49/64 · %75

🔮 49 ⚡ Ölüm Çiçeği

60 dk okuma11.880 kelime28 Kasım 2025

4. KISIM  KRAL VE KRALİÇE

🔮 49 ⚡ ÖLÜM ÇİÇEĞİ

**

"Ya da vazgeçtim. Gönder, yarın gelsin."

"Gölge, günlerdir kadını getirtip geri gönderiyorum. İstersen yarın değil, senin emin olduğun bir gün gelsin."

Gölge kızmak istedi ama hak verdi. Valdris duygu büyücüsünü bulmasına bulmuştu ama Gölge cesaret edene kadar günler geçip duruyordu. Sadece duygularından değil, Veyla'dan da kaçıyordu. Günlerdir kadınla karşılaşmamak için her şeyi yapıyordu. Sanki kadınla biraz daha yan yana dursa, o gözlerine baksa, sesini işitse ve tenini solusa, duygu büyücüsüne gerek kalmaksızın aşkından emin olur diye korkuyordu.

Gölge sıkkın bir nefesin ardından eliyle 'gelsin' der gibi işaret verdiğinde Valdris 'hadi bakalım' diye düşünerek kapıya yöneldi. Bir yanı, şimdi büyücüyü içeri alsa bile yine vazgeçip geri yollayacağını düşünüyordu.

Valdris kadını çağırırken Gölge gerginliği yüzünden hareketsiz duramıyordu. Oturduğu tahtında sağ bacağını şiddetli bir ritimle salladıktan sonra yetinmeyip kalktı ve camıyla tahtı arasında volta atarken ensesini ovuşturup durdu. Bilmediği bir şeyi öğreneceği için değil, bugünden itibaren gerçeklerden kaçamayacağı için endişe ediyordu.

Valdris, "Kral seni bekliyor." dediği sırada odasından çıkan Veyla'yla göz göze geldi. Veyla, rengârenk saçları olan bir Xalia'nın Gölge'nin odasına ilerlemesini çatık kaşlar ve bulutlu gözler ile izlerken eli kapıda kalakalmıştı. Savaşçılar, büyücü kadının ardından Kral kapısını kapatınca Veyla'nın gözlerinin önüne Valdris geçti.

"Kraliçe'm?"

Valdris reverans yapar gibi eğildi. Veyla elini kapıdan anca çekti. Ters bir şekilde "Kendine eğlenecek başka şey bul." derken gözleri Valdris'in yanından tekrar Kral odasına doğru baktı. Valdris, bir şekilde Veyla'nın da Kral'ın odasına gidip duygu büyücüsü ile hislerini keşfetmesini sağlamak isterdi. Ve tüm bunlar olurken, Kral ve Kraliçe yan yana olmalıydı ki birbirlerine acı çektirmek yerine gerçeklerle yüzleşmeliydiler. Gölge Kral, izin verecek olsa şansını denerdi de. Gölge yıllardır dostu, Veyla ise artık dostuydu. Üzülmeleri hoşuna gitmiyordu. Üstelik, birbirlerinden habersiz birbirleri için üzülüyorlardı.

"Alay etmiyorum. Hepimizin Kraliçe'sisin artık. Kral'ın bile."

Veyla, gözlerini Valdris'e çevirirken sinirli bir şekilde güldü. "Kral'ın hayatında hiçbir şey değişmemiş gibi görünüyor."

Valdris hafifçe yüzünü buruşturup ensesini ovuştururken "Sandığın gibi değil..." dediği sırada koridora dönen Ash, bakışlarını hızla Veyla'dan alıp Gölge'nin odasına yöneldi. Henüz Veyla'nın artık bir Kraliçe olduğu gerçeği ile yüzleşmeye hazır değildi. Veyla isterik bir sırıtış eşliğinde, "Kral'ın kapısında kuyruk var resmen." diye alay etti ama sırıtışı hızla silindi ve yutkunmakta güçlük çekti. Gözleri kızarmak istiyordu, Veyla öfkesiyle söndürmeye çalışıyordu. Ash, kapıdan girmek istediğinde kapıdaki savaşçılardan biri, "Kral, müsait değil." dedi. Diğeri ise, "Rahatsız edilmemek istediğini özellikle belirtti." dediğinde Veyla titrek bir nefes aldı ve burada durmaya daha fazla dayanamadığı için merdivenlere yöneldi. Bir de etrafındaki aptallar, bu adam için 'âşık oluyor' bile değil, 'âşık oldu' diyorlardı. Gölge kendi ağzıyla bir gün âşık olursa başka kimseye dokunmayacağını söylemişti. Şimdi içeride o beraberinde zevk ve heyecan taşıyan elleri, başka kadının teninde gezinecekti.

Valdris de Veyla'nın ardından giderken, "Önemli bir görüşmesi var. Başka bir şey değil." diye açıklamaya çalıştı. Veyla'nın adımları zemini delip geçmek ister gibiydi. İlerledikçe koridorlardaki ışığın renginin mor olmasını sağlıyor, etrafında vücudunda tutmakta zorlandığı büyüsünün sıcak dalgaları dolaşıyordu. Bu sebeple Valdris biraz uzağında kalsa da peşinden gitmeye devam ediyordu.

"Özel bir görüşme olduğu için rahatsız edilmek istemedi. Yoksa..."

Veyla "Özel olduğunu anladım canım zaten." derken giriş katına indikleri için okyanusa bakan terasa yöneldi. Valdris kendisine bir küfür mırıldandıktan sonra "Ama öyle özel değil." diyerek toparlamaya çalıştı. "Aralarında bir şey geçmeyecek."

Terasa çıktıklarında Veyla ters bir şekilde Valdris'e bakarken "Şu an yanlarında mısın?" diye sordu. Valdris peşinden ne geleceğini tahmin ettiği için sıkkın yavaşça başını onaylamaz bir şekilde salladı. Veyla sesini yükselterek "O zaman nereden biliyorsun?" diye sorduktan sonra önüne döndü ve terası çevreleyen yarım duvarlara vardı. Oturup soluna doğru döndükten sonra bacaklarını da çekip bağdaş kurdu ve omuzları hızla çökerken ciğerindeki tüm nefesi üfleyerek başını eğdi. Valdris de kadının yanına otururken bacaklarını terasın içine doğru uzattı ve üst vücudunu kadına çevirdi. "Çünkü ne yapacaklarını biliyorum."

Veyla başını kaldırıp "Ne yapacaklar?" diye sordu. Hala ters bir tavra sahipti ama umutla sorması, sesindeki burukluğu da açığa çıkarmıştı.

Valdris tedirgin bir şekilde sırıttıktan sonra üfleyip "İşte, onu söyleyemem." dedi.

Veyla gözlerini devirerek okyanusa kaçırdı. Sorduğu sırada umutla yükselmiş olan omuzları yeniden çöktü. Bacağının üstüne yasladığı ellerinde parmakları birbirine eziyet verirken "Bana isimleri bile yasaklıyor, kendisi hayatına kaldığı yerden devam ediyor." diye sızlandı.

Valdris, "Bu kadar kıskanıyorsan niye hesap sormuyorsun?" diye sorduğu gibi Veyla'nın kalbi kulağında atarken gözleri ona döndü. Bu kadar belli mi ediyordu? Valdris'i artık bir dost gibi gördüğü ve şu anda gardını çekmekte de zorlandığı için çok açık vermiş olmalıydı. Başını iki yana sallarken "Niye kıskanayım ki?" diye sorup kaşlarını kaldırdı. "Kıskanmakla ne ilgisi var? Adaletsizliğine öfkeleniyorum sadece."

Valdris sırıtarak başını sallayıp "Her ne ise." dedi ve 'kıskançlık' olduğunu kabul etmesi için ısrar etmedi. "İstemezsen, müsaade etmezsin. O nasıl müdahale ediyorsa, sen de edebilirsin. O Kral, sen de Kraliçe'sin."

Veyla, "Umurumda değil." dediğinde Valdris 'yapma' der gibi bakarak güldü. "Önceden daha iyi bir yalancıydın."

Veyla, daha yüksek sesle "Umurumda değil!" dediğinde, terasa yeni giren Erya onlara yakınlaşırken "Yalan söylüyor." dedi. Veyla üfleyerek Erya'ya bakarken "Hah, sinir bozucu sevgilisi de geldi. Nereden anlamış olabilirsin yalan söylediğimi?" diye direndiğinde Erya, Veyla'nın ardındaki kelebeklerini gösterdi. "Ben değil, onlar söylüyor."

Veyla hızla ardına döndüğünde kelebekleri çarpı şeklini aldıkları halden dağılıp Veyla'dan uzağa doğru uçuşmaya başladılar. Veyla dişleri arasından "Sizden nefret ediyorum." dediğinde, Erya Valdris'in bacaklarına doğru oturup bir kolunu sevgilisine sararken, diğer elini Veyla'nın elinin üstüne koymak üzere eğildi.

Veyla, Eryalara dönerken elini çekip "Sizden de öyle." dediğinde Valdris gülerek Gölge'nin odasının olduğu tarafı gösterdi. "Peki, ondan?"

"En çok da ondan!" derken şüpheye yer bırakmayacak kadar öfkeliydi sesi. Şu anda her zerresiyle adamdan nefret ettiği gerçekti. Sadece... Böyle hissetmesinin, yine her zerresinin adama karşı duyduğu hislerle dolu olmasından kaynaklandığını da biliyordu.

Valdris, "İnan bana, sandığın gibi bir şey yok." derken bir yandan da Erya'ya sarılıyordu. Veyla, Erya'nın da kucağında Valdris'e tamamıyla dönüp sarılmasına baktı. Elleri birbirlerinin vücudunda dolaşırken yüzlerinde iç ısıtan bir gülümseme vardı. Gözleri yükselmeye başlayan bir şehvet ve her zaman, her anlarına eşlik eden bir sevgiyle bakıyordu. Valdris'in burnu, Erya'nın saçlarında, boynunda geziniyor, zaman zaman öpücükler bırakıyordu. Erya ise teslim olur gibi gözlerini kapatmış, hafifçe kıkırdıyordu. Veyla bir süre izledikten sonra iç çekerek bakışlarını onlardan aldı. Sevgi, böyle görünüyor olmalıydı.

Veyla, Gölge'nin odasına doğru baktı. Gölge'yi, büyücü kadına dönük bir şekilde camın ardında gördüğünde bir süredir parçalarını göğsünde bir tutmaya çalıştığı kalbinin her bir kırığı sızladı. Gölge'nin yüz ifadesi görünmüyordu. Kadın yaklaştı ve elini Gölge'nin kalbine yasladı. Gülümseyerek bir şeyler söyledi ve Gölge, ne çekildi ne de kadının elini itti. Sanki etkilenerek donmuş gibiydi. Veyla'nın gözleri dolarken yüzü hafifçe buruşmaya başladı. O, bir Gölge'nin kendisine dokunmasına izin verirken, Gölge'ye ise bir o özgürce dokunamıyordu.

"Kraliçe yeni kurallar koyar, demiştin. Ne oldu, gücün yetmedi mi?"

Veyla gözlerini okyanusa kaçırıp hızla gözlerindeki ıslaklığı silerken Ash'e dönmeden önce sesini temizledi. O sıra Erya, Valdris'in kucağında Ash'e doğru döndükten sonra gerilim yükseleceğini fark ederek kalktı ve onlara doğru yaklaşan Ash ile Veyla'nın arasına geçerek, elini uzattı. "Ash, bence artık konuşmalarına dikkat et." diye uyardı.

Ash, Erya'nın ona doğru uzattığı elini ittikten sonra Veyla'ya yaklaşmaya devam etti. Valdris de Ash tarafından itilen sevgilisini kendisine çekti ve Ash'e, "Hem konuşmalarına, hem de hareketlerine." diye ekledi ama Ash, sadece Veyla ile ilgileniyordu.

Veyla derin bir nefes alarak oturduğu yerden kalkarak Ash'e döndü ve aralarında kalan son adımları da bizzat kapattı. Ash'in azrit olmasından kaynaklı boy farklı vardı ama Veyla'nın topuklu ayakkabısı sayesinde buruna dikildiklerinde Ash kaşlarını kaldırdı. Dudakları alayla bükülüp de yüzü buruşurken "Ha Kraliçe?" diye sordu. Baştan aşağı, 'Kraliçe'liğini reddediyorum' der gibi küçümsüyordu.

"Ash, ölmek istiyorsan git kalbine bir azurit hançeri sapla. Ben canını daha fazla yakarım."

Ash, "Gözyaşlarını sildikten sonra mı?" dediğinde Veyla'nın yaşlarını silse de kızarıklığının onu ele verdiği gözleri bu sefer büyüyle ışıldamaya başladı. Vücutlarını saran hava dalgalar halinde mor bir rüzgâr oluşturmaya başlarken Veyla'nın sesi de büyüsünün derinliklerinden gelmeye başladı. "Siktir git karşımdan, yoksa ilk icraatim seni bizzat idam etmek olur."

"Gölge, buna müsaade eder mi sanıyorsun?"

Veyla, isterik sırıtışında alt dudağını ısırdıktan sonra "Bugüne kadar ne yaparken Gölge'den onay beklediğimi gördün?" diye sordu.

Ash, kaşlarını imayla kaldırıp indirirken "Birbirinizin üstünde hükmünüzün olmadığı belli." dedi. Veyla öfkeyle dilini çiğnediği bir sürenin ardından "Eğer ben istersem, o kapının önünden dişi sinek bile geçemez." dediğinde Ash kahkaha attı. "Lütfen, dene. Belki o zaman Gölge, Valdris'e mıntıka mıntıka kadın aratmaz."

Veyla'nın gözleri Valdris'e döndü. Valdris kolunu Erya'nın belinden çekip Veylalara yakınlaşırken Ash'e "Bilmediğin konularda konuşma." dedikten sonra teras kapısını gösterdi. "Baş savaşçı olarak emrediyorum, çık buradan."

Ash, "Baş savaşçıya saygım var elbette, giderim." derken sinir bozucu bir gülümsemeye sahipti. Gözlerini Veyla'ya dikmiş, bakışları ona saygı duymadığını her saniye belirtiyordu. "Ben sadece Veyla'yı haberdar etmeye geldim. Kraliçe, lafta olunmaz. Başta Kral bile senin Kraliçeliğini kabul etmiyor, halk hiç etmez. O yüzden bana karşı bir zafer kazandığını düşünme. Önceden Kral'ın odasına girip çıkanları 'kelebek' olarak izliyordun, şimdi de Kraliçe olarak izleyeceksin. Tek fark bu. Buradaki çöpün bile Gölge'nin gözünde senden çok değeri var. Yerde çöp görse tekmelemez ama senin canını yakıp duruyor. Zaten günlerdir özellikle aynı kadını çağırdığına göre Kral, Kraliçe seçiminde acele ettiği için pişman olmalı. Belki de yakında bu evliliği bozar."

Veyla'nın gözleri yeniden açıklama bekler gibi Valdris'e döndü. Valdris, Veyla'nın bakışlarına karşı sıkkın bir nefes aldıktan sonra Ash'e dönüp "Ash!" diye bağırdı. "Git gide buradaki saygınlığını kaybediyorsun. Savaşçılar halk için vardır, düzen için vardır. Sen sadece kaos yaratıp duruyorsun. Ne Nixsus, ne halk, ne de biz dostların. Tek önemsediğin Gölge, farkında mısın?"

Ash, üfledikten sonra "Dost mu?" dedikten sonra Veyla'yı gösterdi. "Siz 'dost' diye bu canavarı seçtiğinizden beridir, ben sizin hiçbir şeyiniz değilim."

Veyla 'canavar değilim!' diye bağırmak istedi. Çünkü Gölge öyle söylemişti. Veyla, canavar değildi...

Erya, "Bir seçim yapmamıştık!" diye bağırdığında Ash de "Ben yaptım ama!" diye yükseldi.

Veyla, duyduklarını hazmetme çabası içerisinde sadece donuk gözlerle tartışmalarını izliyordu. Gözleri, Gölge'nin odasına doğru yükselmek istiyor ama görebileceklerinden korkuyordu. O kadını önceki günlerde de malikânede görmüştü ama Gölge için geldiğini bilmiyordu, ancak bugün Gölge'nin kapısında karşılaşmıştı. Gölge de günlerdir ortalıklarda görünmüyordu, şimdi sebebi belli olmuştu. 'Buradaki çöpün bile Gölge'nin gözünde senden çok değeri var. Yerde çöp görse tekmelemez ama senin canını yakıp duruyor.'

Veyla, tartışmaları kulaklarına bir uğultu gibi gelmeye başlayan Ashlerin yanından geçip gitmek istedi. Ash kolundan tutup kendisine çevirdiği gibi kolunu kurtarıp birkaç adım gerilerken Ash "Sakın kazandın sanma. Aksine her şeyi kaybettin! Yıldat'a bile sahip değilsin, artık geceleri benim kapıma geliyor." dediğinde niyeti Veyla'yı üzmekse, kendisini daha fazla yormasına gerek yoktu. Yanı sıra, Yıldat'ın kiminle sevişmek istediği Veyla'nın umurunda değildi.

Veyla öfkesini çağıramayıp hüznüyle nefes aldıkça büyüsü dahi, sarılmaya muhtaç bir şekilde ortaya çıkmak için güç bekliyordu. Ash ise yakaladığı boşlukta durmadan saldırıyordu. Gölge'nin, ne zamandır kendisine dokunmamasına rağmen, günlerdir başka bir kadını odasına çağırmasına karşı öfkeliydi ve acısını Veyla'dan çıkartıyordu. "Ne oldu? Şaşırmamış gibi görünüyorsun. Sen de haklısın. Ne de olsa Karanir kardeşler, aynı kadını paylaşmayı seviyor."

Valdris "Ash!" diye bağırıp kadını kolundan tutarak çektiğinde Veyla'nın yüzünde yavaş bir sırıtış oluştu. Göğsündeki sızı, müthiş bir öfkeye zemin hazırlarken dili dişlerinde geziniyordu. Valdris, Ash'i teras kapısına doğru sürüklerken ikisinin de vücutları mor büyüyle duraksadı. Erya, elleriyle yüzünü ovuştururken Veyla'yı durdurmaya çalışmadı. Hem başaramayacağını biliyordu, hem de Ash sınırı çok aşmıştı. Artık hiçbir şey eskisi gibi de değildi. Karşısında Kraliçe vardı ama Ash bunu kabul etmiyordu.

Veyla, Valdris'in Ash'i bırakmasını sağladıktan sonra acıyla gözleri irileşmiş Ash'in vücudunu, aralarında kaldırdığı eliyle büyüsünü yönlendirerek kendisine çekti. Ash, havada süzülerek Veyla'ya yakınlaşırken gittikçe teni kızarıyor, kaskatı kesilen vücudunda dudaklarından nefes alamadığına dair boğuk iniltiler çıkıyordu.

Ash'in mor büyünün dört tarafından sarmaşık gibi sardığı vücudu Veyla'nın karşısına vardığında yavaşça alçalmaya başladı. Dizleri kırılarak yere yaslanırken Veyla, önünde diz çöktürdüğü Ash'e doğru başını eğdi.

"Ben gücümü..." derken avucunu yukarıya doğru çevirerek eline baktı. Parmakları arasında dalgalar halinde yükselen büyüsüne sinir krizi içerisinde olduğunu bir hayli gösteren sırıtışı eşliğinde baktı. "... her zaman kendimden aldım." dedikten sonra elini, Ash'in başının etrafında, oldukça yavaş hareketler ile gezdirdi. Veyla, adeta eliyle büyüsünü yoğurur gibi oynadıkça Ash'in dudaklarından çıkan iniltiler yükseliyordu. Veyla, kadının dudaklarının çözülmesine izin verse, çığlıkları duyulurdu ama Veyla kulaklarının rahatsız olmasını tercih etmiyordu.

"Sana ya da herhangi birine önümde diz çöktürmek için ne Gölge'ye ne de Krallığına ihtiyacım var. Buradaki varlığım, Kraliçe olmak değil." dedikten sonra elini Ash'in çenesinin altına getirdi ama temas etmedi, yakınlarında tuttu. Kadının acı çeken yüzünü büyüsünü yönlendirerek kendisine doğru kaldırırken isterik bir şekilde güldü. Gözlerini irileştirerek kaşlarını kaldırıp yeniden indirirken "Ama öyleyim." dedi.

Veylaların vücudunu çevreleyen büyü dalgalanmaları git gide daha büyük bir alanı kapladığı için Valdris ve Erya da geriye doğru adımlıyordu. Veyla, gözlerinden kanlar akan Ash'i büyüsüyle boynundan yakalayıp hafifçe yukarı doğru çektiğinde Ash başı yukarıya bakar halde havalanırken kolları ve ayakları sürüklenir gibi aşağı sarkmıştı. Veyla, Ash'in yakınlaşan yüzüne doğru şüpheye yer bırakmayacak şekilde açıkladı. "Kral'ının da, senin de Kraliçe'nim. Ve bir şeyi yapmak istersem, yaparım. Birinizin yapmasını istersem de, yaptırırım. Bunu ya canını vererek öğreneceksin, ya da bana boyun eğerek."

**

Duygu büyücüsü Gölge'nin odasına girerken Gölge de kapanan kapıya doğru baktı. Ardında bir yerlerde Veyla'nın olduğunu anlamıştı. Hem Valdris seslenmişti, hem de Gölge kokusu almıştı ama göremedi. Kapanan kapıdan gözlerini iç çekerek aldıktan sonra kendisine yaklaşan duygu büyücüsüne baktı. Kadın karşısına vardığında saygıyla eğildi.

"İsmim Kayzen, Kral'ımın karşısına çıktığım için onur duydum."

Kadın konuşmaya devam edecekken Gölge başını onaylar şekilde sallayıp saygı kısmını hızla geçmek istedi. Eliyle ensesini ovuşturduktan sonra henüz onu başkalarınınkinden koruyan büyüsünü kendisine çekmemesine rağmen vücudundan taşan bu duyguları, büyücünün hissedip hissetmediğini merak etti. Kadına camın önündeki koltukları gösterdiğinde kadın ilerlerken Gölge, yanına gitmeden önce birkaç saniye daha durdu ve gözlerini sımsıkı kapatıp açtı. Sesini temizledikten sonra derin bir nefes aldı. Göğsünü delip geçmek ister gibi atan kalbi gerçekten aşka mı düşmüştü, şüphesiz öğrenmek üzereydi.

Kayzen isimli kadına doğru döndükten sonra yavaş adımlarla yaklaştı. Yerinde duramadığı için oturmak yerine cama yöneldi. Eli göğsüyle boğazı arasında gidip gelirken "Valdris gizlilik konusunda yeterince talimat vermiştir, diye düşünüyorum." dedi. Neyse ki, sesi beklediği kadar titremiyordu.

Kayzen, "Evet Kral'ım. Aldığınız hizmet, benimle sır olarak kalacak." dediğinde Gölge cesaret isteyen bir nefes aldı. Dudakları aralandı ama konuşmaya başlayabilmek için bir süre beklemesi gerekmişti. "Beni birine âşık etmeni istiyorum."

Kayzen "Bu..." dediği gibi Gölge kadına bakıp "Ancak kısa süreliğine böyle hissettirebilirsin, biliyorum. Tam olarak bunu istiyorum. Kısa bir süreliğine, o kişiye âşık olursam ne hissedeceksem, öyle hissettirmeni istiyorum." dedi. Büyücü, "Büyünüzü çekerek bana yardımcı olmalısınız." dediğinde Gölge başını onaylar şekilde salladı.

Büyücü oturduğu koltuğa ve ardından yeniden Gölge'ye baktı. "Yakın olmalıyız. Buraya oturmamı söylediniz ama dilerseniz yanınıza gelebilirim."

Gölge, kadının çaprazında kalan tekli koltuğa oturdu. Rahat bir pozisyon alması için birinin onu öldürmesi ve öyle hareketsiz kalması gerekiyordu. Bu yüzden huzursuzca oturuşunu düzelttiği birkaç seferin ardından koltuktan kalktı ve ellerini ensesine götürerek cama yakınlaştı. "Sen gel."

Kayzen, Kral'ını bu hale getiren duyguyu hissedebiliyordu. Kral henüz büyüsünü çekmemiş olmasına rağmen, yıllardır sahip olduğu büyünün getirdiği deneyim artık gözlerine de sihir katmıştı. Bir duyguyu görünce, tanıyordu.

Kayzen Gölge'nin yanına vardı. Gölge'nin gergin bir şekilde okyanusta gezinen gözleri göz ucuyla bile olsa Veyla'yı görünce terasa döndü. Valdris ile yarım duvara oturmuşlardı. Kadın bir şeye dertli gibiydi. Gölge, derdi her neyse bulup yok etmek istedi ama muhtemelen aralarındaki evliliğe dertliydi. Kadının istemeyerek evlendiğinin farkındaydı, Gölge bir nevi zorunda bırakmıştı ama Gölge de bunu yapmak zorunda kalmıştı. Kadın ile Yıldat'ın mutluluklarını izleyemezdi ama şimdi kadının mutsuzluğunu izlemek de çok zordu.

Kızaran gözleri Veyla'da gezinirken "Ona." diye fısıldadı. Fısıldamasa, sesinin ne denli titreyeceğini fark etmişti. Kayzen'in gözleri Kraliçe ile Kral arasında gezindi. Fısıltılar gerçek çıkmış, evlenmişlerdi ama halk, bir aşkla bağlı olduklarını düşünüyordu. Kayzen görebiliyordu, halk bu konuda da yanılmıyordu ama halkın sandığı gibi var olan bir ilişki söz konuşu değil gibi görünüyordu. Aşk var ama henüz itirafı yok gibiydi. Kral'ı için bu anları sır gibi saklayacağından emin olduğu kadar, henüz sessiz yaşadıkları aşkı bir gün haykıracaklarına da emindi. Sadece Kral ve Kraliçe'de bunu gördüğünden de değil, hiçbir aşkın sonsuza kadar sessiz yaşanamayacağını bildiğindendi. Bir gün susmaktan yorulduklarını konuşacaklardı.

Kayzen, "Bana izin verir misiniz Kral'ım?" dediğinde Gölge derin bir nefes alarak bir kalkan gibi onu koruyan büyüsü karşısında Kayzen'e müsaade etmeye başladı. Kayzen gibi, Gölge Kral'ın da gözleri var olan tüm renklerle ışıldadı. Duygular, renk renkti. Renkler yavaşça kırmızıya dönerken Gölge hala Veyla'ya bakıyordu. Erya da yanlarına varmıştı, bir konuda atışıyor gibilerdi ama Eryalar gülüyordu. Veyla ise aksi davranıyordu. O bakışlarında Gölge'yi öldüren gücü taşıyan mor gözlerinin üstündeki kaşları çatık haldeyken, dudakları memnuniyetsiz bir kıvrımla bükülmüşken ve her zamanki kadar güzelken ona bakmak, Gölge için acıya bakmaktı ama bakmadan da duramıyordu. Öyle bir acıydı ki, merhemini de içinde barındırıyordu. Bazen... Bazen kadın ona imkânsızlar ihtimalliymiş gibi baktığında, Gölge yaralandığı yerlerden yeşeriyordu. Öyle zamanlarda kendi şimşekleri, ruhunun göğünde gürleyip de Gölge'nin canını yakmıyordu ama öyle zamanlar o kadar azdı ki...

Gölge, "Hadi artık." dediğinde Kayzen gözleri kırmızı büyüyle ışıldayan Kral'ına gülümsedi. "Emrinizi çoktan yerine getirdim Kral'ım."

Gölge'nin gözleri büyücüye döndü. Kadının gözleri büyüyle parlıyordu. Yapmış mıydı? Gölge, her zaman baktığı gibi Veyla'ya bakarken, aslında aşk duygusu içerisinde miydi? Gölge hızla ardına doğru birkaç adım atıp vücudunu boy aynasına doğru çevirerek baktı. Gözlerinin kırmızı büyüyle parladığını gördü. Gözleri hızla kapandı. Yüzünde, ne kadar mahvolmuş olduğunu çoktan bildiği ama ancak kabullendiği için çaresiz bir ifade belirirken başı hafifçe eğildi. Kulağında atan kalbinde Veyla'yı taşıyordu...

Büyücü, ne yapacağını bilemeyerek birkaç adım odanın içerisine, Kral'a doğru yakınlaştı. O sıra Kral elleriyle yüzünü ovuşturduktan sonra alnından saçlarına, saçlarından da ensesine kaydırdı. "Nefret..." diye fısıldarken ellerini ensesinden çekip hızla büyücüye döndü. Yeniden cama doğru yaklaşarak büyücünün yanından geçti ve sesini temizleyip "Nefreti hissettir." dedi. Gerçekten geriye sadece aşk mı kalmıştı? Ne kadar da çok nefret etme sebebi vardı, hiçbirinin gücü aşka direnmiyor muydu?

Birkaç adımla Gölge'ye yakınlaştı, ardından adama bakarken, Gölge de Veyla'ya baktı. Veyla, gülüşerek sarılan Erya ve Valdris'i izliyordu. Gölge'nin duygu büyücüsü olmaya ihtiyacı yoktu, Veyla'nın ne kadar üzgün olduğunu görebiliyordu. Valdris ve Erya'da ne gördüğü için bu denli üzgündü? Gölge'nin, Veyla için attığını öğrendiği kalbi, yine onun için sızladı. Kadın Yıldat'ı mı özlemişti?

Kayzen "Yapamıyorum Kral'ım." dediğinde Gölge, his yoğunluğu yüzünden büyüsünü kontrol edemediğini düşündü. Zor olsa da derin bir nefes alıp sakin olmaya çalışarak "Bir daha dene." dedi. Biraz önce ne yaptıysa, aynısını yapmıştı. İşe yaramalıydı.

Kayzen yeniden denedi ama olmadı. Gölge'nin gözlerinde renkler dolaşıp dolaşıp yeniden kırmızıya bürünüyordu. "Üzgünüm Kral'ım."

Gölge ardında kalan Kayzen'e doğru döndü. "Duygularıma ulaşamıyor musun?"

Kayzen, "Ulaşıyorum." dediğinde Gölge sorunu anlamaya başladı. Kayzen de, Kral'ının daha da dehşete düşen ifadesinden, anladığını fark etti ama yine de açıkladı. "Ama değiştiremiyorum. Ne yaparsam yapayım, ona aşkla bakıyorsunuz."

Gölge'nin yüzündeki dehşet yerleştiği yerde donup kalırken Kayzen adama yaklaştı. Eli kalbine doğru yol aldı ama temas etmedi, yakınında tuttu. Parmakları arasından siyah büyü hareket ederken Gölge'nin de gözleri yeniden tüm renkleri taşıdı, yine kırmızıya yenildi. "Aşk, nefrete yenilmiyor."

Gölge, duygularının buruklaştırdığı sesiyle "Ama nefret aşka yenilebiliyor." diye fısıldadığında kadın gülümseyerek elini çekti. "Duygular Krallığının da Kral ve Kraliçesi vardır. Aşk ve sevgi karşısında, her duygu, her ruh diz çöker. Siz bile, Kralların Kral'ı."

Gölge, irileşmiş gözleri, kızarmış teni, kesik kesik aldığı nefesler ve hala kurtulamadığı dehşet ile bakarken Kayzen, "Size başka nasıl yardımcı olabilirim?" diye sordu. Gölge acıyla güldü. Başkasına âşık bir kadına âşıktı. Üstelik, başkası dediği kardeşiydi. Yetmezmiş gibi, o kadın da düşmanıydı ve Gölge'den nefret ediyordu. Ara ara etmiyor gibi davranıyordu, belki de etmiyordu ya da bir gün etmeyecekti ama Gölge biliyordu, bir kalbe aşk, bir defa düşerdi. Veyla o adama âşıksa, nasıl ki Gölge kurtulamıyor, Veyla da kurtulamazdı. Şimdi şehrini kaybedebilir, ölüm kelebeğinin yeni kurbanı olabilir, tüm Zenith'i siyah ölüm yutabilirdi ama Gölge'nin sesini titreten, nefesini kesen ve gözlerini bulutlandıran tek şey, aşkına karşılık bulamayacak olmasıydı.

"Kalbimden bu duyguyu ya da direkt kalbimi sökemeyecek kimse, bana yardımcı olamaz." derken, imkânı olmadığını bilerek söylemişti. Acıyla titren sesi, bir yandan alaylıydı. Başı eğilirken kaşlarının hizasının altında göz pınarlarının yanından burnun iki yanını başparmağı ve işaret parmağıyla tutup ovuşturmaya başladı. Mahvoldum, diye düşünüyordu. 'Zaten mahvolmuştum, artık kurtuluş yolu aramama bile gerek olmadığını öğrendim.'

"Doğa kimseye bu gücü vermemiş Kral'ım."

Gölge, elini çekip boğulurmuş gibi bir nefes alarak Kayzen'e baktı. "Onun?" diye sorarken eş zamanlı olarak titrek nefesini veriyordu. "Onun duygularına ulaşabilir misin?"

"Çok güçlü bir büyücü. Bu mesafeden ve bedeni büyüsüyle korunurken ulaşmam imkânsız ama..."

Gölge'nin ardından mor bir ışık gökyüzüne yükseldiğinde Gölge'nin odasına ve Kayzen'e de yansımıştı. Gölge hızla ardına dönüp cama yaklaştı. Gölge'nin gördüklerinin ardından, Kayzen'in önünde Kral'dan geriye sadece ardında bıraktığı rüzgârı kalmıştı.

**

Ash'in gözleri kapanmak üzereyken Veyla gülerek kadını bıraktı. Veyla'nın ayakucuna doğru yığılan bedenin boğuk seslerle çırpınışına baktı. "Bu sana son uyarımdı."

Ayağının önündeki bedenini büyüsünü de beraberinde yönlendirerek ayağının tersiyle yolundan çektikten sonra teras kapısına doğru ilerlemeye başladı. Gölge'yi gördüğünde vücudu duraksarken şimdi etrafında dolaşıp havayı bile büken büyüsünü karşısındaki adama yönlendirmek, canını yakmak istedi ama birkaç saniyelik göz göze kalışın ardından Veyla henüz büyüsünü geri bile çekmemesine rağmen büyü çemberinin içerisine giren Gölge'nin canı yanıyormuş gibi gözükmüyordu. Adam da canının yanmayacağına emin bir şekilde yaklaşmıştı.

Veyla'ya yakınlaşırken gözleri hala büyü alanının kapsamında olduğu için iniltilerle çırpınan Ash'e bakarak "Ne oluyor burada?" diye sorduktan sonra tekrar Veyla'ya döndü.

Veyla, sinirden mimikleri bile titrerken sırıttı ve "Gürültü yapıp özel görüşmeni mi böldüm Kral? Oysaki..." dedikten sonra omzunun ardından alayla Ash'e baktı. "Çığlık atmasına izin vermemiştim."

Gölge, "Ash'e sordum." dediğinde Veyla'nın gözleri Gölge'ye döndü. Yüzündeki sırıtış yavaşça silinirken Gölge'nin Ash'e yönelmesini izledi. Bakışları gibi vücuduyla da Gölge'yi takip ederken yutkundu. Kulaklarında Ash'in söyledikleri yankılandı.

'Gölge, buna müsaade eder mi sanıyorsun?'

'Buradaki çöpün bile Gölge'nin gözünde senden çok değeri var.'

'Yerde çöp görse tekmelemez ama senin canını yakıp duruyor.'

Veyla'nın büyüsü, vücuduna geri dönerken Gölge'nin Ash'e doğru eğilmesini izledi. Büyünün çekilmesiyle Ash, ciğerlerinden gürültülü bir nefes alırken iki büklüm olmuş vücudu bir an olsun rahatladı. Veyla üzgün bir şekilde çatılmış kaşlarının altında, Gölge'nin Ash'i haklı çıkartışını izliyordu.

Ash de sırt üstü Gölge'ye dönerken "Gölge..." diye inledi. Gölge, Ash'i kollarından tuttu. Veyla'nın gözleri sımsıkı kapanırken buruşmasına mani olamadığı yüzünü görmesinler diye başını hafifçe eğdi. Bir gürültü koptuğunda Veyla gözlerini hızla araladı. Ashlerin en son oldukları yerde olmadığını gördüğünde kaşları iyice çatıldı ve gözleri onları araladı. Onları terasın sol duvarında gördü. Gölge, Ash'i duvara doğru yapıştırmıştı. "Ne oluyor, dedim sana!"

Veyla anlayamayarak bakarken Ash'in azrit bedeni git gide iyileşse de hala güçsüz görünüyordu, Veyla'nın büyüsünün gazabına uğraması yetmezmiş gibi şimdi de Gölge, öfkeyle duvara yapıştırmış, hesap soruyordu. Ash, pürüzlü sesiyle "Bir anda çıldırdı." dedi.

Gölge "Neden çıldırdı?" diye sordu. Ash, sustuğunda Gölge kadını duvardan alıp Veyla'ya doğru çevirdi ve hafifçe iterek bıraktı. Sendeleyen Ash birkaç adımdan sonra dengesini bulurken Gölge Veyla'ya baktı. Veyla şaşkın olduğu için sessiz kaldığında ise Gölge Valdris'e doğru baktı. Valdris de, artık Veyla'nın büyüsü havada bir tehlike oluşturmadığı için onlara doğru yaklaşırken "Tartıştılar." diye açıkladı. Gözleri Ash'e dönerken "Ash, hoş olmayan cümleler kurdu." dedi.

Ash isterik bir şekilde gülüp "Dosttuk, öyle mi?" diye sorduğunda Valdris, "Olmadığımızı söyledin." dedikten sonra Gölge'ye baktı. "Konu dostluk da değil. Ben Kral'a karşı vazifemi yerine getiriyorum. Kraliçe'ye saygısızlık yaptı. Onu Kraliçe olarak kabul etmiyormuş."

Gölge'nin öfkeli bakışları Ash'e döndü. Ash bir eliyle, diğer kolunu bileğinden tutarken başını hafifçe iki yana salladı. "Niyetim sana karşı gelmek değildi."

Gölge yavaşça Ash'e doğru adım attıkça Ash bir adım geriliyordu. "Bana karşı saygısızlık yapmayı dene." dedi. Bağırmamıştı. Fırtına öncesi sessizlik gibiydi. Habercisi şimşekler, gökyüzünde aydınlanıyordu.

Ash, "Nasıl yaparım?" diye sorduğunda Gölge, "Ona da yapamazsın!" diye bağırırken gök gürledi. Ash yerinde sıçradığında Gölge hızıyla karşısına varmıştı.

"Bana hakaret etmeyi dene."

Ash, "Asla..." diye çırpınırken Gölge kadının kollarından tutarak sarstı. "Ona da edemezsin!"

Ash, korkuyla buruşturduğu yüzünü soluna doğru kaçırdığında Gölge'nin eli kadının çenesine doğru yol aldı ama sonrasında dokunmak istemeyerek ellerini çekti. "Benim iktidarlığımı sorgula."

"Gölge..."

"Gölge Kral!"

Gölge kükrediğine Ash, yerinde sıçradıktan sonra "Gölge Kral, bunu yapamam." dediğinde Gölge, "O zaman ona da boyun eğmek zorundasın." dedi. "Kimse..." dedikten sonra "Sen de dâhil!" diye bağırarak büyüsünü yönlendirdi. Konuşması bitmediği için bayıltacak kadar büyüsünü yönlendirmiyordu ama Ash'in acıyla kasılarak dizlerinin üstüne çökmesine yetti. "Kimse ona saygısızlık edemez!"

Veyla, yanına yaklaşan Erya'ya bakmadan "Şu an Gölge, Ash'ten hesap mı soruyor?" diye sorduğunda Erya, kadının şaşkınlığına karşı "Ne beklemiştin ki?" dedi.

"Çöp olarak gördüğü biri için, sevdiği birine hesap sormasını değil."

Erya, "Gölge, bir çöp olarak gördüğü birine ne 'Kraliçe' der, ne de halkına dedirtir." dediğinde Veyla'nın gözleri Erya'ya döndü. "Sende daha fazlasını gördüğünü ne zaman anlayacaksın?"

Veyla duygu yoğunluğu altındayken bir süre daha Erya'ya baktı ama Erya'yı görmedi. Düşüncelere dalmıştı. Gölge'nin bağırışları onu zihninden koparıp bu ana çevirirken bakışlarını çevirdi.

"Ya canından olmadan Veyla'nın iktidarlığını kabul et, ya da Kraliçe'sine boyun eğmediğin bu şehirden git."

Ash boynunu olabildiğince eğdi. Saçlarının yüzündeki ifadeyi kapatmasını umuyordu ama Veyla görebiliyordu. Başka bir zaman olsa keyiften çatlayabilirdi ama şaşırmakla meşguldü. Ölüm ensesindeyken Gölge tarafından korunduğu anlar yaşamışlardı ama şu an, çok başka bir korumacı tavırla karşı karşıyaydı.

"Ben ki, Nixsus'un Kral'ı olarak ona 'Kraliçe' demişim, bana boyun eğenin Kraliçe'mi kabul etmeme şansı var mı?"

Ash, bağırıp çağırmak ve Veyla'ya yeni hakaretlerde bulunmak isterken boyun eğmek zorunda kalışı sesine de yansıyordu. Duraksayarak, zorlanarak konuşuyordu. Boğuk sesinin diğer sebebi de vücudunda dolaşan Gölge'nin büyüsüydü. "Göstermelik olduğunu düşünmüştüm. Onu gerçekten 'Kraliçe' olarak kabul ettiğini bilmiyordum."

Gölge, "Artık biliyorsun." dedikten sonra büyüsünü kadının vücudundan çekip Veyla'yı gösterek birkaç adım geriledi ve kendisi de Veyla'ya baktı. "Cezana Kraliçe karar verecek. Belki, karşında kim olduğunu hatırlamana yardımcı olur."

Ash, büyü vücudundan çekilse dahi duydukları yüzünden yüzünü buruşturmaya ve kasılmaya devam ederken Veyla'nın gözleri Ash'le, Gölge arasında geziyordu. Hareketsiz ve sessiz kaldığında Gölge elini indirirken başıyla Ash'i gösterdi. Bu kaos yaşanmasa, yukarıda olanlardan sonra birkaç hafta Veyla'yı görmeye cesaret edemezdi. Şimdi de bakarken dahi zorlandığı için bir an önce kabuğuna çekilmek istiyordu.

"Gerisi sende."

Veyla, "Ne istersem karar verebilir miyim?" diye sorduğunda Gölge, kapıya yönelirken Veyla'ya bakmamaya gayret göstererek "Ne istiyorsan." dedi. Ash'e değer verirdi, yıllardır savaşçısıydı ama affedilemez suçlar vardı. Ash de Veyla buraya geldiğinden beridir sınır aşıp duruyordu. Gölge onu daha önce de uyarmıştı.

Veyla'nın kaşları neredeyse gökyüzüne varacaktı artık. Şaşırmaktan dudaklarını bir kapatamamıştı. Buraya geldiğinde ve 'Ash'e sordum' diyerek Ash'e yöneldiğinde, Veyla'yı Ash'in yanında çiğneyecek, Ash'i koruyup haklı çıkaracak sanmıştı, her zerresiyle buna inanmıştı ama yanıldığını görüyordu. Son zamanlarda pek bir yanılır olmuştu. Bazı düşüncelerinde de yanılmayı umuyordu ama bizzat yanıldığını görene kadar da umut etmek istemiyordu.

Gölge kapıdan çıkmadan duraksayıp omzunun üstünden Veyla'ya baktı. "Sana neler söyledi?"

Veyla, sınırsız bir kadındı, elbette ki Gölge biliyordu ama kadın son aylarda daha uyumluydu, her an birilerini öldürebilecekmiş gibi davranmıyordu. Kaldı ki normalde Ash ile alay ediyor, biri, diğerini çıldırtıyorsa bu Veyla oluyordu. Şimdi Ash onu bu denli kontrolü kaybettirecek kadar çıldırttıysa, sebebi olmalıydı.

Ash korkuyla Gölge'ye doğru baktı. Bazı cümlelerini duyarsa Kraliçe'ye bile bırakmaz, idamına karar verirdi. Özellikle de Karanir kardeşlerin aynı kadını paylaşmayı sevdiğine dair kurduğu cümle, Ash'in sonu olurdu. Bu konuda Gölge, kardeşini bile öldürebilecek bir gözü karalığa sahipti, Ash'e hiç acımazdı.

Ash yerden kalkarken "Yıldat'la aramızda bir şeylerin geçtiğini söyledim." diyerek araya girdi. Gölge'nin önce gözleri Ash'e döndü. Sonra yavaşça vücudunu çevirdi. Yorgun bedeni, yeni bir öfke dalgasıyla kasılırken gözleri Veyla'ya döndü. Veyla ise iğreniyormuş gibi Ash'e bakıyordu. Evet, Ash'in son cümlelerinden biri de buydu ama Veyla'yı çıldırtan elbette ki aralarında ne geçtiği değildi.

Ash, Gölge'nin yüz ifadesini gördüğünde olayların lehine dönmesini umdu. Gölge'nin sözünden dönmesini ya da öfkesiyle Veyla'ya kötü davranmasını, onu küçük düşürmesini ama Gölge sadece "Kararını bana iletirsin." dedikten sonra önüne döndü.

Veyla da gözlerini gidiyor olan Gölge'ye çevirdi. Adamın acı dolu bakışlarını kaçırmıştı ama peşinden yöneldi. O sıra ardına, Ash'e doğru bakarak "Bekle bakalım, o çöp nasıl sikecek belanı." demeden de duramamıştı. Ash sıkkın bir şekilde nefes alarak bakışlarını kaçırdı. Valdris de kapıya yöneldi ama çıkmadan önce Ash'e bakmak için duraksadı. "Ash, Kraliçe ne karar verir bilmiyorum ama eğer seni hayatta tutarsa, kendine çeki düzen vermelisin."

Ash, ters bir şekilde baktı ama cevap vermedi. Akıbeti belli değilken sorun yaratabilecek yeni bir şey söylemek istemedi. Valdris de terastan çıkarken Erya, Ash'in yanına gelmişti. Üzgün gözlerle Ash'e bakarken, "Veyla'yla iyi anlaşmaya çalış." diye uyardı. "O kötü biri değil. Sen de görüyor olmalısın ki, buradaki varlığı geçici biri de değil artık."

Ash sinirle soluduğunda Erya, "Evet, onunla arkadaşım ve onu çok seviyorum ama bu senden vazgeçtiğim anlamına gelmiyor. Biz de arkadaştık Ash. Ve ben eski Ash'i özlüyorum."

Ash, sessiz kalmaya devam ettiğinde Erya, "Bunu bir düşün." dedikten sonra Ash'in kolunu sıvazladı. "Seni idam ettirmemesi için elimden geleni yaparım."

Ash, "Hiçbir şey istemiyorum." diyerek kolunu çektikten sonra hızla ilerlemeye başladı. Erya ardında üzgün bir şekilde kalırken iç çekti.

Veyla, "Beklesene!" derken neredeyse koşar adımlarla ilerliyordu ama Gölge beraberinde bir fırtınayı da taşıyarak ilerliyordu. "Gölge!"

"Veyla, işim var."

"Bir durur musun?"

Merdivenlerden çıkarken yetişmek üzere olduğu Gölge'nin kolundan tutmaya çalıştı ama kolunu yakalayamadı. Oluşan güç boşluğunda öne doğru sendelediğinde kelebekleri Veyla'yı tutmadan, Gölge tuttu. Veyla'nın vücudunu doğrulttuğunda Veyla, adamın kendisine bile bakmıyor, hatta ilgisizmiş gibi ilerliyor olmasına rağmen fark etmesine şaşırdı. Gölge, bakışlarını kadının vücudunda gezdirip tutana kadar dizini basamağa çarpıp çarpmadığına baktıktan sonra bir sorun olmadığını görüp ellerini Veyla'dan çekti. Önüne döndükten sonra son basamakları çıkıp odasına yöneldi. Veyla da derin bir nefes alıp yeniden peşinden ilerlemeye başladı.

"Gölge, diyorum!"

Gölge durmadığında Veyla düşermiş gibi yaptı. Gölge ona dönüp hızla yanına vardı. Gölge tarafından tutularak doğrultulduğunda Veyla hafifçe sırıtıyordu. "Senin düğmeni buldum."

Gölge ters bir şekilde, "Ne diyorsun, anlamıyorum." dedikten sonra çenesinin ucuyla kadını gösterdi. "Yürümeyi mi unuttun? Düşüp durma." dedikten sonra kollarını bıraktı. Önüne döneceği sırada Veyla yeniden bilerek sendelediğinde Gölge, kadının çabasını fark etti ve yönelen ellerini kendisine çekerken dudaklarını birbirine bastırıp burnundan soluyarak baktı. Kapalı dudakları ardında dişlerini sıkıyor olsa gerek çenesi hafifçe hareketliydi ve gözleri kısılmıştı. Veyla ise keyifli hissediyordu. Aşağıda, hala inanamadığı anlar yaşanmıştı. Yetmezmiş gibi, Veyla her sendelediğinde Gölge tutmak için orada oluyordu. Erya'nın da dediği gibi, Veyla'ya bir çöpten daha fazlasıymış gibi davranıyordu. Çok daha fazlası... Ne ara böyle davranır olmuştu, bilmiyordu ama Veyla son zamanlarda fark ediyordu. Odasına girerken gördüğü o kadına karşı hala içinde bir rahatsızlık hissi mevcuttu ama Valdris, sandığı gibi bir şey olmadığını söylemişti. Belki de yoktu.

"Benimle oynuyor musun?"

Veyla, omuz silkti ve "Zorunda bırakıyorsun," dedi. "Sana 'dur' diyorum."

"Ben de sana 'işim var' diyorum." dediğinde Veyla "Neymiş işin?" diye sorduktan sonra Gölge'nin arkasında kalan koridordan odasının kapısına baktı. Kadın hala içeride miydi? Gölge onu kendisine özel odasında yalnız bırakmış olamazdı. Ne işi vardı?

Gölge, "Sana hesap mı vereceğim?" diye sorduğunda Veyla'nın gözleri Gölge'ye döndü. Keyfi silinmeye başlarken "Aşağıda ve halkına ilan ederken, Kral neyse Kraliçe'nin de o olmasını istiyordun, ne oldu? Kral hesap sorabiliyor, Kraliçe soramıyor mu?" dedi.

Gölge elini, avucunu yukarıya gösterir halde öfkeyle sallayarak yakınlaşırken asıl derdini içinde tutamayıp "Ne ilgilendiriyor lan hala seni Yıldat?" diye sordu.

Veyla derin bir nefes alıp bıkkınca verdikten sonra "Onunla ne ilgisi var?" diye sordu.

Gölge, aşağıyı kasteder gibi merdivenleri gösterirken "Seni çıldırtan Ash'le Yıldat'ın yatıp kalkması mı?" diye sordu. Kadın Yıldat'ı kıskanmadığını söylemişti, Yıldat ne yaparsa yapsın sorun çıkarmamıştı, Gölge de biliyordu ama aşağıda bunu öğrendikten sonra neden çıldırdığını anlayamamıştı.

Veyla, "Alakası bile yok." dediğinde Gölge elini öfkeyle sallamayı bırakırken kaşlarını kaldırdı. "Bugüne kadar kıskanmamışım, bugünden sonra niye kıskanayım?"

Gölge'nin düşünceli gözleri Veyla'nın gözlerinde gezinirken derin bir nefes alıp verdi. Öfkesine su değil, direkt okyanus atılmış gibi hissetse de yüz ifadesi hala gevşemedi. "Ne o zaman derdin?"

"Aptal aptal konuştu."

Gölge tekrar bağırarak "Ne söyledi Veyla?" diye sorduktan sonra sinirle yüzünü buruşturup "Sormama ne gerek varsa." diye söylendikten sonra kameraları izlemek için saatinin takılı olduğu kolunu kaldırdı.

Veyla, öncesinde kıskançlığa dair konuştukları kısmı da izlemesinden endişe edip "Karanir kardeşler aynı kadını paylaşmayı seviyormuş! Oldu mu?" diye bağırdığında Gölge'nin yüz ifadesi ve vücudu donakaldı. Saniyeler sonra göz bebekleri irileşirken dudakları öfkeyle aralandı. Esmer teni kızardıkça damarları belirginleşiyordu. Kolunu indirirken gözleri merdivenlere döndü. Hareketleneceğini anlayan Veyla adamın kollarından tuttu. "Cezasını benim keseceğimi söyledin."

"Ne söylediğini öğrenmeden önceydi o." dedikten sonra kadının ellerinden kurtulmaya çalıştı ama nazik olmaya da çalışırken bu zordu. Gölge, uzaklaştırmak istedikçe Veyla tekrar tutuyordu.

Veyla, "Kaç kişinin ortasında, cezayı benim keseceğimi söyledin. Herkese aksini emrederken şimdi sen beni çiğneyemezsin." dediğinde Gölge kadının kurtulamadığı ellerini bileklerinden tutup yüzüne doğru eğilirken "O zaman idamına karar ver!" diye bağırdı.

Veyla şaşkınlık içerisinde "Fevri hareket ediyorsun." dedi. Ash'i sevmezdi ama sevdiği kişilerin, onu sevdiğini biliyordu. Bu karar Eryaları üzerdi.

Gölge kadının bileklerini bıraktığı gibi Veyla adamı tuttu. Kadından her anlamda bir türlü kurtulamamasına karşı Gölge gözlerini sımsıkı kapatıp başını geriye doğru attı ve sinirle inledi. Kadına kibar olmaya çalışmak elini kolunu bağlıyordu yoksa şimdiye azrit hızıyla ya da gücüyle kurtulmuş olurdu ve Veyla savrulur mu, zarar görür mü, orası bilinmezdi.

Gölge gözlerini aralayarak başını eğdi. Sabrının tükendiğine dair şüphe bırakmayarak baktı. İsterik bir şekilde gülümserken "Ellerini üstümden çek." dedi.

Veyla, neden adamın gücüyle ya da hızıyla kurtulmadığını anlayamazken "Cezasını ben vereceğim." diye diretti.

Gölge, "Onu öldürecek misin?" diye sorduğunda Veyla, "Henüz karar vermedim." dedi. "Senin gibi öfkeyle hareket etmeyeceğim."

Gölge, "Ulan ne öfkeyle hareket etmesi? Bunun cezası ölüm!" diye bağırdı. "Benim şehrimde, benim malikânemde, benim savaşçım nasıl senin hakkında böyle bir şey söyler?"

Veyla, cevap bulamadığından değil, gittikçe hayran kaldığı bir şaşırmanın etkisi altında olduğu için sustuğunda Gölge kadının da hak verdiğini düşünerek delirmiş gibi başını salladı. İrileşmiş gözleri, burnundan aldığı öfkeli soluğu ve sinirden titreyen yüz ifadeleri de, delirdiğinin bir başka emareleriydi.

Koridordaki savaşçılarından birine dönüp "Ash'i getirin." dedi.

Veyla hareketlenen savaşçıya hızla "Dur!" dedi. Savaşçı ne yapacağını bilemeyerek duraksadığında Gölge gök gürler gibi bağırdı. "Hadi lan!"

Savaşçı neredeyse sıçrayarak tekrar hareketlendiğinde Veyla tekrar "Dur, dedim!" diye bağırdı. Savaşçı yavaşlarken "Kral'ım, mazur görün ama Kraliçe bir şeyi emrettiğinde uygulamamızı istemiştiniz. Şimdi ne yapacağımı bilemedim." dedi.

Gölge, "Ben emrettiğimde, beni dinleyeceksiniz." dedi. Veyla bir elini adamın bileğinden çekip çenesine götürerek kendisine çevirmek istedi. Gölge omzunun ardına doğru bakan başını Veyla'ya çevirdiğinde Veyla, "Gölge sen beni dinlemezsen, ben de seni dinlemem." dedi.

Gölge hızlı nefes alış verişleri yüzünden hareketlenen göğsü eşliğinde burnundan soluyarak Veyla'ya bakarken Veyla ellerini adamdan çekti ve "Kararı benim vereceğimi söyledin, ben vereceğim. En başta sen beni çiğnemek istiyorsan, buyur." dedikten sonra yolundan çekilip merdivenleri gösterdi.

Gölge ellerini beline yaslayıp üst dudağını dişleri arasına alarak gözlerini kapattı. Sakinleşmeyi umuyor, diliyordu. Veyla kollarını göğsünde birleştirip merdivenleri izleyerek beklemeye başladı. Bir süre sonra Gölge gözlerini aralayıp elini Veyla'yı gösterir şekilde kaldırarak baktı. Veyla'nın da bakışları Gölge'ye döndü.

"Kararını verene kadar mahzene aldır, benimle konuşmadan da kararını ilan etme."

Veyla, "Ne yapacağımı sen söylediğinde ama ben yaptığımda, kararı ben vermiş olmuyorum." diye söylendiğinde Gölge, sabırla dudağını yaladıktan sonra "Mahzene aldır." diye tekrar etti. Veyla gözlerini devirdikten sonra savaşçıya bakıp "Ash'i mahzene alın." dedi. Savaşçı hareketlendiğinde Veyla ters bir şekilde Gölge'ye baktı. "Oldu mu?"

Gölge başını onaylar şekilde sallayıp odasına doğru yöneldi. Veyla hafifçe gülüp "Bir de onaylıyor." dedi.

Gölge "Peşimden gelme." dediğinde Veyla peşindeydi. "Odam da o yönde aptal. Her şey seninle ilgili değil."

Gölge duraksayıp ardına döndüğünde başka herkesi korkutabilirdi bu bakışları. Veyla şirince sırıtıp gözlerini kırpıştırmak dışında bir şey yapmadı. Gölge ona bakakalırken Veyla adamın yanından geçip ilerlemeye devam etti. O sırada Gölge'nin de vücudu bakışları gibi Veyla'yı takip ederek dönüyordu. İşaret parmağını ardından tehdit ederek sallayarak ilerlemeye başladı. "Sen gittikçe daha büyük bir bela oluyorsun."

"Ancak senin gibi bir manyak," dedikten sonra Veyla Gölge'ye dönüp geri geri yürümeye devam ederken sırıttı. "Baş düşmanına bu gücü verir zaten."

Gölge, işaret parmağını sallamayı bırakıp elini indirirken "Daha neler yaptığımı bir bilsen." diye sızlanırken bakışlarını kaçırdı. Kraliçe etmek ne kelime? Âşık olmuştu. Böylelikle iktidarlığının, gücünün, şehrinin yarısını değil, tamamını vermiş kadar olmuştu.

Veyla, "Neler yaptın?" diye sorduğunda Gölge çenesinin ucuyla kadını gösterip "Ardına dön, düşeceksin yine." diye uyardı.

Veyla hafifçe gülüp "Düşemiyorum." dedi. Gözlerini büyüyle ışıldatıp söndürdü. "Şansım yanımda oluyor."

Gölge, üstünden atamadığı gerginlikle "Ben tutuyorum lan seni." diye hatırlattığında Veyla keyifli bir şekilde sırıtırken omuz silkti. "Sen yanımda olmadığında tökezlemiyorum zaten. Demek ki şansım ancak düşmeyeceğime emin olduğunda tökezlememe müsaade ediyor."

Bu sırada kapılarına varmışlardı. Veyla kendi odasına yönelmiş olduğunu iddia etse de Gölge'nin yanında bitti. Savaşçılar Gölge'nin odasının kapısını açarken Gölge yanında dikilen Veyla'ya bakıyordu. Veyla oralı olmayarak ellerini ardında birleştirip hafifçe iki yana sallanıyordu.

"Ben yanındayken, şansın benim yani?"

Veyla kem küm ettiğinde Gölge'nin gerginliği azalmaya başlamıştı. Mor bir kelebek, vücudunu ne hallere sokup ne hallerden geri döndürebiliyordu, şaşkınlık vericiydi. İç çekti. Sebebini öğrenmişti. Ona âşıktı... Kalbi gürültüyle çarptı. Ona âşıktı! Ve bugünden sonra bunu görmezden gelme şansı kalmamıştı. Huzursuzluk yeniden vücudunu ele geçirirken Veyla'nın cevabını beklemeden odasına girdi. Veyla da zaten cevap bulamamıştı, ilginin dağılmasına sevindi.

Veyla kapıya yakınlaşırken Gölge Veyla'ya dönüp "İşim var." dedi. Birkaç kere daha söylediğini hatırlıyordu ama Veyla bir türlü peşini bırakmamıştı. Kelebekleri de öyleydi, bir şeyi yapmak istediklerinde mutlaka yapıyorlardı ve Gölge'nin eliyle onları kışkışlaması ancak Gölge'yi yormaya yarıyordu.

Veyla, "Ne işin var?" diye sorarken gözleri odanın içerisine kaydı ve sorusunun sonuna doğru sesi içine kaçtı. Büyücüyü adamın deri koltuklarından birinin önünde gördü. Oturduğu yerden Gölge geldiğinde kalkmış olmalıydı. Gölge Kral, odasında kendisi dahi yokken kadının burada kalmasına izin mi vermişti?

Gölge'nin gözleri önünde Veyla öfkeye kapıldı. Yüzü gerilirken bakışları hırçınlaşarak Gölge'ye döndü. Gölge, ne olduğunu anlayamazken "İşim var işte." dedi. "Bir diyeceğin yoksa..." dedikten sonra kapıyı gösterdi. Yüzüne kapattığında kadın yıkıp geçiyordu, bu yüzden bizzat gitmesini bekliyordu.

Veyla, dişlerinin arasından "Yok." dedi ve kendi odasına yöneldi. Gölge kadının ardından gözleri kısılmış halde baktı. Veyla odasına girdikten sonra Gölge'ye öfkeyle bakarak yüzüne kapatır, hatta kaldırıp yüzüne atar gibi bir gürültüyle kapattı. Gölge birkaç saniye daha ardından baktıktan sonra "Manyağın teki." diye sızlandı ve odasına doğru geriledi. Savaşçıları kapıyı kapatırken ardına doğru döndü ve büyücüyü gördü. Kaşları çatılırken "Sen hala burada mısın?" diye sordu.

Büyücü "Siz bir anda gidince ne yapacağımı bilemedim Kral'ım. Saygısızlık olarak algılanmasın diye, dönmenizi bekledim." dediğinde Gölge başıyla kapıyı gösterdi. Büyücü hareketlenirken Gölge calin şişesine yöneliyordu. Sarhoş olmak isterdi. Büyüsü yüzünden vücudu saniyeler içerisinde kendisine geliyor, içtiği yudumlar boğazını yakarak geçmek dışında bünyesinde bir etki oluşturamıyordu ama şu an, kendisinden geçmeye ihtiyacı vardı. Kendisinden geçmeli ve bir süre de gelememeliydi.

"Valdris mıntıkana dönmeni sağlayacak. Hizmetin için sağ ol. Karşılığı ödenecek."

Büyücü elini sensöre götürmeden önce Gölge'ye doğru döndü. Gölge o sıra bardağı bırakmış, direkt calin şişesini ağzına dikmişti. Başını olabildiğince geriye atmış büyük yudumlar ile içiyordu. Büyücü, "Kıskançlık." dediğinde Gölge son yudumunu yutkunurken şişeyi dudağından indirerek konsola bıraktı. Islak dudağını elinin tersiyle silerken önce bakışlarını, sonra da vücudunu büyücüye çevirdi ve sorgulayarak baktı.

Büyücü kadın, eliyle kapının ardını gösterdi. "Aşağıdayken ne hissettiğini sormuştunuz, büyüsü engel olduğu için hissedememiştim ama şimdi, büyüsünü aşıp geçmeme gerek kalmadı. Hisleri gardını düşürürken kıskançlığı vücudundan saçılacak kadar yoğun yaşadığı bir duyguydu."

Gölge yutkunduktan sonra çenesinin ucuyla kapıyı gösterdikten sonra eliyle de gösterip "Veyla mı?" diye sordu. Ama kıskanmadığını söylemişti...

"Evet Kral'ım."

Gölge'nin omuzları iyice çökerken başını onaylar şekilde sallayarak bakışlarını kaçırdı. Başı hafifçe eğilmiş, gözleri zeminde düşünceli halde geziniyordu. Veyla öyle söyleyince inanmak istemişti. Her zerresi Veyla'ya güvenmek istiyorken ve yalansa dahi bunu duymaya ihtiyacı varken inanmakta zorlanmamıştı ama şimdi büyücü aksini söylüyordu. Madem kıskanıyordu, bugüne kadar niye hiç Yıldat'a karşı sorun çıkartmamış, belli etmemişti? Aralarındaki ilişki, Gölge ile evlenmelerinin ardından imkânsız hale geldiği için mi Veyla'nın gözünde Yıldat daha da kıymete binmişti? Gölge anlayamıyordu...

Kadın, "Neden üzüldüğünüzü anlamadım Kral'ım." dedi. "Böyle olsun istemez miydiniz?"

Gölge, kadına kapıyı gösterip "Gidebilirsin artık." dedi ve güçsüz adımlarla yatak odasına yöneldi. Kadın elini sensöre uzattığında kapılar açıldı. Gölge de merdivenlerden çıkarken "Beni kıskansın, isterdim." diye mırıldanıyordu.

Bunu duyan kadın, sınır aşmak istemese de Kral'ını üzgün görmekten hoşnut kalmadığı için odadan çıkmadan Gölge'ye dönüp "Zaten öyle." dediğinde Gölge duraksayarak kadına döndü. Anlayamayarak baktı. "Beni gördüğünde kıskançlık duygusu oluştu. Kraliçe'mle göz göze geldiğimizde onun duygusunu hissetmeye başladım."

Gölge birkaç adımla merdivenden geri indi. Eliyle işaret verdiğinde büyücü odanın içerisine yakınlaşırken savaşçıları yeniden kapıyı kapadı. Gölge kadının karşısında durdu. Kısık gözleriyle bakarken kapalı dudaklarının ardında dilini kemirdiği bir sürenin ardından bir nefesle dudaklarını araladı ama hemen konuşmaya başlayamayıp dudağının kenarını yalayarak gözlerini odada gezdirdi. Kulağı duymasına duymuştu da, vücudu kendisini savunmaya almış gibi tepkisiz kalmaya çalışıyordu. Kadın ortalarda Yıldat'a olan aşkını söyleye söyleye dolaşırken Gölge'yi kıskanmış olma ihtimali neydi ki? Sıfır değil ama sıfıra yakınsa bile, Gölge'nin kesilmiş nefesini biraz olsun rahatlatabilirdi. Kıskançlık, hislerin getirisiydi. Önce his gelmeliydi. Gölge de kendisini Veyla'nın ona karşı hisleri olduğu bir evrende gibi hissedemiyordu. Öyle bir evren varsa bu hayatını bırakabilirdi ama, yok gibi geliyordu.

Gözleri büyücüye dönerken "Yanılıyor olmalısın." dedi. Yıldat'ı kıskanmadığını iddia eden Veyla yalan söylemiş olmalıydı. Ya kıskanıyor olmayı kendisine yedirememişti ya da Yıldat'ı Gölge'den korumaya çalışıyordu. Veyla yakınlaştığında, büyücü de hissedebilmeye başlamış olmalıydı. Bir yandan da... Büyücüyü görünce gerçekten kadının yüz ifadeleri değişmişti.

Aklına gelen ihtimalle "Daha önce Yıldat için malikâneye gelmiş miydin?" diye sordu.

Büyücü başını iki yana sallarken "Hayır Kral'ım." dedi. Gölge'nin kaşları anlık bir mimik olarak kalkıp inerken gözleri yeniden düşüncelere dalarak gezindi. Yanlışı vardı, yanlışı olmalıydı. Keşke olmasaydı ama Gölge bu ihtimale inanamazdı. Sadece düşman olsalar, - inanırdı. Veyla, Gölge'ye neler yapmıştı, belki de yapmaya devam edecekti. Gölge hala annesini kadının öldürüp öldürmediğini bilmiyordu. Gölge aşka düştüyse, Veyla da düşebilirdi ama kadın bir başkasını sevdiğini iddia ediyordu. İddia da değil, eğer o denli kendisine dokunmasına müsaade ettiyse mutlaka seviyordu. Gölge'nin zihninde duydukları, gördükleri ve bildikleri birbiriyle çelişirken duygu büyücüsü kadına, "Peki, çekilebilirsin." dedikten sonra yeniden merdivenlere yöneldi.

İnanmamıştı ama aklına da içindeki alevlerin arasında sinsice gezinen umut dolu bir şüphe düşmüştü.

**

Veyla, "Sinir bozucu." dedi.

Thal, "Mide bulandırıcı." dedi.

Erya, "Ben bile sevimli bir yanını göremedim." derken Gölge ve Valdris yanlarına varmıştı. Veyla gözlerini hızla Gölge'den aldı ama baktığı bir saniye içerisinde yüzlerce bıçak fırlatmıştı. Gölge de gözlerini kısarak kadının tavrına bakarken Veyla, "Biz de tam senden bahsediyorduk Kral." dedi. Thallar gülse de Veyla alaylı değildi. Gölge gülenler arasında gözlerini gezdirdiğinde sesler sustu. Sabır isteyen bir nefes alarak bir adımla Veyla'nın yanına, diğerlerinin önüne geçti. Vücudu Veyla'nın baktığı yöne dönük olsa da başını Veyla'ya çevirmiş, kadına bakıyordu. Kadın da onun dışında her şeye bakıyor gibiyken kollarını göğsünde birleştirmiş, ayağıyla sinirli bir ritim tutuyordu.

"Sinir bozucu, mide bulandırıcı ve sevimsiz?"

Veyla, Gölge'den yana bakmazken başının onaylar şekilde salladı. Aklına bir şey gibi parmak şıklattığı sırada sadece bir saniyeliğine alayla sırıtır gibi olmuştu ama yine öfke suratını ele geçirmişti. "Bir de, pislik."

"Yine ağzından bal damlıyor karıcım."

Veyla'nın gözleri hızla sağındaki Gölge'ye döndü. Duyduğunun hoşuna gitmiş olması, kadını daha da sinirlendirmişti. Gölge'ye karşı çaresiz kaldıkça çırpınıyordu. "Bir daha öyle söyleme."

Gölge, başını onaylar şekilde salladı. Veyla oldukça sesli bir nefes alıp vererek önüne döndüğü gibi Gölge, "Tamam karıcım." dedi. Veyla sinirle inledikten sonra hareketlendi. "İlerisi bile buradan daha güzel oldu sayende!"

Şekilsiz, şemalsiz bir yerdelerdi. Rahatsız ediciliği, göz yanıltmaları dolayısıylaydı. Bakan, gördüğünü algılamakta zorlanıyordu. İlk saniyelerde bir ormana benziyor, birkaç saniye sonra değişmeye asimetrik ve birbirine karışmış şekillere benzemeye başlıyordu. Kulağa gelen su sesleri zamanla, sanki kuş sesleriymiş gibi duyuluyor, çok geçmeden gülüş seslerine, hemen ardından da çığlıklara dönüşüyordu. Görülenden de duyulandan da emin olunamayan bir orman, etrafını çevreleyen çölün ortasındaydı. Büyüsü, bir adım ötesinde çöl varken ardında bir orman oluşuyla başlıyordu ama bununla bitmiyordu. Dışarıdan bakıldığında da yeterince anlaşıldığı kadar, içerisi göz yanılsamalarıyla doluydu. Belki de bir orman bile değildi, içeriye girmeden bilinemezdi.

Veyla, ağaçların başladığı hizayı geçeceği sırada kolundan tutularak çekildi. Elbette ki tutan Gölge'ydi. Sinirle kolunu kurtarırken "Ne yapıyorsun?" diye sordu.

Gölge de "Sen ne yapıyorsun? Niye kafana göre basıp gidiyorsun?" diye sordu.

Veyla ileriyi gösterip "Önden gidip kontrol edeceğim." dedi.

Gölge, "Kim sana bu emri verdi?" dediğinde Veyla isterik bir şekilde güldükten sonra elleriyle Gölge'yi gösterdi, parmak uçları adamın göğsüne değiyordu. "Bir tane manyak Kral var. Hem dengesiz hem de belli ki hafıza kayıpları geçiriyor. O verdi."

Gölge aralarındaki temasa baktığında Veyla ellerini geri çekti. Gölge de yeniden Veyla'ya bakarken "Ben ne zaman öyle bir emir verdim?" diye sordu. Buraya farklı voltriderlar ile gelmişlerdi, indiklerinden beri ilk iletişimlerini biraz önce kurmuşlardı.

Veyla, "Geçmişte mesela. Defalarca kez." dediğinde Gölge yeni anlar gibi kaşlarını kaldırıp indirirken gözleri sağ tarafında kalan ilk bakışta ormana, sonra geri kalan her şeye benzeyen alana baktı. Geçmişte yaptığı her şey ayağına dolanıp duruyordu. Neden en başta Veyla ona vadedildiğinde kabul etmemişti ki? Öyle olsa, kadın Yıldat ile hiç yakınlaşmamış, hiç sevmemiş olurdu.

Gölge, "Hazır mısın, yeni emir geliyor." diyerek Veyla'ya baktığında Veyla kollarını göğsünde birleştirip kaşlarını kaldırdı ve her an büyü patlaması yaşayabilecek bir tahammülsüzlük ve öfkeyle baktı.

Gölge, kadının tavırlarını ve duygu büyücüsünün söylediklerini düşünürken birkaç saniye konuşmaya başlamakta gecikince Veyla hızla "E hadi." diye çıkıştı. Gölge "Biraz sakin ol." derken kızgın değildi. Kadını anlamaya çalışıyordu. Öfkesi gerçekten Gölge'ye olabilir miydi? Nefreti yüzünden değil de... Kıskançlığı yüzünden? Bunun ihtimali neydi?

Veyla oldukça sakin, hatta mayışmış bir ses tonuyla, pamuk gibi bir gülümsemeyle konuşmaya başladı. "Bir an önce ne tükürüyorsan tükür de siktirip gidelim Kral denilen adam." dediğinde Gölge güler gibi oldu.

"Sen ne çeşit bir manyaksın?"

Veyla yüzlerini yakınlaştırıp yüzünü ciddileştirirken "Hadi Gölge." dedi. Gölge bakışlarını kadının yüz ifadesinde, baştan aşağı gerginlik akan vücudunda dudaklarını yalayarak gezdirdi. Kadın öfkeden köpürüyordu ve Gölge tam şu an duygu büyücüsünü cebinden çıkartıp yanlarına koymak isterdi.

Gölge bakarken oyalanınca Veyla yeniden ormana yöneldi ama bir saniye geçmeden Gölge kolunu tuttu. Veyla kolunu çekmedi ama bakışları, Gölge'nin çekmesini sağladı. Gölge derin bir nefes alıp düşüncelerinden bu ana dönmeye çalıştı ve "Bundan sonra önden gidip kontrol etmeyeceksin." dedi. Veyla'nın kaşları kalktığında Gölge başını yavaşça onaylar şekilde salladı. "Hemen ardımda kalacaksın."

Veyla, 'yapma ya' der gibi bakarak güldü. "Başka ne yapmamı emredersin?"

Gölge pişkince "Şimdilik bu kadar yeter." dediğinde Veyla sinirle parmak uçlarında yükseldi ve yüzlerini yakınlaştırdı. Gölge gülümsemek isteyen dudağını yalayarak Veyla'ya doğru eğilirken "Yakınlaşmak istediğinde bana söyleyebilirsin bebeğim, sen yorulma." diye alay etti ama ne kadarı alaydı, emin olamamıştı. Kaçtığına çoktan yakalandığını öğrenmek, bu mahvolmuşluğun ortasında gemileri yakma isteğine yol açıyordu. Madem âşıktı ve madem mahvolmuştu, başına daha ne gelebilirdi ki?

Veyla yeniden zemine alçalıp yakınlaşan Gölge'yi sol omzundan ittirdi. Gölge, sol omzuna doğru bakarken 'Aynen öyle' diye düşündü. Sol omzunda, Veyla'ya olan aşkının kanıtını büyülü bir işaretle taşıyordu ve Veyla da tam olarak oradan vurup duruyordu.

"Sana, beni ardında bırakamayacağını söylemiştim. Hem, hani Kraliçe'ni önüne katardın?"

Gölge gözlerini omzundan alıp Veyla'ya baktı. Omzuna baktığını Veyla da görmüştü. Hala, o sabah uyandıklarında adamın niye o hale geldiğini ve omzundaki şeyin ne olduğunu bilmiyordu. Gölge'nin yeni dövmesiyse bile, neden adam gördüğünde o hale gelmişti ki? Ya da, Gölge duş almak için soyunduğunda Veyla hiç öyle bir dövme gördüğünü hatırlamıyordu.

Gölge, "Evet." dediğinde Veyla da bakışlarını Gölge'nin gözlerine çevirip "Ee, o zaman?" diye sordu.

Gölge, "Söz konusu tehlike olduğunda, değil." dediğinde Veyla'nın itiraz etmeye hazırlanan dudakları geri kapandı. Gölge, "Bakıp geleceğim." diyerek ormana yöneldi. Veyla ardından bakakaldı. Gölge, devasa ağaç ve çimenlerin arasında kaybolurken Veyla'nın kaşları olabildiğince çatılmış, ne hissedeceğini bilememişti.

"Aramıza hoş geldin."

Veyla'nın gözleri Thal'a döndü. Anlayamayarak baktığında Thal gülümsedi. "Gölge Kral'ın korumak istediklerinden birisin sen de."

Veyla'nın gözleri ormana doğru döndü. Anlayamıyordu, hiç anlayamıyordu. Adam niye korumak istiyordu ki? Herkes, aşktan bahsediyordu. Her yerde, Kraliçe ilanı konuşuluyordu, o anın fotoğrafları, çizilen resimleri dolaşıyordu. Yeni şarkılar yapılmış, sokaklarda yankılanıyordu ama Kral hala başka kadınlarla sevişiyordu. Eğer, ortada herkesin iddia ettiği, Veyla'nın emin olmadan umut etmek istemediği gibi bir his falan yoksa, Kral neden acımasızlığa sırtını dönmüştü? Veyla'ya acımaya mı başlamıştı? Sebebi bu muydu? Gölge Kral, Veyla'nın da aylardır aksini iddia edemediği üzere, merhametliydi. Veyla'nın yaşadığı acıları, Karam'da olanları görünce, merhamete gelip Veyla'ya acımaya mı başlamıştı?

Veyla da ormana yöneldiğinde Valdris hızlanıp Veyla'nın kolunu tuttu. "Gölge, burada kalmanı söyledi."

Veyla, yavaşça kolunu çekerek Valdris'e dönerken, "Günlerdir 'Kraliçem' deyip duruyorsun ya..." dediğinde Valdris peşinden ne geleceğini anlayarak iç çekti. Veyla da adamın çaresiz yüz ifadesine karşı, bu kadar keyifsiz olmasa gülerdi. "Kraliçe'ni durdurmanı önermem."

Valdris, "Gölge hesabını bana soracak ama. Bana acısan bari?" diye şansını denediğinde Veyla "Seni öldürür mü?" diye sordu.

Valdris, "Sana bir şey olursa evet, olmazsa hayır." dedi. Veyla adamın kolunu sıvazlayıp "İyi düşün, iyi olsun." diye alay ettikten sonra ormana yöneldi ve ağaçların hizasını geçti.

Neredeyse Veyla'nın vücudu kadar büyük olan yaprakları büyüsüyle iki yana iterek geçerken gözleri etrafı tarıyordu. İlk şaşkınlığını atlatmıştı ve her ne kadar öfkeli de olsa bu garip ve öngörülemeyen yerde Gölge'nin tek başına dolanmasını istemiyordu. Bir sorun çıkarsa, birlikte çözebilirlerdi.

Yaprakların ardına geçtiğinde yansıyan ışık yüzünden gözleri kısılırken elini yüzünün önünde tuttu. Alışmaya çalışan kısık gözleri etrafına bakmaya başladıkça elini indirdi. "Hay ben senin gibi Doğa'ya." diye söylenirken kelebeklerine emir vermek için baktı ama onunla gelemediklerini gördü. "Hay ben sizin gibi kelebeğe!" diye neredeyse çığlık attı.

Gölge, "Bugün çok agresifsin." dediğinde Veyla sıçrayarak Gölge'nin sesinin geldiği yöne döndü ama karşısındaki aynalarda kendisini gördü. Hemen ardında da Gölge vardı. "Ve laf dinlemez."

Yavaşça ardına döndüğünde Gölge ile göz göze geldi. Kızmış gibiydi ama... Yine de güzel bakıyordu. Veyla mı ona dair her şeyi güzel bulmaya başlamıştı yoksa adam mı güzel bakmaya?

"Onu beni Kraliçe yapmadan önce düşünecektin. Kraliçe olarak emirlerini dinlemiyorum. Burnundan getireceğim."

Gölge'nin bakışları kadının gözleri arasında gezinirken yavaşça mı kapanıp açılıyordu yoksa Veyla için mi zaman yavaşlamıştı, anlayamadı. "Her şeyi göze alarak seninle evlendim."

Veyla, "Hesaba katamadıkların olduğuna eminim." dediğinde Gölge yamuk bir şekilde sırıttı ve iç çekti. "Her şeyi, hesaba kattım kelebek."

Veyla, adamın yoğun bakışlarına kapıldıkça öfkelenirken Gölge ile aynanın arasından geçerek yola devam etti. Bir yandan eliyle önünü kontrol ediyor, aynalar bükülmeye başladıkça o da güzergâhını değiştiriyordu. Zeminden tavana, her yer, aynaydı ve o kadar aydınlıktı ki göz alıyordu. Biraz önce fark etmişti ki, ses de yanıltıcıydı. Voltrider ile gökyüzünde uçarken oldukça büyük gözüken bu ormanlık alan, gerçekte ne kadar büyüklükteydi ve ne kadarı aynalarla kaplıydı, Veyla hiç bilmiyordu ama Gölge'den uzak durma ihtiyacıyla ilerleyip duruyordu. Yine siktiri boktan bir taş arıyorlardı, Karam dönüşü boyunca şahit oldukları siyah ölümün kat ettiği yol Gölge'yi endişelendirmişti. Şehirlerin topraklarını siyah ölüm aldıkça, savaşlar çıkıyor, toprak kaybedenler başka şehirleri işgal etmeye çalışıyordu. Oluşan kaosta kazanan tek taraf, siyah ölümdü. Beklemeden, durmadan ilerliyordu. Hatta, Gölge'nin savaşçılarının raporuna göre, ilerleme hızı da gittikçe artıyordu.

Belinde Gölge'nin elini hissetti. Etkisiyle yavaşladığı sırada Gölge önüne geçti. İleriye bakarak ilerlerken elini ardına doğru uzatıp Veyla'nın elini tuttu. Işığını aynalardan yansıtarak yolunu tahmin ederken Veyla'yı da peşinden yönlendirmeye başladı. Veyla birkaç adım boyunca tepki vermese de en sonunda sertçe elini çekti.

"Benim kendi ışığım var."

"Ben varken, şansın benim. Unuttun mu?" derken Gölge duraksamış ve hafifçe Veyla'ya dönmüştü. Kadının elini yine tutmaya çalıştı ama Veyla birkaç adım gerileyip bir çocukmuş gibi ellerini ardına sakladı. Gölge gözlerini devirdiğinde Veyla, "Ben kendim ilerlerim." diye diretti.

Gölge sinirlenmeye başlarken "Ya Valdrislerin yanına dönersin, ya da benim ardımda durursun." dedi.

Veyla şirince sırıtıp başını iki yana sallarken "Ya da ikisini de yapmam." dediğinde Gölge tamamıyla kadına döndü. Birkaç adımla yaklaştığında Veyla da geriledi. Sırtını aynaya çarpacağı sırada Gölge belinden tutarak kendisine çektiği gibi Veyla adamın elinden ittirip "Bırak!" diye bağırdı.

Gölge üst dudağını dişlerinin arasına alıp gözlerini yumarken sabır isteyen, sinirden titreyen bir nefes alıp verdi. Veyla ise yeniden adamdan uzaklaşmıştı. Gölge bir sürenin ardından gözlerini aralayıp Veyla'ya baktı ve "Derdin ne?" diye sordu. Veyla 'Derdim ne mi?' diye çığlıklar attı. Derdi Gölge'ydi.

"Düşebilirim Gölge. Sırtımı cama, aynaya vurabilirim. İstersem hepsini üstüme devirir, paramparça olurum. Tutup durma beni."

Gölge, "Dene." dediğinde Veyla 'Ne?' der gibi başını iki yana sallarken kaşlarını kaldırıp indirdi. Gölge de bağırarak etraftaki aynaları gösterip "Dene!" dedi. "Dene, bir tanesini bile üstüne devirmeyi dene hadi."

Veyla, adamın kendisinden de fazla delirmeye başladığını görünce yüzüne bir tane geçirip 'Senin derdin ne olabilir?' diye sormak istedi. Veyla, canı yandığı için böyle davranıyordu. Gölge'nin derdi neydi?

Veyla, herhangi birine büyüsünü yönlendirdi. Cam üstüne doğru devrilmeye başladığı gibi mavi büyüyle yok oldu. Aynanın boşaldığı yerde Doğa'nın büyüsüyle yenisi oluşmaya başlarken Veyla sinirle bir başkasına, sonra bir başkasına yöneldi ama Gölge hepsini yok etti. Gölge yok ettikçe, Doğa da Veyla'nın devirdiği yerlere yenisini yarattı.

Veyla, "Beni korumayı bırak!" diye bağırdığında Gölge, "Bırakamıyorum!" diye bağırarak kadına yakınlaştı. Veyla yutkunarak gözlerini kırpıştırırken Gölge yumruğunu camlardan birine geçirdi. Veyla'nın gözleri hızla kanamaya başlayan Gölge'nin eline döndü ve "Şu huyunu bırak!" diye neredeyse çığlık atarak Gölge'ye yakınlaştı. O sıra Gölge, diğer yumruğuyla da cama vurdu. Kayan yumruklarını gösterip "Kendime zarar verebilirim." diye bağırdıktan sonra sonra ardına döndüğünde Veyla'nın uzanan elleri de havada kaldı. Gölge gözüne kestirdiği bir tanesini kendisine doğru devirmek istediğinde Veyla, "Ne yapıyorsun ya?" diye bağırırken Gölge'nin yanındaydı. Veyla delirmişti ama Gölge ondan da deli gibiydi.

Gölge, "Uzaklaş." dediğinde Veyla, uzaklaşmadı. Büyüsüyle, Gölge'nin devirmek istediği aynayı sabit tutarken "Bırak şunu." diye bağırdı. Gölge kadına dönerken "Bu siktiğimin yerinde tüm aynaların altında tek tek kalabilirim ama bir tanesinin bile üstüne devrilmesine izin vermem."

Veyla, Gölge artık devirmeye çalışmıyor diye büyüsünü aynaya yönlendirdiği ellerini güçsüzlükle iki yanına indirirken gözleri dolmak istiyordu. Dudaklarının kenarını kemirip durarak Gölge'nin öfkeli gözlerine baktığı saniyelerin ardından "Acıyor musun bana?" diye sordu. Başta kısıktı sesi. "Kimse sevmediği için?" diye sorarken sesinin titrediğini fark ettiği için bağırmaya başladı. Artık birileri Veyla'yı sevmeye başlamıştı ama Gölge, Veyla'nın geçmişini, çocukluğunu öğrenmiş, ne olduysa orada olmaya başlamıştı. Oradan sonra Gölge, iyice nefretten uzaklaşmış gibi yumuşamaya başlamıştı. "Bana acıma! Bana acımandansa acımasız nefretini yeğlerim."

Gölge, yüzünü olabildiğince buruşturdu. Kendisini göstererek "Ben aptal sikiğin önde gideniyim." dediğinde Veyla anlayamayarak baktı. Ardından Veyla'yı gösterdi. "Ama sen benden bile aptalsın."

Veyla "Hakaretlerini de al, defol git." diyerek sinirle Gölge'yi yolundan çekerek geçmek istediğinde Gölge kadının elinden güçle tuttu ve çekmesine izin vermedi. "Madem kalktın geldin, ardımda kalacaksın."

Veyla, elini çekmeye çalıştığında, tekrar izin vermedi ve beraberinde Veyla'yı da çekerek yakınlaştırdı. "Veyla, zorluk çıkartma da bir an önce buradan siktir olup gidelim."

Veyla, üfleyerek bakışlarını kaçırdı ama elini çekmeye çalışmadı. Gölge de biraz olsun rahatlayarak önüne döndü. Ellerinde parmaklarının kenetlenmesini sağladı ve Veyla'yı da ardında tutarak ilerlemeye başladı. Eğimli, zikzaklı yollardan yürüdüler, bazen yükselir gibi oldular ama biraz önce yanından geçtiklerine yemin edebilecekleri yerleri alçakta gördüler ve dakikalar sonra Veyla, "Bence kaybolduk." dedi.

Gölge, "Burası sikik bir labirent ama ileride bir yazı görebiliyorum. Oraya varmaya çalışıyorum." dedi.

Veyla, "Ne yazıyor?" diye sordu. İkisinin de ses tonları soğuk ve mesafeliydi ama sessiz de kalamıyorlardı.

"Terra dilinde 'Hepimiz birbirimizin aynasıyız' yazıyor."

"Bir kere de anlaşılır konuşsalar şaşıracağım."

Gölge, "Al benden de o kadar." dedi. Birkaç dakika sonra o yazının olduğu alana yaklaştılar ama yaklaştıkça terra dilince yazılan cümledeki resimlerin farklı aynalarda olduğunu, uzaktan baktıkça bir gözüktüğünü fark ettiler.

Veyla, "Engin öngörülerinle bizi buraya kadar getirdin yüce Kral. Şimdi ne yapıyoruz?" diye alay ederek Gölge'nin karşısına geçerken elini çekmek istedi. Gölge refleks olarak tuttuğunda Veyla, "Durduk ya!" diye yükseldi. Gölge, kadının patlamaya hazır bomba oluşu yüzünden fazla üstüne gitmeyerek elini bırakmasına izin verdi. O sıra etrafına bakmaya devam ediyordu.

"İlerleyerek bir yere varamadığımız şüphesiz."

"Bence aradığımız şey ileride değil. Her yerde ama aynalar saklıyor."

Gölge, "Aynalar yok etmekle tükenmiyor." dedi. Ulaşabildiği kadarına büyüsünü yönlendirip yok etti ama hızla yeniden oluştular ve o zamana kadar herhangi bir yol açılmış gibi görünmedi, aksine gözleri yoran yansımalar gözükmeye devam etti.

"O sözü hiç duymuş muydun?"

Gölge, "Birkaç kere." dedikten sonra Veyla'ya baktı. Kadına baktıkça, ona âşık olduğunu hatırlıyordu ve bu hep böyle mi gidecek, diye merak etti. Ona hep âşık olacakmış gibi hissediyordu, evet ama buna hep şaşıracak mıydı?

"Ne demek istiyor sence?"

İkisi de aynı anda, kavga gürültülerine rağmen iyi bir ikili olduklarını düşündü. Bir sorun oluştuğunda birlikte çözmeye çalışıyorlardı ve bugüne kadar da birbirlerine dair olanlar haricinde her sorunu çözmüşlerdi. "Hepimiz, birbirimizden bir parça taşırız, gibi bir şey."

Veyla, "Burası bizden bir parça taşıyor." dedikten sonra aynadaki yansımalarını gösterdi. "Bence biz de buradan bir parça taşımalıyız."

Gölge, "Zekisin de bir yandan." dediğinde Veyla sinirle inleyip "Yine ne demek istiyorsun?" diye sordu. Gölge aynalardan birine yönelirken, "O kadar da aptal değilsin yani aslında." dedi. Aynaya doğru büyüsünü yönlendirip parçalara bölerken "Ama anlamıyorsun." diye mırıldandı.

"Yemin ediyorum öldürürüm seni."

Gölge, "Acele et." diye sızlandı. Kadına hem âşık olup hem de bunu inkâr edemeyerek yanında durmak çok zordu. Her yanı, imkânsızlığı zorlamak istiyordu.

Elinde iki ayna parçasıyla Veyla'ya döndü. Aynada oluşan boşluklar tamamlanırken Veyla da bir parçayı aldı. O sıra Gölge'ye kötü kötü bakıyordu. "Bugün Hakaret Kral'ısın galiba?"

Gölge, "Senin de bugün pek sevimli bir kelebek olduğun söylenemez." dedikten sonra işaret parmağını kadının çattığı kaşlarının ortasına götürüp ifadesini dağıtmak istedi. Veyla geriye çekilirken aynayı tutmadığı eliyle Gölge'nin elini kışkışladı.

Ellerinde ayna parçaları etraflarına baktılar. Sessizlik ve hareketsizlik sürdüğünde Gölge, "Senin engin öngörülerin de bizi bir yere getiremedi." dedi.

Veyla, ters bir şekilde baktıktan sonra "Biraz ilerleyelim." dedi. Gölge elini uzattığında Veyla, çekecek gibi oldu ama sonra "Sikeyim, neyse ya." diyerek adamı uğraştırmadan elini tutu. Gölge oldukça hoşuna gittiği için güldükten sonra parmaklarını kenetledi. İlerlemeye başladıklarında Veyla ileri bakarken, Gölge ise hala Veyla'ya bakıyordu. "Güzelim hep böyle olsan, hiç kavga etmeyiz."

Veyla, alay eder gibi yüzünü buruşturup iki yana sallarken "Sen de hep başka olsan, hiç kavga etmeyiz asıl." dediğinde Gölge "Nasıl olsam?" diye sordu.

Gölge bir aynaya çarpacakken Veyla elini sıkarak gücü yettiğince çekmeye çalıştı. Gölge de kadının çabasını fark ederek durdu. Veyla yolu gösterip "Sen de benim şansıma mı güveniyorsun?" diye sordu. Gölge tekrar gülerek önüne döndü ve kendisi için olmasa bile Veyla için yolu takip etmeye başladı.

"Bir soru sordum."

Veyla, sessiz kaldığında Gölge iç çekti. Kadının cevaplamayacağını fark ettiği için ısrar etmedi ve bu da, cevabını merak ettiği binlerce sorudan sadece biri olarak zihnindeki rafa kalktı. Bir yerden sonra Veyla üfleyip "Yeter, sıkıldım." dedi. Gölge de duraksadı. Veyla elini çekince, durdukları için Gölge tekrar tutmadı ve Veyla bulundukları şekilsiz aynalar dolu koridorda bir uca doğru yönelip yere oturdu. Sırtını aynaya yaslarken, elindeki ayna parçasını da kalçasının yanında yere koydu. Dizlerini kırarak kendisine çektikten sonra başını dizlerine yasladı ve gözlerini kapattı. "Sen bir şeyler bulana kadar ben buradayım." dedi.

"Biraz dinlen, devam ederiz." dedi. Kadının bırakıp bir yere gidemezdi. Kadından çok uzaklaşmadan bulundukları alanı dolaşmaya başladı. Bir arka koridora geçerken Veyla'nın kalp atışlarını nereden duyduğunu dinledi. Tam tersi yönden duyuyordu. Tekrar bir önceki koridora dönüp Veyla'ya baktı. Veyla aynı yerdeydi. Veyla'nın kalp atışlarını olması gerektiği yerin tam tersi yönünden duyarak ilerlemeye devam etti. O yerde duydukça, sorun olmadığını anlayacaktı. Yine de çok uzaklaşmadan, belirli bir alan içerisinde dolaşıyordu.

Veyla, Gölge'nin ayak seslerinin uzaklaştığını duyunca başını kaldırıp ardındaki aynaya yasladı ve ciğerinde nefes bırakmayana kadar üfledi. Dirseklerini dizlerine yaslayıp ellerini yaklarına götürdü ve dudağını bükerek ilerideki yansımasına baktı. Her yerde bu üzgün suratı görmek zordu. Yanında olduğu sürece, her yerde Gölge'yi görmek daha da zordu. Gerçi, bu aynalarla ilgili olmayabilirdi. Veyla gözlerini bile kapsa, Gölge'yi görür olmuştu. Adam ise, neyin peşinde, ne hallerdeydi, Veyla hiç anlamıyordu. Gerçekten Veyla'yı korumak ister gibiydi ama hisleri de yoksa bunu ne için yapıyordu? Veyla'nın aklına sadece acımak, fikri geliyordu. Veyla Gölge'nin yanında o kadar yarasını göstermişti ki, Gölge'nin de merhameti baş göstermiş olmalıydı. Veyla merak etti. Adam içinde bir yerlerde hala nefret ediyor sadece acımasızlığını örtmeye mi çalışıyordu yoksa merhameti nefretine de mi engel oluyordu?

Veyla yansımasına bakarken "Hepimiz birbirimizin aynasıysak, niye herkesin kırıklarını ben taşıyorum?" diye fısıldadı. Bugüne kadar sevdiklerini kaybetmişti. İlk defa hiç kazanmadığı birini seviyordu. Hiç kazanmamak, her gün kaybetmek gibiydi. Sanki herkes yerine Veyla üzülüyordu. Herkes yerine Veyla kaybediyordu. Şu umuyordu ki ölümsüz değil, ölümlü olacak olan ömründe, hiç mutluluğu tatmayacak mıydı? Kısa bir süreliğine bile?

Gölge duraksadı. Uzaklaşmasa da kadının halini, vaktini dinleyip durduğu için bu cümlesini de duymuştu. İç çektikten sonra yavaşça ardına döndü ve kadının yanına doğru ilerlemeye başladı. Gölge'nin adım sesleri yaklaşmaya başlayınca Veyla, ıslanan gözlerini sildi ve derin bir nefes alıp sesini temizledi. Aynasını da beraberinde alıp yerden kalktı. Diğer eliyle alnını ovuştururken başını aksi yöne çevirdi ama sesin de aslında aksi yönden geldiğini unutmuştu. Ardından gelmesini beklediği Gölge'nin ayakkabılarını alnını ovuşturarak baktığı zeminde bitince irkildi. Bir adım gerilerken elindeki ayna düştü. İkisinin de gözleri yere düştüğünde kırılan aynaya döndüler. Veyla manidar bir şekilde sessizce güldü. Her zaman olduğu gibi, onun aynası kırıktı.

Gölge yere eğilip aynayı aldı. Doğrulurken kırık olmayan kendi aynasını uzattı. Veyla bir aynaya bir de Gölge'ye baktı. Gölge, "Alsana." dediğinde "Ama benimki..." dediği sırada Gölge, "Hadi, ileride bir şey buldum." diyerek aynayı daha da yakınlaştırdı. Aceleye getirdiği için Veyla aynayı aldı ve Gölge de ilerlemeye başlarken Veyla'nın diğer elini tuttu. Veyla, Gölge'nin ardında kalırken kırık olmayan aynasına baktı. Adamın muhtemelen fark etmeyerek yaptığını düşündü ama sanki Gölge, kırıklarından onu kurtarmış gibi sızlayan göğsünde kabukları arasından yeşillenmişti bazı hisleri. Artık Veyla'nın kırıklarını Gölge taşıyordu sanki.

Gölge, "Aynalar azaldı mı yoksa bana mı öyle geliyor?" derken yolun genişlediğine yemin edebilirdi. Veyla da etrafına bakarken "Sanki..." dedi. Gölge duraksayıp Veyla'ya döndü. "Mağara bizden, biz mağaradan bir şey taşıdık ama biz de mağaradayız. Birbirimize ait bir şey de taşımalıyız. Ben kırık camını aldım." dedikten sonra camı kaldırdı. Aydınlanma yaşadığı için hızlı ve düşünmeden anlatmıştı ve durmadan konuşmaya devam ediyordu ama Veyla'nın tek düşünebildiği, Gölge'nin kasti bir şekilde yaptığını fark etmesiydi. Öylesine yapmamıştı...

Gölge, "Sen de benden bir şey almalısın." dediğinde Veyla mest olmuş bir şekilde bakıyordu. Birine acımak, bu denli hoş eder miydi bir adamı?

Gölge, "Veyla?" diye seslendiğinde Veyla gözlerini kırpıştırarak ana dönmeye çalıştı. Sesini temizledikten sonra "Ben de senin aynanı aldım." diyerek elinde tuttuğu kırık olmayan aynayı gösterdi. "Hayır, o bana ait bir şey taşımıyor." dedi.

Veyla, "Belki sen de kırarsan ya da..." dedikten sonra aklına gelen fikirle ayna parçasını aralarında kaldırdı. "Kırık olanı üstüne koyar mısın?"

Gölge, kadın bu ses tonuyla sorsa her şeyi yapardı. Aslında... Sanıyordu ki Gölge, artık kadın için her şeyi yapardı.

"Tabii..." diyerek aynayı Veyla'nın tuttuğu aynanın üstüne doğru koydu. Ardından Veyla'ya baktı. Veyla da gözlerini kırık aynadan alıp Gölge'ye baktı. Sessizliğin içinde, birbirlerine gürültüyle bakarlarken Gölge, "Ve, ee? Şimdi ne olacak?" diye sordu.

Veyla, "Bilmiyorum ama bence..." dedikten sonra tekrar kırık ayna parçasına baktı. Kırılarak ufalanmış yerlerin ve kırıkların azaldığını gördüğünde gülümsemeye başlayarak altında tuttuğu parçayı çekti. Kırıkların yarısı artık Veyla'nın elinde tuttuğu parçadaydı.

Gölge şaşırarak kaşlarını kaldırdıktan sonra bir süre ikisi de gözlerini aynalarda gezdirdikten sonra ellerini yanlarına doğru indirirken birbirlerine baktılar. Veyla, "Birbirimizin kırıkları." dediğinde Gölge, "Artık diğerimizde." diyerek tamamladı.

Birbirlerine bakıp dururlarken göz ucuyla siyah karartılar görmeye başladıklarında Gölge hızla bir eliyle Veyla'yı tutup kendisine çekerken etraflarına baktılar. Göğüsleri çarpıştığı gibi Gölge koluyla Veyla'nın belini sarmıştı. Veyla, Gölge'nin koluyla göğsü arasında oluşturduğu güvenli alandayken gözlerini yavaşça kapattı ve kokusunu soludu. Alnı güçsüzlükle adamın göğsüne yaslandı. İstiyordu. Çok istiyordu. Adamın ona acıyarak değil de... Gerçekten değer vererek, belki de severek yaklaşmasını ölmek pahasına istiyordu.

"Çiçekler..."

Veyla yavaşça başını kaldırdı. Gölge'nin vücudu da gevşemişti. Belki tehlikeli bir şey olmadığını gördüğünde, belki de temasları dolayısıyla ama gevşemişti. Veyla hafifçe adamın göğsünden uzaklaştı. Ona yakın olup da bu ana odaklanmakta zorlanıyordu. Gölge de etrafa bakarken kolunu yavaşça kadından çekti.

Veyla burukça gülümsedi. "Siyafir çiçeği bunlar."

Aynı anda hatırladılar. Veyla'nın Esved ile karşılaştığı ve ölümle burun buruna geldiği gün, kadın Lilith ile konuşurken Gölge uzaktan uzağa onları izliyor ve dinliyordu. Veyla dinlenildiğinin farkında değildi çünkü ne zaman baksa, Gölge ona bakmıyor olmuştu. Geri kalan zamanlarda ise, Gölge tam da ona bakıyordu. O zamanlar Gölge, yakalanacak kadar vücudunun iradesini kaybetmemiş, bu denli hisler ile boğuşmuyordu. O zamanlar Veyla'ya düşmek, hala yakalanmadığı, kaçabilecek yere sahip olduğu bir tehlikeydi. Şimdi ise yakalanmıştı. O zaman, Lilith, araları kötü olduğu için Gölge'ye dair Veyla'ya 'O kötü biri mi?' diye sormuştu ve Veyla, 'Sadece beni sevmiyor' diye cevaplamıştı. Lilith nedenini sorguladığında ise Veyla bazen böyle olduğunu dile getirmişti. Bazen sevdiğin tarafından sevilmezdin ya da sevmediğin seni severdi ama bazen de... Bazen de kimse seni sevmezdi. Veyla ise bu durumu 'Bazen de bir Siyafir çiçeğisindir. Hiç kimse sevmez.' diyerek açıklamıştı. Hemen ardından da 'Bence ben oyum. Bir Siyafir çiçeği. Efsunlu görünürüm ama dokunursan, öldürürüm.' demişti.

Gölge'den göreceği bir sevgi kırıntısına bu kadar muhtaçmış gibi hissettiği, arzuladığı anlarda bu çiçekle karşılaşmasını, oldukça manidar buldu. Doğa, kim ve ne olduğunu ona hatırlatıyor muydu?

Gölge, "Ölüm çiçeği." dediğinde Veyla iç çekti. "Öyle."

Veyla, "Kimsenin sevmediği bir çiçek de ancak bu aptal yerde barınabilirdi zaten." diye sızlandı. Sayıca azalmış aynaların aralarından uzanıyorlardı. Kömür grisi kadifemsi yapraklarının kenarları kırmızı damarlarla ışıldıyordu. Yaprakları neredeyse keskin bıçak kenarlarını andırarak kıvrılıyordu. Ortasında, canlı bir göz bebeğini andıran parlayan bir çekirdek bulunuyordu. Çiçek uzaktan bakıldığında bir kafatasını andırıyordu. Ölüm saçmasına rağmen mest eden bir kokusu vardı. Parlayan damarlarıyla efsunlu görünüyordu ama yaklaşana bedelini ödetirdi.

Veyla, aslında kendi varlığına duyduğu bir öfkeyle çiçeklerden birini koparıp yere attı. Sonra, bir diğerine uzandı. "Nereden çıktılarsa karşımıza?" diye neredeyse sinir krizine girecekmiş gibi söylenirken uzandığı çiçeği koparamadan Gölge bileğinden tuttu. Parmaklarından çiçeğin yapraklarını kurtardı ve çiçeğe dokunduğu gibi çürümeye başlamış olan parmak uçları saniyeler içerisinde iyileşti. Gölge, "Neden zarar veriyorsun?" diye sorarken kadının kolunu aralarında indirip onu birkaç adım çiçeklerden uzağa çekti.

Veyla, "Niye zarar vermeyeyim?" diye sorduğunda Gölge, "Canının yanmasını hak etmiyor." dedi. Veyla'nın kaşları kalkarken Gölge sıkkın bir nefes alıp gözlerini çiçekle Veyla arasında gezdirdi. Kadın kendisini benzetince, Gölge de çiçek ile Veyla'yı istemsiz bir şekilde bağdaştırmıştı. Veyla'nın gözleri kısıldı. Buruk bir sesle "Acıyor musun ona?" dedikten sonra yüzü alayla buruştu. "Kimse sevmediği için?"

Biraz önce de kendisi için aynı soruyu sormuştu. İstemsiz bir şekilde şimdi dudaklarından çıkmıştı. Gölge, kadının da kendisini hala çiçek ile bağdaştırdığını gördü. Zaten bu sebeple saldırmış olmalıydı. Gölge'nin onu duyduğunu, kendisini bu çiçeğe benzettiğini bilmiyor olsa gerekti.

Gölge biraz önce Veyla kendisi için de 'Acıyor musun ona? Kimse sevmediği için?' diye sorduğunda istediği ama veremediği cevabı ancak şimdi verebildi. Derin bakan gözler eşliğinde "Kıyamıyorum ona," dedikten sonra iç çekip öyle ekledi. "Sevdiğim için."

Acımak değil, kıyamamaktı.

Veyla'nın kaşları gevşerken gözleri, Gölge'nin gözlerinde gezindi. Kendi titrek nefes sesleri kulağına gürültüyle gelecek kadar aralarına sessizlik hâkim oldu. Veyla, Gölge'nin çiçeği sevmesine inanamadı. Birileri, Gölge'nin Veyla'ya âşık olduğunu iddia ettiğinde de işte böyle inanamıyordu ama Gölge kendisi itiraf ediyordu, bu çiçeği sevdiğini. Veyla, bir an sanki çiçeği değil de onu seviyormuş kadar mutlu hissetti ama hemen ardından adamın Veyla gibi çiçekle arasında bir bağlantı kurmadığını düşündü. Yine de Veyla çiçekle kendisini bağdaştırdığı için 'Belki beni de böyle sever' diye düşündü. 'Bu ölüm çiçeğini seviyorsa, ölüm kelebeğini de sevemez mi?' Gölge ise zaten, çoktan sevdiği için öyle söylemişti.

Veyla, "Ama kimse o çiçekleri sevmez." dedi. Aksine ikna edilmeye ihtiyacı vardı.

Gölge hafifçe omuz silkti. Kadının bileğini tutan eli yavaşça kadının eline doğru kaydı. Elleri birbirine değdi, ikisi de çekmedi ama diğerinin çekmesinden endişe eder gibi hareketsiz kaldılar. "Ben severim," dedikten sonra burukça gülümsedi. "Kimse sevmese de severim."

Veyla yutkunduktan sonra, düşüncelerini dile getirdikçe Gölge çürütsün, Veyla'yı da buna inandırsın isteyerek "Ama dokunanı öldürür." dedi.

Gölge, "Dokunmadan severim." dedi. Birbirlerine ancak bir bahaneye sahip oldukça dokunabiliyorlardı. Zaten, Veyla'yı da özgürce dokunamadan seviyordu. Başparmağı küçük temaslar ile kadının tenini sevmeye başladı. Veyla bu teması her zerresinde hissetti. Adam ölüme dokunmuştu sanki, Veyla'nın tenini sevince. Veyla öyle hissetti, adama zarar vermekten korktu. Gölge ise aksine, yaşamak için ihtiyaçla dokunur gibiydi. "Belki bir gün, ölmeyi de göze alırım."

Veyla burukça gülümsedi. Gözleri kızarmıştı. "Sen de çiçeğin öldürdüklerinden olursun o zaman."

Gölge başını yavaşça iki yana salladı. Parmakları, kadının parmaklarının arasında dolanıyor, parmak uçları kenetlenmek ister gibi kıvrılıyordu. "Çiçeğin öldürdüklerinden değil, çiçek için ölenlerden biri olurum."

Veyla'nın gözleri ellerine doğru indi. Veyla da başparmağıyla yavaşça adamın tenini sevince Gölge bu temasa inanmak için bakma ihtiyacı duydu ve gözlerini çevirdi. Hissettiğini, gözleriyle de görebiliyordu. Çok küçük, minik bir temastı ama Gölge, bu an için birçok şeyi feda edebilirdi.

"Biri bu çiçek uğruna ölünmeyeceğini söylemişti."

Veyla'nın kâbuslarına, Gölge şahit olduğunda ve geçmişte Veyla'nın sevdiği birinin Veyla uğruna öldüğünü öğrendiğinde, Gölge kadına böyle söylemişti. Sonra da defalarca kez tekrarlamıştı. Gölge de, hatırladı. Adam, Veyla'nın tamamıyla kendisinden ve Gölge'den bahsettiğini, hâlihazırda deli gibi atan kalbini mümkünmüş gibi biraz daha heyecan sahibi ederek fark etti. Veyla ise hala, Gölge'nin neyin ne kadar farkında olduğundan emin değildi. Adamın onu Lilith ile konuşurlarken duymuş olamayacağını, kendisini çiçek yerine koyduğu anlayamayacağını düşünüyordu ama... Birbirlerine öyle duygu yoğunluğuyla bakıyorlar ve elleri de bu duygularla hareketleniyor gibiydi ki... Veyla da her cevabı, kendisi için almış gibi heyecanlanmadan duramıyordu. Buruk ve umutsuz bir heyecandı ama heyecandı işte... Karanlıklar içerisinde de çiçekler, hala çiçekti.

Gölge yeniden Veyla'ya bakarken, "Sözlerine güvendiğin biri mi?" diye sordu.

Veyla, dudağını sağ kenarına doğru kıvırıp yeniden düzeltirken hafifçe omuz silkti. "Hayır, hiç güvenmem."

Gölge, üzgün baktı ama hak verdi. Zaten kadın Karam'da da Gölge'ye güvenmemişti. Bir gün güvenecek miydi, Gölge bilmiyordu ama kadın güvense de güvenmese de Veyla'yı bir daha bilerek üzmeyeceğinden emindi.

"Yine de söylediği hiçbir şeyi unutmam."

Gölge, gülümser gibi oldu. Kadın güvenmese de dinliyor, hatırlıyordu, şimdi kendi itiraf etmişti. "Belki fikri değişmiştir."

Veyla yakasına yapışan umutsuzlukla iç çekti. "Fikirleri pek değişebilen biri değil."

Gölge, 'önceden öyleydi' diye düşündü. Sonra ise, Veyla Aldar'la tanışmıştı. Fikirleri öyle çok değişmişti ki, Veyla Aldar, artık bir Karanir'di.

"Belki güçlü bir sebebi vardır."

Veyla, umutsuzluğa çelme takan umuduyla "Ne gibi?" diye sordu.

Gölge gözlerini Veyla'nın yüzünde gezdirdi. Bakışlarındaki şefkati, hayranlığı Veyla da görebiliyordu. Biraz kadının küçük burnuna, biraz pembe çıkık dudaklarına, biraz yanağındaki kelebek dövmesine, biraz yüzüne düşen saçlarına, en son da tekrar güzel gözlerine baktı. "Aşk gibi."

Veyla'nın vücudu kasıldı. Gölge bizzat, birbirine değen ellerinde bunu hissetti. Hafif dokunuşları arasında bir anda, Veyla adamın parmaklarını tutmuştu. Gölge, duygularıyla yoğunlaşan sesiyle "Çiçeğe âşık olmuştur." diye ekledi.

Veyla hızla "Olur mu ki?" deyip çiçeğe baktı. O sıra yaklaşmak için hareketlendi. Elleri birbirinden ayrıldığı gibi, Veyla özlemle dönmek, Gölge ise ihtiyaçla tutmak istedi. Veyla yutkunarak çiçeğe yaklaşırken Gölge de yanına geldi. Veyla elini çiçeğin yapraklarına götürdü. Koparmadı, bu sefer sevdi. "Ölüm kokuyor. Seveni yok ediyor. İzlesen dokunamazsın, dokunsan yok olursun. Buna âşık olunur mu ki?"

Gölge gülümseyerek kadının yüzünün sağ tarafını izliyordu. Kadının gözleri, baktıkça kusur görerek çiçeğe bakıyordu. Gölge ise baktıkça mest olarak Veyla'ya. "Yaşamayı sevmeyene ölüm güzel kokar." dediğinde Veyla ürkek gözlerini Gölge'ye çevirdi. Ürküyordu çünkü duydukları kalbini umutla dolduruyordu. Veyla tamamen onlardan bahsederken, adamın sadece bir çiçekten bahsediyor olma ihtimali de vardı. Açıkça konuşmuyorlardı ve Veyla, açıkça duymadan inanamayacak kadar kaybetmeye alışıktı.

"Onsuz var olamayana yok olmak kurtuluştur. Bazı manzaralar sadece izlenir, bazı temaslar ölürken bile gülümsetir. Buna..." derken gözlerini çiçeğe çevirdi. Kadının eline kıyamadığı için parmaklarını Veyla'nın elinin altından geçirerek kadının elini üstte bıraktı. Veyla'nın eli iyileşirken Gölge, elinin ölmesi pahasına çiçeğin yapraklarını sevmeye başladı. Veyla ise elini Gölge'nin elinin üstünden çekmedi. Gölge'nin eli çürümeye başlarken gözlerini yeniden Veyla'ya çevirdi, göz göze geldiler. "... aşık olunur."

Âşık olunurdu.

Ve de olmuştu.

Birbirlerine heyecanlı nefesleri eşliğinde ve gözlerinde parlayan duygularla baktılar. Kadın gülümsediğinin farkında değildi, Gölge ise bu gülümseme karşısında dudaklarına mani olamayacağına emindi.

Çiçekten hışırtılar gelmeye başladığında gözlerini kırpıştırarak güçlükle birbirlerinden alıp ellerine baktılar. Gölge'nin eli bileğe kadar çürümüştü. Veyla Gölge'nin de elini tutarak çektiğinde adamın eli iyileşmeye başlarken Veyla, çiçeğe baktı. Gölge ise önce ellerine sonra da Veyla'ya baktı.

Veyla, "Taş burada." dediğinde Gölge, "Ne taşı?" diye sordu. Veyla, çiçeğin açılan çekirdeğinin içindeki taşı alıp çıkartırken garipseyerek Gölge'ye baktı. "Aradığımız taş." dedikten sonra hala anlayamayarak bakan adama "Bunun için geldik ya." diyerek aldığı taşı aralarında kaldırdı. Gölge "Ha..." diyerek taşa baktıktan sonra başını onaylar şekilde salladı.

Veyla, taşı Gölge'ye uzattı. Gölge kadının taşı almak için kadının elini tuttu ve parmaklarını teninin üstüne doğru kapattı. Taşı almak için uzattığı eli bir türlü taşı almayıp oyalanırken Veyla'nın gözleri de yeniden adama kenetlendi. Gölge, "Çiçek göründüğü gibi değilmiş, gördün mü?" diye sordu. "Sevince nasıl da açtı?" dedikten sonra Veyla'nın taşı tutan avucuna baktı. Çiçeğin aksine taş, dokunanı öldürmüyordu. "İçindeki öldürmüyor."

Veyla, iç çekti. "Belki de ölüm çiçeği, değildir. Ya da..." dedikten hafifçe omuz silkti. "Artık değildir." derken başını iki yana 'bilmiyorum' der gibi salladı. Gölge'nin dudakları kıvrıldı. Veyla'nın heyecanı bu anda kalmasını güçleştirirken sesini temizleyerek taşa baktı. Taşı Gölge'nin avucuna doğru bıraktı. Elleri yavaşça birbirinden uzaklaştı.

Etraflarında hiçbir ayna kalmazken ormanın yeşillikleri arasında buldular kendilerini. Doğa, onları yanıltmayı bırakmıştı. Aksine gözlerinin gerçeği görmesini ister gibiydi. Aynalarda birbirlerini görüp durdukları dakikalar boyunca, gözlerini kaçıramamış, nereye baksalar birbirlerini ve hislerini görmüşlerdi. Belki de burası yanıltan değil, yanılgılardan arındırandı.

Gölge etrafa bakarken "Her ne olursa olsun," dedikten sonra gözlerini Veyla'ya çevirdi. Işığın, devasa yaprakların aralarından sızabildikçe kadının yüzüne yansıyıp hoş bir Doğa izi bıraktığı Veyla'ya iç çekerek baktı. Onu dokunmadan da severdi ama dokunmak istiyordu. Şimdi yüzüne düşmüş olan saçlarını severek kulağının arkasına sıkıştırmak, güneşin öptüğü tenini bir de bizzat öpmek, tıpkı imkânsızlıkları gibi yük olan kıyafetlerinden arınıp güzel bedenini izlemek, onunla sevişmek isterdi ama sadece baktı. Konuşmaya başlayınca Veyla da gözlerini Gölge'ye çevirmişti.

"Ben onu çoktan sevdim."

Ölüm çiçeğiyse de, değilse de...

Veyla titrek bir nefes aldı. Gölge, bir Siyafir çiçeğinin içindeki güzelliği görüp ölmek pahasına aşka değer görüyorsa, belki de Veyla'yı da severdi. Belki de seviyordu. Olabilir miydi? Belki de Lilith ile konuşurken Veyla'yı duymuştu. Belki de o büyücü kadınla aralarında gerçekten bir şey geçmemişti. Belki çiçek için de dediği gibi, acımak değil de, kıyamamak mıydı? Tüm bu soruların cevabını bir gün alacak mıydı?

Veyla, 'Ölüm çiçeğini bilmem ama ben seni seviyorum' diye düşündü. Gözlerine bakarken bunu düşünmek bile sanki itiraf etmiş gibi kalbini titretirken bir gün kulaklarına da duyurup duyuramayacağını merak etti. Henüz kendisine bile sesli bir şekilde söylememişti, adama söyleyebilir miydi?

Gölge, yoğun bakışlarıyla konuşmak haricinde sessiz kalan kadına "Gidelim mi?" diye sorduğunda Veyla başını onaylar şekilde salladı. İçeride dönüp durmuşlardı, hangi yöne gitmeleri gerektiğini bilmiyorlardı ama ormanın bir ucundan çıksalar yeteceğini düşünerek ilerlemeye başladılar. Yan yana, ileriye bakarak ama birbirlerini düşünerek.

Gölge ile Veyla, birbirlerinin aynasıydılar. Ve birbirlerinin kırıklarını taşıyorlardı. Yansımalarında sadece kendilerinin değil, birbirlerinin aşkını da gördüklerinde, kırıklarından yeşereceklerdi.

31

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!