44/66 · %65

🔮 44 ⚡ Gündüzlerin Düşmanı, Gecelerin Aşığı

63 dk okuma12.401 kelime28 Kasım 2025

3. KISIM  KRAL VE KELEBEK

🔮 44 ⚡ GÜNDÜZLERİN DÜŞMANI, GECELERİN AŞIĞI

**

"Hah! Bir sen eksiktin. Parti başlasın."

Uğultu, sırtını ağaca yaslamış, bacaklarını ileri uzatmış halde oturan Veyla'ya ağır adımlarla yaklaşırken Veyla gözlerini devirdi. Genelde karşılaştıklarında Veyla'dan önce Uğultu memnuniyetsiz bir ses çıkartırdı. Bu sefer Veyla erken davrandı. "Senden de sahibinden de nefret ediyorum."

Veyla'nın kelebekleri, oldukça farklı düşünüyor olsa gerek Veyla'nın etrafından, Uğultu'ya doğru kanat çırptılar. Uğultunun büyük cüssesinde, omuzlarına, sırtına, başına ve hatta burnunun ucuna kondular. Veyla o sıra etrafına toplanan lunaları yüzüncü defa kışkışladı. Yalnız kalmak istiyorum, deyip durmuştu ama aslında hiç istemiyordu. Sadece... Bir isim haricinde herkesin varlığı ama onun yokluğu, Veyla'yı yalnız hissettiriyordu.

Uğultu'nun gelişiyle en azından diğer Lunalar etrafından uzaklaşmaya başlamıştı. Lunalar arasında bir hayli baskınlık kurup tehlike arz eden Uğultu, gitmelerine sebep olmuştu. Veyla, "En azından bir işe yaradın." dedi.

Veyla, Uğultu yanından geçip gidecek sanırken kendisine yaklaştığını fark ettiğinde kolunu kaldırıp "Aman sahibinden geri kalma. Sen de gel, kolumu falan kopar. Boş geçme." diye sızlandı.

Uğultu Veyla'nın koluna doğru eğildiğinde Veyla, "Şakaydı aptal." dedi ama Uğultu'nun yaptığı sadece koklamaktı. Büyük burun delikleri açılıp büyürken yüzünde uysal bir ifade vardı. Veyla çatık kaşlar eşliğinde Uğultu'ya bakarken kolunu yavaşça geri çekti. Uğultu yerden toz kaldırarak hareketlendi. Büyük adımları etrafındaki çimenlerin ve çiçeklerin hareketlenmesini sağlayan esintiler üretiyordu. Uğultu'nun patisinin altında kalanlar ise, esintileriyle baş etmeyi yeğleyerek eziliyordu. Veyla'nın ardına doğru gitmeye başladığında Veyla bir süredir tuttuğu nefesini üfleyip kızgınlıkla örtmeye çalıştığı kırgın gözlerle ileriye bakmaya devam etti. Gölge'ye ait olan herhangi bir şeyin onu koklaması bile tüm vücudunun kasılmasını sağlamıştı. Kelebeklerinin Uğultu ile iyi anlaşmaya başlamasından ise özellikle nefret ediyordu!

Uğultu'nun heybetli vücudu Veyla'nın ardında kalacak şekilde dönüp yavaşça yere uzanmaya başladığında Veyla'nın gözleri, duyduklarını anlamaya çalışarak sağına döndü. Uğultu, başını Veyla'nın kalçasının yanına yaslamak üzere eğerken ön patilerini de çenesinin altına doğru kıvırdı. Veyla sağına doğru bakakalırken Uğultu da gözlerini yavaşça kapatıp açarak Veyla'ya bakıyordu. Buraya ilk geldiği zamanlarda Uğultu bile Veyla'nın yanından burnundan soluyarak, hırlayarak geçerken şimdi gelip niye uysal bir şekilde yanına uzanıyordu?

Veyla'nın gözleri istemsiz bir şekilde kızardı. Her şey değişiyordu. Herkes değişiyordu. Sadece... Sadece Gölge değişmiyordu. Veyla her yanılgıya düştüğünde Gölge bunu bir kere daha kanıtlıyordu.

Veyla gözlerini kaçırıp burnunu çekerken başını hafifçe iki yana sallayarak kendisine gelmeye çalıştı. Saçlarını kulaklarının arkasına sıkıştırdı. Bacaklarını kendisine doğru çekip sarılırken "Git, başka yere yat." dedi.

Uğultu hareket etmediğinde Veyla sıkkın bir nefes alıp gözlerini ona çevirdi. "Gitsene. Koskoca ormanda başka yer mi bulamadın?"

Uğultu yanağını sağ patisine doğru yaslayarak yüzünün sol tarafını Veyla'ya çevirdi ve uykulu gözlerini yavaşça kapatıp açarak baktı. Gideceği yok gibiydi. "İyi. Ben giderim."

Veyla ellerini iki yanında yere yaslayarak destek alıp öyle kalkacağı sırada Uğultu patisini Veyla'nın elinin üstüne koydu. Uğultu'nun patisi bile birçok lunadan ağırdı ama kadına ağırlığını vermeden, sadece temas ediyordu.

Veyla'nın vücudu duraksarken kızarık gözleri yavaşça Uğultu'ya döndü. Buraya, herkesten uzakta biraz düşünebilmek, belki de ağlamak için gelmişti. Tabii, son zamanlarda her Doğa'yla temas kurduğunda olduğu gibi lunalar etrafına toplanmıştı. Doğa'yla niye böyle bir bağı vardı ve lunalar, etrafına toplanıyordu Veyla anlamıyordu. Kışkışlayıp durmasına rağmen ancak Uğultu gelince gitmişlerdi. İçi öyle buruktu ki, ne odasına ne de malikânedeki gizli çıkıntısına sığabilmişti. Malikânenin bahçesinde, ormanın başladığı hizaya yakın bir ağacın altına oturmuştu. Bahçe ışıkları, büyük ağaçların dal ve yapraklarından sızabildiği kadarıyla aydınlatıyordu. Böylelikle ışık, aydınlattığı alanda doğanın izlerini resmediyordu. Veyla'nın ve Uğultu'nun bedenlerinde dal, yaprak gölgeleri oluşuyordu. Biraz karanlık oluşu Veyla'nın hoşuna gitmeyen bir detaydı ama büyüsüyle aydınlatmak ya da daha aydınlık bir yere gitmek istememişti. Eryaların sorularına verebilecek bir cevabı yoktu. Gerçi, Eryaların olanı biteni bilmemesine şaşırmıştı ve sonrasında daha da şaşırarak öğrenmişti ki, Gölge aslında o anları yayınlamamıştı. Oysaki canlı bir şekilde yayınlıyormuş gibi bir izlenim oluşturmuştu. Bir gün yayınlar mıydı yoksa, vazgeçmiş miydi, Veyla bilmiyordu. Haricen malikânede olup odası hemen karşı çaprazında olan Gölge'yi dinlemeye çalışmak da istemiyordu çünkü bunu yapıyordu. Yakınlarında oldukça istemsiz bir şekilde onu dinliyordu. Odasına girip çıkanları anlamaya çalışıyordu, herhangi bir kadınla yakınlaşıp yakınlaşmadığını merak ediyordu ama bu sabahtan sonra Gölge ile ilgili hiçbir detaya maruz kalmak istemediğinden kendi odasından bile kaçmıştı. Akşam saatlerine kadar kendisini Yıldat'a sığınma çabası ile oyalamıştı. Adamın sarılmasına izin verse, sohbetler kurmaya çalışsa bile günün sonunda yine, kendi kendisine kalmak istemişti. Yıldat'a yakın durma çabasının bile Gölge ile ilgili olmasından nefret ediyordu. Karşılaşmak istemediği Gölge de zaten ortalarda gözükmüyordu. Odasından hiç çıkmamış olsa gerekti. Veyla görmemiş, duymamıştı. Belki de ateş mağarasında, 'işimiz bitince' dediği gibi, Ash'in yanındaydı ve bir şeyler yaşıyorlardı. Bunu düşündükçe Veyla'nın içinde bir yerler sızlıyordu. Belli ki Veyla'nın ne zihni, ne de anıları ona aitti. Hepsi Konsey'in kontrolünde silinmiş ya da yıpratılmıştı. Peki kalbi? Kalbi de mi Veyla'ya ait değildi? Neden kontrol edemediği garip şeyler hissediyordu?

Karanlıktan korksa bile, ışığın aydınlatarak ona gösterdiği gerçeklerin daha acı verici olması, Veyla'nın buraya kaçmasına neden olmuştu. Hem... Kalbi korkuyla hızlı attığında ve sıkıştığında Veyla, Gölge'nin kalbinde oluşturduğu izleri görmezden gelebiliyor, tüm suçu karanlığa yükleyebiliyordu.

Kadının korkusunu ve hüznünü hisseden Uğultu ise, uyuduğu ormandan çıkıp gelmişti. Sahibinden daha cesurdu. Sahibi, kadının hızlı kalp atışlarını duyması sebebiyle gelse de ağaçların, gardların ardından Veyla'yı izlerken, Uğultu gardını indirmiş, kadının yanına kadar gidebilmişti. Uğultu'nun bu adımına, Gölge de şaşırmıştı. Şimdi, lunasını, Veyla'nın elinin üstüne patisini koymuş şekilde izlerken sol yanında kaldırarak ağaca yasladığı kolunda elini alnına götürdü ve ovuşturdu. Sanki Gölge Veyla'dan nefret etmekte zorlandıkça, Uğultu da edemiyordu. Eğer öyleyse, Veyla'nın kelebeklerinin Gölge'nin peşinde uçuşmasının sebebi neydi? Onlar sahipleriyle aynı duyguyu paylaşmıyor olsa gerekti. Gölge, sahiplerinin kendisinden nefret ettiğini düşünüyordu. Artık daha da çoktu üstelik...

Veyla titrek sesiyle "Ne?" diye sordu. Elini çekmemişti, Uğultu'nun bile Veyla'nın karanlıktan korkmasını engelleyebilmesini dehşetle fark ediyordu. O geldiğinden beridir kırık kalbi korkuyla atmıyordu. Gölge'ye ait, diye miydi? Onda Gölge'yi mi görüyordu? Onu mu hissediyordu? Veyla, aşağı doğru kıvrılıp yeni bir ağlayışa 'merhaba' demek isteyen dudaklarını kemirerek engel olmaya gayret gösterdi. Sadece Gölge'ye değil, Gölge'ye ait olan her şeye mi çekiliyordu?

Uğultu'nun sırtındaki, savaşırken, suçluları infaz anında savunmak veyahut saldırmak için kullandığı diken gibi olan sivri çıkıntıları geriye doğru yaslanarak düz bir deri halini aldı. Gel, der gibiydi. Veyla, Gölge'nin güven veren kollarını ve omuzlarını kazanamadan kaybetmek zorunda kalmış gibi hissediyordu ama ona, onu hatırlatan lunası yanındaydı. Veyla, Gölge'ye ait olan her şeyden uzak kalmak ile, en azından ulaşabildiği her zerresinin tadını çıkartmak arasında kaldı. Luna, Veyla'nın yaslanması için sırtını bahşediyordu. Veyla'nın gözleri etrafta gezindi. O sıra Gölge, kadının göremeyeceği bir uzaklıkta olmasına rağmen ağacın ardına çekilmişti. Neyse ki ağaçların gövdesi de heybetliydi de Gölge'nin bedenini gizleyebiliyordu.

Veyla, eğer bu güçsüzlüğe düşecekse, Gölge'nin şahit olmamasını isteyerek etrafa bakmıştı. Bu saatte Gölge ya uyuyor ya da bir kadınla sevişiyor olmalıydı. Bunu düşünmek Veyla'nın daha da güçsüz hissetmesini sağlarken hareketlendi. Veyla hareketlendiğinde, Gölge merak ederek ağacın ardından hafifçe çıktı. Merakla ne yaptığına baktı. Kadının kalkıp gideceğini sanmıştı. Yanıldığını gördüğünde kaşları yavaşça kalkarken dudakları şaşkın bir mest oluşla gülümser gibi oldu. Gülümseyişi hızla buruklaştı. Lunası bile özgürce kadınla bağ kurarken kendisi uzaktan izlemek zorundaydı. Ne kadın artık yanaştırırdı, ne de kendisi kadına yanaşabilirdi.

Veyla, bacaklarını sol tarafına doğru uzatarak kalçasını kaydırdı. Başını Uğultu'nun sırtına doğru yaslarken bacaklarını da dizlerinden kıvırarak kendisine çekmişti. Bir eli yere, diğer eli çenesinin altından Uğultu'ya yaslandı. Birkaç kelebeği Veyla'nın omzuna konarken, birkaçı Uğultu'nun bedenide uçuşuyordu. Kelebeklerinden, onlardan uzaklaşanlar olduğunu fark ettiğinde Veyla, yine kafalarının estiği herhangi bir yere gittiklerini düşünerek gözlerini kapattı. Ağlama isteğiyle yüzü buruşurken titrek sesiyle "Yalan söylememiştim..." dedi. Gölge inanmıyor olsa da, en azından Uğultu'nun inanmasını ister gibi ama daha kısık bir sesle "Gerçekten..." diye ekledi. Son yıllarının hatırlayabildiği kadarında hep yalan söylemiş, hiç birinin ona güvenip güvenmediğini önemsememişti ama... Gölge'ye artık yalan söylemek istemediği anlar oluyordu ve Gölge ona inansın, istemişti. Bunun için de çok çabalamış, tekrar tekrar söylemiş, onunla görüntüleri aramayı ve gerekirse sonunda ölmeyi bile vadetmişti ama Gölge... İnanmamıştı. Hiçbir zaman inanmayacağı gibi, artık göze de almayacaktı.

Gölge, bir eliyle ağaca yaslanmış, sanki tutunmasa düşebilecekmiş gibi Veyla'yı izliyordu. Diğer eli de ensesinde, sıkkın bir şekilde ovuşturuyordu. O sıra, Veyla'nın sesini ve söylediğini duyduğunda eli donakaldı. İleri bakan gözleri hızla kızarırken yutkunamadıkları boğazına dizildi. Geldiğini fark etmiş olabilir miydi? Sadece Azrit olanların duyabileceği ya da görebileceği bir uzaklıktaydı. Kelebekleri görüp haber vermiş olabilir miydi? Ya da... Yine Gölge'yi kandırmak isteyen bir oyun ya da rol değil de bir iç döküş müydü? Sesini titreten derdini, Uğultu'yla mı paylaşıyordu? Sahte ya da gerçek, her ne ise Gölge'nin göğsünü yakmıştı. Uğultu ise başını hafifçe omzunun ardındaki Veyla'ya çevirdi. Başını küçük bir kediymiş gibi Veyla'nın başına doğru sürttü. Mırıltısı sanki 'Ben sana inanıyorum' der gibiydi ya da Veyla'nın böyle sanmaya ihtiyacı vardı.

Veyla'nın sadece ardını görebiliyordu. Gölge gibi, Uğultu'nun yanında da minik kalan bedeni, lunaya doğru yaslanmış ve kıvrılmıştı. Görüş açısına Veyla'nın birkaç kelebeği girdiğinde Gölge bir an gerildi. Kelebekleri, adamı yeni fark etmiş gibiydi. Bunun, Veyla'nın da fark etmesiyle sonuçlanacağını düşündü ama... Veyla'ya haber vermek yerine Gölge'nin yanına geldiler. Belli ki lunaları artık onları, birbirlerinden korumadıkları gibi bir de... Seviyorlar mıydı? Gölge koluna ve omzuna konan kelebeklere bakarken kaşlarını kaldırdı ve yamuk bir şekilde gülümsedi. Burnundan hafifçe güldü. Elini ensesinden çektiği gibi bir tanesi elinin üstüne kondu. Gölge iç çekerek kelebeğe baktıktan sonra yavaşça çimenlere oturdu ve sırtını ardındaki ağaca yasladı. Eli de uzattığı bacağının üstüne doğru inerken başını ve gözlerini, ileride uyumak üzere olduğunu nefes alış veriş seslerinden ve kalp atışlarından bile anlayabildiği Veyla'ya çevirdi. Canını boşu boşuna mı yaktım, diye düşündükçe kalbi sızlıyordu. Canını ve canımı, boşu boşuna mı yaktım?

"Ya gerçekten yalan söylemediysen?"

Ve karanlıktan korkan Kelebek, Uğultu'nun sırtında uykuya dalarken, varlığından bile habersiz olduğu Kral ise, onu izlerken uyuyakaldı.

**

"Dün kadar iğrenç, yarın kadar boktan olacak bir güne daha, merhaba!"

Veyla gülümseyerek güneşi selamlıyordu. Sahte gülümseyişi hızla silinirken güneşe baygın bir bakış attı. "Sen böyle her gün doğup duracak mısın?" derken bir yandan da gözlerini ovuşturmaya başladı. Yüzündeki mutsuz ifadeyi büyüsüyle dağıtabilecek bir Xalia var mıydı, merak ediyordu. Kendi büyüsü ya da gücü, yetmiyordu.

Uğultu ön patilerini ileriye uzatarak gerinirken memnun bir mırıltı çıkarttı. O sıra Veyla ellerini gözlerinden çekiyordu. "Senin için hava hoş tabii..."

'Gölge, seni seviyor' demek üzereyken hızla dudaklarını birbirine bastırdı. Gözleri de irileşmişti. Etrafında biri var mıydı, yok muydu bilmiyordu ama tek başınayken bile bunu sesli dile getirmek istemezdi. Tüm bu mutsuzluğunun tek bir sebebi varmış, o da Gölge tarafından sevilmemekmiş gibi dudakları kendi kendisine konuşmak üzereydi.

Uğultu sevilmek ister gibi sırt üstü dönüp patilerini kucağına doğru kaldırdığında Veyla, istemsiz bir şekilde güldü. Suçluları infaz eden, düşmanları korkutan devasa Luna'nın, Veyla'nın kedisi 'yaratık' gibi sevgi beklemesi komiğine gitmişti. Veyla da dışarıdan böyle mi görünüyordu? Sevgi bekleyen bir canavar?

Veyla, "İlişkimiz burada sonlandı. Dün gece yastığım oldun ve bu kadar. Ben hala senden ve ondan nefret ediyorum." dediğinde Uğultu hala sırtının üstününde iki yana sallanıyordu. Birkaç saniye daha göz göze kaldıklarında Veyla üfledi. "Lunaların senden kaçtığına inanamıyorum." derken eli yavaşça Uğultu'ya uzandı ve karnında belli belirsiz elini gezdirip "Oldu mu?" diye sordu.

Uğultu, memnun bir şekilde gözlerini kapatıp mırıltılar çıkarttığında Veyla gülerek elini çekti ve "Yeter." diyerek yerden kalktı. Uğultu da bu kadarıyla yetinerek patilerini yere yasladı ve doğruldu. Veyla üstündeki toprak ve yaprakları silkelerken malikâneye doğru baktı. Bakarken hareketleri yavaşladı ve iç çekti. Orada kalbini sızlatan bir şeyler vardı.

Veyla elleri eteklerinde gezinerek oyalanırken malikâneye doğru adımlamaya başladı. Şimdi yeniden Lunalar etrafına toplansın ve saatlerce onu oyalasınlar isterdi ama hemen ardından, kadının ardında kalmak için oldukça yavaş ilerleyen Uğultu geldiği için Lunalar da uzak duruyordu. Veyla, Gölge'nin ardında kaldığını düşünüyordu ama belli ki Uğultu Veyla'yı önüne katıyordu.

Veyla'nın önüne geçen kelebekleri daireler çizerek dönmeye ve dikkat çekmeye çalışmaya başladılar. Veyla iyice yavaşlarken "Ne?" diye sordu. Kelebekler bir anda bir yöne doğru ilerlemeye başladıklarında Veyla, "Erya'ya çiçek mi topluyorsunuz yine?" diye sordu. Öyle olunca Veyla'nın çok da umurundaymış gibi Veyla'ya da gösteriyorlardı.

Kelebekler ağaçların arasından ilerlediklerinde Veyla, "Beni rahat bırakın." diyerek malikâneye doğru ilerlemeye devam etti. Birkaç saniye içerisinde yeniden kelebekleri önüne çıktı ve bu sefer sağı gösteren bir ok şeklinde sıralandılar.

Veyla, "Ne var?" diye söylenirken birkaç tanesi Veyla'nın ellerine uzanıp onu çekiştirmek istedi. Veyla üfleyerek peşlerine takılırken "Geldiğime değecek bir şey değilse Uğultu sizinle kahvaltı yapar." dedi. Uğultu ise kelebekleri yemek bir yana, zarar vermek isteyeni yiyecek gibi bir uysallıkla arkalarından geliyordu. Kelebeklerle iyi anlaşmaya başlamamış olsa bile zaten Veyla, Uğultu'nun, kendi sözünü dinlemeyeceğini düşünüyordu.

Bir süre ilerlediğinde gelen hisle birlikte kalbi heyecanla atmaya başladı. Gözleri etrafında gezinirken elleri de birbirini bulmuş, parmaklarıyla eziyet etmeye başlamıştı. Derken, gördü. İleride, birkaç ağaç ötesinde, bir ağacın dibindeydi. Ağacın gövdesine yaslanmış başı hafifçe sol omzuna doğru düşmüştü. Ayaklarını ileriye doğru uzatmış, bir eli yere yaslıyken diğeri bacağının üstündeydi ve elinin üstüne konmuş kelebekler vardı. Kapalı gözleri üstünde, uyuyor olmasına rağmen kaşları hafifçe çatıktı. Ya bir kâbus görüyordu ya da o da kâbus gibi bir güne gözlerini kapatmıştı. Veyla da, kâbus gibi bir güne gözlerini kapattığı için çatık kaşlarıyla uyumuş, çatık kaşlarıyla uyanmıştı. Gece kâbus görmediğini fark etti. Gölge ile olduğunda görmediği gibi Uğultu varken de görmemişti ama... Gölge de burada, Veyla'nın yakınlarında uyuduysa belki de yine Gölge'yle alakalıydı.

Niye burada uyumuştu ki? Veyla onu fark etmemişti, ne zamandan beridir buradaydı, bilmiyordu ama Gölge de mi fark etmemişti? O Azrit gözler ve kulaklarla? Adamın kendi şehri, kendi malikânesi, kendi ormanıydı, istediği yerde uyurdu ama... Veyla'dan o kadar uzak durmak isterken fark etse yakınlarında uyumayacağını düşünüyordu.

Veyla kafasını karıştıran düşüncelerin arasından çıkamazken daha kötüsü oldu. Gözleri, onu düşüncelerinden çıkarıp başka bir eziyete sürükledi. Okyanusu göz kapakları örtmüştü, zehri dudakları, nefreti ise teni. Şimdi... Ne bakıyor, ne öfkesini akıtıyor ne de nefret ediyordu. Sadece uyuyordu. Ve o sadece uyurken, Veyla'nın nefret edemediği adama daha çok benziyordu. Veyla'dan nefret eden adama ise daha az... Veyla yanına kadar ilerlediğini fark etti. Onu gördükten sonra bedeninin kontrolünü kaybetmişti ama yanına varınca durdu. Öfkeyle çattığı kaşları yavaşça gevşerken bulutlu gözleri adamın yüzünde geziniyordu. Şimdi şimşekler sadece adamın yanaklarında değildi, Veyla'nın kalbi de mavi ışıklar ile aydınlanıyordu. Güneşin aydınlattığı ağaçların gölgesi, adamın suretini resmediyordu. Bol, siyah gömleğinin düğmeleri neredeyse karnına kadar açıktı. Kırışıktı ve kaslı göğsünün iki yanına doğru kaymıştı. Yere yaslı eli, gevşemiş bir yumruk şeklindeydi. Diğer elinde ise avucu, kelebeklere yer açmış yukarı bakıyordu. Uyurken kelebeklerin varlığından haberdar olmamalıydı, olsa belki Veyla'yı da görür, tahmin ederdi. Veyla bilmiyordu! Hiçbir şey bilmiyordu ama o kadar çok şey hissediyordu ki...

Şimdi dizleri alçalarak eğilmek, belki daha fazlası yanında oturmak, ona dokunmak istiyordu. O dudakları nefret kusmazken öpmez, buz gibi yakan ateşi çıplak elle sevmek ve henüz o itmiyorken ona sarılmak... Şimdi sadece hafif rüzgârın yaprak ve çimenleri dalgalandırırken bıraktığı ses, bazıları yakından, bazıları uzaktan gelen luna sesleri ile Veyla'nın kalp atışları varken adamı izleyince gün, dün kadar iğrenç ya da yarın kadar boktanmış gibi değildi.

Veyla istemsiz bir şekilde dizlerini kıvırarak alçaldığını ve elinin adama uzandığını fark ettiğinde hızla doğruldu ve elini geri çekti. Geri kaçıp gidebilirmiş gibi elini, diğer eliyle göğsüne yasladı ama diğer eline de güven olmayacağını biliyordu. Bir adım gerilerken gözlerini kırpıştırarak yutkundu. Adamı ilk defa uyurken görüyordu. O karanlık odada, adamın uyuyup uyumadığından emin değildi ama eğer uyuduysa bile o uyandıktan sonra Veyla da uyanmıştı. Öylelikle gözleri bu eziyeti çekmemişti. O zaman görse, daha erken canı böyle yanmış olurdu. Gerçi... Kayda değer bir fark yoktu. Şu ana kadar da Gölge, kadının canını yakmayı birçok defa başarmıştı. Gölge'yi, Gölge'yle alakalı içini sızlatacak kadar güzel ama ulaşamadığı her şeyi gördükçe canı yanıyordu. Hiç kazanamadığı bir şeyleri kaybetmiş gibi hissediyor, çokça Gölge'ye, en çok da kendine ve hatta Konsey'e karşı öfkeleniyordu. Konsey imkânsız kılmadan önce bir ihtimal miydi, en çok da bunu merak ediyordu. Ondan alınanlar olmasa, onu bir canavara dönüştürmeseler, her şey farklı olur muydu? Şimdi eli çaresizce uzak kalırken gözleri bakmakla yetinmek zorunda olur muydu yine?

Veyla, kendisinin yapamadığını yapıp adamın etrafında uçuşan kelebeklerini eliyle çağırdı. Fısıldayarak "Hadi." dedi. Adamın uyanıp da etrafında kelebekleri görmesini istemiyordu. Kendi yapamadığını, kelebekleri yapsın da istemiyordu. Her şeyiyle, adamın her şeyinden uzak duracaktı. Dün gece Uğultu'yla bağ kurması bile hataydı.

Kelebekleri adamdan uzaklaşmadığında Veyla "Hadi, diyorum!" diye kızdı ama sesini kısık tutmaya çalışıyordu. Adamın Azrit kulakları, Veyla gidip ormanın içinde fısıldasa yine duyardı ama uyuduğu için duyamayacağını umut ediyordu. Hareket etmediklerinde, hatta Veyla'nın elinden kaçarak adamın omzuna doğru uçuştuklarında Veyla, "Sizi gerçekten mahvedeceğim!" diye sızlandı. Adama temas etmemeye çalışarak dalların arasından yanına geçti ve eğilip omuzlarındaki kelebekleri adamdan uzaklaştırmak, yapabiliyorsa yakalamak istedi. Düşmanlarının neden bu kadar zorlandıklarını, kendisi de fark ederken kelebekler elinden sıvı gibi kayıp gidiyor, bazen sayıca artıyor, bazen de sayıca azalıyor ve Veyla'nın sabrını zorluyordu.

"Sizi var ya!"

Veyla adamın sol tarafındayken, sağ omzuna ve koluna doğru eğilmiş, kelebekleri tutmaya çalışıyordu. Dirseği istemsiz bir şekilde adamın omzuna değdiğinde Veyla bir küfür mırıldanamadan bileğinden bir el tuttu.

Gölge, refleks olarak bir eliyle kadının bileğinden tutup çekerken diğer eli de hızla diğer kolunu tuttu. Veyla adamın kucağına doğru düşerken Gölge'nin gözleri büyüyle ışıldadı. Büyü vücudundan özgürlüğüne kavuştu ama göz göze geldikleri an Veyla'nın tenine değmeden önce hızla durdu. Gölge büyüsünü vücuduna geri çağırırken Veyla irileşmiş gözleri ve aralanmış dudakları eşliğinde bakıyordu. Az daha adamın büyüsünün gazabına uğrayacaktı ama Gölge fark edip de geri çekene kadar kendisini savunamamış, sadece adamın gözlerine bakmıştı. Yine de yetmişti. Adama bakması, kendisini savunmasına yetmişti ve adam büyüsünü geri çekmişti.

"Veyla?"

Veyla'nın kalbi, adamın uykulu sesiyle ezildi. Adamın daha ne halleri olmalıydı. Veyla her birini merak ediyordu ama hiçbirini özgürce yaşayamadığı gibi, çoğunu da muhtemelen hiç yaşayamayacaktı. Veyla, "Kelebeklerimi alıyordum." dedikten sonra kulağına geldiği kadar saçma bir açıklama olmamasını umdu.

Gölge ne olduğunu anlamaya çalışırken gözlerini kırpıştırarak birkaç saniyeliğine etraflarında gezdirdi ve dün geceyi hatırladı. Yutkunarak gözlerini Veyla'ya çevirdi. Uyuyakalmıştı. Niyeti uyumak değildi, odası dışında bir yerde uyumayı sevmez, kâbuslarını kimse duymasın, isterdi ama uyumuştu. Bu kadının etraflarında ikinci defa uyuyuşuydu. Yine kâbus görmemişti ve şimdi de rüya görür gibi uyanıyordu.

Gölge gözlerini kadının bileklerine çevirdi. Refleks olarak tuttuğu ellerini hızla gevşetse de tenini bırakmadı. Özür diler gibi başparmaklarıyla kadının tenini okşadı. Sımsıkı tutarken acıtmış olmalıydı. Veyla, adamın bu küçük temaslarını hissettiğinde gözlerini de bileklerinde gezdirdi. Adam okşayana kadar acıdıklarını hissetmemişti ama şimdi, adamın okşayışı durduğu gibi için için sızlamaya başladılar. İyileşen teninde canının yanması imkân dâhilinde değildi ama bazı temasların yokluğu da belli ki can yakabiliyordu. Veyla temasın varlığının ne demek olduğunu Gölge ile öğrendiği gibi, yokluğunun ne demek olduğunu da onunla öğreniyordu.

Veyla hızla ellerini çekti. Adamdan destek almamaya çalışarak ağaca tutundu ve adamın kucağından kalktı. Dala çarpan ayağı dolayısıyla tökezlese de tek derdi adamdan birkaç adım bile olsa uzaklaşabilmek olduğu için aldırmadı. Gölge bir an elini soluna yaslayıp hafifçe doğrulttuğu bedeninde Veyla düşmesin diye uzanıp tutacak gibi oldu ama o sıra kadın toparlayarak gerilemeyi başarabilmişti. Gölge de yavaşça yeniden oturdu. Belki de kalkmalıydı ama bacaklarına güvenmediği için dursa daha iyiydi. Ne onun etrafında uyumayı, ne de uyanınca onu görmeyi hedeflememişti ve bu hissi hazmetmek için daha fazla zamana ihtiyacı vardı. Vücudunda heyecanla harmanlanmış bir gerginlik dolaşıyordu. Ve hüzün. Dünden beri her his değişiyordu, köklerini salmış hüzün kalıyordu.

Gölge, neden burada uyuyakaldığını açıklama ihtiyacı hissederek "Ben..." diye başladığında Veyla ile göz göze gelmek isteyen bakışları kadının üstünde geziniyordu ama Veyla gözlerini Gölge'ye çevirmeden malikâneye ilerlemeye başladı. Gölge'nin dudakları birkaç saniye kadar daha açık kaldıktan sonra kelimeleri yutarak yutkundu. Belli ki Veyla, cevabı merak etmiyordu.

Veyla, ardına bakmadan "Hadi!" dediğinde kelebekleri onu takip etmeye başladılar ama hemen önce veda eder gibi Gölge'ye sürünerek kanat çırpmışlardı. Gölge, kadının ve kelebeklerinin gidişini izlerken başını ardındaki ağaca yasladı ve sıkkın bir nefes daha alıp verdi. Bir dizini hafifçe kendisine çekerken kolunu yaslayarak sarkıttığı elinde parmaklarını sıkıp sıkıp gevşetiyordu.

Gölge, dalların ve toprağın ezildiğine dair sesler duyduğunda Uğultu'nun yanına kadar geldiğini anladı. Uğultu, adamın bacaklarının yanına doğru eğilip, başını yasladı. Gölge'nin sol eli Uğultu'nun başında severek gezinmeye başladı. Önceden Veyla ile kimsenin bağ kurmaması için çabalayıp kurana kızar, cezalandırırken şimdi ise, dün gece Veyla'yı yalnız bırakmadığı için Uğultu'ya teşekkür eder gibiydi. O sıra gözleri hala git gide uzaklaşan, ağaçların arasında bir Terra masalına varmak üzereymiş gibi kaybolan Veyla'daydı. Onu Kraliçe olarak isteyen halkı, savaşçıları yetmezmiş gibi Uğultu da kadına yenilmişti. "Yıkılmayan son kale ben mi kaldım?" dedikten sonra iç çekti. Kalbi mümkünmüş gibi daha da sıkıştı.

"Yoksa her yer enkaz mı?"

**

"Ne yapıyorlar?"

"Hazırlık."

Veyla'nın kaşları kalkarken "Neye?" diye sordu. Erya, malikânenin diğer tarafında, etrafını çevreleyen dağın sağ tepesinde olan, gökyüzüne kadar uzanan mavi ışıkların titrediği büyü kılıcını gösterdi. Gölge Kral'ın büyüsünü temsil ettiği için mavi ışıklar yansıtılıyordu. "Nixsus'un Kral'ının kılıcı, derler. Senelerdir gökyüzüne kadar uzanır, büyü duvarından geçip de Nixsus'a giremeyen düşmanlara bile uzaktan uzağa, Gölge'nin varlığını hatırlatır. Bir gün Gölge devrilirse, o ışık da sönecek ve düşmanları Nixsus'un artık bir Kral'ı olmadığını görecek."

Erya bu ihtimalden hiç endişe etmediği için neşeyle konuşmaya devam ediyordu. Vücuduyla birlikte Veyla'ya dönerek önüne geçtiğinde Veyla'nın da gözleri Kral'ın kılıcından, Erya'nın yeşil gözlerine döndü. Göz kapaklarına yaptığı makyajda ormanı resmetmiş gibiydi. Yeşil hareleri ise resmi tamamlıyordu. "Tabii böyle bir ihtimal yok."

Veyla, düşünceli bir şekilde sessiz kaldığında Erya malikânenin diğer tarafındaki dağın tepesinde yapılan çalışmaya baktı. "Nixsus Kraliçe'sinin ilanı için hazırlık yapıyorlar." diyerek kadının biraz önceki sorusunu izah etti.

Veyla hızla ardına dönerken Kraliçe'nin kılıcının yükseleceği alana baktı. Nasıl, dün olduğundan bile daha kırılmış gibi hissedebilmişti? Dün Gölge'nin nefretiyle, kardeşini yeniden ve yeniden kaybetmekle, alevlerle, acımasızlıklarla baş etmişti ve şimdi, henüz gökyüzüne yükselmemiş bir sütunun etrafında bakım ve hazırlık yapan savaşçıları izlerken kalbi paramparça olmuş gibi hissediyordu. "Kraliçe'yi seçmiş mi?"

Sesi kendisine değil de, çocuk yaşlarında, Konsey'in eziyetleriyle baş etmeye çalışan Veyla'ya ait gibiydi. En son o zaman bu kadar korunmasız hissetmiş olmalıydı. Erya'nın gözleri, Veyla'nın üzgün bir şekilde çalışmaları izleyen yüzüne döndü. Erya "Öyle görünüyor." dedikten sonra Veyla'nın sımsıkı kapanan gözlerini izledi. Veyla'nın üstüne gitmek istemeyerek sessiz kaldı ve gözlerini, tahminine göre yakında mor bir ışıkla gökyüzüne kadar uzanacak olan Kraliçe Kılıcı sütununa çevirdi.

Çok yakında, Nixsus şehrinin başkent mıntıkasında, Nixsus malikânesinin iki yanında, gökyüzüne kadar Kral ve Kraliçe'nin kılıcı yükselecek, hem halka hem de düşmana ilan edilecekti.

**

Hafif telli ve ince nefesli çalgıların eşlik ettiği derin davullar ritimle çalarken Veyla, gittikçe yükselen şarkıyı duyabiliyordu. Birkaç sokak ötede kalabalık Pazar yerinde, gittikçe şarkıya eşlik eden sesler artıyordu. Sık binalar arasında, yükselen katların birleştiği koridorların altında ilerlerken varlığını gizleyebiliyordu ama ismi yankılanıyordu. İsmi, hiç bir araya gelemeyeceği bir adamla, ancak şarkılarda birleşiyordu.

"Biliriz ki göklerdeki fırtına,

Kral'ın kalbindeki yara.

Her yağmur yağdığında,

Ağlar Kral da.

Karanlık ateşle aydınlanır da,

Ateş, aşkla yanar.

Aşkı ise Kelebek yakar.

Biliriz ki Zenith'te artık,

Kral'ın Kraliçesi var.

Gök gürlerse, onun adınadır.

Şimşek düşerse, onun uğrunadır.

Biliriz ki, ölüm kelebeği artık,

Öldürmez, Kral'la yaşar.

Sadece birbirlerinde soluk alırlar.

Ve ancak birbirlerine yenilirler.

Kral ve Kelebek,

Zenith'in iki fısıltısı.

Kral ve Kelebek,

Gündüzlerin düşmanı,

Gecelerin âşığı.

Kral ve Kelebek,

Zenith'in iki şarkısı.

Kral ve Kelebek,

Gündüzlerin düşmanı,

Gecelerin âşığı..."

Veyla, şarkıyı duymamak için adımlarını hızlandırmıştı ama git gide şarkıya katılan Xalialar, sesi duymamak için başka bir mıntıkaya gitmesini gerektirecek kadar yükseltiyordu. Kaldı ki, başka mıntıkalarda da benzeri şarkılar söyleniyordu. Bu bir de Kral'ın 'Aşk' kelimesini yasakladığı haliydi. Kral'ın çıkıp şarkı söylemeyi bile yasaklamasına az kalmış olmalıydı. Bazıları elleriyle tahtalarda ritim tutarak, bazıları ıslık çalarak, bazıları ise sahip oldukları müzik aletleriyle ritme katılıyordu. Hiçbir şeyi olmayanların, sesi vardı.

Veyla en sonunda elleriyle kulaklarını sımsıkı kapatarak ilerlemeye başlamıştı. Andri ile görüşeceği için yeterince köhne sokaklara, bina arkalarında görülmeyen dar alanlara kadar uzaklaşmıştı ama yine de, duyabiliyordu ya da ezberleyen zihni onun için tekrar tekrar çalıyordu.

Bir Kraliçe'nin ilan edileceğini duyan halkın fısıltısı sona ereceğine, şarkılar yükselmişti. Kraliçe'nin Veyla olacağını düşünüyorlardı. Veyla'nın ise bu düşünceye karşı sabrı kalmamıştı. O da herkesle birlikte, Kraliçe'nin ilanını bekleyecek ve göğe kadar yükselen ışığı izleyecekti. O zaman bu şarkılar sokaklardan eksilecekti ama Veyla'nın zihninden silinmeyecekti. Bir zamanlar, bir yerlerde, onlara ihtimal veren her şeyi sakladığı gibi bu şarkıları da saklayacaktı ve sakladığı yerlerden yaralanacaktı. Yakında Nixsus Kraliçesi, bizzat bu şarkıları yasaklayabilirdi. Veyla burukça gülümsedi. Gölge Kral Karanir, Veyla'ya ait olsa, Veyla da onu başka bir kadının isminden, onları anlatan bir şarkıdan sakınırdı.

Veyla Kraliçe'yi ölür gibi merak ediyordu. Nasıl bir kadındı? Gölge hangi şehirden bulmuştu? Yoksa bu şehirden miydi? İlan hazırlığı yapıldığına göre kadın da kabul etmişti. Zaten, kim, niye Kral'ı reddedecekti ki? Birkaç güne ilan edilecekse, Veylalar Karam'dan döndüğü gibi hazırlığı yapılan ışık kılıcı, gökyüzüne yükselecek demek oluyordu. Veyla'nın Karam'da, Gölge'nin başka başka eziyetlerine katlanması yetmiyormuş gibi eğer Gölge onu orada bırakıp da geri dönmezse dahi bile, burada halkla birlikte yeni Kraliçe'yi izlemesi gerekecekti. Etraftaki herkes alkışlar ve neşe saçarken, Veyla'nın yüz ifadesini koruması, o geceyi sabah etmesi gerekecekti. Ve sonraki günleri gece, sonraki geceleri de sabah... Veyla, daha neden bunu yapmakta zorlanacağını bile bilmezken, nasıl yapacağını ise, hiç bilmiyordu. Son zamanlarda ölümden de korkmaya, yaşamak istemeye başlamıştı. Ölüm tehlikesi karşısında içine ukde olarak düşen hislerin hepsinin Gölge ile alakalı olmasından daha beter bir şey vardı. Veyla artık hem ölmeyip hem de Kral ve Kraliçe'yi izlemek zorunda kalacaktı. Kral ve Kelebek, efsanesi bitmişti. Halk artık Kral ve Kraliçe'yi konuşacaktı. Her nedense Veyla'yı sevmişlerdi ama uzun sürmezdi. Yakında yeni Kraliçe'yi de severlerdi. Veyla yine unutulan olurdu. Veyla nasıl ki her şeyi unutmuştu, her şey de Veyla'yı unuturdu.

Veyla, sarkan elektrik kablolarının ardından ilerlerken bir an, saatine not düşecek gibi oldu. Bir süredir 'savaşçı'lık oynamaya alışmış, burada olma sebebi burayı mahvetmek değilmiş gibi davranmıştı. Şehrin eksikliklerini tamamlamak için değil, oralardan vurmak için not almalıydı ama saatini açarken aklındaki, bu eksikliğin giderilmesiydi. Veyla iç çekerek saatini geri kapattı. Bu eksiklikleri yeni Kraliçe dert etmeliydi.

Andri ile anlaştıkları binanın giriş kat balkonundan atlayarak girdi. Bir süredir kullanılmadığı için bir hayli pis olan balkonun içe açılan kapısını büyüyle açarken gözleri etrafındaydı. Gölge Kral, şehrini kameralar ve güvenlik sistemleriyle donatsa da belirli kör noktalar mevcuttu. Baş savaşçılardan biri olan ve belli ki artık kendisinden pek de bir şey gizlenilmeyen Veyla, bu bilgilere ulaşabiliyordu. Gölge her ne kadar Veyla'ya öfke kussa bile, Veyla'nın konumunu ve yetkilerini değiştirmemişti. Sanki... Sanki adam Veyla'ya hiç güvenmiyor ama bir o kadar da güveniyor gibi hala yetkili baş savaşçısı olarak tutuyordu. Veyla sebebini hiç bilmiyordu, belki de adam Veyla'nın açık vermesini bekliyordu,

Veyla, kullanılmayan dairedeki tozlu ve eski eşyalara dokunmamaya çalışarak odada volta atmaya başladı. Etrafı dolaşıp yanına varan kelebekleri bir tehlike konusunda uyarmadığında Veyla, Andri'nin olduğunu tahmin ettiği koltuğa bakarak "Hadi." dedi. "Bugün sabırlı uyanmadım."

Andri'nin bedeni yavaşça belirirken "Öyle uyandığın günler oluyor mu?" diye sordu.

Veyla, "Şanslıysan bir gün denk gelirsin. O zamana kadar ölmemeye ya da seni öldürmem için kışkırtmamaya çalış." dedi. Andri gözlerini devirerek koltuktan kalktı ve Veyla'nın karşısına dikildi. O sıra ceketinin iç cebinden bir hologram diski çıkartıyordu. Aralarında tuttuktan sonra tuşuna bastı ve bir adamın görüntüsü belirdi.

"Nasıl ikna ettin?"

"Senin yapman gereken şeyleri yaparak."

Veyla yavaşça gülümsedi. "O kadar da uyarmıştım."

Andri sesini temizledikten sonra korktuğu Veyla'yı kışkırtmamaya karar verdi. "Kaybedecek şeyleri olan birini ikna etmekten kolayı yok." diyerek nasıl ikna ettiğini açıkladı.

Veyla, kollarını göğsünde birleştirirken iç çekti ve "İkna etmedin, tehdit ettin." dedi.

Andri, "Ben üstüme düşeni yaptım. Sıra sende." dedikten sonra hologram diskini kapattı ve yeniden cebine koydu. Yedinci mıntıkadaydılar. Tam üstlerinde bina aralarından geçen metro hattını bile bastıran şarkılar, ses büyüsüne ihtiyacı azaltıyordu. Veyla, mıntıka görevi için buraya gelmişti. Metro hattındaki sorunla ilgilenmiş, başka savaşçıların tamir etmek için gayret göstermesi gereken sorunu, ulaşımda herhangi bir aksama olmadan birkaç saniye içerisinde düzeltmişti. Gölge'nin savaşçıları Andri'ye ulaşmak üzere olduklarından yem etmeleri gereken bir isme sahiplerdi. Neredeyse tüm görünmez olabilen Xalialar sorgulanmış, saldırı günlerindeki mazeretleri doğrulanmış, birkaç kişiyle Andri kalmıştı. Andri kendi mazeretini doğrulayamayacağı, her yerde var olmasına rağmen şehir kameraları ile kanıtlayamayacağı için kendisini kurtarmak üzere, kalan diğer isimlerden birini bulmuştu. Bu bilgilere, Veyla sayesinde ulaşıyorlardı ve Veyla, pişman hissetmemek için üstün bir çaba içerisindeydi. Adam şehrine bir Kraliçe seçerken Veyla ise gücü ve iktidarına destek olacak değildi. Buraya bir amaç için gelmişti ve adamın son yaptıkları iyi bile olmuştu. Veyla bir tokat yemiş gibi amaçlarını hatırlamıştı. Bir süredir saçma sapan bir kelebek olarak adam ile şehrin güvenliğini sağlıyor, sorunlarını çözüyor ve hatta halkla, savaşçılarla bağ kuruyordu ama Veyla'nın yapması gereken bu şehri indirmekti. Her ne kadar, bu şehrin Gölge'yi, Gölge'nin de bu şehri ne kadar sevdiğini ve korumak için neler yapabileceğini artık bilmesine rağmen...

Zihnindeki aksine kanıt anılara rağmen Veyla, Gölge'ye inanabiliyor ama Gölge Veyla'ya inanmayı aklından bile geçirmiyorsa, Veyla'nın da yapabileceği tek şey suçlandığını gerçek kılmaktı. Madem canavar da olsa, olmasa da sevilmiyordu, o da canavar olurdu. Aslında... Artık seviliyordu ama Gölge tarafından sevilmemek, onu hala bir canavarmış gibi hissettiriyordu.

"Yine de infaz anında ailesiyle birlikte orada olacağım. Eğer bir yanlış yapmaya çalışırsa, ne olacağını gözleriyle görecek."

Veyla önceden bu acımasız cümleleri kendi kurar, bu tehditler onun dudaklarından çıkardı ama şimdi Andri'yi dinlerken yüzü buruşmuştu. Yine de Andri'nin odada gezinen gözleri Veyla'ya döndüğünde Veyla hızla yüz ifadesinden kurtuldu. Andri'nin, Veyla'nın Konsey'in programladığı haline kıyasla bozulduğunu anlamaması gerekiyordu. Veyla bozulmanın düzeltilmesi için aynı eziyetleri çekmeyi hiç istemiyordu.

Veyla, Gölge'nin ona verdiği yetkilerle, Gölge'ye saldırmak üzere saatinin takılı olduğu kolunu kaldırdı. Girebildiği program sayesinde yedinci mıntıkanın meydan kamera görüntülerine ulaştı ve saatinden yüzlerine doğru ışıklar yükselerek onlara Andri'nin bahsettiği adamın olduğu meydanı gösterdi. Etrafında şarkı söyleyenler, dans edenler, ticaret yapanlar varken adam ağlamak üzereydi. Birazdan bir saldırı girişiminde bulunurmuş gibi davranacaktı ve Veyla da onu yakalayacaktı. Daha öncesinde, herkesin önünde Gölge Veyla'ya bu yetkiyi de vermişti. Ölmek üzere olduğu için değildi bu gerginliği ve hüznü. Kral'ını yanıltmak istemediği içindi, Veyla görebiliyordu. Sadece kendi canı söz konusu olsa yapmazdı ama ailesi için yapmak zorunda kalmış olmalıydı. İşte. Gölge Kral'ın kurduğu şehir buydu. Bu şehirde herkesin kaybedecek bir şeyleri vardı ve kapısından giren de onlardan biri oluyordu. Veyla da olmuştu. Halkı sadakatle ona bağlı olmasına karşın onun sağladığı güvenli çatının altında Xalia olmalarına rağmen insanlar gibi bağ kurmaya başladıklarında, tehdit edilebilir oluyorlardı. Oysaki Gölge Kral, sadece korkuyla bu bağı kurmuş olsaydı her tehdide karşı Gölge Kral'ın tehdidinden kaçınırlardı.

Veyla, "Zaten başka türlü ona ihanet etmezdi." derken üzgün hissediyordu. Kral'ı şehrinden, halkı da Kral'dan etmek istemiyordu ama yapmak zorundaydı. Başka bir ihtimal... Sanıyordu ki, yoktu. Veyla tek başına Konsey ile baş edemezdi. Ellerinde, her ne ise Veyla'yı bile güçsüz bırakan bir şey vardı ki, Veyla tüm deneylere boyun eğmek zorunda kalıyor, güçsüz düşüyordu. Veyla yapmazsa bile onu bunu yapmak zorunda bırakacaklardı. Belki... Belki Gölge ile bir olsa, Konsey'i yenebilirdi ama belli ki Gölge de onunla bir olmuyordu ve hiçbir zaman da olmayacaktı. Veyla, bir anlığına bile olsa bunu umut etmiş olmaktan utanıyordu. Hatta... Az daha adamın temaslarına teslim olmak üzereydi. Onu arzuladığını ve daha fazlasını istediğini itiraf etmek üzere... Ne sanmıştı ki? Ne olacak sanmıştı? Sevişseler, ne değişecekti? Veyla'nın bedeninde, hatırladıkça sızlayan başka izler daha bırakmış olacaktı sadece.

Veyla, saatten yükselen görüntüden gözlerini aldı. Çok değildi, daha bir yıl bile olmamıştı buraya geleli ama yaklaşmıştı. Bir yıl kadar önce Veyla, bu adamı ve tüm ailesini, hatta bu şehri, belki de Zenith'i gözünü kırpmadan yakabilirdi ama şimdi adam için üzgün hissediyordu. Konsey ondan güçsüz bırakan duygularını almış, Veyla ise her nasılsa geri kazanmıştı ve hem duygulara sahip olup hem de Konsey'in askeri olmaya devam etmekte zorlanıyordu ama yapmalıydı. Veyla için başka bir yol yoktu.

Andri'nin kendisini izlediğini fark ettiğinde hızla "Sıkıldım." dedi. Yüzündeki memnuniyetsizliği buna yormasını bekledi. "Ne zaman başlayacak? Akşama kadar bekleyemem burada."

Andri'nin şüpheli bakışları dağıldı. İnanmış olmalıydı. "Birazdan başlar."

Veyla, havadan sudan konuşurmuş gibi rahat olmaya çalışarak başka yöne bakarken "Konsey'in bir bildirisi var mı?" diye sordu. Nixsus'ta görüntüler, şarkılar dolaşıyordu. Konsey'in planı Gölge doğrultusunda değiştirmeye karar vermesi için peş peşe bir sürü şey olmuştu ve Veyla korkuyordu. Gerçi, Kral'ın Kraliçe'yi ilan etmesi an meselesiydi ama Konsey kafasına koyarsa, Veyla'nın önce Kraliçe'yi öldürüp ardından da yeni Kraliçe olmasını bile isteyebilirlerdi. Bu ise, eğer ortaya çıkarsa Gölge'nin Veyla'dan bir sonsuzluk kadar daha nefret etmesini sağlardı. Teoride bir şey değişmeyebilirdi ama birazcık daha fazlasına bile Veyla'nın nefesi kesilirdi.

Andri, "Karam'da baban Drithar, seni bizzat bilgilendirecekmiş." dediğinde Veyla'nın tüm vücudu kasıldı ve öylesine dolaştırdığı gözleri bir noktada, baktığı görmeyerek takıldı. Babası, Veyla'ya 'hayır' deme seçeneği bırakmadan bilgilendirecekti. Yine de Veyla gücü yettiğince 'hayır' demeye çalışacaktı çünkü babasının kükremelerin ve pençelerinden bile, Gölge'yi kendisine âşık etmeye çalışmaktan daha az korkuyordu.

Tek ümidi, Gölge'nin açıkça dile getirdiği acımasızlığını, Drithar'ın da görmesiydi. Öyle olursa, Drithar planın ihtimalsiz olduğunu görürdü. Veyla'yı, eziyet çekmesi için babasının adeta önüne atmak üzere Karam'a gidiyorlardı. Vaadi ertelediğini, hatta Yıldat ile konuşmalarına bakılırsa bozduğunu söyleyecekti ve bunun sebebi olarak neler anlatacağını, Veyla tahmin bile edemiyordu. Belki Veyla'yı kötüleyecekti, belki Veyla'yı orada bırakıp öyle dönmek isteyecekti, belki Veyla'yı babasına ulaşmak için hayatta tutmuştu. Yapamamış gibi obsidyeni, Veyla'nın kalbine değil, duvara saplamıştı. Yapamamasının bir sebebi olmalıydı. Veyla'yı Karam'a girmek için kullanıp orada babası ile birlikte onu öldürecek olabilir miydi? Veyla'nın aklından tonla düşünce geçiyordu ama hiçbiri iyimser değildi.

Adam, elindeki güç küresi ile birlikte görünmez olduğunda Andri, "Başlıyor." dedi ve Veyla'nın odaksız gözleri meydanın görüntülerine döndü.

Gölge'nin sandığı gibi bir canavar olma vakti gelmişti.

**

"Ben yapmam."

Gölge'nin gözleri Veyla'ya döndü. Sabahtan beridir ilk göz göze gelişleriydi. Sabah da... Çok göz göze kalamamışlardı. Adam, kadının gidişini daha çok izlemişti. Bir süredir de aynı oda içerisindelerdi ama Veyla hiç Gölge'ye bakmamıştı. Baksa Gölge bilirdi çünkü hep Veyla'ya bakmıştı. Veyla ise tüm bilgileri Gölge'nin yanına gelmeden Valdris'e anlatmış, Valdris anlatırken de sessiz kalmıştı. Gölge'nin sorularını ise ya tırnağındaki ojelerle, ya duvardaki tablolarla ilgilenerek cevaplamıştı. Gölge, Veyla tarafından görülmemenin ağırlığıyla baş etmeye çalışıyordu.

Gölge, "Senin talebinle aylar önce halka bu saldırıların sorumlularının bulunacağını ve bizzat senin infaz edeceğini duyurduk." demesi boyunca kadınla göz göze geleceği anı beklemişti. Veyla yanaştığı camdan dışarıya, okyanustaki dalgalara bakarken "Şimdi de aksini duyurabilirsin." dedi.

Gölge, hala göz göze gelememesine sıkkın bir nefes aldı. Kadın, annesini muhtemelen öldürmüş, en iyi ihtimalde de yaralamıştı, gerçeği Gölge'ye gösterecek olan görüntüleri belki de ondan almıştı ama cezasını yine Gölge mi ödüyordu? Tabi... Yalan söylemiyorsa, gerçekten hatırlamıyorsa ve o adamı da kendisi öldürmediyse, işler değişirdi. Gölge'nin içinde oldukça rahatsız edici bir şüphe vardı. Ya kadın haklıysa, diye düşünmeden duramıyordu ama buna emin olmadan da öfkesini söndüremiyordu. Kaldı ki... Haklıysa bile Lavin'e neler yaptığını hatırlamıyordu. Hala, annesini öldürmüş olabilme ihtimali vardı ama hatırlayamayacak kadar geçmişine sahip değilse, orada neler yaşamıştı? Neler yaşatmıştı da hatırlayamıyordu? Gölge, canavar olmak zorunda kalmanın ne demek olduğunu bilirdi. Veyla'nın yaşadığı da buysa... Gözlerini yumup gergin bir nefes aldı ve verdi. Yine yapıyordu. Yine zihni, Veyla'ya bile bırakmadan onu temize çıkartacak yalanlar, açıklamalar arıyordu.

Gölge, "Sen de herkes gibi emirlere uyacaksın." dediğinde Veyla'nın gözleri sonsuz gibi gözüken okyanusta bir noktada takılı kaldı. Gölge'nin gözlerine bakarken de aynen böyle oluyordu. Sonsuz gibi gözüken okyanusta bir noktaya takılı kalıyor, boğulmadan da kurtulamıyordu.

Adamın 'Herkes gibi,' deyişini düşündü. Birbirlerine karşı ne kadar nefret söylemlerinde bulunsalar bile herkesin fark ettiği üzere Veyla Aldar'ın bu şehirde, kimsenin sahip olamadığı, olamayacağı ayrıcalıkları vardı. Gölge Kral ise şimdi, 'artık' böyle bir ayrıcalığı kalmadığını dile getirir gibiydi. Veyla, ne ara kazandığını anımsayamadığı ayrıcalığı, elinde bile olmayan, hatırlayamadığı bir sebepten kaybettiği için yeni bir sızı sahibi daha oldu.

Çenesinin kasılmasının ardından gözleri Gölge'ye döndü. İkisi de göz göze geldikleri an hissettiklerini yüzüne yansıtmamaya çalıştı ama ruhları aciz bedenlerinde seslerini duyurmak için çırpınıyordu.

Veyla alayla gülümsedi. "O da 'herkes gibi' infazcı Uğultu tarafından öldürülebilir."

Gölge, "Kanıtların olsa bile, bu adamı suçlu olarak buraya sen getirdin ve ben senin lafınla, halkımdan birini öldürmek istemiyorum." dedi. Veyla, "Çünkü bana güvenmiyorsun falan." derken ellerini belinin ardında birleştirmiş, alay ediyor gibi hafifçe iki yana sallıyordu ama kavuşturduğu ellerinde parmaklarını sımsıkı tutuyordu.

Gölge, itiraz etmedi. Veyla da itiraz beklememişti, emin olarak bunu söylemişti. "Bu yüzden sorumluluğu sen alacaksın. Sen yakaladıysan, sen öldüreceksin."

Veyla, "Uğraşmak istemiyorum." diye direndiğinde Gölge, "İnfaz etmek istememenin geçerli bir sebebi var mı?" diye sorarken kaşlarını kaldırdı. Kadının tek derdinin Gölge'ye karşı çıkmak olduğunu düşünüyordu. Tek yaptığı uyumsuzluktu.

Veyla, 'Suçlu olmadığını bildiğim birini öldürmek istemiyorum' diyemeyeceği için "Canım istemiyor." dediğinde Gölge bakışlarını güçlükle Veyla'dan alıp Valdris'e "Suçluyu infaza hazırlayın." dedi. Gözlerini bir daha Veyla'ya çevirmeden elindeki işiyle ilgilenerek "Veyla da infaz etmeye hazırlansın." dedi.

Veyla, bunu yapmayı hiç istemediği için ne diyeceğini bilemeyerek "Ben..." diye başladığında Gölge, kapıyı gösterdi. "Çekilebilirsin."

Bu sefer de Veyla, adam tarafından görülmemekle baş etmeye çalışırken öfkelenmeli, bağırıp çağırmalı ve adama kim olduğunu hatırlatmalıydı ama bunu yapamayacak kadar güçsüz hissetti. Gölge de, kadından bağırış, çağırış, kafasına uçan eşyalar ve her yerin mor büyüyle aydınlanmasını bekledi ama sessizliği beklememişti. Başı hala elinde meşgulmüş gibi görünmek isteyerek tuttuğu tabletine doğru eğikti. Mıntıka planlarında öylesine gezinirken hiçbir baktığını göremiyor olsa da sağ eli ekran üzerinde geziniyordu. Kadının sessizliği dolayısıyla gözleri tabletten ileride zemine doğru yükseldi ama kadına bakmadan birkaç saniye daha bekledi. Hala. Hala sessizlik vardı. Gölge kadının öfkesiyle baş edebiliyordu ama sessizliğiyle ne yapacağını bilemedi.

Veyla, öfkesini davet etmeye çalışırken eli bulanan midesine doğru gitti. Sanki günlerdir hüzün midesine akıyordu. Öyle olsa iyiydi, kussa geçerdi. Oysaki hüzün kalbinde birikiyordu. Kalbini nasıl kusacaktı ki?

Veyla, 'yapmak istemiyorum' dediği an, bu savaşı kaybettiğini biliyordu. Artık ağzından çıkanlara dikkat etmeliydi. Bedeni güveniyor olsa da ruhları düşmandı. Koyverse, yapmak ister gibi davransa Gölge'nin fikri belki değişebilirdi ama artık, bunu Veyla'ya yaptırtacağı kesinleşmişti. Veyla'nın mide bulantısı git gide arttığı için yüzünü buruşturdu ve elini teninin ardına ulaşmak ister gibi karnına bastırdı. İnfaz anına kadar mide bulantısından kurtulmak ve hazırlanmak üzere odasına geri döneceği sırada kulakları tanıdık bir rüzgârla uğuldadı. Saçları geriye doğru uçuşurken Gölge dibinde bitti. Eli, kadının elinin üstüne gelirken endişeyle "Ne oldu?" diye sordu. Veyla anlayamayarak bakarken Gölge kadının elini tutup karnından çekti. O elini bırakmadan, diğer elini kadının yara izine götürdü ve parmak uçlarını gezdirdi. Başıyla da hafifçe eğilerek kadının karnındaki yara izine baktı. Gözleri kısılmış, yüzü kasılmıştı. Yara izinde olumsuz yönde herhangi bir değişiklik olmadığını gördüğünde karnındaki elini kaydırarak kadının ceketini omzundan dirseğine doğru çekiştirdi ve kolundaki yara izine baktı. Tüm bunlar olurken Veyla donakalmış gibi hissediyordu.

Gölge'nin tedirgin gözleri yara izlerinde gezinirken cevabı bakarak anlayamadığı için "Neyin var?" diye sordu. Kadının sessizliğine anlam veremediği için ona baktığı sırada kadının yüzünü buruşturarak karnını tuttuğunu görmüştü. Zaten sessizliğinin garip olduğunu düşünürken bir de bir sorun varmış gibi davranması, adamın telaşla hareketlenmesine neden olmuştu. Yara izlerinin hala neden geçmediği belirsizdi, Terralar muhtemelen sorun olmayacağını söylemişti ama yine de tehlike mevcuttu. Onu az daha öldürecek Esved'in açtığı yaraların hala geçmeyen izleri sebebiyle sorun yaşadığını düşünerek kadının yanında bitmişti.

Veyla önce içine kaçan bir sesle "Hiç..." dedi. Gölge'nin gözleri, kadının gözlerine yükseldi. Veyla, adamın yüzündeki endişenin sebebini anlayamıyordu. 'Bana artık dokunmayacaksın' dedikten sonra gelip bir de kendi dokunmasını ise hiç anlamıyordu. Daha güçlü bir sesle "Hiç." dedikten sonra adamın ellerini ittirdi ve bir adım geriledi. O sıra dirseğine kayan ceketini yeniden omzuna çekti. Teninde adamın temas ettiği yerler yanıyordu.

Gölge ellerini yavaşça kendisine çekse de sorgulamaktan vazgeçmedi. Çenesinin ucuyla kadının karnını gösterirken "Derdin ne?" diye sordu.

Veyla, "Tek derdim sensin." dediğinde, bu yalan değildi. Aslında çok daha fazla derdi vardı ama onu bu hale getiren tek derdi, Gölge'ydi. Ruhu yoruldukça bedeni ölümsüzlüğünü kaybeder gibi tepkiler veriyordu. Gölge'nin Veyla'ya hissettirdiği her ne ise, büyüden bile güçlüydü. "Başka bir sorunum yok."

Gölge cevabı neye yoracağını bilemeyerek kaşlarını kaldırdığında Veyla gerginliği, üzgünlüğü yetmezmiş gibi kafa karıştırıcı hislerle de karşı karşıya olmakla baş etmekte zorlandı. Midesi ağzına gelirken bir eli dudaklarına, diğer eli karnına gitti ve yüzü buruştu. Gölge'nin kaşları çatılırken yeniden kadına yaklaştı. Veyla gerileyip ellerini aralarında kaldırdı ve midesi bulandığı için boğuk bir sesle "Bana dokunma!" dedi.

Gölge, kadının öfkesini göz ardı ederek o geriledikçe yavaş adımlarla yaklaştı ve o da ellerini aralarında kaldırdı. Elleri henüz değmiyordu ama Gölge, imkân bulduğu gibi uzanacakmış gibi ellerini yakın tutuyordu. "İnat etme. İyi gözükmüyorsun. Yaralarınla mı ilgili? Neyin var, anlat bana."

Veyla ellerini kendisine çekerek gerilerken "Senden uzak olduğum sürece iyiyim!" dedi ve Gölge durdu. Elleri de havada hareketsiz kalırken çatılmakla kalkmak arasında bir noktada kalmış kaşları altında bulutlu gözlerle baktı. Veyla, adamın neden üzgün baktığını ve onu yutkunmakta zorlayanın ne olduğunu da anlayamadı. Kendisine dair anlayamadığı şeyler bir süredir vardı ama son zamanlarda, Gölge'yi de anlayamıyordu.

Valdris, sessiz felakete müdahale etmek isteyerek Veyla'nın koluna girdi. "Gel, şifacıyla bir yaralarına bakalım." derken gözleri Gölge'ye döndü. Gölge sıkkın bir nefes aldıktan sonra yavaşça gözlerini kapatıp açarak Valdris'e onay verdi. O sıra gergin dudakları ardında dilini çiğniyordu, kasılmış çenesi hafifçe hareketleniyordu ve gözleri kısık bakıyordu. Valdris Veyla'yı kapıya doğru çekmeye başladı. Veyla kapıya doğru dönmeden önce gözlerini güçlükle Gölge'den aldı ama Gölge ona bakmaya devam ediyordu.

Veyla, kolunu çekmese ve Valdris'le birlikte gitse de "Gerek yok." diye itiraz etti. "Karnım aç sadece." diye bahanelere sığındı. Kapı açıldığında koridordaki Yıldat belirdi. Gölge'nin dudakları aralanıp da "Bir sen eksiktin a*ına koyayım." diye sızlanırken elleri ensesine doğru yol almıştı. Gözleri belki de kaçmalıydı ama şahit olacaklarına korka korka bakmaya devam etti.

Veyla'ya "Neyin var?" diye sorduğunda Veyla yavaşça Valdris'in kolundan çıktı ve kollarını Yıldat'a doğru uzattı. Yıldat hızla uyum sağlarken her şey birkaç saniye içerisinde olmuştu ama Gölge, bu anda bir ölümsüzlük eziyet çekti. Veyla adamın boynuna sığınır gibi sarılırken Yıldat da kollarını kadının beline sardı. Gölge'nin kızarık gözleri bu temaslarda gezinirken Valdris de bir onlara, bir de henüz kapanmamış kapının ardından onları izleyen Kral'ına çeviriyordu.

Veyla, "Seni özledim." dediğinde boğulur gibi hisseden Gölge, Valdris'e titreyen eliyle kapıyı işaret etti. Kapı yavaşça kapanırken ellerini yüzüne götürerek ardına döndü. Midesi ağzına gelip dururken yavaş adımlarla odada volta atmaya başladı. Azrit kulaklarını kesmek ve duymamak istiyordu. Duymamak için zihnindeki sesleri bile dinlemeye razıydı. Kadına karşı olan düşünceleriyle bile yüzleşmeye cesareti vardı ama Yıldat ile Veyla'nın birbirini sevişini dinlemek istemiyordu.

Veyla'yı daha önce Yıldat'a karşı bu kadar sevgi dolu görmemişti. Yıldat hep yakınlaşır, Veyla da Yıldat'a müsaade ettiği için sevgili gibi görünürlerdi ama artık Veyla da yakınlaşıyordu. Gölge, kadının kendisinden uzak durmasını istemişti ve kadın da 'öyle mi?' diye rest çekerek Yıldat'a yakınlaşmış gibiydi. Gölge, tüm bu yakınlaşmaların büyük ihtimalle kendisiyle alakasız olduğunu düşünüyordu ve bu daha da canını sıkıyordu. Kadın muhtemelen gerçekten öyle istediği için Yıldat'a yakınlaşıyordu. Gölge onu kötü ettikçe, Veyla iyi olmak için Yıldat'ın kollarına gidiyorsa, Gölge kime sığınacaktı? Gölge yine kadına sığınmak istiyordu. Tam şu anda kadın, ellerini yüzünden çeksin ve Yıldat'a sarıldığı gibi ona sarılsın istiyordu. Sarıldıkları anlara dair tüm detayları, tüm hisleri hatırlıyordu. Geneli Gölge, Veyla'yı kötü ettikten hemen sonraydı. Birkaçı ise, Veyla'nın Gölge'yi sarılarak iyi ettiği anlardı.

Bir yerlere oturma ihtiyacıyla ellerini yüzünden çekti. Duygularından kızarmış yüzünde damarları belirginleşmişken nefesiyle yanaklarını şişirdi ve ciğeri boşalana kadar nefesini üfledi. O sıra merdivenlerde birkaç basamak çıkıp korkuluktan destek alarak oturdu. Dirseklerini, aralık bacaklarının dizlerine yasladıktan sonra ellerini ensesine götürüp başını eğdi ve gözlerini sımsıkı kapattı.

Kapı çaldığında, Valdris olduğunu biliyordu. Erya da yanlarına gelmişti ve Veyla, Erya ve Yıldat ilerlerken Valdris Gölge'nin yanına dönmüştü. Dinlemek istememişti ama dinlemişti. Yıldat da Veyla'yı özlediğini söylemişti. Ona her istediğinde kavuşurken nasıl özleyebiliyordu? Gölge yerinde olsa ne yapacaktı?

Gölge, sinirle gülerken başını yavaşça onaylamaz şekilde salladı. Bu baş sallayışı, kendisine 'Aferin aptal sikik deyişi gibiydi. Resmen Gölge yerinde olsa ne yapacağını düşünüyordu. Yıldat ile kendisini kıyaslıyordu... Kadını özlediğini mi düşünüyordu? Zihni bir şeyleri itiraf etmeye çalışıyordu.

Gölge ses çıkarmayınca kapı açıldı. Gölge, başka zaman kızardı ama Valdris de zaten başka zaman girmezdi. Kapıyı ardından kapatırken gözleri mağlup Kral'ındaydı. "Ne yapmamı istersin?"

Valdris, çok başka cevaplar bekliyordu. Yıldat ile ilgili olabilirdi, Veyla ile ilgili olabilirdi. Cezalar içerebilirdi, önlemler alınabilirdi. Her emri verebilirdi ama Gölge, "Yemek..." dedi ve yavaşça merdivenlerden kalktı. Gözleri yavaşça aralandı ama başı hala eğikti. Yeri izleyerek merdivenlerden çıkarken bir eliyle korkuluğu tutuyordu ve vücudu da buna ihtiyacı varmış gibi güçsüz adımlar atıyordu. Valdris odasına çıkmak için bile üstün çaba harcaması gereken Kral'ına ardından bakarken tam olarak anlayamamıştı. Gölge, iç çektikten sonra "... yesin." dedi ve vardığı üst katta yatağına ilerleyerek gözden kayboldu. Valdris'ten istediği, Veyla'nın yemek yemesini sağlaması mıydı?

Valdris alt dudağını ısırarak başını iki yana salladı. Veyla, Yıldat'a yanaştıkça şüpheye düşüyordu ama yanılmamayı umdu. Yoksa, eğer Gölge bu haldeyken, Veyla gerçekten Yıldat'ı seviyorsa Kral'ını daha çok bu hallerde ve yenik görürdü.

**

Andri'nin bulduğu adamın ona yüklenilen suçlarını sayan savaşçı geriye çekilmeden önce "Söz verildiği gibi, infazı Veyla Aldar gerçekleştirecek ve hala varsa içimizdeki hainlere, mutlak sonlarını gösterecek. Seyyal, infazdan önce son bir sözün var mı?" diye sordu.

Diz çökmüş Seyyal, başını bile kaldırmadı ve sessiz kaldı. Veyla yutkunurken göğsünde birleştirdiği kollarıyla gizlediği elleri, tenini cimcikliyordu. İnfaza kadar geçen süre, onun kendisini hazırlayabilmesini sağlayamamıştı. Halkın çoğunluğu ekranlardan, mıntıka yöneticileri üst katlardan, başkent halkı ise terasın altında, bahçeden izliyordu. Bahçedeki Xaliaların arasında suça ortak olan biri vardı. Asıl suçlu, infazı gerçekleştirmek üzereydi. Masum Xalia ise diz çökmüştü. Andri, Seyyal'in ailesi ile halkın arasındayken Seyyal, başka seçeneği olmadığını düşünüyordu. Veyla da, başka seçeneği olmadığını düşünmesine rağmen aklından her türlü düşünce geçiyordu. Zaman yaklaştıkça, başka ihtimaller arıyordu ama Andri'nin varlığı sadece Seyyal'in değil, Veyla'nın da elini kolunu bağlıyordu. Ölüm kelebeği Veyla Aldar, kimseyi öldürmekten çekinmemeli, görev neyi gerektiriyorsa yapmalıydı. Konsey'in ürettiği asker, buydu. Veyla geri çekilirse, açık verecekti ama... Yapmayı hiç istemiyordu. Masum olduğuna emin olduğu birini öldürmek... Hem de ailesinin önünde... Veyla'nın kardeşi gözleri önünde ölmüştü, annesi gözleri önünde bir canavara dönüşmüştü. Her birinde, Veyla da biraz ölmüştü. Bir kalbin ölüşünü yaşamaya devam ederken hissetmek kadar kötüsü yoktu. Şimdi bir başkalarına yaşatmak üzereydi. Nasıl ki annesinin yaşadığını, muhtemelen Gölge'nin sevdiğine de yaşatmıştı, yine oluyordu.

Gözler Veyla'ya döndüğünde Valdris, kadın için endişe edip "İyi hissetmiyorsan Gölge'ye söyle." dedi. Veyla burukça gülümsedi. Valdris, eğer böyle söylerse Gölge'nin ısrar etmeyeceğini düşünüyordu. Gölge Kral tahtında oturuyordu. Gözlerin sıklıkla kendisine döndüğünü ya hatırlamıyor ya da umursamıyor gibi görünüyordu. Olduğu her yerde, gözler ona da dönerdi ama şu an, başka bir yerde gibiydi. Bir dirseği tahtın kol kısmına yaslanırken eli gergin bir şekilde çenesinde geziniyordu. Diğer eli, tahtın kol kısmında ritim tutuyordu. Başı hafifçe eğikken gözleri ileride bir noktaya odaksızca bakıyordu. Bu anda değil, düşüncelerinde yaşıyordu ve düşünceleri bu andan bile beterdi. Bu sebeple Veyla'ya bakmıyor, nasıl olduğunu görmüyordu. Özellikle de bakmak istemiyordu çünkü ona baktıkça Yıldat'ı seviyor oluşunu görür gibi hissediyordu. Tek sorun bu bile değildi. Ona baktıkça annesinin ölüşünü görüyordu, Gölge'yi öldürmek üzere oluşunu görüyordu. Gölge'nin hissettiği buydu. Şehrini kaybetmek ve ölmek üzereymiş gibi hissediyordu.

"Söylersem, mutlaka yaptırır."

Valdris, "Bir dene..." diye ısrar ettiğinde Veyla onu dinlemeyerek hareketlendi. Ruhu geriye koşsa da ilerlemeye devam etti. Savaşçı Veyla'ya yer açarak geri çekilirken Veyla gittikçe halkın ve ekranların karşısına çıkıyordu. Gölge Kral'ı ardında bırakmadan önce bir anlığına baktı. Halkının karşısında başını dimdik kaldıran Kral'ı, her nedense düşüncelere dalmış, başı eğilmiş şekilde görmüştü.

Veyla, Seyyal'in karşısında durduğunda ve adamın yüzüne baktığında midesi yeniden bulandı. Dudaklarını birbirine sımsıkı bastırırken elleri yumruk şeklini aldı. Halkın gözündeki Kraliçe, şehrin istikbali için bir haini yakalamış ve infaz etmek üzereymiş gibi gözüküyordu. Andri'nin gözleri, Konsey'in gözleri gibiydi ve herkesin gözü üstündeydi.

Veyla'yla birlikte alkışlar ve ıslıklar yükseldiğinde Veyla, ilk geldiği zamanları anımsadı. Gelişi, halkı huzursuz etmiş, ortalığı karıştırmış, hatta Kral'a karşı söylemler bile olmuştu. Uğursuz kelebek, istenmeyerek geldiği şehirde Kraliçe olmaya layık görülmeye başlanmıştı. Biraz, Veyla'nın savaşçı olduğu süre zarfında isteyerek ya da istemeyerek yaptığı şeyler sayesindeydi, biraz da Krallarının âşık olduğunu düşünmelerinden. Veyla iç çekti. İki konuda da yanılıyordu. Veyla'nın bu şehre yararı dokunduysa bile, çok daha fazla zararı dokunacaktı.

Veyla bağırışların arasından 'Kraliçe!' diye tezahürat yapanları da duyabiliyordu. Gölge'nin de başı böylelikle kalktı. Gözleri, aşağıdaki ve başka mıntıkalarda bu görüntüleri izleyen halkı yansıtan ekranlara dönerken kulakları rahatlıkla bu sesleri ayırt edebiliyordu.

Seyyal'in başı yavaşça yükselince Veyla'nın korktuğu oldu. Halkta gezinen gözleri hızla Seyyal'e döndü. Eğilmiş başını hafifçe kaldırmış, kızarık gözleriyle Veyla'ya bakıyordu. Alayla gülümsedi ve "Kraliçe..." diye fısıldadıktan sonra başını onaylamaz bir şekilde sallayarak yeniden eğdi. Veyla'nın midesi yeniden ağzına gelirken kalbi kulaklarında atmaya başladı. Adamın birkaç saniyelik bakışlarında Kral'ının başına gelmiş olan en kötü şey olarak Veyla'yı gördüğünü, görebilmişti. Küçümseyerek ve üzülerek 'Kraliçe' demişti. Kral'ın Kraliçe'si, haindi, gözünde. Veyla da bundan korkuyordu. Halk haklı çıkarsa, hain Kraliçe olacaktı. Hain kelebek olmaya alışıktı ama hain Kraliçe... Kraliçe olabilecek kadar şanslı, yine de hain olabilecek kadar zavallı...

Veyla gözlerinin kızarmasına mani olmaya çalıştı. Ondan gözyaşlarını almışlardı, geri kazandığını gösteremezdi. Ellerinin titremesinden kurtulmaya çalıştı. Ondan güçsüzlüğü almışlardı, tekrar yakalandığını gösteremezdi. Yüzündeki duygu çizgilerini silmeye çalıştı. Ondan hislerini almışlardı, kalbinin yeniden çalışmaya başladığını gösteremezdi. Elleri yavaşça yükselirken kalbi kulaklarında atıyordu. Tüm vücudu kaskatı kesilmişken bu andan bir an önce kurtulmak istiyordu. En iyi bildiği şeyin canavar olmak olduğunu sanırdı ama gözlerine bakmayarak merhamet eden bir adamı öldürmek için kaldırdığı ellerine büyüyü çağırmakta zorlanıyordu. Lütfen, diye düşündü. Canavar olmak zorundasın. Sana başka bir unvan kalmadı. Her şeyini aldılar, geriye bu kaldı.

Gölge, kadına ardından bakarken başını iyice kaldırmıştı. Elini de çenesinden çekip tahtın kol kısmına yaslarken gözleri kısılmıştı. Tanıdığı Veyla'nın birini öldürmesi bu kadar uzun sürmüyordu. Kendisi adamı yakalayıp önüne atmıştı. Gölge, Veyla'ya güvenen yanının kararlarından sakınmaya çalıştığı için, infazı da Veyla'ya bırakmıştı. Onun suçladığı birinin ölmesine müsaade edecek kadar kadına güveniyor ama o kişiyi öldüremeyecek kadar da şüpheye düşüyordu. Halkından masum birini öldürme ihtimali, infazı Veyla'ya bırakmasını sağlamıştı. Eğer masum değilse ve Veyla yine de önlerine attıysa bile, öldürmekten de çekinmeyeceğini düşünüyordu. Kadının şu anki tutukluğunun sebebini anlayamıyordu.

Sabırsız sesler yükselirken Veyla çok vakit kaybettiğinin farkındaydı. Andri'nin ilgisini çekmeye başlamış olmalıydı. Haliyle, Konsey'in de. Hızlı nefes alış verişleri göğsünün de hareketlenmesini sağlıyordu. Gözleri, Veyla'yı gösteren ekrana döndü. Elleri titreyen bir canavar...

Veyla başını hafifçe iki yanına sallayıp gözlerini sımsıkı kapatıp açtı ve bakışlarını adama çevirdi. Derin bir nefes alıp büyüyü yeniden ellerine çağırdı. Konsey'in bozulduğunu fark ederse ona yapabileceklerini düşünürken ışıldamaya başlayan büyüyü gördü. Avuçlarına, parmak aralarına varmıştı. Derken, adam yeniden başını kaldırdı ve Veyla'nın gözlerinin içine baktı.

Veyla'nın büyüsü sönerken bir adım geriledi. Ellerini indirir gibi oldu ama sonra korkuyla tekrar kaldırdı ve sesini temizledi. Gözleri bir ekranlara bir adama doğru dönüp dururken nefes nefeseydi. Titremesi, tüm vücudunu sarmaya başlamıştı. Gölge, kadına neler olduğunu anlayamazken halktan "Hadi!" diye bağıran sesler yükseliyordu. "Haine ölüm!"

"Kraliçe'ye şan, haine ölüm!"

Veyla "Ben..." dediğinde Gölge, kadının sesinin de titrediğini duyarak tahtından kalktı. Veyla, kem küm ettikten sonra ellerini indirdi. Kusma isteğini yutkunurken yapamayacağına ikna oldu. İstese de yapamazdı, büyüsünü çağıramıyordu. Gözleri telaşla etrafta dönüyordu. Yapamazsa, ne yapacaktı? Buradan nasıl geri çevirecekti ki? Andri de izliyordu. Tüm halk izliyordu! Veyla, bir şekilde suçlu olup olmadığı konusunda emin olmadığını söylemek ve ikna etmek üzere Gölge'ye döneceği sırada Seyyal mavi büyüyle titremeye başladı. Veyla'nın irileşen gözleri ayaklanan Gölge ile Seyyal arasında dönerken birkaç adım daha geriledi ve titreyen ellerini sıcak yanaklarına götürdü. Birbirine sımsıkı bastırdığı dudakları ardında hıçkırıklar ve çığlıklar hapsederken Seyyal'in bedeni ayaklarının ucuna devrildi ve Veyla sıçrar gibi olarak geri çekildi.

Valdris, Gölge'nin talimatıyla Veyla'yı geriye, kameralardan uzağa çekerken Veyla'nın irileşen gözleri Seyyal'in cansız bedenindeydi. Adamın artık göremeyen gözlerine bakarken 'Kraliçe' deyişini düşünüyordu.

Gölge, halkın karşısına doğru ilerlerken Valdrislere bakıyordu. Veyla'yı içeri çektiğinde Gölge'nin de gözleri halkına ve ekranlara döndü. Seyyal'in cesedine bakmamaya çalışıyordu. Halkından masum birini öldürmüş olabilirdi, bu ihtimal Veyla söz konusu olunca hep olacaktı ama kadını öyle görünce, artık dönülmeyecek bir yerde olduklarından Gölge yapmak zorunda kalmıştı. Veyla zorlanmasın diye Gölge kendisini zorlamıştı.

Veyla, Valdris'ten elini kurtarırken hızlı adımlarla ilerlemeye, hatta koşmaya başladı. Valdris "Veyla!" diye seslendiğinde Veyla başını iki yana sallayarak 'Gelme' der gibi elini ardına doğru uzattı. Valdris duraksayıp nefesini üfledikten sonra ardına, halkıyla konuşan Gölge'ye baktı.

Veyla, koridorda koşarak okyanusa bakan bir balkona açılan kapıları iterek açtı. Sendeleyen adımlarıyla ilerlediği için düşmeden önce son anda korkuluklardan tutundu. Tutmayan dizleri alçalmaya çalışırken gözlerini sımsıkı kapattı. Okyanusun rüzgârının ona iyi gelmesini umarken bir eli dudaklarına doğru gitti. Midesi kendisini toparlamakta zorlanırken, kolu da güçsüz düştüğü için korkuluktan tutunamayarak alçaldı. Dizleri üstünde otururken bir elini yere yasladı ve eğilerek öğürdü. Dünden beri bir şey yemediği için midesinde çıkartacak bir şeyi de yoktu. Valdris ısrar etse de bir şey yemek istememişti.

Rüzgâr yüzünden karışan saçlarını toparlayıp omuzları ardında tutmaya çalışırken yeniden öğürdü. Bir sancıyla birlikte karnının kasılmasını sağlamak dışında midesinden bir şey çıkmıyordu. Öğürdükçe gözleri daha da yaşlanıyordu ve bunun sadece vücudunun zorlanmasıyla alakalı olmadığını biliyordu. Ağlamak istiyordu. Ölüm kelebeği, masum birinin ölümüne sebep olduğu için ağlamak istiyordu.

Dudaklarından bir hıçkırık kaçarken elinden kaçıp duran saçlarını çekiştirerek bir arada tutmak için tekrar kavradı ama saçları elinden kaçtıkça hıçkırıkları da dudaklarından kaçıyordu. Alnı yere doğru eğilirken elinin üstünde bir el hissetti. O el tarafından saçları bir araya toparlanırken, bir eli de kolunda hissetti. Gözlerini aralamadı, henüz sesini duymadı ama gelenin Gölge olduğunu anladı.

Gölge, kadının yanında dizlerinin üstünde oturmuş, önüne gelmesin diye saçlarını tutuyordu. Diğer eli de kadının kolundayken, kadının eğdiği başında güzel yüzünü görebilmek adına Gölge de eğilmişti. Endişeli gözleri, kadının yaşlı kirpiklerine bakarken solur gibi "Neyin var?" diye sordu. Kadının bir şeyi vardı, belliydi. Gelirken öğürtülerini de duymuştu. Zaten gelmesi saniyeler sürmüştü. Halkına ne dediğini bile hatırlamıyordu. Bir şeyler geveleyip bırakıp gelmişti.

Veyla soluna doğru oturup sırtını balkonun yarım duvarına yaslarken gözlerini aralayıp Gölge'nin ellerini ittirdi. Gölge, umursamadan kadının ellerine uzanırken Veyla ıslak gözlerini aralamıştı. Göz göze geldiklerinde, Gölge de ağlama isteği hissederken yeniden "Ne oldu? Neyin var?" diye sordu.

Veyla gücü yettiğince "Sana ne?" diye bağırdı. Öyle ki, ön bahçede olan halk bile duymuş olabilirdi. Boğazı acımıştı. Gölge'den uzaklaşmasıyla yeniden özgürleşen saçlarında ön tutamları, ıslak yanaklarına yapışırken Gölge, bu bağırışa da aldırmadı. Kadın, dizlerini kendisine çekip bacaklarını aralarında bir set gibi tutarken, Gölge ise kadının, onu ittirmeye çalışan ellerini tuttu. Veyla ellerini çekmeye çalışırken olabildiğince ardına yaslanıyordu. Gölge ise dizlerinde yükselmiş, kadını ikna ve ona yakın olma çabası içerisindeydi.

"Bırak!"

Gölge de "Önce neyin olduğunu söyle!" diye bağırdı. Veyla ellerini kurtaramadığı için Gölge'ye doğru kalkmış kolları arasından başını dizlerine yasladı ve ağlayarak "Bırak..." dedi. Gölge de dizlerinde alçaldı. Kadın tam şimdi ellerini çekse kurtarabilirdi, Veyla'nın hıçkırıklara boğulmasıyla adamın da gücü bitmişti. "Bırakamam..."

Veyla yavaşça başını kaldırdığında Gölge kuruyan dudağını yaladıktan sonra pürüzlü bir sesle "Ne olduğunu söylemeden bırakamam." dedi.

Veyla hızla "Midem bulanıyor." dedikten sonra ellerini çekti. Kurtarabildiğinde, Gölge yeniden tutmak ister gibi oldu ama Veyla karnı ile bacakları arasında ellerini birbirine kavuşturup, sadece kendisinden destek aldı. "Öğrendin. Git şimdi."

Gölge, bu sefer de "Neden?" diye sordu. Veyla, "Gitsene!" diye bağırırken dizlerini yere yaslayarak doğruldu ve adamı omuzlarından ittirdi. "Beni rahat bırak!"

Gölge ne diyeceğini bilemediğinde Veyla sinirle yerden kalktıktan sonra kapıya yöneldi ama bir saniye geçmeden Gölge kapıyla arasındaydı. Veyla elleriyle yüzünü kapatıp ağlar gibi inlerken Gölge, "Terralar bir baksın." dedi. Veyla ellerini yüzünden çekip ona döndü ama adama bakmıyor, yana doğru bakıyordu. Siniriyle tezat bir sakinlikle "Önümden çekil." dedi.

Gölge, "Yaralarınla ilgili olabilir." dediğinde Veyla gözlerini yumup derin bir nefes alıp verdi ve yeniden aynı sakinlikle "Önümden çekil." dedi.

Gölge, "Terralara gidiyoruz." deyip Veyla'ya uzandığında Veyla hızla geriye kaçarak "Bırak!" diye bağırdı. O sıra gözleri de adama dönmüştü. Gölge, başta kadını ikna etmeyi tercih etti ama elleri kadının vücudunun iki yanında, tutmak için hazırdı. Veyla gerileyip çok da büyük olmayan balkonda dönerek uzaklaştıkça Gölge de karşısında bitiyordu.

"Bak ben senin derdin değilim, tamam mı? Ne halt olduysa oldu bana. Seni ilgilendirmiyor. Çekil önümden."

Gölge, "Derdimsin!" diye bağırdıktan sonra kapıyı gösterdi. "Ve ben senden kurtulana kadar, sen de benden kurtulamazsın. Gidiyoruz, hadi."

"Gelmiyorum seninle hiçbir yere!" derken Veyla, balkon korkuluklarına kadar gerilemişti. Geriye doğru sendeleyecek gibi olduğunda Gölge kadının belinin ardından kolunu geçirerek tuttu ve kendisine, okyanustan uzağa çekti. Bir başka okyanus adamın gözlerinde boğulması için Veyla'yı bekliyordu. Veyla bir saniyelik gecikmenin ardından hızla adamın temasından kurtuldu ve sırtını sağ tarafına doğru çevirerek birkaç adım adımda uzaklaştı.

"Veyla, inat etme! Benden bir saat sonra nefret et, beni bir saat sonra öldürmek iste. Şu an benimle gelmek zorundasın!"

"Bırak yaralarla ilgiliyse de öleyim, kurtul işte!"

Gölge, "Öyle kurtulabilecek olsam seni bin defa öldürmüştüm." dedikten sonra ikna olmayan kadının elini yakalayıp tuttu ve balkon kapısına doğru çekti. "Kucağıma almamı istemiyorsan, ilerle."

Gölge, Veyla'yı çekiştirirken Veyla midesine giren krampla birlikte eğilerek iki büklüm oldu. Bir elini dudaklarına götürdü ve zorlanarak inledi. Gölge hızla çekiştirmeyi bıraktı. Bir eli kadının sırtından uzanırken diğer eli yanağını kavradı ve en az onun kadar eğilirken dizlerini kırarak alçaldı. Veyla yine kusamazken bir anlığına başı, Gölge'nin omzuna doğru yaslandı ve yanağındaki elinin de varlığından destek almak istedi. Adamı ittirip dursa bile varlığına ihtiyacı varmış gibi hissediyordu.

Gölge, çekiştirdikçe kadına zarar verdiğini fark ederek "İzin ver bana, lütfen." dediğinde Veyla sımsıkı kapattığı gözlerini yavaşça araladı. Lütfen.

Veyla hafifçe doğruldukça Gölge de doğrulmaya başladı ve göz temaslarını hiç bozmadı. Veyla başını Gölge'nin omzundan çekerken Gölge Veyla'nın yanağını daha güçlü tuttu. Doğrulduklarında Gölge, Veyla'nın karşısına geçerken temaslarını çekmedi. "İyi değilsin. Senin gibi bir büyücü hasta olamaz. Bir şeyin var belli. Baş Terra Esved yüzünden oradan hareket edemiyor, bizzat biz gitmeliyiz."

Veyla, "Tamam." dediğinde Gölge rahatlayarak nefesini üfledi ve gülümser gibi oldu. "Hadi o zaman." diyerek kapıya yöneldiğinde Veyla hareketsiz kalıp "Yıldat'ı çağır, biz onunla gideriz." dedi. Gölge'nin kapıya yönelen bedeni duraksadığında Veyla da adamın temaslarından kurtuldu ve bir adım daha geriledi. Gölge yavaşça Veyla'ya döndüğünde kadın kollarını göğsünde birleştirerek derin derin nefesler alıp vermeye çalışıyordu. Midesi hala düzelmemişti. Adama ters gidip dursa bile, Veyla da Terralara görünse iyi olacağını düşünüyordu. Kendisini hasta gibi hissediyordu ve Gölge'nin de dediği gibi, Veyla gibi bir büyücü için bu mümkün değildi.

Gölge, gergin dudağını yaladıktan sonra gözlerini kaçırdı. Bir süre boyunca okyanusta gezdirdikten sonra sıkkın bir nefes alıp yeniden Veyla'ya baktı. Biraz önceki gülümsemesinden eser yoktu ve Veyla, tüm bunların ne anlama geldiğini anlamak istiyordu.

Gölge sakin olmaya çalışarak her kelime ve hatta heceyi yavaşça söyleyerek "Sikik Yıldat'ı çağıramam." dedi. "Biz gideceğiz."

Veyla, "O zaman gitmem." dediği gibi Gölge, "Veyla beni çıldırtma!" diye bağırdı.

Veyla'nın yüzü yeniden buruşup da eli midesine doğru gittiğinde Gölge, elleriyle yüzünü ovuşturup oldukça sesli ve sıkkın nefesler alıp verdi. Yüzünü yüzmek ister gibi ovuşturduktan sonra sertçe ellerini çekip "Seni kucağıma alacağım." dedi.

Veyla, "Bana dokunamazsın." diyerek gerilediğinde Gölge başını hafifçe sağ omzuna doğru eğdi ve üzgün gözleri eşliğinde yalvarır gibi baktı. "Ulan yapma. Şu an yapma."

Veyla, adamın bu yüz ifadesine karşı öfkesini ve inadını sahnede tutmakta zorlanırken "Ben yürürüm." dedi. Gölge hızla "Tamam." diye kabul etti ve hareketlendi. Kapıyı Veyla için açıp kenarda durduğunda Veyla birkaç saniye bakarak oyalandıktan sonra gözlerini adamdan alıp ilerlemeye başladı. Sabaha kadar baksa, hiçbir gördüğünü anlayamayacakmış gibi hissediyordu. Bakıp durdukça da acı çektiği için gözlerini kaçırmıştı.

Veyla, Gölge'inin yanından geçeceği sırada Gölge "Veyla..." dediğinde adamın sesindeki bir şey Veyla'yı durdurdu ve gözleri Gölge'ye döndü. Gölge kadının ardından ilerleyeceği sırada aklına gelen şeyle donakalmıştı. Veyla, bir an adamın kolundan tutup 'İyi misin?' diye soracak gibi oldu. Ellerine ve dudaklarına hâkim olmakta zorlanmıştı ama adam, ondan bile beter görünüyordu.

Gölge başarısız bir yutkunma girişiminden sonra "Sen..." dediğinde Veyla vücudunu da Gölge'ye çevirip kaşlarını kaldırdı. Adamın ne demek üzere olduğunu çok merak etmişti. Adamı neyi düşünmenin bu hale getirdiğini de.

"... hamile olabilir misin?"

Veyla'nın kaşları şaşkınlıkla kalkarken Gölge sağ koluyla yanındaki duvardan destek aldı. Gözlerini, Veyla'ya dikmişti. Merakla baktığı şüphesizdi ama geçen süreye rağmen tekrar sormadığına göre cevabı bir an önce duymak istediğinden emin değildi. Veyla, adamın bu ihtimale neden bu kadar üzülmüş olabileceğini düşündü. Sadece üzülmek de değildi, korkar gibi bakıyordu. Veyla'dan kurtulamayacağı için, olabilir miydi? Yeğenine kıyamayacağı için? Neden bu hale gelmişti?

Veyla, Gölge yüzünden kafası karışmış bir haldeyken "Hayır." dedi ve önüne dönüp ilerlemeye başladı. Gölge bir süre ardında kaldı. Koluyla birlikte alnını da duvara yaslayıp gözlerini yavaşça kapattı. Ciğerinde nefes kalmayana kadar üfledi. Tüm vücudu kesilmiş gibi hissediyordu. Alnını ve kolunu duvardan ayırırken güç kazanmaya çalışarak yumruklarını sıkıp gevşetti. Kendisine birkaç saniye daha zaman verip derin nefesler alıp verdikten sonra Azrit hızıyla Veyla'ya yetişti. Kadının cevabı gerçeği yansıtmayabilirdi, kadın da cevabı bilmiyor olabilirdi ama onun 'hayır' deyişi bile biraz rahatlamasını sağlamıştı. Yine de, Terra bir şey diyene kadar bu gerginliği sürecekti. Böyle bir şey olmamasını umuyordu. Doğa'dan rica ediyor, diliyor, hatta yalvarıyordu. Veyla karısı olmak üzereydi ve böyle bir şeyin varlığı, her şeyi değiştirebilirdi. Gölge zaten battığı çamurdan çıkamıyordu, bataklığın derinliğinin artmasını hiç istemezdi.

Uzun süren sessizliğin ardından voltriderlara yönelirken Gölge dayanamayarak "Emin misin?" diye sordu. Sesinde, Veyla'nın da fark ettiği bir korku vardı.

Veyla, Gölge'ye bakmadan kendi voltriderına yönelirken cevapsız bıraktı. Gölge de Veyla'nın peşinden gitmeye kalkıştı ama Veyla, voltriderına binip kapısını kapattı. Üstüne de kilitlediğinde Gölge, sinirle inleyerek kendi voltriderına yöneldi. Belli ki kadın, bir süre bile olsa aynı voltriderda bulunmak istemiyordu. Üstelik cevap da vermemişti ve Gölge'yi boğan soru işaretleriyle baş başa bırakmıştı. Yol boyu, neden cevap vermediğini, yoksa kadının da mı şüpheye düştüğünü düşünüp durmuştu.

Gölge, onlara yönelen halkı hiç müsait olmadıkları konusunda uyararak hızlı davranırken Veyla da düşünceler içerisinde Gölge'yi takip etti. Baş Terra'nın şifahanesinde Veyla taş sunak üstünde otururken Gölge de ağaç oyuğundan oluşan odanın bir köşesinde ağacın kabuğuna yaslanmış, kollarını göğsünde birleştirmişti ve bir eli gergince çenesinde geziniyordu. Gölge ve Veyla ara ara göz göze gelirken Baş Terra parlayan kehribar gözleri eşliğinde Veyla'nın vücudunda, temas etmeden ellerini gezdiriyordu. Veyla'nın mide bulantısı azalmasına rağmen hala vardı.

Baş Terra'nın elleri, Veyla'nın karnında duraksadığında Veyla ile Gölge'nin ilgisini aynı anda çekti. Gölge sırtını ağacın gövdesinden ayırıp kollarını göğsünden çözerken yaklaşmaya cesaret edemeden hızla "Ne?" diye sordu. "Ne oldu?"

Veyla da bir karnına, bir de karnıyla ilgilenen Terra'ya doğru bakarken ne olduğunu anlayamıyordu.

Terra, "Hissediyorum." dediğinde Gölge'nin gözleri yavaşça kapandı. Başı eğilirken bir eli alnını kavradı. Diğer eli göğsüyle boynu arasında bastırarak ilerlerken "Siktir..." diye mırıldandı. Veyla'nın gözleri Gölge'ye döndü. Gölge ellerini ensesine kaydırıp ardına doğru döndü ve odada volta atmaya başlarken başını omzundan geriye doğru attı. Elleri de yeniden alnına doğru kaymıştı. Sanki yerinde duramıyor gibiydi. Elleri saçlarına kaydıktan sonra çekiştirerek yeniden ensesini buldu ve başını tekrar eğdi. Ağaç gövdesine vardığında alnını yasladı ve sonunda hareketsizleşti ama hızlı nefes alışverişleri sebebiyle göğsü yeterince hareketliydi. Gölge, kulağında atan kalp ve tüm vücuduna yayılan bir kalp acısıyla baş etmeye çalışırken Veyla Gölge'nin tepkisini neye yoracağını bilememişti. Gerçekten bu kadar kahrolmasının sebebi, Veyla'yı öldüremeyecek olmak mıydı?

Veyla kızarık gözlerini güçlükle Gölge'den alırken ağlar gibi gülümsedi ve Baş Terra'yla göz göze geldi. Veyla, Gölge'nin yanlış anladığını varsayıyordu çünkü hamile olma ihtimali yoktu. Belki de Esved yarasıyla ilgili bir durumdu. Belki de gerçekten ölecekti. Ne güzel olurdu... Şu an yaşamak, ölmekten daha korkutucuydu. Onu öldüremeyeceği için kahrolan bir adama mı içi gidiyordu? Onu öldüremeyeceği için değilse, ne içindi?

"Bebeği..."

Gölge tekrar "Sikeyim..." derken başını ağaç gövdesinden yavaşça ayırıp tekrar yasladı. Ve tekrar, ve tekrar. Biraz gücü olsa, başını ya da ağacı ama mutlaka bir şeyi kırmak isterdi.

Veyla'nın kırık kalbi de hızlanırken oturuşunda kıpırdandı. Ellerini iki yanından taşa yaslarken "Mümkün değil." dedi.

Gölge, Baş Terra'ya değil, Veyla'ya inanmak isterken başını ağaçtan ayırıp onlara döndü. Veyla o zaman, Gölge'nin gözlerinin de kızarık olduğunu gördü. Gölge ellerini ensesinden çekip onlara yakınlaşırken Veyla'ya bakmamaya çalışıyordu. Eğer gerçekten Veyla hamileyse... Gölge Veyla'ya baktıkça daha çok kayıp görecekti. Sadece sevdiklerini kaybettiğini değil... Veyla'yı sonsuza kadar kaybettiğini de görecekti. Ne öldürerek, ne ölerek. Bir başkasına ait oluşunu izleyerek...

Veyla yeniden Baş Terra'ya baktı. "İmkânsız. Böyle bir şey olamaz."

Baş Terra, yavaşça gülümsedi. "Geleceği hissediyorum."

İkisinin de kaşları kalkarken Baş Terra'nın gözleri Gölge'ye döndü. "Bir gün onun karnında, kızının kalp atışlarını duyacaksın."

Birkaç saniye sessizlik oluştu. Tek gürültü kalpleriydi. Veyla'nın eli istemsiz bir şekilde karnına giderken başı da eğilmiş, gözleri karnına kaymıştı. Gölge, Azrit kulaklarıyla duyabilecekken, Veyla ise bizzat karnında hissedecek miydi? Kalbi sıkışırken hızla elini çekip gözlerini de karnından kaçırdı. İlk defa böylesine ihtimal vererek düşünmüştü. Saçlarını kulaklarının arkasına sıkıştırırken kahkahalara boğulacak gibi hissediyordu, sinirleri bozulmuştu. Hemen yanı başında olan Kral, Kraliçesini seçmiş, ilan etmek üzereydi, Terra hala varislerinden bahsediyordu. Belli ki Terraların öngörülerine güvenmemek lazımdı.

Gölge, bu duyduğunu hazmetmeyi sonraya bırakarak Veyla'nın karnını gösterdi. Konuşmadan önce sesini temizleme ihtiyacı duydu. "Ama şu an bebek yok, öyle değil mi?"

Baş Terra, Kral'ının gizlemeye çalışamadığı telaşına sessiz bir şekilde gülerken "Yok." dedi ve gözleri Veyla'ya döndü. "Zaten bu mümkün değil."

Veyla ile Baş Terra göz göze geldiğinde Gölge'nin de gözleri aralarında gezinecekken Veyla'ya baktığı gibi orada biraz kaldı. Bir süredir korkmaktan bakamadığı Veyla'ya özgürce bakarken dudakları gülümsemeye çalışıyordu. Her ne olursa olsun, o kadar engele rağmen bir tane daha olsun istememişti. Şu ana kadar, diğer engellerin belki aşılabilir olduğunu düşündüğünün farkında değildi. Başka hiçbir engel nefesini bu kadar kesmemişti. Bir yanı da, geçtikçe kadına inanmaya çalıştığı için suçlamaları azaltmaya çalışıyordu.

Veyla sessiz kalırken Gölge, "Bu ne demek oluyor?" diye sordu. Gözleri hala Veyla'daydı. Veyla da ara ara Gölge'ye bakıyordu. Soru kendisine de yöneltilmişti, farkındaydı ama gözlerini Baş Terra'ya çevirdi. Veyla cevap veremezdi, Baş Terra'nın da vermeyeceğini umdu. Yıldat'la hiç birlikte olmadıklarını söyleyemezdi.

Baş Terra, "Veyla ne demek istediğimi biliyor." dediğinde Gölge bir adım daha yaklaştı. Bir eli, Veyla'nın elinin yanından taşa yaslanırken parmaklarının yanları birbirine temas etmişti. Veyla bu teması fark etse de bir an elini çekmek istemedi, Gölge ise bizzat temas etmek istemişti. Yine de kadının ilgisini çekmeyecek kadar küçük olmasına dikkat etmişti. Ne var ki, çekmişti.

Gölge, "Bu ne demek oluyor Veyla?" diye sorduğunda Veyla, Baş Terra'ya "Başka bir şey yok mu yani?" diye sordu. "Çünkü bana bir şeyler oluyor."

Gölge de hızla yeni soruya geçip Baş Terra'ya odaklandı. "Midesi bulanıp duruyor. Ateşi yükseliyor ama elleri buz kesiyor. Yanakları kızarıyor, gözleri sönüyor. Soğuk terliyor. Başı dönüyor ve karnı kasılıyor."

Veyla 'bir şeyler' diye açıklarken Gölge'nin virgülüne kadar anlatmasını şaşırarak dinledi. Veyla'nın gözleri hala Gölge'nin üstündeyken adam cevap bekleyerek Baş Terra'ya bakıyordu. Veyla'nın kendisini izlediğinin farkında değildi.

Baş Terra da Gölge'ye bakarken "Üzgün." dedi. Gölge'nin kaşları yavaşça kalkarken gözleri Veyla'ya döndü. Baş Terra da bakışlarını Veyla'ya çevirdi. Veyla'nın diğer elini tuttuğunda Veyla bir an çekecekmiş gibi oldu ama vazgeçti. Baş Terra'nın kötü biri olduğunu düşünmüyordu. Aksine, Veyla'nın iyiliğini istediğini hissediyordu. Baş Terra da Doğa'ya yakın olanlardandı ve Veyla, Doğa gibi ona da yakın hissediyordu. Tenleri birbirine değerken Baş Terra'nın gözleri büyüyle ışıldadı. "Ve ben, büyümle tüm ormanları yerinden oynatabilirim ama kimsenin kalbinden hüznü söküp çıkartamam." dedi ve gözlerindeki büyü söndü, buruk bir şekilde gülümsedi.

Gölge'nin gözleri Veyla'nın yüzünde gezinirken Baş Terra, adamın kalbinde de aynı hüznü hissedebiliyordu. Gölge'nin işaret parmağı teması arttırarak yavaşça Veyla'nın işaret parmağının üzerine doğru yaslandı. Bu küçük temas, el ele tutuşmuşlar gibi hissetmelerini sağlarken Veyla da gözlerini Gölge'ye çevirdi. Yine. Yine Veyla'nın anlamlandıramadığı kadar anlam dolu bir bakış...

Gölge, kadının üzgün olduğunu görebiliyordu. Belki ateş ile istemediği anıları hatırladığı içindi, belki de ona inanılmadığı için. Eğer o anları rol değilse, kadın gerçekten birinin canavara dönüşmesini ya da ölmesini sağlamak istememiş, eğer gerçek buysa kahrolacakmış gibi davranmıştı. Ölsem daha iyi, demiş, gerçekleri Gölge ile birlikte araştırmaya ve gerekirse ölmeye razı olmuştu. Belki de rol değildi... Belki de her şeyi mahveden Veyla değil, Gölge'ydi...

Veyla elini çektikten sonra sunaktan kalktı ve kapıya yöneldi. Gölge kadının ardından bakarken Baş Terra, "Kraliçe'ni seçmişsin." dedi. Gölge, Veyla çıkıp gitse bile hala sarmaşıklar ile örtülmüş oyuk kapıya bakıyordu.

Gölge, "Henüz ilan etmedim." dedi.

"Gözlerin ilan ediyor."

Gölge'nin gözleri Baş Terra'ya döndüğünde Baş Terra gülümseyerek bakıyordu. Gölge, yutkundu. Kalbine ve boğazına yapışan his geçmedi. Birkaç saniyenin ardından "Niye mümkün değildi?" diye sordu. "Niye Veyla'nın şu an hamile olması imkânsız?"

Baş Terra sessiz kaldığında Gölge sıkkın bir nefes alarak kalçasını yaslandığı sunaktan ayırdı ve kapıya yöneldi. Çıkmadan duraksadı. Sarmaşıklara bakarken "Ne zaman?" diye sordu. "Peki, ne zaman duyacağım?"

Kızının kalp atışlarını, ne zaman duyacağını soruyordu. Baş Terra da Gölge'ye döndükten sonra, "Önce ellerinden kayıp gidecek." dedi. Veyla'yı kaybedeceğinden bahsediyordu.

Gölge korkarak Baş Terra'ya döndüğünde Baş Terra yavaşça başını onaylar şekilde salladı. "Sonra onu kurtaracaksın."

Gölge, "Sen neyden bahsediyorsun?" diye sorarak yakınlaştı. "Ne olacak? Söyle. Söyle, önlem alırım."

Baş Terra "Sakin ol." derken gülümsemesi genişledi. "Kurtaracaksın."

Gölge başını iki yana salladı. Kurtaracaksa dahi, bir şey olmasını istemezdi. Kehanetlere güven olmazdı. Çünkü neyin kehanet, neyin ihtimalleri gösteren öngörü olduğu bilinmezdi. Eğer bu bir öngörüyse, kurtaramama ihtimali de mevcuttu. Gölge, Veyla'yı öldürmek bir yana, başka bir tehlikeden koruyamama ihtimalinin kalbini bu denli korkuttuğunu dehşetle fark etti.

Gölge, "Sikeyim, sakin olamam!" diye bağırdı. "Ne olacak?"

Baş Terra "Bu cevap bende yok." dedi.

Gölge, kadının kollarını iki yanından tutup sarsarak "Söyle!" diye diretti. "Söylemen lazım!" dedikten sonra masanın üstündeki kitapları gösterdi ve kadını oraya doğru yönlendirdi. "Git, bir şeyler yap, bul."

Baş Terra sakin bir şekilde, "Bazı şeyler yaşanarak öğrenilir." dedi. Gölge sinirle inlerken ellerini ensesine götürdü. Baş Terra, tekrar "Kurtaracaksın." dedi.

Gölge bulundukları ağaç evin oyuntusunda volta atarken kadını hiç yanından ayırmamayı düşünmeye başladı. Taşlar için sağa sola gidip duruyorlardı, belki de kadını tehlikeye atıyordu. Veyla'yı tüm bunlardan uzak tutamayacağının farkındaydı ama hep yanında tutmalıydı. Esved saldırısı da gözünü ayırdığı an olmuştu. Kavga edip duruyorlardı. Her kavga ettiklerinde uzaklaşıyorlardı ve böyle bir şey olursa, öyle bir anda olurdu. Gölge, kavga etseler dahi gözünün önünde tutmayı aklına kazıdı.

Gölge, burnundan soluyarak Baş Terra'nın oyuğundan çıktı. Veyla oyuğun önünde Gölge'yi bekliyordu. Sırtını devasa ağaca yaslamıştı. Kapıdaki ses büyüsü, içerisinin duyulmasına engel olmuş olmalıydı ama Veyla'nın da dinleyecek hali yok gibiydi. Kollarını göğsünde birleştirmiş, düşünceli gözleri yerde geziniyordu. Öyle ki, Gölge'nin geldiğini bile fark etmemişti.

Gölge'nin gözleri Veyla'nın yüzünde gezinirken "İyi misin?" diye sordu. Baş Terra'nın dediğine göre üzgün olması dışında bir rahatsızlığı yoktu. Bu sebeple bir iksir de verememişti. Gölge ise bu şartlar altında kadını nasıl iyi edebileceğini bilememişti. Kaldırıp buraya getirmişti, iksir olsa zorla içirirdi ama nasıl mutlu edebilirdi ki?

Veyla Gölge'nin geldiğini fark ettiği gibi gözlerini ona çevirdi. "Hamile olduğumu düşündüğünde ödün koptu ama kardeşinden değil, senden hamile kalmamdan o kadar korkmuyorsun. Neden?"

Gölge, ne diyeceğini bilemedi. Veyla vücudunu da adama doğru çevirip kollarını göğsünden çözdü. "Beni öldüremeyeceğin için mi korktun? Neden hamile olmamı istemedin?"

Gölge de birkaç adımla aralarındaki mesafeyi kapatırken "Niye şu an hamile olman mümkün değil?" diye sordu. Gölge'nin verecek cevabı yoktu, belki varsa diye Veyla'ya soruyordu. Cevap veremeyecekse bile, en kötü Gölge'ye de sormayı bırakırdı ve sessiz bir şekilde dönerlerdi.

Veyla kem küm ettikten sonra "Korunuyoruz." dedi. Gölge'nin çenesi kasılırken gözlerini kaçırdı ve sımsıkı yumdu. Gerginlikten kuruyan dudağını yalarken, lafzına bile katlanamadığını düşünüyordu. Veyla ve Yıldat'ın yakınlaşmalarına dair herhangi bir kelimeye tahammülü yoktu. Yine de en son ne zaman böyle bir yakınlaşma yaşamış olabileceklerini düşündü. Gölge bir an bile baş başa kalmalarına izin vermiyordu.

Gölge hatırladığı detayla birlikte gözlerini aralayıp Veyla'ya baktı. Veyla ise o sıra, Gölge'nin tepkilerini anlamaya çalışıyordu. Adamın sinirle gözlerini kaçırdığının ve duymaktan hiç hoşlanmamış gibi yüzünü buruşturduğunun farkındaydı ama nedenini çözemiyordu. Aslında bir umut etse, gerisi çorap söküğü gibi gelecekti.

Gölge, "Yıldat aksini söylemişti." dediğinde Veyla ne diyeceğini bilemedi. Yıldat bir keresinde Gölge'ye eğer Veyla hamile kalırsa onu öldürüp öldüremeyeceğini sormuştu ve çünkü bir gün bunun olacağını söylemiş, korunmadıklarını iddia etmişti. Veyla birkaç saniyenin ardından "Ben korunuyorum." deyip Gölge'nin yanından geçip gitmeye çalıştı ama adam kolunu tuttu. Veyla kolunu çekerek Gölge'ye döndü. Gölge de tekrar tutmaya çalışmadı ama yeniden gitmek isterse diye elini, kadının kolunun yakınlarında tutuyordu.

"Bu 'imkânsız' bir durum değil."

Hiçbir korunma seçeneği kesin sonuç vermezdi. Tam olarak bu sebeple, Veyla ile Gölge bir kere dahi sevişse, korunsalar bile varis sahibi olabilme ihtimalleri vardı. İkisinin de elini kolunu bağlayan ve eğer teslim olurlarsa her şeyi göze almaları gerekmesinin sebebi buydu.

Veyla, köşeye sıkıştığı için sinirle "Ne duymak istiyorsun?" diye sordu. "Ben bu sebeple imkânsız, dedim. Baş Terra neyden bahsediyor bilmiyorum. Belki de Yıldat'ın çocuğu olmuyordur."

Gölge, "İsteyince hemen yalan buluyorsun." dediğinde alaylı değil, düşünceliydi. Gözleri düşünceli bir şekilde kadının omzuna doğru kaymıştı. Veyla yutkunduktan sonra "Yalan değil." diye mırıldandı. Gölge'nin bakışları kadının gözlerine çıktı. Git gide, Lavin konusunda kadının ona yalan söylemediğine daha çok ikna oluyordu. Lavin konusunda 'bilmiyorum' deyip durmuştu. Adamın ölüşüne dair bile yeterli bahaneler üretememiş, kendisini yeterince savunamamıştı.

Gölge, "Başka bir gerçeği gizliyorsun." dedi. Kadının bir şeyler gizlediğinde nasıl göründüğünü öğrenmeye başlıyordu ve bu da, Lavin olayında Veyla'nın yalan söylemediğini hissettiren bir başka detaydı. Veyla konudan uzaklaşmak için "Sen cevap ver!" diyerek sesini yükseltti. "Eğer hamileysem beni öldüremeyeceğin için mi korktun? Bir gün, seninle..." dedikten sonra istemsiz bir şekilde es verdi. İkisi de aynı anda yutkundu ve kalbinde aynı hisle baş etmeye çalıştı. Veyla güçlükle devam etti. "... İmkansız ama, eğer olur da bir şeyler yaşarsak ve hamile kalırsam, bu ihtimalden niye o kadar da korkmuyorsun? Öyle olunca da beni öldürmek..." diye sorusunu sürdüreceği sırada Gölge sıkkın bir nefes alıp "Eğer bir gün öyle bir şey olursa..." diye cevap vermeye başladığında Veyla da sustu. Zaten sorusunu sürdürmekte zorlanmış, nereye bağlayacağını bilememiş, kelimeleri seçememeye başlamıştı.

Gölge, elinin tersini, Veyla'nın kolunda, teninin etrafında gezdirmeye başladı. Veyla'yı değil, Veyla'ya temas eden havayı seviyordu eli. Ancak bunu yapabiliyordu.

"... eğer bir gün birbirimize öyle dokunursak..."

İkisinin de içiyle birlikte birbirine bakan gözleri bile titrediğinde burukluk, Gölge'nin sesine de vurmuştu. "... varis olsun ya da olmasın, ben seni öldüremem Veyla."

Veyla'nın kaşları yavaşça kalktı. Gölge ise, geçen gün neye teslim olmak üzere olduğunu kadınla birlikte fark etti. Veyla'ya ulaşamadığı için ancak teninde dolaşan havayı seven Gölge'nin eli güçsüzlükle bedeninin yanına doğru indi. Veyla ise o sıra Gölge'ye ulaşmak isteyen ellerini yumruk şeklinde tutuyor, tırnaklarını avuçlarına batırıyordu. Kendisine, 'İpleri sımsıkı tut' diyordu. Çünkü yine oluyordu. Yine Gölge'ye çekiliyor, adam gerçek ya da yalan, her ne söylüyorsa söylesin inanmak istiyordu.

Birbirlerine bakarlarken, ikisinin de dudakları birçok kelimeyi saklıyordu. Birbirlerinden saklamalarına rağmen, birbirlerini de sakınıyorlardı. Gölge'nin bir yanı, her şeye rağmen rahatlamıştı. Sadece bir an, Veyla ile evlenmelerine bu kadar az kalmışken böylesine büyük bir engel çıkacağını düşünmüş, korkmuştu. Onlara ne olacağını hiç bilmiyordu ama Yıldat ile olamayacaklarını da kesinleştirmek istiyordu. Buna da çok az kalmıştı. Veyla'yı yakında Kral'ın Kraliçe'si ve dokunulmazı ilan edecekti.

"Kral'ım... Eğer artık müsaitseniz, biz teşekkür etmek istiyoruz."

Gölge'nin gözleri, Veyla'nın ardından Terra halkına döndü. Veyla Gölge'den kaçırdığı gözlerini devirirken alayla güldü. "Az daha canımdan oluyordum ve sadece sana mı teşekkür ediyorlar?" diye sızlandı.

Gölge sessiz kaldığında Veyla'nın gözleri adama döndü. Adamın Terralara niye cevap vermediğini anlayamamıştı. Gölge Veyla'ya, çenesinin ucuyla ardını gösterdi. Veyla anlayamayarak baktığında Gölge kollarını göğsünde birleştirirken bir adım geriledi ve gözlerini Terra halkına çevirdi. Veyla birkaç saniye daha Gölge'ye bakarken Lilith'in sesini duydu.

"Sayende hayattayız!"

Veyla, yavaşça ardına döndükçe, kaşları kalktı. Dudakları şaşkınlıkla aralanırken mor gözleri, Terraların arasında gezinmeye başladı. Önünde, onlarca metre boyu uzanan bir kuyruk ile sıraya girmiş Terralar'da. Bazıları ellerinde bir şeyler uzatırlarken geri kalanları ise Terra dilinde minnet göstererek hafifçe eğiliyorlardı. Veyla, buraya ilk geldiği zamanlarda Gölge'nin bunu nasıl başardığını merak etmişti. Boyun eğmemeleriyle bilinen Terralara, nasıl boyun eğdirdiğini... Şimdi, biri de Veyla'ya sorabilirdi ama Veyla cevabı bilmiyordu. Bunu ne ara ve nasıl yaptığını bilmiyordu.

Aslında kendi oluşturduğu tehlikede iki çocuğu kurtarmış ve Gölge gelene kadar Esved'i oyalamıştı ama onlar, Veyla'nın tehlikeyi oluşturduğunu değil, önlediğini görüyorlardı. En önde olanların ortasında Lilith vardı. Veyla hareketsiz bir şekilde durduğu için Lilith uzattığı resmi daha da yakınlaştırarak salladı.

Veyla'nın eli ilk Lilith'e doğru hareketlendi. Terraların sesleri kulaklarında uğuldarken gözleri, titreyen elleriyle tuttuğu kâğıda döndü. Esved'in olduğu tepede, yere serilmiş Esved'in üstünde sadece renkleri ile benzetilebilse de Veyla vardı. Hemen yanında, Gölge de vardı ama şu anda da yaptığı gibi Veyla'nın ardında duruyordu. Veyla'ya gülümseyerek bakıyormuş gibi resmedilmişti.

Aylar önce, bir şifa merkezi açılışı için gidilen mıntıka ziyaretinde, olmadığı bir resim için Valdris 'üzülme, sana da alışırlar' demişti. Veyla hiç üzülmemiş, zaten istemezmiş gibi davranmıştı ama şimdi, bu gördüğü resmi kalbine sokmak istermiş gibi sarılası vardı ve anlıyordu ki, istiyordu. Veyla sevilmeyi de, saygı duyulmayı da çok istiyordu.

Veyla'nın dolu gözleri resimden Lilith'e döndü. Ve sonra da ardındakilere. Çocukların kâğıtları sallamaları sebebiyle eline almadan net bir şekilde göremediği resimlerde, uzaktan bile görebildiği bir şey vardı. Mor! Terra halkı mor rengini kabul etmiş, sevmişti!

Veyla, resmi neredeyse göğsüne yaslarken omzunun üstünden ardına, Gölge'ye baktı. Gölge de gözlerini halkından Veyla'ya çevirdi. Veyla, adamın bu andan rahatsız olacağını düşünerek bakmıştı. Sonuçta, geldiği günden beri aksi olsun diye epey çaba göstermişti. Kimse ile bağ kurmamasını istemiş, herkesten uzak tutmaya çalışmıştı. Ne var ki, adamın güzel dudakları kıvrıktı. Veyla baktığında silmeye çalışsa bile başaramamıştı. Gözleri ise parlıyordu. Mani olmak bir yana geride duruyor, sahneyi Veyla'ya bırakıyordu.

Gölge gözlerini yeniden halkına çevirdiğinde Veyla da farkında bile olmadığı gülümsemesi ile Terralara döndü. O aldıkça, uzatılan resimler çoğalmaya, o gülümsedikçe edilen teşekkürler artmaya başladı. Saçı çiçek taçlar, omzu ve boynu yeşilliklerden yapılan atkılar ile dolarken, Kral tüm bunları neredeyse gülümseyerek izlemişti. Belki de dudaklarına ve parlayan gözlerine engel olmalıydı ama, Veyla'nın ara ara ona dönen, nedense bu anı onunla da paylaşmak ister gibi ona bakan gözleri adamın kendisine hâkim olmasını imkansız kılıyordu.

Gölge, kalabalığın arasından kendisine uzatılan bir kâğıdı aldıktan sonra çocuğun saçını sevdi. Çocuk hoplaya zıplaya Veyla'ya doğru giderken Gölge de başını hafifçe eğip resme baktı.

Kral ve Kelebek, düşmanları yenerken ancak birbirlerine yeniliyorlarmış gibi, el ele tutuşuyorlardı. Etraflarındaki seslerin arasında, Veyla gibi Gölge'nin de kulakları tanıdık şarkıyı seçiyordu.

"Kral ve Kelebek,

Zenith'in iki şarkısı.

Kral ve Kelebek,

Gündüzlerin düşmanı,

Gecelerin âşığı..."

40

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!