🔮 51 ⚡ Uçan Balıklar, Yüzen Kuşlar
4. KISIM ♛ KRAL VE KRALİÇE♛
🔮 51 ⚡ UÇAN BALIKLAR, YÜZEN KUŞLAR
**
**Gökyüzünü süsleyen mor ve mavi ışıkların harmanlandığı devasa auroralara bakanların gözleri kamaşıyordu. Veyla, ilk defa ynı gökyüzünün altında toplanmış bu kadar Xalia ile arasında bir bağ hissediyordu. Ona değen gözlerin parıldaması, yüzlerinde sevgi dolu bir gülümseme belirmesi ve başları gibi vücutlarının da saygıyla eğilmesine alışık değildi ama bu şehir, onu her şeye alıştırıyordu.
Veyla, kutlamaların ne kadar uzun süreceğini bilmiyordu ama alışık olmadığı ilgiyi üstünde taşımakta zorlanıyordu. Veyla'nın anladığı, kutlamalar farklı planlamalar ile uzun zamana yayılmıştı. Her mıntıkada ayrı kutlama alanları kurulduğu gibi başkent mıntıkasında malikâneye yakın geniş bir alanda ise asıl kutlama alanları oluşturulmuştu. Diğer mıntıkalarda yemek, hediye ve calin dağıtılırken eğlenceler düzenleniyordu. Başkent mıntıkası ise farklı kültürlerin iç içe geçtiği her köşesinde ayrı bir evrenin başladığı bir kutlamaya ev sahipliği yapıyordu. Tüm mıntıkalar ve Xalialar kendi büyü ve kültürlerine özgü armağanlarla gelmişti.
Ateş bükücülerinin yönettiği ateşler, gökte kanat çırparak uçan devasa kanatlı lunalara dönüşmüş, gökyüzünü süslüyordu ama kutlama alanının çevresinden ilerliyorlardı. Veyla, Gölge tarafından özellikle uyarıldıklarını anlamıştı, birkaç ateş bükücü alanın ortasında aynı hareketi yapmak istediğinde savaşçılar tarafından uyarılmışlardı. 'Kral'ın açık emri var. Kraliçe'nin etrafında ateş görmeyecekmiş' Ve bu adam sözde düşmanıydı...
Su çağıranlar malikânenin çevresinde dev kristalden yapılmış şelaleler akıtıyordu. Şelalelerin ikisi, Kral ve Kraliçe kılıcının ardında kalıyordu ve mor ve mavi yansımalarla akıp gidiyorlardı. Okyanusu, alana çağırmışlardı. Dikdörtgen şeklinde uzanan bir alan boyunca sürükledikleri okyanusun içindeki lunaları izleyen Xalialar arasından dileyenler, su çağıranların yardımıyla lunalarla yüzüyorlardı. Hava bükücüler, başkent mıntıkasındaki kutlamalara katılmak isteyenleri ve burada eğlenmek isteyen kimseleri taşıyan devasa şeffaf kanatlı kuşlarla gelmişti. Bulutların hizasında tuttukları salıncaklardan çocuklar sallanıyordu. Rengârenk yaprak ve çiçeklerin onların yönettikleri tatlı bir rüzgârla Xaliaların vücutlarının etrafından dolanarak ilerledikleri bir yol alıyorlardı. Kısmi okyanusta su çağıran ve hava bükücüler birlikte çalışıp dileyen Xaliaların gökyüzünden suya düşmesini sağlıyorlardı. Taş bükücülerin yönettiği metrelerce yükseklikteki canlı taş heykeller alanda yürüyor, çocukları omuzlarına alıp Zenith'i bir de gökyüzünden görmelerini sağlıyordu. Yeryüzü, gökyüzüne taşınmış gibiydi. Dilediklerinde okyanusta yüzen, dilediğinde uçan balık lunaları gökyüzünde salınıyordu. Saydam vücutları renk renk büyüyle parıldıyordu. Havada olan Xalialar uzandıklarında elleri, lunaların vücutlarından geçip havayı sevmek dışında bir temas kuramıyordu. Elleri doyuramasa da göz doyuran bir görüntüleri vardı. Bitki çağıranlar hareketli köprülerle kutlamanın başka bölümlerine geçmek isteyen Xaliaları taşıyor, ormandaki devasa ağaçların tepesine çıkmak isteyenleri yükseltiyordu. Çiçeklerden taçlar ve elbiseler yapıyor, çocuklara doğanın kıyafetlerini giydiriyorlardı. Sadece alan değil, orman bile göz alıcı şekilde süslenmişti. Xaliaların ve lunaların büyüsü yeryüzü ve gökyüzünü süslerken yanı sıra, savaşçıların hayal gücü de bu manzaraya katkılarda bulunmuştu. Farklı farklı stantlarda dağıtılan her yemeğin tabağını süsleyen çiçeklere kadar düşünülmüştü.
Yemek, calin ve hediye stantlarının yanı sıra, bazı masalarda Xaliaları farklı deneyimlere sürüklemeyi bekleyen büyücüler vardı. Büyücülerin arasında büyüleriyle, diğerlerini etkilemeyi amaçladıkları bir yarış başlamıştı. Herkes hünerlerini gösteriyor, onları izleyen halk karar veriyordu. Kral ve Kraliçe'ye ithaf edilen şarkılar çalınıyor, bir ağızdan söyleniyor, Terraların yönettiği ağaçlar bile melodiyle dans ediyordu. Yanı sıra Terralar, Doğa'nın melodisini de kulaklara duyuruyordu. Halk, Kral ve Kraliçe'nin dansı için heyecanlı olduklarını dile getiriyordu. Veyla, haftalarca sürecek kutlamanın hangi gününde ve ne şekilde olacağını bilmediği gibi Kral'la da bu konuda hiç konuşmamışlardı. Sadece, Nixsus halkının değil, başkaca şehirlerden Gölge tarafından güvenilir ya da tehlike arz etmeyeceği düşünülen Kral ve Kraliçeler de takip eden günlerde kutlamalara katılıp, Gölge ve Veyla'ya hediyelerini ve güzel dileklerini bahşedeceklerdi. Şu an kutlamaların ilk günlerindelerdi ve henüz Nixsus, kendi halkı ile kutlamaktaydı. Veyla, başkaca şehirlerden gelenler de tamamlanınca, taç merasimi ve dansların gerçekleşeceğini tahmin ediyordu. Çok meraklıymış gibi gözükmemek için sormuyordu. Gölge ise çok meraklıymış gibi, her detayla ilgileniyordu.
Veyla oturduğu yerde dirseklerini, karnına doğru çektiği bacaklarında dizlerine yaslamıştı. Ellerini de yanaklarına götürmüş bir halde alanda seyir eden büyüleri izleyerek yakınlarında söylenen şarkıyı dinliyordu.
"Yandı, yandı, yine bir kalpte aşkın yangını.
İlk doğan duyguydu, diğerlerini doğurdu.
Karanlığın en dibinden çıkar, yine de yaşar.
Yakar seni, yanar sana.
Vazgeçebileceğini sananlar var mı hala?
Yüzü güldüren,
Kaybetmekten korkarak sevdiren,
Bazen de nefesini keser, nefes veren.
Kalbinde bir sızı, her sızıdan açan çiçek.
Her bir yaprağında sana yaşamla ölümü getirecek.
Ama hiç, hiç düşündün mü?
Olmasaydı, gökyüzünde yıldızlar parlar mı?
Olmasaydı, yeryüzünde taşlar ışıldar mıydı?
Bazı yaşlar kalbe akar, bazıları ise kalbi akıtır.
Kalpten akanlarla âşık olanlar,
Kalbe akanları silen âşıklar.
Kral'ı bile devirendir âşklar.
Kral ki, Kralların Kral'ı.
Kelebek ki, Kral'ın bile zaafı."
Veyla şarkıya dalıp gitmişken "Sana inanamıyorum." diye sızlanan Erya'nın sesini duyunca gözlerini kırpıştırarak bu ana döndü. İyice eğildiği dizinden doğrulup ellerini iki yanına yasladı ve bacaklarını ileriye doğru uzatarak yanına oturan Erya'ya baktı. Thal ise diğer yanına doğru geçip otururken Kraliçe'sinin başındaki peruğu çekmek istedi ama Veyla, Thal'ın eline hafifçe vurup uzaklaştırarak peruğu düzeltti. Valdris de çapraz yakınlarında olan ağaca doğru yaslanırken gülerek Veyla'ya baktı.
"Ne var? Habire yok hediye, yok tebrik geliyor. Herkesin ilgisinin üstümde olmasından sıkıldım."
Thal, "Ölümsüz bir ömür için çok erken sıkılmışsın." dediğinde Veyla da hafifçe soluna doğru dönüp ona baktı. "Sonsuza kadar evli olacağımızı mı düşünüyorsun?"
Thal "Hm..." dedikten sonra düşünerek elini kaldırdı ve saydıkça parmaklarıyla da göstererek konuşmaya başladı. "Birincisi, ancak biriniz ölürse ayrılırsınız. İkincisi, birbirinizi sadece diğeriniz öldürebilirsiniz, başkalarına müsaade etmezsiniz. Üçüncüsü, artık birbirinizi de öldüremeyecek bir hale geldiğinize göre..." derken eline baktı ve "Şimdi eldeki verileri toplayalım, ne yaptı?" dedikten sonra ellerini iki yanında kaldırıp sesini yükselterek "Koca bir evet!" dedi.
Veyla peruk yetmezse diye giydiği pelerinin başlığını yüzüne doğru çekiştirerek bu andan soyutlanmak istediğinde Thallar gülerken Erya da Veyla'nın koluna girdi ve başını kadının omzuna yasladı. "Benim sevgi pıtırcığı kelebeğim...
Veyla, "Ya, ya. Ne demezsin." diye sızlandı. "Ben sevilmeye alışık değilim ve herkes çok üstüme geliyor."
Bazı şeyler Veyla'nın elbette ki hoşuna gidiyordu ama hiç alışık olmadığı sevgi ve saygıya, üstelik hak etmediğini de düşünürken maruz kalmak onu geriyordu
"Alışsan iyi edersin. Şuraya bak."
Veyla başlığı saçına doğru kaldırarak Valdris'in gösterdiği alana baktı. Hava bükücüler ile ışık çağıranlar bir araya gelmiş, gökyüzünde Kraliçe'nin suretini ve kelebeklerini resmediyorlardı. Veyla, "Ya gitsinler beleş calin içsinler, yemek yesinler. Manyaklar neyle uğraşıyor." diye söylendi.
Valdris de gülüşlere eşlik ettikten sonra 'yandın sen' der gibi alt dudağını ısırdı. "Sen ilerleyen günlerde ne yapacaksın? Şimdi yine daha çok halka yönelik etkinlikler var, önümüzdeki günlerde Kral ve Kraliçe olarak da dâhil olacaksınız."
Veyla gözlerini Thal'a çevirip adamı süzerek bakarken "Aslında sana mor bir peruk ve lens taksak..." diye başladığında Eryalar gülerken Thal dehşetle baktı. Elleriyle kendisini gösterirken "Kral'ın dostu, savaşçısı olmaktan memnunum. Bir de öpüştüğü olamamam, kusura bakma." dedi. "Kadınlardan hoşlanıyorum."
Veyla'nın gözleri irileşirken onay ister gibi Erya'ya bakıp "Yine mi öpüşeceğiz?" diye sordu.
Erya, Veyla'dan da fazla heyecanlanarak el çırptı. "Evliliğiniz kutlanıyor. Bir sürü merasim var. Dans edeceksiniz, öpüşeceksiniz, el ele tutuşacaksınız. Ellerinden gelse, bizzat varis yapımını izlemek ister halk."
Veyla kendi tükürüğünde boğulduğunda Valdris yakınlardan geçen bir savaşçının taşıdığı tepsiyi alıp onlara yaklaştı ve kadına bir içecek uzattı. Veyla içeceği alıp kafasına diktikten sonra yutkunuşuyla beraber yüzü buruştu. Midesi bulandığı için boğuk sesiyle "Bu ne be?" diye söylendiğinde tepsiye uzanan Eryaların eli duraksarken Valdris tepsiyi taşıyan savaşçıya baktı.
"Terralar kutsamak için ağaç özü çıkarttılar. Terra Yosma'ya götürüyordum."
Veyla bir küfür mırıldanırken kendisini geriye doğru atıp çimenlere uzandı. Valdris de tepsiyi geri uzatırken gülerek "Kraliçe'ye tadı güzel olan bir içecek getirin hemen." dedi. Veyla gökyüzüne bakarak ellerini kaldırırken "Taş ya da yıldız fark etmez, biriniz beni alın artık." diye sızlandı. Thal da kadının yanına doğru uzanırken vücudunu ona doğru çevirip dirseğiyle yere yaslanarak baktı.
"Zenith'in yarısı senin yerinde olmak istiyor. Diğer yarısı da zaten Gölge'nin yerinde olmak istiyor ve sen sızlanıyor musun? Sahip çık kocana, benden söylemesi. Herkesin gözü üstünde."
Veyla "Thal, henüz Ash'in bile idamına karar vermedim ama sen şansını zorluyorsun." dediğinde Thal güldü. Yattığı yerden Valdris'e bakmak için başını kaldırırken "Neredeydi Gölge? Özel işi vardı sanki..." derken dirseği yediği için acıyla inleyerek yere yaslandı ama inlemesi zamanla gülüşlere dönüştü.
Veyla hasımsızlıkla doğrulurken Valdris "Bilemiyorum artık. Beni de odadan kovdu." dedi. Veyla'nın kısılan gözleri seğirirken "Size anlatmış ve tembihlemiş." dediği için Valdris ciddi kalamayıp güldü ve Veyla emin oldu. Başını onaylar şekilde sallarken "İğrençsiniz." dedi. "O uyuz Kral'ınız iddiayı kazanamayacak."
Erya, "İddiayı kazanmak seni daha mutlu edecekse, paylaş tabi Kral'ını başka kadınlarla." dediğinde gözleri irileşen Veyla, Erya'ya döndü. "Seni de mi? Resmen bu koca şehirde bir tane dostum yok."
Erya, "Benimkisi gönüllü bir iş." dediğine Thal da gülerek doğrulmuştu. "Benimki de gönüllü ama, kazancım da oldu tabii."
"Sizi mahzene aldırmak istiyorum."
Thal, "Aslında, tüm kadınları mahzene aldırsan rahat edersin." dediğinde Veyla elleriyle yüzünü ovuştururken ciğerinde nefes bırakmayana kadar üflüyordu. Adamın odasına giren çıkan kadınlar vardı ama Veyla, ne kadarının Gölge'nin iddiayı kazanma çabasıydı ne kadarıyla gerçekten yakınlaşıyordu, anlayamıyordu. Zaten uğraşması gereken bir ton şey varken, şimdi bir de zihni, kalbi, her zerresi bu konuda takılı kalıyordu.
Erya, merak ederek "Lilith nerede?" diye sordu. Kutlamalar başladığından beridir Veyla'nın yanından ayrılmayan çocuk şimdi ortalarda gözükmüyordu.
"Yaratık'la oynuyorlar." derken ellerini yüzünden çekip kedi ile kızın en son oldukları yöne doğru baktı ve keyifle oynadıklarını görünce yeniden ellerine gömülecekken içeceği geldiği için vazgeçti. Önce Erya'ya uzatıp "Biriniz şunun tadına bakmadan içmem." dedi.
Erya, "Emredersiniz Kraliçem." diyerek bardağı alıp tadına baktı. Veyla o sıra iç çekiyordu. Konsey, Kraliçe'yi rahat bırakmıyordu ki. Elbette ki kutlamalar halk için ne kadar müthiş bir eğlenceyse, Konsey için de o kadar müthiş bir fırsattı. Andri aracılığıyla bir saldırı yapılmasını emretmişlerdi. Veyla'nın kelebeklerinin, gösteriler için getirilen Masmari adlı soyları tükenmek üzere olan lunaların kontrolü kaybetmesi için yemlerine ilaç koymalarını söylemişlerdi. Hem ilk bakışta düşman saldırısı olarak kabul edilemeyecekti, hem de Veyla'nın çözerek halkın ve Kral'ın gözüne gireceği bir kaos yaratacaktı. Masmariler uysal canlılar olsalar da ilaçlar yüzünden hırçınlaştıklarında gösteri yaptıkları Xalialara saldıracaktı ve Veyla'dan da onları kurtarması istenmişti. Hemen de değil, birkaç kişi zarar gördükten sonra müdahale edebilecekti. Veyla normal şartlarda böyle bir şeye şahit olsa zaten kurtarırdı ama bizzat yarattığı bir tehlikeden halkı kurtarmak ve sonrasında minnettar bakışlara utanmadan gülümsemek, çok zor olacaktı. Veyla hiç istemiyordu, gün boyudur erteliyordu. Belki ortalıklardan kaybolsa ve bir bahane bulsa, birkaç gün daha erteleyebilirdi.
Erya bardağı geri uzatırken diğer eliyle dudaklarını silerek "Herhangi bir ağacın özüne benzemiyor." dedi. Veyla gözlerini kısarak kokladıktan sonra küçük bir yudum aldı ve tadını beğendiği için tamamını içip boş bardağı savaşçıya uzattı. Valdrisler içmeyi sürdürürken savaşçı uzaklaştı ve Valdris, "Ama kılık değiştirmen kötü sonuçlar doğurabilir." diye uyardı.
Veyla, "Etrafta yeterince mor var zaten," derken gösterileri gösterdi. Zenith üzerinde hiç bugünkü kadar mor renk olmamıştı. "Birazı eksilince bir şey olacağını sanmıyorum."
Valdris başını iki yana sallarken "Kılığın yüzünden Kraliçe olduğunu anlamayan bir adam sana yaklaşırsa adamın başına gelebilecekleri tahmin edebiliyor musun?" diye sordu.
Erya, "Gölge yeni gösteriyi onu uzaya fırlatarak yapar." derken Thal, "Gölge'nin şimşeklerin ya da Kralların değil, asıl Kıskançlıkların Kral'ı oluşuna ne diyorsunuz?" diye sordu.
Veyla, "Kıskanıyor ama değil mi?" diye sordu. Gölge, bu konuda iddiaya girmeyi Veyla'nın kıskançlığına dair girdikleri iddianın sonrasına bırakmıştı ama Veyla'nın bunu duymaya ihtiyacı vardı. Sanki bir şekilde Gölge ifşa olur veya itiraf ederse, kendisinin de sırf adam başka kadınlarla Veyla'yı çıldırtmaya devam edemesin diye iddiayı kaybetmesi kolaylaşırdı. Bir yanı hüzünlüydü, iddia için bile olsa Gölge başka kadınlara dokunabiliyorsa, bu aralarında hiçbir şeyin başlamadığı anlamına gelirdi ve sırf canı yanmasın diye bile olsa müdahale etmek istemez gibiydi. Eğer gerçekten bir umut varsa, Gölge kendi kendisine bu kararı vermeliydi, Veyla çıldırarak kapısına dayandığı için değil.
Bir ağızdan, "En az senin kadar." dediklerinde Veyla şirince sırıtıp gözlerini onlarda gezdirirken "Beni dâhil etmesek?" diye sordu.
"Bu bir Kraliçe emri mi, kelebek ricası mı?"
Veyla Gölge'ye bakıp "Bu bir..." dedikten sonra şirin sırıtışında gözlerini kırpıştırdı. "... ölüm tehdidi."
Valdris gülerken hayali bir fermuarı kapatır gibi dudaklarında gezdirdi. Veyla, "Niye kıskanıyor ki?" diye sorduğunda Erya hala anlamayan Veyla'ya gözlerini devirirken "İleride bir stantta duygu büyücüsü var. Git ve ona sor." dedi. Veyla "Hangisi?" derken önündeki kalabalığın ardını görmek için iki yana doğru eğilip büküldü. Erya, "Şu sağdan beşinci standı görüyor musun?" dediğinde Veyla'nın gözleri kısıldı.
"Gökkuşağı olan kadın mı?"
Erya gülerek "Hiç öyle tabir etmemiştim ama evet." dedi. Veyla'nın gözleri irileşirken Valdris'e döndü. "Gölge'nin odasına girip duran duygu büyücüsü müydü?"
Valdris, fermuarın kapalı olduğunu gösterdiğinde Veyla gözlerini devirip elini 'hadi' der gibi salladı. "Cevapla hadi!"
Valdris üfleyip "Evet." dedi.
Veyla hızla "Neden?" diye sordu.
"Kim bilir..."
"Valdris!"
"Kral ve Kraliçe kaosunuza beni karıştırmayın lütfen. Olan bana olur sonra. Gidin, kendiniz çözün her şeyi."
Veyla cevap alamadığı için üflese de mimikleri hareketleniyordu. Gözleri düşünceli bir şekilde etrafta gezinirken kemirip durduğu dudağı kıvrılıydı. Duygu büyücüsüyle baş başa kalacağı ne işi olabilirdi ki? O da neden kıskandığını mı sorgulamıştı yoksa? Son zamanlarda aralarında birçok garip şey oluyordu ve cevap aramış olabilirdi. Peki, alabilmiş miydi? Ne cevap almıştı?
Veyla hareketlendiğinde Valdris, "Boşuna deneme, Kral'ına ihanet edeceğine senin gazabına uğrar." dedi. Veyla "Öyle yürüyüşe çıkacaktım sadece." dediğinde Erya "Kesin öyledir." derken Thal, "Buna beni büyüyle bile inandıramazsın." diye uğraştı.
Veyla sıkkın bir nefes alıp verirken Valdris, "Ama belki senin neden onu kıskandığının cevabını verebilir." dediği için gözleri hızla ona döndü. Kadın belki de Gölge'nin cevaplarını vermezdi ama gerçekten Veyla'nınkileri verebilirdi. Gerçi... Veyla zaten cevaplara sahip gibiydi. Henüz korkudan 'aşk' kelimesini kullanmıyordu ama adama ne denli değer verdiğinin farkındaydı. Değer veriyordu, hoşlanıyordu, mest oluyordu, arzuluyordu... Tüm bunlar da birleşince akla tek bir kelime geliyordu. Bir zamanlar Nixsus'ta yasaklı olan, şimdi özgürce şarkıları süsleyen kelime, aşk.
Veyla, "Kıskanmıyorum." dediğinde Valdris kadının asıl derdini anladığı için "Gölge'ye dinleteceğim bir ses cihazı taşımıyorum." dedi. Veyla "Bilemiyorum artık." dediğinde Valdris'in gülüşü arttı.
Veyla "Biri, neden kıskanır ki?" diye sorarken kalktığı yerde Eryalara doğru dönmüştü. Thal ve Erya hala yerde otururken, Thal geriye doğru yaslanmış dirseklerinden destek alarak üst vücudunu hafifçe doğrultmuştu, Erya ise eteklerindeki çiçek desenleriyle oynayarak ağacın dibinde oturuyordu. Valdris ise hala ağaca yaslıydı.
Valdris'in gözleri, önlerindeki yoldan geçtikçe oldukları yöne dönen Xaliaların bakışlarında gezinirken "Veyla, ciddiyim. Bence Kraliçe gibi gözükmeye başla." dedi. "Yoksa Kral'ın neden kıskandığını değil ama ne denli kıskandığını göreceksin."
"Güç gösterisi."
Veylalaların gözleri soldan yaklaşan Yıldat'a döndü. Eryaların ardından geçtikten sonra Thal'ın yanında kalan ağaca yaslanırken gözleri hepsinde gezinip Veyla'da kalktı. Yüzünde memnuniyetsiz bir ifade vardı, sesi öfke kusuyor gibiydi. "Yoksa bir adam neden yanındaki kadın beğeniliyor diye rahatsız olsun? Tüm Zenith'in arzuladığı kadını aldı Kraliçe'si yaptı. Bu da kutlaması." derken ellerini pantolonun cebinden çıkartıp etrafı gösterdi.
Erya, başını Thal'ın ardından Yıldat'a çevirip "Belki de Kral, senin gibi işin şovunda değildir, başkasının yapamadığını yaptı diye övünmüyordur." dedi.
'Başkasının' derken imayla söylemişti. Yıldat hafifçe güldü. "Kral'a şan oldu." dedikten sonra gözlerini Veyla'ya çevirdi. "Kral, yine her istediğini yapan, Kelebek ise Kral'a boyun eğenlerden oldu."
Veyla dilini kemirerek dinlediği sohbette öfkesini içinde tutmaya çalışıyordu ama zorlanıyordu. Yıldat'ı anlamak istiyordu ama Yıldat üzgün değil, öfkeli görünüyordu. Veyla ara ara, adamın kendisini sevdiğine inanır gibi olmuştu ama kaybettiği bir sevgilinin yasını tutuyor gibi de değildi. Abisine karşı açtığı bir savaşın mağlubuydu daha çok.
Valdris, "Ash'i özlediysen ziyarete gidebilirsin Yıldat. Mutlaka senin de mahzene kapatılman gerekmiyor." diye uyardığında Yıldat kaşlarını kaldırıp indirirken sırıttı. "Gölge Kral, bu şehirde 'aşk' kelimesini yasaklarken 'aşkım' dediğim kadınla evlendi. Şimdi adlarına 'aşk' şarkıları çalınıp söyleniyor ve bunu dile getirdiğimde mahzene mi atılacağım?"
Valdris, "Seni o gün uyardı. O kapıdan çıktığında bunu kabul etmek zorundaydın." dediğinde Yıldat hafifçe omuz silkip "Kabul etmesine kabul ettim." dedikten sonra Veyla'ya baktı. "Sadece daha kolay kabul edebilenlere şaşırıyorum."
Veyla, "Yıldat biraz konuşalım mı?" dediğinde Yıldat bileklerini gösterdi. "Hayali kelepçeleri görüyor musun Kraliçem? Seninle konuşursak bu kelepçeler beni ölüme sürükler."
Valdris de hafifçe Veyla'ya doğru eğilirken "Baş başa kalmanızı önermem." dedi. Veyla'nın gözleri Valdris'e dönerken Valdris de kadının kulağından doğruluyordu. Başını onaylar şekilde sallarken Gölge'nin gazabını hatırlattı. Veyla tekrar Yıldat'a baktı. 'Kraliçem' derken olabildiğince yüzünü buruşturmuş, iğreniyormuş gibi bakmıştı. Sıkkın bir nefes alıp verdikten sonra baş başa kalamadıkları için burada "Derdinin gerçekten beni kaybetmek olduğunu sanmıyorum," dedi. "Sen abine kaybetmiş gibi hissetmeyi hazmedemiyorsun."
Yıldat, "Ben de senin dertli olduğunu sanmıyorum. Halinden memnun gibisin," dedi. "Sana sormuştum, aranızda bir şeyler geçip geçmediğini, böyle bir ihtimalin olup olmadığını. Eğer olursa bana söyleyeceğine söz vermiştin, söylemedin."
Veyla, "İhanete uğramışsın gibi davranmayı bırak!" dedi. Thal, "Bu tartışmanın pek yeri değil sanki." dediğinde Valdris çoktan açtığı ses büyüsünü gösterdi. "Ama yine de evet, konuşmasanız daha iyi."
Yıldat, "Benim sevgilim olarak gittiğin Karam'dan abimin karısı olarak döndün. İhanet, kelimesinin senin için açıklaması ne Veyla?" diye sordu. Veyla sinirli bir şekilde gülüp "Yıldat..." diye uyardı. Aralarında gerçek bir ilişki olmadığını adam gayet iyi biliyordu. Evet, Yıldat'la bir ilişkiyi denemişlerdi ama başaramadıkları da çok açık değil miydi? Artık sahte bir ilişkileri bile olmamasına rağmen Veyla bu durumu açığa dökemezdi yoksa Gölge, Veyla'nın ona duyduğu zaafı anlardı. Ona o denli dokunan ilk ve tek kişinin Yıldat olduğunu düşündüğü için 'Zaafına zaaf mı?' diye sormuştu, kadının Yıldat'ı sevdiğini düşünebilmişti. Eğer Yıldat'la aralarında bir şey olmadığını öğrenirse, zaafının kim olduğu da ortaya çıkardı.
"Oraya giderken onunla evleneceğimizi bildiğimi mi sanıyorsun?"
"Onunla orada bir ömre söz verirken de mi bilmiyordun?"
Veyla sıkkın bir nefes alıp verdi. Evet, herkesin gözünde istemezse Kral'a bile başkaldırabilecek biri olarak görünüyordu. Bu izlenimi bizzat Veyla, başkalarına boyun eğmeyerek sağlamıştı ama Yıldat'ın bilmediği detaylar vardı. Veyla, Konsey'in ve babasının emrine karşı gelememişti. Bir gün gelebilecek miydi, bilmiyordu ama hala gelemiyordu. Dışarıdan bakıldığında Veyla'nın da bu evliliğe rızası varmış gibi görünüyor olmalıydı. Veyla, başka bir hayatta bu evliliği Gölge ile yaşamak isterdi elbet ama bu hayatında, bu evlilikten en büyük zararı yine Veyla görecekti.
Veyla, "Aramızda bana hesap sorabileceğin bir sadakat yoktu." demek dışında cevap vermedi. Hem Yıldat ile bunu yapmaya hak veren bir bağları yoktu hem de zaten Gölge ile de sevgili değillerdi. Bazı yakınlaşmalar yaşıyorlardı evet ama... Sevgili ya da gerçekten karı koca değillerdi. Belki henüz değillerdi, belki de hiç olamayacaklardı.
"Sana tek bir soru soracağım. Öyle ya da böyle aylardır birlikteydik. Bir kere bile olsun sana yararım dokunduysa, biraz bana değer verdiysen doğru cevapla."
Veyla, "Elbette ki değer verdim." dedi. İçten içe onun sevgilisi olamamıştı ama dostu, değer verdiği olarak görmüştü. Onu öperken gözlerini kapatamamıştı ama öpmesine, yakınlaşmasına müsaade etmeye çalışmıştı.
"Biz varken de kalbinde o vardı, değil mi? Bana yalan söylemiştin."
Veyla sıkkın bir nefesle alnını ovuşturdu. Yıldat'a yalan söylemek istediğinden değildi, bu konuda dürüst olamadığındandı. Elini alnından çekip üzgün gözlerle baktığında Yıldat isterik bir şekilde gülerek başını onaylar şekilde salladı.
Veyla, "Bu konuşma burada bitti." diyerek halkın içine doğru hareketlendi. Malikâneye gitmek istiyordu. Yıldat'a verebileceği bir cevabı yoktu. Başlarda Yıldat'a karşı suçlu hissediyordu, hala onun üzülmesini istemiyordu ama karşısında Veyla için üzülen birisini de göremiyordu. O abisine karşı yenilmiş olmasının acısını çekiyordu.
Adamın teki Veyla'ya calin şişesini uzattığında Veyla 'yok' der gibi elini kaldırarak yola devam etmek istedi. Azrit adam Veyla'nın önüne geçip "Niye? Sevmez misin?" diye sordu.
Veyla, "Peki sen yaşamayı seviyor musun?" diye sorduğunda Azrit "Herkes kadar." dedi.
Veyla, "Herkes sevmez, bunu sakın unutma. Sen seviyorsan, benden uzak dur." dedikten sonra yanından geçmek istediğinde adam kolunu tutar gibi oldu ama Veyla geri çekerken birkaç adımla uzaklaştı. Adam "Hadi ama, burada eğlenebileceğimiz çok yer var." diye diretti.
O sıra Valdris yanlarına varmıştı. "Sana demiştim." dedikten sonra Veyla'nın koluna girerken adama "Uzaklaş buradan." dedi. Kral'ın baş savaşçısını gören Xalia tedirgin bir şekilde başını onaylar şekilde sallayarak uzaklaşırken Veyla üfledi. Pelerini başından indirirken peruğunu ve lensini de çıkarmak üzere bir ağacın ardına doğru yöneldi. O sıra Yıldat'la karşılaştığında durdu. Yıldat yanındaki savaşçının saatin takılı olduğu ve dudaklarına yaklaştırdığı kolundan tutuyordu. Savaşçı her ne dediyse saatin ucundan Gölge'nin "Bana getirin." diyen sesi geldi.
Yıldat, alayla "Kraliyete hizmetin için teşekkürler." diyerek Kral'ına haber veren savaşçının gitmesi için kolunu sıvazladı. Savaşçı uzaklaşırken Valdris'in öfkeli bakışları altındaydı. Valdris birkaç adımla savaşçıya yaklaşıp Veylaların ardında bir yerde durmalarını sağlarken "Benden izin almadan nasıl haber verirsin?" diye hesap sormaya başladı.
Veyla ise yeniden Yıldat'a döndü. Kızgın ve bıkkın bir şekilde bakarak, "Niye böyle bir şey yaptın?" diye sordu. "Bize olan öfkeni neden başkalarından çıkartıyorsun?"
Yıldat, "Kendini çuvala bile soksan dikkat çekeceğini biliyorsun. Halkını çok düşünüyorsan, bir daha düşüncesizce davranmazsın," dedi. "Şimdi adamcağız, sadece seni beğendiği için ölürken halk burada Kraliçe tezahüratlarını sürdürecek."
Veyla, "Rahatsız olduğumu belli etmeme rağmen üstüme geldi. Doğru düzgün durması için Kraliçe olmama gerek yok." dediğinde Yıldat, "Niye ilgiden rahatsız olasın ki?" diye sordu.
Yıldat zaten bunu hiçbir zaman anlamamıştı. Veyla da daha öncesinde, Yıldat'ın kıskanıp kıskanmadığını merak etmişti ama anlamıştı ki, Yıldat Veyla'yı sadece Gölge'den kıskanıyordu. Hatta belirli bir zamana kadar ondan da kıskanmıyormuş gibi davranmış, onlara ihtimal bile vermiyormuş gibi cümleler kurmuştu ama şimdi Veyla görüyordu ki, Yıldat her zaman bu ihtimalden çekinmiş, korktuğu da başına gelmiş gibi bir sinir içerisindeydi. Veyla'yı neden kıskanmadığını açıklarken, 'Senin beğenilmen ama benim yanımda olman, benim sadece hoşuma gider' demişti. Yıldat bununla övünürdü, Gölge'nin de aslında övündüğünü ama güç gösterisiyle tepki verdiğini düşünüyor olmalıydı.
Veyla, "İstenmeyen yerden gelen her ilgi, muhatabını rahatsız eder." dediğinde Yıldat imayla gülümseyip "Benim seni sevişim gibi." dedi.
Veyla sinirle inleyip "Yıldat bana âşık değildin." dedi. Gölge bile Yıldat'tan daha dikkatli, daha düşünceli, daha korumacı yaklaşıyordu. Üstelik Gölge'yi düşmanı olarak tanımıştı. Şimdi her neylerdi bilmiyordu ama... Yıldat bu şekilde davranarak âşık olduğunu iddia edemezdi. "Derdin ben değilim. Abin!"
"Sen farklıydın Veyla. Herkes, her şey onundu, sen değildin. Şimdi sen de onunsun."
Veyla, Yıldat'la o kadar vakit geçirmelerine rağmen adamın sadece ona dair bu detayla ilgilenmesine karşı rahatsız hissetti. Oysaki Veyla, Yıldat'a gerçekten değer vermişti. "Benim de senin gözündeki farkım, değerim sadece bu muydu?"
Yıldat yüzünü buruşturarak başını iki yana salladı. "Artık onun olmadığını bile iddia etmiyorsun."
Veyla, "Sen de başka bir değerim olduğunu iddia etmiyorsun." dediğinde Yıldat bu konuyu es geçip Veyla'nın canını yakmak isteyen bir imayla "Peki o da senin mi? Gördüğüme göre hala odasına kadınlar girip çıkıyor." dediğinde Veyla cevap vermeden baktı.
"O seni bir şan olarak görüyor ama dikkat et, sen gerçekten onu kıskanıyorsun." dediğinde Veyla, "Sana gerçekten değer vermiştim." diye mırıldandı. "Şimdi görüyorum ki, biz dost bile olamamışız."
Yıldat, "Ona 'evet' dediğin için pişman olacaksın." dedikten sonra Veyla'nın yanından geçerek yol aldı. Veyla ardında kalırken gözlerini kapatarak sabır dileyen nefesler alıp verdi. Ash de o da, yatıp kalkarak mı yoksa en başından beridir mi bilinmez, birbirine benziyordu. Aynı tavırla, aynı ezbere cümleleri dile getiriyorlardı. Valdris, kadının yanına gelip "Bunu Gölge'ye bildireceğim." dediğinde Veyla gözlerini aralayarak Valdris'e baktı.
"Bu konu bende Valdris. Sen eğlencene bak."
Valdris "Ama o da saygısızlık yapıyor..." dediğinde Veyla uyararak baktı. "Senin de mi niyetin saygısızlık yapmak?"
Valdris "Asla." dediğinde Veyla, "O zaman emrimi dinle." dedi. "Bu konu bende. Eryaların yanına dön." dedikten sonra malikâneye doğru hareketlendi. Gölge'nin odasına girmeden lensten, pelerinden kurtulup peruğu da kanıt olarak elinde tutarak kapısında bekledi. Savaşçılar, saatlerinden haber verdiklerinde onay alsalar gerek kapı açıldı. Veyla içeriye girerken gözleri hızla odayı taradı. Ya söz konusu adam çoktan ölmüştü ya da henüz Gölge'ye getirmemişlerdi. Gölge merdivenlerden inerek kapıya yaklaşırken Veyla da, "Ne yapıyordun?" diye sorarak ona yaklaşıyordu. Üst kattan inmişti, orada yatak odası vardı. Belki de müsait olmadığı için infazı bekletiyordu. Ama bir yandan da Veyla geldiğinde içeri buyur etmişti. Tam da Gölge'nin dediği gibi, Veyla'nın aklındaki tilkilerin kuyrukları, söz konusu bir Gölge olunca birbirine dolanıyordu.
Karşı karşıya vardıklarında Veyla adamın vücudunun yanından üst kata doğru bakıyordu. Gölge, gergindi. Kendi şehrinde kendi halkından birinin Kraliçe'sini rahatsız ettiğine dair bildiri almıştı, nasıl olmayacaktı? "İşim vardı." dediğinde Veyla'nın gözleri adama döndü. Şimdi Kral o adamı, Veyla da Kral'ı infaz edecekti, o olacaktı.
Veyla, "Üst katta konuşalım mı?" diye sorduğunda Gölge, gerginliği yüzünden kadının tavırlarını herhangi bir şeye yoramayıp anlayamayarak baktı. "Neden?"
Veyla "Öyle işte." diyerek merdivenlere yöneldi. Yatak odasına bakmak istiyordu. Gölge gayet giyimli bir şekilde merdivenlerden inmişti ama Azrit hızıyla da giyinmiş olabilirdi. Gerçi, çıplaklıktan çekinmiyordu, neden giyinme ihtiyacı duyacaktı ki? Veyla merdivenlerden çıkmaya başladığında Gölge de peşinden ilerlerken "Veyla, bir sorun mu var?" diye sordu. Rahatsız edildiğinin haberini aldıktan sonra kadın kalkıp gelmişti, elinde bir peruk taşıyordu, yukarıda konuşmak istemişti, Gölge anlayamıyordu.
Veyla, Gölge'nin yatak odasına doğru geçerken gözleri hızla etrafta dolandı. Yatak düzgün bir şekilde seriliydi, üstünde, etrafında hiçbir kadın yoktu. Kadın Veyla'dan önce çıkıp gitmiş olsa, yatak bozulmuş olmaz mıydı? Veyla eğilip altına bile bakmak istiyordu.
Gölge'nin yatak odasında incelediğini belli etmemeye çalışsa da bir yandan dolanırken "Ne işin vardı?" diye sordu. Giyinme odasına bakmak üzere Gölge'nin önünden geçerken Gölge, kadının niyetini anlamaya başladı. Veyla, giyinme odasına girip de yine herhangi birini görmediğinde geri çıkarken gözleri kısılarak terasa döndü. Kadın bu kattaki terasta olabilirdi.
Gölge, bilerek "Önemli bir iş." dediğinde Veyla bir anda duraksayıp Gölge'ye döndü ve "Bu bir cevap değil, farkında mısın?" diye çıkıştı.
Gölge, "Hayırdır, sen de beni infaz etmeye gelmiş gibisin?" derken gerginliğine rağmen sırıtmaya başlamıştı. Adamın ruh halini değiştirmek konusunda Veyla gibisi yoktu.
"Bizim o adamın doğru söyleyip söylemediğini öğrenmemiz ve birbirimizi hatırlamamız gerekiyor, farkında mısın? Hani hatırlamaya çalışmak için kâbus mağarasına gidecektik? Ben aşağıda halkının sevgi bombardımanına tutulurken, içtiğim bardağın bile üstüne fotoğrafımın yapıştırılmış oluşuna maruz kalırken sen burada nelerle uğraşıyorsun, çok merak ediyorum." diyerek terasa yöneldi. Gölge ardından gelirken ellerini ceplerine yerleştirmiş, yavaş hareket ediyordu. Başı hafifçe eğilmiş yeri izlerken sessizce gülüyordu. Adamın güvenirliğinden emin olmadan kâbus mağarasına gitmelerini istemiyordu. Kendisi defalarca kez oraya gitmiş, mağaradan kurtulmuş bir sefer de Veyla'yı kurtarmıştı ama kadını riske atmak istemiyordu. Kadın da daha önce kurtulduğunu düşündüğü için kendisine dair bir risk görmüyordu ama bilmediği, Veyla kendisini kurtarmamıştı. Onu Gölge kurtarmıştı.
Veyla öfkeyle çıktığı terasta mıntıka yöneticileriyle göz göze gelince eşikte duraksayarak yutkundu. Gölge, kadının yanından uzanıp başını eşiğin sağ tarafına yaslarken "Mıntıka yöneticilerimle toplantı içerisindeydim bebeğim." diye kadını çıldırtmak için 'önemli' olduğunu iddia ettiği işinden bahsetti. Veyla'nın başı, sağına doğru döndü ve Gölge'nin oldukça yakınında olan yüzüne baktı. Adamın keyfi sinir bozucuydu ama yine de Veyla'nın içi rahatlamıştı. Yüzüne de o kadar yansımaması için gayret gösterdi ama her şeyi tutabilse, bakışlarının yumuşadığını tutamazdı.
"Sen ne sandın ki?"
Gölge sırıtışında dilini gezdirirken burnundan gülüyordu ve kadını izliyordu. Veyla, "Tam olarak bunu." derken sırıtmaya çalışarak mıntıka yöneticilerini gösterdi. Kalkıp saygıyla eğilmeye başlamışlardı ve Veyla yanlarına gidip her birinin ensesine bir tane geçirip 'Ne oldu? Kral, kelebeği eğitmiş, diyordunuz' diye uğraşmak, sonra da her birini infaz etmek istiyordu. Bunu yapmak için önünde çok zaman olacaktı. Yüzlerini bile görmekten rahatsız olduğu mıntıka yöneticilerinin saygı gösterilerinin ortasında bir adım geri çekilerek yüzlerine teras kapısını çektiği sırada Gölge de yaslandığı pervazdan doğrulmuş, Veyla'ya dönmüştü.
"Bizim işimiz gücümüz var, sen niye bu uyuzlarla oyalanıyorsun?"
Gölge, "Bu yani öfkenin sebebi?" diye sordu. Veyla'nın neredeyse gözü seğirecekken adamın suratından o sırıtışı siyah ölümle falan çıkartmak istiyordu. Kıyabilse, yapardı da.
Veyla, "Evet." dediğinde Gölge gülerek başını onaylar şekilde salladı. Kadının kötü bakışlarına karşı göğsünü germişti. Bunlar neydi ki, Gölge kadına dair ne umutsuzluklarla ne acılarla baş etmişti. Şimdi, karanlıkta parlayan bir ışık görmüş, ne kadar kamaştırırsa kamaştırsın gözlerini ayırmadan bakıyordu. Kadına karşı haklı çıkarsa, her türlü oka, bakışa göğüs gerebilirdi. Yeter ki... Yeter ki gerçekten kadının tüm hırsı, öfkesi huyundan suyundan değil de hislerinden olsun...
Gölge, "Loran'ın güvenilirliğini araştırtıyorum. Kimlerle bağlantılı, kimler ona dair bilgi sahibidir, diye bakıyorlar. Şu anda da mıntıka kutlamaları ve başkaca şehirlerden gelecek misafirlerin ağırlanması hakkında konuşuyorduk." dedi.
Veyla, konunun adamın kimle ne yaptığının peşine düşmesinden uzaklaşması için "Ne kadar sürecek bu tantana?" diye sordu.
"En az bir ay."
Veyla "Yuh." diye sızlandı ve elindeki peruğa baktı. Gerçekten birilerini idama sürüklemek istemiyorsa kılık değiştirmeyi de bırakmalıydı. Ne yapacaktı? Yerin altına saklanmak istiyordu.
"Şehrin Kral'ı evlendi, Kraliçe'si oldu. Ne yapacaktık ilandan sonra, 'Bizi dinlediğiniz için teşekkürler' deyip normal düzene devam mı edecektik?"
Veyla, "Gerçekten sevdiğin bir kadınla evlensen ne yapacaktın?" diye sordu. Siyah ölümle baş ediyorlardı, birbirlerine dair yeni sırlar ortaya çıkmıştı, hatırlamadıkları bir geçmişe sahiplerdi ve adam burada evliliklerini kutluyordu.
Gölge iç çekti. "Aynılarını."
Gözleri birbirine kenetlenirken Gölge'nin saatine, infaz edilecek adamın getirildiğine dair bilgi gelince Gölge "Hah." diyerek hareketlendi. Veyla da peşinden giderken merdivenlere varmadan kolundan tuttu. Gölge, "İşim var, önemli değilse sonra konuşalım." dediğinde Veyla, "Önemli." dediği için duraksadı ve Veyla'ya döndü. Elini merdiven korkuluğuna yaslarken aralarında iki basamak olduğu için anca boyları eşitleniyordu. Veyla bir basamak daha inerek adama yakınlaştığında Gölge başını hafifçe eğdi. "O adamı idam edemezsin."
"Artık Kral değil miyim?"
Veyla üflediğinde Gölge, "Kıyamet mi geldi peki?" diye sordu.
Veyla, "Gölge ama..." diye sızlandığında Gölge başını sol omzuna doğru hafifçe yatırırken gözlerini kısıp "Yoksa çoktan öldürdün mü?" diye sordu.
Veyla, "Hiçbiri değil." dediğinde Gölge başını doğrultup "İlk ikisi zaten bana engel olamazdı." dedikten sonra sırıttı ve parmakları merdiven korkuluğunda ritim tutmaya başladı. "Üçüncüsünde de şerefsizi diriltip bir de ben sikerdim."
Veyla "İlgiden sıkıldığım için kılık değiştirmiştim." diyerek peruğu gösterdi. "Kraliçe olduğumu bilmiyordu."
Gölge onaylamaz bir şekilde bakarken iç çekerek başını iki yana salladı. Bu da tam, Veyla'dan beklenecek bir hareketti zaten. "Saltar konusunda sana ne dediğimi hatırlıyor musun?" diye sorduğunda Veyla hatırladığı için dudağını büzüp sıkkın bakarken Gölge gergin sırıtışı eşliğinde gözlerini yavaşça kapatıp açarak yüzlerini yakınlaştırdı. "Ama ben biliyordum."
Veyla, "Xalialar arasında temastan rahatsız olan sadece ben varım." diye direndiğinde Gölge'nin kaşları kalkarken dudaklarındaki sırıtış silindi. Açık camlardan içeriye rüzgâr dolup da gök şimşeklerle aydınlanırken "Sana temas mı etti?" diye sordu. Gök ge gürleyip ışıklar gidip gelmeye başladığında küçük bir kıyametin yaklaştığını hisseden Veyla, "Hayır, hayır." derken Gölge'nin ellerinden tuttu. Gölge bu temasa bakarken Veyla, "Öyle değil ama Xalialar herkesle yakınlaşmaya alışık. Beni hemen anlayamıyorlar." dedi. Özellikle de Azritler, iki yaşayan bir Xalia'nın nasıl olur da birlikte eğlenmek ve sevişmek istemediklerini anlayamıyor gibiydi.
Gölge, "Beni sakinleştirmeye çalışıyorsun." derken ellerini çekmemişti ama yakalandığı kumpası da görebiliyordu. Veyla "İşe yarıyor mu?" diye sorduğunda Gölge gözlerini ellerinden alıp kadının gözlerine baktı. "Biraz önce onun her parçasını uzaya göndermek istiyordum," dedikten sonra hafifçe omuz silkti. "Şimdi parçaları yeryüzünde kalsa da olur."
Veyla hafifçe gülse de tekrar etti. "Kraliçe olduğumu bilmiyordu."
Gölge, "Hayır, dediğini yeterince duydu mu?" diye sorduğunda Veyla hatırlamak için düşündü. Yeterince belli ettiğini düşünüyordu. "Evet."
Gölge, "Hayır, diyen kimseyi rahatsız edemez. Hayır cevabına alışık olmasa bile." dedikten sonra çenesinin ucuyla Veyla'yı gösterdi. "Seni, asla."
Veyla hak vererek sessiz kaldığında Gölge, "Yani güzelim anlayacağın küçük bir infaz işim var, bırakırsan gideceğim." dedi. Veyla hafifçe omuz silkip "Sen de ellerini çekebilirsin." diye hatırlattı. Gölge ellerine baktıktan sonra iç çekti. Veyla bir adım attığında Gölge öyle çekip gidemezdi ki.
Gölge, "Orası öyle de..." derken sıkkın konuşuyordu. Orası öyleydi de, yapamıyordu işte.
Veyla, heyecanlı bir nefes alışla birlikte aklındakileri sordu. Yıldat'ın bu kıskançlık tepkileri için 'güç gösterisi' deyişi aklına gelmişti. "Kraliçe'n olmasaydım?"
Gölge'nin gözleri yeniden Veyla'nın gözlerine yükseldi. "Yine de ölürdü."
"Neden?"
"Rahatsız olurdun." dedikten sonra hafifçe başını sallayarak ve gerilen bir ses tonu, irileşen göz bebekleriyle "Rahatsız olurdum." diye ekledi.
Veyla bakar halde kalmıştı. Kadının gözlerini kırpıştırıp duruşuyla nasıl da peri gibi görünüyor olmasına karşı hazır yatak odasına yakınlarken Gölge, terastaki herkese şimşekler indirmek suretiyle baş başa kalmak ve kadının dudaklarına yapışmak istiyordu.
Veyla mest olmuş bir şekilde Gölge'ye bakarken aklına, Konsey'in emri geldi. Omuzları çökerken yavaşça elini Gölge'nin ellerinden çekti. Gölge gibi Veyla da boşluğa düşerken Gölge yeniden korkuluğun demirini tuttu. Sanki dik durmak için ihtiyaç duymuş gibiydi. Veyla ise ellerini ardında birleştirip iç çekti. Bugün Gölge'ye ihanet edebilirmiş gibi hissetmiyordu, bir bahane bulması lazımdı. Ortalarda görünmese, hatta Gölge'nin etrafında dolaşsa, Andri'ye de bunu bahane gösterebilirdi. Kelebekleri ve kendisinin, Gölge'nin yanında kalmak zorunda olduğunu, buna zaman bulamadığını, ilgi çekmek istemediğini iddia edebilirdi. Zihni hızla planlar yaparken onu izleyen Gölge'ye tekrar baktı ve "Burada kalsam?" diye sordu. Gözleri terasa doğru döndü. "Size katılsam?"
Andri'ye, Gölge'nin böyle emrettiğini söyleyebilirdi. Veyla da, işlerine yarayabilecek özel konular konuşulma ihtimaline karşın saldırı düzenlemediğini, toplantının yarıda bitmesini istemediğini iddia ederdi. En azından bugünlüğüne, işe yarayabilirdi.
Gölge, kadının böyle istemesine şaşırdı. Mıntıka yöneticilerini ve böyle ciddi işleri pek sevmediğini biliyordu. Dışarıda Eryalar vardı ama kadın burada, Gölge'yle kalmak istiyordu. Anlayamayarak bakarken "Niye?" diye sordu.
Veyla, "Sıkıldım." dedi. Yalan da değildi, dışarıda çok sıkılmıştı.
"Şunlarla falan uğraşırım." derken mıntıka yöneticilerini kastederek başıyla terası gösterdi. En azından Gölge'nin yanında kalırdı, ona bugünlük bile olsa ihanet etmemiş olurdu.
Gölge, şaşkın bir şekilde "Sıkıldın ve benimle mi kalmak istiyorsun?" diye sorduğunda Veyla düşünmeden "Evet." dedi. Sonrasında daha fazla anlam içeren bir soru olduğunu fark etti ama çoktan cevaplamıştı. Evet... Sıkılmıştı ve Gölge'yle kalmak istiyordu.
Veyla, "Aslında hiçbir yere sığamıyormuş gibi hissediyorum." diyerek onunla kalmak istediğinden değil de, başka hiçbir yerde kalmak istemediğinden öyle söylediğini iddia etmeye çalıştı.
Veyla cevap beklerken Gölge birkaç saniye kadına baktıktan sonra dudakları yamuk bir şekilde kıvrıldı. Başını hafifçe onaylar şekilde sallayıp "Bekle beni." dedikten sonra terasa yöneldi. Veyla kalçasını merdiven korkuluklarına yaslayarak Gölge'nin ardından izlemeye başladı ve iç çekti. Zaten her an adamı bekliyormuş gibi hissediyordu. Şarkıdaki gibi, bazı sızıları ancak onunla yeşillenirdi. Yaralarından çiçekler açmak için onu bekliyordu. Derin bir nefes almak için, nefesini kesen engellerden kurtulmayı bekliyordu. Ona teslim olmak için, Veyla'ya kaçacak bir yer bırakmamasını bekliyordu. Yetmezmiş gibi artık adamı hatırlamayı da bekliyordu. Neydi, ondan nefret ettiğini düşündüğü zamanlarda bile bedeninin adama güvenmesini sağlayan geçmişi?
Gölge, yanına dönerken mıntıka yöneticileri de ardındaydı. Mıntıka yöneticileri merdivene yönelecekken Gölge, Veyla'nın belinden tutarak yatak odasına doğru birkaç adım merdivenlerden uzaklaştırdı. Yöneticiler baş selamıyla birlikte merdivenlerden inerken Veyla, "Toplantı bitti mi?" diye sordu.
"Sonra devam edeceğim."
Veyla'nın gözleri ona döndü. "Özel bir şeyler mi konuşuyordunuz ki?" derken, adamın hiç güvenmemesi gereken biri olduğunu bilmesine karşın, bu güvensizliğe de kırılma hakkını kendisinde nasıl görmüştü, bilemiyordu. Veyla'nın toplantıya dâhil olmamasını istediği için ertelediğini düşünmüştü.
Gölge, "O yüzden değil." dediği sırada mıntıka yöneticileri de odadan çıkmıştı. Gölge, elini hala belinde tuttuğu Veyla'ya bakmak için başını sağına çevirdi. "Seni bir yere götürmek istiyorum."
Veyla heyecanlanmaya başlarken "Nereye?" diye sordu. Gölge, "Nereye istiyorsan, oraya." dediğinde Veyla'nın kaşları kalktı. "Ben... Bilmem ki."
Gölge, "Varana kadar düşünecek zamanın olacak." dediğinde Veyla'nın kaşları iyice kalktı. "Gideceğimiz yeri bilmeden nasıl varacağız?"
Gölge kadının şaşkın ve sevimli yüz ifadelerine karşı gülümserken burnundan güldü. "Gel, hadi." dedikten sonra elini kadının belinden çekip elini tuttu. Parmakları birbirine kenetlenirken Gölge'nin yönlendirmesiyle merdivenlere doğru ilerlediler. Veyla'nın gözleri bir olmuş ellerindeyken nereye gidebileceklerini anlamaya çalışıyordu. Gölge de kadının düşüncelerini okumuş gibi "Sadece nereye gitmek istediğini düşün." dedi.
Seninle olabileceğim herhangi bir yere, diye düşündü. Veyla'nın istediği buydu. 'Seninle, Konsey'in ve Drithar'ın zincirlerinden kurtulmuş olduğum, herhangi bir yere...'
**
"Nasıl yani?"
Halktan uzak olmak için her şey gibi mavi ve morun hâkim olduğu bir etkinlik çadırının içindelerdi. Çadırın etrafındaki sesler, gürültüsüne rağmen huzur vericiydi. Gürültüyü, gülüşler, sohbetler, şarkılar dolduruyordu. Mutlu sesler, huzurlu bir ses karmaşası oluşturuyordu. Karşılarındaki kadının koyu mavi gözleri ise Kral ve Kraliçe'sinde geziniyordu. Gölge, "Eğer büyünü çekerek izin verirsen, Sanrı zihinlerimize ulaşacak ve bizi nereye gitmek istiyorsak, oraya götürecek." dedi. O adamı infaz etmeyi, Veyla'yı bekletmemek için ertelemişti.
Veyla, "Vücutlarımız burada kalırken ruhlarımız Zenith'te hareket mi edecek?" diye sordu.
"Zenith'te değil, zihinlerimizde hakaret edeceğiz. Gerçekte var olmayan yerlere de gidebiliriz."
Veyla'nın kaşları kalkarken gözleri Sanrı denilen büyücüye döndü. "Peki, gittiğimiz yerleri hissedecek miyiz? Orada zarar görürsek? Ya da oradan bizi geri getirebilecek mi? Zihinlerimiz onun elindeyken saldırıya uğrarsak, ne olacak?"
Gölge, "Bir şeyleri yaşayarak öğrenmekten neden bu kadar korkuyorsun?" diye sorunca Veyla'nın gözleri hızla tekrar Gölge'ye döndü. Adam hafifçe gülüp "Nereye basacağını görmeden bir adım dahi atmıyorsun." dedi.
Veyla, "Ayağım boşluğa gelebilir." dedikten sonra yutkundu. "Düşebilirim."
Gölge, "Önün boşluksa ya uçmayı öğrenirsin, ya da düştüğün yerden kalkmayı." dediğinde Veyla düşünerek baktıktan sonra "Bazen kalkmak zor olabiliyor." diye itiraf etti. Kalkacak gücün olduğuna emin olmadığında, hiç düşmemek en iyisiydi.
Gölge, "Yanındayım." dediğinde kadının kalp atışlarının hızlandığını bizzat kulaklarında duydu. Hayal gibi geldiği için gülümsemesinde alt dudağını ısırdıktan sonra "Düşmene izin vermediğimi biliyorsun." dediğinde Veyla, "Ya birlikte düşersek?" diye sordu.
"Birlikte kalkarız." dedikten sonra omuz silkti. "Ya da uçmayı öğreniriz."
Veyla'nın Sanrı ile alakalı soracağı birçok soru daha vardı ama adam güven ister gibi baktığı için dudaklarını birbirine örtüp başını onaylar şekilde salladı. Gölge de bakışlarını Sanrı'ya çevirdi. Sanrılar sağır ve dilsiz olurdu. Bu sebeple Veyla'nın sorduğu, Gölge bıraksa sormaya devam edeceği bazı soruların cevabını Gölge de bilmiyordu.
Veyla, dayanamayıp "Son bir soru." dediğinde Gölge sessizce gülerek Veyla'ya baktı ve "Sor hadi." dedi.
"Konuşamıyor, duyamıyor. Nereye gitmek istediğimizi nereden bilecek?"
"Hissediyor." dedikten sonra Veyla'nın elini tutmayan elinin işaret parmağıyla başını gösterdi. "Düşüncelerimizi duyuyor. Aslında herkesin sırrını taşıyor zihni ama tek bir kelime bile edemiyor dili."
Veyla'nın gözleri irileşti. "Ne düşündüğümüzü biliyor mu?"
Gölge, "Öyle olmalı. Deneyimleyenler, ne istedilerse olduğunu söylüyor." dedi. Gölge de daha önce denememişti. Yanında Veyla olmasa, muhtemelen de hiç denemezdi. Gitmek istediği yerlere zihninde gidebiliyor, anılarını hayal edebiliyordu ama ilk defa gerçekten biriyle, bir yerlerde olmak istiyordu. İşin aslı, Sanrı'nın gerçekten ikisini birden bir hayal seyahatine mi çıkartacağı yoksa ayrı ayrı hayallerde mi dolaştıracağı bile belli değildi. Gölge daha önce, aynı anda iki Xalia'nın bunu deneyimlediğini duymamıştı.
Veyla'nın gözleri Sanrı'ya döndü. Gölge'ye dair ne hissettiğini biliyor, duyuyor muydu? Ya da... Veyla'nın mecburi ihanetlerini? Kadın tepki vermeden bakıyordu, sadece gülümsüyordu. Belki de düşünceleri duymuyor ama... İstediklerini hissediyordu. Veyla 'Süper!' diye düşündü. 'Cevabını alamayacağım bir soru daha.'
İkisi de yan yana ve el ele, Sanrı'ya bakarken Veyla tam yine sessiz kalamayarak "Ne zaman..." diye sormaya başlamıştı ki gözlerinin önünden gerçekler kayıp gitti. Önce göz kamaştıran bir ışığa bakarken yavaşça renkler oluşmaya başladı. Bu sırada Gölge'nin elini sımsıkı tutuyordu.
Renkler pembe ve beyaz tonlarda gezinirken yavaşça anlamlı görüntüler oluşmaya başladı. Veyla'nın etrafa bakan gözleri kısılırken odasına girdikçe yad ettiği o yerde olduklarını gördü. Gölge'nin okyanusta bir akıntıya kapılıp gitmesinden endişe ettiği, canlı ve kanlı bir şekilde karşısında gördüğünde ise vücudunun sarılmak için hareketlendiği ama son anda engel olarak Yıldat'a sarıldığı o mağarada keşfettiği yer... Veyla mest olmuş bir şekilde etrafını süsleyen pembe ve beyaz taşlara bakarken, Gölge'nin de kendisini izlediğini fark etmişti. Araları bir hayli kötü olduğundan yanından geçip gitmek istemişti ama Gölge kadının kolundan tutup Yıldat'ı öperken neden gözlerini kapatmadığını sorgulamıştı. Veyla ise neden başkasının elinden tutmadığını. Şimdi de el elelerdi ve adam çekip öpse, Veyla yine gözlerini kapatırdı.
Veyla burada olmaktan mutluluk duyarak "Burası hangimizin hayali ki?" diye sordu. Veyla da buraya gelmek isterdi ama zihninde, bir yer seçmemişti. Sanki Sanrı, seyahate çıkanların bile bilmediği arzuları duyup gerçekleştiriyordu.
"Biz bile, birbirimizin hayali olabiliriz." dediğinde Veyla gözlerini Gölge'ye çevirdi. Vücutları da birbirlerine dönerken Gölge "İkimizin zihinlerini birleştirip birleştiremediğini bilmiyorum." diye açıkladı. "Belki de ikimizi de, kendi hayallerimizde dolaştırıyor."
İkisi de ihtimal verdi çünkü, öyleyse bile birbirlerini de hayal edeceklerini biliyorlardı. Birlikte burada olmaları, birlikte bunu yaşadıkları anlamına gelmezdi. Veyla, "Gerçekten birlikteysek bile, burada yaşanılanları gerçekte yaşamıyoruz öyle mi?" diye sordu. Niyeti meraklarını gidermek değildi. Niyeti... Zincirlerinin çatlamaya başladığını hissedebiliyordu. Belki de burası tam olarak olmak istediği yerdi. Gölge'yle ve özgür olduğu bir yer...
Gölge'nin bir eli kadının yanağına yükseldi. Yavaşça kadının yanağını sevmeye başladı. İkisinin de gözleri bir anlığına kapanırken aralanan dudaklarından titrek bir nefes aldılar. Veyla, "Hissediyorum..." dedi. Başparmağı kadının tenini okşarken Gölge, gözleri hala kapalı bir şekilde "Bu anlar bana, yaşadığım her andan daha gerçek geliyor." diye itiraf etti.
Yavaşça gözlerini aralayarak birbirlerine baktılar. Veyla, aylar önce, Thal'ın yaralandığı ve Valdris'in alıkoyulduğu o şehirde, Gölge kendisinden geçip acı dolu anılarına kapılmasının ardından konuştuklarını hatırladı. "Bu da bizi yaşanan mı gerçektir, hissedilen mi sorusuna geri götürüyor."
Gölge'nin başparmağı kadının dudağına doğru yol aldı. Dudağının kenarını severek okşadıktan sonra alt dudağını hafifçe aşağı çekiştirirken içi giderek bu görüntüye baktı. "Ruhun hatırladığı gerçektir." dedi ve yeniden kadının gözlerine baktı. Birbirlerine bakışları bile titrekti. "Ruh da hissedileni hatırlar."
Aynı anda, 'Ruhum seni hatırlıyor' diye düşündüler. Henüz Loran'ın güvenilir olup olmadığını bilmiyorlardı, hatırlamaya yönelik hiçbir yol kat etmemişlerdi ama birbirlerine dair unuttukları bir şeyler olduğundan neredeyse eminlerdi. Hissediyorlardı. Ruhlarının çaresizce hatırlatmaya çalıştıklarını, her zerrelerinde hissediyorlardı.
Veyla "Peki, gerçekten burada birlikte olup olmadığımızı nasıl anlayacağız?" diye sorduğunda Gölge, burukça gülümseyip "Ancak buradan döndüğümüzde birbirimize itiraf edersek." derken ikisi de gittikçe yükselen bir heyecana sahiplerdi. Veyla, "Biz de birbirimize dürüst oluşumuzla tanınırız zaten. İtiraf etmemiz imkânsız." diye sızlandı. Gölge gibi burukça gülümsemeye başlamıştı. Burada gizlemek istedikleri bir şey yaşarlarsa asla itiraf etmezlerdi. Bu bir yandan lanet, bir yandan şanstı.
"Nefretime değil, sana sarılmaya başladığımdan beri benim için hiçbir şey imkânsız değil."
Veyla gülümseyişinde dudağının kenarını kemirirken bir hayali mi dinliyordu yoksa hayal gibi olan bir gerçeği mi, emin değildi. Bir yandan da doğruydu. Gölge artık Veyla'ya sarılıyordu. Veyla'ya duyduğu nefretle ne yapmıştı, bilmiyordu ama kolları kadını sarıyordu. Kadın kötü olduğunda, adam kötü olduğunda, bir tehlikeden kurtulduklarında, uyurken ve uyandıklarında...
Gözleri bulundukları mağaranın tavanına dönerken hayaliyle birlikte beyaz ve pembe taşlar gözlerinin önünden kayıp giderek dağıldı. Okyanus gökyüzüne taşınırken Gölge'nin, kadını gülümseyerek izleyen gözleri de merakla gökyüzüne doğru kalktı. Bedenlerinin üstünden parıltılı balıklar yüzerek geçerken kaşları kalktı. Veyla, "Balıklar gökyüzünde uçarken..." dedikten sonra başını indirerek yere, etraflarına doğru baktı. Beyaz bulutlar etraflarını sararken kuşlar yerin altına doğru kanat çırpıyordu. Gölge, "Kuşlar yeryüzünde yüzüyordu." diyerek cümleyi tamamladığında aynı anda hafifçe güldüler. Adam anlamış gibi baksa da Veyla neşeyle açıkladı. "Eğer bir gün, birimiz uçan balıklardan bahsettiğinde, diğerimiz de yüzen kuşları hatırlarsa, anlayacağız ki, burada birlikteydik."
Gölge, gökyüzündeki balıkları tehdit eder gibi işaret parmağını sallayarak "O siktiğimin balıkları uçmazsa belaları olurum." dediğinde Veyla kahkaha attı. Kadının gülüşünü kaçırmak istemeyen Gölge'nin gözleri, kulaklarına yetişme telaşıyla Veyla'ya döndü. Bir kolunu kadının beline dolayıp kendisine çekerken gülüşüne eşlik etse de ciddiydi. Burada gerçekten birlikte olmalarını istiyordu. Bir hayalse bile, ikisinin de hayali olmasını diliyordu.
Birbirini tutan elleri vücutları arasında göğüslerine yaslanırken Veyla da diğer elini adamın omzuna götürdü. Eli sever gibi omzuyla omzunun ardı arasında yavaşça hareketlenirken gülüşü bir iç çekişe döndü. "Kutlamalarda dans edecekmişiz. Yine zattiri zort gelenekleriyle mi yoksa rastgele mi?"
Gölge, "Terraların..." diye konuşmaya başladığında Veyla keyifli olsa da başını geriye doğru atıp sızlanır gibi inlerken vücudunu da koy verdiği için Gölge gülerek kadını sımsıkı tuttuğu belinden kendisine doğru geri çekti. Veyla yeniden başını doğrulturken burunları birbirine değer gibiydi. "Zenith tarihi boyunca herkes yaşayıp gitmiş bu Terralar işsiz gibi gelenekler oluşturmuş."
Gölge, "Fena değil ama." derken temaslarını kesmeyi hiç istemese de, sırf dansı göstermek için kadınının vücudunu bıraktı ama uzaklaşmadı. Etrafına bakarak parmağını şıklattığında etraflarında Nixsus genelinde ruh evliliği yapıldığında tercih edilen, tapınak benzeri bir doğa yeri oluşmaya başladı. Sarmaşıklar ve renkli çiçekler taş duvarları süslerken alanın etrafı sanki onları izleyenler oturacakmış gibi sandalyelerle çevriliydi. Şimdi Veyla ile Gölge ise alanın ortasında kalmışlardı. Renkli vitray camdan oluşan pencerelerden ve tavandan gelen ışık, renklerin de onların bedeninde dans etmesini sağlıyordu. Veyla'nın üstündeki elbise değişmeye başladığında kadın şaşkın bir şekilde gülerek üstüne baktı. Sanki Gölge'nin hayali gibiydi, Veyla'nın aklından bu detaylar geçmiyordu, bu da Gölge'nin de burada onunla olduğu anlamına gelmez miydi? Ama Veyla emin de değildi. Sanrı, Veyla'nın düşüncelerinin de ötesini görebiliyormuş gibi açıkça düşünmeden harekete geçiyor olabilirdi.
Veyla'nın üstünde, ince askılı bir elbise, kalp şeklinde göğüs kulpuna sahipti. Mor danteller bileğine kadar uzanıyordu. Elbisenin derin bacak ve sırt yırtmacı kadının güzel tenini gözler önüne seriyordu. Çıplak sol omzunda Gölge'nin efsunu olduğunun kanıtı parlıyordu. O kanıt ve ışıldama artık Gölge'nin Veyla'ya bakan gözlerinde de vardı.
Veyla ayaklarında beliren ince şeritli mor ışıltılı topuklu ayakkabıya baktıktan sonra saçlarını omuzlarından geriye atacakken bir anda ellerinden eksildiler. Bir ayna hayal ettiğinde saniyeler içerisinde önünde belirdi ve yansımasına baktı. Ön tutamları hafif bir dalgayla alnından dökülürken bazı tutamlarının örgüyle bağlandığı saçları ise dağınık bir topuzla toplandığını gördü. Gülüşünde alt dudağını ısırırken "Böyle mi hayal ederdin?" diye sordu. Gözleri önünden ayna eksilirken Gölge'ye baktı.
Veyla yansımasını izlerken, Gölge de hayalini izler gibi kadını izlemişti. Gibisi fazlaydı. Heyecanlı ve gülümseyen dudağını yaladıktan sonra iç çekti. "Sen benim hayal gücümü bir hayli aşıyorsun güzelim."
Veyla'nın elleri saçlarından yavaşça inerken dudağı da güçsüz kalan dişinden kurtuldu ve titrek bir nefes için aralık kaldı. Sessizce gülmekle yetinemediği için gülüşü Gölge'nin kulaklarını doldururken Veyla'nın parlayan gözleri de adamın kıyafetlerine doğru döndü. Gölge kaslarıyla gerilmiş deri ceketinin üstünden eksildiğini hissettiğinde mest olmuş bir şekilde Veyla'ya bakmaya bir süreliğine ara vererek üstüne baktı. Siyah, saten bir gömlek üstünde belirirken üst düğmeleri göğüs kaslarının ortasına kadar açıkken yeterince bol olmayışı dolayısıyla kasları kumaşı germişti. Belindeki işlemeli kemerinin altından yine siyah, ne bol, ne dar bir pantolon iniyordu. "Bu da senin hayalin mi?" derken gözleri Veyla'ya döndü.
Veyla, "Sen de benim hayalimsin." dedi. İtiraf eder gibiydi ama gerçekçi bir yaklaşımdı. İkisinin de buradaki varlıkları, birbirlerinin hayali oluşlarından ibaret olabilirdi. Veyla, bunu da ima ederek ama aslında adamın tam da hayal edebileceği biri gibi oluşunu kast ederek söylemişti.
Hangi anlamıyla anlayacağı konusunda arafta kalan Gölge yine de gülümsedi. Her ihtimalde, kadının dudaklarından bunu duymak mutluluk vericiydi ve eser miktarda bir mutlulukla karşılaştığında umutsuzluğuyla onu heba edemezdi.
Gölge sağ elini havada Veyla'ya doğru kaldırırken vücudunu da sağına doğru çevirdi. Yan bir şekilde Veyla'ya bakarken kaşlarını kaldırıp indirerek "Benimle dans eder misin Kraliçe'm?" diye sordu.
Veyla dans öncesi reverans yapar gibi hafifçe eğilip "Tabii, Kral'ım." dediğinde Gölge sırıtışında alt dudağını ısırdı. Veyla elini adamın eline yasladığında Gölge, küçücük bir temasın bile vücudunda ne hisler doğurduğuna şaşırmayı bırakalı olmuştu. Aksini dilese de "Bu dansta temas yok." dedi. Veyla kaşlarını kaldırırken "Gerçekten atalarımdan biri Terra olabilir o zaman." diyerek elini çekti. Terralarla benzer büyülere sahiplerdi ve Terralar da Veyla da Doğa'ya yön verebiliyordu.
Veyla hızla fark ettiği detayla "Sen dansı biliyorsun o zaman?" diye sorarken Gölge gibi elini uzatırken vücudunu soluna doğru çevirdi ama temas etmedi. Gölge "Diğer tarafa doğru döneceksin." dediğinde Gölge'nin tersi yönüne dönerek diğer elini uzattı. Vücutları farklı yönlere dönük olsa da başları birbirine bakarken birbirlerine yakın olan elleri ancak birbirlerine değen havaya temas edebiliyordu.
"Bu dansı hiç etmedim ama biliyorum. Halkın evlilik törenlerine ve ruh evliliklerine katıldıkça görüyorum."
Veyla'nın da asıl merak ettiği buydu. Başka bir kadınla dans edip etmediği... "En son ne zaman dans ettin?"
Gölge, "Çocukken." dedi ve Veyla biraz daha sevindi. O zaman... Dans ettiği ilk kadın Veyla mı olacaktı? Şimdi, bir hayalde? Belki de bu cevaplar, Veyla'nın duymak istediği cevaplardı. Şu an hayali konuşuyor olabilirdi.
Veyla Gölge'nin çocukluğunu merak ederken düşünmesi bile gülümsetmişti. "Kiminle?"
Gölge "Değer verdiğim birisiyle." dediğinde Veyla kim olduğunu soracakken Gölge "Ama müziğimiz yok." diyerek konuyu değiştirdi. Parmağını şıklattığında yaylı, nefesli, üflemeleri, vurmalı aletlerin git gide yükselerek kulakları doyurduğu huzur verici bir müzik çalmaya başladı. Arada, Doğa'nın sesi de müziğe eşlik eder gibi oluyordu. Sanki denizin dalgaları kulaklarına varıyor, rüzgârın sürükledikleri yapraklar kulaklarına değip geçiyordu.
Gölge yeniden Veyla'ya baktı ve "Artık var." dedi. Veyla gülümseyerek başını onaylar şekilde salladı.
Gölge de gülümsemesine eşlik ederek daire çizen yavaş adımlar atmaya başladığında Veyla da tersi yönünde hareket ederken vücutlarının açısını hiç bozmadılar.
Yaylıların uzun ezgileri, arp ve flüt sesleri yükselirken Gölge etraflarında dönmeyi bırakıp bir adım ortaya yürüdüğünde kollarının açısı daralırken Veyla da yaklaştı. Elleri neredeyse değecekken Gölge bir adım gerilediğinde Veyla da ona eşlik etti. Gölge sağına doğru adım attığında Veyla da sağına doğru adımladı ve vücutları biraz daha uzaklaşırken ellerini hala birbirlerini takip eden bir açıyla havada tutuyorlardı. Bir adımla birbirlerinin hizasına vardılar ve mesafeli vücutları arasında birbirlerine baktılar. Sanki aynı bedenin yansıması gibilerdi. Gölge avucunu yukarıya doğru çevirerek elini hafifçe indirdiğinde Veyla da aksi davranarak elini üstüne kapatır gibi biraz üstü hizasında havada tuttu. Gölge kadının elini tutmuş gibi parmaklarını havaya doğru kapattıktan sonra elini yeniden yükseltmeye başladığında Veyla da elinin adamın avucunda olduğunu hayal ederek onu takip etti. Ellerini Veyla'nın başının üstüne kadar yükseltmiş oldular. Gölge Veyla'yı etrafında döndürerek kendisine çekermiş gibi bileğini çevirmeye başladığında Veyla yavaşça etrafında dönerken Gölge'ye yaklaşmaya başladı. Her dönüşünde kolları biraz daha alçaldı ve en sonunda Veyla'nın belinin ardında, sanki bir olmuş elleri kadının belini tutuyormuş gibi oldukça yakın bir şekilde yan yana durdular. Gölge sol elini vücudunun önünden geçirip Veyla'ya doğru uzattığında Veyla da ona yakın olan sol elini adamın elinin üstünde tutar gibi havada yerleştirdi. Başları birbirine dönük, gözleri sadece birbirlerini görürken bir adım öne çıktılar ve geri döndüler. Ve tekrar, ve tekrar. Vücutları pozisyonları bozmadan sadece yavaşça açılarıyla daireler çizmeye başlayarak bir adım öne ve geriye doğru giderken dudakları gülümsüyor, gözleri gülüyordu. Aralarında sanki görünmez bir bağ var, onları yönlendiriyordu. Elleri, bakışları ve adımları dokunmadan da temas edilebileceğini kanıtlıyordu. Birbirlerini sevdikleri gibi, dokunmadan dans ediyorlardı.
Gölge sağ kolunu kadının ardından çekip elini kendi belinin ardına doğru götürürken sol eliyle kadını önüne doğru çekiyormuş gibi hareketlendi. Veyla da belinin sağ tarafındaki elini yanına doğru indirirken sol elinin tuttuğunu hayal ettiği Gölge'nin elinin yönlendirmelerine eşlik etti ve karşısına geçti. Sol elleri birbirine çapraz bir şekilde vücutları arasında yükselmişken tekrar bir adımla birbirlerine yaklaştılar. Ellerini avuçlarını birbirine çevirerek parmak uçları gökyüzünü gösterecek şekilde kaldırmaya başladılar. Yüzlerine vardığında Gölge'nin elinin tersi Veyla'nın sol yanağının yanına doğru ilerlerken Veyla da aynısı yaparak Gölge'nin yanağının yanında tuttu. Ellerinin tersiyle ve temas etmeden havada ilerleyerek nazikçe başlarını diğer yöne doğru çevirmelerini sağladıklarında gözleri birbirinden eksilmişti ama tenleri arasındaki havanın birbirine değişini hisseder gibilerdi. Elleri yanaklarından inerek çenelerine vardı ve birbirlerinin yüzlerini birbirine çevirir gibi havada hareket ettirdiler. Tekrar göz göze geldiklerinde dudakları öne atılmak ister gibi hareketlendi ama irade göstererek ellerini aralarında kaldırıp dans etmeye devam ettiler. Ritimle uyumlu birkaç adımla geriye doğru çekildikten sonra Gölge avucunu yukarıya doğru çevirdiğinde Veyla da elini adamın eline yerleştirir gibi çevirdi. Gölge bir anda kadını çeker gibi elini çektiğinde vücutları çarpışmadan durmalılardı ama durmadılar. Kadını tutmak için sol eline yönelen Gölge'nin ellerinden sol eli eksilerek yanına düşerken gözleri bu temasa doğru indi. Dansın gerektirdiği gibi teması kesmeleri gerekiyordu ama Gölge'nin parmakları kadının elinin üstüne kapanırken Veyla da elini adamın avucuna iyice yerleştirdi ve yeniden birbirlerine baktılar. Gölge'nin sol kolu kadının beline dolanarak kendisine çekip teması iyice arttırırken Veyla "Ama temas yoktu." diye hatırlatsa da adamın sol omzuna doğru sağ elini yaslamıştı.
Gölge, "Bu da bizim dansımız." dediğinde Veyla yavaşça başını onaylar şekilde sallarken burnundan titrek bir nefes alıp verdi. Dudakları ise birbirine örtülmüş, kıvrılı haldeydi. Önce öne, sonra sağa, sonra geriye ve ardından sola doğru attıkları adımları vücutlarının açısını değiştirerek çapraz bir şekilde attıklarından dans alanının ortasında vücutları yer değiştirip durarak dönerken alınları birbirine yaslanmıştı. Gölge dayanamayıp öpmek için yönelecekken Veyla, hatırlamaya başladığı dansı sürdürerek bir anda vücudunu ardına çevirdi. Sırtı, Gölge'nin göğsüne çarparak yaslandı. Ani oluşan yakın temasın etkisiyle Gölge'nin burnu kadının başının üstünde, saçlarında geziniyorken gözleri kapandı. Sağ kolu kadının belinin önünden dolandı. Veyla da elini, adamın elinin üstüne götürdü ve etki altındayken gözleri kapandı. Sol elleri birleşerek vücutlarının yanında havaya kalkarken tekrar öne, yana ve geriye doğru adımladıkları bir döngüde açılarını daireler çizerek değiştirerek dans etmeye devam ettiler.
Bir süre sonra Gölge, sağ elini kadının karnının önünden sol beline kadar kaydırıp tuttuktan sonra vücudunu önünde yüz seksen derece çevirerek sağ tarafına doğru yasladı ve ona doğru eğilmeye başladı. Veyla'nın sol eli adamın ona doğru eğilmiş olan omzuna yaslanırken sağ eli ise, sol elini tutarak havada kaldı ama uzun sürmedi. Elleri, yaklaşmış dudaklarının etkisiyle güçsüz düşmüş gibi Gölge'nin yanağına, oradan da boynuna doğru düşerek yaslandı. Şarkının ritmi iyice yükselirken dudakları birbirine temas içerisindeydi. Gözleri, ancak yarım bir şekilde aralanıp kırpışarak tekrar kapanıyordu. Bu sefer de tam Veyla dayanamayıp öpecekken Gölge vücutlarını doğrultmaya başladı.
Sağ kolu kadının beline dolalı bir şekilde vücudunu havaya kaldırdığında Veyla da sağ kolunu geriye, havaya doğru açtı. Gölge kadını yavaş bir şekilde etrafında döndürmeye başladı ve müziğe gülüşleri eşlik etti. Bir süre sonra vücutları yavaşlarken kadını yere indirdi. Müziğin son melodileri kulaklarını doldururken gülüşleri iç çekişe dönmüştü. Alınları birbirine yaslanırken Veyla'nın elleri Gölge'nin göğsüne yasladı, Gölge ise kadının beline sarılmıştı.
Veyla heyecanını dağıtmak için "Kutlamalarda böyle dans etsek Terralar ağlayarak mıntıkasına döner." dediğinde Gölge güldü. Dansı bir hayli değiştirmiş olmuşlardı.
Gölge, "Muhtemelen seninle dans ederken gittiklerini fark etmem." dediğinde Veyla, heyecanını dağıtmak için açtığı konuda adamın kalbini çıkartıp uzaya fırlatmasını beklememişti. Bir hayalde, hiç olmadığı kadar mutlu olduğunu hissetti. En son bu kadar mutlu olduğunda... Çocukken bile hiç bu kadar mutlu olmamıştı.
"Geçmişinde sana ait o yerde, en mutlu olduğun anı ne?"
Gölge, "Hmm. Düşüneyim..." derken yüzlerini hafifçe ayırdı ve göz göze geldiler. Bir eli kadının belinden eksilip çenesine vardı. Önce çenesini sevdi, sonra da yanağını sevmeye başladı. Veyla gülümseyen dudaklarının ardında dudağının kenarını kemirirken Sanrı'nın bir anda onu bu hayalden koparıp almasından korkuyordu.
Gölge, tam olarak hatırlayamasa da bu sorunun cevabına dair aklına bir an gelmişti. Gözleri kısılırken anının detaylarını hatırlamaya çalıştı ama zaman alacak gibiydi. Geçmişi, hâkim olmadığı bir yerdi. Gözleri Veyla'ya dönerken "Sen de düşün." dedi. Veyla, şu an adam ne dese kabul edebilecekmiş gibi hissettiği için yavaşça başını onaylar şekilde salladı ve düşünmeye başladı. Bir anda etraflarında bulundukları mekân değişir gibi oldu. Konsey'in laboratuvarlarından bir oda belirip silindiğinde ikisi de fark ederek etrafına baktı ama kendi hayallerinden kaynaklandığını düşündüler. İkisi de sessiz kalınca, birbirinin düşünürken fark etmediğini varsaydı ve düşünmeye devam ettiler.
"Bir ağacın altındaydım..."
Aynı anda konuşmaya başladıklarında düşünceli gözleri hızla birbirini buldu. Gölge'nin Veyla'yı seven eli duraksamıştı. İkisi de yutkunduktan sonra "Ama öyle..." diye konuşmaya başladıktan sonra aynı şeyi söylediklerini fark ettiği için sesleri kısılmaya başlamıştı. "... bir ağaç değil."
Duvara çizilmiş bir ağaçtı. Hemen altında olduklarını hatırlıyorlardı. Başka hiçbir detay yoktu ama ne kadar mutlu olduklarını anımsıyorlardı. Titrek bir nefes aldılar. Elleri yavaşça birbirinden eksilirken vücutları arasında birbirini rahatça görebilecekleri bir adımlık mesafe oluştu. Gölge "Kiminle olduğumu hatırlamıyorum," dedikten sonra kaşları şaşkınlıkla çatılırken "Ama biriyle olduğuma eminim," dedi. "O olduğu için, o kadar mutluydum."
Veyla "Ya bu bizim anımız..." dedikten sonra ne hissedeceğini bilemeyerek güldü ve hafifçe omuz silkti. "Ya da biz bir hayaliz ve sadece kendi cevaplarımızı verebiliyoruz."
Gölge, bu ihtimalin burukluğuna rağmen heyecanlı hissederken "Bu anıyı hatırlarsak da bu anların gerçek olduğunu bileceğiz." dedi.
Veyla da başını onaylar şekilde sallarken "Ve en mutlu anımızın birbirimize dair olduğunu..." dedikten sonra gözleri etrafa dönerken kaşları şaşkınlıkla kalkıp indi ve yeniden güldü. Ne manidardı. Geçmişteki Veyla'nın en mutlu olduğu anıyla, şimdiki Veyla'nın anısı, aynı adama mı aitti? Oysaki Veyla, geçmişte böyle bir anıyı ancak seksenle paylaşabileceğini sanırdı ama aklına onunla olduğu bir anı gelmemişti. Zaten onunla olduğu her şeyi hatırlamıyordu, belirli anılara sahipti zihni. Kiminle olduğunu hatırlamadığı, aslında her şeyi hayal meyal hatırladığı bir anıda, muhtemelen Gölge'yleydi. Bu an gerçek olmasa bile, Veyla'nın hatırladığı o anı gerçek olmalıydı.
Gölge şaşkınlığı üstünden atamasa da, burada bulundukları süre, gerçek hayatta da aynı hızda mı akıyordu, ne kadar vakit geçmişti bilmiyordu ve Sanrı'nın her an onları geri çağırmasından endişe ettiği için her anı değerlendirmek istedi. Elini Veyla'ya doğru uzatırken "Şimdi nereye gitmek istersin?" diye sordu.
Veyla, gülerek "Bulutlara." dedi. "Bugün hava bükücüler, bazı çocukların gökyüzünde salıncaklarla sallanmasını sağladı. Özellikle herkesten saklanıyor olmasam, onlara dâhil olacaktım."
Bir saniye geçmeden gökyüzünde yan yana olan iki salıncaktalardı. Veyla etrafına bakarken neşeyle güldü. Keşke kardeşini de buraya getirme şansı olsaydı. Belki de kardeşi bir yıldızdı ve zaten her an bulutlarlaydı.
Veyla ipleri sıkıca tutup sallanmaya başladığında Gölge Sanrı'ya "Şunu biraz genişletsek?" derken etrafına bakıyordu. Veyla, adamın geniş heybetine kıyasla küçük kalan salıncağa sıkıştığını gördüğünde kahkaha attı. Sanrı duydu ya da hayalleriyle yönlendirdiler ki, salıncak genişlerken Gölge de "Hah." diyerek Veyla'ya döndü ve kadının oldukça neşeli olduğunu gördüğü için o da güldü.
"Bir kıtayı yönetip gökyüzünden şimşekler indiriyorum ama senin için salıncakta sallanıyorum, bunu unutma."
Veyla, "Merak etme. Bu anları unutamam zaten." derken sallandığı salıncağı gökyüzünde olabildiğince yükseltti ve ipleri bırakarak atladı. Ellerini iki yanında kaldırarak gökyüzünden düşerken bir anda Gölge'nin kolları arasında, bir zeminde belirdiğinde elleri adamın omzuna inerken etrafına baktı.
Gölge, bir hayalde olduklarını unutmuş gibi endişeli bir kızgınlıkla "Niye atlıyorsun? Manyak mısın?" diye sorduğunda Veyla başını geriye atıp söylenir gibi inlese de başını kaldırdığında gülüyordu. "Hayallerimde bile düşmeme izin vermiyor musun?"
"Başkası bile hayalinde seni düşüremez." dedikten sonra kaşları olabildiğince çatıldı ve yüzü de buruştu. "Başkası zaten seni hayal edemez."
Veyla, Gölge'nin kucağına aldığı kolları arasında bacaklarını neşeyle öne geri sallarken "Başkalarının zihinlerine nasıl müdahale edeceksin Kral?" diye sordu.
"Ben yaparım."
Veyla yeniden güldükten sonra "Gel, birlikte atlayalım." dedi. Ellerini adamın omuzlarından çekip etrafı göstermek için kaldırdı ve sesini yükseltti. "Burada canımız yanmaz ki!"
"O zaman suya düşeceğiz."
Veyla, "Emin misin?" diye sorduğunda Gölge anlayamayarak baktı. Veyla, "Çok sert düşersek, su da canımı yakabilir." diye dalga geçtiğinde Gölge yüzlerini yakınlaştırıp "Canını acıtmayacak bir suya düşeceğiz." dedikten sonra başını çekip etrafına bakarak Sanrı'ya "Duydun mu?" diye sordu. Şansa bırakmak istemiyordu.
Saniyeler sonra tekrar gökyüzünde, bir salıncaktalardı. Rahat edebilmek üzere buraya gelirken giydikleri kıyafetleri tekrar giymek için hayal etmişlerdi ve işte, artık üstlerinde o kıyafetler vardı. Birbirlerine yakın olan ellerini birlikte atlamak için uzattıklarında, salıncaklarının ve sallandıkları bulutlarının arasında mesafe olduğu için birbirlerinin elini tutamadılar. Bir saniye geçmedi ki, ikisinin de aynı anda hayal kurması sayesinde salıncakları yakınlaştı ve elleri birbirine ulaştı.
Gölge "Üç..." diye saymaya başladığı gibi Veyla atladığı için Gölge de elini bırakmadan atlarken söylenmek istese de gülüyordu. Hayalleriyle birlikte altlarında oluşan okyanusa doğru düşerlerken diğer elleri de birbirini bulmuştu. Suya düşerken yavaşladılar ve su, sanki bir iskeleden atlamışlar gibi vücutlarını kibarca karşıladı. Yüzeye doğru yükseldiklerinde Veyla'nın elleri Gölge'nin omuzlarına tutunurken adam da kollarını kadının beline sararak çekti ve ıslak kirpiklerinin altında göz göze geldiler. Gülüşleri bile dinmeden Veyla, "Bir daha!" dediği için tekrar gökyüzüne vardılar. Ve tekrar, ve tekrar.
"Bir daha!"
Gölge, "Tamam ama önce bir saniye..." dedi. "Ben de bir hayalimi araya sıkıştırabilir miyim?"
Veyla, merakla beklerken başını onaylar şekilde salladı. Yaşlar güzel teninden gülüşüne de uğrayıp öyle akarak okyanusa varıyordu. Gölge kadının belindeki eliyle kendisine çektikten sonra yanağını kavrayıp dudağına yöneldi. Veyla'nın gözleri irileşirken Gölge çoktan kapatmıştı. Dudakları birleşirken adamın omuzlarına tutundu. Veyla'nın da gözleri kapanırken karşılık vermeye başladı. Sımsıkı kollarını sardığı belinden tutarak kadını suyun üstüne doğru yükseltti. Gölge başını kaldırarak Veyla ise eğerek öpüşmeye devam ettiler. Veyla'nın elleri adamın omuzlarından yanaklarına yükseldi. Vücutları dürtüldüğünde dudakları neredeyse ayrılmadan yüzlerini yavaşça o yöne çevirdiler. Yeşil bir ahtapotun bir solungacıyla onları dürttüğünü gördüklerinde Veyla, şaşkın bir şekilde gülüp "Bu hangimizin bilinçaltı acaba?" diye sordu. Gölge ise konunun bu detayıyla ilgilenmeden "Siktir git lan hayalimizden. Meşgulüz." diyerek bir eliyle ahtapotu kışkışladı.
Ahtapot gitmediğinde Gölge, "Şunu yok edersen seni baş savaşçım yaparım." diye Sanrı'ya seslendi.
Veyla gülerek "Sanki biraz abarttın." dedi. "Şimdi Valdris hayalimize dalıp Sanrı yerine ahtapot yok edecek baş savaşçılığı kaybetmemek için."
"İkisinden biri yapmazsa hayatımda ilk defa ahtapot yumruklayacağım."
Veyla'nın gülüşleri kahkahalara dönerken Gölge, kadın neşeli olduğu için gergin kalamıyordu. O yüzden sırıtıp duran dudağını yalayıp ahtapota "Gitsene lan." dedi.
Ahtapot başını sola doğru yatırıp gözlerini kırpıştırarak baktığında Gölge'nin kısılmış gözleri Veyla'ya döndü. Veyla şirin sırıtışında alt dudağını ısırıyor, suçlu gözlerle bakıyordu. Başta bilerek yapmamıştı ama sonradan, Gölge'nin çaresiz halleri hoşuna gittiği için hayal etmişti.
"Şunu yok edersen seni hayatımda daha ne yapabilirim bilmiyorum ama ne olur yok et." dediğinde aslında bir şey vadedemezken yeterince ikna etmişti. Sanrı'ya baş savaşçılık vadetmişti ama Veyla'ya zaten her şeyi vermişti. 'Seni hayatımda daha ne yapabilirim bilmiyorum'
Veyla'nın sırıtışı geniş bir gülümsemeye dönerken gözleri ahtapota döndü. Bedeni mutluluğunu sessiz yaşayamadığı için gülmeye başladı. Mutlu bir şekilde ahtapotun yok olmasını izlerken Gölge kadının yanağından tutarak kendisine çevirdi. Gözleri yeniden kapanırken kadını gülüşünden öpmeye başladı. Kolları boynuna dolanırken elleri ıslak saçlarını severek adama karşılık vermeye başladı. Gölge'nin yeniden kucağına çekişiyle bacakları da adamın belinin iki yanından dolanmıştı. Bir süre, meşgul kaldılar. Öyle ki yüzlerce ahtapot daha gelip dürtse, fark etmezlerdi.
Tekrar gökyüzünden atladıklarında Gölge yine okyanusa ineceklerini sanırken Veyla'nın yıldızları izlediği çıkıntıya indiler. Vücutlarındaki ıslaklık hızla geçerken ve saçları kururken Veyla, "Yıldızları izlerken hep uzandığımda değebilmek isterdim." diyerek oturdu ve sırtını duvara yasladı. Gölge de yanına doğru uzatırken ellerini önünde kaldırdı ve bir sandviç belirdi. Veyla ne yaptığını izlerken Gögle sandviçi Veyla'ya uzattı. Veyla gülerek alırken "Yemek molası mı?" diye sordu.
Gölge, kendisi için de bir sandviç hayal ederken güldü ve "Acıktım." dedi. "Öpüşmek acıktırıyor."
Veyla gülüşünde kendi tükürüğüne boğulduğunda Gölge'nin gülüşü arttı ve hayal ederek oluşturduğu bir suyu kadına uzattı. Veyla, suyu alıp içtikten sonra "Ahtapotla kavga etmek de seni yormuş olabilir." dedi.
"Yavşak en heyecanlı anında gelmesin o zaman." derken sandviçin son yudumunu dudaklarına götürüyordu.
Veyla, "Başta gerçekten bilerek yapmadım ama bilinçaltımın bir ürünü olabilir." diye itiraf etti. Gölge'nin o an öpüşmekten başka bir şey düşünebildiğini sanmıyordu. Gerçi, Gölge de Veyla'nın hayal ürünü olabilirdi.
Gölge, "Sanrı'nın tatsız bir şakası da olabilir." dedikten sonra "İdam ederken komik bulmadığıma dair şahsi fikrimi belirteceğim." dedi ve Veyla'dan kalan suyu içti. Bardağı havada tutup bıraktığında yere düşmeden hayaliyle yok etti.
Veyla etrafına bakarken "Şakaydı! Kral şaka yapıyor." diye seslendi. Şimdi kadının onları kıyametlerden kıyametlere sürüklemesini istemezdi. Gölge de etrafına bakıp "Bir daha bölersen, şaka olmaz." diye uyardı.
Veyla, öpüştükleri anlar ve takip eden dakikalar boyunca olduğu gibi tekrar kızarırken gözleri Gölge'ye döndü. Öyle kızarıyordu ki, hayal ederek de silemiyordu çünkü tekrar, tekrar oluyordu. "Ara ara öpüşeceğiz yani?"
Gölge, "Güzelim bana kalsa sadece ara ara öpüşmeyiz." dediğinde Veyla birkaç saniye sonra anlayıp kahkaha attı. Adam gerçekten hayalse, bütün bunları Veyla mı düşünüyordu? Şaşırmazdı. Veyla da adamla sadece ara ara öpüşmediği bir hayat yaşasa, hiç sıkılmazdı.
Veyla, "Geri kalan zamanlarda?" diye sorduğunda Gölge düşünür gibi gözleri kısıldıktan sonra hafifçe omuz silkti. Dudaklarında oluşan yamuk bir sırıtış Veyla'yı şimdi duyacakları konusunda endişelendirdi. "Sevişiriz."
Veyla'nın utanmış ama heyecanlı gülüşü bir anda sönerken gözlerini devirdi ve bacaklarını dizlerinden kırarak kendisine çekip gökyüzüne baktı. "Hayalin böyle konuşuyor olabilir ama gerçeğin, başka kadınlarla sevişiyor."
Gölge, "O zaman benden sana ve Sanrı'ya bir sır kelebek." dediğinde Veyla göz ucuyla Gölge'ye baktı. "Aylardır senden başka kadına dokunamıyorum."
Veyla hızla ona dönerken başı yetmedi, bacaklarıyla da döndü. Bacaklarının yanını yere yasladıktan sonra dizlerini de yaslayıp üstünde hafifçe doğrulduktan sonra kalçalarını ayaklarının üstüne yaslayarak tekrar oturdu. Bir an, yerinde duramamıştı. "Nasıl yani?"
Gölge sırtını duvara yaslamış, bacaklarını ileriye uzatmış bir haldeyken uzun bacakları gerçeğine yetmediği için hayaliyle çıkıntıyı uzatmıştı. Kollarını göğsünde birleştirip hafifçe omuz silkti. "Başta içim almıyor, elim gitmiyordu. Artık aklıma bile gelemiyor. Sadece seni istiyorum." derken kadına itiraf ediyordu ama gerçek Veyla'nın duymadığını, hiç de duyamayacağını düşünüyordu. "Nasıl olsa bir hayalsin, senden saklayacak değilim."
Adam ona 'hayal' dese de Veyla da adamın bir hayal olduğunu hatırlayarak yeniden yerine döndü. Sırtını duvara yaslarken iç çekerek gökyüzüne baktı. Tam da duymak istediği cümlelerdi... Gerçekten duysa nasıl da sevinirdi... "Keşke gerçekten öyle olsa."
Gölge'nin gözleri de gökyüzünden Veyla'ya döndü. Kadın ya da hayali, gerçekten böyle umar gibi bir hüzün içerisindeydi. Gölge de zaten, Veyla'nın onu kıskanmasını istediği için kadın hala hayaline benziyordu. Veyla, hüzünlü hissetse de başını sağına doğru eğerek Gölge'nin omzuna yasladı. Karnına çekerek sarıldığı bacakları da adamın vücuduna doğru devrilmişti. Gölge de bu ana teslim olur gibi gözlerini kapatırken başını kadının başının üstüne doğru yasladı ve vücudu ile duvar arasında kolunu kaldırıp bedenini sardı. "Keşke gerçek olsan." dedi. "Uğruna şehrimi kaybederim."
Veyla, "Gerçek olsan..." dedikten sonra iç çekti. "Şehrini kaybetmene asla izin vermem."
Yıldızların altında, gözleri birbirleri için kapalı bir şekilde sarmaş dolaşlarken Veyla, yıldızlara uzanmak isteyerek geldiği yerde, sadece adama uzanmıştı. Adamla burada ilk defa oturduklarını fark etti. Hayal bile olsa... Veyla başka kimseyle bu yerde oturmak istememişti. Adam da ancak bir kere çatıda oturarak ona eşlik etmiş, yanına inmemişti. Zaten son zamanlarda buraya geldikçe seksenden, kardeşinden çok adamı düşünür olmuştu ama artık, sadece adamı düşünecekmiş gibi hissediyordu. Burası da Veyla'ya ait diğer her şey gibi, artık sadece Veyla'nın değil de ikisininmiş gibiydi.
Başını kaldırmak istediğinde Gölge huzurla mayışmış gözlerini kırpıştırarak araladı ve kadına müsaade ederken ne yaptığını anlamaya çalışarak baktı. Veyla elini kaldırdı ve hayal ettiği gibi oluşan bir bıçağı tutmaya başladı.
Gölge hafifçe gülerken "Hayallerinde hala beni öldürmek de mi var?" diye sordu. Veyla da gülerken soluna doğru döndü ve kalçasını da çıkıntının ortalarına doğru kaydırdı ki Gölge de duvara yaslandığı yerden ne yaptığını görebilsin. Taş zemine bir şimşek çizmeye başladı. Hemen ardından şimşeğin iki tarafından kelebek kanatlarını çıkarttığında Gölge mest olmuş bir şekilde güldü.
"Bu iz döndüğümüzde burada olmayacak ama ben buraya baktıkça, bu anı hatırlayacağım."
Gölge, bu düşüncenin kendisine ait olduğunu düşündü, çünkü hayalinin konuştuğunu varsayıyordu. Gerçek hayata döndüklerinde kadının kendisine özel kıldığı bu yere adım atıp bu izi yâd edebilir miydi, emin değildi. O yüzden daha muhtemel bir yere iz bırakmak istedi. Kadının elinden tutarken kalktı ve kadını da kaldırdı. Kadın ne olduğunu soramadan Gölge'nin karanlık odasına vardılar. Veyla varken, karanlıklar aydınlanıyordu ve şimdi de olduğu gibi Gölge karanlıktan korkmaz oluyordu. Kadını elinden tutarak duvara doğru çekti ve hayali bıçakla kadının biraz önce yapmış olduğu işareti yaptı. Şimşek ve kelebek, bir arada. Kral ve Kraliçe gibi.
Gölge, bıçağı hayaliyle yok etti ve etraflarında oluşturduğu ışıkla bu işarete bakan Veyla'ya doğru döndü. Veyla gibi, "Bu iz döndüğümüzde burada olmayacak ama ben buraya baktıkça, bu anı hatırlayacağım." dediğinde Veyla'nın gözleri de adama dönmüş, gülümsemişti.
"Bence burasının aydınlanma vakti geldi."
Gölge'nin kaşları kalktığında Veyla, Gölge'nin kalbindeki karanlığı dağıttığı gibi odayı da aydınlattı. Gölge dört duvar arasında nice acılar geçirdiği odanın aydınlık ve artık güzel bir anıya ev sahipliği yaptığını görerek gülümsedi.
Gözleri kadında kalırken hisleri boğazına kadar yükselmişti. "Duyamayacağına emin olsam, sana söylemek istediklerim var." dediğinde Veyla heyecanla alt dudağını ısırdı. Gölge bu görüntüde birkaç saniye kaldı ama bu manzaradan daha güzeli bile vardı. Bu sebeple yeniden gözlerine baktı.
"O zaman bana bir sır ver Kral." derken sesi heyecanla titriyordu. "Sadece burada kalmasını istediğin bir sır."
Birbirlerine itiraf etmedikçe yaşadıklarını, hissettiklerini bilmeyecekleri bu yerde Veyla, aslında Konsey'in ve Drithar'ın zincirleri olmaksızın Gölge ile beraberdi. Varmak istediği yer tam da burasıydı. Hayal bile olsa, onunla bu hayali yaşamaya ihtiyacı vardı.
Adam, kadının yanağındaki saçları kulağının arkasına sıkıştırdıktan sonra sevmeye başladı. Alt dudağını ısırdığı birkaç saniyeden sonra elini yavaşça Veyla'nın elinden çekti. Veyla boşluğa düşemeden beline götürüp kadını kendisine çektiğinde Veyla'nın elleri de adamın göğüslerine yaslandı. Gözleri yavaşça kadında gezinirken başını mest olmuş gibi hafifçe iki yana salladı ve iç çekti. "Benim olmanı istiyorum," dedikten sonra burukça gülümsedi ve çenesinin ucuyla Veyla'yı gösterdi. "Sadece benim."
Veyla, 'Hayalsin...' diye düşündü. Adamı hayal etse, tam da bu itirafı duymak isterdi. Adam aynı böyle bakar, böyle dokunurdu. Valdris'in Erya'ya, Erya'nın Valdris'e baktığı gibi bakıyordu. Şehvet ve her zaman eşlik eden sevgi ile. Daha da fenası, birlikte Zenith'e kıyamet getirip tam ortasında sevişmek ister gibi.
Bir hayalden ibaret olduğunu düşünmesine rağmen yaşlı gözlerle gülümsedi. Duygu büyücüsüne gitmesine gerek yoktu. Akan her bir damla kanı, adama âşıktı. Hissedebiliyordu. Nasıl olmuştu, ne ara olmuştu bilmiyordu ama neden engel olamadığını biliyordu. Gölge, duyguları alınmış bir kadını bile kendisine âşık edebilecek bir adamdı. Ona âşık olmamak, Gölge'nin de Veyla'ya âşık olmasından bile daha imkânsızdı. Veyla da, âşık olmuştu işte.
Veyla ihtiyaçla "Senin olmak istiyorum." diye fısıldadı. "Sadece senin."
Gölge de yaşlı gözlerle gülümserken "Hayalsin işte." dedi. Yüzlerini yakınlaştırıp burunlarını yavaşça birbirine sürterken titrek sesiyle fısıldadı. "Hayalimsin..."
Onu gerçek gibi hissedebiliyor, buradaymış gibi soluyabiliyordu ama kulakları bu cümleleri duyuyorsa, bir hayal olmalıydı. Gölge de tam olarak bunu hayal ederdi. Kadının onun olmak istemesini, böyle sevginin ışıldattığı gözlerle bakmasını, öpmek istediği dudaklarının gülümsüyor olmasını...
Veyla yakınlaşan vücutlarında ellerini adamın göğüslerinden omuzlarına, oradan da boynuna doğru kaydırdı. Kolları boynuna dolanırken elleri saçlarına ulaştı. Saçları parmak aralarında kayıp giderken birbirlerine ulaşmaya telaşlı dudaklarının aralarında titrek nefesler dolaşıyordu. Çeneleri birbirine doğru yükselmek istiyor ama dudakları, hazır birbirlerinin kulaklarının gerçekten duymadığını düşünürken özgürce konuşmak niyetindeydi.
Gözleri, hayal ettiği anlarda olduğu gibi kapanırken bir yandan da tenlerinin hayallerini hissedebiliyor oluşu muazzamdı. Gölge, diğer elini de kadının yanağından alıp beline sımsıkı sarılarak alt bedenlerini birleştirirken üst bedeni hafifçe kadına doğru eğilmişti. Kadına yakınlaşmak, kadınla bir olmak istiyordu.
Veyla, "İlk defa bir adama dokunmak istiyorum." derken elleri saçlarında, ensesinde geziniyordu. Gölge gözlerini daha sıkı yumarken yüzü hafifçe buruştu. Kadın konuştukça gerçek olduğuna dair umudu kalmıyordu. Veyla'nın zaafına zaaf olanın, Yıldat değil kendisi olmasını umardı. Gölge ne umuyorsa, kadın öyle söylüyordu. Gölge, Veyla ve Yıldat'ın birlikte olduğunu düşünüyordu ve bu da şimdi kadın aksini söyleyince, hayalinin dile gelip konuştuğunu düşündürtüyordu.
Gölge, "Felaketim olman pahasına sığınağın olmak istiyorum." dedi. Mahvolmak uğruna da bu anları yaşamak istiyordu. Gözlerini bir çadırda aralayıp da yanındaki kadının bu anları yaşamadığını gördüğünde yaşayacağı kalp kırıklığına rağmen şu an hayaline teslim olacaktı.
"Sana sığınmak istiyorum. Zarar veren sen olsan bile seninle iyileşmek istiyorum."
Veyla'nın elleri adamın omuzlarına dönmüştü. Parmakları birbirini sımsıkı tutuşlarında tenlerine batıyordu. Sanki her an Sanrı onları bu andan söküp çıkartabilecek, ayırabilecekmiş gibi birbirlerine sarılıyorlardı. Dudakları ise kavuşmak için sabırsızdı. Bu bir kavuşma değil, biraz daha kaybediş olacaktı ama bu anı yaşamak için hisleriyle ölmeye razılardı.
"Sana yenilmek için kendimi yenmek istiyorum..." dedikten sonra iç çekerek düzeltti. "... istiyordum."
Veyla alt dudağını ısırdıktan sonra fısıldayarak "Sonra ne oldu?" diye sordu. İstiyorum, dememişti. İstiyordum, demişti.
"Yendim." dedikten sonra sessiz ve burukça güldü. "Yenmek zorunda kaldım."
Sana yenildim.
Veyla'nın yanaklarından yaşlar akmaya başlamıştı. Bu cümleleri duymayı istediğini biliyordu ama bu hayali yaşayana kadar bu denli istediğinin farkında değildi. Üstünü bastırıp örtmeye çalıştıkça, içinde adama dair neler birikmişti öyle?
Gölge'nin dudakları kadının yaşlarına yöneldi. Yanaklarına yavaşça bıraktığı öpücükler sadece teninden değil, kalbinden de yaşları siler gibiydi. En son, yaşlarla ıslanmış dudağına yöneldi. Küçük, devamına kapılmaktan korktuğu bir öpücük bıraktı. Ancak bir nefes kadar birbirlerine uzaklarken Veyla, "Nasıl oluyor da ikimiz de mağlup oluyoruz?" diye sordu. Bu savaşın kazananı yok muydu? Hayalinde bile?
Gölge, "Belki de ancak bu şekilde kazanabiliriz." dedikten sonra bir öpücük daha kondurdu kadının dudaklarına. Dayanamıyordu, içi gidiyordu. "En azından ben... Artık ancak bu şekilde kazanabilirim. Sana yenilip seni kazanırsam..."
Kadını tekrar öptü. Ve dudakları ayrıldığı gibi, tekrar. Eli kadının saçlarına yol aldı. Topuzundaki tokayı tutarak çıkardıktan sonra yere doğru bıraktı. Düştüğü yerde çıkartacağı tok bir sesin bile bu anı bölmesini istemediği için daha havadayken yok olmasını sağladı. Kadının saçları yavaşça omuzlarından döküldü. Dudaklarını son öpüşünün ardından hafifçe geri çekildiği gibi özlemle tekrar yöneldi. Tekrar ve her seferinde daha uzun süren bir nefesle. Derken kollarını adamın boynuna dolayan Veyla da karşılık vermeye başladı ve Gölge bir daha, hemen sonra tekrar teslim olacak olmasına rağmen bile geri çekilecek gücü bulamadı.
Yaşlarla ıslanmış dudakları ihtiyaçla birbirlerini öpmeye başlarken vücutları öpüşlerinin gücüyle birbirlerine doğru yükselip alçalıyordu. Kaşları hafifçe çatılmış, çaresiz bir teslimiyet ve aksi mümkün olmayan bir arzu ile öpüşürlerken nefesleri birbirine karışıyordu. Gölge bir elini kadının belinden çekip ceketine yöneldi. Ceketi sağ omzundan koluna doğru çekiştirirken diğer eli de kendi boynuna, kadının ellerine yol aldı. Veyla da ellerini indirirken adamın ceketi çıkartışına yardımcı oldu. Kadının ceketi yeri boyladı. Gölge Veyla'nın üstüne doğru adımlarken ikisinin de elleri, Gölge'nin ceketine yöneldi. Dudakları bir an olsun ayrılmıyordu. Gölge'nin azrit hızıyla bir saniye bile sürmeden ceketten kurtuldular. Gölge hızla kadının belinin iki yanından tutarak kendisine çektikten sonra kucağına doğru kaldırdı. Veyla'nın bacakları adamın kalçasının iki yanına sarılırken Gölge'nin de bir eli kadının kalçasında geziniyor, diğer eli ise sırtında dolaşıyordu. Gölge ilerledikçe hayallerinde bulundukları alan şekillendi ve vücutları eğilmeden mekân eğilerek Veyla'nın sırtı bir yatağa yaslandı, Gölge de üstünde kalmış oldu. Etrafındaki mekân her an değişiyor, birlikte gittikleri, zihinlerini süsleyen her yere dönüşürken bulundukları yatakta ise sadece birbirlerini görüyorlardı. Belki başlarını kaldırıp da bakabilseler, kim olduklarını hatırlarlardı.
Veyla'nın aralık bacaklarının arasında kendisini bastırarak bir yer edinmiş olan Gölge'nin eli kadının sırtı ile yatak arasından çekildikten sonra beline vardı. Üst kıyafetini yukarı doğru çekiştirmeye başladı. Diğer eli ise eteği beline kadar sürükleyerek kaldırdığı için çıplak olan kalçasıyla üst bacakları arasında parmaklarını tenine bastırarak geziniyordu.
Kadının kıyafetini göğüslerine kadar çekiştirdiğinde dudakları bir anlığına ayrıldı. Şehvet dolu titrek bakışları birbirini bulurken Veyla'nın da elleri çıkarmak üzere kendi kıyafetine doğru yol aldı. Gölge, bacaklarında dolanan elini kadının beline götürüp üst vücudunu yataktan ayırırken diğer eliyle kadının kıyafetini çıkartmasına yardımcı oldu. Veyla'nın kıyafetle sürüklenerek dağılmış olan saçları yeniden omzuna düşerken Gölge kadının boynunu kavramış ve dudakları birbirine kavuşmuştu bile. Kadının başı yeniden yatağa yaslanırken birbirine temaslarının yarattığı iniltiler öpüşleri arasında boğuk bir şekilde kulakları doyuruyordu. Veyla'nın elleri, en azından üst bedenlerinin arasında biraz boşluk yaratmaya çalışarak adamın karnına yöneldi. Önce kıyafetinin üstünden kaslarını sevdikten sonra kıyafetinin ucundan çekiştirdiğinde Gölge kadının üst dudağına veda eder gibi şehvet dolu bir öpücük bırakıp öyle üst vücudunu doğrultarak kıyafetini çıkardı. Bir kenara attığı sırada Veyla'nın gözleri adamın kaslı ve artık çıplak teninde dolaşırken Gölge ise, arzuyla bakan kadını izliyordu. Tekrar göz göze geldiklerinde ikisi de alt dudağını hafifçe ısırıyorlardı. Gölge hızla eğildi. Kadının dudağını ısırarak öptükten sonra yanağına, çenesine ve oradan da boynuna yöneldi. Veyla'nın odaksız gözleri kapanıp durarak tavanda gezinirken çenesi yükselmiş, başı zevkle yatağa yaslanmıştı. Gölge'nin bir eli kadının beli ile bacakları arasında seyahate çıkmışken diğer eli sütyeninin askısını buldu ve omzuna doğru çekiştirdikten sonra tenini severek ilerlediği yolda göğsüne vardı. Önce sütyenin üstünden kavrayarak okşadıktan sonra yetinmeyip parmaklarını kulpuna geçirip aşağı çekiştirdi. Açılan sol göğsüne önce gözleri vardı. Mest olmuş birkaç saniyenin ardından eli de vardı. Başparmağı göğüs ucunu okşadıktan sonra Veyla'nın dudaklarına yeni bir inleme katarak okşamaya ve sıkmaya başladı. Eli göğsünün etrafından kavrayarak sıkarken dudaklarına yaklaştırdığı göğüs ucuna önce dili değdi. Veyla'nın vücudunda göğsü ile kadınlığı arasında hızla ilerleyen müthiş bir zevk akımı oluştu. Kadın yatakta çaresizce kıvranırken bir eli çarşafı sıkıyor, diğer eli adamın omzunu sımsıkı tutuyordu. Göğüs ucu Gölge'nin dişleri arasında kaldığında Veyla alt dudağını dişleyerek inledi. Gölge'nin dudakları da üzerine kapandığında Veyla zevkle kıvranan aciz bir beden haline gelmişti. Gölge göğüs ucunu emip çekiştirerek ısırırken diğer eli ise eteği beline kadar katlandığı için açıkta olan iç çamaşırına doğru geldi. Parmakları kanca gibi kavrayıp aşağıya çekiştirmeye başladığında Veyla baktığını görme yetisinden bir süredir mahrumdu. Görüşü bulanıktı, vücudu zevkle kasıldıkça gözleri de kararıyor gibi hissediyordu.
Gölge, kadına dokunup sevdikçe, okşayıp emdikçe sanki kendi vücudunda bu deneyimleri yaşıyormuş kadar zevk alıyordu. Hatta, daha bile fazla tahrik oluyordu. Başka kadınlarla sevişirken kendi bedeninin zevk almasını amaçlıyordu ama Veyla ile seviştiği bu anlarda, kadının zevk almasını daha çok önemsiyor, zevk alışını kanıtlayan iniltileri Gölge'yi zevkten dört köşe haline getiriyordu. Kadına dokunmak, sabırsızlıkla daha fazlasını istemesine neden olsa da her bir anı da sonuna kadar yaşamak istemesi müthiş bir telaşa sebebiyet veriyordu. Göğüs ucunu şimdilik son kez ısırdıktan sonra yeniden kadının vücudunun üstünde konumunu yükselterek yüzüne uzandı. Gölge'nin öpüş ve emişleriyle ıslanan göğsü, adamın çıplak tenine değdiğinde her detay gibi bunun uğruna da titrediler. Veyla o sıra yatakta başını sağına doğru çevirmiş alt dudağını ısırıyordu. Kadının yanağından kavrayarak kendisine çevirdikten sonra dudaklarının arasındaki yeri alıp, kadının alt dudağını onun yerine ısırarak ikisinin de birbirine doğru boğuk bir şekilde inlemesine neden oldu. Bir eli kadının belinin ardından geçerek yönlendirdi. Kendi doğruldukça onu da çekti ve eli kadının yataktan ayrılmış sırtında sütyenin kopçasına ulaştı. Kopçayı hızla çözdükten sonra öpüşleri sürerken vücutları arasındaki bir engelden daha kurtuldular. Bir eli yeniden kadının göğsünü avuçlarken üstüne doğru eğildi ve kadının çıplak sırtı yeniden yatağa yaslandı. Diğer eli ise bir hayli aşağıya çekiştirmiş olduğu kiloduna ulaştı. Vücutları birbirine sürtünüp dururken her şey yatağı bile gıcırdatacak kadar gerçek gibiydi. Bir eliyle kadının kalçasının yataktan ayrılmasını sağlarken birkaç saniyeliğine de olsa kendisini ona bastırmamak için üstün bir çaba harcamıştı. Diğer eli kilodu üst bacaklarına kadar çekiştirdikten sonra Veyla'nın kalçası yeniden yatağa yaslandı. Gölge sabırsız bir şekilde kilodu kadının bacaklarından aşağı doğru sürüklerken bir anlığına üstünden çekilmiş, bacakları hemen kadının sağında yatağa yaslanmıştı. Veyla'nın dizinden kırarak kaldırdığı bir bacağında kilodu bileğinden çekiştirerek çıkardıktan sonra diğer bacağından da çıkartmak için zaman harcamaya sabredemeyip kendi pantolonuna yöneldi. Kadının sağına uzanmış bir halde üst vücuduyla üstüne eğilmiş, onu öperken bir yandan da pantolonunun fermuarını açıyordu. Veyla'nın bir eli ise adamın çıplak teninde, karnıyla göğüs kasları arasında dolaşırken diğer eli adamın pantolonunda, erkekliğinin üstünde geziniyordu ve temasları, Gölge'yi bitap düşürüyordu.
Fermuarı açtıktan sonra pantolonunu çekiştirerek bacaklarına doğru indirmeye başladı. Dizlerinin altına kadar indikten sonra ayaklarıyla itip kurtulurken bir yandan da iç çamaşırını kalçasından aşağıya doğru indiriyordu. Tüm engellerden kurtulduğunda hızla kadının üstündeki yerini aldı. Bir dirseği kadının vücudunun yanından yatağa yaslanırken eli boynunu kavramış, başparmağı kadının çenesinde dolaşıyordu. Diğer eli alt bölgelerine doğru yol alırken kadını sağ bacağının iç uyluğundan tutarak bacaklarını yeniden aralamasını sağladı.
Veyla adamın omuzlarına sımsıkı tutundu. Arzu ve zevkle çarpan kalbi kulaklarında atıyordu. İkisinin de vücutları titriyor, daha fazlası ve daha fazlası için telaşlı, sesli nefesler alıp veriyorlardı. Öpüşlerini boğuk inlemeleri süslüyor, elleri yerinde durmaksızın birbirlerinin teninde dolaşıyorlardı. Şiddetli bir sevgiyle parmakları birbirlerinin tenine batıyordu. Bir süredir alt bölgelerinin temas etmediği en uzun zamanı yaşıyorlardı çünkü Gölge daha büyük bir temasa hazırlık içerisindeydi. Daha büyük. En büyük...
Gölge dirseğiyle yaslandığı yataktan destek alarak alt bedenleri arasında mesafe bırakırken Veyla'nın kadınlığına yöneldi. Parmakları beraberinde bir kıvılcımı da taşıyarak karnından aşağılara hareket ederken Veyla'nın zevk ve heyecanla kasılı bedeninde karnı içeri çekildi. Alt bölgesi hafifçe yükseldi ve öpüşünde Gölge'nin dudağını ısırdı. Gölge ise bu ısırışla daha da tahrik olarak daha sert bir şekilde öpmeye başlarken kadının kalçasının yatağa yaslanmasını sağladı ve işaret parmağı ve orta parmağı zevk noktasına bastırarak kaydırdı. Parmakları, Veyla'nın kadınlığının girişine vardı. Zevkten ıslanmış girişinde yukarı ve aşağı doğru hareket ederek ıslaklığı zevk noktasıyla girişi arasında taşıdı ve en sonunda zevk noktasında kalırken Veyla'yı kıvrandırarak, kadın inledikçe ondan da çok zevk alarak okşamaya başladı. Veyla'nın tırnakları Gölge'nin omuzlarında batarken Gölge'nin dudaklarına doğru boğuk bir şekilde inledi. İnlemeleri sıklaştığı için dudakları öpecek güçten mahrum kalmıştı. Gölge dudakları arasında kasti bir boşluk yaratırken kadının inlemelerini öpüşleriyle kesmeden, ihtiyaçla dinledi ve göz göze geldiler. Ve işte. Veyla şimdi yıldızları izlemekle kalmıyordu, uzanıp yakalamıştı da. Her biri adamın gözlerinden Veyla'nın kalbine doğru kayarken vücutları kıyametin ortasında ama kurtulur gibi sevişiyorlardı.
Veyla, bir hayalde neyi ne kadar gerçekçi hissedebilirdi bilmiyordu ama gerçeği, bundan daha can alıcı ve zevk verici olamazdı. Mümkün değildi, Esved'ten değil, obsidyenden değil, zevkten ölmek üzereydi. Üstelik henüz vücutları bir bile olmamıştı. Bilmediği bir hissi, nasıl yaşayabiliyordu? Sanrı denilen büyücü, bu denli hayali yaşatabiliyor muydu? Gerçekten, Gölge ile birlikte olurlarsa ne yaşayacaksa, aynılarını mı yaşayacaktı birazdan?
Veyla'nın inlemeleri yetmezmiş gibi daha fazla zevke davetkâr gözleri Gölge'nin lügatından sabır kelimesini silip atarken yeniden dudaklarına yöneldi. Eli kadının zevk noktasından eksildi ve erkekliğini tuttu. Veyla'nın bacaklarının arasına doğru yaklaştırırken dudaklarını da çekiştirerek öpüyordu. Her şey dakikalar içerisinde olup bitiyordu ve işler ne ara buraya gelmişti anlamamıştı ama hayatında hiç bu kadar sabırsız ve heyecanlı olmamıştı. Burada hayallerini değil, daha da ötesini yaşıyor gibiydi.
Veyla, kadınlığının girişinde Gölge'yi hissetti. Vücudu heyecanla kasılırken adama daha sıkı tutundu. Yeni bir zevk, belki bir acı, bir his bekledi ama her şey durdu. Gölge'nin öpüşü bile yavaşladı ve zamanla eksildi. Ne olduğunu anlayamazken gözleri yavaşça aralandı. Gölge alınlarını birleştirmiş, henüz uzaklaşmış dudakları arasında titrek nefesler alıp veriyordu. Erkekliğini tutan elini de çekti ve Veyla'nın başının yanından yatağa yasladı. Vücudu güçsüz düşmüş gibi alt bedeni de Veyla'nın vücuduna yaslandı. Erkekliği, Veyla'nın karnının üstüne doğru uzanırken bu temas bile her zerrelerini titretti.
Veyla anlayamayarak ve arzulu bir sesle "Ne oldu?" diye fısıldadı.
Gölge'nin burukluğu yutkunmakla geçmezken yüzünü iyice buruşturmuştu. Kadının boynunu tutan elinde parmaklarının sıkılaşmaması için gayret gösteriyordu ama kadının başının yanından yatağa yaslanmış eli yumruk şeklini almıştı. Kasılan vücudunda sımsıkı birbirine kapattığı dudakları sıkkın bir nefes vererek aralanırken "Yapamam." diye soludu. Bu andan, bu hayalden vazgeçmek zordu ama yapamazdı.
Veyla, her zerresi bunu istemesine rağmen hayalinin neden geri durduğunu anlayamadı. Sanrı mı yapamazdı? Bu hisleri ona yaşatamaz mıydı? Ama dakikalardır daha öncesinde yaşamadığı birçok deneyimi yaşıyordu, sadece birlikte olmak söz konusu olunca niye olmuyordu?
Gölge yüzünü hafifçe geri çekti. Yaşlanmış gözlerle bakarken yavaşça başını onaylamaz bir şekilde salladı. "Bunu bir hayal ile yaşayamam."
Bu kadar mı çaresizdi? Kadının hayaliyle sevişecek kadar? Üstelik... Hiçbir hayalini Veyla'nın yerine koyamazdı ki. Eğer mümkün olur da yıldızlar yeryüzüne, taşlar gökyüzüne yükselirse ve vücutları bir kıyametle bile olsa birleşirse, bunu ancak Veyla'yla yaşamak isterdi. Gerçek bir anda, gerçek Veyla ile. Bir ilki, Veyla'nın bedeniyle değil, hayaliyle yaşayamazdı. Şu ana kadarki yakınlaşmalarını, gerçekmiş gibi hissetmiş oluşu, eğer devam ederlerse gerçekten kadınla sevişiyormuş gibi hissedeceğini düşündürtse de yapamazdı.
"Seninle yaşamak istiyorum." dedikten sonra burukça gülümsedi. "Hayalinle bile değil, seninle."
Veyla'nın dudağı üzgün bir şekilde sağ kenarına doğru kıvrılıp düzeltirken titrek bir nefesle "Ben ise sadece hayalimde yaşayabilirim." dedi. Gölge gerçeği beklerken, Veyla ancak hayalinde teslim olabilecekmiş gibi hissediyordu.
Aynı anda yutkunmaya çalıştılar, aynı anda başaramadılar. Gölge çenesinin ucuyla kadını gösterirken çenesi ant içmeden hemen önce kendinden emin bir şekilde kasıldı. "Sana yemin ediyorum bir gün benim olacaksın."
Omuzlarına yaslanmış kadının sağ elini alıp dudaklarına götürdü. Soluyarak öptükten sonra yanağını kadının eline doğru yaslayarak yeniden Veyla'ya baktı. "Hayalinle değil, seninle sevişeceğim."
Veyla iç çekerek gülümsedi. Adamın yanağını yasladığı elinde başparmağı tenini sevmeye başladı. Mavi gözleri, bu ana teslim olur gibi kapanırken gülümsemesi genişledi. "Eğer bir gün balıklar gökyüzünde uçarken, kuşlar yeryüzünde yüzerse..."
Gölge gözlerini aralayıp "Öyle olacak." dedikten sonra uzanıp kadının dudaklarından öptü. Gözlerini kapatan birkaç saniyelik sonsuzluğunun ardından titrek bakışlarla birbirlerine baktılar. Yalvarır gibi "Öyle olsun..." diye fısıldadı.
Veyla da "Öyle olsun..." diye fısıldadı. Sesi, Gölge'nin kulağına oldukça uzaklardan gelmeye başlarken gözlerinin gördüğünü hissedememeye başladılar. Gözleri hissedemedikleri temaslarına dönerken gördükleri de yavaşça dağılmaya başladı. Telaşlanan gözleri hızla birbirlerinin gözlerine döndü ve her şey karanlığa gömülürken hüzünleri eşliğinde bu ana veda etmeye çalıştılar. Bu ana, hayallerine ve zincirlerin sürüklenmediği bir özgürlüğe...
Ta ki, balıklar gökyüzünde uçarken, kuşların yeryüzünde yüzeceği o güne kadar.
Hayallerinden, etkinlik çadırına döndüklerinde kırpıştırdıkları gözleri Sanrı'nın ardından birbirlerini buldu. Hayallerindeki, maddi varlığa sahip olmayan bedenlerinin yaşadığı heyecanı hala taşırlarken yutkundular. Gözleri biraz önce her ne olduysa şahit olduklarına dair itiraf, kanıt, emare arayarak birbirlerine bakıyordu. Birbirlerini öpmüş, sevmiş, sevişmiş, gülmüş, birlikte dans etmişlerdi ve her şeyin bir hayalden ibaret olmadığını duymaya, görmeye, hissetmeye ihtiyaçları vardı.
"Kral'ım, Kraliçe'm. Bir sorun var."
Etkinlik çadırına neredeyse koşarak giren savaşçı, cevap arayan gözlerin odağı oldu. Hayallerinin etkisinden çıkamamış Kral ve Kraliçe anlayamayarak bakarken savaşçının ardından Valdris de göründü ve "Hemen kontrol altına alıyoruz." diye güvence verdi. "Ama Masmarileri öldürmek zorunda kalabiliriz."
Veyla, "Masmari mi?" diye sorarken donmuş vücudu çözülmeye başladı. Heyecanı, yerini gerginliğe bırakırken Kral'dan bile önce hareketlenerek çadırın çıkışına yöneldi. "Sorun ne?"
Veyla çadırdan çıkıp endişeli Xaliaların izlediği alana doğru ilerlemeye başlarken savaşçıların bir kısmı ve Valdris de Kraliçe'nin peşine takılmışlardı. Valdris, "Masmariler her nedense saldırganlaştı. Soyları tükenmek üzere olduğu için öldürmek suç ama başka türlü saldırıya uğrayanları kurtarma imkânımız olmayabilir. Gölge'den açık onay almak için gelmiştik..." dedikten sonra emin olamayarak bir Veyla'ya bir de ardına, hala çadırın içinde afallayıp kalmış bir şekilde gözüken Gölge'ye baktı.
"Senin de onay vermeye yetkin var sanırım."
Veyla, "Git, Gölge'nin durumun ciddiyetini anlamasını sağla." derken omzunun ardından Veyla da Gölge'ye baktı. Adam, gerçeğe dönmekte zorlanıyormuş gibi görünüyordu. Veyla da 'Masmari' lafzını duymasa, bir süre daha adama kilitlenip kalırdı ama Konsey tarafından verilen emrim Veyla gerçekleştirilmemesine rağmen saldırı yapıldığını duyduğunda, korkusu onu kendisine getirmeye başlamıştı. Gölge ise... Birlikte mi bir hayale dalmışlardı yoksa, tek başına çıktığı hayalde onu bu denli etkileyecek anlar mı yaşamıştı bilinmez, etkisinden henüz çıkamamıştı.
Valdris, "Tabii." diyerek hareketlendiğinde Veyla geri kalan savaşçılarla birlikte ilerlemeye devam etti. Halk, yaklaştığını gördükleri Kraliçe'ye yol açarak iki yana ayrılırken Veyla Xaliaların izlediği alanda, Masmarilerle baş etmeye çalışan Xaliaları gördü. Lunalar küçük ve hızlılardı, Xalialar üstünden atmaya çalıştıkça kıyafetlerine tutunuyor, enselerine varmaya çalışıyorlardı. Kral suç kabul ettiği için büyüleriyle Masmarileri öldüremiyor, ancak kurtulmaya çalışıyorlardı. Koruyucu kıyafetler giymiş savaşçılar ise, Masmarileri yakalayarak hapsetmeye çalışıyordu. Eğer, Xaliaların enselerine varırsa, iğnelerini tenlerinin ardına batıracak ve sadece bir dakika sürecek bir ölüme 'merhaba' demelerini sağlayacaklardı.
Gölge'nin "Öldürmek zorundayız." diyen sesini duyduğunda soluna doğru baktı. Adam hala kendisinde gibi gözükmüyordu ama en azından Azrit hızıyla buraya gelecek kadar durumu algılayabilmişti. Gözleri büyüyle ışıldadığında Veyla, "Hayır, dur." dediği için gözleri Veyla'ya döndü. Birbirlerine baktıklarında, nerede ve ne şartlar altında olurlarsa olsunlar, biraz önceki anları hatırlayarak titrerlerken Veyla da içine kaçmış bir sesle "Ben yaparım." dedi. Niyeti, halkı kurtaran olmak değildi. Yarın öbür gün, tüm bu ihanetleri ortaya çıkacaktı. Ya Veyla, teslim olarak anlatacaktı ya da Gölge öğrenecekti ve bu ihanet anlarını hatırladığı zaman en azından tek canavar Veyla olmalıydı. Gölge zaten defalarca kez Veyla yüzünden kendi halkını suçlayarak öldürmek zorunda kalmıştı. Şimdi de, ileride her şeyi öğrendiğinde kendini de suçlayacağı yeni ölümlere daha adamın bulaşmasını istemiyordu. Veyla, erteleyerek kurtulmaya çalışmıştı ama belli ki Konsey, Andri'ye yaptırtmak pahasına ertelemek istememişti.
Alana yakınlaşırken ellerini Masmarilerden kurtulmaya çalışan Xalialara doğru kaldırdı. Gözleri büyüyle ışıldarken, masum hayvanları öldürmek istemiyordu ama onları bu hırçınlıktan kurtaracak bir yol da bilmiyordu. Kızarmış gözleri eşliğinde, üzgün bir şekilde bükülmek isteyen dudaklarına mani olma çabasıyla büyüsünü Masmarilere yönlendirdi. Gözleri, ölüşlerini görmek istemeyerek kapandı ve başı hafifçe eğildi.
Xaliaların korku dolu çığlıkları kesildi. Birkaç saniye sessizliğin ardından şaşkın nidalar duymaya başladığında, Veyla gözlerini araladı. Önce, başı eğildiği için ayaklarının ucuna baktı. Gözleri önüne doğru yükselecekken görüş alanına bir Masmari girdi. Ve sonrasında bir tane daha, ve bir tane daha. Veyla'nın şaşkın kaşları kalkarken gözleri hızla önüne, Xaliaları bırakmış Masmarilerin mor ışıltılarla ona doğru yönelmesine baktı. Gölge bir an Veyla'nın kolundan tutup korumak için ardına çekecekken, Masmarilerin artık hırçın olmadığını fark etti. Veyla'nın elleri güçsüz bir şekilde iki yanına düşerken Gölge de elini çekti ve Masmarilerin Veyla'nın etrafını sarışını izleyerek bir adım geri çekildi. Masmarilerin küçük mavi tüylü bedenlerinde gezinen mor ışıltılar sönse de lunalar Veyla'nın etrafını sarmaya devam etti. Ayakkabılarının üstüne çıkanlar vardı ama hiçbiri, ensesine ulaşmaya çalışmıyordu. Aksine... Biraz önceki hırçın seslerinin aksine sevimli miyaklamalarla Veyla ile temas kuruyorlardı.
Büyüsünü yönlendirdiğinde onları öldüreceğini sanmıştı ama büyüsü... Onları kontrol mü etmişti? Canlarını yakmadan? Doğa'yı kontrol ettiği, hiç istemese de sevgi dolu lunaları etrafında topladığı gibi?
Veyla'nın gözleri şaşkın Xalialara döndü. Yeni kurtulmuş Xaliaların şaşkınlığını minnetleri süslüyordu. Kraliçeye sevgi ve minnet tezahüratları yükselmeye başlarken Veyla saygıyla eğilenleri ve alkışlayanları izliyordu. Kalabalığın arasından Andri ile göz göze geldi. Andri de Veyla'yı kutlayarak alkışlıyordu ama onun kutladığı, planın başarılı bir şekilde sonuçlanmasıydı. Bu kadar iyi ihanet edebildiği için alkışlıyordu, Gölge'nin sonu olmaya bir adım daha yaklaştıkları için alkışlıyordu, halkın hain bir Kraliçe'ye bu denli güvenmesini, sevmesini sağladığı için alkışlıyordu. Veyla her bir alkış ve teşekkür için kendisinden nefret ederken hızla ardına döndü. Malikâneye doğru ilerlemeye başlayacağı sırada Gölge kollarından tutarak sorunun ne olduğunu anlamaya çalıştı ama Veyla kollarını çekerek ilerlemeye devam etti. Yol boyunca iki yanını hala ve hala ona minnet eden halk sarmışken yaşarmak isteyen gözlerine mani olmaya ve kimseyle göz göze gelmemeye çalışıyordu. Hak etmediği hiçbir sevgi ve saygıya gülümseyemezdi.
Onların Kraliçeleri olmayı gerçekten hak edene kadar, aralarından göğüslerini gere gere yürüyemezdi. Bir gün gerçekten hak edecek miydi, bilmiyordu ama bugün hala hak etmediğini biliyordu.
**
"Yemlerine ilaç katılmış, kimyaları bozulmuş. Veyla sakinleştirmeseydi, öldürmek ya da uyutmak zorunda kalırdık ama şu an..." derken kapsülün içinde birbirlerini takip ederek koşan Masmarilere baktı. "... iyi görünüyorlar."
Gölge, kollarını göğsünde birleştirmiş kısık gözlerle izlediği Masmarilerden gözünü aldıktan sonra başını onaylar şekilde sallayarak önce Valdris'e, sonra Veyla'ya baktı. Veyla, camın korkuluğuna yaslanmış, boş bakışlarla yeri izliyordu. Gölge'nin gözleri kötü görünen Veyla'da kalırken Valdris, "Yani, yine bir saldırıya uğramışız." dedi.
Gölge, "Veyla?" diye seslendiğinde Veyla'nın gözleri Gölge'ye doğru yükseldi. Titremesinden endişe ettiği sesiyle "Ben yapmadım." dedi. Veyla yapmamıştı. Kahretsin ki Veyla'ya bıraksalar, Veyla zaten yapmamaya çalışıyordu.
Gölge, Azrit hızıyla yaklaştığında Veyla suçlanmak, cezalandırılmak istedi ama adam Veyla'nın kolundan tutmuş, yüzüne doğru hafifçe eğilirken "Sen iyi misin?" diye soruyordu. Bir anda alandan çekip gitmişti. Evet, Veyla'nın fazla ilgiden haz etmediği şüphesizdi ama iğrenerek değil, hüzünle kaçmıştı. Hemen öncesinde bir hayale doğru seyahate çıktıkları düşünüldüğünde... Gölge ne düşüneceğini bilemiyordu. Gerçekten aynı hayalde yaşadıkları için mi böyle darmaduman gözüküyordu, o anlar gerçek miydi, yoksa kadın kendi seyahatinde bu kadar etkilendiği başka şeyler mi yaşamıştı?
Veyla, 'Kötüyüm' diye cevap vermek isterken güçlükle yutkunup "Ben yapmadım." diye mırıldandı. Kendisini Konsey'den nasıl kurtaracaktı? Onların elinde Veyla'yı bile güçsüz bırakan bir şeyler vardı. Çok daha önemlisi ellerinde Gölge'yi öldürmenin bir yolu vardı. Veyla laneti, planları itiraf etse ve Gölge ya öldürse, ya da şehrinden kovsa Konsey'in açık hedefi haline gelirdi ve Veyla'yı, dönüp Gölge'yi öldürebileceği bir hale getirene kadar gayzere sokarlardı. Veyla, ancak iş işten geçtikten sonra hatırlayabileceği silik bir geçmişte, Gölge'nin katili olmak istemiyordu.
Gölge'nin diğer eli kadının yanağını kavrarken kaşları yavaşça kalkıp indi ve "Biliyorum." diyerek kadına daha da yaklaştı. Biliyorum...
Veyla'nın gözleri kızarırken titrek bir nefes aldı. Biliyorum, mu demişti? Veyla'nın yapmayacağını mı düşünüyordu? Belki de ona güveniyordu...
"Seni suçlamıyorum. Aksine minnettarım."
Veyla pişmanlıkla ve yavaşça başını iki yana sallarken hıçkırıkları kalbine doğru akıyordu. Olma, demek istiyordu. 'Bana minnettar olma, bana güvenme, ben kendimi onlardan kurtarana kadar nefret et...'
"Sadece senin neyin olduğunu merak ediyorum."
Veyla, titrek bir sesle "Hiçbir şey." dediğinde Gölge inanmayarak baktı. Gölge de kötü hissediyordu. Şehri suçlu olduğu düşünülen biri idam edildikten sonra yine saldırıya uğramıştı. Üstelik evlilik kutlamalarında! Hala içinde yaşadığı o hayalden uyanamıyordu, Veyla'ya baktıkça o anlar kadar özgür davranmak istiyordu ama kadın üzgün ve mesafeli görünüyordu. Nedenini bilmiyordu. Belki aynı anları yaşadıkları içindi, belki alakası bile yoktu ve Gölge de bu denli mahvolmuş hissetmesine rağmen asıl Veyla'nın iyi görünmemesine dayanamıyordu.
Gölge'nin düşünceli gözleri kadının yüzünde gezinirken "Sanrı'nın büyüsünde... Orada bir şeyler mi..." dediği gibi Veyla "Hayır. Halkın ilgisinden yoruldum, uyumak istiyorum." dedi. O anlar gerçek miydi, değil miydi bilmiyordu ama buna kapılıp gitmeden önce çözmesi gereken engelleri vardı.
Gölge, kadının üstüne gittikçe hırçınlaştığını gördüğü için yavaşça başını onaylar şekilde salladı. Yanağındaki elinde başparmağı yavaşça tenini okşadıktan sonra "Dinlen sen," dedi. "Biz kamera kayıtlarına bakacağız."
Veyla, adamın açıklama yapıp haber vermesine karşı daha da suçlu hissederken daha fazla bir şey duymamak için hızla başını onaylar şekilde sallayıp hareketlendi ve temasları da kesilmiş oldu. Veyla, Kral odasının kapısına yönelirken Gölge de ardından bakmak üzere dönmüş, iç çekiyordu.
Veyla olabildiğince hızlı bir şekilde odadan çıkmak istiyordu. Sonradan onlara karşı kullanabileceği ya da Konsey'e söylemek zorunda kalacağı herhangi bir bilgi duymak istemiyordu ama kapıdan çıkmadan önce, Gölge hala Veyla'nın gidişine bakarken "Şehirdeki tüm görünmezlik büyüsü olanların tenine habersiz takip cihazı yerleştirilsin." dedi. Veyla kapıdan çıkmadan gözlerini sımsıkı yumarak duraksadı ve yüzü olabildiğince buruştu. Birkaç adım. Sadece birkaç adım kalmıştı ama duymuştu...
Elini sensöre uzatarak çıkmak istediğini savaşçılara bildirdiğinde kapı açıldı. Veyla ardına dönüp Gölge'ye bir kere daha bakmak istiyordu ama gözleri yaşlandığı için hızla çıktı. Gölge ise ancak Veyla gözden kaybolduktan ve kapı kapandıktan sonra gözlerini Valdris'e çevirebildi.
"Sen de iyi görünmüyorsun."
Gölge "Siktir et. Ne zaman iyi oldum ki?" diyerek cama yöneldi. Güçsüz düşmüş bedeninde kolları korkuluklara yaslanırken kızarık gözlerle okyanusu izlemeye başladı.
Valdris "Saldırı yüzünden mi?" diye sorduğunda Gölge gergin dudağını yalarken burnundan sıkkın bir nefes alıp verdi. Gözleri ayın mehtap oluşturduğu okyanusta gezinirken "Âşık oldum Valdris." dedi. Valdris'in gözleri kamera kayıtlarından eksilip hızla Kral'ına dönerken kaşları olabildiğince kalktı. Bunu zaten biliyordu ama adamın da sesli bir şekilde itiraf etmesine şaşırmıştı.
"Ne kadar çabalarsam çabalayayım bunun son saldırı olmadığını biliyorum. Âşık oldum ve bu şehri kaybedeceğim."
**
Veyla gözyaşlarını tekrar silmek için başını dizlerinden kaldırdı. Islanmış ellerini kıyafetlerine sürterek silerken titreyen üst dudağını dişleyerek gökyüzüne baktı. Çok değil, yakın zaman önce hayalinde Gölge ile bu gökyüzünün altındaydı. O hayalde ihanet yoktu, imkânsızlık yoktu, Konsey yoktu, Drithar yoktu. Sadece Gölge ve Veyla vardı. Ya da sadece Gölge'nin hayali ve Veyla. Veyla, orada yaşamak isterdi. Burada ölüp duruyordu.
Başı duvara yaslanırken soluna doğru döndü. Gözüyle birlikte titreyen elini de dizinden çekip hayalinde bıraktığı işaretin olduğu yere doğru götürürken donakaldı. Gözleri şaşkınlıkla irileşirken dizlerini yere yaslayarak işarete doğru döndü ve eğilerek baktı. Karanlığın gözünü yanılttığını düşünerek parmaklarının arasına büyüsünü çağırarak baktı, tekrar baktı, ve yine baktı. Oradaydı.
"Nasıl..." diye fısıldarken parmakları arasında büyü söndü ve parmak uçlarıyla işareti sevmeye başladı. Kalbi kulağında attıkça sızlıyor, yetmiyormuş gibi yeni bir heyecana, umuda yelken açıyordu. Hıçkırıkların kaçmak istediği dudağını kemirip dururken zihninden defalarca kez 'Nasıl?' diye düşündü. Bu ne anlama gelirdi? Hayalinde bıraktığı ya da birlikte Gölge ile bıraktıkları bir izle gerçek hayatta karşılaşıyordu.
"Uyuyacağını sanıyordum."
Veyla, neredeyse irkilerek başını çatıya doğru kaldırdı. Yutkunurken yeniden vücudunu eski pozisyonuna çevirip kalçasını yere yaslarken eli işareti örtmek ister gibi üstüne kapandı ama bir yandan başparmağıyla pürüzlü çizgilerini okşuyordu.
Veyla, şu an görmek isteyeceği ilk, tek ve aynı zamanda nasıl oluyorsa son adam olan Gölge'ye ağlama isteği gittikçe artarak bakarken "Uyku tutmadı." dedi.
Gölge, dizlerini kırarak çatıda alçalıp bir elini vücudunun solundan çatıya yasladı ve Veyla'nın olduğu çıkıntıya doğru atladı. Veyla'nın heyecanı ve gerginliği iyice artarken kalçasını işarete doğru kaydırarak Gölge'ye baktı. Adam yavaşça yanına oturduğunda Veyla, Doğa'ya 'Bu kadarı da fazla' diye sızlanır gibi etrafına baktı. Sızlanmak ne kelime, haykırarak isyan ediyordu. İhanet ettiğiyle teslim olmak istediği aynı adamdı ve bir hayalde veya gerçekte ama mutlaka karşısına çıkıp duruyordu.
Veyla, "Seni de uyku tutmadı sanırım." dediğinde Gölge başını Veyla'ya çevirerek duvara yaslarken yorgun bir şekilde baktı ve cevapsız bıraktı. Yorgun, yoğun, mahvolmuş...
Veyla, adamın bu haline sımsıkı sarılmak isteğine karşı koyamamaktan endişe edip "Ben seni yalnız bırakayım." diyerek ayaklandı. Onu, çatıya çıkarması için bir ağacın dalını çağıracağı sırada adam bileğinden tuttu. Veyla'nın ağaca bakan gözleri kapanırken omuzları çöktü. Çaresiz ve sıkkın bir nefesi burnundan alıp verirken adamın "Kal." deyişini duydu. Emir değil, rica hatta yalvarış gibiydi. Veyla'nın en çok korktuğu başına geliyordu. Veyla adama ihanet ediyordu ve adam bunu bilmeden Veyla ile hüznünü gidermek istiyordu. Konsey'in, Drithar'ın istediği oluyordu. Kral avucunun içindeydi ve parmaklarını sıkarsa can verecek kişi sadece Gölge değil, bizzat Veyla'ydı.
Veyla gitmek istedi ama gözlerini aralarken kalacağından emindi. Gözleri, bileğinden tutan eli, eline doğru kaymış Gölge'ye döndü. Başını kaldırmış, sesi yetmezmiş gibi gözleriyle de yalvarıyordu. Veyla yutkunduktan sonra yavaşça adamın yanına oturdu. Gitmemesi, adamın rahatlayarak titrek nefesini üflemesini sağlamıştı. Hala bir arada olan elleri vücutları arasından yere yaslandı ve Gölge'ye dönük bir şekilde oturduğu yerde sağ omzu duvara yaslandı. Gölge de yeniden başını Veyla'ya çevirerek duvara yasladı. Gözleri, ayın aydınlatmaya çalıştığı karanlıkta birbirlerinde gezinirken adamın gözlerinin yaşla parladığını görebiliyordu. Kendi gözleri de öyle olmalıydı.
Gölge, "Şehrimi kaybedeceğim." dediğinde Veyla hızla başını iki yanına salladı. Şu an... Şu an Konsey'le nasıl baş edeceğini bilmiyordu, Konsey'in elindeki koz ve tehditlere nasıl başkaldıracağını bilmiyordu ama bir şekilde öğrenecekti. O ana kadar onların askeri olarak Gölge'ye ihanet etmek zorunda kalsa ve onun tarafından hiç affedilmeyecek olsa bile, bir gün kendisini değil, Gölge'yi onlardan kurtaracaktı.
"Kaybetmezsin." diye fısıldadı. "Kaybetmeyeceksin."
Gölge "Güçsüz düştüm." dediğinde Veyla'nın dudakları üzgün bir şekilde sağ kenarına kıvrılıp düzeldi. Titrek bir sesle "Tanıdığım en güçlü adamsın." dedi.
Gölge yavaşça başını iki yana sallarken burukça gülümsedi. "Her gücün bir zaafı vardır." dedikten sonra çenesini hafifçe yukarı kaldırıp indirirken "Ben de zaaf sahibi oldum." diye fısıldadı. Çenesini hareket ettirişi, sadece bir jest de olabilirdi ama Veyla, bir an onu gösterir gibi hissetmişti. Gölge de zaten onu göstermişti.
Veyla, çaresiz bir şekilde "Anlamıyorum..." mırıldandı. Zihninden aynı anda bir sürü düşünce geçiyordu. Yaşadıklarını düşünüyordu, birbirlerine söylediklerini düşünüyordu, hayalini hatırlıyordu. 'Beni hep senden vuracaklar' deyişini hatırlıyordu, 'Âşık olursam şehrimi kaybedeceğim' deyişini hatırlıyordu...
Gölge yavaşça dudağını yaladıktan sonra sessiz ve isterik bir şekilde gülüp "Çünkü anlatamıyorum." dedi. Birbirlerine yaşlı gözlerle baktılar. Gölge çenesinin ucuyla Veyla'nın kucağını gösterirken kısık bir sesle "Şurada biraz susabilir miyim?" diye sorduğunda Veyla'nın ağlamak ister halde titreyen dudakları aralanırken gözleri kucağıyla Gölge arasında yavaşça gezindi. Anladığından emin olmak isteyerek "Nerede?" diye sordu.
Gölge Veyla'ya bakarak yakınlaştıktan sonra gözlerini Veyla'dan alarak eğildi. Veyla, şaşkınlığını üstünden atamasa da yönelmiş olan adama yer açabilmek için bacaklarını ileriye doğru uzattı. Koskoca adamın bedeni, bir kadının kucağına başını yaslayarak cenin pozisyonu alırken olabildiğince küçülmüştü. Veyla'nın elini hala bırakmıyordu. Tutuşan ellerini başının altı ile Veyla'nın bacakları arasında çenesine doğru yaslarken diğer elini de yakınlarına götürmüştü. Veyla'nın kucağına sığınırken "Ağır gelirsem, söyle." demeden de duramadı. Veyla titreyen dudağını ısırdı ve Gölge'nin gözlerinin kapanışını izledi, çatılmış kaşlarının yavaşça gevşemesini ama hüznün çöktüğü yerde öylece kalmasını, aldığı sıkkın nefeslerin zamanla düzene girmesini ama iç çekişlerinin sürmesini, vücudundan gerginliğin eksilmesini ama kadının elini daldığı uykuda bile hala sımsıkı tutuşunu... Adamın güzel yüzünün göründüğü kadarıyla sağ tarafını ne kadar zaman geçtiğini tahmin bile edemeyeceği süre boyunca izlerken yine bir hayalde gibiydi ama işin kötü yanı, bu sefer özgür değildi.
Veyla artık uykuya dalan Gölge'ye titrek sesiyle "Ağır geliyorsun." diye fısıldadı. Adam 'söyle' demişti, ve işte söylüyordu. Diğer eli de adamın yanağına doğru yol alıp da tenini severken yaşlar kadının yanaklarından akıp gidiyordu. Bütün bu karmaşanın ortasında ona âşık olmak çok ağırdı.
"Çok ağır geliyorsun, nefesim kesiliyor. Çok ağır geliyorsun, taşıyamıyorum kalbimde."
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!