43/66 · %64

🔮 43 ⚡ Kaybetmek

51 dk okuma10.032 kelime28 Kasım 2025

3. KISIM  KRAL VE KELEBEK

🔮 43 ⚡ KAYBETMEK

**

Veyla, Gölge'nin yanına gitmek ve yüz ifadesindeki acı kıvrımları silmek istiyordu. Ne denli kasıldıysa damarlarının belirginleştiği kollarını ve boynunu öpmek, kızaran gözlerini söndürmek isteğiyle her zerresi çırpınıyordu ama biliyordu... Adamın gözleri, Veyla'nın da biraz önce gördüğü mor parıltılarda geziniyordu. Lavin'in artık bir insan değil, yaratığa dönüşmüş vücudunda, yaralarında, damarlarında Veyla'nın büyüsü akıyordu. Ona bunu, Veyla mı yapmıştı? Gölge başından beri haklı mıydı? Aksini ummuş bile olsa, yanılmamış mıydı?

Veyla, bu şehre ilk adım attığında, Gölge'nin geçmiş ve gelecek tüm acılarının sebebi olma arzusu içerisindeydi. Buna ant içmişti. Gölge'nin canını yakabildiğini gördüğü her an, tarifsiz bir haz almıştı. Sonra... Sonra zamanla bir şeyler değişmişti. Öyle değişmişti ki, Veyla da bir yanılgı olmasını ummuştu. Şimdi de yine tarifsiz ama bu sefer bir hüzün hissediyordu. Şu ana kadar ne yaptığını hatırlayamaması, anıların zihninden alınmış olması ona umut vermişti. Belki de yapmamıştı. Belki de Gölge Kral'ın kalbini bu denli kıran kişi o değildi. Belki de Veyla kendisi dâhil herkesin olsa bile, en azından Gölge'nin ve sevdiklerinin canavarı olmamıştı. Eğer öyleyse, ne olur diye düşünmeden edememişti. Eğer öyleyse, maruz kalmaktan boğulduğu bu nefret bir nebze bile olsa azalır mıydı? Bu düşünce mani olamadığı bir huzuru da beraberinde getirmişti. Ama... Hologramların aydınlattığı karanlık bir anıda, Veyla kendi izlerini görmüştü. Halkın sandığı gibi Gölge'nin sevdiği kadın olmak bir yana, o kadının sonunu mu getirmişti?

Tek sorun bu bile değildi. Veyla'nın nefesini kesen bir detay daha vardı. Veyla... Kâbuslarıyla ve zamanla hatırladığı her anıda, annesine bunu yapan herkes ve her şeyden nefret etmişti. Annesinin ölmesini dileyecek kadar onu kaybetmişti. O şey her ne ise artık annesi değildi. Ölüm, artık Veyla'nın annesi için umut edebileceği tek güzel sondu.

Veyla'nın gözleri Gölge'de kalakalmıştı ama biraz önce gördüklerini her detayıyla zihninde taşıyordu. Görüntü henüz devam etmiyordu. Sadece başı dahi, Veyla'nın umut duvarlarını yerle bir etmişti. Her birinin altında, Veyla kalmıştı. Konsey, Veyla'nın hatırlayamadığı ve kendinde olmadığı o anlarda, ona bunu mu yaptırtmışlardı? Annesi gibi, Lavin de Konsey'in deneklerinden biri olmalıydı ve etten robotları Veyla, onlara yardımcı mı olmuştu? Veyla, annesine gönderilen ilaç ve iksirlerin, önce başka denekler ile üretildiğini biliyordu. Anılarında hayal meyal hatırlıyordu çünkü babası hep yeni ilaç ve iksirleri beklerdi. Veyla'nın... Annesine gönderilecek o ilaç ve iksirlerin üretiminde parmağı mı vardı? Annesine ve o insanlara bunu yapanlardan biri de kendisi miydi? Eğer öyleyse, Gölge'ye gerek kalmadan Veyla hiçbir zaman kendisini affetmezdi.

Gölge'nin gözleri yavaşça Veyla'ya döndü. Veyla, nefret rüzgârının yüzüne çarpmasını bekledi ama adam sadece... Yığılmak üzereymiş gibi gözüken vücudunun, Veyla'yı da güçsüz bırakan kızarık gözleriyle bakıyordu. Veyla, bu ifadeyi biliyordu. Adamın yüzünde, Veyla'nın şehrine saldırdığı anlarda olduğu gibi bir ifade vardı. Kaybetme korkusu ve hüzün... Neyi kaybetmek istemiyordu? Kaybettiğine emin olduğu, sadece nasıl kaybettiğinden şüphelendiği sevdiği kadını, görüntüler ile tekrar ve tekrar kaybetmiş gibi hissetmekten mi korkuyordu? Çoktan kaybettiği biri söz konusuyken bu korku dolu bakışların sebebi neydi? Bir duygu daha vardı. Gölge acısını sunduğunda ve Veyla da bunu halkıyla paylaştığında da adam böyle bakmıştı. Sana güvenmedim, göze aldım, demişti ama... Güvenmiş ve hayal kırıklığı yaşamış gibi bakmıştı. Şimdi de öyle bakıyordu.

Veyla yutkunma yutkunamazken Gölge, "Başlat." dedi. O sıra hala kadının gözlerine bakıyordu ama Lorak'a seslenmişti. Sesinde, Veyla'yı yaralayan bir acı vardı. Adamın yarasının, Veyla'nın da canını yakabilmesi niyeydi? Veyla ne zamandan beridir Gölge'nin canını yakan değil de, yakılan canına yanandı?

Gölge, gözlerini Veyla'dan çektiğinde dahi kadın rahat bir nefes alamadı. Gölge'nin gözleri ekrana dönmüşken kızarık gözlerindeki lensi çıkarıp bir kenara attı. Saçlarını da beraberinde koparıp atmak istiyormuş gibi peruğu çıkartıp odanın bir köşesine yolladı. Hemen ardından vücudu biraz daha eğilmişti. Dirsekleri de masaya yaslanırken elleriyle sertçe yüzünü ovuşturdu. Yüzündeki ifadeyle birlikte yarasını da dağıtmak ister gibiydi. Birazdan göreceklerine hazır olmadığı şüphesizdi ama cesaretle 'Başlat' demişti. 'Öleceksem, tek bir nefeste öleyim' diye düşünüyordu. 'Hemen şimdi, tüm umutlarımın altında kalayım. Ölüm kelebeğini öldüren değil, kurbanlarından biri olayım. Her şey ortadayken, yine de kadına inanmaya çalışmanın bedelini canımla ödeyeyim. Çünkü yaşarsam, ona ödeteceğim ve ben artık, onu öldürmek değil ona ölmek istiyorum.'

"İzletirsem... İzletirsem bana yardımcı olacak mısınız? Ensemde... Ensemdeler. Beynime ulaşmaya çalışıyorlar. Ona ulaştılar... Karımı öldürdüler... Beni kurtaracak mısınız? Kendinizi nasıl kurtardınız?"

Gölge, zonklayan başından ellerini çekip öfkesinden kazandığı güçle doğrulurken adamın yakalarından tutup sarsmaya başladı. Veyla'ya yapmalıydı. Veyla'yı sarsmalı, canını yakmalı, belki de öldürmeliydi. "Başlat ulan!" diye bağırdı. "Başlat!"

Veyla, 'Muhtemelen öleceğim gün' diye düşündü. Adam artık, Veyla'yı nasıl öldürebileceğini biliyordu. Buradan çıktıkları gibi Esved'in önüne atılacak olmalıydı. Veyla ne olursa olsun hayatta kalmaya programlıydı ama bugün kendisini kurtarmaya çalışabilirmiş gibi hissetmiyordu. Gözleri kapıya dönmüyor, adamın bu güçsüz anında kaçmaya çalışmıyor ya da görüntüleri izleyememeleri adına herhangi bir müdahalede bulunmuyordu. Şu an düşündüğü kendisi değildi ve zaten bu Veyla'nın kaybedişiydi.

Gölge, adamı bir kere daha sarstığında adam korkuyla eline tuttuğu cihaza bastı. Ses duyulmaya başlandığında Gölge'nin elleri duraksadı. Gözleri, ekrana dönmeden önce karanlığa çekilmek isteyerek kapandı. Başı hafifçe eğilirken adamı tutan elleri gevşedi ve yavaşça yakalarından düştü. Bir güçsüz adımla geriye sendelerken yutkunmaya çalıştı ama tükürmeliydi. Bugün, bir süredir yutmaya çalıştığı şeyleri tükürmeli ve bedel ödetmeliydi. O ise hala yutkunmaya çalışıyordu.

Veyla'nın da kızaran gözleri Gölge'den, görüntülere döndü. Adam düşecek gibiydi ve Veyla'nın elleri istemsizce ona doğru hareketlenmiş, çaresizce geri dönmüştü. Bedenlerinin arasındaki mesafe birkaç adımla kapanır ve adama yetişirdi belki ama ruhları arasında mesafe? Onun için kaç adım, kaç nefes, kaç bedel gerekirdi?

Artık bir yaratık olan Lavin'in şekilsiz vücudundan hırıltılı nefesler duyuluyordu. Ara ara nefes alışları duraksıyor ve acı dolu bir inleme duyuluyordu. Ekrana dönük olan sırtı düzensiz nefes alış verişleriyle eş zamanlı olarak hareketleniyordu. Cihazlardan gelen sesler, kulak tırmalıyordu. Veyla, anılarından birinde, bu şekilde uyuyan annesine uzanmıştı. Çünkü bir yaratık bile olsa, o şey annesiydi. Annesine sarılmak istediğinde, Zenith üzerinde yine o şeyden başka uzanabileceği bir beden yoktu. O şeyden ne kadar korkarsa korksun, korkusunu annesiyle gidermek istiyordu ama annesi... Ona saldırmıştı. Yüzü henüz doğa kadar güzelken ve tek yaptığı uyumakken, Veyla en azından başını karnına yaslayabiliyor, soğuk teninde elini tutabiliyordu. Artık annesi uyanmıştı ama kızına sarılmıyordu. Kızına saldırıyordu. Veyla, bir hıçkırığın kaçmak üzereymiş gibi hissettiği dudaklarına titreyen elini götürürken yüzü olabildiğince buruştu. 'Umarım beni öldürür' diye düşündü. 'Umarım annemi ve başkalarının, Gölge'nin... Sevdiklerini yaratığa dönüştüren bir canavar olarak, tek bir kez daha güneşinin doğuşunu izlemem. Bir kere dahi, bu gerçekle uyumaya çalışmam. Umarım ölür ve bir taş ya da yıldız olarak bile bu gezegene geri dönmem'

Gölge, annesinin can çekişen nefes alış verişlerini dinlemekle bile baş edemese dahi, bu onun hala canlı olduğu son anları olduğu için gözlerini araladı. Annesini o kadar az görmüştü ki... Şu anki görüntülere bile muhtaçtı. Elleri yeniden masaya yaslanarak destek alırken kızarık gözleri görüntülere dönmüştü. Sağında ve birkaç adım önünde, masanın diğer tarafında, aynı görüntüleri izleyen Veyla'yı, göz ucuyla görebiliyordu. Kadın da sessizce görüntüleri izliyordu ve Gölge'nin, ölmek üzere olan bir yaratığa dönüşmüş annesine bile bakma cesareti vardı ama bir kere daha Veyla'ya nasıl bakacaktı, hiç bilmiyordu. Önüne katmak istemeye başladığı kadını öldürüp ardında bırakmalıydı. Hemen ardından kendi canına kıyacak bile olsa, bunu yapmak zorundaydı. Hırıltılı nefesler ile can çekişen annesine bunu borçluydu. Gölge, gökyüzünü izlediği gecelerde annesine söz vermişti.

Derken, görüntülerin sol yanında odaya giren ve Lavin'e yaklaşan bir kadın belirdi. Veyla'nın tüm vücudu kasılırken hızla elleriyle yüzünü kapattı ve başı eğildi. Gölge de gördüğü gibi birkaç saniyeliğine gözlerini yummuştu. Veyla ağlama isteğini bastırmakta bir hayli zorlanırken Gölge de odada Lorak olmasa ağlamaya başlardı. Veyla yüzünden bile olsa, Veyla'nın yanında ağlayabilir, gardını düşürebilirdi. Şimdi ise gözyaşları sımsıkı yumduğu gözleri ardında hapsolmuş, içine akmaya başlamıştı. Bir zehir gibi göğsüne vardı. Yaşamakta zorlandığını gösteren bir nefes aldı ve yavaşça gözlerini araladı. Çok değil bir süre önce Gölge'nin soluduğu mor saçları güzel yüzünü kamera açısı gereği kapatırken Lavin'e yaklaşıyordu. Yaklaştıkça elleri havalanıyor ve mor ışıltı parmaklarının arasında belirmeye başlıyordu. Gölge'nin masaya yaslanan elleri yumruk şeklini alırken Veyla görüntünün devamını izlemeye cesaret edemediği için yüzünü elleriyle gizliyordu.

Lorak acıyla bağırmaya başladığında, hologramlar da gidip gelmeye başladı. Gölge'nin gözleri hızla Lorak'a dönerken, Veyla da ellerini yüzünden çekip önce duraksayan görüntüye sonra da Lorak'a döndü. Lorak elindeki cihazla birlikte yere yığılırken parmağı da düğmeden çekildiği gibi görüntü tamamen sonlandı. Karısının yanına yığılan bedeninde, ensesinden zemine doğru kanlar akmaya başlamıştı.

Hızlı nefes alış veriş sesleri haricinde birkaç saniye sessizlik oluştu. Ardından Gölge yalvarır gibi "Hayır..." diyerek hızla adama yöneldi. Yere düşmüş cihazı aldığı gibi daha doğrulmadan karşı duvara tutup tuşa bastı. Doğrulduğunda hala görüntüler başlamamıştı. Gölge tekrar ve tekrar bastı. Tek görünen, boş duvardı. Gölge endişeyle tekrar eğilip adamın başparmağını tuttu ve tuşa basarak görüntüleri açmaya çalıştı. Fayda etmediğinde Gölge sinirle inleyerek doğruldu ve duvara doğru yaklaşırken cihazdaki tüm tuşlara basmaya başladı. Veyla, ardındaki duvara sinmiş, elleri dudaklarında sadece olanı biteni izlerken bir yanı Gölge'ye yardım etmek, bir şekilde görüntüleri tekrar başlatmak istiyordu ama devamında göreceklerinin, kendisinin ölüm ilanı olduğunu da biliyordu. Gerçi... Devamına da gerek yoktu. Bu kadarı bile Veyla'nın sonunu getirmişti. Özellikle de Veyla kendisini korumak istemezken...

Gölge, duvarın altındaki hologram diskini alıp sallamaya ve çaresizce görüntüleri yeniden başlatmaya çalıştı ama olmuyordu. Sinirle bağırarak dakikalarca denemesine rağmen olmuyordu. Cihaz sadece Lorak sayesinde çalışıyor olmalıydı ve Lorak da ölmüştü. Gölge, yine de beraberinde Nixsus'a götürüp teknoloji konusunda uzman herkese tek tek göstereceği için her şeyi paramparça etme arzusunu bastırdı. Elindekileri hızla ilerlediği masaya bıraktı ve Veyla'nın korktuğu oldu. Gölge'nin gözleri Veyla'ya döndü.

"Sen yaptın."

Veyla başını yavaşça iki yana sallarken yaşlı gözlerle bakıyordu. Gölge, Veyla'ya yaklaşmaya başlarken eliyle ardındaki Lorak'ın cesedini gösterip "Sen yaptın!" diye bağırdı.

Veyla, muhtemelen Lavin'i öldürmüştü ama Lorak'a hiçbir şey yapmamıştı. Adamın yeterince acısının celladıyken, bir nefretinin daha sebebi olmaktan ölmekten korkmadığı kadar korktu. Sırtını duvardan ayırdı ve o da Gölge'ye yakınlaşırken "Gölge ben öldürmedim." dedi. "Ben yapmadım..." derken sesi de çaresiz bir telaşa sahipti. Elleriyle adamın cesedini gösterirken "Gerçekten..." diye çırpındı.

Gölge, "Neden?" diye bağırırken kadının kollarından tuttuğu gibi üstüne giderek sırtının yeniden duvarla buluşmasını sağladı. Veyla'nın yüzü bir anlığına buruştuğunda Gölge de bu ifadeye eşlik etmişti ama hızla merhameti bedeninden uzaklaştırmaya çalıştı. "Neden ulan neden? Son anlarıydı..." derken kadının yüzüne doğru bağırıyordu. Kadını sarssa bile gücünü yeterince kullanmıyordu. Veyla'nın başı duvara değdiğinde Gölge sarsmayı bırakarak alınlarını birleştirdi ve yeniden "Son anıydı!" diye bağırdı.

Veyla, Gölge'nin gazabından değil canının yanmasını izlemekten korkarak başını sağına kaçırırken yüzü yeniden buruşmuştu ve gözleri sımsıkı kapanmıştı. Gölge'nin bir eli kadının kolundan eksildi ve çenesini kavrayarak zorla kendisine çevirdi. "Benden bu kadar mı nefret ediyorsun?" diye sorarken bağıramamıştı. Sesi çatallı, gözleri yaşlıydı. Veyla hıçkırıklarını hapsetmeye çalıştığı dudaklarını güçlükle birbirine bastırırken başını yavaşça iki yana salladı. "Onu bir daha görme imkânım yok! Onu görebileceğim tek an ölüşü ve sen bunu bile benden aldın mı?"

Veyla'nın da gözleri yaşlanırken başı duvara yaslanmıştı. Yüzünü kaçırıp durmak istiyordu ama Gölge izin vermiyordu. Veyla, titrek sesiyle "Ben yapmadım..." diye fısıldadı ama Gölge'nin ona inanmayacağını biliyordu. Yine de "Bana inan..." dedi. Rica değil, yalvarıştı. Veyla'yı sessizce öldürebilirdi ama Veyla'yı hemen öldürmüyor, cümleleriyle yaralıyordu. Veyla, adamın acısının sebebi olmayı duymak istemiyordu.

Gölge "Ulan nasıl inanayım?" diye olabildiğince bağırdıktan sonra elini kadının çenesinden çekip başının hemen yanında duvara yumruğunu geçirdi. Duvarın alçısı ve moloz parçaları ufalanarak düşerken bir göçük oluşmuştu. Veyla yüzünü diğer yöne kaçırırken gözlerini sıkıca yummuştu ve yüzü ağlama isteğiyle buruşmuştu.

"Bana bak."

Gölge, kadının kolundaki elini çekip yanağını kavrayarak yüzünü kendisine çevirmeye çalıştı. Veyla buna mani olamasa bile gözlerini aralamadığında Gölge "Bana bak!" diye bağırdı. Veyla'nın dudaklarından bir hıçkırık kaçarken Gölge'nin yüzü hızla buruştu. Kalbinde, annesinin acı çeken hallerini izlediği anlara benzer bir acı oluştu. Biraz öncekinden çok daha güçlü bir yumruğu, bu korunaklı odanın sağlam duvarına geçirdiğinde göçük büyüdü ve Veyla'nın ardındaki duvar sallandı. "Sikeyim, ağlayamazsın!"

Veyla yüzünü kaçırmaya çalışırken Gölge, "Ağlamayacaksın. Bana bak!" derken kadının yüzünü iki yana sarsmaya başladı. "Sen ağlamayacaksın. Benim ağlayışımı izleyeceksin! Aç gözlerini, canımı ne kadar yaktığını izle!" derken Veyla, "Hayır..." diyordu. Gölge duvara bir yumruk daha indirdiğinde duvardan büyük moloz parçaları düşmeye başladı.

"İstediğin bu değil mi? İstediğin beni mahvetmek değil mi? Açsana lan gözlerini!" derken kadının çenesinden tutarak kendisine çekti ve gözlerini açması için sarstı. Veyla, gözlerini araladığı gibi adamın ağlayışıyla karşılaştı. Veyla gibi hıçkırıklarını hapsetmeye çalışmıyordu. Hıçkırıkları değil, bağırışları vardı. İçin için ağlıyordu. Çatallı bağırışlarıyla zehrini dökmeye çalışıyordu. Veyla da bağırışlarına maruz kalarak zehirlenmeye hazırdı ama adam, göz göze kaldıkça kadından daha çok zehirleniyordu. Kadına bakmak, annesinin ölüşüne bakmaktan daha zordu.

Veyla "Ben yapmadım..." dedi. "O kadına..." derken Veyla titreyen eliyle artık gözükmeyen hologramın biraz önce yansımış olduğu duvarı gösterdi. "... o kadına ne yaptım bilmiyorum ama yemin ederim Lorak'a bir şey yapmadım."

"Lan kim yaptı o zaman? Sen ve ben varız!"

Gölge, hala sorular sorduğuna inanamıyordu. Kadının yalan söylediği bariz ortadaydı. Hiç güvenmediği kadına niye sorular soruyor, cevaplar bekliyordu?

Veyla ne diyeceğini bilemeyerek kem küm ettikten sonra hatırladığı detayların getirdiği umutla, "Birilerinden bahsediyordu. Karısı da aynı şekilde, ensesi kanayarak ölmüş. Birilerinden onu korumamızı istiyordu! Bir önceki, dinlemeden senin öldürdüğün adam da ensesiyle alakalı şeyler söylüyordu. Başkası, başkaları yapıyor olabilir!"

Gölge, "Veyla!" diye bağırdı. "Şu an bu siktiğimin yer altında, yedi kat boyunca sadece iki kalp atışı var." dedi. "Kimse yok! Sadece biz varız!"

Veyla, "Ben yapacak olsam başta yapmaz mıydım?" diye sordu. Gölge sessiz kaldığında Veyla bir an, ona inanacağını düşünerek daha da umut doldu. "Senin hiçbir şey görmemeni sağlamaz mıydım?"

Gölge, birkaç saniyenin ardından "Başta canımı yakmak istedin." dediğinde Veyla'nın omuzları yeniden düşerken yüzü 'yapma' diye yalvarır gibi çaresiz bir ifadeye büründü. Yaşlı gözleriyle, adamın okyanus gözlerine bakarken adamın suları altında boğuluyormuş gibi nefes alamıyordu. "Sonra da emin olmamam için şüphe bırakarak görüntüleri kestin. Ona tam olarak ne olduğunu görmemi istemedin."

Veyla yiten umudunun yansıdığı çaresiz sesiyle "Ben yapmadım..." diyebildi.

Gölge, başta kısık bir sesle "Yalan söylüyorsun." derken burukça gülümsemişti. Başını hafifçe iki yana sallarken "Hep söyledin." dedi. "Hep ona ne yaptığını biliyordun. Bu görüntülerin devamında ne olduğunu biliyorsun. Bu yüzden adamı öldürdün."

Veyla ağlayarak "Hayır." dedi. Gölge alınlarını birleştirirken dişlerini sıkarak "Sen ağlamayacaksın." dedi. "Sen ağlayışımı izleyecek ve canımı yakacaksın. Şimdi söyle, bu onun öldüğü görüntüler miydi?"

Veyla, "Bilmiyorum..." diye çırpındığında Gölge alınlarını ayırırken "Söyle lan!" diye bağırdı. "Biraz önce son anlarını mı izledim?"

Veyla da "Bilmiyorum!" diye bağırdığında Gölge bir elini kadının çenesinden çekti ve hızla kemerindeki obsidyen hançerini çıkarttı. Veyla'nın sırtının yeniden duvarla buluşmasını sağlarken hançeri kadının kalbine yasladı. Acının aktığı gözleri birbirlerine kenetlenmişken Gölge, "Söyle." dedi. Kadın adamın büyüsüyle güçsüz düşüyordu, büyüsünün güç aldığı obsidyene temas ettikçe canı yanıyordu. Başka herhangi bir taşta vermediği tepkileri, obsidyene veriyordu. En başından beri, Gölge'yi bile hayran bırakacak büyüsünün Gölge'ye güçsüz düşmesinin bir nedeni olmalıydı. Veyla'yı öldürecek ikinci şey, obsidyen olabilirdi ve Gölge bunu denemek üzereymiş gibi kadının kalbine hançeri yaslamıştı.

"Seni öldürürüm."

Veyla, titrek bir nefes alıp "Öldür." dedi. 'Ne olur öldür.' Artık gözlerini kaçırmıyordu çünkü son anları olduğunu düşünüyordu ve belli ki son anlarında yapmak istediği şey adamın okyanus gözlerine bakmaktı.

"Bu işe yaramasa bile seni Esved'in önüne atarım."

Veyla yavaşça başını onaylar şekilde salladı. "Yap."

Gölge, "Cevap vereceksin!" diye bağırdı.

Veyla, "Eğer..." dedikten sonra yeniden artık boş olan duvarı gösterdi. "... eğer gerçekten bunu yaptıysam, zaten ölmek istiyorum."

Gölge, "Bilmiyormuş gibi davranma!" derken hançeri sımsıkı tutuyor ama henüz kadının tenine batırmıyordu. Veyla, "Ama bilmiyorum!" diye bağırırken sesi çatallıydı. Çaresiz, hiç olmadığı kadar çaresiz hissediyordu. Zihni kendisine, kendi anılarına sahip değildi. Gölge'ye verebileceği hiçbir cevap yoktu ve bu kendisine cevap verememesinden bile daha kötü hissettiriyordu.

Gölge, bir cevap bile alamamasına karşı acı ve sinirin harmanlandığı bir şekilde inledi. Yüzü kasılmış, damarları belirginleşmişti. Kadın ona ne annesini getirebilirdi, ne de geçmişi. Sadece cevap istediğinde bile, ısrarla vermiyor, Gölge'yi belirsiz karanlığa hapsederken, yetmezmiş gibi ağlıyordu! Ondan akan her yaş, Gölge'nin yanaklarını ıslatır gibiydi. Bir yanı kadının ağlamasını her nedense istemiyor, diğer yanı da bu yaşlara inanmıyordu. Neden ağlayacaktı ki? Neden eğer Lavin'e bunları yaptıysa ölmek isteyecekti? Gölge'yi kandırmaya çalışıyor, son oyunlarını oynuyordu. Gölge dişlerinin arasından "Senden kurtulacağım." dediğinde Veyla yaşlarıyla ıslanan dudağını yaladıktan sonra başını onaylar şekilde salladı. Gölge, kadının kendisini kurtarmak için bir çaba göstermesini bekledi ama Veyla, teslim olur gibi bekliyordu. Yoksa, adamın yapamayacağını mı düşünüyordu? Adamı çoktan kandırmış, çoktan yenmiş olduğunu?

Gölge, kendisine zaman vermeye çalışıyormuş gibi oyalanarak "Seni öldüreceğim." dedi.

Veyla burukça gülümsedi. "Bekliyorum..."

Gölge'nin gözleri hançere döndü. Düşmanının kalbine yaslıydı. Biraz önce, gittikçe umuda dönüşen şüphesi de ellerinden kayıp gitmişti. Annesinin bedeninde bu kadının büyüsünü görmüştü. Veyla'yı büyüsüyle kadına yakınlaşırken de görmüş, görüntü kesilmişti. Görüntünün kesilmesine bu kadın sebep olmuştu. Önce ona neler yaptığını hatırlatmış, hemen ardından da daha fazlasına ulaşmasına engel olmuştu. Şimdi de, Gölge'yi kandırmaya çalışıyordu. Hep kandırmak istemişti, her şey yalandı. Yumuşak baktığı anlar yalandı, felaketi değil sığınağı olur gibi davrandığı anlar yalandı, adama sığındığı anlar yalandı. Her şey, Gölge'nin onu öldürecek ellerini titretmek ve duraksatmak içindi. Gölge, durmayacaktı.

Gölge yeniden kadının gözlerine baktı. Hançeri yavaşça çekerken güç almak üzere olduğu kolunda kasları kasıldı. Veyla son bir titrek nefes alma gayretiyle dudaklarını araladı. O dudaklardan çıkmak isteyen çok kelime vardı ama sadece baktı. Bakışlar, ruhun sözcükleriydi ve adama çok şey anlattı. Adam hiçbirine inanmadı.

Veyla, "Hadi." dediğinde Gölge yutkunmaya çalıştı. Çenesi iyice kasılmış, yüzü gözleri kadar kızarmış, içindeki öfke ve acıdan cesaret almaya çalışıyordu. Veyla, "Hadi!" diye bağırdı. Adama bakmak gittikçe eziyet verici bir hal alıyordu ama yaşarken, son nefeslerini alırken bakmak istediği başka bir şey de yoktu. "Sevdiklerini öldürdüm, hayatını mahvettim. Hadi!"

Gölge güç almak için hançeri kaldırdığı gibi hızla yönlendirdi. Veyla'nın gözleri bile titremese de nefesini tuttu. Son baktığı gözlerde nefret dışında bir şey görmeyi umduğu gelecek, ellerinden kayıp gitmek üzereydi. Yaşadığı kadarı, yaşamaya değmezdi ve ölümden korkmuyordu ama bu adam tarafından hep acıyla hatırlanacak olmak... Bu adamın gözyaşları silemeyecek, yaralarını öpemeyecek olmak... İşte bunlar, Veyla için eziyet gibi geçen bu hayatta, ardında bıraktığı ukdelerdi.

Veyla keskin bir acı beklerken duvara çarpan obsidyenin kulak tırmalıyıcı sesi duyuldu. Veyla'nın gözleri kırpışarak soluna doğru döndü ve omzunun hemen yanından, duvara saplanmış obsidyeni gördü. O sıra Gölge, Veyla'ya doğru eğilmesine mani olamadığı başında alnını kadının saçlarının başladığı başına yaslamıştı. Gölge'nin gözleri sımsıkı kapanırken yüzü olabildiğince buruştu. Veyla hala soluna doğru bakıyorken tuttuğu nefesi titrekçe dudaklarından özgürlüğüne kavuştu. Dehşete uğramış gözleri, adamın hançeri tutan parmaklarının gevşeyişini izledi. Adamın elinden kayıp yere düşen hançer kulakta tok bir ses oluştururken Gölge'nin güçsüz eli duvara yaslanarak destek aldı ama asıl destek aldığı, alnını yasladığı Veyla'ydı.

Gölge, ölmesinin bir yolunu bilse şimdi Veyla'nın ellerine verip beklerdi. Şu an bile. Şu öfkeli ve acı dolu anında bile, işe yarayacağından bile emin olmadığı bir hançeri kadının kalbine saplayamıyorsa, bunu ne zaman yapabilirdi? Görüntülerinin devamını izleyip emin olduğunda mı? Gölge titrek bir nefes aldı kadının saçlarından. O zaman da yapamayacaktı...

Gölge önce güçsüzce yasladığı eliyle duvara sitemkâr bir vuruşta bulundu. Elini geri çekip tekrar yönlendirdiğinde yumruğuyla vurmuştu ama normalde yıkıp geçebilecek gücü, sadece ufalanmış moloz parçalarının düşmesini sağlayabilmişti. Elini tekrar çektiğinde beraberinde vücudunu da Veyla'nın etki alanından çekmeye çalıştı. Kadını soluyup durmamalıydı! Zehirdi kadın. Öldürüyordu Gölge'yi. Yaşatarak hem de! Yaşadığını hissettirerek öldürüyordu. Önce, tüm o arzuyu ve garip duyguları bahşediyor, hemen ardından Gölge'nin ruhunda edindiği her yerden yaralıyordu onu.

Gölge, güçsüz adımlarla geriledikçe Veyla'nın da bakışları yavaşça Gölge'ye dönüyordu. Avuçları, vücudunun iki yanından ardındaki duvara yaslanmıştı, vücudu kaskatı kesilmişti. Öleceğini düşünmüş, ölmeyi beklemişti. Obsidyenle ölmese, Esved'le öleceğini düşünmüştü. Gölge ise, yapmamıştı. Niye? Başka amaçları mı vardı?

Sendeleyen Gölge, kızarık gözlerle hala Veyla'ya bakarken kadının şaşkınlığını izliyordu. Şu an bile, sahte miydi? Kadının gerçek, hiçbir yanı, hiçbir anı yok muydu? Gölge'nin onu öldürmeyeceğini düşünerek rahat bir şekilde beklememiş miydi hançeri? Şimdi neden ölümü beklemiş de ölmeyince şaşırıyormuş gibi bakıyordu? Kadının gözyaşları bile donakalmıştı. Bu kadar, iyi mi rol yapıyordu? Gölge'yi bile kandırabiliyorsa, evet... Gölge çabalamıştı. Aylarca, diğer herkes, hatta başta ondan nefret edip sonra onu Kraliçe olarak isteyen halkı bile Veyla'ya kanmışken, Gölge çabalamış, kendisini sakınmaya çalışmıştı. Yapamıyor muydu? Yapamamış mıydı?

Gölge'nin bacaklarının arkası sehpaya çarpınca sendeledi. Bir eliyle deri koltuktan destek alarak güçsüz bedenini ayakta tutmaya çalışırken Veyla'nın duvardan ayrılıp ona yaklaşmasını ve tutmak istermiş gibi uzanan ellerini izledi. Gölge düşmeyince, Veyla da duraksamıştı. Gölge sinirle işaret parmağını kaldırarak salladı. Ne var ki, eli titriyordu.

"Yapma!"

Veyla, ne yaptığını bilemediği için kaşlarını kaldırırken nereye koyacağını bilemediği, Gölge'ye ulaşmadıkça boşluğa düşen ellerini birbiriyle kavuşturdu ve tedirgin bir şekilde parmaklarıyla oynamaya başladı.

Veyla, hala titreyen sesiyle "Ne yapmayayım?" diye sordu. Gölge masum gözüken, yumuşak ve yaşlı bakışlarla bakan kadına yeniden teslim olma korkusuyla "Yapma ulan yapma!" diye bağırarak sehpaya bir tekme attı. Güçsüz vücudu yeniden sendeledi ama dengesini toparlayarak bu sefer koltuğa yöneldi. Aşka düşme korkusundan güç alarak sandalyeyi alıp odanın bir köşesine doğru fırlattı. Tüm bunlar olurken Veyla, bir adım gerileyip bir adım ilerliyor, elleri bir Gölge'ye uzanıyor, bir de vazgeçerek dönüyordu.

"Beni kandırmaya çalışma!"

Veyla yeniden sessizce ağlamaya başladı. Yapmadığı, yapsa bile yaptığını hatırlamadığı her şeyden suçlanmaktan öyle çok yorulmuştu ki... Hiçbir şey onun kontrolünde gelişmiyordu ama her şeyin hesabı ondan soruluyordu. En kötüsü de, Veyla kendisini korumuyor, korumaya çalışamıyordu.

Gölge, konsolun üstünde duran bütün bibloları elinin tersiyle devirirken "Bana öyle bakma!" diye bağırdı. Öfkesi sönmezken yere düşen bibloları da tekmeledi. Hemen ardından duvardaki tabloyu çıkartıp kapıya doğru fırlattı. Tablo parçalara ayrılırken Gölge'nin bakışları Veyla'ya döndü. Kadının yine ağlamaya başladığını fark ettiğinde birkaç saniyeliğine duraksayıp ciğerine yakarak ulaşan nefesler aldıktan sonra Veyla'ya yakınlaşmaya başladı. "Ağlama!"

Veyla'nın elleri yüzüne doğru gidecekken Gölge bileklerinden tutarak mani oldu ve kadını kendisine çekerek yeniden "Ağlama!" diye bağırdı. "Siktiğimin rolünü bırak artık!"

Çünkü bırakmazsa yine kanacaktı. Her seferinde yine ve yine. Veyla, Gölge'nin iplerini yakalamış, keyfince çekip itiyor gibiydi. Gölge de ipleri geri almaya çalıştıkça kendi boğazına doluyordu sanki.

Veyla, "Rol yapmıyorum!" dediğinde Gölge bir elini kadının bileğinden çekip çenesini kavrayarak "Niye üzgünsün?" diye sordu. Dişlerinin arasından konuşuyor, öfkeyle bakmaya çalışıyordu. Öfkeliydi de ama nedense Veyla'ya değil, başka şeylere yönlendirmek isteyen yanıyla savaşıyordu. "Canımın yanmasından keyif almıyor musun? Her şeyi sen yapmadın mı? Niye üzgünsün ulan niye üzgünsün?"

Veyla, "Eğer yaptıysam... Lavin'e bunu yapmak istemezdim!" diye bağırdı. Sana da, diye ekledi zihninde. Gölge'ye de bunu yapmak istemezdi. Hiç istemezdi.

Gölge kadının çenesinden çekerek yüzlerini yakınlaştırırken "Adını ağzına almayacaksın!" diye bağırdı.

Veyla'nin dudakları aşağıya doğru bükülürken yüzü buruşup duruyordu. Elleri, onu tutan Gölge'nin ellerinin üstüne geldi ama ittirmeye çalışmadı. Gölge, ateşe değse ellerini çekmez yanardı, Veyla'dan hızla çekerken "Bana dokunmayacaksın!" diye bağırdı. "Bana teslim olurmuşsun ya da teslim olsam beni mahvetmezmişsin gibi dokunmayacaksın!"

Veyla'nın elleri hıçkırıkların kaçtığı dudaklarına giderken Gölge, "O sahte gözyaşlarını sileceksin!" dedikten sonra masaya birkaç kere yumruğunu geçirirken "Sileceksin!" diye bağırdı. Veyla başını iki yana sallayarak eğerken dudaklarındaki elleri de gözlerine doğru yükselmişti. Birkaç saniye sonra Gölge sertçe ellerinden tutarak kadının yüzünden çekti.

"Beni kandıramayacaksın. Duydun mu?"

Veyla duvara doğru geriledikçe Gölge de üstüne gidiyordu. "Siktiğimin planlarının farkındayım. Zaafım olmaya çalışıyorsun, olamayacaksın!"

Veyla, ağlamak dışında sessiz kalırken Gölge, "Bana şehrimi kaybettiremeyeceksin!" dedi. Sana âşık olmayacağım, demek istiyordu. Artık karşı karşıya olduğu tehlikenin ne olduğunun farkındaydı. Kadını öldüremiyordu. Öldüreceğine, ölmek ister gibiydi. Saçma sapan, anlamsız diye adlandırdığı hislerle değil, aksine çok tehlikeli ve anlamlı hislerle boğuşmak üzereydi. Henüz üzere, olduğunu düşünmek istiyordu ama boğulduğunun da farkındaydı.

Bir elini Veyla'dan çekip kendi başına birkaç kere sertçe vururken "Kafamı karıştırmaya çalışıyorsun, yapamayacaksın!" diye bağırdı. Veyla'nın Gölge'yi kandırma gayreti yoktu. Zaafı olma çabası, hiç yoktu. Olamayacağını her seferinde duyması hem boşuna, hem de eziyet vericiydi. Veyla'nın sırtı yeniden duvara yaslandığında Gölge de elini başından çekip Veyla'nın yüzüne eğildi.

Yaşlı gözler birbirine hapsolurken nefes nefeselerdi. Gölge, yaşlarından ıslanan dudağını yaladıktan sonra acı dolu bir şekilde güldü ve başını yavaşça iki yana salladı. "Senden hep nefret edeceğim."

Veyla bakmaya ve duymaya dayanamayarak yüzünü kaçırdığında Gölge kadının yanağından tutarak kendisine çevirdi. Kadının yanağını elinin tersiyle ve yavaşça sevdi. Veyla, sevgi yanılgıları veren bu nefret temasını yana yana bile olsa her zerresini zihninde kazıdı. Adamın sesi de artık kısılmıştı. Derin bakan gözleri buruktu. Kadının yanağını sevişi ise, Gölge'nin veda edişiydi. Görüntüleri gördüğünde kadına kaybetmekten korkarak bakması bu yüzdendi. İmkânsızlık Gölge için anlamsız bir kelimeydi ve imkânsızlığı aşabilirdi ama artık imkânsızlıktan da öte bir durum vardı. "Ve seni öldürmekten de beter edeceğim."

Veyla, "Ediyorsun zaten." dediğinde Gölge'nin kalbinde bir yanış eşliğinde kaşları kalktı. Hala inanmak istemesine burukça gülümsediğinde Veyla da eşlik etti ve fısıldayacak kadar kısılan sesiyle "Ama sen bu dediğime de güvenmeyeceksin." dedi.

Gölge isterik bir şekilde sırıtıp alt dudağını ısırdı. Çenesinin ucuyla yavaşça gösterdi. "Ben seni artık göze bile almayacağım."

Veyla, canı yanmış gibi baktığında Gölge de fark etti. Birkaç saniye güçsüz kaldığı gecikmenin ardından isterik bir kahkaha atarak geri çekildi. Kahkahaları biraz kadının bu kadar iyi rol yapabilmesine, daha çok ise hala ona inanmak isteyen kendisineydi. Eliyle kadını gösterdikten sonra başını onaylamaz bir şekilde iki yana salladı. Kahkahası giderek silinir ve çenesi kasılırken kadından gözlerini kaçırarak "Başıma gelen en kötü şeysin." dedi. Masanın üstünden hologram diskini ve cihazını aldıktan sonra kapıya yöneldi.

Gölge kapıdan çıkıp gittiğinde Veyla'nın sırtı duvardan sürtünerek alçaldı, bedeni kalçasının üstüne yığıldı. Bacaklarını dizlerinden kırarak kendisine çekerken yumruğunu kalçasının yanından zemine vurdu ve ağlayışıyla harmanlanmış bir sinirli inleyiş çıktı dudaklarından. Bir eli gözyaşlarına yapışmış saçlarını da beraberinde iterek gözyaşlarını silmeye çalıştıkça yenisi geldiği için en sonunda saçlarını çekiştirerek tepesine çıkarttı. Alnını dizlerine yasladı ve hıçkırarak ağlamaya devam etti.

Ağlayışları arasından cılız sesiyle "Nefret ediyorum..." derken bacaklarına sarıldı ama nefret ettiği onca şeyin arasında Gölge yoktu.

**

"Gel bebeğim..."

Veyla'nın kalbi sızlarken gözleri Ash'e doğru kolunu kaldırmış Gölge'ye döndü. Bebeğim, demeyecekti. Bebeğim, kelimesini sadece Veyla'ya söyleyeceğine dair söz vermişti ama düşmanına verdiği sözleri tutmak zorunda da değildi. Sadece... Peki şimdiye kadar niye tutmuştu? Böyle olunca... Veyla, bir şeyi kaybetmiş gibi hissediyordu. Aslında hiç sahip olabileceğini düşünmediği bir şeyi...

Gölge de bilerek söylemişti. İstediği gibi de kadının canını sıkabilmiş görünüyordu. Umursayıp umursamayacağından emin olmamıştı ama kadın umursamıştı. Göz göze geldiklerine Veyla gözlerini kaçırıp önüne baktı. Veyla bakmamaya başladığında, Gölge'nin yüzüne zar zor yerleştirdiği keyifli ifade de silindi. Ash ise, aksine çok keyifliydi. Adamın kolunun altına girip kollarını beline doladı.

Veyla, Gölgelerin biraz önünde duruyordu. Eli saçlarının altından ensesine gidip oyalanırken kızarmak isteyen gözlerine mani olmaya çalışıyordu. Gözleri odaksızca etrafta geziniyordu. Eryalar, Veyla'nın hemen yanında bir şeylerden sohbet ediyordu ama Veyla onları dinleyemiyordu. Onlar da var olan gerginliğin farkındalardı. Kral ve Kelebek arasında yine fırtınalar esiyordu.

Veyla, isin kokusunu alabiliyordu. Bulundukları alana yaklaştıkça, sıcaklık artmıştı. Gökyüzünde maviye yer yoktu. Kırmızı ve siyahın işgali altındaydı. Biraz ilerisindeki yüksek dağ artık görüş alanlarını kapatmış, ardını görmelerine engel oluyordu ama burada durup voltriderdan indiklerine göre, ardıyla işleri yoktu. Siyah çatlaklardan kırmızı ışıltıların aktığı bir doğa mağarasının karşısındalardı. Veyla, içeride ne olduğunu tahmin edebiliyordu.

"Ateş taşına zaten sahip değil miyiz? Bu mağarada başka bir taş daha mı var ki?"

Erya, Thal'a "Muhtemelen." derken Valdris "Kül taşı." dedi.

Thal, "Benim naçizane tenimin yanarsa iyileşmeyeceğini biliyorsunuz, değil mi?" dedi. "Bence ben voltriderları koruyayım."

Erya gülerek "Biz iyileşiyoruz sanki." dedi. "Muhtemelen Gölgeler girecek."

Biraz arkalarında kalan Gölge, "Veyla ile ben gireceğiz." dediğinde Veyla burukça gülümseyerek ileriye bakmaya devam etti. Kalbine korku, nereye geldiklerini anladığı an düşmüştü ama bu sızlayan kırıklar, daha öncesinden beridir vardı.

Yıldat, "İyi misin?" diye sorduğunda Veyla yanına gelen Yıldat'a baktı. Yıldat'ın kısılmış gözleri olanı biteni anlamaya çalışıyordu. Aralarının bozulmasına elbette Ash kadar sevinmişti ama neler olduğunu da merak ediyordu. Yıldat sorunca, Erya da bakışlarını ve vücudunu Veyla'ya çevirip yakınlaştı. Kadına detayları sormuştu ama Veyla sessiz kalmıştı.

Yıldat, elini Veyla'nın beline koyup kulağına doğru eğilirken "Neyin var?" diye sordu.

"Seni çok izledim..." diyen Ash'in dudakları, Gölge'nin boynunda gezinirken Gölge, Veylalara bakıyordu. Kadının kolunda olan eli belli belirsiz tutuyordu ama kaskatı kesilmişti. Gergin çenesinde düz bir çizgi halini almış dudaklarının ardında dilini çiğniyor, kısık gözlerle izliyordu. Kalbinde, bir süredir olan rahatsız his şimdi daha da şiddetlenmişti. Olan bitenden sonra, müdahale de edebilirmiş gibi hissetmiyordu. Hiçbir zaman, müdahalesi için makul bir sebep bulamamış, harekete geçmek için de bulmayı beklememişti ama artık... Onlar yüzünden değil, kendisi yüzünden de müdahale etmemeye çalışıyordu. Veyla ile ilgili olan hislerden kurtulma çabası içerisindeyken ona yaklaşandan, bakandan dahi rahatsız olmaya da son vermeliydi. Yine de öyle zordu ki... Bir saniyede yanlarına varıp Veyla'yı, Yıldat'ın temasından çekmek istiyordu. Sadece öfkelenmiyordu. Üzülüyordu.

Veyla, Gölgeleri dinleme gayretindeyken "Bir sorun yok." dedi. Vardı. Çok büyük sorunlar vardı ve Veyla hiçbirini çözemiyordu

Yıldat "Emin misin?" diye sorarak kadına biraz daha sokuldu. Veyla rahatsız olarak başını hafifçe kaçırıp "Evet, dedim ya." dedi. Yıldat'ın iyiliğini düşündüğünü düşünüyordu ve Gölge'ye olan öfkesi, hüznü ve saçma sapan şeyler yüzünden Yıldat'a da kötü davranıyordu. Böyle yapmaması gerektiğini bildiği için gülümsemeye çalışarak "Gerçekten iyiyim." dediğinde Yıldat hiç inanmadı ama üstüne gitmedi.

"Taşı Veyla bulsa ve biz seninle voltridera mı gitsek?"

Yıldat bir şeylerden bahsederken Veyla, duymasa da başını sallayarak dinliyormuş gibi yaptı ama tek dinlediği Ash'in teklifine karşı Gölge'nin cevabıydı. Kollarını göğsünde birleştirmiş, saklanan elleriyle tenini cimcikleyerek kendisine gelmeye çalışıyordu.

Ash'in bir eli Gölge'nin göğsünden karnına, karnından da kasıklarına doğru inerken Gölge gözlerini kırpıştırarak Veylalardan aldı ve Ash'in sevişme çabasına baktı. Vücudunda bir nebze bile arzu yoktu. Önceden, her gün seviştiği kadını artık hiç arzulamıyordu. Artık da değil... Bir süredir. Bir süredir Veyla dışında kimseyi arzulamıyordu. Bundan da kurtulmalı, yeniden başka kadınlarla sevişmeye başlamalıydı ama tüm çabaları bir anda ağır geldiği için bunu başka bir zamana bıraktı. Kadının bileğinden tutarak durdurduktan sonra vücudundan çekmesini sağladı. Diğer eli de kadının omzundan eksilirken Ash'in yüzündeki sırıtış silinmeye başlamıştı.

"İşimiz bitince bebeğim."

Ash yeniden sırıtırken "Sabretmekte zorlanacağım." dedi. Gölge de 'Ben de yapmakta' diye düşündü. Belki de yine yapamayacaktı. Yine bir bahane bulmak zorunda kalacaktı. Dokunmak istediği tek ten, düşmanının teniydi.

Veyla'nın omuzları düşerken bakışları da yerde gezinmeye başladı. Birazdan adam, ateşlerin arasında Veyla'nın canını ve kötü anılarını yakacaktı ama Veyla, bu tehlikenin ortasında bile Ash ile yakınlaşmasına mı takılıyordu? İç çekti. Belki de bir obsidyen hançerini kalbine kendi saplamalıydı.

Gölge, Ash'i cevapsız bırakarak ilerlemeye başladı. Gözleri, kadının belindeki Yıldat'ın elindeydi. Dilini kapalı dudaklarının ardında, dişlerinin üstünde gezdirerek gözlerini önüne çevirdi ve sert bir ses tonuyla "Hadi." dedi. "Oyalanma."

Veyla'nın gözleri, mağara girişine ilerleyen Gölge'ye döndü. Adam kapıda beklemeyerek girdiğinde Veyla iç çekerek ilerlemeye başladı ve belindeki Yıldat'ın eli de eksildi. Yıldat ve Erya, "Görüşürüz!" diye seslendiğinde Veyla da "Görüşürüz." diye mırıldandı ama kimseyi göresi, görüşesi yoktu.

Gölge'nin ardından girdi. Girdiği gibi siyah, kayaç gibi duvarların çatlaklarından vücutlarına yansıyan sıcağı hissetti. Bazı duvar diplerinde ve gittikçe ileride büyülü alevler gözüküyordu. Veyla, çekinerek etrafı incelerken Gölge tüm çabasına rağmen yenilerek gözlerini Veyla'ya çevirdi. Kadının üzgün yüzüne ve hüzünle harmanlanmış korkusuna baktı. Daha ateşlere maruz kalmış bile sayılmazdı ama kalbi hızlı atıyordu. Gölge artık, bu teni, bu bedeni tanıyordu. Kasıldığını görebiliyordu. İç çekti. Daha da tanımak istediği bedenden kendisini sakınmalıydı.

Gölge gözlerini güçlükle alıp ilerlemeye başladığında Veyla da gözlerini Gölge'ye çevirdi. Adamın gergin vücuduyla ilerleyişine baktıktan sonra derin bir nefes alarak cesaret bulmaya çalıştı. Nasıl ki, o adamın karanlık korkusunu kullanmıştı, adam da şimdi onu ateşten vuracaktı. Söylemesine bile gerek yoktu. Apar topar buraya gelmelerinden belliydi.

Veyla, aralarındaki soğukluğu neden garipsediğini anlayamıyordu. Zaten böyle olmalılardı ama... Başka başka halleri de vardı ve son zamanlarda o haller gittikçe artmaya başlamıştı. Yakınlaştıkları, birlikte güldükleri, hatta birbirlerine sığındıkları anlar... Hepsi şimdi yanıp kül olmuş da geriye bu soğukluk kalmış gibiydi. Veyla, son zamanlarda kalbini heyecanlandırarak yaşadığını hissettiren, aslında kurtulmak istediği o şeylerden şimdi mahrum kaldığında ise, kaybetmiş gibi hissediyordu. Kurtulmamış da, kaybetmiş gibi...

Veyla, Gölge'nin peşinden ilerlerken gözleri dikkatliydi. Bazen büyü, dar mağara yollarının tavan çıkıntısına yükselebiliyor, bir şeyler yanarak zemine düşebiliyordu. İleride ateş büyüsünün bir şelale gibi aktığını görebiliyordu.

Gittikçe genişleyen yolda, ateş şelalesine açılan boşluğun etrafındaki sert kayaç zemine çıktıklarında Gölge duraksadı ve yavaşça Veyla'ya döndü. Veyla o sıra ateş şelalesine bakıyordu. Bulundukları, şelaleyi bir daire çizerek çevreleyen zeminde sol taraflarında bir mekanizma vardı. Ateşe dayanıklı bir materyalden yapılmış, manuel asansörü görebiliyordu. Mor harelerinde kızıl büyü yansır ve dalgalanırken yutkundu. Gölge'nin gözleri de kadının yutkunuşuna indiği gibi yüzü buruştu ve gözlerini kaçırdı. Gerginlikten kuruyan dudağını yaladıktan sonra kemirmeye başladı. Nereye koyacağını bilemediği ellerini deri ceketinin cebine yerleştirirken iç çekti. Canını yakmayı sevmiyordu. Canını yakmayı istemiyordu.

Gölge asansöre doğru ilerlemeye başladı. Veyla'nın gözleri adamın güven veren dağ gibi bedeninin ilerleyişini izledi. Güven ya da acı veren beden. Ortası yoktu ve birazdan sadece acı verecekti.

Veyla yavaş adımlarla Gölge'nin ardından ilerlemeye, o sıra zeminden yükselen alevlerden kaçınmaya başladı. Bu platform, doğa yerinde olmasa gerekti. Gölge özellikle getirtmiş olmalıydı. Veyla başına gelecekleri tahmin etmeye çalışırken gerginliğinden bir nebze olsun kurtulmak ve kendisine gelmek gayretiyle yüzünü ovuşturdu. Hiçbir yardımı olmayınca ellerini yüzünden çekti ve saçlarını, kulaklarının arkasına sıkıştırıp sıkkın bir nefes daha aldı.

Gölge, platforma yaklaşınca durdu ve yavaşça Veyla'ya döndü. Veyla'nın ateş şelalesinde gezinen gözleri de Gölge'ye döndü. Yüzünü ifadesiz tutmaya çalışsa da Gölge korkuyu görebiliyordu. Yine de kadının yüz ifadelerini tanıdığına inanamıyordu çünkü kadına çokça kandığını düşünüyordu. Tanıyor olsa, sahte yumuşaklığına kanmaz, bir an çaresizce arzuladığını sanmaz, dilenir gibi içten gelmeyen gülüşünü beklemezdi. Kadının her şeyi, her yakınlığı sahteydi.

Gölge başıyla yavaşça asansörü gösterdiğinde Veyla kuruyan dudağını yalarken duraksadı. Elleri birbirini bulmuş, gergince parmaklarıyla oynuyordu. Anladığı kadarıyla birazdan alevlerin arasında kalacaktı. Yanlarındaki boşlukta alçaldıkça, sıcaklıkla ve alevlerle değil, kardeşini kaybettiği anıyla boğuşacaktı. Boyun eğmeyi sevmez, boyun eğeceğine ölürdü ama artık... Gölge söz konusu olunca boyun eğiş değil de teslim oluş gibi hissediyordu ve yanlış olduğunu bilse de bu o kadar da kötü hissettirmiyordu.

"Gölge..."

Gölge Veyla'ya bakmazken sert bir şekilde "Hadi." dedi. Kadının konuşmasını istemiyordu. Kadınla göz göze gelmek de istemiyordu. Öyle anlarda Gölge korunmasız kalıyordu.

Veyla sıkkın bir nefes alarak Gölge'ye yakınlaştı. Gölge'nin, göz ucuyla yakınlaştığını gördüğü Veyla'nın her adımında, kalbi sızlayarak atarken gözlerini yavaşça kadına çevirdi. Kadından korkuyordu. Kadının yeniden onu kandırmasından korkuyordu. Kadına merhamet etmekten korkuyordu. Kadına... Âşık olmaktan korkuyordu.

"Seninle ararım."

Gölge kaşlarını kaldırdığında Veyla, "Benim de ihtiyacım var." dedi. Yüzü hafifçe buruşmuştu. "Benim de devamını görmeye, ne yaptığımı öğrenmeye ihtiyacım var. Seninle o görüntüleri ararım."

Gölge acıyla baktığı birkaç saniyenin ardından yamuk ve isterik bir şekilde sırıttı. Kadın hala, devamını bilmiyormuş gibi davranıyor, Gölge karşısında son çırpınışlarını yapıyordu.

Gölge alayla bakmak dışında sessiz kaldığında Veyla, "Eğer öyleyse, eğer haklıysan ya sen öldürürsün, ya da ben Esved'in yanına giderim." dedi. Gölge gözlerini kaçırırken gergin çenesinin altında yutkunduğunu gösteren âdem elması hareketlendi. Kadının samimi olmadığını biliyordu ama yine de bu ihtimalden hoşlanmamıştı.

Veyla, "Yapmamış olmak isterdim." dediğinde Gölge'nin bakışları odaksızca etrafta gezinirken acıyla gülümsedi ve sessizce güldü. Veyla emin olamadığı, söyleyemedikçe kıvrandığı birkaç saniyenin ardından dudağını yaladı ve titrek bir nefes aldı. "Canını öyle yakmamış olmak isterdim."

Gölge'nin gözleri Veyla'ya döndüğünde ikisinin de içi titredi. Gölge'nin yüzündeki isterik ifade silinirken kaşları hafifçe çatıldı. Yüzünde acı çeken bir ifade vardı. Veyla, Lavin için olduğunu düşündü. Gölge, gerçek olmasını istediği bir yalan duyduğu için üzülmüştü.

Gölge, "Çırpınıyorsun..." dediğinde Veyla'nın omuzları umutsuzlukla düştü. Adamın ona inanmasına imkân olmadığı gibi belli ki artık göze de almıyordu.

Veyla, "Haklıysan, beni öldürmene müsaade edeceğim." dedi. "Sen öldürmesen bile ben bu gerçekle yaşayamam." Annesine bunu yapanlardan biri olmaya katlanamazdı. Zaten çok acı vardı. Çok acı varken hiç umut yoktu.

Gölge düşünceli bakarken sessiz kaldığında Veyla'nın gözleri asansöre bakıp yeniden Gölge'ye döndü. Gölge göze almaktan vazgeçmiş olabilirdi ama Veyla göze alarak "Yapma." dedi. Hiç ama hiç o asansöre girip de ateşlerle değil anılarla yanmak istemiyordu. Kardeşini tekrar kaybetmek istemiyordu. Kâbusları yeterince eziyet vericiydi. Gölge tarafından yeniden mahvedilmek istemiyordu. "Benim için..." derken gözleri ateşlere döndü. Yutkunduktan sonra titreyen sesiyle "... ne ifade ettiğini tahmin bile edemezsin." dedi. Acısını Gölge'den köşe bucak saklamalıydı ama bizzat söylüyordu. Adamın merhamet etmeyi göze alıp almayacağını merak ederken bunu umuyordu. Sığınak olduğu anlara sığınıyordu. Yine olur muydu?

Gölge saniyelerce sustu. Kapalı dudakları ardında dilini çiğnerken bulutlu gözleriyle bakıyordu. Aklından yüzlerce, binlerce düşünce geçiyordu. Zihni ve kalbi, Veyla'ya inanmak için çabalayıp duruyordu ama ağzı daha kaç defa yanacaktı? Kadına inanmak istedikçe, aleyhine gelişmeler olup duruyordu. Gölge, içinde kanat çırpan uğursuz kelebeği öldürmedikçe, Veyla Gölge'yi öldürüyordu.

Gölge hareketlendiğinde Veyla'nın gözleri onu takip etti. Adam asansöre vardıktan sonra kapıyı açtı ve eliyle içeriyi gösterdi. "Orada sana verebileceğim hiçbir cevap olmayacak."

Bunu yapmak zorunda değilsin, demek istiyordu.

Bunu yapma, diyordu.

Gölge, "Canının yanması..." dedikten sonra sırıtmaya çalıştı. "... bana yeter."

Veyla birkaç saniyenin ardından hafifçe başını eğdi ve yüzüne düşen saçlarının gölgesinde burukça gülümsedi. Veyla, adam inanmasa dahi en azından canını öyle yakmak istemediğini, aksini tercih edeceğini itiraf ediyordu, adam ise özellikle yakmak istediğini söylüyordu. Hafta sonu da Karam'a gidiyorlardı. Bu öfkeyle bir de Drithar vesilesiyle canını yakacaktı. Drithar'ın Veyla'ya eziyet etmesine sebep olacaktı. Veyla ise adamın metruk nefretinde, merhamet dileniyordu.

Derin bir nefes alarak başını kaldırdı. Gölge'yle göz göze gelmeden asansöre ilerlemeye başladı. Şimdilik adımlarını güçlü tutmaya çalışıyordu ama birazdan yaşayacaklarını tahmin edebiliyordu. Asansöre girdikten sonra ileriye bakmaya devam etti. Gölge ise ısrarla ona bakıyor, bir yanı göz göze gelmek ve kadına, onu ikna edebilmesi için bir şans daha vermek istiyordu.

Veyla sessiz kalınca, Gölge'nin başı eğildi ve sıkkın bir nefes alarak kapıyı kapattı. Mekanizmayı hareket ettirecek düğmenin olduğu kontrol paneline doğru ilerlerken adımları yavaştı. Kadının canını yakmaya, hiç ama hiç acelesi yoktu ama birçok sebebi vardı. Hala nasıl duraksayabiliyor, nasıl pişman olmaktan korkuyordu, hiç anlayamıyordu. Veyla'nın kalkıp da Gölge'nin gözleri önünde annesini defalarca kez öldürmesi mi gerekiyordu?

Mekanizma hareketlenmeye başladığında Veyla yutkunarak gözlerini ateş şelalesine çevirdi. Mekanizma boşluğa doğru hareketlendikçe, Veyla da dayanıklı camın içerisinde, hemen altındaki ve etrafındaki ateşleri daha iyi görebiliyordu. Gözlerini aşağıdan kaçırsa da baktığı her yer yanıyordu. En çok da... Hiç bakmadığı, onu yakıyordu.

Gölge, Veyla'yı izlerken kadın henüz yüz ifadelerini tutmaya çalışıyordu. Gölge kontrol panelinin olduğu demir tezgâhın köşesine yaslandı. Kulağında atan kalbini, annesinin görebildiği son anlarını hatırlayarak susturmaya çalışıyordu. Kızarmak isteyen gözlerini, Veyla'nın güzel bakışlarının sahte olduğunu düşünerek durdurma gayretindeydi.

Veyla'nın içerisinde bulunduğu cam kabin çukurun tam ortasına kadar mekanizma ile ilerlediğinde durdu. Gölge'nin eli yavaşça diğer tuşa giderken gözleri kabinin tepesindeki çelik iplere yükseldi. Altı. Altı kere tuşa basarsa, Veyla'nın ruhu gibi, bedeni de yanmaya başlardı.

Gölge, "Beş hakkın var." dedi. Veyla'nın gözleri hala ileri bakıyordu. Adamın sesini duyuşu bile, kırık kalbini sızlattı. "Hakların bittiğinde, buradan çıkacağım ve sen o taşı bulmadan geri çıkmayacaksın."

Veyla da bakışlarını tepesindeki iplere çevirdi. Demek, beş kerede aşağı varacaktı. Beş kerede, yanmaya başlayacaktı. Kadını öldürmek isteyişinin yanında, tenini yakmak merhametli kalıyor olmalıydı. Veyla ise, en çok Gölge'nin acımasız olabiliyor oluşuna yanıyordu. Kendisi bu yetiyi kaybetmişti. Adama acımasız olamıyor, merhamet etmek bir kenara canı yanınca, Veyla'nın da canı yanıyordu.

Veyla sessiz kaldığında Gölge, "O, Lavin'in öldüğü görüntüler miydi?" diye sordu.

Veyla belki de yalan söylemeliydi, söylemedi.

"Bilmiyorum."

Gölge'nin çenesi iyice kasılırken gözleri tuşa döndü. Dilini gezdirerek yanaklarını şişirirken kadına 'ne olur bir şey söyle' dememek için zor duruyordu. Evet, bile dese, cevap almış olacaktı ve bu tuşa basmayacaktı.

Gölge tuşa bastığında sarsılarak inen cam kabinde Veyla'nın bir eli, bulundukları alanın sıcaklığından iyice ısınmış cama tutundu. Eli yanar gibi olduğu için hızla geri çektiğinde Gölge'nin gözleri de kadının elindeydi. Azrit gözleriyle kadının geri çektiği elinde avucunun kızardığını gördü. Kızarıklık saniyeler içerisinde geçti, Gölge'nin yüzündeki buruşukluğun geçmesi daha uzun zaman almıştı. Veyla ise, asla Gölge'ye bakmıyordu.

Gölge, dudağını gerginlikle yaladıktan sonra "Belki, biraz heyecan katarsak fikrin değişir." dediğinde Veyla'nın başı hafifçe Gölge'nin olduğu yöne döndü ama adama bakmadı. Gölge ise deri ceketinin cebinden çıkardığı katlı çubuğu açarak ayaklı bir görüntü cihazı kurdu. Veyla'nın gözleri merakını gideremediği için adama döndü. Cihazın çalıştığına dair ışık yanmaya başladığında gözlerini, adamın gözlerine çıkardı. Gölge de tekrar Veyla'ya baktığında göz göze gelmeye hazırlıksız yakalandı ve bir anlığına doğrulmadan duraksadı. Birkaç saniye sonra duraksadı ve eliyle yeniden tezgâha tutundu. Ayakta durmakta zorlanıyor gibi hissediyordu.

Veyla acısını gizlediği bir alayla "Sen de benim acımı mı izleteceksin?" diye sorduğunda Gölge yavaşça başını onaylar şekilde salladı. Görüntü aldığı doğruydu ama direkt halka açtığı bir yayın yoktu. Veyla'nın ise, halkın da izlediğini düşünmesini istedi.

Gölge, "İlham verici bir kadınsın." dediğinde Veyla gözlerini hızla kaçırdı. O, ihtiyaçla arzu duyduğu dudaklardan nefret içeren ses tonuyla ama güzel cümleler duymak istemiyordu. Gölge ise, alayla söylemeye çalışmıştı ama kadına hayran kaldığı o kadar çok an vardı ki.

Gölge, "Tekrar soruyorum." dedikten sonra Veyla yeniden bakarsa diye yüzünü sabit tutmaya çalışıyordu. "O, Lavin'i öldürdüğün görüntüler miydi?"

Biraz önce 'Lavin'in öldüğü' diye sormuştu ama bu sefer direkt 'Lavin'i öldürdüğün' diyerek sormuştu. Veyla'nın bakışları, aşağıdaki alevlere bir düğmeye basışı ile ne kadar yakınlaştığını anlamaya çalışıyordu ama bunun uğruna aşağı baktıkça, kalbindeki korku artıyor olduğu için başaramıyordu. Yine de tahminine göre, yüksek bir çukur olduğu ve alevlere varmasına dört sefer kaldığı için, bir kere daha tuşa bastığında bir hayli alçalacağını düşünüyordu.

Veyla, "Bilmiyorum." dediğinde Gölge yumruk haline getirdiği eliyle sertçe tuşa bastığı gibi kabin yeniden sarsılarak alçalmaya başladı. Veyla, eldiven takmayı unuttuğu için pişmandı. Aklı yerinde değildi ve duş alıp üstünü değiştirmek dışında beş dakika uyumaya bile vakti olmamıştı. Zaten, annesine bunu yapmış olabileceği ihtimali varken nasıl uyuyacaktı ki?

Yine de düşmemek için eli camdan destek almak zorunda kaldı. Katlanabilirdi, nice acılara, Konsey'in eziyetlerine katlanmıştı ama ateşle bağlantılı olan her acı, Veyla'yı zorluyordu. Bu sebeple düşmeyeceğine emin olduğu an elini çekti. Gözleri kızaran avucuna döndü. Gözleri önünde iz ve acı giderken Gölge, kadının canının yanışına bakmamak için kontrol paneline bakıyordu. Asansörün durduğunu duyduğunda da yeniden bakmak için birkaç saniyeye ihtiyaç duymuştu. Kadının teninin iyileştiğini varsaydığında gözlerini yeniden Veyla'ya çevirdi.

"Lorak'ı sen mi öldürdün?"

Veyla, "Hayır." dediğinde Gölge, "Yalan söyleme artık." dedi. Tuşa basmak istemiyordu ama Veyla da asla geri adım atmıyordu. "Evetse, 'evet' de."

Veyla, "Hayır." derken gözleri arada aşağıya dönüyordu. Alçaldıkça sıcaklık artıyordu. Alevler gözünde büyür de zihnine ulaşırken yutkunup duruyordu. Titreyen elleriyle yüzüne düşen saçlarını kulaklarının arkasına sıkıştırdı.

Gölge, dilini dişlerinde gezdirdiği saniyelerin ardından sıkkın bir nefes aldı. "Kabul edersen seni yukarı çıkartacağım."

Veyla, "Ama ben yapmadım." dediğinde Gölge "Sikeyim!" diye bağırdıktan sonra tuşa bastı. Veyla bu sefer iki eliyle de camlardan destek alırken gözlerini sımsıkı yumdu. Sıcaklık yüzüne çarparken ellerinin acıdığını hissetmedi. Kadın donup kalmış haldeyken asansör durdu. Gölge, kadının cama yaslı ellerinde kendine dönük olan avucunun git gide daha da kızarışını izledi. Kadının teninden yanıyormuş gibi buharlar çıkmaya başlamıştı. Bir saniye sonra Veyla hala ellerini çekmediğinde Gölge, "Ellerini çek!" diye bağırdı.

Veyla, ellerini çekerken gözlerini araladı. Yanmış avuçlarına bakarken göz ucuyla da aşağıyı gördüğünde yeniden gözlerini sımsıkı kapattı ama çatırtıları duyuyordu. Yüzüne yansıyan sıcaklıktan kurtulmak ister gibi gerilediğinde sırtı camın ardına yaslandı. Sırtında, üstünün kapatmadığı açıkta kalan teni yanmaya başladığında Gölge elleriyle yüzünü sıvazladı. Müdahale etmeme çabasında başarısız olup ellerini hızla yüzünden çekti ve canı yanmasına rağmen hala arkasına yaslı bir şekilde durmaya çalışan Veyla'ya "Ortaya ilerle!" diye bağırdı.

Veyla gözleri gibi kulaklarını da Gölge'ye yumarak dinlemediğinde Gölge "Veyla!" diye bağırdı. Veyla'nın yüzü gittikçe buruşuyordu. Sırtının yandığını hissediyordu ama yüzünü buruşturan, ağlama isteğiydi.

'Abla, başaracak mıyız? Sonunda bitiyor mu?'

Ara ara yükselen alevler, Veyla'nın kulağında uğuldatan bir sesle yükselip alçaldığında Veyla iyice ardına yaslanıp ellerinin tersini de başının iki yanında kaldırıp ardındaki cama yasladı ve her uzvuyla önündeki ateş şelalesinden dökülen büyüden kaçınmaya çalıştı. Dudaklarını sımsıkı birbirine örtmüştü. Çığlıklar ile hıçkırıkları hapsetmeye çalışıyordu.

Veyla'nın teni yandıkça kardeşinin yaşadıklarını düşünüyordu. Kendine gelip de acılarını hatırlamaya başladığından beridir, alevlerden kaçınırdı. Korkar, ateş bükücülerle savaşmaktan geri dururdu. Savaşmak zorunda kalırsa dahi göz göze bile gelmeden ölmelerini sağlardı. Demek, kardeşinin ölene kadar kat be katını hissettiği acı buydu. Veyla henüz ateşlere bizzat maruz kalmıyordu. Alevlerle ısınan bir cama maruz kalmasıyla bile teninin yandığını hissediyordu. Kardeşi... Kardeşinin canı ne kadar yanmıştı? Her başı sıkıştığında, korktuğunda, düştüğünde olduğu gibi ablasına seslenmiş miydi? Ablasının onu korumasını, kurtarmasını istemiş miydi?

'Sen benim kahramansın. Hani anneme de okuduğun masallar var ya? Terra masalları. Oradaki kahramanlar gibi.'

Gölge, "Sikeyim!" diye bağırdıktan sonra, yukarı çeken tuşa bastı ve asansör bir kademe yukarı yükselmeye başladı ama Veyla sırtını camdan ayırmıyordu. Gölge, "Yükseldin!" dedi. "Çekil şu siktiğimin camından!"

'Abla! Abla, bırakma beni!'

Veyla'nın dudakları titreyerek aralanırken bir hıçkırık özgürlüğüne kavuştu. Güçsüz bedeni camda sürtünerek zemine kaydı. Elleri de yere düştüğünde Gölge gergin bir şekilde dudağını yalayarak bir an çukura yaklaştıktan sonra hızlı adımlarla gerileyerek elini tuşa götürdü ve bir kademe daha yükseltti.

Veyla ateşten uzaklaşsa dahi, ana dönemezken yavaşça vücudunun yanıyla zemine uzandı. Cenin pozisyonu alırken cama değen teninin çektiği her acıyı yaşamaya çalıştı. Bu neydi ki? Veyla alevlere atlamalıydı. Kardeşi yanarak can vermişken Veyla ölümsüz ömründe utanmadan alevlerden kaçmıştı. Hiç... Hiç kardeşinin ne hissettiğini anlamaya çalışmamıştı. Varsa yoksa üzülüp korkmuştu. Anlamalıydı. Veyla da yanmalıydı.

Vücudunun sol tarafında açıkta olan teni, cama yapışarak yanarken Gölge neredeyse çukurdan düşecek kadar yaklaşmış, ellerini saçlarına daldırmış "Kalksana! Canın yanıyor!" diye bağırıyordu. Veyla ağlamak dışında hareketsiz kaldığında Gölge geriye doğru hızla birkaç adım attıktan sonra dönüp komut paneline koştu ve bulunduğu kata kadar Veyla'yı yükseltip zemine doğru çekmek için tuşa bastı. Mekanizma hareket halindeyken de asansörün varacağı yere kadar bekleyemediği için zemine temas edeceği ilk yere koştu. O sıra gözleri Veyla'nın cama değen teninde geziniyordu

Mekanizmayı el gücüyle çekmek ister gibi eline değdiği gibi kuvvet uyguladı. Yanan elini önemsemezken zemine vardığı gibi gücüyle durdurdu. Mekanizmanın tepesindeki ip, Gölge'nin gücüyle koparken Gölge hızla kapıyı açtı.

Yerde hıçkırarak ağlarken sol tarafı yanarak cama yapışmış olan Veyla'yı gördüğü gibi Gölge'nin dudaklarından, kalbini zorlayan bir inleme çıktı. Nefes nefese Veyla'ya doğru eğilirken dizleri camın zeminine yaslamıştı. Veyla'nın neresinden tutacağını bilemezken telaşlı elleri kadının vücudunda dolaştı. Sıcağa temas ettikçe iyileşmeye çalışan teni tekrar yanıyordu.

Kadını bir anda çekse, camdan ayrılan teninde canı yanacaktı ama temas ettikçe de daha iyi bir durumda olmuyordu. Kadının yüzünün yanında elini cama yaslarken diğer eliyle kadının yüzüne düşmüş ve henüz yanmamış saçlarını omzundan geriye attı ve kadının güzel yüzünün sağ tarafını ortaya çıkardı.

"Veyla..."

Velya ağlamak dışında sessiz kaldığında ve tepki vermediğinde Gölge gözlerini sımsıkı yumdu. Yüzü buruşurken dudağından canı yanıyormuş gibi bir inleme çıkartarak kadını hızla zeminden çekti. Kadının anlık acısını hissedermişçesine inlemişti ama kendi acısını hissetmiyordu. Kadın kadar, saatlerdir bu ateş mağarasında ısınan cama temas etmesine rağmen bunun farkında değildi.

Gölge kadını kucakladığı gibi düşmemeye çalışarak bir eliyle ardından destek ala ala kabinden çıktı. Kabinden çıktığı gibi, oturarak gerilediği için dengesini kaybetti ve geriye doğru düştü ama kadının üstünde kalması için sıkıca tuttu. Kolları kadına sarılmış haldeyken gözlerini açmaya cesaret edebilmek için içinden saniyeler saydı. Bir, iki, üç, dört, beş, altı...

Kadının teninin iyileştiğini düşünmek istediğinde gözlerini aralarken onunla birlikte doğrulmaya çalıştı. Kalçasının üstüne otururken kadını bacaklarının üstünde, kucağında tutuyordu. Kadının, yeniden canlanıp omuzlarından dökülen güzel saçlarını yüzünden çekip yanağını kavradı. Önce yanağına, sonra koluna, sonra bacağına baktı. Eli korkuyla sırtında gezindi ama kadının su gibi tenini hissetmek dışında bir yara hissetmedi. İyileşmişti.

İyileşmişti ama gözlerini hala açmıyordu.

Şortunun sol tarafı yanmıştı ve belinde ince bir parça tarafından sağlam olmayan bir şekilde duruyordu. Sırtını yasladığı dakikalarda, üstünün arkası yanmıştı. Sütyenin de kopçaları sıcakla yanarak ikiye ayrılmıştı ve düşmeye yüz tutmuş şekilde göğsünde duruyordu. Gölge, kadının başını bacaklarına yaslayarak hızla üstündeki ceketi çıkardı.

Veyla o sıra Gölge'nin bacağına doğru dönmüş, hıçkırarak ağlıyordu. Bir eli belli belirsiz Gölge'nin bacağına tutunmuştu. Bu küçük temasla bile güç alıyordu ama hala anılarıyla boğuşuyordu. Gölge, "Ağlama artık..." diye yalvarırken kadının ensesinden tutarak üst vücudunu doğrulttu ve ceketi giydirdi. Ceketinin fermuarını çekerken telaşlı gözleri kadının yüzünde geziniyordu. Sahteyse bile ağlamamasını istiyor, diliyordu. Sahteyse bile dayanamıyordu.

Kadını yeniden bacaklarının üstüne geçip koluyla belini sararken elini yanağına götürdü. Kadının gözyaşlarını sildi ama gözleri ve yanakları hızla yeniden ıslanıyordu. "Kendine gel, ne olur."

Adamla kavga etmek, adama bağırıp çağırmak, vurmak için bile olsa kendisine gelmesini istiyordu. Hıçkırıklara boğulmuşken Gölge'yi duymuyor olmalıydı ama elleri adamın bluzunu sımsıkı tutuyor, alnı adamın göğsüne yaslanıyordu.

Gölge, "Yapamıyorum..." derken bir türlü kendisine gelmeyen Veyla'nın yanağındaki elini çekip o eliyle de sımsıkı sarıldı. Kadını göğsüne yaslamak bir yana açıp kalbine yerleştirmek isterken "... sana eziyet edemiyorum." diye itiraf etti. Veyla ne kadar duyuyordu, bilmiyordu ama kendisi ilk defa sesli duyuyordu. Gözlerini yummuş, Veyla gibi ağlarken yanağını kadının başına yaslamıştı. Sızlanıyordu. İsyan ediyordu. Ona acımasız davranmaktan da, ona merhamet etmekten de pişman oluyordu. Onun canını yaksa, kendi canı da yanıyordu, yakmasa onun yüzünden ölmüş sevdiklerinin canını bir de kendisi yakıyormuş gibi hissediyordu.

Veyla her hıçkırdığında mümkünmüş gibi ona daha da sıkı sarılmaya çalışıyordu. "Ne yaptın bana?" diye soludu.

Adamın kokusu ve iyileştiren sarılışı, Veyla'yı yavaş yavaş ana çekiyordu. "Ne yaptın ki sen kalbimi sökerken ben sana kıyamıyorum?"

Veyla, soluduğu kokunun, sığındığı bedenin ve hayal meyal duyduğu sesin Gölge olduğunu idrak etmeye başlayınca gözlerini yavaşça araladı. Uğuldayan kulaklarına her ses boğuk geliyordu. Adamın kendisine sarıldığını hissediyordu. Hem de sımsıkı sarılıyordu. Öyle tutmuştu ki, kötü anılardan bile çekip çıkarmıştı. Yine. Yine önce boğduğu acıdan kurtarmıştı. Veyla'nın titrek bakışları bulanık bir şekilde görebildiği ileriye bakarken Gölge'nin bir eli yeniden kadının yanağına gitti ve gözyaşlarını silmeye başladı. Kadına hiç inanmıyordu. Yalan söylediğinden emindi. Gölge'yi kandırmak istediğini, tekrar ve tekrar ihanet edeceğini düşünüyordu ama... Kadının canının yandığını gördüğünde tüm bunlar uçup gidiyor, önemli olan tek bir şey kalıyordu. Veyla'yı iyi etmek...

"Gölge..."

Gölge hızla Veyla'ya doğru eğilirken gözlerini araladı. Kadını sağ omzuna doğru çekerken yüzünü ihtiyaçla görmek için daha da eğildi. Veyla'nın yaşlı gözleriyle göz göze geldi ve kadın, adamın da ağladığını gördü. Asıl sen, diye düşündü. 'Asıl sen beni kandırmaya çalışıyorsun. Asıl sen teslim olurmuşsun gibi ya da teslim olsam beni mahvetmezmişsin gibi dokunuyorsun. Sen benim zaafım olmaya çalışıyorsun. Ve oluyorsun...'

Gölge, "Veyla..." derken adını zikretmek bile kalbini yaralıyor, nefesini kesiyordu. Veyla, yine adam tarafından iyi edilmesinden nefret etti. Uzanıp gözyaşlarını silmek istemesinden nefret etti. Sarılışında bir ölümsüzlük ömrü kalmak isteyişinden her zerresiyle nefret etti ama adamdan edemedi. Ona bunu yapmasına rağmen, edemedi. Yapma, demişti. Yapacağını yapmış, yine dengesizlikle kollarını ona sarmıştı. Son defalarda da olduğu gibi... Önce felaketi olup hemen ardından sığınağı oluyordu ve planı bu muydu? Veyla'yı alabora etmek? Ediyordu. O Veyla'ya hiç inanmıyor, söylediği gibi hep nefret ediyordu ama kadını git gide güçsüz bırakacak kadar da yakınlaşıyordu.

Veyla kötü olunca Gölge merhameti, iyi olunca ise acımasızlığı hatırlıyordu. Veyla'ya bakarken özlem giderirmiş gibi dalan gözleri, zamanla olanı biteni hatırlıyordu. Sımsıkı sarıldığı kadın, annesini öldürmüştü. Üstelik ölümünü dahi izlemesine müsaade etmemişti. Gözyaşlarını sildiği kadın, her eline fırsat geçtiğinde Gölge'yi kandırıyor, yaralıyordu.

Yine de Veyla adamın kollarından çıkmak istediğinde, Gölge bir an müsaade etmedi. Veyla, ağlamaktan kısılmış sesiyle "Bırak..." dediğinde Gölge de kendisine 'Bırak...' dedi. 'Madem kadına acımasızlık edemiyorsun, merhamet de etme. Bu hislerden kurtulana kadar göz göze bile gelme. Çünkü o baktığında, sen kurtulamıyorsun.'

Gölge'nin kolları gevşediğinde Veyla güçsüz bir çabayla adamın kucağından kalkıyordu. Gölge'nin elleri bir an yardım etmek isteyerek hareketlendi ama kendisini durdurdu. Ellerinin tersiyle gözyaşlarını silerken Veyla da ayağa kalkabilmişti. Üstünde, Gölge'nin ceketi olduğunu fark etti. Yandığında, kıyafetleri de zarar görmüş olmalıydı. Tenine, ona ait bir şeyin değmesinden hala kurtulamadığını çaresizlikle fark etti. Yine de çıkarıp atmadı. Birazdan bu kokuya ihtiyaç duyacaktı.

Gölge bir elini yere yaslayıp yavaşça yerden kalktı. Veyla da gözyaşlarını sildikten sonra göz göze geldiler. Veyla'nın dudakları ve burnu hala titriyordu ve bunu izleyen Gölge'nin de gözleri yeniden dolmaya çalışıyordu.

Gölge, dolmasına mani olamadığı gözlerini Veyla'dan kaçırmak için ardına dönüp geldikleri yoldan ilerlerken "Hadi." dedi.

Veyla, Gölge'nin taşı bulmaktan bahsettiğini sandı. Cekete de tam olarak bu yüzden ihtiyacı vardı. Felaketlerden sığınaklara, sığınaklardan felaketlere koşan Gölge Kral, biraz önce kadını iyi etmek için uğraşmamış gibi şimdi taşı bulmadan çıkmamasını emredecekti. İlk başta da öyle söylemişti.

Veyla hareketsiz kaldığında Gölge duraksayıp belli etmemeye çalışarak ıslak gözlerini sildikten sonra burnunu çekti ve derin bir nefes alıp Veyla'ya öyle döndü. Gölge, "Hadi, diyorum." derken sesini ciddi tutmaya çalışıyordu.

Veyla, "Bulup geleceğim." dedi. Sadece başlamak için zamana ihtiyacı vardı. Gölge birkaç saniyelik afallamanın ardından öyle söylediğini hatırladı. Taşı bulmadan buradan çıkamayacağını söylemişti. Gergin dudakları ardında dilini çiğnerken sözünden dönüp dönmemeyi düşündü. Kadın cevap bekler gibi bakmıyordu. Hatta adama bakmak istemez gibi başka yönlere bakıyordu. Ara ara iç çekmesi dışında, ağlayışı durmuş gibiydi. Yine de gözleri bulutlu, her an hıçkırıklara boğulabilirdi. Kadında, Gölge'nin öngörmediği, tahmin etmediği bir sakinliği vardı. Daha öncelerinde Veyla, her acımasızlığının ardından saldırganlaşsa da şu an öyle sakin ve sessizdi ki... Gölge belki de hırpalanmak, küfür ve hakaret yemek isterdi ama Veyla, hiç öfkeli gözükmüyordu.

Çünkü değildi. Veyla sadece üzgündü. Kardeşini kaybettiği için üzgündü, onun yaşadığı acının birazına bile katlanmakta zorlandığı için üzgündü, utanmadan düşmanının kollarında iyileştiği için üzgündü, Gölge'nin her merhametinin, daha büyük bir acımasızlıkla süslendiği için üzgündü, adam hiçbir zaman ona inanmayacağı üzgündü. Ve kırgındı. Ona açtığı her acıdan bir daha yaralandığı için, sonunda öleceği bir yolu göze alarak teklif ettiğinde dahi reddedildiği için, adama 'yapma, benim için anlamı çok büyük' dediğinde 'Canının yanması bana yeter' cevabını aldığı için... Yetmezmiş gibi birkaç gün sonra onu babasıyla da cezalandıracağı için, Veyla'nın bu anlarını halkına izlettiği için... Öfkeli olmak isterdi ama kırgındı. Bağırıp çağırmak istememesi, hesap sormaması bundandı.

Gölge, kadının sessizliğini, Gölge'nin vazgeçmesini beklediğine yordu ama emin de olamadı. Bırak, diyerek kollarından çıkmak dışında hiçbir tepki vermemişti. Şimdi ise hiç karşı gelmeden alevler içerisindeki bu yerde, taşı arayacağını söylüyordu.

Gölge sesini temizledikten sonra dudaklarını araladı. 'Gerek yok' demekten son anda kaçındı. Gözleri etrafına döndü. Kadın kendisini alevlerden ne kadar sakınabilirdi, emin olamamıştı. 'Sikeyim, sana ne?' diye soran iç sesini duyuyordu ama umursamadan da edemedi.

Gölge hala bir şey söyleyemeyince Veyla'nın gözleri adama döndü. Adam kararsız gözüküyordu. Neye kararsız kalmıştı? Taşı aratıp Veyla yine mahvolursa, gelip sarılacak mıydı? Yine gözyaşlarını mı silecekti? Ne yapacaktı?

"Karar ver Kral." derken sesi çatallıydı. "İkisini birden barındıramazsın."

Gölge kadının ne demek istediğini anladı ama anladığını yüzünü yansıtmamaya çalıştı. Kaşlarını kaldırdığında Veyla son bir umutla sordu. "Merhamet mi yoksa acımasızlık mı? Birini seç ve bir daha asla, diğerinin rolünü yapma."

Gölge düşünmeden "Acımasızlık." dedi. Düşünse, 'merhamet' demekten korkmuştu. Kendisine tekrar ve tekrar bunu neden yaptığını hatırlatıyordu. Annesine merhamet edilmeliydi. Kendisini koruyamayan, büyüye sahip olmayan bir insandı. Gölge annesiz büyümekle baş edebilirdi ama annesi o acılarla baş etmemiş olmalıydı. Her şey, çok farklı olmalıydı ama olmamıştı.

Veyla "Ben de öyle düşünmüştüm." derken Gölge'ye bakmıyordu. Hatta sesi ve yüzü alaylıydı. Bir gard gibi kuşanmaya çalışıyordu ama gardın içinde paramparçaydı. Gölge geriye dönüp gitmeliydi ama bir süre daha Veyla'ya baktı. Sözlerini tutamamayı sevmezdi ama Veyla yüzünden bunu sıklıkla yapıyordu. Şimdi de, biraz önce verdiği sözden geri dönüp ona merhamet etmek istiyordu.

Veyla gözlerini Gölge'ye çevirdiğinde Gölge hızla gözlerini alıp ardına döndü. Ardına bir daha bakmama gayretiyle ilerlemeye başladı. Ne var ki ruhu geride, Veyla'yla kalıyordu. Mağaradan çıktığında uçuşup duran Veyla'nın kelebeklerine mağarayı gösterdi. Kelebekler, Gölge'nin sözünü dinleyerek mağaraya yol aldığında, Eryalar da yaslandıkları voltriderlardan doğrulmuş, Gölge'ye yakınlaşıyorlardı.

"Ne oldu?"

Soran Erya'ydı. Gölge kimseyle göz göze gelmeyerek kendi voltriderına yöneldi ve yaslanıp kollarını göğsünde birleştirmeden önce saatine baktı. 06:43

Eryalar birbirine baktıktan sonra zımni bir şekilde sözcülüğü üstlenen Valdris Gölge'ye doğru ilerledi. Gölge ise sadece mağara girişine bakıyordu.

"Veyla nerede?"

Gölge, "İçeride." dediğinde onları dinleyen Eryalar sıkkın bir nefes alıp mağaraya baktılar. Valdris, "Neden?" diye sorduğunda Gölge, "Taşı bulup gelecek." dedi.

Eryalar, en azından daha tehlikeli bir durumun olmadığını düşünerek rahatladılar. Veyla gibi bir büyü sahibinin, alevlerle baş edebileceğini düşünüyorlardı. Korktukları, Gölge'nin Veyla'yı daha kötü bir durumda bırakmış olma ihtimaliydi. Bir yanları da, Gölge'nin bunu yapamayacağını düşünüyordu. Acımasızlık ettikçe merhamete boyun eğdiği anlara şahit olmuşlardı. Bir gün, adamın sadece merhamet edeceğini biliyorlardı. Terra, o gün adamın vücudunda büyülü bir işaret çıkaracağına dair kehanet fısıldamıştı. Sadece merhamet etmesi için nefret diye bir duygusunun kalmamış olması gerekirdi. Gölge, bunun ancak âşık olursa olacağını düşünüyordu ve korkuyla kaçtığı da buydu. Aynanın karşısında vücudunu kontrol edip duruyordu. Bir yanı, Baş Terra gibi bir gün o işareti göreceğini düşünüyordu.

Gölge kaldırıp saatine baktı. 06.47

Sıkkın ve derin bir nefes alarak yeniden ileriye, mağara girişine baktı. Kelebekleri de olunca, taşı bulmakta o kadar da zorlanmayacağını düşünüyordu. Veyla kendisini koruyamasa, kelebekleri korurdu. Kelebekler koruyamasa, gelir Gölge'yi haberdar ederdi.

Gölge burukça gülümsedi. Oysaki acımasızlığı seçmişti.

Ash, yanına geldiğinde Gölge başta fark etmedi. Kadın parmağını adamın kolunda gezdirmeye başlayıp "Beklemekten sıkılmadın mı?" diye sorduğunda Gölge sabırla dudağını yalayıp gözlerini Ash'e çevirdi. Elini çek, der gibi baktı.

Ash, elini çektikten sonra yüzündeki sahte gülümsemeyi sildi. Adamın gel gitleri olduğunu görüyordu. Ne oluyorsa, Veyla ile ilgili oluyordu. Aralarında soğuk rüzgârlar eserken bile bulduğu boşlukta adamla yeniden yakınlaşamıyorsa, Ash bir daha bunu yaşayıp yaşayamayacaklarından emin olamadı.

"Yine vazgeçtin sanırım."

Gölge, "Başka dertlerim var." derken yeniden mağara girişine bakmaya başladı. Aslında... Başka arzuları, vardı.

Ash'le Yıldat göz göze geldikten sonra Ash hazımsız bir üfleyişle kendi voltriderine yöneldi. Gölge ise yeniden saatine baktı. 06.51

Gölge hareketlendiğinde Erya "Veyla'ya mı bakacaksın?" diye sordu. Böyle olmasını umdu. Gölge'nin üstündeki gerginlik, git gide Veyla'nın sandıklarından daha zor bir durumda olabileceğini düşündürtmüştü ve endişe etmişti.

Gölge, "Taşa bakacağım." diyerek mağara girişine yöneldi. Erya ardından "Veyla?" diye sorduğunda Gölge "Başının çaresine baksın." dedi. "Voltriderlarınıza binin, birazdan gidiyoruz."

Gölge gözden kaybolduğunda Eryalar birbirine baktı. Erya, Veyla'yı bırakmak istemeyerek mağara girişine yöneldiğinde Valdris nazikçe tutarak durdurdu. Yıldat Ash'in yanına doğru ilerliyordu. Thal da yaslandığı voltriderdan doğrulup "Veyla'ya baksak iyi olabilir." dedi.

Valdris, Gölge'nin duyamayacağı kadar ilerlediğini umdu ve "Veyla'ya bakacak." dedi.

Erya tedirgin bir şekilde "Emin misin?" diye sorduğunda Valdris yavaşça başını onaylar şekilde salladı.

"Adım kadar eminim."

Gölge, kendisini kandırma gayretiyle taş arar gibi gözlerini mağaranın duvarlarında gezdirirken kulakları kadının kalp atışlarını dinliyor, ayakları o yöne gidiyordu. Varana kadar taşı bulamamayı umut ediyordu. Böylelikle kendisini daha kolay kandırabilecekti.

Derken gözlerine, iki mağara yolu arasında oluşmuş, küçük bir boşlukta parlayan taşlar takıldı. "Hay sikeyim." dedikten sonra tüm nefesini üfledi. Gözleri, Xaliaların inanışına göre her yerde olan Doğa'ya bakar gibi etrafında gezinirken ellerini sitemle iki yanında kaldırdı. "Bir kere de benden yana ol lan!"

Gölge, aradıkları taşı aldı. Gözleri önüyle ardı arasında gezinirken kulakları hala Veyla'yı dinliyordu. Her nerdeyse, kıpırdamıyordu. Kalp atışlarının yeri değişmiyordu. Yine bir yerlerde kontrolü kaybetmiş olabilir miydi? Belki de alevlerin arasında kalmıştı...

Gözlerini sımsıkı yumup başını eğdi. Ruhu, bedeninin harekete geçmesini bekliyordu. Bir adım bile atsa, Azrit hızıyla ilerlemeye başlayacaktı, biliyordu. Karar verdiği an, ardını dönüp gitmeyi hiç düşünmemiş gibi hızla kadının yanına varacaktı.

"Sen bana ne yapsan yeridir." derken gözlerini aralamış, başını kaldırarak ileri bakıyordu. "Benim gibi sikik bir aptalı, kaç defa yensen yeridir."

En azından kadına onun için döndüğünü belli etmemek için taşı ceketinin iç cebine koydu. Kendi kendine birkaç küfür daha bahşettikten sonra Azrit hızıyla ilerlemeye başladı. Kadının kalp atışlarına bir hayli yakınlaştığında yavaşladı. Gölge'nin gözleri kısılırken eşiğinin ardında her yerin mor büyüyle aydınlandığını gördü. Eşikten geçtiğinde, büyüye rağmen canı hiç yanmadı. Alevler mor büyüyle dalgalanırken kadın çemberin tam ortasındaydı. Gölge, kadını gördüğünde duraksadı. Bacaklarını kendisine çekerek sarılmış, başını da dizine yaslamış, öyle oturan kadına bakarken adamın bacakları güç kaybetmişti. Kadın ağlamıyordu. En azından, dışına ağlamıyordu. Nefes alış verişleri hızlıydı. Bir güç patlaması yaşadığına göre, gittikçe sakinleşiyor olmalıydı. Artık etrafında ona zarar verebilecek bir ateş yoktu ama o düştüğü yerden kalkamamış olmalıydı.

Gölge, yakınlaşmaya başladıkça eş zamanlı olarak kadın başını kaldırdı. İki savaşmaktan yorgun düşman, birbirine baktığında Veyla yavaşça elini Gölge'ye uzattı. Veyla'nın harap olmuş gözlerine bakarken, Gölge de kadının eline uzandı. Bunu hiç düşünmeden yapmıştı. Onu tutup çekmek istemişti. Her şey bir yana, Veyla bir adım attığında Gölge'nin geride durması daha da zorlaşıyordu. Eline, kadının yumuşak teni değmediğinde gözleri ellerine döndü. Kadın, taşı uzatıyordu. Bulmuştu.

Gölge yutkunduğunda Veyla taşı Gölge'de bırakarak elini geri çekti. Gölge tekrar kadına bakarak onu tutup çekmek için eğildiği vücudunu yavaşça doğrulttu. Veyla da ellerini iki yanına yaslayıp destek alarak yerden kalktı. Karşı karşıya kaldıklarında Gölge'nin dudakları bir şeyler söylemek isteyerek aralanıyordu ama titrek bir nefes alıp kapanmak dışında bir işe yaramıyorlardı.

Veyla, "Yalan söylememiştim." dedi.

Gölge, gerçek olma ihtimalinden korkarak baktı. Veyla, kendisi için değil, bir taş için geri döndüğünü düşündüğü Gölge'den gözlerini alıp yanından geçeceği sırada Gölge, ne diyeceğini bile bilemeyerek kadının kolundan tuttu. Mor alevler yüksek tavana kadar yükselirken Veyla "Dokunma!" diyerek kolunu çekti.

Gölge, başını soluna çevirmiş, kalbi gibi solunda olan Veyla'ya bakarken sessiz kaldı. Veyla, saatler önceki Gölge gibi "Bana dokunmayacaksın artık." dedi. Gölge'nin içi 'artık' kelimesine sızladı. Gerçek ya da sahte, ilk aylarda her dokunduğunda elini kolunu çeken, iğreniyormuş gibi bakan kadın, artık dokunmasına müsaade etmeye, hatta kendisi de dokunmaya başlamıştı ve şimdi... 'Dokunmayacaksın artık.' diyordu. Gölge, kendini kaybetmekten korktukça kadınla ilgili bir şeyleri kaybediyordu ve bu kendini kaybetmekten bile beterdi.

Gölge'nin ona söylediği gibi "Bana teslim olurmuşsun ya da teslim olsam beni mahvetmezmişsin gibi dokunmayacaksın." dediğinde, Gölge yumruklarını sıktı. Öfkeden değildi. Elleri ona uzanmak isteyip duruyordu ve mani olmakta zorlanıyordu. Taşı tutan elinde, taşın çıkıntıları avucuna batıyordu.

Gölge'nin gözleri, kadının omuzlarının hizasına düşerken başı da hafifçe eğildi ama kadın, "Ben de seni artık göze bile almayacağım." dediği gibi kızaran gözleri Veyla'nın gözlerine çıktı. Saatler önce Veyla'nın yaptığı gibi canı yanarak baktı. Veyla bu duyguyu gördü ama Gölge'nin ona inanmadığı gibi, Veyla da inanmadı.

Veyla gözlerini güçlükle Gölge'den aldıktan sonra ilerledikçe mor büyüyü de beraberinde taşıyarak mağaranın çıkışına yöneldi. Gölge ise hala, soluna, kadının bıraktığı boşluğa doğru bakıyordu. Bir süre öyle kaldı. Ara ara kızarık gözlerini kapatıp açmak dışında hiç hareket etmedi ve hazmetmeye çalıştı.

Bir süre sonra hala kaldıramadığı başıyla mağaranın çıkışına yöneldiğinde hissettiklerini orada bırakabilmeyi ummuştu ama tüm o hazmedemedikleri onunla birlikte geliyordu. Yutkunamadığı boğazında ve sızlayan kalbinde taşıyordu.

Mağaradan çıkan eşiğe geldiğinde gözleri ve başı yavaşça kalktı. Voltriderin önünde, kendi ceketini vermiş olan Yıldat'ın sarıldığı Veyla ile göz göze geldi. Başını, adamın omzuna yaslamış, o da Gölge'yi bekler gibi mağara girişine bakıyordu. Gölge donakalırken ardında bırakamadığı yetmezmiş gibi, önüne de bakamayacağı bir ana şahitlik ediyordu. Gölge'nin ceketi, hemen yanlarında yere düşmüş, belki de atılmıştı. Gölge yerdeki ceketine baktıktan sonra yeniden Veyla'ya baktı. Gölge alevlerin arasına dönmek ve sonsuza kadar yanmak istiyordu. Kalbi paramparça olmuş, her parçası da için için sızlıyordu.

Veyla, Gölge'nin ceketini daha fazla giymek istememişti. Kokusu burnuna dolarken ondan nefret etmeye çalışmak, Gölge'nin ondan nefret etmesiyle baş etmekten bile zordu. Yıldat'ın ceketini istemiş, başından beri sevmeye çalışması gerektiği adamın ona sarılmasına müsaade etmişti. Kötüydü. Onu iyi edecek adama sarılamadığı için Yıldat'ın kollarında teselli bulmaya çalışırken yine de gözleri o adamı bekleyerek bakmış, şimdi de bulmuştu.

Veyla, Gölge'ye bakmak istemiyormuş gibi başını kaldırıp diğer tarafa çevirerek yeniden Yıldat'ın omzuna yasladığında Gölge, bu görüntüye bakmaya katlanamadı. Mağara eşiğinden içeriye, yana kaydı. Aslında, kaçtı. Sendeleyen vücudunu ardına doğru çevirirken sırtını mağara duvarına yasladı. Karşı duvara yansıyan ateşin yansımalarına irileşmiş gözleriyle bakarken zihni ona biraz önceki görüntüyü tekrar ve tekrar gösteriyordu. Bir eli düğüm düğüm boğazıyla, alev alev göğsü arasında tenini sıkarak dolaşıyordu.

Hiç kazanamadığını varsaydığı Veyla'yı, kaybetmiş gibi hissediyordu.

39

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!