52/66 · %77

🔮 52 ⚡ Şan Olsun Sana

64 dk okuma12.646 kelime28 Kasım 2025

4. KISIM  KRAL VE KRALİÇE

🔮 52 ⚡ ŞAN OLSUN SANA

**

"Kraliçe'miz kararı vermiş gibi görünüyor."

Veyla, parmaklıklara doğru yaklaşırken ardında kalan ışıkların gölgesi önüne vuruyordu. Birkaç saniye sonra Ash de parmaklıklara yaklaştı ve vücudu loş ışığa kavuştu. Parmaklıkların gölgesi vücuduna yansırken kaşlarını kaldırdı. "Öyle mi?"

Veyla, Ash'in haline baktı. Günlerini burada geçirmesi sebebiyle hala aynı kıyafetlerleydi ve imkânları yüksek bir mahzene alınmamıştı. Yattığı yerin kiri tozu, siyah dar pantolonuna ve üstündeki siyah, omuzları açık bluzuna bulaşmıştı. Boynundan sarkan kolyeler birbirine karışmıştı. Kirlenmiş saçlarını omuzlarından geriye atmak dışında bir toparlama çabasına girişmedi.

"Günlerdir..." derken gözleri yeniden Ash'in sarı gözlerine yükseldi. Öfkeyi görebiliyordu ama belli ki henüz diline yansıtmayı tercih etmiyordu. Yaptıklarının neticelerine katlanmaktan çekinmesi de bu sonucu doğurmuş olabilirdi ama söz konusu Ash olunca, her an Veyla'nın kulakları yeni hakaret ve alaylar duymaya başlayabilirdi. Ash'in korktuğu şey ölmek değil, Gölge'yi kaybetmek gibiydi.

"... Erya ve Thal senin için bana neredeyse yalvarıyor."

Ash'ın kaşları anlık bir mimik olarak kalkıp inse de dudaklarında küçümseyici bir gülümseme belirdi ve 'umurumda bile değil' der gibi baktı.

Veyla, "Seni seviyorlar." dediğinde Ash umursamaz bakışlarını sürdürmekte zorlanmış olsa gerek bakışlarını kaçırdıktan ancak birkaç saniye sonra alaylı bir 'hah' sesi çıkarttı. Gözleri sağında kalan, gölgelerin dans ettiği duvarda gezinirken "Ve?" diye sordu.

Veyla kollarını göğsünde birleştirdikten sonra hafifçe omuz silkti. "Buraya ilk geldiğimden beri benim sevilmeyeceğimi, arkadaşlık kuramayacağımı söyleyip duruyorsun ama bu arada sen bunlardan mahrum kalmaya başladın."

Ash, "Ölecek birinin endişe etmesi gereken detaylar değil." derken yeniden Veyla'ya bakmıştı. "Beni öldürteceksin, öyle değil mi? Eline böyle bir güç geçmişken, aksi düşünülemez."

"Ash, bu güç benim elimde hep vardı."

Ash itiraz edecek gibi oldu ama vazgeçti. Bir yanı kadına hak veriyordu. Bu şehirde Veyla ne yapsa yanına kar kalıyordu. Gölge belli ki kadına âşık olmuştu ve bu şartlar altında olmasa bile Veyla, Ash'i öldürse bedelini canıyla ödemezdi. Gölge bir şekilde yine sineye çekerdi.

"Ben bir şeyi yapmak istediğimde yaparım. Genelde de sonuçlarına katlanmam."

En azından, bir zamanlar öyleydi. Şimdi, Gölge'ye dair ne çok dilediği vardı, sonuçlarını düşünmeden harekete geçemiyordu ama yine, sonuçlarını kendi için düşünmüyordu. Gölge için, düşünüyordu.

Ash, bu haksızlığa karşı dudaklarını öfkeyle birleştirirken yutkundu. Çenesi kasılmış, bakışları bulunduğu mahzenden daha karanlık hale gelmişti. Veyla, "Ona âşıksın." dediğinde Ash'in göğsü yıllardır peşini bırakmayan bir hisle yandı. Veyla da burukça gülümseyip "Üstelik, artık seni anlayabiliyorum." dediğinde Ash iç çekti. Gölge'nin kadına âşık olması yetmiyordu, bir de...

"Sen de ona âşıksın." dediğinde Veyla yavaşça başını onaylar şekilde salladı. Bunu ne zaman, Gölge'ye karşı bile değil herhangi birine ya da kendisine karşı sesli dile getirebilirdi, bilmiyordu ama söylendiğinde aksini iddia edecek de değildi. Artık buna dair bir gücü kalmamıştı.

Ash, "Ama bakışların bulutlu." derken işaret parmağıyla Veyla'nın yüzü hizasında daireler çizerek kadının yüz ifadelerini gösterdi. "Nasıl, ne zaman bilmiyorum ama bu aşkı kaybedeceğini bilir gibi bakıyorsun."

Veyla boğazına düğümlenenler eşliğinde sessiz kaldığında Ash hafifçe omuz silkti. "Belki ona ihanet edeceksin, belki başka bir şey ama..." dedikten sonra an itibariyle fark etti. Gözleri kısılırken "Sen karşımda bir zafer kazanmış gibi durmuyorsun." diye mırıldandı. Bir süredir, Veyla'yı ne zaman görse sanki gözleri, sesi, nefesi her şeyi Ash'e nispet yaparmış gibi hissediyordu ama gerçek bu değildi. Veyla bir zaferin kutlaması içerisinde değildi. Aksine, gözleri mağlup bakıyordu.

Veyla gözlerini kırpıştırarak kaçırırken sıkkın bir nefes alıp verdikten sonra hızla konuyu değiştirmek istedi. "Onun için gerekirse canını vereceğini biliyorum." dedikten sonra çökmüş omuzlarını dikleştirmeye çalışarak yeniden Ash'e baktı. "Ve onun yanında böyle savaşçıları olsun istiyorum."

Çünkü buna ihtiyacı olacaktı. Bir gün bu şehirde savaş başlayacaktı ve Veyla, Gölge'nin kazanması için elinden gelen her şeyi yapacaktı ama... Seneleri Konsey'in onu güçsüz bırakabilmeleriyle geçmişti. Ellerinde Veyla'nın elini kolunu, hatta büyüsünü bağlayan bir şey vardı ve zamanında Veyla bu durumdan kurtulamazsa, savaş başladığında tekrar güçsüz kalmaktan endişe ediyordu. Hal böyle olunca da Gölge'nin başka güçlere de ihtiyacı olacaktı.

Ash şaşkın bir şekilde "Beni öldürtmeyeceksin." dediğinde Veyla, "Birkaç şartım var." dedi.

Ash, yavaşça etrafında volta atmaya başlarken bu andan kopmuş bir şekilde "Resmen beni öldürtmeyeceksin..." diyordu. Ölüme kendisini oldukça hazırlamış, şimdi ise büyük bir sürprizle karşılaşıyordu. Hem de, bunu hiç yapmayacağını sandığı kadının sürpriziyle...

Veyla, "Kutlamalar bitmeden düzenlenecek törende diğer savaşçılar gibi sen de bana diz çöküp bağlılık yemini edeceksin." dediğinde Ash yavaşça Veyla'ya dönüp yeniden parmaklıklara yaklaştı. "Ve Kraliçe'n olduğumu bir daha asla unutmayacaksın."

Ash düşünceli gözlerle bakarken Veyla, "Bir de..." dediğinde Ash burukça gülümseyip "Gölge'den uzak durmamı isteyeceksin." dedi.

Veyla yavaşça başını iki yana salladığında Ash'in şaşkınlığı arttı ve kaşları kalkabileceği kadar kalkarken dudakları aralandı. Veyla, "Ona..." dedikten sonra güçlükle yutkundu. Devam edebilmek için es vermesi gerekmişti. Sesi titrerken "...âşık olduğum için..." dedi ve titrek bir nefes daha aldı. "... değil, o da bana âşık olduğu için sadık olsun istiyorum. Eğer öyle olursa, sen ondan uzak durmasan da o senin yanına yaklaşmana izin vermez."

Ash, 'Aptal' diye düşündü ama dudakları sessiz kaldı. Bu denli âşık bir kadın gün gelip de Gölge'ye ihanet etmezdi, neden bu kadar buruk bakıyordu ve bu aşkı yaşamamaya çalışıyordu, Ash hiç anlamıyordu ama aptalın tekiydi. Ash'i yolundan çekmediği için bile değil, Gölge'nin ona olan aşkını görmediği için... Kaç kıtada, kaç şehir bunu konuşuyordu, Veyla hala göremiyordu.

"Peki, diğer istediğin ne?"

"Onun gözünde bir çöp olmadığımı kabul edeceksin."

Veyla, artık biliyordu. Öyle değildi. Öyle olsa canı çok yanardı ama her şey daha kolay olurdu. Oysaki Gölge, Veyla şehrine ihanet ettikçe, şehri saldırıya uğradıkça Veyla'yı suçlamak bir kenara, teselliyi Veyla'nın yanında aramaya başlamıştı. Veyla'ya sığınmaya, Veyla'nın yanında olmaya ihtiyaç duyar olmuştu. Veyla'nın, felaketi olmak zorunda bıraktıkları Gölge, sığınak olarak da Veyla'nın ta kendisini seçiyordu. Felaketine sığınıyordu. Veyla bunu bir kendisinin yaptığını sanırdı, artık Gölge de yapıyordu.

Ash dudağının kenarını hazımsızlıkla kemirdiği bir sürenin ardından derin bir nefes alıp verdi. "Sana değer veriyor." diye itiraf ettiği gibi Veyla'nın omuzları çöktü. Öyle ki, sanki bacakları da titriyordu. Bir eli yavaşça parmaklıklara tutundu. Bunu, bunun aksini söyleyip durmuş birinden bile duymak, Gölge'den duymaya benzer bir hisle doldurmuştu içini. Sanki, bu ana kadar bir hayaldi de, şimdi gerçeklik kazanmış gibiydi.

Ash hafifçe omuz silkip başını üzgün bir şekilde sallarken "Belki de daha fazlası." diye mırıldandı. Belki, değildi. Biliyordu, daha fazlasıydı. Gözleri zemine doğru kayarken "Kral'ın zaafısın." dedi. Bu unvana kendisi sahip olmak ne çok isterdi. Hayatta başka hiçbir şey olmasa, bu olmak isterdi ama işte... Gölge Kral bu değeri düşmanına layık görmüştü.

Veyla'nın gözleri dolarken demir parmaklığı daha sıkı tuttu. Gölge 'Her gücün bir zaafı vardır. Ben de zaaf sahibi oldum.' derken çenesinin ucuyla Veyla'yı göstermişti. Gözleri öyle üzgün, sesi öyle buruk, omuzları öyle çökükken...

Veyla, sesini güçlükle temizledi. Ağlamaktan endişe edip hızlı bir şekilde "Sana ikinci bir şans veriyorum Ash. Bunu iyi değerlendir." dedi ve geriye doğru hareketlendi.

Ash, "Elimde bu güç olsa ben senden kurtulurdum." diye itiraf ettiğinde, Veyla sırtı dönük bir şekilde duraksadı. Ash, Veyla'nın herhangi bir değere sahip olmayan, tüm duygularını hatalı yaşayan biri olduğunu düşünürdü ama şu an kendisinin asla yapamayacağı bir ödün verdiğini görebiliyordu. Veyla sessiz bir şekilde güldü. Ash'e dönmeden "Ben senin Gölge'ye olan aşkında kurtulman gereken biriyim Ash." dedikten sonra merdivenlere yaklaşmaya devam etti. Vardığında eli korkuluğu tutarken basamakları çıkmaya başlamadan önce omzunun ardına bakarak "Ama sen benim yolumda çakıl taşı bile değilsin." dedi ve önüne dönüp çıkmaya başladı. Ardında bıraktığı Ash'in yüz ifadesine bakmasına gerek yoktu, tahmin edebiliyordu ama merak etmemeliydi, bu durum Ash'den çok Veyla'nın canını yakıyordu. Veyla'nın yolu taşlarla, hatta dağlarla doluydu ve nasıl aşacağını henüz bilmiyordu. Bir gün gerçekten aşabilecek miydi, bunu ise hiç bilmiyordu.

**

"Baş Terra 'işaret belirdi mi' derken ne demek istedi?"

"Veyla bunu onuncu soruşun falan. Sence cevap verecek olsam, bir ara vermez miydim?"

Aralarında sessizlik hâkimdi, ta ki birbirlerini hatırlayabilmek için Doğa'dan nasıl yararlanabileceklerini sormak üzere Baş Terra'ya gittikleri o ana kadar. Tam yanından ayrılmadan önce Baş Terra arkalarından 'İşaret belirdi mi?' diye sormuştu ve Gölge geçiştirip apar topar oradan çıkmalarını sağlamıştı. Şimdi de kâbus mağarasına gelmişlerdi. Terra, kabus mağarası dâhil olmak üzere birkaç Doğa yerinden bahsetmişti ve Gölgeler önce şehirleri içerisinde bulunan bu yerden başlamıştı. Diğer yerler için Nixsus'tan çıkmaları gerekecekti ve günlerini birbirlerini hatırlamak için çabalayarak geçireceklerdi. "Sol omzundakinden mi bahsediyor?"

Gölge, 'İşine gelince aklın nasıl da çalışıyor?' diye sitemle düşündü ama ileriye bakarken sessiz kaldı. İkisi de kendi sessizliklerinde, birbirlerinin sessizliklerini düşünüyor, duyuyorlardı. Sanrı'nın büyüsüyle ulaştıkları o hayal dünyalarında gerçekten bir aradalar mıydı, soracak ya da eşeleyecek cesareti bulamıyorlardı. Gölge'nin tek bildiği, o andan beridir Veyla'nın mesafeli oluşuydu. Öfkeli değil de... Hüzünlü bir mesafe içerisinde gibiydi. Gölge ise, o andan beridir Veyla'ya daha da ihtiyaç duyuyordu. Yıkılmayan dağ, Veyla'nın ayaklarının önünde toz duman olmak istiyordu. Onunla olmanın, ona dokunabilmenin, onunla sevişebilmenin ne demek olduğunu anlayabildiği o süreli sonsuzluk içerisinde, kadına biraz daha âşık olmuş ve Yıldat'ı biraz daha kıskanmıştı. Elbette ki artık Yıldat ile aralarında bir şey olmasının imkânı yoktu ama bir zamanlar bunu deneyimlemiş olması bile Gölge'nin nefesini kesiyordu. Artık Gölge de deneyimlemişti, bir hayalde... Bir hayal olmasından daha kötü bir şey varsa, o da Veyla'nın eşlik etmediği bir hayal olması ihtimaliydi.

Gölge sessiz kaldığında Veyla üfledi. "Her ne ise, benim bilmemi istemiyorsun ve bu da bende özellikle bilme isteği doğuruyor."

Gölge bir anda kadının kolunu tutup kendisine çevirerek durdu ve "Sanrı'nın hayal seyahatinde ne yaşadın?" diye sordu.

Veyla yutkunduktan sonra hafifçe omuz silkip "Ne ilgisi var şu anla?" diye kaçmaya çalıştı.

Gölge, "Cevaplarsan, Baş Terra'nın neyden bahsettiğini söyleyeceğim," dedikten sonra ihtiyaçla ekledi. "Cevapla."

Veyla'nın düşünceli gözleri beklentiyle bakan Gölge'nin mavilerinde gezinirken kapalı dudaklarının ardından dudağının kenarını kemiriyordu. Birkaç saniye sonra dudakları titrek bir nefesle aralandı ve kolunu yavaşça çekip yola doğru dönerken "Seni ilgilendirmeyen şeyler." diye cevapladı ve ilerlemeye başladı. Gölge ardında kalıp Veyla'nın gidişiyle oluşan boşluğa bile, Veyla'ya bakar gibi hüzünle baktı.

Veyla söylerse, Gölge de orada olsun ya da olmasın, hisleri belli olacaktı. Konsey Veyla yerine saldırdıkça adam Veyla'ya sığınmaya başlamışken, daha büyük bir kaosa sürüklenmemeye çalışıyordu. Zaten Gölge'ye karşı iradesi oldukça azdı, adam cesur yaklaştığı gibi Veyla'nın eli ayağına dolanıyordu, daha fazla cesaret veremezdi. O cesaretle ne yapmayı tercih ederdi, Veyla bilemiyordu ama ne yaparsa yapsın, Veyla'nın zora gireceğini biliyordu. Veyla bazı düğümleri çözmeden, birbirlerini hatırlayarak ilerleyebilecekleri bir yol bulmadan adama dürüst ve cesur yaklaşamazdı. Veyla fark ediyordu ki, kendisi korkağın tekiydi. Ölmekten korkmuyordu ama bir adamla göz göze gelmekten, kokusunu solumaktan, tenini hissetmekten öyle çok korkuyordu ki... Anlaşılan birbirlerinin zaafı olmuşlardı. Nasıl olmuştu ki? Gerçekten... Tüm bunlar ne ara olmuştu?

Gölge başı hafifçe eğilmiş bir halde iç çektikten sonra yola dönüp Veyla'nın ardından ağır adımlarla ilerlemeye devam etti. Veyla, "Cevapladım işte, sıra sende." dediğinde Gölge kadına ardından bakarken "O da seni ilgilendirmiyor." dedi.

Veyla bu cevabı alacağından emin olduğu için şaşırmasa da üfledi. Gölge, kapalı dudakları ardında gergin bir şekilde dilini çiğnediği bir sürenin ardından "Her ne yaşadıysan, mahvolmuş gibi görünüyorsun." dediğinde Veyla'nın adımları yavaşlarken mağaranın duvarlarında gezinen gözleri odak kaybetti.

Veyla, çekingen bir sesle de olsa "Sen de." dediğinde Gölge "Mahvoldum." diye itiraf etti. "Çünkü mahvolmamanın ne demek olduğunu gördüm. Bir anlığına, nefes alabilmenin nasıl bir his olduğunu tattım ve o andan beridir ciğerlerime hava dolmuyor."

Veyla'nın adımları iyice güç kaybettiği ve duraksadığı için Gölge de ağır adımlarla ilerlese de kadına vardı. Veyla başını yavaşça sağındaki Gölge'ye çevirip bulutlu gözlerle baktığında Gölge de başını ona çevirip hafifçe çatılan kaşlarının altından Veyla kadar buruk gözlerle baktı. Hatta Gölge'nin bulutlarında şimşekler çakıyor, bir fırtınayı haber veriyordu. Fırtına koptuğunda, Veyla'nın da tutunacak dalı kalmayacak, sürüklenecek gidecek gibiydi. Gölge yutkunduğunda çenesi kasılırken adem elması hareketlenmişti.

Veyla, o anların gerçek olabileceğini düşündüğü gibi göğsü iyice sıkıştı. Eğer gerçekse ve o anlara bu denli bir değer yükleyen Gölge, yokluğunun acısını çekiyorsa Veyla ona teslim olmamakta ne kadar direnebilirdi ki? Onun için bile olsa?

Veyla, sesinin titremesinden endişe ettiği için "Bir hayal işte." diye fısıldadı. "İkimiz de bir hayal gördük."

Belki birlikte, belki ayrı ayrı ama mutlaka bir hayal.

Gölge, "Orada kalmak isterdim." dediğinde Veyla kırpıştırdığı bakışlarını telaşla kaçırıp ilerlemeye devam etti. Adam baktıkça, konuştukça Veyla'nın gücü tükeniyordu. Orada, Veyla'nın hayalinde ya da birlikte kurdukları o hayalde, yaşadıkları yetmezmiş gibi Gölge de imayla konuşuyor, sanki hayal hala sürüyormuş gibi hissettiriyordu.

Gölge, sessizliği tercih eden kadına iç çektikten sonra başı hafifçe eğik, elleri deri ceketinin ceplerinde ardından ilerledi. Gözleri odaksızca zeminde geziniyordu. Mağaranın cesaret sahibi olanlar için anıları bahşettiği alanına vardılar. Yükselen tavandaki devasa kristallerden akan damlalar yankılanırken alanın donuk mavi ışığı vücutlarına yansıyordu. Kulaklarına, mağaranın çatlaklarından uğultulu bir melodi varıyordu. Alanın tam ortasındaki, pürüzsüz taş havuza ilerlemeye devam ettiler. Birazdan suyun içindeki bakır kadehlerden mağaranın suyunu içecekler, sonra havuzun kenarında yükselen yuvarlak, gri taşa oturacaklar ve merhametine teslim olacaklardı. Mağaranın duvarları silikleşecek, suyun yüzeyinden ağır ağır yükselen anılara kapılacaklardı. Mağara, zihinlerinin en derin, en acı hatıralarını dalgalı suda izletirken kopmalarına izin vermeyecek, gözleri artık yaş değil kan akıtsa bile izlemeyi bırakmalarına müsaade etmek istemeyecekti. Buraya oturup da kalkmayı başarmak, cesaretten de fazlasını gerektirirdi. Gölge defalarca kalkmıştı ama Veyla, mağaraya yenilmişti. Gölge kadını zor kurtarmıştı. Fiziki güç gerekse, Gölge gerekirse mağarayı kaldırır havaya atardı ama fiziki güç yetmiyordu. Veyla'yı sakinleştirmek, o ana dönmeye ikna etmek zorunda kalmıştı. İlk defa, o gün öyle sarılmışlardı. Zaten Gölge de o gün, bir gün kadını yenebileceğini hissetmeye başlamıştı çünkü merhameti, acımasızlığını yenmek üzere güç kazanmıştı.

Veyla, vardığı taş havuza doğru eğilip içinden bir kadehi su doldurarak aldı. Ardından doğruldu ama dudaklarına götüremeden Gölge nazikçe elinden aldı. Veyla'nın kaşları hafifçe çatılırken Gölge kadehi dudaklarına yasladı ve başını hafifçe geriye doğru atarak son yudumuna kadar içti. Başını yeniden Veyla'ya doğru eğerken kadehi suya doğru attı ve "Sadece ben yapacağım." dedi.

Veyla, "İkimizin de hatırlaması gerekiyor." dediğinde Gölge, "Burası tehlikeli bir yer Veyla." diye hatırlattı. "Acılarına teslim olursan, ölümsüz ömrünü Mağara suyunun derinliklerinde geçirirsin."

Veyla, "Daha öncesinde kurtuldum, tekrar kurtulurum." diye diretirken yeni bir kadeh almak için eğildi ama Gölge bileğinden tutarak kadının doğrulmasını sağladı. Veyla, "Gölge buraya defalarca kez gelmişsin ama beni hatırlamamışsın. Bence senden çok, ben denemeliyim. Tekrar kurtulurum." dediğinde Gölge gergin dudağını yalarken düşünceli, kısık gözlerle baktı. Veyla bileğini çekip yeniden suya eğildi. Gölge gözlerini kapatırken "Sen kurtulmadın." diye itiraf etti.

Veyla doğrulurken anlayamayarak baktı. Gölge yavaşça gözlerini aralayıp başını iki yana salladı. "Hatta, Mağara'ya yenildin. Suya çekiliyordun."

Veyla yutkunduktan sonra titrek sesiyle "Ve?" diye sordu. Anlamıştı ama inanamıyordu. O zamanlarda bile mi? O zamanlarda bile Gölge onu kurtarmış mıydı?

Gölge bakışlarını suya çevirirken "Müsaade etmedim." dedikten sonra konunun üstünde durmak istemeyerek havuzun kenarındaki taşa yöneldi ve "O yüzden sadece ben yapacağım." dedi.

Veyla birkaç saniyelik es verişin ardından dudaklarındaki kıpırtılardan kurtulma çabasıyla ardına takıldı. "Beni tekrar kurtarırsın."

Gölge duraksadığında Veyla da önüne geçti. Kadın canını Gölge'ye emanet edebiliyordu. Gölge bunca hüznün arasında çaresizce mutlu olma çabasına artık şaşıramıyordu. Veyla'dan göreceği herhangi bir sevgi ve güven kırıntısına muhtaç olduğunu biliyordu.

Gölge, "Sandığın kadar kolay değil. Fiziki güç yetmiyor, seni acılarından, anılarından alıp çıkarmam gerekti." dediğinde Veyla'nın göğsü sızlıyordu. Biliyordu... O zamanlarda bile Gölge, Veyla'ya iyi geliyordu. Adam sonraki zamanlarda boşu boşuna 'İyi geleceğim, biliyorum' dememişti. Gerçekten biliyordu çünkü iyi geldiğine şahit olmuştu.

"Nasıl yaptın?"

Gölge, "Zaman kaybediyoruz." diye kaçındığında Veyla tekrar sordu. "Gölge, nasıl yaptın?"

Gölge sıkkın bir nefes alıp verdikten sonra dilini dudağının kenarında gezdirerek baktı. Birkaç saniyenin ardından hafifçe omuz silkip "Sarıldık." dedi. Gözleri kadının gözlerinde gezinirken sesi derinleşti. "Kollarımda sakinleştin."

Veyla nefesi gibi titrek bakışları eşliğinde bakarken omuzları çöktü. Aralarındaki bu şey... Aylar öncesine dayanıyor ve ancak patlak veriyor gibiydi. Oysaki Veyla biraz daha ipin ucunu tutmaya çalışmak niyetindeydi, ip ellerinden aylardır kaçıyordu, nasıl tutmaya devam edecekti?

Veyla düşüncelere boğulmuşken "O zaman bile yapabildiysen şimdi hayli hayli..." dediği gibi sustu. Başını soluna doğru çevirirken gözlerini kapattı ve dudaklarını sinirle birbirine bastırırken burnundan soludu. Onu izleyen Gölge yavaşça gülümsedi. Duyguyla parlayan gözleri, kadının söylediğinden pişman oluşunu izlese de Gölge'nin kulakları çoktan duymuştu. 'Şimdi hayli hayli'ydi. Çünkü şimdi, o zaman olduklarından çok daha fazlasıydılar ve Veyla da bunu kabul ediyordu. Söyledikten hemen sonra pişman olsa da...

Gölge de "O zaman riske atabileceğim birisiydin." dediğinde Veyla'nın gözleri aralandı ve hissettiklerinden ürken bakışları yavaşça Gölge'ye döndü. "Artık değilsin." dediğinde Gölge gibi Veyla da, nefes alabilmenin ne demek olduğunu böyle anlarda anlıyordu. Gölge "Bu yüzden konu kapandı." dedi.

"Ya sen Mağara'ya yenilirsen?"

Gölge burukça gülümsedi. "Ben bile seni kurtarabiliyorsam..." dedikten sonra Veyla'nın da dediği gibi "... sen hayli hayli kurtarırsın." dediğinde Veyla'nın kaşları hafifçe kalkarken yutkundu. Gölge de yavaşça başını onaylar şekilde sallarken çenesi kasılıp gevşedi.

Hem kurtarmaya çalışacağına, hem de başarabileceğine emindi. Gölge'yi her andan koparabilecek olan da, her ana geri çekebilecek olan da, Veyla'ydı. Veyla yine de endişeyle baktığında Gölge'nin ardında dilini kemirdiği gülümsemesi genişledi ve inanamıyormuş gibi burnundan hafifçe güldü. Kadın onun için endişeleniyordu. Kadın ona... Değer veriyordu.

"Merak etme..." derken kadının oldukça yakınından ve olabildiğince yavaş bir şekilde geçerken Veyla da dönmeye başlamıştı ve vücutları birbirine dönük oldukları açıyı koruyordu. Gölge yoluna devam etmeden önce duraksadı. Vücutları yakınlıkları dolayısıyla temas içerisindeyken gözleri yavaşça kadının dudaklarına inip yeniden yükseldi. "Yenildiğim tek düşmanım sensin."

Veyla, merak edip etmemeye dair bir itirazda bulunmadan titrek bir nefesle "Hala hayattasın." diye hatırlattı. Veyla'nın onu yendiği yoktu ki, hiçbir zaman da yenemeyecekti. Hatta onun için yenilme gayretindeydi.

Gölge yavaşça başını onaylar şekilde salladı. Sesi ruhundan gelir gibi derinleşirken "Öyleyim." dedi. Hayattayım ve sana yenildim, diyordu. Veyla'nın kaşları kalkıp dudakları hafifçe aralandı. Gölge gülümsemesinin ardından dudağını hafifçe kemiriyor, kadının tepkilerini izliyordu. Birkaç saniye sonra gözlerini aldı ve önüne dönüp temaslarını keserek ilerlemeye devam etti. Veyla ardında omuzları çökmüş, Gölge'yi yendiğinden daha çok yenilmiş gibi hissederek kalırken kendisini mağara suyuna atmak istiyordu. Bir şeyleri çözmek için güce ve mesafeye ihtiyacı vardı ama Gölge onu güçsüz bırakacak kadar mesafeleri kaldırma gayretindeydi ve Veyla henüz şaşkınlığını dahi üstünden atıp da bir nebze olsun iyi hissedemeden korkmaya başlıyordu. Kalbinde oluşan her güzel his, onun canını yakıyordu. Kulakları mutlulukla duyuyor, kalbine ulaşamadan üzülmeye başlıyordu. Dizlerinin üstüne çöküp bir süre ağlama isteği baş göstermişti. Sanrı'nın yaşattığı o anlar, birlikte kurdukları bir hayal miydi bilemiyordu ama şu anın gerçek olduğunu biliyordu ve adam hayallerini aratmıyordu.

Yavaşça Gölge'nin peşinden ilerlemeye başladı. Adam yüksek taşa çıktığında Veyla da ardına vardı. Mağaranın suyundan içip oturmadığı sürece anılara çekilmeyeceği için olabildiğince Gölge'nin yakınında olmak istiyordu. Gölge dizlerinin üstüne çökmeden önce omzunun ardından Veyla'ya baktı. Kadın, bir eliyle, diğer elinin bileğini tutuyor, heyecanın ve gerginliğin harmanlandığı bir karmaşada görünüyordu. Gölge ona baktığında dalan gözlerini kırpıştırarak Gölge'ye yükseltti.

Gölge birkaç saniye daha baktıktan sonra önüne döndü ve yavaşça dizlerinin üstüne çöktü. Ellerini taşın iki yanından yaslayarak hafifçe mağara suyuna doğru eğilirken derin bir nefes alıp verdi. Önceden burada yaşadıklarını acı çekmek sanırdı. Şimdi geçmişte bir anı olarak ardında bırakamayacağı kadar çok acı çekiyordu.

Mağaranın mavi büyüsü Gölge'nin yüzüne doğru yükselmeye başladığında Veyla da dudağını kemiriyordu. Aylar önce adam kadını buraya acı çekişini izlemek için getirmişti ve Veyla ancak bugün öğreniyordu ki, yine de onu kurtarmıştı. Şimdi ise birbirlerinin acı çekmesine katlanamayan iki kişi olarak geldikleri bu yerde, Veyla izlemek zorunda kalacaktı. Yüzünü izlemeye katlanamayacağı için ardına geçmişti. Yine de vücudunun gerildiğini görmek bir yana, bizzat hissedebildiği için sıkkın nefesini üfledi.

Adamın vücudunun gittikçe kasıldığı, ara ara dudaklarından acı çeker gibi boğuk nefes alış verişlerin geçtiği dakikalar boyunca Veyla, bitmesi için sabırsızlandı. İşe yarayacak mıydı, adam defalarca geldiği yerde Veyla'yı hatırlayacak yeni bir şey görecek miydi, bilmiyordu ama artık bitmemeliydi.

"O... Öldü mü?"

Adamın acı dolu sesini duyduğu gibi ne yapacağını bilemeyerek hareketlendi. Önceki anılarını sessiz bir acıyla yad edebilmişti ama şu an gördüğü her ne ise, dudakları isyan etmeye başlamıştı. Yavaşça ardında taşa otururken eli sırtının etrafında temas edemeyerek dolaştı. Gölge defalarca geri çekilmişti, geri çekilmek istediği anda da gayret göstermeye başlardı. Veyla adamın anısını bölmek istemiyordu ama uzakta da duramıyordu.

"Hayır..." derken başını hızla iki yana salladı. Sesi titrek, çaresiz duyuluyordu. "Hayır... Ben onu kurtaracaktım..."

Adamın ağlamaya başladığını duyduğunda Veyla'nın yüzü de olabildiğince buruşurken titreyen alt dudağını ısırdı. Gölge ağlayarak bağırmaya başladı. "Hayır! Onu buradan çekip çıkartacaktım! Onu canavarlardan kurtaracaktım!"

Annesinin ölüp ölmediğine dair şüpheye düşebiliyorsa, öldüğünü öğrendiği kişi sevdiği kadın olmalıydı. Veyla, adamın nereden kurtarmak istediğini anlayamamıştı ama canavarlardan birinin kendisi olduğunu biliyordu. Adam, buraya geldiğinden beridir bu konuda Veyla'yı suçlamıştı. Son zamanlarda... Sanki Veyla'nın onda ne denli yaralar açtığını unutmuş ya da hatırlamamaya çalışıyormuş gibi bu konuyu açmıyordu ama işte... Bir kâbus mağarasında yine aynı kaybı yaşıyordu. Belki onuncu kez, belki yüzüncü kez. Veyla'nın dudaklarından bir hıçkırık kaçtı. Artık bir canavar olmadığını düşünen Gölge'nin bile bir zamanlar canavarıydı... Adam nasıl unutup da ona değer verebilmişti? Veyla unutamıyordu.

"Sikeyim... Hayır, hayır, hayır!"

Sağ eliyle taşı yumruklamaya başladığında Veyla "Gölge..." diyerek dizlerinin üstünde yükseldi ve yüzünü görme çabasıyla yanından eğilirken ellerini telaşla vücudunun etrafında hareketlenirdi. "Geç kaldım..." derken karnı bacaklarına yaslanarak eğilmeye başladığında Veyla adamın acı dolu yüzünü görememeye başlarken hızla doğrulup diğer tarafına geçti ve dizlerini taşa çarpacağı bir sertlikle oturdu. Adamın taşı yumruklayan elini tutmaya çalıştı ama Gölge temaslarını hissetmiyordu.

"Özür dilerim! Özür dilerim..." dedikten sonra hıçkırdı. "Özür dilerim. Geç kaldım..." derken artık bağırmıyordu. Bir eli güçsüzlükle taşın ucundan tutarken yeri yumruklayan eli de yavaşlamıştı. Son darbesi, taşa vurur değil de tutunur gibiydi. Veyla adamın kanlar içerisinde kalan elini avuçlarının arasına alırken Gölge'nin sesi bir fısıltıya dönüşmüştü. "Sana geç kaldım. Özür dilerim..." dedikten sonra suya sertçe vurdu. "Sikeyim, özür dilerim..."

Kimseden özür dilemediğini iddia etmişti ama belli ki, sevdiği kadından binlerce kez özür dileyebiliyordu. Veyla'nın gözleri de, adamın ağlayışına eşlik ederken bir elini çekip omzuna doğru götürdü. Belli ki Veyla'ya dair bir şeyler görmüyordu, artık bu acıya son vermeliydi. Eli omzundan sırtına kayarken başını adamın omzuna yasladı. Yaşlı gözlerle, onun için sadece mavi büyünün dalgalar halinde dolaştığı suya baktı. Adam orada neler görüyorsa canından can gidiyormuş gibiydi.

"Benim için güçlü olacaktın..." dedikten sonra hafifçe doğrulup Veyla'nın tutmadığı elini suya doğru uzattı. Sesi yeniden yükselirken "Benim için onları yenecektin!" dedi. "Şimdi hepsini de yensem, sen yoksun... Ben ölmeliydim! Ben başaramamalıydım!" dedikten sonra acı dolu bağırışlara boğularak yeniden eğilmeye başladı. Veyla da sırtında olan elini ardından omzuna doğru yükseltip sımsıkı tutarak adama yaslanırken hıçkırıklar içerisindeydi. O kadını çok sevmiş olmalıydı. Gölge'yi ilk defa bu halde görüyordu. Gölge'nin ilk bu hale gelişi olmamalıydı, buraya defalarca kez gelmiş, en başta bu anıyı geçmişinde bizzat yaşamıştı ama ilk defa, Veyla'nın da görmesine müsaade ederek yaşıyordu. Veyla'yı riske atmadığı bu yerde, Veyla yüzünden acı çekiyordu.

Veyla da, "Özür dilerim..." diye fısıldadı. Gölge o kadından özür diledikçe, Veyla da özür dilemek istiyordu. Babasından nefret ediyordu, Konsey'den nefret ediyordu, hatırlayamayacak kadar Konsey'in etkisi altındayken yapmış olsa bile bunu yaptığı için kendisinden ne nefret ediyordu.

"Hepsini yeneceğim... Sana yemin ediyorum hepsini yeneceğim..."

Veyla daha yüksek bir sesle hıçkırdı. Veyla'ya yenildiğini kendi ağzıyla söylemişti. Veyla yüzünden sevdiği kadını kaybetmesi yetmiyor, verdiği sözleri de tutamıyordu. Ne olmuştu? Konsey, Gölge'nin ihaneti sonrasında sevdiği kadını mı esir almıştı? Gölge kurtarmaya mı geç kalmıştı? Konsey infazı Veyla'ya mı gerçekleştirmişti?

Gölge, "Yalvarırım affet beni..." dediğinde Veyla, "Ne olur, yeter." diyerek adamın omzundan tutarak doğrultmaya çalıştı. Kendisine gelip o anın acısını Veyla'dan yaşatması pahasına, dönmeliydi. Gölge'nin elini bırakıp, yanağının sol tarafına doğru götürerek adamı çekmeye çalıştı. Olabildiğince eğilmiş, yüzünü görmeye çalışıyordu. Dudakları, Gölge'nin yanağında gezinirken "Lütfen, gel artık..." dedikten sonra hıçkırdı. "Gel, sen affet beni." dedikten sonra ikisinin de gözyaşlarıyla ıslanmış olan yanağını öptü. Gölge, suçu bile olmayan bir ölüm için sevdiği kadından özür dilemeyi bırakmalıydı, dönmeliydi ve asıl suçlu affedilmek için yalvarmalıydı.

Gölge'nin suda gördükleri dağılmaya başlarken başta yakalamak ister gibi suya uzandı. Veyla telaşla kolunu adamın boynuna dolayarak sarılırken "Gel..." diye yalvardı. Suya çekilmesini istemez halde vücudunu Gölge ile suyun arasında tutmaya çalışırken Gölge daha da suya uzandı. Veyla'nın bir bacağı yüksek taştan mağara suyuna doğru kaydığında vücudu dengesini kaybetti ve sırt üstü suya doğru düşmeye başladı. Bir eli Gölge'nin vücudundan kayarken boynuna sarılmış kolu da gevşedi. Gölge'yi de beraberinde çekmek istemediği için tekrar tutunmaya çalışmadı ama sırtı suya değmeden Gölge'nin kolu Veyla'nın beline dolandı. Suda gördüğü seksen biri yakalayabilmiş gibi hissederek Veyla'yı kendisine çekip doğrulurken tuttuğunun Veyla olduğunun da farkındaydı. Kadının temaslarıyla acı dolu anısından sıyırılmaya başlamıştı ve her zaman olduğu gibi, onun düşmesine izin vermemişti.

Veyla'yı kucağına çekerek tamamen doğruldu. Taşın üstünde olan diğer eli de Veyla'nın beline dolanırken yüzünü boynuna gizledi. Veyla'nın elleri havada kalırken ikisinin de hızlı nefes alış verişleri mağarada yankılanıyordu. Boynu, adamın yaşlarıyla ıslanmışken kendi yüzünün de farkı olmadığını biliyordu. Kolları önce yavaşça ama sonra sımsıkı bir şekilde Gölge'nin boynuna sarıldı. Gölge'nin kucağında oturur haldeyken bacaklarını adamın belinin iki yanından ardına doğru uzatarak daha yakın bir pozisyon aldı.

Yine oluyordu... Yine Gölge, Veyla yüzünden düştüğü durumdan Veyla'ya sığınarak çıkmaya çalışıyordu. Ağlayışı sürüyordu, Veyla boynunda hissediyordu. Artık hıçkırmıyor ya da bağırmıyordu ama sessiz ağlayışı Veyla'yı daha da kahrediyordu. Sesi bile kesilmiş ama acısı hiç bitmiyormuş gibi...

Yetmezmiş gibi bu halde bile kadının suya düşmesine izin vermemişti. Yine Veyla'yı bir tehlikeden çekip almış, sımsıkı da sarılmıştı. Veyla, yumduğu gözlerinden yaşlar akarken "Özür dilerim..." diye fısıldadı. "Elimden gelse, sana onu geri verirdim."

Adama âşık olmasına, başka bir kadınla onu izlemeye dayanamayacak olmasına rağmen bunu yapardı. Aşkın ne demek olduğunu Gölge sayesinde öğreniyordu. Buraya geldiğinden beridir adamın elinden sevdiği kadını aldığını biliyordu, başta bununla gurur duyuyordu, git gide pişmanlığını hissetmeye başlamıştı ama ilk defa bugün, ona ne yaptığını görüp hissedebilmişti. Onu öyle iyi anlıyordu ki... Konsey gelip Gölge'yi öldürse, Veyla mahvolur, kahrolur, Zenith'e kıyamet getirirdi. Adam bunu yaşamıştı. Mahvolmuş, kahrolmuş ama kıyamete değer vermeye başlamıştı. Veyla her ne kadar canı yansa da çöp gibi davranılmayı hak ettiğini düşünüyordu ama Gölge onu almış, zaafı yapmıştı.

Gölge sadece daha sıkı sarıldığında Veyla çaresizlikle inleyerek "Yemin ederim." dedi. "Yemin ederim imkânım olsa, onun yerine geçip ölmek pahasına onu sana geri verirdim."

Gölge yüzünü yavaşça Veyla'nın boynundan çekti. Şu an bile, kadının ölmesinin fikrine katlanamazdı. Ağlayışları yüzünden boğuk bir sesle "Veyla... Beni ve sevdiklerimi öldüren ölüm kelebeği..." dediğinde Veyla tekrar hıçkırdı. Başı Gölge'nin boynuna doğru eğilirken kadın da acısını, Gölge'ye daha sıkı sarılarak yatıştırmaya çalıştı. "Senden tek dileğim..." dedikten sonra soluyarak Veyla'nın boynunu öptü. "... bari sen yaşa."

Veyla hıçkırdı. Ve tekrar, ve tekrar. Hangi yaşının, hangi acısından aktığını bilmiyordu ama hepsinin Gölge için olduğunu biliyordu. Ash 'Sana değer veriyor' dedikten sonra 'Belki de daha fazlası' diye eklemişti. Daha fazlası? Ne kadar daha fazlası adamın, sevdiği kadını ondan almış olan bir kadına sımsıkı sarılıp 'bari sen yaşa' diye yalvarmasını sağlardı? Gölge'nin ölüm çiçeğine dair fikrinin değişmesi için güçlü bir sebep olarak öne sürdüğü 'Aşk gibi' deyişi kulaklarında yankılandı. Aşk gibi mi? Sebebi bu muydu?

Gölge tekrar kadının boynundan soluyarak öptü. Veyla teninde adamın sarılışını, yaşlarını, nefesini hissetmesi yetmezmiş gibi öpücükleriyle de biçare kalıyordu. Hemen ardından kulağının ardını da öptü ve yeniden yüzünü boynuna gömerek adeta, sığındı. Veyla araladığı yaşlı gözleriyle ileriye bakarken bir doğa yerinde oldukları için ilk defa Doğa'ya yalvardı.

Yardım et... Bir kıyameti kurtuluş, bir felaketi sığınak kılmam için bana yardım et...

**

Şehir dışı ve şüpheli olduğu için baş savaşçılarla geldikleri alanda Veyla ile Erya voltriderların yanında konuşan Gölge ve Valdris'i izliyorlardı. Gelinmesinin ardından şehrin Kral ve Kraliçe'sine sadece bir Doğa yerinin kullanılmasının amaçlandığına dair haber verilmişti. Gölge, özellikle de ortalarda yakalayamadıkları bir taklitçi dolaşırken hiçbir şehirle savaşa girmek niyetinde değildi. Hızlıca işlerini halledip dönmelerini istiyordu. Savaşçıların da Doğa yerinin etrafını sarıp olası taklitçi tehlikesini gözetlemelerini ve Veyla ile Gölge'ye yakınlaşmadan durdurmalarını emretmişti. Diğer savaşçıların büyülerini taklit etmesiyle, Veyla ile Gölge'nin büyülerini taklit etmesi oldukça farklıydı ve o güce erişmeden yılanın başı ezilmeliydi. Eğer, taklitçinin büyüsünün erişebildiği alan, Gölge veya Veyla'nın büyüsünün uzanabildiği alandan dar ise, o kadının gelmesi halinde yakınlaşmadan etkisiz hale getireceklerdi.

Kâbus mağarasına gittikleri gün, duygu karmaşaları nedeniyle başkaca bir yere gidemeden malikâneye dönmüşlerdi. İkisinin de yaşadıklarını hazmetmek için zamana ihtiyacı vardı ama her türlü tehlikenin kapıda olması da zamanı kısıtlıyordu. O yüzden ancak iki gün kabuklarına çekilebilmişler ve bu gece yeniden yola çıkmak zorunda kalmışlardı.

Şimdi de Gölge ve Valdris, Doğa yeri ve etrafında alınan önlemlere dair konuşurken, onları seven kadınlar ise yan yana izliyordu. Erya, "Uykusuz görünüyorsun." dedi. Kadının vücudu, büyüsüyle ölümlerden, her türlü yaradan kurtuluyordu ama ruhundaki yaralara çare bulamıyordu. Gözleri yorgun, kızarık bakıyordu. Veyla, "Uykusuzum çünkü." diye mırıldandı. Gölge'nin gözleri ara ara Veyla'ya dönüyordu. Döndükçe de birkaç saniye boyunca kalıyor, kalplerinin arasındaki görünmeyen bağları hissetmelerini sağlıyordu ama kulakları Valdris'te olmalıydı, sohbet içerisindelerdi. "Rüyalarıma giriyor." diye itiraf etti. Biriyle konuşmak zorundaydı, dayanamıyordu.

Erya, "Gölge mi?" diye sorduğunda Veyla yavaşça başını onaylar şekilde salladı. Adama bakmaya devam ederken dudakları anlık bir mimik olarak üzgünlükle kıvrılıp düzeldi. Ağlamaktan çok yorulmuştu. "Sanki aramızda bir şeyler geçiyormuş gibi..." dedikten sonra hafifçe omuz silkti. "Sanki farklı bir hayat yaşıyormuşuz gibi. Önceden kâbus görürdüm, artık onu görüyorum. Bir nevi bu da kâbus gibi ama uyanmak istemediğim türden."

Erya, arkadaşının bu denli cesur cümleler kurarak hislerini belirtmesine karşı şaşkınlıkla bakarken bir yandan da gülümsedi. Buzlar kelebeği, çözülmeye başlamıştı. Hisleri, buzların ardında Erya'nın hep görebildiği şeylerdi ama Erya üstüne gittikçe Veyla kaçınmıştı. Şimdi ise Veyla artık gizleyemiyor ya da gizlemek istemiyor gibiydi. "Sabah yataktan hayallerini yastığa bırakıp öyle kalkarsan, gerçekleştiklerini de ancak gece rüyanda görürsün."

Veyla'nın gözleri Erya'ya döndüğünde Erya kadının kolunu sıvazlayıp "Niyetim seni üzmek değil." dedi. Veyla "Ama ağzıma sıçtın." dediğinde Erya hafifçe güldükten sonra diğer kolunu da tutarak kadını kendisine çevirdi. "Ona bir adım atsan, sana Azrit hızıyla koşar. Biliyorsun, değil mi?"

Veyla dudağını kemirdikten sonra ağlama isteğini yutkunmaya çalıştı. "Bu duvarları tercihen değil, mecburen örüyorum." dediğinde Erya, "Bildiğim bir şey var." dedikten sonra Gölge'ye baktı. "O, duvarlarını yıkacak."

Veyla, "Yıkarsa altında kalır." diye sızlandığında Erya yeniden Veyla'ya bakıp iç çekerek gülümsedi. "Onun yerine tercih yapamazsın. Seni buna değer görüyor olabilir."

Veyla "Anlamıyorsun..." derken başı hafifçe eğildi ve elini burnunun direğine götürüp göz pınarlarını ovuşturdu. Başındaki sancı geçmiyordu. "Bilmediğiniz şeyler var..."

"Anlat Veyla. Bana anlat, Gölge'ye anlat..."

Erya'nın sesi de, temasları da güven verir gibiydi ama Veyla boğulur gibi hissederek elini yüzünden çekti ve birkaç adım geri çekilerek "Konuşmaları bitince haber verirsiniz." dedi ve ormana doğru yöneldi. Çok uzaklaşmaya niyeti yoktu, etrafta taklitçi olabilirdi, güvenlik için gözcü savaşçılarla oluşturdukları mesafeyi bozamazdı ama konuyu sürdürememişti. Çok uzaklaşmadan bir ağaca vardı ve yaslanmak üzere ardını dönerken kulakları tanıdık bir rüzgârla uğuldadı. İç çekerek dibinde bitmiş Gölge'ye baktı.

Gölge'nin gözleri kadının yüzünde gezindi. Veyla o sıra ağaca yaslandı ve kendisine sarılma ihtiyacıyla kollarını göğsünde birleştirdi. İletişim kurmayı istemediği belli olan bir yüz ifadesi ve bakışla "Efendim?" dediğinde Gölge sıkkın bir nefes alıp verdikten sonra uzatmadan konuya girdi. "Şehrin Kral ve Kraliçe'si güvenli alanda tekrar bir görüşme yapmak istiyor. Sen de benimle gel."

Veyla, "Valdris'le git." dediğinde Gölge, "Kraliçem o mu?" diye sordu. Veyla karmaşık duygular hissettikten sonra "Ben gelmesem?" dedi. Midesi bulanıyor, yorgun vücudu kasılıyordu. Hissettiklerinin üstesinden gelmekte zorlanıyordu ve kimseye Kraliçecilik oynayacak gibi hissedemiyordu.

Gölge'nin gözleri yeniden kadının halinde gezindi. Neyin var, diye sormak istiyordu ama birazını biliyor, birazını ise sorsa dahi Veyla'nın söylemeyeceğini biliyordu. Kadının pişmanlığını da çaresizliğini hissediyordu. Hepsinin kendisiyle alakalı olduğunun da farkındaydı ama kadının inatla gizlediği bir şeyler, ördüğü duvarlar vardı. Gölge kırmak için yakınlaştığı gibi telaşla kaçışıyordu. Hal böyle olunca Gölge var olan uzaklıklarını daha da kötü duruma sürüklememek için üstüne gitmemeyi tercih ediyordu.

"Dönebiliriz istersen."

Veyla, ertelememeleri gereken bir durum olduğunu biliyordu. Bir an önce bir şeyleri çözmeli, Gölge ile bağlarını hatırlamalı, düşman her kimse neden bundan çekindiğini bilmeli, bunu kullanarak dengeleri değiştirmeliydi. Dönseler yapacağı tek şey karamsarlığa düşmek, ağlamak, Andri ona ulaşırsa tekrar Gölge'ye ihanet etmek zorunda kalmak olacaktı. Andri'ye görünmezlik büyüsüne sahip olanlara takip cihazı yerleştirileceğini söylemek zorunda kalmıştı. Andri yakalanırsa Veyla'nın adını verebilirdi ve Veyla şu anda, Gölge'nin gözünde haine dönüşemezdi. Gölge'nin tepkisini öngöremiyordu ve adam Veyla'yı şehrinde kovar, öldürür ya da her ne yaparsa yapsın, Konsey'e karşı daha savunmasız hale düşerdi ve Konsey onu öldürebilecek bir yolu bildiklerini iddia ediyordu. Veyla, Gölge'nin kendisini uzaklaştırmasını göze alamazdı. Adamı yakınındayken koruma yollarını bulmalıydı.

"Gerek yok. Burada bekliyor olacağım." dediğinde Gölge kapalı dudakları ardında dilini çiğneyerek baktı. Veyla adamın çekip gitmesi için sabırsızca bekledi. O izlerken dik durmaya çalışmak daha zordu. Gölge elini haline dayanamadığı Veyla'nın yanağına doğru uzattığı gibi Veyla telaşla ağaçla arasından çıkmak için bir adım sağa kayarken "Voltriderlarda bekleyeceğim." dedi ve ardına bile bakmadan hareketlendi. Gölge'nin eli yavaşça yanına düşerken Yıldat ile göz göze geldiler. Yıldat, Doğa yerinin etrafını sardıkları ikinci halka hizasında görevli bir şekilde ağaca yaslıydı ve Gölge'ye imayla bakıyordu. Veyla'nın temastan kaçınmış olması Yıldat'ın hoşuna gitmişti ve bunun kendisiyle bir ilgisi varmış gibi bakıyordu. Gölge'nin çenesi gibi tüm vücudu kasıldı, burnundan soludu ama ses çıkarmadı. Yıldat'ın haklı olma ihtimali de vardı.

Veyla yaslandığı voltriderdan, yalnız kalmak istediğini söylediği için yanından defettiği Erya ve Valdris'in gittikleri yerde ne halde olduklarını izliyordu. Onları izlemek bir yandan içini ısıtıyor, bir yandan da sızlamasını sağlıyordu. Sarmaş dolaşlardı. Valdris Erya'nın saçlarını seviyor, bir konu hakkında gülüşerek sohbet ediyorlardı. Erya ara ara parmak uçlarıyla yükselerek uzanıp Valdris'i öpüyordu, Erya her öptüğünde Valdris'in gözleri huzurla kapanıyordu. Veyla da Gölge'yle böyle olmak isterdi. Çok isterdi.

"Ash'i affetmişsin."

Veyla'nın gözleri voltriderın sağ arkasından yaklaşan Yıldat'a doğru döndü. Voltriderın çaprazında kalan bir ağaca yaslandı, aralarında birbirlerini duyabilecekleri kadar az, ama yasakları da aşmayacak kadar fazla mesafe vardı. Veyla önüne döndü. "Bu son şansı."

"Önceden olsa bir gece bile mahzende geçirmesine izin vermeden idam ettirirdin. Nasıl birine dönüştün böyle, şaşkınlıklar içerisindeyim."

"Sen de bir aralar şu an olduğun kadar uyumsuz değildin." diye hatırlattı. Göstermelik bile olsa birlikte oldukları zaman içerisinde Yıldat'ın Valdrislerle de arası iyileşmiş, daha anlayışlı, uyumlu olan bir adama dönüşmüştü. Demek ki, içinde böyle bir Yıldat taşıyordu, sadece üstünü örtüyordu. Veyla'nın da üstündeki tozlar kalkmıştı, böyle bir kadın oluvermişti işte.

Yıldat, "Sevgi değiştiriyor, mu diyorsun?" diye sorduğunda Veyla omzunun ardından Yıldat'a baktı. Yıldat Veyla'yı sevdiğini, Veyla'nın da Gölge'yi sevdiğini dile getiriyordu. Veyla'ya çenesinin ucuyla önünü gösterdiğinde Veyla da önüne döndü ve yaklaşan Gölge'yi gördü. Gözleri Yıldat ile Veyla arasında gidip geliyordu. Geç fark ettiği için sohbetlerinin ancak sonunu Azrit kulaklarıyla dinlemişti. Birkaç saniye geçmeden hızının rüzgârıyla Veyla'nın karşısındaydı.

"Ne oluyor burada?"

Gerilen ortamı hisseden Valdris ve Erya da onlara yakınlaşırken Gölge'nin gözleri cevap arayarak aralarında geziniyordu. Veyla hafifçe omuz silkip "Bir şey olmuyor." dedi.

"Sevgi, mevgi, ne diyordunuz?"

Yıldat, "Havadan sudan konuşuyorduk." dediğinde bir saniye geçmeden Gölge havayı yaran bir uğultuyla voltriderın arkasına varmış, Yıldat'ı ağaca yapıştırmıştı. Gök, şimşeklerle aydınlanırken Veyla yaslandığı voltriderdan doğrulup neredeyse koşarak yanlarına gitti. Valdrisler de peşinden geliyordu. Gölge, boğazından tutarak ağaca yasladığı kardeşine burnundan soluyarak bakarken "Konuşmanızın yasak olduğunu yeterince açık bir şekilde anlatamadım mı kardeşim?" diye sordu.

Veyla yanlarına varınca Gölge'nin kolundan tutup "Gölge, herkes etrafımızda. Baş başa, hatta göz göze bile değiliz. Aramızda mesafe var. Daha ne istiyorsun?" diye sordu.

Gölge yavaşça başını Veyla'ya çevirirken Yıldat nefes alamadığı için boğuk sesler çıkartıyordu. "İletişim kurmamanızı istiyorum." dedikten sonra Yıldat'ı çekip daha sert bir şekilde ağaca yasladı ve "Birbirinizin adını bile unutmanızı istiyorum!" diye bağırdı.

Veyla, "Tartışmanın sırası değil." diyerek Gölge'yi geri çekmek istediğinde Gölge, tekrar kadına döndü ve dudaklarıyla değil, gözleriyle bağırır gibi bakarken dişleri arasından "Çek elini." dedi.

"Gölge, seni rahatsız edecek hiçbir şey yapmadık!" diye çırpındı. Yıldat kötü bir şey söylememişti, hatta uzak durarak konuşmuştu, bu kadar hırpalanmayı da hak etmiyordu. Bakıldığında Gölge, ona vadedilen kadınla evlenmiş, 'Artık uzak duracaksın' diye dayatmıştı. Yıldat'ın öfkesinin hırsına dayandığını biliyordu ama halinden de anlayabiliyordu. Yanı sıra, hala Yıldat'a değer veriyordu ve durduk yere zarar görmesini istemiyordu.

"Veyla çek elini, diyorum. Git Doğa yerinin girişinde beni bekle. Kardeşime anlayamadıklarını anlatıp geleceğim."

Veyla, "Başkasının şehrinde, etrafımızı düşman sarabilecekken derdin Yıldat'la biz miyiz gerçekten?" diye sorduğunda Gölge Veyla'ya doğru hafifçe başını eğerken gök gürledi. Voltriderın ışıkları ve Doğa yerinin doğal ışıkları dışında nispeten karanlık olan tepe şimdi şimşeklerle aydınlanmıştı. Gölge var gücüyle "Ulan Yıldat'la siz diye bir şey yok, beni çıldırtmak mı istiyorsun?" diye bağırırken vücut damarları belirginleşmişti. Savaşçılardan görev yerlerini terk etmeseler de duyabilecek kadar yakın olanların bakışları Kral ve Kraliçe'de geziniyordu. Kral'ın gök gürler gibi kükremesini duyamamak için oldukça uzakta olmaları gerekiyordu zaten. Veyla da ilgilerini çekmiş oldukları etrafına baktıktan sonra "Bırak Yıldat'ı, biz konuşalım." dedi. Sanki yanlış bir şeyler yapmışlar gibi hesap sorup bedel öterek yaklaşması hoşuna gitmemişti.

Veyla'nın Yıldat'ı koruma çabası, Gölge'nin öfkesini mümkünmüş gibi biraz daha arttırırken "Emrimi dinle, çek elini ve git!" dediği gibi Veyla "Bana emir veremezsin!" diye bağırdı.

Gölge, Yıldat'ın boğazını bıraktığı gibi Yıldat ağacın dibine doğru düşerken Veyla'ya dönüp kolundan tuttu ve çekerek vücutlarını yakınlaştırdı. "Karşında kim olduğunu unutma!"

Veyla sertçe kolunu kurtardıktan sonra "Sen de öyle!" diye bağırdı. Gölge öfkeyle irileşmiş gözleri ve nefes nefese ona bakarken Veyla da kaşlarını kaldırıp başını sallayarak dikleşmeye devam etti. Gölge öfkeden titreyen kolunu kaldırarak işaret parmağıyla Doğa yerinin girişini gösterdi. Veyla'yı bu kadar öfkelendiren asıl şey, Gölge'nin, kadının sadakatinden şüphe duyarmış gibi öfkeyle yaklaşmasıydı. Gölge'nin sadece kendi kıskançlığıyla bile bu hale gelebilecek olduğundan habersizdi. Adam onunla konuşmak için gelse Veyla zaten yeterince açıklama yapacaktı ama Gölge'nin açıklamayı önemsemeden direkt bedel ödetme aşamasına geçmesi, hâlihazırda kötü hisseden Veyla'yı da çıldırtmıştı.

"Ne halin varsa gör." dedikten sonra öfkeli adımlarla Doğa yerine doğru Gölge'den uzaklaşmaya başladı. Gölge kadının ardından burnundan soluyarak baktığı bir sürenin ardından kendisine yeni gelmiş Yıldat'a dönüp yakalarından tuttuğu gibi yerden kaldırdı. Bir eliyle kolunu diğer eliyle ensesini tutarak vücudunu eğdikten sonra onu da sürükleyerek uzaklaşmaya başladı. Peşinden gelen Valdris'e "Yalnız!" dedi ve yakınlarındaki savaşçılar da daha aşağı halkalara doğru yol alarak Kral ve kardeşine konuşmaları için alan tanıdılar. Yeterince uzaklaştıklarını düşününce Gölge, Yıldat'ı önündeki alana doğru ittirdikten sonra cebinden ses büyüsünü açtı. Yıldat yerden kalkarken Gölge elini tehditkar bir şekilde sallayıp "Sana ondan uzak duracağını söyledim mi, söylemedim mi?" diye bağırarak sordu.

Yıldat üstünü başını öfkeyle düzeltirken "Uzağım zaten!" diye bağırdı. "Bana vadedilmiş olan kadını getirdin Kraliçemiz yaptın! Tüm şehir, hatta Nix beni siktir edişini konuşuyor! Kardeşinin sevdiği kadını Kraliçe'n edişini konuşuyor! Benden aldığın intikamı!"

Gölge dibine vardığı Yıldat'ı yakalarından tutarak çekerken "Âşık oldum!" diye bağırdı. Yıldat, güç gösterisi bekliyordu. Küfür bekliyordu, tehdit bekliyordu. Yumruk, belki şimşekler, çok siniri bozulursa azurit bıçağı bekliyordu ama bir itiraf beklemiyordu.

Yıldat şaşırıp kalırken Gölge'nin yakasını tutan elleri gevşedi. Kaşları hala öfkeyle çatılıyken gözlerine hüzün bindi ve omuzları çökerken "Âşık oldum." diye tekrar etti. Bu sefer bağırmıyordu, solur gibi söylemişti.

Yıldat kızarık gözlerle "Başka kadın mı kalmamıştı?" diye sordu. "Kardeşinin sevdiği kadın dışında başka kadın mı kalmamıştı?"

Gölge adamın yakalarını tamamıyla bırakıp birkaç adım geri çekilirken ellerini ensesine götürerek hafifçe eğildi ve ciğerini zorlayan nefesi sonuna kadar üfledi. Ellerini saçlarına kaydırıp sinirle dağıtarak doğruldu ve iki yanında kaldırırken "Düşmanımdı!" diye bağırdı. Elleriyle kendisini gösterirken "Annemi öldürdü." diye fısıldadı. Yıldat'ın kaşları kalkarken gözleri şaşkınlıkla kırpıştı. Gölge yutkunmak istedi ama yutkunamadı. Elindeki gül dövmesini göstererek "Korumak için canımı verebileceğim birini öldürdü." dedi.

Yıldat ellerini yüzüne götürüp nefesini üfleyerek sıvazlarken Gölge isterik bir şekilde gülüp "Beni zaten her gün öldürüyor!" diye bağırdı. "Her siktiğimin günü..." derken yakınlarındaki ağaca tekme attı. "Öldürüyor!" diye bağırarak tekrar Yıldat'a döndü. "Ben mutlu muyum sanıyorsun?" derken tekrar kardeşinin yanına varmıştı. Adamın ellerini yüzünden çekip ittirdikten sonra "Geberiyorum lan acıdan!" dedi.

Yıldat sıkkın nefesler eşliğinde bakışlarını kaçırırken Gölge ellerini yumruk şeklinde sıkıp yüzünün yakınlarına doğru kaldırdı ve tüm vücudu kasılırken "Yana yana seviyorum onu!" diye bağırdı. Yıldat'ın gözleri tekrar abisine döndü.

Gölge çaresiz bir şekilde başını iki yana sallarken yaşlı gözleri eşliğinde "Hala seni mi seviyor, onu bile bilmiyorum." derken yüzünü buruşturmuştu. Bunu söylerken hissettiği acıyı, Yıldat bile hissedebildi. Bir an, abisinin bu denli acı çekmesine dayanamayarak dudakları aralandı ama yutkunarak susmayı tercih etti. Ağladığına inanamıyordu. Güçlü abisi, yenilmez Kral'ı devrilmiş gibi görünüyordu.

"Ben senden değil, kendimden intikam alıyorum Yıldat. Ben senin değil, kendi canımı yakıyorum."

Yıldat sessiz kalarak abisinin acı çekişini izlerken Gölge burukça gülümsedi. "Ben bir gün bana ihanet edebilecek bir kadını seviyorum. Ve biliyorum, bir gün edecek. Gözlerinde görüyorum." dedikten sonra isterik bir şekilde gülerken ellerini iki yanında kaldırdı. Gülüşü yavaşça hüzünlü bir buruşmaya döndü. Alt dudağını ısırdıktan sonra sesi fısıltıya dönüştü. "Ve o güne kadar beni sevmesi dışında bir şey istemiyorum."

Yıldat ciğerinde hava bırakmayana kadar oflayarak ardındaki ağaca yöneldi ve oturdu. Gölge de karşısında kalan ağacın dibine yığılır gibi kendisini bıraktıktan sonra başını ardındaki ağaca yaslayarak gözlerini gökyüzünde gezdirmeye başladı. Yıldat'ın gözleri, düşüncelere boğulmuş halde etrafında geziniyorken ara ara abisine, ne halde olduğuna dönüyor, ona üzülüyormuş gibi hissettiği an kaçırıyordu.

"Sevmiyorsun bile a*ına koyayım," dedi Gölge, kısık bir sesle. Gözlerini kardeşine çevirmişti. Boğuk bir sesle "Ama ben seviyorum." diye eklediğinde Yıldat da abisine baktı.

Yıldat, "Değer veriyorum." dedi. "Sevgi, ne demek, aşk ne demek, pek bilmiyorum ama evet, değer veriyorum. Evet," dedikten sonra yüzü buruştu, sesi kısıldı. "Onu özlüyorum."

Gölge başını sert bir şekilde ardındaki ağaca vurduktan sonra bir dizini kaldırarak kendisine çekti ve dirseğini dizine yaslarken eli yüzündeki ifadeyi de alıp sürüklemek ister gibi alnına, oradan da saçlarına yol aldı. Saçlarının ön kısmını sımsıkı tutarak çekerken gözlerini yumdu. Duydukları, kardeşini paramparça etme isteği uyandırıyordu ama onu da anlamaya çalışıyordu. Kardeşi de onu anlasın istiyordu.

Bir süre aynı pozisyonlarda sessiz kaldılar. Sessizliği Yıldat bozdu. Yutkunduktan sonra "Eğer bir gün o da seni severse..." dediği gibi Gölge gözlerini açmadan burukça gülümsedi. Kapalı gözkapaklarının ardında gözleri tekrar dolmuştu.

"... bunu yaşayacak mısın?"

Gölge elini ensesine kaydırarak gözlerini araladı ve Yıldat'a baktı. Yıldat, "Ve yaşarsan, benim Nixsus'tan gitmeme izin verecek misin?" diye sordu.

Gölge, "İzin veremem." dedi.

Yıldat isterik bir şekilde gülüp "Çocuklarınızı mı seveceğim?" diye sordu.

Gölge, "Yıldat, izin veremem." dedikten sonra sanki olmuş, bitmiş de tek dertleri buymuş gibi konuşmalarına karşı isterik bir kahkaha atıp "Sikeyim, zaten beni sevecek gibi de değil," dedi. Sesi titriyordu. "Hala seni koruyor."

Yıldat, "Bir gün sana karşılık verecek." demeden duramadı. Gölge'nin ensesini ovuşturan elleri yavaşlarken kaşları olabildiğince kalktı. Bunu Yıldat'tan duymak, gerçekleşme ihtimalini arttırmış gibi hissetmişti. Yıldat, Gölge'nin bakışlarında hüznün, acının içerisinde parlayan umudu görünce 'Sikeyim' diye düşündü. Veyla'ya gerçekten âşıktı. Oysaki bu ana kadar, Gölge'nin bir yanının Yıldat'tan intikam almak istediği için de bunu yaptığını düşünmüştü.

"Ve gerçek bir birliktelik yaşarsanız, ben Nixsus'ta duramam."

Gölge, "Ben de seni bırakamam." dedi. "Etraf düşmanım kaynıyor, açık hedef tahtası olursun."

Yıldat, "Sadece bir kişiyi her şeye rağmen koruyabilirsin abi." dedikten sonra burukça gülümsedi. Tehdit etmiyor, rest çekmiyor, gerçeği söylüyordu. Birine 'her şeye rağmen' dediği gibi, geri kalanları gözden çıkarmış olurdu. "Bugüne kadar senin 'her şeye rağmen'in bendim. Ne yaparsam yapayım, benden vazgeçmiyordun ama artık, o gibi duruyor."

Gölge "Bu senden vazgeçtiğim anlamına gelmiyor." dediğinde Yıldat, "Bu ihtimalde?" diye sorarak diretti. "Eğer onunla olursan, gideceğim ihtimalinde kimden vazgeçersin?"

Gölge başını hafifçe iki yana sallayarak titrek nefesini üfledi ve "Ondan vazgeçemem." dedi.

Yıldat yaşlı gözlerle gülümsedi. Cevabı biliyordu, abisinin gözlerinde görmüştü. Sadece merak etmişti. Yavaşça yerden kalktı. Gölge'ye doğru yaklaşırken elini uzattı. Gölge kardeşinin eline yaşlı gözlerle bakarken Yıldat "Hiç seninle gece boyunca baş başa Calin içmedik. Sen hep Valdris'le içerdin." dedi. "Ben gitmeden içelim."

Gölge yavaşça başını onaylar şekilde sallarken kardeşinin eline doğru uzattı elini. Elleri havayı yararak kavuştu, kulaklara tok bir ses duyurdu. Yıldat, yığılmış gibi görünen Gölge'yi kaldırmak için çekti. Elleri hala birken Gölge diğer elini kardeşinin omzuna götürdü ve "Benim için çok değerlisin," dedi.

Yıldat, "Hep Valdris'i daha çok sevdiğini düşünmüşümdür." derken kıskanç bir hüzne sahipti. Belki de en başından beri derdi Gölge'yi kendisine rakip görmek değildi. Gölge'ye karşı başkalarını kendisine rakip görmekti. Gölge, "Valdris benim kardeşim gibidir." dediğinde Yıldat'ın omuzları çökerken gözleri de adamın omuzlarına doğru alçaldı. Gölge, "Sen benim kardeşimsin." dediği gibi Yıldat başını hızla kaldırarak Gölge'ye baktı. Hissettiği hüzne rağmen dudakları kıvrıldı ve göğsüne bir ferahlama düştü.

Sarılacak gibi hissettiler ama birkaç saniye boyunca birbirlerine baktıktan sonra yavaşça geri çekildiler. Yıldat, "Ben görev yerime döneyim." dediğinde Gölge, başıyla onay verdi. Yıldat yavaş adımlarla uzaklaşırken Gölge bir süre ardından baktı. Ellerinin tersiyle yaşlı gözlerini sildikten sonra Veyla'nın olduğu Doğa yerine doğru derin bir nefes alıp vererek baktı.

Veyla Doğa yerine inen merdivenlerin girişinde beklerken Gölge yanına vardı. Gözleri öfkeyle karşıladı ama baktıkça sakinleşir gibi hissetti. Gölge gözlerini Veyla'dan yana çevirmiyordu ama kadın, adamın pek de iyi olmadığını görebiliyordu.

"Yıldat'a bir şey mi yaptın?" diye sordu, çünkü elinden bir kaza çıkmış gibi kötü görünüyordu.

Gölge'nin gözleri Veyla'ya döndü. Çenesi kasılırken dişleri arasından "Hayır." dedi. Veyla, 'Neyin var o zaman?' diye soracakken Gölge hareketlendi ve merdivenlerden inmeye başladı. Doğa'nın işgal ettiği taş merdivenler döne döne yer altına varırken Veyla da ardından hareketlendi. Girişinde ışık lunaları uçuşuyordu ama aşağıda ışık var mıydı, gitmeden bilinmezdi.

Merdivenlerin bitiminde etraflarına bakarlarken dört yanlarını 'kırmızı gün' denilen ışık bitkileri sarmıştı. Kırmızı ışıklar vücutlarına yansırken dar koridorda ilerlemeye başladılar. Veyla, adamın sesinden bir şeyler anlamak istediği için konuşturma çabasıyla "Kâbus mağarasında, bildiklerin haricinde hiçbir şey görmedin mi?" diye sordu.

Gölge tekrar kısa bir cevap verdi. "Hayır."

Veyla, "Sevdiğinle ilgili olan..." derken sesi içine kaçmaya başladı. Gölge'nin ardında, cüsseli bedeninin sayesinde kalıyorken hem güvende hem suçlu hissediyordu. "... o anıda, beni gördün mü? Onun başına gelenin benim yüzümden olduğunu düşünüyorsun ya..."

'Ölüm' kelimesini, benzerini kullanmamaya çalışıyordu. Şimdi kelimesini kullanmayacak kadar hassas olmasına karşın zamanında bizzat bunu sağlamış olduğuna inanamıyordu. Belki de hatırlamadığı geçmişte kimlere, daha neler neler yapmıştı. Düşündükçe kendisinden ve en çok da Konsey ile babasından nefret ediyordu.

"Evet."

Veyla, "Daha uzun cümleler kurar mısın artık?" diye sitem ettiğinde Gölge duraksadı ve omzunun ardından bakarak "Hayır." dedi.

Veyla adamın yanına geçip ona dönerken üfledi ve "Tartışmaya mola verebilir miyiz?" diye sordu. "Şu an çözmemiz gereken bir durum var."

Gölge derin bir nefes alıp verdikten sonra sesini temizledi ve daha uzun cümleler kurabilmek adına hazır hissetmeye çalıştı. Gözleri kırmızı ışıkların yansıdığı kadının ne kadar da güzel oluşuna bakarak dikkat dağınıklığı yaşatmaya başlasa da konu hakkında konuşmaya çalıştı. "Kaç senedir bu şekilde görünüyorsun?"

Bu kadar güzel, bu kadar efsunlu?

Veyla, düşündü. Geçmişine dair ne kadarından emindi, ne kadarını sanarak söylüyordu bilmiyordu ama aklına gelen cevabı söyledi. "Üç, dört senedir."

Gölge'nin kaşları hafifçe çatılırken "Yani kaç yaşındasın?" diye sordu. Veyla "Yirmi altı ya da yirmi yedi, doğum günümü bilmiyorum." dedi.

Gölge "Mümkün değil." dedi. Veyla kendi söylediğinden şüpheye düşerek bildiği kadarını düşündü. Karam'da rastlaştığı o kitapta da on dört yıl öncesinden bahsediyordu. Veyla büyüye ilk kavuştuğu zamanlarda henüz bir çocuk olduğunu biliyordu. Farklı farklı anıları bunu doğruluyordu, hepsi mi yanlıştı?

Veyla, "Neden? O anında nasıl görünüyorum?" diye sordu.

Gölge, "Şu anki halin gibi. Ne bir gün yaşlı, ne bir gün genç. Ve ben o anıda senden küçüktüm. Senin yaşın benden daha büyük olmalı." dedi. Kadının her zerresi ezberindeydi.

"Kaç sene önce o anın?"

"On."

Veyla anlamaya çalışırken "Şu an kaç yaşındasın?" diye sordu.

"Yirmi dokuz ya da otuz. Sen de en az otuz dört, otuz beş yaşında olmalısın."

Adam da doğum gününü bilmiyor olmalıydı. Veyla, "Emin misin?" diye sordu çünkü kendisi gibi Gölge'nin de geçmişinde silik anlar olduğunu biliyordu. Gölge, "Ben yaşımdan eminim." dedi. Bunu doğrulayabilmişti. Gölge öyle söyleyince Veyla, kendi anılarından emin olamadı. Zaten oynandığına emin olduğu anılara sahipti, belki yaşıyla ilgili olanlar da oynanmıştı, bilmiyordu.

Veyla, "Bilmiyorum." dedikten sonra gözlerini kırpıştırarak yaşını hatırlama çabasından sıyrıldı ve "Benim..." dedikten sonra iç çekti. "Gerçekten yaptığımı gördün mü?"

Gölge, "Kaydını izledim." dediğinde Veyla'nın gözleri kısıldı. İçinde bir yerlerde, yanılma payı olabileceğine dair umut ediyordu. Veyla da kaydı izlediğini hatırladığı bir anısının, sahte olduğunu fark etmişti. Belki de Gölge'nin de öyleydi. "Sonra da olayın gerçekleştiği yerdeki eşyalarla büyünün izini sürdürdüm. Gerçekten sana aitti."

İkisi de kelimelerle olanı biteni yumuşatmaya çalışıyorlardı. Gölge kadar Veyla için de bu konuyu konuşmak zordu. O yüzden en azından daha farklı bir yöne çevirdi.

"Hafızan, Konsey'in askeri olduğun zamanlar yüzünden bozuk, öyle değil mi?" diye sorduğunda Gölge başını onaylar şekilde salladı. Veyla merakla "Nasıl ellerine düştün? Senin gibi bir gücü nasıl kontrol altında tuttular?" diye sordu.

Gölge, "Ellerinde beni güçsüz bırakan bir şey var." dediğinde Veyla'nın kalbi korkuyla hızlandı. Gerçekten Gölge'yi öldürmenin bir yolunu biliyorlar mıydı?

"Ne, bilmiyorum ama onlardan kurtulduktan sonra, bir daha hiçbir yerde o kadar güçsüz hissetmedim. Zaten Nix obsidyenle dolu. Obsidyene yakın oldukça, olduğumdan daha güçlüyüm."

Veyla en azından bu ihtimalle avunmak istedi. Özellikle Nixsus obsidyen kaynıyordu. Gölge bu sayede, Konsey'in onu alıkoyduğu zamanlardan daha güçlüydü. "Annenin büyüsü neydi?" diye sordu. Babası Azritti, Gölge Azrit yeteneklerine de sahipti. Annesi de şimşeklere, elektriğe, havaya dair bir büyüye mi sahipti? Veyla bir başka Xalia'nın bu büyüye sahip olduğunu görmemişti. Gölge'nin eşsiz, benzersiz bir büyüsü vardı.

Gölge'nin annesi, herhangi bir büyüye sahip değildi. İnsanların tek yeteneği, zekâlarıydı. Eğer söylerse, devamını ve hatta her şeyi anlatmak zorunda kalacağı için "Onu tanıma şansım olmadı." dedi. Yalan da değildi.

Veyla boğulur gibi hissederken başını onaylar şekilde sallayarak gözlerini kaçırdı. "Senin hafızan ve duygularınla da, babanla Konsey'in işbirliği yaptığı zamanlarda mı oynandı?"

Veyla tekrar Gölge'ye baktı. Gölge, bir ara Drithar ile Konsey'in işbirliği yaptığını biliyordu ama sonra her nedense bu ortaklığın bittiğini düşünüyordu. Veyla bu bilgiyi düzeltmedi, yoksa ipin ucu şu ana kadar uzanırdı.

"Evet."

Veyla suçlu gözlerle etrafı izlerken omuzları düşmüştü. Onu izleyen Gölge'nin dudakları hafifçe kıvrıldı. İç çektikten sonra "Hislerini kaybetmemişsin, onları saklamışsın." dedi. Veyla da ona baktı. Gölge kadının neler yaşadığını tam olarak bilmiyordu ama Konsey'in neler yaşatabildiğini biliyordu. Üstelik Veyla'nın babası da, şerefsizin tekiydi ve Gölge oradayken bile Veyla'ya eziyet etmeye çalışmıştı. Tüm her şeye rağmen Veyla'nın şu an özüne dönmüş olması, ne kadar güçlü bir zihne ve duygulara sahip olduğunu gösteriyordu. Bütün bunları hiç yaşamasa kadının nasıl biri olacağını merak etti ama bu hali bile, Gölge için hayallerinin ötesiydi. Zihninde, geçmişinde, bu kadının kararttığı anılara sahipti ama bugününü aydınlatsa yeterdi. Gölge artık başka bir şey isteyemiyordu.

Veyla'nın ilgisi adamın dudaklarına kayacak gibi olduğunda, telaşla "Devam edelim mi?" diye sordu. Kırmızı ışıklar da aralarındaki gerilimi arttırır gibiydi. Gölge yavaşça başını onaylar şekilde salladı ve geçmesi için eliyle önünü gösterdi. Veyla da adamın önüne geçerek ilerlemeye devam etti. Koridor bittiğinde daire şeklindeki bir alana açıldılar. Tam karşılarında başka bir yol devam ediyordu. Girdikleri alanlarda ışık yüzünden her şeyin rengi karmaşık bir hal alırken duvarda yer yer farklı boyutlarda çıkıntılar ve kırmızı gün bitkileri haricinde hiçbir şey olmadığını gördüler.

"Seni istiyorum..."

Veyla, Gölge'nin sesini kulağının hemen ardında şehvetle duyunca gözleri irileşirken sıçradı ve hemen ardına döndü. Gölge'yi çıkıntılardan birine yaklaşmış, etraflıca incelerken görünce yutkundu. Titrek sesiyle "Bir şey mi dedin?" diye sorduğunda Gölge'nin de gözleri Veyla'ya döndü. "Hayır, niye?"

Veyla "Hiç..." diyerek kasılmış vücudunu ardına çevirdi. İrileşmiş gözleri gölgelerde gezinirken söndüremediği arzusu yüzünden delirmeye başladığını düşündü. İzlediği gölgelerden biri yavaşça dönüşmeye başladığında kaşları çatıldı ve dikkat kesilerek baktı. Gölgeler kadın ve adamın siluetine dönüştü ve Veyla'nın kalbine saldıran bir pozisyonda sevişmeye başladılar. Dehşetle gözlerini kapattı. Yetmezmiş gibi kulaklarına da artık tanıdığı üzere kendisinin ve Gölge'nin boğuk inleme sesleri gelmeye başlayınca elleriyle hızla kulaklarını kapattı ama ses zihninden geliyordu. "Siktir..." diye fısıldadı. Gerçekten, delirmişti. Adama olan aşkından delirmişti...

"Veyla?"

Veyla, tekrar sıçrayarak Gölge'ye doğru döndü ve gözlerini aralarken ellerini yavaşça kulağından çekmeye başladı. Sesler kesilmişti. Gölge, "İyi misin?" diye sorduğunda Veyla gergin bir şekilde sırıttı. Bacakları adama doğru yönelmek istediğinde birkaç adım uzaklaşarak elini çıkıntılı duvara yasladı ve "Evet, niye?" diye sordu.

Gölge anlayamayarak baktı. Kadın garip davranıyordu ama sormakla cevap bulamayacağını bilecek kadar Veyla'yı tanıdığından "Burada bir şey yok, devam edelim." dedi.

Veyla, "Sen önden git." diyerek yolu gösterdi.

Gölge, sorgulayarak Veyla'ya baka baka yola yöneldi. Yeniden darlaşan yolda Gölge yeterince ilerledikten sonra Veyla derin bir nefes alıp yüzünü ovuşturarak peşine takıldı. Aralarındaki mesafeyi korusa iyiydi. O gölgelerin dansında gördükleri aklından çıkmıyordu. Tüm vücudu arzuyla kasılmıştı.

Gölge'ye çarptığında hızla bir adım gerileyerek ellerini yüzünden çekti ve aralarında kaldırırken "Mesafeyi koru lütfen." diye sızlandı. Temasları, elektrik akımı gibi Veyla'yı yakmıştı.

Gölge, garipsediği için heceleri uzatarak "Peki." dedi ve sorgulayan bakışlarını Veyla'dan alıp ulaştıkları alana baktı. Bir öncekinin aynısıydı. Burada hiçbir şey yok gibi görünüyordu. Sadece kırmızı gün bitkileri ve yer yer çıkıntılı duvarlar vardı ve yine karşılarında aynı yol devam ediyordu. Nereye kadar böyle gidecekti?

Veyla sıkkın nefeslerle etrafına bakarken belinde Gölge'nin temasını hissederek irkildi ve "Ama sana..." diye kızmaya başlayarak Gölge'ye döndü ve adamın kendisinden uzakta olduğunu gördü. Çaresiz bir şekilde inlemek isterken Gölge, "Güzelim, kafayı mı sıyırdın?" diye sordu.

Veyla, adamın dudaklarının 'güzelim' derken büründüğü şekle, kulağına ulaşan sese karşı bile inleme ihtiyacı hissederken "Biraz." diye itiraf etti. "Burasının olayı neydi?"

Gölge, "Zihnin derinliklerine itilen şeyleri ortaya çıkartıyormuş." diye birlikte duydukları detayı, ihtiyaç duyan Veyla'ya hatırlattı. Bu sebeple anıların da ortaya çıkabileceğini düşünmüşlerdi ama belli ki Veyla'nın zihninin derinlikleri Gölge'ye olan arzusuyla doluydu. Anı, acı, geçmiş, hiçbir şey umurunda değildi. Şu an gözleri adamın kırmızı ışıklar altında ne kadar güzel gözüktüğünü izliyordu. Kıyafetleri, kaslı vücudunu sarıyor, kokusu dar olan alanlarda Veyla'nın burnuna doluyordu. Yeni çıkmış sakallarında ellerini gezdirmek, kırmızı ışığın dans etti boynunu öpmek istiyordu. Ellerini belinin ardında birleştirip avuçlarını cimciklerken "Devam edelim mi?" diye sordu. Adamla hareketsiz kalmak, Veyla'yı daha zor bir duruma sürüklüyordu.

Gölge, "Ne geliyor aklına?" diye sordu. Ne geliyorsa, Veyla garip davranıyordu.

Veyla, "Bilmediğim anılar değil." dediğinde Gölge bir süre daha baktıktan sonra 'hadi bakalım' der gibi başını sallayıp yola devam etti. Veyla da dudağını kemirerek ardına takıldı. Önünde, heybetiyle yürüdükçe kolundan tutup kendisine çevirmek ve dudaklarına yapışmak istiyordu. Resmen tüm vücudu alevler içerisinde gibiydi. Ellerini saçlarına götürüp kulaklarının arkasına sıkıştırdıktan sonra eliyle yüzüne hava yolladı.

"Baş başa olduğumuzun farkında mısın?"

Gölge, Veyla'nın sesini duyduğunda cümle ve ses tonu oldukça ilgi çekici olduğu için yeni girdikleri ve bir öncekinin aynısı olan alanda Veyla'ya doğru döndü. Veyla'nın gözleri adamın vücudunda olsa gerek hızla gözlerine yükseldi. Gölge, kadının niyetini anlayamayarak "Ve?" diye sorduğunda Veyla, "Ne, ve?" diye sordu.

Gölge şüpheye düşerek "Seslenmedin mi?" diye sorduğunda Veyla yavaşça başını onaylamaz bir şekilde salladı. Doğa, onunla da mı uğraşmaya başlamıştı? Veyla'yla uğraştığı gibi mi? Veyla'nın gözleri yeniden irileşti. Öyle mi? Gölge de mi öyle şeyler görüp duyacaktı? Veyla alt dudağını ısırdığında Gölge'nin bakışları kadının dudaklarına doğru indi. Dilini dudağının kenarında gezdirerek bu görüntüyü izledikten sonra yavaşça yutkunarak manzaranın devamına doğru gözlerini kaydırdı. Kadın, ince belinde biten kısa siyah deri ceketinin içerisinde koyu mor renkte dantelli bir bralet giymişti. Pileli eteği, kalçasının altına kadar iniyor ve hareketsiz durmakta zorlanıyor olsa gerek vücudunu her hafifçe iki yana salladığında etekleri, heyecan yaratarak sallanıyordu. İnce, uzun bacakları kırmızı ışıklarla parlıyor, topuklu botuna kadar güzel tenini sergiliyordu.

Veyla, adamın kendisini adeta incelediğini fark ettiğinde "Burası da aynı. Bakalım bir sonraki yerde ne varmış?" diye hızlıca konuşarak koşar adımlarla hareketlendi. Yola girdi ve bir sonraki alana çıktığında da aynı yer olduğunu çaresizlikle fark etti. Muhtemelen Doğa onları aynı odaya çıkartıp duruyordu ve buranın olayı mekân değil, mekânın hissettirdikleriydi.

"Sence de yeterince beklemedik mi?"

Veyla'nın omuzları iyice çökerken gözlerini çevirdiği Gölge'nin konuşmadığından emindi. Adam da tedirgin bakışlarını etrafında gezdirerek ardından gelmişti. Veyla, adamın nefesini kulağının ardında hissetti ama gözleri, önünde olduğunu görebiliyordu. Adamın dudaklarını da kulağında hissettiğinde gözleri bir anlığına kapandı. Gölge'nin fısıltısını duydu, zihninde yankılandı. "Seni zevkten titretmek istiyorum..."

Gölge, elini çıkıntılarda gezdirirken sadece oyalanıyordu. Tüm mekân bu oda gibi miydi yoksa her şey bu odadan mı ibaretti emin olamamıştı ama birbirlerini hatırlamak uğruna, böyle bir eziyeti daha ne kadar sürdürebilirdi, bilmiyordu. Kırmızı ışıkların dalgalandığı taş çıkıntılarda ışıklar zamanla bir şekle bürünmeye başladığında Gölge'nin gözleri kısıldı. Veyla'nın bedeninin şekline bürünen kırmızı ışıklar, kadının vücut hatlarını Gölge'yi mest edecek netlikte gösteriyordu. İnce belinden, kalça kıvrımına, göğüs uçlarından, diz çukuruna kadar...

Gölge, "Siktir..." diye fısıldadığında Veyla da gözlerini kırpıştırarak araladı ve kulağında duyduklarından kopmaya çalıştı. Gölge yutkunduktan sonra kalbi kulağında atarken taş duvara ardını döndü ve güçsüzlükle yaslanırken ellerini yüzüne götürdü. Belki de buradan çıkmalılardı ama dönüş boyunca girip çıkacakları odalarda devam edebilecek gücü nasıl bulacaktı?

Veyla'nın inlemesini kulağında duyduğunda kulağı omzuna doğru kasılarak eğilirken alt dudağını ısırdı. Sanki Gölge kadının bacakları arasında gökyüzünü yeryüzüne indirirken kadın ise dudaklarını adamın kulağında gezdiriyor, onun için inliyordu. Duydukları yetmezmiş gibi zihni, hayal seyahatinde seviştikleri anları ona tekrar yaşatır gibi izletmeye başladı. Onunla da kalmadı, olmayan, hiç yaşamadıkları sevişme anları gözlerinin önünden akmaya başladı. Birinde Veyla'nın boğazından tutarak kendisine çekerken alt bedenlerinin hızla birleşmesini sağlıyor, birinde duvara yasladığı Veyla'nın bacakları arasında ikisini de doruğa ulaştırıyor, birinde kadının kendisini tatmin edişini izliyordu. Tekrar, "Siktir..." diye mırıldandı.

Veyla, "Burasının işe yarayacağını sanmıyorum." derken sesi boğuktu. Gözleri, tepki vermeyen adama döndü. Elleriyle yüzünü örtmüş, kasılan bedenini taş duvara yaslamış, zihninden korunmaya çalışıyor gibiydi. Veyla, adamın ellerini yüzüne götürürken kasılmış kol kaslarının nasıl da belirginleştiğine bakarken kendi kendisine başını iki yana doğru sallıyordu. Gözlerinin önüne adamı çıplak gördüğü anlar gelmeye başladığında dudağının kenarını kemirirken diğer ayağının üstüne yaslanırken bacakları birbirine olabildiğince yaslanmış, alt bölgesindeki sızlamalarla baş etmeye çalışıyordu. Ürkek bir şekilde "Gölge?" diye seslendi. "Gidelim mi?"

Gölge cevap vermemeyi sürdürdüğünde Veyla çaresiz bir şekilde inlemek istedi ama içerisinde bulunduğu arzu yüzünden dudaklarından çıkan ses bir hayli şehvetliydi. Bu ses de Gölge'nin kulaklarına ulaştı ve gerçek mi, yine Doğa'nın bir oyunu mu emin olamadı. Veyla, ona cevap vermeyen adamın yanına kadar gittikten sonra ürkek bir şekilde koluna dokundu. Bluzunun altından adamın gerilmiş kol kasları Veyla'nın elinin altında damar gibi atarken Gölge hızla başını kaldırdı ve yakınındaki Veyla'ya baktı. Başta, daha gerçekçi bir oyun gibi hissederek odaya baktı ama Veyla, bizzat yanında olan görüntünün ta kendisiydi. Yutkunduktan sonra gergin dudağını yaladı ve arzulu bir sesle "Veyla?" diye sordu.

Veyla, adama bu kadar yakınlaşmak yerine uzaktan kafasına ayakkabı fırlatarak ilgisini çekmiş olmayı diledi. Elini güçlükle kendisine çekerken "Bence buradan gidelim." dedi. Gölge, kadının da geldiklerinden beridir garip olduğunu hatırladı. Kadın da zihninin derinliklerinde Gölge ile olan arzusuyla mı savaşıyordu?

Gölge, "Yoksa?" diye sorduğunda Veyla bir an Gölge kadını çekmiş, öpmek üzereymiş gibi hissetti ama telaşla bir adım çekildiğinde adamın öyle bir girişimde bulunmadığını fark etti ama evet, 'Yoksa?' diye soran oydu.

Veyla, neredeyse kekeleyerek "Ne yoksa?" diye sordu.

Gölge, kalçasını yasladığı çıkıntıdan ayırdığında Veyla bir adım daha çekildi. Gölge, Veyla'nın tepkilerini izledikten sonra gözleri kadının çıplak olduğunda nasıl göründüğünü bildiği vücuduna kaydı. Hayal gücü mü yoksa burası bilinmez, zihninde kıyafetleri çıkarıp atabilmişti. Gölge gözlerini kırpıştırarak sesini temizledi. Bakışlarını güçlükle Veyla'nın gözlerine çıkardı. Kadın gözlerinin önündeyken ve dudakları hareket etmiyor olmasına rağmen sesi kulağında yankılandı. "Seni öyle çok istiyorum ki..."

Gölge başını sağ omzuna doğru eğip yükselttikten sonra eli ensesine gitti ve sertçe ovuşturmaya başladı. Işıklar gibi ateşin düştüğü gözlerle kadına bakarken "Seninle de oynuyor." dedi.

Veyla, anlamazdan gelerek "Nasıl?" diye sorarken Doğa'nın adamla da oynadığına emin oldu ve heyecanlı titremesi tüm vücuduna yayıldı.

Gölge, "Nasıl mı?" diye sorduktan sonra bir adımla yaklaştığında Veyla telaşla gerilediği için hafifçe güldü. "Böyle işte."

Veyla, duvara yaslanırken "Ne dediğini anlayamıyorum." dedi ve sanki duvara değil de adama yaslanır gibi hissetti. Sanki kalçasında adamın erkekliği zevkle atmıştı. Hızla duvardan ayrılsa da ardına yolu alarak mesafeyi korudu. Gölge'nin üstünden elbiseler eksilmiş gibi gördüğünde kaşları çatılırken bakışları adamın vücuduna döndü ve baktıkça kaşları gevşedi, dudakları aralandı. Yavaş bir şekilde dudağının kenarını ısırdığında Gölge, kendisini şehvetle izleyen kadın her ne görüyordu, bilmiyordu ama onun için arzu içerisinde olduğuna dair şüphesi yoktu.

"Bence anlıyorsun."

Veyla gözlerini kırpıştırdığında Gölge'nin kıyafetleri üstüne geri dönerken yutkunup adamın gözlerine baktı. Çaresizce başını iki yana sallarken "Hadi, gidelim." dedi.

Gölge, "Zihninin derinliklerinde benimle..." diye konuşmaya başladığı gibi Veyla hareketlendi. Çıkış yoluna varabilmek için Gölge'nin olduğu yönden gitmeliydi. Resmen daire olan alanın duvarlarına yaslana yaslana yola doğru varmaya çalıştığında Gölge de bakışları gibi vücudunu da çevirerek takip ederken sırıtışında alt dudağını ısırdı. Gözleri kadının kıvranışında gezinirken "Şu an beni arzuluyorsun..." dediği gibi Veyla duvarın düz bir kısmında duraksayıp "Gölge!" diye sesini yükseltti. "Bu aptal yerden siktir olup gidelim hadi! Ve çıkana kadar da benimle sakın konuşma."

Gölge kahkaha attıktan sonra "Ben konuşmasam, hayalin konuşur bebeğim." diye hatırlattı. Veyla ağlamak ister gibi "Bebeğim, deme." dedikten sonra titrek bir nefes alıp verdi. Çünkü iradesi daha da zorlanıyordu.

Gölge, "Peki güzelim..." dediğinde Veyla ellerini yasladığı duvardan çekip yüzüne götürürken 'mahvoldum' der gibi başını iki yana salladı. Gölge keyifli sırıtışında dilini gezdirerek kadını izledikten sonra ilerlemeye başladı. Kadın tam yol eşiğinin yanına kadar varıp öyle durmuştu. Eşikten geçmeden önce kadının yanında durdu ve yakın vücutlarını başını ona doğru eğerek biraz daha yakınlaştırdı. "... gitmemizi istiyorsan gidelim."

Sesi yakından geldiği için Veyla irkilerek ellerini yüzünden çekti ve sağındaki adama baktı. İkisi de yutkunurken gözleri birbirlerinin dudaklarına doğru indi. Gölge, derinlerden gelen arzu dolu bir sesle "Ama gerçekten..." diye konuşmaya başlayıp hareketlendi. Yavaşça Veyla'nın önüne doğru geçip kadını duvarla arasında bıraktığında Veyla yeniden ellerini vücudunun iki yanında duvara yasladı. Duvarı delip ardına geçmek ister gibi başını bile yaslamıştı. Gölge ellerini yavaşça kadının yüzünün iki yanına doğru yaslarken "... gitmemizi istiyor musun?" diye sordu.

Veyla kekeleyerek "E-evet." dediğinde Gölge kadının dudaklarına bakarak yamuk bir şekilde sırıttı.

"Git o zaman."

Veyla, "Çekil ama." dediğinde Gölge, yola yakın olan elini duvardan çekti. Yüzlerini yakınlaştırıp burnunu kadının burnuna sürterek "Hadi, git." diye fısıldadı.

Veyla, Gölge'ye doğru hareketlenmek isteyen alt bölgesini güçlükle duvara yaslı tuttu ama bir saniye sonra Gölge alt bölgesini kadına doğru yaslamıştı. Veyla, duvar ile Gölge arasında kalan aciz bir beden haline gelirken vücutlarına yansıyan kırmızı ışıkların altında yutkunarak Gölge'nin dudaklarına baktı.

Veyla, "Giderim." diye fısıldadığında Gölge dudaklarını, kadının dudaklarına sürtmeye başladı. "Ama eğer gitmezsen..." dediğinde Veyla hala bir insan olsa, tam şu an kalp krizi geçireceğinden emindi. Dudaklarını kadının teninde sürükleyerek kulağına vardı. Kıkırdağını dişleri arasına aldığında Veyla gözlerini sımsıkı yumdu ve duvara yaslı elleri yumruk şeklini aldı. Gölge dişlerini çekse de dudağını sürtmeye devam ederek "... uslu durmayacağım." diye uyardı. Git yoksa olanlar olacak, diyordu.

Veyla, titrek bir nefesle "Ne yaparsın?" diye sordu. Gölge az evvel duvardan çekmiş olduğu eliyle kadının çenesini tutup başını sağa çevirmesini sağladıktan sonra dudakları için açılmış boşluğa yerleşip kadının kulağının arkasını emerek öptü. Veyla'nın alt bölgesi Gölge'ye doğru hareketlendiğinde Gölge de sert bir şekilde duvara yaslayarak kendisini bastırdı. Veyla inleyen dudağını kanatmak ister gibi ısırdı. Gölge'nin dudakları biraz daha alçaldı ve burnu boynunda gezindi. "Önce solurum..."

Boynunda kadının tenini dişleri arasına alıp bıraktıktan sonra "Sonra öperim..." dedi ve öpmek kadar masumane kabul edilmemesi gereken bir dudak temasıyla kadının tenini sömürdü. "Sonra..." derken diğer eli de duvardan ayrıldı ve kadının beline vardı. Bel oyuntusundan inerek kalçasına ulaştı. Eli kadının kalçasına yerleştikten sonra sıkarak avuçladı ve kendisine çekti. "... her zerreni tüketirim."

Veyla titrek nefesini üfledikten sonra dudağını yaladı. Gölge'nin eli kalçasından bacaklarına doğru indi. Dokundukça bir kıvılcım taşıyan parmakları eteğin altına girdikten sonra Veyla'yı titreterek yükseldi. Parmağını kadının iç çamaşırına bir kancaymış gibi taktı. "Bir yıldızları ayağına getiririm..." dedikten sonra aşağı çekiştirdi. Veyla'nın bacakları titrerken Gölge kendisini yaslayarak duvara sabit tutmuyor olsa şimdiye yığılacağından emindi. "... bir seni yıldızlara çıkarırım."

Dudaklarını kadının tenine sürterek yükselerek dudaklarına geri döndü. Kadının çenesindeki eli boynuna indi ve başparmağı boynunun önünü tutarken, geri kalan parmakları ensesini sardı. Kadının başını sertçe kendisine doğru çekerken dudaklarına yapıştı. Çeneleri birbirine doğru yükselirken şehvetle öptü. İkisi de boğuk bir şekilde inlerken alt bölgelerini tekrar ve tekrar birbirine sürttüler. Gölge konuşmak için güçlükle çekildi ama hala dudakları birbirine temas içerisindeydi. Eli, kemerin belinin sağ tarafında kalan hizasından bıçakları tutarak çıkarmaya ve çıkardıkça tok bir sesle yere bırakmaya başladı. İşte. Savaşı bırakmış, sevişiyordu.

"Sabaha kadar benim olursun." diye fısıldadı. Aralık dudakları telaşla birbirine yönelip hafifçe geri çekildikleri bir dans içerisindeydi. Titrek nefesleri de bu dansın şarkısıydı. Bu sefer de Veyla'nın bıçaklarından kurtuldu. Veyla da savaşın bitmesine izin verdi.

Gölge'nin eli yavaşça kadının üst bacağında gezinmeye başladı. Uzun parmakları kadının iç uyluklarına varıyor, yükseldikçe parmağının yanı kadının iç çamaşırından kadınlığına temas ediyordu. Her seferinde Veyla'ya yeni bir titreme dalgası bahşediyordu. "Sabaha kadar senin olurum."

Gölge Veyla'nın alt dudağını dişleri arasına alıp hafifçe çekiştirdikten sonra zevkle ısırmış olsa da özür diler gibi öptü. "Seç kelebek." dedi. "Gidecek misin, yoksa kalacak mısın?"

Veyla kalmak istediğini biliyordu. Doğa bile elini, kolunu çekmiş, devamını Veyla ile Gölge'ye bırakmış gibiydi. Artık o şehvetli cümleler Gölge'nin dudaklarından çıkıyor, Veyla'nın teni gerçekten Gölge'nin dokunuşlarıyla titriyordu. Aklından yüzlerce düşünce geçerken buraya gelmiş olmalarına lanetler okuyordu. Adama karşı mesafe oluşturmaya çalışırken iradesine saldıran bu yere gelmiş olmak, bilse asla yapmayacağı bir şeydi.

Titrek nefesiyle "Cevabı düşünmem için biraz mesafe tanır mısın?" diye sordu. Gölge bu temaslar içerisindeyken ve hâlihazırda iradesi zorlanmışken karar vermesi güçtü.

Gölge yavaşça ellerini çekmeden önce parmakları kadının tenini son kez sıkmıştı. Dudakları da kadının dudaklarında fikrini bir hayli etkileyebilecek bir öpücük bıraktıktan sonra çekildi. Ellerini iki yanında kaldırdı ve henüz kadının dudaklarından çekildiği dudaklarını Veyla'nın tadını özlemiş gibi yalayarak birkaç adım geri çekildi. Göz göze geldiklerinde Veyla hızla gözlerini kaçırdı çünkü gözleri dokunmaktan bile fazlasını yapar gibiydi. Sırtını sindiği duvardan çözülmek ister gibi ayırırken 'yapamam' diye düşünüp duruyordu. Sonra hemen 'ama yapmak istiyorum' diyordu. Baş başaydılar. Baş başaydılar! Sadece sevişmekle kalacak olsalar Veyla teslim olmayı göze alabilirdi ama varis... Ya hamile kalırsa? O zaman ne olacaktı? Bebekten kurtulamazdı. Ne kendisi yapabilirdi, ne de Gölge izin verirdi. Veyla bu karmaşaya bir de bebek dâhil edemezdi. Bir kere... Veyla anne olamazdı ki! Sevmeyi bile yeni hatırlamıştı, nasıl anne olacaktı? Berbat bir anne olacağını düşünüyordu. Ortada aylar öncesinden gözleriyle gördükleri bir kehanet olmasa, hamile kalmayacağını düşünebilirdi ama şimdi... Hamile kalacağı kesinmiş gibi hissediyordu. Sanki Doğa, tek bir birleşim bekliyordu ve geriye kalan her şey peşi sıra patlamalar gibi gerçekleşecekti.

Veyla, Gölge'nin sinirini bozmayı düşündü. Adam şimdi cayır cayır yanıyormuş gibi bakıyor, yaklaşıyor, konuşuyordu ama siniri bozulursa Veyla'yı etki altına almayı bırakırdı. Veyla geri çekilemezdi ama Gölge belki çekilirdi. Bakışları Gölge'ye dönerken "Yıldat'la ne konuştunuz?" diye sordu.

Gölge, sabırsız bir şekilde Veyla'yı beklerken duyduğu soruya karşı şaşkınlık geçirdi. Ancak birkaç saniyenin ardından çözülerek gerildi ve "Ulan dalga mı geçiyorsun?" diye sordu. Veyla 'Ve işte. Lafzı bile yetiyor' diye düşündü.

Veyla yutkunduktan sonra "Gayet ciddiyim." dediğinde Gölge birkaç saniye daha bakmayı sürdürdükten sonra isterik bir kahkaha atarak bakışlarını kaçırdı. Başını onaylamaz bir şekilde iki yana sallarken elleriyle yüzünü ovuşturdu. Gölge burada zevkle yanıp tutuşurken, her zerresiyle kadını arzular, ihtiyaç duyarken kadın hala ne söylüyordu.

"Sikeyim ya..." diye söylendikten sonra ellerini yüzünden çekti ve Veyla'ya sinirle baktı. "Gerçekten bu anda bile aklına Yıldat mı geliyor?"

Veyla, "Niye bu kadar geriliyorsun?" diye sorduğunda Gölge'nin yüzünde oluşan yüz ifadesi, artık sevişemeyeceklerini kanıtlar gibiydi ama sinirle Veyla'nın üstüne yürüdüğünde Veyla için aynı şey geçerli değildi. Veyla hala sevişmek istiyordu.

"Niye mi?" diye var gücüyle bağırdı. Veyla ardındaki duvara yaslanırken başını onaylar şekilde sallayıp titrek sesiyle "Evet, niye?" diye sordu. Gölge sinirlenip gitsin istiyordu. Kendisinde çekip gidecek gücü bulamıyordu. "Paylaşamıyor musun Kraliçe'ni?"

Gölge Veyla'nın başının yanından duvara yumruğunu geçirip var gücüyle "Kıskanıyorum!" diye bağırdı. Yumruğunun ve bağırışının sesi bulundukları Doğa yeri gibi Veyla'nın da kulaklarında yankılandı. "Kıskanıyorum ulan, kıskanıyorum seni!"

Veyla'nın gözleri irileşirken hiç olmadığı kadar parladı. Gölge burnundan solumasına karşın omuzlarından bir yük kalkmış gibi hissediyordu. Zaten Veyla'ya dair içinde fırtınalar kopartan birçok itiraf vardı, en azından biri yakasını bırakıp özgürlüğe kavuşmuştu.

Veyla'nın heyecanlı, Gölge'nin öfkeli nefesleri yakın yüzleri arasında dolaşırken Veyla, 'Siktir' diye düşündü. Kalbi müthiş bir heyecanla şehvetine cesaret aşıladı. Belki Gölge'yi hala uzaklaştırabilirdi ama kendisi için... Kendisi için konu kapanmıştı. Nabzı bu denli yüksekken, Gölge bu kadar çekici ve kırmızı ışıklar sadece tenlerinde değil, ruhlarında da dans eder haldeyken kulakları bu cümleyi duyduktan sonra başka şansı kalmamıştı.

Sırtını duvardan ayırdığı gibi eli Gölge'nin yanağına uzandı. Aralarındaki mesafeyi de parmak uçlarında yükselerek kapatmaya çalıştığı ve yanağından tuttuğu Gölge'yi de hafifçe kendisine çekerek adamın dudaklarına yapıştı. Gölge'nin kaşları başta anlayamayarak çatılırken vücudundaki gerginliğin bile bir an eli ayağına dolanmıştı. O sıra kadın, ihtiyaçla, özlemle adamın dudaklarını sömürüyordu. Gölge'yle birlikte öpüşmeyi de öğrenmişti. Gölge öğretmese, içindeki bu hisler öğretirdi. Adam, yaşadığı anı idrak ettiğinde gözleri yavaşça kapandı. Kaşları gevşerken yüzündeki kasılma sebebi hızla zevke dönüştü. Eli kadının boynunu tutarken üstüne doğru adımladığı Veyla'nın vücudunu duvarla arasında bırakarak yasladı ve ikisi de öpüşlerinde boğuk bir şekilde inlediler.

Dudakları şehvetle öpüşürken elleri ihtiyaçla birbirlerinin vücutlarında bir seyahate çıktı. Gölge'nin sabırsız eli kadının belinin ardına yerleşerek vücudunu tekrar duvardan ayırdı. Ayakları birbirine dolanırken duvardan uzaklaşmalarını sağladığı gibi ceketinin yakalarına yol aldı. Öpüşmeleri sürerken ceketi çekiştirerek önce kadını n dirseklerine indirdi, bir saniye geçmeden çıkarıp bir kenara attı. Elleri kadının kalçalarına yerleşti. Ceketi çıkartırken biraz olsun uzaklaşmış vücutlarını kalçasını sıkarak kendisine çekti ve yeniden bir bütün haline getirdi. Birbirlerinin dudaklarını bir sömürür, bir de dişleriyle çekiştirirlerken Veyla'nın da elleri çıkartmak isteyerek adamın ceketine doğru yol aldı. Adamın geniş omuzlarından indirmeye çalıştığında Gölge kadına yardımcı olmak için ellerini ceketine götürüp vücudunun ardına uzattığı kollarının bileklerine doğru çekiştirerek kurtuldu. Veyla sabırsız bir şekilde adamın tişörtünün de uçlarını tutup çekiştirmeye başladığında Gölge de tişörtün ensesinden tutarak başının üstüne doğru çekti. Dudakları bir anlığına ayrıldı. Sağında yere bıraktığı tişört yere ulaşmadan Veyla adamın yanaklarını tutarak, Gölge ise kollarını kadının beline sararak yeniden atıldı ve birbirlerine kavuştular. Çeneleri birbirlerine doğru yükselip de zaman zaman başlarını sağa sola eğerek birbirlerini farklı açılardan ihtiyaçla öperlerken Gölge'nin Veyla'nın bedenini saran kollarında elleri kadının sırtında korse şeklindeki braletinin iplerini çözüyordu. Veyla'nın elleri de adamın kol, omuz ve göğüs kaslarında geziniyor, parmaklarını tenine batırarak bir keyfini sürüyordu. Ayaküstü vücutlarını birbirlerine ne denli sürtebilirse, sonuna kadar tüketiyorlardı. İpleri çözülen bralet gevşerken kadının üstüne doğru yürümeye başladı. Veyla'nın gerileyen ayakları heyecanla birbirine dolansa da Gölge'nin elleri onu tutarak yönlendirdi. Korse şeklindeki braleti hızla vücutlarının arasından çıkarıp attığı gibi bir eli kadının kalçasında gezinirken diğeriyle kadının sol göğsünü avuçladı. Şehvetli öpüşlerine daha fazlası için ara verirlerken kadının göğsüne yönelmeden önce kısa bir anlığına göz göze geldiler. Gözleri ateş saçarken ikisi de bu anın bir gün geleceğini zaten biliyorlardı.

Gölge, ateşi daha da harlamak için eliyle sıkıp yaklaştırdığı göğüs ucunu dudakları arasına aldı. Veyla'nın bir bacağı alt bölgesindeki sızlamayla birlikte teması arttırmak isteyerek dizinden kırıldı ve Gölge'nin kalçasının yanına doğru yükseldi ve Gölge'nin, kadının kalçasın sıkan eli, üst bacağı boyunca zevk dolu bir yola çıktı. Veyla'nın elleri adamın omuzlarında, saçlarında gezinerek göğsünden ve temas içerisindeki alt bölgelerinden kopan zevk ile titrerken odaksız gözleri aralanmayı başardıkça inleyerek tekrar kapanıyordu. Başı bir tavana yükseliyor, bir de ona bu hisleri yaşatan Gölge'ye doğru eğiliyor, bakmaya çalışıyordu.

Gölge dişleyerek çekiştirdiği göğüs ucunda hemen ardından tekrar dilini gezdirerek Veyla'ya adeta eziyet çektirdikten sonra yeniden dudaklarını da örtüp sömürmeye devam etti. Bir süre sonra dudakları eksildi. Eli tamamıyla yetkiyi devralarak bir hayli ıslattığı sol göğsünü avuçlayıp bir sıkmaya ve bir yoğurmaya başladı. Dudakları ise sağ göğsüne yöneldi. Veyla başını Gölge'ye doğru eğmiş, duvar ile Gölge'nin kendisini yasladığı erkekliği arasında kalmış alt bölgesini adama sürtüp dururken bulanık görüşlerle adamı izliyordu. Gölge, dilini Veyla'nın göğüs ucunda gezdirirken hafifçe başını kaldırıp Veyla'ya baktı. Onu, zevk alırken izlemek istemişti. Sadece şimdi değil, her an ve her gün. Her gün onu zevkle titretmek istiyordu.

Veyla hâlihazırda zevkle ısırıyor olduğu alt dudağının ardından inledi. Adamın cayır cayır yanan bakışlarıyla göz göze gelmek daha da tahrik olmasını sağlamıştı. Kadına bakarak göğüs ucuna ıslak bir öpücük daha bıraktı. Bacağında gezinen eli yeniden kalçasına döndü ve kadını kendisine çekerek avuçladı. Kadının, Gölge'nin elleri ve öpüşleri altında zevkten biçare inlemesi, titremesi Gölge'yi de zevkten çıldırtıyordu. Aylardır arzuladığı bedene ulaşıp onunla tatmin olmak, tüketmekle bitmeyecek bir arzuyu bir anlığına olsa da ferahlatmak istediği şüphesizdi ama daha çok, Veyla'nın tatmin olmasını arzuluyordu. Veyla'nın zevk alması, Gölge'yi daha da tahrik ediyordu. Yakın zamana kadar ancak bir hayalde yaşayabildiğini sandığı bu anlara karşı duyduğu heyecanlı şaşkınlığını, arzusu, şehveti bastırıyor, durmaksızın bu anı yaşıyordu.

Bir ıslak öpücük, Veyla'nın dudaklarından çıkan yeni bir inlemenin daha ardından dudakları tamamıyla kadının göğsüne yerleşti. Zevk, tenleri gibi bakışlarından da birbirlerine doğru akarken Veyla nefes nefese "Ya hamile kalırsam?" diye sordu. Sesi oldukça kısık, titrek nefeslerinin ardında kayboluyordu. Adamın bakışlarında durmaksızın onu tüketeceğini görmüştü ve yanlarında herhangi bir korunma seçeneği yoktu.

Kadının bu şekilde sorması, Gölge'nin eser miktarda var olan sabrını da tüketiyordu. Bir an önce kıyafetlerden kurtulup kadını kendisine ait kılmak ve her zerresiyle kadının olmak istiyordu ama bir yandan da bu ilk yakınlaşmalarıydı ve aceleye gelmesini istemiyordu.

Gölge kadının göğüs ucuna bir süreliğine veda eder gibi dil darbelerinin eşlik ettiği bir ısırık bırakıp Veyla'yı yeniden inlettikten sonra dudakları gibi başını da yavaşça çekti. Veyla'ya baka baka vücudunu doğrultu. Başını hafifçe sağ omzuna doğru eğerek yüzlerini yakınlaştırdı ve burunlarını birbirine sürterken arzu dolu sesiyle "Varisimi doğurursun." dedi.

Veyla'nın kalbi yeni bir heyecanla kasılırken titrek bir nefes alıp "Bunu göze alıyor musun?" diye sordu.

Gölge yamuk bir şekilde sırıttıktan sonra dilini oldukça yavaş bir şekilde kadının dudaklarında gezdirdi. Titrek nefesleri birbirine çarpıyordu. Veyla'nın alt bölgesi yeniden Gölge'ye doğru hareketlendiğinde Gölge kendisini yaslayarak duvarla arasına sıkıştırdı. Veyla, Gölge'nin erkekliğini kıyafetlerin üstünden ne kadar hissedebilirse, o kadar hissetti ve bir an önce içini doldurması için sabırsızlandı.

Gölge'nin bir eli kadının kalçasıyla, bacakları arasında eziyet verici bir yavaşlık ama tenini kızartacak kadar da parmaklarını bastırarak gezinirken diğer eli beline yerleşmişti. "Benim güzelim..." dedikten sonra kadının üst dudağını dudakları arasına alıp sömürerek öptü. İkisini de yiyip tutan bir öpüşün ardından dudakları biraz olsun uzaklaştı. "Benim bebeğim..." derken kadının, Gölge'nin kalçasının yanında duran bacağından tutup kaldırarak duvardan çekti. Bir saniye bile geçmeden kadını ardına döndürüp sırtının kendisine çevirdi. Veyla'nın bacağı inip de ayağı yere yaslanırken elleri de yüzünün iki yanından önündeki duvara tutunmuştu. Titreyen bedeni alçalacak gibi olduğunda Gölge'nin bir eli kadının kalçasının yanından tutarak kendisine yasladı. İkisinin de dizleri hafifçe alçalmış bir halde, birbirlerinin vücut boşluklarını doldururken diğer eli kadının göğüslerini okşayarak boynuna vardı ve başını geriye, Gölge'nin göğsüne doğru eğmesini sağladı. Veyla'nın beli yay gibi gerilerek bir bel boşluğu oluştururken kalçası adamın pantolonunun altından bir hayli kabarmış erkekliğine yaslıydı. Başı ise geriye doğru adamın göğsüne yaslandı. Gölge ters bir açıyla ona dönük olan kadının yüzüne eğilip dudaklarını şehvetle öptükten sonra "Benim Kraliçe'm..." dediğinde Veyla onu sadece temaslarla değil, sözlerle de titretebilen adamın öpüşüne eşlik etti. Bulundukları alanı, heyecanlı nefes sesleri ve ıslak öpüş sesleri dolduruyordu. Dili adamın diline değdiği gibi Gölge kadının dilini dudakları arasına alıp çekiştirerek emdi ve aynı anda boğuk bir sesle inlediler. Eli, şehvetle kadının boğazını tutuyor olsa da sıkmamaya çalışıyordu. Yine de parmakları tenine batıyordu. Onu bu kadar şiddetli sever ve arzularken bir yandan da canını yakmama gayretindeydi.

Dudakları hafifçe uzaklaşsa da minik kıpırtılar ile birbirlerine atılmak istiyordu. "Varis olsun ya da olmasın ben artık seni öldüremem..." dedi. Eli kadının boynunda biraz daha yükseldi ve başparmağı çenesini kavrarken kadının başını sola çevirerek eğdi ve kendisi için oluşturduğu boşlukta kadının kulağının arkasını boylu boyunca yalamaya başladı. Veyla dans eder gibi yuvarlanarak birbirlerine sürttükleri alt bölgelerinde temasın artmasını isteyerek kıvrandı. Gölge kadının kulak memesini dudakları arasına alıp emdikten sonra nefesi kadının kulağına çarparken soluyarak konuştu. "Sen de bana, ne yaparsan yap." dedikten sonra kulağının arkasını sömürerek öptü. 'Ben seni öldüremem, sen de istersen öldür, her şeyi göze alıyorum' diyordu. Varisi göze almak bir yana, zaten istiyordu.

Gölge'nin yönlendirmesiyle Veyla'nın yüzünün sol yanı duvara yaslanırken elleri ise başının iki yanından duvara tutunuyordu. Gölge'nin kadının kalçasının yanında olan eli eteğin altından iç çamaşırına ulaştı. Birbirine sürtünüp duran kalçaları arasında biraz olsun mesafe bıraktı ve aşağı doğru çekiştirdi. İç çamaşırını Veyla'nın aralık bacaklarında dizlerine kadar indirdikten sonra bıraktı. Veyla'nın bileklerine doğru düşen iç çamaşırından kurtulmak için kadının sağ bacağını iç uyluğundan tutarak hafifçe kaldırdı ve ayakkabısıyla da yere sarkan iç çamaşırının bir ucundan bastırarak sağ taraflarına doğru sürükleyerek attı. Ardından kadının iç uyluğunu, zevkle aralanmış parmaklarıyla sıkarak yeniden bacağını indirmesini sağladı. Elini yavaşça çekti ve eteğinin ucundan tuttu. Kadının eteğini beline doğru kaldırarak ucunu eteğinin lastiğinin arasına sıkıştırdı. Kadının çıplak kalçasını izlerken alt dudağını ısırdı. Eli yavaşça kalçasının sağ yanağına yerleşti. Sol eli hala kadını boğazından tutuyordu. Parmak uçları kadınlığına yakın bir haldeyken kadının kalçasını, diğerinden ayırarak avuçladı. Veyla'yla birlikte Gölge de boğuk bir sesle inledi bu görüntüye karşı. Veyla "Hadi..." diye çığlık atmak istiyordu. Adamın her dokunuşu, bedenine her 'merhaba' deyişi Veyla'ya zevk dolu bir eziyet bahşederken sabırsızlaştırıyordu. Gölge'nin eli kadının kalçasından eksildiğinde Veyla hızla özledi. Gölge kadının çıplak kalçasını dudağını arzuyla dişleyerek izlerken eli pantolonunun fermuarına yöneldi.

Veyla fermuarın indiğine dair sesi dinlerken gözünü sımsıkı yumdu ve duvarın soğukluğunun yanan tenine bir nebze dahi iyi gelememesine sızlandı. Hışırtıların ardından Gölge'nin elini yeniden belinde hissetti. Adam pantolonundan ve iç çamaşırından kurtulmuş olmalıydı ki Veyla'ya yaslandığında Veyla, adamın çıplak erkekliğini boylu boyunca kalçalarının arasında hissetti. Henüz sadece yaslanıyordu ama Veyla sanki tüm vücudu, Gölge'yle dolmuş gibi hissederek inledi. Bu temasla birlikte Gölge de bir anlığına başını tavana doğru yükseltmiş, arzuyla kasılmıştı. Kalçaları gibi, dizleri hafifçe kıvrılarak alçalmış aralık bacakları da hemen birbirinin ardındaydı. Gölge daha fazlasına karşı sabırsız bir şekilde başını yeniden Veyla'ya eğdi ve eli, kadının belinin yanından sürtünerek önüne geldi. Parmakları Veyla'nın kadınlığına inip zevk noktasına vardı. İşaret parmağı ve orta parmağı kadının zevk noktasını okşamaya başladığı gibi Veyla'nın inlemeleri yükselirken kalçasının hareketlenmesi arttı. Gölge, boğazını ve çenesini tutan eliyle kadının başını yine yüzüne üstünden ters bir açıyla bakabileceği kadar iyice geriye eğmesini sağladı. Yüzüne eğildi ve kadının inleyen dudaklarını öpmeye başladı. İkisinin de dudakları inleme ihtiyacıyla aralanıp durarak birbirininkilerde geziniyordu. Gölge henüz içini doldurmasa da erkekliğini kadının kalçası arkasından aşağı yukarı ve ileri geri gel gitlerle sürtüp duruyordu. Öyle ki kadının ıslaklığı adamın erkekliğine de bulaşmıştı ve her an erkekliği kendi yolunu bulup kadının içini doldurmak üzereymiş gibiydi.

Veyla inlemelerinin arasından Gölge'nin dudaklarına doğru "Bu bir hata." diye fısıldadı.

Gölge, kadının dudaklarına nefes kesen bir öpücük daha bıraktıktan sonra çenesinde olan başparmağıyla tenini okşayarak "Umurumda bile değil," dedi. "Sadece seni istiyorum."

Veyla'nın vücudu adamın temaslarıyla doruğa ulaşmak üzere kasılıp inlemeleri yükselirken uyarmak isteyerek "Pişman edeceğim seni." demeye çalıştı ama sadece bu zevk dolu sesi duymak için bile Gölge canını verebilir ve asla pişman olmazdı.

Dilini kadının dudaklarında gezdirdikten sonra "Şan olsun sana." diye fısıldadı. Yıldat, Veyla'nın Gölge'ye teslim olmasının Gölge'ye şan kattığını söylemişti ama şimdi adam, 'beni pişman da etsen, yensen de sana şan olsun' diyordu.

Vücudu boyunca dolanan akım, kadınlığında son bulup Veyla yüksek sesle inleyerek boşalırken Gölge sayısız defa kadının saçlarından öptü. Veyla güçsüz düşmüş gibi iyice Gölge'ye yaslanırken duvara yaslı bir eli de, boğazını tutan Gölge'nin koluna inmişti. Veyla da ihtiyaçla adamın teninden tuttu. Gölge'nin Veyla'nın zevk noktasındaki eli yavaşça Veyla'nın kadınlığının girişine doğru yol aldı. Kadının, onun için akıttığı sıvıda gezindirdiği parmaklarını çektikten sonra elini kaldırmaya başladığında Veyla, adam tutmasa yığılacak bir titreme ve bulanık bakışlarla Gölge'nin elini takip etti. Gölge Veyla'nın gözlerine bakarak işaret parmağı ve ortaparmağını dudakları arasına yerleştirip Veyla'yı yalar gibi, sıvısını emdi. Parmaklarını yavaşça üstüne örtülen dudakları arasından çektikten sonra dilini de hiçbir zerresini ziyan etmek istemezmiş gibi dudaklarında gezdirdi. Veyla, sadece bu anla bile adamla yüzlerce defa sevişmiş kadar utanmış ve bir o kadar da tahrik olmuş hissetti. Yeni boşalmıştı ama hızla tekrar onu istedi. Bunun bir son değil, aksine bir başlangıç olduğunu biliyordu. Henüz birlikte bile olmamışlardı.

Gölge 'sabaha kadar benim olursun. Sabaha kadar senin olurum' demişti.

Ve sabaha daha çok vardı.

50

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!