50/66 · %74

🔮 50 ⚡ Sadece Sen

52 dk okuma10.322 kelime28 Kasım 2025

4. KISIM  KRAL VE KRALİÇE

🔮 50 ⚡ SADECE SEN

**

"Bu saatte buradaysak, bugün özel misafirin yoktu herhalde."

Veyla, elleri ardında biriyle diğerinin bileğini tutarken öylesine bir sohbetmiş gibi bir umursamazlıkla içinde tutamadığı konuyu açtı.

"Sabah geldi."

Veyla'nın gözleri hızla Gölge'ye döndü. Adam ise, kadının tepkilerini ölçmek üzere zaten onu izliyordu. Kayzen denilen duygu büyücüsünün bugün geldiği yoktu, Gölge'nin onunla işi kalmamıştı. Veyla'ya baktıkça, kendi mavi gözlerinin ardında kırmızı duyguların dönüp dolaştığını ve ne yaparsa yapsın hala ona aşkla baktığını artık biliyordu. Sadece... Kayzen'in Veyla'nın onu kıskandığına dair öne sürdüğü iddia aklından çıkmıyordu ve Veyla'yı zorlayarak gerçeğe dair izler bulmaya çalışıyordu. Veyla'nın konuyu açması işine gelmişti. Aslında... Veyla'nın konuyu açması bile ilgi çekiciydi.

Taşar şehrindelerdi. Siyah ölüm henüz ulaşmıştı. Şehre kaos hakimdi. Xaliaların olduğu bir şehirde herhangi bir düzen kurulması güç olduğu için kaotik olan şehirde, kural namına hiçbir şey kalmamıştı. Ölümsüz olanların çoğu başkaca şehirlere kaçmak üzere şehirden yol almıştı. Bir kısmı ise kıyafetleri ile siyah ölümden korunmaya çalışarak henüz buradaki varlıklarını koruyordu. Şimdi Veylaların geçtiği sokaklardan hala siyah ölüme temas etmeden canlılığını koruyan yemekleri birbirinden çalan Xalialar koşarak kaçıyordu. Yakalananlar arasında yükselen dövüşte büyüler, ayın ışığı, cızıldayan loş ışıklar ve ışığa sahip lunalar haricinde karanlık olan şehirde duvarları ve yeri zaman zaman aydınlatıyordu. Ansızın kulağa bir güç silahının ateş edildiğine dair mekanik sesin hemen ardından yükselen patlama ve kılıç sesleri gelebiliyordu. Gölge kolunu Veyla'nın önünden uzatıp geride tutunca öfkesi yüzünden dikkati dağınık olan Veyla'nın burnunun ucundan bir bıçak solunda kalan taş duvara saplandı. Veyla Gölge'nin kolunu önünden ittirdikten sonra solunda kalan bıçağı duvardan çekti. Kabzasından tutarak iki yanını döndürüp bıçağı inceledi. Bıçağın geldiği yöne doğru "Hediye için sağ ol!" diye bağırarak kemerinin çıkıntısına yerleştirdi.

Veyla, Gölge refleks olarak geriye çektiği sırada vücudu hafifçe sarsıldığı için saçından kayan pelerinin başlığını yeniden alnına doğru çektiği sırada duraksadığı yerde adama çevirdi bakışlarını. Onu korumaya çalıştıkça elinin tersiyle itmeye çalışan kadının öfkesinin sebebini anlamaya çalışarak izliyordu hala onu. Öfkeli olduğu şüphesizdi. Birkaç dakika önce, aralarındaki garipliğe rağmen nispeten uysal olan kadının gözlerinde yine alevler yükselmişti. O günden beri birkaç gündür, ikisi de düşüncelere boğulmuş gibi sessizlerdi birbirlerine karşı. Gölge, şehri genelinde düzenlenecek evlilik kutlamaları ile ilgilenip başka şehirden katılmak isteyen misafirlerin taleplerini ve güvenilirliklerini incelerken Veyla ise Eryalarla zaman geçirmişti. Zaman zaman karşılaşmışlar, birbirlerini gördüklerinde ise gözlerini kaçırmak yerine başlarıyla selam vermişlerdi. Dudaklarında küçük bir kıpırtı, ciğerlerinde titrek nefes ve gözlerinde parıltı eşliğinde... Kadının gözlerine bakarak ölüm çiçeğine olan aşkından bahsetmişti. Ölüm çiçeği Veyla'ydı ve Gölge gerekirse uğruna ölenlerden olurdu. Kadın, kendisinden bahsedildiğini anlamış gibi değildi ama Gölge, Veyla'nın ondan bahsettiğini anlamıştı. Kadına 'uğruna ölünmeye değecek biri değilsin' diyen, zamanında Gölge'ydi ve sonrasında kadının verdiği her cevap Gölge ile alakalıydı. Gölge'nin ona âşık olup olamama, onu sevip sevmeme ihtimalini sorgulamıştı, Gölge'nin gözleri önünde. Kendisinin hislerine dair herhangi bir şey dile getirmemişti ama sadece Gölge'yi mutlak bir düşman değil de, belki de bir âşık olarak görebildiği o anlar, Gölge'nin zihninde tekrar tekrar yaşanıyordu. Gölge anlattıkça, kadın gülümsemişti. Sadece dudaklarıyla da değil, gözleriyle. O şimdiye kadar sadece acının parlattığına şahit olduğunu, o gün Gölge de parlatabilmişti. Kadın sevmese bile, Gölge'nin sevgisini görüp kabul etse, Gölge en azından ciğerini sızlatmayan bir nefes alabilirdi.

Veyla'nın öfkeli bakışları ve Gölge'nin kadına dönüp duran cevap arayan bakışları eşliğinde ilerlemeye devam ettiler ve bir taş köprünün altından geçtiler. Göğe doğru sivri kuleler yükseliyor, her biri birbirine dar köprülerle, paslı zincirlerle ve karanlık geçitlerle bağlanıyordu. Çok geçmeden, bu şehirde kutuplara yakın diğer şehirler gibi ya yok olacak, ya da yer altına taşınacaktı. Eski taş binalar, şimdiden kimsesizleşmişti. Kara bulutlar gökyüzünde geziniyor, gök gürlüyordu ama Gölge yağmurun yağmasına izin vermiyordu. Halk ise eğer yağarsa siyah ölümün damlayacağı bulutlardan sakınmak için koruyucu kıyafetler giyinmiş, başlarını örtmüşlerdi. Dövüşenler dahi, başları açıldıkça hızla kapatıyordu. Böylelikle Veylaların kendilerini gizlemek için kuşandıkları kıyafetler ilgi çekmiyordu. Veyla birkaç kişiyle göz göze bile gelmişti ama kimsenin baktığını görecek hali yoktu. Canının derdindelerdi. Şu an onlar için burada mor değil, siyah rengi tehlike saçıyordu.

Taş köprünün hizasından çıkacakları sırada Gölge başına doğru ufalanarak düşmek üzere olan neredeyse eli kadar büyük taşı, elini yukarıya kaldırarak tuttu ve önce taşın üzerinde, sonrada taş köprünün kopmuş kısmında silinmek üzere olan mor büyüye baktı. Eli yanına doğru inerken gözleri Veyla'ya döndü. Omzunun ardından ona bakan Veyla şirince sırıttı. "Pardon, yanlışlıkla oldu."

Gölge, taşı yere bırakırken Veyla'nın peşinden ilerlemeye devam etti. Veyla da yüzündeki sırıtışı silip gözlerini devirerek önüne döndü. Gölge yamuk bir şekilde sırıtarak ilerlediği sırada ayağı bir şeye takıldığında duraksayarak dengesini korudu ve karşılıklı iki taş binanın çatlakları arasından ilerleyen siyah ölümün kapladığı sarmaşıkların yükselerek Gölge'nin önünde bir engel oluşturduğu gördü. Yine, üzerinde mor büyü gezinerek söndü.

Gölge, sarmaşıkların üstünden geçerek ilerlerken Veyla düşme sesi duymadığı için burnundan öfkeli bir nefes verdi. Bir yanı adamın zarar görmesini istemiyordu ama bir yanı da öfkesini içinden tutmakta zorlanıyordu.

Gölge'nin sol tarafında olan binanın giriş katında bir pencerenin camı patladığında Gölge kolunu soluna doğru kaldırırken tuzla buz olan camın büyük parçaları zaten Gölge'ye ulaşmadan mor büyüyle yavaşlamıştı ama ufalanmış camlar, adamın deri ceketinin yüzünün yanında kaldırdığı kol kısmına çarparak düşerken bir kısmı ise yapışarak kalmıştı. Gölge kolunu indirirken diğer eliyle de üstündeki cam parçalarını yere silkeliyordu. Gözleri ise ilerlemeye devam eden Veyla'daydı.

"Bu da mı yanlışlıkla?"

Veyla, ters bir şekilde "Yok. Bu bilerekti." dediğinde Gölge şaşkın bir şekilde güldü. Gölge'nin gülüşü Veyla'yı daha da çıldırtırken önden ilerlemeyi bırakıp durdu ve ardına döndü. Veyla öfke kusacağı sırada aralarından, dövüşen iki Xalia geçip de biri diğerini Veyla'nın sağında kalan duvara yapıştırdığında Veyla, "Aptallar, gidin başka yerde dövüşün!" diye seslendi. "Burada biz dövüşüyoruz."

Xalialar elbette ki, kavgalarına ve bağırışlarına kaldıkları yerden devam ettiğinde Veyla büyüsünü yönlendirmeden Gölge yanlarına vardı ve enselerinden tuttu. "Bebeğim bir şey söylediğinde, onu dinleyin." dedikten sonra onları Veyla'nın solunda kalan yokuştan aşağı doğru fırlattı. Xalialar belli bir yere kadar seyahatlerini hava yolu ile sürdürdükten sonra düştükleri yerde yuvarlanarak yola devam ettiler. Veyla arkalarından bakarken Gölge, "Suçumu öğrenebilir miyim Kraliçe'm?" diye sordu. Veyla'nın da gözleri ona döndü. Kaşlarını kaldırıp 'Ne?' der gibi sinirle başını salladığında Gölge tekrar gülerek yakınlaşmaya başladı. "Çünkü belli ki beni cezalandırmaya çalışıyorsun."

Veyla birkaç saniye bakarak yanağını kemirdikten sonra aralarına yeniden biraz önce dövüşen iki Xalia girdi. Gölge "Ben size..." dediği sırada Xaliaların üstünde gezinen mor büyüyü gördü ve öfkeyle çatılmış olan kaşları gevşerken yüzünde yamuk bir sırıtış oluşarak gözleri Veyla'ya döndü.

Veyla, "Vazgeçtim, burada dövüşün." diye sızlanarak ardına döndü ve ilerlemeye devam etti. Binanın dibine düşmüş olan Xaliaların irileşmiş gözleri Veyla ile Gölge arasında gezinirken birbirlerine olan öfkesini unutmuş gibilerdi. Gölge, onlardan uzak durmak için duvara sinmiş olan iki adama, Veyla'yı gösterip "Sizce de manyağın teki değil mi?" diye sordu.

Adamlar korkuyla yutkunup sırf Azrit heybetine rağmen mavi gözlere sahip olmasından kim olduğunu anlamaya başladıkları Gölge'yi onaylamak için başlarını salladıklarında Gölge omuz silkti. "Ben de manyak seviyorum."

Adamlar yeniden başlarını onaylar şekilde salladıklarında Gölge onlara doğru yaklaşmaya başladı ve ayaklarıyla yeri iterek mümkünmüş gibi duvara, sanki ardına geçmek ister gibi yapışırken gözlerini sımsıkı kapattılar. Gölge, yakalarından tutup havaya kaldırırken "Siz ona 'manyak' diyemezsiniz." dedikten sonra tekrar yokuş aşağı doğru fırlattı. Xaliaların bağırış sesleri geldiğinde Veyla, hızlı hızlı ilerlediği yolda duraksayıp ardına baktı. Gölge, yeni bir seyahate çıkardığı Xalialardan bakışlarını aldıktan sonra kaymış siyah pelerinini düzelterek önüne döndü. İlerlemeye başladığında Veyla ile göz göze geldiler ve Veyla, adamın yüzündeki keyifli sırıtışı gördü. Önüne döndüğünde, bir saniye geçmeden Gölge önüne vardı. Hızının rüzgârı başındaki pelerinin yeniden kaymasını sağladığında düzeltirken Gölge'ye ters ters bakıyordu.

Gölge keyifle kıvrılan dudağını yaladıktan sonra "Nerede kalmıştık?" diye sordu. "Derdin ne?"

"Zenith bok gibi bir yer."

Gölge kaşlarını kaldırıp indirdikten sonra "Başka?" diye sordu.

Veyla "Bu şehir daha da boktan!" diye sızlandığında Gölge başını yavaşça onaylar şekilde sallarken iyice genişlemiş sırıtışı eşliğinde "Başka?" diye sordu.

"Her yer ceset kokuyor!" derken ellerini iki yanında kaldırmış, isyan ediyordu.

Gölge, "Bunu parfüm olarak bile kullanabilecek kadar sevdiğini sanıyordum." dediğinde Veyla, "Fikirler değişebiliyormuş." dedi. Güçlü bir sebep olunca, aşk gibi... Adam, öyle söylemişti.

Veyla'ya bakarken Gölge'nin gözleri yavaşça kapanıp açılıyordu. O bakarken zaman mı yavaşlıyordu yoksa adam mı mest olmuş şekilde bakıyordu, Veyla bilmiyordu ama adamın sabah yine o kadınla olduğunu çok iyi biliyordu! O yüzden onu yumuşatmaya çalışan hislerinin üstünde öfkesiyle tepinip "Hayat da iğrenç ve senin yüzünden yaşıyorum!" diye çıkıştı.

Gölge gülümseyen dudaklarını yalarken kaşlarını kaldırdığında Veyla, "Beni kurtardın." diye hatırlattı. "Ne güzel ölecektim. Şimdi ayağına takılan bir taş olacaktım. Umarım en yakın zamanda ölürüm."

Gölge, "Yaşarken de yeterince ayağıma takılıp elimi kolumu bağlıyorsun, merak etme." dediğinde Veyla sessiz kalarak adamı izledi. Gölge ise konudan rahatsız olmuş gibi gülümsemesi azalırken konuşmaya devam etti. "Ayrıca, hayata karşı pozitif (!) dileklerine son ver. Ben senin yaşamanı istedikçe, sen bile kendini öldüremezsin."

Veyla, önce rekabet havası algılayıp "İstediğimi yaparım." dedikten sonra kaşları gevşerken "Ölmemi istemiyor musun?" diye sordu.

Gölge, çenesinin ucuyla Veyla'yı gösterip "Önce sen benim soruma cevap ver." dedi. "Derdin ne?"

"Saydım işte! En sevdiğim eteğim de kaybolmuş. Yaratık, dolabımdan bir şeyleri kaçırıp kaçırıp duruyor, kim bilir nereye götürdü."

Başka bir savaşçı yapsa, Veyla o etek için idamına bile karar verebilirdi ama kedisi yaptığında yanında uzanıp tüylerini seviyor ve neredeyse yalvararak eteğini soruyordu. Kedi ise sadece miyavladığı ve kelebekleri de bulamadığı için ikinci en sevdiği eteği giymek zorunda kalmıştı. Tabii ki bu detayı Gölge'nin bilmesine hiç de gerek yoktu ama konuyu evirip çevirmeye çalışıyordu.

Gölge, hoşuna gitmemiş olmasının bir hayli yansıdığı sesiyle "Yüzüğün de kayboldu herhalde." diye laf attığında Veyla'nın pelerinin üstünden eteğinde gezinen elleri duraksadı. Gölge'nin gözleri kadının yüzük parmağındaydı.

Veyla, "Kombinime uymadı. O yüzden takmadım, cebimde." derken alayla meydan okur gibiydi. Gölge başkalarıyla yatıp kalkarken adamın yüzüğünü takacak değildi. Kadın artık özellikle hatırlamadıkça eldiven kullanmıyordu. Hala temasa zaafı vardı ama birine dokunmaktan da eskisi kadar korkmuyordu. Büyüsü onunlayken, istemediği kimseye dokunmuyor, kimsenin de ona dokunmasına izin vermiyordu ama yanında sevdikleri varken de temas kurduklarında tenini hissetmek için eldiven takmayı istememeye başlamıştı. Özellikle de Gölge'nin yanındayken temaslarının eldiven ile kesilmesi hoşuna gitmediğinden böyle yapar olmuştu.

Gölge bir adımla kadına yaklaştı. Veyla, adamın ne yaptığını izlerken Gölge ellerini kadının pelerinine getirdi ve ipleri yavaşça çözdü. Bu sırada kadının gözlerinin içine, sanki sevişmek üzere kıyafetlerinden kurtuluyormuş gibi bakıyordu. Ya da Veyla, herhangi bir yakınlaşmada yükselen arzusu yüzünden böyle hissediyordu. Gölge, elbette kadına her yaklaştığında, hatta baktığında, hatta sadece onu düşündüğünde bile olduğu gibi kadını arzuluyordu ama bakışlarına gerginliği de yansımıştı. Böylelikle, arzu ve öfke birleşince Veyla'yı daha da tahrik eden bakışlara sahipti.

Gölge, bakışları arzu taşımasına rağmen sabırlı bir yavaşlıkla bağı çözdükten sonra iki parça halinde salınan pelerinin içinden elini kadının ceketine götürdü. Diğer elini de beline götürerek kadının vücudunu sağına doğru hafifçe çevirip cebinin fermuarı açtı ve elini cebinin içine götürdü fakat yüzüğü bulamadı. Bu sefer o elini, kadının beline yaslarken kadının vücudunu sol tarafına çevirerek sağ cebine baktı. Yüzüğü tutan parmaklarını yavaşça kadının cebinden çıkarttığı sırada Veyla, derin bir nefes alıp verdi. Gölge kadının sol elinden tutarak aralarında kaldırırken gözlerine bakmayı sürdürüyordu. "Bir dahakinde, kıyafetlerini değiştir. Yüzüğü değil."

Gölge yüzüğü Veyla'nın parmağına takarken Veyla dudağının kenarını kemiriyordu. Gölge son temasında kadının elinin üstünü, başparmağıyla sever gibi okşadıktan sonra elini çekti. Veyla eline, taşıdığı Gölge'nin yüzüğüne baktıktan sonra yeniden adamın gözlerine baktı. İçini kemirip duranı, dudakları daha fazla hapsedemedi. "İstiyorsan bu evliliği bitirebiliriz."

Gölge anlayamayarak baktı. Kalkan kaşlarına karşı Veyla başını onaylar şekilde sallarken elini yanına doğru indirdi. Başparmağı, dokundukça acımasına rağmen parmakları arasından yüzüğün obsidyen taşına doğru gidip duruyordu.

"Sırf canımı yakmak için bu evlilik kararını verdin zaten ama kendine yeni Kraliçe bulduysan, sonlandırabiliriz."

Gölge, anlam veremediği ve konusuna karşı bile gerildiği için hafifçe buruşturduğu yüzü eşliğinde "Ne sikimden bahsediyorsun?" diye sordu.

Her ne kadar Gölge Ash'i haksız çıkartan tepkiler vermiş ve şimdi Ash, akıbetini öğrenmek üzere mahzende bekliyor olsa da söyledikleri Veyla'nın aklına gelip duruyordu. Gölge niye aynı kadını çağırıp duruyordu? Bu sabah bile gelmesinin sebebi ne olabilirdi ki?

Veyla, "Her gün çağırdığına göre oldukça hoşuna gidiyor olmalı." dedikten sonra yüzüğü taşıyan elini kaldırıp Gölge'ye gösterdi. "Ona vermek istiyorsan, çıkartabilirim."

Gölge bir süre boyunca sadece baktı. Yüzünde şaşkınlıkla gerginliğin harmanlandığı bir ifade vardı. Gözleri kısılmış, dudakları hafifçe aralıktı. Gölge bakarken Veyla, onu cevapsız bırakan Kral'ına karşı yükselen siniri yüzünden elini parmağına götürdü. Yüzüğü bir cm bile oynatamamıştı ki Gölge elinden tutup durdurdu ve tuttuğu eliyle hafifçe kendisine doğru çekti. Kadın gerçekten böylesine saçmalayacak kadar Gölge'nin başkalarıyla birlikte olma fikrinden rahatsız mı oluyordu yoksa bu durumu Gölge'den kurtulmak için bir yol olarak mı görüyordu, Gölge emin olamamıştı. O yüzden ne hissedeceğini bilemedi ama ne söyleyeceğinden emindi. "Şunu o içeride tilkilerin fink attığı ama yine de konu ben olunca bir sikten anlamayan aklına kazı." derken diğer elinin işaret parmağıyla kadının şakağına doğru yavaşça birkaç kez dokundu. "Sonsuza dek benim karım olarak kalacaksın."

Veyla yoğun hisleri yüzünden sessizce yutkunurken burnundan titrek nefesler alıp veriyordu. İçine kaçan bir sesle başlasa da cümlesinin sonuna doğru hırçınlaşmış, elini çekmişti. "O kadına düşkünlüğün olsa bile mi?"

Gölge, "Rahatsız mı oldun?" diye sordu. Veyla, adamın reddetmesini, bir açıklama yapmasını bekliyordu ama yapmamıştı. Gölge ise, kadının ağzından açıkça bir cümle duymayı bekliyor, kadını zorluyordu.

Veyla, "Düşkün müsün?" diye sorarken öfkesi tahtan çekilmiş, burukça bakmıştı. Gölge de yakalarken tekrar "Rahatsız mı oldun?" diye sordu.

Veyla'nin yüzündeki burukluk saniyeler içerisinde kasılan bir çeneye, titreyen burun deliklerine ve büyüyen göz bebeklerine dönüşürken önce eliyle, sonra da kolunu üst gövdesine yaslayıp dirseğiyle ittirdiği Gölge'nin bedenini yolundan çekip ilerleyeceği sırada Gölge kadının kolundan tutarak ona doğru döndü ve kadını da kendisine çevirdi.

"Sen de Kral'ını paylaşmak istemiyorsan, söyle."

Veyla kolunu çekip kurtarmaya çalışmaktan vazgeçerek adama daha da yakınlaştı ve parmak uçlarında yükseldi. Gölge de başını eğince burun buruna öfkeyle solurken ve dişlerinin arasından "Umurumda bile değil." dedi.

Gölge, kadının dudaklarına doğru meydan okuyan bir ses tonuyla "O zaman beni başkalarıyla izlemeye devam edersin." dediğinde Veyla'nın iyice kasıldı ve "Bakmaya değer görürsem izlerim." dedi.

Gölge 'Öyle mi?' der gibi kaşlarını kaldırıp sinirin harmanlandığı bir alayla sırıttığında Veyla başını onaylar şekilde sallarken isterik sırıtışına eşlik etti.

"Beni kıskanıyorsun."

Veyla'nın yüz ifadelerini izledi. Yüzündeki alaylı sırıtış silinirken kaşları anlık bir mimik olarak kalkmış ve inmiş, dudakları gergin bir şekilde kıvrılmış, güçlükle yutkunmuştu. Her şey saniyeler içerisinde olmuştu ama Azrit gözler için saniyeler, o kadar da hızlı değildi. Veyla kolunu çekmeye çalıştığında Gölge müsaade etmezken başını hafifçe sağ omzuna doğru eğip kadının kulağına değen dudakları eşliğinde "Hırçınlığın bundan." dedi. Veyla debelendiği için hareketli olan vücutları o an duraksarken kadın da başını yavaşça Gölge'ye çevirdi. Yeni bir yutkunuşun ardından "Benim nezdimde böyle bir yerin olduğunu sanman ne acınası." dedi.

Gölge, "Var mısın iddiasına?" diye sordu. "Kapıma gelip beni kıskandığını haykırarak itiraf edeceksin."

Veyla şimdiden o günün çırpınışını yaşayarak "Niye düşmanımı kıskanayım?" diye sordu.

Gölge, bir anda kadının dudaklarına doğru eğildi. İkisinin de gözleri kapanırken kadının dudaklarına yapıştı ve solur gibi öpmeye başladı. Veyla karşılık veremeyeceği bir şaşkınlık içerisinde olmasına karşın geri çekilmek veya engel olmak için herhangi bir güce sahip değildi. Aksine vücudu hızla bu öpücüğe teslim olurken adamı ittirmek için tuttuğu pelerinin yakasındaki parmakları gevşemişti.

Gölge, kadının üst dudağına veda eder gibi son bir öpücük bıraktıktan sonra yavaşça geri çekildi. Gözleri aralanırken önce kadının öpücüğün etkisinden kızarmış ve çıkık bir hal almış dudaklarına sonra da henüz açmadığı gözlerine baktı. Hala kadının dudaklarını hissedebildiği dudaklarını yavaşça yalarken Veyla da gözlerini aralıyordu. Heyecanlı nefesleri birbirine yakın dudakları arasında dolaşırken gözleri şimdiden özlemiş bir şehvetle bakıyordu. Şehveti süsleyen duygular vardı ve birbirlerine baktıkça görmeye başlamışlardı. Çenesinin ucuyla Veyla'yı gösterip "Neden seni öptüğümde gözlerini kapatıyorsan, aynı sebeple." diye cevapladı.

Veyla itiraz etmek istedi. Yıldat'ı öperken de gözlerini kapatabildiğini iddia etmek istedi, kızmak istedi ama sessiz kaldı. Gölge ise susmadı. Tuttuğu kadının elinde başparmağı tenini okşamaya başladı. "Niye sana dokunmama izin veriyorsan." dediği sırada başını hafifçe iki yanına sallarken gözleri kadının gözlerinde geziniyordu. Sadece dokunmasına da değil, öpmesine de izin veriyordu. Biraz önce onu bir anda öpmesine rağmen kadın itmemiş, ters bir tepki vermemişti. Artık öpüşüyor oluşları ikisinin de arasında normal kabul edilmeye başlamıştı ve bu onlar için heyecan vericiydi. Hala sevişmemiş olsalar bile defalarca kez öpüşmüşlerdi.

Veyla, korkak ve titrek bir nefesin ardından "Saçmalık." diye fısıldadığında Gölge, "Var mısın?" diye tekrar sordu. Gölge'nin zaten kaybedecek hiçbir şeyi yoktu ama belki... Belki de gerçekten şu an cesaretle iddia ettikleri gerçekti ve Gölge bu denli acı çekmek zorunda kalmazdı. Gerçek değilse bile, Gölge daha ne kadar mahvolabilirdi ki?

Veyla, reddedemeyeceğini biliyordu. Reddetmek, korkmaktı, esasen kabul etmekti. Kaybedeceğini hisseder gibiydi ama kaybedişini ertelerken "Varım." dedi.

Gölge, "Sen kıskandığını kabul etmedikçe, ben başka kadınlarla sevişeceğim." dediğinde Veyla'nın çenesi kasılırken göğsünden is kokusu alır gibiydi. Öyle yanıyordu ki içi, hisleri fiziki hiçbir acıya benzemiyordu. Kaldı ki, Veyla her türlü eziyeti deneyimlemiş biriydi. Üstelik başucunda bıçaklarının değil, hayallerinin olduğu yaşlardan beri.

Veyla, "Benim başka adamlarla..." dediği gibi Gölge, burunlarını birbirine doğru sürterken ikisinin de gözleri kapandı. Adam fısıldayarak "Dikkatli konuş." diye uyardı. Veyla yutkunduktan sonra "... sen müsaade etmiyorsun." diye hatırlattı.

"Ben seni kimseyle paylaşmayacağımı söyledim. İtiraf edemeyen sensin."

Veyla, bu cümleden tam olarak ne anlaması gerektiğini düşündü. Gölge kıskandığını kabul mü ediyordu yoksa sadece paylaşamamak mıydı? Paylaşamamasının sebebi Kraliçe'si oluşu muydu yoksa başka sebepleri mi vardı? Sebebi her ne ise, paylaşamayacağını itiraf ediyordu.

"Diyelim ki kazandın..." diye konuşmaya başladığında Gölge gülümser gibi oldu. Yenileceği aklının ucundan bile geçmeyen bir kadın, varsayımsal konuşmazdı ama Veyla konuşuyordu. Bu yakınlıkta cümle toparlamakta zorlandığı için Veyla yüzünü adamın gözlerini görebileceği kadar geri çekti. Göz göze geldiler, birkaç saniye es verdiler ve ardından konuyu hatırladılar. "... gerçekten bana sadık kalacak mısın?"

Gölge 'öyleyim' diye düşündü. Artık bile değil, zaten bir süredir öyleydi. En son ne zaman başka bir tene dokunmuştu, hatırlamıyordu. Başka hiçbir kadını arzulamıyor, beğenmiyordu. Tek istediği Veyla'ydı.

Gölge, "Evet," dedi. Hayatında hiçbir şey değişmeyecekti. Kadınla iddiaya girmiş, onu zorlayacak bile olsa başka kadınla sevişmeyecekti ama Veyla'nın böyle sanmasını sağlayabilirdi. Kadın zaten böyle sanmaya meyilli gibiydi. "Sana sadık olacağım."

Veyla, "Bana dokunamasan bile?" diye sordu. Sadık olmak, sadece Veyla'ya dokunabileceği anlamına geliyordu ama aralarında öyle bir yakınlaşma geçmediği için şu an Gölge, kimseyle sevişemeyeceği bir sadakati vadediyordu. Gölge'yi, her gün başka kadınlarla sevişen bir adam olarak tanıyordu. Belirli bir zamana kadar da gerçekten öyleydi. Gölge, bir Azrit'ti ve seks, Azritler için ihtiyaçla tüketilen bir zevkti. Duygusal bağ kurmaksızın, ihtiyaç duymaksızın beğendikleri herkesle sevişebilirlerdi. Gölge de, bu ihtiyacı her gün, hatta günde birkaç kere gideren, kadınlar tarafından arzulanan, kadınları nasıl tatmin edebileceğini, ayaklarını yerden kesebileceğini de bilen bir adamdı. Veyla kaç kere adamın başka kadınlara nasıl dokunduğunu görmüştü. Kadınların nasıl titrediğini... Ya da seviştiği anları görmese de kulakları duyduğunda kadınların nasıl da zevkle inlediklerini. Gölge, sekse bu kadar düşkünken nasıl olacaktı da Veyla ile sevişmezlerken bu ihtiyacından vazgeçip sadık kalabilecekti? Veyla'nın bilmediği, Gölge'nin artık sadece Veyla'ya ihtiyaç duyduğu ve başka tenlerde bu ihtiyacı gideremediğiydi. Zamanında denemişti. Başta sadece Veyla'yı da arzuluyordu. Sonrasında başkalarıyla sevişirken Veyla'yı düşünmeye başlamıştı. Sonra, Veyla'ya olan arzusunu başka tenlerde giderememeye başlamıştı ve en sonunda ise, başka tenlere dokunmuyordu bile.

Gölge, "Sana dokunamasam bile." dediğinde Veyla "Nasıl dayanacaksın?" diye sordu. Adam sonsuza dek karısı olarak kalacağını iddia ediyordu ve Veyla'ya dokunamayacak olsa bile sadakat vadediyordu. Her gün sevişmeye alışıkken nasıl dayanacaktı?

Gölge, "Sana dokunmamaya nasıl dayanıyorsam." diye cevapladığında Veyla'nın kaşları kalkarken dudakları aralandı ve kesik bir nefes aldı. Veyla, ürkek bir sesle ama yine de söylemek istediği için "Dayanabiliyorsun ama." dedi. Adamın gözleri kadının yüzünde, boynunda ve bu yakınlıkta görebildiği kadar vücudunun üst kısımlarında gezindikten sonra iç çekerek yeniden gözlerine baktı. Sesi derinlerinden, itirafını süsleyen bir kalp sızısıyla gelir gibiydi. "Mahvoluyorum ama."

Veyla yutkunduktan sonra şuracıkta ona teslim olmasına bir saniye kala gözlerini kırpıştırarak kaçırdı. Adam arzusunu gizlemediği gibi ne denli arzuladığını da gizlemiyordu. Son iki yakınlaşmalarında da daha fazlasını istediğini itiraf etmişti. Veyla kabul etse, o anlar gerçekten sevişmeleriyle sonlanacak anlardı ve şu an aralarındaki kapıyı kapalı tutan tek kişinin kendisi olduğunu bilmek, Veyla için her şeyi daha da zorlaştırıyordu. Veyla'nın da kapıyı kilitleyebildiği yoktu, hatta aralık gibiydi ama bir gün tamamen açarsa, hamile kalmaktan endişe ediyordu. Yoksa, sonra kalbi daha fazla kırılacak bile olsa adamın teniyle tanışmak, sevişmek istiyordu. Çok istiyordu. Onu iradeli tutan tek şey, kehanete dair duyduğu endişeydi.

Yavaşça başını onaylar şekilde salladı ve kolunu çekmek istedi. Gölge de müsaade etti. Veyla, gözleri etrafta odaksızca gezinirken "Eğer ben kazanırsam?" diye sordu. 'Eğer kafayı yemeden ve malikâneyi başına yıkmadan seni başkalarıyla izlemeye dayanabilirsem...'

"Ne istiyorsun?"

Veyla, tekrar ona bakıp "Halkının önünde bana diz çökeceksin." dediğinde Gölge yavaşça sırıttı. Veyla adamı iddiadan vazgeçirmeye çalışıyordu, Gölge de farkındaydı. Reddedemeyeceği için kabul etmek zorundaydı ve çabası, Gölge'nin iddiasını geri çekmesi içindi.

Gölge "Kabul." derken serçe parmağını kaldırdı. Veyla endişeyle "Ne demek istediğimi anladın mı?" diye sorduğunda Gölge sırıtışında alt dudağını ısırarak başını onaylar şekilde salladı. Veyla, "Ama her mıntıkada yayınlanacak." diye çırpınmaya devam ettiğinde Gölge işaret parmağını salladı. "Kral sözü."

Veyla iç çekti. Adam zaten kadınlarla sevişip duruyordu, belli ki şimdi Veyla'yı çıldırtmak için elinden geleni yaparak bunu sürdürecekti. Veyla kapalı kapılar ardında bile katlanamıyor, ağlamak ya da malikâneyi başlarına yıkmak istiyor, gözleri yaşarıyordu. Adam üstüne geldiği zaman ne yapacaktı? Mecburen serçe parmağını kaldırdı ve Gölge'nin parmağına çapraz olacak şekilde yaslayıp "Kelebek sözü." dedi. Gölge, işaret parmaklarının bir kelebeğin kanatlarıymış gibi şekil almasına bakarken gülümsedi. Parmakları ikisini de yansıtıyordu. Dik duran Kral ve kanatlı bir kelebek.

Veyla da her şeye rağmen bu görüntüyü beğendiği için parmakları birbirine doğru kıvrılırken birkaç saniyeliğine de olsa gülümser gibi oldu. Elini çekerken gözlerini de kaçırdı. İlerlemeye devam ederken sıkkın nefesler alıp veriyordu. Gölge ne kadar ileriye gidebilirdi ki? Bizzat seviştiklerini izlerse Veyla delirir, çıldırırdı. Adam nereden de kıskandığını iddia etmişti ki? Valdris mi bir şey söylemişti? Veyla mı çok belli ediyordu? İçinde tutamıyordu ki!

"Bu gece için önerin var mı?"

Veyla'nın midesi bulanır gibi hissederken Gölge ardından onunla uğraşmaya başlayarak geliyordu. İşte! Daha herhangi bir kadına dokunmadan bile kadını çıldırmak üzereymiş gibi hissettirebiliyordu. Veyla gözlerinin büyüyle ışıldamaya başladığını hissederken büyüsünün vücudundan da saçılarak özgürlüğe kavuşmaması için gayret içerisindeydi.

Veyla sessiz kalırken Gölge "Madem umurunda bile değil, bizzat seçmek ister misin?" diye sordu.

Veyla,"Ben senin iğrenç seks hayatından sorumlu sikik makamın değilim." diye çıkıştı.

"Öyle değil."

Kadın "Fark etmene sevindim." diye söylendi.

"Yok. Seks hayatım iğrenç değil, ondan bahsetmiştim."

Veyla duraksayıp Gölge'ye döndüğünde Gölge kadının büyüyle ışıldayan gözlerini gördü. Vücudunun etrafındaki hava da mor ışıltılarla dalgalanmaya başlamıştı. Bu, gerçekten oluyor muydu? Veyla gerçekten Gölge'yi kıskanıyor muydu? Kadın haykırarak itiraf edene kadar inanmayacaktı ama bunu yapması için çabalayacak kadar da umut ediyordu. İçi heyecanla kasılıyor, gözleri şüpheyle kısılıyor, dudakları bir zafer kazanmak üzereymiş gibi kıvrılıp duruyordu.

Veyla "Hepsi yaşanmakla tükenen arzular." dediğinde Gölge'nin keyfi arttı. Zamanında, Gölge Veyla'ya bunu söylemişti. Âşık olduğu kadına dokunduğunda, arzusunun yaşanmakla tükenmeyeceğini dile getirmişti ve şimdi Veyla, Gölge'nin dokunduklarına dair bu cümleyi hatırlıyor ve hatırlatıyordu.

Gölge, henüz cevap vermemiş sadece mest olmuş bir şekilde bakarken Veyla'nın gerginliği daha da arttı ve "Tabii, son kadına olan arzun yaşanmakla tükenmiyor olmalı." derken siniri bozulmuş gibi bir sırıtışa sahipti. Gibisi fazlaydı, Gölge kadının büyüsünün sıcaklığını hissedebiliyordu. Ne var ki, canı yanmıyordu. Nasıl ki Gölge artık büyüsüyle Veyla'nın canını yakamıyor, kadın da yakamıyordu. Bir süredir de böyleydi.

Gölge, "Öyle." dedi. "Dokunduğum son kadına duyduğum arzu, hiç bitmiyor."

Veyla çatışmış kaşları, buruşmaya başlamış bir yüz ve acı taşıyan bir bakışa sahipti. Gölge kendi acısını yaşarken Veyla'nın acısına kör olmuş olabilir miydi? Kadın şu an, canı yanmış gibi bakıyordu. "Bu gece onu çağırırsın o zaman."

Gölge, sırıtışında dilini gezdirdikten sonra kelimenin anlamını sesine de yansıtarak "Keşke." dedi. Keşke çağırabilseydi, keşke Veyla da kalkıp gelseydi. Sabaha kadar ve sonra da geceye kadar, zamanın her bir saniyesini ona dokunarak geçirebilseydi. Öperek, severek, okşayarak ve sevişerek... Kulakları kadının inlemelerini özlemişti. Üstelik, henüz tam olarak sevişmemişlerdi bile, ona rağmen o pembe dudaklardan çıkan sesi ezberleyecek kadar duymuştu.

Veyla, Gölge Kral'a 'keşke' dedirten kadına karşı müthiş bir kıskançlık duyarken kızarmaya başlayan gözlerini kaçırdı. Yola devam ederken sahnede tutmaya çalıştığı öfkesiyle "Nerede bu siktiğimin Kral'ı?" diye sordu.

Gölge güldüğünde Veyla, "Gülecek ne var?" diye sorarken bakışlarını adamdan uzak tutuyordu. Gölge, ellerini pelerinin içinden deri ceketinin ceplerine yerleştirirken etrafı inceleyerek "Hiç." dedi ama sesi bile gülüyordu.

Veyla, "Biraz daha gülersen..." dediği gibi Gölge ardında kaldığı Veyla'nın sırtına bakarak "Ortalığı mosmor mu edersin?" diye sorduktan sonra omuz silkti. "Büyün canımı yakmıyor."

Veyla, "Deneyelim mi?" diyerek Gölge'ye döndüğünde Gölge çarpışmak üzere olduğu Veyla'nın vücudunu iki kolundan tutarak durdurdu. Gölge, "Yanlış ifade ettim." dedi. Veyla, adamın geri adım attığını düşünerek başını 'ya, işte böyle' der gibi sallarken Gölge, "Sen benim canımı yakmıyorsun." diye düzeltti. "En azından, büyünle." diye ekleme ihtiyacı hissetti.

Veyla serçe parmağını uzattığında Gölge neredeyse kahkaha attı. Veyla sıkkın nefesler alıp vererek Kral'ın keyfini izlerken Gölge gülüşü iç çekmeye döndükten sonra "Dikkat et Kraliçe, kaybedeceğin iddialara girip duruyorsun." dedi.

Veyla, serçe parmağını indirmeden "Sen de beni kıskanıyorsun." dediğinde Gölge'nin gülüşü söndü. Kadın serçe parmağını kaldırdığında canını yakmakla ilgili bir iddia teklif edecek sanmıştı ama belli ki niyeti farklıydı. Gölge'nin keyfi silinince Veyla hafifçe sırıtıp "Var mısın?" diye sordu.

Gölge, "Hiçbir siktiğimin adamına yakınlaşamazsın." dediğinde Veyla, "Adam..." dediği gibi Gölge "Hiçbir siktiğimin adamı hakkında konuşamazsın." diye ekledi.

Veyla, "Kıskanıyorsun işte!" diye neredeyse çığlık attı. Biraz önce adamın başka kadın hakkında güzel bir cümle kurduğunu düşündüğü için, hissettiği acıdan kurtulacak bir umut arıyordu. "Daha iddiaya girebileceğim cümleyi kurmama bile izin vermiyorsun!"

Gölge ters bir şekilde "Sırayla." dedi. "Biraz önce bir iddiaya girdik, sonuçlanınca seninkine de bakarız. Yürü hadi." diyerek ilerlemeye başladı. Gözleri ileriye dönmüş, gerilmişti. İtiraf etmek değildi onu geren, lafzı bile sinirini bozmuştu ama evet, kadın etmeden de itiraf etmek istemiyordu.

"Ne zaman sonuçlanacak ki? On yıl sonra hala seni kıskandığımı iddia ederek kadınlarla mı sevişeceksin?"

Geleceğin, birbirlerini öldürmedikleri bir yer olduğunu içten içe kabul edişleri, sohbetlerine de yansımaya başlamıştı. Birbirlerini öldüremeyeceklerini zaten biliyorlardı ama birbirlerinin de onları öldürmeyeceğinin farkına varmışlardı.

Gölge, "En fazla bir ay." dediğinde Veyla, bir günü bile nasıl atlatabileceğinden emin değildi. "Bir ay içerisinde kıskançlıktan kafayı yemiş bir halde karşıma dikileceksin."

Veyla, "Ne bu özgüven?" diye sorduğunda Gölge, yanında adımlarına yetişmeye çalıştığı için neredeyse sekerek yürüyen Veyla'ya doğru başını çevirdi. "Gücümü senden alıyorum." dedikten sonra işaret parmağıyla Veyla'nın yüzünü göstererek havada daire çizdi. "Şu hırçınlığın, memnuniyetsizliğin ve her an gezegeni ateşe verebilecek öfken seni ele verirken bana da güç veriyor."

Veyla, ellerini iki yanında kaldırıp "Ben zaten böyle bir kadındım!" diye bağırdı. "Şu an, benim en favori üç özelliğimi saydın! Seninle ne ilgisi var?"

Gölge, "Şehirde siyah ölümün varmadığı tek bir kule var. Hala buradaysa, soylularla birlikte orada olmalılar." dediğinde Veyla konuyu sürdürmeye çalıştı. Adamın bu kadar kendinden emin oluşu, Veyla'nın hiç hoşuna gitmemişti. Veyla, Gölge konusundaki hiçbir şeyden emin olamazken adam nasıl bu kadar özgüvenliydi? Gölge de aslında gücünü daha çok, umut edişinden alıyordu. Böyle olmasını istiyordu. Böyle olmasına ihtiyacı vardı. Başka türlü bu mahvolmuşluktan kurtulamazdı.

"Ben kimseyi kıskanmadım bugüne kadar, seni mi kıskanacağım?"

"Şehrin sokaklarında hiç askeri olmadığına göre, kule etrafındadır."

Gölge'nin kadının itirazlarını ciddiye almayışı Veyla'yı daha da çıldırttı. "Bir ay sonra haksız çıkacaksın ama ben senin, beni kıskandığını kanıtlayacağım. O zaman bu özgüveninin ne kadar acınası ve gülünç olduğunu anlayacaksın."

Gölge bakışlarını sonunda ciddiye alarak Veyla'ya çevirdi ve iç çekti. "Konuş bakalım güzelim. Nasıl olsa, dudaklarından çıkan her ok, olur da iddiayı kaybedersen sana saplanacak."

Veyla, "Eğer kaybedersen tüm oklarla baş edebilecek misin?" diye sorduğunda Gölge duraksayıp yüzlerini yakınlaştırarak ona dönerken "Benim canımda yanacak yer kalmadı Veyla." dedi. "Bana ne yaparsan yap, ne kadar kuyruğuma basarsan bas, bu iddiadan vazgeçmeyeceğim. O yüzden bırak çabalamayı."

Veyla, titrek nefesiyle "Canın neden yanıyor?" diye sorduğunda Gölge kuleyi gösterdi. "Kule o tepede. Etrafındaki hareketliliğe göre Kral da şehri terk etmek üzere."

Veyla, "Gölge..." diye direteceği sırada Gölge kadının elinden tuttu ve kuleye doğru çıkan taş merdivenlerin başladığın ağaçların arasına doğru ilerlemeye başladı. Merdivenlerden çıkıp bir köprü çıkmaları ve yeniden merdivenlerden çıkmaları gerekecekti. Son merdivenlerde, kulede olanların ilgisini çekmeye başlayacaklardı.

Gölge, yakınlardaki kalp atışlarını dinlerken Veyla da kelebekleriyle kontrol ettiriyordu. Taş köprüden geçip tepenin ardına doğru dolanarak yükselen merdivenin ilk basamağına vardıklarında, artık halkın girmesine müsaade etmeyecekleri bir alandalardı. Gölge, eğimli merdivenin yirmi beş, otuz basamak sonra varılan alanında, ağaçların arasında bekleyen askerlerin kalp atışlarını da, sohbetlerini de duyabiliyordu. Kral'ın gidişini hızlandırmamak ve gerekmedikçe kimseyi öldürmemek için son ana kadar sessiz kalıyorlardı. Kime gideceklerinin haberi gitse, ölür olmuşlardı ve artık riske atmak istemiyorlardı. Onları öldüren her ne ya da kimse, o haber alıp varmadan Gölgeler varmalıydı.

Tepede, merdivenleri ve köprüleri çevreleyen ormanın içerisinde, hassas sensörlü bombalar mevcuttu, Gölge titreşimlerini hissediyordu. Sadece merdivenler kontrollü kullanıma açıktı. Havada eski nesil voltriderlar uçuyordu. En korunaklı olanı henüz tepedeydi, Kral ona binecek olmalıydı. Teknolojinin pek de uğramadığı bir şehirdi, halkı eski nesil voltrider bile değil kara araçları kullanıyordu. Böyle olunca güvenliği de Xalia ve silah gücüyle sağlamaya çalışıyorlardı. Halkı gibi askerlerinden de siyah ölümden kaçan ya da siyah ölüm yüzünden ölenleri olsa gerek, Gölge fazla kalp atışı duymuyordu. Gölge'nin ses büyüsü açık olduğundan sesleri duyulmuyordu ama aksi olsaydı dahi havada uçan voltriderların gürültüsü bastırabilirdi.

"Burada bekle, ilk dönümdekileri dikkat çekmeden halledip geleceğim."

İkisi de yanlarına bile gitmeden halledebilirlerdi ama karanlığın ortasında büyüleri kimlerin geldiğini bir hayli ilan etmiş olurdu. Daha öncesinde de sessiz bir şekilde, büyülerini kullanmadan Xalialarla savaşmaları gerekmişti ama o sefer, Veyla ile birlikte saldırmışlardı. Şimdi ise Gölge, kadının beklemesini istiyordu.

"Beni çanta gibi taşımaya başladın."

Gölge kadının elini bırakıp hareketleneceği sırada Veyla sızlandığı için duraksayıp omzunun ardından baktı. "Güzelim senin de şov yapabileceğin zamanlar var ama şu an onlardan birinde değiliz."

Veyla, "Bekliyorum." dediğinde Gölge yamuk bir şekilde gülümseyip başını onaylar şekilde salladı. Kadının kuyruğuna basmadığı sürece uyum sağlıyor oluşu hoşuna gidiyordu. Kuyruğuna bastığında hırçınlaşıyor oluşu ise, daha da hoşuna gidiyordu. Dediği gibi, manyak seviyordu.

Gölge, ilerideki askerlere gittiğinde Veyla'nın gözleri etrafında geziniyordu. Dönüşlü bir merdivende ve engebeli ormanın içerisinde olduklarından Gölge'yi göremiyordu, ses büyüsünü de yanında taşıdığından duyamıyordu ama kelebeklerinden birkaçını yanında göndermişti. Bir sorun oluşursa, Veyla'ya haber vereceklerdi. Gölge de gözleriyle tembihlemişti. O da, Veyla'ya dair bir sorun olursa haber vermelerini istemişti.

"Elbette ki geldiniz."

Veyla sesin geldiği yöne doğru döndü. Beyaz gözleri ve beyaz saçları olan bir kadın, büyüsünün ışığıyla yaklaşıyordu. Azritlere benziyordu ama değildi, gözleri beyazdı, boyu Veyla'dan daha kısaydı. Giydiği beyaz ceketi ayak bileklerine kadar uzanıyordu. Saç ve göz rengine karşın teni, oldukça esmerdi. Geniş burnu, sırıtışı sebebiyle olduğundan da büyük gözüküyordu.

Veyla, "Burada beklemem rica edildi ama sözlerini pek tutan biri değilim. O yüzden bence bana yaklaşma, o sırtışındaki dişleri eline veririm." dedi.

"Nasıl biri olduğunu biliyorum. Kimsenin yenemeyeceği muhteşem bir güce sahipsin."

Veyla sağında kalan ağaca omzunu yaslayıp kollarını göğsünde birleştirdi. Keyifle sırıtıp "Bir anda daha az itici gelmeye başladın." dedi.

"Bu bir adım daha atabileceğim anlamına mı geliyor?"

"Seni daha merhametli bir şekilde öldüreceğim anlamına geliyor."

Kadın yine de yaklaşmaya başlayınca Veyla iç çekti. "Güzel bir teklifti, keşke değerlendirseydin."

Kadın aralarında beş, altı adım bırakana kadar yaklaştı ve ağaç gölgelerinin altından çıktıkça kendine güvenen bakışları daha da belirdi. Veyla, 'Ölmek istiyor' diye düşündü. Başka açıklaması olamazdı.

Kadın "Evet." dedikten sonra dudağını büzüp memnuniyetsiz bir ses çıkartarak başını iki yana doğru salladı. "Ama ben yeni bir teklifte bulunacağım."

Veyla sabırla gülümseyip "Kimin askerisin?" diye sordu. Kollarını çözüp kendisini "Şanslı günündesin, normalde bu kadar sabırlı değilimdir. Dinlemeyip öldürdüklerimizin son nefeslerinden ilgi çekici cümleler çıkabiliyor, bu yüzden seni dinlemeye çalışıyorum." diye açıkladı.

Kadın, "Onu da dinleyemeyeceksiniz." dediğinde Veyla, "Loran'ın askeri değilsin." dedi. Loran bulundukları şehrin Kral'ıydı. "O belli. Kime çalışıyorsun? Konsey'e mi?"

Konsey'e çalışıyor olsa, Konsey niye buna ihtiyaç duyuyordu ki? Bizzat Veyla'yı uyarmaz ve tehdit etmez miydi? Veyla'nın buralara kadar gelmesine bile müsaade etmezlerdi ama engel olmak isteyen ya da isteyenler her kimse, son ana kadar müdahale edemiyordu.

"Karanlığa."

Veyla, gülerek birkaç adım yaklaştı. Sevecen yaklaşmasına rağmen yanına vardığı gibi yüz ifadesini ciddileştirip kadının boynunu büyüsüyle yakalayarak kendisine çekti ve geri kalan mesafeyi de kapatmış oldu.

"Bir ortamda taşşak geçen kişi varsa, o mutlaka benimdir. Belki, bazen..." derken düşünür gibi alayla dudak bükmüştü. "Gölge'ye de izin verebilirim ama sana..." dedikten sonra gülümseyerek başını iki yana salladı. "Hayır. O yüzden şimdi bırak dalgayı, dökül."

Kadın, Veyla'nın büyüsü yüzünden boğuk bir sesle konuşsa da yüz ifadesi keyifli gibiydi. "Yoksa?"

Veyla, "Muhteşem dediğin büyüyle yakından tanışırsın." dediğinde kadın "Bu büyüden mi bahsediyorsun?" diye sordu. Veyla anlayamayarak baktığında kadın yüzlerinin yanında elini kaldırıyordu. Veyla'nın gözleri sağından yansıyan mor ışığı doğru döndü. Kaşları kalkarken dudakları şaşkın bir şekilde aralandı. Kırpışan gözleri kadının eliyle keyifli yüzü arasında gezinirken "Nasıl?" diye sordu. Kadının gözleri mor büyüyle ışıldamaya başladığında Veyla'nın hâkimiyetinden de kurtulmuştu. Ceketinin yakasını düzeltirken "Kimse seni yenemez, peki sen? Sen kendini yenebilir misin?" diye sordu.

Veyla'nın gözleri Gölge'nin olduğunu tahmin ettiği yöne doğru dönerken kelebeklerinin adamı çağırmak üzere yol almaya başladığını gördü. Tekrar karşısındaki kadına döndü. "Büyüyü taklit edebiliyorsun."

Kadın, "İlk defa böyle bir büyüye sahibim." derken avuçlarında yükselen mor alevlere bakıyordu. Zevkten dört köşeymiş gibi sırıtışında alt dudağını ısırıyordu. Ellerini göğsünün etrafında gezdirirken parmaklarının arasında ve vücudunun etrafında mor büyü ışıldıyordu. "İçimde inanılmaz bir his var. Bu güçle yaşamak nasıl bir his?" dedikten sonra gözleri yakınlarındaki bir ağaca döndü. Devasa ağaç mor büyüyle eğilip bükülmeye başlarken kadın keyifle güldü.

"Harika. Doğa'ya bile yön verebiliyorsun."

Veyla, kadın övdükçe daha da keyifsizleşiyordu çünkü şu an sahip olduğu büyünün gücü, düşman kadar Veyla'nın da çekinmesi gereken bir durumdu.

"Neden seni seçtiklerini anlayabiliyorum."

Veyla, "Kimler?" diye sorduğunda kadın ellerinin arasında bir küre gibi büyüyü yuvarlayarak Veyla'ya döndü. "Yakında kulaklarında duyacaksın. Zihninde yankılanacaklar. Gözlerinin önünde göreceksin. Teninde hissedeceksin. Onlar sen olacak, sen onlar olacaksın."

"Biraz daha sikik Terralar gibi gizemli gizemli konuşursan, taklitlerin aslı kadar güçlü olmadığını göreceksin."

Kadın mor büyüyle yükselmeye başladığında Veyla'nın kaşları kalktı. "Öyle şeyler yapabiliyor muydum?"

Kadın bir metre kadar yükseldiği havada etrafında dolaşan mor büyüyü hissettikçe zevk alır gibi görünürken "Ben sadece büyüyü taklit etmem." dedi. "Potansiyelinin tamamını taşırım." dedikten sonra mor gözleri Veyla'ya dönerken sesi vücudundan değil, Doğa'nın derinliklerinden geliyormuş gibi bir yankıyla "Ve sen henüz potansiyelinin yanından bile geçmiyorsun." dedi. Veyla büyü patlaması yaşadığında sesi, bedeninden çıkmıyormuş kadar yabancı ve uzak gelir, kulakta yankılanırdı ama hiç böyle bir derinlik duymamıştı. Damarlarındaki kan bile sesiyle titremiş gibi hissediyordu. Kadının vücudundan yükselen mor büyü gökyüzüne doğru yayılırken oluşturduğu rüzgâr yüzünden, Gölge'nin rüzgârını geç fark etti.

Veyla'nın yanına varmış olan Gölge, karşılarında yükselen ve gittikçe büyüsünün gücünün arttığı kadını bir süre şaşkınca izledikten sonra duraksaya duraksaya konuştu. "Burada ne sikim oluyor?"

Veyla, "Kaltaktan etkilenmeden duramıyorum." dedikten sonra gözleri Gölge'ye döndü. "Resmen benim büyümle bana hava atıyor." diye söylendi.

Gölge, "Büyü patlaması yaşadığında bile böyle görünmüyorsun." derken gözleri etrafta geziniyordu. Kadının büyüsü sadece gökyüzünü değil, yeryüzünü de ele geçiriyordu. Mor ışıltılar toprakta kan gibi akarken gökyüzünde hava gibi dolanıyordu. Veyla'nın büyüsü bir çember içerisinde sıkışıp kalmış gibi görünürken karşılarındaki kadının büyüsü, zaman geçtikçe tüm gezegeni ele geçirebilecekmiş gibi yayılıyordu.

Veyla, şaşkın bir şekilde "Ne kadınmışım..." dediğinde Gölge gözlerini Veyla'ya çevirdi. İç çektikten sonra burnundan nefesini üfledi ve "İçin ayrı, dışın ayrı bela." diye sızlandı. Kadın sadece gücüyle büyülese yine iyiydi, Her zerresi efsunluydu.

Veyla, "Şu an buradaki tek bela o." dedikten sonra karşısında kadını gösterdi. "Bence ufaktan tüyelim. Bu bizi bulana kadar ne kadar yaşasak kârdır."

Gölge güldüğünde Veyla, adamın kolunu tutup sarsarak "Gölge ciddiyeti fark eder misin?" dedi. Kadın havada süzüldükçe potansiyele ulaşıyordu ve hala gelişiminin bitmemiş olması Veyla'yı şaşkınlığa sürüklüyordu. Şu an yapabildiklerinin, aslında yapabileceklerinin yanında hiçbir şey olduğunu görüyordu. Üstelik henüz karşılarındaki kadın saldırmıyordu, sadece büyüyü taşıyordu.

"Gölge Kral kaçtı, dedirtmem."

"İyi. 'Gölge Kral öldü' dedirtirsin o zaman."

Gölge gözlerini devirirken "Senin büyün bana işlemiyor." dedikten sonra çenesinin ucuyla Veyla'yı gösterdi. "Kendi büyünle seni öldürebilecek hali de yok. Bu kadın ancak Kral'la konuşmamıza engel olabilir."

"Senin büyünü de taklit ederse, ne yapacağız?"

Veyla düşünerek gökyüzüne bakarken "Sana yine bir şey olmaz." derken rahatlamış gibiydi. Gözleri yeniden Gölge'ye dönerken "Ama ben öldürdüklerimin yanına gidebilirim." dedikten sonra şirince sırıttı. "Şu işe bak. Tam da bugün bunu dilemiştim, Doğa hemen gerçekleştiriyor. Ölmek üzereyim."

Gölge, işin bu kısmını yeni fark ederek ciddiyete erişirken endişeli bir öfkeyle "Gerekirse Doğa'yı da sikerim, o kadının da belası olurum, yine de ölmezsin. Şu ölüme meyilli oluşlarını bırak artık." diye kızdı.

Veyla tırnaklarındaki ojelere bakarak dudağını büzdükten sonra "Hep tam tersini söylerdim ama artık beni öldürmekte değil, yaşatmakta sana iyi şanslar." dedi.

"Yakınımda dur." derken kadını ardına doğru çekiyordu. Veyla eline bırakmayı bırakıp ellerini Gölge'nin pelerinin ardından beline yakın bir noktaya yasladı ve "Son dileğimi söyleyebilir miyim?" diye sordu.

Gölge karşılarındaki kadına ve her yerin Veyla'nın deyişiyle gerçekten 'mosmor' oluşuna bakarken plan yapmaya çalışıyordu. Veyla'nın da sinir bozucu konularda konuşup durması var olan endişe ve öfkesini arttırıyordu. "Veyla, biliyorum zorlanacaksın ama sadece birkaç dakikalığına canımı sıkma."

Veyla adamla uğraşmaya devam etti. "Zaten muhtemelen o kadar ömrüm kaldı. Son anlarımı canını sıkarak geçirmek istiyorum."

Gölge, "Veyla!" diye bağırarak omzunun ardından kadına baktı. Veyla şirince sırıtarak "Son dileğim, bir kere 'Ben aptal ve sikik bir Kral'ım' der misin?" dediğinde Gölge sabırla dudağını yalarken nefesini burnundan üfledi. "Ölmeyeceksin." dedikten sonra endişeli bir kızgınlıkla yüzünü buruşturup "Ölürsen seni öldürürüm." dediğinde Veyla gülmeye başladı. Alay ederken yüz ifadesini ciddi tutmaya çalışıyordu ama adamın tepkilerinde ciddi kalmak zordu.

"Bu tehdidin beni biraz ürküttü."

Gölge, "Susup beni beklemen için ne yapmam lazım?" dediğinde Veyla, "O gökkuşağı kadınla aranızda ne geçiyor?" diye sordu. Madem ölecekti, öğrenmeliydi. Gölge farklı dertlerle boğuştuğu için kadının bu durumda bile bunu sorgulamasına karşı ne hissedeceğini bilemediği bir şaşkınlıkla, "Cevaplarsam uslu uslu bekleyecek misin?" diye sordu. Duyguların büyücüsü olduğu için vücudunda her rengi taşıyan kadını 'gökkuşağı' diye tabir etmesine de buradan kurtulduklarında gülecekti.

Veyla hızla başını onaylar şekilde salladı. Gölge, "Hiçbir şey." dediği gibi Veyla'nın ölmeye meyilli oluşu azalmaya başladı. Gölge, "Büyüsüne ihtiyaç duyduğum bir konu vardı, ihtiyacım bitti. Bu sabah da gelmedi, sana yalan söyledim." dediğinde Veyla neredeyse gülecek bir gevşemeye erişmişti.

"Hiçbir şey geçmedi mi? Odanda? Baş başayken?"

Gölge, Veyla'ya taklitçi kadını gösterdi. "Şu gökyüzünde sikik bir kuş gibi uçan kadını görüyor musun? Birazdan belamızı sikecek, izin ver de bir şeyler düşüneyim."

Veyla, "Cevapla, susacağım." dediğinde Gölge sinirle inledikten sonra tamamıyla Veyla'ya dönüp "Geçmedi!" diye bağırdı.

"O kadar odanda baş başa kaldınız ve bir şey yaşanmadı yani?"

Gölge, "Odama her girip çıkanla yatmıyorum." dedikten sonra çenesinin ucuyla Veyla'yı gösterdi. "En çok giren sensin ama henüz sevişemedik farkındaysan."

Veyla heyecanla "Sevişemedik?" diye sorduktan sonra daha da dehşete düşerek "Henüz?" diye ekledi. Gölge, bu halde bile kadının tepkilerine ve kıskandığını kanıtlar gibi davranışlarına karşı gülmek istiyordu ama endişesi, keyfini gölgeliyordu. Kadın aksini iddia edip dursa da bu halde bile tek derdi Gölge'nin kiminle ne yaşadığıysa, bu kıskandığı anlamına gelmez miydi? Gölge bunun cevabını elbette ki almalıydı ama daha da önemlisi, kadını hayatta tutmalıydı.

Gölgelerin altındaki toprak sarsılmaya başladığında Gölge Veyla'nın kollarından tutarken Veyla da ellerini adamın üst kollarına götürdü ve etraflarına baktılar. Sarsılan vücutlarının etrafında ağaçlar gürültüyle topraktan çekilmeye başlamıştı. Gölge, Terra'nın Veyla ile birlikteliklerine dair 'kıyamet ya da kurtuluş' dediğini hatırladı. Gölge şimdi görebiliyordu, Veyla'nın bu denli bir potansiyeli varsa, şüphesiz bir kıyamet yaratabilirdi ama Gölge ile birliktelikleri bu kıyameti pekiştirir miydi, yatıştırır mıydı, o şüpheliydi.

Gölgelerin üstünde bulunduğu toprak parçası da havalanmak üzereymiş gibi titriyordu. Birbirlerine daha da yakınlaşırken vücutlarını oldukları yerde çevirerek etrafı inceliyorlardı. Gökyüzündeki voltriderlar bile kadının etrafında bir halka oluşturarak dönmeye başlamıştı. Kadın ise iyice yükseldiği gökyüzünde ellerini iki yanında kaldırmış, başını geriye atarak güce teslim olmuş gibiydi. Işığı yüzünden kadına bir saniyeden uzun bakmak mümkün değildi. Veyla ile Gölge gözlerini kısarak kaçırdılar.

Veyla, "Gerçekten 'tamam, tamam konuşmayacağız Loran'la' diye bağırsak?" dediğinde biraz alaylı, biraz da ciddiydi.

Gölge, "Saldırmaya çalışacağım." dediğinde hareketlenmek üzereydi. Veyla'nın, adamın kollarında duran ellerinin tutuşu sıkılaşırken "İyi bir fikir gibi değil." dedi.

Gölge, "Başka fikrin var mı?" diye sorduğunda Veyla, "Yine de Loran'ı bulalım." dedi.

"Şimdi saldırmıyor ama Loran'ı bulmaya çalışırsak saldırabilir."

Veyla, kadına bakamazken başını da kaçırıp yüzünü buruşturdu ve "Yakında, saldırmasıyla saldırmaması arasında kayda değer bir fark kalmayabilir." dedi. Bulundukları tepeden, ışık yüzünden yeterince bakamasalar da görebildikleri kadarıyla saçtığı büyü şehri ele geçirmiş ve daha da ilerlemeye devam ediyordu.

Gölge, "Seninle temas kuramadıkça büyünü taklit edemez. Şimdi sen kaçmaya başlayacaksın, ben onu oyalayacağım. İkimiz birden kaçarsak saldırır." dedi.

Veyla, "Senin büyünü taklit etmeye başlarsa?" dediğinde Gölge, "Bana ait herhangi bir şeyle seni öldüremez." diye çıkıştı. Veyla belli ki potansiyelini taşımıyordu ama Gölge taşıdığını düşünüyordu. Gölge'yi, bu an kadar şaşırtabilecek bir büyüyle karşısına çıkamazdı. Kadın, büyüyü tanıyamadan Gölge yıllardır taşıdığı büyüyle onu yenebileceğini düşünüyordu. En kötü, Veyla bir şekilde kaçmış olurdu ve Valdrislere haber verirdi, bir çözüm bulunurdu. Gölge de atlatınca, uzaklaşırdı ve temas kuramayan büyücü de onları taklit edemeyince tehlike kalmazdı ama bu kadını öldürmedikleri sürece her yerde karşılarına çıkıp yine tehlike saçabilirdi. Gölge bir çaresine bakacaktı ama önce Veyla'yı güvenceye almaya çalışıyordu.

Adam emin konuşmuştu. Ona ait hiçbir şeyin, Veyla'yı öldüremeyeceğini düşünüyordu. Bu imkânsızlığı birbirleri arasındaki aşk ihtimalinden bile almıştı. Zamanında Veyla o kişinin kendisi olduğunu bilmeden 'evlendiğin kişiye âşık olursan?' diye sorduğunda Gölge imkânsızlıktan bahsetmemiş, ihtimal vererek 'O zaman bir düşmandan kurtulmuş olursun' demişti. Şimdi ise, herhangi birinin Gölge'ye ait olan herhangi bir şeyle Veyla'yı öldüremeyeceğini iddia ediyordu. Sanki en başta büyüsü buna izin vermezmiş gibi...

"Nixsus'a git, Valdrislere haber ver ama sen sakın tekrar gelme."

"Ama sen..."

Gölge, "Veyla, hadi. Biz bekledikçe bu kadın güçleniyor." dediğinde Veyla emin olamayarak baktı. Gölge, kollarından tuttuğu kadını birkaç adım gerisine doğru yönlendirip "Hadi." dedi. Veyla, harekete geçmedikçe adamın da önüne dönemeyeceğini fark ederek geriye doğru adımlamaya başladı. Gölge, "Önüne dön." dediğinde Veyla sıkkın bir şekilde inleyerek önüne döndü ve hızla ilerlemeye başladı. Niyeti, gitmek değildi ama kadının gücünü taklit edememesi için ne kadar uzaklaşması gerekiyorsa, uzaklaşacaktı.

Veyla yeterince uzaklaşınca Gölge'nin gözleri kadına döndü. Gözleri ışık karşısında acıyla kısılırken elini aralarında kaldırdı ve derin bir nefes aldı. Büyüsü, Veyla'nın büyüsünü bastırabiliyordu ama şu an şahit olduğu şey, Veyla'nın büyüsünden çok daha fazlasıydı. Veyla'yla tanışana kadar hiç onun gibisine rastlamamıştı, şimdi ise Veyla'nın sandığından çok daha fazlası olduğunu görebiliyordu. Gölge'nin gözleri mavi büyüyle ışıldamaya başlarken gökyüzüne doğru yükselen eline büyüyü çağırdı. Büyüsü tüm vücudunda dolandıktan sonra eline vardı ve eliyle gökyüzü arasında moru delen şimşekler yükseldi. Gölge'nin elinden gökyüzüne yükselen şimşek, gökyüzünde yenilerini oluştururken mor gökyüzü maviyle aydınlandı. Kadına doğru hızla yol alan büyü, kadına varamadan söndü. Şimşekler Gölge'nin eline geri döndüğünde Gölge elini indirirken kaşlarını kaldırdı ve "Sikeyim." diye mırıldandı.

Büyüyle kendisinden geçmiş gibi gözüken kadının başı aşağı doğru eğildi. Kadına ulaşamaması yetmezmiş gibi, kadının ilgisini de çekmişti. Büyüsü, kadının büyüsünün kapladığı alanı sadece birkaç saniyeliğine azaltabilmişti, söndürememişti. Gökyüzündeki kadın gülerken aralarındaki mesafeye rağmen söylediklerini duyuran Gölge'nin Azrit kulakları değildi. Kadının sesi evrenden yansıyor gibi güçlüydü.

"Beni yenebileceğini mi sanıyorsun?"

Gölge, "Genelde sorunlarımı savaşarak hallederim ama..." dedikten sonra alayla sırıtıp işaret parmağını 'bir' der gibi kaldırdı. "İlgi çekici bir teklifim var. Bu seferliğine konuşarak mı halletsek?"

Kadın bakmayı sürdürdüğünde Gölge ellerini iki yanında kaldırıp güldü ve şansını denedi. "Farklılık olur."

Kadın başını sol omzuna doğru yaslayıp sırıttığında Gölge iç çekti. "Hayır, mı diyorsun?" dedikten sonra kollarını iki yanında indirirken başını onaylar şekilde salladı. "O zaman her zamanki yoldan devam. Savaşacağız."

"Gölge Kral, ilk defa yenilmek üzere."

Gölge, "Mora ilk yenilişim değil," dedi. Kimse Veyla kadar onu yenemezdi. "Son da olmayacak."

Kadın gökyüzünde, Gölge'ye doğru yaklaşırken beraberinde ışığı da taşıyordu. Gölge kadına bakmakta zorlandığı için başını çevirip gözlerini kıssa da, kalp atışlarından ne kadar yaklaştığını duyabiliyordu. "Niyetim sizleri öldürmek değil."

Gölge, "Lan havada ağaçlar kuş gibi uçuyor. Bu kadar hareket sadece şov muydu?" diye sorduğunda kadın, "Neler yapabildiğini görmek istedik." derken zemine varmıştı. Gölge, 'siz kimsiniz?' diye soracaktı ama kadın yaklaştıkça boğucu bir sıcaklık yaklaşırken Gölge genzi yandığı için sesini temizledi. "İstesem de öldüremem. Şehirde yaşayan tek bir sinek bile kalmadı ama sen hayattasın. Potansiyeline sahip değil ama büyüsünün seni öldürmesine de müsaade etmiyor. Onun yapamadığı bir şeyi, ben de taklit edemem."

Gölge bu fikre rahatladı. O zaman, Gölge'nin büyüsünü taklit ettiğinde de Veyla'yı öldüremezdi. Gölge yeni fark ettiği detayla gözleri acısa da başını kadından yana çevirdi. Kadın ışığını ardına alırken Gölge'nin ona bakmasına müsaade etti. Gölge "Eğer izin verseydi?" diye sordu. "Büyüsü beni öldürebilir miydi?"

Gölge'yi öldürebilen iki şeyden biri de, Veyla mıydı?

Kadın hafifçe omuz silkerken isterik gülüşü dudaklarından eksildikten sonra bile Gölge'nin kulaklarında yankılanmaya devam ediyordu. Ağaçlar zemine doğru dönerken her yer ölüm kokuyordu. Toprağın üstünde ve altında, yaşayan hiçbir şey kalmamıştı. Ölmüş lunalar, tepeden yuvarlanarak düşüyorlardı. Eğer Kral hala yaşıyorsa, Gölgeler hesap sormaktan önce hala nasıl yaşayabildiğini sormak isterlerdi.

"Bir gün her şeyi öğreneceksiniz ama o zaman karşımızda değil, yanımızda olacağınız için korkmamıza gerek yok."

Gölge, "Siz kimsiniz a*ına koyayım?" diye sordu. Hemen ardından "Konsey mi?" diye ekledi.

"Az kaldı, görebiliyorum. Yakında güçleriniz bir olacak."

Gölge, "Bana cevap ver!" diye kükreyerek kadına doğru güçlü adımlarla yürümeye başladı. Kadın, "Sen de potansiyelinde tanışmak ister misin?" diye sordu. Gölge, çoktan tanıştığını sanıyordu ama belli ki yanılıyordu. Yine de geri adım atmadı, büyüsünü Gölge kadar bilinçli kullanamazdı. Vücudundan havayı delen bir gürültüyle atılan büyü kadına vardığında kadın aralarında elini kaldırarak büyüyü avucunda tutmuştu. Geniş bir şekilde sırıttı. Gözleri bir yöne doğru dönerken "Ups." dedi. "Bakın burada kim varmış."

Gölge duraksarken gözleri kadının baktığı yöne doğru döndü ve ileride, Veyla'nın henüz gitmediğini gördü. Kadının, Gölge'nin yanına indiğini gördüğünde gidememiş, belki yapabilirse diye kendi büyüsünü kontrol etmeye çalışmak üzere hazır beklemişti.

"Şimdi seç Gölge Kral. Sevdiğin kadını mı kurtaracaksın yoksa gerçeklerin peşine mi düşeceksin?" dedikten sonra elindeki mavi büyüye baktı. Gözleri mor ve mavinin harmanlandığı bir ışıkla parlamaya başlamışken teninde iki büyüyü de taşıyordu. "Belki ikisine de yetişemezsin." derken gökyüzü şimşekler ile aydınlandı ama hiçbirini Gölge kontrol etmiyordu.

Gölge'nin gözleri irileşip de vücudu gerginlikle kasılırken kalbinde müthiş bir korku oluştu. Kadının eli hareketlendiğinde Gölge azrit hızıyla koşmaya başladı. Taklitçi kadının büyüsü yüzünden hareketli olan toprağın ve taşların üstünde, hata payı olmadığı için düşme şansını kendisine vermeden koşuyorken gök gürlüyordu. Azrit hızını bile geçmek isteyen bir çabayla kadına varmaya çalışırken gökyüzünden kadına doğru şimşeğin indiğini görebiliyordu. Şimşeğin içinden, şimşekten bile hızlı hareket eden mavi büyü ilerledikçe çatallaşıp kollara ayrılarak Veyla'nın etrafından sarmak üzere yöneliyordu. Veyla büyüsüyle kendisini korumak için bir kalkan kaldırdığında geç kalıp kalmamasının bir önemi yoktu. Gölge kollarıyla kadını sararken üstüne kapanmış, şimşeğe sırtını dönmüştü. Kadının vücudu, Gölge'nin kucağında olabildiğince küçülürken Gölge bacaklarıyla ve kollarıyla kadının vücudunu sarmıştı. Dizleri yere yaslanırken kulakları uğuldatan bir gürültüyle Gölge'nin vücutlarını korumak için kaldırdığı büyü ve gökyüzünden inen yine kendi büyüsü çarpıştı. Taklit edilmiş büyü, Gölge'nin büyüsünü aştığı sırada Gölge darbeye hazırdı ama bir anda karanlık ve sessizlik hâkim oldu.

Veyla, ellerini başının iki yanından yere yaslamıştı. Hızlı nefes alış verişleri eşliğinde hareketli vücudunun, Gölge'nin koruması altında oluşuna karşı, adamın korunmasız kalması sebebiyle endişeliydi. Gözlerini yoran mor ve mavi ışık aynı anda sönerken gürültü kulaklarından eksilmişti. Gölge yavaşça üst vücudunu doğrulttuğunda, sımsıkı Veyla'ya sarıldığı için kadını da doğrultuyordu. Gözleri sol taraflarına, taklitçinin olduğu yöne doğru döndü. Veyla, karanlığın içerisinde göremiyordu ama Gölge Azrit gözleriyle görebiliyordu. Kadın şaşkın bir şekilde ellerine bakıyordu.

Yeniden başını kaldırdı ve ellerine, hala yeterince uzaklaşmamış olan Gölge ve Veyla'nın büyüsünü çağırdı. Avucunun üstünde mavi ve mor birbirini takip eden halkalar şeklinde dönüp durduktan sonra birbirlerine değdiği gibi hiç var olmamışlar gibi söndü.

Kadın, ikisinin gücünü aynı anda kullanamıyordu. Şaşkınlığına bakılırsa, bu ilk defa yaşadığı bir durumdu. Böylesine bir potansiyele sahip Veyla, Gölge'nin büyüsüne yeniliyordu. Gölge'den önce atıldığı zamanlarda Gölge'nin büyüsünü yendiği anlar vardı, bir araya geldiklerinde hiç var olmamış gibi büyülerinin yok olduğu anlar... Gölge şimdi, iki büyünün aynı anda barınamadığını açıkça görebiliyordu.

Kadın, Gölge'nin azrit yeteneklerini taklit ederek kaçmaya başladığında Gölge peşinden gitse de, Gölge'nin hızını taklit ettiği için, aşıp yetişemeyeceğini bilmesinin yanı sıra, Veyla'yı da bırakmak istemiyordu. Şaşkınlığı hala üstündeyken Veyla'nın vücudunu kollarından tutarak kendisine çevirdi. Veyla'nın kalçası yere yaslanırken bakışlarını karanlıktan alıp adama baktı. Bir süre boyunca ışığın kamaştırdığı gözleri hızla iyileşip karanlığa da alışırken Gölge, nefes nefese "İyi misin?" diye sordu. Aklı çıkmıştı yetişemeyecek diye. Hiç bu kadar hızlı olabildiğini hatırlamıyordu. Azrit hızıyla bile varılamayacak mesafeyi aşıp varmıştı.

Önce sağ dizini yerden kaldırıp ayağını da yere yasladıktan sonra kalkarken beraberinde Veyla'yı da kaldırdı. Gözleri kadının vücudunda gezinirken tekrar "Bir şeyin var mı?" diye sordu. Varsa bile, şimdiye iyileşmiş olurdu ama yine de sorma ihtiyacı hissediyordu.

Veyla yutkunduktan sonra başını onaylar şekilde sallarken "İyiyim." dedi. Adamın kollarından tutup "Sen?" diye sorduktan sonra bir eli omzuna kaydıktan sonra hareketlenip parmak uçlarında yükseldi ve eli adamın sırtına doğru ilerledi. "Büyü sana ulaştı mı?"

Gölge, kadının 'iyiyim' demesinden sonrasıyla ilgilenmediği için bir kolunu beline dolayıp kendisine çekti. Veyla'nın elleri şaşkınlıkla duraksarken adam diğer elini de kadının kolundan çekip beline doladı. Yüzü boynuna gömülüp de derin bir nefes alırken gözlerini kapatışı gibi sımsıkı sarıldı. Veyla bir süre boyunca donakaldı. Kulaklarında adamın endişeli nefes alış verişlerini duyabiliyordu. Azrit vücudu çoktan iyileşmiş olmalıydı ama vücudunun değil, ruhunun hissettiği korku geçmemiş olsa gerek ki, hala nefesleri hızlıydı, Veyla'nın boynunda tenine çarpıyor, kulağına doluyordu. Kadının giydiği topuklu çizmeye rağmen boy farkları sürüyordu. Adam, kollarını sardığı Veyla'nın belinden çekerek kendisine doğru yükseltmişken bir yandan da kadına eğilmişti ve ortada buluşmuş gibilerdi. İkisi de biraz ödün verdiğinde, bir olabiliyorlarmış gibi...

Zamanla Veyla'nın şaşkınlıkla irileşmiş gözleri üstünde kaşları gevşedi. Gözleri de beraberinde kapanırken adamın omzundaki ellerini boynuna doğru kaydırdı ve sarılışına ihtiyaçla eşlik etti. Kollarını sımsıkı boynuna dolarken titrek bir nefes alıp verdi bu andan. Kadının karşılık verişi, Gölge'nin sarılışını mümkünmüş gibi biraz daha sıkılaştırırken aynı anda birbirlerini derin bir nefesle soludular.

Belki de dakikalar geçti. Gölge yüzünü hafifçe kadının boynundan ayırıp "Sana 'git' demiştim." diye fısıldadı. Kızar gibiydi ama vücutları birbirine sarmaş dolaşken öfkeli kalması mümkün değildi. Yine de, tekrar böyle bir an yaşanırsa, kadının gitmesini sağlaması lazımdı. Kadın ardına dönmeden gitmeliydi ki Gölge onu güvende tutabilsin...

Veyla, cevap vereceği sırada, aklına o anlar gelince yeniden huzursuz hisseden Gölge, şimdi kolları arasında olmasının getirdiği hisle kadını boynundan öptükten hemen sonra dudakları teninde kayarak kulağının ardına yol aldı ve Veyla, adamın soluyarak öptüğü bir öpücüğün daha etkisiyle titrer gibi oldu. Adamın dudakları kadının kulaklarına değerken "Gitmeliydin." diye sızlandı.

Veyla, öpücüklerin etkisi altındayken ancak bir süre cevaplayabildi. "Bana ihtiyacın olabilirdi." diye itiraf ettiğinde Gölge, "Güvende olmana ihtiyacım var." dedi. Veyla'nın gözleri hızla aralanırken gökyüzündeki yıldızlar kadar parlıyorlardı. Gölge, yeniden boynuna gömülmeden önce fısıldayarak tekrar etti. "Sadece güvende olmana..."

Veyla'nın kızarık gözleri gökyüzünde gezinirken, duyduğunun etkisiyle bollaşan kolları yeniden sıkılaştı. Saniyeler sonra gözlerini kapatırken başını Gölge'nin başına doğru yaslayarak sarılmaya devam etti. Bir daha ne zaman sarılırlardı, bilmiyordu ama şu an bir şeyleri koy vermişken bu anı son damlasına kadar yaşamak istiyordu.

Bir süre sonra Veyla'nın burnunun ucuna kelebeği konduğunda mest olmuş gözleri aralandı. Dudakları gülümser gibiydi, öfkeyle, kıskançlıkla, hüzünle yorulmuş mimikleri sanki şimdi huzurla dinleniyordu. Kelebekleri önünde kalp şeklini aldığında gözleri irileşirken bir elini adamın boynundan kaldırıp kalbi dağıtmak ister gibi havaya doğru salladığında Gölge'nin de gözleri aralanırken yavaşça yüzünü kadının boynundan çekti. Kadın hareketlenmese, yıllarca daha sarılabilirmiş gibi hissediyordu. Böyle anlara çok nadir sahip oluyorlardı, içerisindeyken yaşamak istiyordu. Bu anın bitip de geçmişi süsleyen bir anıya dönüşmesine cesaret edemiyordu. Kadının yüzünü görebileceği kadar başını geri çektiğinde Veyla da kelebeklerine kızan yüz ifadesini hızla düzeltti ve elini adamın omzuna doğru indirirken adamın hala yakın olan yüzünde mavilerine doğru baktı. Kelebekleri en azından etraflarındaki havayı nispeten aydınlatıyorlardı ama hala karanlığın ortasında gibilerdi. Veyla karanlığı içinde sanırdı, Gölge ile birlikteyken ortasında ama güvende gibi hissediyordu ve bu, ihanet etmek üzere geldiği şehirde onu sevmesinden daha garip değildi.

Gölge bir elini kadının belinden çektikten sonra yanağına getirdi. Yüzünün önüne düşmüş saçlarını kulağının arkasına severek sıkıştırdıktan sonra elini yanağına yerleştirdi ve "Bana kelebek sözü ver, bir daha böyle bir şey yapmayacaksın." dedi.

Veyla iç çektikten sonra "Ben de artık tutamayacağım sözler vermiyorum." dedi.

Gölge, kadını kontrol edememesinin getirdiği endişeli çaresizlikle "Sen orada oldukça, beni hep senden vuracaklar." dediğinde Veyla'nın hisleri yutkunmakla geçmedi. Herkes, zaafından vurulmaz mıydı? Veyla mı yanlış anlıyordu? Kraliçe'si oluşundan mı kaynaklıydı, zaafı mı bilmiyordu ama titrek bir nefesin ardından emin olduğu cevabı verdi, "Ama hep orada olacağım." dedi. 'Zaafın olduğum için değil, zaafım olduğun için.'

Gölge çoktan umuda yakalanmış ama sonuçlarından da endişe edermiş gibi "Neden?" diye sorduğunda Veyla dudağının kenarını kemirdikten sonra hafifçe omuz silkerek kısık sesle olsa da itiraf etti. "Sanırım ben de seni kimseye bırakmam. Bir ben yakarım canını."

Gölge'nin kaşları yavaşça kalkarken dudaklarında şaşkın bir kıvrılış belirdi. Başını yavaşça onaylar şekilde sallarken "Bir sen yakabilirsin canımı." dedi. Sadece sen...

Veyla böyle olmasını sağlasa da sağlamasa da, zaten öyleymiş gibi söylemişti. Nefesleri ve kalpleri gibi bakışları bile titrerken Veyla da yavaşça başını onaylar şekilde salladı. 

Gölge'nin gözleri, Veyla'nın dudaklarına doğru indiğinde Veyla heyecan dalgasıyla birlikte sesini temizledikten sonra yavaşça kollarını çekti. Gölge de yeniden kadının gözlerine bakarken kadının çekilişine müsaade etti. Sarılmaları, bu kadar süre sarmaş dolaş kalmaları bile hayal gibiydi, Gölge'nin hiçbir hayali zaten, daha uzun sürmemişti ama mutlu hissediyordu. Henüz buruk bir mutluluktu ama daha fazlası yolda gibiydi.

Elleri, son ana kadar temas ederek birbirinden eksildi. Kolları alçalırken ellerinin teması sürdü ve son ana kadar parmak uçlarının temasıyla birbirlerinden vazgeçmemişlerdi. En sonunda tenleri birbirinden eksildiğinde, şimdiden özlerlerken Veyla ikisinden biri birbirini çekip öpmesin diye alelade bir konu açıp havadaki elektrikleri dağıtmaya çalıştı.

"Loran pişmiş kelleye dönmüştür şimdi." dedikten sonra kendi kendisine yüzünü buruşturarak bakışlarını kaçırdı ve soluna doğru döndü. Mükemmel bir konu ve cümle sayılmazdı.

Gölge bir elini ensesine götürüp ovuştururken kadını çekip öpme isteğiyle baş etmeye çalışıyordu. Şimdi, koca bir şehirde baş başalardı. Taklitçi kadın yüzünden herkes ölmüştü, Gölge hiç kalp atışı duymuyordu ve his yoğunlukları içerisinde baş başalarken öpme isteğine karşı koymak zordu. Kadın çekilmese, hala sarılıyor olsalar, öpmek üzereydi ama kadın çekilmişti. Veyla, gelecek özellikle de onun için oldukça belirsiz bir yer olduğundan bu karmaşa içerisinde ipi ucunu yakalamayacağı kadar kaçırmamak için çekilmişti. Kendisini Konsey'den kurtarma yolu bulmadan, eğer gerçekten bir mucize oluyorsa ve aralarında bir şeyler başlama ihtimali varsa bile, teslim olamazdı. Henüz, bu ihtimalin varlığına emin olmadan da Konsey'den kurtulmaya çalışma cesareti bulamazdı. Konsey'in, Gölge'yi öldürebilecek bir yolu biliyor olması da şu an Veyla'nın Konsey'le bağını sürdürmek istemesini sağlıyordu. Veyla, Konsey'in askeri oldukça, Gölge'yi öldürmeye karar verdiklerinde emri Veyla'ya vereceklerdi. Veyla ellerinden kayarsa bir an önce bu emri bir başkasına verebilirlerdi ve Veyla riske atamıyordu. Bir eli göğsüyle boynu arasında huzursuzca dolanırken dudağının kenarını kemiriyordu. Ayaklarında zincirlerini sürükleyerek taşımasa, ilk yapacağı şey Gölge'yi öpmek olurdu. Adam bugün nasıl da çekip öpmüştü. Öyle yaptığında, Veyla'nın da karar verme şansı elinden gidiyordu ve özgürce teslim olabiliyordu. Adamın gözleri kadının dudaklarına indiğinde Veyla'nın telaş sahibi olma sebebi de buydu. Adam tekrar öperse, Veyla yine teslim olacaktı.

Gölge, "O kadın bir şeyler zırvaladı." dediğinde Veyla ileriye bakmaya devam ederek "Bana da." dedi. Bir de bakmıştı ki gizlemeden anlatıyordu. Ne kadarının ucu Konsey'e, Konsey ile Veyla arasındaki anlaşmaya, kopmaz zincirlere bağlıydı bilmiyordu ama gizlemek istememişti. "Karanlık, denilen biri için çalışıyormuş. Dalga da geçmiş olabilir ama yakında onları görmeye ve duymaya başlayacakmışım. Demek ki her kim ya da kimlerse yakında ortaya çıkacaklar. Ve, bir şey için beni seçmişler."

Gölge elini ensesinden çekerken yeniden Veyla'ya döndü. Konuşmaya başladığında Veyla da ona doğru baktığı gibi iç çekti. Adamın saçının önleri dağınık bir şekilde alnının iki yanından dökülürken, yüzüne karmaşık duygular hâkim olsa da gözleri yeniden bu duyduğuna endişeli bakarken öyle güzel görünüyordu ki...

Gölge de hiçbir duyduğunu gizlemedi. "Bizi öldürmeyeceğini söyledi. Bir gün her şeyi öğrenecekmişiz ama o gün, onların tarafında olacakmışız. Yakında güçlerimiz birleşecekmiş."

Veyla da vücudunu Gölge'den yana çevirirken gözleri kısıldı. "Güçlerimiz birleşecek derken?"

Gölge, ruh evliliği ihtimalini düşündü. Bir Doğa yerinde, birbirine âşık iki Xalia'nın, ruhları gibi bedenleriyle de bağlanmak istemesiyle gerçekleşirdi. Bağ üç aşamada kurulurdu ve aşamalar tamamlandığında, mutlak ve sonsuz bir bağ ile evlilik tamamlanırdı. Birinin canı yandığında, diğeri de hissederdi ve biri ölürse, diğeri tek bir damla kan dahi akıtmadan onunla ölürdü. Bu, oldukça nadir, çoğunlukla Xalialara kıyasla sevgiye daha açık olan Terraların arasına olurdu. Sevginin bile yetmediği bir evlilikti çünkü biri öldüğünde diğerinin de ölmek isteyeceği kadar âşık olmak gerekirdi. Ruh, evliliğin neden ve sonuçlarını tamamıyla göze almadan, Doğa bu bağı kurmazdı. Terralar törenle gerçekleştirir, uğruna yeminler, sözler ederdi ama işin aslı, bu bağ için tek gereken niyetti. Şartlar sağlandığında niyet mevcutsa, bağ kurulurdu. Herhangi bir söze hatta bakışa dahi ihtiyaç duyulmazdı. Veyla'nın kendisine karşı ne hissettiğini bile bilmezken kadının, 'yakında' güçlerinin birleşeceği kadar bu denli ya da herhangi bir seviyede âşık olabileceğini sanmadı ama kendisi, o öldüğünde ölmek ister gibi hissediyordu. O ölmesin diye ölebilecekmiş ve o ölürse yaşamak istemiyormuş gibi...

Gölge, "Birbirimizle savaşmamamız olabilir." diye daha ihtimalli bir seçenekten bahsetti. Gölge zaten artık ne kadınla, ne de ona olan duygularıyla savaşmıyordu ama Veyla'dan emin değildi. Veyla bazen her zerresiyle nefret ediyormuş gibi davranıyor, bazen de teslim olmasına saniyeler varmış gibi yumuşak yaklaşıyordu.

Veyla, "Cevapsız sorulardan nefret ediyorum." diye sızlanırken şehrin dışında, voltriderlarının olduğu yöne doğru dönüp ilerlemeye başladı. "Şerefsiz kadın köprüleri de yıkmış." derken büyüsünü yönlendirerek yollarının üstünde olanları tamir etmeye başladı. Gölge kadının ardından gelirken Veyla, "Ben de fena değilim." diye düşmüş özgüvenini toparlamaya çalışıyordu. Başka birinin, onun büyüsüyle neler yapabildiğini görünce kendisini güçsüz hissetmişti.

Gölge, "Üstünde çalışırız." dedi. Veyla, zaman zaman büyüsünü kontrol edemeyebiliyordu ve böylesine bir potansiyel taşıyorsa, kontrolsüz bir patlamada gerçekten kıyameti getirebilirdi. Üstelik, taklitçi kadın potansiyele kadar ulaşmadan Gölge saldırarak ilgisini çektiği için durmuştu. Daha ne kadar gelişebileceği tahmin bile edilemezdi. Bu konuda Baş Terra ile de görüşecekti. Veyla'nın büyüsünü kontrol edebilmesi için korunaklı alanlarda üstünde çalışmaları gerekiyordu.

Veyla, "Düşmanının güç kazanması için yardımcı mı olacaksın?" diye sorduğunda Gölge, "İhtiyacım olur diye beni bırakıp gitmeyen bir düşman." dedi.

Veyla göz ucuyla Gölge'ye baktıktan sonra cevap bulamadığı için sessiz kaldı ve yeniden önüne döndü. Köprüleri tamir etse de yol çok uzundu. Gölge onu kucağına alabilir ve Azrit hızıyla gidebilirlerdi ama bir şey denemek istedi. Duraksadığında ve parmak uçlarında yükselerek büyüsüyle kendisini kaldırmak istediğinde Gölge de kadının ne yaptığına bakarak yanında durmuştu. Veyla büyüsünün kendisini kaldırdığını hayal ederek havaya zıpladıktan sonra havaya kalkan tek şey ayakları yeniden zemine çarptığında yükselen toz, toprak olmuştu. Veyla'nın kaşları çatılırken tekrar denedi ama bir şey değişmedi.

Veyla inatla tekrar denediğinde ayakları yeniden yeri bulmamıştı ama onu havada tutan büyüsü değildi. Gölge Veyla'yı kucağına aldıktan sonra Veyla'nın kolları adamın boynuna dolanırken ters bir şekilde baktı. Gölge, kadının belinin ve bacaklarının ardından kucağında taşırken "Al bak, uçtun." dedi. Veyla nefesini üflerken Gölge "Nixsus'ta sabaha kadar denersin güzelim," dedi. "Şimdi siktirip gidelim artık buradan."

Veyla, yeni hatırladığı detayla "Bu gece çalışalım mı?" diye sordu. Adamın başka kadınlara dokunmasını istemiyordu. "Sabaha kadar?"

Gölge'nin hareketlenmek üzere olduğu için ileriye bakan gözleri Veyla'ya dönerken dudakları yamuk bir şekilde kıvrıldı ve "Ben bu gece müsait değilim." dedi.

Veyla'nın çenesi kasılırken kaşları kalkıp indi ve "Tek başıma çalışırsam şehrini havaya uçurabilirim." dedikten sonra etrafı gösterdi. Şehir yerle bir olmuştu. Omuz silktikten sonra bakışlarını kaçırdı ve "Sen bilirsin," dedi. "Senin şehrin, senin halkın."

Gölge, "Dedi Kraliçe." diye artık onun da şehri ve halkı olduğunu hatırlattığında Veyla memnuniyetsiz bir şekilde etrafı izleyerek sessiz kaldı.

Gölge sırıtışında alt dudağını ısırarak kadını izledikten sonra "Kabul et, kurtul." dedi.

Veyla sinirle inleyip tekrar Gölge'ye bakarken "Seni kıskanmıyorum." dedi.

Gölge keyifle "Hah." dedi. "Konu büyün üzerinde çalışmakken aklına neden hemen kıskançlıktan bahsettiğim geliyor?"

Veyla yakalanmasının getirdiği sinirle "Gidebilir miyiz artık?" diye sordu. "Gece de ne yapıyorsan yap, ben de yatıp uyuyacağım."

Gölge, "Sessiz olmaya çalışırım." dediğinde Veyla'nın gözleri büyüyle ışıldarken sesi derinlerden gelmeye başladı. "Potansiyelime ulaşmama çok az kaldı," diye uyardı. "Gidelim artık."

Veyla yeniden önüne doğru bakarken sinirle nefes alıp veriyor, dudağını kemiriyordu. Gölge, "Bir ay bile sürmeyecek." dediğinde Veyla kollarını Gölge'den çekip "Ben yürüyerek geleceğim, indir." dediği gibi Gölge hareketlendiği için Veyla da yeniden adamın boynuna sarılmak zorunda kaldı. Yüzünü boynuna gömdü ve Gölge yüzünden öfkelense de adamın teninde sakinleşti.

Voltridera vardıklarında Gölge Veyla'yı yavaşça indirdi. Veyla bakışlarını kasti bir şekilde kaçırıyordu. Gölge kadının kapısını açtığında Veyla "Ben süreceğim." diyerek diğer kapıya yöneldi. Gölge gözlerini devirdikten sonra açtığı kapıdan bindi. Veyla da pilot kapısından bindikten sonra tuşa bastı ve emniyet kemeri bağlanırken voltrider çalışmaya başladı. Gölge engel olamadığı umudunun getirdiği keyifle ileriye bakarken göz ucuyla gördüğü şeyle ilgisi dağıldı. Gözleri, camın önündeki çıkıntıda duran bir cihaza döndü. Gözleri kısılırken koltukta doğrulup cihazı eline aldıktan sonra kendisine çevirdi. Bir video kaydı vardı. Kayıtta, şu an ölmüş olan Kral Loran görünüyordu.

Veyla sürmeye başlayacağı sırada Gölge "Bir dakika." diyerek kadının kolundan tuttu. Veyla, Gölge'nin açacağı herhangi bir konu hakkında konuşmak istemeyecek kadar öfkeli olduğu için ters bir şekilde "Ne var yine?" diye sordu.

Gölge, elini kadının kolundan eline doğru kaydırıp kendi oturduğu koltuğa doğru eğilmesi için çekerken "Şuna bak." dedi ve diğer elinin başparmağıyla ekrana basıp kaydı başlattı.

Veyla'nın kaşları da gevşerken Gölge'nin birlikte izlemeleri için önlerinde kaldırdığı cihaza bakarken başı adamın omzuna yaslanır gibi oldu. Loran'ın gri gözleri endişeyle kameraya bakıyordu. Şehrinin her kısmından anlaşıldığı üzere, bir taş bükücüydü. Etrafına kargaşa hâkimdi, taş bir duvarın önünde, cihazı tutarak kaydı başlatmıştı.

"Beni öldürecekler. Hepimizi öldürecekler! Hepimiz karanlığa gömüleceğiz. Sizi kullanacaklar! Sizin gücünüzle bunu yapacaklar... Hatırlamak zorundasınız. Size defalarca kez unutturduklarını tekrar hatırlamak zorundasınız. Birbirinizi hatırlamak zorundasınız!"

İkisi de çatılmakla kalkmak arasında şaşkın bir yerde kalmış kaşları eşliğinde bakarken bir anlığına gözleri birbirine doğru döndükten sonra tekrar kayda baktılar. Her nerdeyse, arka plandaki gürültü artarken Loran'ın gözleri korkuyla bir yöne döndü. Cihazı birine doğru uzatırken "Hemen götür!" diye bağırdı ve cihazın kamera açısı eğilirken bağırmaya devam ediyordu.

"Yıllar önce tanıştınız, hatırlayın ve bir daha unutturmalarına izin vermeyin!"

Gürültü eşliğinde kayıt sonlandığında ekran karardı ve geriye, ekrana bakan Gölge ve Veyla'nın yansımaları kaldı. Bir süre sonra yavaşça birbirlerine döndüler. Gözleri kısılırken anlam arayarak baktılar.

Gölge "İkimizden bahsediyor." dediğinde Veyla yavaşça başını onaylar şekilde salladı. Gölge de 'hatırlayamadığım bir adam var' demişti, geçmişinde unuttuğu, bilmediği detaylar vardı. Veyla da geçmişini, geçmişindeki kişileri ve paylaştıkları anıları yeni yeni hatırlıyordu.

Veyla "Daha önceden beridir tanıştığımızı söylüyor." derken, bu her şeyi açıklardı. Adamdan her zerresiyle nefret ettiği zamanlarda bile adama sığınmışlığı vardı. Nixsus'a ilk geldiği zamanlarda bile kâbusundan uyanıp da adamın boynunda sakinleşmişti. Elbette, güvenilir olmayan bir bilgi olabilirdi ama Veyla da öyle hissediyordu. Bu, her şeye rağmen adamı sevişini de açıklamaz mıydı? Nixsus'a geldiği zamanda zihninde ona dair birçok anı vardı ama hiçbiri iyi değillerdi ki... Gölge'nin bir canavar oluşuna şahit olduğu anılar ya da görüntülerdi. Veyla bu adamı tanıdıkça, o anı ve görüntülere inanamıyordu ama Gölge de geçmişinde canavar olduğunu kabul ediyordu, belki de gerçek anı ve görüntülerdi. Veyla, adamın elinden çıkan büyünün kaç çocuğu ve şehri yıkıp geçtiğini görmüştü. Gözleri adamın tableti tutan sağ eline doğru kaydı ve avucunu kaplayan siyah gül dövmesine baktı. Gözleri dövmede kalakaldı. Bazı anılarında adamın dövmesi sağ elinde olmuyordu...

Titrek bir nefesle sırtını koltuğa yaslayarak yerine dönüp ileri baktı. İçlerinde gerçek olmayan, sonradan yerleştirilen anılar vardı...

Gölge hala Veyla'ya bakıyordu. Dudakları hafifçe aralık, gözleri kısılmıştı. Dilini dudağının kenarında gezdirerek düşünüyordu. Hayatında daha önce görmediği bir adamın bıraktığı kayıta tamamen güvendiği yoktu ama... Konsey'den kurtulduktan sonra geçmişinin detaylarını hatırlar olmuştu. Hala anımsayamadığı şeyler, karıştırdığı detaylar vardı. Zihninde bazı şeyler oldukça havadaydı ve bazı anıları farklı şekillerde hatırlıyordu. Çocukluğunda nasıl göründüğünü bile hatırlamıyordu. Gerçekten Veyla'yla da daha önce tanışmış ve unutmuş olabilir miydi? Ama ne ara tanışacaktı ki? Konsey'den kurtulmadan önceki yılları onlarla geçmişti.

Veyla, "Sence?" diye sorduğunda gözlerini Gölge'ye çevirmişti. Gölge, 'bilemiyorum' der gibi dudağını sağ kenarına kıvırıp düzelttikten sonra "Olabilir," dedi. "Belki de geçmişimizdeki bize ait o küçük yerde, birbirimizi de saklıyoruzdur."

Veyla, bu ihtimale heyecanlanarak "Belki de." dedi ama ne kadar ihtimalliydi, bilmiyordu. Ömrü önce babasının hapsinde, sonra da Konsey'in karanlığında geçmişti. Loran'ın iddiası, 'defalarca kez' unutturduklarıydı. Bu da Veylaların birbirlerini defalarca kez tekrar hatırladıkları anlamına gelirdi.

Veyla, "Ne yapacağız?" diye sorduktan sonra sesini temizleyip "Yani, tabii doğru olup olmadığını bilmiyoruz." diye ekledi.

Gölge, "Öğreneceğiz." dedi. Her şeyiyle Veyla'ya çekiliyordu, bunun açıklaması aşktı ama bunca şeye rağmen âşık olduysa, bunun da açıklaması olmalıydı. Ruhunun bir bildiği olmalıydı. Hızla daha önce konuştukları konuyu hatırladı. Ruh hatırlardı. Belki de ruhu kadını hatırlamıştı.

"Ve öyleyse, tekrar hatırlayacağız."

42

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!