🔮 53 ⚡ Beni Yaşat ve Benimle Yaşa
4. KISIM ♛ KRAL VE KRALİÇE♛
🔮 53 ⚡ BENİ YAŞAT VE BENİMLE YAŞA
**
Veyla, şaşkınlık ve zevk dolu bir teslimiyetin getirdiği çaresizlikle "Bunu yaşadığımıza inanamıyorum..." diye inlediğinde Gölge heyecanlı bir şekilde güldü. Az evvel kadının zevk akıntısını sömürdüğü dudaklarını bu sefer kulaklarında gezdirdi. "Bu kadar erken şaşırma bebeğim," dedikten sonra kıkırdağını dişleri arasına alıp bıraktı. "Daha çok şey yaşayacağız."
Veyla heyecanla kasıldı. Gölge, henüz tüm bu deneyimleri Veyla'ya yaşatan ilk adam olduğunun farkında değildi ama öyle olmasa bile, böylesini yaşatan ilk adam olurdu. Elini yavaşça Veyla'nın boğazından çekerek beline indirirken göğüslerinde bir hayli oyalanmıştı. Kadına dokunabiliyor, okşayabiliyor olmak Veyla gibi 'bunu yaşadığımıza inanamıyorum' deme isteği doğuruyordu ama Gölge şaşırmaya vakit ayırmak istemiyordu. Ölüm çiçeğini artık dokunarak seviyordu ve ölüp ölmemek Gölge'nin umurunda bile değildi.
Belinden tutarak kadını tekrar kendisine çevirdi. Böylelikle Veyla'nın titreyen bacakları Gölge'nin kasıklarına ve hemen bacaklarının ardını dolduran bacaklarına yaslanmayı bırakınca güçsüzlükle alçalır gibi oldu. Gölge hızla kadını tutarak yükseltti duvarla arasına sıkıştırdı. Heyecanlı dudağını yalarken burnundan gülerek kadının titrek vücuduna baktıktan sonra parlayan gözlerini, yıldızları çağıran mor gözlere yükseltti. Kadının saçını yavaşça kulağının arkasına sıkıştırdı ve yanağını sevmeye başladı. Tüm bunları yaparken kadının o heyecanın ürküttüğü ama arzunun cesurlaştırdığı gözlerle izlemesi Gölge'nin de ayaklarını yerden kesiyordu. Kırmızı ışıkların güzelliğini hak ettiği kadar aydınlatamadığı ama yine de Gölge'nin gördüğü en güzel manzara olan yüzünde, biraz önceki rahatlamanın tekrar arzuya dönüşmesini izlerken söylemekle bile mest olarak "Bu ilk." dedi. Veyla titrek nefesleri eşliğinde yavaşça başını onaylar şekilde salladı. Bu ilkleri olacaktı. Bir yandan Veyla'nın da ilkiydi.
Kadının dudaklarına uzanırken "Ama son olmayacak." diye fısıldadığında biraz haberdar ediyor çoğunlukla umut ediyordu. Daha şimdiden kadınla bir sonraki seferleri arzulamaya başlamıştı. Yaşanmakla tükenmeyen arzu, aşkı geçici şehvetlerden ayırandı.
Dudakları birleşti. Çeneleri birbirine doğru yükselirken burunlarından birbirlerini tüketir gibi derin bir nefes alarak öpüşmeye başladılar. Dilleri ağızları içerisinde bir zevk patlamasıyla birbirlerini yakalarken Gölge'nin elleri kadının belinin iki yanından kayarak kalçalarını kavradı ve kadını bir anda kucağına çekti. Veyla'nın bunu yapmaya alışmış kolları Gölge'nin boynuna, bacakları ise kalçasının iki yanından uzandı ve bileklerini birbirine yaslayarak kenetlendi. Gölge'nin çıplak erkekliği, kadının kadınlığıyla karnı arasında tenine yaslanmıştı.
Gölge, duvarın çıkıntılarından birine takılmış deri ceketi almak üzere bir elini kadının kalçasından çekerken hareketlenmişti. Ceketi aldıktan sonra Veyla'nın oturabileceği kadar geniş olan bir çıkıntıya attı. Veyla'nın elleri, adamın saçlarında gezinirken kalçası deri ceketin üstüne yaslandı. Başları öpüşleriyle eğildikçe daha şehvetli bir şekilde yükselerek birbirlerinin dudaklarını sömürüyorlardı. Gölge hafifçe geri çekildiği gibi birbirlerini özlediler. Veyla'nın kırpışarak aralanan gözleri, baktıkça ateşiyle yanarak Gölge'nin mavilerinde geziniyordu. Gölge kadının sağ kolunu bileğinden nazikçe tutarak yüzünün yanına doğru kaldırmaya başladığında Veyla'nın dirseği hafifçe kıvrılı halde kolu yükseldi. Gölge de kadının üst koluna doğru eğildi eğilip Esved saldırısı sonrasında çizgi şeklinde izi kalmış yarası boyunca öpmeye başladı. Dudakları bu denli şehvetle öperken bile Veyla'ya şefkati nasıl hissettirebiliyordu, kadın anlamıyordu. Tenini dudakları arasına alıp öperken gözleri, başı ona doğru eğilmiş Veyla'nın gözlerindeydi. Veyla, bu küçük temasların bile tir tir titrettiği bedeninin az sonra ne yangınlarda kavrulacağını düşünerek yutkundu.
Yetmedi. Gölge kadının bileğini yavaşça bırakırken eğilmeye başladı. Elleri kadının bacaklarına yaslanırken Veyla alt dudağını ısırdı. Adamın her temasında kalçası arzuyla hareketleniyordu. Adamın dudakları Veyla'nın karnına, diğer Esved yarası izine doğru indi. Kadını yara izinden öperek indiği karnında göbek deliğine varınca dili de devreye girdi. Kadının önünde adeta diz çökerek otururken kollarını bacaklarına sardı ve zevkle hareketlenen kadını sabit bir şekilde tutarak kadınlığına eğildi. Veyla'nın başı zevkle geriye düşerken ısırıp durduğu alt dudağı kanıyor olmalıydı. Adam direkt kadınlığının girişine vardı. Dili aşağıdan yukarı doğru zevk verici bir esneklikle kadının ıslaklığını yalarken Veyla'nın elleri, nereye varacağını bilemeyerek adamın omuzlarında ve saçlarında geziniyor, bazen tenini tırnaklıyor, bazen saçlarını çekiştiriyordu.
Kararmış gözleriyle Doğa yerinin tavanına bakarken "Gölge..." diye inledi. Kadının Gölge'nin ismi sayıklayarak inlemesi Gölge'yi daha da tahrik ederken dili kadının zevk noktasına vardı. Dil darbeleriyle kadını durmaksızın tüketir, sömürür ve adeta su gibi içerken Veyla'nın vücudu gibi bacakları da kenetlendiği adamın sırtında çaresizce kıvranıyordu. Kadınlığında başlayan sarsıntı tüm vücudunu yıkıp arzu duvarları altında bırakırken Veyla çığlık atarak inledi ve adamın dudaklarına doğru boşaldı. Beli öyle yay gibi gerilmişti ki başı, çıkıntının ardındaki duvara kadar gerilemişti. Gölge, kadını son damlasına kadar içtikten sonra onu izleyerek yavaşça doğrulmaya başladı.
"Bu iki."
Gölge'nin sadece konuşarak bile Veyla'yı hamile bırakabilecek sesini duyduğunda gözlerini kırpıştırarak aralamaya çalıştı. Gölge bir eliyle kadının belinden, diğeriyle baldırından tutarak kadını kaydığı çıkıntıda kendisine doğru çekti. Veyla'nın da boşalırken tavana yükselmiş başı adamın çekişiyle Gölge'ye eğildi. Şehvetli gözleri birbirinde gezinirken dudakları hareketlenmişti bile. Yeniden öpüşmeye başladıklarında gözleri de kapandı. Artık karanlık zihinlerini birbirlerini düşleyerek aydınlatmalarına gerek yoktu. İşte düşledikleri gibi sarmaş dolaş bir şekilde sevişiyorlardı.
O anın yaklaştığını fark eden Veyla'nın heyecanlı kalbi kulaklarını zonklatırken elleri de adamın omuzlarına inip sımsıkı tuttu. Kadının gerildiğini, dokunduğu, soluduğu, öptüğü tende fark eden Gölge dudaklarını hafifçe uzaklaştırıp nefes nefese, "Bebeğim eğer istemiyorsan..." dedi ama devamını getiremedi. Heyecanlı dudaklarını yaladıktan sonra sustu. Eğer istemiyorsa dururdu ama onu durdurmasını hiç mi hiç istemiyordu.
Veyla, hiç düşünmeden tek nefesle "İstiyorum." dedi. Düşünse belki korkularından, kaygılarından başka bir cevap verirdi ama bedeni ve ruhu, zihnine karşı kazanmak üzere olduğu bir savaş içerisinde yetkiyi devralmıştı.
Gölge yutkunduktan sonra gülümsemeye çalışan ama heyecanla gerilen dudağını ısırdı. Çenesinin ucuyla Veyla'yı göstererek "Söyle." diye fısıldadı. Duymak istiyordu. Aksini düşündüğü için nice acılar çektiği zamanlardan sonra, kadının da onu istediğini tekrar tekrar duymak istiyordu.
İkisinin de aralık titrek dudakları birbirine yaklaşıp uzaklaşırken Veyla adamın erkekliğini kadınlığında hissetti. Gölge erkekliğini Veyla'nın kadınlığına yaslamış, eziyet verici bir yavaşlıkla yukarı ve aşağı doğru sürtünüyordu. Her kadınlığının girişine vardığında Veyla'nın ıslaklığı ile kayganlaşıyor ve her seferinde yıldızları ayaklarına indirebilecek, sonra da Veyla'yı yıldızlara çıkarmaya başlayacakmış gibi girişinde daha fazla oyalanmaya başlıyordu.
Veyla, kasılmış çenelerinde bir ısırır, bir öper gibi yaklaştıkları dudakları arasında "Seni istiyorum." diye fısıldadı. Bu fısıltı, çığlık çığlığa bir itiraftı.
Gölge yamuk bir şekilde gülümserken mest olmuş halde başını yavaşça iki yana sallayarak burunlarını sürttü. "Alacaksın bebeğim." dedikten sonra erkekliğinin ucunu yeniden Veyla'nın kadınlığının girişine doğru indirdi. Bir eli Veyla'nın kalçasının yanında, kadını kendisine yakın tutarken diğeri erkekliğini kavramış, yönlendiriyordu. Veyla'ya dil darbelerinin eşlik ettiği bir öpüş bahşettikten sonra "Neyim varsa, hepsini alacaksın." dedi ve kendisini Veyla'ya doğru ittirmeye başladı. İkisinin de dudakları arasından boğuk bir inleme çıktı. Dudakları birbirini öpmek ister gibi temas etti ama kasılmış çeneleri her seferinde yeni bir inlemeye hazırlanıyordu.
Veyla'nın adamın tenini sıkan, tenine tutunan elleri omuzları ile üst kol kasları arasında gelip giderken Gölge, ona varma arzusuyla kendisini biraz daha Veyla'ya doğru ittirdi. Veyla aylardır Gölge için sızlayan kadınlığını dolduran adamın dudaklarına yüksek sesli bir şekilde inledi. Vücudu eziyet verici bir zevk eşliğinde kasılmıştı. Acı hissetmese de kadınlığının duvarlarının bir hayli zorlandığının farkındaydı. Sıcak ve ıslak kadınlığı, Gölge'yi misafir edebilmek için yeterince genişlemeye çalışırken Gölge ev sahibi olmak niyetiyle ilerliyordu. Gölge, kadının inlemelerinin bile titrek nefesleriyle kesik kesik dudaklarından çıkacağı kadar zevk içerisinde olduğunu fark etmesine rağmen bedeninin tamamıyla gevşek olmadığını da hissettiği için yavaş hareket ediyordu. Kadının ilki olduğunu bilmediği için, bu gerginliğini birbirlerinin ilki oluşuna yoruyordu.
Gölge, erkekliğini tutmasına gerek olmayacak kadar kadının içine yerleştirdiğinde dudaklarından kadının sıcaklığını, ıslaklığını bizzat hissetmesinin getirdiği erkeksi bir inleme daha çıktı. Ardından kadının üst dudağını dudakları arasına alıp emerek elini bacağının yanından uyluğuna yerleştirdi. Kadını bacaklarından tutarak kendisine çekerken, erkekliğini de eş zamanlı ittirdiğinde yüzlerindeki zevk dolu kasılma artarken inlemeleri Doğa yerinde yankılandı.
Gölge, tamamıyla kadının içine yerleştikten sonra boğuk bir sesle "Burası artık benim." dedi. Henüz gel gitlerine başlamadan duraksadı. Erkekliği, Veyla'nın sıcaklığı tarafından sımsıkı sarılırken bu anı yaşamak ve kadına da yaşatmak için özellikle durmuştu. Veyla'nın beli yay gibi gerilirken zevkle başını geriye atmak istediğinde Gölge bir eliyle boğazını yakalayarak yüzünü tekrar kendisine çekti. Gözleri birbirine değdiğinde bir olmuş alt bölgeleri zevkle kasılırken "Sadece benim." dediğinde Veyla itiraz etmeden başını onaylar şekilde salladı. Zevkten ve heyecandan bayılmak üzereymiş gibi hissettiği için sesi oldukça kısık ve pürüzlüydü. "Sadece senin."
Gölge, kadının içinde olmaktan bile çok bu cümle için inlerken kadının tenini tutan parmakları sıkılaştı. Lafta bırakmayıp ne demek istediğini bir hayli göstermek üzere hareketleneceği sırada Veyla'nın elleri adamın karın kaslarına indi ve duraksatmak ister gibi hafifçe itti. Gölge anlayamayarak duraksadığında Veyla heyecanlı dudağını yaladı. Gözleri adamın karın kaslarından başlayarak çıktığı ve oldukça ağır seyrettiği seyahatte şimdi kırmızıya daha çok benzeyen mavilere vardı. "Tabii eğer, sen de benimsen." diye şart koştuktan sonra elleri de adamın tenini okşayarak göğüs kaslarına yükseldi. "Sadece benim."
Gölge başını hafifçe iki yana sallarken güldü. Birkaç saniye sonra gülüşü azalırken alt dudağını dişleyerek kadına baktı. Veyla gibi bir kadının olmadan, ona sahip olmanın imkânsız olduğunu biliyordu ama sahip olmadan bile önceden beridir zaten kadınındı.
"Benim ne zamandır senin olduğumu tahmin bile edemezsin."
Veyla heyecanla yutkunduktan sonra "Göster bana." dedi. İkisinin de dudaklarında heyecan dolu bir gülümseme belirdi. Gölge "Zevkle güzelim." dedi ve Veyla'nın gülümseyişi, Gölge'nin hareketlenmesiyle saniyeler içerisinde kasıldı. Gölge'nin içinde gel git yapmaya başlaması ikisinin de dudaklarından bir inlemenin daha özgürlüğüne kavuşmasını sağlarken Veyla'nın geriye atmaya çalıştığı başını, Gölge yeniden boğazından tutarak yakaladı. Kadının yüzünü de kendisine çekerken çenesini kasan kıvılcım dudaklarında, Veyla'nın dudaklarına doğru bir inleme patlattı. Bir eli, gel git yaparken kayan kadının kalçasını sabit tutarken diğeri boynunu kavramıştı. Kadının çenesinde gezinen başparmağı alt dudağına vararak aşağı çekiştirdi. Veyla hafifçe başını eğip adamın başparmağını dudakları arasına aldı ve adama bakarak emmeye başladı. Gölge bu dokunuşla bile arzuyla yitip giden aciz bir beden haline gelirken inler gibi "Siktir Veyla... Beni mahvediyorsun." diye fısıldadı. Kadının tenini daha sıkı tutarak hızlanmaya başladı. Kadının parmağını yalamasıyla bile boşalabilecek kadar tahrik olmuş hissediyordu ama bedeni kadının her zerresini tüketmeden de koy vermezdi. Kadının gerginliği de yerini zevke bıraktığı için yavaş olmaya çalışmayı bırakabilirdi. Veyla yavaşça ve son ana kadar dudaklarını adamın parmağına örterek geri çekildi. Dudakları parmağında eksildiğinde Gölge'yi daha da delirten ıslak bir ses çıkmıştı. Gölge kadının dudaklarının boş kalmasına ancak bir saniye izin verebildi. Hızla dudaklarına yapıştı. Çeneleri birbirine yükselip alçaldıkça yeni bir şehvete yelken açarken yiyip tutmak ister gibi öpüşüyorlardı. Kulakları doyuran ıslak sesler sadece öpüşlerinden gelmiyordu. Gittikçe hızlanan alt bölgelerinde, erkekliğini her Veyla'nın duvarlarının dibine kadar çarptığında Doğa yerinde yankılanan tahrik edici sesler yükseliyordu. Her gel gitinde kadının bedeni de yükseldiği için dudakları Gölge'den uzaklaştıkça, Gölge müsaade etmeden yakalıyordu.
Veyla öpüşmeyi sürdüremeyip neredeyse çığlık atarak inlemeye başladığında Gölge, bizzat içinde seyahat ettiği kadınlığın kasılıp gevşemelerinden kadının boşalmak üzere olduğunu anlayabiliyordu. Kadının tırnakları, Gölge'nin omuzlarında, sırtında hareket ederek tenine batıyor, Azrit hızıyla iyileşene kadar çizikler bırakıyordu. Gölge kadının inleyen dudaklarını öpmeyi bırakarak hafifçe yüzlerini uzaklaştırdı. Veyla kadar zevkle kasılmış bedeni, kadının inleyişlerine eşlik ediyordu. Gözleri ise boşalırken yüzünü bürüyecek ifadeyi görmek üzere kadında gezinmeye başlamıştı.
Veyla'nın odaklanamayan gözleri kapanıp dururken kendisini o alabora eden okyanus gözleriyle izlediğini fark ettiği Gölge'ye "Ama öyle bakma..." demeye çalıştı. İnleyip dururken konuşmak zordu. Bu haldeyken Gölge tarafından izlenmek daha da zordu.
Gölge, boynunu saran elinin başparmağı kadının çenesindeyken tenini okşayıp boğuk sesiyle, "Senin için Zenith'e kıyamet getirebilirim ama sana başka türlü bakamam güzelim." dedi.
Senin için.
Sana başka türlü bakamam güzelim.
Veyla'nın tekrar kayan bedenini kalçasından tutarak sertçe kendisine çektiğinde Veyla'yla birlikte yüksek sesle inledi. Veyla'nın bacakları adama daha sıkı kenetlenirken Gölge de elini kadının boğazından çekip kollarını beline sımsıkı doladı ve alt bölgelerinin gel git sırasında uzaklaşıp yakınlaşması haricinde bedenlerini bir bütün haline getirdi. Onun içindeyken bile, daha da yakınında olma arzusuyla yanıp tutuşuyordu.
Vücutları çarpıştıkça birbirine değen dudaklarına inlemeleri arasından ufak öpücükler bırakmaya çalışırlarken Veyla, "Erkekler sevişirken her şeyi söyleyebilir, derler." dedi.
Seviştiklerini her zerrelerinde hissetmelerine rağmen lafzen duymak bile heyecanlarını arttırırken Gölge, kendisini daha sert bir şekilde Veyla'ya ittirmeye başladı. Yüzü zevkle kasılıyken ant içer gibi "Sen sadece sevişirken duyan kadınlardan olmayacaksın." dedi. Veyla, yüzünü Gölge'den gizlemektense, Gölge'nin yüzünü izlemeyi tercih etmeye başlamıştı. Adamın zevkin aktığı yüz çizgilerinde Veyla'ya kendi utancını unutturan teslimiyetler vardı. "Çünkü sen Kral'a bile diz çöktüren bir kadınsın."
Veyla, "Sen de ölüm kelebeğini yakalayabilen bir Kral'sın." derken konuşmaktan çok kıvranmıştı. Tüm vücudunda dolaşan titreme kaslarının seyirmesini sağlıyordu. Vücudu dalga dalga sarsılıyordu. "Avucuna düştüğümde ölürüm sanmıştım, yaşatıyorsun." demeye çalıştı. Bu hayatı, bu hisleri ve zevkleri...
Veyla'nın teninde dolaşan sıcaklık içini yaktı ve bedeni zevkle sarsılırken Gölge'ye sığındı. Gölge'nin gözleri önünde titreyerek boşalırken adam tutmasa akıp gidecekmiş gibi hissediyordu. Çığlık atar gibi adamın adını sayıklayarak inledi. Veyla gökyüzünden kayıp düşerken Gölge yakalamış, sımsıkı tutmuştu. Hayalleri gerçek olmuş, kulaklarına duyurmuştu. Kadın onun için orgazm olurken kolları arasında, ismini çığlık atıyordu. Kadının akıntısını kadınla aynı anda hissedebilecek kadar bir olmuş haldelerdi. Veyla'nın yüzü gevşemeye başlarken Gölge de yavaş bir şekilde sayısız ıslak öpücüğü kadının yanaklarına, dudağına, çenesine kondurmaya başladı. Kadının orgazmı hazmedebilmesi için gel gitlerini bir süreliğine yavaşlattı. Kendisinin doruğa ulaşmasına da az kalmıştı ama kadının bu ana dönmesini bekledi. Her an boşalabilecekmiş gibi zevkle kasılan bedeninin koy vermesine izin vermeyen Gölge'ydi. Son olmayacağına dair söz vermesine rağmen sanki bu an biterse, bir daha yaşayamayacakmış gibi sürdürmeye çalışıyordu.
Alınları birbirine yaslanırken Veyla'nın ruhu bile titriyordu. Demirlerinden kurtulmuş, nereye uçuşacağını bilerek Gölge'ye varmıştı.
Gölge, "Bu üç." dedi. Veyla, 'Ah, evet' diye düşündü. Üç, müthiş kere...
Veyla, kasıklarına akan ıslaklığın tamamının kendisine ait olduğuna başta inanamadı. Bir an Gölge de boşaldı sanmıştı ama hemen içinde olan erkekliğin henüz devamını isteyerek zonkladığını, yavaş gel gitler içerisinde olduğunu hissedebiliyordu. Kadının kendisine gelmesini bekliyor olmalıydı.
Gölge, nefeslerini düzene sokmaya çalışan kadının boşalmadan hemen önce söylediğine fısıldayarak cevap verdi. "Önceden seni yaşatmamak isterdim..." dedikten sonra dudaklarına Veyla'yı tekrar zevke davet eden şehvet dolu bir öpücük bıraktı. "Artık seni yaşamak istiyorum."
Kadını sadece yaşatmak da istemiyordu. Onu yaşama arzusuyla dolup taşıyordu.
Veyla, üç kere boşalması sebebiyle pamuklar içerisinde uyuyormuş gibi mayışmıştı ama adamın sadece varlığı yetmezmiş gibi sesi, yavaş gel gitleri ve öpüşleriyle yeniden tahrik olmuştu. Yeni bir orgazmı daha arzulayan sesiyle "Yaşa o zaman." dedi, umdu, yalvardı. "Beni yaşat ve benimle yaşa."
Gölge geniş sırıtışında alt dudağını ısırdıktan sonra "Ölümsüz ömrümün son nefesine kadar." dedi.
Veyla bu anı gölgelemek istemese de istemsiz bir endişeyle "Her şeye rağmen?" diye sordu. Sana ihanet ettiğimi öğrendiğinde bile?
Gölge, Yıldat ile sohbetlerini hatırladı. Yeni 'her şeye rağmen'i Veyla'ydı. "Her şeye rağmen." dedi ve yeniden gel gitlerini hızlandırmaya başladı. Veyla da Gölge'ye tutunurken anlık yükselen kaygılarından kopup yeni bir orgazma doğru yola çıkmaya başlamıştı bile. Gölge, kadının kalçalarını sımsıkı kavrayarak her kendisini itişinde kadını da çekerken kulaklarını dolduran ıslak seslerin yanı sıra tenlerinin birbirine çarpış seslerini bile inlemeleri bastırabiliyordu. Veyla'nın elleri adamın saçlarında dolaşır ve neredeyse çekiştirirken "İçime mi boşalacaksın?" diye sordu. Adam 'varisimi doğurursun' derken sadece göze alarak değil, ister gibi de söylemişti.
Gölge, kadının dudaklarından cesur kelimeleri duymakla bile boşalır gibi hissederken "Eğer sen de istersen." dedi. Sesi bir hayli boğuktu. Vücudu kaskatı kesilmiş, zevk dalgalarının darbelerine maruz kalıyordu. Kadının tenini sımsıkı kavramış, doruğa ilerliyordu.
Veyla, "Öyle yapmasan daha iyi." dediğinde Gölge buna üzülme nankörlüğünü yaşayamayacak kadar mutluluk ve zevk içerisindeydi. "Sen nasıl istersen güzelim."
Veyla, içine boşalmasa bile korunmasız birliktelikleri boyunca adamın erkekliğinden akmış olabilecek zevk suyunun da onu hamile bırakabileceğini biliyordu. Yine de tümüyle gemileri yakıp bir de içine boşalmasına lüzum yoktu. Bir yanı, bu anların bir kilidi açtığını, Gölge'nin de dediği gibi ilk ama son olmadığını biliyordu. Sevişeceklerdi... Sevişeceklerdi! En iyi ihtimalle sadece sabaha kadar, yüksek ihtimalle takip eden günler, haftalar ve aylarda, artık birbirinin tadını da almış bedenleri durmaksızın birbirine çekilecekti. Veyla artık nasıl irade gösterebilirdi ki? Nasıl bir olduğunu da öğrenmişken...
Gölge'nin kasları iyice gerilirken nefesi hırıltıya dönüştü. Veyla'nın boynuna gömülüp soluyarak öptükten sonra diz çöker gibi bir teslimiyetle adını fısıldadı. "Veyla..."
Veyla, gel gitlerle sarsılan vücudu titremesine karşın adamın yanağından tutup doğrultmasını sağlamayı başardı. "Ben de seni izleyeceğim."
Gölge bir elini kadının belinden alıp vücudunu okşayarak yanağına vardı ve sımsıkı kavradı. Yüzleri gel gitlerle birbirine yakınlaşıp uzaklaşırken "İzle..." diye fısıldadı. Her zerresiyle kadına boşalmak üzere olduğunu gösteriyordu. Kadının tenini daha sıkı tutmaya, nefesleri titreyerek hızlanmaya başlamıştı. Yüzü olabildiğince kasılmış, kadına baktıkça zevkle alt dudağını dişlerken bakışlarında küller uçuşuyordu. "İzle, varlığında nasıl eridiğimi izle..." dedikten sonra başını hafifçe eğip kadını sol omzundan, Kral'ın zaafı olduğunu kanıtlayan ışıltılı yıldızdan solur gibi öptü. O büyünün ışıldadığı işaret ilk çıktığında ikisi de nefret etmiş, Veyla kurtulmak için elinden geleni yaparken Gölge anlamını inatla reddetmişti. Şimdi ise adam bizzat soluyarak öperken Veyla ise bu öpüşün her saniyesinde mest oluyordu.
Öpüşün ardından kadının yüzünü görebilecek kadar başını geriletip "İzle, seni tüketirken sana nasıl da tükendiğimi izle." dedi.
Veyla'nın adamın omzundaki titrek eli yanağına yükseldi. Adamın yanağını sımsıkı tutarken dudaklarına inleme dolu bir öpücük bıraktı. Gölge de kadının öpücüğüne eşlik ederken hiçbir temaslarını, diğerine tercih edemezlerdi. Birbirleriyle sevişmek için bile, birbirlerini öpmekten vazgeçemezlerdi. Şimdi bu şehvete rağmen şefkat dolu öpücükte, inlemelerine renk katan başka bir zevk vardı. Veyla, adamın doruğa ulaşmasını izlemek üzere hafifçe uzaklaştı. Kendisinin de ona eşlik edeceğini biliyordu, vücudunu zevkle sarsılıyordu.
Gölge'nin her gel gitinde içlerinde biriken dalga büyüyor ve yıkıcı bir hırçınlıkla onları yutmaya yakınlaşıyordu. Gölge'nin bakışlarında küller bile tekrar tutuşuyordu. İniltileri yükselirken birbirlerinin nefesinde, gözlerinde, teninde kaybolmuşlardı. Son darbeler geldiğinde, Gölge'nin kasları gerildi, gözlerini Veyla'nın gözlerinden ayırmadan zevkle sarsıldı. Çenesi olabildiğince kasılmış, dudakları boğuk, hırıltılı inlemeleri için titrekçe aralanmış, kaşları onu mahvedecek kadar yoğun olan bir zevkle çatılmış, gözleri kısılmıştı. O an Veyla da bedenine varan dalgaya teslim oldu. Gölge hızla ama sadece dışarı boşalabilecek kadar mesafe bırakarak çekildikten sonra bir elini kadından çekip erkekliğini kavradı. Eli erkekliğini sıvazlarken gözleri hala Veyla'daydı. Veyla'nın bedeni orgazmın tatlı şiddetiyle titrerken iniltileri, Gölge'nin hırıltılarına karıştı ve aynı fırtınada karşı karşıya parçalandılar. Gölge sıvazladığı erkekliğiyle Veyla'nın sağ iç bacağına doğru boşalırken Veyla adamın menisini teninde hissederek tekrar titredi. İçinde de hissetmek isterdi ama o bugünün yangını değildi.
Gölge'nin çekilmesiyle kayan elleri, oturduğu çıkıntının köşelerine sımsıkı tutunmuştu ama titrek bedeni güçsüzce kayıyormuş gibi hissediyordu. Adamın gözlerini izlemek kendisine gelmesine asla yardımcı olmuyordu. Şimdi tüm şişekleri gözlerine inmiş, bir tanesi bile Veyla'nın canını yakmazken her biri nefesini kesiyordu. Gölge bir süre sonra ilk defa bir kadınla sevişiyordu ve seviştiği kadın, bir süredir başkalarına dokunamamasının yegâne sebebiydi. Bugünün yaşanmasını umar ama hiç yaşanamayacak olmasından deli gibi korkardı. Nasıl ki Veyla'ya dokunma isteği, başka kadınlara dokunamamasını sağlıyordu, Veyla'ya dokunabilmiş olması ise dokunduğu her kadını unutturmuştu. Sanki parmak uçları sadece bu kadının teninde dolaşmış, burnu sadece bu kadını solumuş, dudakları bir tek onu öpmüş, erkekliği tek bir kadınla doruğa ulaşmıştı. Geçmiş, şu an ve gelecek. Sadece Veyla vardı.
Veyla, kimseye dokunamayarak ve kimsenin de ona dokunmamasını isteyerek geldiği bu şehirde, bu şehri başına yıkmak istediği adamla yaşadığı bu temasa karşı gülümser gibi oldu. Dudakları heyecanla titremese geniş bir şekilde gülümser, sonra gülmeye, kahkaha atmaya başlardı. Böylesine bir hissi, bunu yaşamak isteyebileceği tek adamla deneyimlemişti ve şimdiki geçmişteki Veyla gelse, bu anları görüp hissetse, mümkün değildi, bugüne kadar sabredemezdi.
Veyla, hala titreyen bedeniyle, bu alev bakışlara daha fazla dayanamayarak çıkıntıdan kayacak gibi olduğu an Gölge bir eliyle belinden, diğeriyle bacağından tutarak kadını yakaladı. Belindeki eli çıplak teninde kayarken kolu kadının belini sardı ve havaya kaldırarak tekrar çıkıntıya oturmasını sağladı. Veyla'nın elleri de adamın üst kollarına sımsıkı tutunmuşken ikisinin de nefes alış verişleri bir hayli düzensizdi. Kadının dudaklarına uzandı. Yumuşak, yavaş, zaman avuçlarının içine yönetebildikleri bir kavrammış gibi öptü. Veyla da nefes alma ihtiyacıyla adamın öpüşüne eşlik etti. Dudakları ayrıldığında alınları birbirine yaslandı. Bir süre sessiz kaldılar. Nefes alış verişlerinin yavaşlamasını dinlediler. Vücutları hala birmiş gibi nefesleri aynı anda düzene giriyordu.
Gölge, hislerinin derinleştirdiği sesiyle "Sen Veyla Karanir..." dediğinde Veyla'nın yeni yeni kendisine gelen bedeni tekrar heyecanla titredi ve yutkundu. Sarmaş dolaş olan tenleri sımsıcaktı. Bacağında hala adamın sıvısını hissediyordu. Solukları birbirine karışıyordu. Yavaşça burunlarını birbirine sürttü ve fısıldadı. "Artık benden kaçamazsın."
Veyla duygu karmaşası içerisindeydi. Vücudu büsbütün bir teslimiyet içerisindeyken ruhu yakında endişeleneceğinin bilincindeydi. Sonuçlarını yeterince düşmeden kendisini adama bırakmıştı ve işte, adam da şimdi sonuçlarını bizzat dile getiriyordu.
Sebebini dile getirmese de "Korkuyorum." diye fısıldadı. Seni kaybetmekten, beni kaybetmenden, bizi kaybetmemizden, işlerin sarpa sarmasından ve çözüm bulamamaktan... Tüm bu karmaşayı çözebilirse ve adam hala istiyorsa onun olmak niyetindeydi ama şimdi onun olmuştu ve karmaşanın tam ortasındalardı. Adamın onu şu an istediği şüphesizdi ama her şeyi öğrenip yaşadıktan sonra da isteyecek miydi? Her şeye rağmen, demişti. Belki de gerçekten öyleydi.
Gölge bir elini kadının yanağına yükseltip şefkatle severken "Neyden?" diye sordu.
"Sana yakalanıp tutmana alıştıktan sonra düşmekten."
Gölge, "Yakaladım seni." diye fısıldadıktan sonra uzanıp kadına uzun bir öpücük bıraktı. Çoktan yakaladım, diyordu. Artık bundan korkmasının bir anlamı yoktu. Veyla endişesine rağmen adam her öptüğünde olduğu gibi öpücüğüne teslim oldu. Dudakları hafifçe ayrıldı. "Ve düşmene asla izin vermem."
Veyla biraz gülmek, biraz ağlamak istedi. "Ya iten sen olursan?"
Gölge ihtimal vermeyerek güldü. Sessiz bir gülüştü ama ne kadar imkânsız gördüğünü yeterince yansıtıyordu. Kadının dudağının kenarından, çenesinden, yanağından soluyarak öptü. Veyla'nın gözleri öpücüklere teslim kapanmıştı. "Seni ancak yatağa iterim bebeğim." dedikten sonra boynuna yöneldi. Kadının kulağının arkasına ıslak bir öpücük bıraktıktan sonra, "O zaman da, hemen ardından üstündeki yerimi almış olurum, merak etme." diye fısıldadı.
Eli, belinden kalçasına doğru kayarken Veyla gözlerini güçlükle aralamaya çalışıp adamın kaslı omzunun üstünden Doğa yerinin kırmızı ışıklarına baktı. Adam Veyla'nın neyden bahsettiğinden habersiz konuşuyordu ve bu yüzden Veyla, bu cümlelerden etkilense de tamamıyla rahatlayamıyordu. Gölge de kadının kalçasını kavrarken tenindeki gerginliği hissedebiliyordu. Başı Veyla'nın yanağına doğru dönerken dudakları kadının tenine yaslandı. "Benimle birlikteyken hiçbir şeyden korkmana gerek yok." derken kalçasındaki parmakları kadının tenine battı ve tenini dişleri arasına alıp bıraktı. "Artık hiç yok."
Yanağındaki eli saçlarına kayar ve severek omzundan geriye attıktan sonra boynuna yerleşirken yanağına örtülen dudakları güven veren bir öpücük bahşetti. "Seni kendimden bile sakınırım. Gücüm her şeye, herkese yeter."
Söz konusu Veyla'ysa, mutlaka yeterdi. Veyla, "Sana ne yapmış olursam olayım beni affetmeye de gücün yeter mi?" diye sordu. Adam bunu henüz Lavin'e dair kayıtlara ulaşamadıkları için sorduğunu düşündü ama ne için sorarsa sorsun cevabın değişmeyeceğini biliyordu. "Ona da senin gücün yeter." dedikten sonra kadının ensesindeki parmakları saçlarına yükseldi ve kavrayarak kadının başının sağ omzuna doğru eğilmesini sağladı. Dudakları, kadının boynunda dolaşırken "Senin benim nezdimdeki gücünün bana yaptıramayacağı hiçbir şey yok." dedi ve dili de devreye girdi.
Veyla'nın kalçaları yeniden zevkle hareketlenirken "Bilmiyorsun..." diye inledi. Kadının saçlarına dalan eli canını yakmadan kavrayıp başını geriye doğru yarım daire şeklinde yavaşça hareket ettirirken sonra kendi yüzüne çevirerek doğrulttu ve uzanıp dilini konuşturarak öptü. Kalçasındaki eliyle kadını yavaşça çıkıntıdan indirdi. "Tek bildiğim, ruhunu da bedenini de tattım ve bununla yetinmeyeceğim. Sana asla doymayacağım, hayatımı da sikip atsan, seni bırakmayacağım. Yeter ki sen..." dedikten sonra kadını tekrar öperken yalvarır gibi kaşları çatılmış, yüzü hafifçe buruşmuştu. Dudakları arasında nefes nefese, "Bir başkasını isteme." dedi. Yıldat'ın ismini vererek bu anı kirletmek istemiyordu. Onu sevme, diyerek kendi canını yakmak da istemiyordu. Beni sev, demek istiyordu ama onun gözünde Veyla şu an avuçlarına konmuş ürkek bir kuştu ve sıkarak canını yakmak ya da fazla beklentiye girerek kaçmasına sebep olmak istemiyordu.
Veyla sessiz kaldığında kadının çenesinden tutarak başını hafifçe kaldırırken yüzünü görebileceği kadar geriledi. Gözlerine bulutlar düşerken yutkunup dudağını yaladıktan sonra "Kabul mü?" diye sordu.
Veyla, "Bedenim sana sadık." diyerek adamın talep ettiğini zaten karşılıyor olduğunu dile getirdiğinde Gölge başını yavaşça iki yana salladıktan sonra yüzlerini hafifçe yakınlaştırıp "Ruhunu da istiyorum." dedi. Söylemişti, tatmakla yetinmeyecek, tamamıyla kendisine ait kılmak için her şeyi yapacaktı. Ruhunun ihanetleriyle baş ederim, bedenin mutlak suretle bana sadık olsun, demişti ama şimdi ruhunun da sadakatini talep ediyordu.
Veyla, genel bir sadakatten bahsettiğini sanarak karşılayamadığı için hüzne boğulacakken Gölge, "Kalbinde başka ne varsa sil, at." dedi. "Orası da bana ait olsun istiyorum."
Veyla, adamın Yıldat'tan bahsettiğini anladı. Hala onu seviyorsa bile unutmasını istiyordu. Bunu ilk defa bağırmadan, çağırmadan istiyordu. Bunu emrediyormuş gibi değil de, buna ihtiyacı varmış gibi... Veyla ne diyeceğini bilemeyerek baktı. Yıldat'ı zaten hiçbir zaman o anlamda sevmediğini söyleyip söylememek arasında kaldı. Tüm ipler elinden kayıp gitmişti, her şey Gölge'nin kontrolündeydi. Veyla nasıl geri alacaktı, artık alabilir miydi, hiç bilmiyordu.
Veyla düşünerek bakarken Gölge olumsuz bir cevap almaktan endişe etti. Bu gecenin her şeyi geri dönülmez bir şekilde değiştirdiğini biliyordu, Veyla'da Yıldat'tan yana bir iz bırakmayacağına emindi ama şu anın cevabının onu üzmesinden korktu ve yeniden kadını öpmeye başladı. Şimdi cevap vermesen de olur, der gibiydi. Bunca dikenli yolu kat edip artık nefes alabildiği bir düzlüğe çıktıktan sonra tepeye varmak için de sabredebilirdi. Kadın ona dokunmasına izin vermiş, ona ait olduğunu kabul etmişti. Şimdi kolları arasında çırılçıplaktı, az evvel ismini sayıklayarak inliyordu. Alenen söylemese de bir şeyler hissettiğini de göstererek konuşmuştu. Tüm bunlar Gölge'ye, bu kıyametin ortasında bir kurtuluş, bu mahvolmuşlukta bir nefes kazandırmıştı. Daha fazlası için de sabredecekti.
Veyla da adama karşılık vermeye başladı. Şimdilik konuşarak halledemeyecekleri hisleri, sevişerek yaşamalarının bir mahsuru yoktu. Gölge yavaşça kadını ardına çevirirken dudakları da hafifçe ayrıldı. "Seni tekrar yaşayabilir miyim?"
Veyla omzunun ardından bakabildiğince Gölge'ye bakarken heyecanla yutkunduktan sonra yavaşça başını onaylar şekilde salladı. Kadının bacaklarının hafifçe aralanmasını sağlarken "Bunu ister misin?" diye sordu. Niyeti kadını konuşturmaktı. O utanmış, ürkek ama arzulu gözlerle bakıp öpüşmenin şişirdiği pembe çıkık dudaklarını heyecanla yalayıp dururken onu izlemek de müthişti ama kulakları da o şehvetli sesi duymak istiyordu.
Veyla, "Evet." diye fısıldadığında Gölge de kadının omzuna doğru eğildi ve onu tekrar öpmeye başladı. Çeneleri her yükseldiğinde şehvetleri de arttı. Veyla'nın ellerinin önündeki çıkıntıya yaslanmasını sağlayarak vücudunu hafifçe eğerken dudaklarından çekildi ve Veyla önüne doğru dönerken başı da hafifçe eğildi. Saçları omuzlarının iki yanından sarkarken heyecan nefes alış verişlerini hızlandırıyordu. Taş yüzeye yansıyan kırmızı ışıkların dans edişini izliyordu. Hala gözlerinin odaklı kalabildiği son saniyelerdi. Birazdan bedenleri de yeni bir zevkle dans edecekti. Bacakları da yeniden heyecanla titremeye başlamıştı. Gölge'nin bir eli kadının belinden tutarken diğer eli erkekliğini kavradı. Veyla, Gölge'yi kadınlığının girişinde hissettiğinde ikisi de devamında gelecek zevkleri artık bildikleri bir tahrik olmuşlukla inledi.
"Şey..."
Bir erkeğin sesi duyulduğu gibi Gölge kadının göğüslerinin önünden ve belinden kollarını dolayarak doğrultup kendisine yasladı. Bu sırada gayreti bu yönde olmasa da kadının içine girmiş oldu. Gölge'nin sesin geldiği yöne doğru bakmak için dönmüş ve eşiğin boş olduğunu görmüş gözleri, kadının içine girmesiyle birlikte zevkle kapanırken başı yeniden Veyla'ya döndü ve dudakları kadının saçlarında gezindi. Karmaşık bir durum içerisinde olmalarına karşın inlemeden edemediler ve Valdris onu duymadıklarını sanarak daha yüksek sesle "Pardon!" diye seslendi. Gölge kadının vücudunu kolları arasında gizleyerek tekrar omuzlarının ardına baktı. Veyla'nın elleri de adamın koluna sarılmış, gözleri olabildiğince irileşmişti. Görünürde kimse yoktu ama ses tekrar konuştu. "Bir şeyi bölmek istemezdim ama... Bir sorunumuz var."
Gölge'nin kaşları kalkmakla çatılmak arasında bir noktada kalmışken nefes alış verişlerini düzene sokmaya çalışarak dudağını yaladıktan sonra "Valdris?" diye sordu.
Valdris, "Evet." dediğinde Gölge, "Sakın gelme." diye uyardı. Gözleri çıplak Veyla ile Valdris'in sesinin geldiği eşik arasında gidip geldi.
Valdris hızla "Evet, evet." dedi ve zaten uzak olduğuna dair güven vermek istedi. Daha yaklaşırken seslerden olup biteni anlamış, durduğu yerden seslenmişti. Biraz sıkıntılı bir durum içerisindelerdi, onları uyarması gerekiyordu ama yine de dudakları kıvrılmıştı. Ne zamandır sevişiyorlardı, bu ilkleri miydi Valdris hiç bilmiyordu ama sonunda patlama yaşamaları, Valdris'i bile rahatlatmıştı. Kral'ı da Kraliçesi de artık patlamaya hazır bomba gibi dolaşmazlar, huzurlu bir sakinlik içerisinde olurlardı.
Gölge bir elini Veyla'nın belinden çekip dudaklarına doğru götürdü. Kadının dudaklarını kapatırken kulağına doğru "Sessiz olmaya çalış güzelim." diye fısıldayarak yavaşça içinden çıktı. İçini dolduran boşluğun eksilmesi ikisinin de dudaklarında Gölge'nin tahmin ettiği bir inleme oluşturacakken Gölge kendisini kasarak sustu. Veyla'nın sessiz olma gayretine ise, Gölge'nin eliyle kapatması yardımcı oldu. Bacakları titreyen Veyla'yı belinin iki yanından tutarak kendisine çevirip çıkıntıya yaslanmasını sağladı. Gözleri kadının zevkten bitap halinde gezindikçe parlayarak "Sorun ne?" diye sordu. Bir sorun olduğunu öğrenmişti ama Veyla'yı izledikçe dudakları kıvrılıp duruyordu. Kadın ise Gölge'nin onu tutan kollarından tutunuyordu. Gözleri Gölge'de geziniyor, ardından bakışlarının getirdiği heyecana dayanamayarak kaçırıyor, kaçırdığı yerde daha heyecan verici bir detay görüp hızla tekrar Gölge'nin gözlerine bakıyordu. Adamın erkekliği, bir an önce Valdris'in gitmesini bekler gibiydi.
"Taklitçi yaklaşıyor."
İkisinin de yüzleri bir anda gerilirken Gölge başını eşiğe doğru çevirdi. "Ne kadar yakında?"
"Daha ilk koruma halkasına ulaşmadı ama şehrin içindeki gözlemciler uyardı. Gitmeniz gerekiyor."
Eğer, taklitçinin büyü alanı, Gölge veya Veyla'nın ulaşabildiği büyü alanından darsa, kadın kendilerine varmadan onu öldürmek niyetindelerdi ama bu, şu an alamayacakları kadar riskli bir durum gibi görünüyordu. Bir Azrit'i taklit edip koşmaya başlarsa, durdurana kadar kat edeceği mesafe, tehlikeli boyuta ulaşabilirdi ve etraf, Gölge ve artık Veyla'nın da değer verdiği savaşçılarla doluydu. İkisinden birinin büyüsünü taklit ederse, alandaki herkesin ölümüne neden olurlardı. Özellikle de taklitçi kadın, Veyla'nın büyüsünü, kimseye saldırmadan sadece potansiyele ulaşmak için çağırdığında bile bir şehri yerle bir edebilmişti.
Gölge, "Sikeyim..." diye söylendikten sonra derin bir nefes alıp verdi. "Tamam, voltrider hazır olsun. Geliyoruz. Sen çık çabuk buradan."
Valdris "Hazır bile. Burası çok garip bir yer zaten, hemen çıkıyorum." diyerek hareketlendi. Mağara onunla da uğraşıyor olmalıydı. Valdris uzaklaşırken Gölge'nin başı Veyla'ya döndü. Kadının yanağını sevmeye başlarken biraz önceki gerginliği uçup gitti ve yeniden keyiflendi. "Gitmemiz gerekiyor."
Veyla yavaşça başını onaylar şekilde salladı. Algılamıştı algılamasına da, hareketlenmeye dair güçlük çekiyordu. Vücudu, en çok da bacakları titrerken, nasıl görüldüğünü tahmin bile edemezken buradan diğerlerinin yanına çıkmak ve voltridera gitmek zor olacaktı. Süremeyeceği kesindi, Gölge'nin sürdüğüne binerdi.
Gölge, Veyla'yı son aylarda oldukça masum, canavar değil aksine canavarın mağduru olarak görürdü zaten ama şu an hiç olmadığı kadar masum, pamuklara sarılması gereken, severken bile kırılabilecek kadar naif biri gibi görünüyordu. Gölge'nin, duygularının yoğunluğu sebebiyle oluşan haşin sevgisiyle, kadının tenine rüzgâr bile çarpmasın isteyerek nazik sevme çabası arasında gidip gelmesi bundandı. Durduğu yerde kadının bu halini saatlerce izlemek istedi ama acele etmeleri gerektiğini biliyordu. Veyla kendi kendisine iradesini kazanıp hareketlenecek gibi de değildi. O yüzden gözlerini kırpıştırarak ona mest oluşuyla donup kaldığı halden kopmaya çalıştı ama çok zordu. Ona ne ara âşık olduğunu hala bilmiyordu ama neden âşık olduğunu her geçen gün daha iyi anlıyordu.
"Hadi güzelim." diyerek bir elini kadının yanağından çekti ve çıkıntıların arasını saran kırmızı gün çiçeklerinden birinin yapraklarını kopardı. Veyla'nın tek yaptığı adamı âşık gözlerle izlemekti. Gölge, yaprakları peçete gibi kullanarak kadının bacağındaki ıslaklığı silmeye başladı. Zamanında silinmediği için bileklerine kadar akmıştı. Kadının önünde diz çökerek aktığı yol boyunca silerken Veyla Gölge'nin çekilmesiyle boşluğa düşen ellerini kalçasının iki yanından çıkıntıya yasladı ve başını eğerek adama bakmaya devam etti.
Gölge yaprakları kenara attıktan sonra kadının bacağının içinden öptü. Veyla'nın gözleri bir anlığına kapanır, dudakları yeni bir titrek nefese ev sahipliği yaparken Gölge yavaşça doğruldu. Veyla gözlerini aralayıp adama baktığında bu sefer de Gölge, "Ama öyle bakma." dedi.
Veyla, pürüzlü sesiyle "Nasıl?" diye sorduğunda Gölge gülümseyerek yanağını kavradı ve yüzlerini yakınlaştırdı. "Taklitçi bizim büyümüzle etrafımızda ne varsa yok ederken burada seninle sevişmeyi tercih etmemi sağlayacak gibi," dedikten sonra dudaklarına ikisinin de gözlerini kapatacak bir öpücük bahşetti. Hafifçe geri çekildiğinde "Bakma..." diye fısıldayarak cümlesini bitirdi.
Veyla yutkunduktan sonra "Tamam..." dedi ama Gölge yüzünü görebileceği kadar çekildiğinde kadın hala aynı bakıyordu. Gölge hafifçe gülerek kaşlarını kaldırdığında Veyla gözlerini kaçırarak nefesini üfledi ve Gölge, kadının da elinden başka türlüsünün gelmediğini gördü. Gülüşünde alt dudağını ısırırken birkaç saniye boyunca taklitçiyi unutmuştu. Kadının çenesinden tutup kendisine çevirirken "Ya da bak." dedikten sonra daha sesli bir şekilde güldü. "Bak, öyle bak."
Şimdi elini ayağını birbirine karıştırıyor diye, kadının bu bakışlarına sızlanacak değildi. Bu bakışlar için canını bile verebilirdi. Veyla kıvrık dudakları eşliğinde burnundan güldü. Hafifçe omuz silkip buna da "Tamam..." dedi. Gölge, kadının gülüşünü izlemekle gülüşünden öpmek arasında kalırken yavaş yavaş çözülme yetisi kazanan Veyla, "Ama evet, gitmemiz gerekiyor." dedi. Dışarıda Erya, Thal, Valdris ve Yıldat vardı. Diğer savaşçıları da önemsiyordu ama özellikle bu isimler, Veyla için çok önemliydi. Taklitçinin yaklaşmasına ve büyülerini taklit etmesine müsaade edemezlerdi. Bu onların ölümü anlamına gelirdi.
Gölge mest olmuş bir şekilde kadına bakmayı sürdürürken Veyla bu sefer dişleriyle de gülüp "Hadi," dedi. "Kıyafetlerime ihtiyacım var." Bacakları titriyordu, gidip bulabilecek halde değildi. Gölge getirirken kendisine gelmeye çalışacaktı. Adamın giyinmesine de ihtiyacı vardı. Karşısında o güzel vücudu çıplak ve artık dokunabildiği bir tenken uzak durmak zordu.
Gölge hareketlense de ağır kaldığında Veyla gülerek omzundan ittirdi. Adamın vücudunun ve bakışlarının kendisinden kopmasını sağlamaya çalıştı. Gölge de heyecanla gülüp hızlandı. Azrit hızıyla kadının tüm kıyafetlerini toplayıp yanına geldi ve çıkıntıya koydu. O sıra Veyla bel lastiğine doğru kıvrılmış eteğini düzeltiyordu. Gölge'nin gözlerinin göğüslerinde olduğunu fark ettiğinde titrek bir nefes alarak önce korsesini aldı. Göğüslerine yasladığında Gölge gözlerini kırpıştırarak tekrar Veyla'nın gözlerine baktı. Gölge'ye sırtını dönüp bir eliyle korseyi göğsünde tutarken diğeriyle saçlarını sağ omzuna doğru aldı ve "Bağlar mısın?" diye sordu.
Gölge kadının çıplak sırtına yansıyan kırmızı ışıklara bakarken iç çekti. "Çözmeyi daha çok sevmiştim." derken korsenin sarkan iplerinden tuttu ama teni kadının tenine değdiği gibi, ona dokunabildiği her anı, birbirinden ayırt etmeksizin ne kadar çok sevdiğini tekrar hatırladı.
Veyla kendi parmaklarına güvenmese de Gölge de pek becerikli olmayan bir şekilde ipleri bağlamaya başladı. Tutunsa yeterdi, zaten üstüne ceket giyecekti. Kadının ceketini de alıp omuzlarının ardından tuttu. Veyla bir kolunu Gölge'nin uzattığı cekete uzatırken "Ben giyinirim, sen giyin." diye önermedi, rica etti. Adam artık çıplak durmamalıydı.
Gölge yine de diğer koluyla da giyinmesine yardımcı olduktan sonra Veyla ona doğru dönerken Azrit hızıyla giyindi. Bıçaklarını kemerine yerleştirirken Veyla'ya döndü. Veyla adamı giyinirken biraz izleyebileceğini sandığı için bir an hayal kırıklığı yaşadı ama ana dönmeye çalışarak iç çamaşırına uzandı. Veyla iç çamaşırını giyinirken ise, Gölge izleyebilmek için biraz önce acele etmişti ve işte, yetişmişti.
Kadın kaldırdığı dizine doğru eğilmiş, yüzüne düşen saçları eşliğinde çamaşırı bacağından çekerken Gölge'nin oldukça hareketli gözleri kadında geziniyordu. Veyla, bu bakışlara içi giderken "İlerle, hadi." diye sızlandığında Gölge, "Ben gidip şu taklitçiyi öldürüp geleyim mi?" diye sordu. Taklitçinin sıra dışı büyüsü dolayısıyla, bunu nasıl yapacağını bilmiyordu ama bir yolunu bulurdu. Kadın burada donup kalsın, Gölge'nin dönüşünü beklesin ve döndüğünde ise kaldıkları yerden devam etsinler, istiyordu.
Veyla, diğer bacağından da geçirdiği iç çamaşırını kalçasına doğru çekiştirirken Gölge karşısına varmıştı. Elleri, ellerini tuttuğunda Veyla'nın hareketleri yavaşlarken yavaşça yutkundu. Gölge kadının tenine bir hayli temas ederek iç çamaşırını geçirdikten sonra eteği tekrar düzeltirken kalçalarını kavrayarak kadını kendisine çekti. Veyla'nın elleri adamın göğüslerine tutunurken Gölge "Sana olan arzum yaşanmakla tükenmiyor." dedikten sonra iç çekti. Onu yakıp kül eden de buydu. "Aksine, artıyor."
Veyla, adamın aşka dair konuşurken kurduğu cümlelerden birini, şimdi ona sarf etmesine karşın henüz ayakta durabilme yetisi kazanmış bacaklarının gücünden yine mahrum kalmış gibi hissetti. Gölge ne kadar bilinçli bir şekilde aynı cümleyi kurmuştu bilmiyordu ama o zaman düşündükleriyle, şimdi hissettiklerinin bir olması Veyla'yı gülümsetmişti.
Gözleri birbirindeyken Valdris'in tekrar "Geliyor musunuz?" diyen sesini duydular. Bu sefer daha da uzaktan geliyordu, eğer hala sevişiyorlarsa seslerini duymamak için daha erken durmuş, olabildiğince yüksek sesle bağırıyordu. Gölge kaşlarını kaldırarak Veyla'ya baktığında Veyla "Evet!" diye seslendi. Gölge de böyle yapmaları gerektiğini bilmesine rağmen iç çekti. Ellerini kadının kalçalarından çektiğinde Veyla titrek bir nefes alabildi. Gölge hareketlenip Veyla'nın bıçaklarını da yerden aldıktan sonra birlikte Veyla'nın kemerine yerleştirdiler. Veyla son bıçağı yerleştirdikten sonra yola dönecekken Gölge'nin elini tuttuğunu hissetti. Gözleri adama doğru döndü ama Gölge ileriye bakarak hareketlenmişti. Parmakları birbirine kenetlenirken adamın biraz ardında, sırtını izleyerek ilerliyordu. Valdris'le Doğa yerine inen merdivenlerde karşılaştılar. Veyla başka her yere bakmaya çalışırken Gölge'yle Valdris göz göze geldi. Valdris dudaklarını birbirine doğru bükerek güleç bir suratla, ima dolu gözlerle baktığında Gölge sessiz bir şekilde gülerek merdivenlerden çıkmaya devam etti ve bakışlarını kaçırdı. Valdris, ikisinin de halinden, vaktinden, daha önce sevişmediklerini, bunun ilk sevişmeleri olduğunu fark etti. Öfke, gerginlik, hırs bedenlerinden akıp gitmiş gibi ikisi de yumuşacık görünüyordu. Karakterleri ve aralarındaki gerilim düşünüldüğünde bu sakinlik ne kadar sürerdi bilinemezdi ama her şeyin bugün itibarıyla geri dönülemez bir şekilde değiştiği de şüphesizdi.
Veyla herhangi biriyle göz göze gelmemek için yolu izlerken voltridera vardılar. Veyla bir an önce binmek için hızla elini çekip yöneldi. Gölge de gözleri voltridera binen Veyla'dayken Valdris'e döndü ve ancak birkaç saniye sonra Valdris'e bakabildi. "Yeterince uzaklaştığımızda siz de dönmeye başlayın. Özellikle de Azritler hemen ardımızdan yola çıksın."
"Yakalamaya çalışmayalım mı?"
Gölge, "Kayıp vermekten başka bir işe yaramaz. Onun ipini kapsamlı bir planla çekmek gerek." dedikten sonra voltriderın sürücü kapısına yöneldi. Valdris de yanından gelirken Gölge kapıyı açmadan önce, "Adınıza sevindim." dedi.
Gölge duraksarken bakışları, camın ardından koltuğa oturmuş, bacaklarının üstündeki parmaklarını izleyerek oynayan Veyla'ya döndü. Her şeyin bir anda hayalinin de ötesine doğru seyretmeyeceğini biliyordu. Veyla, dengesiz, öngörülemez bir kadındı. Her an tavrı, hali değişebilirdi ama bu gece, Gölge'nin kararlılığına dair bir milattı. Kadının hisleri olmasa, kendisine bu denli dokunmasına asla müsaade etmezdi. Yetmezmiş gibi cesur cümleler kurmuştu. Gölge, birlikteliklerinin hemen ardından kadının gözlerinde pişmanlık görmekten korkmuştu ama, aksine öyle yumuşak, şefkatli ve his dolu bakışlar görmüştü ki... Tüm bunların bir anlamı vardı ve Veyla o anlamı yok etmeye karar verse bile Gölge'nin ısrarcı olması için cesaret aşılamıştı. Kadını sevmekten vazgeçemeyeceğini bir süredir biliyordu ama bugün, kadınla olmaya çalışmaktan vazgeçmemesi gerektiğini de görmüştü. Çünkü imkânsız değil, aksine bir hayli ihtimalliydi. Her şeye rağmen, öyleydi. Veyla'ya rağmen, Veyla'yla olacaktı.
Gölge, Veyla'ya bakar halde sırıtarak kalırken Valdris gülerek adamın kolunu sıvazladı. Bugüne kadar Kral'a, Krallık öğretmeye hiç ihtiyaç duymamıştı ama kapıya doğru hafifçe yönlendirirken "Hadi, Kral." demesi gerekti. Belli ki adam şaşkın bir mutluluk içerisinde sınırlı bir idrak ve hareket kabiliyetine sahipti. Erya, bir an önce Valdris'in yanına gelmesini ister halde uzaktan onları izlerken gözleri olabildiğince kısıktı. Thal'a "Kesin bir şey olmuş." dediğinde Thal çerez paketini ağzına doğru boşaltmakla meşguldü. Erya'nın kurduğu cümleyle hızla başını eğerken gözleri Gölgelere döndü. Acele ederek ağzındakileri bitirdikten sonra "Yine kavga mı etmişler?" diye sordu. Çıkışlarını görmemişti, Valdris'in iki kere çağırması gerektiğinin farkındaydı ve bu iki isim, kavga edip duruyordu.
Erya sırıtmaya başlarken "Bu sefer farklı gibi." diye mırıldandı. Bu sefer savaşmak değil de... Yenilmişler gibiydi. Gözleri Doğa yerine doğru döndü. Zihnin arka planına atılan düşüncelerini ortaya çıkaran bir yerdi ve... Bu iki ismin zihni birbiriyle doluydu. Orada zaten ya birbirlerini öldürürlerdi ya da sevişirlerdi. Birkaç ay önceye kadar belki öldüre de bilirlerdi ama artık, tek seçenek kalmıştı. Yıldat da yanlarına yakınlaşırken "Neyden bahsediyorsun?" diye sorduğu gibi Erya irkildi ve Yıldat'a baktı. Thal şirince sırıtıp çerez paketini Yıldat'a uzattığında Yıldat elinin tersiyle itti. Thal, "O son paketti." diye sızlanarak yere düşmüş çerezlere baktı. Yıldat ise Erya'ya bakıyordu.
Erya, "Bilmiyorum Yıldat. Onlarla değilim farkındaysan." dedi.
Yıldat sıkkın bir nefes alıp yükselmeye başlamış voltridera baktı. Abisiyle yüzleşmelerinin üstünden çok zaman geçmemişti. Gölge açıkça, ihtimal oluşursa Veyla ile bu aşkı yaşayacağını dile getirmişti. Yıldat da bunu izlemeyip gideceğini, söylemişti. Böyle bir şey yaşanırsa, Yıldat anlamadan Gölge dile getirir miydi, emin olamamıştı.
Veyla, yükselen voltriderda gözlerini camın ardında gezdirirken dudağını kemirip duruyordu. Bacaklarını birbirine yapıştırmış, parmaklarıyla oynuyordu. Önüne dönen kelebeklerinin dikkat çekme çabasını görmezden geliyordu. Kelebekleri bile Veyla'yı utandırmak ister gibiydi. Zaten kemirip durduğu dudakları da özgür kalarak gülmeye başlamak istiyordu...
İlk başlayan Gölge'ydi. Voltriderı sürerek ileri izlerken kapıdan yana kolunun dirseğini kapının çıkıntısına yaslamış, elini alnından kaydırarak saçlarının önüne yaslamıştı. Bir süre sırıtışında alt dudağını ısırarak ileriyi izledikten sonra hafifçe gülmeye başlamıştı. Veyla'nın gözleri Gölge'ye doğru döndü. Gölge hala inanamıyormuş gibi saçlarının önünü karıştırırken başını hafifçe iki yana sallayarak gülüyordu. Veyla'nın dudakları da kıvrıldıktan sonra önüne döndü. Kıvrık dudaklarını yalamasının ardından adamın gülüşleri kahkahalara döndüğü için Veyla da istemsiz bir şekilde gülmeye başladı. Bacaklarını koltukta kendisine çekip utancı ve heyecanı sebebiyle dizlerine gömülürken bacaklarına sarıldı. Kendisi de gülse de "Tamam, bitir artık." diye sızlandı.
Gölge'nin elini bacağında hissetti. Başını hafifçe doğrulturken işte Veyla'nın gülüşünü azaltma kudretine sahip tek şey, yine Gölge'ydi. Oysaki Gölge hala gülüyordu. Kadının üst bacağında iç uyluğunu kavradı. Şehvetli bir dokunuşta, sahiplenici bir şekilde sıkarken gözleri heyecanla ona bakan Veyla'daydı.
"Bitir mi? Her şey yeni başladı bebeğim."
**
"Valdris, bir süre Kral sensin kardeşim. Ne halt yiyorsan ye. Şehri Saltar'a vermesen yeter."
Valdris, ellerini iki yanında kaldırıp dehşetle baktığında Gölge gülerek kapıya ilerliyordu. "Gidip kelebeği saklandığı yerden bulmam lazım."
Veyla tüm gündür kaçışlardaydı. Soğuk ya da mesafeli davranma gayretinde değildi, heyecanından uzak duruyordu. Elbette ki karmaşalar içerisindeydi, neyi, nasıl yapacağını bilmiyordu. Bu Krallığa geldiğinden beridir hiçbir şey, planladığı gibi gitmiyordu ve şimdi planlarını yeniden değiştirmesi gerekiyordu. Yeni planı, Gölge'den uzaklaşmadan tüm sorunları çözmekti ama etrafında adam varken düşünemiyordu ve sanki biraz bile baş başa kalsalar yeniden sevişecek gibilerdi. Veyla sevişmelerinin üstünden bir gün bile geçmemesine karşın, adamı tekrar arzuluyordu arzulamasına ama hala düşünebilecek kadar kendisine gelebilmiş değildi ve biraz düşünmeye ihtiyacı vardı. Lavaboya gideceğinden bahisle ortalıktan bir kaybolmuştu, gidiş o gidişti.
"Kavga edip durmanızın şehri sekteye uğrattığını düşünürdüm ama kavga etmemeniz daha tehlikeli sanırım." diyerek alay etti. Elbette Gölge'nin bir süre elini ayağını çekmek istemesini anlayabiliyordu. Gölge yerine komuta etmeye alışıktı ama yine emir aldığı ve hesap verdiği Gölge oluyordu. Şimdi ise Gölge 'bir süre bana dokunma' talebi içerisindeydi ve Valdris bunu ilk defa deneyimleyecekti. Yine de onca zaman sonra Gölge'nin yüzünün güldüğü için mutluydu.
Gölge'nin adamı dinleme tenezzülünde bile bulunmadığı ona bakmadan sadece elini veda eder gibi kaldırıp sallayarak odadan çıkarken "Aynen, hadi görüşürüz." demesinden belliydi. Valdris ardından gülerek bakarken "Bakalım başımıza neler gelecek?" dedi. Belki de bir varis, diye düşündü. Gölge ve Veyla'nın çocukları, onlardan bile daha güçlü bir büyüye sahip olacak olmalıydı. Bu, yanlış ellerde korkunç bir güce dönüşürdü ama neyse ki anne ve babası, buna müsaade etmezdi.
**
Veyla, Gölge'yle rastlaşmamak için normalde kullanmadığı bir duş odasından çıktıktan sonra gözlerini koridorda gezdirdi. Eski odasının olduğu kat ve koridordaydı. Gölge'yle karşılaşmamak için, Ash'le karşılaşmayı bile göze almıştı. Üstünü giyinmiş olsa da yeterince kurutmadığı saçları nemli bir şekilde askılı üstünün sırtına dökülmüş, hafifçe ıslatıyordu. Nixsus'un başkent mıntıkasında hava bir hayli iyiydi ve Veyla ceket giymeye ihtiyaç duymamıştı. Altında kısa, siyah bir şort vardı. Ceplerinden başlayıp bittiği kısa mesafeye kadar yırtık şeklinde detayları vardı. Üstünün kısa olması, ince belini açığa çıkarıyordu. Dolaptan eline gelen ilk şeyleri alarak hızlıca odasından çıkmıştı ama özensiz görüntüsü bile, Gölge'nin her yerde onu aradıktan sonra sonunda bulduğunda yüzünü aydınlatacak kadar güzel görünüyordu. Gerçi, Gölge'nin gözleri artık onu gördüğü, düşündüğü anların yanı sıra, sevişmelerinin ardından her an parlıyordu. Bir yandan da, zaten her an onu düşünüyordu.
Koridorda Gölge'yi göremeyince kapının ardından çıkıp hareketlenmeye başladı. Ash'in odasının önünden geçerken inleme sesleri duyduğunda artık bu seslerin Veyla'nın midesini bulandırmaması hayret vericiydi. Hemen aklına Gölge ile geçirdikleri o anlar gelmişti. Veyla nasıl da çığlık çığlığa inlemişti? Biri onu paramparça etse, dudaklarından o kadar ses çıkamazdı. Eziyetler görmüş, ne büyücülerle savaşmıştı, Gölge'nin büyüsünün bile titremediği kadar bedeni titretebilmişti. Veyla'nın alt bölgesi yeni bir arzuyla sızlarken iç çekti. Adamla karşılaşırsa o atılmasa bile Veyla üstüne atlayacakmış gibi görünüyordu.
Zihninde, Gölge ile geçirdikleri o anlarda duydukları yankılanırken bir süre sonra duraksadı. Kaşları hafifçe çatılırken birkaç adım geri çekildi. Aralık olduğu için ardını bu denli duyuran kapıya baktı. İşte şimdi midesi bulanmaya başlarken kapıyı yavaşça ittirdi. Kızaran gözleri, sesini bir hayli tanıdığı Gölge'yi bulmak üzere odada gezinmeye başladı. Onları tam karşıdaki duvara yaslı halde gördü. Ash'in bacaklarının arasında, duvara yasladığı kadının boynuna gömülmüş, doruğa ulaştırıyordu. Ash'in elleri adamın siyah saçlarında, kaslı omuzlarında geziniyorken bacakları sımsıkı adamın çıplak kalçasının etrafına kenetlenmişti.
"Ah, Gölge..."
Hızla kapının ardından çekilirken kusmak üzere olan dudaklarına elini yasladı. Geriye doğru adımladığı ayakları birbirine dolanırken bir eliyle düşmek üzereyken vardığı ardındaki duvara tutundu. Vücudu iki büklüm olmak ister gibi dizleri alçalırken gözleri, artık ardını göremediği kapıya doğru irileşmişti. Zihninden binlerce olası cevap, tek bir soru geçiyordu. 'Nasıl?'
Bakışları odaksızlaşır, duydukları kulaklarını zonklatmaya başlarken titreyen elleri yuva bulamayarak yüzünde, çekiştirerek saçlarında, ensesinde dolaştı. Yaslandığı duvardan güçlükle doğrulup bir an önce uzaklaşmak isteyerek hareketlendi. Hasta olamayacak kadar ölümsüz bedenini bayılacakmış gibi hissediyordu. Yer, ayaklarının altından çekiliyor, gördükleri gözlerinden kayıp duruyordu. Ağlıyorsa, yanaklarının ıslandığını hissedemiyordu. Sendeleyerek yürüyordu, bir atak geçirdiğinin farkındaydı, nefes alamıyordu ama öfkesi mi patlamak üzereydi, hayalleri mi, anlayamamıştı. Odasına ulaşmaya çalıştı, kendisini dört duvar arasına kapatıp önce kendisini, sonra geriye kalan her şeyi mahvetmek istedi. Bir bakıma... Kendisini güvenme bile güvenmemesi gereken düşmanına âşık olarak zaten mahvetmişti. Geri kalanını ise, onun yerine Gölge mahvetmişti.
Kendi odasının olduğu kata, merdiven korkuluklarından tutuna tutuna vardığında rastlaştığı savaşçıların seslendiğini uğultu şeklinde duyuyordu. Kimsenin dokunmaya cesareti yoktu, o Kraliçe'ydi ama bir sorun olduğunu görebiliyorlardı. Birkaçı Valdris'e veya Kral'a, ilk olarak kime ulaşırlarsa haber vermek için hareketlendi. Kesilen nefesi, devam edemeyecek bir göğüs darlığına sebebiyet verdiğinde odasına ulaşma çabasını bırakarak katın terasına çıkmak üzere son gücüyle ittirdi. Gördüğü havayı burnunda, ciğerlerinde hissedemezken düşmek üzere olduğu bedenini bir el tuttu. Her zamanki gibi Gölge sandı ama hızla dönen gözleri Yıldat'la karşılaştı. Garipseyerek kadının haline bakıyordu. "Neyin var?"
Veyla, "Mahvoldum." diye solurken dizleri iyice alçaldı. Yaşlar gözlerinden durmaksızın akarken Yıldat da onunla birlikte dizlerini yere yaslayarak oturdu. Sırtından ve kolundan tutmaya devam etti. Endişeyle "Sorun ne?" diye sordu. Kadını ilk defa böyle görüyordu.
Veyla, eğdiği başında yüzüne düşerek ıslak yanaklarına yapışan saçlarının ardından "İnanmıştım." diye sayıklamak dışında cevap vermedi. Yıldat teras kapısıyla saati arasında gözlerini dolaştırdı. Gölge'ye haber vermesi gerekiyormuş gibi hissediyordu.
"Gölge'yi çağıracağım." diyerek kollarını Veyla'dan çektiğinde Veyla'nın ağlayışı artarken "Hayır, istemiyorum!" diye yükseldi. Sırtını teras yarım duvarına yaslayıp bacaklarını kendisine çekerken "Onu istemiyorum!" dedi.
Yıldat, ne yapacağını bilemeyerek bakarken "Onunla mı ilgili?" diye sordu. Gölge'nin kadını bu kadar üzebileceğine ihtimal vermiyordu. Gölge aşkından ölüyordu. Kadını bu hale ne getirmişti ki?
"Hiç istememeliydim..." derken dizlerine gömülüp sarsılarak ağlamasını sürdürdü. Yıldat iç içektikten sonra kadının kolunu sıvazlayarak "Erya'yı çağırayım mı peki?" diye sordu. Veyla gömdüğü başını yine iki yana salladı. Şu an, Gölge'nin ona âşık olduğunu, değer verdiğini düşünen, iddia eden, Veyla'yı da inandıran hiç kimseyi istemiyordu. Başını hızla kaldırıp Yıldat'a baktı. Dudağı olabildiğince aşağı doğru bükülüp de durmadan ağlarken onu izleyen Yıldat'ın bile içi sızlamıştı. Veyla'nın gözleri adamın sarı gözlerinde gezinirken "Sen beni uyarmıştın." dedi.
Yıldat, sıkkın bir nefes alıp verdi. "Evet ve haksız çıktım." diye itiraf ettiğinde Veyla'nın yüzü buruşurken başını iki yana salladı. "Haklı çıktın." derken Yıldat duyabilmiş miydi sesini, hiç bilemiyordu. Kendisi bile zor duymuştu.
Yıldat, "Mümkün değil." dedi. Abisinin gerçekten âşık olduğuna ikna olmuştu ve abisini biraz tanıyorsa, Veyla'yı ne üzer, ne de başkasının üzmesine müsaade ederdi.
Veyla, "Üzülmemi istediğin için mi sen de artık onlar gibi konuşuyorsun?" diye sordu. "Benden intikam almak için mi?"
Yıldat sırtını teras yarım duvarına yaslarken burukça güldü. "İster inan, ister inanma. Gerçekten üzülmeni istemiyorum."
Veyla, "O zaman?" diye sorduktan sonra burnunu çekti. Yaşlı gözlerinin üstünde kaşları kalktı. "O zaman niye onlar gibi konuşmaya başladın?"
Yıldat, "Veyla, anlat." diye sızlandı. "Neyden bahsettiğini anlamadan, nasıl cevap vereceğimi bilemiyorum."
Veyla önüne dönüp ileriye bakarken hıçkırıp duran dudağının kenarımı kemiriyordu. "Meğer en büyük hamlesini kalbime yapmış." Yüzü hüzünle buruşurken başını ardındaki duvara doğru kaldırdı ve gözleri gökyüzünde gezindi. Onunla yıldızların altında olduğunda yıldızları değil, onu izler hale gelmişti ve şimdi aynı adam Veyla'nın tüm yıldızlarını kaydırmıştı.
"Bir şeyleri yanlış anlamış olabilir misin?"
Veyla, Yıldat'ın Gölge konusunda onu ikna etme çabasına karşı şaşkın bir şekilde baktı. Adam da çok hoşuna giderek yapmıyor ama yine de sessiz kalmaya da dayanamıyor gibiydi. "Senin şu anda 'Ben demiştim' demen, kalbimi kıracak yüzlerce cümle kurman gerekmiyor mu?"
Yıldat iç çekti. "Bugün kötü adam olmaya ara verdim. Şansına küs. Yarın tekrar yanımda ağlarsan, senin için birkaç cümle ayarlayabilirim."
Yıldat belki de Veyla'nın bu halini kullanabilirdi, Gölge ile aralarını daha da bozmak için çabalayabilirdi, Veyla'yla yakınlaşmaya çalışabilirdi ama zaten aylardır yaptığı buydu ve hiçbir işe yaramamıştı. Olacak olan bir şekilde oluyordu ve Yıldat ancak ertelenmesini sağlayabilmişti. Şimdi ise, bu iki kişinin bir araya gelmesinden haz almasa bile önce abisini, şimdi de Veyla'yı bu halde görünce kötü hissetmişti. Bu histen nefret etmişti ama vardı işte. Onları kabul edemeyecek bile olsa, şimdi Veyla'yı daha da kıracak, mahvedecek cümleler kurmak istemiyordu.
Veyla Yıldat'a bakar halde kaldığında Yıldat burukça gülümsedi ve kadının aklından geçenleri dile getirdi. Şaşkın kadının ağlayışları bile durmuştu. "Sana gerçekten değer veriyorum Veyla." dedikten sonra parmak şıklatıp "Bak şimdi daha fenası da gelecek." dedi. Veyla kaşlarını kaldırarak baktı, ağlayışları iç çekişlere dönmüş, ara ara burnunu çekiyordu. "Abime de değer veriyorum."
Veyla, "Keşke seni sevseydim." dedi. Her zerresiyle bunu isteyecek kadar paramparça hissediyordu. Aylarca sevmeyi denemişti, yapamamıştı. Gölge'yi ise aksine, sevmemeyi denemesine rağmen sevmişti ve şimdi bedelini ödüyordu. Adam, Veyla'yı kandırmak için elinden geleni yapmış ve sonunda sahip olduğunda ise elinin tersiyle itmişti. O voltriderdaki kahkahalar sevinçten değil, zaferdendi. Yıldat her nedense şimdi aksini söylüyor olsa da, zamanında kurduğu cümlelerde hakkı vardı. Gölge, şanına şan katmıştı ve her hareketi, bu zaferi kutluyordu. Veyla'dan alabileceği daha büyük bir intikam olamazdı. Her şey mi? Her şey mi Veyla'nın aşkını kazanmak içindi? O sığınak oluşları, bizzat sığınışları, güven isterken güven verişleri, korkularından arındırırken onun da Veyla'yı kaybetmekten korkar gibi davranması? Onu Kraliçe'si edişi, öpüşleri, temasları, sözleri? Ama söylemişti... Adam kendi ağzıyla ondan her zaman nefret edeceğini ve bunun değişmeyeceğini söylemişti, Veyla ne zaman o cümleleri unutmuştu da başka bir hayata ihtimal vermişti? Ama Veyla'nın da suçu yoktu ki... Herkes inanmıştı. Hatta Veyla son ana kadar inanmamakta direnmişti. Sonra... Seksenden sonra ilk defa biriyle karanlık odaları aydınlanmıştı. Onunla uyurken kâbuslar, güzel rüyalara dönüşmüştü. Kimseye, hiçbir şeye temas etmeyen Veyla, ona dokunabilmek için eldivenlerini çıkartır olmuştu. Önce onu hayal etmiş, sonra da hayalden bile ötesini yaşamıştı. Tutmana alıştıktan sonra düşmekten korkuyorum, demişti. Ve işte düşmüştü. Düşmene izin vermem, diyen adam bizzat itmişti. Ve Veyla'nın bir yanı her şeyin böyle olacağını zaten biliyordu. Ölüm kelebeği, öldürmek istediğine ölmüştü.
Yıldat da "Keşke." dedi. "Ama muhtemelen hiç yakınından bile geçmedin."
Veyla, "Denedim." diye mırıldanırken çenesini dizlerine yasladı. Yorgun, yeni bir ağlama krizine girmek üzere olan gözleri zeminde geziniyordu. "Sevdim de aslında ama..."
Öyle sevmemişti işte. Arkadaş gibi sevmişti. Değer vermişti. Hoşlanır gibi olduğu anlar bile olmuştu. Gölge hiç olmasa, ileride bir şeyler değişir miydi bilmiyordu ama ne olursa olsun şimdi Gölge'ye duyduğu hisleri, hiçbir zaman Yıldat'a hissedemeyeceğini de biliyordu. Gölge'ye âşık olmuştu...
"Eski halinle daha iyi anlaşırdık. Belki o zaman bir olma ihtimalimiz vardı." dediğinde Veyla'nın gözleri Yıldat'a döndü. Yıldat hafifçe gülüp "Eskiden iki canavardık." dedikten sonra çenesinin ucuyla Veyla'yı gösterdi. Adam konuşmadan, Veyla pürüzlü sesiyle "Şimdi güçsüzüm." diye kendince cevapladı. Yıldat ise başını iki yana salladı. "Bir canavarı güçsüz hissettirebilecek kadar güçlüsün Veyla. Düşmanına âşık olmak, her kalbin göze alabileceği bir tehlike değil."
Abisine elini uzatıp gitmeden önce sabaha kadar birlikte vakit geçirmelerini teklif ederken de oldukça anlamıştı ki, bağ kurabilmek, tüm bağları reddetmekten çok daha zordu. Yıldat'ın, önceden Veyla'nın, bağ kurmama çabası, korkaklıktan ibaretti. Veyla artık bedeli ne olursa olsun cesurdu, Yıldat da korkak olmaktan yorulmuştu.
Veyla, "Bedelini ödüyorum." dedi. Denk gelmeseler Veyla'yı daha ne kadar kandıracaktı? Veyla adamı dürüst bir savaşçı olarak görürdü. Oysaki Veyla'yla maskelerin altında savaşmıştı. Silahını kalbinden vurana kadar göstermemişti. Yetmezmiş gibi yaralarından bile öpebilecek kadar acımasızdı. O öpünce Veyla hiç var olmamışlar gibi hissetmişti ama şimdi her biri için için sızlıyordu. Her birinden, tekrar yaralanmıştı.
Yıldat merakla "Sana ne yaptı?" diye sordu. Birbirlerine karşı yanlış anlamaya meyilli oldukları şüphesizdi, yine bir şeyi yanlış anladığını düşünüyordu ve kahrolacak kadar ne yanılgıya düşmüştü, Yıldat merak ediyordu.
Veyla, titrek bir nefes alıp "En kötüsünü." dedi. "Beni sever gibi yaptı."
Yıldat, "Neden sevmediğini düşünüyorsun?" diye sorarken kadının ağzından cımbızla laf almaya çalışıyordu. Veyla, Gölge tarafından kırılıp döküldüğü başka anlarda olduğu gibi Yıldat'a sığınmak istedi. Belki iyi gelir, diye umdu. Göğsündeki hisle baş edemiyordu. Yerde hafifçe kayıp başını Yıldat'ın omzuna yasladığında Yıldat buz keserek irileşmiş gözleriyle baktı. Kadınla temas kurmak şüphesiz kalbinin hızlanmasını sağlıyordu ama yanlış bir şey yapıyormuş gibi de hissetmişti. Sikeyim, diye düşündü. Ne olursa olsun abisine tekrar ihanet etmek istemiyordu ve Veyla'ya karşı ne hissederse hissetsin artık adım atamayacaktı.
Veyla, "Onu Ash'le gördüm." dedi. Veyla'nın da gözleri ileriye dikilmiş, tekrar tekrar o anı yaşıyordu. Şimdi yaşları içine akıyordu, birazdan bir patlama ile tekrar dökülecekti.
Yıldat ihtimal vermedi ama Veyla kendinden emin konuşuyordu. Yanlış görmüş olabilir miydi? Anlayamamıştı. Veyla kalbindeki sızıyla ve nefes darlığıyla baş etmekte zorlanırken bugünden sonra ne yapacağına dair hiçbir fikri yoktu. Ne olursa olsun adama hala âşıktı ve ona ihanet etmesi için zorlayan Konsey'in ve babasının etten kuklalarıydı. İpleri kesip zincirlerinden kurtulmak isterken buna değmeyecek bir adama âşık olduğunu görmüştü ama hala onu öldüremezdi. Ona kendisini açmıştı, hamile kalmış olma ihtimali bile vardı, adam ne dese inanacak olmaktan korkuyordu. Kendi gözleriyle gördüğü şeyin bile aksini o kadar çok dilerdi ki, adam biraz denese, birkaç cümle kursa vücudu, ruhu inanmak isteyecekti.
"Keşke onunla evlenmeseydim."
Yıldat sessiz kalırken Valdris'le konuşmayı düşünüyordu. Gururunu aşıp abisine gidip eski sevgilisinin, yeni sevgilisini yanlış anlamış olabileceğini söyleyemezdi ama Valdris'le konuşabilirdi. Belli ki Veyla bir şeyleri yanlış anlamıştı ve Yıldat ne dese, aksine inandıramıyordu.
Yıldat, "Öyle konuşma." demek dışında bir şey diyemedi. Kadın öfkesiyle düşünüp konuşuyordu.
Veyla, "Gerçekten..." diye direndi. "Keşke seninle birbirimize vadedildiğimiz gibi evlenseydik. Keşke hep o iki canavar olsaydık."
O zaman bu denli kalbi kırılmazdı. Evet, Yıldat'ı hiç öyle sevemezdi ama sevmenin nesi iyiydi ki? Kimseye güvenmemek ve sadece çıkar ilişkisi içerisinde birilerinin yanında olup gerektiğinde üzülmeden çekip gidebilmek, canını bu kadar yakmazdı.
Yıldat, "Bu artık mümkün değil." dedikten sonra sesini duyduğu için başı koridora doğru döndü. "Gölge geliyor." dediğinde Veyla'nın kalbi binlerce defa kırılıp yüzü olabildiğince buruşurken ellerini yüzüne götürdü. Gözyaşlarını silip derin bir nefes alarak başını Yıldat'ın omzundan çekerken Gölge de kapıyı açıyordu. Duyduğu cümleler yetmezmiş gibi onları bu halde görünce teras kapısının önünde donakaldı. Bir şeyler söylemeli, bağırmalıydı ama gözlerini yüzünü göremediği Veyla'ya dikmek dışında dudakları mühürlenmişti. Yıldat Veyla'nın yanından kalkarak teras kapısına doğru yaklaştı. Gölge'nin yanından geçip gitmeden önce "Konuşsanız iyi olur." dedi.
Gölge'nin gözleri yavaşça Yıldat'a döndü. Tüm öfkesini adama patlatmak istedi ama Veyla'nın temasına rağmen mesafeli durduğunu görmüş, Veyla'ya 'öyle konuşma, bu artık mümkün değil' dediğini duymuştu. Böyle bir an oluşursa Veyla'nın geri duracağını, Yıldat'ın yaklaşmaya çalışacağını düşünürdü ve yanıldığını görüyordu. Kardeşi ona güvenmeyişini, Veyla ise her şeye rağmen güvenişini haksız çıkartmıştı.
Gölge bir şey demediğinde Yıldat son kez Veyla'ya baktıktan sonra yavaşça terastan çıktı ve kapıyı kapattı. Gölge, kapının önünde hafifçe aralık ayaklarının üstünde yıkılmak üzere olan bir dağ gibi dikilirken gözlerini yeniden Veyla'ya çevirdi. Kadın yerden yavaşça kalktı. Yüzünü özellikle sakınır gibiydi. Ardına doğru dönük halde saçını, başını düzelttikten sonra yavaşça Gölge'ye döndü. Gecenin karanlığında göz göze geldiler ve birbirlerinin karanlığında boğuldular.
Gölge isterik bir sakinlikle "Bu neydi?" diye sorarak Veyla'yla Yıldat'ın kalktığı yeri gösterdi. Veyla, adamın elinin titrediğini gördü. Burukça gülümsedi. Planlarının bozulması onu öfkelendirmiş olmalıydı. Gözleri yeniden mavilere döndü. O mavilerde onunla boğulmayı göze almıştı, Gölge ise boğduğu Veyla'yı ardında bırakıp sudan sağ çıkmıştı.
Veyla sesine hâkim olmaya çalışarak "Ne neydi?" diye sordu.
Gölge aynı yeri göstermeye devam ederken yavaşça gülümseyip yaklaşmaya başladı. Gölge yaklaştıkça, Veyla sabit durmakta zorlanarak ellerini belinin ardına birleştirdi ve avuçlarını tırnaklamaya başladı. Adamda gezinen gözleri hala âşıktı, adamın yakınlaşmasıyla gerilen bedeni hala âşıktı, adamla olan güzel anıları kirlenen zihni hala âşıktı ve Veyla artık adamdan değil, adama âşık olan kendisinden nefret ediyordu.
Gölge "Biraz önce şurada ne oluyordu?" diye sordu. Sesi pürüzlüydü. Yaklaştığında Veyla ay ışığının altında daha iyi görebilmişti ki adamın gözleri kızarık, hatta yaşlıydı. Sık sık yutkunuyordu, boğazında âdem elması hareketliydi. Adam, baştan aşağı acı gibi görünüyordu ve Veyla, adamın kendisine âşık etmekten bile daha iyi yapabildiği bir şey varsa rol yapmak olduğunu düşündü.
Veyla, "Hiçbir şey." dediğinde Gölge yavaşça isterik bir şekilde gülümseyen dudağını yaladı. Gözlerini Veyla'nın ardında gezdirirken başını onaylar şekilde salladı. Titreyen elleri ensesine doğru gitti. Veyla adama bakmak eziyet verici olsa da gözlerini bir an olsun almadı ve tüm hıçkırıklarını yutkundu. Gölge ellerini ensesinden çekerken tekrar Veyla'ya baktı ve sırıtışında alt dudağını ısırdı. "Kraliçe iyi görünmüyor, dediler."
Veyla, şaşırmadı. O kadar kişinin arasından geçmişti, Kral'a haber vermiş olmalıydılar. Gölge de Ash'le olan işi bitince gelme tenezzülünde bulunmuş olmalıydı. "Siktiğimin malikânesinin her yerinde seni arıyordum, bunu duydum. Aklım çıktı, hızla buraya geldim ve bir de bakıyorum ki Kraliçe'm, eski sevgilisinin omzuna başını yaslamış, hayallerinden bahsediyor ve..." dedikten sonra ellerini iki yanında kaldırıp yaşlı gözlerle kahkaha attı. "Hayalleri ona dair."
Veyla hafifçe omuz silkip "Ve ee?" diye sordu. Gölge "Dalga mı geçiyorsun ulan benimle?" diye bağırarak kadının üstüne yürüdüğünde Veyla geri çekilmedi. Hatta başını dikleştirdi ve Gölge de eğilince burun buruna geldiler.
Veyla kudurtucu bir sakinlikle "Hayır." dediğinde Gölge "Veyla!" diye kükreyerek kadının kollarından tuttu. "Senden sadakat istememin üstünden sadece bir gün geçti ve sen..." dediği gibi Veyla hafifçe gülüp "Yıldat'la aramızda fiziki bir yakınlaşma geçmedi." dedi. Sevişebilse, Yıldat'la sevişmeyi çok isterdi. Teni, Gölge'nin izleriyle, öpüşleriyle, dokunuşlarıyla doluydu. Adam şimdi kollarından tutup çektiğinde, bu denli yakından baktığında, Veyla'nın sızlayan içi bile adama gidiyordu ama lanet olsun ki Veyla adamdan başkasının ona dokunmasına izin veremiyor, isteyemiyordu. Ne olursa olsun Veyla adama bedeniyle ihanet edemezdi.
Gölge kadının yüzüne doğru "Ulan o zaman neden fiziki bir acı hissediyorum?" diye bağırdığında Veyla'nın da gözleri dolmaya gayret gösteriyordu. Titreyen dudaklarını birbirine olabildiğince bastırıp gülümsemeye çalıştı. Hıçkırmak üzere olduğunu fark edince üstünü örtmek için hafifçe güldü ve "Yakında geçer." dedi. Gölge'nin kaşları olabildiğince kalktığında ve dehşet düşmüş gözlerle baktığında Veyla yavaşça başını onaylar şekilde salladı. Veyla paramparçaydı, Gölge'de yaralandığı egosunun acısını atlatabilirdi herhalde.
Gölge yavaşça kadının kollarını bıraktı çünkü öfkesini içinde tutamıyordu, kadının kollarını acıtmaktan endişe etmişti. Birkaç adım gerilerken elleri saçlarına gitti ve öfkeyle karıştırarak etrafı izledikten sonra bir anda kadına dönüp eliyle onu göstererek "Lan bir gün önce kollarımdaydın!" diye bağırdı. Veyla yavaşça başını onaylar şekilde salladı. Bir gün önce kollarında gökyüzündeydi, şimdi adamın ittiği yerin dibindeydi. Bu düşüş, kimsenin canını Veyla kadar yakamazdı. Henüz bir gün bile geçmemişti.
Titreyen sesiyle "Veyla..." dedikten sonra isterik bir şekilde güldü ve bu sefer bağırmadan "Kollarımdaydın." diye tekrar etti. "Benim oldun..." derken sesi iyice kısılmıştı. İnanamıyormuş gibi çatılmış kaşları altında gözleri sağanak bir yağmurun eşiğindeydi. "Senin oldum!" diye bir anda yükseldikten sonra yakınlaşarak elini aralarında çevirip ikisini de göstererek "Biz bir olduk, birlikte olduk!"
Veyla, 'maalesef ki' diye düşündü. Bunu deneyimleyebileceği tek kişiyle, hissedebileceği en mükemmel şekilde hissetmişti ve ölene kadar izlerinden kurtulamayacaktı. Daha da kötüsü, ölmeme ihtimaliydi. Ölürse, en azından kurtulurdu.
"Seni soludum..." derken sesi yeniden sakinleşiyordu. Üzgün gözleri kadının yüzünde gezinirken eli yanağına yükseldi. Veyla gözlerini kapatarak başını hafifçe çekti. Gölge ise çaresizce havayı sevdi. "Sana dokundum..." dediği sırada Veyla da tekrar gözlerini aralayabilecek gücü kazandı. Yaşlı gözleri birbirine kenetliyken Gölge burukça gülümseyip "Seni yaşadım." dedi ve eli güçsüzce vücudunun yanına düştü. "Seni tüm çıplaklığınla gördüm. Her zerren ezberimde ve sen..." dedikten sonra başını yavaşça iki yana salladı. Sıkkın bir nefes aldıkça yüzü öfkeyle kızarıyordu. Yüzünde ve boynunda damarlar belirginleşerek arkasındaki kapıyı gösterdi ve "Ulan kollarımda benim adımı sayıklarken hala onu mu seviyordun?" diye bağırdı.
Veyla'nın midesi bulanmaya başlarken "Onun kollarına atlamışım gibi konuşma." dedi. Başkent mıntıkası ancak bir gün güzel bir hava durumu yaşayabilmişti. Rüzgâr, kulaklarını uğuldatırken Veyla'nın saçlarını Gölge'ye doğru uçuşturuyordu ve Gölge, bu halde bile kadının kokusunu soluyabildiği, saçlarına bile olsun temas edebildiği için memnun hissedebildiğine inanamıyordu. Peşi sıra şimşekler çakarken kadına doğru eğilip "Ağzından çıkanlara dikkat et!" diye bağırdı. Böyle konuşmaya devam ederse gidip ya intihar edebilir ya da kardeşini öldürebilirdi.
"Ben yanlış hiçbir şey yapmadım. Döndüğümüz gibi başkasını kollarına alan sensin!"
Gölge'nin kaşları kalkarken hafifçe doğruldu ve anlayamayarak baktı. Adamın müthiş inandırıcı yüz ifadesine karşı Veyla kahkaha attı ama birazdan hıçkırıklara boğulacak gibiydi. "Bu kadardı her şey, değil mi? O kadar uğraştıktan sonra bana sahip oldun ve rahat bir nefes alabildin."
Gölge, "Veyla, ne saçmalıyorsun..." derken mırıldanır gibiydi. Düşünceler zihninden akıp dururken hiçbir şey anlayamıyordu. Duygu karmaşası başını zonklatırken berrak bir zihinle düşünmek mümkün değildi.
Veyla sinirle ellerini adamın göğsüne yaslayıp var gücüyle ittirdi. Hâlihazırda güçsüz olan Gölge birkaç adım gerilerken Veyla, "Her şey, herkes senindi. Sadece ben değildim! Ve ben de senin olunca, hiçbir önemim kalmadı, değil mi?" diye bağırdı. Öfke yüzünü kızartıyor, hüzün gözlerini yaşartıp bağıran sesini çatallaştırıyordu. Gölge, kadının bileklerinden tutup durdurmaya çalışırken Veyla ellerini kurtardığı gibi adamı tekrar ittirerek üstüne gidiyordu.
"Veyla!" diye bağırarak tekrar kadının bileklerinden tuttu ve kendisine çekti. Vücutları birbirine çarparken Veyla bileklerini kurtarmak için çabalıyordu ama Gölge müsaade etmedi. "Ne sikim anlatıyorsun sen?"
Veyla bir an çabalamayı bırakıp "Seni gördüm! Ash'le seviştiğini gördüm!" diye bağırdı. Yüzü olabildiğince buruşurken Gölge'yi taklit ederek "Beni soludun, bana dokundun, beni yaşadın..." dedikten sonra parmak uçlarında yükselerek adamla burun buruna geldi ve "Ama sonra gidip yine o kadınla seviştin!" diye bağırdı.
Gölge "Ne Ash'i lan?" diye bağırdı. Hiçbir şey anlayamıyordu. Veyla ellerini çekmek isteyerek gerilediğinde Gölge müsaade etmedi. Veyla geriledikçe üstüne yürümeye başladı. "Ne Ash'i? Sen kafayı mı yedin, ne Ash'inden bahsediyorsun?"
Veyla isterik bir şekilde kahkaha attı. Sırtı yarım duvara çarpacakken Gölge tuttuğu bilekleriyle kendisine çekti ve Veyla "Bırak!" diye bağırdı. Gölge, "Seni bırakırsam beni siksinler." dediğinde Veyla adamın bacağına ayağını yaslayıp ittirerek kurtulmaya çalışırken "Bırakacaksın!" dedi. "Sen beni böyle yenmeye çalışacak kadar aşağılık bir adamsın ve sana yemin ediyorum, bu bana son dokunuşundu!"
"Veyla bana bak." diyerek ondan kurtulmaya çalışırken başı eğilmiş, bacağına tekme atıp dizini kaldırarak ittirmeye çalışan Veyla'nın bileklerini tek elle tutmaya başladı ve diğeriyle kadının çenesini yakaladı. Kendisine bakmasını sağlarken "Ne gördün bilmiyorum ama Ash'le aramda hiçbir şey geçmedi." dedikten sonra içerisine nasıl düştüğünü anlayamadığı kaotik duruma karşı öfkeyle "Anasını satayım, ben bugün Ash'i görmedim bile!" diye bağırdı.
Veyla kusacakmış gibi hissederken buruşturduğu yüz ifadesiyle "Hayatımda gördüğüm en korkunç manipülatörsün. Babamdan bile kötüsün!" dedi. Öyle konuşuyor, öyle bakıyor, öyle dokunuyordu ki, Veyla yine ona inanmaktan deli gibi korkuyordu.
Gölge yutkunmaya çalıştı. Göğsü yanarken boğuk bir nefes alıp verdi. Pürüzlü sesiyle "Cam gibi kırılırsan kesiyorsun. Ve ben paramparçayım," dedikten sonra burukça gülümseyerek başını yavaşça iki yana salladı. "Ama sorun değil. Her parçam hala seni istiyor. Sakinleş, öyle konuşalım."
Veyla, "Gölge yeter!" diye bağırdı. Adamı duymaya katlanamıyordu. Niye hala çabalıyordu? Veyla'yı mahvetmişti işte, tekrar kendisine inandırıp tekrar ihanet etmek mi istiyordu? "Bırak, gitmek istiyorum."
"Ash'le aramızda hiçbir şey geçmedi, diyorum! Ben aylardır senden başka kadına dokunmuyorum, beni çıldırtma Veyla!"
Veyla ağlama isteğiyle başını eğerken yine alnını adamın göğsüne yaslamış olmaktan nefret etti ama yüzünü toparlamadan da çekilemedi. Gölge de Veyla'nın saçlarına doğru eğildi. "Bir şeyleri yanlış anlamışsın. Sikeyim, delireceğim. Ne oldu anlat! Niye beni bununla itham ediyorsun?"
Veyla başını yavaşça doğrulttu ve titreyerek gülümseyen dudakları ardında sinir krizi geçirerek burnundan güldü. "Sana güvenmiyorum." dedikten sonra gülümsemesi genişledi ve gözlerini kırpıştırarak başını onaylar şekilde salladı.
Gölge çaresiz bir sinirle inleyerek bir anlığına gözlerini kapattı ve başını geriye doğru attı. Gergin dudaklarını yalayarak burnundan nefesini üfledikten sonra tekrar başını eğerek Veyla'ya baktı. "Sana kanıtlayacağım. Anlat, ne gördün anlat! Sana aksini kanıtlayacağım."
Veyla, "Gölge, defol git." dediğinde Gölge bir gök gürlemesi eşliğinde "Anlat!" diye bağırdı. Öfkeli gözler birbirine kenetli bir şekilde hızlı nefes alış verişler ve gök gürlemeleri dışında sessiz kaldıklarında Gölge, "Gidip Ash'i getireceğim." diyerek ellerini çekti. Kapıya döndüğü gibi bu sefer de Veyla adamın karşısına geçip bileklerinden tuttu. "Senden iğreniyorum! Bir de o kadını karşıma getirip arsızca yalan mı söyleteceksin?"
Gölge bileğini kurtarıp işaret parmağını sallayarak Veyla'nın omzuna yakınlaştırırken "O kadın hala idam edilmediyse, bu senin takdirin ve ben Ash'e en son ne zaman dokundum, hatırlamıyorum bile!" derken git gide dişlerini sıkarak konuşmaya başlamıştı. Öfkeden deliriyordu, yapmadığı bir şeyle itham ediliyordu ve kadın gemileri yakacak kadar çıldırmış, Gölge'yi de dinlemiyordu.
Veyla, "Senin için cevaplayayım, buraya gelmeden hemen önce!" diye bağırdı. Gölge "Veyla seni arıyordum!" diye daha yüksek sesle bağırdı. "Ash'i görmedim bile. Sikeyim, sadece seni arıyordum! Gel, kameralardan göstereyim."
Veyla bir an inanacak gibi oldu ama hemen ardından gülüp "Senin şehrinde, senin malikânende, senin kameralarını mı izleteceksin?" diye alay etti.
Gölge çaresiz bir şekilde kadının kollarından tutarak dizlerini kırıp kadının boyuna doğru yalvarır gibi alçalırken "Seni nasıl inandırabilirim?" diye sordu.
"İnandıramazsın, çünkü seni gördüm, diyorum! Niye benden saklamaya çalışıyorsun? Bitti! Bitti, çabalama artık. Yapacağını yaptın zaten, niye hala üstüme geliyorsun?"
Gölge bakışlarını kaçırıp doğruldu. Veyla adamın ellerini ittirdiğinde Gölge daha sesli bir şekilde nefesini üfleyerek ellerini ensesine götürdü. Başını iki yana sallarken "Ben senden bir şey saklamıyorum Veyla. Ben artık seni saklıyorum. Etraftaki her şeyden sakınıyorum." dedikten sonra bir eliyle sertçe kendi göğsüne vurup "İçimde koruyorum seni. Sen niye sakladığım yerden kaçıp gitmeye çalışıyorsun her seferinde?"
Veyla ellerini adamın göğsüne yaslayıp neredeyse yerinde zıplayarak adamı da ittirirken "Ben miyim bunun da suçlusu?" diye bağırdı. "Gidip başkasıyla sevişen sensin! Hem de daha benim tenimde izlerin varken!"
Gölge, kadının kendisini ittirip kakmasına müsaade ederken "Bu yüzden mi?" diye sordu. "Başkasıyla seviştiğimi sandığın için mi Yıldat'a öyle söyledin? Öfkeyle kurduğun cümleler miydi?"
Kadının bileklerinden tutup durdururken "Cevapla!" dedi.
Veyla, "Hayır." dediğinde Gölge dişlerinin arasından "Veyla." diye uyardı ve kadının bileklerini tuttuğu ellerini aralarında, yüzlerinin iki yanında kaldırarak kendisine çekti. Veyla hafifçe omuz silkip "Ona karşı suçlu hissettim." dediğinde adamın çenesinin ne denli kasılıp da gözlerinde ne şimşekler çaktığını izledi. Veyla'nın gözleri sol tarafındaki eline doğru yavaşça döndü ve Gölge'nin taktığı yüzüğe bakarken "Bu yüzük bedenimi sana ait kılsa da ruhum ona sadık. Mağarada kabul mü, diye sormuştun işte cevaplıyorum." dedikten sonra tekrar Gölge'ye baktı ama konuşmaya başlamadan önce es vermesi gerekmişti çünkü adam gözlerinin önünde tüm sevdikleri ölmüş gibi bir yüz ifadesine sahipti. Sanki şehri yıkılmış, altında kalmıştı. Acı içerisindeydi. Veyla 'yalancı' diye düşündü. 'Öyle güzel bir yalandı ki, belki de tekrar olsa tekrar yaşardım.'
"Asla ruhum senin olmayacak. Bedenime de ilk ve son sahip oluşundu."
Gölge inanmak istemeyerek yutkundu. Sesindeki titremeyi sakınmadı. "Bu mu yani? Benden uzaklaşmak için bu yolu mu seçiyorsun Veyla?" diye sordu. Veyla ellerini çekmek istediğinde Gölge müsaade etmeyerek kendisine çekti. Dudakları birbirine değdiğinde Veyla hıçkırarak ağlama isteğiyle başını hafifçe çekti. Gölge, "Yeni kaçış yolun da bu mu? Beni suçlamak?" diye sordu.
Veyla, "Yalancının tekisin." diye fısıldadı.
Gölge'nin omuzları iyice çökerken kadının bileklerini tutan ellerinde güç kalmamıştı. Yavaşça bırakırken ikisinin de kolları bedenlerinin iki yanına düştü. Gölge yalvarır gibi, "Sikeyim, yapma." dedi. Oysaki artık bir şeyler değişiyor sanmıştı. Kadının teninde nefes almış, aşkı ilk defa acı çekerek değil de onu yaşayarak tatmıştı. Onu yakaladığını ve bir daha kaçmasına izin vermeyeceğini düşünmüştü ama kadın usta bir şekilde kaçış yolu buluyordu.
"Bana bir kıvılcım gibi bakıyorsun. Sanki tutuşsam, yansam, seninle küllerimiz uçuşacakmış gibi. Sonra sikeyim, tutuşuyorum! Yanıyorum sana! Küllerimizi sikip atıyorsun, Veyla neden?" diye bağırdı. Veyla ellerini kulaklarına yaslayarak ardına döndü. Gözlerini sımsıkı kapatırken "Sus artık." dedi. Zehirli cümleleri kalbine işliyordu.
Kadını kendisine çevirip ellerini kulaklarından çekerek yüzüne doğru eğildi. Veyla ona bakmamaya çalışırken Gölge gözyaşlarıyla bağırmaya devam etti. Bağıran sesi bir hayli çatallıydı, bazı kelimelerde sesi kısık çıkıyordu. "Hayatımı sikip atmamışsın gibi baktın lan bana! Aksine kurtarabilirmişsin gibi. Canını yakmam değil, seni korumam lazımmış. Senin değil, benim buna ihtiyacım varmış gibi. Son nefesin değil, her nefesin olmalıymışım gibi!"
Kadının çenesinden kavrayıp kaçırmaya çalıştığı yüzünü kendisine çevirdi. "Aç gözlerini!" diye bağırdığında Veyla cesaret kırıntılarıyla gözlerini araladı. Nasıl da yine içi akıyordu... Gözleriyle görmese, Erya gelip 'Gölge'yle Ash sevişmiş' dese şimdi çoktan Gölge'ye inanmıştı ama... Bizzat kendi görmüş, duymuştu. Adam nasıl bir canavardı? Nasıl durmaksızın kalbine saldırıp duruyordu? Bunlar nasıl cümlelerdi, bu nasıl bir merhametsizlikti?
"Sikeyim, ona da tamam! Her nefesin olmaya çalışıyorum, yine siktir ediyorsun beni! Niye lan niye o zaman? Niye zamanında bırakmadın mahvedeyim bizi? Bırakmadın, sarılamadım nefretime, sımsıkı sana sarıldım lan ben! Veyla ben niye nefretime değil sana sarıldım? Sana 'Benimle yanmayacaksan, beni de yakma' dedim. Çünkü ben bir alev alırsam, sen bile söndüremezdin!" dedikten sonra dizlerini kırarak alçaldı ve kadınla alınlarını birleştirerek yanaklarını kavradı. Yine de başparmaklarını kadının gözyaşlarını silerken artık bağıramayarak "Niye yaktın beni?" diye fısıldadı. Ardından asıl derdini dile getirdi. "Madem yaktın, niye yanmıyorsun benimle?"
İkisi de gözlerini sımsıkı kapatmıştı. Veyla başta yanağından ittirmek için tuttuğu Gölge'nin ellerini ne ittirebilmişti, ne de bırakabilmişti ama, dehşetle "Başıma gelmiş en kötü şeysin." diye fısıldadı. Gözyaşları yanaklarından akıp duruyordu, hissediyordu. Şimdi yakın yüzlerinde adamın gözyaşlarıyla birbirine karışıyordu. Kahretsin ki, uzanıp adamın acılarını silmek istiyordu. Karşısındaki adamın az evvel başka bir kadına ismini sayıklattığına inanamıyordu. Şimdi gelmiş burada ağlayıp bağırıp çağırarak Veyla'nın kalbini delip geçen cümleler kuruyordu. Hiç mi değer vermemişti Veyla'ya? Hiç mi acımıyordu? Adam adeta ilanı aşk ediyordu ve Veyla'nın her zerresi her şeyi unutup bu anı yaşamak istiyordu ama biliyordu... Gerçek değildi. Her anları gibi sahteydi ve Veyla bir yalancıya âşık olmuştu. Yalanlarına muhtaç, yalanlarına acizdi.
"Düzenbazın tekisin ve dün geceden öyle çok pişmanım ki..."
Gölge birkaç saniye hazmetmeye çalıştı. Gözlerini yavaşça aralayıp yüzünü de kadını görebileceği kadar çekerken Veyla da ıslak kirpiklerini kırpıştırarak araladı ve Gölge'ye baktı. Gölge sesini temizledikten sonra yutkunmaya çalıştı. Dudaklarının arasından titrek bir nefes alıp boğazındaki ukdenin titrettiği sesiyle "Pişmansın?" diye sordu.
Veyla, "Çok." derken sesi oldukça kısıktı. "Önceden sadece senden nefret ediyordum. Artık senin yüzünden bedenimden de nefret ediyorum."
Gölge, "Sana dokunmama izin verdin." derken çaresizce çıkış yolu arıyordu. Kadının şimdi söylediklerine değil, yaptıklarına tutunmaya çalışıyordu. Yaptıkları da dengesizdi ama...
"Bir anlık bir aptallıktı. Arzuma yenildim."
"Sadece arzu muydu?"
Veyla, "Ne sanmıştın?" diye sordu.
Gölge'nin kaşları anlık bir mimik olarak kalkıp inerken dudağının kenarı seğirdi. Gözleri kadının gözlerinde oldukça yavaşça gezindi. "Ne var biliyor musun kelebek?"
Veyla yutkunduktan sonra ne geleceğini gergin bir şekilde bekledi. Gölge burukça gülümseyip kadının yanağını sevdi. Veyla adamın ellerini ittirmek istedi ama buna güç bulamadı. "Gözlerimin içine bakıp da beni arzuladığını itiraf ediyorsan, artık saklaman gereken daha büyük bir sırrın vardır."
Veyla'nın gözleri donuklaşırken yüzü olabildiğince kasıldı. Birkaç saniye sonra dudakları titrek bir nefesle aralandı ve yanaklarındaki Gölge'nin ellerini ittirdi. Adam son hamlelerini yapıyordu ve lanet olsun ki, haklıydı. Böylesine bir canavara âşıktı ve bunun gayet farkında olan canavar da, kurbanının her zerresini tüketiyordu. Gölge kendisi söylemişti. Her zerreni tüketeceğim, demişti ve tüketiyordu işte.
Veyla, "Çabalamayı bırak Kral. Her şey bitti." diyerek kapıya yönelmek için hareketlendi. Gölge kolundan tutarak kendisine çevirdiğinde Veyla "Bırak!" diye çığlık atarak kolunu çekti. Gölge, "İlk vazgeçeceğin hep ben mi olacağım?" diye sordu.
Veyla isterik bir şekilde gülüp "Yok, ben genelde ilk kendimden vazgeçerim." dedi.
Gölge, "Şu an benden, bizden vazgeçiyorsun!" diye bağırdı. "Şu an siktiğimin öfkesiyle, yanılgısıyla beni kırarak itmeye çalışıyorsun!"
"Gölge, anlamıyor musun?" diyerek yakınlaştı. Adamın yüzüne doğru başını kaldırdı. Gölge de başını eğerken bunca şeye rağmen kadının güzelliğini, bakışlarını içi giderek izledi. "Biz, diye bir şey yok."
Gölge yutkunduğunda Veyla hafifçe omzu silkerek başını iki yanına salladı. Adamın zafer kutlamalarına daha fazla sebep vermeyecekti. "Hiç olmadı. Hiç de olmayacak. Sen kardeşinin sevgilisiyle evlendin."
Gölge, can acısıyla "O da benimle yattı." dediğinde Veyla adamın yüzüne tokadı geçirdi. Gölge'nin başı sağına doğru dönerken yaşlı gözleri zeminde gezindi. Gergin dudakları ardında dilini çiğnerken ölümsüz ömründe, bir ömür yaşlanmış gibiydi yüz ifadesi.
Veyla yüzünü buruşturdu. "Ve bunun pişmanlığını hep taşıyacağım."
Gölge yavaşça başını Veyla'ya çevirdi. Gözleri yavaşça kapanıp açılıyordu, yüz ifadeleri donuklaşmıştı. Fırtına içinde patlıyor, şimşekler gözlerine yansıyordu ama bağırmayı, çağırmayı bırakmıştı.
Gölge, "Son kez söylüyorum." dediğinde Veyla bir şeyden 'son kez' diye bahsedilmesine duyduğu öfkeden de nefret etti. Hala adamın elinden kayıp gitmesinden endişe ediyordu. Bu ne aptallıktı? Adam hiç elinde olmamıştı ki...
"Eğer tüm bu öfken, nefretin, zehirli cümlelerin yanan canının kıvranışlarıysa, sana seni aldatmadığımı kanıtlayacağım." dedi.
Aldatmak... Evet, Veyla böyle hissetmişti. Aldatılmış ve aldanmış... Şimdi Gölge de dile getiriyordu. Aralarında bir şey olduğunu ve başkasına dokunursa 'aldatmak' kabul edileceğini düşünerek. Veyla adamın seçtiği kelimelere bile ayrı ayrı mahvoluyordu. Biraz önce de 'o da benimle yattı' diyebilecek kadar da iğrençti. Kadını ağına çekmiş, âşık ederek teslim olmasını sağlamıştı. Şimdi burada yüzsüz, arsız bir şekilde 'o da benimle yattı' diyebiliyordu.
Veyla, "Zahmet etme." diye alay etti. "Sen Ash'le yatmasaydın da bizden bir bok olmayacaktı."
Gölge az evvel 'son kez' demesine karşın bir şans daha vermek ister gibi kaşlarını kaldırdığında Veyla başını onaylar şekilde salladı. "Ne olursa olsun, hala Yıldat'ı seviyorum ve dün geceden pişmanım."
Gölge'nin yüz ifadesine karşı sırıtıp alayla "Ne oldu? Canın mı yandı?" diye sordu.
Gölge yüzlerini yaklaştırarak eğildi ve gözleri kadının gözlerinde gezinirken yavaşça gülümsedi. "Seni bu andan pişman edeceğim. Kendimi de pişman etmek pahasına seni de edeceğim."
Veyla 'vay be' der gibi dudak bükerek başını salladıktan sonra hafifçe güldü. "Beni zaten yeterince pişman ettin Gölge."
Gölge de 'vay be' der gibi dudak bükerek başını salladıktan sonra acıyla güldü. Dilini dudaklarında gezdirerek bir süre daha kadına baktıktan sonra kapıya doğru hareketlendi. Veyla ardında kalırken çektiği tüm restlere rağmen kalbi korkuyla atıyordu. Adamın ne yapmaktan bahsettiğini bilmiyordu ama dudakları izinsizce aralandı ve "Nereye?" diye bağırdı. Mahvolmuştu, bir kötü şeye daha katlanamazdı. Adama 'yapma' diyecek hali yoktu ama en azından ne yapacağını bilirse en azından bu mahvolmuşlukta bir de ona mahvolmak üzere kendisini hazırlamaya çalışırdı.
"Ash'le gerçekten sevişmeye."
Adam, kadının tepkisine bakmak üzere ardına bile dönmeden çıkıp gitti. Veyla ardında kalırken bir eli kasılan karnına diğeri kusmak üzereymiş gibi hissederek dudaklarına geldi. İrileşmiş gözlerle çoktan kapanmış kapının ardına bakarken hıçkırıkları sıraya girdi. Titreyen bacakları alçalırken yere düşer gibi oturdu ve elleri kulaklarına, oradan da ensesine kayarken bacaklarını kendisine çekti. "Sanki biraz önce sevişmemiş gibi..." diye fısıldarken alnını dizlerine yasladı. Sesini yükseltip "Sanki biraz önce sevişmemiş gibi" diye bağırarak bir elini ensesinden çekti ve sertçe zemine vurdu.
Ash'le 'gerçekten' sevişmeye, demişti. Hala daha sevişmediklerini iddia ediyordu. Niyeti Veyla'nın canını yakmaksa niye gözlerinin içine bakarak 'Evet, seviştik' demiyordu ki? Niye, asıl şimdi sevişecekmiş gibi rest çekip gidiyordu? Veyla'nın zihnini de kalbini de altını üstüne getirmek dışında hiçbir niyeti olmamalıydı.
Kanıtlamaya çalışsa nasıl kanıtlayacaktı ki? Kameraları mı gösterecekti? Görüntülerle oynayabilirdi! Ash'le mi konuşturacaktı? Yalan söyletebilirdi! Gölge için yalan söylerken bile bıyık altı Veyla'ya sırıtırdı, Veyla daha da çıldırırdı. Ne yapacaktı, Gölge'yi değil, Veyla'nın gözlerini yalancı çıkartabilecek ne yapabilirdi? Oydu yalancı olan işte! Sever gibi davranmış, kendisine âşık etmişti. İstediğini aldıktan sonra da döndüğü gibi başka kadınla sevişmişti. Daha bir gün bile geçmeden! Bu kadar mı uçkuruna düşkündü? Mademki Veyla'yı aldatmayacağını iddia ediyordu, şimdi nasıl öfkeyle gidip sevişebilecekti ki? Veyla mümkün değil, Gölge'den başkasıyla yakınlaşamazdı. Gölge Ash'i getirip önünde sevişse dahi Veyla gidip Yıldat'ı öpemezdi bile. Bunun temasa zaafıyla da ilgisi yoktu. Gölge de her ne olursa olsun yapabiliyorsa önceden aldatmadığını da iddia edip durmamalıydı. Şimdi yapan, o zaman da yapabilirdi. Veyla'nın bunu düşünmesine bile gerek yoktu, konu buraya kadar gelmeden önce bizzat gözleriyle görmüştü zaten. Adam kandırmaya çalışmayı bırakmalıydı.
Veyla, koridordan sesler duyduğunda canı yanması pahasına biraz daha şahit olmak isteyerek ayaklandı ve kapıdan çıktı. O sıra koridorda Ash ve Gölge'yi gördü. Gölge kadının bileğinden tutmuş odasına doğru çekiyordu. Odasının kapısından girmeden önce duymuş ya da hissetmiş gibi gözleri Veyla'ya döndü. Birkaç saniye göz göze kaldıktan sonra odaya girdi ve Ash'i de ardından çekti. Kapılar tekrar kapanırken Veyla da güçlükle terasa döndü ve duvarın dibine yığıldığı gibi içli içli ağlamaya başladı.
Gölge odaya doğru ittirdiği Ash'in karşısına geçip "Ne işler çeviriyorsun lan sen yine?" diye sordu.
Ash, gergin bir şekilde "Hiç, hiçbir şey." dediğinde Gölge "Ash!" diye bağırarak kadının üstüne yürüdü. Odanın ışıkları gidip gelirken rüzgâr kapalı camı kırarak odaya dolmuştu. Eliyle kapıyı gösterip "Veyla neden seviştiğimizi düşünüyor?" diye sordu.
Ash yutkunduğunda Gölge "Yemin ediyorum seni şimdi burada infaz ederim." dedi. Veyla, idam edilmemesine karar vermiş olabilirdi ama şu an Ash yeni bir hata yapıyordu ve Gölge'ye de yeni bir karar verebilme hakkı doğuyordu. Bir gök gürlemesi eşliğinde "Cevap ver!" diye bağırdı.
Ash yerinde sıçrayarak "Bir şekil değiştirenle yattım." dedi. Gölge'nin çatılmış kaşları yavaşça kalkarken bir adım geri çekildi. Gözleri zeminde gezinirken "O zaman gerçekten bir şeyler gördü." diye mırıldandı. Ash'i, Gölge'nin şekline bürünmüş büyücüyle sevişirken görmüştü. Bir yanı kadının sırf kaçmak için bahaneler bulduğunu sanmıştı ama kadın gerçekten bir şeyler görmüştü. Bu söylediklerinin ağırlığını değiştirmezdi ama öfkesinden söylemiş de olabilirdi.
Ash, "Ama niyetim Veyla'yı yanıltmak değildi. Orada olduğunu bile bilmiyordum." dediğinde Gölge'nin ilgisi Ash'e döndü. "Ruh hastası mısın lan sen?" diye sordu. "Şekil değiştirenden benim gibi görünmesini mi istedin?" dedikten sonra aklına gelen ihtimalle büyüsü hem etraflarını, hem de Ash'in vücudunu sararken yakınlaştı. Öfkeyle kızarmış yüzünde damarları daha da belirginleşirken "O şekil değiştiren Veyla'nın yanından bile geçtiyse topunuzu yok ederim." dedi.
Ash adamın büyüsü yüzünden acıyla kıvranarak konuştu. "Hayır hayır, odama geldikten sonra şeklini değiştirdi, çıkmadan önce de kendi haline döndü."
Gölge, "Bir daha böyle bir şey yapmayacaksın." diyerek büyüsünü geri çekti. Kadına kapıyı gösterip "Artık baş savaşçım değilsin, malikâneden ayrılacaksın. Valdris yeni mıntıkanı ve görevini söyler. İstiyorsan şehirden gidebilirsin." dedi.
Ash, "Ama Gölge!" diyerek adamın bileğinden tutmaya çalıştığında Gölge kolunu çekerek bir adım gerileyip "Bana temas etme!" diye bağırdı.
Ash de "Benim suçum ne ki? Veyla yanlış anlamış. Gölge seni özlediğim için mi beni cezalandırıyorsun? Biz seninle her gün sevişirdik, ben sana en yakın olan kadındım. Şimdi olanı biteni hazmetmekte zorlandığım için mi suçluyum?" diye sordu.
Gölge ellerini ensesine götürüp ense bitimindeki saçlarını karıştırdı. Hâlihazırda yeterince sinir harbi yaşıyorken bir de Ash'le uğraşmak istemedi ama kadının yeterince idrak edebilmesi gerekiyordu. "Artık tek bir kadın var. O da, Veyla. Ve sen onu rahatsız ediyorsun."
Ash inanamayarak gülüp kapıyı gösterdi. "Az evvel seviştiğimizi düşünsün diye koridorda ses çıkartıp ilgisini çektin, yeterince görsün diye kapıda bekledin. Sen onu rahatsız etmiyor musun?" diye sordu. Gölge "O Veyla'yla bizim aramızda." diyerek sehpadaki calin şişesine yöneldi. Göğsü, öfkeli nefesleri yüzünden hareketliydi. Şişeyi de bardağı da istemsiz bir şekilde sıkarak tutuyordu, patlatmak üzereydi. Döktüğü bir bardağı içtikten sonra yetmeyip bardağı odanın bir köşesine yollayarak kırdı ve daha kırıklar yere düşmeden calin şişesini dudaklarına yaslayarak başını geriye attı.
"Seni yine öfkeden deliye çevirmiş." diyerek Gölge'nin peşinden yaklaştı Ash. "Her gün, ayrı bir kavga oluyor bu malikânede. Geçmişi hiç mi özlemiyorsun? Hep beraber güler eğlenirdik. Derdin yoktu, etrafında sana iyi gelen kişiler olurdu. Bana değer verirdin Gölge!" derken gözleri dolmuştu. "O zamanlar bana değer verir, beni isterdin."
Gölge calin şişesini de odanın köşesine doğru fırlatarak kırdıktan sonra Ash'e döndü. "Ona aşığım!"
Ash, infaz edilmiş gibi hissederken Gölge ellerini iki yanında kaldırıp tekrarladı. "Ona aşığım Ash. Belamı da sikse ona aşığım, çıksa tepeme çiğnese de ona aşığım, şehrimi yıkıp beni de altında bıraksa da ona aşığım."
Ash hazımsızlıkla dudağının kenarını kemirdikten sonra "Yıldat'a söylemeyi düşünüyor musun?" diye sordu. En azından bu konudan onu vurmak istedi ama Gölge "Söyledim zaten." dedi. Ash şaşkınlıkla baktı. Gölge tekrar kapıyı gösterdi. "Söylediğin gibi, sana değer verirdim. Yıllardır arkadaşım, savaşçımdın ama artık sınır aşıyorsun." dedikten sonra yeni hatırlayarak kapıyı gösterdiği eliyle işaret parmağını Ash'e doğru salladı. "O kurduğun sikik cümlenin benim nezdimdeki cezası ölümdü. Veyla sana bir şans daha vermek istedi. Veyla'nın kararına olan saygımı zorlama, her an çıldırıp infazını başlatabilirim."
"Ne hissettiğini biliyorum."
Gölge yüzünü buruşturup elini indirirken "Ash, yıkıl karşımdan." dedi.
"İkimiz de başkasını seven kişilere aşığız. Nasıl ki sen beni reddediyorsun, o da her zaman seni reddedecek. Üzgünüm Gölge. Ben seni değiştiremiyorum, sen de onu değiştiremeyeceksin."
Gölge bağırmak istedi ama yutkunamadı bile. Bu konuda Ash ne kadar haklıydı, hiç bilmiyordu. Veyla neyi, ne kadar öfkesiyle yapmış, söylemişti, şüpheliydi ama Gölge artık aksini Veyla'nın dudaklarından duymak istiyordu. Veyla ise zehir döküp duruyordu. Ash'i görüp yanlış anlamasa bile, adamdan kaçmıştı. Gölge yakaladığında, Veyla nasıl tepki verecekti, artık bilemezlerdi. Belki de Veyla yine bir bahane bulacaktı.
"Sadece bir şey merak ediyorum. Elinde olsa, şu an bu acından kurtulma imkânın olsa onu değil beni sevmeyi tercih eder miydin?"
"Elimde olsa ölmeyi tercih ederdim ama mutlaka yaşayacaksam, onu severek yaşarım." dedikten sonra kapıyı gösterdi. "Kendine bir iyilik yap, bizden uzak dur. Sonsuza dek, seninle ya da başka bir kadınla aramda hiçbir şey geçmeyecek."
Ash yaşlı gözlerle başını onaylar şekilde sallayıp kapıya yöneldi. Gölge'nin kapıyı gösteren kolu güçsüzlükle düşerken başı eğildi ve Ash kapıdan çıkarken yığılır gibi tahtının dibine oturdu. Başını tahtının demirlerine yaslarken ıslak gözleri ileride bir noktaya daldı. Düşündü ve düşündü. Veyla'yı, söylediklerini, tepkilerini, yüz ifadelerini, ses tonunu. Öyle çok düşündü ki, sabahın ilk ışıkları kızarık gözlerine vurduğunda fark etmedi.
**
Veyla etrafına toplanmış orman halkının oluşturduğu çemberin ortasında bir ağaca yaslıyken Erya da uzattığı bacaklarının yanında bağdaş kurmuş bir şekilde oturmuştu. Bir elinden tutmuş, etraflarını saran lunalar gibi üzgün bir şekilde içli içli ağlayan Veyla'ya bakıyordu. Yıldat, Erya'ya haber vermişti ve Erya da kadını malikâneden uzaklaştırmak için ormana getirmişti. Veyla, yol boyu ağladığı gibi geldiklerinden beridir de ağlıyordu. Veyla kadını hiç bu kadar ve kim tarafından görüldüğünü umursamadan ağlarken görmemişti. Yaslandığı ağaç bile Veyla'ya sarılmak ister gibi yapraklarını Veyla'ya doğru indirip meyvelerini sunuyor, oturduğu toprak rahat olması için uğraşıyor, kötü enerjisini almaya çalışıyor, lunalar rahatsız etmeyecek kadar uzakta ama yanında hissettirecek kadar da yakındaydı. Doğa Veyla'ylaydı ama Veyla, Doğa'dan, Zenith'ten, her şeyden kopmak istiyordu.
Erya, "Seviştiniz, değil mi?" dediğinde Veyla'nın hıçkırıkları arttı. Erya da dolu gözlerle uzanıp arkadaşına sarıldı. Veyla, Erya'nın omzuna gömülürken artık gözlerinden yaş değil, kan aksın istiyordu.
"Kendini Yıldat'tan sonra ilk defa birine açtın ve şimdi, mahvolmuş hissediyorsun."
Veyla başını yavaşça çekti. Göz göze geldiklerinde Erya'nın kaşları olabildiğince kalktı. "Yıldat'la öyle bir şey yaşamamış mıydınız?"
Veyla yavaşça başını iki yana salladı. Burnunu çektikten sonra titreyen dudağının kenarını kemirdi. Erya bir süre sessiz kalarak baktı. Belli ki, herkes öyle sansınlar istemişlerdi. "Hep, sana dokunmasına izin verebildiğin için Yıldat'a karşı da bir şeyler hissettiğini düşünürdüm ama..."
Veyla dizlerini kendisine çekip tırnaklarını tenine batırarak dizlerine sararken iç çekti. Erya, "Sen sadece Gölge'ye âşıkmışsın." dedi. Veyla'nın bir anlığına donuklaşan yüzü yeniden buruştu. "Zenith'in en yanlış adamına âşık oldum."
Erya gülümseyip "Neyse ki o da sana âşık." dediğinde Veyla burnunu çekip ağlar gibi sinirle inleyerek malikâne yönünü gösterdi. "Şu an Ash'le sevişiyor! Böyle aşk mı olur?"
Erya iç çekip "Şuraya bakar mısın?" diyerek ileride, ağaçların arasında, ay ışığının yansıyarak gölgeler oluşturduğu bir yeri gösterdi. Veyla üfleyip "Erya..." dediğinde Erya "Hadi, lütfen." dedi. Veyla burnunu çeke çeke Erya'nın gösterdiği yöne baktı.
"Orada ne görüyorsun?"
Veyla gözlerini kısarak "Bir tavşan." dedikten sonra yüzünü buruşturup yeniden üfledi. "Ne önemi var şu an?"
Erya'nın ricasıyla Veyla'nın kelebekleri o yöne doğru uçtu ve ışıklarıyla Veyla'nın tavşan sandığı, aslında Erya'nın büyüsünü yönlendirdiği dal birikintisini gösterdi. Veyla hala dallara bakarken Erya, "Bazen hiçbir şey göründüğü gibi değildir." dedi. Veyla'nın gözleri Erya'ya dönerken "Zenith üzerinde Gölge'yi karıştırabileceğim hiçbir adam yok." dedi. Bundan emindi. Dün gece adamı ilk çıplak görüşü değildi ama ilk ezberleyişiydi. Ayrıca, Ash de adamın adını sayıklamıştı, Gölge'nin sesini de duyup durmuştu zaten.
Erya, "Ama Zenith üzerinde Gölge gibi görünebilecek çok Xalia var." dediğinde Veyla anlayamayarak baktı. Erya, "Şekil değiştirenler, algı değiştirenler, Sanrılar... Gördüğünü yanıltabilecek çok güç var." dedi.
Veyla'nın gözleri düşünerek kısılırken Erya, "Gölge seni aldatmaz." dedi ve gülümseyerek kadının kollarını sıvazladı. "Hadi diyelim ben tanıyamadım kaç yıllık dostumu, Kral'ımı. Valdris de mi tanıyamadı? Ya, kendin söyledin. Yıldat bile ihtimal vermemiş."
Veyla, "Biz neyiz ki, aldatmasın." dediğinde Erya, "Hazır ol." dedi. Veyla "Neye?" diye sorduğunda neşesiyle, rengârenk oluşu ve iyimserliğiyle tanınan Erya sert bir şekilde "Çünkü küfredeceğim artık!" diye sızlandı. "Adam sana âşık, sana söyledikleri normal bir adamın kurabileceği cümleler değil. Kendin anlattın neler konuştuğunuzu! İnan diye yalvarmış resmen."
Veyla omuz silkip "Yalancı çünkü." dediğinde Erya, etrafına bakıp "Bu kadar güçle yarattın da niye hiç akıl da vermedin yüce Doğa!" diye sızlandı. Veyla üfleyip hafifçe Erya'nın omzuna vurduğunda Erya da geri vurdu ve "Kendine gel!" dedi.
"Bak ben kaç yıllık sevgilimle hala evlenemiyorum, adam başkasıyla evlenme diye kalktı evlendi seninle. Kraliçe yaptı seni."
Veyla, "Valdris de aptal çünkü. Erkekler iğrenç varlıklar." dediğinde Erya işaret parmağıyla Veyla'yı göstererek "Sizin ilişkinizin aptalı da sensin, kusura bakma." dedi.
"İğrenç erkeklere ben dâhil değilimdir umarım."
Thal'ın geldiğini yeni fark ettiler. Yanlarında oturup gözlerini aralarında gezdirirken "Neye ağlıyoruz?" diye sorduktan sonra role girecekmiş gibi boynunu iki yana eğip derin bir nefes alıp verdi. "Benim dördüncü mıntıkada en iyi ağlama yarışı galibiyetim var."
Veyla Erya'ya bakarak "Bu siksok yarışları kim düzenliyor?" diye sordu. Nerede saçma yarış varsa Thal'ın derecesi vardı. Erya Thal'ı gösterdiğinde Veyla hiç şaşırmadan gözlerini devirdi. Thal omzuyla yanındaki Veyla'yı dürtüp "Yine Kral, Kelebek olayı mı?" diye sordu. Zaten havanın tekrar bozması olanı biteni özetliyordu. Erya, Doğa'nın dal ve yapraklarıyla oturdukları alanın üstünde şemsiye yaratmıştı ama dışarıdan gelen Thal ıslaktı. Gök gürlüyor, şimşekler çakıp duruyordu.
Veyla, "Nereden anladın?" diye sorduğunda Thal ıslak halini vaktini, sağanak yağışın olduğu etrafı gösterdi. "Hiç, içime doğdu." diye alay ettiğinde Veyla üfledi ve Thal gülerek ona döndü. Kolunu kadının omzuna atarak göğsüne çekti ve "Şaka, şaka." dedi. Veyla da Thal'a sarılarak kendisine çekmesine izin verdi. Erya da başını Thal'ın bacaklarına yaslayarak uzandı ve hep birlikte yağmur sesleri, toprak kokusu eşliğinde ileriye baktılar. Erya elini Veyla'ya doğru geriye uzattığında Veyla da Erya'nın elini tuttu.
Veyla, "O Valdris'e Karam eziyetlerini göstereceğim ve seninle evlenmeye ikna edeceğim." dediğinde Erya gülerek "Kendisi bunu istemeli." dedi. Valdris'in ailesi yüzünden kötü bir çocukluk geçirdiğini biliyordu. Veylaları uyarmak için girdiği Doğa yerinde de zihninin derinlikleri önüne bunları getirmiş olsa gerek, oradan döndüklerinden beridir sessiz, mesafeli, buruktu. Bir keresinde Erya'ya onunla evlenmek istediğini ama bir aile ve çocuk sahibi olmak istemediğini söylemişti. Onun aile yerine koyduğu Gölge'ydi ve evlenip başka bir mıntıkayı yönetirken aile kurarak Gölge'den uzaklaşmak da istemiyordu.
Thal, "Evlilik töreninizde giyeceğim takımım hazır." dediğinde Erya gülümseyerek diğer elini de Thal'a uzattı. Thal, Veyla'ya sarmadığı eliyle Erya'nın elini tuttu. Veyla, "Senin hiç derdin yok mu?" diye sordu.
Thal, "Bazen calinim bitiyor, gidip mahzene almam gerekiyor." dediği gibi Veyla adamın beline sardığı eliyle, Erya ise elini tuttuğu eliyle Thal'ı dürttü. Thal gülüp "Yetersiz hissediyorum." dedi.
Veyla ve Erya'nın kaşları çatılırken başlarını doğrultarak Thal'a baktılar. Thal hafifçe omuz silkti. "Bu şehirde benden çok daha güçlü büyücüler varken işe yaramaz bir baş savaşçı gibi hissediyorum. Sanki görevlerde sizi korumaktan çok sizin tarafınızdan korunuyormuşum gibi." dedikten sonra Veyla'ya baktı. Yamuk bir şekilde sırıtıp "Özellikle de senin. Gözün hep üstümüzde." dedi. Bu çok garipti çünkü şehre ilk geldiği zamanlar her birini öldürmek ister gibiydi, şimdiyse koruyordu.
Erya, "Gölge aptal bir adam değil." dediğinde Veyla gözlerini devirerek onaylamaz sesler çıkardı. Erya, Veyla'ya sabır diler gibi baktıktan sonra Thal'a dönüp "Sana güveniyor ki en yakınında tutuyor. Senelerdir nice göreve çıktık. Kaç kere senin sayende hayatta kaldım. Valdris bile yanımızdan gitmesi gerekse bizi birbirimize emanet ediyor. Yetersiz hissetmek için fazla güçlüsün Thal." diye azarlar gibi konuştu. Veyla, Thal'a Erya'yı gösterip "Bugün biraz agresif." dediğinde Erya "Çünkü saçmalıyorsunuz!" diye sızlandı. Veyla'yı gösterip "Sen, seni çok seven bir adamı seviyorsun." dedikten sonra Thal'ı gösterdi. "Sen, tanıdığım en güvenilir, en güçlü savaşçılardan birisin."
Thal'la Veyla onay almak için birbirine baktığında, ikisi de birbirine onay verdi. İçlerindeki huzursuzluk silinip gitmese de bir an olsun ferahladılar. Thal, "Kral'ı nefret ederken gördüm, severken gördüm, öfkeliyken gördüm, düşmana karşı gördüm, dosta karşı gördüm, keyifliyken gördüm ama ilk defa seninleyken âşık görüyorum." dedi. Veyla'nın içi kıpır kıpır etti. Gölge şu an gerçekten Ash'le sevişiyor muydu, sevişmiyor muydu bilmiyordu ama bunu duymak iyi hissettirmişti. Veyla da, "Ben çocukların resimlerinde canavar olarak çizilirken bile sen pelerinli kahramandın." diye hatırlattı. "Bana çok ilham verdin." dediğinde Thal şaşırarak baktı. Veyla başını onaylar şekilde salladı. Erya'ya da baktı. "Sen de öyle. Gücünüzü, varınızı, yoğunuzu Zenith için, bu şehir için, iyilik için harcıyorsunuz. Bense bu gücümle anca yıkıp döküp öldürdüm."
Thal "Geçmiş zaman eki." dediğinde Veyla kaşlarını kaldırdı. Thal gülümseyip "Öyleydin." dedi. "Artık değilsin."
Veyla da gülümseyip başını onaylar şekilde salladı. Erya, "Hah, şöyle ya!" diyerek ellerini sıktı ve yeniden başını Thal'ın bacağına yasladı. Veyla da yeniden başını adamın göğsüne yasladı. Erya, "Bunlar kötü günler değil, iyi günlerden önceki günler." dedi.
Veyla hafifçe gülüp "Agresif ama yine de iyimser." dediğinde Erya be Thal da güldü. Erya, "Her şeyi halledeceğiz." dedikten sonra yüzü buruşurken iç çekti. "Ama önce ağlayalım." dediğinde Veyla'nın da yüzü buruşmaya başladı. Thal, biri kollarında, diğeri bacağında ağlamaya başlayan kızları görünce "Hiç fena değilsiniz." dedikten sonra sesini temizledi. "Ama şimdi ustayı izleyin."
Veylalar ağlayışlarında gülerken Thal da ağlamaya başladı. Birkaç saniye sonra hepsi hem ağlıyor, hem gülüyorlardı. Erya da adamın bacağından kalkıp diğer kolunun altına girdi. Her şeyi halledeceklerdi ama önce biraz ağlayacaklardı.
**
Başkent mıntıkasının sokaklarında malikânenin olduğu alana doğru ilerliyorlardı. Diğer mıntıkalardaki kutlamaları dolaşmışlar, malikâneye dönmeden de başkent mıntıkası kutlamalarındaki halkı selamlayarak ilerlemişlerdi. Önlerindeki günlerde, başka şehirlerin Kral ve Kraliçeleri gelecek, taç teslim ve tören dansları olacaktı. Halka yansıtmamaya çalıştıkları hüzünleri, bazılarının hevesle salladıkları ellerinin yavaşlamasına, yüzlerinin düşmesine neden oluyordu. Halk, Kral ve Kraliçe'nin hüznünü hissedebiliyordu.
Savaşçılar halkın arkalarından devam edememesi için barikat gibi dizilirken Gölgeler ilerlemeye devam etti. Veyla yüzünde tutmaya çalıştığı gülümsemeden kurtuldu. Vücutlarından gerginlik akarken ve gözleri birbirini aramalarına karşın birbirlerini görmeye dayanamazken tüm gün yan yana durmak zordu. Gezdikleri mıntıkalarda halkın sorunlarını dinlemişler, tebriklerini kabul etmişlerdi. Tüm mıntıkaları zaman itibariyle dolaşamamışlardı, devamına sonra gideceklerdi. Veyla bir an önce kutlamaların bitmesini istiyordu ama daha önlerindeki günler planlarla doluydu. Araları böyleyken birkaç gün sonra bir hayali hatırlayarak dans edecek olmalarına nasıl katlanacaktı, bilmiyordu. Neyse ki dans, hayallerinde aksini yapmış olsalar da temas içermeyen bir danstı ve adamın Ash'e dokunmuş olabilecek ellerini hissetmesine gerek kalmayacaktı.
İleriye bakarak ilerlerken Veyla, "Onunla gerçekten yattın mı?" diye sordu.
Gölge, kadına bakmadan "Evet." dedi. Veyla'nın hızla kızaran gözleri Gölge'ye döndü. Yanan göğsü sıkışmıştı. Gölge ileriye bakarak ilerlerken "Ne oldu? Canın mı yandı?" diye sorduktan sonra Veyla'ya baktı. Kadın da öyle sormuştu, şimdi de Gölge soruyordu.
Veyla cevapsız bırakarak hızlanacağı sırada Gölge kadının kolundan tutup kendisine çevirdi. Halkın görmemesi için malikânenin girişindeki devasa şimşek heykelinin ardına çekti. "Cevap ver."
Veyla, "Defol git." dedi. Adamın Ash'e dokunmuş elini iğrenerek kolundan ittirdi. Gölge kaşlarını kaldırmış cevap bekleyerek başını hafifçe salladığında Veyla küçümseyerek "Kendini ne sanıyorsun benim hayatımda?" diye sordu.
Valdris ses büyüsünü açarak heykelin ardında kalırken diğer savaşçıları da durdurdu. Gölge ve Veyla'nın nerede, nasıl patlayacağı hiç belli olmuyordu. Tüm günü kazasız, belasız geçirmelerine bile hayret etmişti. Kral ve Kelebeğin mutlu günleri, kısa sürmüş gibi görünüyordu. Gölge yüzlerini yakınlaştırıp "Hiçbir şey!" diye bağırdı. "Yerimin farkındayım." diyerek çenesinin ucuyla Veyla'yı gösterdi. "Sen de farkına var, bana hesap sorup durma."
Veyla, git gide parçalanırken "Hesap değil." dedikten sonra alayla gülümsedi. "Ash haklıymış. Karanir kardeşler aynı kadını paylaşmayı seviyor."
Gölge'nin kaşları yavaşça kalkarken dudakları aralandı. Karanlık irileşen gözlerini ele geçirirken Veyla kollarını göğsünde birleştirip 'Bana ne?' der gibi inatla baktı ve hatta tek kaşını kaldırarak meydan okudu.
Gölge, dişlerinin arasından "Git." dediğinde Veyla omuz silkti. Yüzüne damlamaya başlayan yağmur tanelerine bakmak üzere başını gökyüzüne kaldırdı. Şimşekler çakarken Gölge tekrar, "Git, uzaklaş benden." dedi. Veyla gökyüzüne bakarak "Cezalandırıyorsan, beni de cezalandır." dedikten sonra gözlerini Gölge'ye indirdi. Sağanak yağmur başlarken halk, üstü kapalı alanlara, ağaçların dibine doğru ilerlemeye başlamış, uzaklaşmıştı. Gölge ve Veyla birbirlerinin karşısına dikilmiş bir halde git gide ıslanıyordu.
Vücutlarının dört yanına şimşekler indi. Veyla bir an irkilerek Gölge'ye yakınlaşsa da Veyla'nın canı yanmamıştı. Şimşeğin isabet ettiği heykelin parçası üstlerine doğru gelecekken Gölge Veyla'yı diğer tarafa doğru çekti. Veyla yere düşmüş parçaya bakarken Gölge, "Bir süre yüzünü görmek istemiyorum." diyerek elini Veyla'dan çekti. Veyla hızla adama bakıp "Sen mi?" diye hırçın bir şekilde sorduğunda Gölge "Sesini bile duymak istemiyorum!" diye bağırdı. Veyla kırgın bir öfkeyle bakarken Gölge hareketlendi. Kadına zarar veremiyor, öfkesi içinde patlıyordu. Dağı taşı devirmek, saatlerce bağırıp etrafı yumruklamak, tekmelemek istiyordu. Büyüsü, teninin altından ışıldıyor, yürüdükçe uğultulu bir kasırgayı etrafında taşıyordu.
Erya, ona yaklaşırken "Ne dedin de çıldırttın yine adamı?" diye sordu. Veyla'ya kim, ne kadar laf anlatırsa anlatsın kadın yine bildiğini okuyordu.
"Ash'le sevişmiş."
"Ash dün gece alelacele başka mıntıkaya gönderilmiş." dediğinde Veyla'nın gözleri Erya'ya döndü. "Sevişecek vakitlerinin kaldığını sanmıyorum."
Veyla bilemeyerek baktı. Erya ise sabır diler gibi nefes alıp verdi. "Sakinleşmeniz gerekiyor artık. Seni aldattığı falan yok, biraz adamın huyuna, suyuna git."
Veyla ne hissetse öfkeyle tepki vermeye alışık biri olarak elinden başka türlüsü gelmiyordu. Gölge'nin de dediği üzere, cam gibi kırıldıkça kesiyordu. Gölge paramparçaysa, Veyla da kırık doluydu. Kavga, gürültü sesleri gelmeye başladığında Valdris Veyla'ya baktı. Veyla "Gidin, çözün." diye sitem etti. Ne olsa, Kral'a ya da Kraliçe'ye bakıyorlardı. Gidip Veyla'nın çözecek hali yoktu.
Valdris ve savaşçılar hareketlenirken Erya, Valdris'in ardından kırgın bir şekilde bakıyordu. Valdris adeta mesafeli davranıyordu ve Erya onu anlamaya çalışmaktan yorulmuştu. Doğa yerinin onunla uğraşmasına dair konuşmaya çalışmıştı ama Valdris pek sohbetkar değildi.
"Dertlerimle seni de sıkıyorum, üzgünüm."
Erya, Veyla'ya bakıp "Saçmalama." diyerek elinden tuttu ve gülümsedi. "Birimizinki çözülsün artık, yeter ki." dediğinde Veyla da gülümseyerek Erya'ya sarıldı. "Veyla!"
Veyla ve Erya'nın birbirine sarılan kolları hafifçe çekilirken onlara doğru koşan Thal'a baktılar. Malikâne dışında, halkın etrafında Veyla'ya 'Kraliçem' derlerdi ama şimdi telaşlı bir şekilde 'Veyla' demişti. Veyla endişelenirken "Ne oldu?" diye sordu.
Thal yutkunup omzunun ardını gösterdikten sonra üzgün baktı. Veyla "Ne oluyor?" diye sorarak hareketlendi. Thal da Veyla'nın yanından koşarken Erya da arkalarına takılmıştı. Thal, "Gerçekten çok üzgünüm." dediğinde Veyla'nın kırık kalbi kulaklarında atıyordu. Ne olduğunu anlayamamıştı ama daha neyle rastlaşacağını bilmeden bile Gölge'yi yanında istemişti.
Veyla, Thallarla birlikte koşarken başkent mıntıkasının sokaklarına vardı. Yıkık döküklerin arasında kavgaya tutuşmuş iki Xalia'yı birbirinden uzakta tutarak kelepçeledikleri savaşçılarda gezindi gözleri. Valdris Veyla'ya yakınlaşarak ellerini kollarına götürdü. Destek vermek ister gibi sıkı tutarken Thal gibi "Üzgünüm." demek dışında bir şey diyemedi. Veyla adamı önünden soluna doğru çekip korkuyla ilerlemeye başladı ve herkesin gözlerini Veyla ile o nokta arasında gezdirdiği yöne baktı. Yaratık'ı üzerinden henüz çekilmiş bir beton parçasının yanında gözleri kapalı, sırt üstü halde görünce gözleri irileşirken duraksadı. Kasları gevşemiş gibi vücudu yere doğru salınmıştı ve pamuk gibi beyaz tüylerinde kanlar vardı. Aralanan dudaklarından boğuk bir nefes çıkarken titreyen elleri başının iki yanına doğru yükseldi.
"Yaratık?"
Konuştuysa bile sesini kulaklarında duyamadı. Başı zonkluyor, kulakları uğulduyor, bakakaldığı görüntü gözyaşları yüzünden bulanıklaşıyordu. His yoğunluğuyla kendisini salan vücudu yığılmak üzereyken Gölge'nin kolları vücuduna sarılarak tuttu. Bir eli Veyla'nın gözlerinin önüne geldi ve kadın bakmaya devam etmesin diye yüzünü göğsüne çevirirken diğer koluyla sımsıkı sarıldı. Veyla kadar dehşete bulanmış gözleriyle ölmüş kediye ve savaşırken buna sebep olmuş Xalialara baktı. Xalialar hızla başını eğerek yutkunurlarken Veyla tekrar bakmak istedi ama Gölge eğilip kadının saçından öptü. "Bakma güzelim."
Veyla, Gölge'nin bluzunun uçlarından sımsıkı tutunurken acıyla inler gibi "Gölge..." dedi. Gölge sıkkın nefesini burnundan üfledikten sonra tekrar kadını başının üstünden öptü. Gözleriyle Valdrislere emir verdi. Kedinin bedenini taşımak üzere küçük bir sedye getiren savaşçılar ilerlediğinde Veyla hareketlenmeyi duydu ve hızla başını Gölge'nin göğsünden kaldırıp onlara doğru baktı. "Hayır, hayır..." diyerek hareketlendiğinde savaşçılar dururken Veyla'nın da güçsüz ayakları birbirine dolanmıştı. Gölge kadını tutarak onunla birlikte ilerledi ve kedinin yanına vardıklarında önünde diz çöker halde oturdular. Gölge bir koluyla kadını tutup diğeriyle kadının önüne düşmüş saçlarını geriye aldıktan sonra kolunu sıvazlamaya başladı. Veyla hıçkırıklara boğulurken elleri Yaratık'a uzandı ama titreyerek geri çekildi. Vücudu, kedisine doğru eğilip bükülürken hıçkırıklarla sarsılıyordu. Gölge, kadına nasıl iyi geleceğini bilemediği bir çaresizlikle ellerini vücudunda dolaştırırken diyecek bir şey bulamıyordu.
"Yaratık..."
Erya, Thal ve Valdris onların hemen ardında ama Gölge gibi ne yapacaklarını bilemeyerek kalakalmışlarken Veyla sonunda kedisinin normalde yumuşacık ama şimdi kanla ıslanarak yapışmış tüylerine dokunabildiği gibi hıçkırıkları arttı. Mor büyü vücudunda dolaşmaya başladığında Valdris'in gözleri etrafına döndü. Erya'yı da elinden tutarak geri çekerken savaşçıları da uyardı. Gölge kadının yanından ayrılmazken büyüsü canını yakacak olsa da, olmasa da tercihi bu yönde olurdu.
Veyla'nın büyüsü saçlarını uçuşturacak, etrafındaki toz ve taşları hareketlendirecek bir girdap oluşturarak etraflarını çevirmeye başladığında Veyla andan kopmuş gibi Yaratık'ın ismini sayıklayarak ağlıyordu. Gölge, kadını sakinleştirmek isteyerek saçlarını severken, beline sardığı koluyla daha sıkı sarıldı. Kadını kediden kendisine çekemediği için, kendisi kadının sırtına doğru eğilip yaslandı ve öpücüklerini kadının saçlarında gezdirdi.
Veyla, "Gölge, yaratık..." dediğinde Gölge, "Çok üzgünüm güzelim." dedi. Veyla titreyen bir elini, artık incinemeyecek kadar fazla incitilmiş olduğunu bilse de temkinle kedide gezdirirken diğer eliyle adamın bacağına tutundu. Gölge hızla bir elini kadının saçından çekip bacağındaki Veyla'nın elini avucunun içine alarak tuttu. Elleri birbirine kenetlenirken Veyla sarsılarak hafifçe Gölge'ye döndü ve alnını adamın göğsüne yaslarken diğer eli Yaratık'ın karnına yaslandı. Kadının belindeki eli, saçları ile beli arasında okşayarak dolanırken Veyla hıçkırdıkça saçından öpüyordu. Niyeti sadece Veyla'yı iyi etmekti ama büyüsünü kontrol altında tutmaya da yardımı dokunuyordu. Gölge her öptüğünde kontrolsüz bir şekilde patlayacakmış gibi yükselen büyü çemberinin dalgaları alçalıyordu.
Veyla'nın ağlayışları iç çekişlere döndükten sonra gözlerini araladı. Yavaşça başını Gölge'nin göğsünden çekti. Gölge'nin gözleri Veyla'dayken Veyla kalkmak istediğinde Gölge de kalkarak yardımcı oldu. Veyla ardına döndü ve kelepçeli Xalialara baktı. Xalialar korkuyla titriyorlardı. Veyla elini kaldırdığında büyü vücudundan atılırken Xalialar, savaşçıların elinden kayıp Veyla'nın önüne doğru çekilmeye başladılar. Acı çeken vücutları kasılırken başları ve ayakları vücutlarından geriye doğru düşerek havada Veyla'ya sürüklendiler. Onlar yaklaştıkça Veyla'nın vücudu da yavaşça havalanıyordu. Gölge ellerini Veyla'dan çekerken kadının vücudunun havada yükselmesini hayretle izledi. Taklitçiyle karşılaştıkları gün bunu henüz yapamıyor, hatta yapabildiğini bile taklitçiden öğrenmişti ama şimdi, yapabilmişti işte.
Veyla'nın büyüsünün yarattığı büyü girdapı vücutlarının etrafını sararken Gölge haricinde kalanlar gittikçe geri çekiliyordu. Gölge de olanı biteni yakından izleyebilen tek kişiydi. Veyla'nın büyüsünün Xaliaların tenini kum gibi küçücük parçalara dağıtarak yok etmeye başladığını görebiliyordu ama kendisinin burnu bile kanamıyordu. Gölge ile birlikte, Yaratık'ın bedeni de zarar görmüyordu. Veyla'nın büyüsünün ışıltısı kediye de ulaşmıştı ama kedinin tüyleri bile hareketlenmiyordu.
Veyla'nın sesi bedeninden değil de gökyüzünden gelirmiş gibi herkesin kulaklarında yankılanırken "Onu öldürdünüz." dedi.
Xalialar can çekişirken acıyla bile inleyemiyorlardı. Gözleri irileşmiş, kıvranıyorlardı. Gölge, Valdris'e binaları gösterdi. Valdris ve Azrit savaşçılar hızla etraftaki binaları tahliye etmek için hareketlendi. Veyla ortalığı yakıp yıkacak gibiydi ve Gölge ancak kadını sakinleştirmeye çalışabilirdi, ona karşı hiçbir güç kullanamazdı.
Azrit Xaliaların ayakları ve kolları tozlar halinde havaya karışarak kaybolduğunda izleyen herkes, büyü kendisine yakınlaşmadan bile önce yeterince uzaklaşacak kadar ürkmüşlerdi. Camdan izleyen bir çocuğun çığlığı Veyla'nın kulaklarına ulaştığında mor gözleri o yöne doğru döndü. Çocukla göz göze geldiler. Yakınlardaki bir binanın üçüncü katından izliyordu. Bulunduğu bina da tahliye edilmek üzereydi. Ellerini başının iki yanına yaslamış korkarak onları izliyordu. Veyla'nın kaşları yavaşça gevşedi. Öfkenin dondurduğu gözlerinden bir damla yaş daha aktı. Vücudu yavaşça alçalırken büyüsü vücuduna geri dönmeye başladı. Azrit Xaliaların vücutları yavaşça doğrulurken bedenleri iyileşerek tamamlanıyordu. Veyla'nın izlediği çocuk ellerini başının iki yanından çekerken gözlerini kırpıştırdı. Azritler iyileştiği için korkusu hafiflerken bir an, bunun bir büyü gösterisi olduğunu düşünmeye başladı. Masum gözlerini kırpıştırarak izlerken Veyla çocuğu sakinleştirmek ister gibi gülümsemeye çalıştı. Çocuk korkusundan iyice kurtulurken o da Veyla'ya gülümsedi.
Gölge de çocuğa bakarak Veyla'ya yakınlaştı. Savaşçılar çocuğu camın ardından çekerken Veyla Gölge'nin koluna tutunur gibi oldu ama güçsüz elleri kayıp giderken gözleri karardı ve bedeni yere yığılmaya başladı. Gölge Veyla'nın devrilen vücudunun düşmesine izin vermeden tutarak kucağına aldıktan sonra savaşçılarına kediyi ve suçlu Xaliaları göstererek ilerlemeye başladı. Savaşçılar, Veyla'nın büyüsünün kelepçeleri kopardığı Xaliaları yeniden kelepçeleyip mahzene götürmek üzere sürüklemeye başladılar. Birkaçı da Veyla kendisine geldiğinde Doğa suyuna bırakılmak üzere kediyi sedyeye alarak malikâneye taşıdılar. Valdris, tahribatla ilgilenmek üzere kaldı. Thal ve Erya ise endişeli bir şekilde Veylaların peşinden ilerledi.
Gölge, kucağında, başı göğsüne yaslanmış, elleri karnının üstünden parmak uçlarıyla Gölge'nin bluzuna tutunur gibi duran Veyla'yı izleyerek ilerliyordu. "İyi olacaksın." dedikten sonra eğilip alnından öptü.
"Seni iyi edeceğim sevgilim."
**
Veyla, yaslandığı Gölge'nin koltuğunun sırtından, okyanusu izlerken Gölge Eryalara başıyla kapıyı gösterdi. Eryalar Veyla'ya "Buralardayız." diyerek kapıya yöneldiler. Veyla'nın onları duyduğunu düşünmüyorlardı, nitekim Veyla da duymuyordu ama yine de söyleme ihtiyacı hissetmişlerdi. Kapı kapanırken Gölge de elleri ceplerindeyken Veyla'nın yanından, koltuğun ardına yaslandı. Veyla'nın gözleri okyanustayken Gölge Veyla'yı izliyordu. "Biraz konuşalım mı?"
Veyla, Eryaları duymasa da Gölge'yi duydu. İleriye bakarken "Sesimi duymak istemediğini sanıyordum." dedi. Gölge iç çekti. "Öyle olmadığını da, neden öyle söylediğimi de biliyorsun."
Veyla, "Canımı yakmak için." dediğinde Gölge "Canım yandığı için." diye düzeltti. Veyla dudağının kenarını kemirirken sessiz kaldı. Öfkeli bir cevap vermeyecek kadar güzel bir cevap almıştı. "Onunla sevişmediğimi de biliyorsun."
Veyla'nın ileriye bakan gözleri hareketlenirken kaşları anlık bir mimik olarak kalkıp indi. Adama güvenip güvenmediğinden emin değildi ama en azından artık 'Evet, seviştim' demiyordu. İçi kan ağlıyordu ama kalbinden bir yük eksilmiş gibi hissetti. Bir hayli ağır bir yük... 'Bana ne?' der gibi hafifçe omuz silktiğinde Gölge, "Ben de umurunda olduğunu biliyorum." dedi. Veyla tekrar sessiz kaldı. Adamın varlığına ihtiyacı vardı, onunla tartışmak istemiyordu. Gölge orada olmasa belki de bayılacak kadar koy vermezdi. Gözlerini Gölge'nin yatağında, başında onu endişeyle izleyen Gölge'yle karşılayarak aralamak da iyi gelmişti. Bir süre boyunca yeterince iyi olamayacağı şüphesizdi, mahvolmuş gibi hissediyordu ama bu mahvolmuşlukta Gölge'yle olmak yüklerini azaltıyordu.
Yavaşça Veyla'nın elini tuttuğunda Veyla başını hafifçe ona doğru çevirirken parmaklarında gezinen Gölge'nin parmaklarına baktı. Okşar gibi seviyordu elini. Dudağı sağ kenarına doğru kıvrılıp düzelirken "Düşecekmiş gibi hissediyorum." dedi.
"Tutarım."
Veyla başını kaldırıp hemen solundaki Gölge'ye baktı. Gözleri hızla kızardı. Gölge yaslandığı koltuğun ardından doğrulup diğer eliyle kadının belinden tutarak kendisine çevirdi. Veyla'nın alnı adamın göğsüne yaslanırken Gölge de kolunu Veyla'nın beline sardı. Veyla, Gölge'nin elini tutmadığı eliyle adamın koluna tutunurken gözlerini sımsıkı kapattı.
Gölge'nin dudaklarının kadının başının üstünde, saçlarında gezindiği, sakinleştiren öpücükler bıraktığı dakikaların ardından, "Sana bir şey göstermek istiyorum." dedi.
Veyla yutkunarak başını doğrulttu ve yaşlı gözlerle Gölge'ye baktı. Gölge başıyla bir duvarı gösterdikten sonra kenetli elleriyle nazikçe Veyla'yı çekerek hareketlendi. Veyla ağlamaktan yorulmuş gözleri Gölge'nin sırtında gezinerek ardından ilerlerken merak etmişti. Bir duvarın yanında durduklarında Veyla ne göstermek istediğini anlayamayarak etrafına baktı. Gölge ceketinin iç cebinden bir hologram diski çıkardı. Veyla'nın gözleri de hologram diskine dönerken Gölge yavaşça oturmaya başlarken Veyla'yı da çekti. Duvarın dibinde oturduklarında Gölge hologram diskini de yere koydu ve tuşuna bastı. Mavi ışıklar duvara doğru yansırken yavaşça görüntü oluştu.
Veyla'nın kaşları yavaşça kalkıp da titreyen dudakları aralanırken gözleri hızla doldu. Boşta olan elini duvara doğru uzattı ve dudakları burukça kıvrılırken ışıkları bozmamak için biraz uzakta, havada tuttuğu elini görüntüyü sever gibi gezdirdi. Veyla, yatakta yatan annesi, kardeşi ve artık Yaratık... Karam'da, şifonyerinin ardındaki resme Yaratık da eklenmiş, şimdi istediği her duvara yansıtabilmek üzere yanında taşıyabileceği bir hologram diskinden yükseliyordu. Gölge kadının tepkisini izlerken ona iyi gelip gelmeyeceğinden emin olamadığı için endişeli hissediyordu. Kadını yeni bir hüzne sürüklemek istemiyordu.
"Orada, kardeşinin, annenin resimlerine bakarken özlem giderir gibiydin. Ben de düşündüm ki belki..."
Veyla bir anda üstüne atlayıp ona sarıldığında konuşmaya devam edemedi. Kadın, adamın kucağına çıkmış, kollarını sımsıkı boynuna sarmıştı. Gölge'nin sırtı duvara yaslanırken kadının boynuna gömüldü ve soluyarak öperken o da kadına sımsıkı sarıldı. Birkaç saniye sonra kadının gözyaşlarını boynunda hissettiği gibi hıçkırıklarını da duymaya başladığında Gölge'nin sarılışın etkisiyle kapanmış gözleri telaşla aralandı. Elleri kadının beli ile sırtı arasında okşayarak gezinirken başını Veyla'ya doğru çevirdi. "Seni üzmek istememiştim." dedikten sonra "Veyla..." diye iç çekti ve kadının omzundan öpüp hafifçe boynundan uzaklaştırmaya çalıştı. "Yad edebilmen iyi gelir, diye düşünmüştüm. Orada da konuştuğumuz gibi, özür dilerim..." dedikten sonra bir elini boynuna götürüp kadının ellerinden birini aldı ve dudaklarına götürüp öptü. Veyla'nın sıkı sarılışı Gölge'nin 'özür dilerim' deyişiyle gevşerken gözleri aralandı. Gölge de bu sayede kadının yanaklarından tutarak hafifçe yüzünü uzaklaştırdı ve endişeli gözleri, mor gözlerde gezinirken "Seni üzdüm mü?" diye sordu.
Veyla, "Özür dilemezdin." dediğinde Gölge "Dilemezdim." dedikten hemen sonra kadını yavaşça öptü. İkisinin de gözleri öpüşe teslim olarak kapandı. Kadın bir daha ona dokunamayacağını iddia etmiş, hatta ant içmişti ama şimdi Gölge'nin naif öpüşüne karşılık veriyordu. Dudakları hafifçe ayrılınca Gölge, kadının sağ yanağındaki yaşlara yapışarak ıslanmış saçlarını kulağının arkasına sıkıştırdıktan sonra yanağına yerleştirdiği elinde başparmağı severek kadının tenini okşadı. Kadının gözlerine bakarak tekrar "Özür dilerim." dedi. "Seni üzeceğini bilsem, yapmazdım."
Veyla yavaşça gülümsedi. Elleri adamın omuzlarındayken parmakları minik kıpırtılar içerisindeydi. Adamın endişeli bakışlarına karşı "Üzülmedim." dedi ve bir eli yanağına yükseldi. Adamın tenini severken tekrar "Üzülmedim şapşal." dedi. Bir an ikisi de dejavu olmuş gibi hissetmişlerdi.
Gölge garip hissederek hafifçe kaşlarını kaldırdı ve sessiz bir şekilde güldü. Veyla da hafifçe güldü. "Aksine çok sevdim. Teşekkür ederim."
Gölge'nin kaşları iyice kalkarken gülüşü yamuk bir sırıtışa dönüştü ve "Sen de teşekkür etmezdin." dedi. Veyla da başını onaylar şekilde salladı. "Etmezdim." dedikten sonra hafifçe omuz silkip tekrar "Teşekkür ederim." dedi. Kollarını yeniden adamın boynuna doğru dolayıp yanağını göğsüne yaslayarak sarıldı. Gölge'nin bir eli kadının yanağındayken, diğer kolu beline dolandı. Bacaklarını da hafifçe dizlerinden kırarak kendisine çekti kadını tamamıyla kucağına yerleştirdi. Dudakları kadının saçlarında gezinirken "Sevdin mi o zaman?" diye sordu.
Veyla'nın gözleri duvarda gezinirken gülümsedi. "Sevdim." dedikten sonra başı adamın boynuna doğru hafifçe yükseldi. Gözleri kapanır, adamın tenini solurken "Çok sevdim." diye fısıldadı. Hologramı da sevmişti ama asıl sevdiği Gölge'ydi. Öyle çok seviyordu ki, ona sahip olamama ya da kaybetme korkusu Veyla'yı karamsarlığa, öfkeye ve hataya sürüklüyordu.
Veyla, "Sen?" diye sordu. Gölge "Sevdim." dedikten sonra kadının saçlarını öptü ve daha sıkı sarıldı. "Çok sevdim."
**
"Efendim, Kraliçe ge..."
"Açın."
Savaşçılar Veyla'ya kapıyı açarken Veyla çekingen bir şekilde Gölge'nin odasına girdi. Eli, diğer kolunda gezinirken Gölge tahtından kalkıyordu. Gölge başıyla önündeki savaşçılara ve Valdris'e kapıyı gösterdi. Onlar hareketlenirken Veyla da Gölge'ye doğru yaklaşıyordu. Yan yana geçerlerken Valdris Veyla'ya "İyi misin?" diye sordu.
Veyla hafifçe omuz silkerken dudağını sağ kenarına doğru kıvırıp düzeltti. Ne kadar iyi olabilecekse artık... Yarın Yaratık'ı Doğa suyu mezarlığına teslim edeceklerdi. Bugün de edebilirlerdi ama Veyla veda edememişti. Gölge çok bekletilemeyeceği konusunda Veyla'yı uyarmıştı, Veyla da sadece bir gün rica etmişti. Valdris'e "Git Erya'yla aranı düzelt." diye cevap verdi.
Valdris iç çektiğinde Veyla cesaret verir gibi gözlerini yavaşça kapatıp açtı. Valdris gülümseyerek Veyla'nın kolunu sıvazladıktan sonra kapıya yöneldi. Kapı kapanırken Gölge ile Veyla da karşı karşıya gelmişti. Veyla dudaklarını araladı, kesik bir nefes aldı, tüm cesaretini Valdris'e vermiş olmalı ki omuzları çökerken dudakları geri kapandı.
Gölge yavaşça kaşlarını kaldırdı ve merakla bekledi. Kadın bir şey söyleyecekmiş ama çekiniyormuş gibiydi. Veyla yüzünü buruşturup nefesini üfledi. "Çok saçmaydı, boş ver." diyerek ardına dönüp gitmek üzereyken Gölge kadının elinden tutarak durdurdu ve yavaşça karşısına geçti. Veyla dudağının kenarını kemirirken Gölge gülümseyerek diğer elini de tuttu ve güven veren bir ses tonuyla "Söyle." dedi.
Veyla derin bir nefes alıp verdikten sonra gözlerini odada gezdirmeye başladı. "Bu gece burada uyusam?"
Gölge'nin kaşları olabildiğince kalkarken gözleri irileşti ve dudakları aralanıp kapandı. Kaşları hafifçe çatıldıktan sonra tekrar kalktı ve şaşkın bir şekilde gülüp "Doğru mu duydum?" diye sordu. Veyla'nın utanmış gözleri Gölge'ye dönerken "Saçma bir fikirdi işte." diyerek ellerini çekmek istedi. Gölge müsaade etmedi, parmaklarını kenetledi ve Veyla'ya daha da yaklaştı.
"Burada mı, benimle mi?"
Veyla stresi yüzünden hafifçe omuzlarını iki yana çevirirken "Cevabı değiştirecek mi?" diye sordu. Gölge gülümseyen dudaklarını yaladıktan sonra "Sadece seninle yatakta uyuyabilecek miyim yoksa koltukta mı uyumam gerekecek, diye soruyorum." dediği gibi Veyla da yavaşça gülümsedi.
"Seni yatağından etmek istemem..."
Gölge hafifçe gülüp "Bunu dert edinme." dedi. Veyla, "Koltuk rahat değildir." dediğinde Gölge "Rahat aslında." dediği gibi Veyla sinirle "Seninle Gölge!" diye cevapladı ve Gölge kahkaha attı. İstediği cevabı alabilmenin getirdiği keyifle yüzlerini yakınlaştırdı ve mest olmuş bir şekilde "Memnuniyetle güzelim." dedi. Zaten Veyla gelmese, adam onun yanına gidecekti ama Veyla'nın kalkıp gelmesine bir hayli şaşırmıştı.
Veyla huysuz bir şekilde "İyi, gel." diyerek eliyle Gölge'yi merdivenlere çekiştirecekken bir de baktı ki Gölge'nin kucağındaydı. Elleri adamın omuzlarına yaslanırken yüzü gevşedi. Adam burunlarını yavaşça birbirine sürterken "Benimle uyuyana böyle ek hizmetlerim de oluyor." diyerek merdivenlere yöneldi. Veyla yavaşça adamın omuzlarını cimcikleyip uyarır gibi baktığında Gölge de kadının istediği cevabı, uğraştırmadan verdi. "Sadece seninle uyuyorum."
Veyla, 'Ha, şöyle' der gibi gülümsedi. Adamın kucağında salıncaktaymış gibi bacaklarını ileri geri sallamaya başladı. Morali bozukken tek başına değil de birileriyle üstesinden gelmeye hala alışmış değildi ama minnettardı. Veylalar yatak odasına çıktıkça odanın ışıkları kapanmaya başladı. En sonunda üst kata vardıklarında sadece loş bir kırmızı ışık vardı ve ikisinin de aklına belirli anılar getirmişti. Gölge yavaşça kadını yatağa bıraktı. Veyla'nın kolları Gölge'den çekilirken ve Gölge de yataktan doğrulurken ikisi de olabildiğince oyalanarak birbirine bakmıştı. Veyla oturur pozisyon alırken terliklerini ayaklarıyla ittirerek yataktan aşağı attı. Gölge de o sıra ensesinden tutarak çektiği tshürtünü çıkartıyordu. Veyla, kırmızı ışıkların altında adamın güzel tenine bakarken Gölge'nin tshirtü bir köşeye atmış elleri pantolonunun fermuarına doğru gitti. O sıra kadını izliyordu. Veyla'nın gözleri hafifçe irileşerek Gölge'ye yükseldiğinde Gölge gülüp "İç çamaşırıyla uyuyorum." diye açıkladı. Veyla, Karam'da da adamın öyle uyuduğunu hatırladı. Yavaşça başını onaylar şekilde sallayıp yutkunarak bakışlarını kaçırdı. Önceden sadece arzuyla tetiklenirlerdi, şimdi alevi tutuşturacak anılara sahiplerdi.
Gölge pantolonuyla birlikte ayakkabısını ve çorabını da çıkardıktan sonra yatağın örtüsünü hafifçe çekiştirerek yatağa eğildi. Veyla ellerini yatağa yaslayıp kalçasıyla ve bacaklarını yatakta kaydırarak Gölge'nin tarafında yer açtı. Gölge bir yandan yatak örtüsünü çekti ve açtığı çarşafa önce bir dizini yaslayarak yatağa çıktı. Ardından Veyla gibi oturur pozisyon aldı, o sıra kadın yavaşça çarşafın altına giriyordu. Gece takımının saten sabahlığını iplerinden çözerek çıkartırken Gölge'nin gözleri kadındaydı. Veyla da güzel gözlerle izlendiğinin farkındaydı. Saten sabahlığı koltuğa doğru attı. Gözleri Gölge'ye döndüğünde Gölge gözlerini kadının teninden alıp önüne döndü. İkisi de bir an ne yapacaklarını bilemeyip sırtlarını yatak başlığına yasladı ve ileriyi, avluya bakan yarım duvarı izlediler.
Veyla'nın gözleri yatakta gezinirken Gölge düşüncelerini okumuş gibi "Kimseyle bu yatakta bir şey yaşamadım." diye açıkladı. Veyla duyduğuyla rahatlayarak yavaşça yatağa doğru kaydı ve başını yastığa yasladı. Gölge de kadın gibi uzandı. Kadın tavanı izlerken Gölge yavaşça Veyla'ya döndü ve kolunu kadının başının üstünden uzattı. Veyla titrek bir nefes aldığında Gölge'nin diğer eli de kadının belinin diğer yanına uzandı ve kadını kendisine çekti. Veyla bunu beklermiş gibi Gölge'ye dönerek ellerini göğsüne yasladı ve adama sığındı. Gölge kolunu, hareketlendirdiğinde Veyla bir anlığına başını kaldırdı ve Veyla'nın boynunun altından geçirdiği kolunda eli kadının sırtını sarıp omzunu tuttu. Diğer kolu da beline sarılıydı.
Veyla "Onu koruyamamış gibi hissediyorum." diye mırıldandı. Adamın kollarında olmak bile uykusunu getirmişti. Kendi odasında uyuyamamış, her gözlerini kapattığında Yaratık'ın o halini anımsamıştı. Bir yandan da, normalde geceleri Yaratık ile beraber uyurdu ve şimdi kendisini çok yalnız hissetmişti. Gölge'nin yanı ise... Burası huzurlu, burası güvenliydi. Burada kâbuslara yer yok gibiydi.
Gölge, kadının sırtındaki eliyle saçlarını sevmeye başlarken eğilip alnından öptükten sonra çenesini başına yaslayarak kafasını da yeniden yastığa koydu. Veyla, adamın temaslarıyla uyuşurken zihninde dönüp dolaşanları döküyordu. "Sevdiğim hiçbir şeyi koruyamıyorum ben." derken sesi titremiş, yüzü buruşmuştu. "Ölsem daha iyi."
Gölge'nin gözleri hızla kadının saçlarına doğru alçaldı. Belindeki elini kadının yanağına getirip başını göğsünden hafifçe uzaklaştırdı. Göz göze geldiler. "Sevdiklerini kaybetmekten korktuğun kadar, onların seni kaybetmesinden de kork. Emin ol, bu ikisi aynı şey."
Veyla buna benzer bir cümleyi seksenden de duymuştu. Seksene 'Seni kaybetmekten korkuyorum' dediğinde seksen de 'Benim seni kaybetmemden de kork. Emin ol, bu ikisi aynı şey' demişti. Zaten sekseni, Gölge'ye defalarca kez daha benzetmişti. Sanki sekseni kaybetmiş, Doğa da Veyla'nın tüm kayıplarının karşılığını verir gibi Gölge'yi karşısına çıkarmıştı.
Veyla düşünerek Gölge'yi izlerken Gölge kadının yanağını sevip "Seni kaybetmekten korkanlar için, ölsen nasıl daha iyi olur?" diye sordu. Ölsen, derken kelimeden bile nefret etmiş gibi kaşları çatılmış, yüzü kasılmıştı. Yüzünü buruşturarak "Ölsen daha iyi falan değil. Hatta ölsen sik gibi." dediğinde bir an Veyla adamı teselli etmesi gerekiyormuş gibi hissetti. Veyla kaşlarını kaldırdığında Gölge derin bir nefes alıp vererek sakinleşti. Veyla, "Ama Yaratık'ı koruyamadım." derken sesi olabildiğince titremiş, parmakları ağlamamak için dikkatini dağıtmak ister gibi adamın teninde gezinmişti.
Zamanında Veyla'nın Gölge'ye kurduğu bir cümleyle cevap verdi. "Aynı anda, her yerde olamazsın."
Veyla iç çektiğinde Gölge, "Ve yaşadığı süre zarfında ona güzel bir hayat vermek için elinden geleni yaptın." dedi. "Bazen yıldızlar kayar ve bizim gücümüz onları tutmaya yetmez. İzlemek dışında elimizden bir şey gelmez ama her gökyüzüne baktığımızda, yad ederiz ve belki de ihtiyaçları olan tek şey budur."
Veyla, yutkunduktan sonra fısıldayarak "Sen kimsin ve en sevdiğim düşmanıma ne yaptın?" diye sordu. Burada onun kollarına sığındığı yetmezmiş gibi adamın gayretli cümleler kurarak onu iyi etmeye çalışmasına inanamıyordu.
Gölge de "Asıl sen kimsin?" diye sorduktan sonra iç çekti ve eli nazikçe kadının yanağını, şakağını, saçlarını sevmeye başladı. Kadının güzel yüzünde gezinen gözleri yeniden ona aşkla bakan mor gözleri buldu ve gülümsedi.
"Ve bana ne yaptın?"
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!