48/66 · %71

🔮 48 ⚡ Nixsus Kraliçesi

61 dk okuma12.163 kelime28 Kasım 2025

4. KISIM  KRAL VE KRALİÇE

🔮 48 ⚡ NİXSUS KRALİÇESİ

**

"Niye buraya geldik?"

Gölge, "Küçük bir işim var." derken açılan voltrider kapısından iniyordu. Saltar'ın şehri Daraz'a gelmişlerdi.

"Senin 'küçük' anlayışından mı, bildiğimiz 'küçük' mü?"

Konuşmaları bitmeden kapı kapanmasın diye Gölge elini sol üstünde kalan sensörün üstüne yaslayarak voltriderın içine baktı. Hâlihazırda kullandıkları voltrider ile Gölge'nin boyu eşit olduğundan eğilmesine gerek kalmamıştı.

Karam'da da, 'küçük' dediği kazanın el ve dil kopması olduğunu gördüğü için, Veyla bu soruyu sorma ihtiyacı hissetmişti. Bir süredir düşünceli ve sessizlerdi. İkisi de yan yana ama birbirleri ile ne yapacaklarını düşünürken gözleri birbirine yakalanıp yakalanıp kaçmıştı.

Gölge, "Öldürmemeye çalışacağım." dediğinde Veyla birkaç saniye boyunca baktıktan sonra iç çekip göğsünde birleştirdiği kollarını çözdü. Sol bacağını dizinden kırarak koltuğa çekerken vücudunu hafifçe soluna, Gölge'ye doğru çevirdi ve "Benimle evlenmeyi teklif ettiği için mi?" diye sordu. Gölge, duymaktan bile rahatsız olarak bakışlarını kaçırırken yüzünde öfkeli, memnuniyetsiz bir ifade oluştu. Sıkkın bir nefes aldı. "Evlenme değil, intihar teklifiydi. Ben de teklifini değerlendirmeye gidiyorum."

Gölge elini sensörden çekip şehre doğru hareketlendiğinde kapı kapanırken Veyla üfleyerek sağ tarafına döndü ve elini sensöre doğrultup kendi kapısını açtı. Bacaklarını dışarıya doğru sarkıtıp atlayacağı sırada Gölge, de o tarafa geçmişti. "Şş..." diyerek Veyla'nın kapısına döndü. Kadının eteğinin açıkta bıraktığı bacaklarından tutarak yeniden voltriderın içine doğru çevirdi. "Sen burada kalıyorsun bebeğim."

Veyla yeniden bacaklarını çıkarmak istediğinde Gölge, tutmaya devam ederken uyaran bir sesle "Veyla." dedi. Veyla, bacaklarında hala süren temasa iç çektikten sonra gözlerini Gölge'ye çevirip "Ben ardında bırakabileceğin biri değilim." dedi.

Gölge, bakışları Veyla'nın gözlerinde oyalandı. Bir sürenin ardından "Biliyorum." dedi. Bırakamıyordu. Her yere yanında, aklında taşıyordu.

Adamın aksini dayatmak ya da iddia etmek yerine kabul ettiğini idrak edince Gölge'yle tartışmak üzere aralanan dudakları kapandı ve kaşları kalktı. Gölge, kadının bu yüz ifadesine hafifçe güldükten sonra "Siktiğimin Saltar'ını öldürmemeye çalışacağım ama sen orada olursan, öldürürüm." diye burada kalmasını istemesinin sebebini açıkladı. Öldürmemesi gerekiyordu, bir konuda Saltar'a ihtiyacı vardı. Gölge'nin babasını öldürmüş olmasına rağmen hala hayatta olmasının sebebi buydu. Bir gün ölecekti, orası şüphesizdi.

Veyla, uysal bir sesle "Neden?" diye sorduğunda umurunda değilmiş gibi gözükmeye çalıştığı için bacaklarında süren temasa bakmamaya çalışıyordu ama heyecanı onu yanıltmıyorsa adam belli belirsiz de olsa başparmakları ile Veyla'nın tenini seviyordu.

Veyla'nın uysal tavırlarına karşı içi gitmekle meşgul olan Gölge'nin boşluğuna geldi ve "Sana bakabilir." dedi. Veyla'nın tekrar kaşları kalktığında Gölge kendisine sıkkın bir nefes alarak dudaklarını yaladıktan sonra lafını çevirmeye çalışmayıp "Sonra da onu öldürmek zorunda kalırım." dedi.

Veyla, bacaklarını çevirmek istediğinde Gölge tuttu ama Veyla, "Sana döneceğim sadece." diye açıkladı. Gölge bir anlığına nefesini tutarken kasılan vücudunun gevşemesi birkaç saniye sürdü. Veyla'nın bacaklarını yavaşça özgür bıraktı ama temaslarını kesmedi. Aksine ellerini Veyla'nın kalçasının iki yanına götürerek, kadının da istediği gibi kendisine çevirdi. Yetmedi, kadını koltuğun kendisinden yana ucuna doğru çekerek vücutlarını yakınlaştırdı. İkisi de bir anlığına bu temaslara baktıktan sonra tekrar birbirlerine baktılar. Veyla ne diyeceğini hatırlamaya çalıştı. Gölge, sabırla beklerken kadının sessizliğini dinlemeye de hazırdı.

"Neden benimle evlenmeyi teklif ettiği ve hatta bakacağı için onu öldürmek isteyesin?"

Gölge rahatlıkla cevap verdi. "Kraliçe'msin."

Biraz da ihtiyaç duydukça bu cevabı verebilmek için tüm tehlikelere rağmen evlenmişti. Veyla'yı herkesten, herkesi Veyla'dan uzak tutup bu çabasının sebebini de rahatlıkla söyleyebilmek için. Böylelikle onu yanında yöresinde, hislerinden bahsetmek zorunda kalmadan tutabilecekti, ama nereye kadar sadece bu bahaneye sığınabilecekti, bilmiyordu.

Veyla, bu duyduğundan hoşnut kaldı. Hala inanamadığı, inanmaya yaklaşır gibi olduğunda kalbinde müthiş bir heyecan ve korkuyu aynı anda hissettiren bir gerçekti ve Gölge'nin o güzel dudaklarından çıkıp da umut arayan kulaklarına ulaşınca, garip hissediyordu.

"Saltar, o teklifi ederken Kraliçe'n olacağımı bilmiyordu." diye hatırlattı. Konsey için Saltar'ı korumalı, hayatta tutmalıydı ama şu an çabası bundan çok, Gölge'nin cevaplarını duyma arzusundan kaynaklıydı.

Gölge, yüzlerini yakınlaştırdı. İkisinin de bakışları derinlere, kalplerine giden yola ulaşırken Gölge, "Ama ben biliyordum." diye cevapladı. Ve bu onu öldürmek istemesi için yeterliydi.

"Ben sırf Kral'ımsın..." diye cümleye başladığı gibi bunu söylemenin ne kadar da garip hissettirdiği aynı anda, hâlihazırda hızlı atan kalplerini biraz daha zorlayarak fark ettiler. Daha kısık bir sesle"... diye..." diye ekledikten sonra yutkundu. Verdiği esten sonra ancak devam edebildi. "... seni her isteyeni cezalandırmaya kalksam, işim bittiğinde siyah ölümün gezegeni ele geçirmesine beş dakika kalmış olurdu."

Gölge, "O beş dakikada da sana kalmış Kral'ının tadını çıkartırdın artık." diye alay etti. Keyifli ve yamuk bir sırıtışa sahipti. Veyla'yı dinlerken alt dudağını ısırma ihtiyacıyla mücadele etmek zorunda kalmış, dilini dudağının kenarında gezdirmişti.

'Sana kalmış.'

Veyla'nın yüzüne sinirli bir ifade binerken uysal bakışları dağıldı. Gölge sessiz bir şekilde güldükten sonra peşinden ne geleceğini merakla beklemeye başladı. Kelebek yine vahşileşiyormuş gibi gözüküyordu.

"Doğru. Ancak o zaman sadece Kraliçe'nin olursun."

Gölge'nin gülüşü duraksarken şaşkın bir şekilde çatılmış kaşlarının altında gözleri kısılıyordu. "Ben öyle bir şey..."

Veyla bacaklarını voltriderın içine doğru çekerken vücudunu ve bakışlarını öne çevirdi. Kapansın diye elini sensöre doğru uzattı ama Gölge elini ondan önce yasladığı için yine kaçındığı adama temas etmiş oldu. Üfledikten sonra elini çekip kollarını göğsünde birleştirdi.

Gölge, kadının tavrını anlayamadığı için şaşkın bir şekilde gülerek "Bu ne kelebeği?" diye sorduğunda Veyla, ters ses tonuyla ve asla adama bakmayarak "Sessizlik." diye cevapladı.

"Keşke daha önce tanışsaydım."

Gölge'nin alayına karşı Veyla'nın gözleri hızla adama döndüğünde, gözleri büyüyle ışıldamamıştı ama sadece bakışları bile Gölge'yi birkaç kere öldürmüştü. Gölge, çekinebileceği tek kadına karşı gülüşünü durduktan sonra çenesini kaşıdı ve tedirgin bir şekilde "Şaka." dedi.

Veyla başını yavaşça tekrar önüne çevirirken son anına kadar öfkeli bakışlarını Gölge'den almamıştı. Gölge, birkaç saniye boyunca ensesini ovuşturduktan sonra sessizliğiyle saldıran Veyla'ya, "Eski kelebeğimi geri alabilir miyim?" diye sordu.

'Kelebeğimi.'

Veyla kapalı dudaklarının ardında yanaklarını kemirirken öfkeyle gezinen gözleri bir yerde duraksadı. Sanki gezegendeki tüm kadınlar ölse, ancak o zaman sana kalırım, der gibi söylediğini düşünmüştü ama Gölge, öyle bir bakış açısıyla söylememişti. Veyla, son zamanlarda kelimelere ve detaylara takılır olmuştu çünkü cevaplar eskisi kadar apaçık ortada değildi. Önceden aralarındaki öfke ve nefret, çıplak gözle görülebilirken şimdi her şey birbirine karışmış gibiydi ve Veyla da cevapları detaylarda arıyordu. Şimdi de kalkıp 'kelebeğimi' diyordu ve Veyla'yı başka bir duygu karmaşasına sürüklüyordu.

"Yenisiyle tanıştığına memnun olduğunu sanıyordum."

"Eskisiyle daha iyi anlaşıyorum."

Veyla'nın gözleri Gölge'ye dönerken alayla güldü. Gölge de yamuk bir şekilde sırıttı. Omuz silkip gözlerini etrafta gezdirdiği sırada "Yani neredeyse." diye düzeltti. Birbirlerini boğazlayıp dururken bir yandan da başka tehlikelerden korumaya ne denirse artık, öyle anlaşıyorlardı.

Birbirlerine bakarken Veyla cevap vermeyince Gölge, "Sorun ne?" diye sordu. Kadın bir şeye takıldıktan sonra uysal tavrı tam tersi yönde değişmiş, hırçınlaşmıştı.

Veyla'nın sımsıkı tuttuğu kolları hafifçe çözülürken bunun yumuşama başlangıcı olduğunu biliyordu ama adam, bu ses tonuyla konuşup da öyle bakarken Veyla'nın gardı sağlam kalamıyordu. Veyla, 'Kraliçe'ni kendine ait kılarken, Kral herkese ait olmaya devam mı edecek?' diye sormak istiyordu ama Yıldat'ı bile kıskanmadığını defalarca kez açığa vermiş biri olarak bu yönde bir algı oluşturmak istemiyordu. Gölge, eğer Kraliçe'si isterse hareketlerini dikkat edebileceğini, Veyla henüz o kişinin kendisi olacağını dahi bilmezken söylemişti ve şimdi Veyla, bunu nasıl sağlayabileceğini bilmiyordu. Keşke Yıldat'ı biraz kıskanır gibi davransaydım, diye düşündü. O zaman, 'Yıldat'ı bile kıskanmıyordun' gibi bir cümle duymaktan korkmazdı. Gölge de kıskandığından yapmıyor olmalıydı, niye kıskanacaktı ki? Soyadını taşıdığı, Kraliçe'si olduğu için herkese sınır çizip had bildirmek dışında umurunda olmamalıydı ama Veyla, aynı gururlu yaklaşım girişiminde söz konusu Yıldat olunca bulunmadığı için şimdi Gölge'ye karşı da umursamıyormuş gibi davranması gerektiğini düşünüyordu. Ya da doğru zamanda, doğru bir bahaneyle talebini dile getirmeliydi ama şu an öyle bir anmış gibi hissetmiyordu.

Diğer kadınları ve kıskançlığını karıştırmadan "'Sana kalmış' diyebileceğin egoyu sana ne ara kazandırmış olabileceğime şaşırıp kızdım." diye cevapladı.

Veyla, cevap beklemeden tekrar önüne baktı. Göğsünde kavuşturduğu ellerinde parmakları teninde sessiz ritimler tutarak oyalanıyordu. Gölge, "Baş başa kalmamızdan bahsediyordum." diye açıklama yaptığında Veyla göz ucuyla Gölge'ye bakarken kaşları kalkıp yeniden alçaldı. Adamın açıklama yapmasını beklememişti.

Veyla, "Geriye kalanları da sen öldürüyorsun herhalde?" diye hafif alayla sordu. Veyla sadece 'seni isteyenleri öldürmeye kalksam' demişti. Gölge ise Zenith'te baş başa kalmaktan bahsediyordu. O zaman, Veyla'yı isteyenleri de onun öldüreceği bir varsayımdan bahsediyor olmalıydı.

Gölge, "Sana yetişmek için daha hızlı olmam lazım." dedi. Veyla başını Gölge'den yana çevirirken "Benden hızlısın." dedi ama Gölge, sırıtışında dilini gezdirdikten sonra "Sana âşık olan kadınlar da var." diye Veyla'dan daha çok işi olduğunu düşünmesinin sebebini açıkladı. Konu Veyla'yı istemekti ama dudakları Veyla'ya bakarken 'aşk' kelimesini telaffuz etmek istemişti.

Veyla, 'bize âşık olanlar gidince' diye düşündükten sonra "Sonra da sadece biz kalırız." derken gözleri Gölge'nin gözlerinde geziniyordu. Vücudu hala önüne dönük olsa da başı adamdan yana dönüktü ve öfkesi hızla vücudundan uzaklaşmıştı. "Birbirimize âşık olmayan tek kişiler olarak."

Gölge iç çekerek baktı. Veyla, alaylı bir cevap bekledi ama adam cevap vermedi. Çünkü Gölge Kral, yalan söylemeyi sevmezdi. Düşmanı olmayana ise, hiç sevmezdi.

Elini sensörden çekip bir adım geri çekilirken kolunu indirdi. "Bir yere kaybolma."

Çünkü seni bulurum.

Veyla, sıkkınlıkla üfleyip "Beklerken sıkılacağım." dedi.

Gölge, etrafını gösterdi. Şehir sınırına Saltar'ın savaşçıları da gelmiş, habersiz ziyaretin sebebini sormak ve Krallarının yanına götürmek üzere bekliyorlardı. Veyla'ya etrafı gösterip "Oyalan biraz, birilerini falan öldür. Çok bekletmeyeceğim." dedi.

Veyla, adamın oyalanma önerisine karşı hafifçe güldü. Veyla'nın artık önüne geleni öldürebilen bir ölüm kelebeği olmadığını Gölge de biliyor olmalıydı ki kadını canavar olarak görmemeye başladığını itiraf etmişti. Şimdi de alaylıydı ama en azından pataklayarak oyalanabileceğini düşünüyordu. Gerçi, Saltar'ın şehrinde Veyla'nın öldürerek de oyalanabileceği birçok kötü olmalıydı.

"Önerini dikkate alacağım."

Gölge başını onaylar şekilde sallayıp ardına döndükten sonra duraksadı. Sıkkın bir nefes alıp gözlerini kapattı. Bu hale geldiğine inanamıyordu ama artık reddedemiyordu. Ciğerinde nefes bırakmayana kadar üfledikten sonra gözlerini aralayıp ardına döndü ve yeniden kadına doğru yol aldı. Veyla, kendisine yaklaşmaya başlayan Gölge'ye anlayamayarak ama yaklaştıkça da daha fazla heyecanlanarak baktı. Gölge kapıyı açtıktan sonra Veyla'nın vücudunun üstünden uzanıp kontrol panelindeki bir komutu gösterdi. Dirseği, kadının bacağına yaslanmıştı. "Benim saatime bağlı. Bir sorun çıkarsa, bana haber ver."

Veyla "Bir sorun?" dediğinde Gölge, başını Veyla'dan yana çevirdi. Eğilmiş halde olduğu için yüzleri yakındı. Gölge ne diyeceğini bilemeyerek dilini kemirdikten sonra hafifçe omuz silkip "Herhangi bir şey." dedi.

"Herhangi bir şey?"

Gölge, başını sallayarak onayladığında Veyla şaşırarak güldü. "Bir sorun olursa..." dedikten sonra elini yüzünün yanında hafifçe kaldırdı ve parmaklarının arasında dolaşmaya başlayan mor büyüsünün ışığı, ikisinin de yüzünde dalgalanmalar oluşturdu. "... ben hallederim."

Gölge, "Önce bana haber ver." dediğinde Veyla alayla, "Bir sorunla karşılaştığımda önce sana mı haber vermeliyim?" diye sordu.

Gölge çok normal ve rahat bir şekilde, hatta bunu sormuş olması bile hataymış gibi başını sallayarak "Evet." dedi.

Veyla, "Yüzüme doğru bir güç küresi geliyor mesela. Önce sana mı haber vermeliyim?" diye alayını sürdürdüğünde Gölge gözlerini devirerek voltriderdan çekildi. Veyla, "Şüphen olmasın, haber vereceğim." dediğinde Gölge, pek inanmadığını göstererek baktıktan sonra gözlerini Veyla'nın kelebeklerine çevirdi ve bakışlarıyla tembihledi. Kadın yapmasa bile, kelebeklerin yapmasını istedi. Kelebekleri ara sıra Gölge'yi dinliyordu. Ardına dönüp onu bekleyen Saltar'ın savaşçılarına yöneldi.

"Beni yavşak Kral'ınıza götürün."

Veyla, adamın ardından bakarken güler gibi oldu. Kontrol manyaklığı mıydı yoksa artık Kraliçe'si olduğu için miydi bilmiyordu ama adamın bu hallerini hem garipsiyor, hem de hoşuna gidiyordu. Veyla, kontrol edilmeyi de, işine karışılmasını da sevmezdi ama bu... Kontrol edilmek değil de başka bir hisse benziyordu.

Bir süre sonra Veyla tuşa bastı. Voltriderdan saniyesinde Gölge'nin endişeli sesi duyuldu. "Geliyorum hemen, ne oldu?"

Veyla adamın endişesi apaçık ortada ses tonunu düşünürken birkaç saniye sessiz kaldı. Gölge, "Veyla?" diye sorduğunda Veyla, gözlerini kırpıştırarak kendisine gelmeye çalıştı. "Şey... Voltridera..."

Derken müthiş bir gök gürültüsünün ardından voltriderın dört yanına şimşekler indi. Veyla ve içerisinde olduğu voltrider hariç, dört yanında yakınları küle dönüştü. Veyla şaşkın bir şekilde etrafına bakarken kapısı açılmaya başladı. İrkilerek sağına baktığında Gölge'yi gördü. Kana bulanmış ellerini Veyla'nın donup kalmış yüzüne doğru getirip yanaklarını tuttu. Gözleri sorunu anlamak isteyerek bir Veyla'ya, bir etrafa bakıyordu. Ne olduğunu bile anlamadan, olası tehlikeleri bertaraf etmek için büyüsünü yönlendirmişti ama şimşekler ile ölen herhangi bir şey gözükmüyordu. Veyla'nın biraz önce de duyduğu için kalakaldığı endişeli ses tonunu tekrar kullanarak "Ne oldu?" diye sordu. Etrafta bir tehlike gözükmediği için sadece Veyla'ya bakmaya başlamıştı.

Veyla, yutkunduktan sonra alayını sesine çağırmaya çalıştı ama başka duyguların esiriydi. "Voltridera bir sinek kondu."

Gölge nefes nefese bakarken gözlerini kırpıştırdı. Dilini, aralık dudaklarının kenarında gezdirirken sakin ve sabırlı olmaya çalışan nefesler alıyor ve kızgın bakıyordu. Ellerini yavaşça Veyla'nın yanağından çektikten sonra kadının yanaklarına kan bulaştırdığını fark etti. Kadına "Senin yüzünden Saltar'a küfrüm yarım kaldı." derken Veyla'nın bacaklarını elinin tersiyle sola doğru nazikçe itip açılan boşluğa doğru torpidoyu indirdi ve temizleme mendilini kutusuyla alıp çıkarttı. Kutuyu şaşkın bir şekilde onu izleyen Veyla'nın bacaklarına bırakıp torpidoyu kapattıktan sonra kutunun içinden bir mendil çıkarttı. Veyla'ya uzattı.

Veyla, şaşkınlığını üstünden atmaya çalışarak "Herhangi bir şeyi haber ver, demiştin." derken mendile baktı. Yakından baktığı için ve şaşkın yüz ifadesi de hesaba katıldığında şaşı gibi gözüküyordu. Gölge kadının bu haline gülümser gibi oldu. Bakmak dışında herhangi bir harekete geçmeyen Veyla'ya mendili sallayıp "Al, hadi. Geri gidip belasını sikmem gereken birisi var. Zaten haber vermeye tamam, dediğinde başıma böyle bir şey geleceğini anlamalıydım." dedi.

Veyla mendili aldıktan sonra "Ne yapacağım bununla?" diye sordu. Gölge, "Sineği öldürürsün." dediğinde Veyla anlayamayarak baktı. Gölge, alay edilerek buraya getirilen kendisi olmasına rağmen kadının daha şapşal gözükmesine güldü.

Gölge, işaret parmağıyla kendi çenesini kaşıyarak kanlar içerisinde bile güzel gözüken Veyla'ya baktıktan sonra çenesinin ucuyla kadının yüzünü gösterdi. Hemen ardından işaret parmağıyla da gösterdi. Tüm bunları yaparken gözleri, kadının yüzünde oyalanıyordu. "Kanı yüzüne bulaştırdım."

Veyla, hissetmemişti. Adamın yanaklarını tuttuğunu fark etmesiyle birlikte, yine bu gezegenden kopup başka bir evrenin gökyüzünde salınmaya başladığı için bu detayı fark etmemişti. Mendili beceriksizce yanaklarında gezdirdi. Öylesine siliverdi.

Veyla mendili yüzünden çekince Gölge, 'olmadı' der gibi diliyle tıhladı. Veyla, birkaç kez daha mendil ile yanağından geçince Gölge yavaşça başını onaylamaz bir şekilde salladı. Veyla üfleyerek neredeyse tenini yüzmek ister gibi silmeye başladığında Gölge iç çekerek kadının elini tuttu. Temasları ikisini de aciz ölümlüler haline getirirken mendili kadının elinden yavaşça aldı ve temiz olan ucuyla birlikte kalan yerleri silmeye başladı. O sıra Veyla'nın eli güçsüzce bacağına düşmüştü. Veyla, 'Beni öldürmenin ikinci yolunu bulmuş' diye düşünüyordu. Kalbi yerinden çıkacakmış gibi hissediyordu. 'Bulmuş ve acımadan öldürüp duruyor.'

Gölge'nin, sildiği yerlerde gezinen gözleri kadının bakışlarına doğru yükselirken hâlihazırda oyalanan eli iyice yavaşladı. Kanlara bulayacağına yeminler ettiği kadını, bir başkasının kanından bile sakındığını aynı anda fark ettiler. Biri sebebini biliyor, omzunda taşıyordu, diğeri ise anlayamadıkça çırpınıyordu. Bu sebeple içine kaçmış bir sesle "Oldu mu?" diye sorduğunda Gölge yavaşça elini çekip "Oldu." dedi. Aynı anda gözlerini birbirlerinden kaçırırlarken Gölge de eğildiği voltriderdan doğruldu. Mendili yere doğru atarken gergin dudağını yalayarak etrafına bakındı. Veyla da dudağını kemirerek aksi yöne bakmakla meşguldü.

Veyla ellerinin titrediğini fark ettiği için hareketli tutmaya çalışarak torpidoyu açtı ve mendili içine koyduktan sonra gürültüyle kapattı. Gözlerini adamdan uzak tutma gayretindeydi. Gölge de geriye doğru adımlamaya başlarken "Sadece 'tehlike' varsa." diye hatırlattı.

Veyla, "Ben başkalarına tehlike oluyorsam?" diye sorduğunda Gölge, "Uslu dur." diye sızlandı.

"Hiç huyum değil."

Gölge sıkkın bir nefes alarak önüne döndü ve Azrit hızıyla ilerlemeye başladı. Veyla da ancak Gölge gidince ardından baktı. Vücudu iyileştiği için şanslıydı, yoksa ya çoktan kalp krizi geçirmişti ya da dudağının kenarını paramparça etmişti.

Üfleyerek ellerini yüzüne götürdükten sonra koltukta olabildiğince kaydı. Öyle ki neredeyse koltuk ile torpido arasına düşecekti. Parmakları yüzünde heyecanlı ritimler tutarken "Tamam yeter artık." diye söyleniyordu kalbine. Ne zaman yavaşlayacaktı?

Ne zaman Zenith'in en yanlış adamı için çarpmayı bırakacaktı?

Alkış sesi duyduğunda ellerini yüzünden çekerek doğruldu. Kelebekleri, Veyla'nın etrafında uçuşmaya başlarken biraz kadını korumak istiyorlar, biraz onlar da çekiniyordu. Veyla sol camın ardına doğru irileşmiş gözleriyle baktı.

"Aferin asker."

Veyla Gölge'nin gittiği yöne doğru baktıktan sonra komut paneline baktı. Bir an, Gölge'ye haber vermek istemişti ama Gölge'den sır gibi saklamalıydı. Ağır hareketleriyle elini sensöre uzattı. Gölge'nin yaktığı vücudu buz keserken voltriderdan indi ve kül olmayan, geride kalan ağaçların arasına doğru ilerlemeye başladı. Gölge'ye doğru uçmaya başlayan bir kelebeğini tutup 'Hayır' diye düşünerek komut verdi. Kelebekleri Veyla'yı korumak istiyordu ama Veyla, hala Konsey'in düşmanı değil, askeriydi. Veyla, aksine karar vermeden, göze almadan, Gölge'ye o denli teslim olup planlarından vazgeçmeden, adama hiçbir şeyden bahsedemezdi. Zaten bir gün göze alıp bahsetse, muhtemelen Konsey'e kalmadan önce Gölge'nin gazabına uğrardı. Şehrine saldırıp durmuştu, o güne kadar da ihanet etmeye devam edecekti.

Geral, pelerinin başlığını indirdikten sonra bir adımla karanlıktan, voltrider ışıklarının nispeten aydınlattığı alana çıktı. Veyla, ardına bakarak Geral'a yaklaşırken "Her an gelebilir." dedi. Geral, "Yanından ayrıldığında Saltar haber verecek." dediğinde Veyla, kaçış yolu kalmadığı için sıkkın bir nefes alarak Geral'a döndü. Geral'dan korkmazdı, Geral'ın temsil ettiklerinden korkardı.

"Buraya geleceğimizi nereden biliyordunuz?"

Çünkü Veyla bile gelene kadar bilmiyordu. Yolda da düşüncelere daldığı için güzergâhı da fark etmemişti.

Geral'ın lens taktığı için mavi gözüken gözleri alayla baktı. Lensin ardında, kahverengi gözler saklıyordu. Geral, Konsey'in elçisiydi. Veyla'ya eziyet edebilmişliği yoktu ama eziyet etmeleri gerektiğini görürse, iletenlerdendi. O yüzden Veyla, dikkatli davranmalıydı. Kadın, ne zamandır buradaydı? Gölge ile o garip ve yakın anlarını görmüş müydü? Hemen sonrasında Veyla'nın geldiği o heyecanlı hallerini? Küle dönüşmediğine göre çok da yakınlarda olmamalıydı.

"Gölge Karanir gibi bir adam, Kraliçe'sine göz koyana hesabını sorar."

Veyla, "Oyundu yani. Saltar öyle bir teklifte bulunmadı, öyle değil mi?" dediğinde Geral başını onaylar şekilde salladı.

"Gölge onu öldürebilir. Biliyorsun değil mi?"

Geral, umursamaz bir şekilde dudağını sağ kenarına kıvırıp yeniden düz bir çizgi halini almasını sağladı. "Yerine başkasını koyarız."

Veyla, "Doğru." dedikten sonra yargılayıcı ya da alaylı bakmamaya çalıştı. Nasıl bir canavar olduğunuzu unuttum, diye düşünüyordu.

"Vazgeçemeyeceğimiz tek askerimiz sensin."

Veyla, 'Bu yüzden de sizden kurtulamam, değil mi?' diye sormak, bağırıp çağırmak istiyordu ama sustu. "Kral'ı kandırmayı başardın. Bu, söz konusu sen olduğunda bile şaşırtıcı oldu."

Veyla, saygı kazandığı konuda kendisiyle övünebilecekmiş gibi hissetmiyordu. Kral'ı ne kadar kandırabildiği de meçhuldü ama bir şekilde, aksi için çabalasa da onunla evlenebilmişti. Şehrine saldırıp dursa da, hala yakalanmamıştı ve şüpheleri dağıtabilmişti. Hatta... Kral ona güvenmek istediğini söylemişti, onu bir canavar olarak görmediğini... Koruyup duruyordu ve farklı davranmaya başlamıştı. Artık... Kaba değil gibiydi ya da gaddar. Veyla, Geral'ın haklı olduğunu dehşetle fark etti. Eğer asıl Gölge Kral, tüm bu davranışlarında Veyla'yı kandırmıyorsa evet, Veyla onu biraz da olsa kandırmayı başarabilmişti.

"Şimdi önceliğimiz, varisine hamile kalman ve Gölge'yi öldürmenin yolunu bulman. Eğer bunları başarırsan şehrini düşürmeyeceğiz, onu öldürdüğünde onun yerine varisinle sen, bizim için yöneteceksiniz."

Veyla, "Ölümlü değil. Onu öldürebilecek hiçbir şey bulamadım." dedi. Ölümlü olduğunu biliyordu. Baş Terra, iki farklı gücün, Gölge Kral'ı öldürebileceğini söylemişti ama bunu paylaşmak istemedi.

Geral gülümsedi. Kadının yüz hatları yumuşaktı, gülümsemesi de sıcak bir ifade gibi duruyordu ama Veyla biliyordu. Aslında tehlike saçıyordu.

"Birini biliyoruz." dediğinde Veyla'nın kaşları olabildiğince kalktı. Kalbine korku düşerken "Ne?" diye sordu.

Geral yavaşça başını onaylar şekilde salladı. "Onu öldürmenin bir yolunu buluyoruz, bize bir başka yol lazım."

Veyla, endişesini yüzüne yansıtmamaya çalıştı. Bir gün onu öldürmeye karar verirlerse, bunu Veyla'ya emredeceklerdi. Veyla için bu bir yandan korkutucu, bir yandan da rahatlatıcıydı. Eğer... Bir gün bunu yapabilecek kadar gözü kararır, güç bulur ya da gemileri yakarsa, kendi canı pahasına Gölge'yi uyarabilirdi.

Veyla, "Peki, ne? Birinci yolu ne?" diye sorduğunda Geral'ın gülümsemesi genişledi. "Gerekirse, bir gün zaten öğreneceksin."

Veyla başını onaylar şekilde salladı. Daha fazla ısrar edemezdi, soru hakkı bu kadardı. Yüz ifadelerini kontrol etmekte bu kadar zorlandığına inanamıyordu. Bu normal şartlarda onun için oldukça kolay bir sahtelikti ama şu an vücudu korkuyla kasılmıştı. Gölge hala yaşıyordu ve kendisini öldürebilecek güce sahip olan her ne ise, bilmiyordu. Bu da, Konsey'in henüz deneyememiş olduğu anlamına gelirdi. Belki de yanılıyorlardı, Veyla böyle olmasını umdu. Böyle bir bilginin, Konsey'in elinde olmasını istemiyordu. Kendisi göze almadıkça, başka birinin bu girişimde bulunmasını istemezdi. Kendisi de... Göze alabilecek gibi değildi.

"Halkın da güvenini kazanman lazım. Seni seviyor, gibi görünüyorlar ama seni en az Gölge Kral kadar sevmeleri lazım. Bu yüzden sahte saldırılar oluşturup halkı kurtaracaksın."

Veyla sessiz bir şekilde dinlemeye devam etti. Beni o kadar sevemezler, diye düşündü. Bu kadar bile nasıl ve ne ara sevdiklerini anlayamıyordu ama en azından artık halka yardımcı olmak istediği anlarda, bu çabasını gizlemesi gerekmemesine sevinmişti. Kahraman gibi gözükmek bahanesi altında, içten içe istediği gibi halka yardımcı olabilirdi ama... Bizzat kendisinin yarattığı sahte saldırılar? Kimsenin zarar görmemesini sağlayarak yapmak, Konsey'in istemeyeceği türden bir sakinlikti.

"Andri sana saldırı detaylarını söyleyecek. Bir şekilde şehre Gölge'siz girip çıkmaya başlayacaksın. Artık esiri değil, Kraliçe'sisin. Sana güvenmeye başlamasa burada tek bırakmazdı, halkının karşısına 'Kraliçe' diye çıkartmayı göze almazdı. Dışarı çıkıp girmene de müsaade etmesini sağla. Sana olan zaafını geliştir ve kullan."

Veyla, "Zaaf?" diye sorduğunda "Belli," dedikten sonra Gölge'nin de içerisinde olduğu Daraz şehrine baktı ve alayla güldü. "Gölge Kral da âşık olabiliyormuş."

Veyla'nın nefesi kesilirken Geral'ın ona bakmıyor olması şanstı. Yoksa, birkaç saniye boyunca yüz ifadelerini koruması imkan dâhilinde bile değildi. Gözleri Geral'ın ardındaki ağaçlarda gezinirken içten içe bu duyduğunun gerçek olmasını ne denli isteyeceğini fark etti. O zaman... O zaman her şey başka olmaz mıydı? Belki o zaman bugüne kadar yaptıkları için Veyla'yı affederdi ve birlikte, Konsey'e karşı gelmenin bir yolunu bulurlardı. Omuzları çökerken gözleri iyice zemine doğru çöktü. Ölüm değil, umut kelebeği. Yine kanatlarını ihtimalsiz hayallere çırpıyordu. Veyla'yı Konsey'in elinden kurtarabilecek tek güç belki de, Konsey için ihanet edip durduğu Gölge Karanir'di ama o da, Veyla'ya ancak âşık olursa her şeyi affederek kurtarabilirdi. Bu da yine bir başka imkânsızlıktı. Veyla halkını öldürmüştü, şehrine saldırmıştı, böyle de devam edecekti. Aşk, tüm bunları affetmeye yeter miydi?

Geral, "Neyse ki..." diyerek elini Veyla'ya doğru uzattı. Veyla irkilerek çekildiğinde Geral hafifçe güldü. Havayı severek elini Veyla'nın yanağının etrafında gezdirdi. Şu an dokunmuyorum, der gibiydi. Şu an Konsey sana dokunmuyor ama gerekirse dokunabileceğimizi unutma, diyordu ve Veyla da gayet anlayabiliyordu. "... bizim canavarımızın kalbi yok. Bu yüzden, aşkın tek taraflı olduğundan yana hiçbir şüphemiz yok. Öyle, değil mi?"

Veyla, başını onaylar şekilde salladı. Oysaki canavar, değişmişti. Kalbini hatırlamış, yetmemiş başkalarına da göstermişti. Şimdi de... Gölge Kral da görmeye başlamış gibiydi. Yeterince görse, kendisinin de orada yeri olduğunu fark eder miydi?

"Ama Gölge'nin bana âşık olduğunu düşünmüyorum." derken ne olursa olsun, umursamıyormuş gibi sesini soğuk tutmaya çalıştı.

Geral elini bu sefer de Veyla'nın başına doğru kaldırdı. İşaret parmağının ucuyla kadının başına dokunup hemen çektikten sonra Veyla'nın rahatsız olduğu belli olan tepkisine güldü ve "Oysaki canavarımızı zeki kılmak için elimizden geleni yaptık." dedi.

"Canavarı tehlikeli de yarattınız,..." derken bir adımla geri çekildi ve kadın sadece parmağının ucuyla dokunmuş olsa da yolmak ister gibi saçlarını dağıttıktan sonra düzelterek kulaklarının arkasına sıkıştırdı. "... unutma Geral."

Geral, "İstesen parçalarımı uzayın farklı gezegenlerine yollarsın." dedikten sonra kollarını göğsünde birleştirdi. "Ama bana dokunmak, Konsey'e dokunmaktır. Unutma, demeyeceğim. Hala hayattaysam, hatırlıyor olmalısın."

Veyla, "Yine de şansını çok zorlama. Sen söyledin." dedikten sonra şirince sırıtıp gözlerini kırpıştırdı. "Konsey'in vazgeçemeyeceği tek askeri benim. Belki de bu canavarın yemi olmana izin verirler."

Geral'ın gülümsemesi silindiğinde bu sefer de Veyla alayla güldü. "Keşke seni de bir gayzere sokup yüzündeki o aptal ifadeden kurtarabilseler."

Geral, "O gayzer senin gibiler için yapıldı ve tekrar kullanılırsa, içindeki sen olursun." dedikten sonra Gölge'nin olduğu yönü gösterdi. "Efsunlu bir adamdır. Üstelik artık sana âşık..." dediğinde Veyla, yüz ifadelerini sabit tutmakta zorlandığı için yönlendirmeye çalıştı ve gözlerini devirerek kaçırırken alayla sırıttı ve inanmıyormuş gibi başını iki yana salladı. "... Zenith üzerindeki her kadını etkileyebilecek kadar ilgiyle yaklaşacak sana. Neyse ki sen, herhangi bir kadın değilsin."

Veyla gözlerini yeniden ona çevirdi ve hafifçe güldü. İstediği, hıçkırarak ağlamaktı.

"Ama, Konsey özellikle uyarmamı istedi. Eğer, ona dair herhangi bir his beslersen, hemen haberdar olmak istiyorlar. Şimdi de soruyorum, gayzere tekrar girmeye ihtiyacın var mı?"

Geral'ın gözleri inceleyerek Veyla'nın yüzünde dolanırken Veyla, korkusundan güç almaya çalıştı. Eğer açık verirse, onu götürürler ve gerçekten bir gayzere sokup duygularından kurtulmasını sağlarlardı. Veyla yine canavarın tekine dönüşürdü. Veyla hala bir canavar olmak zorunda olduğunu biliyordu ama şu anki duyguları, ileride kendisini yakmak pahasına Gölge'yi korumasını sağlayabilirdi ama gayzere tekrar girerse, ürettikleri yeni canavar bunu yapmazdı. Hatta, şu andaki konumunu sonuna kadar kullanır, Gölge'ye âşık davranır ve hatta... Belki de onu da âşık etmeyi başarırdı. Veyla inanmıyordu ama herkes, böyle konuşmaya başlar olmuştu. Belki de Veyla imkânsız görürken, başkaları ihtimalleri görebiliyordu. Onların yarattıkları yeni canavarın olmayan merhametine Gölge'yi emanet etmek istemedi ve şüpheye yer bırakmayacak kadar kontrol ettiği yüzünde ufak bir gülümseme belirdi.

"Hayır."

"Her şey kontrolün altında mı?"

"Evet."

"Kontrolünden çıkarsa..."

"Andri'ye söylerim." dedikten sonra hafifçe omuz silkti. "Ama bu imkânsız."

"Peki, onun sana dokunmasına izin verdin mi?"

Veyla duraksadı. Geral yakaladı. "Henüz, değil." diyerek Veyla yerine cevap verdi. Karam'da, yağmurların altında birbirlerine mühürlenmelerinin ardından birlikte olmaları beklendiği için Gölge, sanki bir şeyler yaşayacaklarmış gibi iplerini çözmeye başlamış ve çıkmaları için etrafına bakmıştı. Bu izlenimi oluşturmak istemişti ama Veyla, şimdi açık vermişti. Veyla'nın temasa zaafını biliyorlardı, bunu bizzat yaratmışlardı. Bilerek bu korkuyu onda bırakmışlar, diğer hisleriyle birlikte yok etmemişlerdi. Bu zaafı defalarca kez kullanmışlardı ve şimdi, başka bir adama karşı yenmesini emrediyorlardı.

"Şehre döndüğünüz gibi halkına Kraliçe'yi ilan edeceğini söylemiş, Drithar'a. İlan gecesi, ona teslim olacaksın."

Veyla, hemen kabul etmiş gibi gözükmemek için birkaç saniye bekledi. Veyla için zor bir şey olduğundan, direkt kabul etmesi, gerçekleştirmeyeceğine dair şüphe oluşturabilirdi. Zorlanırmış gibi bir sesle "Tamam." dedi. Bilmedikleri, Veyla artık Gölge ile birlikte olmak konusunda zorlanmıyordu, birlikte olmamaya çalışırken zorlanıyordu.

"Mıntıkalara ilanı izleten kameraların önünde göreceğiz."

Veyla alay ve korku karışık bir şaşkınlıkla güldükten sonra "Mümkün değil." dedi ve hızla düşündü. "Kral, sırf önceden bir ara evlenmeyi teklif etmiş diye Saltar'ın şehrine hesap sormaya geldi. Sence, böyle bir şeyi, Kraliçe'sini halkına izletir mi?"

Geral, "Xalialar çıplaklığın ve cinselliğin gizliliğini önemsemez." dediğinde Veyla, "Kral, öyle değil." dedi. Başka zaman bu söyledikleri ayağına dolanacak, çelme takacak olabilirdi ama şu andan kurtulmaya çalışıyordu. "Bir süredir savaşçılarının gerekmedikçe bana bakmaları bile yasak. Neden olduğunu anlayamamıştım, belli ki Kraliçe'si olacağıma karar vermesinin ardından yasaklamış."

Geral "Seni kıskanıyor." dediğinde, Veyla bir an bir şey diyemedi. Bu ihtimali hiç düşünmemişti. Belirli tavırlarının farkındaydı ama kıskançlık değil de... Yıldat'a karşı hazımsızlık ya da Veyla'ya karşı kurduğu baskınlık, onu hapsetme biçimi olarak görmüştü. Savaşçılarının bakmamasını bile başta, kimseyle bağ kurmasına izin vermemesi sebebiyle olduğunu düşünmüştü. Şimdi de Kraliçe'si kıldığı birinin, mutlak sadakatle kendisine bağlı olmasını sağlamak istediğini düşünmüştü. Bunu kendi gücü ve ismi için istediğini varsaymıştı, hatta Veyla üstünde hâkimiyet oluşturmak için, Yıldat'la olan birlikteliklerini bozmak için... Bir sürü şey için ama kıskanmak... Kıskanması için hisleri olması gerekmez miydi? Veyla... Veyla kendisinin adamı kıskanıyor olduğunun farkındaydı ve tüm bunlar da, o lanet hisleriyle başlamıştı. Gölge de durduk yere niye kıskanacaktı ki? Veyla, içten içe böyle olmasını umsa da ihtimal vermeyerek konuyu değiştirdi.

Veyla, "Her neyse." dedikten sonra sesini daha sabit tutmak için es verip öyle devam etti. "O yüzden bu mümkün değil."

"Tamamını görmesek dahi, sevişmek üzere olduğunuzu görmemiz lazım."

Veyla, "Sana 'tamam' dedim. Yapacağım, dedim. Ne dediyseniz, yapıyorum. Niye görmeniz gerekiyor?" diye sorduğunda Geral, "Konsey, öyle istiyor." dedi.

Veyla, 'siktir' diye düşündü. Veyla'dan şüphelenmeye mi başlamışlardı? 'Belki de şu an her ne yapıyorsam, doğru yolda ilerliyorum ve Gölge'yi avucuma düşürüyorum gibi gözüktüğüm için beni tekrar gayzere sokmuyorlar ama onu öldürmem gerektiğinde sokacaklar, öyle mi?'

Endişeli düşünceler zihninde dolanırken eğer kaybettiyse bu güveni geri kazanmak zorunda olduğunu biliyordu. Konsey'in, Gölge'ye karşı en güçlü silahıydı ve kendisini kontrol edebildiği sürece, bu silahı ateşleyip ateşlememek, ne pahasına olursa olsun Veyla'nın elindeydi ama Konsey, kontrolü ondan alırsa çok kötü şeyler yaşanılabilirdi. Veyla ileride bir gün yeniden kendisine gelirse ve kendisini bir canavar olarak görmemeye başlayan Gölge'nin canavarı olup onu öldürdüğünü geçmişte bir anı olarak hatırlarsa, işte o zaman mahvolurdu.

"Eğer öyle istiyorsalar, peki."

Geral, "Şüpheye yer bırakmadan." diye hatırlattığında Veyla, "Tam olarak ne yapmam gerekiyor?" diye sordu. Şüpheye yer bırakıp başka şartlar altında güven tazelemek zorunda kalmak istemiyordu.

"İlanın ardından halk varis isteyecek. Yanı sıra şehirdeki ilk geceniz olacak. İlan bitmeden, evliliğinizi tamama erdirmek için harekete geçeceksin. Kral görüntüyü kesene kadar da, sen kesmeyeceksin."

Veyla ne yapacağını düşünürken yüzüne yansıyan hislere, temasa zaafı dolayısıyla kabul edilebileceğinden müdahale etmeye çalışmadı. Zaten, Kral'a dokunmak istemiyormuş gibi gözükmesi, ancak işine gelirdi. Böylelikle Veyla'nın hisleri olmadığını düşünürlerdi. Oysaki Veyla, bunu gerçekten tamama erdirmekten ve o gece sebebiyle varis sahibi olmaktan korkuyordu. Gölge'ye o şekilde yaklaşıp sonra nasıl durduracaktı ki? Gölge, görüntüleri kesmezse ne olacaktı? Ya da belki kamera hizasından çıkacaklardı ama görüntüler ve ses iletimi devam edecekti. Gölge görüntüleri kesmeyi unuta da bilirdi, Veyla sesi de giderken nasıl hatırlatacaktı? Gölge, işi o raddeye getirmeden de kesebilirdi. Belki Veyla bir şekilde birlikte olmaya çalışsa dahi, Gölge kameraların önünde bir bahaneyle bunu durdurabilirdi, Konsey'in gözünde başarısızlık olarak görülebilirdi. Bir sürü tehlike vardı ve Veyla ne yapacağını bilemiyordu. Kendisine nasıl engel olacaktı ki? Ya ona dokunduktan sonra ne olursa olsun bunu yaşamak isterse? O zaman ne olacaktı?

Veyla, "Tamam." dediğinde Geral, "Geliyormuş." dedi. Veyla, kadının kulağında herhangi bir cihaz görmedi. Bilgiyi nereden aldığını anlayamadı. Soramadan da Geral ağaçların ardına çekilmeye başladı. "Bir sonraki görüşmemizde, Kral'ın varisine hamile ol, Veyla."

Veyla, "Sen de, ölü." diye sızlanırken ardına döndü. Voltridera doğru yaklaşırken parmakları birbirine, dişleri de dudaklarına eziyet ediyordu. Veyla'ya, 'seni öldürmenin bir yolunu biliyoruz' deseler, bu kadar endişe etmezdi. Terraların şehrinde neredeyse, ölüyordu. Bunu idrak edebilenler fısıldamış olabilirdi, belki de biliyorlardı. Bir bakıma, Veyla'yı onlar yaratmışlardı. İki yolu da biliyor olabilirlerdi. Gölge'yi nereden biliyorlardı, Veyla onu anlayamamıştı ama Gölge'nin, Saltar'dan şehri geri alabilmek için Konsey'le işbirliği yapıp onları kandırdığını biliyordu. Bu işbirliği nasıl oluşmuştu, bilmiyordu ama kısa sürmüş olmalıydı. Gölge şehri aldıktan sonra Konsey'in teknolojisini çalarak onlara sırtını dönmüştü.

Tek sorun bu bile değildi. İlan törenini bir şekilde atlatsa bile varis olmadığı sürece Konsey peşine düşecekti. Veyla kehaneti düşündükçe daha da endişeleniyordu. Yanılmayan ağaç, böyle olacağını öngörmüştü. Bu da, ilan töreninden sonra ya da ileride başka bir zaman, Veyla ile Gölge'nin birlikte olacağı anlamına gelirdi. Veyla, iradesine dirense de başaramayacak mıydı?

"Bir daha yemeğime göz dikmezsin seni sik kafa."

Veyla'nın gözleri, sağ tarafında ileriye döndü. Azrit'in teki, bir lunayı tekmeliyordu. Dört bacaklı, küçük cüsseli bir luna ağaca çarptıktan sonra düştüğü yerden kalkmaya çalışırken yeniden Azrit'in hızına yakalandı. Lunaya yeni bir tekme yollayacağı sırada Veyla elini kaldırdı ve eliyle birlikte gözlerinde mor büyü ışıldadı.

"Tam da sinirimi neyden çıkartabilirim, diye düşünüyordum."

**

"Ne yapıyorsun yine manyak karım?"

Veyla, oturduğu yerde tükürüğünde boğulacakken Gölge kadının tepkisine gülerek yaklaştı ve Azrit'in haline baktı. Gölge, ellerini belinin iki yanına koymuş, yüzüne ve üstüne sıçrayan kanlara rağmen güzelliğinden ödün vermemişti. Adam böyle 'Kraliçe', 'Kraliçe'm' ya da 'Karım' deyip duracaksa, Konsey'e gerek kalmadan Veyla'nın varisine hamile kalma isteği doğuyordu.

Gölge'nin gözleri, Veyla'nın ne yaptığından, yüzüne döndüğünde Veyla gözlerini kırpıştırarak kendisine gelip Azrit'e baktı ve donakalan elini hareketlendirip bıçağıyla çizmeye devam etti.

"Resim çiziyorum."

"Azrit'e mi?"

Veyla öldürdüğü Azrit'in koluna resim çizmeyi bırakıp başını tepesinde dikilen Gölge'ye doğru kaldırdı ve yargılar gibi baktı. "Sanat sınırsızdır Gölge. Bir gün olsun Xalialar da insanlar kadar sanata saygılı olamaz mı?"

Gölge, ayakları hafifçe aralık bir şekilde dikilen vücudunun dizlerini kırarak alçaldı ve kollarını dizlerine yaslarken Veyla'nın çizdiği resme baktı. Azrit öldüğü için artık teni iyileşmiyordu. Hiç de iç açıcı olmayan, hep ölümü ve öfkeyi andıran kızgın çizimlere bakarken "İlham kaynağın?" diye sordu.

Veyla, "Sensin." dediğinde Gölge yamuk bir şekilde sırıtarak bakışlarını Veyla'ya çıkardı. "İlham verici bir adam olduğumu kabul ediyorsun sonunda."

Veyla şirince sırıtıp gözlerini kırpıştırdıktan sonra bir anda ciddileşip bakışlarını aldı. Yerden kopardığı yapraklar ile bıçağını temizledikten sonra kemerine yerleştirerek yerden kalktı. Gölge de o sıra doğrulurken Veyla, "Benim manyak kocam ne yaptı peki?" diye sordu. Sesi kulağına ne kadar da garip gelmişti? Yüz ifadesinden emin olamadığı için bıçağı takmakla oyalanır gibi başını eğip saçlarının yüzüne düşmesini sağladı. Gölge, alayla söylendiğini bilse de duyduğundan hoşnut kaldı ve sırıtışı genişlerken dili dişlerinin üstünde gezindi. Veyla, daha fazla oyalanamayacağı için bıçağı takıp başını kaldırdığında Gölge cevap vermesi gerektiği hatırladı ve eş zamanlı olarak kaşlarını kaldırıp indirerek "Benimki de bir çeşit sanat." dedi.

Veyla, "Yaşıyor mu?" diye sorarken voltridera yöneldi. Gölge de peşinden giderken "İntihar etmediyse." dedi.

Veyla, "Halkının önünde gururunu kırdın." diye tahmin ederken voltridera bindi. Saltar halkını korkuyla bir arada tutardı. Gölge Kral ziyaretlerinde bile Saltar'a kötü muamelesine kim şahit olduysa, Gölge'nin gidişinin ardından öldürür, saygınlığını korurdu. Gölge de, onu halkının önüne, meydana çıkartıp öyle ilgilenmiş olmalıydı. Gölge de şoför koltuğuna binerken "İyi haber, artık Kraliçe'm olduğuna dair şüphesi kalmadı." dedi.

"Ash'e de bu iyi haberi ben verebilir miyim?"

Gölge, ne olursa olsun kendisine keyif alacak bir yön çıkartan Veyla'ya sırıttı. "Herkes aynı anda öğrenecek."

Veyla sızlandı. "Sağ ol ama ya. En azından ben de onlarla aynı anda öğrenmedim, biraz öncesinde haberim oldu."

Gölge yola çıkarken, Veyla'nın alayına güldü. Veyla, torpidoyu açarken "Islak mendil falan?" diye sorunca Gölge 'istemem' der gibi başını kaldırıp indirdi. Birkaç saniye sonra gözleri Veyla'ya dönerken "Ellerim meşgul." dedi. "Sen sileceksen, olur."

Veyla, torpidoyu sertçe kapatırken "Sana Saltar'ın kanıyla iyi yolculuklar." dedi. Otomatik pilot, diye bir seçenek vardı, diliyorsa kendisi de silebilirdi. Veyla niye silecekti ve kalbine yeni bir eziyet çektirecekti ki? Bir yanı 'tamam' demek istiyordu ama hiç adamla o derece yakınlığa girişerek zaten yakında zorlanacak iradesini daha da zor durumda bırakası yoktu.

Gölge de zaten şansını denediği için sadece sırıttı. Veyla gökyüzüne bakarken dudağını kemirerek geçirdiği sessiz dakikaların ardından gözlerini Gölge'ye çevirdi. Gölge'yle göz göze geldiklerinde konuşmak üzere aralanmış dudakları kapandı. Gölge ise, Veyla'ya değil, kadının yanından cama bakıyormuş gibi davranarak "Şurası Şapşahraz şehri." dediğinde Veyla da cama doğru baktı. Gözleri şehrin ışıklarında gezinirken "Ve bu bilgiyi ne yapabilirim?" diye sordu.

Gölge önüne bakıp sesini temizledikten sonra, bakarken yakalandığı için sıkkın bir şekilde "Siktir et." dedi.

Veyla, "İyi öneri." dedikten sonra tekrar Gölge'ye baktı. "Bu gece mi ilan edeceksin?"

Dün gece evlenmişler, sonra uyumuşlar ve bugün geri yola çıkmışlardı. Saltar'ın şehrine uğrayarak oyalanmışlardı ve akşam olmak üzereydi. İlan hazırlığının, daha Karam'a bile gelmeden önce bittiği düşünülürse bu gece ilan edilmemesi için hiçbir sebep yoktu ama Veyla umutla sormuştu. Bu gece ilan edilecekse, kameraların önünde Gölge'ye de bu gece yakınlaşması gerekeceği anlamına gelirdi.

Gölge, "Evet." dedi. Veyla önüne dönerken hafifçe koltukta kaydı ve kollarını göğsünde birleştirip sıkkınlıkla düşünmeye başladı. Gölge'nin gözleri yol ile Veyla'nın arasında dolanırken "Sorun ne?" diye sordu.

Veyla, iç çektikten sonra "Hiç." dedi.

Hiç.

Bu gece kameraların önünde önce seninle sevişmeye, sonra da bunu durdurmaya çalışacağım.

Şehre varıp voltriderdan indikten sonra malikâneye girdiler. Yan yana ilerlerken koridoru Gölge'nin savaşçıları doldurmuştu. Öne çıkan Valdris gözlerini Veyla ile Gölge'nin arasında gezdirerek yakınlaştı ve yanlarına vardığında birkaç adım arkalarında kalarak peşlerinden ilerlemeye başladı.

"Hoş geldiniz."

Kara kara düşünen Veyla cevap vermezken Gölge, "Gece on ikide Kraliçe'yi ilan edeceğim. Her şeyi ayarla." dedi. Valdris duraksarken Veylalar ilerlemeye devam etti. Elinde tableti ile arkalarında donakalan Valdris'in yüzünde yavaşça bir sırıtış oluştu. Emir vermek üzere savaşçılara dönmeden önce, Gölgeler gözden kaybolana kadar arkalarından baktı. Hallerine bakılırsa, Kraliçe belliydi.

Kendi kendisine konuşurken "Yapmış..." diye mırıldandıktan sonra daha yüksek bir sesle ve beklentisine rağmen şaşırarak "Gerçekten yapmış." dedi.

Veyla yolda Thal ve Erya'yı bertaraf etti. Hazırlanmak üzere katlarına vardıklarında odaları birbirine çapraz olduğu için aynı yöne ilerlediler. Gölge odasına yöneldiğinde Veyla da kapısını açmak üzereydi ama şansını denemek isteyerek elini kapıdan çekti ve Gölge'ye döndü. Savaşçıları Gölge için kapıyı açarken Veyla da peşinden gitti. Gölge içeri geçtikten sonra kapının iki yanında duran savaşçıları silahlarını kapıya doğru indirdi ve silahlar çarpı şeklini oluşturdu. Veyla büyüsüyle savaşçıların silahlarını önünden çekmelerini sağlarken Gölge de yavaşlayarak omzunun ardına baktı.

Veyla kendisine açtığı yoldan girerken savaşçıları telaşla Gölge'ye dönüp "Kral'ım..." diye açıklama çabasına girişti ama Gölge vücudunu da onlara çevirip elini 'tamam' der gibi kaldırdı. "Kapatın kapıyı."

Kapı kapandığında Veyla Kral'ın karşısına vardı. "Yarın olsa?"

Gölge, birkaç saniye boyunca sebebini düşünerek Veyla'ya baktıktan sonra canının sıkılacağını tahmin edip konsoluna yöneldi. Veyla olduğu yerde kalıp sadece vücudunu Gölge'nin gittiği yöne doğru çevirerek takip etti. Gölge konsolun üstünden mendili alıp yüzünü temizlerken sadece yeterince sinirlenmeden önce ihtiyaçla oyalanıyordu. Ardından kristal şişeyi konsoldan alıp kapağını çıkardıktan sonra bardağına calin doldururken sabırla derin bir nefes aldı. Bardağı başına dikti. Bardaktaki tüm calini yanaklarını şişirerek dudaklarının arasına aldıktan sonra gözlerini Veyla'ya çevirdi. Sesli bir şekilde yutkunduktan sonra bardağı kaldırarak Veyla'yı gösterdi ve "Neden?" diye sordu.

Veyla bir bahane ararken gözlerini etrafta gezdiriyordu. Bulduğunu düşünerek Gölge'ye döndü. "Yıldat'a önce ben haber vermek istiyorum." dediğinde bardak Gölge'nin elinde patladı. Veyla irkilirken Gölge elini umursamadan Veyla'ya yakınlaşmaya başladı. Kadın, adamın eline bakıyordu. Yanına vardığında ise "Ne yapıyorsun, manyak mısın?" diye sorarak adamın eline uzandı.

Gölge, diğer eliyle, kadının uzanan bileğinden tutarak kendisine çektiğinde Veyla'nın gözleri de adama döndü. Dudaklarını birbirine bastırırken burnundan gittikçe öfkelenen sesli nefesler girip çıkıyordu. Gözlerinde, göz bebekleri kızgınlıkla irileşmiş, kaşları çatılmıştı. Kasılan çenesi, dişlerini gıcırdatıyor olsa gerek hafifçe iki yana hareketlenmişti. Veyla tüm bu detaylarda kaybolurken Gölge, sert ve uyaran bir sesle "Veyla," diye konuşmaya başladı. Veyla, 'dinliyorum' der gibi başını hafifçe salladığında Gölge, "İlandan hemen sonra, siktiğimin Yıldat'ını da uyaracağım, seni de yeterince uyarmış olduğumu sanıyordum ama tekrar söylüyorum," dedi. Veyla yutkunma ihtiyacı hissederek devamını bekledi. "Dün gece seni dokunulmaz ilan ettim." derken çenesinin ucuyla oldukça yakın olan Veyla'nın yüzünü gösterdi. "Zenith üzerinde sana dokunabilecek," derken bunu kanıtlamak ister gibi bileğinden tutup yüzlerinin yanında tuttuğu kolunda elini, kadının eline doğru kaydırdı. Başparmağı kadının avucuna yaslanırken diğer parmakları kadının elinin üstüne kapandı. "...sana yaklaşabilecek..." diye devam ederken yüzlerini iyice yakınlaştırdı ve burnunu kadının burnuna doğru hafifçe sürttü. "...tek kişiyi kendim ilan ettim." dedikten sonra gözlerini görebileceği kadar yüzlerini ayırdı ve Veyla da tuttuğu nefesini titrekçe üfleyebildi. "Bana mühürlendin, sana mühürlendim. Bunların ne anlama geldiğini anlayabilecek kadar zeki bir kadınsın."

Veyla, girdiği çıkmaz sokağın da, bir yanının o sokağı ne kadar sevdiğinin de farkına olmasının getirdiği çaresizliği örtmek için sinirlenmeye çalıştığı bir sesle "Saçmalık, anlamına geliyor." dedi. Gölge de, "Benim olduğun anlamına geliyor!" diye bağırdı.

Veyla'nın gözleri, adamın hırçın okyanuslarında gezinirken dudağının kenarını kemirerek düşünüyordu. Aklında Geral'ın söyledikleri gelip duruyordu. "Beni..." diye başladığında sesi içine kaçmıştı. Sesini temizledikten sonra çekingenliği örtmek isteyerek sesini yükseltti ve "Kraliçe'ni kıskanıyor musun?" diye sordu. Doğru cevap verip vermeyeceğinden bile emin değildi ama bunu sorabilmiş olmasına bile şaşırdı. Artık buna dair şüpheye düşebileceği kadar aralarında bir şeyler değişmişti. Bu bile, Veyla için heyecan vericiydi.

Gölge, itiraf edecekmiş gibi yüksek bir şekilde "Seni..." diye bağırarak konuşmaya başladıktan sonra bir an durdu. Dili dudaklarının üstünde gezinmeye başlarken burnundan soluyarak Veyla'ya baktı. İkisinin de kaşları öfke kılıfıyla süsledikleri bir çaresizlikle çatılmıştı. Gölge yutkunduktan sonra gözlerini kaçırıp kadının elini bıraktı. Bir adım gerilerken "... Kraliçe'mi paylaşmıyorum." diye cümlesini bitirdi.

Veyla, Gölge'nin bıraktığı elini indirirken, diğer eliyle tuttu. Elinin üstünü ovuşturmaya başladığında Gölge'nin gözleri kadının eline indi. Veyla, acıdığı için değil, sadece adamın temasının hissi teninden eksilmediği için diğer eliyle bu hissi okşuyordu ama Gölge yanlış anladı. Daha da çatılan kaşlarıyla yeniden kadına yaklaştı ve endişeyle "Canını mı yaktım?" diye sordu.

Veyla, "Hayır." diye mırıldanırken omuzları iyice çökmüştü. Kaç kere adamın eziyetine maruz kalmıştı, birbirlerine saldırmışlardı, hatta fırlatmışlardı. Aylar öncesine dönseler, adam kadının boğazını tutup sıkarak kendisine çekerdi ama şimdi elini acıtıp acıtmadığını soruyordu. Veyla, 'Niye?' diye çığlık atmak istiyordu. Aklına gelmeye başlayan şeylere asla ihtimal veremiyordu ama... Aklına da gelmeye başlamışlardı.

Gölge, bir anlığına rahatlayarak başını onaylar şekilde salladı ve ardına dönüp calin şişesine yöneldi. O sıra hala avucuna batmış halde olan cam kırıklarından kurtuldu. Veyla, ardından bakarken sıkkın nefesler alıp veriyordu. Biraz bu gece için endişeliydi, biraz aralarında olan garip şeylere, biraz da adamın avucundan çıkarıp attığı cam kırıklarına... Hiç acımıyormuş gibi peş peşe ve hızla yapıyordu. Veyla onun yerine yapıyor olsa, o kadar yavaş olurdu ki...

Gölge, calin şişesini kaldırıp bizzat dudaklarına yasladığında Veyla, yeni bir şey söylemek için adamın elinden şişeyi bırakmasını bekledi. Gölge şişeyi konsola bıraktığında Veyla, "Bunu Yıldat'a bizzat söylemek istiyorum." diye ısrar etti. Hem araları kötü olursa, kameraların önünde ona yakınlaşmayı denediğinde belki Gölge de halkı görmemeye başladığı gibi devamını getirmezdi. Hem de gerçekten Veyla, Yıldat'ın bunu ondan duymaya hakkı olduğunu düşünüyordu.

Gölge yeniden şişeyi alıp odanın köşesine doğru fırlattığında Veyla 'en azından elinde parçalanmadı' diye düşündü. Gölge, "Beni çıldırtmak mı istiyorsun?" diye sordu.

Veyla, "İlan yarın olsun, istiyorum." dediğinde Gölge yavaş adımlarla kadına yaklaşıyordu. Ellerini iki yanında kaldırıp "Neden?" diye bağırdı.

Veyla, "Yıldat..." dediğinde Gölge hızla yanına vardı. Kolundan tutup kadına eğilirken "Dudaklarından..." dedi ve başparmağı kadının dudağına yaslandı. İkisinin de ilgisi bu temasa kayarken Gölge, "... o adamın isminin çıkmasını bile yasaklıyorum sana." dedi. "Yıldat da herkes ile birlikte öğrenecek."

Veyla, içi gittiği için geri çekilip adamın elini de ittirirken "Kral, Kraliçe'sine başka adamların ismini bile yasaklayacak, o sıra Kraliçe, Kral'ını tüm Zenith kadınlarıyla paylaşacak mı?" diye bağırarak sordu.

Gölge gözlerini kadının dudaklarından alıp gözlerine bakarken "İstemez misin?" diye sordu. "Sen de beni dokunulmaz mı ilan edeceksin?"

Veyla, aralarını yeterince bozmaya karar verdi. Tören bu gece olacak gibiydi, en azından yakınlaşmalarının gidişatına engel olabilirdi. "Bana ne? Ne yapıyorsan yap! Ben Yıldat'ı bile kıskanmadım, başkalarıyla paylaştım. Seni niye umursayayım?" diye bağırdığında Gölge birkaç saniye duraksadı. Aralık dudaklarından ciğerini yakan bir nefes aldıktan sonra ellerini yüzüne götürüp zihnindekileri dağıtmak istercesine sertçe ovuşturdu ve oradan ensesine kaydırdı. Gözlerini sımsıkı kapatırken "Veyla, odana git ve törene hazırlan." dedi.

Veyla, Gölge'ye doğru yakınlaşırken "Töreni yarın..." dediği gibi Gölge ellerini ensesinden çekip kapıyı gösterdi ve boğazı yırtılırcasına bağırdı. "Odana git!"

Veyla da sinirle inledikten sonra kapıya yöneldi. Aralarını bozmaktan keyif almadığını fark ettiğinde ciğerindeki tüm nefesi üfledi. Ah, bir gün zihninde olan biteni Gölge ile paylaşabilecek miydi? Zincirlerinden ve Gölge'ye karşı Gölge için savaşmaktan çok yorulmuştu. Sensöre elini uzatmadan önce merakına yenilip ardına döndü. Gölge'yi elleriyle yüzünü ovuştururken gördü. Bedeni sıkkın ve yorgun görünüyordu. Omuzları çökmüş, başı hafifçe eğilmişti. Yerinde duramıyor olsa gerek yavaş bir şekilde odada volta atmaya başlamıştı.

"Diyelim ki..." diye konuşmaya başladığında Gölge sinirle inleyip ellerini yüzünden çekti ve Veyla'ya döndü. Yüzünü ovuştururken saçlarının önünü de olabildiğince dağıtmıştı ve bu doğallığı beraberinde eşsiz bir manzarayı getirmişti. "Veyla yemin ediyorum kafayı yemek üzereyim, törene kadar uzak dur benden." dedikten sonra kapıyı gösterdi. Ciddiydi de. Kıskançlıktan kafayı yemek üzereymiş gibi hissediyordu. Öfkesini Veyla'dan da çıkartamıyordu, artık Veyla'ya kıyamıyordu. Ne yapacağını şaşırmıştı.

Veyla, adamın kovuşlarını umursamayıp tekrar "Diyelim ki..." diye başladığında Gölge isterik sırıtışında alt dudağını ısırdı ve ellerini belinin iki yanına koydu. Kaslı kolları gerilerek Veyla'nın ilgisini çekse de Veyla sorusunu tamamlayabildi. "... seni dokunulmaz ilan ettim, buna uyar mıydın?"

Sorusunun, yeni bir çıldırışı doğurmayacağını fark ettiğinde Gölge biraz olsun rahatladı. "Dene."

Veyla, bizzat cevap alamadığı için üfledi. Deneyemiyordu işte! O yüzden soruyordu! Çok değil, henüz birkaç dakika önce 'Yıldat'ı bile kıskanmadım, başkalarıyla paylaştım' diye bağırırken silahın ucunda Gölge değil, bizzat kendisi vardı. Kendi ayağına sıkmıştı ve pişman hissediyordu. Belki de adam hiç bu detayı fark edip yüzüne vurmazdı, niye şansını denememişti? Adam da, kendisi her türlü sadakati bekleyip hatta yasaklar koymaya çalışırken kendisi söz konusu olunca net bir şey söylemeyip 'dene' diyordu. Veyla'nın sinirleri bozulmuştu.

"Umurumda olsaydı, denerdim."

Gölge isterik bir şekilde sırıtmakla yetinemeyip neredeyse kahkaha attı. "Ulan niye soruyorsun o zaman? Başıma bela mısın? Delirtecek misin beni?"

Veyla da ters bir şekilde "Benim de uymama ihtimalimin olduğunu hatırla, diye sordum." dediği gibi Gölge dibinde bitti. Veyla geriye doğru adımlarken Gölge de kadının başıyla kapının arasına elini koydu. Veyla'nın başı Gölge'nin eline çarparken Gölge yüzlerini yakınlaştırdı. Gözlerini birbirlerine dikmiş haldelerken Gölge bağırmadı, hatta kısıktı sesi. "Yıldat bana ihanet etti, affettim. Yine ihanet etti," dedikten sonra dudakları isterik bir şekilde kıvrıldı. Başını da onaylar gibi sallarken "Yine affettim." dedi. "Ama söz konusu sen olursan," Göz bebekleri büyürken yüzündeki sırıtış silindi. "Yemin ediyorum onu öldürürüm."

Veyla titrek bir nefesle "Beni?" diye sorduğunda Gölge, "Senin de beni öldürmene izin veririm." dedi. Bu saatten sonra Veyla ile Yıldat'ın arasında bir şey geçerse, buna dayanamazdı. Hem bununla, hem de kardeşini öldürmüş baş edemeyebilirdi ve Veyla'ya adamı öldürme şansını verirdi. "Tenin bana sadık olsun, ruhunun ihanetleriyle başa çıkarım."

Veyla, sessiz kalıp bu yakınlıktan ve aralarındaki bu elektriğin altında adama bakıyor olmanın ağırlığı altında ezilirken Gölge, "Beni anladın mı?" diye sordu.

Veyla, "Sırf ona bir şey yapma diye uzak duracağım. Yıldat..." diye konuşmaya başladığında Gölge kadının vücudunun yanından kapıyı yumrukladı. Veyla'nın yüzü hafifçe buruşup gözleri ne kadar acıtabileceğini tahmin bile edemeyeceği kadar dayanıklı bir kapıya vurduğu için adamın eline dönerken Gölge, "O ismi bir daha senden duymak istemiyorum." dedi. Kadın, Gölge'nin eline bakmaya devam ederken Gölge diğer eliyle kadının çenesinden tutup yüzünü kendisine çevirdi. "Bir daha, asla." dedikten sonra 'anladın mı?' der gibi kaşlarını kaldırdı. Veyla önce çenesindeki elini ittirdikten sonra göğsünden de ittirerek yakınlıklarını bozdu. Birkaç saate zaten yeterince yakın olacaklardı.

Gölge, kadın istediği için gerilerken biraz önce söylediğine istinaden "Nedenleriyle de değil, sonuçlarıyla ilgileniyorum." diyerek ardına döndü ve okyanusa yöneldi. Öyle söylese de, nedenleri boğazında düğüm, kalbinde sancıydı. Yumruklarını sıkıp sıkıp gevşetirken okyanusa açılan boydan boya camının korkuluklarına vardı. Dudaklarını aralayıp sesli bir çabayla nefes almaya çalıştı. Elleri korkuluklara yaslanırken gözleri okyanusun karanlığında dolaşıyordu, kulakları ise her zamanki gibi Veyla'daydı.

Veyla hala çıkmadığı için başı hafifçe ardına doğru dönmeye başladığı gibi Veyla ardına dönüp elini sensöre uzattı. Adama artık zarar verememek bir yana, adam kendi kendisine zarar verince bile Veyla'nın içi gidiyordu. Başta keyifli gözüken adamın canını sıktığının da farkındaydı, bunu yapmak zorunda hissetmişti ama o güzel yüzünde bir yara kenara dursun, memnuniyetsiz bir ifadeyi dahi yaratmaktan pişman olmaya başlamıştı.

**

"Sen izlemeye gelmeyecek misin?"

Veyla ve Gölge'nin, hatta Valdris'in bile ağzını bıçak açmadığı için Erya, kendi gözleriyle görene kadar Kraliçe'nin kim olduğundan emin olamayacaktı ve şimdi Veyla, törenle hiç ilgisi yokmuş gibi davranıyordu, bu sebeple Erya da endişelenmişti.

Veyla, Erya'ya "Hayır." derken elindeki tabletle ilgilenmeye devam etti. İzlemeyecekti, izlenilen, olacaktı.Ortak alanda bacakları yan oturduğu tekli koltuğun kol kısımlarından sarkıyordu. O sıra mıntıka yöneticilerinin ve baş savaşçıların izleyeceği alana gitmek üzere Eryalarla ilerleyen Ash de duraksadı. Döndükleri gibi Kraliçe ilanı söz konusu olunca Ash korkmuştu ama eğer Veyla gelmiyorsa, belki de Kraliçe'si başkasıydı. İzlemeyi hazmedemeyeceği için gelmiyor olmalıydı.

Ash'in yüzü keyiflenirken Erya'nın yanına varıp Veyla'ya baktı. "Kraliçe'ni ilk günden sinirlendirmek istemezsin."

Veyla, Ash'in sesini duyduğu gibi sinirli hissetmeye başlarken yavaşça başını tabletinden kaldırdı ve Ash'e baktı. Sırıtırken "Sen de öyle." diye uyardı.

Ash, "Kral'ını benimle paylaşmaya devam ettiği sürece benim Kraliçe'yle bir derdim yok." dediğinde Veyla'nın sırıtışı genişledi ve alt dudağını ısırmaya başladı. Gözleri öfkeyle büyümüştü. Şimdi hayata olan tüm öfkesini Ash'ten çıkarmasına az kalmıştı.

"Belki de paylaşmaz."

Ash, "O zaman onun sözünü dinlemek zorunda kalırım." derken, tek derdi Veyla'nın da sinirini bozmaktı. "Tıpkı, senin de dinlemek zorunda kalacağın gibi. Bundan sonra Kral'ın etrafında uçuşup keyfince davranamazsın. Buna ne Kral, ne de Kraliçe izin vermez."

Veyla, bacaklarını indirdikten sonra tableti koltuğa bırakarak ayağa kalktı. Yavaşça onlara yaklaşırken "Eminim ki," dedikten sonra başını onaylar şekilde salladı. "Kraliçe, bazı kurallar koyar."

Ash, "Umurunda değilmiş gibi davranman çok acizce." dediğinde Veyla kadının karşısına varmıştı. Erya ve Thal, her an parlayabilecek bir kavgaya gücü yettiklerince engel olmaya çalışmak için iki yanlarında hazır bir şekilde beklerken endişeli bir şekilde birbirlerine baktılar.

Veyla "Kraliçe'nin karşısında hangimizin gücü, neye yeter ki?" diye sorduğunda Erya sırıtmaya başladı. Gözleriyle görmüş kadar olmuştu. Ash "Hislerinle böyle mi başa çıkıyorsun?" diye sordu. "Yok sayarak?"

Veyla, "Gerçeklerle hızlı yüzleşirim. Yakında, sana da aynısını öneririm." dediğinde Ash 'vay be' der gibi alayla dudak büktükten sonra alkışladı. "Sahte Kraliçe'liğin birazdan son buluyor. Kral'ın kardeşiyle dahi evlenemiyorsun ve buradaki varlığın belirsizleşti. Tüm bunlarla yüzleşebildin mi?"

Veyla, "Evet." derken başını onaylar şekilde salladı. "Sahte Kraliçe'liğim son bulmak üzere."

Çünkü gerçeği başlıyor, diye düşündü.

Ash, ne dese kadını tahrik edemediği için yeterince haz alamadı. Yine de sırıtıp "Dertleşmek istersen, odamın yerini biliyorsun." dedi. Veyla, "Çok düşüncelisin tatlım." dediğinde Ash gözlerini devirerek yoluna devam etti. Veyla, Ash'in arkasından öfkeyle bakarken hırsla dişlerini sıkıyordu. Erya, Veyla'nın kolunu dürttüğünde Veyla'nın gözleri arkadaşına döndü. Erya otuz iki diş sırıtıyordu.

"Hazır mısın?"

Thal anlayamadığı için merakla bakarken Veyla kaşlarını kaldırdı. Erya neşeyle gülüp el çırptı.

"Gerçeğine?"

Thal, "Nasıl yani, anlamadım ben." derken ikisinin de kollarından tutup sarstı. "Çabuk bana da açıklayın."

Veyla, Erya'ya yolun devamını gösterdiğinde Erya, "Emredersin." diyerek saygıyla selam verir gibi eğildi. Thal, "Ne demek oluyor?" diye sormaya devam ederken Erya gülerek Thal'ın koluna girdi ve onu yola çekti.

"Birazdan göreceksin."

**

Gölge, odasının ikinci katın açılan terasta, yarım duvarın üstüne döşenmiş mermere ellerini yaslamış halde dikiliyordu. Bahçe, ormanın malikânenin gözüktüğü derinliklerine kadar başkent mıntıkası halkıyla doluydu. Havada uçan dronelar ve iki yanına sabit kameralar, Nixsus'un ilk defa şahit olacağı bir görüntüyü, her mıntıkaya yansıtıyordu. Nixsus, Kraliçe sahibi oluyordu. Üstelik, bunu hiçbir zaman yapmayacağını düşünmeye başladıkları Gölge Kral'ın, Kraliçe'si.

Mıntıka yöneticileri ve baş savaşçılar, iki ucu bahçeye doğru u şeklinde dönen geniş malikânenin, şimdi Gölge'nin sağ tarafında kalan ucunda bir terastan dilerlerse gözleriyle, dilerlerse ekrandan izlemek üzere bekliyorlardı.

Gölge ise konuşmaya başlamak için alkış ve ıslıkların bitmesini bekliyordu ama bitecek gibi görünmediği için durdurmak zorunda kalabilirdi. Azrit gözleri halkında geziniyor, yüzlerindeki mutluluğu görüyordu. Kulağına gelen sesler arasında 'Kraliçe Kelebek' nidalarını da duyabiliyordu. Kelebeğin bu şehre ilk geldiği zamanları hatırlıyordu. Mıntıka yöneticileri ve halk endişeye kapılmış, Kral'ın neden şehrini ve halkını tehlikeye attığına akıl sır erdirememişti. Veyla'yı aralarında istememiş, Gölge'ye duydukları bağlılık sebebiyle kabul etmek zorunda kalmışlardı. Saldırılar başlayınca Veyla'dan bilmişlerdi. Sonra, her şey değişmişti. Veyla'yı istemeye başlamışlar, hatta olan saldırıların faili değil, kahramanı olarak görmeye başlamışlardı. Şimdi ise, Kraliçeleri olarak görmek istiyorlardı. Gölge, bir başkasını karşılarına getirse, aralarından üzülecek olanlar vardı, Gölge görebiliyordu.

Gölge elini minnettar ama sesin de durması gerektiğini gösterir şekilde salladığında herkes sabırsızlıkla birbirini dürttü ve susturdu. Kraliçelerini duymak ve görmek istiyorlardı.

"Hepiniz ne için burada olduğumuzu biliyorsunuz." dedikten sonra malikâneyi çevreleyen yüksek dağların sağ tarafında, gökyüzüne doğru yükselmek üzere olan Kraliçe kılıcına baktı. "Kral'ınızın ve Nixsus'un artık bir Kraliçe'si var!"

Alkışlar yeniden yükseldi, Gölge'nin gözleri hala Kraliçe kılıcındaydı. Kral kılıcı da hemen sol tarafından mavi büyüyle gökyüzüne uzanıyordu. Dosta, düşmana Kral'ın varlığını hatırlattığı gibi, başka bir anlamı da vardı. Etraftaki şehirlerden dahi uzaklara bakılınca görülen bu kılıç sönerse, Kral devrilmiş demek olacaktı. Şimdi Gölge'nin gözleri önünde Kraliçe kılıcı da yükselecekti. Gölge, endişe etti. Bir gün bu kılıçlardan biri sönebilirdi. Endişesi, gökyüzünden mavi rengin eksilmesinden çok, mor rengin eksilmesiydi. Kraliçe'nin kılıcının kesilmesi, Kral'ı asıl deviren şey olurdu. Artık, öyleydi.

Gölge tekrar eliyle alkışları bastırdı. Gözleri halkına döndü. "Eğer Kraliçe'nizi sevecekseniz, bunu asla benim için yapmayın. Eğer güvenecekseniz, sadece bunu kazandığı için Kraliçe'ye güvenin. Bana dair olan sevginizi ve güveninizi ben kazandım. Kraliçe'ye dair olanları da, onun kazanmasını bekleyin." dedikten sonra derin bir nefes aldı. "Ama, seven, sevmeyen, güvenen, güvenmeyen herkes bilecek ki, bugünden sonra Kraliçe, Kral'ın diğer yanıdır. Kral'ınızı saydığınız gibi sayacaksınız. Sevgi ve güven sizin tercihiniz fakat saygı, mecburiyetiniz. Kraliçe'ye saygısızlık eden, bana etmiştir. Kraliçe'ye düşmanlık eden, bana etmiştir. Kraliçe'nin emirlerinden çıkan, benim emirlerimden çıkmıştır. Bugüne kadar savaşçılarım sizi, ben hepinizi korudum. Artık savaşçılarım sizi, ben hepinizi, hepiniz de Kraliçe'yi koruyacak."

Veyla'nın Kraliçe ilan edilmesinin ardından, düşmanların eli ayağı uzanmaya başlayabilirlerdi. Veyla, Terra halkının gözleri önünde ölümden dönmüştü. Gölge, yeniden böyle bir şey yaşanmasını istemezdi. Özellikle de, Baş Terra'nın 'onu kaybedeceksin' demesinin ardından, bu yönde olan hassasiyeti artmıştı. Her ne kadar Baş Terra, 'sonra kurtaracaksın' dese bile, Gölge hiç kaybetmemek istiyordu.

Gölge'yi onaylayan nidalar çıkarken Ash ve Yıldat, yan yana oturduğu koltukta birbirine doğru baktı. Ash, "Umarım düşündüğüm şey olmaz." dediğinde Yıldat, "Bugün Kral ve Kelebek ya tarih olacak, ya da tarih yazacak." dedi. Eğer Gölge, bir başkasını Kraliçe'si ettiyse, Kral ve Kelebek masalı biterdi ama eğer Kraliçe, kelebeğin ta kendisiyse, masal efsaneye dönüşürdü.

Gölge, "Ben Gölge Kral Karanir. Dostum ve düşmanım bilsin, Benim ve şehrimin Kraliçe'si..." derken vücudunu hafifçe ardına doğru çevirerek eliyle geniş kapıyı gösterdi. Veyla kapıdan çıktığında kameralara bakan gözler irileşti, bizzat terasa bakan gözler ise kısılarak görmeye çalıştı. Veyla gözlerini kameralarda gezdirerek Gölge'nin uzattığı eline doğru yürümeye başladı. Gölge, Kraliçe'sinin kendisine yakınlaşmasını manidar gözlerle izledi. "...Veyla Karanir."

Veyla, içindeki heyecanın titrettiği elini Gölge'nin avucuna doğru yerleştirdiğinde her şeye rağmen Gölge'nin dudakları kıvrılmak istedi. Beraber halka doğru dönerlerken göz gözelerdi. Alkışlar, ıslıklar ve haykırışlar yükselirken Ash, donmuş bir halde "Tarih yazdılar." dedi. Yıldat cevap bile veremeden sadece izledi.

Aynı anda yavaşça halklarına doğru döndüler. Halkın çoğunluğu sevinç içerisindeydi. Endişe taşıyan bir azınlık da mevcuttu. Veyla Aldar'ın, daha doğrusu artık Veyla Karanir'in ne kadar güvenilir olduğundan emin olmayanlar vardı. Kralları, bu güveni ancak Veyla kazanırsa vermelerini buyurmuştu, Veyla ise Konsey'den tüm halkın güvenini kazanması gerektiğine dair emir almıştı. Bunun için kendi yarattığı mağduriyetlerin kahramanı olması gerekecekti. Veyla, bir başkası tarafından bu mağduriyet yaratılsa bile elinde geldiğince halkı korumak isteyeceğini biliyordu ama yaratan bizzat kendisi olacaktı ve coşkulu 'Çok yaşa Kraliçe!' söylemlerini dinlerken bir gün kaybedeceğini bilse bile neden bu kadar mutlu hissettiğini anlayamıyordu.

Alkışlar ve ıslıklar dakikalar sürerken Veyla ve Gölge'nin gözleri ara ara birbirlerine dönüyordu ama bakmasalar dahi, her yerde birbirlerini görüyorlardı. Halkın gözlerinde, sözlerinde, yansıyan ekranlarda, her yerde Kral ve Kraliçe vardı.

Gölge, elini sesi bastırmak isteyerek salladığında Veyla heyecanlı dudağını yalıyordu. Halk yavaşça sessizleşmeye başladı. Gölge, "Yakında, tüm mıntıkaların davetli olduğu günlerce süren kutlamalar başlayacak. Hediyeler dağıtılacak, danslar edilecek, eğlenceler düzenlenecek, Kral ve Kraliçe için kadehler kalkacak." dedi.

Halktan ıslıklarla yükseldi. Eğlenceli bir şehrin, eğlenmeyi seven halkıydılar. Kral ve Kraliçe'nin kutlamalarını da dört gözle bekleyeceklerdi. Veyla sadece ilan edip hayatlarına devam edeceklerini düşündüğü için şaşırdı. Gölge gerçekten sevdiği kadınla evlense neler yapar, diye düşünmeden edemedi. Veyla ile evlendiğinde bile günlerce kutlanılmasını sağlıyordu. Gölge'nin gözleri Veyla'ya döndü. Veyla da Gölge'ye baktığında Gölge diğer elini de kadının beline getirip yavaşça kendisine doğru çevirdi. Veyla yutkunarak uyum sağlarken gözleri ekranlar ile Gölge'nin arasında gidip geliyordu. Veyla'ya gerek kalmadan, Gölge mi yakınlaşacaktı?

Veyla'yı kendisine çevirdiğinde Gölge kadının belinden elini çekti ve ceketinin iç cebine doğru götürdü. Veyla ne olacağını, ne yapacağını sabırsızlıkla beklerken Gölge, ceketinden elini, bir yüzük eşliğinde çıkardı. Veyla'nın gözleri yüzükte kalakaldı. Taşı obsidyenden yapılma bir siyah gül yüzüğü.

Gölge, tuttuğu Veyla'nın elini aralarında kaldırırken yüzüğü yakınlaştırmaya başladı. Gözleri ise kadının şaşkın yüzüyle, güzel parmakları arasında gidip geliyordu. Veyla ise sadece yüzüğe bakıyordu. Gülün kendisi gibi siyah yaprakları taşın halkasına doğru dolanır gibi sarkıyordu. Taşı obsidyen olsa da, halkası obsidyenden değildi. Yoksa taktıkça Veyla'nın tenini yakan bir eziyet olurdu. Gölge, bu detayı düşünerek mi buna karar vermişti yoksa, Veyla'nın şanslı olduğu bir tesadüf müydü, Veyla bilememişti. Bildiği tek şey, yüzüğü sevmişti. Bu yüzüğü taşırken ona ihanet etmesi mi gerekecekti? Aslında bu güzel yüzük, bu güzel adamın elleriyle parmaklarına uzanırken gerçekten onun Kraliçe'si olabilecekse takmak isterdi. O zaman içindeki bu heyecanı buruk hisler gölgelememiş olurdu.

Gölge, yüzüğü kadının sol elinin yüzük parmağına takmaya başladığında Veyla'nın gözleri Gölge'ye doğru yükseldi. Gölge de gözlerini yeniden yüzükten alıp Veyla'ya baktı. Nixsus çocuklarının bugün ve sonraki günlerde çizeceği resimlerin çoğu bu anı yansıtacak olmalıydı. Nasıl ki izleyenlerin gözünde ölümsüz bir anı bırakıyordu, Gölge ve Veyla da sonları ne olursa olsun ölmeden önce bu anı hatırlayacaklarına eminlerdi.

Alkışlar uzayıp giderken göz göze kaldılar. Bahaneleri vardı, halkın karşısındalardı ama ikisi de içlerinden de bunu yapmanın geldiğini biliyorlardı. Veyla daha fazla boğulmadan bakmayı sürdüremeyeceğini fark edip sırf konuşmak için sessiz bir şekilde "Bir şey mi söylemem gerekiyor?" diye Gölge'ye sormasıyla, halkın sesleri gülüşlere döndü. Mikrofonlar sayesinde sesi herkes tarafından duyulmuştu. Veyla da talihsiz durumu fark edip iç çektiğinde Gölge de gülecek gibi oldu ama heyecanı engel oldu.

Gölge, dudaklarını oynatarak "Sadece tekrar et." dedi. Veyla yavaşça başını onaylar şekilde salladıktan sonra "Umarım Karam'daki kadar uzun değildir." demeden edemedi. Sesinin duyulduğunu bilse de umursamadı. Halk gülmeye devam ederken Gölge de bu sefer güldü.

Gülüşü, Veyla'yı izledikçe bir iç çekişe dönerken "İyiysen seni kötüden," diye konuşmaya başladı.

Veyla da Gölge kadar derinlerden gelen sesiyle tekrarlamaya başladı. "İyiysen seni kötüden."

"Kötüysen de iyiden korurum."

"Kötüysen de iyiden korurum."

Gölge, "Canavarsan canavarlıktan," dediğinde Veyla tekrarlamadan önce titrek bir nefes almıştı. Manidar, gelmişti. Muhtemelen sadece gelenekleri yansıtan hazır metin sözleriydi. "Canavarsan canavarlıktan,"

"Değilsen, canavarlardan kurtarırım."

Veyla gülümser gibi oldu. Ne çok isterdi. Etrafı canavarlarla doluydu. Öyle ki, Veyla aralarında masum kalır olmuştu. "Değilsen canavarlardan kurtarırım."

"Yanımdaysan, karşında olanı yenerim."

"Yanımdaysan karşında olanı yenerim."

"Karşında olansam, sana yenilirim."

Karşı karşıyayız, diye düşündü Veyla. 'Ve sen öylesine söylesen de, ben gerçekten sana yenilmek istiyorum.'

"Karşında olansam, sana yenilirim."

"Sana sözüm,"

"Sana sözüm,"

Gölge çenesinin ucuyla Veyla'yı gösterirken ihtiyaçla "Sen benimsin." dedi. Veyla'nın sesi de aynı arzu içerisindeydi. "Sen benimsin."

Gölge "Ben de senin." dedi. Sözden çok, itiraftı.

Veyla da "Ben de senin." dedi. Bir gün bunu gerçekten dile getirir miydi bilmiyordu ama işte bugün, herkesin gözünün önünde ama sadece Gölge'ye bakarken aslında itiraf ediyordu.

Gölge, parmağında taktığı yüzük olan Veyla'nın elini dudaklarına doğru yükselttiğinde Veyla titrek bir nefes aldı. Şimdi Andri sayesinde Konsey de izleyebiliyorsa, Veyla'nın çok iyi bir oyuncu olduğunu ya da duyguları yüzünden gayzere girmesi gereken bozulmuş bir asker olduğunu düşünürlerdi ama asla ortasını düşünmezlerdi.

Gölge'nin dudakları Veyla'nın elinin üstüne değdiğinde Veyla'nın gözleri kapanır gibi oldu. Telaşla araladı. Gölge kadının tenini koklayarak öperken pürdikkat kadına bakıyordu. Pürdikkat ve mutlak ilgiyle.

Yavaşça dudaklarını elinden çekti ve aralarında indirdi. Veyla, bakışlarının altında ezilmemek için dudaklarını oynatarak "Yine gelenek falan mıydı?" diye sordu. Nixsus, Gölge'nin Krallığında başka bir Kraliyet evliliği görmemişti ama belki Saltar'dan şehri almadan önce, burada bazı bölgeler Gölge'nin babası tarafından yönetilirken süren bir gelenek olabilirdi. Gölge 'evet' der gibi gözlerini yavaşça kapatıp açtı ama yalandı. Veyla'ya yalan söylemek istemezdi ama bu konuda dürüst olamazdı. Biraz önce, bir gelenekmiş gibi aslında düşüncelerini dile getirip vaatler verirken yeterince dürüst yaklaşmıştı. Halk, tüm bu sözleri ilk defa duyduğunun farkındaydı, Veyla'nın ise bunu öğrenmeyeceğini umut ediyordu.

Gölge, elini bırakmadan Veyla'nın önünden çekilip yanına geçerek yavaşça ardına dönerken gözlerini en son Veyla'dan aldı. Veyla da Gölge'nin baktığı yöne baktı. Gölge başını onaylar şekilde salladığında, dağın tepesinden gökyüzüne doğru havayı delip geçen ince bir mor ışık yükselip söndü. Ardından yavaşça kılıç sütununca geniş bir daire boyunca yavaşça yükselerek gökyüzüne doğru mor ışık yol aldı. Yükseldikçe Veyla'nın kelebekleri de ışığı takip ederek yükselirken halkın alkışları artıyordu.

Ve işte, Nixsus'un ve Kral'ın, artık bir Kraliçesi vardı. Dosta ve düşmana ilan edilmişti.

Bulutların ardından yükselmeye devam edip gittikçe uzaklaşsa ve silikleşse de hala gözüken mor ışık göğe vardı. Veyla'nın kelebekleri haricinde, hologram kelebekler ışık boyunca uçuşurken Veyla'nın gözleri, omzunun ardından bakarak Kral kılıcına döndü. Gökten inen bir şimşek gibi görünüyordu.

Veyla yeniden önüne döndüğünde, Gölge de karşısına geçmişti. Birbirlerine, ne olacaklarını merak ederek baktılar. İleride ne olacaklardı hiç bilmiyorlardı ama şimdi, Nixsus'un ve birbirlerinin, Kral ve Kraliçesilerdi.

"Kral'ım ve Kraliçe'm, mıntıka yöneticileri tebrik etmek istiyor, huzurunuza çağırayım mı?"

Gölge'nin gözleri, teras kapısındaki savaşçısına döndü. Veyla'nın heyecanı hızla korkuya dönüşürken gözleri kameralara döndü. İlan edilmişti. Tebrik kısmına geçilecekse, kameralar kapanmak üzere olmalıydı. Mıntıka yöneticileri geldiğinde de, onların arasında böyle bir girişimde bulunması, Konsey tarafından yanlış anlaşılabilirdi. Sırf aralarında bir şey geçmeden dursun, diye kasti bir çabayla yanlış anı seçtiğini düşünürlerse, daha tehlikeli bir anda Veyla'dan yine aynı çabayı ve daha fazlasını isteyebilirlerdi. Mıntıka yöneticilerinin gelmesine kalmadan da kameralar kapanabilirdi, yine Konsey'in hoşuna gitmez, daha sonra, daha fazlasını isterlerdi.

"Çağır."

"Peki, yayını sonlandıralım mı?"

Gölge savaşçısına bakarken dudakları aralandı. Onay verecekmiş gibi başını sallayarak konuşmaya başladığı sırada Veyla telaşla elini Gölge'nin yanağına götürdü. Temasla birlikte garipseyen Gölge'nin bakışları Veyla'ya dönerken Veyla parmak uçlarında yükseldiği sırada diğer elini de adamın elinden çekip omzuna tutundu. Gözleri sımsıkı kapanırken cesaretle adamın dudaklarına uzandı. Her şey birkaç saniye içerisinde olurken Gölge'nin idrak etmek için daha fazla zamana ihtiyacı vardı. Veyla ilk defa kendisi uzanıp da onu öpmeye başladığında adamın gözlerinin hala apaçık olmasının sebebi de, bu ihtiyaçtı.

Daha önce öpüşmüşlerdi ama her seferinde Gölge hem başlatan, hem de yönlendiren olmuştu. Şimdi adamın şaşkın dudakları hareketsizken Veyla, nasıl öpeceğini bilemeyerek yakınlaşmıştı ama sanki bunun için doğmuş gibi öpmüştü. Adamın üst dudağını, dudaklarının arasına alıp ihtiyaçla uzun bir öpücük bırakırken Gölge, umduğu anı yaşadığını idrak etmeye başladıkça gözleri kadının yanaklarına doğru indikten sonra yavaşça kapandı. Kaşlarında arzusuna ulaşmış olmasının getirdiği bir teslimiyet çatılması belirirken o da Veyla'nın alt dudağını dudakları arasına aldı. Veyla, Gölge'nin de öpmeye başladığını hissedince tüm ipler elinden kopmak üzereymiş gibi hissettiği için yavaşça geri çekildi. Gölge'nin Veyla'nın yanaklarına yönelen elleri havada ama hala Veyla'nın yakınlarında kalırken ikisinin de gözleri ancak birkaç saniye sonra ve yavaşça aralanabildi. Birkaç saniye sadece bakarak konuştular. Dudaklarındansa, gözleri daha çok şey anlatıyordu ama bazı cevaplara inanabilmeleri için bizzat kulaklarının duyması lazımdı. Onlar da zaten bizzat kulaklarından gizliyorlardı.

Gölge, elini hızla cebine götürdü. Veyla, adamın ses büyüsünü açtığını anladı. Diğer eliyle de savaşçısını kovdu ve kameraların önünde ama kulaklardan uzakta baş başa kaldılar. Adam hafifçe vücutlarını çevirerek kameraların açısına karşı sırtını verirken "Neydi bu?" diye sordu. Kızar gibi değildi, Veyla da öyle hissetmedi. Hatta adamın sesi, arzuyla kısılmış gibiydi.

Veyla, artık ne kameralar tarafından görülebiliyor ne de duyulabiliyor olmanın getirdiği rahatlıkla, en azından bir konuda dürüst olmaya karar verdi. Tamamıyla doğruyu söyleyemezdi ama şu anki karmaşadan onu kurtarabilecek kadar Gölge'den yardım isteyebilirdi. "Drithar, elçisi aracılığıyla mesaj yolladı Karam'dan dönmeden önce. Dün gece birlikte olduğumuza inanmıyor, bugün olmamızı istiyor."

Gölge sessiz kaldığında Veyla biraz önce Gölge'yi öptüğü dudağını heyecanla yaladı. Gölge'nin de gözleri bu harekete doğru kayıp yeniden yükseldi. Veyla da heyecanla çırpındı. "Yani, birlikte olduğumuza ya da olacağımıza..." dedikten sonra bu fikir yüzünden ikisi de titrek bir nefes aldılar. "... dair gerçekçi, inandırıcı olsun, diye öyle yapmak zorunda kaldım ama..." dedikten sonra cümle kuramadığını fark edip sustu. Zaten geri çekildiğine bakılırsa, pek de gerçekçi gözükmese gerekti. Oysaki, en azından halklarına öyle gözükmüştü. Gözleri önünde sevişseler, halk aşklarından bu öpücükle inandıkları kadar emin olamazdı.

Gölge, "Öyle inandırıcı olmaz." dediğinde Veyla'nın kaşları kalktı. Zaten algıları kapalı, dikkati sadece Gölge'yi öpme, ona temas etme arzusundaydı, adam da açık konuşmuyordu.

"Niye?"

"Çünkü Kral, Kraliçe'sini öyle öpmez."

Veyla anlayamayarak bakarken Gölge elini kadının beline götürdü. Veyla, bu temasa doğru bakmak için başını eğerken Gölge kadını kendisine çekti. Veyla'nın elleri adamın göğsüne doğru düşerken adamın diğer eli kadının yanağına yerleşti. Böylelikle Veyla da tekrar adama baktı. Gölge kadının dudağına uzanmadan önce "Böyle öper." diye fısıldadı.

Dudakları birbirine kavuşmadan önce gözleri teslim olarak kapanmıştı. Gölge, 'Böyle öper' deyişini kanıtlayarak şehvetle öpmeye başladığında Veyla adamın gömleğinin göğsünü geren kumaşına sımsıkı tutundu ve saniyeler içerisinde o da Gölge'ye karşılık vermeye başladı. Çeneleri birbirine doğru yükselip alçalırken, Gölge'nin başı Veyla'ya doğru eğiliyor ve kadını sol yanına doğru hafifçe eğiyordu. Burunları birbirine sürterek yüzleri başka yönlere eğiliyor ve başka açılardan da sabırsız bir ihtiyaçla birbirlerini öpüyorlardı.

Veyla'nın belindeki Gölge'nin elleri aşağılara kaymaya başladığında, öpüşleri arasında Veyla titrer gibi oldu. Gölge, kadının kalçalarının altından tutarak kadını kucağına çektiğinde dudakları bir anlığına ayrıldı. Veyla yükselen bedeninde kollarını Gölge'nin boynuna dolayarak dengesini buldu ama Gölge de düşmesine izin vermeyecek kadar sıkı tutuyordu. Dudakları hızla tekrar birbirini buldu. Öyle ki, önce kim yönelmişti anlamadılar bile. Veyla, ne yapacağını bilemeyecek kadar bu konuda deneyimsiz ve an itibariyle heyecanlıydı ama Gölge bir eliyle Veyla'nın kalçasının altından tutarak kucağına sabitlerken diğer eliyle sağ bacağını ardına doğru çekti. Veyla, bacaklarını Gölge'nin bedeninin ardına doğru sarıp bileklerinden birleştirdiğinde Gölge de elini kadının üst bacağında gezdirmeye başlayarak odasına doğru ilerlemeye başladı. Diğer eli sıkarak kalçasını tutuyordu.

Veyla, Gölge'nin kucağında, adamın elleri kadının vücudunda dolanırken birbirlerini şehvetle öperek odaya girdiler. Öyle şehvetlilerdi ki, nefesleri dudakları arasında telaşla dolaşıyor, öpüş sesleri kulaklarındaki kalp atışlarını bile geçiyordu. Odaya girdikleri gibi Gölge, Veyla'yı içerisini göstermeyen cama yasladı ve alt bölgelerinde baskı kuran temasla birlikte öpüşlerinde yüksek sesle inlediler. Kameraların kapanması için de büyüsünü yönlendirmişti, halk da, Konsey de göreceğini görmüştü.

Gölge, önce Veyla'nın dudağının kenarına yöneldi, oradan yanağına ve çenesine... Islak ve kadının yüzünü sağ tarafına itecek kadar güçlü öpüşlerini teninde gezdirerek kulağının arkasına ve boynuna vardı. Veyla'nın elleri adamın ensesinde ve saçlarında gezinirken gözlerini aralamaya çalıştı. Etrafı bulanık bir şekilde görürken camla Gölge'nin bedeni arasında sıkışan vücudunun bu esaretten ne kadar da memnun bir şekilde Gölge'ye sürtünüp durduğunun farkındaydı. Gözleri, Gölge'nin odasının yatak odası olan ikinci katında gezinirken durmaları gerektiğinin farkındaydı. Dudakları konuşmak için aralandıkça temaslar dolayısıyla kısık bir şekilde inlemek dışında hiçbir kelime çıkartamıyordu.

Kadının boynunu emerek seyrettiği yolda yeniden çenesine ve oradan da dudaklarına vardı. Kadını yeniden tutkuyla öpmeye başladığında, onu durdurmak için güç arayan Veyla'nın ayağına çelme takmış oldu ve Veyla da tekrar karşılık vermeye başladı. Başlarda Gölge'nin öpüşlerinin şiddetine yetişemiyordu ama şu saniyelerde yetişmeye başlamıştı. Belinde dolanan eli kadının bluzuna doğru yol aldı. Ucunu tutarak yukarıya çekiştirmeye başladığında giderek artmaya başlayan temasla birlikte Veyla hafifçe geri çekilmeye çalıştı. Dudakları arasında ancak birkaç nefeslik boşluk oluşurken Veyla, konuştukça dudakları değerek ve nefes nefese durmaları için yalvarır gibi "Gölge..." dedi.

İkisinin de gözleri hala kapalıyken ve dudakları birbirine doğru yönelip yönelip çekilirken Gölge de soluyarak "Veyla..." dedi. O da durmamaları için yalvarır gibiydi.

Veyla, "Kameralar artık bizi görmüyor." diye fısıldadığında Gölge, "Bir süredir." diye hatırlattı. Odaya yeni girmiş değillerdi.

Veyla, yutkunduktan sonra adamın ne demek istediğini anlasa da, herhangi bir açıklamaya sahip olmadığı için sadece "Artık durabiliriz." diye fısıldayabildi. Her zerresi, dünden beri vadedip durduğu gibi onun olmak ve ona da sahip olmak istiyordu ama onun için ona karşı durduğu anlardan birindeydi. Ruhunu saran ve özgürce davranmasına kelepçe vuran bu zincirleri sürdükçe artan yorgunluğun bir gün müthiş bir teslimiyet getirmesinden endişe ediyordu. Şu anda da teslim olmak ister gibiydi ama hala Gölge'nin kalbini kırabilecek ve ona zarar verebilecek olması korkusu sayesinde direnmeye çalışabiliyordu en azından.

Gölge birkaç saniyenin ardından heyecanlı dudağını yaladı. Gözlerini açmadan, hatta uzaklaşmak yerine daha da yakınlaşarak alınlarını birleştirdi ve derinlerinden gelen boğuk sesiyle "Durmak mı istiyorsun?" diye sordu.

Veyla, 'Durmak zorundayım' diye düşündü.

Veyla, "Mıntıka yöneticileri tebrik edecekti." dediğinde Gölge, "Ederler." dedi.

Veyla, "Belirli uyarılar yapacaktın." dediğinde Gölge, "Yaparım." dedi.

Veyla, dışarıda yükselen sesleri dinlerken "Dışarıda bir şeyler oluyor sanki." diye çırpındı. Gölge, "Olsun." dediğinde Veyla alt dudağını ısırıp çaresiz bir heyecanla soludu. Koridordan bağırışlar geldiğinde ikisi de Yıldat olduğunu fark ettiler. Kral odasına girmeye çalışıyor olmalıydı ve kapıdaki savaşçılarla arasında tartışma çıkmış gibiydi.

Yüzleri yavaşça uzaklaşırken başları kapıya döndü. Gölge'nin gözleri, başı soluna dönük bir şekilde kapanırken sıkkın bir nefes aldı. Veyla da, adamın kucağında hareketlenirken "Şey... İnsem..." dediğinde sadece varken bile yeterince ilgi çekiciyken bir de adamın kucağında hareketlenince Gölge'nin gözleri yeniden aralanarak Veyla'ya döndü ve Veyla duraksarken Gölge'nin arzusunun ne demek olduğundan emin oldu. Adamın gözleri, Veyla'nın yanmak istediği tek ateşle parlıyordu. Bu ateş kardeşini öldüren ateş değildi, Veyla'yı öldürecek ateşti.

Gözleri birbirlerine kenetlenmişken Gölge kadının kalçasının altından üst bacaklarının ardını tutarak duvardan çekti ve yavaşça kucağından indirdi. Elleri ve kolları da yavaşça birbirinden eksilirken gözleri hala veda etmiş değildi. Veyla, "Drithar inanmıştır artık." diyerek her şeyi bir bahane altına sokmaya çalıştı ama adamın da dediği gibi, kameraların önünden çıktıktan sonra dakikalar boyunca öpüşmeye ve yakın temaslarda bulunmaya devam etmişlerdi.

Gölge, "İnanç tazelemek gerekirse, hep buradayım." dediğinde biraz alaylı, çoğunlukla ciddiydi.

Veyla, heyecanlı bir şekilde ellerini ardında birleştirip hafifçe iki yanına sallanırken parmak uçlarında yükselip alçaldı. "Hiç sanmıyorum."

Gölge, iç çekti. Gözlerini Veyla'nın arzudan ve şimdi utançtan kızarmış yüzünde gezdirdi. "En çok da onları yaşamıyor muyuz zaten?" dedikten sonra güçlükle gözlerini kadından alıp kardeşine gerekli uyarıları yapmak üzere merdivenlere yöneldi. Veyla ardında kalırken kaşları kaldırarak "Neyi?" diye sordu.

"Sanmadıklarımızı güzelim," derken merdivenlerden inmeye ve gömleğinin kollarını dirseklerine doğru kıvırmaya başlamıştı. İç çekerek tekrarladı.

"Sanmadıklarımızı."

Veyla bir süre daha olduğu yerde kaldı. Adamın söylediğini düşünürken gözleri odasına doğru dalmıştı. Temasları dolayısıyla hala bacakları titrediği için yavaşça Gölge'nin yatağına oturdu ve ellerini kalçasının iki yanından yatağa yasladı. Burada durmamalı, aşağı inmeliydi ama önce soluklanmak istedi. Gölge o sıra odasının giriş katına varmıştı. "Açın." diye seslendi.

Savaşçılar kapıyı açtığı gibi Yıldat sinirle odaya daldı. "Ne demek oluyor bu?"

Gölge, "Ben de aynı soruyu soracaktım. Sen kimsin de kapıma dayanıyorsun?" diye sordu. Yıldat Gölge'nin karşısına geçerken Valdrisler de odaya girmişti. Arkalarından savaşçılar kapıyı kapattı ve herkes eli dudaklarında karmaşık duygularla olanı biteni izlemeye başladı. Ash hala donukluğundan kurtulamamıştı. Erya, Thal ve Valdris aslında mutluydu ama şimdi kaos çıkacağı için gerilmişlerdi.

Yıldat, karşısına varınca "Kardeşinim!" diye bağırdı. "Ve sen, kardeşine vadedilen kadınla evlendin! Bu mu senin adaletin Kral? Bu mu senin hakkın, Krallığın?"

Veyla, elleriyle yüzünü ovuşturduktan sonra sesini temizleyip kendisine gelmeye çalışarak yataktan kalktı ve merdivenlere yöneldi. Merdivenlerden inerken Yıldat'ın gözleri, adamın yatak odasından inen Veyla'ya döndü. Veyla'ya öfkeyle bakarken burnundan soluyordu. Veyla da Yıldat'ın bakışlarına karşı mahcup hissediyordu. Aralarında gerçek bir ilişki yoktu ve bu evliliğin sebebi Veyla değildi ama adam, kendisine bu denli yakınlaşmayan Veyla'nın, düşmanı dediği, ona eziyetler etmiş adama nasıl yakınlaşabildiğini anlayamıyor, anlayamadıkça da öfkeleniyor olmalıydı.

Gölge, heybetiyle Veyla ile Yıldat'ın arasına geçip ona bakmasına engel olurken "Sana, onu senden alacağımı söylemiştim." dedi.

"Kendine istemediğini de söylemiştin!"

Veyla, merdivenlerden inmeden duraksadı. Korkuluğa tutunma ihtiyacı hissederken bunu ilk defa duyuşu değildi ama hoşuna gitmemişti. Daha fazla yaklaşmadan, buradan dinlemeye karar verdi.

Gölge, "Böyle gerekti." dediğinde Yıldat sinirle "Neden?" diye sordu. "Önce bize engel oldun, sonra da Kraliçe'n yaparak döndün. Nerede güvenilirliğin Kral?"

Gölge, "Bağırıp durma, sikerim belanı." diyerek Yıldat'a yakınlaştığında Valdris ve Thal da endişe ederek onlara yakınlaştı. Yıldat geri adım atmazken "Nerede verdiğin sözler?" diye bağırmaya devam etti. Gölge, belirli bir noktaya kadar kardeşine hak verdiği için tolere etmeye çalışıyordu. Yaptığının dışarıdan nasıl gözüktüğünün farkındaydı. Yıldat zamanında ihanet edip dursa da son zamanlarda düzgün duruyordu, Gölge'nin Yıldat'a dair sinirini bozan tek şey Veyla'ydı ve işte, bu da her şeye yetiyordu. Çıkıp hislerinden bahsedemedikçe de, her şeyi hırsından yapmış gibi gözüküyordu.

"Aldın mı intikamını? Rahatladın mı? Artık beni affedebilir misin abi? Sen de bana ihanet ettin."

Gölge'nin kuyruğuna basabilmek için 'Abi' deyip, güvenilir özelliklerinden vurup duruyordu ve bir noktada da başarıyordu. Gölge, bağırmadan "Bunun seninle bir ilgisi yok." dedi. Veyla'yla ilgiliydi. Veyla'nın bir başkasının olmasına müsaade edemezdi.

Yıldat, "Neyle ilgili o zaman?" diye sorduğunda Gölge, "Öyle olması gerekti!" diye bağırdı.

Yıldat isterik bir şekilde gülünce Gölge, "Ne gerekiyorsa onu yaptım." dedikten sonra Yıldat'ı gösterdi. "Sen de ne gerekiyorsa onu yapacaksın."

Yıldat gülerek "Neymiş o?" diye sorunca Gölge işaret parmağıyla öfkeyle Yıldat'ı gösterdi. "Veyla'dan uzak duracaksın!" dedi. "Seni onunla baş başa ya da yakınında görmeyeceğim. Göz göze bile gelmeyeceksiniz. Bitti!" diye bağırdıktan sonra ellerini çapraz bir şekilde iki yöne de sürttü ve yeniden bağırarak "Aranızda her ne siktiğimin duygusu varsa, bitti!" dedi.

Yıldat gülüşünde alt dudağını ısırarak başını onaylar şekilde salladı. Ellerini önünde birbirine kavuştururken gülüşleri arasından "Her zaman beni sevecek, biliyorsun değil mi?" diye sordu. Gölge göğü gürleten şimşekleriyle çarpılmış gibi hissederken gözleri Yıldat'ta kaldı. Yıldat Veyla'ya bakmasa da Veyla'yı gösterdi. "Ve sen de bunu bilerek ona 'Kraliçe'm' diyeceksin."

Gölge, Yıldat'ın yakasından tutarak havaya kaldırdıktan sonra dişleri arasından "Bugün, seni uyardığım son gün." dedi. "Seni indirdiğimde bana istediğin kadar vurabilirsin, istediğin kadar sövebilirsin. İstediğin kadar suçlayabilirsin ama bu kapıdan çıktıktan sonra, Veyla sadece Kral abinin Kraliçesi olacak, beni duydun mu? Aksi halde tüm halkım teker teker gözlerimin önünde kılıçtan geçirilsin ki, seni öldürürüm."

Yıldat ellerini yakasına götürüp Kral abisinden kurtulmaya çalıştı. Gölge, Yıldat'ı sertçe indirdikten sonra ellerini çekip iki yanında kaldırarak bir adım geriledi ve "Gel, çıkar hıncını!" diye bağırdı.

Yıldat başını iki yanına salladıktan sonra işaret parmağıyla Gölge'yi gösterdi. "Sana vurup senin içini rahatlatmayacağım Kral."

Gölge sıkkın nefesini burnundan üfleyerek kollarını indirirken Yıldat kapıya yöneldi. Gölge ardından öfkeyle "Onu sevmiyordun bile a*ına koyayım!" diye bağırdı. "Senin için sadece bana karşı kazandığın bir madalyon gibiydi!"

Yıldat kapıdan çıkmadan önce Gölge'ye döndü. Gölge de bakışlarını bir anlığına Veyla'ya çevirdi. Veyla'yı kırmak için söylememişti, Veyla da sessizce dinliyordu. Üzgün görünüyordu ama kırılmış gibi de sayılmazdı. Göz göze geldiklerinde Veyla, adamın inceler gibi baktığını fark etti ve yaslandığı korkuluktan doğruldu.

Yıldat, "Şimdi de madalyon senin boynunda mı abi?" diye sorduğunda ikisinin de gözleri Yıldat'a döndü.

Veyla, "Yeter artık." diye sızlanarak kapıya yöneldi. Kendisinden zafer, madalyon, gibi bahsedilip durmasından da kardeşlerin arasında kaos sebebi olmaktan da sıkılmıştı. Hâlihazırda Yıldat da oradayken kapıya yöneleceği sırada Gölge kolundan tutup durdurdu. "Birazdan gidersin."

Yıldat isterik bir şekilde güldükten sonra kapıyı açtı. Kapıdan çıkmadan önce Gölge, "Yıldat!" diye bağırdığı için duraksadı. "Sakın unutma. Artık Veyla benim karım ve beni kardeş katili etmek istemiyorsan, hareketlerine dikkat et. Seni bir daha uyarmam."

"Ben dikkat ederim ama sen de dikkat et abi." dedikten sonra omzunun ardından Gölge'ye baktı. "Gemileri bu kadar yaktıysan, korkarım ki yakında şehrini de kaybedersin."

Gölge sessiz kaldığında Yıldat saygıyla eğilir gibi yaptıktan sonra sinirle çıktı. Thal kapıyı gösterip "Sakinleştirmeye mi gitsem?" diye sorduğunda Gölge'nin gözleri kapıda takılı kaldığı için cevap vermedi. Valdris Thal'a onay verdiğinde Thal hızla Yıldat'ın peşinden yöneldi. Valdris, Erya'ya da işaret verince Erya da Gölgelere hafifçe tebessüm ettikten sonra odadan çıktı.

Yıldat yeterince uzaklaşınca Gölge, 'gidebilirsin' der gibi Veyla'nın kolunu bıraktı. Veyla, Yıldat'ın onu sevdiğini iddia etmediği anları düşünüyordu. Veyla'ya karşı hep 'seviyorum' deyip durmuştu ama Gölge'ye karşı sadece Veyla'nın sahte sevgisini bir gard gibi kullanmıştı. Gölge, Yıldat'ın onu sevmediğini iddia ettiğinde ise reddeden bir cümle kurmamış, aksine 'şimdi de madalyon sende mi?' diye sormuştu. Yıldat'ın kendisini sevme ihtimaline karşı, Yıldat'a karşı üzgün hissediyordu ama tüm bu tepkisi gerçekten abisine karşı kaybetmiş gibi hissettiğinden kaynaklıysa, Veyla da suçlu hissedemeyecekti. Zaten, suçu neydi ki? Bedeni Yıldat'a teslim olamamıştı, Veyla'nın da elinden bir şey gelmemişti. Veyla ister miydi, sonunu getirmek zorunda kalacağı adamı ihtiyaçla arzulamayı?

Veyla, "Başka türlü öğrenmeliydi." dediğinde Gölge'nin yorgun gözleri Veyla'ya döndü. Öfkelenebilecekmiş gibi hissetmiyordu. Yanan canını öfkesiyle gizlemeye çalışmaktan da yorulmuştu. O yüzden bağırıp çağırmadı. Kaşları bile çatılmadı ama Veyla'yı susturmaya bu bitkin hali yetti.

Veyla, Gölge'ye doğru dönerken "İyi misin?" diye sordu.

Gölge alayla güldü. İyi olma ihtimali komik derecede uzaktı. Tahtına yönelirken, "Çıkın odamdan." dedi.

Valdris ve zaten burada durmakta zorlanan Ash, kapıya yöneldi. Veyla vücudunu Gölge'ye doğru çevirdi. Gölge, kadının gitmediğini bakmadan bile fark edip "Sen de Veyla." dedikten sonra tahtına neredeyse yığıldı. Dirseği tahtın kol kısmına yaslanırken eli alnına gitti ve sımsıkı kapattığı gözleri üstünde çattığı için kırışan alnını ovuşturdu.

"İyi görünmüyorsun..."

Gölge, gözlerini aralayıp elini alnından çektikten sonra bakışlarını ve başını Veyla'ya çevirdi. Başını tahtına doğru yaslarken yorgun ve güçsüz bakışlarıyla Veyla'yı izledi. Kadının şefkatle yaklaştığı anlarda Gölge, kalkmak değil daha da düşmek, yerlerde sürünmek istiyordu. Sanki buna ihtiyacı varmış ve bir daha hiç düşmeyecek kadar kalkana kadar Veyla'nın şefkatiyle sarılmalıymış gibi... Gölge'nin düşüncelerinin aksine, Veyla, kovulurmuş gibi hissettiği için "Peki." diye sızlanarak kapıya doğru hareketlendi. Gölge ise kadının gidişinden bile bir anlığına gözlerini ayırmadı ama durdurmadı da. Aklında Yıldat'ın söyledikleri dönüp duruyordu.

Her zaman beni sevecek, biliyorsun değil mi?

Ve sen de bunu bilerek ona 'Kraliçe'm' diyeceksin.

Gemileri bu kadar yaktıysan, korkarım ki yakında şehrini de kaybedersin.

Gölge, kapanmak üzere olan kapının ardındaki koridora doğru "Valdris!" diye bağırarak seslendi. Koridordaki Valdris duyarak döndüğünde odasına yönelen Veyla ile karşılaştı. Başıyla Kraliçe'ye selam verir gibi yaparken dudakları dosta gülümser gibiydi. Veyla gözlerini devirerek odasına girdiğinde Valdris de gülerek Kral odasına yöneldi ve girdi. Ardından kapıyı kapatırken "Evet?" diye sordu.

Gölge Valdris'e bakmadan alnını ovuştururken diğer eliyle kapıyı göstererek "Git, şu duygu büyücülerinden birini bul." dedi.

Valdris, Kral'ının çaresiz çabasına karşı üzgün hissedip "Gölge o seni ya da Veyla'yı hislerinden kurtaramaz." dedi. Adamın kendi hisleri için mi yoksa Veyla'nın Yıldat'a karşı duyduğunu düşündüğü hisleri için mi, duygu büyücüsünden yardım almak istediğini, anlayamamıştı.

Gölge, sıkkın bir nefes alıp "Kurtulmak için değil." dedi. Kurtulabilecek olsa, bu çabayla şimdiye kadar bin kere kurtulurdu. Elini alnından çekip Yıldat'a baktıktan sonra yutkundu ve "Anlamak için." diye açıkladı.

Duygu büyücüleri, kimsenin duygularına tamamıyla dokunamazdı ama o anlık hislerini yönlendirebilirdi. Gölge, güçlü bir büyücüydü, başkalarının büyülerine karşı koyabiliyordu ama duygu büyücüsüne karşı zihnini büyüsüyle savunmayacaktı.

Valdris "Hangi duyguyu?" dedi. Gölge 'soruyor musun bir de?' der gibi isterik ama sessiz bir şekilde güldü. Ses çıkarmaya bile hali kalmamış gibiydi.

Valdris, anladığını dile getirerek "Aşkı." diye sesli dile getirdiğinde Gölge cevap vermeden bakışlarını okyanusa çevirdi. Valdris de doğru anladığını görerek bir duygu büyücüsü bulmak için odadan çıktı.

Aşkın nasıl bir his olduğunu yaşatmasını isteyecekti. Göğsündeki bu yangın aşksa, zaten çoktan öğrenmişti. Gerçekten öyleyse kardeşi haklıydı, yakında bu şehri kaybedecekti.

48

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!