45/66 · %67

🔮 45 ⚡ Senin İçin

46 dk okuma9.040 kelime28 Kasım 2025

3. KISIM  KRAL VE KELEBEK

45.BÖLÜM SENİN İÇİN

**

"Böyle zeki bir Kral'ın, öyle aptal bir halka sahip olması ne üzücü."

Terra mıntıkasında olanlar ve halkın şarkıları, Erya'nın açtığı bir konu olarak konuşulurken Ash, uzaktan dinlemeye ve tek başına rahatsız olmaya dayanamamış, yanlarına gelerek onları da rahatsız etmek istemişti.

Veyla, gözlerini Ash'e çevirirken Erya ve Thal hızla gülerek yumuşatma gayretine giriştiler. Thal, "Umarım beni tenzih ederek konuşuyorsundur. Onuncu mıntıkada zekâ yarışması ödülüm var." dedi. Erya Thal'ı koluna girerken "Beş, on iki yaş aralığında." diye hatırlattı. "Ayrıca, yarışmacı değil, jüriydin."

"Evet ama ben sorduğum her sorunun cevabını bildim, onlar bilemedi."

"Çocuklar Thal!"

Veyla, Thalların çabasına rağmen gevşeyemedi. Önceden alaya vurup geçerdi ama artık Ash'e daha öfkeli hissediyordu. Yavaşça Ash'e döndüğünde Thal ve Erya'nın da suratlarında tutmaya çalıştığı gülüş dağıldı ve birbirlerinin kolundan çıkıp Veylalara yaklaştılar. Ash de, Veyla'ya doğru dönüp kollarını göğsünde birleştirdi ve meydan okur gibi tek kaşını kaldırdı.

Veyla, "Sence zeki Kral'ın, Kraliçe olarak kendisine kimi seçmiştir?" diye sorarken derdi Ash'in canını yakmaktı ama Ash'ten daha fazla canı yandı.

Ash, bulundukları alanda gözlerini gezdirirken isterik bir şekilde sırıttı. Sırıtışında dilini gezdirirken hissettiği hazımsızlıktan kurtulamayacağını biliyordu ama bu, Veyla'yı da rahatsız edemeyeceği anlamına gelmiyordu. Bakışlarını Veyla'ya çevirdikten sonra çenesinin ucuyla kadını gösterdi.

"İkimiz de biliyoruz ki, bu artık sadece benim canımı yakmıyor."

Veyla'nın bakışları donakalırken Thal ve Erya'nın gergin, irileşmiş gözleri aralarında geziniyordu. Veyla'nın aralanan dudakları hiçbir kelimeyi özgürlüğüne kavuşturamadığı için geri kapanırken Ash, söylediğini pekiştirmek ister gibi başını onaylar şekilde salladı ve Veyla'nın omzuna çarparak geçip Gölgeleri onlardan uzakta beklemeye başladı. Kraliçe ihtimaline Ash'in de canı sıkkındı. Halkın aksine Kraliçe'nin Veyla olacağını düşünmüyordu. Gölge bu kadarını da yapmazdı. Halk sadece aşk parıltılarını görüyor, nefret çığlıklarını duymuyordu. Gölge'nin Veyla'dan, Veyla'nın Gölge'den uzak durması için çok sebep vardı, bu şartlar altında evlenmezlerdi. Gölge Karanir, sonuçlarına katlanmak üzere her istediğini göze almasıyla bilinirdi ama bu kadarı Gölge için bile fazlaydı. Yeni gelen Kraliçe'nin ise... Gölge üzerinde pek de etkili olmayacağını düşünüyordu. Gölge muhtemelen halkı susturmak ya da varis sahibi olmak üzere bu kararı almıştı. Tam olarak bir evlilik hayatı olacağını düşünmüyordu. Gölge'nin hayatı normal seyrinde sürecek olmalıydı. Ash'in gözünde, Veyla daha büyük tehlikeydi. Hiç hoşlanmasa da belki bu Kraliçe konusunun, onların daha da uzaklaşmasını sağlayacağını umuyordu.

Veyla, dönüp belki de Ash ile dövüşmeli, hatta onu öldürmeli, omzuna çarpmanın ne demek olduğunu göstermeliydi ama hareketsiz kaldı. Gözleri ileride bir noktada dolaşırken hafifçe dudağının kenarını kemiriyordu. Birkaç saniye sonra odaksız gözleri önüne bir beden geçti. Veyla gözlerini kırpıştırarak yükselttiğinde Erya'yla göz göze geldi.

Erya bir şey diyemeden Veyla, "Saçmalıyor." dedi. "O aptal dediği halk gibi düşünüyor, farkında bile değil."

Gözleri, inanmalarını isteyerek Thal ve Erya'nın arasında gezindi. Thal, "Boş ver." diyerek Veyla'nın kolunu sıvazladı. Ash'in haklı olduğunu düşünüyordu ama belli ki Veyla henüz belirli yüzleşmeler yaşamamıştı. "Sonuçta sen gerçeği biliyorsun." derken anlayışla gülümsemiş, gözlerini yavaşça kapatıp açmıştı. Veyla iç çektikten sonra pürüzlü sesiyle "Biliyorum." diyerek geri çekildi ve Ash'in aksi yönünde ilerleyerek, o da başka bir noktada Gölgeleri beklemeye başladı. Veyla uzaklaşırken Thal ve Erya göz gözeydi. Thal, "Ash sanki bu sefer saçmalamıyor." diye fısıldadığında Ash'in kızgın gözleri Thal'a döndü. Thal, Azrit kulaklardan nefret ediyordu! Ağız tadıyla dedikodu yapamıyordu. Thal şirince sırıtıp Ash'e el salladığı sırada Gölgelerin sesi duyuldu. Ash sırtını duvardan ayırarak onlara dönerken Veyla yavaşça başını yükseltti.

Ash, Gölge'nin yanından çukura doğru ilerlemeye başlarken adamın ilgisini çekmek isteyerek elinden tuttu. "Nerede kaldınız? Özledim."

Gölge, elini çekerken "El ele tutuşmayı sevmediğimi biliyorsun Ash." diye sızlandı. Kadının yaklaşıp durmasından git gide daha da rahatsız oluyordu. Ash'e değer veriyordu, kalbini de kırmak istemiyordu. Belki de açıkça konuşmalı ve bir daha yakınlaşıp yakınlaşmayacaklarından hiç emin olmadığını söylemeliydi ama Ash durmayacak, sorgulayacaktı. Gölge'nin ise sorulara verecek cevabı yoktu. Cevap vermek zorunda değildi ama sessizliği de çok şey anlatacağından direkt sorulardan kurtulmak istiyordu.

Okyanusta bir adada, adanın dağında bir madendelerdi. Dağdan, okyanusun başladığı hizanın da aşağılarına kadar inen bir oyuktan inmeleri gerekecekti. Siyah ölümün ulaştığı alanlardan birinde olduklarından Veyla'nın üstünde mor bir koruma giysisi vardı. Kenara koyduğu başlığı da alırken onlara bakmadan Gölge'nin yaklaşmasını bekliyordu. Gölge, Ash'e el ele tutuşmayı sevmediğini söylese de Veyla, Gölge'nin elini tuttuğu sayısız an hatırlıyordu. Veyla tutmak istese elini çeker miydi, bilmiyordu ama adam bizzat defalarca kez tutmuştu. Çekiştirmek için, diye hatırlattı Veyla kendi kendisine. Dikkatsiz gözleri etrafında gezinirken başlığı kafasına doğru kaldırdı.

"Sen gelmiyorsun."

Veyla, duymadan başlığı takacağı sırada Gölge başlığı tutarak geri çıkarttı. Veyla ellerini başlıktan çekerken anlayamayarak baktı. Gölge başlığı Yıldat'a uzattı. "Yıldat, ben ve Ash gideceğiz."

Veyla, "Ne demek ben gelmiyorum?" derken dağınık düşüncelerini bir kenara bıraktı ve ana dönmeye başladı. Sesi de gerilerek yükselmişti. Buraya kadar voltrider sürmüştü. Her göreve birlikte çıkarlardı. Şimdi niye çıkmıyorlardı?

Gölge, gözlerini Veyla'dan alıp Ashlere baktı. "Hadi."

Ash, koruma giysisini giymek üzere soyunurken Yıldat'ın gözleri de ara ara kadına dönüyordu. Gölgelerle gelen Valdris kolunu Erya'nın omzuna atmış, bir köşede dururken Thal da onların yanındaydı ve kısık sesli bir sohbet dönüyordu. Herhangi bir Xalia'nın soyunması, eğer seks yapmak üzere değillerse ilgi çekici olmadığından gözleri Ash'e değmiyordu bile. Sadece Yıldat'ın gözleri arada bakıyordu. Sol tarafında Ash'in soyunuyor oluşuna karşı Veyla'nın gözleri Gölge'nin üstündeydi. Gölge'nin kendisini arzuladığını sandığı anlardaki bakışları hatırlıyordu. Ash'e eğer bakarsa, arzuladığında nasıl baktığını görmek istemişti ama Gölge'nin gözleri Ash'e dönmüyordu. Sadece ara ara Yıldat'a bakıyordu. Bir şeyden rahatsız olmuş gibiydi. Yıldat'ın Ash'i süzmesinden mi rahatsız olmuştu? Veyla, Gölge'nin Ash'i kıskanmış olabileceğini düşündü ve göğsü korkunç bir his ile yandı. Oysaki Gölge'nin derdi, Yıldat'ın Veyla ile sevgili olmasına rağmen gözlerinin hala başkalarında dolaşabiliyor olmasıydı. Gölge, henüz Veyla'ya sahip değilken ve ne olduğu belirsiz duygularla baş etmeye çalışıyorken bile başka bir kadına bakmaz, yanaşmazken Yıldat 'seviyorum' diye ortalarda dolanıp nasıl başkasından etkilenebiliyordu?

Gölge'nin Ash'i kıskandığını sandığı için rahatsız olan Veyla, kızgın bir şekilde Yıldat'a bakıp duran Gölge'ye, "Sen gelmiyorsun, ne demek?" diye tekrar sordu. Tek anlamadığı, eğer kıskanırsa Gölge Kral'ın bakmakla yetinmeyeceğini düşünüyordu. Derdi Ash ise, Yıldat'ın bakmamasını sağlayacak gücü vardı, neden kullanmıyordu? Fırtınalar koparacağına sessiz kalışına şaşırmıştı. Yıldat'ın Ash'e bakmasından ise, Veyla hiç rahatsız olmamıştı. Yıldat'ın zaten sık sık başka kadınlarla birlikte olduğunu biliyordu, bakmasına şaşırmadığı gibi, aksi gibi bir beklentisi ya da isteği yoktu.

Gölge gözlerini Yıldat'tan aldı. Çenesinin ucuyla Veyla'ya Yıldat'ı gösterdiğinde Veyla'nın gözleri Ash'i izleyen Yıldat'a bakıp tekrar Gölge'ye döndü. Kollarını göğsünde birleştirirken 'Ne var?' der gibi kaşlarını kaldırdı ve başını hafifçe salladı. Gölge, kadının nasıl hiç rahatsız olmadığını anlayamıyordu. Her duyguyu doruklarda yaşayan böyle bir kadın, nasıl aşkı bu kadar sessiz yaşıyordu? Gölge'nin Veyla ve Yıldat ilişkisinde mantığına oturtamadığı çok detay vardı. Bazen, sırf Veyla'nın Yıldat'ı sevmediğini bilmeye ihtiyacı olduğu için boşluklar aradığını düşünüyordu ama bazen de, gerçekten boşluklar buluyordu.

Gölge, en azından şu an bu işin içinden çıkamayacağı için sıkkın bir nefes alarak gözlerini Veyla'dan çekti ve çukura doğru baktı. Gölgeler gelene kadar, Thallar gerekli ekipmanı bulundukları yükseklikten suyun başladığı alana kadar uzatmışlardı. Gölge, suya girmeye gerek kalmadan, çukurda indikçe karşılaşacakları boşluklarda taşı bulabileceklerini umuyordu.

Gölge, "Ne demekse, o demek." dedikten sonra kendi başlığını Thal'dan aldı. Kafasına geçirmeden önce Veyla çukur ile Gölge'nin arasına, Gölge'nin gözlerinin önüne geçtiği için Gölge'nin de elleri duraksadı.

"Niye? Taşları artık birlikte toplamayacak mıyız?"

Gölge, "Bugün, böyle olmasına karar verdim Veyla." dedi. Veyla'nın çekilmesini ister gibi baktığında Veyla'nın omuzları ve yüzü iyice düşmüştü. Çenesi sinirle geriliyordu ama asıl hissettiği üzgünlüktü. Belli ki adam, onunla geçirdikleri zamanı olabildiğince azaltıyordu. Veyla'ya, hâlihazırda olmayan güveni daha da zedelenmiş olmalıydı ki, onunla tehlikeye girmek de istemiyor olmalıydı. Yine de Veyla, bu yolun en başında Gölge'nin, kaybetmekten korkmayacağı bir savaşçı ihtiyacıyla Veyla'yla ortak olduğunu biliyordu. Şimdi ise Yıldat'ı ve Ash'i tehlikeye atmak pahasına Veyla'yı yanına almıyordu. Veyla anlayamıyordu. Öyle öfkeliydi ki, gözü bu kadar mı kararmıştı?

Veyla, ismini yıllardır duymasına rağmen Gölge seslendiğinde kalbi bükülüyordu. Hiç hoşlanmıyormuş gibi davransa da adamın 'bebeğim' ve 'güzelim' demesini özlediğini fark etti. Gölge, 'kelebek' bile demiyor, sadece ismiyle sesleniyordu ve Veyla, bu kadar küçük detaylara bile takılıyor olmasını inanamıyordu.

Veyla, "Buraya kadar voltriderları korumak için mi geldim?" diye sorduğunda Gölge, "İstersen çık dolaş." deyip başlığı kafasından geçirdi. Elleri temas etmeden kadının iki yanında durdu ve son kez uyarır gibi "Önümden çekil." dedi. Veyla derin bir nefes alarak çukur ile Gölge'nin arasından çıktıktan sonra Eryalara "Ben voltriderda bekliyorum." deyip ilerlemeye başladı.

Yıldat'ın yanından geçtiği sırada Yıldat kolundan tutarak durdurdu. "Aşağıda bana bir şey olursa, kurtarmaya gelir misin?"

Gölge, mekanizmanın halatını belindeki kopçaya takarken bir küfür mırıldanarak güldü. Gölge, sırf Terra 'Elinden kayıp gidecek' dedi diye, tehlikeli olacağını varsaydığı aşağıya kadını götürmüyordu, kadını sevdiğini iddia eden Yıldat ise bizzat kadını tehlikeye çağırıyordu. Gölge'nin gittikçe sinirleri bozuluyordu. Yıldat ne yaparak bu kadının kalbini kazanmayı başarmıştı?

Bağladıktan sonra gözleri Valdris'e döndü. Valdris kolunu Erya'dan çekip hızla Kral'ına yaklaştı. Gölge, "Kimse aşağı inmeyecek." dedi. "Çıkan çıkar, çıkamayanı kurtarmayacaksınız."

Gölge zaten herkesi kurtarırdı, kendisi kurtulamazsa bile Valdrislerin onun için aşağıya inmesini istemezdi. Gölge başının çaresine bakar, bakamazsa da Doğa'nın onun için seçtiği merhametli sonu yaşardı. Merhametli dediği son, ölümsüz ömrü boyunca siyah ölüm yüzünden ölüp yeniden dirilmekti ama yaşadığı süre zarfında daha feci acılar onu bekliyormuş gibi gözüktüğü için bu o kadar da korkunç değildi.

Valdris, "Denerim." dedi. Veyla inmek isterse, ona nasıl hâkim olabilirdi, hiç bilmiyordu. Gölge de Veyla'ya kendisinin bile zor hâkim olduğunu, hatta bazen olamadığını bildiği için Valdris'e daha fazlasını söyleyemedi. Neyse ki, Veyla'nın sadece Yıldat için aşağı ineceğini düşünüyordu, Yıldat'ı da Gölge koruduğu sürece sorun olmazdı.

Veyla'ya göre tüm görevler çocuk oyuncağı olduğu için "Ne olacak ki?" diye sordu. Bir an önce uzaklaşmak istiyordu. Yıldat'la oyalanmamak için hızlıca sormuştu.

Yıldat, "Bir sürü şey olabilir." dediğinde Veyla, hafifçe omuz silkti ve "Kurtarırım." dedi. Adamın neden sorduğunu anlayamamıştı. Yıldat rahatlayarak gülümsedi ve kadının yanağını sevdi. Veyla bir an başını çekecek gibi oldu ama hareketsiz durmayı başardı. Yıldat, hızına ve gücüne güvenmesine rağmen görevlere çıkmayı, kendisini tehlikeye atmayı sevmezdi. Abisi yanında olduğu sürece, ona bir şey olmayacağını düşünüyordu ama Veyla tarafından da güven almak onu daha da rahatlatmıştı.

"Çıkınca görüşürüz sevgilim."

Veyla, "Görüşürüz." dediğinde Yıldat elini Veyla'nın yanağından çekip çukura yöneldi. Veyla da o sıra Yıldat'ın ardından bakarken Gölge ile göz göze geldi. Çukurun başında, henüz inmeye başlamamış halde onlara bakıyordu. Veyla ile göz göze geldiklerinde Gölge gözlerini alıp önüne döndü ve çukura atladı. Veyla'nın kalbi bir an tekledi. Adamı, halatların tutacağını biliyordu ama bir eli, ayağına dolaşır gibi olmuştu. Gölge'nin ardından Ash, ardından da Yıldat atladı ve gözden kayboldular. Veyla, voltridera gitmekle gitmemek arasında kalırken, Yıldat yüzünden şüpheye düşmüştü.

"Ne olabilir ki?"

Sohbet eden Thalların gözleri Veyla'ya döndü. Veyla yavaşça onlara yaklaşırken Valdris "Anlamadım?" dedi.

Veyla karşılarına geçtikten sonra hafifçe omuz silkti. "Aşağıda ne olabilir ki? Tehlikeli mi?"

Valdris, sırıtarak "Gerçekten her ihtimali sayayım mı?" diye sorduğunda Veyla, "En muhtemelleri?" diye sordu.

Thal, "Gölge ve Yıldat kavga edebilir." derken gülmeye başlamıştı. Erya da gülerken "En muhtemel tehlike bu, evet." dedi. "Ama yine de Gölge, Yıldat'ı orada bırakmaz."

Veyla, "Kıskandı herhalde zaten." diye mırıldanırken çukura doğru bakıyordu. Erya, "Nasıl?" diye sorduğunda Veyla pek de umursamıyormuş gibi davranmaya çalışarak "Ash'i, Yıldat'tan kıskandı sanırım. O yüzden kavga edebilirler." dedi.

Önce Thal kahkaha attı. Hemen ardından Valdris ve Erya dâhil oldu. Erya ve Valdris birbirine yaslanarak gülerken Thal da elini, Veyla'nın omzuna koydu ve diğer eliyle yaşlanan gözlerini silerken "Bir daha söyle bakayım şunu." dedi.

Veyla gözlerini devirerek Thal'ın elini ittirirken "Niye gülüyorsunuz?" diye sordu.

Thal, "Çünkü komik." dediğinde Veyla üfleyip gözlerini Valdris'e çevirdi. Aralarında en ciddi o kalıyordu. Valdris hafifçe omuz silkti. "Yıldat ve Ash yıllardır takılır, yatar, kalkar. Gölge bir kere bile müdahale etmedi. Niye kıskandığını düşündün ki?"

Veyla da onlara hak vermeye başlayarak rahatlarken "Bilmem." dedi. "Yıldat'a kızdı gibi geldi."

Thal, "Olabilir." dedikten sonra tekrar güldü. "Yıldat sesli nefes falan almıştır."

Valdris, "Gölge Kral, kıskanırsa bir Kraliçesini kıskanır." dediğinde, aslında kimi kıskandığını gayet iyi biliyor olmanın hazzını yaşıyordu. Veyla, her şeyden habersiz, memnuniyetsiz gözlerle çukuru izlerken Valdris'in keyfi artıyordu. İkisi de birbirini kıskanıyordu ve birbirleri dışında herkes bunun farkındaydı. Onların ne zaman itiraf edeceğini merakla bekliyordu.

Veyla, 'Kraliçesi' diye düşündükten sonra iç çekti. Konudan uzaklaşmak isteyerek Valdrislere döndü ve "Diğer tehlikeler?" diye sordu.

"Kendi teknolojimizden çok uzağız. İletişim araçlarımızda sorun çıkabilir. Daha önce gelmediğimiz bir yer, aşağıda nelerle karşılaşılacağı meçhul. Koruma giysi ve kaskında sorun çıkarsa, siyah ölüm tehlikesi yaşayabilirler. Aşağısı..." dedikten sonra kullandıkları bir cihaz sayesinde haritalandırabildikleri kadarıyla yer altını gösterdi. "... labirent gibi. Kaybolabilirler, sıkışabilirler. Üçü de ölümsüz ama bu sonsuz bir döngüye hapsolmayacakları anlamına gelmiyor. Gölge ve sen inseniz, oluşabilecek tehlikeleri daha kolay bertaraf ederdiniz ama o üçünden biri, alınma ama Yıldat'ken ben de endişe etmedim değil. Yine de Gölge, tek başına halleder."

Veyla, "Yıldat da abisini tehlikede bırakmaz herhalde." dediğinde Thal yeniden kahkaha attı. Veyla'nın koluna girerken "Bugün çok şakacısın." dedi. Veyla ters bir şekilde baktığında Thal "Ve sinirli." deyip gülüşünü durdurmaya çalıştı.

Veyla endişeli bir şekilde sessiz kaldığında Thal, "Kim için korkuyorsun?" diye sordu. Veyla'nın gözleri hızla Thal'a dönerken önce kem küm edip sonra "Kim için olacak?" diye ters bir şekilde sordu.

Thal, bıyık altından gülerken "Yıldat içinse korkma, bir sorun olursa Gölge Yıldat'ı kurtarır." dedi.

Veyla gözlerini devirirken "Yok ben Ash için korkmuştum." diye alay etti. Erya da gülerken "Gölge onu da kurtarır." dedikten sonra gülüşü yavaşladı ve gözleri çukura döndü. Gölge Kral'ı tehlikeye düşerse diye endişe etmişti. Veyla, 'Gölge'yi?' diye sormak istiyordu ama sessiz kaldı.

Valdris ise, Veyla'nın düşüncelerini yüzünden okuyabildiği için "Gölge'yi de Gölge kurtarır." dedi. "Hep öyle oldu."

Veyla, "Niye benimle inmedi ki?" diye sessiz bir şekilde sorgularken Valdris sebebini biliyordu. Aşağısı tehlikeli gözüküyordu ve Veyla'yı tehlikeye atmak istememişti. Özellikle de araları kötü olduğu için aşağıda Veyla'nın kafasına göre iş yapmasından çekinmiş, yanından uzaklaşabileceğini düşünmüştü. Kral açıkça söylememişti ama Valdris böyle sorduğunda da zımni bir onay verir gibi sessiz kalmıştı.

Thal, "Ne güzel işte. İzne çıkmışsın gibi düşün. Keyfine bak." dedikten sonra cebinden çıkarttığı paketli bir kurabiyeyi Veyla'ya uzattı. Veyla, "Canım istemiyor." dedi ve teşekkür eder gibi gülümsedi.

Valdris, "Ama sen çok seversin. Emin misin?" diye sorduğunda Veyla, "Yok, istemiyorum." diyerek gözlerini yeniden çukura çevirdi. Zaman öldürmek için ayaküstü sohbetler kurarken Veyla da ara sıra kısa cevaplar veriyordu ama genel olarak çukura bakıyordu.

Valdris, "Siktir..." dediğinde Veyla'nın gözleri hızla ona döndü. Valdris saatinden gördüğü detaydan emin olmak için tabletini de açtı ve doğruladı. "Gölge'nin saatine ulaşamıyorum."

Veyla, daha da gerilerek "Nasıl yani?" diye sorarken Thal'ın kolundan çıktı ve Valdris'in yanına geçip tablete doğru bakarken yüzüne düşen saçlarını kulaklarının arkasına sıkıştırdı.

"Yıldat ve Ash, muhtemelen dönüyorlar. Konumları gittikçe yaklaşıyor." dediğinde Veyla, adamın elinden sert bir şekilde tableti alıp kendisi de baktı. Erya, endişeli gözüken Veyla'yı rahatlatmak için "Muhtemelen onlarladır." dedi ama şu çukurdan Yıldat ve Ash, Gölge'siz çıkarlarsa Erya'nın endişesi de artacaktı. "Teknolojik aletlerde sıkıntı çıkabiliyor, daha önce de yaşamıştık."

Veyla, elinde tabletle çukura yaklaşmaya başladığında Eryalar de peşinden ilerledi. O sıra tabletteki haritada, Gölge'nin saatinden yeni bir sinyal geldi ve ekranda yeşil bir nokta öterek aydınlandı. Veyla'nın kaşları kalkarken onunla birlikte tablete eğilerek bakan Valdris "Bir arada değiller." dedi. Valdris'in de gerginliği sesine yansımaya başlamıştı. Adamın böyle söylemesiyle, Erya ve Thal'ın da yüzü kaskatı kesildi.

Veyla, olası konuma doğru, muhtemelen metrelerce yükseğinde olmasına rağmen ilerlemeye başladı. Çukurdan uzaklaşarak madenin diğer tarafına doğru ilerlerken Gölge'nin olduğu konumun üstüne doğru gelmeye ve nerelerde olduğunu anlamaya çalışıyordu.

Veyla, "İleride başka bir çukur var mı? Oradan çıkmaya çalışıyor olabilir mi?" diye sordu. Valdris de Veyla'nın peşinden gelirken "Teçhizatı yetersiz." dedi. "Yine gelip buradan çıkmalı."

Thal ve Erya, çukurun başında Yıldatları görmeyi gergin bir şekilde beklerken Veyla duraksayıp yeniden çukura doğru döndü. Telaşlı gözleri tablet ile çukur arasında gezinirken Valdris, "Oksijeni yeterli." dedi. "Eğer koruma giysi ve kaskına bir şey olmadıysa, henüz siyah ölüm tehlikesine yok." dedi. Veyla, "Çok hızlı uzaklaşıyor." diyerek tableti Valdris'e gösterdi. O sıra ellerinin titrediğini fark etti. "Bu hızda uzaklaşırsa, buraya geri dönmesi için ihtiyaç duyduğu zaman boyunca oksijeni yeter mi?"

Valdris ellerini belinin iki yanına yaslayıp sıkkın bir nefes alıp vererek tablete bakmayı sürdürdüğünde Veyla cevabı aldı. Dudağının kenarını kemirip durduğu saniyelerin ardından "Bir akıntıya kapılmış olabilir mi?" diye sordu.

Valdris, "Muhtemel." dedikten sonra gergin üst dudağını dişleri arasına alarak gözlerini Veyla'ya çevirdi. Valdris, "İnip bakacağım." dediğinde Veyla, "Öyle bir şey olmayacak." dedi.

Valdris kaşlarını kaldırdığında, Veyla, "Kral'ı duydun." dedi.

Valdris, "İnsiyatif alma yetkim var. Kaldı ki, eğer ölecekse kurallarına uymak zorunda olmadığım bir Kral. Yaşayacaksa ise, beni cezalandırması umurumda bile değil." dedi. Kral'ını başının çaresine bakmak zorunda bırakmak istemiyordu. Gölge onları hiç bırakmamıştı, Valdris de bırakamazdı. Her emrine uyacağına yemin etmişti ama... Bu emrine uyamazdı. Onu yalnız bırakamazdı.

Veyla, "Sen inmeyeceksin." dedikten sonra tableti Valdris'e uzattı. Daraldığı sırada omuzları hizasına kadar indirdiği fermuarı yeniden çenesine doğru çekmeye başladı. "Ben ineceğim."

Valdris Veyla'nın önüne geçerken "Olmaz." dedi. Kral'ını kurtarmak için kendisini tehlikeye atabilirdi ama Kral'ının korumak istediği Veyla'yı tehlikeye atamazdı.

Veyla, "Engel olmaya çalış." derken Valdris'i yolundan kenara doğru ittirdi. Valdris hızla Veyla'nın önüne geçmeye çalışırken "Sen de duydun!" dedi. "Senin insiyatif almaya yetkin yok! Veyla!"

Veyla durup Valdris'e doğru dönerken "Ben Kral'ın korumak istediği biri değilim!" diye bağırdı. "Varlık sebebim bu, defalarca kez önünüzde bunu tekrar etti. Siktiğimin taşlarını sizi tehlikeye sokmadan, riske atmadan toplayabilmesi için varım. Kaybetmekten korkmadığı için varım! Şimdi çekil önümden, Kral'la bir anlaşmamız var."

Valdris, "O zaman sence neden sen yukarıdasın da öz kardeşi aşağıda?" diye sordu. "Sence neden seni riske atmak yerine yukarıda tutuyor?"

Veyla'nın kalbi kulağında zonklarken anlayamayarak baktığında Valdris ciğerinde nefes bırakmayarak üfledikten sonra "Ben gideceğim." dedi. Veyla, Valdris'i dinlemeden yöneleceği sırada Eryalar "Hah!" dediği için duraksadılar ve çukura doğru baktılar. Önce Ash çıktı.

Thal, Ash'in ellerinden tutarak çekerken "Ne oldu?" diye sordu. Veyla birkaç yavaş adımla onlara yaklaşmaya başlarken Valdris neredeyse koşarak çukura varmıştı ve Yıldat'ı çekmeye çalışan Erya'ya yardımcı oldu. Kıyafetlerinden sular akar ve çukurun etrafını ıslatırken gözler yeniden çukura döndü. Veyla daha fazla adım atamazken yutkunma çabası içerisinde kızaran gözlerle çukura baktı. Valdris'i dinlemeyip peşinden gideceğine emindi. Hayatta kalmaya programlıydı ama şu an istediği, Gölge'nin hayatta kalmasıydı. Peşinden gidecek olsa bile ona ulaşabileceğinden emin değildi. O hızda uzaklaşan birini, okyanusun altında yakalayamazdı. Eğer bir akıntıya kapıldıysa, nereye sürükleneceği bilinmezdi ve saatin enerjisi bitmeden önce onu bulmaları gerekiyordu.

Veyla, Eryaların yüz ifadelerini ve ses tonlarını yorumlamakta güçlük çekerken bir el, çukurun etrafından zemine tutundu. Veyla'nın kaşları yavaşça kalkarken dudakları aralandıkça kıvrıldı. Gölge, ona uzanan ellere tutunmadan kendisini yukarı çekse de, doğrulana kadar ona sarılmaya çalışan ellere engel olmamış, olamamıştı. En azından o sırada başlığı çıkarmayı başarmıştı.

Erya "Çok korktum!" derken, Valdris "Kral'ımın emrini ilk defa çiğneyecektim." dedikten sonra Gölge'nin omzunu sıvazladı. "Ne oldu orada öyle?"

Gölge, ona sarılıp duran Thal'dan kurtulmaya çalışırken bir yandan da bu sevgi gösterisine güldü. "Saatim düştü."

Veyla'nın voltridera gideceğini sanıyordu ama burnu kokusunu alıp da göz ucuyla da gördüğünde gözleri kadına döndü. Tam karşısında, olduğu konumdan neredeyse on metre uzaklıkta duruyordu. Gölge'nin gülüşü yavaşlarken dili dudaklarında gezinmeye başladı. Kadının gergin yüzünün saniyeler geçtikçe gevşediğini görebiliyordu. Gözlerinde bulutlar dağılıyor, dudaklarında öfkeler diniyordu. Derken, kadın yaklaşmaya başladı. İlk attığı adımları güçsüz ve yavaştı ama gittikçe hızlandı. Elleri de sarılacakmış gibi hareketlenmeye başladığında müthiş bir heyecan yolculuğa Gölge'nin kalbinden başlayıp tüm bedenini sardı. Kaşları da şaşkınlıkla kalkarken Thallar iki yanına doğru ayrılmıştı. Gölge, gittikçe kendisine yaklaşan ateşten kaçmak yerine bir adımla yaklaştı. Elleri de hafifçe yükselmeye başladı. Bir eliyle hala başlığı tutuyordu ama düşmek üzere gibiydi. Umut denilen, en güçlü ve acımasız büyü kalbini zehirlerken Veyla yanından geçti. Gölge anında buz keserken Veyla, Gölge'nin biraz ardında olan Yıldat'a sarıldı. Gölge, ileride bir noktaya bakakalırken kulakları uğuldamaya başladı. Elleri yavaşça iki yanına düştü. Bir an... Bir an kadın kendisine sarılacak sanmıştı. Öyle olacak gibiydi... Son ana kadar Gölge'ye bakmıştı. Elleri Gölge'ye doğru yükselmişti! Tüm bunlar Gölge'nin umudu muydu? Bu kadar aciz miydi? Kâbusları, düş mü sanmaya başlamıştı?

Yıldat da Veyla sarılırken Veyla gözlerini sımsıkı kapattı ve gergin vücudu dolayısıyla Yıldat'ın omuzlarına tutundu. Bir an... Bir an adama sarılmak üzereydi. Adamı sapasağlam karşısında görmesiyle göğsünden öyle bir yük kalkmıştı ki, kalbi tüm berraklığıyla ulaşmak istediğini ona göstermişti. Veyla da görmüş, ulaşmak istemişti. Eğer gerekse, adamın peşinden canını tehlikeye atmak üzere oluşuna şaşıramıyordu bile. Bunu tahmin edebiliyordu. Aklına aşağıda bir tehlike yaşanabileceği ihtimali düştüğü gibi burada durmasının sebebi ne Ash ne de Yıldat'tı. Yıldat'a değer verdiğini düşünüyordu ama uğruna aşağı ineceği kişi Gölge'ydi. Bu korkunç... Bu korkunçtu!

Gölge'nin eğilen başı yavaşça soluna, omzunun ardına döndü. Üzgünlükle çatılmış kaşları altında bulutlu gözlerle onlara baktı. Herkes suspus olmuş olanları izlerken Ash, Kraliçe seçimi konusunda emin olamamaya başladı. Şimdi Kral'ının bakışlarını görüyordu da... Halk haklı olabilir miydi? Kral gerçekten Kraliçe olarak Veyla'yı seçmiş olabilir miydi? Her şeyi göze alarak?

Yıldat, "İyiyim ben..." derken Gölge'nin onları izlediğini bildiği için mutlulukla gülümsemeye çalıştı ama mutlu değildi. Kadının az daha Gölge'ye sarılmak üzere hareketlendiğini görmüştü. Yıldat, Gölge'den önce çukurdan çıkmıştı. Kadın onun için korkmuş olsa, şu ana kadar çoktan gelir sarılırdı. Veyla ise, Gölge'yi gördükten sonra hareketlenmişti. Kadının hala kendisini durduracak iradesi olmasına sevinemedi. Yakında bu da yitip gidecekti. Bir de Kral gerçekten Kraliçe olarak Veyla'yı seçerse... İşte o zaman Yıldat'ın hiçbir şansı kalmayacaktı. Her şey ve herkes, her zaman olduğu gibi Gölge Kral'ın olmuş olacaktı. En büyük düşmanı, Veyla Aldar bile.

Veyla hafifçe geri çekildi. Yıldat o sıra kadının kızarık gözlerini gördü. Gözleri kadının gözlerinde gezinirken Veyla, kalbindeki hislerle boğuşuyordu. Bir yanı, engel olamamasını dilerdi. En fazla ne olacağını görmek isterdi. Gölge ittirir miydi? Yoksa... Yoksa sarılır mıydı? Veyla yakınlaşırken adam da bir an hareketlenir gibi olmuştu ama Veyla, yükselen ellerin sarılmak için mi yoksa ittirmek için mi olduğunu anlayamamıştı. Göze alamamıştı.

Gölge hala onlara bakarken Veyla Yıldat'ın dudaklarına uzandı. Yıldat bile şaşırarak kırpıştırdıktan sonra gözlerini kapattı. Veyla ise... Bunu sadece Gölge'yle yaşayabiliyordu. Sadece Gölge'ye teslim oluyor, sadece Gölge öperken gözlerini kapatabiliyordu.

Veyla'nın sadece temas etmesi yetti, Yıldat devamını getirerek Veyla'yı öpmeye başladı. Valdrislerin gözleri Gölge'ye döndü. Gölge, ardına bakar halde kalmıştı. Yıldat kadına uzansa, Gölge engel olabilirdi. Başına şimşekler indirebilir, şimşeklerin bile yetişememesinden korkar, bizzat koşabilirdi ama... Kadın öpmüştü. Veyla'ya ne yapabilirdi ki? Veyla'nın canını yakabiliyor olsa, zaten bu andan da ölür gibi korkmazdı ki. Kadını öldüremiyor, kadın yüzünden ölüyordu.

Gölge'nin gözleri hızla kızarırken başlık elinden düştü ve kulaklara tok bir ses duyurdu. Veyla da bu sesi duyarak hafifçe geri çekildiğinde Yıldat da üsteleyemeyerek çekilmek zorunda kaldı. Yıldat'ın gözleri aralanırken Veyla'nınkilerin hiç kapanmadığını tahmin edebiliyordu. Gölge'nin izlemiş olmasından haz alsa da, bu anın belki de Veyla'yı öpebildiği son an olduğunu biliyordu. Veyla Gölge'den kaçtıkça, Yıldat'a sığınıyordu ama bir gün, kaçamayacaktı.

Yıldat'ın gözleri Gölge'ye döndü. Gölge ne yüz ifadesini ne de bakışlarını gizlemeye çalıştı. Yıllardır yaşlanmıyordu, bu gün yüzyıllarca yaşlanmıştı. Ölümsüz ömründe, yeniden ölümlü olmayı tatmıştı. Yumruk şekline gelip duran ellerinde gücü eksiliyor, elleri yeniden gevşiyordu. Ona savaşlar kazandıran, düşmanın üstüne yürüdüğü bacaklarının yıkılmak üzere olduğunu biliyordu. Gözleri acı, çok acı görmüştü. Gördüğü en beter şey ise, bu andı. Kayıplar yaşamış, eziyetler çekmişti. Hiç bu denli mağlup hissetmemişti. Ciğeri yeri gelmiş dumanlar, zehirler solumuştu, hiç bu kadar yanmamıştı. Üstelik önceden iyileşirdi. Her zerresi büyüyle iyileşirdi, şu an iyileşemiyordu. Sızlayan burnu, yanan gözleri, acıyan göğsü iyileşmiyordu.

Ash, Gölge'nin, sırf Veyla Yıldat'ı öptü diye geldiği hali izlemeye daha fazla dayanamayarak "İşimiz bittiyse, voltriderlara geçiyorum." dedi.

Gölge cevap vermediğinde Valdris Ash'e onay verdi. Ash, ıslak olmayan kıyafetlerini kucaklayıp sinirli bir şekilde ilerlemeye başladı. Veyla, Yıldat'ın kollarından yavaşça çekilirken var olan gergin sessizliğin sebebini anlayamamıştı. Dağın içinde olmalarına rağmen gök gürültülerini duyabiliyordu. Geriledikçe Gölge ile göz göze geldiklerinde aklına halkın şarkısı geldi.

Biliriz ki göklerdeki fırtına,

Kral'ın kalbindeki yara.

Her yağmur yağdığında,

Ağlar Kral da.

Veyla hızla gözlerini Gölge'den aldı. Kaşları eş zamanlı olarak çatılırken önüne doğru döndü. Ash'in gittiği yoldan ilerlerken Yıldat hemen ardındaydı, hatta kadının koluna girmişti ama Veyla'nın teni hissizleşmiş gibiydi. Öperken Yıldat'ı hissetmek istemediği için mi bu denli hissizleşmişti yoksa, temas eden Gölge olmadıkça, hiçbir şey hissetmek istemiyor muydu? Keşke teni değil, ruhu hissizleşseydi. O zaman, kalbi bu denli yorulmazdı. Gölge'nin neden öyle baktığını anlayamamıştı ama adamın acı çeker gibi bakışı bile Veyla'nın yanan canına biraz daha dert olmuştu.

Valdris, "Gölge?" diye seslendiğinde Gölge hala ardına doğru bakıyordu. Gözleri Veylalar uzaklaştıkça alçalmış, artık yere bakar olmuştu ama önüne dönemiyordu. Şu anda kalmıştı. Geçmişi berbat, bugünü boktan ve yarını ise muhtemelen sikikti. Hal böyle olunca bir adım dahi atsa, canı daha da yanıyordu. Nereye kaçsa, daha iyi hissedemeyecekti.

Valdris yeniden "Gölge?" dediğinde Gölge sesini temizleyerek başını önüne çevirdi ama bakışlarını kaldırmadı. "Gidin, geliyorum."

Köşeyi dönmeden önce Veyla'nın adımları yavaşladı. Yıldat ilerlemeye devam etmeleri için çekerken Veyla'nın kulakları Gölgelerdeydi.

Valdris, "Ben de..." dediği gibi Gölge, yeniden ve daha yüksek bir sesle "Gidin, geliyorum. Bir şeye bakmam lazım." dedi. Valdris önünden eksilmekte birkaç saniye geciktiğinde Gölge'nin kızarık gözleri Valdris'e doğru yükseldi. Emir vermedi, bağırıp çağırmadı ama o gözlerle yalvarır gibi baktığında Valdris daha fazla üsteleyemedi. Kral arkadaşının kolunu sıvazladıktan sonra iç çekti ve "Dışarıdayım." dedi. "Eğer istersen, çağırırsın."

Gölge yavaşça başını onaylar şekilde salladı. Köşeden dönene kadar üzgün gözlerle dönüp dönüp ona bakan Thallar da Gölge'nin istediği gibi voltriderlara doğru uzaklaştı. Herkes yeterince uzaklaşınca Gölge mağaranın pürüzlü duvarına doğru güçsüz adımlarla ilerledi. Oturmak isterken yığıldı. Sırtı ve başı sertçe duvara yaslanırken gözlerini sımsıkı kapattı. Bir bacağını ileri uzatırken diğerini hafifçe kendisine çekti ama dik tutmaya gücü yoktu. Bacağı sağına doğru devrildi. Gölge, nefes almakta ve aslında yaşamakta zorlandığı için koruma giysisinin fermuarını karnına kadar indirdi. Bir eli içindekini söküp atmak isteyerek göğsünde dolaşırken diğer eli de zeminde yumruk şeklini aldı. Yumruğunu başta yavaşça zemine geçirdi. Gözlerini aralarken gerçeğe de uyanır gibi "Kıskanıyorsun." dedi. Sesi derinlerinden, oldukça kısık geliyordu. İsterik bir şekilde güldükten sonra güçsüz yumruğunu yeniden yere geçirdi ve "Kıskanıyorsun ulan." diye tekrarladı.

Gülüşleri git gide artarken gözleri de doluyordu. Gülüşünde alt dudağını ısırırken göğsündeki elini alnına götürdü ve başını eğdi. "Siktir..." diye inledikten sonra elini alnından çekip başını yeniden duvara yasladı ve gözlerini yükseltti. "Siktir, deli gibi kıskanıyorsun..."

Eli tekrar göğsünü buldu. Kalbine avucunu yasladı. Kalbine, yangına, acısına. İsterik gülüşü yavaşladı. İç çekişlere döndükten sonra parmakları kalbinin oralarda gezinirken gözleri kapandı. Kıskanması yetmiyor, canı da yanıyordu. "Yeniliyorsun. Bir kelebeğe, yeniliyorsun..."

"Bir şeyimi düşürmüşüm..."

Yıldat, "Seninle geleyim." derken Veyla geriye yönelmişti bile. Gerek yok, der gibi elini sallarken "Hemen geliyorum." dedi. Yıldat birkaç saniye daha duraksadıktan sonra sinirle soluyup önüne döndü ve ilerlemeye devam etti. Kadının ne için geri döndüğünü tahmin edebiliyordu.

Veyla, sessiz olmaya çalışarak ilerlerken Azrit kulaklar söz konusu olunca bunun yetersiz olduğunu biliyordu. Sadece... Adam neye bakıp gelecekti, anlayamamıştı. Yeniden o çukura mı girecekti? Veyla, tekrar tehlikeyle karşılaşmalarını istemiyordu. Adam bir derdi varmış gibi bakmıştı. Veyla kendisiyle bağdaştıramıyordu. Aklının bir köşesinden geçiyordu ama ihtimal veremiyordu. Her neyse sebebi, belli ki adamın bir derdi vardı ve bu derdini merak etmişti. Nasıl çözeceğini de... Eğer tehlikeye düşerse, Veyla uzaklarda olmak istemiyordu. Bu sebeple adam da çıkana kadar oyalanmaya çalışacaktı. Gözleri saatindeydi, adam henüz çukurun etrafındaydı.

Veyla, sağ ve solunda madenin köhne noktalarına doğru derinleşen yollara bakarak ilerlerken uygun bir sığınak arıyordu. Ortalarda dolaşacağına bir yerde dursa, daha iyiydi. Gölge'yle karşılaşırsalar da, bir şeyini düşürdüğünü iddia edecekti ya da belki o an daha iyi bir yalan bulurdu. Belki de... Susar kalırdı. Bazen Gölge'nin karşısında dudakları mühürleniyordu.

Aklında bin bir düşünce geçiyordu. Valdris'in ne demek istediğini düşünüyordu, Gölge'nin neden öyle baktığını, Veyla'nın neden böyle hissettiğini düşünüyordu. Hiçbir düşüncesine cevap bulamıyordu. Derken, pembe ışıltılar gördü. Sol tarafta, ilerideki karanlığı aydınlatan ışıltılardı. Veyla eline büyüyü çağırıp yolunu aydınlatarak soluna yöneldi. Pembe ışıltılara gittikçe yaklaşırken kelebekleri de ardından geliyordu.

Bir oyuktan geçtikten sonra genişleyen alana girdiği gibi kaşları kalkarken dudakları mest olarak aralandı. Kelebekleri hızla Veyla'nın etrafından uçuşarak önüne geçtiler ve sabırsız bir şekilde etrafta dolanmaya başladılar. Veyla'nın elindeki büyü sönerken, ellerini dudaklarına götürdü ve hafifçe gülerek etrafında döndü. Pembe ışıltılar, üstüne renklerini yansıtıyordu. Elini, pürüzlü ve oldukça küçük olan pembe doğal taşların dolu olduğu maden duvarlarında gezdirirken yavaşça neredeyse yuvarlak olan bu alanı dolaşmaya başladı. Ara ara beyaz parıltılı taşlar da vardı ama çoğunlukla pembeydi. Veyla ilk defa mor rengine bu kadar yakın olan bir doğal taş görüyordu. Gözleri taşların ışığıyla kısılsa da gülümseyerek izliyordu.

Gölge, fark ettiği bir detayla gözlerini aralamış, oturduğu yerden kalkmıştı. Veyla'yla konuşmak için hareketlenmişken, kadının tanıdık kokusunu ve kalp atışlarını fark etmişti. Neden, Yıldatlarla gitmediğini anlayamasa da en azından madenden çıkmasına ve yalnız kalmaları için onu bir kenara geçmeye ikna etmesine gerek kalmadığı için sevinerek kadına yönelebilmişti. Şimdi boyu oyuk yüksekliğini aştığı için eşiğe elini yaslayıp hafifçe başını eğerek baktığı alanda, Veyla'yı taşlara mest olmuş bir şekilde bakarken görmüştü. Öyle ki, Gölge sessiz olmaya çalışmasa da adamı fark etmemişti. Kelebekleri Veyla'nın etrafında uçuşurken kadının elleri çenesinin altında sevinçle birleşmişti. Yüzüne pembe ışıklar yansırken parlayan gözleri etrafında geziniyor, vücuduyla birlikte de dönerek zeminden tavana kadar uzanan pembe taşları izliyordu. Taşların ışığı zeminde dalgalanarak, pembe bir okyanusun yüzeyinde yürüyormuş gibi hissettiriyordu.

"Ne güzeller, değil mi?"

Kelebekleri 'evet' der gibi dönerek uçuştuklarında Veyla güldü. "Bize benziyorlar..."

Veyla taşları, Gölge de Veyla'yı mest olmuş bir şekilde izlerken adam da yavaşça gülümsedi. Veyla, Gölge'nin uyanıkken gördüğü bir düş gibiydi. Gölge 'Mümkün değil' diye düşündü. 'Hiçbir şeyin güzelliği, size benzemeyi hak edemez.'

Veyla etrafına bakarken eşikte nedense gülümseyerek onu izleyen Gölge'yi fark ettiğinde duraksarken yüzündeki gülüş önce dondu, sonra ise yavaşça silinmeye başladı. En azından bir süreliğine ne kadar kırık olduğunu unutmuş kalbi yine sızlamaya başlarken ellerini çenesinin altından çekti ve bedeninin iki yanına indirdi. Gölge'nin de gülümsemesi yavaşça silinirken 'İşte' diye düşündü. 'Ne yazık ki, düş yine kâbusa dönüşüyor...'

Veyla, 'Bu kadarı da fazla' diye düşündü. Adam sanki iradesini zorluyordu. Biraz önce acı dolu bakması yetmezmiş gibi, şimdi de mest olmuş gibi bakıyordu. Yumuşak bakışlarının altında... Gülümsemişti. Veyla adamın kendisine gülümsediğini pek görmemiş, denk gelince de gördüğünden emin olamamıştı. Neden gülümseyerek izlemişti ki? Niye yine Veyla'nın dibinde bitmişti? Uzak durmak isteyen bizzat kendisi değil miydi?

Veyla, gözlerini Gölge'den alıp hareketlendi. Çıkıp gitmek için bile Gölge'ye yakınlaşmak zorunda olmasından her zerresiyle hem nefret etmiş, hem de heyecanlanmıştı. Hep böyle oluyordu. Adamın kucağından kalkmak için bile istemsizce adamdan destek alıyordu. Adam düşürse bile onunla kalkmak ister gibi kolları arasında iyileşiyordu. Gölge ise tüm bu yanılgıları oluşturacak şekilde davranıp sonra 'Senden hep nefret edeceğim' diyordu. Kadının uzak durmasını, dokunmamasını, hatta bakmamasını istiyordu. Peki, kendisi niye uzak durmuyordu? Niye dokunuyordu, niye bakıyordu? Hem de gülümseyerek?

Veyla, geçmek istediğinde Gölge bir adım gerileyerek eşikten daha geniş olan yola döndü ama kadının gitmesine izin vermeden kolunu tuttu. Yan yana ve oldukça yakınlarken Veyla başını yavaşça solunda kalan Gölge'ye çevirdi ve göz göze geldiler. İkisi de birbirinin ne denli yumuşak baktığını izledi. Oysaki aksi için çabalıyorlardı.

Gölge, gergin dudağını yaladıktan sonra çenesinin ucuyla Veyla'yı gösterdi. Gözleri kadının güzel gözlerinde gezinirken "Niye onu öperken gözlerini kapatmıyorsun?" diye sordu.

Adam, Veyla'nın tüm tepkilerini izledi. Kadının kaşları endişe ederek kalkarken dudakları aralandı. Biraz önce yumuşak bakan gözlerine korku düştü. Pembe ve çıkık dudakları aralanıp aralanıp kapandı. Savaşmak ya da kaçmak arasında gidip gelirken merak ettiği bir şeyi sorarak saldırmaya karar verdi. Baş Terra'nın şifa yerinin önünde Gölge de böyle yapmıştı.

"Niye Ash ile el ele tutuşmuyorsun?"

Gölge, 'Çünkü sevmem' diyemedi. Veyla'nın elini defalarca kez tutmuştu. Gölge'nin sessiz kalışı, Veyla'nın gerginliğini azaltırken kalbindeki yükü hafifletiyordu. Veyla, taşımaktan yorulsa bile bu yükün kalkıp gitmesinden de korkuyordu. Çünkü, gerçekçi olmayabilirdi. Adamı hiç anlamıyordu ve, adam Veyla'yı suçlamasına rağmen, aynı şeyi yapıyordu. Veyla'nın zaafı olmaya çalışır gibi davranıyordu. Oluyordu...

Veyla kolunu çekerken "Ayrıca, ne demek istediğini anlayamadım." dedi. "Bazen kapatırım, bazen kapatmam. Ne önemi var?"

Gölge, kadının kolunu tekrar tutmadı ama elini kadının elinin yakınlarındaydı. Elinin tersiyle, kadının eline dokunuyor, bu küçük dokunuşu gayretle sürdürüyordu.

Gölge, "Seni ilk öptüğüm gün,..." derken ikisinin de gözleri bir anlığına birbirinin dudaklarına inip es verdiler. Bir iç çekişten sonra yeniden birbirlerinin gözlerine baktılar. "... seni öptüğüm gerçeğinden çok, gözlerini kapatmış olmaktan korkmuştun."

Veyla'nın yüzü buruşup kaşları çatılırken kaçmak isteyerek hareketlendi ama Gölge kadının elini tutup önüne geçti. Veyla, adamın yine elini tutuşuna bakarken Gölge, "Onu öperken gözlerini kapatmıyorsun." diye diretti. Kendisine bir çıkış yolu arıyordu. Veyla'nın, Yıldat'ı sevmediğine ikna olmaya çalışıyordu.

Veyla gözlerini ellerinden alıp Gölge'ye bakarken derin bir nefes aldı. Birkaç saniyenin ardından "İstersen gel." dedi. "Şimdi yanına gidiyorum, kapatıyor muyum, kapatmıyor muyum, kendin izlersin."

Gölge'nin bakışları bile titrediğinde Veyla daha da kötü hissetti. Kollarından tutup 'Neden böyle bakıyorsun?' diye sarsmak istiyordu. Neden üzülmüş gibiydi?

Gölge'nin eli, Veyla'nın elinden eksildiğinde Veyla çekip gidebileceğini anladı ama gözlerini almakta güçlük çektiği ve merak da ettiği için biraz daha oyalanarak "Peki senin bir cevabın var mı?" diye sordu. Adamın da 'gel, izle' demesinden korktu ama demedi.

Veyla bahane bekledi, rest bekledi, canını yakacak bir cevap bekledi ama Gölge yavaşça başını iki yana salladı. Bir cevabım yok, der gibi hafifçe omuzlarını kaldırıp indirmişti. Veyla'nın kaşları kalkarken sert tutmaya çalıştığı bakışları hızla yumuşadı. Yutkunma ihtiyacı hissederken ilerlemeye başlamadan önce birkaç saniye daha duraksadı. Gölge'nin eli, Veyla'nın sağından duvara doğru yaslanacağı sırada Veyla, yakınlaşacak gibi duran yüzünden korkarak ilerlemeye başladı. Gölge'nin eli de, Veyla'nın yokluğunun ardından pürüzlü duvara yaslanmış oldu. Başı da gittikçe eğildi ve burnu, kadının gitmesiyle eksilmeyen kokusunu soludu. Kadının uzaklaşan adım ve kalp seslerini dinlerken gözlerini sımsıkı kapattı.

Veyla da Gölge'den uzaklaştıkça elleriyle yüzüne hava göndermeye ve nefesini üflemeye başladı. Gözleri kızarıp dururken göğsü sıkışıyordu. Bir şeyler oluyordu... Veyla hissedebiliyordu ama anlamlandıramıyordu.

Ne oluyordu?

**

"Gel de durdur."

Veyla çektiği restin ardından voltriderların beklediği terasa doğru hızlı adımlarla ilerlerken sıkkın bir şekilde nefesini üflüyordu. Malikânede durmak istemediği için, Yıldat ile Gölge'nin yolladığı göreve gitmek istiyordu. Malikâneden çıkmak istediği gibi savaşçılar Gölge'ye haber vermişti ve Gölge dibinde bitmişti. Son dakikalarda Gölge izin vermediğini, Veyla ise izin istemediğini en azından birbirlerini öldürmeyecek kadar kibar şekillerde açıklamışlardı ama bir sonuca erememişlerdi.

"Sen yettin artık."

Veyla, hafifçe duraksarken "Asıl sen yettin artık!" diye bağırarak Gölge'ye döneceği sırada Gölge bacaklarının altından geçirdiği koluyla kadını kaldırıp omzuna attı. Veyla, Gölge'nin omzundan sarkarken gözleri irileşmişti ama çığlık bile atamamış, donakalmıştı. Gölge, omzundaki Veyla ile hareketlendiğinde Veyla, gittikçe çözülüyordu. Adamın omzundan inmeye çalışarak "Ne yaptığını sanıyorsun?" diye bağırdı.

Herkes onları izlerken Gölge, Veyla inmeye çalıştıkça müsaade etmemek için daha sıkı tutmak ve dolaylı olarak canını yakmak zorunda kalıyordu. Bu yüzden Azrit hızıyla hareketlendi. Böylelikle Veyla da inmeye çalışmayı bıraktı. Bir süre sonra durduğunda Veyla yavaşça gözlerini aralayıp etrafına baktı ve tuttuğu nefesini üfledi. Talim odasındalardı. Gölge, kadını omzundan indirdikten sonra ellerini iki yanında açarak bir adım geriledi.

Veyla'nın dudakları bağırmak için aralandığı sırada Gölge, "Ne yapıyorsan yap." dedi. Veyla'nın dudakları geri kapanırken anlayamayarak baktı. Gölge yeniden ama bu sefer bağırarak "Ne istiyorsan yap!" dedi. Veyla ne diyeceğini bilemezken Gölge etrafındaki tezgâhlarda duran ve duvara yaslı silahları gösterdi. "Al, gerekiyorsa hepsiyle tek tek canımı yak ama..." dedikten sonra Veyla'ya dönüp kolundan tutarak kendisine çekti. "... yeter artık!"

Veyla kolunu çekme gayreti bile gösteremeyecek kadar şaşkınken "Ne diyorsun?" diye sordu. Ne demek istediğini anlayamıyordu.

Gölge, "Bitir şunu, yeter artık!" diye bağırırken çıldırmış gibiydi. Kadının kolunu bıraktıktan sonra yakınlarındaki bir hançeri alıp kadına uzattı. Kadın tutmadığında elini, elleri arasına alarak hançeri avucuna bıraktı ve tutmasını sağladı. "Kalbimi mi söküyorsun..." dedikten sonra kadının elini bırakıp bir kılıca uzandı. Kabzasından gürültüyle çektikten sonra Veyla'ya uzattı. "... beni ikiye mi ayırıyorsun, ne yapıyorsan yap!"

Veyla, kılıçtan bir adım uzaklaşırken elindeki hançeri de soluna doğru attı ve "Ne saçmalıyorsun?" diye bağırarak sordu. Adam delirmiş gibiydi. Zaten pek normal biri değildi ama artık hiç değil gibiydi.

Gölge, kılıcı kadının eline vermek istediğinde Veyla elini çekerek birkaç adım daha geriledi ve "Ne yapıyorsun?" diye sordu. Gölge kılıcı solunda bir tarafa doğru atarken gözleriyle yeni silahlar aradı. Yeni bir silaha doğru hareketleneceği sırada Veyla adamın kolundan tuttu ve Veyla, "Ne istiyorsun?" diye sordu. Hiç anlayamıyordu.

Gölge, kadına doğru dönerken "Normal olmanı!" diye bağırdı. Veyla elini adamın kolundan çektiğinde bu sefer Gölge, kadının kollarından tutarak kendisine çekti ve hafifçe sarstı. "Gördüğün gibi gözlerini benden kaçırmamanı, yanımdan gidip durmamanı, uzandığımda kaçmamanı! Eskisi gibi olmanı!"

Veyla birkaç saniyelik donakalışın ardından isterik bir şekilde güldü. Gülüşünde alt dudağını ısırırken adamın ellerinden kurtularak geriledi. Var gücüyle "Sen deli misin?" diye bağırdı. Öyle ki, en az adam kadar yüzü kızarmış, damarları belirginleşmişti. "Sen dedin!" diye bağırırken üstüne doğru gelen adamdan kaçmayı bırakıp ellerini göğsüne yerleştirerek ittirdi. "Sen dedin, uzak dur, diye!"

Gölge, kadının onu ittirmek isteyen ellerinden tutarak çekerken "Şimdi de 'durma' istiyorum!" dedi. Veyla ellerini çekip "Öyle mi?" diye bağırdı. "Kral'ımız şimdi de buna mı karar verdi? Bunu mu buyurdu?"

Gölge elleriyle yüzünü sıvazlayıp sağına doğru döndü ve sıkkın nefesler alıp verdi. Saçlarını da çekiştirerek ellerini yüzünden çektikten sonra Veyla'ya döndü. "Şu odadaki her şeyi üstümde dene ama kurtul şu öfkenden. Bitti..." dedikten sonra ellerini gürültüyle birbirine çapraz yönlerde iki kez sürttü ve yeniden "Bitti!" diye bağırdı. "Normale dön artık!"

Dayanamıyordu. Kadının ondan kaçıp durmasına katlanamıyordu. Göz göze bile gelemiyordu, Veyla ya bakmıyor ya da gözlerini geri alıyordu. Onunla konuşamıyordu, ona dokunamıyordu, yan yana gelemiyordu. Kadın hep kalkıp gidiyordu. Kalkıp Yıldat'a gidiyordu! Veyla hiç olmadığı kadar Yıldat'a yakın davranmaya başlamıştı ve Gölge buna daha fazla sabredemiyordu.

Veyla, bağırışına tezat bir şekilde "Öfkeli değilim!" diye itiraf etti. Öfkesi süs, kılıftı. Öfkesi gücünü kırgınlıktan alıyordu. Bir süre nefes nefese birbirlerine baktılar. Gölge daha saatlerce bağırabileceğini sanırdı, Veyla'nın bir cümlesi sesini kısmıştı. Gözleri yeniden kızarmaya çalışırken kısılmış sesiyle "Değil misin?" diye sordu. Öfkeli değilse... Kırgın mıydı?

Veyla, "O yüzden tüm Zenith'i üstüne atsam, hiçbir şey normale dönmeyecek." dediğinde Gölge'nin gözleri kapanırken elleri ensesine gitti ve sağına doğru dönerken kendi kendisine duyduğu bir sinirle inledi. Pişman... Pişman hissediyordu Veyla, adamın tepkilerini ve söylediklerini anlamlandırmaya çalışırken elleriyle yüzünü sıvazlamaya, dağılmış zihnini toparlamaya çalıştı.

Gölge, ellerini ensesinden çekerek gözlerini araladı ve Veyla'ya döndü. "Baban da annene yaptı." dediğinde Veyla'nın yüzünü ovuşturan elleri duraksadı. Gölge, kadın uzaklaştıkça mahvolsa da yeniden cesaret ederek yaklaşmaya başladı. Eli, kadının koluna doğru uzandı ama temas etmeden duraksadı. "O kâbus mağarasında, çığlık çığlığaydın."

Gölge, detayları hatırlamıştı. Kadın kâbus mağarasında bir anısına hapsolduğu sırada 'O benim annem değil! O bir yaratık! Ne yaptın ona?' diye bağırıp durmuştu. Hatta... 'Ne yaptınız?' diye sormuştu. Sadece babası değil miydi? Kimlerden bahsediyordu? "Baban da Lavin'e olan şeyi, annene yaptı, değil mi? Bu yüzden, Lavin'e üzüldün. Bu yüzden Lavin'e bunu yapan olmak istemedin."

Veyla ellerini yüzünden yavaşça çekti. İleriye bakar haldeyken ne cevap vermesi gerektiğini düşünüyordu. Önceden zihni zehir gibi tüm ihtimalleri tarar, Veyla'ya en az zarar verecek olanı bulurdu ama şimdi... Aklı karmakarışıktı. Gözleri yavaşça Gölge'ye döndü. Gölge, cevap beklemiyordu. Bundan emindi. Veyla da adamın soru sormadığını fark etti. "Aynısı değildi." dediğinde sesi titriyordu. Veyla, annesinin de bir insan olduğunu açığa çıkarmak istemezdi. Çünkü diğer sırları da yavaşça ortaya çıkmaya başlardı. En başta... Aslında bir Xalia değil, bir dönüşen olduğunu Gölge'nin de anlaması tehlikesiyle karşılaşırdı.

Gölge, tam olarak aynısı olmadığını belirtmesine rağmen reddetmeyen Veyla'ya karşı hafifçe yüzünü buruştururken, dudakları da memnuniyetsizce kıvrıldı ve birkaç saniyeliğine gözlerini kaçırdı. Kadının zamanında neler yaşamış olabileceğini gördükçe, kalbi sıkışıyordu. Gergin dudağını yaladıktan sonra gözlerini Veyla'ya çevirdi. Cevabı duymaya pek de cesareti olmadığı için gergin bir iç çekişten sonra "Sana ne yaptı?" diye sordu. Asıl merak ettiği, asıl kalbine ateş düşüren buydu. "Ne yaptı ki, hiçbir şey hatırlamıyorsun, geçmişinde sana ait hiçbir yer yok?"

Veyla burukça gülümsedi. "Bu gece beni Drithar'ın önüne attığında öğrenirsin belki."

Gölge kasılan çenesi eşliğinde sesi de yükselirken "Ulan seni kimsenin önüne atmaya gitmiyorum!" diye bağırdı. "Oraya senin canını yakmaya gitmiyoruz, anla şunu artık!"

Veyla, "Ama yanacak." dediğinde Gölge başını iki yana salladı. Bu ihtimal, Gölge'nin de canını sıkmıştı. Kısılan sesiyle "Buna izin vermem," dedi. "Senin canını yakamaz."

Veyla'nın zihni uyaramadan kulakları duyduklarını kalbine yetiştirdi. Zihni uyarabilse, 'Yapma' diyecekti. 'Yapma, gerçek değil. Niye engel olsun ki? Yine kırılacak kalbimiz.'

Veyla düşünürken sessiz kaldığında Gölge ensesini ovuşturarak sağına döndü. Gözlerini yumup düşüncelerini ve hislerini toparlamaya çalıştı. Veyla'nın duyduklarına inanmak isteyen kalbi sızlaya sızlaya atarken gözleri adamın ne kadar üzgün olduğunu izledi. Bildikleriyle hissettikleri çatışırken öfkesi yeniden güç kazandı. Sağına dönmüş adamın omzundan ittirdiğinde, güçsüz düşmüş Gölge birkaç adım gerileyerek Veyla'ya döndü. Veyla "Yapma!" diye bağırdı. Gölge, ellerini Veyla'nın onu ittirip duran ellerinin etrafında tutuyordu ama kadına engel olmuyordu. Sadece kontrolsüz bir güç kullandığı için sendeleyen ayakları takılıp düşecek olursa, tutmak için hazır bekliyordu.

"Sen yapma! Bana diyorsun, sen yapıyorsun!"

Gölge, "Ne yapıyorum?" diye sorarken Veyla adamı ittirmeyi bırakıp saçlarını çekiştirerek kulaklarının arkasına sıkıştırdı ve ellerini iki yanında açıp "Sen bana öyle bakma!" diye bağırdı.

Gölge nasıl baktığını tahmin bile edemediği gözlerini Veyla'da gezdirirken gerginlikten kuruyan dudağını yaladıktan sonra "Nasıl?" diye fısıldadı. Anlatsa, Gölge de bilirdi. Henüz, Veyla söz konusu olduğunda nasıl baktığını görmek için yansımasını izlememişti. Göreceklerinden korkuyor, yansımalardan kaçıyordu.

Veyla "Sen!" diye bağırdıktan sonra yeniden ittirdi. "Asıl sen beni kandırmaya çalışma!"

Gölge çaresizlikle yüzünü buruşturup "Hayır, dinle..." derken kadının ellerinden tutmak istedi ama Veyla "Sen bana dokunma!" diye adeta çığlık atarak ellerini çekti.

Gölge, Veyla'ya uzanamadığı ellerini ensesine götürüp üst dudağını dişleri arasına alarak Veyla'ya bakarken Veyla, işaret parmağını sallayarak "Ben de senin planlarının farkındayım!" diye bağırdı. Gölge hafifçe soluna doğru eğdiği başını başını iki yana salladı. Çaresizlik yüzünü buruşturuyor, kaşları çatıyor ve dudaklarını geriyordu. Veyla'ya 'dinle' diyordu ama kadın dinlemeye başlasa, ne anlatabilirdi, hiçbir fikri yoktu.

Gölge, "Plan falan yok..." derken sesi çatallı ve kısıktı. Veyla isterik bir kahkaha attıktan sonra "O zaman neden peşimdesin?" diye bağırarak sordu. Gölge sessiz kaldığında Veyla omuzlarından ittirip "Neden?" diye çığlık attı. Gölge o sıra ellerini ensesinden çekti.

Gölge, "Bilmiyorum..." diye soluduğunda Veyla, adamın yakalarından tutarak kendisine çekti. Yüzleri yakınlaşırken Veyla yeniden "Yapma!" diye bağırdı. "Ben de sana inanmıyorum!"

Gölge, inanması için yalvarır gibi bir ses ve yüz ifadesiyle "Yalan söylemiyorum." dediğinde Veyla burukça gülümsedi. "Ben de sana söylememiştim."

Gölge'nin gözleri daha da kızardığında Veyla adamı yakalarından ittirirken birkaç adım da kendisi uzaklaştı. Adama yenilmek üzereymiş gibi hissettiği için kalbi korkuyla çarpıyordu. Gözlerini kapatıp yüzünü sertçe ovuştururken aklını korumaya çalışıyordu çünkü adamın onu delirtmeye çalıştığı şüphesiz ortadaydı!

Ellerini yüzünden çektikten sonra Gölge'ye tekrar bakmaya cesaret edemeyerek kapıya yöneldi. "Benden uzak duracaksın."

Bir saniye geçmedi ki Gölge kapı ile arasındaydı. Veyla sinirle "Niye yapıyorsun?" diye sordu. Gölge ellerini aralarında kaldırmış haldeydi. Veyla geçmeye çalıştıkça öne geçerek engel oluyordu. "Eskiye dönmen için ne yapmam lazım?"

Veyla sinirle inleyip adamı tekrar ittirdi ve "Niye?" diye bağırdı.

"Dokunma, dedin. Dokunmuyorum! Bakma, dedin. Bakmıyorum! Uzak dur, dedin. Duruyorum! Niye şimdi aksini istiyorsun? Niye benimle oynuyorsun?"

Gölge, "Oynamıyorum..." dedikten sonra kadının bileklerinden tuttu. Veyla hızla ellerini kurtarırken geri çekildiği kadar Gölge de ona yakınlaştı. Veyla'nın ayakları birbirine karışıp da geriye doğru düşer gibi olduğunda Gölge hızla kadının belinden tuttu. Veyla ağlar gibi inleyerek adamın kolunu ittirdi ve "Yapma!" diye bağırdı. "Beni tutma!"

Veyla isterik bir şekilde gülerken gözleri ıslanmıştı. Ellerinin tersiyle silerken bu yaşlara Gölge'nin de içi gitmişti. Silmek ister gibi uzandığında Veyla hızla geri çekilerek "Beni yerden yere vuruyorsun, sonra..." dedikten sonra öfkesi yüzünden gerilediği kadar yakınlaşıp adamı ittirdi. Sesi iyice yükselirken "...düşmeyeyim diye tutuyorsun!" diye bağırdı.

Gölge, "Ulan elimden gelmiyor!" diye bağırdı. "Aksi elimden gelmiyor! İsteyerek yapmıyorum..." derken sesi yeniden kısılmıştı.

Veyla, inanmak istemediği için başını iki yana sallarken Gölge tekrar kadının kollarına uzandı. Veyla, "Bana dokunma, diyorsun sonra gelip sen dokunuyorsun!" derken kollarını kurtardı.

"Beni korkularımın önüne atıyor, sonra gözyaşlarımı silmeye çalışıyorsun! Beni bir kollarının arasına alıyorsun, bir alevlerin ortasında bırakıyorsun!"

Gölge, başını geriye doğru atıp ellerini yüzüne götürürken acıyla inler gibi "Ben de yandım..." dedi. Veyla kadar, belki de Veyla'dan bile çok yanmıştı. Onun canını yaktıkça haz aldığını mı sanıyordu?

Veyla Gölge'nin yalanlarını duymamak için ellerini kulaklarına götürüp gözlerini sımsıkı kapatırken "Bir taş için geri döndün!" diye bağırdı. Başı iyice eğilirken dudaklarından bir hıçkırık kaçtı. Gölge'nin gözünde bir taş kadar bile değeri yoktu.

Gölge, kadının ellerini kulaklarından çekmeye çalışırken yüzlerini yakınlaştırıp "Öyle değil..." dedi. Öyle değil ama neydi? Söyleyemiyordu. Söyleyemezdi. Yine de aksine inanmasını istiyordu. Buna ihtiyacı vardı. Veyla'nın nefretiyle şimdiye kadar yeterince tanıştığını sanırdı. Ne denli yol kat ettiklerini, Gölge tüm yolu mahvedince anlamıştı. Meğer, kadın geldiğinden beri ne çok şey değişmişti... Şimdi son günlerde ve araları bu denli kötüyken, farkı daha iyi anlıyordu.

Veyla ellerini kulaklarından çekerek Gölge'den kurtarırken göz göze geldiği adam yüzünden bir kere daha hıçkırdı. "Bana bakma, diyorsun." dedikten sonra adamın yüzünü, ne denli üzgün olduğunu, ne kadar derin baktığını gösterdi. "Niye böyle bakıyorsun?" derken bağıramamıştı.

Gölge'nin yüzü buruşarak gözleri kapanırken başı eğildi. Sıkkın nefesler alıp verirken ne diyeceğini bilemedi. "Sikeyim..." diye mırıldandı. "Bilmiyorum..."

Veyla, "Sen benim zaafım olmaya çalışıyorsun..." dedi. Sesi kısık ve titrekti. Yaşlı gözleri, adamın eğdiği başında üzgün yüz ifadesinde geziniyordu. Gölge'nin gözleri duyduğuyla birlikte aralandı. Yavaşça başını kaldırırken Veyla gözlerini ondan almış, ardına dönüyordu. Veyla ellerini 'hayır' der gibi telaşla sallarken yükselen sesiyle "Olamayacaksın." dedi ve kapıya yöneldi.

Gölge hareketlenirken kadının elinden tutarak kendisine çekti. Göğüsleri çarpışırken, "Böyle bir ihtimal var mıydı?" diye sordu. Veyla geri çekilmek istediğinde Gölge diğer elini de tuttu ve yüzlerini yakınlaştırdı. Ben her şeyi mahvetmeden önce, diye düşündü. "Böyle bir ihtimal var mıydı?" diye tekrar sordu.

Veyla burukça gülümsedi. Yanakları yaşlarla ıslanmıştı. "Yoktu." dedikten sonra yüzünü buruşturarak yutkundu. Sesi bile, ona inanmadığını gösteriyordu. Tekrar o güçsüz sesi duymamak için bu sefer fısıldayarak "Artık hiç yok." dedi.

Adamın yutkunamadığını gördü. Gözlerindeki bulutların yağmuru çağırdığını da... Adamın gözleri de ıslanmak üzereyken yüzü kasılmış, dudakları gerilmiş, kaşları hafifçe çatılmıştı. Veyla kendi kendisine de 'Olamayacak' deyip duruyordu çünkü gözleri adamda gezinirken omuzları düşüyor, gardı çatlıyor, içi ona doğru akıyordu. Adamın nefretiyle boğuşmanın daha acı verici olduğunu düşünürdü. Şimdi adam, Veyla'nın varsaydığına göre o kadar da nefret etmiyormuş gibi rol yaparken, Veyla'nın canı daha çok yanıyordu. En azından nefretin gerçek olduğunu biliyordu, bu gördükleri gerçek değildi ve inanmak istemenin çaresizliğiyle eziliyordu.

Veyla, "Çünkü bu şehre ilk geldiğimde bile senden daha az nefret ediyordum." diye eklediğinde Gölge'nin kaşları yavaşça kalkarken dudaklarında buruk bir gülümseme belirdi. Kadın ellerini çekmek istediğinde Gölge başta tutmaya gayret gösterdi ama elleri güç kaybetti. Parmakları gevşerken Veyla, güçlükle gözlerini adamdan alıp ardına döndü ve kapıya yöneldi. Veyla çekip giderken Gölge önce sessiz bir şekilde güldü. Gözleri ıslanırken bakışlarını artık Veyla'nın gözükmediği kapıdan soluna doğru çevirdi ve bu sefer sesli, isterik bir şekilde güldü. Elinin tersiyle yaşlı gözlerini silerken gülüşünde alt dudağını ısırdı.

Oysaki Gölge, artık nefret edemiyordu.

**

Yıldat ile birlikte gittikleri görevden dönmüşlerdi. Veyla'nın odasının önündelerken Yıldat, muhtemelen içeriye davet bekliyordu ama Veyla gülümseyerek "İyi geceler." dedi. Veyla'nın uyumaya zamanı olmayacaktı. Hızlıca bir bavul hazırlayacaktı ve bir saate yola çıkacaklardı. Karam'a... Burada yaşadıkları yetmezmiş gibi, biraz da orada yaralanmaya... Geri dönebileceği bile meçhuldü. O yüzden bavuluna burada sevdiği ne varsa, bir parça koyacaktı. Başta kurutup öldürmek istediği, duvarlarını süsleyen sarmaşıklardan birkaç yaprak ve çiçek de buna dâhildi. Yaratık'ı da yanında götürmek istiyordu ama eğer Gölge gerçekten Veyla'yı orada bırakır ve tüm planları bozarsa, kediyi Drithar'dan koruyamamaktan korkmuştu. Burada... Burada Eryalar korurdu. Hatta Gölge bile korurdu. Veyla... Gölge'yle alakalı da yanında bir şeyler götürmek istiyordu ama biliyordu, yanına hiçbir şey almasa dahi, içinde bir yerlerde Gölge'yi taşıyordu.

Yıldat da, çağrılmadığı için bozulsa da "İyi geceler." dedi. "İyi yolculuklar."

Veyla başını salladıktan sonra odasına girdi. Kapıyı ittirirken odaksız bir şekilde bakan gözleri yavaşça odak kazandı. Gözleri pembe ışıklar ile kısılırken yansımaları vücudunda geziniyordu. Işık sensörüne doğru yükselen eli, ışığı açmadan geri alçaldı. Çünkü ihtiyaç yoktu. Her yer pembe ışıltılarla parlıyordu!

Odanın içerisine doğru birkaç adım daha attı. O sıra vücudu da döndürerek etrafına bakıyordu. Gözleri duvarlarda, tavanda ve hatta zeminde parlayan pembe doğal taşlarda gezinirken kelebekleri de gördüklerinden memnun kalarak heyecanla uçuşuyorlardı. Veyla'nın kaşları yavaşça kalkarken dudakları kıvrılmaya başladı. Mest olmuş bir sesle "Bu çok güzel..." dedikten sonra anlayamayarak omzundan geriye, Yıldat'a baktı. "Sen mi..." diye sormaya başladı ama o sıra Yıldat da "Bunlar ne?" diye sorarak odaya giriyordu.

Veyla'nın şaşkın gülümseyişi duraksarken kaşları hafifçe çatıldı. "Ama kim..." derken Yıldat'ın omzunun ardından, koridorda onu izleyen Gölge'yi gördü. Yüzündeki gülümseme hızla silinir ve kan vücudundan çekilmiş gibi hissederken göğsündeki müthiş hareketlenme eşliğinde hislerinin sebebine baktı. Gölge, elleri deri ceketinin ceplerinde, hafifçe sağ omzuna doğru eğdiği başında, bulutlu gözlerle ona bakarken Veyla dudaklarını kapatmak için üstün çaba gösterdi ama ya şaşkınlıkla aralanmak ya da gülümseyip durmak istiyorlardı.

Gölge, kadının beğendiğinden emin olduktan sonra yavaşça soluna döndü ve odasına doğru ilerledi. Veyla'nın gözleri adam artık gitmiş olmasına rağmen hala koridordayken Yıldat, "Ne ara yaptın bunları?" diye sordu. Veyla gözlerini kırpıştırarak Yıldat'ın varlığını hatırladı. Hızla adamın kolundan tutup kapıya doğru çekiştirirken "Hadi iyi geceler, görüşürüz." dedi. Yıldat neye uğradığını şaşırırken Veyla kapıyı kapattığı gibi ardına döndü. Yığılmak üzereymiş gibi sırtı kapıya yaslanırken gözleri yine duvarları ve tavanı buldu. Bir eli göğüs kafesini aşıp özgürlüğüne kavuşmak ister gibi çarpan kalbine yaslanırken dudaklarının isyanına boyun eğerek gülümsedi. Birkaç dakika boyunca sadece izledi, sonrasında ayakları hareketlendi. Etrafında dönerek ilerlediği odasında yatağına vardı. O sıra yatak başlığının yanındaki komodinin üstünde, bir taş gördü. Pembe ışık yüzünden yanılabilecek olan gözleri kısılırken komodine doğru eğildi. Taşı eline alıp öyle doğrulurken bu taşın, kül taşı olduğunu fark etti. Kaşları kalkarken gözleri kapıya doğru döndü. Gölge, edindiği her taşı koleksiyonunda saklardı. Şu ana kadar hep böyle olmuştu. Bu taşı saklamamaya mı karar vermişti yoksa... Zaten saklayacağı bir taş daha mı vardı?

Veyla'nın gözleri yeniden kül taşına doğru dönerken alt dudağını ısırdı. Taşı göğsüne doğru sıkıca yaslarken yatağına uzandı. Gözleri tavanda gezinirken ne hissedeceğini bilemiyordu. Sadece Veyla bilmiyordu. Yoksa özgür bıraktığı sürece dudakları biliyordu, gülümsüyordu. Gözleri biliyordu, parlıyordu. Elleri biliyordu, sımsıkı taşı tutuyordu. Kalbi biliyordu, deli gibi atıyordu.

Gölge taşı bulmasına rağmen, Veyla için dönmüş olabilir miydi? Bu da Gölge'nin... 'Senin için geldim' deyişi miydi?

Beş dakika kadar sonra, durduğu yere sığamayan ve merakına engel olamayan Veyla, elinden bırakmadığı taş ile Gölge'nin kapısının önündeydi. Savaşçıları, Veyla'nın geldiğini haber vereceği sırada kapı açıldı. Veyla, Ash ile göz göze geldiğinde bir an taşı göğsüne doğru bastırdı. Önceden kolyesine sığınırdı, şimdi de bu taşa mı sığınıyordu? Hem de kolyesi gibi, kalbine yakın tutarak?

Ash, Veyla ile karşılaştığı için memnun olmayarak baktı ama Veyla kadar canı sıkılmış olamazdı. Bir yanı da, koridorda Gölge'yi gördüğü andan itibaren çok az zaman geçtiğini biliyordu. Ash ile bir şeyler yaşamış olamazlardı.

Ash, ardından kapıyı kapatırken "Gölge müsait değilmiş tatlım." dedi. Veyla'nın çenesi kasılırken Gölge'nin sesini duydular. "Veyla mı?"

Ash ile birlikte Veyla'nın da gözleri neredeyse örtülü olduğu için Gölge görünmese de kapıya doğru döndü. Savaşçılarından biri, "Evet efendim." diye seslendiğinde Gölge, "Gelsin." dedi.

Veyla'nın kalbi yeniden hızlanırken gözleri Ash'e doğru döndü. Yüzünde, engel olamadığı bir gülümseme ile "Sanırım bana müsait." dediğinde Ash burnundan soluyordu. Ash sinirle koridorda ilerlemeye başladığında savaşçılar Veyla için kapıyı açtı. Kral ve Kelebek göz göze geldi.

Gölge, okyanusa bakan devasa camının önünde, koltuk ile cam arasında, koltuğun sırtına oturmuş haldeyken omzunun üstünden Veyla'ya bakıyordu. İkisi de kalplerinde bir heyecan taşırken Veyla yavaşça odaya girdi. Savaşçılar kapıyı kapatırken Veyla derin bir nefes alıp öyle yaklaşmaya başladı. Gölge de bir an ellerini nereye koyacağını bilememiş bir ceplerine götürmüş, sonra koltuğun sırtında iki yanına koymuştu. Hemen ardından yeniden ellerini önüne çekip gevşek bir şekilde oturduğu için aralık bacaklarının üstünde birbirine kavuşturdu. Bir bacağını ileriye uzatmış, diğerini ise dizinden hafifçe kırarak kendisine çekmişti.

Veyla, koltuğun ardına varmadan önce gözlerini, ikinci katın zemin yüksekliği boyunca uzanan duvara asılı koleksiyonda gezdirdi. Heyecanla bakan gözleri kül taşını gördüğünde genişlemek isteyen gülümsemesine mani olmak zordu. Taşı bulmuş, yine de Veyla için dönmüştü...

Koltuğun ardına vardığında gözleri yeniden Gölge'ye döndü. Tüm bunlar olurken Gölge sadece kadını izlemişti. Kendi yüzünün halinden habersizdi ama kadının yüzünü görebiliyordu. Öfkeyse dinmiş, kırgınlıksa azalmış gibiydi. Gözleri, Gölge şükrediyordu ki biraz olsun yumuşak bakıyordu. Adımları, Gölge'yi itmek için yaklaşmıyordu. Dudakları, Gölge'yi yaralayacak kelimeler zikretmiyor, neredeyse gülümsüyordu.

Veyla, "Bu 'özür dilerim.' deme tarzın mı?" diye sorduğunda Gölge başını eğerken hafifçe güldü. Gözleri zeminde gezinirken "Ben özür dilemem." dedi. Veyla'nın gülümseyişi silinirken gözleri okyanusa döndü ve 'Ne bekliyordum?' der gibi dudağını büzerek başını iki yana salladı. Derin bir nefes aldıktan sonra Gölge'ye döndü. Birkaç adımla yaklaştığında Gölge'nin de gözleri kadına döndü. Veyla adamın elini tuttuğu gibi bu temas ikisini de yakarken uzun sürdürmemeye gayret ederek avucuna kül taşını koydu. "Ben de teşekkür etmem zaten."

Veyla elini çekip geriye döndü. Birkaç adım atmıştı ki Gölge, koltuğun sırtından kalkıp vücudunu Veyla'ya çevirdi ve "Ben özür dilemem," diye tekrar etti. Veyla duraksarken çatılmış kaşları altında gözlerini sağına doğru çevirdi ama ardına doğru dönüp adama bakmadı.

Gölge sesini temizleyip gergin dudağını yaladıktan sonra kadına doğru bir adım attı. Veyla, hemen ardındaki dağı hissedebiliyordu. Bazen güven veren, bazen de altında ezildiği dağ. Gölge'nin ardındaki ışıklar, Veyla'ya doğru adamın gölgesini düşürüyordu. Veyla iç çekti. Adamın gölgesinde bile güvende hissediyordu. Adamın gölgesine temas etmek bile kalbine dokunuyordu.

"Yaptığım şeylerin sonuçlarına katlanırım."

Veyla başını hafifçe sağına doğru çevirdi. Hala Gölge'ye dönmezken Gölge ise, kadının en azından güzel yüzünün sağ tarafını, biraz olsun görebildiği için şanslı hissetti. Bir süredir gayretle bakmak istediği ama mahrum kaldığı bir görüntüydü.

"Ama bu sefer, sonuçlarına katlanmak hiç hoşuma gitmedi."

Veyla yavaşça Gölge'ye döndüğünde Gölge gözlerini elinde tuttuğu kül taşına doğru indirdi. Dilini dudağının kenarında gezdirerek kelimelerini toparlamaya çalıştı. Gölge henüz konuşmaya devam edemezken Veyla, "Bana inanıyor musun?" diye sordu ve hızla ekledi. "Bana güveniyor musun?"

En azından bu konuda, diye düşünüyordu ama detay belirtmedi. Gölge başını kaldırdığında göz göze geldiler. Sonsuzluğa hapsoldukları birkaç saniyenin ardından Gölge konuşmaya başladı. "İnanmak istiyorum." dedikten sonra yutkunarak es verip öyle devam etti. "Güvenmek istiyorum."

Veyla, hareketsiz ve sessiz kaldığında Gölge, "Ve eğer teklifin hala geçerliyse, seninle görüntüleri aramak istiyorum." dedi.

Veyla hafifçe omuz silkip çenesinin ucuyla Gölge'yi gösterdi ve "Kendin de yapabilirsin." dedi.

Gölge, gözlerini Veyla'nın gözlerinde gezdirirken hafifçe başını onaylar şekilde salladı. Veyla'yı titreten, kulağa hoş bir esinti gibi gelen sesiyle "Yapabilirim." dedikten sonra yamuk bir şekilde gülümsedi. "Ama seninle yapmak istiyorum," dedikten sonra kül taşını Veyla'ya doğru uzattı. "En sevdiğim düşmanımla."

Veyla dudağının kenarını kemirerek sessiz kalırken düşünceli gözleri, Gölge'de geziniyordu. Adam, güven verir gibi bakıyordu. Güvenmek istediğini de söylüyordu. Belki sadece bu konu içindi, belki de genel bir güvenden bahsediyordu, Veyla bilemiyordu. Sessiz kaldıkça, sakladığı kelimelerin arasında daha çok boğuluyordu. Emin olamıyordu. Gölge şimdi uysal bir sığınakmış gibi elini uzatıyordu ama Veyla biliyordu. Gölge söz konusu olduğunda hava kapanarak haber vermeden fırtına ansızın başlayabiliyordu. Üstelik, Karam'a gitmek üzerelerdi. Veyla, orada başına gelecekleri bilemiyordu. Gölge, canını yakmayacağını, hatta Drithar'a da müsaade etmeyeceğini söylemişti. Veyla buna inanmak istiyordu ama emin olamıyordu. Gölge'nin de söylediği buydu. Güvenmek, inanmak istiyordu ama emin olmasa gerekti.

Veyla, adamın uzattığı taşa baktı. Bir taştan ibaret değil gibiydi. Gölge başucuna bırakmış, o ateş mağarasına onun için döndüğünü itiraf etmişti. Veyla'da kalsın istiyor gibi geri uzatırken aynı zamanda Veyla'ya teklif sunuyordu.

Veyla, zihni ve kalbindeki karmaşıklıktan kurtulup da ağzını açamadığı için başını yavaşça iki yana salladı ve geriye doğru adımladı. Arkasına da dönüp gitmek üzereyken Gölge uzanıp kadının elini tuttu. Veyla neredeyse irkildi ama adamın kendisine çevirmesine müsaade etti. Gölge, kadının avucunu açtıktan sonra taşı koydu. Veyla'nın elleri yanında büyük kalan elleri, kadının parmaklarını nazikçe taşa doğru kapattı. Kaşları hafifçe kalkık ve gözleri rica ederek bakarken "En azından bir düşün. Olur mu?" diye sordu.

Veyla yutkunduktan sonra bir hala temas eden ellerine, bir de adamın gözlerine baktı. Karam'da olacakları henüz görmeden kabul etmek istemiyordu. Umut edip yeniden kırılmak, hiç istemiyordu. Adamın elini tutmaya da devam edemedi. Geriye doğru adımlarken elinden elini çekti. Kapıya dönüp ilerlemeye başladığında, Gölge de gözleri gibi vücuduyla da Veyla'yı takip ederek ardında kalmıştı. Kadın yine gidiyordu ama bu sefer Gölge üzülerek izlemiyordu. Çünkü taş hala Veyla'nın avucundaydı. En azından, taşı kabul etmişti ve bu, daha fazlasına ihtimal verişiydi.

Savaşçılar Veyla için kapıyı açtı. Veyla buraya varana kadar kendisine yeminler etmişti ama çıkmadan hemen önce, ardına baktı. Belki okyanusu izleyen, belki tahtına dönmüş bir Gölge'ye karşılaşmayı beklemişti ama adam, bıraktığı yerde hala ona bakıyordu. Üstelik, gülümser gibiydi.

Veyla heyecanlı gözlerini Gölge'den alıp odadan çıktı. Gölge ise kapanan kapıdan gözlerini, ancak bir süre sonra alabilmişti. Gözleri önüne dönmeden önce temas ederek gezindiği yerlerden birinde donakaldı. Boy aynasından yansımasına bakarken yüzündeki gülümsemeyi fark etti. Gözleri, Veyla söz konusu olduğunda yüzünün ve bakışlarının aldığı hali ilk defa görüşünde kalakalırken elleri koltuktan güç aldı ve vücudu hafifçe eğildi.

İşte şimdi, ona bakan herkesin saklamaya çalıştıklarını nasıl da hemen görebildiğini anlayabiliyordu. Sadece... Veyla göremiyordu.

Henüz, göremiyordu.

45

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!