hissiyat, dağ gibiydi." dedikten sonra burukça gülümsedi. Gölge'yi de 'dağ' olarak görürdü, ondan nefret ettiği zamanlarda bile. "Beni ardına çektiğinde tüm canavarları yenecekmiş gibi hissederdim."
Gölge bunu Veyla için yapabileceğini düşündü. Eğer kadın, sevmek için böyle hissetmeye ihtiyaç duyuyorsa, şüphesiz Gölge onun için tüm canavarları yenerdi. "Güven doluydu. Sanki anlattığı her masal, gerçekleşebilirdi. Beni sakinleştirmeyi iyi bilirdi. Her şeyin iyi olacağını düşündüğünde, ben de onunla inanırdım."
Gölge kadın anlattıkça kendisiyle kıyasladığı için suçlu hissetti ama istemsiz yapıyordu. Belki de sadece kadının buruk bir şekilde anlattığı geçmiş anılarına saygı duyarak dinlemeliydi ama zihni düşünüp duruyordu. Gölge de Veyla'yı sakinleştirmeyi iyi biliyordu. Hiç şüphesiz, sinirini bozmayı da. Defalarca kez kadının sığınağı olmuştu, felaketi olduktan hemen sonra bile. Öyleyse, kadının bedeni adama güveniyor olmalıydı. Veyla da söylemişti, artık ruhuyla da Gölge'ye güveniyordu.
"Beni ağlarken güldürebilirdi. O zamanlar ağlayabiliyordum, aksine gülemiyordum. Ama yine de, herkesin yanında ağlamazdım. Onun yanında yaşlarımı da gizlemiyordum, gülüşlerimi de."
Gölge kendisi için gizli bir tik daha attı. Kadın hüzünlü görünmese, Gölge kahkahalara boğulurdu. İçi elbette ki, Veyla'nın hislerini taşıyor, o üzgünse Gölge de üzülüyordu ama bir yanı, Veyla'nın sevdiği bir şeyde kendisini bu denli görebilmekten mutlu olmuştu. Veyla da bu şehre ilk geldiğinde ağlayamadığını iddia etse de ilk gözyaşlarını Gölge'nin yanında dökmüş, daha bugün bile defalarca kez ağlarken gülmüştü. Gölge, hiçbir anlattığı Yıldat'a da benzemiyor, diye düşündü. Veyla nasıl Yıldat'ı sevebilmişti ki? Kardeşi, özellikle de son zamanlarda iyi olma potansiyeli taşıyan bir adamdı ama... Veyla'nın beklediği, sevdiği özelliklere de sahip değildi. Gölge'nin bir yanı, artık ölü olsa da o çocuğu da kıskandı. Veyla hüzünlü bir hayranlıkla anlatıyordu. Belli ki, çok özlemişti. Genç yaşta ölmek pahasına, bir yanı o çocuk olmak istemişti.
"İtiraf edeyim..." dediğinde Veyla'nın gözleri Gölge'ye döndü. "Bu beni aşağılık biri mi yapar, bilmiyorum ama o veledi kıskandım."
Veyla yaşlı gözlerle gülümsedi. Kıskanmasına hiç ama hiç gerek yoktu. Seksen canavarların arasında Veyla'ya bir ışık olmuştu, Gölge ise Veyla'yı canavar olmaktan dahi kurtarabilmişti. Özünün çoğu, Gölge sayesinde ortaya çıkmıştı ve... Seksen, Gölge'ye bir hayli benziyordu. Belki de bir yanı bu yüzden ona bu kadar çekilmişti ama bu yüzden yakalanmamıştı. Seksen, Veyla'yı okyanusun, ateşlerin, travmaların dibine göndermemişti ama Gölge, tüm bu nefretin ortasında bile kendisini sevdirmeyi başarmıştı.
Veyla bunları düşünürken öyle derin bakıyordu ki Gölge'nin gözleri kısılırken dudakları kıvrıldı. "Ne var o mor gözlerin ardında?"
Veyla gözlerini kırpıştırarak "Ha?" diye sorduğunda Gölge hafifçe güldü ve başını ağaçtan ayırıp yüzlerini yakınlaştırırken kadının da yanağını kavradı. "Ne geçti aklından?"
Seksene benzediği, hiç kıskanmaması gerektiği ve onu ne kadar çok sevdiği geçmişti ama...
"Ölsem söylemem."
Gölge sırıtışında alt dudağını ısırdıktan sonra kendisini düşündüğüne emin oldu. Gözleri zaten derin, anlam dolu bakmıştı ve Gölge tam olarak şimdi tüm gücünü, büyüsünü, bir kereliğine bile olsa Veyla'nın düşüncelerini okuyabilmek için bırakabilirdi. "Saklıyorsan, benimle ilgili." dediğinde Veyla gözlerini kaçırdığı gibi Gölge elini çenesinin ucuna kaydırıp kadının tekrar ona bakmasını sağladı. "Ölme tabii güzelim de. Söyle ki, ben de yaşayayım."
Gölge'nin gözleri kadının dudaklarına doğru indiğinde Veyla'nın da ilgisi kaydı. Yutkunmak için pembe çıkık dudakları birbirine örtülüp de büzüşürken Gölge'nin kaşları mest olarak kalktı ve dudakları aralandı. Veyla'nın dudakları da titrek bir nefes için aralandı. "Belki, sonra. Belki, kuşlar da yeryüzünde yüzerse."
Gölge'nin gözleri hızla Veyla'nın gözlerine yükseldi. Kadın şimdi adamın gülümseyen dudaklarına bakmıyordu ama adamın mavilerinde bu gülümsemenin her zerresini görebiliyordu. Veyla sesi bile güçsüz düştüğü için fısıldayarak "Eğer öyle olursa ve hatırlarsam, söylerim."
Gölge'nin eli yeniden kadının yanağına kaydı. Yavaşça, eziyet verici bir yavaşlıkla sevdi. "Hatırlayacaksın," dedikten sonra kadını öptü. Gözleri kapanırken kaşları hafifçe çatılıp gevşedi. Dudakları bir nefes kadar ayrıldı. "Unutulmayacak bir an gibi baktın."
Veyla heyecanla bir nefes daha aldıktan sonra hafifçe yüzlerini uzaklaştırıp sesini temizledi. "O zaman... Sen hatırlar ve sorarsan, söylerim."
Gölge yavaşça başını onaylar şekilde salladı. "Hatırlayacağım," dedikten sonra eli tekrar çenesine kaydı ve başparmağıyla kadının dudağını hafifçe aşağı çekiştirerek sevmeye başladı. Gözlerini kadının dudaklarından alıp mor gözlerine yükseltti ve göz göze geldiklerinde ikisi de titredi. "Unutamayacağım bir an gibi baktın."
Birkaç saniye. Sadece birkaç saniye gözleri birbirinde gezindikten sonra hızla birbirinin dudaklarına atıldılar. Gözleri birbirlerinin ruhunu izlemek ister gibi Zenith'e kapanırken elleri hızla hareketlendi. Gölge beline sardığı kollarıyla kadını kendisine yaslarken elleri kadının sırtından ensesine oluşuyor, sonra yeniden beline iniyordu. Veyla da kollarını adamın boynuna dolamış, bir eli saçlarında geziniyorken, diğeri tenini sımsıkı tutuyordu. Çeneleri birbirine doğru her yükseldiğinde burunlarından derin bir nefes alıyor, şehvet damarlarından kan gibi akıyordu. Kadının dudaklarından bir an bile ayrılmak istemediği için eli alt bölgelerine doğru kaydı. Kadını hafifçe kucağında bacaklarına doğru kaydırdıktan sonra pantolonunun fermuarını açtı. Veyla fermuar sesini, kulağında atan kalbi ve ıslak öpüş sesleri eşliğinde duyarken adamın öpüşlerine yetişebiliyor olmasına hayret ediyordu. Buraya ilk geldiğinde öpüşmeyi bile bilmiyordu, şimdi adamın şehvetli öpüşlerini yakalayabiliyordu. Gölge, erkekliğini pantolonundan çıkarttıktan sonra bir eli kadının belinden tutarak vücudunu hafifçe kaldırdı. Diğer eli kadının eteğinin altından iç çamaşırını bularak kenara doğru çekiştirirken bir yandan da kadını erkekliğine doğru çekti.
"Bir sorunumuz var!"
Erya'nın sesini duyduklarında dudakları hızla ayrılırken başları aynı yöne doğru döndü. Yanakları birbirine yaslıyken nefes nefese oldukları için vücutları hareketliydi. Başlarını yavaşça birbirinden uzaklaştırırken başta sesin nereden geldiğini anlayamadan etrafına baktılar. Yaslandıkları ağacın ardından geliyor olduğu için göremediler. Alev saçan gözleri tekrar birbirini bulurken hiç bozulmasını istemeyeceği bir an yarıda kesildiği için çenesi kasılmış Gölge, "Yeter ama artık." dedi. Yüzünde ve gözlerinde hala şehvetin izleri vardı. Ses geldiğinde Veyla yeniden adamın bacaklarına doğru oturmuştu. Gözleri alçaldıktan sonra adamın çıplak erkekliğini görüp yutkunarak hızla kaçırdı. Erya'yı gerçekten boğmak istiyordu! Bunlar iki sevgili, Veylalardan ne istiyorlardı? Hayır bir de... Bir olmaları için o kadar uğraştıktan sonra olmaya çalıştıkları her an gelip bozuyorlardı.
Ağacın ardında kaldıkları için Erya ne yaptıklarını göremeyerek seslenmişti ve sonradan Veyla aslında ne yaptıklarını itiraf ettiğinde bu anı bozduğu için Veyla'ya bırakmadan bizzat kendi kendisini çatıdan atmak isteyecekti. Erya, "Burada mısınız?" diye seslendikten sonra "Sanırım gitmişler." dedi. Gölge kalp atışlarını dinlediğinde, Erya'nın tek başına olmadığını duydu. Veyla sesleneceği sırada Gölge hızla dudaklarını öperek susturdu ve geri çekildiğinde yaramaz bir ses tonuyla "Bırak, gitsin." dedi.
Veyla, "Bir sorun varmış." diye fısıldadığında Gölge "Valdris çözer." dedi.
Veyla hafifçe gülerek "Senin şehrin," diye hatırlattıktan sonra heyecanla yutkundu ve ekledi. "Bizim şehrimiz."
Gölge'nin kaşları yavaşça kalkarken yüzündeki muzip sırıtış dağıldı. Aralanan dudakları saniyeler sonra yavaşça kıvrılmaya başladı. İşte. İçindeki şehveti bastırabilecek tek şey, yine Veyla'ya duyduğu aşktı. Elleri yeniden kadının yanaklarını bulurken dudaklarına uzanıp şehvetten çok, şefkatle öptü. Bu hayal gibi anın, Zenith gerçeklerine dönmek üzere Erya tarafından kesildiği şüphesizdi ama dudakları ayrıldığında Veyla'nın bu an bitmeden dile getirmek istediği bir şey vardı. O yüzden adamın dudaklarına doğru fısıldadı.
"Ben de senden nefret etmenin yanından bile geçmiyorum."
Gölge, kalbindeki his yoğunluğu onu yeniden bir insan olarak hissettirecek kadar göğsünü zorlarken mest olarak inler gibi "Veyla..." diye fısıldadı. Veyla gülümsedi. Gölge kadının yanağından tutup çekerek yeniden öpmeye baladı. Çeneleri birbirine doğru yükselirken dudakları ihtiyaçla kavuştu. Yoğun öpücükler birbirini kovalarken elleri yalnızca birbirlerinin yanaklarını avuçlamıştı. Sevişmeyi bir kenara bırakmışlar, sadece sevmeye başlamışlardı.
Gölge ve Veyla'nın saatine bildirimler gelmeye başladığında dudakları ayrılacakken mor bir ışık kapalı göz kapaklarına yansıdı. Veyla gözlerini hızla araladı ve alanı aydınlatan, vücutlarına çarpar gibi yansıyan mor ışıklara baktı. Gölge, kadının bir büyü patlaması yaşayacağını düşündü ama gözlerinin büyüyle ışıldamadığını gördü.
Veyla, endişe ederek "Neler oluyor..." derken elleri birbirinin ellerini yakalamış, aralarında inmişti. Gölge, "Bilmiyorum güzelim..." derken hareketlenmek üzere bir Veyla'nın bir elini, diğer eline emanet ederek fermuarını geri kapadı ve kadının belinden tuttu. Onu da kaldırarak yerden kalkmak için hareketleneceği sırada gözleri Veyla'nın omzunun ardına döndü. Gördüğüyle duraksadı. Veyla da Gölge'nin bakışlarının bir noktaya odaklandığını gördüğünde hızla ardına döndü. Yüzüne yansıyan ışıklar yüzünden gözleri kısılırken bir elini havaya doğru kaldırarak parmaklarının arasından izlemeye başladı.
"Nasıl yani?"
"Ne oluyor burada..." diyen Erya'nın sesini duyduklarında Veyla, donup kalmış haldeyken Gölge kadını da tutarak yerden kalkmalarını sağladı. Kadın bunu yapamayacak kadar şokta olduğu ama Eryalar yaklaştığı için Veyla'nın eteğini ve iç çamaşırını düzeltti. Tüm bunları yaparken gözlerini doğa suyu mezarlığından alamamıştı.
Eryalar da ağacın ardına, yanlarına vardılar. Gördükleri, talimat vermek üzere aradıkları Veyla ve Gölge'ye ne söyleyeceklerini bile unutturmuştu. Veyla yavaşça doğa suyu mezarlığına doğru yaklaşırken ardından gitmeye cesaret edebilen tek kişi Gölge'ydi. Eryalar geride dururken ne hissedeceklerini bilememişlerdi.
Veyla, doğa suyu mezarlığından yükselen büyüsüne doğru yaklaştıkça büyünün oluşturduğu çemberin etrafını saran rüzgâr saçlarını geriletiyordu. Veyla'nın gözleri de mor büyüsüyle ışıldamaya başladığında bakmak gözlerini acıtmamaya başladı ama Gölge hala bir elini ışığa doğru kaldırmış, ardından kısık bir şekilde bakıyordu. Diğer eli ise Veyla'nın elinden tutuyordu. Bir sorun oluşması ihtimalinde, onu geriye çekmeye hazırdı ama... Gördüğü şey soruna değil de daha çok... Mucizeye benziyordu.
Doğa suyu mezarlığını çevreleyen taşlara vardıklarında Veyla, Gölge'nin tutmadığı elini büyü halkasına doğru kaldırdı. Büyü, Veyla'nın eline doğru akın ederken mor ışıltıların sardığı beden yakınlaştı. Veyla'nın eli yumuşak tüylere değerken bedenleri arasından patlayan büyü çemberi dalgalar halinde dört yanlarına dağılırken Gölge Erya ve Valdris'i uzaklaştırırken Yıldat da Thal'ı uzaklaştırmıştı. Valdris ve Erya birbirine tutunarak yerden kalkarlarken gözlerini Veylalardan ayırmıyordu. Gölge de Veyla'nın yanına geri dönmüş, mavileri bir kadında, bir de kadının yarattığı mucizede geziniyordu.
Veyla, parlak beyaz tüylerin sırtına vardıkça giderek koyulaşan bir mora erişmesini izledi. Sırtından yükselen kanatları artık mor rengine kavuşmuş haldeydi. Dikenimsi kulakları Veyla'nın göz rengi gibi açık bir morla başlıyor, ortalarına doğru Veyla'nın saç rengi kadar koyulaşıyor, ucuna vardığında Veyla'nın üstünde taşımadığı kadar koyu bir mor renge ulaşıyordu. Kanatları ve kulakları da, tüyleri gibi büyüyle ışıldıyordu. Ve Veyla, aynalar dışında ilk defa, başka bir çift mor göze bakıyordu.
"Yaratık?"
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!