🔮 41 ⚡ Aşk
3. KISIM ♛ KRAL VE KELEBEK♛
🔮 41 ⚡ AŞK
**
"Özetle tepkiler?"
"Müdahalelerimiz sonucunda, halkın yüzde elli kadarı görüntüleri izleyemedi."
Gölge, hafifçe daireler çizerek salladığı kristal bardakta dalgalanan calini izlerken memnuniyetsiz bir şekilde "Boktan bir oran." dedi.
Valdris, "Daha da boktan olanı, hiç müdahale etmesek ve izleselerdi, her şey daha iyi olabilirdi." dediğinde Gölge bakışlarını yavaşça baş savaşçısına çevirdi. Valdris, "İzlemeyenler, izleyenlerin kulaktan kulağa aktardığı şekliyle biliyor. Tahmin edersin ki her anlatım zincirinde, gerçek daha da eğilip bükülüyor." dedikten sonra başı hafifçe eğilirken sırıtışı ve şimdi söyleyeceklerini gizlemek ister gibi öksürüp "Zaten çok da ihtiyaç yok." dedi.
Gölge, "Seni uyardığımı hatırlıyorum." dediğinde Valdris, "Artık tüm halkını uyarmalısın." dedi. "Her böyle düşüneni asacaksan, hükmedebileceğin bir halk kalmayacak."
Gölge hafifçe eğdiği başında ağrıyan alnını ovuştururken "Lunalara hükmederim artık." diye sızlandı.
"Neyse ki aşk söylemleri, karanlık korkuna duyulan şaşkınlığı ve ilgiyi azalttı."
Gölge başını kaldırıp elini alnından çekerken midesi bulanıyormuş gibi bir yüz ifadesi ve eşlik eden dehşet içerikli bakışlarla "Aşk mı?" diye sordu.
Valdris hafifçe gülümsedi. "İstersen işi gücü bırakıp bu konudaki istatistikleri toplayabilirim ama tahminsel bir oranla, halkın yüzde sekseni aranızda aşk yaşandığından şüpheleniyor."
Gölge, kalbinde bir sıkışma eşliğinde bakışlarını Valdris'ten alıp başını kaldırarak bardağındaki içkiyi dikti ama yutkunmadan önce hafif şişmiş yanakları ardında birkaç saniye bekletti. Yutkunduktan sonra bardağı hafifçe kaldırarak Valdris'i gösterdi ve "Tahmin kaynağı götün mü?" diye sordu.
Valdris elindeki tabletin hologram özelliğini aktive edip internet üzerinde dolaşan beyanları göstereceği sırada Gölge, "Cevabı 'götün' olarak kabul edeceğim. Kapat şu sikik tableti." dedi. Halkın düşüncelerini görmeye hazır değildi. Valdris sırıtarak tableti kapatırken "Neyse ki her istediğinde senin de ulaşabileceğin bilgiler." dedi.
Gölge, Veyla'nın kelebeğine bardağını uzattığında Valdris hafifçe gülüp "Artık sözünü dinliyorlar mı?" diye sordu. Gölge, "Bazen." dedi. Keyifleri isterse dinliyorlardı. Sahiplerinden daha uysallardı. Kelebek Gölge'ye calin doldurmak üzere kanat çırparken birkaç tanesine daha bölünmüştü ve yeni oluşan kelebekler de calin şişesine yönelmişti. "Muhtemelen laf dinliyorlar ama siyah ölümden bile kurtulma imkânı var, bu kelebeklerden yok." diye sızlandı. Kapıdan kovsa, yine kapı aralığından girebiliyorlardı. Fiziki varlıkları büyülü bir evreni bile şaşırtacak kadar küçülebiliyordu.
"Anneleri ölürse, onlar da ölür."
Gölge, Veyla siyah ölüm ile cebelleşirken kelebeklerinin de solarak düştüklerini ve hareketsiz kaldıklarını hatırladı. Yaşamlarının Veyla'ya bağlı olması muhtemeldi ama normal şartlarda Xalialar,
lunaları ile ruhsal birlik yaşasalar dahi, bedenleri birbirinden bağımsız bir yaşam sürerlerdi. Xalia öldü diye, Luna'sı ölmeyebilirdi. Veyla Aldar ve kelebeklerinde durum farklı olmalıydı. Yaşamlarını Veyla'dan alıyormuşçasına, öldüğünde ölebilirlerdi.
Gölge, Veyla hakkında 'anne' diye bahsedilmesine karşı garip bir hisse büründü. Veyla'nın 'anne' olması, olma ihtimali ona bazı kehanetleri hatırlatıyordu.
Gölge, kelebeklerin getirdiği calin bardağını alırken "Neyse ki annelerini nasıl öldürebileceğimi biliyorum." dedi. Kelebekler, bir tehlike söz konusu değilmiş gibi Gölge'nin tahtının etrafında uçuşmaya devam etti. Sanki Gölge'nin bunu yapamayacağını düşünüyor gibilerdi.
"Bu bilgiyi onu öldürmekle mi kullanacaksın yoksa öldürmek isteyenlerden korumakla mı, hep birlikte göreceğiz."
Gölge alayla güldü ama gülüşünü fazla sürdüremedi. Calin ile ıslanan dudağını yaladıktan sonra "Geri kalan yüzde yirmiyi ödüle boğ." dedi. Ceza kadar ödüller de etkili bir kontrol aracıydı. Düşüncelerini değiştirmek elbette ki kolay değildi ama en azından dudaklarından çıkanı böylelikle kontrol edebilirlerdi. Algı, her şeydi. Bir süre boyunca aksini söyleyen herkes, bir gün gelir buna inanmaya da başlardı.
Valdris, bir sırıtış eşliğinde "Emin misin?" diye sorduğunda Gölge'nin gözleri Valdris'te kaldı. Birkaç saniye içerisinde durumun vahimliğini anladı. Çenesi gerildikten sonra gözlerini kapatıp sesli bir nefes vererek başını tahta yasladı. Valdris, Kral'ı anlamış gibi gözükse de hafifçe gülerek açıkladı. "Geri kalan yüzde yirmisi şüphelenmiyor, direkt aşk yaşadığınızdan emin."
Gölge, "Sikeyim. Gelip birkaç dakika bize şahit olsalar keşke." diye sızlanırken hala gözleri kapalıydı. Tahtın kol kısmına yasladığı elinde bardağı sımsıkı tutuyordu. Öyle ki, biraz daha güç kullanırsa patlayabilirdi.
Valdris, "Aslında tam olarak öyle yaptılar." dediğinde Gölge, gözlerini açıp da o yüz ifadesini görmemek için kasti bir çabayla zihnindeki karanlığı izlemeyi sürdürdü. Zihni de, Valdris kadar haindi. Her yerden kaldırttıkları görüntü, an itibariyle sadece Gölge'nin elindeydi ve daha şimdiden defalarca kez izlemişti. Şimdi de gözleri önüne o anlar geliyordu. Veyla'ya sıkıca sarıldığı, birlikte uyudukları ve saçını koklayarak öptüğü anlar... Denemişti. Denemek için Veyla'yı kucağına almıştı. Veyla'nın sesini duyuşuyla karanlığın onu sürükleyen girdabından kurtulup kurtulmadığını, kolları arasında kadın varken karanlığa maruz kalarak denemişti. Korkmamıştı, aksine aydınlanmıştı karanlığı. Bunun neden olduğunu düşünmesine bile fırsat olmadan uykuya dalmıştı. Uyandığında ise yapması gereken kadından hızla kaçmak olması gerekmesine rağmen, kadına daha da sokulmuştu. Sanki o ana hapsolmuş ve bu sonsuzluk bitene kadar tadını çıkartıyormuş gibi... Bitmişti işte. Gerçek Zenith'e dönmüşlerdi ve artık o görüntüler zihni ile kalbinde bir yükten ibaretti.
"Bir süreliğine size şahit oldular ve düşünceleri böyle oluştu."
Gölge, "Daha zeki bir halka sahip olduğumu sanırdım." dedi. Gölge'nin görüntülerde verdiği fileler vardı. Belki de anlık oluşan kafa karışıklığı sonucunda yaşananları yanlış algılamış olabilirlerdi ama Veyla? Kadının tek yaptığı öylece uyumaktı. Hatta öncesinde adama yeniden ihanet etmişti. Sonrasında da yaptığından memnun bir şekilde Gölge'ye izletmişti. Nasıl kadının da böyle iğrenç bir kelimeyi yaşadığını sanabilirlerdi? Adamın yanında uyuyabilmesine, hatta kabus görmemesine Gölge de şaşırmıştı ama tüm bunlar halkın sandığı gibi bir yanılgıya yeterli emare oluşturmazdı. Gölge'nin 'gelip birkaç dakika şahit olsalar' dediği de böyle anlar değildi. Böyle anlar... Arada olan, anlamsız ve açıklamasız anlardı... Ama normallerine şahit olsalar, kavgalar, birbirlerine yaptıklarına şahit olsalar böyle düşünmeyecek olmalılardı. Gölge'nin kastettiği buydu. Ayrıca kadının ortalarda Kral'ın kardeşine aşık aşık dolaşmasına da şahit olmamışlardı. Gölge, Veyla'nın Yıldat'a karşı hissettiklerinin aşk olmadığını düşünüyor muydu yoksa umuyor muydu, emin değildi. Eğer bu ummaksa, neden umuyordu bunu da bilmiyordu ama aşk değilse bile sevgi olduğu şüphesizdi. Yıldat'ı zaafına zaaf yapmıştı. Başkalarının dokunmasını istemiyor, Yıldat'la sevişiyordu. Bu, zaaf olmalıydı. Veyla da bu şekilde dile getiriyordu ama Gölge'nin bir yanı, söz konusu Veyla ise gerçeklerin söylenilenler değil de gizlenenler olması gerektiğini düşünüyordu. Ya da işte... Ummak mıydı?
Kaldı ki, Veyla görüntüleri karanlık oda eziyetinin de öncesinde başlatmıştı. Tüm halkı, Veyla'dan neden nefret ettiğini artık biliyordu. Veyla sadece Gölge'nin korkularını değil, acılarını da göstermişti. Nefreti de görmelerine rağmen neden aşka ihtimal veriyorlardı? Bu iki duygu aynı yerde barınamazdı. Öyle değil mi?
"Yanılmış sayılmazsın."
Gölge gözlerini aralayıp Veyla'nın kelebeklerine Valdris'i gösterdi. Valdris birkaç adım geriledi ama kelebekler Gölge'nin etrafında uçuşmaya devam ediyorlardı. Gölge gözlerini devirirken Valdris güldü. Gölge işaret parmağıyla havada daireler çizerek kelebekleri gösterdi. "İşte böyle göt gibi de bırakabiliyorlar."
Valdris, "Neyse ki." dedi. O kelebeklerin neler yapabildiğini gayet iyi biliyordu. Sadece Valdris değil tüm Zenith biliyordu. Gölge, "Neyse ki her sözümü dinleyen bir Luna'm var." dediğinde bahçe katında gezinen Uğultu'nun kükremesi duyuldu. Valdris tedirgin bir şekilde sırıttı. Kelebekler, Uğultu'yu duyduğu gibi cama doğru kanat çırpıp ona yöneldiler. Son zamanlarda Gölge onları çok yan yana görüyordu. Uğultu hala mesafeliydi ama kelebekler de mesafeleri yok saymasıyla biliniyordu.
Valdris, kelebeklerin ardından bakarken "O da meşgul gibi." dediğinde Gölge ellerini ensesine götürürken tahtta biraz daha kayıp gevşek bir oturuşla yüksek tavanına baktı. Dört yanı, sahip olduğu her şey, kelebekler ile çevrelenmişti.
"Yine de herkesi, herkese ceza vermeden susturabilirsin."
Gölge de bu ihtimali biliyordu. Dilini çiğneyerek tavanı izlerken ellerini kaslı karnı üstünde kavuşturdu ve sağ bacağını gergin bir ritimle sallamaya başladı. "Sadece tek bir kişiye ceza vererek hem de."
Valdris, elbette ki Veyla'nın ceza almasını istemezdi ama Gölge'nin yapamamasına şahit olmak için konuyu açmıştı. Veyla, kuralları çiğneyip duruyordu. Kral'a ihanet etmişti. Kral'ın sırlarını açığa çıkarmış, üstelik şehrin elektriğini keserek düzeni bozmuştu. Son yaptığı buydu. Cezasız kalan bir önceki eylemi de, şehir tarafından gayretle korunan büyü duvarını yıkmak ve halkı tehlikeye düşürmekti. Gölge Veyla'yı cezasız bıraktıkça, fısıltılar çoğalacaktı. Fısıltılar, gittikçe çığlıklara dönüşüyordu ve duymamak için sağır olmak bile yetmemeye başlıyordu. Gölge sustukça, onlar konuşuyordu. Konuşmakla da kalmıyor, Veyla'yı temize çıkartıyorlardı. Büyü duvarını yıktığını değil, çocukları kurtardığını görüyorlardı. Gölge'yi karanlıkta bıraktığını değil, karanlıkta ona sarıldığını görüyorlardı. Kelebeği hain olarak değil de Kraliçe olarak kabul etmeye başlamışlardı ve Gölge, kadının kimse ile bağ kurmaması için bu kadar çabalamasına rağmen herhangi bir savaşçısı olarak bile değil Kraliçe'si olarak görülmeye başlanması ile nasıl mücadele edeceğinden emin değildi.
Gölge, birkaç saniyenin ardından "Çıkabilirsin." dedi. Valdris, gülümseyerek başını onaylar şekilde sallarken kapıya yöneldi. Gölge hala düşünceli bir şekilde tavanı izliyordu. Valdris kapıdan çıkmadan önce ona "Yıldat görmüş mü?" diye sormadan edemedi.
Valdris, bu sorunun altında yatan nedenleri bildiği için gülmemekte zorlandı. "O sıra görevde, elektriği kesilmeyen bir mıntıkadaydı. Muhtemelen, evet." dediğinde Gölge hissettiği haza karşı daha da öfkelendi. Yıldat görse ne, görmese neydi?
"O sikik kelimeyi yasaklıyorum." dedi. Bir ara, Yıldat'tan bahsedilirken başına 'sikik' koyulmasını zorunlu kılan bir kural çıkartmıştı. Birkaç ay sonra yeterince keyif alarak kuralı geri kaldırmıştı. Ne de olsa, Kral'ın kardeşiydi ama yakın zamanda yine böyle bir kural koyacak kadar Yıldat'a öfkeli hissediyordu. Üstelik, bakıldığında Yıldat'ın en uslu durduğu zaman dilimi içerisindelerdi. İhanet etmiyor, görevleri yerine getiriyor, başkaldırmıyordu. Yine de öyle bir şey yapıyordu ki... Gölge ihanete uğradığında bile bu denli kötü hissetmemişti.
Valdris kapıda dikilirken "Hangi kelimeyi?" diye sordu. Gölge gözlerini kapatırken sıkkın bir nefes aldı. Söylemek istedi ama harfler dudaklarına değip çıkmak üzereyken bile sanki Veyla'yı öpmüş gibi bir sıcaklık hissediyordu. O sıcaklık, sanki hep Veyla ile ilgili durumlarda Gölge'nin bedenini ele geçiriyordu. "Yavşağın ikinci harfi, şerefsizin ilk harfi, pezevengin son harfi."
"Aşg?"
Gölge gözlerini aralayıp tahtta hafifçe doğrularak Valdris'e baktığında Valdris sırıtışı dudağını yalayarak durdurmaya çalıştıktan sonra "Ne? Kafam karıştı Kral'ım." dedi.
"Hemen güzel kardeşimin derdini çözeyim ister misin?"
Valdris, yüzünde kaldıkça garipleşen bir sırıtış eşliğinde "Sanırım hayır." dedi.
Gölge, "Kafana şimşekler yağdırırsam bir daha karışabilecek hali kalmaz." dediğinde Valdris imayla "Aşk." dedi. Gölge'nin kalbine şimşekler yağmış gibi oldu. "Anlaşıldı. Aşk, kelimesi artık yasak. Bu şehirde kimse 'aşk' kelimesini kullanmayacak. Eğer bir kişi bile 'aşk' derse, hemen bedelini ödeyecek. Kimse 'aşk' diye..."
Valdris, gök gürültüleri ve aydınlanan hava eşliğinde suratına doğru gelen kristal bardaktan son anda kaçınıp dışarı çıktı ve kapıyı kapattı. Gölge de Azrit hızına rağmen yetiştiremediği bardağın tuzla buz olarak yeri boylamasını izledi. Yumruklarıyla binayı yıkabilecek kolu, güçsüzdü. Öyle ki tahtın kol kısmına geri inerken sıktığı yumruğu da güçsüzdü. Başını yeniden tahta yaslayıp da boş bakışlarla ileriyi izlerken Veyla'ya ne ceza verebileceğini düşünüyordu. Halkının izleyeceği ve susacağı kadar aşk ihtimalini bertaraf eden bir ceza olmalıydı. Ve de en önemlisi, Kral son anda vazgeçmemeliydi. Çünkü bu, susturmak yerine seslerini yükseltirdi.
Fısıltılar, çığlık olup da kulaklara dolarken Gölge, yasaklı kelimelerin arasında boğulurdu.
**
"Nasıl sevgilini ikna edemezsin?"
Erya, "Neler teklif ettiğimi tahmin edemezsin." dedi. Veyla kaşlarını kaldırdığında Erya hafifçe gülerek "Sesli dile getiremeyeceğim şeyler." dedi.
Thal, uzandığı koltukta, bir bacağını koltuğun sırt kısmına doğru kaldırmışken diğer bacağı koltuktan sarkarak sallanıyordu. Karnına koyduğu tabletten yükselen hologramda bir atış oyunu oynuyordu. Hedefler Saltar, Yıldat ve Veyla Aldar'dı. "Seksle alakalı ilginç tekliflerde bulunmuş işte. Onu demek istiyor."
Veyla, Erya'nın sağından başını eğerek Thal'a bakarken "Biraz önce beni mi vurdun sen?" dediğinde Thal tedirgin bir şekilde gülerek "Yanlışlıkla." dedi.
Veyla, "Bu oyunu kim tasarladı?" diye söylendiğinde Thal "Buraya ilk geldiğin zamanlarda Gölge." dedi. "Bu oyun zaten vardı da, seni de ekletti."
"Niye hiç denk gelmedim?"
"Oynayanı görürsen öldüreceğini düşündüğümüz için yanında oynamaya cesaret edemiyorduk." derken peş peşe gelen Yıldat'ın hedefine tam kafadan isabet vurdu ve oyundan patlama sesleri gelmeye başladı. Thal da patlama seslerine eşlik eden uğultular çıkardıktan sonra güldü ve "Rekora gidiyorum." dedi.
"Rekor kimde ki?"
Erya gülerek "Gölge." dedi. Veyla, "Sen de mi oynuyorsun?" diye sorduğunda Erya özür diler gibi gülümsedi. "Çıkan animasyonlar eğlenceli."
Thal da sağ üstte gözüken sıralamada Gölge'nin istatistiklerine bakarak "İki bin yüz yedi vuruşun iki bini sensin." dedi. "Bu da, diğerlerini vurmadan senin hedefinin gelmesini bekleyip durduğunu gösteriyor."
Veyla gözlerini devirirken saçlarını elleri arasına alıp gevşek bir topuz oluşturduktan sonra kelebeklerinin toka ya da dal iliştirmeye yetişeceğini düşünerek ellerini bıraktı ama saçları omuzlarından geri döküldü. Kaşları iyice çatılırken omuzları üstünden ardına baktı. "Nerede bu lanet kelebekler?"
Erya, "En son Uğultu'yla yakalamaca oynuyorlardı." derken elini pencereden gözüken ağaca doğru kaldırmıştı. Yeşil parıltılar ile Erya'ya doğru uzanan dallardan küçük bir parça koparıp Veyla'ya uzattı. Veyla üfleyerek dalı aldıktan sonra saçını topuz yaptı. O sıra ağaç, kabuğuna çekiliyordu.
Thal, "Bak, animasyonlar gerçekten eğlenceli." dedikten sonra hologramı daha rahat görebilsinler diye Veylalara doğru çevirdi ve Veyla'ya bir atış daha yaptı. Veyla'nın vücudundan onlarca kelebek çıkarak oynayanın yüzüne doğru uçarlarken Veyla'nın el ve bacakları ölmüş bir örümcek gibi çapraz bir şekilde havaya kalkıyordu. Dili, dudağının kenarından sarkarken gözlerinde çarpılar oluşuyordu ve Veyla'nın "Siktir, öldüm." dediği bir ses duyuluyordu. Erya ve Thal gülerken Veyla gözleri kısılmış, yüzünde oldukça memnuniyetsiz bir ifade eşliğinde izliyordu. "Hangi aptal savaşçısına bu oyunu tasarlatmış acaba? Sesimi de kaydettirmiş. Şehri yöneteceğine böyle şeylerle mi uğraşıyor?"
Erya, alayla "Aslında bu da halka hizmet." dedikten sonra kendi tabletinden en çok oynanan oyunlar listesinde ilk sıralarda olduğunu gösterdi. Veyla'nın gözleri diğer oyunlarda da gezinecekken Thal "Bak, bak. Asıl şuna bak!" diyerek koltukta oturarak doğruldu ve Yıldat'a bir atış yaptı. "Ben sikik bir Yıldat'ım ve öldüm." diyen animasyona gökyüzünden şimşekler iniyor ve kül olurken gözleri ve dudakları irice açılıyordu.
Hedefi Veyla'ya çevirdiğinde Veyla'nın avatarı yalvarır gibi ellerini birbirine kavuşturup "Gölge Kral, çok yaşa." diyor ve merhamet dileniyordu. Thal animasyona merhamet etmeyerek ateşledi ve oldukça keyif alarak güldü. Veyla kollarını göğsünde birleştirirken "Peki, artık seni öldürmemden korkmamanın sebebini öğrenebilir miyim?" diye sordu. Önceleri kimse yanında oynamaya cesaret edemezken şimdi Thal'ın bizzat gülerek oynamasının sebebini çok merak etmişti.
Thal, Veyla'ya doğru baktı. Umut dolu ama tedirgin bir sırıtış ve kaş kaldırış eşliğinde "Çünkü beni öldürmezsin?" dediğinde Veyla alayla gülümsedi. "Son sözlerine karar ver."
Thal, "Ben tatlı bir arkadaşım ve lütfen beni öldürme?" dediğinde Veyla oyundaki gibi patlama efekti yaparmış gibi sesler çıkartırken ellerini Thal'a doğru uzattı ve mor gözleri ışıldadı.
Thal, ateş edilmiş gibi koltuğa doğru gerilerken tablet bacağının yanına düştü ve ellerini kaldırarak ardına, koltuğun sırt kısmına yasladı. Gözleri de kapanırken dilini dudağının kenarından sarkıttı. Erya gülerken Veyla da gözlerini devirdi. Tabii ki de onu öldüremezdi. Veyla artık ölüm kelebeği değil de... Saçma sapan bir kelebek olmuştu. Ne öldürebiliyordu ne de ölebiliyordu.
Thal önce tek gözünü açtı. "Hala hayatta mıyım?"
Veyla, "Maalesef." derken kollarını yeniden göğsünde birleştirdi. Thal diğer gözünü de açarken sırıtarak kollarını indirdi ve nefesini rahatlayarak üfledi. "O zaman oynamaya devam edebilir miyim?"
Veyla, "O tableti daha rahat oyna diye sana monte ederim." dediğinde Thal, tedirgin bir şekilde "Başka bir oyun oynayayım." dedi. Veyla da yavaşça başını onaylar şekilde salladı. Thal nedense gülmeye başlayıp başka bir oyuna girdi. "Bak. Dünden beri, Valdrisler tarafından kaldırılsa bile türevleriyle yeniden piyasaya sürülen bir oyun var."
Veyla merakla koltuğa doğru yaklaşırken Erya, oyunu bildiği için gülerek çiçeklere yöneldi ve Veyla yakasına yapışıp da videonun aslını öğrenip öğrenemediğini sorana kadar sürdürdüğü çiçekleri sulama ve bakımlarını yapma işine devam etti. Videoyu, yüzlerce çiçek ve aromanın eşlik ettiği sıcak suda öz bakım ve etrafında uçuşan kuşlarla şarkı söyleme saatine denk geldiği için zamanında izleyememişti ve sonrasında da başkent mıntıkasında elektrikler gitmişti. Valdris de kaldırdığı görüntüleri Erya'ya izletmeyi ısrarla reddetmişti. Gölge'nin açık ve kesin talimatı mevcuttu. Thal videoyu anlatmıştı ama Veyla Thal'a güvenmiyordu. Thal'ın anlattığına göre Gölge Veyla'nın saçlarını öpmüştü. Bu mümkün değildi! Bu sebeple daha güvenilir bir kaynaktan duymak istemişti. Hatta Erya Valdris'i ikna edebilirse bizzat izlemek istemişti. Valdris de 'duyduklarınızdan pek de farklı değil' demişti ama Veyla gözüyle görmeden inanamazdı. Halk da kulaktan kulağa gittikçe abartıyor olmalıydı. Veyla da soru işaretleriyle kalmıştı. Valdris hiçbir görüntünün kalmadığını söylemişti ama yalandı. Gölge'de hala görüntüler vardı. Veyla, bunun sonuçlarından endişe ediyordu. Birkaç gün sonra Karam'a gidiyorlardı. Andri ile görüşmeyi olabildiğince ertelemeye çalışıyordu ama Andri'den kaçınsa, bizzat babası Konsey'in görüş ve talimatlarını iletecekti. Ya gördükleri, planları değiştirmelerine yettiyse? Ya Veyla'nın, Gölge'yi kendisine âşık etmek için çabalaması gerekirse? Ya... Ya düşük bir ihtimal de olsa... Bu imkânsızlığa rağmen halkın inandığı o küçük ihtimal gerçekleşirse ve Gölge... Veyla başını iki yana salladı. Olamazdı. Veyla ne kadar çabalarsa çabalasın Gölge ona âşık olmazdı ve bu sonu başarısızlıkla biteceği kesin plan girişimi, Veyla'nın her nedense yaşayacağı kalp kırıklıklarıyla sonuçlanacaktı.
Thal koltukta kayarak Veyla'ya yer açarken oyunu açtı ve hologramı ikisinin de görebileceği şekilde önlerine çekti. Veyla yüzlerine yansıyan pembe ve kırmızı ışıklara kaşlarını kaldırarak bakarken dijital çizgiler saniyeler içerisinde anlamlaştı ve Veyla'nın sinirini bozacak kadar tatlı bir müzik kulaklarını doldurdu. Veyla, hologramın iki tarafında oluşan Veyla ve Gölge'nin animasyonuna baktı. Vücutlarına kıyasla kafaları oldukça büyüktü ve birbirlerine dönüklerken hemen üstlerinde bir çubuk vardı. Thal tabletteki komut tuşuna bastığında çubukta kırmızı renk bir ışık ilerlerken Gölge ile Veyla'nın da yüzleri birbirine yakınlaşıyordu.
Veyla'nın kaşları git gide kalkarken Thal'ın gülüp durduğu ama Veyla'nın kusmak üzere olduğu öpücük sesleri eşliğinde iki koca kafa öpüşmeye başladı. Arkada Yıldat'ın koca kafası göründüğünde Thal hızla elini komuttan çekti ve Veyla ile Gölge'nin animasyonu öpüşmeyi bıraktı. Yıldat ekrandan çekildiğinde Thal yeniden ikisini öpüştürmeye başladı ve çubuktaki ilerleme devam etti. Yakalanır gibi olduklarında Yıldat'ın koca kafası öfkeyle kızarmaya ve daha da büyümeye başlıyordu. Veyla'nın şaşkın dudakları bir süre aralık kalırken oyundaki animasyonunun dudakları Kral'ın tadını çıkartıyordu.
"Yıldat'tan gizli gizli öpüştüğümüz bir oyun mu çıkartmışlar?"
Thal kahkaha attıktan sonra "Evet." dedi. "İkinizin gizli bir aşk yaşadığını düşünüyorlar. Bak eğer yakalanmazsam..." derken Yıldat çıktıkça öpüştürmeyi bırakıyor, Yıldat yeniden kaybolduğunda da kaldığı yerden devam ediyordu. İlerleme çubuğu dolduğunda animasyonların üstündeki elbiseler değişti ve ellerini birbirine uzatırlarken gökyüzünde ışık lunalarının gösterileri eşliğinde bir doğa yerine ışınlandılar. Veyla'nın yüzü iyice buruşurken "Ne yapıyorlar?" diye sordu.
Thal, "Evleniyorlar." dedikten sonra kahkaha attı. Alkışlayarak evlilik törenini izleyenler arasındaki Yıldat'ın koca kafasını gösterdi. Kafasından bile büyük gözyaşları etrafa saçılırken Veyla ile Gölge yeni bir öpücüğe yelken açıyorlardı. "Bu ne saçma..."
Veyla dehşetle irileşen gözlerini kırpıştırdıktan sonra ellerini ileriye doğru uzatıp hologramı dağıtmaya çalıştı ama ışıklar ellerine, kollarına yansıyarak dalgalanmak dışında bir işe yaramamıştı bu çabası. "Ne sikik bir şey..." En sonunda tableti alıp karşıya doğru fırlattı.
Veyla'nın neredeyse çığlık atarak ve iğrenmiş gibi buruşmuş bir yüz ifadesiyle attığı tableti kapıdaki Gölge tuttu. Göz göze geldiklerinde Veyla 'siktir, öldüm' diyen animasyonunu hatırladı. Gölge'yle böyle anlarda göz göze gelmek onu ölmüş, bitmiş, mahvolmuş gibi hissettiriyordu. Veyla oyunu izlerken yüzünün kızardığının farkındaydı. Dudaklarının heyecanla titrediğinin de bilincindeydi. Tüm bu yüz ifadelerini gizlemek için öfke ve iğrenmeye başvurmaya çalışıyordu ama gözleri, bakmayı bilen gözlerden yeterince ustalıkla gizlenemiyordu. Gölge, gözlerini Veyla'dan aldıktan sonra tableti kendisine doğru çevirdi ve yüzüne yansıyan ışıklarda kadını bu hale neyin getirdiğine baktı.
Yüzü kasılırken başını koridora doğru çevirip "Şu sikik oyunu kaldırın dememiş miydim?" diye bağırdı. Valdris ve birkaç savaşçı nefes nefese yanına varıp oyuna baktılar. Valdris "En az yüz kere kaldırttık." dediğinde Gölge tableti Valdris'in omzuna çarparak sertçe verdikten sonra "Yüz birinci kere kaldırtın o zaman." dedi.
Valdris, "Tabii." diyerek tableti tuttuğunda Thal, "Şey... O benim tabletim bu arada. Geri alabilir miyim? Rekorlarım var da..." derken Gölge bakışlarını ona çevirince tedirgince sırıtıp 'yok bir şey' der gibi elini salladı. "Neyse, önemli değil."
"Ben halkın elinden oyunu almaya çalışıyorum, başkent mıntıkasında, benim malikânemde, baş savaşçılarımdan biri gülerek bu oyunu mu oynuyor?"
Thal birkaç saniyenin ardından Veyla'ya bakıp "Ayıp ama gerçekten." dediğinde zaten gergin hisseden Veyla Thal'ın kolunu cimciklerken "Ben oynamadım." dedikten sonra bakışlarını Gölge'ye çevirip "Gerçekten!" dedi. "Asla oynamam. Saçma sapan bir oyun. Saçma sapan ve sikik ve sokuk ve..."
Gölge devamını dinlemeden kapıdan koridora ilerleyip hareket etmeye başladığında Veyla duraksadığı birkaç saniyenin ardından koltuktan kalktı. Sinirle kapıya yöneldi. Öfkeyle "Sana ben konuşurken gitmemeni..." diyerek kapıdan çıktığında Gölge de duraksayıp Veyla'ya döndü ve açık kapıyı gösterdi. Suratına kapatmamakla yeterince kibarlık yapmıştı, daha ne istiyordu? "Git bir kır, rahatla istersen."
Veyla sinirle ellerini sıkıp "Ben oynamadım, diyorum." dedikten sonra kollarını göğsünde birleştirip imayla kaşlarını kaldırıp indirirken dudağını büzdü. "Ama bu oyunu sen yaptırmış olabilirsin. Malum başrolünde benim olduğum oyunları yaratmayı ve oynamayı seviyorsun." dediğinde Gölge alay ve sinir karışık bir şekilde güldü. "Ben mi?"
Veyla başını onaylar şekilde sallarken gevşek topuzundan birkaç tutam özgürlüğüne kavuştu. Perçemleri de yüzüne doğru düştü ve birkaç teli kirpiğine takılıp rahatsız etse de sırf şu anki ciddiyetini bozmak istemediği için katlanmaya çalıştı. Tüm bunları fark eden Gölge de gülümsememeye ya da kadının saçını gözlerinden çekmemeye çalışıyordu. Nasıl onu, ondan sakınmak ister gibi kirpiklerini saçlarından kurtarmak isteyebiliyordu?
"Gördüğün üzere ben seni öldürdüğüm oyunlar yapıyorum..." dedi. İstemsiz bir şekilde es verdikten sonra daha derinden gelen bir ses tonuyla "... öptüğüm değil." diye devam etti. İkisi de heyecanını yüzüne ya da sesine yansıtmamaya çalışırken Veyla, "Bilemiyorum artık." dedi.
"Ulan ben yaptırmış olsaydım Yıldat piçine yakalanmak diye bir seçenek koyar mıydım? Ne olacak sanki, sikik Yıldat görse? Kral korkuyormuş gibi yakalanma eklemişler."
Veyla, Gölge'ye doğru yaklaşırken "Ha geri kalan kısmında bir sorun yok senin için yani?" diye sordu. Gölge kadının yaklaşan vücuduna birkaç saniye baktıktan sonra gergin dudağını yalayarak gözlerini duvarlarda gezdirdi. O duraksayınca, ardından gelen savaşçıları da duraksamıştı. Gölge'yi beklerken onları izliyorlardı. Göz göze geldikleri gözlerini Gölge'den kaçırırken hafifçe başını eğiyordu. Gölge bakmazken Veyla da başını hafifçe iki yana sallayarak gözlerine düşen saçlardan kurtuldu. Gölge de kadına bunu yapabilmesi için zaman tanımıştı. Kadın öyle inattı ki, bu küçük hareketten bile Gölge bakarken geri duruyordu.
Gölge yeniden gözlerini Veyla'ya çevirirken konuyu değiştirme ihtiyacıyla "Hazırlan." dedi. Veyla gözlerini kırpıştırıp kollarını hafifçe gevşetirken en azından öfkeli olmayan bir sesle "Nereye?" diye sordu.
Gölge, "Oyundaki gibi evlenmeye." dediğinde kadının yüzünde oluşan ifadeleri izlerken ne hissedeceğini bilemedi. Veyla'nın kolları iyice çözülürken kaşları kalkmış, gözleri irileşmiş, yanaklarına kan gelmiş ve dudakları aralanmıştı. Gölge, oyunu oynarken iğreniyormuş gibi tableti atan ve nedense böyle yapması Gölge'yi sinirlendiren kadının şu anki yüz ifadelerinde şaşkınlık olduğuna emindi ama iğrenirmiş gibi de değildi. Ne hissedeceğini bilemese de kadının tepkileri, çoğu tepkisi gibi Gölge'nin gözlerine güzel bir görüntü sergilediğinden sırıtmaya çalışan dudaklarına yalayarak hâkim olmak istedi. Olamayacağını fark ettiğinde alayla örterek güldü. "Taş toplamaya tabii. Nereye olacak?"
Veyla'nın göğsünden bir gezegen kalktı. Yüz ifadelerini kontrol altına almaya çalışırken perçemlerini kulaklarının ardına sıkıştırıp "Bir an sandığımdan da manyak olduğunu düşünmüştüm." dedi.
Gölge'nin kaşları kalktı. Gözleri, Veyla'nın saçlarından çektikten sonra iki yanında indirdiği ellerinde geziniyordu. Kadın bu yeni konumlarında da rahat edememiş olmalı ki başta ellerini birbirleriyle kavuşturdu ama hemen ardından kollarını göğsünde birleştirdi. Veyla elleriyle ne yapacağını bilememişti ve Gölge'nin de bunu fark edişi hiç yardımcı olmamıştı. Gölge yavaşça gözlerini, mor gözlere çevirirken yumuşak bir sesle "Ne olurdu öyle olsa?" diye sorduğunda Veyla kulağında atan kalbini göz ardı etmeye ve alayla sırıtmaya çalıştı.
"Eşitlenmiş olurduk."
Gölge "Nasıl?" diye sorduğunda Veyla, "Bir keresinde de sen beni reddetmiştin." diye hatırlattı. Gölge birkaç saniyenin ardından hafifçe güldüğünde Veyla da alaylı gülüşüne eşlik etti ve rekabet havasıyla bakan gözlerini birbirlerinden aldılar. Gölge, en başında, Veyla ilk kendisine vadedildiğinde reddetmeseydi, ne olacağını merak etmeden duramadı.
Gölge bakışlarını yeniden Veyla'ya çevirirken "Ben bir şeyi istediğimde, reddedebileceğini mi sanıyorsun?" diye sordu.
Veyla, "Genel olarak yaptığım şey bu." dediğinde Gölge alayla ve yamuk bir şekilde kıvrık dudakları ardında dilini çiğniyordu. Birkaç saniyenin ardından "Hazırlan." dedi ve yavaşça ama güçlü adımlarla ardına döndü. Her adımında Veyla'yı biraz daha ardında bırakıyordu. Gölge'nin göz hapsinden kurtulduktan sonra yavaşça nefesini üfleyerek başka yöne bakan Veyla da sakinleşmeye çalışıyordu. Heyecanlı hissediyordu. Gölge'nin yanında ya heyecanlı ya da ateşler saçacak kadar öfkeli oluyordu. Artık bir de... Kolları arasında kabus görmeden uyuyabildiğine göre, bir de huzurlu oluyordu.
Gölge "Bu arada..." dediğinde Veyla'nın gözleri hızla koridora döndü. Gölge de ona doğru dönüp geriye doğru adımlarken göz göze geldiler. "... sandığından da manyağım."
Veyla'nın kaşları kalkarken Gölge yeniden önüne döndü ve onu takip eden savaşçıları eşliğinde ilerlemeye devam etti. Veyla, yanından geçen Valdris'in kolundan tutup "Ne demek istedi bu şimdi?" diye sorduğunda Valdris gülerek kolunu kurtardı ve Kral'ının peşinden giderken "Muhtemelen yakında öğrenirsin." dedi. Veyla üfleyerek kollarını göğsünde birleştirirken koridorun sonundan sağa dönene kadar Gölge'yi izledi. Gölge sağa dönerken gözlerini bir anlığına Veyla'ya çevirdiğinde Veyla hızla bakışlarını alıp soluna doğru döndü ve nefesini yeniden üfledi.
Ne demek istemişti?
**
"Artık malikâneye sadece seninle konuşmak için mi girebiliyorum?"
Gölge, yanına gelene kadar savaşçıların eşlik ettiği kardeşine bir anlığına baktıktan sonra Terra'ya başıyla kapıyı gösterdi. Terra, Veyla'nın durumuna ve yaralarına bakmaya gelmişti. Veyla'yı gördükten sonra da Kral'ın yanına malumat vermeye uğramıştı. Terra Gölge'ye saygı selamı verdikten sonra teras kapısına yöneldi. Gölge'nin odasının terasında değillerdi ama hatrı sayılır büyüklükte bir terastı. Gölge oturma grubunda oturuyordu. Birkaç savaşçısı iki yanında, ayakta duruyorlardı ve Krallarından talimat almaya hazır bekliyorlardı. Gölge bitki çayından bir yudum daha aldıktan sonra fincanı tabağa bıraktı ve ardına yasladı. Bir ayağının bileğini, diğer bacağının dizine yaslamış, rahat bir şekilde oturuyordu. Bir kolu yeniden oturma grubunun sırt kısmının üstünden uzandı.
Veyla'nın yara izleri hala geçmemişti ve Gölge, yeniden göreve çıkmadan önce bir Terra'nın bakmasını buyurmuştu. Terra'nın dediğine göre izler yüksek ihtimalle kalıcıydı. Veyla da nasıl ki yıldız simgesini omzundan kazımak için her yolu denemişti, o izlerden kurtulmak için de denemişti. Kolu her seferinde yeniden iyileşiyor ama izler geçmiyordu. Yine de Terra, tehlikeli bir durum arz etmediğini söylemişti. Veyla'nın sağlık durumu iyiydi, sadece artık yara izlerine sahipti. Tenine, bir büyüyle kazınmıştı ama Veyla'nın büyüsü bile silinmesine yetmiyordu.
Gölge, Terra'ya hazır gelmişken hazırlattığı şifalı bitki çayının baş ağrısını giderebileceğini umarken yorgun gözlerini Yıldat'a çevirdi ve karşısını gösterdi. Yıldat hareketlenirken Gölge de gözlerini yavaşça okyanusa çevirdi. "Ne derdin varsa hızlı ol. Birazdan çıkacağım."
"Veyla'yı mı istiyorsun?"
Gölge'nin gözleri hızla karşısına oturan Yıldat'a döndü. Yıldat oturup dirseklerini dizlerine yaslarken ellerini birbirine kavuşturmuş, cevabı bekleyerek bakıyordu. Gölge, konuya bu kadar da hızlı ve direkt bir giriş yapmasını beklememişti. Yıldat'ı hızlı olması konusunda uyarmış olmaktan pişman oldu. Bir anda böyle bir soruya hazırlıksız yakalanmıştı. Bileğini, diğer bacağının dizinden çekti ve normal bir şekilde oturdu. Koltuğun sırt kısmına doğru uzattığı elinde parmaklarıyla gergin bir ritim tutarken "Sorunu anlayamadım." dedi.
Yıldat sesini temizledikten sonra "Veyla'yı kendine mi istiyorsun?" diye sordu.
Gölge, "Veyla bir mal değil." diyerek konuyu göğsünde yumuşatmaya çalıştı. Yalan söylemeyi sevmezdi. Veyla'yla tanışana kadar yalan söylemeye ihtiyaç da duymazdı ama artık gerçekleri kendisi de bilmiyordu ve bazı gerçekler de son nefesine gizlenmesi gereken şeylerdi.
Yıldat, "Ne demek istediğimi anladın Kral abim." dedi. "Tüm bu olanlar, bu yüzden mi? Bizim vaadimizi ertelemen, beni Veyla'dan uzak tutmaya çalışman? Dün akşamki görüntüler?"
Gölge, Yıldat'ın kolaylıkla gördüğü detayları Veyla'nın ne kadar fark edebildiğini düşündü. Dilini yavaşça kemirirken gergin gözleri Yıldat'ın merakla bakan gözlerindeydi. Yıldat'ı hep korkak olarak görmüştü ama adam şimdi cesaretle soruyordu. Üstelik bu Gölge'nin bile sormaya korktuğu bir soruydu. Gölge, Yıldat'ın amacını anlayamadı. Kalkıp 'evet' dese, ne olacaktı? Yıldat elbette ki hesap soramaz, bedel ödetemezdi ama eğer varsa bile böyle bir gerçeği ortağa çıkarmak için neden acele ettiğini anlayamadı. Zaten gerçekleri hiç anlayamıyordu. Veyla'nın bir başkasının olmasını istemediğinden çok emindi. Ne Yıldat'ın, ne de başka birinin. Bunu, Valdris'in dediği gibi 'kıskançlık' olarak yorumlamıyordu. Bu... Hastalıklı bir duygu olmalıydı. Veyla'nın her duygusunu öldürenin de, her hissi yaşatanın da kendisi olmasını istiyor gibiydi. Tüm kontrolün elinde olmadığı tek kişi, Veyla'ydı ve o kontrolü de istiyordu. Böyle olmalıydı, başka bir açıklama bulamıyordu. Veyla da kendisinin olsa, artık bir önemi kalmayacağını umuyordu. Çünkü Gölge Kral alışıktı. Her şey ve herkes onundu. Veyla da öyle olunca, o da herkes gibi olacaktı ve Gölge de rahatlıkla nefretine odaklanabilecekti. Yine de bunun için çabalamıyordu. Sadece... Bir başkasının da olmaması için çabalıyordu. Kendisinin olması için çabalarsa oluşacak sonuçlardan çekiniyordu. Bugünlerde attığı hiçbir adım onu daha iyi bir konuma getiremiyordu.
Gölge'nin gözleri düşünürken Yıldat'ın gözlerinden kaymış, dolanmaya başlamıştı. Bekledikçe, sessiz kaldıkça durumu kendisi için daha da zor duruma soktuğunun farkındaydı. Kulağında duyduğu kalp atışlarının ardında tanıdık bir kalbi hemencecik seçti. Gözleri teras kapısına döndü. Bir kelebek aralık kapıdan geçti ama bir saniye geçmeden Veyla'nın narin eli kendisine doğru çekmek ister gibi telaşla uzandı. Azar yiyen kelebek gerisin geriye dönerken Gölge de Veyla'nın animasyonu gibi 'siktir, öldüm' diye düşündü. Hiç cevaplamak istemediği soruları dinleyen davetsiz bir misafir vardı ve şu an atacağı adımlar önemliydi. Terra'yla işi biten kelebek hazırlanmış, göreve çıkmak için Gölge'nin yanına gelmişti ama çok yanlış bir zamandı.
Gölge düşünceli bir şekilde teras kapısına bakarken Yıldat da Veyla'dan haberdardı. Veyla ile saatleri aracılığıyla iletişim kurduklarından, Veyla'nın işi bitince buraya geleceğini biliyordu. Şu an abisinin cevaplarını duymak için sormuyordu. Abisinin yalanlarını, Veyla da duysun diye soruyordu. Teras kapısına bakıp duran abisinin de Veyla'nın geldiğini anladığını görebiliyordu. Bu, daha iyiydi.
"Veyla bana zaten anlatmıştı ama..." dediğinde Gölge'nin gözleri Yıldat'a döndü. "... halkınla birlikte de duydum. Senden sevdiğini alan kadına karşı bir şeyler mi hissetmeye başladın?"
Yıldat, kumar oynuyordu. Bahsi kazanırsa, bir süre rahat ederdi. Gölge kalkıp 'evet' derse, Veyla'nın elinden kayıp gideceğinden çok emindi ama 'evet' diyemeyeceğini düşünüyordu. Hem bu cevaptan henüz Gölge de emin olmadığı için, hem de emin dahi olsa bunu Veyla da duyarken ya da herhangi bir yerde dile getiremeyeceği için... Gölge Kral, şimşeklerin kralı, dürüstlüğüyle, güvenilirliğiyle, korkusuzluğuyla bilinirdi ama şimdi Yıldat'ın karşısında oturan adamın korkularının olduğu apaçık ortadaydı. Adımlarını temkinli atıyordu. Karanlıktan bile daha çok korktuğu bir şey vardı. O da karanlığını aydınlatan kadına dairdi. Veyla da bir keresinde söylemişti. Bana dair bir korkun var görebiliyorum, demişti ve doğruydu.
Veyla ile Gölge'nin kalp atışları aynı anda hızlandı, kasıldı, gevşedi ve yeniden kasıldı. Veyla'nın eli göğsüne doğru giderken Gölge'ninki koltuğun sırt kısmındaki ahşabı iyice kavradı. Diğer eli bacağının üstünde gergin bir ritim tutmaya devam ederken gözleri kapı ile Yıldat arasında dolanıyordu. Veyla bu ihtimali son zamanlarda halkın fısıltısında bir hayli duysa bile ilk defa bu kadar gerçekçi ve doğru kişiye yöneltilmiş bir soru şeklinde duyuyordu. Cevabı bildiğini düşünse de merakla beklemeden duramadı. İçindeki meraktan bile öyle çok nefret ediyordu ki... Ucu Gölge'ye çıkan her şeyden bu kadar nefret edip nasıl Gölge'den artık o kadar da nefret edemiyordu, hiç anlamıyordu.
Gölge, "Hesap mı soruyorsun?" diye sorunca, Veyla keskin bir 'hayır' cevabı gelmemesine şaşırdı. Birazdan gelir, diye düşündü. Mutlaka gelirdi. Gölge de gelmesi gerektiğini biliyordu ama aralanan dudakları hemencecik 'hayır' diyememişti.
Yıldat da reddedişle karşılaşamayınca iyice gergin hissederken önce doğrulup sonra yeniden hafifçe dizlerine doğru eğildi. "Veyla'yı seviyorum."
Veyla, bu cevabın Gölge'den gelmesini istediğini, korkunç bir kalp çarpıntısıyla birlikte fark etti. Göğsündeki elinde parmakları iyice tenine batarken kapıya üzgün bir şekilde baktı. Niye Gölge'den gelmesini istiyordu?
Gölge sessiz kaldığında Yıldat, "Gerçekten seviyorum." dedi. "O da beni seviyor, biliyorsun."
Gölge'nin cevaplarını yönlendirmeye çalışıyordu. Gölge her nedense üzgün bakan gözlerini teras kapısına çevirdi. Bir süre de orada kaldı. Ardındaki kadını göremiyordu ama kalbinin hızlı çarptığını duyabiliyordu. Yıldat'ın böyle söyleyişi mi kadını heyecanlandırmıştı? Yıldat gibi birini nasıl sevebilmişti?
"Sana ihanet ettim, evet. Bana birlikte yöneteceğimiz bir Krallık vadetmiştin, ben sana ihanet ettim ama şimdi her şey zaten senin. Bu şehir senin, güç senin. Her kadın, her calin, her mücevher senin. Tek bir şey. Sadece tek bir şey, Veyla bana ait ve sırf bu yüzden mi onu da istiyorsun?"
Gölge, 'umarım öyledir' diye düşünürken bakışlarını Yıldat'a çevirdi. Böyle olmasını ne çok isterdi. Böyle olduğuna emin olduğu an öyle çok rahatlardı ki, Yıldat'a bile sarılabilirdi ama bir yanı Yıldat'ın 'Veyla bana ait' deyişiyle mücadele etme çabası içerisinde boğuluyordu.
"Yoksa, ondan bu kadar nefret ederken, senden sevdiğini almışken aptal halkın sandığı gibi bir şey olacak değil diye düşünüyorum. Yoksa, öyle mi? Gölge Kral, kardeşine âşık olan kadına mı âşık oluyor?"
Veyla'nın gözleri kapanır, alnı hafifçe kapıya yaslanırken nefesini istemsizce tutmuştu. Gölge Kral'ın âşık olduğu kadın... Bu unvan ölü bir kadına aitti. Ölene kadar şanslı bir hayat yaşamış kadına... Veyla tarafından öldürülen kadına...
Gölge vücuduna akın eden duyguları içinde tutmakta zorlanırken çenesi iyice gerildi. "O siktiğimin kelimesini yasakladım."
"Peki, öyle mi?"
Gölge, pürüzle bir sesle "Hayır." dedikten sonra koltuktan kalktı. Kalkarken bacağı sehpaya çarpmıştı. Fincan sarsılarak tabağa düşerken içindeki bitki çayı hızla küçük bir göl oluşturdu. Gölge teras korkuluklarına yönelirken sesini temizledi. Elleri heybetli gövdesinin iki yanından korkuluklara yaslanırken gözleri bulutların sardığı gökyüzündeydi.
Yıldat oturduğu koltukta hafifçe Gölge'ye doğru dönüp adamın sırtından bile anlaşılan gerginliğini izlerken "İmkânsız mı?" diye sordu. Bazı cevapları almak ve Veyla'ya duyurmak istiyordu. Gölge de Veyla duysun istiyordu ama bir yandan da duymasın istiyordu. Bu nasıl bir çelişkiydi?
Gölge, "İmkânsız benim için pek de anlamlı bir kelime değil." dedi. Veyla'ya karşı çokça kullanmıştı ama anlamsız olduğunu biliyordu. Gölge Kral imkânsızları ihtimalli kılmasıyla tanınırdı.
Yıldat, "Ne o zaman?" diye sordu. "Veyla'dan vazgeçmeli miyim yoksa, sabırla beklemeli miyim?"
Gölge başını hafifçe Yıldat'a doğru çevirirken "Vazgeç." dedi. "Bir gün onu senden alacağım."
Veyla ne hissedeceğini bilemezken Yıldat hızla konunun gidişatına müdahale etti. "Öldürerek mi?"
Gölge, 'umarım' dedi ama ne yaparak olursa olsun onu Yıldat'tan alacağını biliyordu. Gölge kapıyı gösterdiğinde Yıldat yavaşça ayaklanırken "Madem Veyla'yı istemiyorsun, bırak evlenelim. Böylelikle halk da susar." dedi. "Bir gün onu öldürür müsün bilmiyorum, sana engel olmak için elimden geleni yapacağım ama yine de... Yine de kalbimi söküp çıkartmak istersen, en azından o güne kadar onu yaşamak istiyorum."
Onu yaşamak...
Gölge yutkundu. Gözleri birkaç saniyeliğine kapanırken hazmetmekte zorlandı. Gözleri yeniden aralandıktan sonra gergin dudağını yaladı ve gergin bir nefes aldı. "Şuna emin olabilirsin kardeşim, siz evlenmeyeceksiniz."
Bunu Veyla duysa da sorun olmazdı. Zaten yakında tüm Nix duyacaktı. "Bu bir erteleme değil, bir iptal ediş mi?"
Gölge bir elini korkuluktan çekip kapıyı gösterdi. Yıldat, "Bu kime ceza verişin? Bana mı Veyla'ya mı? Yoksa ikimize de mi? Hangimizin canını yakmak istiyorsun?" diye üsteledi. Gölge, bunun, Yıldat ile evlenemeyişin Veyla için ceza gibi oluşuna inanmak istemedi ama gerçek bu gibi gözüküyordu.
Gölge, 'bu kendime ceza verişim' diye düşündü. Yıldat hafifçe kapıya yönelse de vücudu hala Gölge'ye dönüktü. Gölge'nin cevap vermeden kapıyı gösterişine karşı son çabalarını gösteriyordu. Gölge'nin bilmediği cevapları Yıldat'a vermekten kaçındığı ortadaydı. "İmkânsız kelimesi senin için anlamsızdır ama verdiğin sözlere şehrin kadar sahip çıkarsın. Bana Veyla'ya karşı bir şey hissetmediğinin ve hissetmeyeceğinin sözünü verir misin?"
Gölge vücudunu Yıldat'a doğru çevirip kalçasını korkuluklara yaslarken kollarını yavaşça kaslı göğsünde birleştirdi. Kaslarını geren tek şeyin bu hareket olmadığını biliyordu. Yıldat, "Sana hesap sormadan, kardeşin olarak sadece soruyorum. Kardeşinin sevgilisine âşık olma ihtimalin var mı?" diye sordu. "Çünkü biraz bile aşktan anlıyorsan, bunun sana ihanet etmemden bile daha ağır olduğunu biliyorsundur. Bu belki bana olan öfkeni soğutur ama senin böyle bir adam olmadığını da biliyorum."
Bir saniye geçmeden Gölge, Yıldat'ın dibine varmıştı. Hızının uğultusunu hafif aralık kapının ardındaki Veyla da duymuştu. Gölge, bağırmadı ama sesi gök gürültüsüne rağmen duyulabilecek kadar güçlüydü. "Yasak." dedi. "Bir kere daha tekrarlarsan, seni Esved'in kollarına bırakırım."
Yıldat, "Peki. Sevgi diyelim. Kardeşine söz verebilir misin? Buna ihtiyacın olduğu için değil, eğer gerçekten Veyla'dan nefret ediyorsan böyle bir ihtimal bırakmamak isteyeceğin için." dedikten sonra kaşlarını kaldırdı. Gölge, kardeşinin daha aptal olduğunu sanırdı ama belli ki zekiydi. O kadar hainliği aptallıktan değil, kurnazlıktan yapmıştı. Onu aptal kabul edişi, eğer ihanet edip durmasaydı Gölge'nin ona mükemmel bir hayat yaşatacak olması gerçeğiydi. Her şeyini kardeşiyle bölüşecekti. Bu şehri birlikte yöneteceklerdi. Herkesin önünden giden Gölge, kardeşinin yanından ilerlemeyi kabul edecekti. Yıldat bu şansı kaybetmişti.
Yıldat'ın cımbızla almaya çalıştığı cevabı Gölge ölçüp tartarak dudaklarından dökmeye çalışıyordu. Hemen kapının ardında kelebeğin de duyduğunu biliyordu. Emin olmadığı cevaplar vermekten hep çekinirdi ama şu an emin olmamaktan daha çok çekiniyordu. Sesini kendinden emin tutmaya çalışırken söylediğine inanmak istedi. Söylediği gerçek olmalıydı yoksa kardeşine ihanet etmek en son derdi olurdu. "Onu seveceğime, şehrimi kaybederim."
Yalan değildi. Baş Terra bizzat kehanet fısıldamıştı. Eğer bir gün âşık olursa, şehrini kaybedecekti. Bu da ancak, Veyla'ya âşık olmasıyla gerçek olurdu. Başka kimse, ona şehrini kaybettiremezdi. Gölge Kral'ın onca yıldır varis sahibi olmaya çalışmaması bundandı. Birine bağlanmak istememişti çünkü kardeşi ile şehri aynı anda tehlikeye düşse bile şehrini korur, kurtarırdı. Şehrini kaybetmek istemiyordu. Yanı sıra, zaten kimse ile bağ kuramamıştı. Kadınlar sadece seviştiği tenlerdi. Sevdiği bir tene ise, rastlamamıştı. Eğer bir gün Veyla'nın teniyle sevişmekten de öte, severse işte o zaman bu şehri kaybederdi. Bunu ona ancak Veyla gibi bir kadın yapabilirdi.
Yıldat memnun bir şekilde gülümsedi. Kapının ardındaki Veyla da burukça gülümsüyordu. Elini göğsüne son kez bastırdıktan sonra çekti. Bastırdığı parmakları tenini kızartmıştı. İzi birazdan geçerdi ama hissi, geçmiyordu. Artık sığınabileceği bir kolyesi yoktu ama yokluğuna bile sığınır gibi eli gidip duruyordu. Anlayamadığı, Gölge söz konusu olduğunda bile niye kolyesine sığınmak istediğiydi.
"İşine asla karışılmaz ama o zaman belki de kendine bir Kraliçe seçmelisin Kral abim. Böylelikle fısıltılar son bulur ve soyunu sürdürürsün."
Gölge "Seçeceğim." dedi. Veyla'nın eli yeniden kalbine doğru yol aldı. Biraz önce kapanmış gözleri hızla aralanırken kaşları çatılmıştı. Kalbinde oldukça rahatsız edici bir his belirmişti.
Yıldat, "Gerçekten mi?" diye sordu. Bunu duyduğuna sevinmişti. "Her gün her şehirdeki kadınlardan ve şehir sahibi ailelerden bu yönde vaatler geliyor. Eminim ki Valdris en iyi ihtimalleri önüne çıkartır."
Veyla omzunu kapı pervazına yaslarken gözleri zeminde geziniyordu. Tıpkı kendisinin de Gölge'ye vadedilmesi gibi, Gölge'ye başkaca vaat teklifleri de geliyor olmalıydı, Veyla şaşırmamıştı. Nix tarafının güç ve gelecek vadeden bir ismiydi. Bir de... Veyla da gittikçe anlıyordu ki... İyi biriydi. Yani en azından şartlar iyi olduğunda... Âşık olursa kimseyle aldatmayacağını da söylemişti. Kraliçesine sadık bir Kral olacaktı. İçi bir yana, dışı da ayrı yangındı. Azrit heybetinde, siyah saçlı ve mavi gözlü bir adamdı. Kemikli ve keskin hatlara sahip yüzünde, gür kirpiklerinin hemen altında gökyüzünü ve okyanusu taşıyordu. Şekilli burnunun altındaki dudaklarının nasıl öptüğünü artık Veyla da biliyordu. İki kere bu hissi yaşamıştı. Gölge'yi başkalarını öperken de görmüştü. Kendisinin yaşadığı deneyim, nefret sebebiyle olsa gerek daha farklıydı. Diğerlerini keyifle öptüğünü görmüştü. Veyla'yı öperken ise... Daha yavaş ve bir yandan da acı çeker gibiydi. Diğer kadınlara dokunduğu gibi dokunmuyordu Veyla'ya. Veyla'yı ya sımsıkı tutuyor ya da eli teninde kayıp gidiyordu. Ortası yoktu. Başkalarını daha özgürce tutuyor, dokunuyordu. Dudaklarının altındaki keskin hatlara sahip çenesinin altındaki uzun boynuna Veyla'nın birkaç kere sığınmışlığı vardı. Başka kadınların o boynu öptüğünü, ısırdığını ve hatta yaladığını görmüştü. Veyla ise sadece solumuştu. Veyla, tüm mızmızlanmalarına rağmen fısıltılara karşı heyecan duyuyordu. Bir yerlerde Kral'ın Kraliçesi, Kral'ın zaafı olarak kabul edilmek onu öyle özel hissettirmişti ki... Herhangi bir Kral'ın değil. Gölge Kral'ın zaafı olmak. Veyla'nın asla erişemeyeceği bir mertebeydi ama... Bazı zihinlerde öyle sanılmak bile Veyla'nın hoşuna gitmişti. Şimdi ise bu yanılgı da ellerinden alınacaktı. Bir başka kadın gelip Kraliçe mi olacaktı? Üstelik Veyla'nın da henüz bir yere gönderildiği ya da öldürüldüğü yoktu. Buna şahit mi olacaktı? Bir kere gördüğünü düşündüğü için üzgün bir şekilde vedalaştığı yatak odasında her gece aynı kadının yatmasına? Halkın önünde Gölge Kral'ın kendisini bir kadına sunmasına, teslim etmesine, yenilmesine? Ah... Veyla buna bu kadar üzüldüğüne inanamıyordu.
Gölge alayla gülümseyip elini kardeşinin omzuna götürdü. Sıkmaya başlaması dostça görülebilirdi ama Yıldat gerekli uyarıları alıyordu. Gölge, "Kendim için en iyisini seçebileceğime eminim kardeşim." dedi.
Yıldat, "Ben de eminim Kral abim." dedikten sonra kapıya doğru geri çekilmek istediğinde Gölge izin verdi ve elini kardeşinin omzundan çekti. Yıldat kapıya yönelirken Gölge, kapı açılıp da Veyla da belirmeden önce sahip olduğunu düşündüğü birkaç saniyede gergin yüzünü buruşturdu. Bir elini kaşlarının ortasına götürüp burnunun başladığı hizada göz pınarlarına başparmağını ve işaret parmağını yerleştirdi ve sıkarak ovuşturdu.
Veyla kapıya yaklaşıldığını duyduğunda kelebekleriyle birlikte birkaç adım gerileyerek yeni geliyormuş gibi tekrar kapıya ilerlemeye başladı. Yıldat kapıyı açtığında Veyla da henüz kapının hizasına geliyordu. Yıldat geniş bir şekilde gülümsedi. "Merhaba sevgilim."
Gölge onlara ardını dönerken elini göz pınarlarından çekti ve buruk sırıtışında alt dudağını ısırarak zemini izlemeye başladı. Veyla odaya girene kadar birkaç saniyesi daha vardı ama toparlamış sayılmazdı. Sıcak hissettiği için siyah ve bol gömleğinin hâlihazırda göğsüne kadar açık olan düğmelerinden birkaç tane daha açtı ve karın kısmında gömleğinin kumaşını tutup ileri ve geri sallamaya başladı. Hava, Gölge'nin hisleri sağ olsun bulutluydu ama Gölge'nin vücudu güneş tepedeymiş gibi tepkiler veriyordu.
Veyla da gülümsemeye çalıştı. Sesinin titrememesini umdu çünkü güçsüz hissediyordu. "Merhaba sevgilim." deyiverdi. Gölge'nin Kraliçe seçimi konusuna canı sıkılmıştı, yapması gereken Yıldat'a sıkı sıkıya sığınmakken Gölge'nin cevaplarını bu denli bir merak ve ilgiyle beklemiş olmasına da canı sıkılmıştı.
Gölge'nin eli duraksarken başı hafifçe ardına doğru döndü. Veyla'nın dudaklarından sevgi kelimeleri duymaya zaten alışık değildi ama bunun Yıldat'a karşı oluşuna katlanamıyordu.
"Aslında başka bir şey söylerdim ama malum, artık yasakmış."
Veyla'nın gözleri Yıldat'ın ardındaki Gölge'ye doğru döndü. Yıldat tam olarak önünde olmadığı ve Gölge, Yıldat'tan bile uzun olduğu için Veyla da görmeye devam edebiliyordu. Bu uzun Azritlerin yanında topuklu çizme ya da botlarda dolaşmadıkça boynu yorulduğundan yine ayağında topuklu çizmeler vardı. Veyla, Gölge'nin önüne dönen başını ve korkuluğa yaklaşmasını izlerken "Evet." diye mırıldandı. Gölge, aralarındaki aşk ihtimalinden ne denli rahatsız olduysa kelimeyi bile yasaklamıştı. Bu adam daha ne kadar imkân vermediğini gösterebilirdi ki?
Yıldat, "Seni özledim. Ne zamandır baş başa kalamıyoruz." dediğinde Veyla gözlerini Gölge'den alıp Yıldat'a baktı. Gölge'nin başı korkuluğa doğru eğilirken hafifçe güldü. Yine gülüşü kendisini deli kabul edeceği kahkahalara dönmek üzereymiş gibi hissediyordu. Sinirleri bozulmuştu.
Veyla, Gölge'nin gülüşünü duyunca gözlerini adama çevirdi. Adam biraz daha eğilerek dirseklerini de korkuluğa yasladı ve heybetli üst vücudu gülüşü dolayısıyla daha da hareketlendi. Yıldat da bir anlığına ardına baktıktan sonra gözlerini gökyüzüne çevirdi. Başına şimşekler inmek üzere olduğunu fark ettiğinde "Benim göreve dönmem lazım." dedi.
Veyla da gökyüzüne bakarken "Tamam." diye mırıldandı. Gölge neye gülüyordu anlayamamıştı. Biraz önceki sohbetlere mi? Aralarındaki aşk ihtimaline mi? Neyi bu kadar komik bulmuştu? Gülüp durması Veyla'nın sinirini bozsa da gülüşünün güzel olduğunun da maalesef ki farkındaydı. Gülse bile sinirliymiş gibi hava durumu iyice kötüleşmişti. Veyla rüzgârdan birbirine karışan saçlarını sol omzunda toparlamaya çalışırken Yıldat "Seni seviyorum." dediğinde Veyla'nın gözleri gökyüzünden Yıldat'a doğru indi.
Veyla, Yıldat'ın kapıdan geçmesi için sağa doğru çekilirken "Ben de." dedi. Yıldat gülümseyerek yanından geçerken temas etmeye cesaret edemese de uzaktan öpücük attı. Veyla gülümsemekle yetindi. Yıldat koridorda uzaklaşırken Veyla yeniden kapıya doğru dönüp Gölge'ye baktı. Gölge korkuluktan doğrulduktan sonra birkaç güçsüz adımla yöneldiği bahçe koltuğuna gevşek bir şekilde oturdu. Aralık bacaklarının birini ileriye doğru uzatıp diğerini de hafifçe kıvırarak dururken başını koltuktan geriye atmıştı. Bir eli düğmeleri oldukça açık olan gömleğinin gerilen omzunda iki yana kaymasıyla oluşan boşluk ile gözüken teninde, göğsünde gezinirken diğer elini koltuğa yaslamış ve gülmeye devam ediyordu.
Veyla sinirle terasa çıkarken çiseleyen yağmurda ıslanmaya başlamıştı. Gölge'nin tepesinde dikilip "Bu kadar komik olan ne?" diye sordu.
Gölge, elini koltuktan çekti ve gülmekten yaşarmış gözlerini silmeye başladı. O sıra mümkünmüş gibi koltukta biraz daha kaymıştı. Bacağı Veyla'nın bacağına çarptığında Veyla sinirle bacağını, bacağına doğru vurarak adamı dürttü. "Sana diyorum."
Gölge, birkaç düğme daha çözerken isterik gülüşlerini durdurmaya çalışıyordu. Gülüşünde alt dudağını ısırarak gözlerini araladı ve tepesinde dikilen Veyla'nın güzel olduğu kadar öfkeli yüzüne baktı. Kadının gözleri bir anlığına adamın göğsüne ve karnına doğru inip kalkmıştı. Gölge tüm düğmeleri açıp koltukta iki yanına doğru kumaş parçalarını çekti. Kaslı vücudunda artık emanetmiş gibi duran siyah gömlek iki yanından sarkarken Veyla adamın yüzüne bakmakta zorlanıyordu.
Gölge gülüşünde alt dudağını ısırarak ve garip bakışlarla kadına bakmaya devam ettiğinde Veyla bacağıyla bir kere daha dürteceği sırada Gölge bacağını çekti ve Veyla bir an düşecek gibi oldu. Gölge bir eliyle kadının belinden bir eliyle de kalçasının yanından tutarken Veyla da dengesini toparladıktan sonra Gölge'nin ellerini ittirdi. "Komik olan ne diye soruyorum?"
Gölge, kadının ellerini itişiyle gülüşünü durdurabilmeye başlamıştı. Kadın düşecek diye kaldırdığı başını yeniden ardına yasladı ve yüzünü Veyla'ya doğru kaldırdı. Artık yüzünde sadece buruk bir sırıtış kalmıştı. "Sana o sikik kelimeden olduğumu sanıyorlar."
Gölge'nin isterik bir şekilde gülüp durduğu, onların böyle sanması değil, Gölge'nin âşık olsa yapacaklarını yapmaya başlamasıydı. Veyla'yı kıskanıyor muydu? İnkâr etme gayretindeydi ama bırak kadını sevmeyi, kadın sırf gözlerinin önünde Yıldat'ı sevmesin diye bile şehrini riske atabilirmiş gibi hissediyordu.
Veyla, hâlihazırda kırık kalbinin için için sızladığını hissederken "Bu konunun seni eğlendirmesine sevindim. En azından benim gibi miden bulanmıyor." dedi. Gölge iç çeker gibi birkaç nefes daha güldükten sonra başını hafifçe sağ omzuna doğru eğip kadına öyle baktı. Gölge sessiz kalırken Veyla, "Konuşmanızın sonlarına şahit oldum. Kendine yeni bir Kraliçe bulduğunda, bu aptal söylemler de son bulur." dedi. Hazmedemiyormuş gibi hissediyordu. Koskoca bir okyanus lunasını çiğ çiğ yese, şimdiye hazmetmiş olurdu ama bu konuyu hazmedemiyordu.
Gölge kadının yalan söylediğine emin olduğu bu andaki yüz ifadelerini incelemeye çalıştı. Konuşmalarının sadece sonunu değil, tamamını duymuştu. Dudağının kenarını yaladıktan sonra yamuk bir sırıtış eşliğinde ama üzgün bakışlarla "Yeni bir Kraliçe?" diye sordu. Sanki halihazırda bir Kraliçesi varmış gibi 'yeni kraliçe' demişti. Veyla gözlerini kırpıştırıp sesini temizledikten sonra "Halkın gözünde." diye düzeltti.
Gölge, birkaç sonsuz saniye boyunca kadına bakıp Veyla'yı bayılmak üzereymiş gibi hissettirdikten sonra oturuşunu hafifçe düzeltip "Bugün gideceğimiz yerde zengin ve soylu kimseler olacak." dedi. "Belki de Kraliçemi bulmama yardımcı olursun."
Veyla, hissettikleri yüzüne yansımadan konuşmaya başlama gayretiyle "Elbette." dedi. "Sonuçta, Kraliçe itham ve hakaretlerinden ne kadar hızlı kurtulursam, o kadar iyi."
Gölge sırıtışında dilini gezdirdikten sonra gözlerini yavaşça kapatıp açtı ve "Sandığından uzun sürebilir." dedi.
Veyla gözlerini devirirken güçsüz hissettiği için Gölge'nin yanına doğru oturmak bir yana, adeta yığındı. Kolları birbirine çarpsa ve vücutları yakın dursa da umursamayıp bacaklarını sağında kalan sehpaya doğru uzattı ve ayak bileklerini birbirine yasladı. "Niye? Çok mu seçicisin?"
Gölge, kadınla temas edişlerine bakarken Veyla öfkeli bir şekilde ileriye bakıyordu. Gölge de yavaşça bakışlarını kadının yüzüne doğru kaldırdı. Veyla çiseleyen yağmuru da önemsemiyordu. Saçları yavaşça ıslanmaya başlamıştı ve su gibi teninden akan damlalar, Gölge'ye dalgalı bir okyanusu izliyormuş gibi hissettiriyordu.
Rüzgâr kadının saçlarını Gölge'ye doğru iterken Gölge rüzgârın yönünü de büyüsüyle ayarlayıp ayarlamadığından emin olamadı ama eğer doğanın lütfuysa, geri çevirmedi. Gözleri yavaşça kapanırken kadının kokusunu soludu.
"Her kadından etkilenmem."
Veyla dudağının kenarını kemirirken kollarını göğsünde birleştirdi. Çatık kaşları altında öfkeli gözlerinin baktığı şeyleri görmediğinin farkındaydı. Olası kadın ihtimallerini düşünüyordu. Nasıl bir kadın olurdu ki? Mutlaka güzel bir kadın tercih ederdi. Gölge, şovdan da etkileniyordu. Büyüsü güçlü bir kadın isteyeceğini varsayıyordu. Zeki olmalıydı. Adam eğlenmeyi de seviyordu. Muhtemelen birlikte eğlenebildiği bir kadın isterdi. Ve tabii, önünden yürütebileceği bir kadın. Olduğu her yerde önden yürüdüğünü kendisi söylemişti. Kraliçesini ardında bırakamayacağına göre, önünden yürütebileceği bir kadın isterdi. Tabii bunlar kendi düşünceleriydi, Gölge'ye de sorası vardı ama cevapları şu anki hissettiği saçma duyguları daha da kötü hale getireceğinden sormuyordu.
Veyla, "Her kadınla sevişip nasıl herkesten etkilenmemiş oluyorsun, anlamıyorum." derken sehpaya yasladığı bacaklarını da hafifçe iki yana sallıyordu. Gölge yavaşça gözlerini aralarken burnunun ucu kadının başına değmek üzereyken kendisini durdurdu. Kadına doğru bu kadar eğildiğinin farkında bile değildi. Gerçi, kadın da fark etmemiş gibi gözüküyordu. Gölge hafifçe geri çekilse de hala yakınında duruyordu.
"Teniyle sadece sevişmediğim, aynı zamanda tenini sevdiğim bir kadından etkilenirim." derken gözleri kadının yanağına, çenesine, boynuna ve oradan da gözlerine doğru hareketlendi. Kadının dalmış gibi ileriyi izleyip durması Gölge'nin işine geliyordu. Kadını özgürce izleyebiliyordu. Kadının sert bir yüz ifadesine sahip olduğunun farkındaydı. Aşk fısıltıları, kadının da canını sıkmış olmalıydı. Üstelik... Gerçekten bir başkasına âşıksa... Gölge'nin kardeşine...
"Nasıl oluyor o?"
"Dokunuşların hisleri vardır. Temasa zaafı olan biri, bu hisleri karıştırabilir ama..." derken Gölge'nin sol eli, sağına doğru yönelip de kadının kolunun etrafında temas etmeden, sadece ona değen havayı severek dolanmaya başladı. Veyla hala ileriyi izliyordu. "... her teması bilen biri kolaylıkla ayırt eder."
Veyla hafifçe başını Gölge'ye çevirdiğinde Gölge de elini bacağına doğru indirdi. İkisinin de başı koltuğun sırtına yaslı ve yüzleri arasında birkaç nefes varken göz göze geldiklerinde iç çeker gibi oldular. Veyla bir günlüğüne bile olsa Kraliçesi olmak istedi. O bahsettiği dokunuşu tatmak istedi.
Veyla "Nasıl?" diye sorduğunda sesi kısık çıkmıştı. Gölge de sesini temizledikten sonra "Gittiğimiz yerde görmeye çalış." dedi. Kendisini tehlikeye atmadan güvenli bir şekilde ifade edebileceğini sanmıyordu. "Ama göremezsen, anlatırım."
"Nereye gidiyoruz ki?"
Gölge yamuk bir şekilde gülümserken kadının harelerine bakıyordu.
"Bolca temasın olduğu bir yere."
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!