46/66 · %68

🔮 46 ⚡ Karam

81 dk okuma16.133 kelime28 Kasım 2025

3. KISIM  KRAL VE KELEBEK

🔮 46 ⚡ KARAM

**

Karam.

Sadece güneş girmez ve etrafında siyah ölüm dolaşır, sanırlar.

Oysaki sevgi de girmez ve ölümden de beteri, işkenceler içinde yaşamanı beklerler. Halkı sokaklardan, sokakları da halktan nefret eder. Bir gün herkes Kral'dan, Kral da herkesten kurtulmak ister ve kimse başaramaz.

Bir efsanedir. Kral bir oğul ve kız sahibidir. En yakınındaki askerleri bile gerçek olup olmadığına emin değildir. Güneşe en yakın katlarda, sokaklarda ararlar. En büyük ve ihtişamlı odalarda bulmayı beklerler. Güzel kumaşlar geldikçe peşine düşerler, mutfaktan zor bulunan meyve tabakları çıktıkça 'işte, prens ve prensese gidiyor olmalı' derler. Oysaki prens ve prenses, yerin yedi kat dibindedir. Güneşe en uzak ve en ihtişamsız odalardan birinde, onların bile yüz çevireceği yemekleri yerler. Tek manzarası, dayanıklı camlardan izledikleri okyanusun derinlikleridir. Onlar da, demirliklerle çevrilidir. Babaları, okyanustan kaçamayacaklarını bilir ama yine de, özgür olmadıklarını onlara hatırlatmak ister, bu yüzden tek manzaraları bile demirlerle çevrilidir. Zaten o kadar derinlerde, okyanus da karanlıktan başka bir şey değildir. Böylelikle prens ve prenses, kendi Zenithlerini yaratmak zorunda kalmıştır. Çekili perdelerin ardında, kâğıtlarla süsledikleri camlarında diledikleri manzaraya sahip olmaya başlamışlardır. Sadece... Kitaplardan gördükleri kadarıyla bildikleri bir gezegende, kaçıp gidebilseler ne güzellikleri görebileceklerini pek de bilmediklerinden çizdikleri bazı manzaraların büyülü bir evrende bile karşılığı yoktur. Kitaplar, yıldızlardan bahseder. Söylerler ki, gökyüzünü süslerler. Gün ışığı uykuya çekildiğinde, yerini ay ışığı ve yıldızlar alır. Hemen tepelerinde ama üstlerine dökülmeyen parıltılar... Tıpkı tavanlarını da süsledikleri gibi... Önceleri tavanlarından sarkan yıldızlar, ulaşamayacakları kadar uzakta gibi görünürdü. En son birlikte çıktıkları odalarına, Veyla Ölüm laboratuvarlarında büyüyüp de tek başına döndüğünde, sahte yıldızlar artık eliyle ulaşıp dokunabileceği kadar yakındır ama Veyla bir kez daha elini uzatamaz. Çünkü yıldızlar, yataklarına yattıklarında, kardeşiyle birlikte ellerini uzatınca tutmak istediği parıltılardır. Artık ulaşabilse bile uzanmaz ama izler. Kardeşini görür gibi izler. Sekseni sever gibi izler. Bir gün yanlarına varmak isteyerek izler ama hiç varamaz.

Acı, diye düşündü Veyla. Acıların şehri. Ölümlerin ve gerçekleşmeyen hayallerin... Sokaklarında ihanet gezer ve herkes en tehlikeli şeyin yeryüzündeki siyah ölüm olduğunu sanır. Oysaki siyah ölüm bir kere öldürür. Veyla, Karam'da defalarca kez ölmüştür. Birkaç yudum içki ve bir parça ekmek için birbirini öldürenler, birkaç dakika önce deli gibi sevişmiş olabilirler. Belki de eğlenceli bir müzikte kol kola dans etmişler ya da biri, diğerini doğurmuştur. Ne fark eder? Kimse kimseyi sevmez. Kral 'ölüm' emreder, halk da öldürür. Veyla da ölür. Defalarca kez, ölemeyerek.

Çoğu düşman Karam'ın nerede olduğunu bilir ama yeraltında olan, etrafı siyah ölümle çevrili bir düşmanla savaşmak istemezler. Şehre, Kara Şelalelerin ardından geçilir. Mağaraların ardında da okyanus başlar. Devasa dikey mağaralardan dökülen siyah ölümün bulaştığı şelalelerden geçmek için ölümsüz olmak gerekir. Yol birkaç dakika sürer ve yol boyunca sonsuz bir ölüme esir düşmüş Azrit bedenleriyle de karşılaşılır. Ölümsüzlüklerine güvenerek oyalananlar, yeniden hayata dönseler bile kalkıp devam edecek gücü bulamadan siyah ölümün gazabına uğrarlar. Böylelikle altı gibi üstü de ölülerle doludur Karam'ın.

Dört bir yandan çevrilmiş şelalelerin ortasına varabilenler, siyah yüzeyin çıkıntılı desenlerle çevrili olduğu yuvarlak alanda, doğru şeklin üstünde durur ve şehir Kral'ı tarafından şehre kabul edilirse, altındaki desenin derinlerinden mekanik bir ses duyulur. Desenin etrafındaki daire çizgileri belirgin hale gelirken alçalmaya başlarsın. Zemine inildiğinde asansör benzeri yapı gürültüyle durur.

Bir dağın altında kalmak üzere olsa gözünü bile kırpamayacak Veyla asansör yere çarptığında sıçradı. Hemen yanında olan Gölge'nin gözleri zaten kadının üstündeydi. Yol boyunca, kadının o güzel dudaklarından hiçbir kelime çıkmamıştı. Kısılan gözleri hep uzaklara dalmış, düşüncelere boğulmuştu. Gergin bir şekilde parmaklarıyla oynarken kapalı dudaklarının ardında, dudağının kenarını kemirmişti. Şimdi kadını sıçratan şeyin de ses olmadığı şüphesizdi. Hiç gelmek istemediği bir yere varmanın huzursuzluğu içerisindeydi.

İnce bir toprak ve yosun kokusu burunlarını doldururken ulaştıkları alan, hiçlikti. Önlerindeki pürüzsüz ve soğuk siyah kayaç iki yana ayrılıp da geçiş izni verene kadar beklerken Veyla sıkkın nefesler alıp veriyordu. Kayaç sürtünme sesiyle birlikte iki yana ayrılıp da kapı, mağara duvarlarının arasında kaybolurken Veyla ilerleyemedi. Birkaç adım atmış olan Gölge durup ona doğru döndüğünde Veyla adamın kendisine baktığını fark etmedi. Bir saniye kadar sonra Gölge'nin cüsseli bedeni gözlerinin önüne geçti ve ileride gördüğü dipsiz karanlıktan Veyla'yı kurtardı. Veyla gözlerini kırpıştırarak Gölge'nin gözlerine çevirdi.

Gölge yumuşak bakışlarının üstünde kaşlarını hafifçe çatmıştı. İçinde öfke, elbette ki vardı ama Veyla'ya değildi. Tanıdığı en cesur ve güçlü kadın olan Veyla'nın korkak ve üzgün bakışlarının sebebine öfkeliydi. Bir kısmı kendisineydi. Babası ona ne yapmış olursa olsun onu buraya Gölge getirmişti. Zaten Yıldat ile evlenmek için gelmek zorunda kalacak Veyla, şimdi Yıldat ile evlenmeyecekleri söylendiğinde babasının suçu kendisinde bileceğini ve korkusunu haklı çıkartacak şeyler yaşayacağını düşünüyordu.

Gölge birkaç adımla kadına yaklaşıp gergin dudağını yaladıktan sonra ne diyeceğini bilemeden birkaç saniye bekledi. Ardından, "Biz konuşurken sen burada bekleyebilirsin." dedi.

Veyla dudaklarını hafifçe kıvırdı. "Beni özgürce suçlayabil, diye mi?"

Gölge yorgun bir şekilde iç çektikten sonra gözlerini kaçırdı ve başını onaylamaz bir şekilde sallayarak ardına döndü. Adam ilerlemeye başlayacak sandığı için hazır olmayan Veyla'nın gerginliği arttı ama Gölge solunda kalan duvara yönelip sırtını yasladı. Bir ayağını da ardına doğru kaldırıp tabanını duvara yaslarken kollarını göğsünde birleştirdi. Başı hafifçe eğilirken gözlerini zeminde gezdirmeye başladı. Veyla'nın gözleri Gölge'nin üstündeyken "Neyi bekliyorsun?" diye sordu.

"Seni."

Veyla anlayamayarak baksa da Gölge gözlerini ona çevirmedi. "Hazır olunca söylersin."

Veyla bir süre daha Gölge'ye bakakaldı ama Gölge yeri izlerken kapalı dudaklarının ardında gergin bir şekilde dilini çiğniyordu. Adam da düşünceli görünüyordu ve söylediği gibi, Veyla'yı beklemeye başlamıştı. Veyla şaşkınlığını yutkunmaya çalıştıktan sonra derin bir nefes alıp tekrar ileriye baktı. Adam böyle davrandığında içinde bir yerlerde aptal bir umut baş gösteriyordu. Umudun esiri olmadan, eğer yapacaksa Gölge başını ezsin diye ilerlemeye başladı. Korkularıyla yüzleşmek, hayal kırıklığı yaşamaktan daha beter değildi.

Kadın ilerlemeye başladığında Gölge'nin de başı doğruldu. Gözleri kadını takip ederken sırtını ve ayağını duvardan ayırdı. Veyla kapıdan geçtiğinde karanlık içerisinde yürümeye başladı. Bu babasının Veyla'ya, nereye geldiğini hatırlatma biçimi olmalıydı. Normalde bu yollar, Veyla kullanmadıkça karanlık olmazdı. Veyla, Gölge'den yana umut beslememek için ilerlemeye başlasa da karanlığın içerisinde adımlarını yavaşlattı. Yine de Gölge'yle aralarında mesafe olsun istememişti. Kimin içindi, çözememişti. Kendisi korktuğu için mi Gölge'ye yakın olmak istemişti yoksa, Gölge korktuğu için mi? Hiçbir seçenek, diğerinden daha iç açıcı değildi.

Gölge, kadının sırtını izleyerek ilerlediği için varmak üzere oldukları kapının henüz açılmamış olduğunu geç fark etti. Veyla ise, Gölge gibi Azrit gözlere sahip olmadığından hala fark edememişti. Veyla ilerlemeye devam edeceği sırada hemen ardındaki Gölge, kadının kollarından tutup kendisine çekti. Vücutları birbirine çarpıp donmuş gibi öyle kaldı. Gölge'nin gözleri yavaşça kapanırken kadının saçlarını koklamadan edemedi. Zaten, yakınlarında, hatta uzaklarında bile olsa her an onun kokusunu alırken bu kadar yakından solumak içini yaksa da reddedemeyeceği bir şanstı.

Gölge'nin burnu, topuklu çizmeleriyle ancak adamın boynuna kadar uzayabilmiş Veyla'nın saçlarına yaslanırken Veyla'nın da gözleri kapandı. Gölge, kadın teması sonlandıracak sanırken Veyla vücudu güçsüz düşmüş gibi mi, güç almak ister gibi mi bilinmez adama doğru yaslandı. Veyla'nın kapalı gözlerinin ardında kaşları teslim olmanın çaresizliğiyle çatılırken Gölge, derinlerden gelen sesiyle "Kapı kapalı." diye açıkladı.

Veyla sessiz kaldı. Kapı ne zaman açılırdı, bilmiyordu ama yakınlıklarını bozarak beklemeyi tercih etmedi. Şu an bu temasa ihtiyacı vardı. Lanet olsun ki, onun yüzünden düştüğü zor bir durumda bile, ona ihtiyacı vardı.

Gölge, kadının kalp atışlarının yavaşlamasını dinledi. Korkuyla atan kalbi, sakinleşmeye başlamıştı. Kadın 'istemiyorum' deyip dursa da Gölge biliyordu. Ne olursa olsun, bir şekilde kadına iyi geliyordu. Bunu nasıl yaptığından habersizdi ama bunu yapabiliyor olmak, onu bir çocuk kadar mutlu ediyordu. Zaten en son, bir çocukken böyle bir his yaşamıştı. Ne ironikti. Sorsalar ona iyi gelmeye değil, onu kötü etmeye ant içmişti.

Kapı açılıp da yüzlerine ışık yansımaya başladığında ikisi de gözlerini aralamakta birkaç saniye gecikti. Dritharın askerleri karşılarındayken Veyla ilk defa karanlık tarafta kalmaya devam etmek istiyordu. Karanlıkta, Gölge de vardı ve öyle olunca aydınlık daha güvenli falan değildi.

Veyla'nın da tanıdığı, babası kadar yaşlı olsa da Veyla kadar genç gözüken Pan'in, uzun beyaz saçları alnından geriye doğru kusursuz bir şekilde taranıp sabitlenmişti. Ellerini siyah pelerinin önünde birbirine kavuşturarak öne çıktı ve yüzünde rahatsız edici bir gülümsemeyle "Hoş geldiniz Prenses." dedikten sonra sarı gözlerini Gölge'ye çevirdi. "Ve Nixsus Kral'ı. Sizinle tanıştığım için ne kadar..."

Gölge, "Kısa kes." dediğinde adamın yüz ifadesine karşı Veyla gülecek gibi oldu. Adam hızla toparlayıp yeniden gülümsedi.

Dışarıdan bakıldığında Veyla'ya saygılı davrandığı sanılabilirdi. Belki babası Veyla'ya saygı duysaydı, Pan de duyardı ama çocukken prensesine hürmetle eğilenlerden değil, eziyet edenlerdendi. Veyla'nın ona karşı bir güçsüzlüğü yoktu ama her seferinde babasının da yanlarında olması ve buna müsaade etmemesi, Pan'i hala hayatta tutan şeydi. Yine de bir gün, bu gülümsemesi yüzünden silinirken gözleri kalbine saplanan azurit bıçağına dönecekti.

"Ben Kral'ın baş danışmanı, Pan Olaf."

Veyla, başını hafifçe hala ardındaki Gölge'ye çevirip "Ben kısaca 'yavşak' diyorum." dediğinde Gölge de "Merhaba, Kral'ın baş danışmanı yavşak." dedi.

Pan'in gülümsemesi yüzünden silinmedi ama iç çekti. Gözleri yeniden Veyla'ya döndü. "Hiç değişmemişsiniz Prenses. Hala beni her zaman güldürmeyi başaran bir mizah anlayışınız var." derken gözleri Veyla'nın kollarındaki Gölge'nin ellerine ve yakınlıklarına kaymıştı.

Veyla da bunu fark ederken aydınlığa doğru birkaç adım atarak Gölge'yi ardında, karanlıkta bıraktı. Gölge'nin kolları yavaşça içerken buruk baksa da, bu kadar süreceğini bile beklemediği temasın sonlanmasına şaşırmadı. Veyla "Sen de hiç değişmemişsin. Hala boynunun üstünde kafan var." dedikten sonra dudağını memnuniyetsizce kıvırıp "Bir gün değişirsin umarım." dedi.

Pan, "Değişikliği pek sevmem ama önerinizi dikkate alacağım." diyerek Veyla'ya dönerken bir yandan da devam edecekleri yolu göstererek elini kaldırmıştı. Önden gideceği sırada Veyla'nın kelebekleri Pan'in bol pelerinin kol kısmındaki kumaştan tutarak Veyla'nın yolundan çekti ve Veyla bildiği yoldan ilerlemeye başladı.

Pan "Ama prensesim..." diyerek diğer eliyle ardından uzanacağı sırada, kelebeklere gerek kalmadan Gölge adamın bileğinden tuttu. Azrit olmaları dolayısıyla boyları neredeyse aynıydı, Gölge beş cm kadar daha uzundu ama adam acıyan koluyla birlikte Gölge'ye doğru iki büklüm olduğu için konuşmaya başlamadan önce Gölge başını eğerek bakmak zorunda kaldı. Veyla ilerlemeye devam ederken Gölge, "Şimdi o sikik kulaklarını aç, dikkate alman gereken bir öneri daha duyacaksın." dedi.

Veyla da girdiği eşiğin ardında duraksadıktan sonra ardına döndü. Gölge'yi, Pan'in bileğinden tutmuş, iki büklüm etmiş halde gördüğünde kaşları anlayamayarak kalkarken eşikten yeniden çıksa da daha fazla yaklaşmadan durdu. Gölge'nin gerginliği yüzünün ve vücudunun her detayında belli olurken hafifçe sırıtması, aykırı gözükmeliydi ama öfkesini süsleyerek tamamlıyormuş kadar yakışıyordu. "Bir daha ona dokunmaya çalışmayacaksın."

Pan'in gülümsemesi sonunda silinmişti. Sessiz tutmaya çalıştığı yutkunuşunu Gölge'nin azrit kulaklarından gizleyemezdi. Gölge kaşlarını kaldırıp başını hafifçe sallarken yüzünde sırıtıştan eser kalmadı. "Beni yeterince anladın mı Kral'ın başdanışmanı Yavşak Olaf?"

Pan irileşmiş gözleri eşliğinde yavaşça başını onaylar şekilde salladığında Gölge, sıkarak ezdiği bileği bıraktıktan sonra yeniden sırıttı ve adamın pelerinin omuz kısmına, tozu silkeler gibi yaptı. "Güzel pelerin."

Pan, titrek bir sesle "Teşekkür ederim efendim." dediğinde Gölge de Veyla'nın olduğu yola dönüp ilerlemeye başladı. Eşiğin önünde durmuş, olanı biteni izleyen Veyla'yla göz gözelerken yanına vardı. Gölge yaklaştıkça Veyla'nın bakışları gibi vücudu da adamı takip ederken yan yana geldiklerinde birlikte ilerlemeye başladılar. Veyla, "Ne yapıyorsun?" diye sorduğunda Gölge önüne döndü.

"Seni dokunulmaz ilan ediyorum."

Veyla apışıp kalarak birkaç saniye duraksadığında, Gölge'nin adımları da bir hayli büyük olduğundan Veyla ardında kaldı. Gözlerini kırpıştırarak kendisine gelmeye çalışırken neredeyse koşar adımlarla adamın peşine takıldı. Yetişmek isterken uzanabildiği kolunu tuttuğunda Gölge de yavaşlayarak bakışlarını Veyla'ya çevirdi.

Veyla, "Bu ne demek oluyor?" diye sorduğunda asansöre varmışlardı. Gölge, kapı açılana kadar duraksarken vücudunu da Veyla'ya çevirdi. "Birazdan anlayacaksın."

Kral katına gidecek asansörün kapısı açılırken Gölge de önüne dönüp asansöre bindi. Veyla da peşinden girerken telaşla "Neyin peşindesin?" diye sordu. Gölge sessiz kalarak Kral katına bastığında Pan ve diğer askerlerde büyük asansöre binmek için yönelmişlerdi. Gölge kapının kapanması için düğmeye basarken yetişmeye çalışan Pan'e el salladı. Asansör hareketlenirken Pan "Ama yetkiye ihtiyacınız var!" diye bağırıyordu. Gölge elini düğmeden çekip hafifçe havaya kaldırdığında parmaklarının arasında mavi büyüsü dolanıyordu.

"Yetkiyi her zaman yanımda taşırım."

Veyla adamın kolundan tutarak kendisine çevirmeye çalıştı. Oralı olmayan Gölge'nin dağ gibi bedeni müsaade etmeyince üfleyerek önüne geçti. Gölge ıslık çalarak etrafa bakarken Veyla bir eliyle adamın kolunu tutarken diğerini de çenesine götürdü ve kendisine bakması için yönlendirmeye çalıştı. Zorlanacağını düşünmüştü ama Gölge'nin gözleri hızla Veyla'ya döndü. Islık çalışı sonlanırken başını hafifçe Veyla'ya doğru eğerek önce bu temasa, sonra da kadının gözlerine baktı. Veyla da telaşla elini çekti ve sesini temizledikten sonra "Ne yapacaksın?" diye sordu.

Gölge yamuk bir şekilde gülümserken "Sürprizime bayılacaksın." dedi.

Veyla'nın kaşları iyice çatılır ve yüzünde memnuniyetsiz bir ifade oluşurken "Hiç hoşuma gitmeyecek, değil mi?" diye sordu.

Gölge yavaşça başını onaylar şekilde salladı.

"Ne kadar delireceğim?"

Gölge hafifçe omuz silktikten sonra "Muhtemelen beni öldürmeye çalışırsın." dedi. Asansör, Kral katına geldikten sonra yatay bir güzergâhta ilerlemeye ve onları Drithar'ın odasına götürmeye devam etti. İlk hız alışta sarsılan asansör yüzünden Gölge Veyla'yı tutarken, Veyla da Gölge'ye tutunmuştu. Gölge'nin gözleri bu temaslardayken Veyla, üfleyerek ellerini çekti. Gölge de yavaşça çekmek zorunda kalırken Veyla adamın yanına dönerek ileri bakmaya başladı ve kollarını göğsünde birleştirdi. Gözlerine hüzün çökerken "Her ne ise izin vermeyeceğim." dedi. İşte, adam açıkça canını yakacağını itiraf ediyordu. Bir de bunun için gelmediklerini söyleyip durmuştu. Yalancıydı işte. Güvenilmezdi.

Gölge de ileriye bakarken "Sürprizin en heyecanlı kısmı da burada," dedi. Veyla başını adamdan yana çevirmese de gözleri hafifçe yanına doğru döndü. Gölge, sırıtıyor olsa da pek keyifli hissetmiyordu. Çünkü kadının gerçekten istemeyeceği bir şeydi. Ne denli istemediği ve istememe sebepleri, Gölge'nin hiç de hoşuna gitmiyordu.

"İzin vermek zorunda kalacaksın."

Veyla, asansörün kapısı açılırken çıkan gürültünün sesindeki kırgınlığı duyurmayacağını umdu. "Neyse ki söylediklerine güvenmek bir yana, zaten göze bile almamıştım."

Gölge, 'sandığın gibi değil' diye düşündü. Yapacağı şey de, eğer gerçekten Yıldat'ı seviyorsa Veyla'nın canını yakacak olmalıydı ama Veyla'nın sandığı gibi bir durum yoktu. Veyla'yı zorunda bırakmak için de babasının sözünden çıkamamasını kullanacağı için, yine onu yumuşak karnından vurmuş olacaktı ama bunu yapmak zorundaydı. Yoksa ya kardeşini öldürecekti ya da gemileri yakacaktı. Onların evlenmelerine de, birbirlerini sevmelerine de izin veremezdi. Buna katlanamıyordu.

Veyla, asansörün sırtına yapışmalı, hatta geri dönmek istemeliydi ama Gölge'den önce asansörden çıktı ve hızlı adımlarla ilerlemeye başladı. Oysaki umutlanmamak için ne kadar da acele etmişti. Umut, her duygudan hızlı olmalıydı, nereye gitmek isterse bir an önce varıyordu. Şimdi umduğu yerden kırılmıştı işte. Öyle kırılmıştı ki, adımları babasına gidiyor olsa bile yavaş değil, aksine hızlıydı. Sanki 'hadi bir an önce daha çok kır beni' der gibiydi. Daha çok kır ki, ben de artık ummayayım.

Aynı yer altının fareleri olsalar da, halkın yaşadığı şehir alanıyla Kral'ın hüküm sürdüğü alan farklıydı. Kral'ın katına yetkiyle girilirdi, tıpkı Veyla'nın odasının olduğu yedinci kata da olduğu gibi. Veyla ilerledikçe duvarlardan anıların elleri uzanıyor, Veyla'yı yakalamaya çalışıyor gibiydi. Göğsünde birleştirdiği kollarına sıkıca sarılırken iç çekti. Neyse ki, Gölge Kral'a çoktan yakalanmıştı, şimdi anılardan o kadar da korkamıyordu.

İlerledikçe ışıklar ve duvarları süsleyen değerli taşlar artarken yolun sonundaki geniş kapı, gözler önündeydi. Bu kapı, halkın gözünde hep bir gün Veyla'ya ait olacaktı. Drithar öldüğünde, prensesleri Kraliçe olacaktı. Belli bir yaşa gelene kadar görmedikleri için varlıklarından bile haber olmadıkları Prensesleri, büyüye kavuşup da ölüm laboratuvarlarından döndüğünde Drithar da kızını gizlemeyi bırakmıştı. Çünkü gizlenecek bir şey yoktu. Kızı artık bir insan gibi gözükmüyordu, büyü taşıyordu. Böylelikle Veyla on dört yaşına geldiğinde halkı ile tanışmıştı ama burada çocukluğu haricinde neredeyse hiç vakit geçirmemişti. Ara ara dönmek dışında seneleri ölüm laboratuvarlarında geçmişti. Ölüm laboratuvarlarından çıktığında ise, başka şehirlere uğursuz kelebek olmakla meşguldü. Herkes, babasının bile uğursuzluğundan korkması sebebiyle şehre almadığını düşünürdü ama işin aslı, Veyla anılarını hatırlamazken bile buraya dönmemek için her şeyi yapardı.

Veyla yaklaştıkça kapı mekanik bir sesle iki yana ayrılırken gözleri önünde Karam'ın rengi olan kırmızı üniformalı askerler belirdi. Veyla'nın ve ardından gelen Gölge'nin geçebilmesi için yol verdiler. Meraklı gözler, Veyla ile Gölge arasında geziniyordu. Çoğu, hizalarından geçtikçe arkalarına yaslanıyor yüzlerini başka yöne çevirip korkuyla yüzlerini buruşturuyorlardı. İşte Zenith'in iki efsanesi, aynı anda Karam'ın sokak gibi olan koridorlarındaydı. Gölge Kral da teşrif edene kadar Karam topraklarının en güçlü büyüyü Veyla ile gördüğünü düşünürlerdi. Şimdi mavi ve mor, aynı anda ilerliyordu. İkisinin de yüzlerinde gergin bir ifade vardı. Çatılı kaşları altında, sadece ileriye bakıyorlardı. Beraberlerinde bir rüzgârı da sürükler gibi ilelerken, Kral, Kelebek'in ardında kalıyordu.

Karam şehrinin sokakları, yer altı koridorlarıydı. Kral katı, sonradan yerleştirilen doğal taşlarla bezenmiş olsa da, halkın sokaklarında siyah taşlar parlardı. Obsidyene benzerdi ama değildi. Drithar, Gölge'nin taşını şehrinde tutmazdı. Gölge ise güç aldığı taşından oldukça uzaktaydı ama namını duyanlar, gözleri büyüyle parladığında obsidyene çok da ihtiyaç duymayacağını bilirdi.

Bazen çatlakların ardından, yer altı nehirlerin yankıları duyuluyordu. Halkın sokaklarında evler, kayaların içi oyularak yapılmıştı. Nixsus şehrindeki gibi bir 'ev' sistemi yoktu. Daha doğrusu, 'dinlenme' alanlarıydı. Kimseye ait olan bir oyuk yoktu, kim nereye yakınsa o oyukta dinlenirdi. Bazı boşluklar, karşıya bakınca birkaç katın koridorlarını aynı anda görebilmenizi sağlardı. O boşluklardan karşı koridorlara köprüler uzanırdı. Köprünün altında da mağara suyu akardı.

Veyla, halkın sokaklarının aksine karanlık değil, aydınlık olan odada, yeni bir kapının daha önüne geldiğinde üfledi. Gelmediği yıllar içerisinde babasının ölmekten ne kadar korktuğunu unutmuştu. Gelene kadar aştıkları yolda, savaş anında kullanılabilecek bir sürü tuzak mevcuttu. Drithar yenilme ihtimallerine karşın son çare olarak odasında bir yol daha yaratmıştı. Okyanusun hemen yanında bir yer altı şehrinde, odası okyanusa bakan cephedeydi ve sadece bir kere kullanıma imkân veren bu yolda, onu yüzeye götürebilecek teçhizata sahip bir su altı voltriderı ile kendisini sağlama aldıktan sonra geçidi açıp yer altı şehrini her damlasında siyah ölümün de olduğu okyanus sularının merhametine terk etmekti planı. Düşmanı, hızla her sokağa ulaşan okyanus sularıyla, siyah ölümle ya can verir ya da sonsuz bir ölüme hapsolurken o ise kaçacaktı. Şehriyle birlikte halkını da kaybetmiş olacaktı ama Drithar'ın en önemsediği şey, yaşamaktı.

Geçecekleri bu son kapı, yekpare bir bazalt bloktan oyulmuştu. Üzerinde kabartmalarla Drithar, yazıyordu. Kapı açıldığında buraya kadar hızla gelen Veyla duraksadı. Kapının açılma sesleri, zihnindeki anıları da aralarken Gölge de kadının hemen ardındaydı. Veyla'nın hızlı kalp atışlarını duyarken yavaşça kadının önüne geçti. Kapı ile arasına Gölge girdiğinde, Veyla bir süredir tuttuğunu fark etmediği nefesini üfledi. Gölge içeriye girmeden önce duraksadı ama şu an kadına ne dese güvenini kazanamayacağını fark etti. İç çektikten sonra yavaş adımlarla kapıdan geçti. Veyla da, Gölge'nin gittiği yer Drithar'ın yanı bile olsa, böyle korku içerisindeyken ondan uzak kalmak istemediği için hareketlendi. Ardında yüzlerce, binlerce asker bile olsa tek başına yenebilirdi ama nedense, dört bir yanından korkuyor, yine de Gölge'den korkmuyordu. Oysaki birazdan onu yerle bir edeceğini düşünüyordu, yine de korkmuyordu.

İçeri girildiğinde göze çarpan ilk şey, tavandı. Devasa cam gibi parlayan kristal sütunlarla kaplıydı. Bu kristallerin içinde, sarı ışıklar parlıyordu. Odanın zemini cilalı siyah taştı. Pürüzsüzlüğü ve parlaklığı, bakanın yansımasını görmesini sağlıyordu. Veyla ise yüzünün halini hiç merak etmediği için sadece Gölge'nin sırtına bakarak ilerlemeye devam etti. İlerledikçe genişleyen yolda odanın avlusuna vardılar. Veyla bir süre daha ve belki de sonsuza dek adamın gölgesinde kalmayı tercih edebilirdi ama küçük bir çocuk gibi sığınmaya çalıştığının farkındaydı. Üstelik hiç de sığınak olmayan bir adama.

Derin bir nefes alırken adamın ardından çıkmaya başladı. O sıra odanın ortasına doğru varmışlardı ve Gölge de duraksarken vücudunu Drithar'a doğru çeviriyordu. Gözleri ise Veyla'daydı. Oysaki Drithar'dan gözünü alamamalıydı. Öfkeyle, nefretle bakmalı, ona neler yapacağını gözleriyle anlatmalıydı. Hayatını mahvedenlerden biri tam karşısındaydı ama o sadece Veyla'nın haline bakıyor, ölçüp tartıyordu. Veyla adamın yanına geçip duraksarken oyalanan gözleri ilk tahtı gördü. Odanın ortasında, kırmızımsı, damar damar olmuş eski bir mercandan oyulmuştu. Tahtın arkasında okyanusun karanlığı sergilenirken sular, karanlıkta dalgalanıyordu. Işık taşıyan bir luna yaklaşırsa ya da aydınlatma açılırsa, karanlık dağılırdı.

Drithar'ın gözleri Gölge'deyken odadaki kimse birbiriyle göz göze gelemiyordu. Herkesin ilgisi, bir diğerindeydi. Veyla'ya birçok lakap takılmıştı. Ölüm kelebeği, prenses, Kral'ın Kraliçesi, seksen bir, uğursuz kelebek, mor kelebek, canavar... İşin aslı, canavar da, bir başka canavarın kurbanıydı. Ve Veyla, bazı canavarların da kalbi olduğunu kendisiyle öğrenmişti ama babası öyle canavarlardan değildi. Onun kalbi yoktu.

Henüz, o kendisine bakmıyorken babasına bakmak bile nefesini keserken birazdan daha da kötüsü olacağını biliyordu. Birazdan o parlak turuncu gözler Veyla'ya dönecekti. O an Veyla, binlerce anıda daha babasının gözlerini görecekti. Görüyordu, adamın dudakları kapalıydı ama kulaklarında kükremeler yankılanıyordu. Biliyordu, sırtında tek birinin bile izi yoktu, vücudundan kanlar akmıyordu ama hissediyordu, sızlıyordu. Anılarındaki her bir pençe, şimdi sırtında sızlıyordu. Veyla hiç görememişti. Sırtı hep o bakamadan iyileşmişti ama her birinin nerede olduklarından adı kadar emindi. Gerçi Veyla... Adını o kadar da iyi bilmezdi. Ona bir sürü şey demişlerdi ve Veyla hangisi olduğunu bilmiyordu. Bir ölüm kelebeği miydi yoksa hala küçük Veyla'dan da izler taşıyor muydu?

Derken, korktuğu oldu. Drithar, Gölge'nin gözünü ayırmadan Veyla'ya baktığını fark ettiği için gözlerini kızına çevirdi. Veyla, gözlerini kaçırmakla yetinmemek, kaçıp gitmek istedi ama her zaman olduğu gibi donakaldı. Çünkü kuralları hatırlıyordu. Babası 'git' demeden gidemezdi. Babasına sırtını dönerse, bunun bedelini yine sırtıyla öderdi.

Gölge, Veyla'nın nefes aldığına dair bir ses duyamıyordu ama bunu ona anlatan sadece kulakları değildi. Gözleri de, kadının dudaklarının birbirine sımsıkı kapandığını ve yüzünün kasıldığını görebiliyordu. Gölge saniyeler içerisinde Drithar'dan kurtulmak istedi. Hemen şimdi, onu parçalar halinde okyanusun serin sularına kavuşturabilirdi, ölüsünün üstüne saatlerce daha şimşeklerini indirebilirdi ve şehrinden ne kadar uzak olduğu, her an bu şehirde kurulmuş bir tuzağın onu sonsuz bir ölüme hapsedebileceği umurunda bile değildi. Tek umurunda olan, bunun Veyla'ya ne kadar iyi geleceğinden emin olamayışıydı. Kadının, hala babasından alacakları varmış gibiydi. İlişkilerinin dinamiğini çözememişti ve Drithar'ı hemen şimdi öldürürse, kendi planlarını da bozmak bir yana, kadının planlarını da bozacağını tahmin edebiliyordu. Bu sebeple sıkkın bir çekişten sonra gözlerini Drithar'a çevirirken elini kadının beline götürdü. Veyla belki de rahatsız olmalıydı ama sayesinde titrek de olsa nefes alabilmişti. Gölge, Drithar'ın tahtının karşısındaki koltuklara yönelirken kadın bir adım ardında, gölgesinde kalacak şekilde yanında tuttu. Veyla, babası etrafındayken Gölge ile temaslarına dikkat etmesi gerektiğini biliyordu, Konsey'in ilgisini çekecek bir yakınlık kurmamaları gerekiyordu ama Gölge temas etmişken de, geri çekilemeyeceğini de biliyordu. Bu da babasının ve Konsey'in ilgisini çekerdi. Planların Gölge üzerinden dönme ihtimali varken babasının gözlerinin önünde Gölge'yi tersleyemez, uzattığı eli itemezdi. Bir yanı da, Gölge gerçekten onu burada bırakmak ya da buraya gelmesini onları öldürmek için bir şans olarak kullanmak için geldiyse, tüm bunların bir önemi olmayacağını düşünüyordu.

Gölge'nin azrit savaşçılarından oluşan bir grup, Karam etraflarındaydı. Yeraltında bir kumpasa kurban gitmeyeceğine emin olduğunda savaşçılarına da gelmeleri için izin verecekti ve savaşçıların taşıyacağı eşyalardan biri, Veyla'nın bavuluydu. Gölge de ilerlerken bir yandan saatinden haber verdi. Her ihtimale karşı, Veyla Nixsus'tan hatıra olarak yanında taşımak istediklerini de bavula koymuştu. Önceden anıları zihninde bile taşıyamazdı, şimdi yanında bile taşımaya çalışıyordu. Kedisini, Erya'ya emanet etmişti ve yanına aldığı hatıralardan biri de, kül taşıydı. Bavulunun en derinlerine iterek görünmez kılmaya çalışsa da varlığını hissedebilmek için yanına almıştı. Hatırlamak istediği adam ise, canını sıkacağını söylediği yerde elini beline götürmüş, yönlendiriyordu. Veyla, bir gün Gölge Kral Karanir'i anlayabilecek mi diye merak etti çünkü henüz bunu yapabilmekten bir hayli uzaktı. Adamın dengesiz hareketleri mevcuttu. Zaten, Veyla da hiç dengeli değildi.

Koltuğa vardıklarında Drithar bir sırıtış eşliğinde elini Gölge'ye doğru uzattı. "Şehrime hoş geldin, Gölge Kral."

Gölge, uzanan elin yanından geçerek koltuğa vardı. Bulunduğu her şehirde, Kral'ın tahtına oturur, şehre hüküm sürmese bile Kral'a sürebileceğini hatırlatırdı ama bu sefer Veyla'dan uzak olmak istemediği için koltuğa yönelmişti. Drithar'ın yüzündeki sırıtış genişlerken elini indirdi. Veyla yavaşça koltuğa oturduğunda Gölge de yanına oturdu. O sıra Drithar'ın gözleri Veyla'daydı.

"Benim güzel kızım. Seni öyle özledim ki. Gel, babana bir sarıl."

Veyla'nın kalbi kulaklarında atarken yüzünden kan hızla çekildi. İrileşmiş gözleri babasının üstündeyken Drithar kollarını iki yana kaldırarak koltuğa yaklaştı. Veyla istemsiz bir şekilde ardına yaslanarak uzaklaşırken Gölge'nin gergin gözleri aralarında dolaşıyordu.

"Hadi, kalk."

Babası uysal bir sesle konuşmasına rağmen Veyla, tüm uyarıları duyuyordu. Yutkunduktan sonra yavaşça sırtını koltuktan ayırdı. Elleri iki yanından koltuğa yaslanırken sadece ayağa kalkmak için bile desteğe ihtiyacı olacağını biliyordu. Titreyen bacakları kalkmak üzereyken Gölge kadının kolundan tutarak "Otur." dedi. Veyla'nın gözleri Gölge'ye dönerken Gölge, Drithar'a bakıyordu. "Senin şehrinde bile olsak, o hala benim emrimde."

Drithar'ın adımları duraksarken kollarını da yavaşça indirdi. Drithar "Ama o benim kızım." dediğinde Gölge, elini Veyla'dan çekmeden adama tahtını gösterdi. "Yerine geç."

Konuşurken öfke dudaklarından sıçrar gibi oluyor, kulağa gelen sesi bile kapıdaki askerlerin tüylerini ürpertiyordu. Veyla, adamın bu ses tonunu hatırladı ve bir süredir duymadığını fark etti. Kavga ettiği anlarda bile. Hatta, Lavin'e dair olan görüntü yarıda kesildiğinde bile Gölge Veyla ile bu tondan konuşmamıştı. Veyla, adamın geçmiş nefretini hatırlarken bir anlığına babasının varlığına bile unutmuştu. Geçmişle, şimdinin farkını merak etti. Veyla'ya alıştığı için mi, artık bu şekilde bakmıyor, davranmıyordu? Çünkü Gölge'nin mavi gözleri baktığı kişiyi okyanusunda şimşeklere boğuyormuş gibi bakıyordu. Veyla, mahmur gözlerle Gölge'ye bakarken adamın şu andaki bakışlarına bile sabretmekte zorlanırken, geçmişte bu bakışlara alayla güldüğünü hatırladı. Gölge, Veyla'ya da böyle bakardı ve Veyla'nın sadece hoşuna gider, adamın canını yakabilmiş, sinirini bozabilmiş olmanın keyfini sürerdi. Şimdi ise... Veyla şimdi, adam bir başkasına nefretle baktığında farkı görmeye başlıyordu. Gölge artık... Bir başka mı nefret ediyordu? Daha az mı? Daha karışık mı? Neydi bakışlarını değiştiren?

Drithar hafifçe güldükten sonra tahtına yönelmeden önce kısa bir anlığına Veyla'ya baktı. Kızıyla göz göze gelemedi çünkü kızı Gölge Kral'a bakmakla meşguldü. Drithar tahtına otururken Gölge'nin de gözleri Veyla'ya döndü. Veyla hızla gözlerini kaçırdı ve kolunu da Gölge'den çekerek önüne döndü ve ardına yaslandı. Gölge de ardına yaslanarak Drithar'a döndü. Bacaklarını aralayarak rahat bir şekilde oturduğu koltukta bir ayağının bileğini, diğer bacağının dizine atarak kollarını deri koltuğun sırtı boyunca ardına yaslamak üzere uzattı. Böylelikle ardına yaslanmış olan Veyla ile, ikisinin de göz ardı ediyormuş gibi davrandığı ama ihtiyaçla sürdürdüğü bir teması kasten oluşturdu. Kadın istemiyormuş gibi davransa da, gerildiği anlara yardımcı olmak için kadına temas etmeye çalışıyordu.

"Pan Olaf'a, önce şehri gezdirmesi için talimat vermiştim ama siz direkt yanıma yönelmişsiniz. Şehrimi merak etmiyor musun Gölge Kral?"

Gölge, dilini dişlerinde gezdirdikten sonra yavaşça 'tıh'ladı. "Görmeye yetecek kadar zamanım olacak."

Drithar başını onaylar şekilde sallarken "Seni elbette misafir etmek isteriz ama..." derken gözlerini aralarında gezdirdi. "Buraya geliş amacınız niye yanınızda değil?"

Veyla burnundan sıkkın bir nefes verirken gözlerini zemine doğru indirdi. Vücudu tekrar kasılırken Drithar, "Yıldat?" diyerek sorusunu daha net bir şekilde ilerletti ama zaten herkes anlamıştı. Gölge derin bir nefes alırken odayı inceliyordu. Drithar'a bakmak istemiyordu çünkü içindeki öfkeyi tutmakta zorlanıyordu. Kendisi için de o adamdan yeterince nefret edebilecekken, şu an daha çok Veyla için nefret ettiğine inanamıyordu. Veyla'ya neler yaptığını bilmiyordu ama kadının korkusunu gördükçe hayal gücü hiç de hoşuna gitmeyecek doğrultuda çalışıyordu.

Veyla kollarını göğsünde birleştirdi ve kolları altında gizlenen ellerinde tırnaklarını tenine batırmaya başladı. Drithar parmak şıklattığında Veyla hızla bakışlarını babasına doğru kaldırdı ve babasının istediği gibi ona bakmaya başladı. Bu parmak şıklatmayı da kulağı binlerce kez duymuştu. Veyla'nın ona bakmasını isterdi, korkarak ve acı çekerek. "Yıldat sonradan mı aramıza dâhil olacak?"

Gölge de bu parmak şıklatmayı fark ederken gözleri odadan onlara döndü. Gerilen dudağını yaladıktan sonra öfkeli gözlerini Drithar'a çevirdi. "Yıldat gelmeyecek." dediğinde Drithar'ın gözleri Gölge'ye döndü. Gölge, ona baktıkça kaybettiklerini, Veyla'nın acı çekişlerini ve nefreti görmesine rağmen gözlerini adamın gözlerinin içine dikti ve Drithar'ın bir daha Veyla'ya bakmaması için gerekmedikçe göz temaslarını bozmadı.

Drithar şaşkın ve alaylı bir şekilde gülüp "Ne demek gelmeyecek?" diye sordu. "Karam yağmurları iki gün içinde sonlanıyor. Veyla ile Yıldat evle..."

Gölge gergin bir şekilde "Evlenmeyecek." dedi. "Vaadi geri alıyorum."

Drithar'ın yüzündeki gülüş silinirken kısılan gözleri bir anlığına kızına döndükten sonra yeniden Gölge'ye baktı. Sırtını tahtından ayırıp gergin bir oturuş sergilerken kaşlarını kaldırdı. Sesi, Veyla'nın tanıdığı babasına benzemeye başlarken "Bu ne demek oluyor?" diye sordu. Drithar'ın bir yanı, olası olumlu senaryoyu tahmin ediyordu ama Gölge'nin ağzından duymadıkça, her ihtimali düşünüyordu ve bu sebeple gerilmişti.

"Kral verdiği sözleri tutar, dediler. Sözüne inandık. Aylardır vaadin gerçekleşmesi için Karam yağmurlarını bekliyoruz. Kızımı esir aldın, müstakbel kocasının yanında diye ses çıkarmadım. Yıldat Veyla'nın kocası olmayacaksa..."

Gölge kollarını koltuktan çekti. Bacağını indirdikten sonra dirseklerini yavaşça dizlerine yaslayarak eğildi ve bir elini yumruk şeklinde sıkmışken, diğer eliyle de yumruğunu tutarak ellerini önünde birleştirdi. Gözlerine farklı bir öfke binerken dişleri arasından "Olmayacak," dedi. "Kral bu sefer sözünü tutmayacak."

Drithar'ın gergin dudakları bir aralanıp bir kapandıktan sonra diliyle sağ yanağını ittirerek şişirerek düşündü. Gölge Kral, henüz açıkça konuşmuyordu ve Drithar'da neye yoracağından emin olamamıştı. Drithar "Neden?" diye sordu. Gözleri yine kızına doğru dönüp tekrar Gölge'yi bulmuştu. "Bir sorun mu var? Kızım bir kusur mu işledi?"

Gölge'nin gözleri Veyla'ya döndüğünde Veyla hala babasına bakıyordu ama gözleri her kırpışında uzun süre kapalı kalıyor, başı eğilmek istiyormuş gibi hareketlenip kendisine mani olarak dik tutuyordu. Kadının gergin yüzü, Gölge'nin dudaklarından pek de hoş olmayacak cümleler duyacağını sandığını gösteriyordu.

Gölge, "Hayır." diyerek Drithar'a döndü. Veyla'nın gözleri hızla Gölge'ye döndü. Gölge, kadının kendisine baktığını hissetti. Drithar'da o sıra kızına bakıyordu. Biraz önce parmak şıklatıp onu uyarmıştı ama kızı sözünü dinlemeyerek gözünü ayırmıştı. Kızına gergin bir şekilde bakıyordu. Veyla bir parmak şıklatması daha duyduğunda gözlerini babasına çevirdi ama babası bu sefer uyaran değil, uyarılandı. Gölge elini havaya doğru kaldırıp Drithar'a parmak şıklatmıştı. Veyla'nın şaşkın gözleri adamın eline döndü. Drithar da şaşırarak Gölge'ye baktı. Gölge, Drithar'ın diliyle gerekli uyarıyı verse de yetinmeyerek "Bana bak," diye uyardı. "Burada Nixsus Kral'ı konuşuyor."

Drithar Gölge'ye bakarken Veyla elleriyle yüzünü sıvazladı. Titreyen ellerini kucağında birleştirdikten sonra şaşkın gözlerini yeniden babasına çevirdi. Ne hissedeceğini bilemiyor, Gölge'nin neyin peşinde olduğunu anlayamıyordu. Asansörde canını yakacağını kastetmişti ama bu yolla da canını yakmıyorsa, tam olarak ne yapacaktı? Peki, niye parmak şıklatmıştı? Drithar'ın, Veyla'yı uyardığını anlamış mıydı? Anladıysa, niye o da Drithar'ı uyarmıştı? Veyla'nın bir eli ensesine doğru gidip ovuştururken dudağının kenarını kemirip duruyordu.

Drithar sesini temizleyip yanlış bir cümle kurmamaya ve öfkesini kontrol altında tutmaya çalıştı. Kendi şehrinde bile olsa, Gölge Kral'ın sinirini bozmasa daha iyiydi. Ne var ki, çoktan bozmuş olmalıydı ki Gölge Kral gözleriyle saldırıyordu. Odanın ışıkları bile titremeye başlamıştı.

Drithar, "Kızımı bırakmaya mı geldin?" diye sordu.

Veyla merakla cevabı beklerken babasına bakmaya devam etti. Gölge, tok sesiyle "Hayır." dediğinde Veyla'nın kaşları kalktı ama bakışlarını çevirmedi. Gölge, "Veyla benimle Nixsus'a dönecek." dedi.

Drithar "Bu mümkün değil." dediğinde Gölge hafifçe güldükten sonra yüzünde yamuk bir sırıtış kaldı ama gözleri, sırıtışına tezat bakıyordu. Gölge de, "Aksi mümkün değil." dediğinde Drithar sabırla nefes alsa da hızla ve sinirle konuşmaya başladı. "Kızımı sana vadediyorum, elinin tersiyle kardeşine itiyorsun,"

Veyla huzursuz bir nefes alırken Gölge de gözlerini bir an Veyla'ya çevirip yeniden Drithar'a baktı. Dudağının kenarı seğirirken, çok daha başında vaadi kabul ederek bu karışıklığa engel olabileceğini öfkeyle hatırladı. Bu sefer öfkesi kendisineydi.

"Şimdi de gelmiş, kardeşinle olan vaadi de bozduğunu söylüyorsun. Benim bir ismim, bir soyadım, bir namım var. Gölge Kral, kızını esir tutuyor, dediklerinde hep evlilik vaadiyle bu durumu temize çektim. Şimdi hem vaadi bozup hem de kızımı esir tutmaya devam mı edeceksin? Buna müsaade etmem. Yıldat'la evlenmezse, Saltar'la evlenir. Eğer bu vaat bozulursa Veyla'yla evlenmeyi teklif etmişti. Buna gerek kalmayacağını düşünmüştüm ama belli ki, kabul etmeliyim."

Gölge'nin dili sırıtışında gezinirken şimşekler, Drithar'ın ardınaki okyanusu aydınlatıyordu. Drithar bir elini tahtının koluna yaslayarak vücudunu ardına çevirdi. Yutkunarak bu görüntüyü izlerken odanın ışıkları da gidip gelmeye başladı. Drithar yavaşça Gölge'ye döndüğünde Veyla da irileşmiş gözleriyle babasına bakıyordu. Konsey, esir olarak bile olsa Veyla'nın Nixsus'a dönmesini tercih ederdi, babası ne yapmaya çalışıyordu? Saltar gerçekten bu teklifi yapmış olabilirdi ama babası gerçekten kabul etmeyi düşünür müydü? Veyla, Konsey'in Gölge ile evlenmesini istemesinden korkarken, Saltar'la evlenmesine karar vermiş olabilirler miydi? Planlar, başka türlü geliştiyse, Veyla rahatlamalı mı yoksa korkmalı mıydı? Veyla, Gölge'yi kendisine âşık etmeye çalışmaktan, edemediği için bir yanının paramparça olmasından korkuyordu, âşık edebilmeyi başarmasından ise daha çok korkuyordu. Çünkü öyle olursa, ona ihanet etmek zorunda kalacaktı ama başka bir adam... Başka bir adamla evlenmekten de her zerresiyle korkuyordu. Tören tarihi yaklaştıkça, Yıldat'la bile evlilik günü gecelerinde bir şey yaşamaya hazır olmadığını düşünmüş, yine erteleme bahaneleri bulmaya karar vermişti ama Saltar? Saltar, Yıldat gibi değildi. Yıldat'ın hem elinde Konsey kozu yoktu hem de sabırlı davranıyordu. Saltar ise hem sabırsızdı hem de elinde kocaman bir koz vardı. Konsey, emrediyorsa, Veyla da yapmalıydı.

Gölge, "Sen bilirsin tabii," dediğinde Veyla'nın başı eğilirken gözleri kucağına döndü ve burukça gülümserken gözleri sımsıkı kapandı. Kalbi kulaklarında atarken 'Mahvoldum' diye düşündü. Gölge duymuş muydu? Saltar'ın teklifini? Sürprizi bu muydu? Bayılacaksın, muhtemelen beni öldürmeye çalışacaksın, demişti. Ancak böyle bir darbesi, Veyla'yı bu hale getirebilirdi. Buraya Veyla'yı, Saltar'la evlenmeye zorunda bırakmak için mi getirmişti? Son yaşananlar yüzünden Veyla'dan aldığı intikamı bu muydu? Ama... Saltar'ın şehri Daraz'da, Veyla rıza bile gösterdiğini dile getirmesine rağmen kadının Saltar'la bir şey yaşamasına izin vermemiş, hatta Saltar'ın onu çıplak görmesine dahi müsaade göstermemişti. Veyla'nın dili her ne söylerse söylesin, kadının zaafını bildiği için engel olmuştu. O gün öyle davranıp bugün böyle bir şeye onu mecbur mu bırakacaktı?

Drithar da şaşırarak baktı. Gölge, "Ama buradan Nixsus'a dönerken Daraz'a uğrayıp o Saltar'ı yüz parçaya ayırıp yüzünü de ayrı ayrı sikersem, böyle bir seçeneğin kalmaz." dedi.

Veyla'nın gözleri aralanırken başını da kaldırdı ve yeniden Gölge'ye baktı. Gölge ise Drithar'a bakmaya devam ediyordu. Drithar, Gölge'nin bakışlarından çekinmesine rağmen en azından Saltar ihtimaline tepki gösterdiği için rahatlamıştı. Veyla şaşkın bir şekilde Gölge'ye bakarken bir eli göğsüne doğru gitti ve titrekçe nefesini üfledi. Bir an... Bir an Saltar'la evlenmek zorunda kalacak sanmıştı.

Gölge, kadının rahatlayışını duydu. Birazdan, belki de yapmamak için Saltar'la evlenmeyi bile tercih edebileceği bir gerçeği duyacaktı. Gölge, kadının kendisiyle evlenmek istemediğine emin olsa da bir yanı, Saltar kadar da rahatsız etmeyeceğini düşünüyordu. Veyla istemeden ona dokunmayacağını biliyor olmalıydı ve aslında... Veyla, araları bu denli kötü olmadıkça adamın dokunmasına izin veriyordu. Sevişmek ise... Çok daha fazlasıydı ama Gölge her şeyi mahvetmeden önce neredeyse sevişmişler ve hatta açıkça, devamını getirip getirmeyeceklerini konuşmuşlardı. Veyla cevap veremeden olan olmuştu ama Gölge istediğini belirtmişti. Gölge'nin iradesinin zayıflamak bir yana, yok olduğu anlardan biriydi. Başka zamanlarda iradesine daha sıkı sarılmaya çalışıyordu ama biliyordu, güçsüz düştüğü son an, o gün değildi. Kadına da söylemişti. Bu son temas edişimiz değil, demişti ve kadın da ışık yaktığı sürece Gölge kendisini tutabileceğini sanmıyordu. Ona âşık olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunun farkındaydı ama yine de, bir anlığına bile olsa onunla sevişme, ona bu denli dokunabilme imkânı bulursa nasıl kendisine engel olabilirdi ki? İmkânsız gibi bir şeydi.

Drithar, "Başka seçeneğin yok, mu demeye çalışıyorsun Gölge Kral?" diye sordu. "Ya kızımın elinde esir tutulmasına göz yumacağım ya da savaşacak mıyız?"

Gölge, "Tek seçeneğin benim, diyorum." dedi. Veyla hiçbir şey anlayamayarak bakmaya devam ederken gözlerini güçlükle babasına çevirdi. Babası, gözlerini kısarak Gölge'ye bakıyordu. Düşüncelere boğulmuş, Gölge Kral'ın niyetini çözmeye çalışıyordu. Konsey sayesinde, Gölge Kral'ın bir Kraliçe'si olmak üzere olduğunu biliyordu. İlanı için hazırlıklar yapılıyordu, Konsey bu kişinin Veyla olabileceğini düşünüyordu ama kimse emin değildi çünkü Veyla'nın da plana karşı gelirken anlatmaya çalıştığı gibi bu imkânsız gibi bir şeydi ama son duyulan fısıltılara bakılırsa, artık ihtimalli de olabilirdi.

Drithar, "Teklifin nedir Gölge Kral?" diye sorduğunda Veyla da, babasının istediği gibi ona bakmaya devam etse de tüm ilgisi Gölge'nin üstündeydi.

Gölge, gergin dudağını yalayarak Veyla'ya baktı. Gözleri kadının yüz ifadelerinde geziniyordu. Bunu yapmaktan değil, bunu yapmak istemesine Veyla'nın ne tepki vereceğinden korkuyordu. Oysaki bunu yapmaktan korkmalıydı. Köşe bucak kaçması gerektiği kadına soyadını verecekti. Göz göze bile gelmemesi gerekirken Kraliçesi edecekti. Belki de onu burada bırakmalı, bir gün gelip babasıyla birlikte ikisinin de sonunu getirene kadar ona duyduğu hislerden kurtulmaya çalışmalıydı ama elini tutup halkının karşısına çıkaracaktı.

"Ben Gölge Kral Karanir..." diye konuşmaya başladığında Veyla'nın da gözleri, daha fazla dayanamayarak Gölge'ye döndü. Göz göze gelişleri, kalplerinde birbirine doğru akan kıvılcımı körükledi. "... kendimi Veyla Aldar'a vadediyorum."

Veyla'nın yüzünde yavaşça kaşları kalkarken dudakları aralandı. İrileşmiş gözleri adamın gözlerinde gezinirken doğru duyduğundan emin olamadı. Kalbi karışık hislerle kulağında atıyordu. Gölge ise kadının yüz ifadelerini izlerken heyecanlı kalbi kırılmaya hazır bir şekilde bekliyordu. Veyla inanamayarak bakarken "Sen..." diye konuşmaya başladı. Sesi titrek, cümlesi suskundu. Ne diyeceğini bilemediği için devam ettiremedi. Gölge, kadının en azından nefes alabildiğini duyabiliyordu. Onu, Saltar kadar kötü bir ihtimal görmediğini düşünmek istedi ama emin de değildi.

Gölge yavaşça gözlerini Drithar'a çevirdiğinde Veyla bir süre daha bakakaldı. Şimdi malikânenin sağ yanında, gökyüzüne yükselmeye hazır Kraliçe kılıcı, Veyla için miydi? Adam 'ben âşık olamam Veyla ama evleneceğim' dediğinde 'Ya evlendiğine âşık olursan?' diye sormuştu. Gölge de donup kalmış, hatta boğulmuş gibi bakmıştı. Sonra, 'O zaman bir düşmandan kurtulmuş olursun' demişti. İmkânsız, dememişti. Öyle bir şey olmaz, dememişti. Sana âşık olursam, bir düşmandan kurtulmuş olursun, demişti. Veyla kraliçe bulduğunda hoşlanmadığını iddia ettiği bu fısıltılardan ve Kraliçe yakıştırmalarından da kurtulacağını dile getirdiğinde Gölge, kadının sandığından daha uzun süre boyunca buna maruz kalacağını söylemişti. Veyla, adamın Kraliçe bulmakta oyalanacağını söylemek istediğini sanmıştı ama... İşin aslı, fısıltıların gerçeğe dönüşecek olması mıydı? İçi huzursuzlukla kıvranırken Kraliçesine nasıl davranacağını düşünmüş, durmuştu. Sahte ve fısıltılardan ibaret bile olsa Kraliçesi kabul edilmekten ne kadar hoşlandığını fark etmiş, yeni Kraliçe'nin gelmesi ile bunu kaybedeceğini düşünmüştü. Yeni Kraliçe kendisi miydi? İlanını herkesle birlikte izleyeceğini, herkes alkışlarken onun yüz ifadelerine sahip olmaya çalışacağını düşünmüştü. O an herkesle birlikte izlemeyecek, herkesin izlediği Kraliçe mi olacaktı? Bir Kraliçe sahibi olacağı için son temas edişleri olduğunu düşündüğünde, Gölge öyle olmayacakmış, gibi davranmıştı. Bu yüzden miydi? Veyla, içten içe huzursuzluk olarak Kraliçesine sadık olup olmayacağını sormuştu. Gölge 'eğer isterse' demişti. Veyla nasıl da o kadını şanslı görmüştü. Kral'ın Kraliçesi olacak, Kral'ın önünden yürüyecek, büyüsü gökyüzüne kadar uzanacaktı ve eğer isterse Kral bile hareketlerine Kraliçesi için dikkat edecekti. O Kraliçe, Veyla mıydı?

Drithar önce yavaşça güldü. Sonra git gide gülüşü arttı. Gözleri parlarken "Doğru mu duyuyorum?" diye sordu. Veyla da inanmak için tekrar duymayı bekledi çünkü hala dudaklarını kapatamıyor ve inanmaya bile başlayamadığı için ne hissedeceğini de bilemiyordu.

"Veyla ile evleneceğim."

Veyla yutkunarak gözlerini zemine indirirken çatılmaya başlamış kaşları altında gözleri kısıldı. Eli göğsü ile boynu arasında gidip gelirken kalbi heyecanla harmanlanmış bir korku eşliğinde atıyordu. Veyla yüzünden idam edilmiş olan adamın, halk çığlıklarla, alkışlarla 'Kraliçe!' diye seslenirken 'Kraliçe?' diye sorduğunu hatırladı.

Hain Kraliçe.

Kral katili Kraliçe.

Kral'ını öldüren bir ölüm kelebeği, hatta ölüm Kraliçesi.

Eğer evlenirlerse, Veyla'nın duyacağı ithamlar buydu. Halkın sevgisini hızla haksız çıkaracaktı. Şimdi renklerle boyanan o çocuk resimlerinde, ileride tekrar canavar olarak resmedilecekti. Gölge onu sevse de, sevmese de ihanet edecekti. Ama severse... Veyla bu evliliği Kral'a ulaşma yolu olarak kullanacaktı. Bunu yapmak zorunda kalacaktı. Onunla yakınlaşmaya çalışacaktı, onu öpmek, ona dokunmak, onunla sevişmek zorunda kalacaktı. Gölge zorlamayacaktı, Konsey bunu yapmasını isteyecekti. Gölge de yaparsa... O varis, bu şekilde mi dünyaya gelecekti? Kehanet gerçek miydi? İkisinden bir parçaya sahip olacaklar ve Veyla yine de ona ihanet etmek zorunda mı kalacaktı? Bunu Veyla yapmasa, onu alır laboratuvarlara götürür ve yapacak hale getirirlerdi.

Veyla'nın gözleri, odaya girdiğinden beri ilk defa kızarırken yeniden Gölge'ye baktı. Adamın güzel yüzünün ancak sağ tarafını görürken korkuyla soludu. Hayır, yapamazdı. Gölge ona hiçbir şey gibi davranırken ona ihanet edebilirdi ama... Kraliçesi gibi davranırsa?

Drithar daha yüksek bir sesle güldükten sonra "Vaadi kabul ediyorum." dedi. "Kızım Veyla Aldar'ı da, sana vadediyorum." dedikten sonra gülüşü yavaşladı. Yüzünü daha ciddi bir hal alırken "Ama ne zaman?" diye sordu. "Yıldat'ta olduğu gibi araya aylar giremez. Yine sözünden dönmeni göze alamam."

Gölge "Karam yağmurları bitmeden." dedikten sonra gözlerini Veyla'ya çevirdi. "Yarın gece."

Göz gözelerken Veyla 'yapma' der gibi yavaşça başını iki yana salladı. Gölge'nin gergin bir şekilde çarpan kalbi 'işte' diye kırılmaya başladı. 'Şimdi, sonuçlarına katlanmaya çalışacağın kısma geldik. Veyla Aldar'ın öfkesi ve nefretiyle yüzleşeceksin.'

Drithar, "Kabul edildi." dedikten sonra Veyla'ya baktı. "Kızım yarın gece seninle evlenecek. Öyle değil mi Veyla?"

Veyla'nın gözleri bir anlığına babasına döndükten sonra tekrar Gölge'ye baktı. Gölge, kadının ağlamaya başlamak üzere olduğunu fark edince, kalbi ezilmiş gibi hissetti. Kadın hiç istemiyordu, bunu gözlerinde görebiliyordu.

Veyla, "Bence bu üstünde düşünülmesi gereken bir teklif." diyerek umutla babasına baktı. "Baş başa konuşabilir miyiz?"

Drithar'ın kaşları yavaşça kalktı. Yüzünde, tehditkâr bir gülümseme oluştu. Bir yanı kızının ses çıkarabilmiş olmasına hayretle baktı.

Gölge, Veyla'ya bakmaya devam ederken buruk bir nefes aldı. Gergin dudakları ardında dilini çiğnerken bir eli çenesine gitti ve sıkkınlıkla sıvazladı. Bir parmak şıklatmasıyla gözlerini babasına çevirecek kadar karşı gelemeyen Veyla, şimdi sesini çıkartıp da karşı geliyorsa, ne kadar istemiyor olabileceğini üzülerek tahmin etti. Doğrusu buydu. Doğrusu, Gölge'nin de bunu yapmayı istememesiydi ama ne var ki istiyordu. Ona bir ömürsüz ömrü dokunamayacak bile olsa, Kraliçesi olsun istiyordu. Bir gün birbirlerini öldürene dek, ona soyadını vermek ve dokunulmaz kılmak...

Drithar, "Güzel kızım." dedikten sonra gülümsemesi genişledi. "Baban düşündü ve karar verdi. Şimdi senden isteğim, müstakbel kocanın vaadine eşlik etmen. Kendini yarın gece onunla evlenmek üzere vadet."

Veyla yalvarır gibi babasına baktığında Drithar'ın gülümsemesi silinmeye başladı. Veyla gergin dudağını yaladıktan sonra Gölge'ye baktı. Sessiz kaldığı saniyelerde, bakışlarıyla Gölge'yi ikna etmeye çalışıyordu. Gölge sadece beklediğinde Veyla'nın yüzü öfkeyle gerildi. Adamın bunu neden yaptığını anlayamıyordu. Veyla'nın canını bu şekilde yakmaya mı karar vermişti? Daha önce de 'Senin yine bana vadedilmeni sağlarım, ben dokunamasam bile Yıldat'ın da dokunamaması sağlarım' demişliği vardı. O zamanlar Veyla için bu korkutucu bir ihtimal değildi. Çünkü o zamanlar... Lanet olsun o zamanlar Gölge Kral umurunda bile değildi. Şimdi çaresizlikle kabul ediyordu. Bu adamın kalbinde bir yere sahip olup öyle ihanet etmekten deli gibi korkuyordu. Çünkü... Kalbinde bir yere sahip olmanın nasıl bir his olduğunu tadarsa, yapamayacağını ve her şeyin daha da mahvolacağını düşünüyordu.

Niyeti bu muydu? Yıldat'a âşık olduğunu düşündüğü için mi bunu yapıyordu? Niye baş düşmanı varsaydığı kadına, böyle bir güç veriyordu? Halkı, onu seven herkes Veyla'yı da sevecekti. O Kralları olduğu kadar, Veyla da Kraliçeleri olacaktı. İki düşman aynı halkı mı yönetecekti? Sahip olduğu gücü neden güçsüz bırakması gereken kadınla paylaşıyordu? Niyeti neydi? Bir zafer kazanmış gibi, Veyla'yı zor durumda bırakmaktan haz alıyormuş gibi de bakmıyordu. Veyla nedenini anlayamasa da Gölge de buruk bakıyordu.

Veyla, "Gölge..." dediğinde Gölge bakmaya devam etti. Veyla sinirle inler gibi tekrar "Gölge..." dediğinde Gölge gözlerini yavaşça kapatıp açtı ve sadece "Bekliyorum." dedi.

Veyla, öfkeyle baktığında Gölge, bu bakışlara göğsünü gerdi. Kadın henüz bağırıp çağıramıyor, nefret kusamıyordu, daha o hislere katlanmak zorunda kalacaktı ama tüm bunları göze almıştı. Buradan, Veyla'sız dönmeyecekti.

Drithar, kızının isyankâr davranmasına karşı sesine de yansıttığı bir gerginlikle "Seni bekliyoruz." dediğinde Veyla yeniden kuruyan dudağını yaladı. Birkaç saniyeliğine gözlerini yumup başını eğdikten sonra derin bir nefes alarak kızarık gözlerini araladı ve Gölge'ye baktı. Gölge, 'Senin için bu kadar korkunç muyum?' diye düşündü. 'Sana zorla dokunmayacağımı da bilmene rağmen, benim aleyhimde güç kazanacağın bu evlilikten Yıldat yüzünden mi çekiniyorsun? Yıldat'ı bu kadar sevdiğin için mi?'

Veyla, "Ben Veyla Aldar," dediğinde Gölge, kadının yüzündeki öfkeyi görmesine rağmen bu cümleyi her zerresiyle duymak istediği için dikkat kesildi. "Yarın gece evlenmek üzere kendimi Gölge Kral Karanir'e vadediyorum."

Gölge ancak birkaç saniye sonra gözlerini Veyla'dan alabildi. Yavaşça başını onaylar şekilde sallayarak Drithar'a baktı. Veyla hala Gölge'ye bakıyor ve adamı anlamaya çalışıyordu.

Drithar, "Halkına ne zaman ilan edeceksin?" diye sorduğunda Gölge, aklı Veyla'nın tepkilerindeyken donuk bir sesle "Geri döndüğümüz gibi." dedi.

"Artık bir esir değil, Kraliçen olacağına göre Veyla istediği gibi şehrine girip çıkabilir, diye düşünüyorum. Ara ara kızımı görmek isterim."

Gölge, "Ara ara..." dedikten sonra ellerini birbiriyle kavuşturup yumruklarını ovuşturdu. Es verdiği gergin bir nefes aldıktan sonra "... Veyla da isterse birlikte geliriz." dedi.

Drithar, "Tek başına çıkamayacak mı?" diye sorduğunda Gölge Kral, "Zaman gösterir." deyip ayaklandı. Kadının bakışlarının, onu dışarıya davet ettiğinin farkındaydı. Drithar gibi bir kansızla, onu öldürmemeye çalışarak aynı odada kalıp Veyla ile yüzleşmeyi geciktirmeyecekti. Gölge kalktığında Veyla da kalktı ama izin ister gibi Drithar'a baktı. Gölge kapıya yönelmişken Veyla'nın kalkmasına rağmen peşinden gelmediğini fark edince duraksayıp omzunun üstünden ardına baktı. Kadın, babasına bakıyordu.

Drithar, "Biz seninle özlem giderelim kızım." dediğinde Veyla titrek bir nefes aldı. Tabii... Eski anıları yad ederek, özlem giderirlerdi. Veyla'nın acı çekmeyi özlediğini düşünüyor olmalıydı.

Gölge, "Sonra giderirsiniz." dedikten sonra birkaç büyük adımla geri dönüp Veyla'nın elinden tuttu. Veyla'nın gözleri Gölge'ye dönerken Gölge, Drithar'a ters bir şekilde bakarak Veyla'yı çekmeye başladı. Birkaç saniye sonra önüne döndü ve Veyla ile parmaklarını kenetledi. Veyla ağlamak isteyerek ellerine bakarken bir süre boyunca sessiz ama hızlı şekilde yürüdüler. Gölge'nin odasını göstermek isteyen Pan'e bile katlanarak ilerlediler. Gölge'nin odasına el ele vardılar ve içeri girip kapıyı kapatmayı da beklediler. İçeri girdikleri gibi Veyla elini çekerken Gölge de ses büyüsünü açtı ve Veyla adamın yüzüne yumruğunu geçirdi.

Gölge bir adım gerileyip kırılan çenesini yerine yerleştirirken Veyla üstüne yürümeye başladı. Gölge'nin çenesi, büyüyle iyileşirken Veyla yeniden yumruğunu kaldırdı ama bu sefer omzuna doğru indirdi. Gözleri büyüyle ışıldamaya başlarken odadaki ışığın rengi de mora döndü. Veyla'nın sesi büyüsü yüzünden derinlerden gelmeye başlarken öfkeyle "Ne yaptığını sanıyorsun?" diye bağırdı.

Gölge, "Bana Kraliçe gibi davran, dedin. Ben de seni Kraliçe yapıyorum. Daha ne istiyorsun?" dediğinde Veyla ellerini iki yanında kaldırıp var gücüyle bağırdı. Büyüsü de vücudundan dalgalar halinde saçılırken ayaklarının altındaki yer titremişti. "Sen delirdin mi?"

Gölge, "Evet," dedikten sonra tekli koltuğa yöneldi. Her yer Veyla'nın deyişiyle mosmor olmuşken yine, canı yanmıyordu. Deri ceketini çıkartıp bir köşeye attıktan sonra bol siyah gömleğini dirseklerine kadar kıvırırken "Delirttin beni." dedi. Koltuğa oturacağı sırada Veyla peşinden gelip kolundan tuttu. Kendisine çevirmek istediğinde Gölge de kadına döndü.

"Ben mi delirttim? İntikam olarak yaptığını kabul mü ediyorsun? Sana hatırlamadığımı, o adamı benim öldürmediğimi söyledim. Sen de bana güvenmek istediğini söylemiştin!" diye bağırdıktan sonra ellerini göğsüne yerleştirip tekrar ittirdi. "Gideceksin ve bu durumu düzelteceksin!"

Gölge de kadının bileklerinden tutup kendisine çektiğinde vücutları çarpıştı. Gölge sakin bir şekilde, "Biz evleneceğiz Veyla," dedi. "Bu duruma ne kadar çabuk alışırsan, senin için o kadar iyi olur. Ha, çok da zamanın yok." dedikten sonra alayla gülümser gibi yapıp gözlerini kırpıştırdı. "Malum, yarın gece evleniyoruz."

Veyla sinirle soluyarak bakarken Gölge kadının bileklerini bırakıp savaşçılarının odasına getirip dolaba yerleştirdiği eşyalarına yöneldi. "Sence ne giymeliyim? İlk defa evleniyorum, bilemedim."

"Sen benimle dalga mı geçiyorsun?"

Veyla boğazını acıtarak bağırdığında Gölge dolaba varmış, iç çekerek başını iki yana sallamıştı. Dolabı açıp kıyafetlerine bakarken Veyla da beklediği gibi yanına varmış, askılarından tutarak tüm kıyafetleri dışarı atmıştı. Birkaç tanesinin üstüne basarak Gölge'nin karşısına geçerken "Gidip bunu düzelteceksin!" diye bağırdı. "Ben seninle evlenmek istemiyorum."

Gölge endişe etmiş gibi alt dudağını ısırdıktan sonra başını iki yana sallayarak Veyla'nın kollarından tuttu. "Çok üzgünüm, bilmiyordum."

Veyla "Gölge!" diye çığlık atarak ellerini ittirdiğinde Gölge de hüznünü gizlemeye çalışarak alayla güldü ve Veyla'nın üstüne çıktığı gömleği gösterdi. "En sevdiğim gömleğimin üstünden çekilir misin?"

Veyla da endişe etmiş gibi alt dudağını ısırdı. "Çok üzgünüm, bilmiyordum."

Veyla hızla geri çekilip gömleğe eğildiğinde bunu yapacağını tahmin eden Gölge hafifçe güldü. Sinirleri bozulduğu için alnını ovuştururken Veyla'nın gömleğini hiç var olmamış gibi yok etmesini izledi.

Veyla yeniden karşısına dikildiğinde Gölge elini alnından çekti ve kollarını göğsünde birleştirip tek kaşını kaldırdı. "Rahatladın mı?"

Veyla, "Gölge bunu düzeltmek zorundasın." dedi. Adamın kolundan tutarak kapıya çekiştirmeye çalıştı ama bir dağı yerinden oynatmak imkânsızdı. Gölge, "Sözümden dönmeyi sevmem." dediğinde Veyla da çekiştirmeyi bırakıp "Ama döndün!" diye bağırdı.

"Seninle değil, kardeşinle evlenecektim ben!"

Gölge'nin yüzündeki alay silinirken kollarını göğsünden çözüp Veyla'ya doğru hafifçe eğildi. "Geçti o devir."

Veyla, "Hata ediyorsun." dediğinde Gölge, "Sonuçlarına katlanırım." dedi.

"Anlamıyor musun? Drithar bunun göstermelik bir evlilik olmasına izin vermeyecek!"

Gölge'nin gözleri Veyla'da kalırken bir şey demeden düşündü. Veyla ellerini sinirle havada savururken "Varis, bekleyecek. Bunu yapabilecek misin?" diye sordu.

Gölge birkaç saniyenin ardından gözlerini kaçırdı. Dilini dudağının kenarında gezdirerek sessiz kaldı. Veyla adamı tekrar ittirse de gücü sektiği için kendisi geriledi ama sinirle omzuna vurup "Benden bunu isteyecek!" diye bağırdı. Konsey'den, planlardan bahsetmeden ne yapmak zorunda olduğunu anlatmaya çalışıyordu. Çaresizce Gölge'yi vazgeçirmeye çalışıyordu.

Gölge, gözlerini Veyla'ya çevirip "Sen yapabilecek misin?" diye sordu. "Eğer böyle bir şey isterse."

Veyla, var gücüyle "Bunu mu istiyorsun?" diye bağırdı. "Niyetin bu mu? Bunu yapmak zorunda kalmamı mı istiyorsun?" deyip peşi sıra uyguladığı kontrolsüz güçlerle Gölge'yi ittirmeye, çekiştirmeye ve sarsmaya çalıştı. Gölge, sinir krizi yaşayan kadının bileklerinden tutarak kendisine çekerken "Hayır!" diye bağırdı. "Bana soruyorsun tek engel benmişim gibi, bu yüzden sordum!"

Veyla soluk soluğa bir hayli yakın olduğu Gölge'ye bakarken siniri biraz olsun yatıştı. Gölge de daha sakin bir sesle, "Sen gerçekten istemediğin sürece hiçbir zorundalığın sana dokunmamı sağlayamaz." dedi.

Veyla, "Farkı nasıl anlayacaksın?" diye sordu. Ya bunu bir gün denemek zorunda kalırsa, diye endişe ediyordu.

Gölge, "Bedenini tanıyorum." dediğinde Veyla garipseyerek baktı. Gölge 'hiç garipseme' der gibi başını onaylar şekilde salladı. "Beni istediğinde nasıl olduğunu biliyorum."

Veyla bileklerini çekti ama uzaklaşmadı, parmak uçlarında yükselerek yüzlerini yakınlaştırdı ve dişleri arasından "Seni hiçbir zaman istemedim." dedi.

Gölge, kadının güzel yüzüne bakarken "Dediğin gibi olsun." dedi. Kadın zaten sinir krizi geçiriyordu, daha fazla üstüne gitmeyecekti.

Veyla, "Yine de olmaz!" diye bağırdı. "Evlenemeyiz Gölge." derken ellerini saçlarına götürüp sinirle çekiştirdi. Tüm bu olanlara inanamıyordu. Bir günlüğüne bile olsa yerinde olmayı dilediği Kraliçe, kendisiydi. İlk fark ettiğinde gelen o şaşkın heyecanın, yerini hızla korkuya bırakmış olmasından nefret ediyordu ama durum buydu. Gölge'nin bir başkasıyla evlenmesine bile katlanabilirdi ama ona Kraliçesi olarak ihanet etmek...

Adamın kuyruğuna mı basmalıydı yoksa suyuna mı gitmeliydi, bilmiyordu ama adamın her neden yapıyorsa, iyimser niyetlerle yapmadığını düşünüyordu. İyimser ne sebep olabilirdi ki? Sebebi neyse, Veyla'ya zarar vermekti ve niye bu yolu seçtiğini gerçekten anlayamıyordu.

"Nasıl kardeşine âşık bir kadının sana vadedilmesini hazmedebiliyorsun?"

Gölge'nin göz bebekleri öfkeyle büyürken burnundan soludu. Morla aydınlanan odanın ışıkları maviye dönerken ışıklar gidip gelmeye başladı. Veyla, adamın da sinir krizi yaşamak üzereymiş gibi baktığını gördüğünde gururuna dokunabildiğini düşünüp buradan devam etti. "Nasıl kardeşinle evlenmek isteyen bir kadını halkına Kraliçe edeceksin? Nasıl halkının sana mutlak surette ihanet edecek düşmanını sevmesine müsaade edeceksin? Tüm bunları nasıl hazmedeceksin?"

Gölge yüzlerini yakınlaştırırken gerginlikten mimikleri titreyen yüzünde yavaşça sırıttı. Veyla yine de, babasına baktığı gibi bakmadığını düşündü. Veyla'nın da ilk geldiği zamanlarda maruz kaldığı, bugün Drithar'a bakarken şahit olduğu o nefret, şu anda, zemin altlarında titrerken bile yoktu. Veyla dudağının kenarını kemirerek baktı. Gerçekten artık o kadar nefret etmiyor olabilir miydi?

Gölge bağırmadan ama her harfte ayrı bir öfke kusarak "Mis gibi de hazmedeceğim." dedi. "Başka sorun varsa hemen cevaplayayım."

Veyla, çaresizce "Ben Yıldat'ı seviyorum!" diye bağırdığında Gölge yumruğunu kaldırarak soluna doğru dönüp dolaba geçirdi. Kırdığı dolap kapağının ardından yumruğu duvara kadar ulaştı. Eli tahtaların arasında kalırken Veyla, kanın bulaştığı parçalara baktı. Yüzü buruşur gibi olurken Gölge canı hiç yanmamış gibi hızla elini çekip Veyla'ya döndü. "Sevmeyeceksin!"

Veyla gözlerini adamın elinden güçlükle aldıktan sonra söylediği şeyi fark etti ve isterik bir şekilde güldü. "Sevmeyecek miyim?"

Gölge yeniden yüzlerini yakınlaştırıp "Evet!" diye bağırdı. "O sevgiyi kalbinden söküp atacaksın."

Veyla, "Beni sev!" diye bağırdığında Gölge'nin kaşları yavaşça kalktı. Yüzünü hafifçe geri çekerken "Ne diyorsun?" diye sordu.

Veyla yeniden isterik bir şekilde güldü. Bu söylediği, kendi canını yakıyordu ama bunun pahasına söyledi. "Desem, beni sevebilir misin?"

Gölge yutkundu. Sonsuza dek süren, birkaç eziyet verici saniye boyunca gözleri birbirinde kaldı. En sonunda Gölge'nin yüzü yeniden sinirle kasılırken ellerini ensesine götürerek sağına döndü. Veyla da aksi yöne dönerken nefesini üfledi. Dolaba doğru bakarken "Bir kalbe sen bile emredemezsin Kral." dedi.

Gölge gözlerini sımsıkı yumarken "Biliyorum." dedi. Kendi kalbine hükmedemiyordu.

Veyla da hafifçe güldükten sonra yine kızaran gözleriyle Gölge'ye baktı. "Sana ihanet ederim."

Gölge gözlerini açmadan "Bunu ilk günden beri söylüyorsun." dedi.

Veyla başını iki yana sallarken asıl kastettiğini dile getirmek için "Seni aldatırım." dedi. Gölge'nin gözleri hızla aralanırken Veyla'ya döndü. Ellerini ensesinden indirirken "Ne dedin sen?" diye sordu.

Veyla hafifçe omuz silkti. Adamın vazgeçmesi için aklına gelen tüm yolları deniyordu. "Gider Yıldat'la seni alda..."

Bir saniye sonra duvara varmışlardı. Veyla başının ve sırtının acıyla duvara çarpmasını bekledi ama bu öfkesine rağmen Gölge bir elini kadının kafasının ardından duvara yaslamışken diğer eliyle belini tutmuş, kendisine çekmişti. Alınları birbirine değecek kadar yakınlarken Gölge, "Bana kardeşimi öldürtme!" diye bağırdı.

Veyla yutkunarak sessiz kaldı. İkisinin de gözleri sımsıkı kapanmıştı. Alınları temas içerisindeyken Gölge yavaşça burnunu, kadının burnuna doğru sürttü ve dudağına doğru "Nasıl ki ruhunun mutlak ihanetine kabulüm..." dedi. Veyla ellerini ardındaki duvara yasladı ve dudağının kenarını ısırdı. Gölge de neredeyse fısıldayarak cümlesine devam etti. "... bedenin de sadakatle bana ait artık."

Veyla da "Ben kimsenin değilim." diye fısıldadığında Gölge yavaşça elini Veyla'nın başının ardından çekti. Veyla'nın başı duvara yaslanırken Gölge başını sağa doğru eğerek kadının dudaklarına biraz daha yakınlaştı. Elini Veyla'nın yüzünün yanından duvara yasladı. Dudaklarını, dudaklarına değdirerek kadının yanağına yöneldiğinde Veyla titrek bir nefes aldı. Yanağının da ardından kulağına vardı. Kulağına temas ederek "Sakın beni deneme." dedi.

Veyla gözlerini kırpıştırarak aralarken böyle bir anda bile her zerresiyle adamı arzuladığına inanamıyordu. Tek sorun babasının, Konsey'in bunu emredecek olması değildi ki! En başta Veyla kendi iradesine güvenmiyordu.

Korkusundan güç almaya çalışarak ellerini vücutları arasında Gölge'nin göğsüne doğru götürmeye başladı ama oldukça yavaştı. Sanki adamı ittirmek üzere değilmiş de, dokunmaya çalışıyormuş gibi gözükecek kadar yavaştı. Gölge de bu temasla arzuyla titrerken Veyla en sonunda adamı ittirebildi. Gölge ellerini Veyla'dan çekerek iki yanında kaldırıp öyle geriledi.

Veyla, "Bunu sırf Yıldat'la benim canımı yakmak için yapıyorsun." dediğinde Gölge ellerini indirdi. Cevap vermeden gömleğinin düğmelerini çözmeye başladı. Veyla'nın gözleri irileşirken "Ne yapıyorsun?" diye sordu. Gölge odanın içerisindeki lavaboya yönelirken "Konuşulacak bir şey kalmadı." dedi. Suyun altına girmek, gerginliğinden olabildiğince kurtulmaya çalışmak istiyordu. Kadının sadece lafzen söylemesi bile delirmesine yetmişti. Öyle bir şeye kalkışırsa ne hale geleceğini tahmin bile edemiyordu ama şakası yoktu. Öyle bir durumda, Yıldat'ı gerçekten öldürebilirdi. Bunu bilen Yıldat ve Veyla da, bunu yapmazdı.

Veyla da peşinden yönelirken "Ben hala konuşuyorum!" dediğinde Gölge kapıyı açmıştı ve kapatmadan önce Veyla'ya dönmüştü. Yine yüzüne kapatacak gibi olduğunda Veyla'nın gözleri büyüyle ışıldarken Gölge de duraksadı ve kapıyı tekrar açarken "Yüzüne kapatmamı istemiyorsan, kaybol." dedi.

Veyla, adamın üslubu yüzünden yeni bir sinir krizine girecekken Gölge kapıdan elini çekip düğmelerini çözdüğü gömleği vücudundan çıkarıp yere attı. Veyla adamın gözlerine bakmaya devam etme gayreti gösterirken Gölge'nin elleri pantolonuna gitti. "Duş alacağım Veyla." dedikten sonra kapıyı boşverip küvete yöneldi.

Veyla da peşinden girerken "Birkaç dakika sonra al." diye ısrar etti ama o sıra Gölge pantolonunu çıkartıyordu. Veyla her an görebileceği bir görüntüye hazır olmak ister gibi ellerini gözlerinin önünde kaldırmak üzere yakın tutarken Gölge kadının çabasına karşı gözlerini devirdi. "Sanki görmediğin bir şey."

Daha önce Gölge'yi çıplak bir şekilde görmüştü. Veyla'nın yüzü utanarak kızardığında Gölge'nin gözleri kadının yüzünde kaldı. Baksırını indirmeden önce duraksamıştı. Yüzünde yavaş bir gülümseme belirirken "Ne çok halin var senin öyle?" dedi. Veyla anlayamayarak baktığında Gölge çenesinin ucuyla kadının yüzünü gösterdi. Utanmış kelebek, Gölge'nin kadını daha da arzulamasını sağlıyordu.

Veyla, üfledikten sonra "Cevap ver." dedi ve ellerini gözlerine yasladı. Gölge de utandığını fark ettiğine göre artık saklaması gereken bir şey yoktu. Gölge baksırını indirdikten sonra Veyla'yı izleyerek suyu açtı. Küvete girerken "Soru neydi bebeğim?" diye sordu.

Bir süre sonra 'bebeğim' kelimesini ilk defa duyduğu için şaşıran ve heyecanlanan Veyla, ellerini gözlerinden çekerek "Bebeğim mi?" diye sorduğunda Gölge, gördüklerinden sonra kadının yüzünde oluşan ifadeye güldü. Su taneleri adamın vücudundan akıp da gülüşünü bile ıslatırken, tenine değen her damla sanki güzelliğini süslüyordu. Veyla'nın irileşmiş gözleri hızla tekrar adamın gözlerini buldu. "Senden nefret ediyorum!"

Gölge ıslanan saçlarında ellerini gezdirirken kol ve omuz kaslarının daha da belirginleşmesini sağlıyordu. Veyla'nın gördüğü kadarıyla, adam şu an bir arzu içerisindeydi. Söylemese de olurdu, aşağılarda olan bir şey, Veyla'ya yeterli cevabı veriyordu.

Gölge, ellerini saçlarından çekip dudağındaki su tanelerini yaladıktan sonra "Böyle söylemen bana haz veriyor." dedi.

Veyla sinirle inleyip ardına döndükten sonra hızla banyodan çıktı. Gölge'nin sinir bozucu gülüş seslerini duyarak kapıya vardı ve çıktığı gibi sırtını kapıya yasladı. Elleri göğsünde giderken yutkunarak gözlerini kapattı. Konsey ve babası 'Sakın Gölge'yle yakınlaşma' dese bile, içindeki bu arzuya yenilebilirdi. Üstelik... Gerçekten engel olamazsa Kral'ın çok daha yakınında olacaktı. Kraliçesi olacaktı!

Bir süre sonra babasının odasındaydı. Belki de odasına gitmeli, babası onun yanına gelene kadar uzak durmalıydı ama bizzat gitmişti. Buna şaşırmış olan babasının karşısındaydı. Göz göze kalmaktan bile korkarken dudaklarına cesaret veren şey, Hain Kraliçe olma korkusuydu.

"Reddetmelisin."

Drithar, kızının cesaretini anlayamayarak güldü. "Ne?"

Veyla çaresizce havada ellerini savuştururken "Bu bir hata." dedi. "Gölge, benden nefret ediyor. Asla sandığınız gibi bir durum olmayacak. Şu an beni kendisine hapsediyor. Varis sahibi falan olmayacağız, Yıldat'la evlenmeme de engel oluyor, dibinde tuttuğu bir düşmanı olacağım sadece."

Drithar tahtından kalktı. Veyla'ya yaklaşmak için attığı her adımında, Veyla da bir adım geri çekiliyordu. Gülümseyerek "Benim kızım," dedi. "Sen niye o tatlı aklını böyle şeylere yoruyorsun? Sen karar veren değil, kararları uygulayansın."

Veyla'nın sırtı duvara değdiğinde Drithar da karşısına vardı. Elini yavaşça kaldırdığında ikisinin de gözleri eline döndü. Eli bir pençeye dönerken Veyla nefesini tutmuştu. Pençesini Veyla'nın boğazına doğru uzattığında Veyla olabildiğince gerilemek umuduyla başını da duvara yasladı ve kızarık gözlerle baktı. Ağlamaya çalışan gözlerine mani olma gayretindeydi. Korku dışında onda hiçbir duygu bırakmamışlardı, Veyla da ancak korkarken özgürdü. Başka duygularını gösterirse, daha Nixsus'a dönmeden bile önce onu düzeltirlerdi.

Pençesini Veyla'nın boğazına nazikçe doladıktan sonra bir anda sıktı. Veyla'nın dudaklarından boğuk bir ses gelirken Veyla'yı kendisine çekti. Vücudunun geri kalanını henüz dönüştürmemişti ama tek bir pençesi bile Veyla'nın nefesini kesmeye yetmişti.

"Gölge Kral Karanir, seninle evlenmek istiyor. Ben de bu başarını kutlamak için anneni görmene müsaade etmeyi düşünmüştüm ama sen..."

Veyla nefes alamıyor olsa bile gözleri irileşip de kaşlarını inip kalkarken başını iki yana sallamaya çalıştı. Boğuk bir şekilde "Lütfen..." dedi. Kelime dudaklarından anlaşılır bir şekilde çıkmamıştı ama babası anladı. Kızının yalvarışlarına çok şahit olmuştu, biliyordu.

"Annen de seni özlemiş olmalı ama yaramaz kızının isyankârlığı yüzünden bir süre daha katlanmak zorunda kalacak."

Veyla, hiç temas etmek istemese de ellerini Drithar'ın boğazını sıkan pençesine getirdi ve yeniden "Görmek..." dedikten sonra konuşurken acıyan boğazı yüzünden yüzünü buruşturdu. Yine de gayretle "... istiyorum." dediğinde Drithar kadının boğazını daha da sıkarak güldü. "Sen o şansı kaybettin."

Veyla'nın yüzü iyice kızarırken gözleri kaymaya başladığında Drithar elini çekip bir adım geriledi ve Veyla ellerini boğazına götürerek yere düştü. "Sen bir uslu bir çocuk olup Gölge Kral'ın varisine hamile olduğunu söylediğinde, anneni görmene izin vereceğim."

Veyla elleri yüzüne götürüp yerde kalırken "Beni sevmeyecek." dedi. Sesinin titremesini, boğazının hala acıyor olmasına yormasını umdu. Boğazı saniyeler içerisinde iyileşmişti ama sesini titreten hisleri, hiç iyileşmiyordu. "Hiçbir zaman, sevmeyecek."

Drithar, "Sevmese de olur." dedikten sonra kızının kolundan sertçe tutup kaldırdı ve Veyla'yı duvara ittirdi. Veyla'nın yüzü hafifçe buruşurken babası da gittikçe şekil değiştiriyordu. O bakmaya korktuğu yüzünün kıllı bir Luna'ya dönüşünü izlerken başını ve ellerini de duvara yasladı. Babasının boyu git gide artmaya ve vücudu genişlemeye başladığında Veyla gözlerimi sımsıkı kapattı. Çok geçmeden bir parmak şıklatma duydu. Ağlar gibi gözlerini araladığında babası artık sadece ruhuyla değil, vücuduyla da bir canavara dönüşmüştü. "Seninle sevişse yeter."

Veyla, "Lütfen yapma." dedi. "Saltar'la bile evlenirim ama onunla evlenmemi isteme."

Drithar, o canavar suratında gülümseyerek baktıktan sonra "Yere otur." dedi. Veyla başını iki yana sallayarak "Lütfen." dediğinde babası "Yere otur!" diye kükredi. Veyla yerinde sıçrarken hızla gözlerini kaçırdı ve ardına dönerek yere oturdu. "Sırtını aç."

Veyla'nın başı eğilirken dudaklarından kaçmaya çalışan hıçkırıklara mani olmak zordu. Sadece korkuyla çığlık atmasına izin verilirdi, ağlayamazdı. Titreyen elleri kısa deri ceketine gitti. Fermuarı açarken çatılmış kaşları altında gözlerini sımsıkı kapattı.

Fermuarını açtığı deri ceketini üstünden çıkartacağı sırada babası bir Luna misali hırıltılı sesiyle "Dur." dedi. "Kalk ayağa." derken sesi normale dönmüştü. Veyla gözlerini aralarken babası hızla kızının kolundan tutarak kaldırdı ve kendisine çevirdi. Veyla'nın dehşet düşmüş yüzünü yanaklarından kavrayarak iki yana sarsıp "Hemen kendine gel." dedi. "Gölge, geliyor." derken kameralara bakıyordu. Veyla sessiz kaldığında, "Çabuk!" diye bağırdı. Odasının etrafında, Azrit kulakları yanıltacak titreşimler ve ses dalgaları yollayan bir teknolojiye sahipti. Ses büyüsü için Terra'ya ihtiyaç duyulurdu ama gizlenilme ihtiyacını Nixsus'un sağladığı teknolojiyle gidermeye çalışıyordu. Nixsus'tan aldığı teknolojileri gözle direkt görülebilecek şekilde kullanmazdı yoksa, işbirlikleri belli oluyordu. O titreşimler sayesinde Gölge dışarıdan duyamıyor olmalıydı ama yine de geliyordu. Hem de hızlı adımlarla. Yoksa duymuş muydu?

Veyla hala kendisine gelemediğinde Drithar kollarından tutarak sarstı ve "Kendine gel." dedi. "Tüm bunların hesabını sana soracağım ama şu an kendine geleceksin."

Veyla sesini temizleyerek başını onaylar şekilde salladı. Elleriyle yüzünü sıvazlayarak birkaç adım geriledi ve derin nefesler alıp verdi. Hiçbir zaman bir an önce kendisine gelmesi gerekmemişti, hep zaten yeterince kötü olması için yapardı. Ellerini yüzünden çekip saçlarını düzelttikten sonra tavandan sarkan kamera görüntülerine baktı. Drithar'ın kapıdaki askerleri önce Drithar'a sormak için Gölge'nin önüne geçti ve bir saniye içerisinde hepsi yere yığılmıştı. Drithar, kameraların gizlenmesini sağlamak için tuşa basarken Gölge de gürültüyle kapıyı açmıştı. Veyla yutkunarak Gölge koridoru aştıktan sonra odaya gireceği yere baktı.

Gölge göründüğünde Drithar da kızının önüne geçerek yüzüne bir gülümseme yerleştirdi ve "Gölge Kral..." diyerek ellerini Gölge'ye uzattı.

Gölge, "Askerlerine söyle, bir daha önüme geçerlerse bayılmaz, ölürler." dediğinde Drithar, "Ben uyaracağım." dedi. "Zaten biz de tam senden konuşuyorduk. Yarının detaylarını belirlemedik. Özel bir isteğin..." derken Gölge'nin durduğu yerde Veyla'ya baktığını fark etti. Sesini temizleyerek Veyla'ya döndü ve "Kızım sen odana geç." dedi. "Biz iki Kral, biraz sohbet edelim."

Veyla, gözlerini Gölge'den uzakta tutarak hareketlendi. Babasının yanından geçtikten sonra Gölge'nin ardındaki koridora yöneldi. Gölge'nin de yanından geçip gideceği sırada Gölge kolundan tutarak durdurdu. Vücutları aksi yönlere dönük bir şekilde yan yanalarken Gölge, "Bana bak." dedi.

Veyla ileriye bakmaya devam ettiğinde Gölge diğer elini kadının çenesine götürdü ve yavaşça kendisine çevirdi. Veyla ifadesiz tutmaya çalıştığı gözlerini Gölge'ye çevirdi. Başardığını da varsayıyordu. En sonun yanından ayrıldığında adama öfkeyle bakmıştı ve şimdi de öfkeli, gergin gözüküyor olmalıydı, adam bir fark anlayamazdı. Kaldı ki, anlasa ne olacaktı ki? Drithar gizlemek istedi diye, Veyla da gizlemeye çalışıyordu.

Gölge'nin gözleri kadının gözlerinde gezindi. Duştan kurulanmadan çıkmıştı, saçlarından hala ara ara sular damlarken üstüne geçirdiği kıyafetleri de yer yer ıslanmış, kaslı vücuduna yapışmıştı. Kadını yalnız bıraktığını, hatırlayıp hızla duştan çıkmıştı ve Drithar'ın hala odasında olduğunu öğrenip buraya gelmişti. Şimdi de boşu boşuna gelmediğini maalesef ki görüyordu. Söylediği gibi kadının bedenini tanımaya başlamıştı. Kadının acısını en çok görenlerden ve aslında, en çok yakanlardan da biriydi. Artık kadını acısından, korkusundan tanıyabiliyordu. Bir yanı da... Hissediyordu. Kadın üzüldüğünde, Gölge de üzgün hissediyor, anlayabiliyordu.

Gölge kadının çenesini ve kolunu bırakırken yavaşça başını ve gözlerini Drithar'a çevirdi. Veyla da yoluna devam ederken Drithar doğal davranmaya çalışarak gülümsedi ama adamın bakışlarının farkındaydı. Adamın gözlerinde şimşekler çakıyordu. Veyla odadan çıktığında Drithar elini yeniden Gölge'ye doğru uzatarak yaklaştı. "Güzel bir anlaşmaydı."

Gölge de elini sıkacakmış gibi uzanarak yaklaştı. Drithar'ın elini tuttuğu gibi aşağıya doğru çekti. Drithar iki büklüm olurken Gölge adamın omzuna doğru eğildi ve "Dönüş." dedi.

Drithar anlayamayarak ve acıyla "Ne?" diye sorduğunda Gölge "Dönüş!" diye bağırdı. Drithar korkuyla "Askerler!" diye seslenirken Gölge adamın kulağından çekilip diğer eliyle de boğazını tuttu. Adamın sesi ve nefesi kesilirken ayakları da yerden yükseldi. Gölge hızla kızaran adamın yüzüne doğru "Dönüş lan!" diye bağırdı.

Drithar dönüşmeye başlamak zorunda kalınca adamı yere indirdi ve boğazını bıraktı. Kolunu hala tutmaya devam ediyordu. Drithar, "Neden yapıyorsun? Niye?" diye sorsa da sözünü dinlemek zorunda kalmıştı. Gölge duymasın diye açtığı teknoloji, askerlerinin de duymasına engel oluyordu. Adamla savaşmak istemezdi, bu mutlak ölüm, anlamına gelirdi ama adamın niyetini de tam olarak anlayamıyordu. Drithar'ı öldürmek için buraya gelmiş olsa, bu kadar oyun, planla neden uğraşırdı ki? Vaatten bile önce, gördükleri an öldürebilirdi. Ya da şu an öldürme niyeti varsa, niye dönüşmesini isteyerek bekliyordu ki? Drithar hiçbir şey anlayamıyordu ama adamın öfkesinin, Veyla'nın haline baktıktan sonra arttığını anlayabilmişti.

Drithar'ın dönüşümü tamamlanınca Gölge boşta olan elini beline götürdü. Kemerine takılı kısa bıçağı aldıktan sonra havayı delerek savurdu. Bıçağın katları metalik bir gürültüyle açılırken Drithar "Hayır!" diye bağıramadan kılıç haline gelmiş bıçağı adamın pençesine geçirdi.

Drithar acıyla bağırırken pençesi Gölge'nin elinde kalmıştı. Gölge pençeyi bir kenara attığında Drithar diğer pençesiyle kanlar fışkıran bileğini tutarak birkaç adım gerilemeye çalıştı. Gölge diğer elinden de tuttuğu gibi Dritha "Hayır, lütfen! Niye yapıyorsun?" diye bağırmaya başladı. "Bırak! Hepimizin sonu olurum. Hepimizi okyanus altında bırakırım!"

Gölge, "Kes lan sesini!" diyerek kılıcını yeniden savurdu. Drithar'ın acı bağırışları eşliğinde adamın diğer pençesini de bileğinden kesti. Drithar "Hayır!" diye bağırarak iki büklüm olurken Gölge elindeki pençeyi bırakmadı.

Drithar eğik bükük halde bir sağa bir sola telaşla yönelirken "Hayır, olamaz." deyip durarak kanlar fışkıran bileklerine bakıyordu. Ani bir şekilde ölmediği sürece iyileşebilen bir Xalia'ydı ama uzuvları kendisini yenileyemezdi ve pençeleri sahip olduğu en büyük güçtü.

Gölge adamın arkasına geçip bacaklarına tekme attığında Drithar diz çökerek düştü. Yüzü de yere çarpacağı sırada Gölge adamın Xalia olduğunda geniş, dönüştüğünde ise cüssesi yüzünden sıkılaşan kıyafetinin ensesinden tutarak çekti ve diz üstü oturmasını sağladı. Drithar, "Niye yapıyorsun?" diye bağırarak sorduğunda Gölge pençeyi havaya kaldırıyordu. Eli havadayken Drithar'ın sırtına bakarak "Sen neden yaptın?" diye sordu.

Drithar, karşısındaki aynanın yansımasından Gölge'ye korkuyla bakarak başını iki yana salladı. "Anlamıyorum."

Gölge, "Neden yaptın ulan?" diye bağırarak Drithar'ın pençesini, Drithar'ın sırtına indirdiğinde adam acıyla inleyerek kendisini öne doğru attı ama Gölge yeniden ensesinden tutarak doğrulttu. "Söyle! Veyla'ya neler yaptın, niye yaptın, anlat!"

Gölge bir kere daha pençeyi sırtına geçirdikten sonra doğrulmasını sağladı. Sırtından kanlar fışkırıyordu. Drithar inlemeleri arasından "O benim kızım!" diye bağırdı. "Sözümü dinlesin istedim. Benim sayemde onunla evlenebiliyorsun!"

Gölge "Ve sen de onun sayesinde hayattasın orospu çocuğu!" dedikten sonra bir kere daha pençeyi geçirdi. Ve bir kere daha, ve bir kere daha. Öfkeden gözü deliye dönmüştü. Belli bir yerden sonra Drithar'ı doğrultmayı bıraktı ve yere yığılmış bedeninin üstüne eğilerek darbelerini sürdürdü.

Drithar ardına götürmeye çalıştığı eli kadar titreyen sesiyle "Yeter, lütfen..." dedi.

Gölge adamın karnını tekmeleyerek sırt üstü uzanmasını sağladıktan sonra eğilip yakasından tutarak kaldırdı. "Ona neler yaptın?"

Drithar korkuyla bakmak dışında sessiz kaldığında Gölge "Anlat!" diye bağırdı. "Anlat ulan, anlat. Canını ne kadar yaktın?"

Drithar sessiz kaldığında Gölge onu tahtına doğru fırlattı. Bir saniye geçmeden Azrit hızıyla yanına vardı ve okyanusa bakan cama yolladı. Drithar kanayan bileklerini yere yaslayarak doğrulmaya çalıştığında Gölge yine yanına varmıştı. Adamın yakasından tutarak kaldırdı ve sertçe cama yasladı. "Anlat, hepimizi okyanusun altında asıl ben bırakırım."

Drithar, nefes nefese "Bu kadar!" diye bağırdı. "Sözümü dinlemedikçe, canını yaktım. Bu kadar!"

Gölge'nin sesi güçsüzleşirken "Nasıl?" diye sordu. Yüzü buruşup yutkunduktan sonra "Nasıl yaktın canını?" diye sordu.

Drithar, "Bana yaptığından daha fazlası değil." dedi. "Yemin ederim, sadece bu kadar!"

Gölge "Sadece mi lan!" diye kükreyerek Drithar'ın sırtının yine cama çarpmasını sağladı. Drithar, "Başka bir şey yok! Ne olur, bırak!" diye bağırdı. Adamın gözü dönmüştü, şu ana kadar öldürmediyse belli ki öldürmemeye çalışıyordu. Veyla sayesinde yaşıyorsun, demişti. Veyla ne sanarsa sansın, Drithar görebiliyordu. Adam, Veyla'yı seviyordu. Konsey de bahsetmiş, buna dair birçok emare olduğunu söylemişti ama şimdi Drithar kendi gözleriyle görüyordu. Tüm bunları elbette Konsey'e raporlayacaktı ama bunun için hayatta kalması lazımdı ve Gölge'nin bir anlık öfkesinin kurbanı olmak istemiyordu.

"Niye temastan korkuyor?"

Drithar, "Benimle ilgisi yok!" dediğinde Gölge adamın boğazını sıkarak "Doğru söyle lan!" diye soludu. "Kıza kim dokundu? Kim nasıl dokundu? Söyle, senin gırtlağını sökerim." derken bunu yapabilecek gücü olduğunu hatırlatmak isteyerek boğazını biraz daha sıktı ve Drithar boğuk inlemelerle çırpınmaya başladı.

Konuşabilmesi için boğazını gevşettiğinde Drithar derin ve hırıltılı nefesler alarak kendisine gelmeye çalıştı. Gölge adamı sarsıp "Hadi!" diye bağırdı.

Drithar başını iki yana salladı. "Ne demek istiyorsun?"

Gölge yutkunduktan sonra birkaç nefes verdi. En sonunda gergin dudağını yalayıp zar zor topladığı cesaretle sordu. "Biri ona zorla mı dokundu?"

Yüzü, midesi sadece bulanmak değil, kasılmakla buruşurken "Sen mi?" diye sordu.

Drithar hızla "Hayır!" diye bağırdı. "Sandığın gibi bir şey asla olmadı!"

Gölge rahatlamadan önce emin olmak isteyerek adama bakmaya devam etti. Gözü öyle dönmüştü ki, gördüklerini sağlıklı bir şekilde yorumlayabileceğinden de emin değildi ama Drithar yalan söylemiyormuş gibi bakıyordu. "Böyle güçlü bir Xalia olabilsin diye bir sürü eğitimden geçti."

Gölge kaşlarını kaldırdığında Drithar, Konsey'i araya katmadan Veyla'nın başına gelenleri nasıl anlatabileceğini düşündü ve çaresizlikle çırpındı. "Sınırları zorlandı, her türlü tehlikeden sağ kurtulsun diye türlü türlü eğitimler aldı."

Gölge'nin gözleri kısıldığında düşünceli bakışlarının sebebi, Veyla'nın yaşamış olabilecekleriydi. Kendisi, küçük yaşından itibaren, birçok deneyden, eğitimden, işkenceden geçmiş, sağ kurtulmuştu ama anıları hala onunlaydı. Bir süredir, hala onunlaydı. Geçmişinde, kim olduğunu hatırlayamadığı bir dönemi vardı, Veyla'nın söylediklerine ihtimal vermesi de bu yüzdendi. Kendisi de yaşamıştı. Şimdi de Veyla'nın, bizzat babası yüzünden böyle zorlu bir süreçten geçtiğini öğreniyordu. Babası, Konsey'i katmadan anlatmayı başarmıştı. Konsey'i katsa, Gölge tahmin etmeye çalışırken çok daha karamsar olurdu ama bu haliyle bile Veyla için, içi sızlamıştı.

Gölge, pürüzlü sesiyle "Ne zamandan beri?" diye sordu. Bağırmamıştı, hala bu adamı öldürebilecek ya da Veyla için öldürmeyecek güce sahipti ama Veyla'nın yaşamış olabileceklerini düşündükçe, sesine de, yüz ifadesine de bakışlarına da sahip olamıyordu.

Drithar, yalan söylerse bedelini canıyla ödeyebileceğinin farkında olduğu için "Küçük yaşlarından beri." dedi.

Gölge, "Kaç yaşından beri?" diye ısrarla sordu.

Drithar, "Neredeyse on." dediğinde Gölge isterik sırıtışında alt dudağını ısırdı. Drithar, adamın bu bakışlarından daha da korkarken "İstediğin her soruyu cevapladım, bırak beni!" dedi.

Gölge, adamı çekip yeniden sert bir şekilde cama vurduktan sonra odanın ortasına doğru fırlattı. Drithar yerde doğrulmaya çalışırken Gölge yanına vardı. Adamı kendisine çevirerek kaldırdıktan sonra "Sana yemin ediyorum." diye soluduktan sonra adamın yüzüne yumruğu geçirip "Sana yemin ediyorum!" diye bağırdı. Saltar'ın kanlı dişleri yere saçıldı. "Bir gün seni öldüreceğim ve sen çığlık bile atamayacaksın."

Drithar ağzındaki kanı sağına doğru tükürdükten sonra zorlanarak "Ona âşık oldun, değil mi?" diye sordu.

Gölge, göğsünde bir yanma eşliğinde birkaç saniye es verdi. Gözleriyle cevap verse de dudakları sustu. Drithar gülecek gibi olduğunda Gölge harekete geçerek elini adamın ağzına soktu ve dilini yakaladı. Drithar'ın gözleri olabildiğince irileşirken yere değen ayakuçlarıyla kendisini geriye ittirmeye çalıştı. "Bir daha..." dedikten sonra hala adamın pençesini tuttuğu elinin tersiyle adamın vücudunu ittirirken dilini hızla kendisine çekti. Adamın bağırışı da böylelikle boğuklaşırken adamı bıraktı. Drithar yere doğru eğilirken kesik bileklerini götürdüğü ağzından oluk oluk kan akıyordu. Gölge dilini adama doğru atarken "Veyla'ya kükreyemeyeceksin!" dedikten sonra adamın kolundan tutarak vücudunu doğrulttu. Adam acılar içerisinde kıvrandığı için eğilmeye çalışırken boynunu kavrayarak yüzünü kaldırmasını sağladı.

Adamın acı yüzünden yaşlanmış gözlerine bakarken "O gözlerini bile üstünde görürsem oyarım." dedikten sonra yavaşça sırıttı. "Şimdi neden oymuyorum biliyor musun? Seni öldüreceğim gün beni görmeni istiyorum."

Drithar yalvarır gibi başını iki yana salladığında Gölge de adamın kolunu bıraktı ve Drithar yere yığıldı. Odaya geldiğinde Drithar'ın uzattığı ele ancak dönüş yaptı. Elindeki kopuk pençeyle el sıkışır gibi yaparak "Evet, güzel anlaşmaydı." dedikten sonra pençesini adamın suratına doğru attı. "Gözlerini onun üstünde görürsem, belanı sikerim. Şimdi de savaş mı başlatıyorsun, sikik sikik boyun mu eğiyorsun. Ne yapıyorsan yap ama seçiminin sonuçlarına katlanacağını unutma."

Drithar boğuk seslerle alnını yere yaslayıp için için ağlarken Gölge de kapıya yöneldi. Kapıdan çıktığında kan revan içerisindeki bedenine baktılar. Yüzü dâhil, her yerine Drithar'ın kanı bulaşmıştı. Duvara sinmiş askerlerin arasından ilerlerken başparmağıyla omzunun ardını gösterdi. "Benden size küçük bir öneri, ölmesin istiyorsanız Kral'ınıza bir bakın."

**

Veyla, çektiği şifonyerin ardına bakmak için duvara yaslanmıştı. Bacaklarını dizlerinden kırarak kendisine çekmiş ve sarılmıştı. Sağ yanağını dizine yaslarken soluna doğru bakıyordu. Duvardaki resme bakarken yaşlı gözleri eşliğinde gülümsüyordu. Annesi, Dahel ve Veyla. Birlikte olabildikleri tek yer burasıydı. Babası, annesini çizmelerine izin vermezdi. Onlar çizdikçe de, cezalandırdıktan sonra temizlenmesini sağlardı. Son çizişlerinin ardından Karam'dan kaçmaya çalışmışlar, Konsey'in metsanlarına yakalanmışlardı. Veyla, bu odaya bir sonraki gelişinde resmi yine bulamayacağını sanmıştı ama en son çizdikleri yerde olduğunu görmüştü. Şimdi de olduğu gibi o sefer de duvarın dibinde kalakalmış, saatlerce izlemişti. Sabah olmak üzereydi ama her katı ayrı karanlık olan bu şehrin, eksi yedinci katındayken gün ışığından bir hayli uzaktı. Perdenin ardındaki resimlerden gündüz olanı çevirebilirdi ama yerinden kalkmaya gücü yoktu. Uyuyamıyor, babasının geldiğini duyana kadar öylece resmi izliyordu. Babasının geleceğini düşünüyordu çünkü hesabını sonra soracağını söylemişti ama öyle olmasa bile Veyla bu yatağa uzanıp da uyuyabileceğini sanmıyordu. Dahel ile birlikte uyudukları, çift kişilik bir yataktı. Aslında, iki tek kişilik yatak vardı ama çocuk güçleriyle ittirmiş, birleştirmişler ve bir daha da hiç ayrı yatmamışlardı. Ta ki... Birbirlerini kaybedene kadar. Sonra geldiği her seferinde Veyla o yatakta uyuyamamış. Rüyaya değil, sadece anılara dalmıştı.

Kapı bir anda açıldığında Veyla sıçrayarak kapıya baktı. Babası gelse, koridordaki seslerden duyabileceğini sanmıştı ama belki de çok dalmıştı. Elleri hızla şifonyere giderken kapıdan gidenin Gölge olduğunu gördüğünde duraksadı. Şifonyeri ittirme çabasını bırakırken gözlerini kırpıştırdı.

"Burada ne arıyorsun?"

Gölge, yavaşça kapıyı kapatıp odaya doğru ilerlemeye başladı ama çok ilerlemeden durdu. Sessizliği boyunca gözleri Veyla'nın üstündeydi. İçinden şimdi yanına gitmek, ellerinden tutarak kaldırmak ve sımsıkı sarılmak geliyordu. Sadece Veyla'nın kendisini kaybettiği anlarda olduğu gibi değil, Gölge'nin de kendisini kaybettiği anlarda olduğu gibi. İhtiyaçla, sadece iyi etmek için değil, iyi olmak için kadına sarılmak istiyordu.

Veyla da Gölge'yi gördüğüne sevinmiş hissettiğine inanamıyordu. Babasıyla karşılaşacağını sanmasa da böyle hissedeceğini biliyordu. Mutsuz hissettiği bir an içerisindeydi ve böyle anlarda, onu bu hale getiren Gölge bile olsa adam iyi geliyordu.

Gölge sessiz kalınca Veyla yavaşça ayağa kalktı ama kalkmak için yerden destek almak zorunda kalmıştı. "Gölge?"

Gölge yutkunup dudağını yaladıktan sonra ensesini ovuşturarak "Şehri geziyordum." dedi. İnanılır gibi olmadığı için tek gözünü kısarak yüzünü buruşturmuştu.

Veyla, "Eksi yedinci kattayız." dediğinde Gölge, elini ensesinden çekip başını doğrulturken "Seni arıyordum." dedi. "Yavşak, sikik baş danışmanından odanın bu katta olduğunu öğrendim."

Veyla "Yetkiyle giriliyor." dediğinde Gölge elini havaya kaldırdı ve büyüsü parmaklarında dolaştı. Veyla birkaç saniye daha Gölge'ye baktıktan sonra iç çekerek hareketlendi ve Gölge'nin yanından geçerek kapıya yöneldi. Kapıyı geri açarken "Neden geldin, bilmiyorum ama gider misin?" diye sordu. Babası her an gelecek olmalıydı, Gölge'yi burada görmesini istemiyordu. Tüm korkularına rağmen yeniden babasını ikna etmeye çalışacaktı, aralarında bir şeyler geçtiğini düşünürse babası ikna olmazdı.

Gölge'nin Veyla'yı takip eden bakışları ve vücudu da kapıya doğru dönerken "Yer altını haritalandıracak cihaz hakkında seni bilgilendirmeye geldim." dedi. Veyla kapının dışını gösterirken "İnan, hiç umurumda değil." dedi.

Gölge, "Benimle evlenmek konusunda tartışmak istemez misin?" diye şansını denediğinde Veyla Gölge'ye değil, yere bakarak "Gitmeni isterim." dedi.

Gölge üst dudağını dişlerinin arasına alarak sıkkın bir şekilde nefesini üfledikten sonra "Biraz konuşalım." dedi.

Veyla başını kaldırıp Gölge'ye bakarken konuyu anlayamadı ama "Birazdan Drithar gelecek." dedi. "Yarın konuşuruz."

Gölge, "Drithar gelemez." diyerek yatağa yöneldi. O sıra tavandan sarkan birkaç yıldıza çarpmamak için eliyle yolu açmıştı. Veyla, 'Dur oturma' diyemeden oturup ellerini iki yanında, bedeninden geriye doğru yaslarken ayaklarını da ileri uzatıp bileklerini birbirinin üstüne attı. Gözleri Veyla'nın odasında gezinirken Veyla adamın yatağına oturmasından rahatsız olmadığını fark etti. Kendisi bile rahatsız olarak uzanıyordu ama refleks olarak 'dur' demeye yeltenmek dışında bir rahatsızlık hissetmemişti.

"Niye?" derken hala eli kapıdaydı.

Gölge, "Küçük bir kaza atlattı." derken duvarlardaki ve pencerelerdeki çizimlere bakıyordu. Veyla "Nasıl yani?" diye sorarak kapıyı kapattı ve gidesi olmadığı belli olan Gölge'ye doğru yaklaştı. Gölge gözlerini Veyla'ya çevirip "Önemli bir şey değil." dedikten sonra çizimleri, garip eşyaları gösterdi. "Ne bunlar?"

"Niye buradasın Gölge?"

Gölge, elini yeniden yatağa yasladıktan sonra sıkkın bir nefes alıp vererek Veyla'ya baktı. "Burada olmak istiyorum."

Veyla, kapalı dudaklarının ardında yanağını kemirerek bakarken adamdan daha fazla cevap alamayacağını fark etti ama bu duyduğu cevabı neye yoracağını da bilemedi. Yine de heyecanlı hissetmişti. Umudu muydu bu heyecanı veren yoksa Gölge'nin ilgili gözleri miydi, emin değildi.

Adamın, hala ıslak olduğu için ayrık tutamlar halinde alnına dökülen saç diplerinde kızarıklık görünce gözleri kısılırken göğsünde birleştirdiği kollarını çözdü ve yaklaştı. Veyla yakınlaşmaya başladığında Gölge'nin kalp ritmi atmaya başlarken ileri uzattığı bacaklarını çekip düzgünce oturdu. Veyla'nın dizleri, Gölge'nin bacaklarına değerken eli de adamın saçına doğru yükseldi. Gölge, tüm olan biteni Veyla'nın kedisi gibi izlerken kadın ne yapsa teslimmiş gibi sadece bekliyordu. Veyla adamın saçlarını geriye ittikten sonra başparmağı ile alnını ovuşturdu ve eline bulaşan kana baktı. Adam tekrar yıkanmış bile olsa, bir an önce Veyla'nın yanına dönmek için acele etmişti.

Parmağına bakarak elini çekti. "Ne bu? Ne oldu?"

Gölge, yine "Küçük bir kaza." dediğinde Veyla endişe ederek "Bu küçük kazalar Drithar'la aranızda mı geçti?" diye sordu. Gözleri irileşirken elini indirip Gölge'ye eğildi. "Onu öldürdün mü?"

Gölge, "Henüz değil." dediğinde Veyla, "Biz dönmeden öldürecek misin?" diye tekrar sordu. Gölge düşünerek etrafına bakarken "İster miydin?" diye sordu.

Veyla, "Hayır." dedi. Şu an, istemezdi. Önce kurtarmak için annesini öldürebilmeliydi ama Veyla nerede olduğunu bilmiyordu. Bu sır, babasıyla birlikte ölüme gidebilirdi.

Gölge de başını onaylar şekilde salladıktan sonra tekrar Veyla'ya baktı. "O zaman, hayır."

Veyla gergin bir şekilde dudağının kenarını kemirirken düşünceli baktığı birkaç saniyenin ardından "Niye benim istemeyeceğim bir şey yapmazmış gibi davranıyorsun?" diye sordu.

Gölge, odaya bakarken çekilmiş şifonyerin ardından görülen resmi gösterdi. "Neye bakıyordun?"

Veyla üfledikten sonra sadece keyfi istedikçe cevap veren adama tekrar sordu. "Drithar'la aranızda ne geçti?"

"Birkaç konuda anlaştık."

Veyla tedirgin oldu. "Ne konuda? Varis mi..." diye soracağı sırada Gölge nefesini üfleyerek yataktan kalkmak için doğruldu. Fazla yakın oldukları için Veyla bir adım gerilerken Gölge de şifonyere doğru yöneldi. "Arkandan iş çevirmiyorum Veyla."

"Bunu buraya gelene kadar evleneceğimizi bilmediğim adam mı söylüyor?"

Gölge hafifçe sırıtıp "En azından burada, arkandan iş çevirmiyorum." diye düzeltti.

Veyla da sorular sorarak peşinden gideceği sırada Gölge şifonyerin ardına bakmak için yanında durdu. Gölge'nin gözleri resimde gezinirken yanına kadar varmış ve kolunu tutmuş Veyla da adamın neye baktığına baktı. Elini adamın kolundan çekerken, hiçbir sınır tanımayan adama çizgi çekip durmaktan yorulduğu için yavaşça duvar dibine geçti ve tekrar yere oturdu. Gölge'nin gözleri de Veyla'ya döndü. Veyla hiçbir şey demeden bacaklarını kendisine çekip sarıldı ve sağ yanağını dizlerine yaslayıp resme bakmaya devam etti.

Gölge'nin konuşmaya devam edeceğini, resme dair bir şeyler soracağını sandı ama gözleri resimdeyken sessizlik hâkimdi. Hatta birkaç dakika sonra adamın gittiğini ama duymadığını sanmaya başlayacakken kıpırtılar duydu. Başını dizlerinden yavaşça kaldırdığında Gölge'nin yere oturuyor olduğunu gördü. Sırtını şifonyerin köşesine yaslarken ayağını Veyla'nın ayaklarının önünden yatağa doğru uzatmıştı. Sağ ayak bileğini, diğerinin üstüne yaslayıp kollarını göğsünde gevşek bir şekilde birleştirerek başını da şifonyere yasladı ve o da sessizce resme bakmaya başladı. Veyla bir süre adama baktı. Adamın varlığını garipsedi ama rahatsız hissetmedi. Aksine içi garip bir kıpırtıyla dolarken yeniden başını dizlerine yasladı ve resme baktı. Belki on, belki on beş dakika sonra "Çocukken." dedi.

Birkaç saniye sessizlik olunca 'Belki de Gölge uyumuştur' diye düşündü ama Gölge "Anlamadım?" diye sordu. "Ne çocukken?"

Veyla, "Geçmişimde kendime ait bir yer olup olmadığını sormuştun ya. En son çocukken Veyla'ydım." dedi.

Gölge'nin kaşları ilgiyle kalkarken sırlarını ve geçmişini her zaman yaptığı gibi gizlemeye çalışmak yerine tozlu kapıyı Gölge'ye aralayan Veyla'ya gülümser gibi oldu ama kısa sürdü. Duyduğunu idrak ettiğinde, kalbi Veyla için ezilmişti. 'Neredeyse on yaşına kadar', diye düşündü. 'Ancak o zamana kadar Veyla'ydın ve sonra babanın yarattığı o canavar oldun.'

"Sonra da uğursuz kelebek oldum."

Gölge, "Şimdi?" diye sorduğunda Veyla'nın gözleri bir noktada takılırken kaşları hafifçe çatıldı. Sessiz bir yutkunuşun ardından kalbi heyecanla çarptı. Gölge'nin 'şimdi' diye soruşuna şaşırmıştı. Sanki şimdi onu 'uğursuz kelebek' olarak görmüyormuş gibi... Belki de sadece soruydu, belki de daha fazlasıydı.

Veyla, "Hala 'uğursuz kelebek' diyorlar." dediğinde Gölge'nin gözleri, kadının güzel yüzünün gözüktüğü kadarındaydı. Kadının gülümser gibi olduğunu gördü ama mutlu olmadığına emindi. "Sen de öyle söylüyorsun."

Üzülmüş gibi söylemişti. Üzüldüğü başka anlarda kullandığı ses tonuna sahipti. Gölge de fark etti. Dudağını yaladıktan sonra araladığı dudakları emin olamasa da, söyledi. "Ben 'bebeğim' diyorum."

Veyla iç çekti. Adamla kavga etmek daha kolaydı. Sakin olduklarında ve her cümleyi gerçekten duyduğunda anlam yüklemek isteyen yanını durdurmakta zorlanıyordu. Söylenir gibi "Ash'e de öyle söylüyorsun." dedi.

Gölge kadının söylendiğini de fark etti. Sırıtmaya çalışan dudağının kenarını ısırdıktan sonra "Canını yakmak istedim." diye itiraf etti. Veyla'nın kaşları çatılırken başını dizinden kaldırdı ve keyifli gözüken Gölge'ye baktı.

"Niye canım yansın ki? Umurumda bile olmadı."

"Umurunda olmayan detaylara takılır mısın hep böyle?"

Veyla'nın dudakları aralanıp aralanıp kapandı. Her geri kapanışında Gölge'nin yüzünde yavaşça oluşuyor olan sırıtış genişledi. Veyla en sonunda, "Söz vermiştin." dedi. "Başkalarının seni sözünü tutan biri sanmalarına sinir oldum, o kadar."

Gölge kaşlarını kaldırıp başını onaylarken gerçek cevaptan emin olamazdı ama keyfi silinmedi. "İstemiyorsan artık söylemem."

Veyla "Ne yapıyorsan yap." diye söylenirken başını duvara yasladı ve gözlerini kaçırdı. Kadının köşeye sıkışmış gibi rahatsız hissedişini izledi. Derin bir nefes aldıktan sonra "Ayrıca sana artık 'uğursuz kelebek' değil, Kraliçe diyorlar." dedi.

Veyla'nın gözleri etrafta gezinirken "Onları susturmak yerine haklı çıkardın." dedi.

Gölge, iç çekti. "Haklılardı."

Veyla'nın gözleri adama döndü. Şüpheyle baktı. "Ne zamandır aklında bu?"

Gölge, "Bir süredir." dediğinde Veyla, "Vazgeçmeyecek misin gerçekten?" diye sordu. Gölge, "Kolay vazgeçen biri değilim." dediğinde Veyla sıkkın bir nefes aldı. Gölge kaşlarını kaldırıp indirdi ve 'yapacak bir şey yok' der gibi başını yana eğip kaldırırken gözlerini yavaşça kapatıp açtı.

Birlikte yeniden resme bakmaya devam ettiler. Gölge sormak istiyordu ama kadının cevap vermeyeceğini düşünüyordu. Bir yanı da, biraz önce küçük de olsa bir itirafta bulunduğu için şansını denemekten yanaydı. Kadın uysal olmaktan çok, yorgun gibiydi. O yüzden kavga etmemeye çalışıyor gibi gözüküyordu ve Gölge fazla üstüne gitmek istemiyordu.

Yine de merakına yenildiği için "Onlar kim?" diye sordu.

Veyla, cevap vermekle vermemek arasında kaldı. Bir süre düşündü ve zaten yeterince mahvolmuş bir halde olduğunu fark etti. Hiçbir şey onun lehine ilerlemiyordu. Hiçbir plan istediği gibi gitmiyordu ve yakınlarında olursa yenileceğini düşündüğü bir adamın Kraliçesi olmasına saatler kalmıştı. Daha kötü ne olabilir, diye düşünerek elini duvara doğru götürdü. İstemsiz bir şekilde gülümsemeye başlarken resmin üstünden kardeşini sevdi. Birkaç saniye sonra annesine gitti parmakları. "Ben, kardeşim ve annem."

Kadın cevap verdiğinde Gölge, bir şeyleri toparlamaya başlıyormuş gibi hissetti. Bir süre önce, her şeyi mahvettiğinin farkındaydı. Aralarındaki bu savaşın sonu ne olursa olsun, Veyla'yı sorumlu olmadığı hiçbir acının mağduru etmek istemiyordu. Aksine... Veyla'yı tüm acılarından kurtarmak istiyor gibiydi ve araları bozuk olduğunda, ondan uzak kalmak zorunda kaldığında yaşadıklarına katlanamıyordu.

Gölge, "Annen niye uyuyor?" diye sorduğunda Veyla burukça "Çünkü o hep uyur." dedi. Gölge acıyla inlediğinde Veyla'nın gözleri adama döndü. Gölge ellerini başına götürürken yüzü olabildiğince buruşmuştu. Veyla endişe ederek sırtını duvardan ayırırken dizlerini yere yaslayarak üstlerine doğruldu ve Gölge'ye yakınlaştı. Gölge ellerini bu sefer de ensesine doğru götürürken başını eğdi ve zorlanarak bir kere daha inledi.

Veyla, "Ne oluyor?" diye sorarken adamın omzunu tutarak başına doğru eğildi. Sancılar adamın ensesini oymak istemesini sağlarken kendine gelmeye çalışarak başını iki yana salladı. Veyla'nın endişesi artarken adamın yanağını tutup yüzünü kaldırmaya çalıştı. "Gölge, ne oluyor?"

Sancı hafiflemeye başlarken Gölge yanağını Veyla'nın eline ihtiyaçla yaslar gibi oldu. Sımsıkı yumduğu gözleri yavaşça aralanırken kaşları da gevşiyordu. Yorgun nefesler alıp verirken gözlerini endişeli gözlerle ona bakan Veyla'ya çevirdi.

"Ne oldu?"

Gölge'nin gözleri Veyla'nın bakışlarında gezinirken "Baş ağrısı." dedi. Veyla ilgili bazı durumlarda da stresin başını ağrıttığı oluyordu ama bu denli bir sancı olmuyordu. Veyla inanamayarak "Baş ağrısı?" diye sorduğunda Gölge, kuruyan dudağını yalayıp "Gibi bir şey." diye kendisinin de pek anlamadığını belirtti. Veyla birkaç saniyenin ardından "Drithar sana bir şey yapmış olmasın?" dediğinde Gölge, "Öldüremediğine göre çoktan iyileşmiş olurdum." diye hatırlattı.

Veyla da hak verirken ellerini geri çekerek kalçasının üstüne oturdu ve yeniden sırtını duvara yasladı. Düşünceli gözleri Gölge'de gezinirken Gölge de düşünerek Veyla'ya bakıyordu. Veyla o cümleyi kurduğunda daha önce duymuş gibi hissetmişti ve hemen ardından sancılar girmeye başlamıştı. Ne olduğunu anlayamadığı için düşünmeyi bırakıp Veyla'nın ilgili bakışlarına yoğunlaşmaya karar verdi. Veyla da fazla ilgili davrandığını fark ettiğinde konuyu değiştirmek için yeniden resime döndü. "Bu da ben." diyerek resimdeki kendisini gösterdi.

Gölge, "Niye hepiniz kahverengisiniz?" diye sorduğunda Veyla gözlerini kırpıştırdıktan sonra sesini temizledi. Çünkü insandık. Kardeşim ölü, annem yaratık, ben ise bir canavar olmadan önce, diye düşündü.

Gözlerini Gölge'ye çevirmeden "Başka renk boyam yoktu herhalde bunu çizerken, hatırlamıyorum." dedi.

"Kardeşin nasıl öldü?"

Veyla'nın omuzları çökerken gözleri resimdeki kardeşinin üstündeydi. Dudağının kenarını birkaç kere ısırdıktan sonra "Yandı." dedi. Sesi iyice kısılırken "Yanarak öldü." diye ekledi.

Gölge'nin kaşları kalkarken gözleri hızla Veyla'ya döndü. Aralanan dudakları kendisine defalarca kez küfretmek istedi. "Bu yüzden ateşten korkuyorsun." dediğinde Veyla sessiz kaldı ama Gölge doğru tahmin ettiğini anladı. Başını şifonyere yasladıktan sonra geri çekip tekrar yasladı. Aslında içinden gelen bunu defalarca ve her defasında daha sert yaslayarak yapmaktı. Kafasını yarmalı, hatta patlatmalıydı. Gözleri önüne dönerken kuruyan dudağını yalayarak başını eğdi. Dilini kemirerek bir süre yeri izledi. Kalbinde, yarıp çıkarsa kurtulamayacağı bir his belirmişti. Hayatına ilk defa özür dilemek istedi.

Dakikalar birbirini kovaladı. Gölge bir süre sonra gayretle başını kaldırdı. Gözleri yeniden Veyla'yı buldu. Kadın hala resimdeki kardeşini izliyordu. Gölge ensesini ovuşturduktan sonra sessizlik boğazını sıktığı için "Resim çizmeyi seviyor olmalısınız." dedi. Veyla'nın gözleri ona döndüğünde Gölge etrafı gösterdi. Veyla da burukça gülümseyerek resimlere bakarken "Gittiğimiz yerleri çizdik." dedi.

Gölge, "Öyle mi?" diye sorduğunda Veyla "Evet ama pek konuşmak istemiyorum." dedi. Seninle, demek istememişti. Bu konu hakkında, diyordu ve Gölge de bu farkı anladı. Gülümser gibi olurken "Belli ki ikimiz de çok az güzel anıya sahibiz." dedi. Veyla'nın gözleri adama döndü.

"Ve belli ki, geçmişimizde bize ait olan çok küçük bir kısım var."

Veyla ilgiyle dinlemeye devam etti. Gölge dudağını yaladıktan sonra hafifçe omuz silkti. "Belki de var olanı da mahvetmek yerine, sahip çıkmalıyız."

Veyla bir süre Gölge'ye baktı. Adamın bizzat kâbus mağaralarına ve karanlık odalara gidip anılarıyla buluştuğunu biliyordu. Adam, iyi ya da kötü geçmişindeki her anıya sımsıkı sarılıyordu. Veyla ise Gölge'yle tanışana kadar bir kısmını hatırlamıyor, hatırladıklarından da kaçmaya çalışıyordu. İyi anılarını ise... Ancak rüyalarında hatırlıyordu ve onlara da 'kabus' diyordu çünkü artık ulaşamayacağı kadar geçmişte varsayıyordu.

Veyla yerden kalktı. Karşı duvardaki resim albümü gibi düz olmayan çizgilerden oluşan kutucukların içerisine çizdikleri resimlere yöneldi. Gölge de ardından kalkıp ilerlerken Veyla gizleyemediği şekilde neşelenmişti. Dediği gibi, çok az güzel anıya sahipti, niye onları da üzgün bir şekilde hatırlıyordu ki? O günleri yad edebilirdi.

"Resim çizmeyi seviyorduk, evet." dedikten sonra bir ağacın altında koştukları resmi gösterdi. Hemen yanında denizde su lunalarının üstündelerdi ve bir yarış yapıyorlardı. Bir sağında ise bir buluttan sarkan bir salıncağa binmişlerdi. Gölge'nin kaşları gösterirken salıncağı gösterdi. "Böyle bir yer..."

Veyla hafifçe gülüp "Yani, hayallerimizde gittiğimiz yerler." dedi.

Gölge'nin gözleri kısılarak Veyla'ya döndü. Veyla o sıra diğer resimlere bakıyordu. Gölge bakışlarını Veyla'dan alıp etrafına baktı. Odanın her köşesinde farklı alan vardı. Bir yerde tavandan salıncak sarkıyordu, bir yerde duvara çizdikleri ağaç vardı, bir yerde denizi ve su lunalarını çizmişlerdi. Anı resimlerinde olan her bir detayın arka planını çizdikleri detaylar vardı. Sanki duvarların o kısımlarına gittiklerinde, farklı farklı anılar yaşıyorlarmış gibi hissetmek için çizmişlerdi. Burası, yetkiyle girilen bir kattı. Kattaki başka hiçbir oda kullanılmıyordu. Sanki koca kat, Veylalara ayrılmıştı.

Gölge, "Veyla siz buradan çıkamıyor muydunuz?" diye sorduğunda Veyla'nın gözleri yavaşça Gölge'ye döndü. Gölge, yutkunduktan sonra Veyla'ya döndü. "Siz burada mı büyüdünüz? Bu dört duvar arasında?"

Veyla, "Dört duvar sayılmaz." dedikten sonra tavandan sarkan yıldızları gösterdi. "Gökyüzümüz vardı."

Veyla hareketlendiğinde Gölge şaşkın bakışlarıyla onu takip etti. Uzun boyu yüzünden yıldızları ya sağa sola çekerek ya da kafasıyla çarparak geçiyordu. Veyla çizilmiş ağaçları gösterdi "Ormanlarımız..." dedikten sonra denizi gösterdi. "Denizlerimiz ve..." dedikten sonra "Burada bir dağımız vardı." dedi. Gölge benzetemediği belli olacak şekilde baktığında Veyla gülüp adamın kolundan tutarak bakması gereken açıya çekti. Bir sürü kâğıdı buruşturup farklı konumlarda mukkavanın üstüne yaslayarak yapmışlardı ve belirli bir açıdan bakmadıkça araları boş kâğıt topluluğuna benziyordu. Gölge, Veyla'nın çektiği yerden baktığında gördü. Gözleri yakınında olan Veyla'ya döndü. Veyla "Gördün mü?" diye sorduğunda Gölge yavaşça "Gördüm." dedi.

Gölge'nin gözleri Veyla'ya dalmış haldeyken Veyla, penceresini de göstermeyerek isteyerek hareketlendi. Gölge'ye bir elini uzatınca, geri çekemiyormuş gibi hissediyordu. Gölge de kadının peşinden giderken Veyla cama yaslı kâğıtları çevirerek "Hava durumlarımız bile vardı." dedi. Yağmurlu bir hava durumunda kaldıktan sonra adamın elini tutarak odanın köşesine doğru çekti. Veyla'nın elinde eldiven olmadığı için tenleri birbirine özlemle değerken odanın köşesindeki akıtan borunun altına geçtiler. Veyla mor bir şemsiyeyi alıp açtıktan sonra üstlerinde kaldırmaya çalıştı ama Gölge'nin boyunun üstüne uzanırken zorlanmıştı. Bir yanı saçmaladığını düşünürken, diğer yanı bir şeyleri Gölge'yle paylaşma hevesine engel olamıyordu. Gölge, garipsemek yerine kadının elinden şemsiyeyi alıp kaldırdığında Veyla'nın yüzünde bir gülümseme oluştu. Gözleri birbirinin üstündeyken Veyla çekinerek "Garip mi?" diye sordu.

Gölge hafifçe güldükten sonra "Seninle ilgili en garip şey değil." dediğinde Veyla da güldü. Gölge gülüşünde dilini gezdirdikten sonra alt dudağını hafifçe ısırarak kadına baktı. Kadına bakmak, inanamadığı bir rüyaya bakmak gibiydi. "Zaten garip de değil." dedi. "Yoktan var edebilenler, olanlarla yetinmek zorunda kalmaz."

Veyla'nın kaşları kalkarken gülümsemesi genişledi. Birbirlerinin gözlerinde takılı kaldıklarını fark ettiğinde Veyla hızla gözlerini kaçırıp sesini temizledi ve "Şurada da..." diyerek ilerlemeye başladı. Gölge yavaşça şemsiyeyi indirip kapattıktan sonra yerine astı. Gölge peşinden gelirken Veyla kafasını toparlamaya çalışarak ellerini eteğinin pilelerinde gezdiriyordu. Bir yerde durduğunda Gölge de durdu ve Veyla eline kırık bir cam aldı. "Bu da..."

Gölge "Gökkuşağınız mı?" diye sorarken Veyla'nın elinden camı alıp ışığın yansıyacağı açıya tuttu. Duvarda titreyen bir renk hüzmesi oluştuğunda Gölge gökkuşağını, Veyla da ise Gölge'yi izliyordu. "Nasıl bildin?"

Gölge, "Biri öğretmişti." dedikten sonra iç çekerek Veyla'ya baktı. "Senin gibi hayal kurabilen biri."

Senin gibi beni kendine hayran bırakmış biri, diye düşündü. Ve sen onu öldürmüş olabilirsin ama ben yine de sana hayran kalmadan duramıyorum.

Veyla çekinerek de olsa "Lavin mi?" diye sorduğunda Gölge başını iki yana salladı. Annesinden bahsetmiyordu. Çocuk yaşlarında sevdiği kişiden bahsediyordu. Çocukluğunun en yakın arkadaşından, en büyük kaybından...

Gölge "Peki, o kolyenin..." dedikten sonra camı yeniden Veyla'ya uzattı. Veyla Gölge'ye bakmaya devam ederken sivri kısmından tutacağı sırada Gölge hızla camı geri çekti ve kendisi yerine koydu. Veyla kesilmese de temas ettiği için sivriliği hissetmişti. Gölge bu konu üzerinde durmalarına izin vermeden sorusunu sürdürdü. "... sahibi ya da anlamı, o ne zamandan?"

Kadın, 'En son çocukken Veyla'ydım' demişti. Bu denli sevdiği, değer verdiği birisi varsa kendisi olduğu zamanlardan kalma olmalıydı.

Veyla, "O da o zamanlardan." dediğinde Gölge'nin kaşları kalktı. Gözleri düşüncelere boğulurken yere doğru bakmaya başladı. Daha çok kendisiyle konuşurken "Âşık değildin..." dedi. "Sevgilin değildi."

Veyla, "Yaşasaydı, belki olurdu." derken başka neyi Gölge'ye gösterebileceğini düşünerek etrafına bakıyordu. Gölge hüzünle Veyla'ya baktı. "Sana o anlamda ilk dokunan kişi Yıldat mı?"

Veyla'nın gözleri yavaşça Gölge'ye döndü. Gölge sesinin titremesinden korktuğu için neredeyse fısıldayarak "Yıldat, zaafına zaaf mı?" diye sordu. Bu Zenith üzerinde, kimseye vermediği izni gerçekten Yıldat'a mı vermişti? İlk sevgilisi, ilk sevdiği Yıldat mıydı? Yıldat onun için bu kadar özel miydi?

Veyla, başka bir şey diyemeyeceği için "Evet." dedikten sonra bunu lehine kullanmaya çalıştı. "Bu yüzden sen istediğin kadar 'sevme' de, ben onu..."

Gölge, "Tamam." diyerek kadının kollarından tuttu. Tekrar başına sancı girmiş gibi yüzü buruşmuştu. "Tamam, yeter." dedikten sonra kadının kollarını bıraktı ve yatağın olduğu yöne doğru ilerlemeye başladı. Adımları oldukça yavaşken aldığı huzursuz nefesleri Veyla da duyabiliyordu. Düşünceli gözlerle ardından bakarken "Neye tamam?" diye sordu. "İkna oldun mu?" derken ardından adama yaklaşmaya başladı. "Sözünü geri alacak mısın?"

Gölge, kadına doğru dönüp "Sen istesen de istemesen de bu evlilik olacak Veyla!" diye sesini yükseltti. "O..." dedikten sonra yeniden yüzü buruşur gibi oldu ve gözlerini kaçırdı. "O sevgini de kalbinin en derinlerine it."

Veyla yeniden itiraz edeceği sırada Gölge, Veylaların çizdiği resimleri izleyen pencerenin önündeki tekli koltuğa yöneldi. "Uyumak istiyorum, sessiz ol."

Gölge, gözle görülür öfkesine rağmen yine de penceredeki sayfalardan tekrar gece olanını açtıktan sonra koltuğa oturdu. Veyla, kalakalmasa gülümserdi. Gölge ayağını kaldırıp sehpaya doğru uzatırken kollarını gevşek bir şekilde göğsünde birleştirdi. Uyuyacağını iddia etmesine rağmen odaksız gözlerle pencereye doğru bakıyordu.

Veyla, "Burada mı uyuyacaksın?" diye sorduğunda Gölge, "Evet. Başka soru?" diye sordu.

Veyla kem küm ettikten sonra "Burası benim odam, farkında mısın?" diye sordu.

Gölge, "Ulan ben seninle şehrimi paylaşıyorum, Kraliçe'm yapıyorum. Sen bir odanı paylaşamayacak mısın?" diye sordu. Ters bir şekilde sorup öfkeyle baksa da kurduğu cümle Veyla'nın hoşuna gitmişti. Bu ihtimalden deli gibi korkmasına rağmen heyecanla istiyordu. Üfledikten sonra "Burada uyuyamazsın." dedi. "Ben hep tek başıma uyurum."

Gölge, "Daha önce yanımda uyudun." dedikten sonra yatağı gösterdi. "Git uyu, hadi." dedikten sonra büyüsünü odanın elektriğine yönlendirdi ve sadece etrafına güneşin çizilmiş olduğu abajuru açık bıraktı. Loş ışık Veyla'nın sol tarafından vurup güzelliğini aydınlatmak için çaresizce çırpınırken Gölge kadını izledikçe yumuşuyordu.

Veyla'nın bir yanı, Gölge yanında olursa belki uyuyabileceğini düşünüyordu. Gölge olmazsa, babasının gelmesinden ya da anılardan korkacaktı ama Gölge buradayken anılarını mutlulukla bile hatırlayabilmişti. Belki varlığı, bu yatağı tekrar uyunabilir kılardı.

"Ama sen de başkasıyla uyuyamayacağını söylemiştin."

Gölge tekrar yatağı gösterdiğinde Veyla gözlerini devirerek yatağa döndü. Ceketini üstünden çıkarttıktan sonra kafasında şapka gibi kıvrılıp renklendirilmiş bir kâğıdın yerleştirildiği askıya astı. Yatağa oturduktan sonra postallarını çıkarmaya başladı. Gölge de o sıra tekrar pencereyi izlemeye başlamıştı. Gergin, sıkkın ve yorgun görünüyordu. Veyla'nın gerçekten Yıldat'ı seviyor olabilme ihtimali canını sıkıyordu. Veyla'nın yaşadıkları canını sıkıyordu. Çocukluğunu bu dört duvar arasında, geri kalanı ise bir canavara dönüştürmeye çalışan babasının baskıları altında geçirmesi canını sıkıyordu. Gölge'nin kadına yaptıkları da şimdi dönüp geçmişe bakınca canını sıkıyordu. Babasından bu denli korkan kadını, babasına benzer bir büyüye sahip Luna'yla aynı kafesinin içerisine koymuş, savaşmalarını sağlamıştı. Kardeşini alevler yüzünden kaybetmiş kadını, ateş mağarasında cam kabine hapsetmişti. Şimdi gözlerinin önüne tekrar tekrar kadının o anlarda ne kadar ağladığı geliyordu. Sıkkın bir şekilde iç çekerken dilini çiğnemeyi sürdürdü.

Veyla örtünün altına girdikten sonra her zaman kendi yattığı tarafa doğru uzandı. Gözlerini kapattı ve açtı. Kapattı ve açtı. Sağına döndü, soluna döndü, sırt üstü ve yüz üstü uyumaya çalıştı. Her gözlerini açışında yaptığı gibi yeniden soluna döndüğünde gözleri Gölge'yi buldu. Adam, uyumaya çalışmıyor, Veyla'nın çıkardığı gürültüleri ya duymuyor ya da duymazdan geliyordu. Yorgun gözüküyordu. Hatta üzgün... Gölge Kral Karanir üzgün görünüyordu. Kaşları hafifçe çatıktı, altındaki okyanus gözleri odaksızca pencerede geziniyordu. Baktıklarını değil, zihnindekileri görüyor gibiydi. Dudakları memnuniyetsizce sağ kenarına doğru kıvrılıp dururken dilini çiğniyor olsa gerek yanağı hafifçe hareketliydi. Zaten Gölge Karanir, her gerildiğinde dilini çiğnerdi ve Veyla, adamın bazı hareketlerini ezbere biliyordu. Kollarını gevşekçe göğsünde kavuşturmuş ve oturur değil, neredeyse uzanır gibi oturduğu koltukta, ayaklarını rahat bir şekilde sehpaya uzatmış gibi görünse de yumruklarının sıkılı olduğunu görebiliyordu. O güzel teninde boynundaki damarlar belirgin gibiydi. Veyla, adamın canını bu denli neyin sıktığını düşündü. Sadece bilmek değil, ortadan kaldırmak da istedi.

Derken Gölge'nin gözleri, bir süredir hareketsiz kaldığı için uyuduğunu varsaydığı Veyla'ya döndü. Kadının yüzü, solundan yansıyan ışıkla loş bir şekilde aydınlanırken göz göze geldiler. İkisinin de kaşları yavaşça kalkarken dudakları aralandı. İkisi de, 'Gözleri bana döndü...' diye düşünürken gergin kalplerine heyecan da sıçradı. Veyla sesini temizlerken başını hafifçe yastıkta kaydırarak eğip gözlerini kapattı. Gölge, hala kadını izlemeye devam ederken yumrukları gevşemişti. Birkaç saniye geçmedi ki, Veyla yeniden gözlerini araladı. Göz göze geldiklerinde Veyla zihninde kendi kendisine küfrederek sağ kolunu da sol yanında yastığa doğru kaldırıp rahat bir pozisyonda uyumaya çalışıyormuş gibi gözlerini kapattı.

Bir sürenin ardından Gölge yavaşça koltuktan kalktı. Veyla'nın vücudu, hareketlenmeyi duyunca iyice kasıldı. Adamın kalkıp gitmesinden endişe etti ama ses gittikçe yaklaştı. Derken yatakta sağ tarafına bir ağırlık bindi. Veyla'nın gözleri irileşerek açılırken Gölge yavaşça yatağa uzandı. Veyla'nın dudakları da aralanırken kendisine nefes almayı hatırlatmak zorunda kaldı.

Gölge ayakkabılarını ve gömleğini çıkarıp o şekilde sırt üstü uzanırken sağ kolunu dirseğinden kıvırarak kaldırıp elini başının altına yasladı. Gözleri, sahte yıldızlarda gezinirken kulakları Veyla'nın kalp atışlarındaydı. Kadının kalbinin hızlı attığını duyabiliyordu. Kendi kalbi de öyleydi. Kadından bir itiraz, bir kovuş bekledi ama Veyla sessiz kaldı. Gözleri ileride, abajurun yaydığı ışığın oluşturduğu gölgelerde gezinirken dudağının kenarını kemiriyordu. Sanki dönüp adama sarılsa, huzurla uyuyabileceğini düşünüyordu. İstiyordu da. Başka zaman iradesine hâkim olmak bu kadar da zor değildi ama... Şu an ona ihtiyacı vardı.

Gürültülü bir kapı açılma sesi duyduğunda sesli bir nefes alarak doğruldu. Gölge de doğrulurken Veyla'ya bakıyordu. Veyla nefes nefese kapıdan yana bakarken Gölge, "Yukarıdan geldi." diye kadını rahatlatmaya çalıştı.

Veyla'nın gözleri yavaşça Gölge'ye döndü ve gözleriyle de bakarak aynı yatakta olduklarını görünce artan heyecanı yüzünden gözlerini kırpıştırarak başını onaylar şekilde salladı. Korkusuyla harmanlanmış heyecanı eşliğinde yeniden yatağa uzanırken soluna döndü. Ellerini başının altından yastığa yaslarken bacaklarını dizlerinden kırarak hafifçe karnına çekti. Gözlerini sımsıkı kapatırken derin nefesler alıp vererek sakinleşmeye ve uyumaya çalıştı.

Gölge de tekrar yatağa uzanmadan önce Veyla'ya bakarak oyalanmıştı. Kadının, babası geldi sanarak korkuyla doğrulmasına içi sızlamıştı. Yutkunduktan sonra tekrar uzandı. Gözleri odaksız bir şekilde yıldızlarda gezindikten sonra derin bir nefes alarak gözlerini yumdu. Kadının kalbi hala korkuyla çarpıyordu. Onu iyi etmek ve iyi olmak istedi. Bedeni ruhuna teslim oldu.

Veyla düşüncelerinde boğulurken hissettiklerine hâkim olmaya çalışıyordu. Babasının gelirse bile korkulacak bir yanı olmadığını düşünüyordu. Evet, Gölge ile onları yan yana görmesi, evlilikten vazgeçirme çabasında ayağına çelme takardı ama... Gölge de zaten vazgeçmeyecekmiş gibi görünüyordu. Bir şekilde babasını ikna eder gibiydi. Gölge varken bana zarar veremez, diye düşündükten sonra çaresizlikle dudaklarını büktü. Kahretsin. Böyle düşünmekten geri duramıyordu.

Bir an önce uyumak ister ama gerginliği yüzünden uyuyamazken beline bir kol sarıldığında gözleri irice açıldı. Gölge'nin kokusu, yakınından burnuna dolarken kolu başının üstünden duvara doğru uzandı. Veyla'nın gözleri beline doğru inerken Gölge sadece birkaç saniye bekledi. Veyla ittirmediğinde kadını belinden tutarak kendisine çekti. Hareketlenme dolayısıyla Veyla'nın eli, başı ile yastığın arasından çıkarken nereye konacağını bilemeyerek hafifçe havada kaldı. Gölge de bacaklarını dizlerinden kırarak, Veyla'nın kıvrık duracak bacaklarının ardındaki boşluğa yerleşirken burnu da kadının saçlarına yaslandı. Veyla'nın gözleri hala apaçıkken Gölge, yavaşa kapattı. Kaşları teslim olmanın getirdiği çaresizlikle çatıldıktan sonra huzurla gevşedi.

Veyla, nasıl da artık babasının gelmesinden hiç korkmadığını fark etti. Hatta şaşkınlıktan aralanmış gözleri bile uykuya kapanmak istemeye başladı. Apışıp kalmasına rağmen vücudu saniyeler içerisinde gevşemeye başlamıştı. Elleri de yavaşça alçaldı. Biri tekrar başının altından yastığa yaslanırken, diğeri ise adamın koluna indi. Bu temasla birlikte Gölge kadına daha sıkı sarıldı ve Veyla'nın da gözleri kapandı.

Gölge belki hiç sarılmamalı, Veyla belki de hiç izin vermemeliydi ama dudakları sessizlikte gülümser gibi oldu. Birlikte ve sarmaş dolaş ilk rüyaya dalışları değildi, son da olmayacaktı.

**

Veyla gözlerini araladığında, Gölge bir süredir uyanıktı ama kadının güzel kirpikleri hareketlendiğinde telaşla gözlerini kapattı. Zaten, muhtemelen kadını o uyandırmıştı. Onu sesli izlemiş, ona sesli hayran olmuş olmalıydı. Eli temas etmeden yüzünün etrafında gezinmeye çalışırken yer yer, ihtiyacına mani olamamıştı. Biraz yanağını, biraz saçlarını, biraz da dudaklarını sevmişti. Kadın da bu sebeple uyanmış olmalıydı. Pencerelerden içeriye gün ışığı girmediği için ne kadar uyuduklarını saate bakmadan anlamak imkânsızdı. Saatinin olduğu koluna ise Veyla'nın başı yaslıydı, Veyla'nın beline sarılıyordu, çekip saate bakmak istememişti. Gölge uyandığında, Veyla çoktan ona dönmüş haldeydi ve öyle bir görüntüye gözlerini açtıktan sonra bir daha kapatamamıştı. Kadını daha önce de uyurken izlemişti ama... Bu sefer aynı yataktalardı, kolları arasındaydı, elleri uyurken düşmüş olsa da göğsünün yakınlarındaydı, parmak uçları hala çıplak tenine yaslıydı.

Veyla araladığı gözlerinde Gölge'yi görünce kaşları yavaşça kalktı ve gözleri kırpıştırdı. Gözleri, inanma ihtiyacıyla adamın yüzünde gezindi. Dün geceyi hatırladıkça yüzünde bir gülümseme belirdi. Uykusunda ne ara ona dönmüştü, bilmiyordu ama niye döndüğünü biliyordu. Ona temas ettikçe, edesi geliyordu.

Bir eli yavaşça yükseldi. Elinin tersiyle yavaşça Gölge'nin yüzünün etrafındaki havayı sevmeye başladı. Gölge'nin de dediği gibi, Veyla hayal kurabiliyordu. Çocukken ve artık yine... Kurduğu hayaller çoğunlukla canını yakıyordu ama şimdi ona dokunuyor gibi hayal kurarak elini yakınlarında gezdirebiliyordu. Ne var ki, hayal gücü bile Gölge'ye dokunuyor olmanın verdiği hissiyatı yansıtamıyordu.

Gölge, etrafında, yanağında, saçlarında, burnunun ve dudaklarının yakınlarında dalgalanan havayı hissediyordu. Gözlerini aralamak istiyordu ama güne uyanmak, bu andan vazgeçmekmiş gibi hissediyordu. Bu anda kalmaya devam edebilmek için gözlerini kapalı tutmaya gayret gösterdi. Veyla'nın Azrit kulaklara sahip olmadığı için minnettardı. Yoksa Veyla'nın ne yaptığını anlamaya çalışırken deli gibi atan kalbini duymamasının ihtimali kalmazdı.

Veyla, 'birazcık' diye düşünerek elinin tersiyle önce Gölge'nin çenesine temas etti. Gölge, 'yanlışlıkla' olabileceğini bile düşündü ama hemen ardından kadının parmaklarını belli belirsiz yanağında hissetti. Nefesini düzenli tutmakta zorlanıyordu. Kadının eli adamın omzuna doğru indi. Başparmağı tenini okşamaya başladığında Gölge, 'sabrım buraya kadar' diye düşünerek gözlerini araladı. Veyla da "Bu ne..." diyerek gözlerini Gölge'ye çevirdi. Gölge kadının ne dediğini bile algılayamazken gülümsemiyor olduğunu umdu. Ne var ki dudakları kıvrıktı. Veyla da bir an ne diyeceğini unuturken gözlerini kırpıştırdı. Yüzleri aralarında oldukça az mesafe varken göz göze olmaları yetmiyormuş gibi, sarmaş dolaşlardı. Adamın vücut sıcaklığını, askılı üstünün açıkta bıraktığı üst vücudunda hissedebiliyordu. Saçından bazı teller, adamın sakallarına takılmıştı ve Veyla şimdi görse güneşe 'Sen böyle her gün doğacak mısın?' diye sormazdı. Bugün, dünden ve yarından farklıydı.

Sessizliği Veyla bozdu. Adamın omzunu tekrar okşayarak "Bu yeni mi?" diye sordu. İlk defa görüyordu ve adamı duş almak üzere çıplak gördüğünde görmemiş ya da fark etmemişti. Veyla'nın uykulu sesi Gölge'nin kıvrık dudaklarının tamamıyla gülümsemesini sağlarken kaşlarını kaldırdı. Gözlerini Veyla'dan ayırmadan "Ne?" diye sordu. Veyla'nın hiç duymadığı kadar uysal bir ses tonu vardı. Gözleri ise... Şefkatle bakıyordu. Şefkat... Erya Valdris'e böyle bakıyordu. Valdris de Erya'ya böyle bakıyordu. Peki, bu bakış Gölge'nin gözlerinde ne arıyordu?

Veyla, "Dövme." dediğinde Gölge kadının ne dediğini anlayamayarak sol omzuna baktı. Kadının temas ettiği omzunda, bir işaret vardı. Gölge'nin yüzündeki gülümseme silinirken kollarını Veyla'dan çekerek doğruldu. Omzunu tutup baktıktan sonra yetinmeden yataktan kalktı ve yerdeki kendi gömleğine takılarak düşme tehlikesi atlatacağı kadar telaşla boy aynasına yöneldi. Karşısına geçtikten sonra aynadan sol omzundaki işarete bakarak "Siktir..." dedi. "Siktir, siktir, siktir..."

İşaretin sebebi ise, peşinden yataktan kalkmış, aynadaki yansımasında hemen ardına kadar gelmişti. Uykulu gözlerle ve muhtemelen bilinçsizce başını Gölge'nin kolunun ardına yaslarken aynadaki işarete bakarak "Ne oldu?" diye sordu.

Gölge, bir omzundaki işarete, bir de koluna yaslanmış sebebine bakarken kocaman bir "Siktir..." daha çekti.

Baş Terra'nın bahsettiği işaret artık sadece kehanet kitabında değil, Gölge'nin de omzundaydı. Şimdi Veyla da başını Gölge'nin işaretin parladığı koluna uykuyla yaslamışken, onun da işaretin konduğu sol omzu Gölge'nin işaretinin hemen ardından gözüküyordu. Veyla'nın yıldızı beyaz parıltılar ile parlarken, Gölge'nin doğal taş kristali şeklindeki işaretinde siyah parıltılar parlıyordu.

Merhameti, acımasızlığını mı yenmişti?

Nefreti... Aşka mı yenilmişti?

41

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!