🔮 42 ⚡ Teslimiyet
3. KISIM ♛ KRAL VE KELEBEK♛
🔮 42 ⚡ TESLİMİYET
**
"Bir zevk evi?"
Gölge, "Ben 'eğlence merkezi' demeyi tercih ediyorum." dedi. Veyla saçındaki peruğu çekiştirerek düzeltirken kameranın görmediği bir aralık seçmişti. Gölge de hâlihazırda küçük olan aralığa, Veyla'nın yanına gelirken Veyla "Bekle, çıkayım." dedi.
Gölge peruğunu düzeltirken geri çekilmeyince kadın duvara yapışarak geriledi. Yine de uzaklaşamadığı kaslı bedenden gözlerini kaçırmaya çalışırken sinirle inledi. "Ortama uyum sağlamaya başladın bebeğim."
Veyla irileşmiş gözleriyle Gölge'ye dönünce, Gölge kadına bakmamış olsa bile göz ucuyla görebildiği ve ezberlediği kadarıyla kadının yüz ifadesini bilirken güldü. Bir yandan da kadının ardındaki duvara yaslı aynada saçını düzeltiyordu. Bugün tam anlamıyla bir Azrit olmuştu. Beyaz saçları ve sarı gözleri başkalarına bu yanılgıyı verebilirdi ama Azritlerden daha koyu olan tenine bir müdahalede bulunmamıştı. Yine de zevk merkezlerinin kırmızı ışıkları, her rengi karmaşık kıldığından sorun arz etmiyordu.
Veyla da bitki çağıran olmuştu. Onlar kadar karmaşık giyinmemişti ama zaten burada aslolan giyinmek değil, soyunmaktı. Eğlence merkezlerinde aldığınız hizmet, zevkti. Çoğu azrit için bu amaçla sokağa çıkması yeterli olabilirdi ama seçici ve zengin Xalialar, daha fazla seçenek ve şansın olduğu eğlence merkezlerini tercih ederdi. Buralar sadece seks zevkini değil, kumar ve başkaca arzuların zevkini de bahşederdi.
Veyla, adamın neredeyse çıplak göğsüne vurup "Sinirli bir inlemeydi!" dedi. Gölge saçını düzelttikten sonra kollarını indirirken Veyla'ya baktı. Kadın oldukça topuklu bir çizme giymesine rağmen hala kendisinden kısa olduğu için başını eğerek bakmıştı.
Gölge, "Haklısın, ayırt edebilmem lazımdı. Zevk inlemeni de biliyorum." dediğinde Veyla'nın yeni darbesindeki gecikmesi Gölge'nin gülerek kaçınabilmesini sağlamıştı. Veyla sırtını duvardan ayırıp Gölge gibi koridora yönelirken "Hayal mi duyuyorsun?" diye sordu.
Gölge, uzatarak "Bebeğim, bebeğim..." derken koridorda ilerliyordu. "O gece kulübündeki sahte sevişmemizde, inlediğine sahip olduğum her şey üzerine bahse girerim."
Yeterince para veren herkesin özel kapısı mevcut olduğundan şimdi koridorda teklerdi ama koridorlar kamerayla dolu olduğundan yine de dikkatli olmalılardı. Hem de... Neredeyse teklerdi... Koridorlar duvarlarla değil cam vitrinlerle çevriliydi ve vitrinlerde çıplak kadın ve erkek hologramları vardı. Altında da isimleri ve oda numaraları yazıyordu. Gölge bir kadının yanında durduğunda Veyla'nın aklı çıktı ama adamın yaptığı cam vitrinin üstündeki tuşlar ile calin sipariş etmekti. Çıplak kadının eli hizasındaki camda bir kapak açıldı ve bir calin bardağı uzatıldı. Gölge eline aldığı gibi Veyla da Gölge'nin elinden alıp pipeti dudaklarına götürdü. Gölge ona bakarken Veyla keyifle gözlerini kırpıştırarak içkisini yudumladı. Gölge gözlerini devirirken diğer caline uzandı. Zaten iki tane söylemişti ve ilkini Veyla'ya uzatacaktı ama kadın aceleci davranmıştı.
Veyla, Gölge'nin bir başka içkiyi alarak ilerlemeye devam etmesini izlerken içkiyi yudumlaması yavaşlamıştı. Kendisi için de sipariş ettiğini görünce daha keyifle gözlerini kırpıştırarak adamın peşine takıldı. "O zaman sahip olduğun her şeyi bana kaybedersin."
Gölge, pipeti bir kenara atıp bardağı dikledikten sonra kapalı dudakları ardında içkiyi birkaç saniyeliğine hapsedip dili ve dişleri arasında gezdirirken 'Muhtemelen öyle olacak' diye düşündü ama bahis konusundan bağımsız bir yeniliş olacaktı.
Orta alana açılan tepesindeki hareketli ışık yüzünden bazen yeşil, bazen kırmızı gözüken kapıya ilerlerken Veyla da içkisini bitirmiş bir kenara atmıştı. Yavaşça bileğine kadar uzanan uzun ceketini çıkartırken hareketlenmeyi duyan Gölge yavaşlayarak ardına döndü. Kadının ceketini çıkardığını görünce tamamıyla durdu. Veyla adamın neden durduğunu anlayamazken ceketi sadece hologramdan ibaret çıplak kadınlardan birine doğru atıp "Sana emanet tatlım." dedi.
Gölge, "Nereye gideceğimizi öğrendikten sonra koşarak odana dönmenin sebebi bunu giymek miydi?" dediğinde Veyla sırıtarak ellerini beline koyup iki yanına doğru hafifçe sallandı. "Nasıl? Ne zamandır dolabımdaydı."
Gölge şoka uğradığı ve idrak kabiliyeti kaybettiği bir sürenin ardından heyecanı öfkeye dönüşürken "Ben siktiğimin taşını kendim bulacağım ve sen de burada bekleyeceksin." dedi. Veyla şaşkın bir şekilde gülerken "Ne?" diye sordu.
Gölge "Niyetimiz gizlenmek, herkesi etrafımıza toplamak değil." dediğinde Veyla ellerini belinden çekip üfledikten sonra etrafındaki hologramları gösterdi. "Herkesin çıplak dolaştığı bir yerde ben ne kadar ilgi çekebilirim?"
Gölge yere eğilip ceketi aldıktan sonra Veyla'ya uzatırken sinirle "Tahmin bile edemeyeceğin kadar." dedi. "Geleceksen giyin, giyinmeyeceksen kal."
Veyla "Giyindim işte!" derken ceketi alıp tekrar yere attı. Gayet güzel göründüğünü düşünüyordu. Giyindiği açık yeşil büstiyer bir kelebek formunda tasarlanmıştı. Metalik, hafif opalesan bir zemin üzerinde şekillendirilmiş bu kelebek kanatları zarif kıvrımlarıyla göğsün en ilgi çekici olan kısımlarını kapatıyordu ama kapatıyor olması, durumu daha da merak uyandırıcı kılıyordu. Kanatların çevresi barok tarzda kabartmalı, bronz renginde ince işlemelerle süslenmişti. Göğüs ortasında kırmızı bir taş vardı ve kelebeğin gövdesini temsil ediyordu. Aşağıya doğru sarkan zarif damla taşlar ışıldıyordu. Kelebek kanatlarının ucunda da birkaç adet kristal damla taş sarkıyordu. Askı görevi gören üst beden zincirleri, göğüs kısmından boyna doğru uzanıyor ve boynunda çok katmanlı boynu hafifçe sıkan bir kolye görünümü yaratıyordu. Bu kolye, renkli taşlar ve zincirlerden oluşuyordu. Etek bölümü kahverengi tül bazlı, üstünde mavi, yeşil ve beyaz çiçekleri olan yarı transparan, asimetrik bir kumaşla kaplıydı. Oldukça kısaydı ama şortlu oluşu belirli görüntülerin önüne geçiyordu. Eteğin üzerinde altın rengi kelebek motifli bir kemer vardı. Bu kemer hem bel çizgisini vurguluyordu hem de bütünlük sağlıyordu. Kumaşın sağ tarafı aşağı doğru hafifçe sarkarak bir dökülme izlenimi sağlıyordu. Tam bir Terra masalları perisi gibi görünüyordu. Mor giyinemese bile, kelebek görüntüsünden vazgeçememişti.
Gölge gözlerine, kadının ne kadar güzel olduğuna bakıp durmamaları için engel olmaya çalışırken "Veyla, iç çamaşırı gibi görünüyorlar!" dedi.
Veyla da sinirle "Zevk evinde olduğumuzun farkında mısın?" diye sordu. "Herkes çıplak olacak! içeride en kapalı giyinen kişi ben olacağım."
Gölge, işin bu kısmını düşünmemişti. Veyla yine her zamanki kıyafetlerini giyer, gelir diye düşünmüştü. O haliyle bile oldukça çekiciydi. O haliyle bile Gölge, her bakıştan sakınmaya çalışıyordu ama böyle... Böyle kolları arasına alsa, hiç çıkartmasa yeriydi.
Gölge gömleğini ve pantolonunu gösterdi. "Ben de giyiniğim."
Veyla 'maalesef' diye düşündüğü için kendisini cimciklemek istedi. Adamın iki yanından sarkan gömleğinin kumaşlarına elinin tersiyle vurup "Göğüs ve karın kasların görünüyor." dedi. Gölge hızla ellerini gömleğinin uç kısmına getirip düğmeleri bağlamaya başladı. "Artık gözükmüyor."
Veyla gözlerini devirip "Bu şekilde kim olduğumuzu bas bas bağıracağız." dediğinde Gölge, "Tamam, sikeyim. Gerekirse savaşırız." dedi ve göğsünün ortasına kadar geldiğinde düğmeleri bağlamayı bıraktı. Veyla'nın da aşağıya doğru kayıp durmaya çalışan gözleri bir yandan sitemlenirken bir yandan rahatladı ve adamın gözlerine odaklanabildi.
Veyla, "Bu elbiseyi başka bir yerde giyinmek istemem ama en azından bir yerde giyinmek istiyorum ve sen buna engel olamayacaksın." dedikten sonra adamın vücuduna çarparak yanından kapıya doğru geçti. Bir saniye geçmeden Gölge kolundan tutup kendisine çevirdi. "Plan iptal, gidiyoruz."
Veyla, "Sen manyak mısın?" diye sorarken kolunu kurtardı ama Gölge hızla yeniden tuttu. "Bunu cevapladığımı sanıyordum bebeğim."
"Beni çekiştirmeyecektin!"
Gölge şirince sırıtıp "Doğru." dedi ve kolunu bıraktı. Veyla, Gölge'nin anlayışlı ve uysal yaklaşmasına şaşırdı. Gölge "Elini tutacaktım." dediğinde Veyla gözlerini devirirken Gölge bu sefer de kadının elinden tutarak kapıya yöneldi.
Veyla adamın peşinden sürüklenirken elini çekmeye çalışıyordu. Bir ayağını kaldırıp Gölge'nin bacağının ardına yaslayarak elini çekmeye çalışırken Gölge, "Düzgün dur." diye söyleniyordu. "Bak, ortalığı mosmor edeceğim şimdi! Bırak!"
Gölge, "Gerekirse sikmor et. Gidiyoruz." derken buradan çıkan kapıya varmışlardı ama çıkmadan duraksadı ve sinirle inleyip kadının elini bıraktı. Kadının ceketini almak üzere geriye doğru adımlarken "Burada bekle." dedi.
Veyla, "Ya tabi..." diyerek yeniden hareketlendiğinde Gölge sinirle inleyip ceketi boşverdi ve kendi gömleğini hızla çıkartıp mekânın içine açılan kapıya doğru koşan kadının vücuduna sararak kadını kucakladı. Veyla neredeyse çığlık atarken Gölge, kadının ayaklarının yerden kesilmesini sağlayarak kucağına aldı ve kapıya yöneldi. Veyla adamın kollarından kurtulmaya çalışırken "Ya, ne yapıyorsun ya?" diye çığlık atarak sordu. Gölge, kadın böyle cebelleşirken gömleği kayıp durduğu ve buradan çıktıklarında karşılaşacakları kişilere ilgi çekici görüntüler sergilemeye devam edeceği için kapının önünde durdu ama kadını indirmedi.
"Şimdi seni indireceğim ama düzgün duracaksın."
Veyla başını tehditkâr bir şekilde sallarken Gölge de kadının düzgün durmayacağını biliyordu ama denemeye mecbur olduğu için kadını indirdi. Kadını bıraktığı gibi gömlek kadının vücudundan yere doğru düşerken Veyla ona doğru dönüp yüzüne yumruğu indirdi. Gölge, dağ gibi olan vücudunu, kadının eli acımasın diye sıkmadığından ve kadın vururken büyüsünü de yönlendirdiğinden çenesi yerinde mi diye kontrol etti. O sıra Veyla adamın çıplak göğüslerine yasladığı elleriyle adamı ittirdi. Gölge birkaç adım geriletmesine izin verirken gözleri birkaç saniyeliğine kadının vücuduna inip yükselmişti ve sabır dilemişti. Kadın böyle gözükürken kendisi bile zor dayanıyordu, bir başka gözlere bu görüntüyü bahşetmek istemiyordu.
Veyla, "Buraya o siktiğimin taşı için geldik." dedikten sonra kameralara el salladı. "Merhaba bu arada." dedikten sonra öfkeyle Gölge'ye baktı. "Senin yüzünden her şey mahvoldu."
Gölge, "Ses büyüsü açık." dediğinde Veyla "Ortalığı mosmor edersem, görüntü büyüsü de açabilecek misin?" diye sordu.
Gölge, "Vazgeçtim taştan." dediğinde Veyla sinirle inleyip ellerini yumruk şekline sokarken Gölge'nin üstüne yürümeye devam etti. "Neden böyle yapıyorsun?"
Gölge kadının elini yakalayarak tutmaya çalışırken güç kullanmadığı için Veyla kolaylıkla elini kurtarıp adamın üstüne yürümeye devam edebiliyordu. "Bir şey yapmıyorum. Vazgeçtim ulan taştan. Hadi gidiyoruz. Sonra ben kendim geleceğim."
Veyla, "Yok ya?" diye sorduğunda bu tepkiyi verdiğine şaşırdı. Bir an, Gölge'nin tek gelmesini istememişti. Zevk yerinde, zevklerin Kral'ı Gölge Karanir'in tek başına olması, hoş bir fikir gibi gelmemişti. Niye, bilmiyordu.
Gölge kadının elini tuttuğu gibi diğer eliyle de destek aldığı için birbirine çekilen vücutları çarpışırken Veyla, "Hiçbir yere gitmiyorum." dedi. "Birlikte yapacağız."
Gölge, "O zaman ceketi giyeceksin." dedi.
Veyla, kafasıyla diklenip "Giymeyeceğim." dediğinde Gölge de alınlarını birleştirip "Giyeceksin." dedi.
Veyla parmak uçlarıyla yükseleyerek Gölge'nin oluşturduğu baskınlığı bertaraf etmeye çalışırken üstüne doğru gitmeye devam ediyordu. "Giymeyeceğim!"
"Beni çıldırtma!"
Veyla, vardıkları kapının yanındaki sensöre elini kaldırdığında Gölge'nin ardındaki kapı açıldı. Gözler onlara doğru döndüğünde Gölge bir ardına bakmaya kalkıştı ki, yeniden önüne döndüğünde Veyla orta alana dalmıştı. Gölge ellerini yumruk şekline sokup sinirle inlerken dışarıda fırtınalar kopuyor olmalıydı ama yerin yedi kat altındaydılar. Veyla ilerledikçe sırıtışı siliniyordu çünkü etrafında pek de hoşuna giden görüntüler yoktu ve Gölge'nin yanına dönüp 'tamam gidelim' demeyi düşünmeye başlamıştı.
Ardına döndüğü gibi dibine varan Gölge'ye çarptı. Bir kolunu kadına sarıp yanına çekerken etrafındakilerin arasında en kapalı giyinenin Veyla olduğunun Gölge de farkındaydı ama yine de iş başında olanların bile dönüp baktığı kişinin de Veyla olduğunu görebiliyordu. Geniş kolu bile kadını yeterince görünmez kılamazken olabildiğince kendisine çekip "Senden nefret ediyorum." dedi. "Senden, inadından, laf dinlemezliğinden, beni çıldırtmandan nefret ediyorum!"
Veyla, "Ben de sana bayılmıyorum." dese de adamın himayesinden çıkmayarak etrafı inceledi. Tenlerinin çıplak kısımları birbirine değmekten de öte, Gölge'nin tutuşu dolayısıyla neredeyse yapışmıştı. Yüksek tavanlı alanda, bulundukları kattan zemine kadar yükselen altı katın avluya bakan duvarları açıktı ve korkuluklarla çevrelenmişti. Veyla, koridorlarda ve cam asansörler, ışıklı merdivenlerde dolaşan kimseleri görebiliyordu. Bazıları dolaşıyor, bazıları ise... Başka şeyler yapıyordu. Bulundukları katta ışıklı kumar masaları geniş alana serpiştirilmişti. Üst katlarda ise özel zevk odaları mevcuttu. Bazılarından, müziği bastıran zevk çığlıkları yükseliyordu. Üst katlardaki bazı odaların kapısında işaretler mevcuttu. Hizmet verenin sahip olduğu büyüye göre ayrılan kapılar mevcuttu. Bazıları tehlikeli zevkleri arzulardı. Ateşlerin arasında sevişmek ya da suyun altında... Bazılarının büyüsü ise zevki yönlendirmekti. Sadece zevki değil, tüm hisleri yönlendirebiliyorlardı ama böyle bir yerde aslolan da zevkti. Alınan hazzın arttırılabildiği odaların ücretleri de diğerlerine kıyasla yüksekti. Hizmet alanlar ve hizmet verenler vücutlarındaki neon halka yardımıyla ayrılıyordu. Hizmet verenler koluna, bacağına ya da boynuna ışıklı halkalardan takmıştı. Bazıları halkaları takacağı yer için daha yaratıcı tercihlerde bulunmuştu. Veyla kusacakmış gibi hissederken etrafındaki bakabileceği tek güzel şey olan Gölge'ye baktı. O da ona öfkeyle bakmakla meşguldü.
"Dikme bana gözlerini öyle."
Gölge, yüzlerini yakınlaştırıp öyle bakarken birkaç gün önce Veyla'nın da ona yaptığı gibi sinirle "Böyle nasıl?" diye sorunca Veyla üfleyerek bakışlarını ve yüzünü kaçırdı. "Bak işte. Gayet herkes kendi işinde gücünde. Absürt bir ilgi falan çekmedim. Planı ben değil, sen mahvedecektin."
Zevk hizmeti değil de garsonluk hizmeti veren, en azından giyinik olan bir çalışan yanlarına gelip altın rengi bir kartı Veyla'ya doğru uzattı. Gölge'nin kadını tutan kolu sıkılaşırken kadını hafifçe geriye çekip karta kendisi uzandı. Gölge kartın ne anlama geldiğini biliyordu ama Veyla böyle bir yere ilk defa geldiği için "Ne bu?" diye sordu. Gölge de o sıra "Sikeyim, aynen. Hiç ilgi çekmedin." diye söyleniyordu.
Çalışan, hepsinin yüzlerine sonradan yerleştirilmiş gibi diğer çalışanların tıpkısı olan bir gülümsemeyle, "Seks teklifi. Lorak Bey, eğer kabul ederseniz sizi odasında bekliyor." dedi. "Hizmet veren değil, alan olduğunuzun farkında ama dilerseniz size bizzat hizmet vermek istiyor."
Veyla şaşkın bir şekilde "Lorak Bey..." diyerek Gölge'ye baktı. Gölge ise çalışana bakıyordu. Lorak Bey, mekânın ve geldikleri şehrin sahibiydi. Gece sonunda, gecenin kazananları ve yıldızlarıyla bizzat bir konuşma yaptıktan sonra bir süreliğine yeniden ortadan kaybolan biriydi. Veyla ile Gölge'nin sırayla şehirlere gidip bir amaç uğruna ya savaştıkları ya da bir şeyler aradıklarını bilen her şehir yöneticisi, kendi güvenliklerini arttırmış, temkinli davranmaktaydılar. Bu sebeple de zevk mekânında birkaç dakikalığına ortaya çıkan Lorak'a, savaş çıkarmadan ulaşmak için tek çare, buraya gelmişlerdi. Şimdi ise gece sonunu beklemelerine gerek bile olmayan bir teklifle karşı karşıyaydılar.
Veyla, "Kabul ediyorum." diyerek Gölge'nin elinden kartı aldı ama bir saniye geçmeden Gölge kartı geri alıp adama doğru attı. "Reddediyoruz."
Çalışan yerden kartı aldıktan sonra doğrulup aynı gülümseme bile "Teklif sadece hanım efendiye geldi. Lorak Bey, grup seksi değil bireysel bir seks teklifinde bulundu." dediğinde Gölge, her kelimeyi bastırmak ister gibi başını sallarken "Hanım efendi siktiğimin teklifini reddediyor." dedi. Yeniden kartı uzatan adamın elini, elinin tersiyle ittikten sonra uzandığı yakasından tutup hafifçe kendisine çekti ve "Bir daha 'seks teklifi' dersen senin o dilini alır, boğazından sokar, oradan bağırsa..." diye sövme zincirine başlamışken Veyla, Gölge'nin yanağından tutarak kendisine çevirdi. Başka bir şey yapmasına gerek kalmadan Gölge adamı bıraktı ve Veyla'ya odaklandı. Veyla Gölge'yi birkaç adım uzağa çektikten sonra kulağına yöneldi. Gölge yutkunurken iyice gevşemiş kaşları kadının omzunda gezinirken Veyla'yı dinlemeye başladı.
"Bizzat yanına gitmek için mükemmel bir fırsat. Biraz rol yaparım ve sonra duruma göre ya bizzat taşa ulaşırım ya da güvenliği etkisiz hale getirip senin de yanımıza gelmeni sağlarım."
Gölge hafifçe başını Veyla'ya çevirince, o sıra cevap bekleyen Veyla da adamın kulağından yüzüne doğru dönmüştü. Burunları birbirine değdi. İkisi de bir anlığına yutkunduktan sonra Gölge ne diyeceğini anca hatırladı.
Gölge, asıl derdini açığa çıkarmamaya çalışarak "Kimseye dokunamayan biri olarak nasıl rol yapacaksın?" diye sordu. Kadının da çekinip vazgeçmesini ummuştu.
Veyla pek dokunmayı düşünmüyordu ama Gölge'nin her şeye karışıp kararları vermesine karşı sinir oluyordu. Niye yaptığını da anlayamıyordu. Baskınlık kurmaya çalışıp duruyordu. Ona bir Kraliçe gibi davranacağına dair söz vermişti ama hala kendisi bir Kral da, Veyla onun kölesi gibi davranıyordu. Veyla, "Görev için yaparım." dedi. "Görev için sana dokunmuşluğum bile var."
Gölge kadının küçümseyerek söylediği şeye karşı gözlerini devirse de "Evet inlemişliğin de ..." dediği gibi Veyla adamın çıplak karnını cimcikledi. Gölge'nin başına voltriderlar atılmıştı, ateşlerle boğuşmuştu, devasa lunaların pençeleriyle savaşmıştı ve şu an aldığı darbe bir cimcik miydi? Garipseyerek karnına baktığında Veyla, "Daha fazlası da var." diyerek ellerini gösterdi. Gölge hafifçe güldükten sonra konuyu hatırlayıp bir anda ciddileşti ve "Hayır." dedi. "Görevi başarıyla yerine getirebileceğini düşünmüyorum. Her şeyi birbirine karıştıracaksın. O yüzden reddediyoruz."
Veyla, "Burası özgür bir kuruluş. Kabul etmek istediğimi söylersem, senin bana engel olmana müsaade etmezler." dediğinde Gölge yavaşça gülümsedi. Gözleri kadının gözlerinde gezinirken gülümsemesi gittikçe tehditkâr bir hal alıyordu. "Burayı yıkarım."
Veyla ofladıktan sonra "Ben de Kraliçe'ydim hani!" diye söylendi. "Öyle davranacağını söylemiştin ama hala tüm kararları kendin almak istiyorsun."
Gölge, "Burada ne Kral'ız ne de Kraliçe. Ben işe yaramaz bir Azrit, sen de..." dedikten sonra oldukça yakın olmaları sebebiyle görüş alanı kısıtlı olsa da olabildiğince kadının vücudunu inceledikten sonra yutkunup kadının gözlerine öyle baktı. "... bir..."
Veyla kaşlarını kaldırdığında Gölge "... bitki çağıransın işte." dedi. Aslında söylemek istediği çok başka şeyler vardı.
"O 'bitki çağıran işte', üç saniyede şehrin sahibinin ilgisini çekti ve bizzat hizmet veren olmak istedi, sen farkında mısın?"
Gölge "Sikeyim, bundan bahsediyordum!" diye bağırdı. "Girdiğin her ortamda ilgileri üstüne çeken bir kadınsın ve böyle giyinmen her şeyi daha da boka bulaştırdı!"
Veyla'nın dudakları sırıtmaya çalışırken "Sadece 'bir bitki çağıran işte' değilim yani?" diye sordu. Gölge gözlerini devirerek kaçırırken "Bir tık fazlası." diye sızlandı. Veyla sessiz kaldığında Gölge gözlerini sırıtan kadına çevirdi. Veyla kaşlarını kaldırdı. Daha fazla iltifat beklediği ortadaydı. Gölge, "Lafımı dinlemene yardımı dokunacak mı?" diye sordu. Veyla sırıtışında dilini şaklattığında Gölge, "Bir tık fazlası kadarsın o zaman." diye söylendi.
Veyla, "Kabul edeceğim." dediğinde Gölge, "Kumpas olabilir." dedi.
Veyla, "Kabul edeceğim." diye diretti.
Gölge gergin dudağını yaladıktan sonra "Burada gördüğün herkesin ölüm sebebi olursun." dedi. Veyla adamın ciddilik payını ölçüp tartarken çalışan "Kusura bakmayın, bölüyorum ama..." dediği için ona baktılar. Çalışan aynı gülümseme ile cebinden bir kart daha çıkartıp bu sefer Gölge'ye uzattı. "Yalaz Hanım da aynı teklifte bulundu. Eğer kabul ederseniz, size bizzat hizmet vermek istiyor."
Veyla, "Yalaz Hanım?" diye sorunca çalışan gülümseyerek "Lorak Bey'in karısı. Şehrin Kraliçesi." dedi.
Veyla, anlık yükselen siniriyle "Bunlarda hiç birbirlerine sadıklık yok mu?" diye sordu. "Madem evliler, niye başkalarıyla sevişmek istiyorlar?"
Çalışan, "Lorak Bey ve Yalaz Yanım, hizmet almaktan keyif alan bir çifttir. İlk defa hizmet verecekler." dedi. Veyla, "Onların ben fantezilerini sikeyim..." dedikten sonra Gölge'ye döndü. Adamın kulağına doğru "İkimiz birden tehlikeli" dedi.
Gölge, "Evet. O yüzden sen burada kalacaksın. Hatta voltridera döneceksin." dedi. Veyla hafifçe çekilip adamın yüzüne baktı. "Sen mi gideceksin?"
Gölge başını onaylar şekilde salladı. Veyla yine öfkeyle "Yok ya?" diye sordu. "Ben görevi başarıyla yerine getiremem ama sen getirebilir misin?"
Gölge, yamuk bir sırıtış eşliğinde "Şüphen mi var?" diye sordu. "Zenith üzerinde benden fazla seks deneyimlemiş biri olduğunu sanmıyorum."
Veyla parmak uçlarında yükselip adamın yüzüne doğru "Ne güzel bir başarı!" dediğinde Gölge şaşkın bir şekilde gülerken "Yine niye çıldırdın güzelim?" sordu. Gerçekten kadının neye öfkelendiğini anlamamıştı.
Veyla kem küm ettikten sonra "Sana!" dedi. "Kararları vermeye çalışıyorsun, beni küçümsüyorsun, emirler yağdırıp duruyorsun. Sen duracaksın, ben gideceğim. Hatta sen voltridera gideceksin."
Gölge, yorgun bir şekilde "Gel, biz dönelim." dedi. "Siktiğimin taşına da ne oluyorsa olsun."
Veyla, sonra Gölge'nin tek ya da Ash'le gelmesinden endişe edip "Hayır." dedi. "Taş kâğıt makas." diye elini kaldırdığında Gölge "Herkese uğursuz, kendine uğurlu kelebekle mi? Yok kalsın." dediğinde Veyla üfledi ve yeniden adamın kulağına yöneldi. Gölge'nin de yeniden gözleri kapanırken kadının dudaklarının ve nefesinin kulağına değdiği her anın tadını çıkardı. "O zaman ikimiz de reddedelim. Kumpas olabilir."
Gölge hızla "Mükemmel bir fikir." dedikten sonra kolunu Veyla'nın omzuna doğru kaldırıp kadını kendisine çekerken çalışana döndü. "Sizin sikik tekliflerinizi reddediyoruz." dedi. Veyla Gölge'nin şiddetli sarılışının etkisi altında saçını başını düzeltmeye çalışırken onay almak için bakan çalışana nefes nefese "Evet, ondan." dedi.
Çalışan, "Lorak Bey ve Yalaz Hanım üzgünlüklerini ilettiler. Fikriniz değişirse..." dediği sırada Gölge Veyla ile birlikte kumar masalarına yönelirken çalışanı ardında bıraktı. Veyla saçını zar zor düzelttikten sonra adamın kolunu biraz bollaştırmaya çalıştı. "Şu kolunu..."
Gölge, kolunu kadının omzundan beline doğru indirirken gözleri kumar masalarında geziniyordu. Veyla rahat bir nefes aldıktan sonra "Gece sonunu mu bekleyeceğiz yani?" diye sordu. Gölge, "Gece sonunda da herkesin karşısına çıkmıyor." dedi.
"İlgisini yine, ama bu sefer başka şekilde çekmeliyiz."
Veyla, adam gibi kumar masalarına bakarken "Biraz kasasını soyacağız o zaman." dedi. Gölge "Aynen öyle bebeğim." derken yer olan bir masaya varmışlardı. Masadakilerin eli yeni bitiyordu. Herkesin tepesinde, kucağında ya da masada hemen elinin yanında bir hizmet vereni mevcuttu. Elleri veya dudakları, hizmet alanın teninde dolaşırken kumar zevkini arttırıyorlardı.
Kurpiyer, "Buyurun." diyerek boş sandalyeleri gösterdi. Gölge yavaşça elini Veyla'dan çekerken boş sandalyelere yöneldiler. Biri masanın ucunda, diğeri de onun hemen çaprazındaydı. Gölge Veyla'da olan dolanan gözlere, "Buradan sağ çıkmak istiyorsanız önünüze bakın." dedi. Gözler masaya dönerken Gölge de sakin olmaya çalışarak derin bir nefes alıp verdi. Veyla, adamın hareketlerini anlamaya çalışırken sandalyeye oturdukları gibi kurpiyer Gölgeler için de iki hizmet veren çalışan çağırdı. Hizmet verenler yakınlaşırken Gölge ile Veyla'nın gözleri önce hizmet verenlere, sonra birbirlerine döndü. Aynı anda "Biz istemiyoruz." diyerek kurpiyere baktılar. Aynı şeyi söylediklerini fark ettiklerinde yeniden birbirlerine baktılar. Gölge Veyla'nın istememesine şaşırmamıştı da, Veyla Gölge'nin istememesine şaşırmıştı.
Kurpiyer şaşırarak baktığında Veyla'nın gözü etrafına döndü. Burası, bunun için gelinen bir yerdi. Başkaca kumar yerleri de vardı ama burada, sevişerek kumar oynanırdı. Buraya gelen iki kişinin, hizmet veren istememesi de kurpiyer gibi masadaki diğer hizmet alanların da ilgisini çekmişti. Gölge, "Biz birbirimizle ilgileneceğiz." dediğinde "Ha..." diye algılayan sesler eşliğinde ilgi ve merak üstlerinden çekildi. Veyla'nın gözleri Gölge'ye dönerken kurpiyer kartları karıştırıyordu. Veyla dirseklerini masaya yaslayıp hafifçe hemen sağ çaprazında, yakınında olan Gölge'ye doğru eğildi ve "O ne demek oluyor?" diye sordu.
Gölge, dudağını yaladıktan sonra gergin ve heyecanlı bir şekilde "Seç." dedi.
Veyla kaşlarını kaldırdı. Gölge, "Hizmet mi alacaksın, hizmet mi vereceksin?" diye sordu.
Veyla da gittikçe anlamaya başladığı için oldukça endişeli ve heyecanlı bir şekilde "Kime?" diye sordu. Kurpiyer kartı dağıtırken uzanan eli Gölge ve Veyla'nın arasında kaldı ve "Kim oynuyor?" diye sordu.
Veyla tedirgin bir şekilde gülümseyerek kurpiyere "Bir saniye." dedikten sonra sandalyesini kaydırarak Gölge'ye biraz daha yakınlaştı. Adamın kulağına doğru eğildiğinde Gölge de hafifçe başını Veyla'ya eğdi. O sıra adamın parmakları masanın üstünde heyecanlı bir ritim tutuyordu.
"Böyle konuşmamıştık!"
Gölge, "Seçenekler açık. Ya gideceğiz mekân sahiplerinden hizmet alacağız, ya kurpiyerin gönderdiği hizmet verenlerden ya da birbirimizden. Ben her ihtimale açığım, sen seç." dedi. Her ihtimale açık olmadığı şüphesizdi. Veyla kalkıp başka bir ihtimali seçerse planı bozup buradan gitmelerini sağlardı. Kadına kimsenin dokunmasına katlanamazdı.
Veyla düşüncelerine sahip çıkamazken sessiz kaldığında Gölge, kadının sessizliğinden endişe ederek "Yani şu an sana kimin dokunacağını seçiyorsun." dedi. "Ya da kalkar gideriz, bu da bir ihtimal." diye ekledi. Kadını bir şeye zorlamak istemiyordu. Kadına dokunmak ya da kadının kendisine dokunmasını hissetmek istediği şüphesizdi ama... Yine de bu kadının da rızasıyla olmalıydı.
Veyla'nın gözleri yakınındaki Gölge'nin gözlerine döndüğünde adamın içi gitti. Bakışları gittikçe yumuşarken dudağını yaladıktan sonra çenesinin ucuyla hafifçe Veyla'yı gösterdi. "Biraz önce görev için yapabileceğini söylemiştin. Görev için..." dedikten sonra imayla kaşlarını kaldırıp indirirken "...bana bile..." diyerek konuşmaya devam etti. "... dokunabildiğini söylemiştin."
Veyla, "Hizmet alırsam sen dokunacaksın, verirsem ben mi dokunacağım?" diye sorduğunda Gölge Veyla'nın aklındaki tek seçeneğin kendisi olmasına gülümser gibi oldu. Kadın eğer dokunmak söz konusu olacaksa kiminle bunu yaşayacağından emindi.
Gölge'nin gülümsemesi engel olamadığı bir sırıtışa dönerken "Belli bir yerden sonra böyle bir ayrım kalmıyor." dedi. Veyla heyecanlı yüz ifadesini sinirle üflemiş gibi dağıtmaya çalışırken "Oralara kadar gelmeyeceğimize göre?" dedi.
Gölge, "O zaman, evet." dediğinde Veyla gözlerini sabırla onları bekleyen kurpiyere çevirdi. Gülümseyip duran kurpiyer sabırlıydı ama diğer oyuncular söylenmeye başlamıştı. Gölge'nin kendisine dokunmasını seviyordu ama bunu daha önce deneyimlemişti. Kendisi ise... Gölge'ye pek de dokunamamıştı. Bu bahaneyle bunu deneyimlemek istiyordu. Eldivenleri elindeydi, çıkartması ilgi çekici olurdu ama ona teniyle temas etmek istiyordu. Nasıl bir bahane bulurdu, bilemiyordu.
"O oynuyor."
Gölge, heyecanlı bir şekilde ardına yaslanırken kolları da, sandalyenin kol kısmına doğru yaslanmıştı. Bir bacağını gergin bir şekilde sallarken gözleri Veyla'ya döndü. Kurpiyer Gölge'nin önüne kartları dağıtırken Veyla da yavaşça sandalyeden kalktı. Veyla gözlerini Gölge'ye çevirmiyordu, henüz buna cesaret edememişti. Gölge de özgürce kadının kendisine yönelmesini izliyor, kadın yakınlaştıkça daha da heyecanlanıyordu.
"Ama eldivenler lütfen. Hile tehlikesine istinaden."
Veyla, bahane bulmasına bile gerek kalmamasına neredeyse gülecekti. Yine de istemiyormuş gibi eldivenlerini yavaşça çıkarıp masanın kenarına koydu. Gözlerini artık mecbur kaldığı için Gölge'ye çevirdiğinde göz göze geldiler ve bir ateş odasındaymış gibi hissettiler. Gölge oturuşunda bacaklarını araladığında Veyla birkaç saniyeliğine es verdikten sonra yutkunup yavaşça Gölge'ye döndü. Bir saniye geçmeden Gölge'nin elleri kadının belinin iki yanında, kadını kucağına çekiyordu.
Kalpleri kulaklarında atarken kumarı ve taşı boş verip yukarıdaki odalardan birine geçme isteklerine, belki de birbirlerinin reddetmeyebileceklerini bilseler kendileri de engel olmazdı. Veyla, Gölge'nin kucağına yerleşirken hemen altındaki sertliği hissediyordu ama hemen kendisiyle bağdaştırmadı. Etrafları, çıplak kadınlarla doluydu ve Gölge herhangi birinden de etkilenmiş olabilirdi. Yine de Veyla bu sertlikten hoşlandı. Gölge ile tanışana kadar ömrü boyunca hiç sızlamayan kadınlığındaki hareketlenmeyi hissediyordu.
Veyla'nın üstünün ipleri dışında çıplak olan sırtı, Gölge'nin de çıplak olan göğsüne yaslanırken adamın dudakları, kadının kulağının hemen yanında, hafifçe temas ediyordu. Bir eli hala kadının belindeyken, diğer eli bacaklarına doğru kaymıştı. Veyla etrafı odaksız bakışlarla izlerken tek ilgisi ardında ve hatta altındaydı. Gölge'nin gözleri ise kadının yüzünün görebildiği kadarına düşmüştü. Dudağını istemsizce kadının kulağına sürttüğünde kadın kucağında kasıldı. Kadının bu hafif hareketlenmesi, Gölge'nin kadının tenini tutan ellerinin sıkılaşmasını sağlarken konuşmak için kulağıma temas etmiş gibi hızla bir bahane buldu. "Şansını konuştur kelebek."
Veyla, 'şu an pek çalışmıyor olabilir' diye düşündü. Büyüsü, zihni, sahip olduğu her şey şu an kontrolsüz bir arzunun merhametine kalmıştı. Adamın dudakları hala kulağında olduğu için yutkunarak hafifçe yüzünü ona çevirdi ve Gölge'nin dudakları da artık kadının gözlerinin yanına değmeye başladı. Veyla ne diyeceğini bilemediği birkaç saniyenin ardından gözlerini kırpıştırıp "Kumarda hiç kaybetmem." dedi. Şansı, bunun olmasına müsaade etmezdi.
Gölge, "Belki de sen oynamalıydın." diye fısıldarken her kelimede dudakları özel bir gayretle kadının tenine temas ediyormuş gibiydi. Gölge'nin yaptığı buydu, Veyla da böyle hissediyordu ama anın büyüsü içerisinde miydi yoksa doğru mu algılıyordu, emin değildi.
Veyla, "O zaman sen bana dokunurdun." dediğinde Gölge hafifçe güldü ve nefesi kadının kulağına çarptı. Veyla'nın gözleri kapandı. Kadın bacağında duran Gölge'nin eli yavaşça kadının iç bacağına doğru kayarken parmak uçları beraberinde bir kıvılcımı sürüklüyordu. Veyla yeniden arzuyla kıpırdanırken Gölge, "Sana kayda değer bir fark olmadığını söylemiştim." dedi. Hizmet alan da, veren de birbirine dokunuyordu. Sevişmek, böyle bir şeydi.
Kurpiyer, "Sıra sizde." dediğinde ikisi de sesini temizlerken gözlerini yavaşça araladılar. Yüzleri kurpiyere doğru dönerken Veyla kartları alıp sadece kendilerinin görebileceği şekilde açarak Gölge'nin göğsüne döndü. O sıra yaşadıkları hareketlenme Gölge'nin yeniden gözlerinin kapanmasına ve vücudunun zevkle titremesine neden olmuştu. Veyla kartlara odaklanmaya çalışırken "Güzel bir el." diye mırıldandı. Gölge, eli hiç de umursamadığı için "Öyle mi?" diye sorarak gözleri araladı.
"Kartları oynayan tutsun lütfen. Haksız rekabet oluşmasın diye tek kişinin oynamasına izin var."
Gölge, "Xalialar da ahlaklarıyla tanınırdı zaten." diye söylenirken bir elini Veyla'dan çekmek zorunda kaldı. Bir eli hala kadının çıplak belindeyken diğer eliyle, Veyla'nın elinden kartları aldı. O sıra oluşan küçük temasa bile muhtaçtılar. Neyse ki eli büyüktü ve tek eliyle tutabiliyordu. Kartların da gitmesiyle Veyla ellerini nereye koyacağını bilemeyerek kartlara baktı. Kartların hemen ardından kurpiyerle göz göze geldiklerinde kurpiyer gülümseyerek "Siz sadece hizmet alanla ilgilenin lütfen." dedi. Yine 'haksız rekabet' ile ilgili bir şey zırvalarken Veyla Gölge'nin vücudunda yavaşça sağına doğru döndü. Sağ omzu, adamın çıplak omzuna yaslanırken göz göze geldiler. Veyla başta yine ellerini nereye götüreceğini bilemedi. Önce kendi çıplak bacaklarına götürdü ama hemen ardından ellerini havalandırdı. Adamın kaslı göğsüne belli belirsiz dokunmasına rağmen tenleri arasında şimşekler dans etti. İkisinin de vücutları kasılırken kurpiyer "Sıra sizde." diye hatırlattı. Gölge gözlerini kırpıştırarak kartlara yönelirken Veyla adamın kulağına doğru yöneldi ama konuştuğu anlaşılmasın diye boynuyla ilgilenirmiş gibi yapmaya çalıştı. Oyuna karışmasına müsaade yoktu ama hep kazanmak istiyorlarsa Veyla'nın şansına ihtiyaçları vardı. Veyla'nın karar vermek için kartlara tekrar bakmasına bile gerek yoktu. İçinden hangisi geliyorsa, doğru kart o olacaktı. Veyla'nın yüzü yaklaştıkça gerilen Gölge, kartlara bakarak karar vermekte zorlanıyordu. Kadın bir eliyle Gölge'nin çenesini tutup hafifçe diğer tarafına çevirdiğinde Gölge'nin gözleri yeniden kapanır gibi oldu. Veyla'nın dudaklarını, kendisi için açtığı boynunda, teninde hissettiğinde kadının belini tutan elinde tutuşu sıkılaştı. Mahvolmuş hissediyordu. Mahvolmak istiyordu.
Veyla'nın heyecanlı dudakları ne öperek ne de yalayarak, sadece temas ederek adamın kulağına doğru yol aldı ve "Sağdan ikinci." diye fısıldadı. Nefesi, Gölge'nin sınırlarını zorlarken Gölge istemsiz bir şekilde kadının belini bırakıp söylediği kartı masaya doğru fırlattı ve tekrar sıra onlara gelene kadar sadece Veyla'ya odaklanmak üzere yeniden belini tuttu. Bu sefer eli sadece durmuyor, kadının teninde yavaşça yukarı aşağı hareketleniyordu. Bir göğüslerinin hemen altına kadar yükseliyor, bir de kalçasına kadar iniyordu. Veyla da Gölge'nin dokunuşlarınıyla aciz kalırken adamın hareketli oluşundan cesaret alıyordu. Sonuçta tek başına dokunmuyordu, sonrasında bir şey açıklaması gerekmeyecekti. Her şey, görev içindi.
Ne var ki, Veyla dokunmayı bilmiyordu. Dokunulmayı, Gölge sayesinde öğrenmeye başlamıştı ama dokunmak... Nereye, nasıl dokunmalı, nasıl yaklaşmalıydı bilmiyordu. Absürt durdukça hem başkalarının, hem de Gölge'nin ilgisini çekeceğini de biliyordu. Gölge gibi, oldukça önemsemiyormuş gibi davranmalıydı. Gölge neredeyse seviştikleri o eğlence yerinde yaşadıklarını küçümser gibi konuşmuştu. Oysaki Veyla için bazı şeyler ilkti. Şimdi ise Veyla bu durumu abartmadan, küçümseyerek yaklaşmalıydı ama her temas, Veyla için o kadar büyüktü ki...
Veyla'nın hareketsiz kaldığı dakikalar, arada kurpiyerin de ilgisini çekiyordu. Kurpiyerle yeniden göz göze gelen Gölge için de kadının durması daha eziyet verici olduğu için elini kadının ensesine doğru kaldırdı. Yumuşak saçları arasından elini daldırıp ensesini tuttu ve kadını yeniden boynuna yönlendirdi. Kadın bir açıklama ihtiyaç duyarsa diye, "İlgi çekiyorsun." diye fısıldadı. Bunu söylemekle bile içi titrerken "Bana dokun." dedi. Ne olur, dokun.
Veyla da ihtiyaç duyduğu cesareti aldığı için ne yapması gerektiğini bilmese de içinden geldiği gibi yaklaşarak adamın boynuna dudaklarını yasladı. Burnu da adamın tenine yaslanırken kokusunu soluyarak tenini dudaklarının arasına aldı. Gölge'nin başı da hafifçe Veyla'ya doğru eğilirken tüm vücudu kasıldı ve gözleri kapandı. Kadının ensesinden uzanan elinde parmakları çenesinde geziniyordu. Kadın yavaşça boynunu öptü. Gölge'nin başı ardına yaslanırken 'siktir' demekten son anda geri durdu. O kadar kadınla sevişmişti, her türlü zevki tatmıştı ama bir öpücüğe inlemek üzereydi.
"Sıra sizde."
Gölge gözlerini aralarken alelade bir kart atacaktı ama kadın "Önce çekeceksiniz." diye hatırlattı. Kurpiyer masada kart destesini Gölge'ye yakınlaştırırken Gölge acelece bir kart çekti. Veyla karta bakmasa da yeniden kulağına doğru yükselip "Çektiğini at." diye fısıldadı. Gölge, kartı attıktan sonra yeniden ardına yasladı ve elini kadının beline doğru indirip sıkıca tuttu. Veyla'nın bir eli adamın göğsünde yukarı aşağı doğru ufak temaslar ile hareketlenirken Gölge'nin gözleri yeniden kapanmıştı ve hafifçe alt dudağını ısırıyordu. Teni, Veyla dokundukça yeşeren kurak bir toprakmış gibi acizce Veyla'yı bekliyordu.
Veyla önce parmak uçlarıyla temas etse de bir süre sonra elini adamın tenine yasladı. Adamın kaslı teni, elinin altında kayıp giden bir zevk okyanusuyken Veyla bu sefer adamın kulağının tam ardını hafifçe öptü. Gölge'nin dili heyecandan kuruyan dudaklarında gezinirken titrek bir nefes aldı. Veyla'nın eli adamın boynundan çenesine yükselirken dudakları çenesinde geziniyordu. Gölge hafifçe başını Veyla'ya çevirirken gözlerini kırpıştırarak ve hafifçe araladı. Gölge'nin de yüzünü çevirişiyle, Veyla'nın dudaklarının hizası, adamın dudaklarının kenarına denk geldi. Veyla yolundan dönmeyerek hafifçe öptüğünde Gölge'nin eli kadının omzuna doğru çıktı ve kendisine yasladı. Böylelikle Veyla geri çekilmedi. Çenesi aşağı ve yukarı doğru hareketlenirken yavaş hareketlerle adamın dudağının kenarını öpmeye devam etti. Neredeyse emer gibi öpüyordu.
"Sıra sizde."
Gölge duymazken Veyla hafifçe dudağını çekmeye çalıştı. Gölge kadının talebine boyun eğerken kolunu hafifçe gevşetti ve yüzünü daha da ona doğru çevirdi. Dudakları birbirine değerken ve ikisinin de gözleri kapalıyken Veyla, "Sıra bizde." diye fısıldadı.
Gölge de "Sıra bizde." diye fısıldayarak tekrarladığında Veyla güler gibi oldu. Adam nedense şapşal gibiydi. Veyla'dan etkileniyor olabilir miydi? Veyla olduğunu bir anlığına bile unutsa, sonuçta kadın ona dokunuyordu. Gerçi... Gölge'nin deneyimlediği temasların yanında Veyla'nınkiler oldukça masum kalıyor olmalıydı ama yine de... Etkileniyor olabilir miydi? Sonuçta bir zamanlar Veyla'yı da arzuluyordu... Son zamanlarda da arzuyla bakar gibi olduğu anlar yaşanmıştı.
Veyla, "O zaman kart çek." dediğinde Gölge gözlerini kırpıştırarak araladı. Veyla da hafifçe yüzünü çekip adama baktığında ikisi de birbirinin gözlerinde arzuyu gördüler ama bir umut uçurumundan atlamamak için hemen emin olmadılar. Gölge hızla sesini temizledi ve kurpiyerin uzattığı desteden kart çekti. Veyla da o sıra yeniden adamın kulağına yöneldi. Dudaklarıyla da temas ederek "Eli aç, kazandık." dedi.
Gölge kartlara bakarken algılarını geri kazanmaya çalışıyordu. Veyla kartlara bakmadan 'kazandık' diyebilecek kadar emindi. Gölge de birkaç saniyenin ardından kadının haklı olduğunu gördü ve kartı masaya açtı. Başkaları mızmızlanırken ve kurpiyer bahisleri yöneltirken Gölge bir süreliğine de olsa elinin özgürlüğe kavuştuğu anlarda vakit kaybetmek istemedi. Elleri yeniden Veyla'nın vücuduna döndü. Bir eli kadının bacağına yerleşip kalçasıyla beline kadar uzanan bir güzergâhta yavaşça ilerlerken diğeri, kolunda, omzunda dolaşıyordu. Kadının tenini seviyordu.
Veyla, "Nasıl bir kadın arıyorsun? Nasıl kadınlardan hoşlanıyorsun?" diye sorduğunda kurpiyer yeni eli dağıtıyordu. Veyla'nın eli de adamın karnıyla göğsü arasında dolanırken diğer eli omzunu sıkıca tutuyordu. Dudakları belli belirsiz adamın boyun çizgisinde geziniyordu. Bazen tenine ufak öpücükler bırakıyordu. Başkası için ufak kabul edilebilirdi ama Gölge'nin gözleri her seferinde kapanıyor, gittikçe de geri açabilmek için ihtiyaç duyduğu zaman artıyordu. Hayatında ilk defa Yıldat olmak istedi. Yıldat'ın yerinde olmak, Veyla'nın dokunduğu, Veyla'ya dokunabilen olmak... Bu hislerin bir oyunla ve şu anla kısıtlı olduğunu bilmek, heyecanına burukluk katıyordu.
Veyla hızla, "Sana Kraliçe aradığımız için soruyorum." diye açıklama ihtiyacı hissetti. Kurpiyer yeni eli verince Gölge bir anlığına ellerini Veyla'dan çekti. Ardından tek eliyle kartları tutarken, diğer eli sıra onlara gelene kadar kadının bacaklarında gezinmek üzere döndü.
Gölge, "Kontrol edemediğim bir kadın." dedi. Nasıl kadınlardan hoşlandığına dair belirgin bir cevabı yoktu. Seviştiği hiçbir kadından tam anlamıyla hoşlanmıyordu. Hepsi bedeniyle yaşadığı bir birliktelikti. Yaşanmakla tükenen arzulardı. Âşık olursa şehrini kaybedeceği düşünüldüğünde, birini gerçekten Kraliçesi kabul edecek kadar âşık olursa, bu ancak kontrolü kaybetmesiyle mümkün olurdu. Veyla'yı da kontrol edemiyordu.
"Ve ardımda bırakamayacağım, önüme katacağım bir kadın."
Veyla da bu cevabı tahmin etmişti. Biri âşık olunca, bir an bile ardında bırakamıyor olmalıydı. Özellikle de varlığını görmeden yapamamasıyla ilgiliydi. Veyla, adamın çenesine küçük bir öpücük kondurduktan sonra "Başka?" diye sordu. Gölge'yi öptükçe, ondan uzak kaldığı süre zarfında nelerden mahrum kaldığını fark eden Veyla, hayatında ilk defa Ash olmak istedi. Ya da herhangi bir kadın. Gölge'nin odasına girip duran herhangi bir kadın bile bu adamın teninde özgürce hareket ederken Veyla bir bahaneye sahip olmadıkça bunu yapamıyordu. Bir daha bu adamı öpebilir miydi, bunu bile bilmiyordu. Belki de her şey şu andan ibaretti. Yakında bir Kraliçe'si de olacaksa... Bu bahaneler gölgesinde bile Gölge'yle temas edebildiği son an olabilirdi.
Sıra Gölgelere geldiğinde Gölge, yine Veyla'nın komutuna göre bir kartı attı ve yeniden Veyla'ya dokunmaya devam etti. İçi alev alev yanıyordu ve Veyla'nın her dokunuşu onu kül ederken o külleri bile yansın istiyordu. Daha fazlası ve daha fazlası için harekete geçmemekte oldukça zorlanıyordu. Taşı çoktan siktir etmişti.
Gölge, "Şehrimi kaybetmeye değecek bir kadın." dediğinde Veyla, 'onu seveceğime, şehrimi kaybederim.' deyişini düşündü. O kadının kendisi olmayacağı şüphesizdi. Adam sevmek için değil, sevmemek için şehrini kaybetmeyi bile göze alabiliyordu. Biri uğruna şehrini kaybetmekle, birini seveceğine şehrinden bile vazgeçmek, uçurumun oldukça mesafeli iki ucuydu. İki ucunun da Veyla'ya ait olması, henüz kadının bilmediği bir gerçekti.
Veyla'nın eli adamın boynuna yükselirken birkaç nefes duraksadı. Onu öpmeye, belki daha fazlasını yapmaya devam etmek istiyordu ama hissettiği burukluk artmaya başlamıştı. Şimdi yaşadığı her temas, buradan gittiklerinde Veyla'nın daha da zorlanmasını sağlayacaktı. Gölge ise hayatına hiç zorlanmadan devam edecekti.
Veyla, kırgınlığının sesine yansımamasını umarak "Başka?" diye sordu. Gölge o sıra bir kart daha attı. "Ulaştıkça ulaşamayacağım bir kadın."
Veyla, "Aşk değil eziyet mi istiyorsun?" diye sorarken kendisi de bir eziyet ısmarlayarak adamın boynunda tenini dişleri arasına aldı. Gölge'nin kadının bacağını tutuşu sıkılaşırken gözleri kapandı. Veyla'nın dokunuşları dolayısıyla gerildikçe koltuktan ayrılan başı geriye yaslanırken kadının dilinin de tenine değmesiyle "Eziyet..." diye cevapladı. Sesi inler gibi boğuk çıkmıştı. "Aşk da bir eziyet."
Veyla dudağını hafifçe ayırdıktan sonra "Dokunuşların hisleri vardır, demiştin." dedi. "Sadece seviştiğim değil, sevdiğim de bir teni istiyorum, demiştin. O kadına dokunduğunda nasıl hissetmeyi istersin?"
Gölge yavaşça gözlerini aralarken iç çekti. Başparmağı kadının tenini okşarken "Sevdiğin tende gideremediğin bir özlem vardır." dedi. Başı hafifçe Veyla'ya doğru döndüğünde Veyla da gözlerini adamın gözlerine çevirdi. Birkaç saniyelik eziyetin ardından ikisi de gözlerini kaçırdı ama uzaklaşmaya niyetleri yoktu. Gölge kadının yanağına doğru eğildi. Tenini dişleri arasına alıp bıraktıktan sonra "Dokunmakla geçmez." dedi.
Veyla yanağını, adamın yanağına yaslarken gözleri kapandı. Gölge de kadının kulağına doğru yöneldi. Dudağını yaladıktan sonra "Aceleci bir telaşa rağmen dingin bir sessizlik vardır." dedi ve kadının kulağının arkasına ıslak bir öpücük bıraktı. Veyla'nın çenesi zevkle yükselirken dudakları aralandı ve titrek bir nefes aldı.
"Bir an önce her durağı keşfetmek isterken bir yandan da her anın tadını çıkartmak istersin. Çünkü her an, bir diğerinden özeldir."
Dudaklarını kadının yanağına, çenesine sürterek yüzünü kadına çevirdi. Kurpiyerin sinir bozucu 'sıra sizde' kelimesi dahi bitmeden bir kart çekip rastgele bir kart attı. Veyla da öneremeyecek kadar dikkat dağınıklığına sahipti. "Sevdiğin teni öpmekle, solumak..." derken burnu kadının saçlarında geziniyordu. "...o tene dokunmakla, onunla sevişmek... Hiçbiri diğerinden daha önemli ya da daha önemsiz değildir." deyip kadının çenesi ile boynunun başladığı noktaya ıslak bir öpücük bıraktı. "Her biri, yaşanmakla tükenmeyen arzulardır."
Gölge bir kart daha çektikten sonra atarken Veyla, "Sana bunları hissettiren bir kadınla mı evlenirsin?" diye sordu. "Böyle bir kadın bulana kadar evlenmeyecek misin?"
Eğer böyleyse, Kraliçe ihtimali oldukça gelecek zamanda ortaya çıkacak bir durumdu. Belki de Veyla o zamana kadar hissettiği saçma şeylerden kurtulur ve durumdan rahatsız olmazdı. Belki de o zamana kadar Veyla ölmüş ya da, Gölge'yi öldürebilmiş olurdu. O anlara şahit olmaktansa ölmeyi diler gibiydi.
Gölge, "Böyle bir kadın bulursam..." dedikten sonra kadının dudağının kenarını öptü. Artık gerçekten kim hizmet alıyor, kim hizmet veriyor hiç belli değildi. "... her şeyimi kaybederim."
Veyla, tüm mecburi ihanetlere ve tehlikelere rağmen o kadın olmak istedi. Bir anlığına bile olsa. Çok geçmeden ölecek ya da onu öldürecek bile olsa. Gölge sadece anlatırken, kelimeler o güzel dudaklarından çıkarken bile Veyla öyle etkileniyor, öyle hoş hissediyordu ki, bir de bu hislere kalbindeki burukluk eşlik etmese neler olurdu, tahmin bile edemiyordu. O kadın olursa, Gölge'nin de dediği gibi her şeyini kaybetmesine sebep olacaktı ama bir anlığına hem o kadın olmak, hem de ona hiçbir şey kaybettirmemek istedi. Gölge'nin ise neden her şeyini kaybedeceğini düşündüğünü anlamadı. Her şeyini ona kaybetmekten mi bahsediyordu? Sevdiği kadına? Mutlak bir yenilgi? Romantik bir söylem miydi?
"Nixsus bir süre daha Kraliçesiz kalacak, desene. Öyle birini bulmak, ölümsüz ömrü için bile uzun sürebilir."
Gölge, "Nixsus yakında Kraliçe sahibi olacak." dedi. Veyla, kalbinde bir korku eşliğinde Gölge'ye bakmak istediğinde adam yeniden yanağına yöneldi ve kadına müsaade etmedi. Veyla'nın yeniden gözleri kapanırken Gölge de dudaklarını kadının yanağında gezdiriyordu. Veyla, "Bu, bulduğun anlamına mı geliyor?" diye sorarken kafası karışmıştı.
Gölge, "Ben âşık olamam kelebek." dedi. Şehrini elinde tutmak istediği sürece olamazdı. Veyla'dan nefret etmek istediği sürece olmazdı. Başına gelenlerin intikamını almak istediği sürece olamazdı. Baş Terra'nın aksine başkaca Terraların da inandığı kehanete göre bu Zenith'e muhtemelen kıyamet getirmek istemediği sürece, olamazdı. Veyla, "Artık olamaz mısın?" diye sordu. Adamın ölen sevgilisine, âşık olduğunu varsayıyordu. Adamın neden aşktan bu denli çekindiğini bilmediği için de, tüm bu saydığı hisleri bir kadında yaşadığını ama o kadını da Veyla yüzünden kaybettiğini düşünmeye başlamıştı.
Gölge, 'Ben daha önce hiç âşık olmadım' demekle dememek arasında kaldı. Birkaç saniyenin ardından, Veyla'nın karışık kafasını düzeltmemeye karar verdi. Kadına kendisini açtıkça, olası yaralara davet çıkartıyordu ve daha fazlasına şimdilik gerek yoktu. Şimdilik diye düşünüyordu çünkü Veyla yüzünden ya da onun için ama mutlaka, daha fazla yaralanacağından emin gibiydi.
"Âşık olmayacağım ama evet, evleneceğim."
Veyla, huzur vermekle birlikte eziyet de eden öpücük ve dokunuşların arasında Gölge'nin evlenmeye niyetli olduğuna git gide ikna oluyordu. Aralanan gözleri, odaksız bir şekilde etraflarında gezinirken hangi şanslı kadını seçeceğini bilmiyordu ama o kadını neden şanslı gördüğünü, artık biliyordu. Sahte
Kraliçeliği kısa sürmüştü. Oysa aksini diler gibiydi.
Veyla'nın şansı, yine onların yanında olsa gerek bu oyunu da kazanmışlardı ama kurpiyer söyleyene kadar Gölge farkında olmadan, oyun bitti diye elini atmıştı. Yeni el dağıtılırken Veyla, "Ya evlendiğine âşık olursan?" diye sordu. Gölge'nin vücudu kasılırken kadının boynunu öpmek üzere yönelmiş olan dudakları donup kaldı. Duyduğu kulağında yankılandı. Veyla da başını Gölge'ye çevirdiğinde burunları birbirine değdi. Gölge sımsıkı kapattığı gözlerini araladıktan sonra yutkundu. "Bir düşmandan kurtulmuş olursun."
Veyla, anlayamasa da heyecanla "Bu ne demek oluyor?" diye sorarken Gölge'nin yüzünü görme ihtiyacıyla başını çevirdi. Gölge, kadın en azından gözlerindeki bu endişeli ve güçsüz ifadeyi görmesin diye alınlarını birleştirdi. "Çok fazla soru soruyorsun."
Veyla, "Ama çok az cevap alıyorum." diye sızlandığında Gölge burukça gülümsedi. "Daha fazlasına sahip değilim."
Veyla cevap alamadığı sorulara karşı buruk hissetse de bu duygu oldukça gerilerdeydi. Gölge burnunu yavaşça kadının burnuna sürterek yüzünü sağa eğerken dudağına yönelmek üzereymiş gibiydi. Birbirlerine dokunuyor ve hatta sevişiyor gibi yaklaşıyorlardı ama sanki dudakları yasaklı bölgeymiş gibi yaklaşıp yaklaşıp geri dönüyorlardı.
Veyla, "Yakında bir Kraliçe'n olacaksa o zaman bu son temaslarımız..." deyiverdi. Hemen ardından hızla, "... görev için." diye ekledi.
Gölge, dudaklarını kadının dudaklarına sürttükten sonra "Öyle mi?" diye sordu.
Veyla artık sesini normal tutma çabasına bile girişmiyordu. Adamın sesi de derinlerden geliyordu. Yüksek müzik, bu kadar yakın olmasalar kısık çıkan bu sesleri duymalarına engel olabilirdi. Yine de Gölge, azrit kulaklarıyla kadını duyabilirdi. Kalp atışlarını da... Şu an deli gibi atan kalbini duyabiliyor muydu?
"Kraliçene sadık olmaz mısın?"
Gölge, "Eğer isterse." dediğinde Veyla'nın kalbi yine ezilir gibi oldu. Gölge Kral'ın bile sözünü dinleyeceği bir kadın aralarına dâhil olmak üzereydi...
Veyla, "Muhtemelen ister." derken sesi üzgün çıkmıştı. Konu sadece son temasları olması değildi, kadının da Gölge üzerinde hâkimiyet kurabilecek olmasıydı.
Gölge, "Sen ister miydin?" diye sorarken kadının boynunun sağ tarafına dökülen saçlarını sever gibi okşayarak geriye attı ve gömülmek üzereymiş gibi boynuna, omzuna yakın noktalara eğildi. Gölge'nin dudakları, kadının köprücük kemiğinde gezinirken Veyla, konuşmakta güçlük çekiyordu. Kalbi peş peşe kırılır gibi hissediyordu ama temaslarını sürdüren Gölge, beraberinde her kırığı, her sızıyı öper gibi rahatlatıyordu.
Veyla, "Muhtemelen." diye mırıldandı. Gölge, 'o kadının yerinde olsan' diyerek mi sormuştu yoksa 'bir eşin olsa' diyerek mi, emin olamamıştı. O kadının yerinde olsa kesinlikle bunu yapmak isterdi ama rahatsız olduğunu da açığa çıkarmadan nasıl dile getirirdi, hiç bilmiyordu. Neden rahatsız oluyordu? Adamı kıskanıyor olabilir miydi? Adamı, temaslarını, ilgisini, sevgisini? Veyla bunların hiçbirine bir oyunun gölgesi altında kalmadıkça, sahip değildi. Sahip olmadığı için de rahatsız oluyordu. Peki Gölge... Gölge o kadını kıskanacak mıydı? Sadakat isteyecek miydi? Gölge Kral, kıskanırsa nasıl biri olurdu?
Gölge, Veyla'ya ulaştıkça daha da artan arzusu sebebiyle hareketlendi. Eli kadının bacağına gittikten sonra kadını kucağında kaydırmaya başladı. Kadının dizlerinden kıvrılmış bacaklarının iki yanından koltuğa yaslanmasını sağlarken kadın tam olarak kucağına oturmuştu. Bir eli kadının belini sararken diğeri çıplak bacağında gezinmeye başladı. İkisi de, birbirlerini arzulayan bölgelerinin teması dolayısıyla inleme ihtiyacı içerisindeyken göz göze geldiler.
Veyla, "Kendini hizmet verene bırakmalısın." derken kızgın gibi görünmeye çalışıyordu. Adamın kontrolü eline alarak daha fazla temas içeren bir pozisyona çekmesine karşı kızgınlığın yanından bile geçmiyordu. Aksine heyecan ve arzu içerisindeydi ama bunu açıkça gösteremezdi.
Gölge'nin eli kadının kalçasına doğru kayarken "Ben teslim olmam." dedi.
Veyla'nın dirsekleri adamın omuzlarına yaslanırken elleri de adamın saçlarına daldı. Yakında yapamayacağı bu temaslara 'merhaba' derken, bir yandan da veda ettiği için cesur yaklaşıyordu. Eğer sonsa ve hazır bahanelere sahipse, adamı biraz daha yaşamak istiyordu. Gölge, bu adım karşısında donup kalırken Veyla, "Öyle mi?" diye sordu. Adamın etkilenip etkilenmediğini ölçmeye çalışırken, bir yandan da içinden geldiği gibi davranıyordu. Adamın güzel saçları, parmakları arasında akarken Veyla'nın da içi gidiyordu.
Gölge, Veyla'nın onu daha da arzulayacağı bir şekilde alt dudağını ısırdıktan sonra "Daha iyi bir hizmet alsam, belki." diye kadınla uğraştığında Veyla'nın kaşları kalktı. Gölge de yavaşça başını onaylarken şekilde sallarken yamuk bir şekilde sırıttı. "Lorak piçinin yanına gidersen, planı batıracağını düşünmekte haklıymışım."
Veyla'nın kaşları iyice havalanırken gözlerinde rekabet havası oluşturan bir bakış vardı. Gölge'nin de oluşturmak için gayret gösterdiği bir hava... Veyla o rüzgâra kapılırken gözleri Gölge'nin ardına, başka masalara döndü. Nasıl yapıldığını bilmiyordu ki... Adamın her dokunuşu, onu titretiyordu ama adamı nasıl titretebilirdi? Bu kadar deneyimli bir adamı? Veyla adamın zaten titrettiğinin farkında değildi. Üstelik Gölge gizlemeye bile çalışamıyordu.
Veyla, çapraz masalarında kalan bir kadının, adamın kucağında neler yaptığını heyecanla izledi. Elbette ki o kadar ileri gidemezdi... Onlar direkt sevişiyorlardı. Veylalar çıplak değildi ve bir gün yapmayı oldukça istese ve merak etse dahi, yapamayacaklarını düşünüyordu. Yeni bir
Kraliçe, krizinin yanı sıra, saymakla bitmeyen engellere sahiplerdi. Yaparlarsa, varis sahibi olma tehlikeleri bile mevcuttu. Hiçbir korunma seçeneği yeterli değildi. Büyüyle korunmak ise, lanet getiriyordu. Bir çeşit, kara büyü gibiydi. Doğa, belirli dengelere müdahaleyi kabul etmiyordu.
Veyla'nın gözleri, merakla onu bekleyen Gölge'nin gözlerine döndü. Biraz bu hissi merak ettiği için, biraz da Gölge'nin tepkileri görmek istediği için kalçasını yavaşça hareketlendirmeye başladığında Gölge'nin kaşları hızla yükseldi ve yüzündeki yamuk sırıtış gerilerek kayboldu. Yerini, Veyla'nın daha önce de gördüğü ama hiç bu denli oluşuna şahit olmadığı zevk dolu bir ifade aldı. Veyla da aynı arzulu yüz ifadesine bürünmüştü ve kadınlığından vücuduna doğru akın eden zevk dalgasıyla titremişti. Daha öncesinde, gece kulübünde sevişir gibi temas ettiklerinde de alt bölgeleri birbirine temas etmişti ama şu an... Şu an adamı bizzat hissedebiliyordu. Veyla, izlediği kişilerden gördüğü kadarıyla kalçasıyla, Gölge'nin erkekliği üstünde öne ve geriye doğru hareketlendirmeyi sürdürdüğünde Gölge'nin şaşkın gözleri kapanırken elleri kadının kalçalarını sımsıkı tuttu. Adam başını geriye atarken "Siktir..." diye inlediğinde Veyla arzuyla kasılan yüzünde gülümsemeden edemedi. Kulağına gelecek sesten endişe etse de "Beni arzuluyorsun..." dedi.
Gölge, inkâr edecek halde değildi. Kadın, bizzat hissedebileceği temaslar içerisindeydi. Gölge bir an aralarında hiçbir bez parçasının olmamasını diledi ama şu anlar bile, yaşayamayacaklarını sandıkları yakınlıklar olduğu için söylenemedi ve anı her zerresine kadar yaşadı.
Adam, hızlı nefes alış verişleri ve zevkle kasılmış bir yüz ifadesi haricinde sessiz kaldığında Veyla bir elini adamın çenesine götürüp yüzünü hafifçe iki yana sallayarak "Cevap ver." dedi. Gölge'nin gözleri aralandığında Veyla, biraz önce hissettiği cesaretten hızla mahrum kaldı. Gölge, kadın ile yukarıdaki odalardan birine geçmek istiyormuş gibi bakarken Veyla'yı hiç hissetmediği kadar utanmış hissettiriyordu. Veyla'nın kalçasının hareketleri yavaşladı ama birkaç saniye içerisinde Gölge'nin elleri devreye girdi. Kadının kalçalarında olan elleri sıkıca tutarak kadının hareketlerini yönlendirmeye başladığında Veyla'nın elleri de sıkıca Gölge'nin omuzlarını tuttu.
Gölge, erkeksi bir şekilde inledikten sonra Veyla'yı daha da titreten bir sesle "Cevap mı istiyorsun?" diye sorduğunda Veyla, hızlanan temasları yüzünden hafifçe inlerken "Evet." diye soludu. Gölge'nin bir eli kadının boynuna gelip sıkıca kavrayarak kendisine çekti ve yüzleri iyice yakınlaştı. O sıra diğer eliyle kadının kalçasını yönlendirmeye ve ikisinin de hızlı nefesler alıp verip ara ara da inlemelerine sebep olan temaslarını giderek hızlandırarak sürdürmeye devam etti. Veyla da Gölge'nin eline ayak uyduruyor, hala utanarak baksa da arzusu dolayısıyla hareketleniyordu.
Burunları birbirleri ile temas içerisindeyken kadının alt dudağını ısırıp ona yeni bir titreme dalgası hediye etti. Dudağına doğru solur gibi "Seni arzuluyorum." derken başını hafifçe iki yana sallamıştı. Yüzünde arzusuna teslim oluşunun getirdiği acı ve zevkin harmanlandığı bir ifade vardı. "Seni istiyorum..."
Veyla, bizzat hissedebildiği arzuyu bir de duyduğunda heyecanla gülerken alt dudağını ısırdı. Veyla'nın başparmağı birbirlerine yönelmeye çalışan dudakları arasında bir güvenlik kilidi gibi yükselse de amacını tamamlayamadı ve kendisini adamın dudağını okşayarak aşağı çekiştirirken buldu. Son zamanlarda adamın yeniden arzulamaya başladığından şüphelendiği anlar yaşamışlardı ama artık emindi. Adam, kadını yeniden ya da onca zamandır hala arzuluyordu ve bu Veyla'nın yeniden kendisini güzel hissetmesini sağlamıştı. Sanki bunu duymaya ihtiyacı varmış gibi tüm vücudu bir yandan rahatlamıştı.
Gölge yavaşça kadının parmağının dudakları arasına aldı. Veyla, adamın dilini başparmağında hissettiğinde eş zamanlı olarak birbirlerine sürtünmeye devam etmeleri dolayısıyla aralanan dudaklarından bir kere daha inleme çıktı.
"Sıra sizde."
Veyla yavaşça parmağını geri çekerken Gölge, onu dudaklarının hapishanesinden bırakmadan önce hafifçe ısırmıştı. Kadının vücudu yeniden zevkle titrerken Gölge kurpiyere "Bu el yokuz." dedi ve Veyla daha da heyecanlandı. Kadının kulağına doğru boğuk bir sesle "Oyunu bırakabiliriz." dedikten sonra oldukça ikna edici dudaklarını kadının boynuna gezdirmeye başladı. Veyla'nın baktığını göremeyen gözleri kapanıp dururken yutkunduğu gibi dudakları yeniden, zevkle inlemek üzere aralandı.
Veyla, "Sevişemeyeceğimizi biliyorsun, değil mi?" diye sorduğunda Gölge kadının boynunda, tenini dişleri arasına aldı. Kadının yüzü tavana doğru kalkarken gerilen boynunda adamın ısırışına bile inlememek için dudaklarını yalayarak birbirine bastırmaya çalıştı. Gölge'nin dudakları kadının boynundan çenesine yönelerek ıslak öpücükler ve hatta emişler bırakırken Veyla'nın yüzü de yavaşça Gölge'ye doğru eğilmeye başlamıştı. Kadının bacaklarında dolanan Gölge'nin eli yeniden kalçasına yükseldi. Kadını kendisine bastırdı. Veyla inlediğinde Gölge de, "Bu inlemelerin gerçek olduğunu bildiğimi, biliyorsun değil mi?" diye sordu.
Veyla nefes nefese Gölge'ye bakarken başını iki yana sallayarak "Emin olamazsın." dedi. "Beni hiç sevişirken görmedin."
Gölge, "Ya görüyorsam?" derken burunlarını birbirine sürttü. "Ya şu an benimle sevişiyorsan?"
Vücutlarının birbirine sürtünmesi dolayısıyla telaşlı dudakları bir yakınlaşıp bir uzaklaşırken "Ya sadece oyunsa?" diye sordu.
Gölge, hiç düşünmeden "Oynuyorum." dedi. Uzanıp kadının yanağını ısırdıktan sonra dudaklarına yöneldi. "Göze alıyorum. Unuttun mu? Bizim olayımız bu."
Veyla heyecanla gülüp "Ya seni yatakta öylece bırakırsam?" diye sordu. Adam kimseye teslim olmayacağını iddia etmişti ama şu an her ihtimale hazır ve teslim gibi davranıyordu.
Gölge, hâkim olamadığı arzusuna boyun eğerken "Bırak..." dedi. Gözleri kadının derin bakan gözleriyle güzel gülüşü arasında yavaş ama telaşla dolaşıyordu. Hiçbirinden mahrum kalmak istemiyor ama bir yandan da hepsine hak ettiği zamanı vermeye çalışarak bakıyordu. Şu an, Veyla tarafından öylece bırakılacağı ana kadar ona temas etmeye bile razıydı.
Gölge'nin bir eli, kadının kalçasını sımsıkı tutarak gel gitleri yönlendirirken diğer eli ise çıplak belinden yukarılara ilerliyordu. Başkalarının yanında olmasalar, şu büstiyer benzeri üstünün iplerini çözüp çıkartması bir saniyesini alırdı. Tabii o sırada Veyla engel olmazsa. Çıkarmasa da arada eli iplere gidiyordu ve Veyla'nın heyecanını körüklüyordu.
Veyla, arzusunun tutuşturduğu ve vücudunun her zerresini saran yangını bir kenara bırakıp öyle düşünmeye çalışıyordu ama çok zorlanıyordu. Sevişemeyeceklerini düşünüyor, sevişemeyeceklerini biliyordu ama en azından daha fazlası için açık bir teklifte bulunan Gölge'ye ne cevap vereceğini bilemiyordu. Kabul ederse, adamın oyunu çıkabilirdi. Gerçi, adamın arzuyla yandığına dair Veyla'nın hiçbir şüphesi kalmamıştı. Aynı emin oluşu, Gölge'ye de vermek ister miydi? Şimdi burada, bir bahanenin altında yakınlaşıyorlardı ama adamla baş başa olacakları bir yere geçerlerse, bunu sadece arzu duyduğu için yaptığını kabul edecekti. Ya duramazlarsa? Ya Veyla durduramazsa, Gölge de durmazsa? Her şeyi ama her şeyi riske atmış olurdu.
Veyla, topu kendisinde tutmak istemedi. "Hatırlıyor musun? Aylar önce, bu Zenith'te beni arzulamayacak hiçbir adam olmadığını ama bu arzusuna boyun eğmeyecek birisi olduğunu söylemiştin. Gölge Kral, artık sözlerini tutamıyor mu? Bana boyun mu eğiyorsun?"
Uzun bir cümle kurmak için yanlış bir zamanı tercih etmişti. Hızlı nefes alıp veriyor olması ve kelimelerin ara ara inler gibi dudaklarından çıkması, Gölge'nin gözünü daha da karartmıştı. "Bir anlığına."
Gölge'nin reddetmemesi Veyla'yı daha da çaresiz hissettirdi. Adam, şu anlığına bile olsa ona boyun eğdiğini söylüyordu. Ona olan arzusuna... Ve Veyla bu teslim oluşu kaçırmak istemiyordu ama sonuçlarından korkuyordu.
Gölge, "Sen de, 'Zenith üzerinde sana arzu duymayacak tek bir kadın var' demiştin. Tek yanılan ben miyim?" dedikten sonra kaşlarını kaldırdı. Gölge, 'seni arzuluyorum ama buna boyun eğmem' derken, Veyla 'ben seni arzulamam bile' demişti. Belli ki ikisi de yanılmıştı. Biri, bir anlığına bile olsa yanıldığını kabul ederken diğeri henüz cevap vermemişti.
Veyla'nın saçları, Gölge'nin sakallarına karışacağı kadar yakın yüzleri arasında birbirlerine nefes nefese bakarlarken Veyla, cevap vermekten korkuyordu. Adama hiç ama hiç güvenmiyordu, bedenine duyduğu güvene rağmen. Adam yem atıyor olabilirdi, öyle değilse dahi bu zayıflığı daha sonrasında kadına karşı kullanacak olabilirdi. Yıldat ile hâlihazırda ne olacağı belli olmayan ilişkilerini daha da yokuşa sürükleyebilirdi. Veyla'nın planları için Yıldat'a ihtiyacı vardı. Tabi... Konsey'in planlarında artık Yıldat değil, Gölge de olabilirdi. Eğer öyleyse, Gölge'yi kendisine âşık etmesi gerekecekti. Hatta şu anda da Gölge'nin teslim olduğu gibi sevişmeleri... Ama ya... Ya o sıra, Veyla kapılıp giderse?
Veyla da Gölge gibi kaçarak "Çok soru soruyorsun." dediğinde Gölge keskin bir reddedişle karşılaşmadığı için sessiz gülüşünde alt dudağını ısırdı. Kadın öngörülemez ve tahmin edilemez bir kadındı ama küçük de olsa gerçekten Gölge'yi arzuladığına dair bir ihtimal varsa... Gölge bu ihtimalden oldukça hoşlansa dahi, bunun sonuçlarını kestirememişti. Gölge bu gerçekle ne yapacaktı?
"Kalp atışlarını duyuyorum kelebek..." dedi. Bir eli kadının belinden eksilirken elinin nazikçe ama arzuyu tetikleyen bir şekilde kadının çenesinden boynuna doğru eziyet verici bir yavaşlıkta indirdi. Eli kadının göğüslerinin açıkta kalan kısımları narince sever gibi okşarken, eğer kadın kabul ederse bu narinlikten pek de eser kalmayacaktı. İçinde zar zor tuttuğu bir bomba mevcuttu. Gölge'nin elinin ve alt bölgelerinin temasları sürdükçe, Veyla karnını içeri çekerken beli yay gibi geriliyor ve kendisini Gölge'ye daha da bastırıyordu. Gölge de, Veyla'nın bedeninin verdiği tepkileri ve açıkta kalan güzel tenini izlerken "... eziyet çektiğini görüyorum." dedikten sonra gözlerine baktı. Eli kadının dudağına doğru yükseldikten sonra hafifçe aşağı çekiştirdi. "... zevk inleyişlerini duyuyorum." dedikten sonra kadının yanağını kavradı. Burnunu burnuna sürterken gözleri kadının dudaklarına kaydı ve bakmakla yetinmeyerek yöneldi ama öpmeden fısıldadı. "Sen de istiyorsun."
Veyla, zevk inleyişleri arasından çaresizlikle de inlemek istedi. Kabul etmek istemiyordu ama en azından şu an durmak da istemiyordu. Devam ederse de kabul etmiş sayılacaktı. "Öyle bile olsa, daha ileriye gidemeyeceğimizi biliyor olmalısın."
Gölge, kadının zihnindeki asıl engeli merak etti. Öğrense aşmamalıydı ama aşmaya çalışmaktan endişe ettiği için sormadı. "Peki, öyle mi?" diye sordu. Elbette şu an devam etmek yerine duracağına, kalbine yüzlerce doğal taş kazığı yemeyi yeğlerdi ama illa ki duracaklarsa da, en azından cevabı merak ediyordu. Cevapla yetinmeye çalışacaktı. Kadın yalan da söyleyebilirdi. Eğer yalan söyleyecekse bile kadına kanmak pahasına 'Evet' diyerek yalan söylemesini ister, diler, umardı. Kadının da onu arzuladığını duymaya, yalan bile olsa ihtiyacı vardı. Eğer öyleyse, Yıldat'ı da gerçekten sevmediği anlamına gelmez miydi? Bir başkasını arzulayabiliyorsa? Gölge, kadının Yıldat'ı sevmemesini istiyordu. Yıldat'ı... Bir başkasını...
İkisi de dudaklarını birbirlerine sürtüp öpmeden, sadece dudaklarının arasına alıp bırakarak öpme isteklerini söndürmeye çalışırlarken Gölge cevap bekliyor, Veyla ise eziyet çekiyordu. Kendi ayağına sıkmak istemiyordu ama şu anki temasların sonlanmasını da istemiyordu. Hiç bu kadar kararsız kalmamıştı.
"Saldırı!"
Müzik kesilip alarmlar çalmaya başladığında Veyla ile Gölge'nin dudakları ve yüzü hafifçe uzaklaşırken bakışları etraflarına döndü. Birbirlerine zevkle temas edişleri duraksasa da bir an birbirlerini sımsıkı tuttular.
Gölge, "Siktiğimin herifleri birkaç dakika sonra saldırsa olmuyor muydu?" diye söylenirken Veyla gözlerini kırpıştırarak ana dönmeye çalışıyordu. Vücudunda hala zevk dalgaları dolaşıyordu ve etrafındaki herkes büyüleriyle kendilerini savunarak hareketlenmelerine rağmen Veyla hala 'savaş ya da kaç' ruh haline bürünememişti.
Gölge'nin gözleri Veyla'ya ve yakınlıklarına dönerken "Hatta birkaç saat sonra..." diye sızlandı. Kimse bölmese bu yakınlıkta daha ne kadar kalırlardı ya da daha ileriye taşırlar mıydı, bilmiyordu ama cevabını alamadığı bir soru vardı.
Veyla da gözlerini Gölge'ye çevirdikten sonra çıkan gürültülerle durumu ciddiye almaya çalıştı ama bu adamın hala yanan gözlerine bakarken bu zordu. Veyla yutkunduktan sonra "Kim saldırıyor ki?" diye sordu. Bulunduğu bir ortamda saldıran olmamaya alışık değildi.
"Kim saldırıyor bilmiyorum ama birazdan belalarını sikeceğim."
Veyla hala hızlı nefes alıp verirken mantığını vücuduna geri çağırmaya çalışıyordu. "Bu karmaşada Lorak'tan istediğimizi alabiliriz." dedikten sonra hiç istemiyor gibi hissetse de Gölge'nin omuzlarından destek alarak kucağından kalkmaya çalıştı. Gölge kalkmasına izin vermemek için tutarken "Sorumu cevaplamadın." dedi. Veyla gözlerini, cevap bekleyen Gölge'nin okyanus gözlerinden kaçırmaya çalışırken "Gölge, gitmeliyiz. Hadi." dedi. Etraflarına kaos hakimdi, üst katların koridorlarından bulundukları kata Xalia bedenleri düşüyor, etraflarında büyüler uçuşuyordu, onlar hala harekete geçememişti.
Gölge, Veyla'ya çarpmak üzere olan bir demir parçasını hızla tutup yanlarına attıktan sonra tekrar kadını tuttu ve "Önce cevap." dedi. Veyla, adamın gözlerine bakmamaya çalışırken "Saçmalama, hadi." diyerek kalkma gayreti gösteriyordu. Bir yandan da büyüsünü, oturdukları koltuğun etrafında küçük bir koruma çemberi oluşturmak için yönlendirmişti.
Gölge bir eliyle kadının çenesini tutup yüzünü kendisine kaldırırken göz göze gelmeye çalışıyordu. "Bana cevap ver." dedi. Az daha 'ne olur' diye ekleyecekti.
Veyla mecburen Gölge ile göz göze gelirken "Yok, cevap falan." diye çırpındı. Gölge kaşlarını kaldırıp ısrarla baktığında Veyla sıkkın bir nefes aldı. Kalbi heyecanla harmanlanmış bir korku eşliğinde çarpıyordu. Gölge'ye boyun eğmek istemiyordu ama onun gerçekten boyun eğdiğine emin olsa, irade göstermek daha zor olacaktı. Ya da biraz önce, neredeyse onu arzuladığını itiraf edecek kadar kendisinden geçmişti. Yüz ifadeleri, inlemeleri, hareketleri adamı bundan neredeyse emin olacak kadar gerçeği göstermişti ama söz konusu Veyla olduğu ve Gölge'yi kandırmak için her şeyi yapabileceğini bildiği için adam bizzat duyana kadar inanamıyordu. Duysa bile tam olarak inanamayacaktı. Birbirlerine hiç güvenmeyip yine de her cevabı birbirlerinde aramaları, ilginçti.
Veyla, "Lorak kaçıyordur şu an." diye Gölge'yi gitmeye ikna etmeye çalıştığında Gölge, "Bebeğim, hadi." dedi.
Veyla sinirle inledikten sonra "Hayır." dedi. "Seni arzulamıyorum. Görev bitti, temas bitti. Bırak şimdi beni."
Gölge, göğsüne oturan bir acı eşliğinde başını iki yana sallarken buna inanmak isteyerek "Yalan söylüyorsun." dedi.
Veyla, "O zaman bana sorma!" diye bağırdı. "Cevaplarıma inanmıyorsan, bana sorma!"
Gölge, kadının gözlerinden cevabı anlamaya çalışıyordu ama kadının gözlerini kaçırıp duruşu yardımcı olmuyordu. Biraz önce görmüştü, hissetmişti. Şimdi de kadın garip davranıyordu. Önceleri, kendinden emin bir şekilde kurduğu cümleyi şimdi başarısız bir yalan söylermiş gibi neredeyse kekeleyerek söylemişti. Yine de Gölge tüm bunları umuyor da olabilirdi.
Gölge yeniden kavradığı kadının çenesini kendisine çevirerek göz göze gelmelerini sağladı. Yüzü gerilmişti ama sesi sert değil, sadece kendinden emindi. "Bu son temas edişimiz değil."
Veyla, 'umarım' diye düşünse de yorum yapmak yerine "Artık gitmeliyiz." dedi. Birkaç saniye daha yoğun bakan gözlerini birbirlerine dikmeye devam ettiler. Gölge en sonunda gergin dudağını yalayarak gözlerini kaçırdı ve kadını tutan ellerini gevşetti. Veyla da titrek bir nefes alarak Gölge'ye bakmadan kucağından kalktı ama kalkmasına yine Gölge yardımcı olmuştu. Veyla üstünü başını düzeltirken Gölge de etrafı inceliyordu. Kendisini korumaya çalışan Xaliaların arasında, birini korumaya çalışan kişileri seçmeye çalışıyordu. Bir yeri ya da birini...
Gölge, "Çalışanlar şu kapıyı koruyor." diyerek bir yeri gösterdi. Veyla, onlara doğru uçan bir cesedin koruma çemberine çarpıp düşüşünü izledikten sonra Gölge'nin gösterdiği kata baktı. Eksi dördüncü katta bir kapıydı. Lorak ve karısı içeride bir yerlerde saklanıyor ya da kaçmaya çalışıyor olmalıydı.
Veyla, hala karmaşık duygulardan kurtulamamışken ilgisi dağınık bir şekilde "Gidelim o zaman." dedi. Gölge, "Bir saniye bekle." dedikten sonra Azrit hızıyla koruma çemberinden çıkıp bir yöne doğru ilerledi. Veyla, koruma çemberinin içerisinde ardından bakarken adamın ne yaptığını anlayamadı. Birkaç saniye sonra Gölge, Veyla'nın ceketini bulmuş getirmişti. Adam üstündeki tozları silkelerken Veyla "Şimdi derdimiz bu mu?" diye sordu. "Zaten artık tanınmama ya da ilgi çekmeme gibi bir derdimiz kalmadı, birazdan kapıdaki savaşçıları Doğa'ya kavuşturacağız..." dedikten sonra alayla örtmeye çalıştığı heyecanıyla gülerek gelmeden kapatıcı boyayla kapatmalarına rağmen seviştikleri anlar içerisinde terden boyanın aktığı ve dövmelerin ortaya çıktığı yerleri gösterdi. "Her şey ortada."
Gölge, "Ben de onu söylüyorum." derken ceketi Veyla'nın başının üstünden kaldırarak ardına geçirdi ve giymesi için omuzlarına getirdi. "Her şey ortada."
Veyla, "Benim mi her şeyim?" diye sorduğunda Gölge, gitmeleri gereken kapıya bakarak "Hadi, giy." dedi.
Veyla, "Sen niye takıldın buna bu kadar?" diye sorduğunda Gölge'nin gözleri yavaşça Veyla'ya döndü. Apışıp kaldığı yüz ifadesinin yerini hızla öfke aldı ve "Şunu giymen karşılığında benden ne istiyorsun?" diye sordu.
Veyla, "Cevap vermeni." deyince Gölge sinirle "Sen her sorumu cevaplıyor musun?" diye sordu. Veyla da diklenerek "Cevapladım ama cevabı beğenmedin." dedi.
Gölge, "Yalan çünkü." diye söylendiğinde Veyla omuz silkti. "Giymiyorum o zaman."
Gölge, sabrı kalmadığı belli olan bir yüz ifadesi ve ses tonuyla "Veyla yemin ediyorum şimdi var olan herkesin tepesine şimşekler yağdıracağım." dedikten sonra bunu yaparken Veyla'yı hariç tutacağı için yine Veyla'nın endişe etmesi gereken bir şey olmadığını fark etti.
Veyla, "Hangi kısmından endişe edeceğim, anlayamadım." dediğinde Gölge gergin dudağını yalayıp gözlerini kapatarak sabır dilemeye başladı. Veyla da bu görüntüye karşı yumuşamaya başlarken iç çekti. Gölge gözlerini araladıktan sonra "Bir şey iste." dedi.
Veyla "Ceva..." diyeceği sırada Gölge sinirle "Başka bir şey!" dedi. Cevap veremezdi. Cevaptan emin değildi ama aklına gelen ihtimali Veyla olsun ya da olmasın, dile getiremezdi.
Veyla kollarını göğsünde birleştirirken aklına bir ihtimal gelmişti ama hemencecik düşündüğü belli olmasın diye biraz oyalandı. Gölge 'hadi' der gibi ceketi salladı. Hala kadının omuzlarında tutuyordu. Veyla "Kraliçeni ben onay vermeden seçmeyeceksin." dedi.
Gölge birkaç saniye baktıktan sonra "Mümkün değil." dedi. Aklındaki kişiye, Veyla asla onay vermezdi. Veyla, Gölge ile evlenmek istemezdi ama Gölge bunun olmasını sağlayacaktı.
Veyla, eğilerek adamın kolları altından çıktıktan sonra ilerleyeceği sırada Gölge ceketi bir eliyle tutup diğeriyle kadının elini tutarak durdurdu. Veyla Gölge'ye dönerken Gölge, "Bu mümkün değil." dedi. Veyla omuz silkti. "Tek yol bu."
Gölge, "Tutamayacağım bir söz vermek istemiyorum." dediğinde Veyla şirince sırıtıp gözlerini kırpıştırdı. "O zaman ceketi kendin giy tatlım."
Gölge iç çektikten sonra yavaşça kadının elini bıraktı. Veyla, Gölge'yi izlerken Gölge etrafına baktı. Gözleri büyüyle ışıldamaya başladığında Veyla, adamın ne yaptığını anlayamadı ama birkaç saniye sonra cevabı almıştı. Bulundukları alandaki her Xalia acı çığlıkları eşliğinde ve mavi elektrikler ile yere yığıldılar. Veyla'nın da sırıtışı silinmişti. Baygın bir şekilde bakarken "Gerçekten mi?" diye sordu.
Gölge ceketi omzuna atarken "Senin yüzünden soruları cevaplayana kadar Lorak'ın da gözünü oymak zorunda kalacağım." derken asansöre yönelmişti. Veyla adamın arkasından kısılmış gözleriyle bakarken asıl derdini anlamaya çalışıyordu. Savaşçılarının kendisine bakması yasaktı. Masaya otururlarken de birilerinin bakmasını istemişti. Bu şekilde ortalarda dolaşmaması için her şeyi yapmış, engel olamadığında ise görecek kimse bırakmamıştı. Niye böyle yapıyordu?
Gölge, peşinden Veyla'nın topuklu çizmelerinin sesi gelmediği ve kokusu yaklaşmadığı için "Hadi." dedi. O sıra asansöre yaklaşmıştı. Cam kapının önündeki cesetleri ayaklarının tersiyle iki yana atarken uyanmak üzere olan Azritlere yeniden büyüsünü yönlendirdi.
Veyla, "Ne bu hallerin?" diye sorarken ilerlemeye başladı. Gölge asansöre bindikten sonra tuşa basmadan önce Veyla'yı bekledi. Azrit hızıyla da gidebilirdi ama Veyla'yı ardında bırakmak istemiyordu ya da o kadar temas ile yanmalarının ardından yeniden aklını karıştıracak bir yakınlıkta bulunmalarına cesareti yoktu. Veyla asansöre vardığında etraflarındaki cesetlere ve kaos havasına aykırı bir şekilde eğlenceli bir müzik eşliğinde havalandılar.
Veyla koluyla dürtüp "Sana diyorum!" dediğinde Gölge, oralı olmadı ve müziğe eşlik ederek ıslık çalmak dışında cevap vermedi. Bir yandan da etrafı izliyordu. Veyla, yumruğunu müziğin çıktığı hoparlöre vurduğunda ses kesildi. Bir yandan da büyüsünü yönlendirdiği için güçlü yumruğunda eli hoparlörü kırarak içine girmişti. Gölge ıslık çalmayı bırakırken gözleri önce kadına, sonra da acıdığını varsaydığı eline döndü. "Ne sikim yapıyorsun?" derken kadının elini hoparlörün içinden dikkatlice çekti. O sıra varmışlardı ve cam kapı açılıyordu. Veyla'nın eli de saniyeler içerisinde iyileşti ama kan hala ıslaktı ve Gölge'nin de eline bulaşmıştı.
Veyla, adamın elini tutuşuna ve gözlerini şimdiden kapanmış yarasının akıttığı kanlarda gezdirmesini yumuşak bakışlarla izledi. Adamın neden ilgili davrandığını anlayamamıştı. İlgi miydi? Kızmış gibiydi ama neye kızdığını da anlayamamıştı. Kaşları çatılmış, yüzü memnuniyetsizce buruşmuştu. Birkaç saniyenin ardından Gölge'nin gözleri, sessizce onu izleyen Veyla'ya doğru yükseldi. Kendi kendisine 'Sikeyim, ne yapıyorsun?' derken kadının elini hızla bıraktı ve asansörden çıktı. "Müzik keyfimi böldün."
Veyla yavaş adımlarla ardından giderken gerçek cevabın bu olup olmadığından emin olamadı. Gölge cesetleri ayağıyla iki yana iterek onlara yol açarken Veyla adamın gayretini, büyüsüyle boşa çıkardı ve cesetleri koridorun iki ucuna kadar fırlattı. Gölge'nin ayağı duraksarken Veyla adamın önüne geçti ve ileriye bakarak yürümeye devam etti. Gölge de kadının ardından ilerlerken kendisine gerilen çenesinde dişlerini sıkıyordu. Bugün çok açık vermiş ve vermeye de devam ediyordu. Kadın hala, yalan bile söylüyor olsa, 'arzulamıyorum' diye ortalarda dolaşırken Gölge neredeyse temas dilenmişti. Yetmezmiş gibi, başkalarının onu görmesinden, dokunma ihtimalinden rahatsız olduğunu defalarca kez göstermek zorunda kalmıştı. Biraz önce ise, 'seni öldüreceğim' dediği kadının, elinin kesilmesine karşı absürt bir tepki vermişti. Veyla'nın neyin ne kadar farkında olduğunu bilmiyordu ama kadının düşünceli sessizliğine bakılırsa, normal de karşılamamıştı.
Veyla etrafına baktıkça gördüğü yeni çalışanlarla göz göze bile gelemeden Gölge'nin büyüsüyle yere yığılmalarını izliyordu. Gölge, kalp atışlarını duyduğu gibi büyüsünü yönlendiriyordu ve Veyla, 'içlerinden biri Lorak değildir umarım' diye düşündü. Lorak'ın ortalarda savaşmak için dolaşacağını sanmıyordu. Bir yerlerde kaçıyor ya da saklanıyor olmalıydı.
Veyla koridorun sonundaki kapıya büyüsünü yönlendirirken Gölge kadının önüne geçmek için hızlandı. Lorak Veyla'yı görmeden gözlerini oymak ya da bağlamak zorundaydı. Bir eliyle de Veyla'yı geri çektiğinde Veyla bir süredir Gölge'nin önünden ilerlediğini fark etti ama aralarındaki garip gerilime bakıldığında bunu mesafeli durma çabası olarak da yorumlayabilirdi.
Gölge'nin gözleri büyüyle ışıldadığında Veyla adamın omzundaki ceketin ucundan tutarak çekti. Gölge'nin gözleri Veyla'ya dönerken Veyla ceketi giyiniyordu. Gölge kaşlarını kaldırdığında Veyla gözlerini devirdi. Saçlarını ceketin altından çıkarttıktan sonra önünü kapatıp kuşağını bağladı. "Yine yanlışlıkla öldürme diye."
Daha öncesinde iki kişiyi, istediklerini alamadan öldürmüşlerdi. Buraya kadar gelip bu kadar zahmet ve heyecanlı temaslardan sonra elleri boş dönmese iyi olurdu. Gölge rahatlayarak başını onaylar şekilde salladı. Veyla, "Neden yaptığını anlayamasam da..." diye eklediğinde Gölge gözlerini kapıya doğru kaçırıp iç çekti. Ah ben de bir anlasam, diye düşündü.
Gölge ve Veyla, büyülerini korunaklı kapıya yönlendirdiler. Niyetleri yıkmaktı ama kapı mekanik bir sesle iki yana açıldığında büyülerini yönlendirmeyi durdurdular. Açılan kapıda sadece karşı duvardaki kırmızı ve siyah tonlarda resmedilmiş, çıplak bir kadının poz verdiği tablo göründüğünde Gölge ve Veyla anlayamayarak birbirlerine baktılar. Kapıyı açmamışlardı, kapı kendi açılmıştı.
Gölge, bir eliyle Veyla'yı geride tutarken kapıdan girdi. Veyla, Gölge'nin yine önden gitme çabasına gözlerini devirdi ama Gölge'nin niyeti farklıydı. İçeride ne olduğunu anlayamamıştı, kumpas olabilirdi. Bir kişinin kalp atışını duyuyordu.
Gölge'nin gözleri odaya girdikçe artan görüş alanında gezinirken Veyla koluna çarparak geçmek istedi. Gölge, "Bir kere de..." diye söylenerek Veyla'ya döneceği sırada köşeye sinmiş ve elinde muhtemelen kapıyı açtığı bir komut cihazı tutan adamı gördü. Hemen önünde, masasının yanında, bir kadın yere yığılmış, ensesinden kanlar akıyordu.
Adam titreyen eliyle yerde yatan kadını gösterdi. Kekeleyerek "Öldürdüler..." dedi. "Karımı öldürdüler..."
Gölge henüz açılan kapıya baktı. Gölge öldürene kadar hala çalışanları tarafından korunuyordu. Saldırganlar her kimse, onlara ulaşamadan Gölge hepsini öldürmüştü. Gölge yeniden adama bakarken, elini yavaşça Veyla'nın önünden indirdi. Odada, Gölge'nin engel olamayacağı bir tehlike yok gibi görünüyordu. Kadını niye korumak istediğini düşünmeyi es geçip "Ne oluyor lan burada?" diye sordu. "Kim öldürdü?"
Adam, "Geç kaldınız..." dediğinde Veyla, "Bu da manyak çıktı." diye sızlandıktan sonra hızla Gölge'ye dönüp uyararak "Bak sakın öldürme." dedi. "Belli ki bir şeyler zırvalayacak."
Gölge, "Gerekmedikçe öldürmem." derken tek kişilik koltuğun ve masanın etrafından dolanarak adama yakınlaşmaya başladı. Veyla'nın gözleri de titreyip duran adam ile, yerde ölü bir şekilde yatan kadın arasında dolaşıyordu.
Adam, "Beni de öldürecekler." derken ellerini gözyaşları içerisinde kalmış yüzüne götürdü. Elindeki cihazı sımsıkı tutuyordu.
Gölge, "İşimize yaradığın sürece seni koruruz." dedi. Veyla "Kasanda bir taş..." derken adam "Gösterebilirim!" diyerek ellerini yüzünden çekti. Gölge'nin gözleri odada kasa ararken adam titreyen elleriyle zar zor tuttuğu cihazı önünde kaldırdı ve iki büklüm eğilerek cihazın üstündeki tuşlara basmaya başladı.
Gölge beklerken asansördeki müziğin ritmiyle ıslık çalmaya başladığında Veyla, uyarır gibi sesini temizledikten sonra yerde ölü yatan kadını gösterdi. Gölge şaşkın bir şekilde güldü. İlk defa Veyla'dan 'merhamet'e dair bir uyarı almıştı. Islık çalması yetmezmiş gibi bir de güldüğü için Veyla, onaylamaz bir şekilde baktıktan sonra ne yaptığını fark edip "Aman bana ne?" diye söylenerek tekli koltuğa oturdu ve bacaklarını sehpaya doğru uzattı. Ceketinin parçaları bacaklarının iki yanına düşerken Gölge'nin de gözleri büyüyle ışıldamıştı ama Veyla Gölge'ye bakarken hızla ceketi bacaklarının üstüne geri çekti. "Kimseyi öldürmüyorsun!"
Gölge'nin gözlerindeki büyü sönerken Veyla da elindeki cihazla hala ilgilenen Lorak'a baktı ve alayla güldü. "Ucuz atlattın. Az daha gözler gidiyordu."
Adam, onları duyabiliyor gibi değildi. Birkaç saniye sonra "Hah!" diyerek cihazı tutan ellerini indirdi ve karşı duvara baktı. Gölgeler de karşı duvara bakarken Veyla, "Kasa duvarda mı?" diye sordu. Duvarın altındaki konsolda duran bir hologram riski yeşil ışıklarla yükselerek duvarda çizgiler oluşturmaya başladığında Veyla, "Taştan bahsettiğimize emin miyiz?" diye sordu. Yeşil ışıklar gittikçe başka renklere dönüşmeye başlıyordu.
Adamın gözleri aralarında gezinirken kekeleyerek "Ne taşı?" diye sordu. "Görüntü için gelmediniz mi?"
Gölge, "Neyden bahsediyorsun?" diye sorarken Veyla hologramın gittikçe bir görüntüye dönüşmesini izliyordu. Bir şey, yatağa bağlı bir şekilde uzanıyordu. Veyla'nın annesinin, babası tarafından hapsedildiği odada da olduğu gibi o şeyin etrafı tezgâhlar, iksirler ve deney tüpleriyle çevriliydi. O şeyin vücuduna uzanan kabloların bağlı olduğu cihazda kalp atışları ve yaşam fonksiyonları görünüyordu. O şey... Luna mıydı, yoksa Xalia mıydı, Veyla emin olamamıştı. Gözleri kısılırken büyük ve yamuk kafatasında, yeşil ve mor damarların aralarından tek tük çıkmış olan kahverengi saçları fark etti. O şey, bir insan mıydı?
Eğer insansa annesi gibi mutasyona uğramış olmalıydı. Annesinden daha farklı bir mutasyona uğramış gibi gözüküyordu. Sadece ardından bakarken ne kadar hasar gördüğünü anlamak mümkün değildi ama şekilsiz omurgasının üstündeki yarık gibi yaralardan yeşil ve mor bir sıvı akıyordu. Işıldıyor olduklarına göre, büyü olmalıydılar ama Veyla, mor büyünün sadece kendisine ait olduğunu biliyordu. Görüntü ve bir canavara dönüşmüş insanın bulunduğu oda gittikçe Veyla'ya tanıdık gelmeye başlarken kalbi korkuyla çarpıyordu. Kendisiyle ne ilgisi vardı? Konsey annesine bunu yaparken, Veyla da bir başkasına mı yapmıştı? Burası Veyla'ya tanıdık gelen bir laboratuvar odasına benziyordu. Ölüm laboratuvarları olabilir miydi?
Gölge de görüntülere anlam vermeye çalışırken yaratığa benzer şeyin şekilsiz kolunda, vücudu değiştikçe şekli bozulsa da hala var olan dövmeyi gördü. Gölge "Bu..." dediğinde Lorak "Lavin." dedi. Gölge'nin zihninde bu isim defalarca kez tekrarken kulakları uğulduyordu. Lavin. Lavin Karanir. Gölge Kral Karanir'in, annesi.
Veyla'nın gözleri irileşirken hızla bacaklarını sandalyeden indirdi ve Gölge'ye baktı. Lavin'i, Gölge Kral'ın sevdiği ama artık ölmüş kadın olarak biliyordu. Gölge hiç böyle söylememişti ama Veyla'nın yanılgısını da düzeltmemişti. Gölge'nin sevdiği ama aşk duygusunu yaşayamadığı kişi ise, çok daha öncesinde ellerinden kayıp gitmişti. Aşık olabileceği kadar yaşayamamıştı. Belki yaşasa, büyürlerdi ve aşık olurlardı.
Gölge'nin güçsüz düşen vücudu öne doğru sendelerken elleri masadan destek almasa, yığılacaktı. Veyla hareketlenerek sandalyeden kalksa da adamın yanına gitmeye cesaret edemedi. Kalbi kulağında atarken gerginlikten kuruyan dudaklarını yaladı ve ellerini çaresizlikle birbirine kavuşturarak Gölge'yi izledi. Görüntülere bakarken vücudu eğilmiş ve yıkılmak üzereydi. Elli güçsüzlükle masayı tutarken yüzü acıyla kasılmıştı. Gözleri hızla kızarmışken kaşları kalkmakla çatılmak arasında bir noktada, ne hissedeceğini bilemeyerek duraksıyordu.
Lorak "Bunun için gelmediniz mi?" derken titreyen eliyle görüntüleri gösterdi.
"Lavin'e ne olduğunu öğrenmek için gelmediniz mi?"
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!