🔮 40 ⚡ Karanlık Odalar
3. KISIM ♛ KRAL VE KELEBEK♛
🔮 40 ⚡ KARANLIK ODALAR
**
**Veyla, paramparça ettiği elbiseyi Gölge'nin odasının kapısına bıraktıktan sonra onu izleyen savaşçılara bakarak odasına yöneldi. Göz göze geldikleri gibi savaşçılar bakışlarını çekse de odaya girmeden duraksayıp "Ne bakıyorsunuz?" diye sinirle sordu. "Kral'ınıza özel sipariş getirdim."
Savaşçılar endişeyle Gölge'nin kapısına doğru bakıp yeniden Veyla'ya döndüler ama kadınla göz göze gelmeme gayretiyle başlarını eğdiler. İçlerinden birisi "Bakmıyoruz. Bakmamız yasak." dedi. Taht odasında koridoru dinleyen Gölge, savaşçıları kastederek kapıyı gösterip "Sikeyim, yasak olduğunu söylemenin de yasak olduğu konusunda uyarmadım mı ben şunları?" diye sinirle sordu.
Valdris, "Uyarmadın." dediğinde Gölge öfkesini nereye yönlendireceğini bilemediği için birkaç saniye duraksadı ve sonrasında aynı sinirle "Sen niye uyarmadın? Her siki ben mi yapacağım?" diye sordu.
Valdris yamuk bir sırıtışla "Sorumluluklarım arasında savaşçılarının Veyla'ya bakmamasını sağlamanın ve bundan Veyla'yı habersiz tutmanın da olduğunu bilmiyordum." dedi.
Gölge, "İyi!" diye sesini yükseltirken konsolun üstündeki calin şişesine doğru ilerliyordu. Varıp da kristal şişenin başlığını çıkartırken "Artık haberin var." dedi.
Valdris de Gölge ilerledikçe vücudunu ona çevirirken "Evet." deyip başını onaylar şekilde salladı. "Artık malikâne ve şehir güvenliğini sağladığım kadar Kral'ımın kıskançlık seviyesini de güvende tutabileceğime emin olabilirsin."
Gölge'nin vücudundan şok dalgası geçti. Elinden calin şişesi ve başlığı düşerek kırılırken vücudu Valdris'e doğru döndü. Valdris Azrit yetenekleri olan Kral'ının bir calin şişesine yetişme çabasına bile girişememesine güldükten sonra ciddi olmaya çalışarak dudaklarını birbirine örttü.
Gölge'nin neredeyse gözü seğirirken şaşkın bir şekilde "Ne kıskançlığı lan?" diye sordu. "Ne kıskançlığı? Kıskançlık da ne demek ayrıca?" derken kaşlarını kaldırıp ellerini iki yanında, avuçları tavanı gösterir şekilde kaldırdı. "Ne demek kıskançlık?" dedikten sonra elleriyle kendisini gösterdi. "Ben mi kıskanıyorum? Şu ölümsüz ömrümde, bir ölüleri kıskandım lan ben. Kimi, niye kıskanacağım şimdi? Kimi diyorsun, Veyla'yı mı?" dedikten sonra alayla güldü ama bedeni gerginlikle kasılmıştı ve çıplak gözle görülebiliyordu. Başını iki yana salladı ve gülüşünde alt dudağını ısırdı. "İnsanların bir deyimi vardır, 'keçileri kaçırmış' diye. Senin aklını direkt keçiler sikmiş. Çalışmaktan delirdiysen siktir git, izne çık. Git dağ taş dolaş, keçilerle aranı düzelt, öyle gel."
Gölge ellerini yeniden iki yanında kaldırıp kaşlarını kaldırdığında Valdris hafifçe güldükten sonra "Benim cevap vermeme izin verdiğin kısma mı geçtik?" diye sordu. Gölge donakalmış şekilde birkaç saniye durduktan sonra gözlerini kırpıştırdı ve bir elini indirirken diğer elini tehditkâr bir şekilde salladı. "Fazla oluyorsun. Seni hediye paketi yapar, Saltar'a yollarım. Hepiniz toplanıp beni çıldırtmaya mı çalışıyorsunuz?"
Veyla, kapının ardında savaşçıları neden yasak olduğunu söylemeye ikna etmeye çalışırken hala herhangi birini öldürmediyse ya gerçekten değişiyor ya da Gölge'nin kurallarına uymaya başlıyor demek olurdu. Gölge'nin kurallarına uymak gibi bir derdi asla olmadığı düşünülürse, değişiyor, gerekmedikçe birilerini öldürmeye çalışmıyor olmalıydı.
Valdris, sırıtırken "Şu an Kral'ımla değil, arkadaşımla konuşuyorum." dedi. Gölge başını hafifçe eğmiş, kırılmış şişeye ve dökülen caline bakarken "O zaman sana bir arkadaş tavsiyesi..." diye konuşmaya başladıktan sonra başını kaldırıp tahtına yöneldi. O sıra Valdris'e bakarak "... siktir git." dedi. Gözlerini yavaşça Valdris'ten alıp yanından geçip de adamı ardında bıraktığında tahta ulaşana kadar yüz ifadelerini kontrol altına almaya çalışarak gözlerini yumdu. Tüm vücudu kasılmış, kalbi korkuyla atmıştı. Valdris canından çok sevdiği dostu olmasa, korkusundan doğan gazabını yönlendirebilirdi.
"Neden kıskanmayı imkânsız görüyorsun? Veyla, Yıldat'ın karısı ola..."
Gök gürlemesi eşliğinde Gölge, Valdris'e döndüğünde Valdris, bir anlığına Yıldat gibi şimşeklere maruz kalacağını düşündü. Solunda kalan devasa camlardan aydınlanan havayı ve cama yaklaşan ışığı görmüştü ama Gölge, büyüsüne hâkim oldu. Yıldat söz konusu olunca hâkim olamıyordu. Valdris de Veyla ile ilgilense, şimdi şimşeğin tadına bakmış olurdu ama Valdris'in tek yaptığı, Gölge'nin kuyruğuna basmaktı.
Gölge tane tane, her bastırdığı kelimede artan rüzgâr ile "Veyla, şu an Yıldat'ın hiçbir şeyi değil." dedi.
Valdris "Sevgilisi..." demek üzere dudaklarını araladı. Valdris'in ne diyeceğini anlayan Gölge'nin gözleri büyüyle parladığında Valdris o kadar da kuyruğuna basmamaya karar verdi.
"Peki, bu hissettiğin ne sanıyorsun?"
Gölge, fark etmeden sıktığı yumruklarını özgür bıraktı ve tahta oturup sırtını ardına yasladı. Birkaç saniyenin ardından "Öfke." dedi. Valdris'in sadece şu andan değil, Veyla ilgili olan tüm anlardan bahsettiğini anlamıştı ama konuyu değiştirmek istedi. "Baş savaşçımı Thal yapmak üzereyim."
Valdris, "Tabii sen bilirsin Kral'ım ama idamı pahasına taht odasında parti yapmaya çalışır." dediğinde Gölge, "Erya'yı yaparım." dedi. "Taht odanı rengârenk çiçekler sarar."
Gölge, "Ash." dediğinde Valdris gülüp "O bir şey yapamaz işte." dedi. Gölge, arkadaşının yüzündeki sinir bozucu ifadenin ardından bir şeyler geleceğini tahmin ederek kaşlarını kaldırdı ve isterik bir şekilde sırıtıp ellerini karnının üstünde kavuşturdu. Tahta neredeyse uzanır gibi gevşek oturmuştu ve istediği gibi birazdan yere yığılabilirdi. Valdris sırıtışında dudağını yaladıktan sonra "Çünkü onu taht odana bile almaz oldun." dedi.
Gölge'nin gözleri kısılırken dilini çiğnediği birkaç saniyenin ardından "Kral'ının cinsel hayatını takip etmek iş yükün arasında değil." dedi.
Valdris gülüp "Bu gönüllü bir iş." dediğinde Gölge eliyle kapıyı gösterdi. Valdris siktirip gitmesi gerektiğinin farkında bile olsa "Gerçekten, niyetini ne sanarak Veyla'yı dokunulmaz ve hatta bakılmaz ilan etmeye çalışıyorsun, çok merak ettim?" diye sordu.
Gölge 'Dokunulmaz ve hatta bakılmaz...' diye düşündü. Tam olarak istediği buydu. Kendisi özgürce dokunamıyor ve hatta bakamıyor olsa da, başka kimse de yapamasın istiyordu.
Gölge, "Kimsenin onunla bağ kurmasını istemiyorum." dediğinde Valdris, "Sence de bu cevap biraz eskimedi mi?" diye sordu.
Gölge ellerini tahtın kol kısımlarına koyup yüzükleriyle ritim tutarken "Dile benden ne dilersen." dedi.
Valdris "Ne konuda?" diye sorunca Gölge, "İdam seçenekleri." dedikten sonra geniş bir şekilde sırıtıp başını iki yana yavaşça salladı. "Kral'ın sen nasıl istiyorsan, seni öyle öldürecek."
Valdris, "Bu kibarlığını hak edecek ne yaptım?" diye sordu. Gölge dilini şaklatırken kaşlarını kaldırıp indirdi. "Sen bir şey yapmadın. Ben kibar bir Kral'ım."
"Aynı zamanda cesur bir Kral'sın. Bu yaşayan ölü savaşçının son dileğini yerine getirip bir iddiaya girer misin?"
Gölge, düşünürmüş gibi yaptıktan sonra yeniden dilini şaklattı. Valdris'in aklından geçenleri tahmin edebiliyordu ve hiç göze alası yoktu. Gölge, sandığı kadar cesur olmadığını Veyla ile öğreniyordu. Veyla'nın onu öldürmesini göze alabiliyordu ama Veyla ile ilgili başkaca şeylerden korkuyordu. "Böyle sik sok şeylere vaktim yok."
Valdris, "Tüm günün planını iptal ettin. Tahtında oturup kara kara düşünmek dışında hiçbir şey yapmıyorsun. Gerçekten vaktin yok mu?" dediğinde Gölge'nin bakışlarına karşı şirince sırıtıp "... sevgili Kral'ım?" diye ekledi.
Gölge sabır dileyen bir nefes aldıktan sonra "Hiçbir şey yapmamakla meşgulüm." dedikten sonra başını da ardına yaslayıp gözlerini yumdu ve "Ve sen de işimi bölüyorsun." dedi. Aslında dediği gibi, kara kara düşünmekle meşguldü. Her şeyi değiştirme gücüne sahip bir konuda, henüz karar verebilmiş değildi.
Valdris, Gölge'nin pek de üstüne gitmek istemiyordu ama Karam'a gidip tam olarak ne yapacağını da kestiremiyordu. Erya'nın bazı çılgın fikirleri vardı, Valdris imkânsız görmüyor ama pek de ihtimal vermiyordu. Gölge hiçbir zaman bir şeye karar vermeden ya da yapmadan önce haber vermez, danışmazdı ama bu sefer son ana kadar özellikle gizliyor gibiydi. "Vaadi değiştireceksin, öyle değil mi? Veyla'yı Yıldat'a değil de kendine..."
Gölge gözlerini hızla aralayıp Valdris'e baktı. Valdris dost olmalarına güvenerek sınırlarında dolaştığı Kral'ının şimşek saçan bakışlarını görünce sesi içine kaçtı ve yutkundu. Birkaç saniyenin ardından cesaretlenmeye çalıştığı derin bir nefes aldı. "Eğer haklı çıkarsam, bana kıskanıp kıskanmadığını itiraf etmek konusunda iddiaya girer misin Kral'ım?" diye sorduğunda Gölge Valdris'i kovarak konuşmayı bitirebilirdi ama aklında soru işareti kalsın istemiyordu. Valdris sussa bile gözleri konuşuyordu. Düşüncelerine ve hislerine güvendiği Valdris böyle saçma bir şeye inanarak baktıkça, Gölge, kendisini yok etmek üzere olan tehlikenin arttığını hissediyordu. Valdris'i ve aslında kendisini inandırmak isteyerek "Kıskanmıyorum." dedi ama bunu derken bile kalbi heyecanla artmıştı. Sesindeki ve vücudunda gerginlik, cevabın başka türlü olduğunu gösterir gibiydi. "O ikisinin ve özellikle de Veyla'nın hayatımı siktikten sonra ortalarda mutlu ve sevgi dolu dolaşmasına katlanamıyorum. Veyla'nın da hiç kimse ile bağ kurmamasını istiyorum. Olan biten bu."
Kendisini bu şekilde kaldırmaya çalışıyordu, henüz kendisine bile itiraf edememişti ama kandırma çabasının da farkındaydı. Asıl sebebi görmemek için üstünü örtmeye çalışıp duruyordu. Kıskanması için hiçbir mantıklı ve geçerli sebebi yoktu ama bu öfkesinin sebebini de çözemiyordu. Savaşçıları da, Veyla'yı gören herkes kadar efsun olmuş gibi bakıp durduklarından yasaklamak zorunda kalmıştı. Zaten Valdris haklıysa, yakında Zenith üzerinde kimse, Veyla'ya gözünü dikmeye cesaret edemeyecekti.
"O zaman iddia konusunu değiştirip yeniden sunuyorum."
Gölge kaşlarını kaldırdığında Valdris "Eğer haklıysam, kıskanıp kıskanmadığını kendine itiraf eder misin?" diye sordu.
Camlar titremeye, ışık gelip gitmeye ve kararmış hava, yeniden şimşekle aydınlanmaya başladığında Valdris bir anlığına baktığı okyanustan gözlerini yeniden Gölge'ye çevirdi ve şirince sırıttı. "O zaman ben gideyim artık."
Gölge yavaşça başını onaylar şekilde sallarken dilini çiğniyor, sadece gözleriyle bile şimşekleri Valdris'in kafasına indiriyor gibi bakıyordu. Valdris de başını onaylar şekilde sallayıp ardına dönmeden geriye doğru adımlayarak kapıya yaklaşırken kapının ardını gösterip "Gitmeden Veyla'nın bıraktığı özel siparişini getireyim mi?" diye sordu.
Gölge sıkkın bir nefes aldıktan sonra başını sağ eline doğru hafifçe eğip yaslarken alnını ovuşturdu. Valdris "Artık o her neyse." dediğinde Gölge, "Biraz tanıyorsam, elbiseyi parçalayıp getirmiştir." dedi. Gözleri hala kapalı, başındaki sancıdan kurtulmaya çalışıyordu.
Valdris "Neden?" diye sorunca Gölge'nin boşluğuna geldi ve "Ona yakıştığını söyledim." diye sızlandı. Kendisine olan öfkesi hala geçmemişti. Kadın da sırf Gölge yakıştırdığı için elbiseyi paramparça edip kapısına bırakmış olmalıydı. Adamın onu beğenmesine bile tahammülü yok muydu?
Valdris, yine "Neden?" diye sorunca Gölge elini alnından çekip başını kaldırırken "Ne, neden neden lan? Sikeyim, çünkü yakışıyordu!" diye bağırarak cevaplarken havalanan elleri de öfkeyle kasılmıştı. O andan beri zihninde de kendisine 'neden' diye sorup durmuştu ve gözleri de aynen bu cevabı vermişti. Gözleri yakıştırmış, gördüğünü beğenmiş, sevmişti ve hâlihazırda görmüyor olmasına rağmen Gölge hala o anı içerisinde gibiydi. Gözlerini her sakinleşmek için kapattığında, gözlerine o görüntü geliyordu. Öfkesi azalsa da sakinleşmiyordu. Bu sefer de heyecan basıyordu. Gölge ellerini yeniden tahtın kollarına yaslarken en azından bağırmayarak "Ve ben dürüst bir Kral'ım." diye ekledi.
Valdris kapıyı açmadan önce "Hiçbir giydiğimi bana yakıştırmıyorsun galiba. Çünkü ben hiç böyle bir iltifat almadım." dedi. Gölge ters bir şekilde baktığında Valdris şirince sırıtıp "Biraz alındım." dedi.
Gölge, "Sik mantarı gibi giyinme o zaman." dediğinde Valdris gülerek "Artık birazdan daha fazla alındım." dedi. "Ayrıca sadece bana değil, hiçbirimize böyle bir iltifat etmedin. Ash'e bile söylemezsin."
Bir uğultu Valdris'in kulaklarını doldururken Gölge'nin rüzgârı bir anlığına geri çekilmesini sağladı ve gerilerek kapanan gözleri aralandığında Azrit hızıyla karşısına gelmiş Gölge'yi gördü. Sanıyordu ki, konu Veyla olunca dostluk sınırları daha hassastı. Gölge, "Eğer bir gün bu sikik ve oldukça sokuk fikrin gibi..." dedikten sonra yutkunma ihtiyacı hissetti. Eğer bir gün Veyla'yı kıskandığına ikna olursa, hayatındaki en kolay şey bunu Valdris'e itiraf etmek olurdu çünkü çok daha büyük soru işaretleriyle baş etmesi gerekirdi. "... hissedersem o taş yumruğunu yüzüme geçirmen için bizzat yanına gelirim."
Valdris, bir gün bu anın yaşanacağına emindi. Ama öyle bir anda vurmayı değil, omzunu sıvazlamayı tercih ederdi. Çünkü Gölge çoktan vurulmuş, hasar görmüş ve bitap düşmüş olurdu. "Ama o zamana kadar, bir kere daha be..." diye başladıktan sonra es verip bir saniyeliğine gözünü yumup açtıktan sonra burnundan soluyarak konuşmaya devam etti. Bir an 'bebeğimle ilgili' diyecek gibi olmuştu. "... Veyla ile ilgili sik sok konuşursan, şehrim üzerine yemin ediyorum senin bile canını yakarım."
Valdris başını onaylar şekilde salladığında Gölge çenesinin ucuyla kapıyı gösterdi. Valdris çıkmak istediğinde ardındaki savaşçılar ikili kapıyı açıp da Valdris'in geçmesi için iki yana ayrılırken Gölge ile Veyla göz göze geldi. Kadın hala koridorda savaşçılardan hesap soruyordu.
Birbirleri ile göz göze geldikleri ilk saniyelerde duraksar olmuşlardı. Sanki ruhları birbirine bakma ihtiyacını giderdikten sonra zihinleri kontrolü ele alıyordu ama bir yandan da biliyorlardı, bakma ihtiyaçları da öyle birkaç saniyeyle bitecek gibi de değildi.
Veyla hatırladığı öfkesiyle birlikte eğilip yerdeki elbise parçaları birikintisini kucaklayarak kalktıktan sonra Gölge'ye doğru fırlattı. Parçalar Gölge'nin göğsüne çarpıp düşerken Gölge 'böyle anlaşmamıştık' der gibi uyararak baktı. Veyla burnundan solurken savaşçılara baktı. Başkalarının yanında Gölge'ye Kral gibi davranacağı konusunda anlaşmışlardı ama hemen sonrasında ise aralarında kıyamet kopmuştu ve şu an bu sözü yerine getirebilecek gibi hissetmiyordu.
"Al. Beğenmiştin ya. Yıldat'la eninde sonunda evleneceğimiz o sabırsızlıkla beklediğim güne kadar ben böyle bir elbiseyi hiçbir yerde giymem! Çok beğendiysen yaptırır, Ash'e giydirtirsin."
Gölge, bir adımla Veyla'ya yakınlaşıp "Şimdi gider o Yıldat'ı sik..." diye başladı ama daha biraz önce 'kıskançlık' kelimesi Valdris yüzünden korkutucu bir sancı ile zihninde yer ettiği için tepkisine hâkim olmaya çalıştı. Mantıklı düşünmek istedi ama vücudunu kaplayan hisle baş ederken bu çok zordu. Neydi bu his? Öfkeyi körükleyen? Kıskançlık değildi, olmamalıydı. Başka bir şey olmalıydı ama neydi?
Gölge, Ash'in ne alaka olduğunu anlayamadı ama isterik bir şekilde sırıtırken dişleri arasından elbise konusunda "Aynen öyle yapacağım." dedi. Veyla ile tartışmaları yetmezmiş gibi Valdris de sinirini bozmuştu ve şimdi yine Veyla üstüne geliyordu. Veyla zaten yanında yokken bile aklında olarak Gölge'yi yeterince zora sokuyordu.
Veyla, 'Sonra da elbiseyi üstünden çıkartır, keyfinize bakarsınız' diye düşündü. Zaten Gölge'ye olan öfkesi tepesindeydi, bir de Ash ile uğraşmak zorunda kalmıştı. Dünkü kavgalarının ardından hazımsızlıktan kurtulamayan Veyla, 'Sakın bir daha bana bu adamın Kraliçe'si olacakmışım gibi ima yapma' diye esip gürlemek için Erya'nın yanına gitmişti. Erya Veyla'yı sakinleştirmeye çalışırken Ash de yanlarına gitmişti. Gölge ile Veyla'nın Karam'a beraber gideceklerini o an öğrense de Ash, öfkesini yutmaya çalışıp "Evet, senin yüzünden hafta sonu Kral'ımdan mahrum kalacağım." demişti. Sonra sinir bozucu bir şekilde sırıtıp "Neyse ki Gölge Kral, telafi etmek için her an beni yanına çağırıyor." demişti. Veyla'nın öfkesi mümkünmüş gibi artmış gökyüzüne varmıştı. Ash'in tavırlarının gıcığına gittiğini düşünüyordu. Ash'i sevmediği için, ona maruz kalmaktan haz etmediğini varsayıyordu ama takıldığı şey, Ash'in söyledikleriydi.
Valdris koridora çıkmış, ilgi dolu bakışları Veyla ile Gölge'nin arasında gezdirirken Veyla ardına dönüp odasına gitmek ve kapıyı sertçe kapatmak istiyordu ama içindeki öfkesi hazımsızlık hissiyle birleşince bağırıp çağırmak üzere durma çabasındaydı. Kalıp daha fazla kavga etmek için yeterli bahaneyi bularak "Niye bana bakmaları yasak..." diye sorduğu sırada Gölge, Veyla'nın birazdan yapacaklarını tahmin ederek savaşçılarına "Dokunmadan engel olun." dedikten sonra geriye doğru odasına adımladı. Veyla kime dokunmadan, neye engel olacaklarını anlamazken "Ne diyorsun?" diye soruyordu. Gölge ayağıyla elbise parçalarını kapı eşiğinden içeriye doğru tekmeledi ve gürültüyle kapıyı kapattı. Veyla kapanan kapının ardında donakaldı. Valdris alt dudağını ısırırken Veyla'nın gözleri yumuldu ve burnundan solurken kaşları çatıldı.
Birkaç saniyelik idrak süresinin ardından Veyla'nın gözleri aralandı. Birkaç adımla kapıya vardı. Elini kaldırıp avucuyla sertçe kapıya vurdu. "Sen benim yüzüme..." diye bağırmaya başladı. Valdris dokunma yasağının kendisini de kaplamadığını düşünerek kadının koluna girip geriye çekmeye çalıştı. Veyla kapının önüne geçmeye çalışan savaşçıları büyüsüyle iki yana ittirdi. Zaten Veyla'ya dokunamazlarken engel olmak bir hayli zordu. Dokunabiliyor olsalar ise işleri kolaylaşmayacaktı. Karşılarında Zenith'in en güçlü diğer ismi vardı. Veyla kapının kulpunu tuttu ama açma çabaları başarısızlıkla sonuçlandı.
"Büyüsüyle korunuyor, o istemeden açamazsın."
Veyla yeniden kapıya vururken "Yüzüme kapı kapatamazsın!" diye neredeyse çığlık attı. Gölge Veyla'nın bağırışlarını ve kapıyı açmaktan ziyade adeta kırma çabalarını dinlerken odasının içinde sinirle volta atıyordu. Elleriyle yüzünü sıvazlayıp dururken kadının 'Yıldat'la eninde sonunda evleneceğimiz o sabırsızlıkla beklediğim güne kadar' deyişini düşünüp duruyordu. Nasıl? Nasıl sevmişti Yıldat'ı? Gölge de bir süredir farkındaydı ki, Veyla'nın kalbi hala vardı. Kadın değer verebiliyor, sevebiliyor hatta sevince kendi canını tehlikeye atabiliyordu. Her konuda olduğu gibi severken de cesurdu. Kadının çürük sandığı kalbinin varlığını kabul etmesinin hemen ardından güzelliğini de idrak etmeye başlaması Gölge'nin boğazını sıkan bir hıza sahipti. O kalbiyle neredeyse tüm Zenith'e felaket olup Yıldat'ı mı zaafı etmişti? Yıldat'ın ne özelliği vardı?
Başındaki sancı iyice artmıştı. Ellerini yüzünden çekip yumruğunu geçirdiği kolon moloz parçalarıyla birlikte içine gömülürken sinirle inledi. Bir kere daha ve bir kere daha... Başkent mıntıkası halkı, şemsiyelerini açarken Kralları için sakinlik diliyorlardı yoksa başkentten, başka bir mıntıkaya taşınmak zorunda kalacaklardı. Bir süredir güneşe hasret kalmışlardı.
Gölge saniyeler içerisinde iyileşse bile kana bulanan ellerini yüzüne götürdü. Hızlı nefes alış verişleri eline çarpıp dururken yüzünü söküp atmak istermiş gibi bastırarak yüzünü ovuşturuyordu. Ellerini yüzünden çektikten sonra kapıya doğru baktı.
Aralık dudaklarından öfkeli nefes alış verişleri geçerken dudağının kenarını yalıyordu. Yüzü sinirle kızarmış, gözleri kısılmış, alnında, gözlerinin yanlarında ve boğazında damarları belirginleşmişti. Göğsü nefes alış verişleri yüzünden hareketliyken güçlü gövdesi yıkılmak üzereymiş gibiydi. Veyla ses büyüsü yüzünden duyamıyor olsa da kapıya doğru "Öyle bir günün gelmesine müsaade edersem benim belamı siksinler!" dedi.
"Ben de Gölge Karanir'sem bir gün bu elbiseyi giyeceksin ve o gün Yıldat'la..." dedikten sonra yumruğunu kolona geçirip öyle cümlesini bitirdi. "...evleniyor olmayacaksın!"
Öfkesi dinmezken yeniden "Olmayacaksın!" diye bağırarak yumruğunu kolona geçirdi. Kolon gürültüyle yıkılırken Gölge birkaç adım gerileyerek ellerini ensesine götürdü ve öfkeli nefesleri eşliğinde yıkımı izledi. Bazı doğru bildikleri de, böyle yıkılıyordu işte.
Bir gürültü daha koptuğunda Gölge bakışlarını soluna, kapıya doğru çevirdi. Yıkılan kapının ardında Veyla, büyüyle ışıldayan mor gözleriyle Gölge'ye bakıyordu. Gölge, öfkesiyle kolona saldırırken Veyla da kapıya saldırmıştı ve Gölge'nin büyüsünü aşarak kapıyı yıkmıştı. Gölge'nin odasına doğru düşmüş, voltrider yapımında da kullanılan dayanıklı materyali göstererek "Öyle yapılmaz, böyle yapılır." dedi.
Gölge, burnundan yavaşça nefesini üflerken gergin alt dudağının kenarını yalayarak yere düşmüş kapıya ve sonrasında yeniden Veyla'ya baktı. Ses büyüsünü etkisiz bıraktıktan sonra "Rahatladın mı?" diye sordu.
Veyla "Hayır!" diye bağırdı. O sıra gözleri adamın kanayan elini gördü. Hemen sonra da yıkılan kolonu ve kemeri fark etti. Kolonun içindeki demirler bile kırılarak düşmüştü. Veyla, yeniden adamın eline baktıktan sonra buruşmaya çalışan yüzüne engel olarak gözlerini Gölge'ye çevirdi.
"Sen rahatladın mı?"
Gölge de "Hayır!" diye bağırdı. "Bir sikim rahatlamadım."
Birbirlerine birkaç saniye, hızlı nefes verişler eşliğinde baktılar. Ardından Veyla hızla odasına yöneldi ve kapıyı en az Gölge kadar gürültüyle örttü. Gölge de peşinden gidip kapıyı yıkabilirdi ama yapmadı. Yorgun bakışları Valdris'e döndü ve bir şey demeye bile enerji harcayamayarak yerdeki kapıyı ve yıkılmış kolonu gösterdi. Savaşçılarının tepkisine bakmaya tenezzül etmedi. Şaşkın bakışlardan yorulmuştu. Evet, herkesin her gün biraz daha gördüğü gibi, Kelebek Kral'a her istediğini yapabiliyordu.
Valdris başını onaylar şekilde salladıktan saniyeler sonra büyüsüyle kolonu düzeltmiş, kapı için de ilgili savaşçıyı çağırmak üzere yola koyulmuştu. Gölge de birkaç saniyeliğine Veyla'nın kapısına doğru baktıktan sonra yatak odasına çıkan merdivenlere yöneldi.
İmkânsızlık ihtimallerin darbesiyle enkaza dönüyorken aşk, bir seçim değildi. Kıyamet ya da kurtuluş eşliğinde mi bilinmez ama mutlaka gelecekti.
**
Yıldat, "Bir sorun mu var Valdris?" dediğinde Valdris baktığı hologramı vücutları arasında sağına doğru kaydırıp ilgisini yeni onlara çeviriyormuş gibi "Hah?" diye sordu.
Yıldat aralarındaki mesafeyi ve koskoca bahçede, onların yanında bitmesini gösterir gibi elini sallayıp "Başka bir yer bulamadın mı?" diye sordu.
Valdris, "Burası benim en sevdiğim köşe." dediğinde Yıldat gözlerini devirirken Veyla gülerek "Biraz önceki iki köşe gibi mi?" diye sordu. Valdris de sırıtıp "Malikânemizin her köşesi çok güzel." dedi.
Yıldat, "Neden bizi baş başa bırakmamaya çalışıyorsun gibi hissediyorum?" diye sorunca Valdris'in kaşları abartılı bir şekilde kalktı, ardından çatıldı, sonrasında gevşedi ve tekrar çatıldı ve absürt bir ses tonuyla "Ne?" diye sordu. "Niye öyle bir şey yapayım?"
Yıldat'ın gözleri Gölge'nin üç katlı odasının terasına doğru yükseldi. Gölge ortalarda gözükmüyordu ama sağ kolu peşlerindeydi. Evliliğin ertelenmesi hakkında konuşmaya çalışıyorlardı. Belli ki Yıldat'ın, Veyla'nın odasına girmesi, hatta malikâneye girmesi yasaktı. Girdiği gibi Gölge onu yeniden göreve yolluyordu. Yeniden göreve yollanmadan hemen önce ise, Veyla ile durumu konuşma çabasındaydı. Saatlerinden iletişim kurmuşlardı ama Yıldat telaşlıydı. Gölge yapmak isteyeceğini bildiği ama yapmamayı tercih edeceğini sandığı adımlar atmaya başlamıştı ve Yıldat, bu kargaşada Veyla'nın duruşunu gözleriyle görmek istiyordu. Veyla'nın ipleri ne kadar kaybettiğini ölçüp tartıyordu. Belli ki Gölge, ipi iyice çekmeye başlamıştı.
Veyla, "Erya dedikodu peşinde mi? Görevde olduğu için bu işi sana mı bıraktı?" diye sorunca Valdris 'Ah bir bilsen' diye düşündü. Erya da elbette meraklıydı ama şu anki çabası, bizzat Kral içindi. Valdris, gizlenmeye ya da belli etmemeye de çalışmıyordu çünkü Gölge 'yeterince dikkat çekerek aralarında dur' demişti. Rahatsız olmaları mühimdi. Neyse ki henüz Gölge, gelip bizzat bunu yapacak kadar delirmemişti ama bunu Valdris'e yaptırtacak kadar delirmişti.
"Hayır yani sabretseydi dönünce ben ona anlatırdım."
Yıldat, "Müstakbel karımla yalnız kalmama müsaade et artık." dediğinde Valdris'in gözleri gökyüzüne döndü. "Üç, iki, bir..." diye saydıktan sonra gök gürüldeyince gülerek Gölge'nin odasına doğru baktı. Belli ki, Gölge'nin azrit kulakları şu an onlarlaydı. Yıldat da sinirle Gölge'nin camlarına doğru bakarken Veyla henüz idrak edebilecek bir umuda sahip değildi. Holograma gelen kırmızı ışıkla yanan sönen bildirime baktıktan sonra görüntüyü Yıldat'a doğru çevirdi. Bir saniye geçmemişti ki Yıldat'ın da saatine bildirim düştü. Valdris, "Görev seni bekliyor." derken şirince sırıtıp gözlerini kırpıştırdı.
Yıldat, saatine bakarken "Mıntıka çöplerini toplamak mı?" diye sorunca Valdris, "Azrit hızınla kolayca yapabileceğini düşünmüş olmalı." dedi. Adama görev verip durmaktan başka iş kalmamıştı ki. Gölge de geniş hayal gücüne ve büyük şehrine rağmen iş bulmakta zorlanmaya başlamıştı.
"Bu şehirde benden başka savaşçı yok mu? Son zamanlarda yaptığım işi, Thal bir senedir yapmıyordur."
Valdris, 'Thal tehlikeli sularda yüzerek Kral'ın tadını kaçırmıyor çünkü' diye düşündü. Yağmur yağmaya başlayınca Valdris banktan kalkarak kolunu Veyla'ya uzattı. "Üstündeki elbise ıslanmaması gerekecek kadar güzelmiş. Bence malikâneye geçelim."
Veyla gözlerini Yıldat'a çevirirken Valdris'in koluna girdi. Yıldat'a "Sonra konuşuruz." dediğinde Yıldat, "Mektup yazacağım sana artık." dedi. "Belli ki başka türlü iletişim kuramıyoruz."
Veyla güldüğünde, Valdris yeniden gökyüzüne baktı. Bu sefer üçe varamadan gök gürüldemiş ve yağmur hızlanmıştı. Kadınla adamın birkaç saniyeliğine bile olsa hoş sohbeti olmasına katlanamıyordu.
Yıldat elini Veyla'nın yanağına doğru uzattığında görev bildirimi yeniden kırmızı ışıklarla yanmaya başladı. Valdris de "Acil görev." diyerek Veyla'yı hafifçe geri çekti. Veyla'nın da kaşları kalkarken gözleri Valdris'e doğru döndü.
Yıldat, sinirli bir alayla "Acil çöp mü toplanması gerekiyormuş?" diye sorunca Valdris, dokunuşu bertaraf edebildiği için sırıtıp "Halka hizmet beklemez." dedi.
Yıldat, bir küfür mırıldanırken birkaç adım geriledi ve Veyla'ya doğru el salladı. Veyla da el salladığında Yıldat "Görüşürüz, seni seviyorum." dedi. Veyla'nın el sallayışı yavaşlarken gülümsemesi donuk bir hal aldı. Gök bile gürlemiyorsa, Gölge de donmuş, Veyla'nın cevabını bekliyor olmalıydı.
Veyla, "Ben de." diye mırıldandığında sesi kısık olsa da Gölge azrit kulaklarıyla duymuş olmalıydı. Yıldat gülümseyerek ardına dönmeden önce kısa bir anlığına Gölge'nin camlarına doğru baktı. Ve evet, Kral uzaktan dinlemekle yetinmemiş, cama gelmişti. Yıldat, Veyla'ya dokunmadan, Gölge'nin canını yakabilmeyi başardığı için keyifle voltriderına doğru giderken Valdris'in gözleri Veyla'daydı. Veyla, Yıldat'ın gidişini izlerken zar zor tuttuğu gülümseyişi silindi ve iç çekti. Yıldat'ı hiçbir zaman sevemeyeceğinin farkındaydı. Adama 'ben de' demek bile göğsüne öyle bir ağırlık düşürüyordu ki, bir gün kelimeden de fazlası, bizzat sevgiyi kalbinde barındıramayacağını biliyordu. Sadece değer vermenin bir ölümsüzlük ömrüne yeteceğini umut etti.
Gölge, camın önündeki deri tekli koltuğa adeta yığıldıktan sonra başını da ardına gömüp gözlerini sımsıkı yumdu. Kaşları acı çeker gibi çatılırken yüzü gerilmişti. Yutkunuşu, azrit kulaklarında yankılandı. Bir eli, güçsüzce koltuğun kol kısmına düşmüş, parmaklarıyla gergin bir ritim tutarken sol bacağı da bu ritme eşlik ediyordu. Diğer eli ise boğazı ile göğsü arasında dolaşıyordu. Orada bir yerlerde bir şey yanıyordu. Yanıyor ve sönmüyordu. Biraz öncelere kıyasla, şu an öfkeli değildi. Sadece, öfkeli değildi. Öfkesini bile arka planda bırakabilen bir his vardı.
Valdris, voltriderı ile gökyüzüne doğru yükselmesinin ardından birkaç saniye içerisinde göğü delen bir hızla ilerlemeye başlamış Yıldat'ın arkasından "Gerçekten mi?" diye sordu. Gölge artık onları dinleyebilecek bir durumda değildi. Valdris de Gölge de duysun diye değil, merak ederek sormuştu. Valdris, Gölge de olan biteni, Veyla'da görmekte zorlanıyordu. Gölge ile daha çok zaman geçirdiği ve daha yakın olduğu için tanıdığı arkadaşının tepkilerini çözmek daha kolaydı. Veyla'yı anlayan Erya'ydı ve o da, Veyla'nın da Gölge'ye çekiliyor olduğunu söylüyordu. Valdris şimdi kendisi de görmeye çalışıyordu.
Veyla birkaç saniyelik gecikmenin ardından başını ve gözlerini kol kola olduğu Valdris'e çevirip kaşlarını kaldırdı. "Nasıl?"
"Gerçekten seviyor musun?"
Veyla boğazına tırmanan rahatsızlık hissiyle "Erya da, sen de niye inanmıyorsunuz?" dedikten sonra malikâneye doğru yol alırken Valdris'in kolundan çıktı. Valdris hızlı adımlarla ardından giderken hologram diskini cebine koymuştu. Yeniden kadının koluna girerken "Dur, hemen sinirlenme." dedi. Malikâneye girdiklerinde Veyla, mahzene yöneldi. Calin. Calin içmek istiyordu.
"Gerçek sevgi, şahit olanların aklına bu soruyu getirtmediği için." diye biraz önceki sorusunu cevapladı.
Veyla, mahzene inen merdivenin başına geldiğinde duraksayıp Valdris'e döndü. "Bu da eski kitaplarda mı yazıyor?"
Valdris gülerek "Ben uydurdum." dediğinde Veyla, "Bence Erya da arada uyduruyor ama her şeye 'eski kitaplarda...' diye başlayarak derinlik ve şov katmaya çalışıyor." dedi.
Valdris, "Aslolan nerede yazdığı değil, ne anlattığı." dediğinde Veyla işaret parmağı ve orta parmağı dışında diğer parmaklarını avucuna kapatarak elini kaldırıp "Birini seç." dedi. Valdris anlayamayarak baksa da işaret parmağını seçtiğinde Veyla işaret parmağını da kapatıp orta parmağını Valdris'e gösterdi. "Kaybol başımdan."
Valdris gülerken "Diğerini seçseydim?" diye sordu. "O zaman da onu havada tutmaya devam edip yine işaret parmağımı kapatacaktım." dedi. O sıra hala orta parmağını gösteriyordu. Valdris, kadının gözüne sokmak ister gibi kaldırdığı elinden gülerek bir adım uzaklaşırken "Sonunda her türlü yenileceğim bir seçimdi yani?" diye sordu.
Veyla başını onaylar şekilde salladığında Valdris "Aşk gibi?" derken kaşlarını kaldırdı. Veyla yanan göğsü eşliğinde kalbini oldukça yoran titrek bir nefes alıp diğer elinin işaret parmağı ve orta parmağını da gösterdi. "Birini seç."
Valdris gülerken "Orta parmak görme ihtiyacımı giderdim, sağ ol." dedi.
"Yok, bu gözüne hangi parmağımı sokacağıma dairdi."
Valdris, "Sizle de uğraşılmıyor." diyerek birkaç adım daha gerileyerek kendisini korumak ister gibi alayla ellerini kaldırdığında Veyla "Biz kimiz?" diye sorarken sonunda ellerini indirmişti.
Valdris gerilemeye devam edip odasına çıkan merdivenlere yönelirken hala Veyla'ya bakıyordu. Dudaklarında yavaş ve ima dolu bir sırıtış belirirken öylesine cevap veriyormuş gibi bir edayla omuz silkip "Gölge." dedi. "İkiniz de hemen tehdide başvuruyorsunuz."
Veyla, güç alma ihtiyacıyla aşağı kata inen merdivenin korkuluğuna elini götürürken en az Valdris kadar öylesine konuşuyormuş gibi davranma çabasıyla omuz silkip "Onunla ne konuda uğraşıyorsun ki?" diye sordu.
Valdris, "İlgini çekmeyecek şeyler." dediğinde merdivene varmıştı.
Veyla, "Evet, hiç çekmez." dediğinde Valdris gülmemeye çalışırken "İyi geceler o zaman Veyla'cım." dedi.
Veyla da birkaç saniye duraksadıktan sonra sinirle ardına dönüp merdivenlerden inmeye başladı ve "İyi geceler Valdris'cim." diye söylendi. İki sevgili, Veyla'nın asabını bozuyorlardı.
Mahzene vardığı gibi oradaki birkaç savaşçıya kapıyı gösterdi. "Burası an itibariyle işgalim altında, defolun."
Savaşçılar raflar arasındaki boşluklardan kapıdaki kişinin Veyla Aldar olduğunu gördüklerinde ceketlerini koltuktan alıp kalktılar. Kapıya doğru yönelirlerken bir tanesi umutla ardını gösterip "Yanımıza birkaç şişe daha..." dediğinde Veyla, "Hayır hepsi bana lazım." dedi. Hep beraber calin dolu mahzene baktılar. Veyla üfledikten sonra "Tamam, bir iki tane alın." dediği gibi bir tanesi neşeyle "Teşekkür ederiz." dedi. Hepsi sırıtarak Veyla'ya baktıktan saniyeler sonra sırıtışları silinirken bakışlarını kaçırdılar ve başlarını eğdiler. Veyla absürt tepkilerine karşı parmak şıklatıp "Sizin derdiniz ne?" diye sordu. "Bana bakmak niye yasak?"
Gölge yine Veyla'nın bağ kurmasına mı engel olmaya çalışıyordu? Gerçekten bu işe savaşçılardan mı başlamıştı? Veyla en başta Erya, Valdris, Thal ve Lilith'le derin bağları bizzat Gölge'nin gözleri önünde kuruyordu, Gölge müdahale etmeyi bırakmıştı. Geri kalanlarla göz göze bile gelmesine neden engel oluyordu ki?
"Yasak olduğunu söylemek yasakmış."
Veyla, "Sizce de bunun yasak olduğunu söylemenin yasak olduğunu söylemek de yasak değil midir?" diye alayla sorunca eğik başlarını birbirlerine doğru çevirip tedirgin bir şekilde baktılar. Veyla gözlerini devirirken saflığına katlanamamasının getirdiği sinirle inleyip rafları gösterdi. "Alın, çıkın çabuk."
Birkaç saniye içerisinde Veyla tam da istediği gibi mahzende tek başınaydı. Geniş mahzen rafların oluşturduğu koridorlarla bölünüyordu. Arkadaki raflara gittikten sonra loş ışığın yüksek raf yüzünden fazla ulaşamadığı köşeye oturdu. Ayaklarını ileriye doğru uzatırken hemen ardındaki, yaslandığı rafa doğru elini götürüp bir şişeyi çekti. İleriye bakmaya devam ederken şişeyi açıp dudaklarına götürdü.
Gerçek sevgi, şahit olanların aklına bu soruyu getirtmediği için.
Sonunda her türlü yenileceğim bir seçimdi yani?
Aşk gibi?
Veyla bacaklarını kendisine çekip sarılırken çenesini dizlerine yasladı ve elinde tuttuğu şişeyi, tok bir sesle zemine koydu. Aklına Gölge'nin gelmesini, ileriye, ışığın oluşturduğu gölgelere bakmasıyla açıklamaya çalıştı. Doğduğu ve öldüğü yere gideceklerdi. Annesinin ölemediği yere. Kardeşinin ölüm emrinin verildiği yere. Büyüdüğü odasında uyumaya çalışacak, korkuyla kapının açılmasını bekleyecekti. Biliyordu, o kapı açılacaktı. Babası içeri gelecek, Veyla'yı suçlayacaktı. Gölge vaadi ertelese de, iptal etse de olan bu olacaktı. Veyla yine 'bir işi becerememiş, bir işe yaramamış' kızı olacaktı. Veyla'nın kendisine sarılan ellerinden biri omzuna oradan da hafifçe sırtına kaydı ve gözlerini yumdu. Yine sırtı değil, anıları acıyacaktı. Başını sağa eğerek kulağını diziyle kapatsa da diğer kulağı maalesef ki hala açıktı. Orada da yeterince kapatamayacaktı. Zihninde babasının kükremeleri yankılanacaktı. Ve tüm bunlar değil, Gölge'nin buna sebep oluşu Veyla'nın canını yakacaktı. Veyla'nın canını yakmak isteyişi, bundan keyif alışı... Belli ki, hayatını kurtarırken yaşadığı anlar, gerçek değildi. Biraz umutla süslenmişti, biraz da Gölge'nin sahteliği, ikiyüzlülüğüyle. Belki de sırf bu yüzden yaşatmıştı kadını. Daha fazla canını yakmadan ölmesine müsaade etmemişti. Sadece bir an... Erya da öyle konuşunca... Gölge'nin nefretinin azalma ihtimali varmış gibi hissetmişti. Yoktu.
Mahzenin kapısı açılınca, Veyla yorgun bir şekilde "Kapıdaki kelebekleri görünce geri dönmeniz gerektiğini neden anlamı..." diye söylenirken adım seslerinden tanımaya başlamasına kaşları çatılırken yutkunarak başını doğrulttu ve yaklaşan kişinin Gölge çıkmamasını umut etti. Gerçekten adım seslerinden mi tanımaya başlamıştı yoksa, içten içe gelen kişinin o olmasını mı istiyordu? Hangisi daha beterdi?
Kokusunu da hissetmeye başladığında gördüğü gölgelerden rafın arasından çıkmak üzere olduğunu anladı. İstemsiz hızlanan kalbine doğru bir elini götürüp bacaklarıyla göğsü arasında sıkıştırırken kapalı dudakları ardında yanaklarını ısırıp duruyordu.
Gölge'nin heybetli vücudu rafların arasından Veyla'nın köşesinde oturduğu koridora çıkınca Veyla başını da ardındaki raflara yaslarken sıkkın bir nefes alarak baktı. Gölge göz göze geldiklerinde bir saniye kadar duraksayıp öyle kadına yaklaşmaya devam etti. Gölge yaklaştıkça sanki adamın vücudu büyüyordu. Sanki adam büyüdükçe, Veyla'nın heyecanı da artıyordu.
Veyla "Ha?" diye sordu. Adam niye yanına gelmişti ki? Kelebeklerden burada olduğunu anlamış olmalıydı. "Kapıdaki kelebekler yeterince 'tehlike var' demiyor mu? Görmedin mi?"
Diyordu ama Gölge belli ki tehlikeyi seviyordu.
Gölge, "Oysaki ben o kelebekleri gördüğüm için geldim." dediğinde Veyla'nın dudakları kapanırken gözlerini yavaşça kırpıştırarak baktı. Gölge yanına vardıktan sonra yavaşça elini uzattı. Veyla yerde oturuyorken adamın elinin ardından gördüğü yüzünde Gölge, acı çekiyormuş gibi bakıyordu. Işık ardında kalmış, Gölge'nin geniş omuzlarının ardından yansıyordu. Gölge'nin yüzü karanlıkta kalıyor gibiydi ama Veyla adamın mavi gözlerini göremese bile hayal edebilirdi. Kaldı ki, görüyordu. Nasıl garip baktığını da görebiliyordu. Veyla da öyle garip mi bakıyordu? Bu garip hislerin gözlerinde nasıl yansıdığını dışarıdan izlemek isterdi. Veyla bir adama, bir eline doğru baktıktan sonra çatılmış kaşları eşliğine gözlerini calin şişesine çevirdi. Oldukça az içmişti, üstelik vücudu saniyeler içerisinde kendisini yeniliyordu. Gerçekten sarhoş olmuş olamazdı, değil mi?
Gölge, "Hadi..." dediğinde Veyla'nın bacaklarına sarılan kolları hafifçe çözülürken başını iyice kaldırdı ve gözlerini kırpıştırdı. "Ne?"
Gölge, "Sana söz verdim." dedi. Ve artık sana verdiğim sözleri de tutuyorum.
"Acımı görmene izin vereceğim." Aslında her baktığında görüyor olmalısın. Bakışların yaralarıma çarpıyor.
Veyla 'karanlık' diye düşündü. Gölge'nin sözünü tutmayacağını düşünmüş, karanlığa dair kendisi bir saldırıda bulunmayı planlamıştı ama adam bizzat elini uzatıyor, onu acısına götürmeye davet ediyordu.
Veyla, ruhunun itişiyle elini Gölge'ye doğru uzattı. Eldivenin ardından bile birbirlerinin sıcaklığını hisseder gibi oldular. Gölge kadını kendisine doğru çekti. Veyla'yı kaldırdığında artık Veyla da tamamıyla Gölge'nin karanlığındaydı. Adamın gövdesi, ışıkla Veyla'nın arasındaydı. Adam kendi karanlığıyla boğuşmak üzereyken, Veyla da adamın karanlığına kapılmış gibi hissediyordu.
Veyla yavaşça elini çektiğinde Gölge de mecburen çekti. Gözlerini güçlükle birbirlerinden aldıklarında Gölge ilerlemeye başladı. Veyla da ardından giderken dudağını kemirip duruyordu. 'Adamın canını yakacağım' diye düşünmek kolaydı ama bunu yapmak üzere yola çıktığında adımları yavaşlamıştı.
Gölge'nin odasına gittiklerinde Veyla hala Gölge'nin ardındayken yutkundu. Saat bir hayli geçti, koridorlarda bile ışık loştu. Malikâne sessizdi ve Veyla, oldukça garip hissediyordu. Sanki adamı yaralamak için değil de sevmek, sevişmek için ardından gidiyordu...
Gölge, içeriye geçtikten sonra kenara çekilip Veyla'nın da geçmesi için bekledi. Veyla da kırmızı ışıklarla loş bir şekilde aydınlanan odaya girdi. Sessizlikleri, gürültüyle konuşurken gözleri arada birbirlerine dönüyor ama gayretle kaçırıyorlardı. Veyla, taht odasına doğru bakarken Gölge kadının ardından kapıyı kapattı. Veyla'nın bir anlığına gözleri kapandı ve nefesini titrekçe üfledi. Artık kapalı kapılar ardında, baş başalardı. Bu odada, bu saatte, baş başa oldukları ilk an değildi ama bir önceki anda, Veyla uyuduğu için bu saatlerin nasıl geçtiğini bilmiyordu.
Gölge, Veyla'nın yanından geçerken ikisinin de başları hafifçe birbirlerine döndü. Kadının yanından geçerken yavaş hareket eden Gölge, önüne geçtiğinde nispeten daha hızlı ilerlemeye başladı. Veyla da yeniden harekete geçti ve ellerini ardında birleştirip avuçlarını tırnaklarken adamın peşine takıldı. Merdiven, adamın yatak odasına çıkıyordu ve Veyla'nın her adımında hayal gücünü daha da çalıştırıyordu. Aynı hayal gücüne Gölge de sahipti. İkinci kata çıktıklarında bir anlığına duraksaması bundandı. Göz ucuyla yatağına baktıktan sonra iç çekerek bir üst kata çıkan merdivenlere dönmek üzere sağına döndü. Veyla da adam gibi yatak odasına baktı. Bir kere daha göremeyeceğini sanmıştı, şimdi görüyordu. Tabi... Tam olarak böyle görmek istememişti. Daha farklıydı Veyla'nın isteği...
Veyla'nın hiç görmediği üçüncü kata çıkarlarken sessizliklerinin altında eziliyorlardı. Aralar bir hayli kötüydü. Artık birbirlerini yumuşatabilecek birçok cümleye sahiplerdi ama özellikle birbirlerinden sakındıklarından dudaklarından ancak zehirleri dökülüyordu. Söze gelemeyen her his, içlerinde çürüyerek zehre dönüşüyor ve birbirlerine akıtsalar da kendilerini öldürüyorlardı. Şimdi ölmektense, yavaş yavaş çürümek pahasına sessiz kalmaları, belki de daha iyiydi.
Üçüncü kata vardıklarında büyük ve ihtişamlı avizenin hizasında oldukları için duvarlarında kırmızı ışığın dans ettiği koridora çıkmışlardı. Koridorda bir kapı vardı. Veyla, Gölge'nin ardından ilerlemeye devam etti. Gölge bileğindeki saati çıkardıktan sonra kapının yanındaki konsolun üstüne bıraktı. İçeride, istediği hiçbir ışığa ulaşamaması gerekiyordu. Gölge, kapının yanındaki ekranın karşısına geçti. Ekrandan Gölge'nin yüzüne doğru ilerleyen mavi ışık, adamın alnından çenesine kadar taradıktan sonra şifre ekranı açıldı. O sıra Veyla, adamın yüzüne yansıyan ışıkta gözlerinin ne denli güzel gözüktüğünü izlemişti. Sadece gözleri de değildi... Gözleri olsa, adam ona bakmadıkça en azından nefes alması kolaylaşırdı. Yüzünün, hatta heybetli vücudunun her zerresi, Veyla'nın nefesine kastediyordu. Gölge şifreyi girerken Veyla gözlerini kaçırma tenezzülünde bulunmadı. Gölge de zaten gizlemeyerek yine aynı şifreyi girdi. 8081
Veyla, adam için ne anlamı olduğunu düşündü. Veyla için ne denli anlama sahip olduğu şüphesizdi. Gölge de bir değil, iki farklı önemli yere bu şifreyi koyduysa, bir hayli anlamlı olmalıydı. Gölge kapının üstündeki sensöre doğru elini kaldırdı. Sensörden, Gölge'nin eline doğru ilerleyen mavi ışık, adamın avucunu taradı. Gül dövmesini. Gölge, 'Elimde bir yara saklıyorum' demişti. Veyla 'kimin yarası' diye sorduğunda ise Gölge, 'bu başka bir günün sorusu' demişti. Belki de Veyla, bugün sormalıydı. Belki de bugün, herkes öğrenmeliydi.
Kapı mekanik bir sesle açılırken Veyla elini saatine götürdü. Tuşa basmadan önce eli titrer gibi olmuştu. Karam'da yaşayacaklarını aklına getirmeye çalışırken derin bir nefes aldı ve tuşa bastı. Gölge, içeriye doğru girdiğinde Veyla da ardından ilerledi. Aslında adam acısına değil, Veyla'yı acı çektirmeye de götürüyor olabilirdi. Veyla sözüne güvenip peşinden ilerliyordu. Güven de değildi... Zarar görebileceğini biliyordu ama yine de güvenmek istiyordu.
Veyla, duvarlara asılı apliklerle loş bir şekilde aydınlanan alana baktı. Hiçbir eşya, hiçbir şey yoktu. Önlerindeki duvarda iki kapı vardı. Gölge solda olana yöneliyordu. Veyla da peşinden ilerlerken "Bir şey merak ediyorum." diye sordu. Gölge duraksarken yavaşça Veyla'ya döndü. Veyla da dururken adamla göz göze gelişlerinin bile neden Veyla'yı bitap düşürdüğünü düşündü. Cevabı bulursa, Gölge'ye de söylemeliydi. Gölge de, biraz sonra acı çekecek olmasına rağmen şimdi kadının gözlerine bakarken daha çaresiz hissediyordu. Canı zaten yanmıştı. Henüz odasında, tek yaptığı Veylaları dinlemekken... O can acısına anlam verememiş, en azından anlamlı bir acıyla kahrolmak istemiş, karanlık odasına yönelmişti. Sonra durmuştu. Durmuş, durmuş ve hareketlendiğinde karanlık odasına değil, odasının kapısına yönelmişti. Anlamlı bir acı yaşarken, anlam veremediği Veyla'nın da izlemesini istemişti.
"Eğer ölseydim..." diye başladığında Gölge'nin vücudu, mümkünmüş gibi daha da kasıldı. Sessizce yutkunurken hafifçe kaşlarını kaldırdı ve devamını bekledi. "... benim de üstüme bir gül atacak mıydın?"
Gölge, hiç düşünmeden "Hayır." dediğinde Veyla "Niye?" diye sordu. Öldürdüklerine, yendiklerine imzasını bırakırdı, Veyla'ya niye bırakmayacaktı?
Gölge, apliklerden kadının yüzünün sağ kısmına yansıyan kırmızı ışıklar ile mor gözlerin harmanlandığı manzarayı izlerken iç çekti. "Gül verdiğime ölüm getirir, ölüm getirdiğime gül veririm. Ölüm de gülü alıp sevdiğime götürsün diye."
Çünkü artık sevdiğiyle kurabildiği tek bağlantı, ölümdü.
Veyla, adamın 'Sevdiğim...' deyişini düşündü.
Veyla, göğsündeki yanma eşliğinde "O mu?" diye sordu. Belki de ismini söylemeliydi ama saatin ucundakilerin de duymasını istememişti. Adamın canını o kadar da yakmak ya da düşmanlarının saldırabileceği bu yarasını ifşa etmek istememişti.
Gölge sessiz kalıp sadece baktığında Veyla gözlerini kaçırma ihtiyacı hissetti. Gözleri pek de aydınlanamayan boş duvarlarda gezinirken sıkkın nefesler alıp veriyordu. Rahatsız hissetmişti. Gölge hala aynı kadını seviyor olabilir miydi? Ölümüyle Veyla'nın suçlanmasına karşın, Veyla kadının ne zaman öldüğünü bilmiyordu. Ölümünün üstünden ne kadar süre geçtiğini bilmediği için Gölge'nin ne kadar üstesinden gelebildiğini de kestiremiyordu. Öfkeli anlarda pek de üstesinden gelemediğini görebiliyordu ama zaman zaman, Veyla'ya normal de davranabiliyorsa arada unuttuğu anlamına gelmez miydi? Kadının öldüğünü, hatta Veyla'nın öldürdüğünü ya da ölmesine sebep olduğunu unutabiliyorsa, sevmeyi? Sevmeyi de unutuyor muydu? Seksen ölse de, Veyla içinde bir yerlerde hala onu seviyordu ama aşk değildi. Gölge'ninki aşk olmalıydı. Bir gün öleceği şüphesiz ölümlü bir insana âşık olabildiyse, ölü bir insana da aşkı sürüyor olabilirdi. Zaten biri öldüğünde sevgi de ölmezdi ki. Sevgi, bir yük gibi ömür boyu taşımak üzere kalplerde kalırdı. Yine de 'bir gün âşık olursam başka kimse ile birlikte olmam' demişti. Şu an olabildiğine göre ve 'bir gün âşık olursam' dediğine göre kadına hala âşık olmasa gerekti. Aşk bittiyse dahi, belli ki hala seviyordu ki 'sevdiğim' diyor, hala her öldürdüğüyle, yendiğiyle o kadına gül yolluyordu. Veyla da bir zamanlar ona gül getirmek için elinden geleni yapan birini tanıyordu. Gölge de sevince, seksen gibi seviyor olmalıydı. Veyla korkuyla titredi. Seksen ile Gölge'yi benzetmek içini sızlatmış, kalbini kırmıştı. Sekseni sevmiş, şüphesiz ki çok sevmişti. Gölge ile benzetmesi, Gölge'ye bile gerek kalmadan Veyla'nın felaketini getirirdi.
"Elindeki yaranın anlamı da o, değil mi?" derken Veyla'nın gözleri adamın eline döndü. Gölge elini hafifçe kaldırıp avucuna baktı. Önceden gizlediği yarasına uzun uzun bakardı, artık Veyla'ya bakar olmuştu. Elini yumruk şekline getirip indirirken yarasına sımsıkı sarılmaya çalıştı. O yara, Veyla'ya sarılmaması gerektiğinin en büyük göstergesiydi.
"Senin öldürdüğüne de..." dedikten sonra bir anlığına es verdi. Gözlerini yumup açtıktan sonra "...seninle gül yollamak istemem." diye ekledi. Arada unutuyordu. Arada unutmaktan da fazlasını yapıyordu ama gerçek buydu. Veyla, sevdiğini öldürmüş, ölmesine sebep olmuştu. Gölge aksine inanmaya çalışsa, hatta aksi için kanıt, umut görürse sımsıkı bu ihtimale sarılacak olsa da gerçek buydu.
Veyla, Gölge tarafından öldürülürse, Gölge'nin sevgisinden, merhametinden, kokusundan istediklerini alamadığı gibi, adamın gülünden bile mahrum kalacağına karşı burukça gülümseyip başını onaylar şekilde salladı. Aralarındaki en büyük engelin ne olduğunu merak etti. İsmini ve yüzünü hatırladığı ama başına gelenleri anımsayamadığı kadını bir gün, Veyla değil de bir başkasının öldürdüğünü öğrenirlerse, ne kadar büyük bir engel aralarından eksilecekti? Ve bu neye yetecekti? Ya bir gün, henüz emin olmadığı o cinayeti kendisinin işlediğini öğrenirlerse? O engel daha ne kadar büyüyecekti? Şimdiden Veyla engellerin altında ezilmekten ne güneşi görüyor ne de nefes alabiliyordu.
İşte, Veyla Gölge Kral'ın imzasının ve yarasının anlamını başkalarıyla da birlikte öğrenmişti ama keyif almamış, alamamıştı. Adamın imzasında bile Veyla'nın bir parmağı vardı. Aslında Veyla... Ölmek pahasına, imzasının anlamı olmak isterdi. O kadın gibi ölmek ama sebebi olmamak... Şimdi yaşıyor olmak, Gölge yüzünden katlandığı bir işkenceydi. Kadını kurtarmış, hayatta tutmuştu ve şimdi çıplak elle boğazını sıkar gibi gözlerine bakıyordu.
"Bir gün, eğer beni öldürmeyi başarabilirsen..." derken ceketinin iç cebinden siyah bir gül çıkarttı. "Son gülü, bizzat vereceğim."
Belki yanında götürürdü, belki de son gücüyle Veyla'ya uzatırdı. Bu ihtimalle yumruklarını iyice sıktı. Avucuna sığındıkça, niye daha da fazla Veyla'ya çekiliyordu?
Veyla titremeye çalışan dudaklarını birbirine bastırırken başını onaylar şekilde salladıktan sonra burukça gülümsedi. Gölge o sıra gülü yeniden ceketinin iç cebine yerleştiriyordu. Gözleri, adamın ne kadar acı çektiğinin loş ışıkta bile şüphesiz görünen yüzünde geziniyordu. Veyla'nın bilmediği, Gölge artık sadece Veyla yüzünden acı çekmiyordu. Veyla için de, çekiyordu.
"Seni öldürürsem, sizi kavuşturacağım."
Gölge yavaşça başını onaylar şekilde salladı. Önceden ne çok da isterdi. Ölmek ve kavuşmak... Şimdi ise kavuşmak için yaşaması gerekiyormuş gibi hissetmeye başlamıştı.
Gölge "Ve ben seni öldürürsem..." dediğinde Veyla yüzünün buruşma isteğine ve gözlerinin kısılma çabasına engel olma gayretiyle kaşlarını kaldırdı. "... sana merhamet etmiş olacağım. Önce yeterince yaşatmam gerek."
Yeterince canını yakmam gerek, diye düşünüyordu ama bunu yaptıkça kendi canı da yanar olmuştu. Bu işin sonu nereye gidecekti, hiç bilmiyordu.
Veyla, Gölge'nin kendisini yaşatma çabasına sevindiği anlar için kadehi kaldırmak istedi. Calin değil, siyah ölüm olmalıydı kadehte. Veyla da içtikçe ölmeliydi.
Veyla kıvrık dudakları eşliğinde "Neyse ki etmezsin." dedi. Gölge'nin gözleri kadının dudaklarına doğru kaydı. Kadının alayla mı, isterik bir şekilde mi gülümsediğini bilemedi ama alaysa bile, öfkelenemedi.
Gölge iç çektikten sonra gözleri kadının yüzünde gezinirken "Neyse ki etmem." dedi. Oysaki ediyordu. Kadına merhamet ettikçe, kendisine acımasızlık ediyordu.
"O yüzden, ölemezsin Kelebek." derken bu bahaneye sığınarak bile olsa Veyla'yı yaşatmak istiyordu. Bir şekilde yaşamalıydı. Bir süre, yaşamalıydı ve bu süre bir gün biter miydi, artık bilemiyordu.
Veyla da "Bu yüzden ölemezsin Kral." dedi. Sizi kavuşturmayacağım, demek istiyordu. Gölge yavaşça başını onaylar şekilde sallarken dudağı bir kenara iç çeker gibi kıvrıldıktan sonra özgür kalmıştı. Veyla da bu bahaneyle bile olsa, Gölge'yi bir süre daha yaşatmak istiyordu. Ne kadar sürecekti, hiç bilmiyordu.
Gölge kapıyı açan sensöre elini uzatırken Veyla'ya arkasını dönüp kapıya baktı. Veyla'ya sırtını döndüğü gibi gözlerini yumup başını hafifçe eğerek kendisine gelmeye çalıştı. Veyla'nın gözleri de adamın sırtında gezinirken dudağının kenarını kemiriyordu. Kim bilir, o kadın yaşarken Gölge nasıl biriydi. Sevdiği birinin ölmesi, hayatta kalanı da biraz öldürüyordu. Gölge şu andan bile iyi olmalıydı. Şu andan bile... Adamın iyi biri olduğuna ikna oluşuna titrek bir nefes alırken Gölge'nin girdiği odaya girdi. Veyla'ya iyi biri değildi ama bunun için de geçerli sebepleri vardı. Peki... O kadına karşı nasıldı? Ne kadar kibar, ne kadar merhametli, ne kadar korumacı? Nasıl dokunuyor, nasıl seviyordu? Nasıl... Nasıl bakıyordu?
Veyla'nın baktığını göremeyen odaksız bakışları etrafta gezinirken Gölge sesini temizleyerek Veyla'ya döndü. Kafası karman çorman olduğundan, Veyla'nın karışıklığını göremeden ekranları gösterdi. "Burası başkent mıntıkasının elektriğini ve..." dedikten sonra bir tuşa bastı. Gölge'nin tuşa basmasıyla birlikte, Veyla cihazların olduğu masanın ardındaki duvarın aslında bir cam olduğunu gördü. Camın ardı aydınlanırken "... ve karanlık odayı yönetebildiğin komut odası."
Veyla, tanıdık gelen tabirle "Karanlık oda?" diye sorarken gözleri odada geziniyordu. Hiçbir şey yoktu. Duvarlardan ibaretti. Veyla da duvarlardan ibaret olan karanlık odalarda bulunmuştu. Tabii, Gölge neden bulunuyordu bilmiyordu ama Veyla'nınki zorundalıktandı. Ölüm laboratuvarlarında itaatte kusura düştükçe, orada cezalandırılmıştı. Başlarda seksen vardı... Biri hata yapsa, diğeri de birlikte olabilmek için hata yaparak karanlık odada yalnız kalmasına müsaade etmezdi. Sonra... Seksen gitmişti. Veyla tek başına kaldığı karanlık odalarda, kendi bedenine sarılmıştı. Küçükken karanlıktan korkardı, büyüdükçe karanlıkta aklına gelen o anlardan korkar olmuştu.
"Şu kapıdan geçeceğim." derken Gölge, komut masasının yanındaki kapıyı gösterdi. "Geçiş yerinde büyü duvarı var. Ardına geçtiğimde, birkaç dakikalığına büyüme ulaşamayacağım ve kendi ışığımı yakamayacağım. Sonra da süre bitip de ışıklar kendi kendine yanana kadar, zaten büyüme ulaşamayacağım."
Veyla, "Nasıl yani?" diye sordu. Büyü duvarını aştığında kendi büyüsüne yeniden ulaşmakta birkaç dakika gecikeceğini anlayabilmişti. Nixsus yarışlarında da bunu bir kere yaşadığını görmüştü. Terraların mıntıkasında da Veyla bizzat yaşamıştı. Gölge'nin büyüsü güçlü olduğundan dakikalar içerisinde büyüsüne yeniden ulaşabilecek hale gelebilecekti ama o andan sonra da büyüsünü çağıramayacağını söylemişti.
Gölge gözlerini Veyla'ya çevirdi. Gözleri yavaşça kapanıp açıldı ve kuruyan dudağını yalayarak bakışlarını kaçırıp "Anılar ve acılar dört yanımı sardığında, büyüm ulaşamayacağım kadar uzaklara gitmiş olacak." dedi. Veyla, ona istemediği temaslarda bulunulduğu anlarda nasıl da büyüsüne ulaşamadığını hatırladı. Gölge'ninki de öyle olmalıydı. Ruhu güçsüz düştüğünde, büyüsü de onu terk ediyordu. Zihnini kontrol edemediğinde, büyüsü bir patlama ya da rahatlamayla dönmediği sürece o ana sıkışıp kalıyor olmalıydı. Veyla'nın başına gelen de buydu.
"Işıklar yeniden yanana kadar, Şimşeklerin Kral'ı değil, senin esirin olacağım." dedikten sonra yavaşça kadının elini tuttu. Veyla'nın etrafta gezinen gözleri hızla Gölge'ye dönerken Gölge de göz ucuyla Veyla'ya bakıyor, tepkisini ölçerek ilerliyordu. Rahatsız olduğu bir temasta bulunmak istemiyordu.
Gölge, kadının elini dokunmatik ekrandaki bir tuşa getirdi. "İstediğin zaman buradan ışığı açabileceksin."
Normalde süreli ışıklar oluyordu ve Gölge'nin bu kadar eziyetin yettiğini düşündüğü kadar ayarlı süre geçtiğinde, Gölge de bu esaretten kurtulmuş oluyordu. Şimdi ise, onu esir tutan Veyla olacaktı. İstediği zaman ışığı açacaktı. Böylelikle ne kadar eziyet etmek istiyorsa, o kadar etmiş olacaktı.
Veyla, şaşırarak bakarken "Ya açmazsam?" diye sordu. Belki de Gölge korkmalıydı ama Veyla korkmuştu. Çünkü açmamalıydı. Yapabildiği son ana kadar o ışığı kapalı tutmalıydı ama bunu yapmaktan korkmuştu.
Gölge, tuşu gösterdiği için ellerini geri çekse de kadının elini henüz bırakmadı. Hafifçe kadına dönükken yavaşça omuz silkti ve iç çektikten sonra "Senin takdirin." dedi. "Her şey senin elinde."
Veyla kalkmakla çatılmak arasında onu oldukça şaşkın gösteren bir şekilde duran kaşları altında gözlerini kırpıştırdıktan sonra "Bana nasıl güveniyorsun?" diye sordu.
Gölge, "Güvenmiyorum." dedi. Göze alıyordu.
Ve merak ediyordu. Valdris de burayı biliyordu. Veyla yapmasa, bir ara Valdris gelir ışıkları yakardı ama Veyla yapacak mı diye merak ediyordu. Karanlık odada daldığı anıların arasında Veyla'nın varlığını yine de hatırlayıp hatırlayamayacağını merak ediyordu. Kadın şu kapıyı çekse, çıkıp gitse, ne hissedeceğini de merak ediyordu. O hissin, diğer acıların arasında ne denli yer edinebileceğini merak ediyordu... Bir sürü soru vardı.
Göze almak. Belki de Veyla'nın yaptığı da buydu. Gölge'ye güvenmemesi gerektiğini biliyor ama inanmak istiyordu. İçinde, var olmaması gerektiğini bilmesine rağmen güven duygusunu hissediyordu. Yaşadığı, güven kırıklığına uğramayı, göze almak olmalıydı. Ne pahasına?
Gölge, Veyla'nın elini tutmadığı eliyle içerideki odanın ışığının kesilmesini sağlayan dokunmatik tuşa bastı. Gözlerinin önündeki karanlık odaya iç çekerek baktıktan sonra gözlerini Veyla'ya çevirdi. Veyla, başını onaylar şekilde salladığında Gölge birkaç saniye daha durdu. Kapıya gitmek için kadının elini bırakması gerekirdi, bir süre daha yapmak istemedi. Veyla da kapıya yöneldiğinde Gölge'nin kaşları kalktı ama elini bırakmadan kadını takip etti. Veyla kapıyı açtıktan sonra gözleriyle de görebildiği odaya baktı. Bu odanın ışığının kapanmasıyla bulundukları yer karanlığa gömülür gibi olmuştu ve ve Gölge kadar Veyla da korkmuş gibi hissetti. Komut odası, burasının olduğu kadar karanlık değildi ama yine de... Gölge'nin o halini izlemek de Veyla'ya nasıl gelecekti, hiç bilmiyordu.
Veyla açık kapının önünde durdu. Adam, acısına kadar Veyla'nın eşlik etmesine belki de üzülmeliydi ama gülümser gibi oldu. Kapı eşiğinden geçmeden önce duraksadı. Bir şey diyecek gibi oldu ama cesareti gibi gözleri de kaçtı ve yavaşça kadının elini bırakarak odaya yöneldi. Kapı eşiğinden geçerken büyü duvarının beyaz parıltıları adamın vücudunu sardı. Veyla, Gölge'nin vücudunun kasıldığını izlerken yüzü istemsizce buruştu. Gölge, hafifçe acıyla inleyerek kendisini büyü duvarının ardına doğru itmeye başladı. Eş zamanlı olarak Veyla'nın yüzü iyice buruşurken adam büyü duvarını aştı. Vücudu öne doğru yalpalayarak düşerken bir elini, düşmeden yere yaslamayı başardı. Yine de güçsüz kalan kolunda dirseği bükülmüş, üst vücudu da yere yaslanmıştı. Veyla bir an kapıdan geçecek gibi oldu. Büyü duvarının parıltıları ve temas etmek üzereyken hissettirdiği sıcaklık Veyla'nın duraksamasını ve kendisine gelmesini sağladı. Veyla iç çektikten sonra kapıyı kapattı. Kapalı kapının ardında birkaç saniye nefeslenmek üzere bekledikten sonra komut masasına doğru yavaşça ilerledi. O sıra Gölge en azından oturmayı başarabilmiş, sırtını duvara yaslamıştı.
Veyla, büyü duvarı aşmaya çalıştıktan sonra ilk dakikalarını hatırlıyordu. Vücudu acıyla kasılıyor, iyileşmek için büyüye ihtiyaç duyduğundan ve büyüsüne de ulaşamadığı dakikalar içerisinde olduğundan acıya katlanmak zorunda kalınıyordu. Üstelik Gölge, ışık açılmadıkça büyüsüne ulaşamayacağı için, bu acıya Veyla ne kadar isterse, o kadar katlanacaktı. Camların ardına baktığında karanlıkta Gölge'yi pek göremiyordu ama ekranda, kameradan izlediğinde adamı daha net görebiliyordu. Veyla, saati ile kamerasının bağlantısını kurdu çünkü saatinin bulunduğu hizadan, camın ardındaki Gölge'nin görünmesi mümkün değildi. Bağlantıyı kurduktan sonra görüntüyü aktarması için basması gereken tuşa bakar halde kaldı. Gerginlikten kuruyan dudağını yalarken titrek nefesler eşliğinde düşündü. Konu Veyla'nın canını acıtmak olduğunda Gölge hiç düşünmeden her kararı veriyordu, Veyla niye duraksıyordu?
Cesaret isteyen bir nefes aldıktan sonra görüntüyü aktardı ve bulundukları odaya giren kapıyı içeriden, şifre ile bile açılamayacak tuşla kilitledi. Gölge, kendisine eziyet etmek için tüm şartları sağlamıştı. Süre bitmeden, Valdris'in bile gelip onu acısından çekmemesini istemişti. Tuş sadece içeride olduğundan, Veyla kapıyı açıp çekip giderse bu tuş da etkisiz hale gelecek, Valdris yeniden şifreyle girebilecekti.
Veyla da, en azından kendisi çıkana kadar birinin gelemeyeceğinden emin olmak istiyordu. Çünkü, ekranlarda Veyla ile birlikte bu anlarını izleyen Gölge'nin savaşçılarından bazıları, özellikle Valdris gelip Gölge'yi uyarmak isteyecekti. Gölge saati de odanın dışında bıraktığından bizzat Veyla haber verene kadar farkında olmayacaktı.
Gölge başını da duvara yaslarken vücudunun çektiği acı ve kasılmalar sebebiyle güçlükle bacaklarını kendisine çekti. Bacakları aralık kalmış, tamamıyla kendisine çekememişti, güçsüz bir şekilde olduklarından sağ dizi yere doğru yaslanmaya çalışıyordu. Bir eli yerden destek alarak sırtını geriye, karnını öne iterek acıyla kasılıyorken diğer eli bacağındaydı ama acı bundan ibaret olmayacaktı. Gözlerini aralarken vücudundaki kasılmaların etkisini azaltan yeni bir acıyla yüzleşmeye başladı. Yüzleşmekle kurtulamıyordu. Yüzleşiyor, sırtlanıyor, omuzlarında taşıyor ve hatta sarılıyordu ama gitmiyor, bitmiyordu. Karanlık odada tek kaldığı o günden beri, bu acı da korku da gitmiyordu.
Veyla, adamın aralık gözlerinde, karanlığı izlemediğine emindi. Tıpkı kâbus mağarasındaki gibi anıları görüyor olmalıydı. Yüzü, biraz önce sadece vücudunun acısını çekerken olduğundan da beter gözüküyordu. Kaşları çatılıp gevşiyor, yüzü buruşup rahatlıyor hemen ardından yeniden kasılıyordu. Ne görüyor, neleri izliyorsa vücudu gibi titreyen eli ensesine gidiyor, güçsüzlükle yeniden yere düşüyordu. Veyla odada bir ayna bulunmadığı için Gölge'ye minnettardı yoksa kendi yüzünü de görmek üzere tam şu an bakardı ve göreceklerinden korkuyordu. Vücudunun ne denli gergin olduğunun, hızlı kalp atışlarının, çatılmış kaşlarının, kısılan gözlerinin ve buruşup duran yüzünün farkındaydı. Bunları hissetmek bir yana, dışarıdan bir gözle kendisine bakarsa, Erya'nın ya da fısıltıların gördüklerini görmekten korkuyordu.
Veyla, adamın cesaretine hayran kaldı. Veyla'ya bile gerek olmadan, ne aralıklarla olduğu bilinmez, kendisine bu eziyeti çektirmek için bu karanlık odayı yapmıştı. Kendi ışığına engel olmak için kapıya büyü duvarı koymuş, saatini bile çıkartarak giriyordu. Yetmezmiş gibi... Ne kadar süreceğine karar verme yetkisini Veyla'ya bırakmıştı. Düşmanına... Onun canını yakmak için yeminler etmiş kadına... Yakıyordu işte. Daha yeni girmişti ama eli ışıkları açacak tuşa doğru gidip geliyor, yine de açmıyordu. Adam acısını izlemesini istemişti, izliyordu. Şimdi Gölge... Veyla'nın ona yaşattıklarını mı izliyordu? Karanlıkla ne ilgisi vardı?
Veyla asla, bu korkusunun üstüne gidemezdi. Kâbus mağarasında da... Adam oraya gidip durduğunu, acılarında sevdikleriyle kavuştuğunu söylemişti. Veyla ise bunu yaşatmaması için Gölge'ye neredeyse yalvarmış, yine de acılarıyla buluşmak zorunda kalmıştı. Şimdi ise... Asla bu odaya giremez gibi hissediyordu. Şimdi, ekranların ışığıyla nispeten aydınlık olan odadayken bile oraya bakmak... Orada bulunmak istemezdi. Karanlığı pek sevmeden her yeri mosmor ederdi. Kimse olmasa, kelebekleri olurdu. Kelebekleri ışıl ışıl parlardı.
Buraya girip bir de komut odasını Gölge'ye bırakır mıydı? Bu odaya girdiğinde, onu oraya iten Gölge dahi olsa Gölge'nin yanına gelmesini isteyeceğini biliyordu. Bunun maalesef ki idrakindeydi. Komut odasını ise... Sanıyordu ki Gölge'ye emanet etmek istemezdi. O ışığı asla yakmayacağını düşünürdü. Emanet etmek istemezdi ama bir yandan da... Edebilirdi. Dengesizliğinin sonuçları ağır olabiliyordu. Neyse ki adam, Veyla'nın bu korkusundan habersizdi.
Gölge, zar zor dik tuttuğu dizine dirseğini yaslayıp elini alnına, saçlarına götürdü. Gözlerini kapatmıştı ama karanlık çoktan onu yutmuştu. Titreyen eli saçlarının ön kısmını kavrarken karanlığın her köşesinde bir başka acıyı görüyordu. Yetmiyor, duyuyordu. Karanlık oda hep sessiz ama çok gürültülü olurdu. Gölge ise her bir gürültüyü dinlemek zorunda kalırdı. Süre bitene kadar. Bugün ise, Veyla karar verene kadar...
On dakika. Gölge hep on dakika burada kalırdı. Şimdi ise ancak üç dakika olmuştu. Veyla'nın gözleri, başkent mıntıkasının elektriğine dair komutların olduğu ekrana döndü. Sadece burada olmasa gerekti. Elektrikle görevli savaşçıların buraya girmesine müsaade etmeyeceği şüphesizdi. Yine de Veyla'nın en azından bir tanesini keşfetmesi iyi olmuştu. O kapıdan nasıl geçerdi bilmiyordu ama belli ki, bizzat buranın sahibi Gölge de onu buraya getirebiliyordu. Belki, elektriği kesmesi gerektiği, belki de Gölge'nin şehrine saldıracakları gün, yine buraya gelmelerini sağlamalıydı. Veyla, başkent mıntıkasının ışığını kesen o düğmeye de bastı. Gölge'yi sadece bu anla değil, buradan çıktığı zamanla da yaralayacaktı. Elinin altında böyle bir imkân varken değerlendirmemek, Gölge'ye teslim olmaktı. Yine de bir yanı, bu odadan verilen komutu, başka bir elektrik odasında etkisiz bırakabileceklerini umdu. Oysa yapılamıyordu. Ekrandaki ışıklar da gitmediğine göre bu odanın elektriği kesilmemişti. Başka bir enerji kaynağı olmalıydı. Veyla, elektrikle açık olan ekranlarda görüntülerin gittiğini biliyordu ama şarjlı cihaz ve ekranlardan izleyenlerin yeterli olacağını düşündü. Zaten sadece başkent mıntıkasının elektriğini kesmişti, diğer mıntıkalarda hala elektrik vardı.
Gölge, Veyla acılarını gördüğünde, adama yaşatmadığı hiçbir acının kalmadığını öğreneceğini söylemişti. Veyla ise şimdi adamın yüz ifadelerini, görebildiği kadarıyla izlerken bir eli göğsüne doğru gitmişti. Kalbini mi tutuyordu yoksa önceden orada bir yerlerde olan kolyesinin ucunu mu? Önceden kolyesine sığınırdı ama şimdi sadece hayali izi kalmıştı. Kolyesini de zaten, kalbine yakın tutacak şekilde zincir uzunluğunu ayarlamıştı. Önemli olan ne zincir ne ucu, içindekiydi. Gül yaprağı, kolyesinin ucunda gizliydi. Şimdi ise kim bilir o kolye neredeydi, belki de yok olmuştu.
Gölge diğer elini de yüzüne götürürken bir dizi güçsüz kalarak yere yaslandı. Diğeri de dik duramaz titrerken Gölge elleriyle yüzünü örttü. Başı güçsüzce eğilirken her ne görüyorsa başını iki yana sallamaya başladı. Veyla'nın gördüğü her şeyi, Gölge'nin halkı da görüyordu. Şimdi sokaklar sessiz, herkes ekranlara dikkat kesilmiş olmalıydı. Güçlü Krallarının güçsüzlüğünü görüyorlardı. Esasen, Veyla sayesinde görüyorlardı ve bu da, Kral'ın bir başka güçsüzlüğüydü.
Veyla, karanlık odadan gelen ses ile Gölge'nin ne denli gürültülü nefes alıp verdiğini duyabiliyordu. Adam ara ara acıyla inliyordu ama artık vücudu sebebiyle olmamalıydı. Vücudu hala acı çekiyor olsa gerekti ama hissettiği ruhunun yaralarıydı.
Gölge'nin vücudu sola doğru kaymaya başladığında bir elini yüzünden çekip güçsüzce yere yasladı. Kolu, adamı dik tutmaya yetmezken dirseğinden kırılarak yere yaklaştı. Veyla, dağın yıkılışını izlerken parmaklarını göğsünde tenine bastırdı. Titrek bir nefes daha alıp verirken dudağının kenarını kemiriyordu. Adama böyle hissettiği şeyleri, gerçekten Veyla mı yaşatmıştı? Veyla'nın gözleri kızarırken "Benden hep nefret edeceksin." diye fısıldadı. Başı hafifçe sağa eğildikten sonra burukça gülümsedi. Bu acıdan doğan nefret, nasıl geçerdi ki? Şimdi bu yaptığıyla, Veyla Konsey'in de Gölge'ye dair olan planlarının sonlanmasını sağlamayı amaçlamıştı. Bu odaya girmeden olan konuşmalarında, Gölge'nin Veyla'dan neden ve ne kadar nefret ettiğini duymuşlardı. Şimdi ise Veyla'nın Gölge'ye neler yaptığını görüyorlardı. Yıldat ile olan evliliklerinin ertelenmesi, her an planların Gölge'ye dönmesini sağlayabilirdi. Konsey isterse, Veyla Gölge'ye yakınlaşmak zorunda kalırdı. Gölge'nin zaafı olmaya çalışırdı. Başaramadığını gördükçe de mahvolurdu. Başardığını görürse ise... İç çekti. İşte o zaman mahvolurdu.
Gölge'nin vücudu soluna doğru devrildi. Veyla'nın titreyen eli ışık düğmesine doğru gitti ama basmadan duraksadı. Birkaç gün sonra bu adam yüzünden eziyet çekecekti ama yine de içi gidiyor gibi hissediyordu.
Gölge, bir çocuk gibi uzanırken bacaklarını hafifçe kendisine çekti. Bir kolu, başının altından uzanırken diğer eli başının yanında yere yaslanmıştı. Veyla iki eline de uzanıp tutmak istedi. Hatta... Eldivenleri bile çıkartarak tutmak istedi. Tuşa basmamıştı ama elini de hala çekememişti. Sanki basmaya karar verirse hiç gecikmemek istiyor gibiydi.
Beşinci dakikaya varmışlarken Gölge'nin üst vücudu iyice bacaklarına doğru eğilmeye başladı. Neredeyse cenin pozisyonuna erişirken, dağ gibi adam mümkün olduğunca küçülmüştü. Veyla gücüyle, verdiği güvenle kazandığı halkı, bu görüntülerle kaybedebileceğini düşündü. Xalialar güç sever, eğerse güce boyun eğerdi. Gölge'nin büyüsünün ve verdiği güvenin gücüne boyun eğmişlerdi. Şimdi ise, sadece karanlık ile bu hale gelen bir Kral'a, düşmanlardan onları koruyacağı konusunda güvenemeyebilirlerdi ya da bu denli güçsüzlüğünü gördükten sonra ona olan saygıları ve korkuları azalmış olabilirdi. Veyla, böyle olmasını umuyordu ama bir yandan da Gölge'nin seneler içerisinde kurduğu köprüleri yıkmaktan keyif alamıyordu. Öyle ya da böyle, iyi bir Kral'dı. Zenith'in hiç görmediği kadar iyi bir Kral'dı. Xaliaların görmediği şüphesizdi, insanlar da böylesine denk gelmemiş olmalıydı. Herkesi bir arada ve güvende tutmak için her şeyi yaptığı yetmezmiş gibi... Aslında ortalarda taş toplayıp durması bile Zenith içindi. Veyla kaç kere adamın sadece taşa ulaşmayı önemseyip başkalarına saldırmadan, güvenli ve kısa yollardan çabalamasına şahit olmuştu. Taşlar için kaç kere kendisini tehlikeye atmıştı. Aslında yine halkını ve hatta Zenith'i düşünüyordu. Üstelik bunu, Esved'in onu da öldürebilme ihtimali olduğunu bilmeden yapmıştı. Siyah ölüm, ölümsüzleri öldüremezdi ve aslında Gölge, diğer herkes gibi umursamadan kendi yaşamına bakabilirdi ama yapmamıştı. Veyla, bu detaylar ile de Gölge'ye daha çok çekilmişti. Gölge'ye şaşırdıkça, etkileniyordu. Aslında... Halkından alelade, ölümlü biri olmak bile, şu anda yaşadığı hayattan kat be kat iyi bir hayat olurdu. Bir yandan da en azından, bu kadar yakınındayken adamı daha çok görebiliyor, daha çok temas edebiliyordu. Kısıtlı bir süreydi ama Veyla'ya sınırlı bir sonsuzluk hissi bahşediyordu.
Gölge elbette, her karanlığa maruz kaldığında bu hale gelmezdi. Veyla da biliyordu. Adam sırf bu hale gelebilmek için büyü duvarını aşarak kendisini ve büyüsünü güçsüz bırakıyor, acıyla boğulmak üzere her şeyi yapıyordu. Veyla ya da Gölge dışında başka bir Xalia, büyü duvarını aşarsa ölmek bir yana, zaten aşamazdı. Daha temasla birlikte, zorlamayla birlikte ölürlerdi. Gölge aşıyor, eğer acısıyla ve zaafıyla kendisini güçsüz bırakmasa ise, birkaç dakika içerisinde iyileşebiliyordu. Yine de halkı bu detayları düşünmeyecek, gördüklerine odaklanacak olmalıydı. Krallarını güçsüz göreceklerdi. Bu görüntüler, engel olunmadan şehrin dışına çıkarsa, düşmanları da Gölge Kral'ı güçsüz görecek, onu vurabilecekleri bir zaaf bulmuş olacaklardı. Veyla 'benim sayemde' diye mi düşünse, 'benim yüzümden' mi, bilemedi. Kazanmak için attığı bir adımmış gibi hissedemiyordu. Bir hata yaparmış gibi göğsünde rahatsızlık hissi mevcuttu.
Veyla her Gölge'ye güvendiğinde, Gölge o güveni kırıyordu ama Gölge Veyla'ya güvenmese de göze alır gibi davrandığında, Veyla nedense kırmak istemez gibi hissediyordu. Bu isteğine karşı koyma çabasıyla tuşa basmamak o kadar zordu ki...
Veyla, Gölge'nin kendisine ne kadar süre bu eziyeti yaptığını bilmiyordu ama altıncı dakikaya girmişlerdi. Gölge kendi kendisine dört dakika daha bu acıyı yaşatıyordu, Veyla ise şimdiden seneler geçmiş gibi yorgun hissediyordu. İzlemekten keyif almadığı şüphesizdi, artık bununla baş edebilirdi ama neden Veyla'nın da canı yanıyordu? Bununla baş edemezdi.
Gölge, anılarında hangi kısma geldiyse acıyla inlerken kolunu da başının altından çekti ve titreyen ellerini yeniden yüzüne götürdü. "Bitecek..."
Veyla, Gölge'nin sesini duyduğu gibi ekrana yakınlaşırken elini göğsünden boğazına doğru götürdü. Parmakları tenine batarken kendi kalp atışlarından adamı duymamakta endişe etti. "Bitecek... Sabret..."
Bu an bitecek ama o anılar hiç bitmeyecekti. Bu an bile, ne zaman bitecekti, Gölge hiç bilmiyordu. Bir yerlerde Veyla'nın onu izlediğini biliyordu. Acısını Veyla'ya göstermekten gocunmuyordu. Artık izlese de gizleyemezdi, bazen Veyla'ya bakmak bile onun canını acıtıyordu. Veyla'dan yana bir umudu yoktu. Merak vardı ama sonucunu bilir gibiydi. Yine de... Bu oda, hiçbir zaman acıtmadığı kadar canını acıtıyordu. Bu odaya girmeden, hâlihazırda hissediyor oldukları bu odayla birlikte uçup gitmemişi, hatta bu odada Gölge'nin aklına gelenlerden biri olmak üzere zihnini işgal ediyordu. Böyle mi olacaktı? Gölge artık karanlık odada, Veyla'yı da mı düşünecekti? Ama kadının burayla hiçbir ilgisi yoktu... Niye aklına gelip duruyordu?
Gölge, solur gibi "Bitsin..." dediğinde Veyla'nın yüzü iyice buruşurken düşünmeden düğmeye bastı. Veyla da bitsin istemişti ama bitmemişti. Gölge bile kendisine on dakika eziyet edebiliyordu düşmanı sandığı yedinci dakikada pes etmişti.
Işıklar yanmadığında Veyla'nın kaşları çatılırken tekrar düğmeye bastı. Ve tekrar, ve tekrar... Başkent mıntıkasının bu oda dâhil tüm ışıkları gitmiş miydi? Ama ekran hala çalışıyordu... Sadece ekranlar mı başka kaynağa bağlıydı?
Veyla saatinden aktardığı görüntüyü kesti. Gölge gittikçe kötüleşiyordu ve başkalarının daha fazlasını görmesini istemedi. Adamın eziyetini bitirmek için ne yapması gerektiğini düşünürken bir kapıya bir yeniden komut masasına gittiği şaşkın saniyeler geçirdi. Yeniden başkent mıntıkasının elektriklerini geri mi getirmeliydi? Ama bu attığı adımdan geri dönmek olurdu... Kapıyı açıp 'bitti' diyebilirdi. Gölge kendisine bu kadar uzun süre eziyet edemiyor olmalıydı. Veyla yeterince eziyet etmişti işte! Veyla, Gölge'ye Gölge kadar bile eziyet edemediğini bilmiyor, bir de geçen süreyi çok uzun varsayıyordu. Çünkü öyle hissetmişti. Senelerdir eziyet ediyormuş gibi hissetmişti.
Gözleri komutlarda gezindi. Büyü duvarına dair olanı görüp bastıktan sonra hızla kapıya doğru ilerledi. Kapıyı açtıktan sonra gözleri eşiğe baktı. Büyü duvarını göremediği için neşelenen yüzünde gülümseme, yerdeki Gölge'yi karanlığa alışan gözüyle görünce silinmeye başladı. Bir eli kapı pervazından destek alırken odaya girdi.
"Gölge?"
Gölge, bitmesini beklediği acının bir ışıkla sonlanacağını sanırdı. Bir ses, karanlığına ışık yakarken buruşmuş yüzünde gözleri yavaşça aralandı. Vücudu hala hareketsiz olsa da kapalı göz kapakları ardında gördüğü anılar dağılmaya başlamıştı. Kulağındaki anıların gürültüsü azalırken ruhu Veyla'yı dinleme gayretindeydi. Bir yanı da, bu odada bulunduğu süre zarfında hiçbir gördüğüne ve duyduğuna güvenmemesi gerektiğini biliyordu. Zihni, yanıltıcıydı ve belli ki, karanlık odada artık aklına Veyla da geliyordu. Şimdi sesini duyuşu da bir sanrı olabilirdi.
Gölge cevap vermeyince Veyla yavaş adımlarla Gölge'ye yöneldi. Adamın başucuna vardıktan sonra yanına geçerken gözleri, görebilmeye çalışarak yüzündeydi. Azrit gözleri yoktu, karanlıkta iyi göremezdi. Karanlığı zaten sevmezdi. Alışan gözleri sayesinde oldukça kısıtlı bir görüşe sahipti. Saatini çıkarıp dizlerini kırarak yere doğru alçaldı ve yanlarında yere koydu. Gölge, gözlerinin önüne kadar gelen kadının gerçek olup olmadığını bile idrak edememiş halde olsa da, anılardan ve karanlıktan gittikçe kopuyordu. Ellerini yeniden yere yaslamıştı. Doğrulacak gücü yok gibiydi ama gözlerini kırpıştırdıktan sonra kısarak, gördüklerini idrak etmeye çalıştı.
Veyla, saatin bulunduğu ortamı loş bir şekilde de olsa aydınlatan bilen düğmesine bastı. Bir anda gözüne yansıyan ışığa gözünü kırpıştırdıktan sonra yerden doğrulmadan vücudunu Gölge'ye doğru çevirdi. O sıra adamın onu izliyor olduğunu gördü. Gölge de Veyla'nın vücudunun ardından yansıyan ve Veyla'nın vücut kıvrımlarına temas ederek Gölge'nin tarafına doğru gelen ışıkla kaşlarını kaldırdı.
Veyla, adamın yüz ifadelerini kendine yormadı. Acılar içerisinde geçirdiği sonsuz dakikaların ardından, adamın yüzünün duygu dolu olmasını normal karşıladı. Adamın kaşları hala çatıktı, elini götürüp gevşetmek istedi. Gözlerinde hala acı vardı, bakarak almak istedi. Yüzünde gerginliğini kanıtlayan çizgilerde parmaklarını gezdirmek istedi. Adam hala yerdeyse kalkmaya gücü yoktu, gücü olmak istedi ama hiçbirini yapamadan, "Bitti." dedi. Adam bitsin istemişti, Veyla da bitirmişti. Adam elleriyle Veyla'ya onu paramparça etme gücü vermişti, Veyla birkaç kırıktan sonra 'bana yetti' demişti. O bile fazla gelmişti.
Veyla adamın halini yakından gördükten sonra sesinin geldiği hale şaşıramayacak kadar Gölge'nin bakışlarının etkisi altındaydı. Gölge, pürüzlü sesiyle "Bitti mi?" diye sorduğunda Veyla yavaşça başını onaylar şekilde salladı. Gölge, kadının gerçekten burada olduğuna ikna oldukça nerede olduğunu unutur hale geliyordu. Karanlığın ardından gözlerini Valdris'le açacağını sanmıştı. Veyla adamı burada bırakıp mışıl mışıl uyumaya gidecek olmalıydı ama yapmamıştı. Gölge sayardı, hep saymıştı. Son saniyelerde saymak çok daha acı verici olurdu. Yedi dakika. Yedi dakika beş saniye burada kalmıştı.
Gölge, yere yasladığı elinden güç alarak doğrulmaya çalışırken "Niye?" diye soruyordu. Hala kendisine gelebilmiş değildi ama hızla bunun cevabını almak istedi. Gölge, güçsüz eli yüzünden doğrulamadığında ve vücudu yeniden devrilmek üzere sarsıldığında Veyla dizlerini zemine yaslayarak Gölge'ye uzandı. Gölge'yi, kafası yere çarpmadan tuttu. Bir kolu boynundan ardına doğru sarılmışken diğer eli adamın omzuna gitmişti. Gölge, yüzüne çarpan kadının saçlarından nefes alırken gözlerini yavaşça kapattı. İyice güçsüz kaldığı için yere düşmeden, sakince yeniden uzandı. Sol omzunun üstüne doğru uzanmışken Veyla da yavaşça kolunu geri çekti ama teması kesmeden ellerini adamın omzunda ve göğsünde tuttu.
Gölge yere uzandıktan sonra sırtını da zemine yaslayarak başını Veyla'ya çevirdi. Veyla da Gölge uzaklaşır gibi oldukça adama doğru eğildiği için bir elini adamın başının yanında zemine yasladı. Bir eli hala adamın omzundaydı. Gölge, başını da yere yasladıktan sonra yutkunarak Veyla'nın gözlerine baktı. Kadının hemen sağ tarafından gelen saatin ışığı, güzelliğini aydınlatmaya yetmiyordu ama Gölge zaten onun ne kadar güzel olduğunu biliyordu. Ezberi sağlam gözleri, eksikliği tamamlıyordu.
Gölge, çatılmakla kalkmak arasında bir yerlerde şaşkınca kalmış kaşları altında yoğun bakan gözleri eşliğinde Veyla'ya bakarken Veyla adam baktıkça, göğsüne doğru uzanma ihtiyacı hissediyordu. Güçsüzlüğüne rağmen Gölge'nin büyüsü vücuduna dönmüş, adamı iyileştirmeye çalışıyordu. Büyüsü ışıkla değil, Veyla'nın sesiyle dönmüştü ama bunun gayet farkında olan Gölge, yeniden "Niye?" diye sordu. Sesini toparlayamamıştı, boğuk ve pürüzlüydü ve sorusu tam olarak Veyla'ya değildi.
Veyla, sadece niye onu çıkardığını sorguladığını sandı ve bu soruya Gölge'ye cevap düşündü. Veyla'nın da eli güçsüz düşer gibiydi. Elini değil, dirseğini yere yaslayıp yüzlerini daha da yakınlaştırmak istiyordu. Yine de bu mesafeden bile adama, yüzünün hemen yukarısından bakmak, yeterince heyecanlanmasını sağlıyordu. Kadının omuzlarından dökülen saçları, Gölge'nin yüzünün iki yanına doğru düşüyor, burnuna kokusunu dolduruyordu.
Veyla, "Yeterince durdun." dediğinde Gölge'nin kaşları kalktı. "Yedi dakika beş saniye..."
Veyla da en az Gölge kadar şaşkın baktı. Oysaki Veyla saatlerin geçtiğine yemin edebilirdi. Veyla kem küm eder gibi olduktan sonra dudağını yalarken cevap arayan bakışları adamın uzandığı zeminde gezindi. Yedi dakika da yeterince uzun, değil miydi? Eziyetle geçen bir odada durmak için?
Veyla, gözlerini onu ilgiyle izleyen Gölge'ye çevirdi. Veyla gözlerini kaçırıp duruyordu ama Gölge bir an bile olsun Veyla'dan ayırmıyordu. Veyla, "Sen ne kadar duruyordun?" diye sordu. Bu süreyi bilmeden, 'zaten uzun' demek ya da başkaca bir bahane düşünmek istemiyordu.
Gölge, "On dakika." diye fısıldadığında, kadının yüzünde oluşan şaşkınlığa baktı. Veyla yeniden gözlerini kaçırırken Gölge gülümser gibi olarak şaşkınlığının detaylarını izledi. Veyla'nın yutkunma çabasını fark ettiğinde dudakları iyice kıvrıldı. Güç kazanmaya çalışan eli, yerde kayarak Veyla'ya yakınlaşırken dirseğinden kıvırarak elini kaldırmaya başladı. Veyla etrafı izlerken elini Veyla'nın dirseğine getirdi. Veyla'nın gözleri hızla Gölge'ye dönerken adam nazikçe kadının kolunun daha da kıvrılarak vücudunun ona yakınlaşmasını sağladı. Veyla, adam hala gücünü toplayamamış olsa da bu çabaya teslim olur gibi yüzlerini yaklaştırdı. Dirseği zemine yaslanırken Gölge'nin diğer eli de kadına doğru yol aldı. Sanki güç kazandıkça, sadece Veyla için buna sahipmiş gibi yalnız Veyla'ya harcıyordu. Yerden kalkmak için bile çabalamıyordu, sadece Veyla'ya dokunmak, yakın olmak istiyordu.
Veyla'nın titrek bakışları Gölge'nin gözlerinde gezinirken adamın elini yanağında hissetti. Gözleri ve başı hafifçe adamın eline doğru dönerken istemsizce irkilmişti. Gölge kadının tepkisine tebessüm ederken elinin tersiyle yavaşça kadının yanağını sevmeye başladı. Veyla'nın gözleri yeniden Gölge'ye dönerken yine yutkunamadı ve Gölge tekrar bu başarısız çabayı fark etti. Kalp atışları daha da hızlandı.
"Bana, benim kendime ettiğim kadar bile eziyet etmedin mi?" derken gittikçe cesaret kazanan eli kadının dudaklarına doğru kaydı. Narin ve hafif dokunuşlarında başparmağı kadının dudaklarına değdi. Parmağı kadının dudağının kenarında gezinirken gözleri de bu görüntüye kaymıştı. Veyla, aralık kalmış, titrek bir şekilde nefes alıp verdiği dudaklarını kapatırken gözlerini de beraberinde kapatacağını tahmin edememişti. Gölge, kadının kapalıyken bile titrer gibi olan dudaklarına ve teslim olur gibi bir kaş çatılmasıyla kapanmış gözlerine baktı. Gölge alt dudağını ısırarak bu görüntüyü izliyorken dudakları da iyice kıvrılmaya çalışıyordu. Veyla'nın odaya dalışı gibi hiç düşünmeden güç kazanan kolunu dirseğinden yere yasladı. Üst vücudu doğrulurken aralarındaki mesafeyi de kapatarak dudaklarına doğru uzandı. Burunları birbirine değdikten sonra dudakları da temas ettiği gibi Veyla hızla gözlerini aralarken telaşla yüzünü geri çekti. Alevi dudaklarında hissederken Gölge'nin üstünden doğrulmaya çalıştı ama birbirine karışan elleri ve telaşı onu geciktiriyordu. Gölge kararmış gözleri eşliğinde hiç düşünmeden attığı adımdan gerisin geriye dönmek zorunda kalırken biraz önce kazandığı güç da beraberinde gitmişti. Sırtıyla birlikte başı da yeniden zemine yaslanırken gözlerini sımsıkı yumdu ve kendisine kızgın bir şekilde iç çekti. Veyla üst gövdesini doğrultmayı başarsa da tamamıyla kalkamadı. Dizlerini yaslayarak oturduğu yerde kalçasını da ayaklarına yasladı.
Veyla, vücudunda dolaşan heyecanlı telaş eşliğinde saçlarını yüzünden ve omuzlarından geriye atıp kulaklarının ardına sıkıştırdıktan sonra yutkundu ve odada, Gölge dışında her yerde gezinmeye çalışan gözlerini Gölge'ye çevirdi. Adam o sıra gözlerini ancak yeni aralıyordu. Gözlerini kapalı tuttuğu süreçte, zihninden kendine tüm küfürleri yollamıştı ama asıl dert ettiği, kadını öpme çabası değildi. Kadının buna müsaade etmeyişiydi.
Veyla da Gölge'ye teslim olur gibi gözlerini kapattığında, bu anda bir süre kalmak istediğini, adamın yumuşak bakışlarına inanmayı ne kadar da arzuladığını düşünüyordu. Temaslarını yaşamak ve hatta daha fazlasını istemek... Aklından geçenler bunlarken, adamın henüz Veyla'nın ne yaptığının farkında olmadığını hatırlamıştı. Çok değil, kısa bir süre sonra adam öğrenecek ve yeniden Veyla'ya nefretle, öfkeyle bakacaktı. Eğer yumuşak bakışları sahteyse bile, sahteliğe dahi başvuramayacaktı. Veyla ise bu iki uçurum arasında can verir gibi boğulmaktansa, direkt nefretiyle yüzleşmek üzere çekilmişti. Kalbindeki heyecan bir süre daha vücudunu ele geçirecek gibiydi. Az daha öpüşüyor olmak yüzüne kanın akın etmesini, bulundukları oda serin bile olsa oldukça sıcak hissetmesini ve nefesiyle birlikte bakışlarının bile titremesini sağlıyordu.
Gölge de Veyla'ya baktığında, Veyla adamın yüzünde ve gözünde gördüklerini anlamaya çalıştı. Gölge kızgın gibiydi. Kendisine mi? Sanki biraz da Veyla'ya. Onu öpmesine izin vermediği için mi? Ya da ona kandırmasına müsaade etmediği için mi? Ama yine aynı bakış da vardı. Geçen gün, adama temas ettiğinde de olduğu gibi. İstekli, arzulu bir bakış. Her seferinde o bakışı sahte şekilde gözlerine yerleştirebiliyor muydu yoksa... Sahte değil miydi?
Gölge, dirseklerini yeniden zemine yaslayarak üst vücudunu doğrultmaya çalıştı. Veyla dudağını yalayıp durarak adamın doğrulmasını beklerken gözlerini de kaçırıyordu. Gölge üst vücudunu doğrulduktan sonra solunda kalmış Veyla'ya baktı. Veyla da gözleri üstünde hissettiği için gözlerini Gölge'ye çevirdi.
Dudakları aralandığında Gölge isterik bir şekilde sırıtıp "Sana bir daha öyle yaklaşmam, tamam." dedi. Kadının öyle söyleyeceğini sanmıştı.
Veyla sesini temizledikten sonra "Muhtemelen." dedi. "Muhtemelen, yaklaşmazsın."
Gölge anlayamayarak baktığında Veyla sıkkın bir nefes aldıktan sonra üst vücudunu hafifçe ardına doğru çevirdi ve saati Gölge'ye uzattı. Gölge saati almadan önce gözlerini saatten alıp Veyla'ya baktı. Gölge'nin vücudu, istediğini yapamayışıyla, kadını öpemeyişiyle yeterince gerginken şimdi dahası da olduğunu anlamaya başlıyordu. Kaşlarını kaldırdığında Veyla saati daha da yakınlaştırdı. Gölge gözlerini kaçırıp duvarlarda gezdirerek gergin dudağını yalarken sıkkın nefesler alıp verdi. Kadın kim bilir, yine ne yapmıştı ve Gölge de hiç şahit olmak istemiyordu.
Gözlerini de yumarak kendisine gelmek için ihtiyaç duyduğu birkaç saniyenin ardından gözlerini aralayıp yeniden Veyla'ya baktı. Elinden saati aldıktan sonra sırtını duvara doğru çevirerek geriye doğru kaydı ve sırtını duvara yasladı. Aralık duran bacaklarında dizlerini kendisine doğru çekti. Kollarını da dizlerine yaslayıp iki eliyle tuttuğu saatte kadının ne göstermek istediğine bakmaya başlamadan önce gözleri yine bir anlığına Veyla'ya dönmüştü. Veyla da, adam sırtını duvara çevirince, vücudunu Gölge'ye doğru çevirmiş, hala dizleri yere yaslı, kalçası ayaklarının üstünde oturuyordu. Bir eli bacağının üstündeyken gergin olsa gerek diğer eli ensesindeydi. Veyla, biraz önceki andan sonra adamın yeniden öfkeli bir düşmana dönmesini gergin bir şekilde bekliyordu. Kalbi pişman olmuş gibi eğilip bükülüyordu.
"Seni erkenden özgür bıraktım çünkü sana yaptığımı görmen için daha fazla sabredemedim." dediğinde ikisinin de kalbi aynı anda kırıldı. Gölge yavaşça başını onaylar şekilde sallarken dudakları isterik ve buruk bir şekilde kıvrıldı. Başı hafifçe sağına doğru dönerek eğilirken gözleri saate döndü ve görüntüyü başlattı. Birkaç saniye içerisinde kaşları kalkmaya başlarken yüzünde isterik bir sırıtış oluştu. Ardından dudakları dişlerini örtse de yüzünde yamuk bir gülümseme kaldı ve gözlerine bulutlar düştü.
Gölge, görüntüleri izlerken Veyla ensesini ovuşturmaktan yara etmek üzereydi. Teni iyileşip durmasa belki de çoktan yara olmuştu. Sıkkın bir nefes alarak elini güçlükle ensesinden çekip diğeri gibi bacağına yasladı ve Gölge'yi izlemeye devam etti. Gölge'nin ne olduğunu ve Veyla'nın ne yaptığını anlaması için birkaç saniye izlemesi yetmişti ama bir süre daha izlemeye ihtiyaç duydu. Gözlerini yeniden Veyla'ya çevirmeden önce bir süre daha kazanmak istedi.
Gölge görüntünün daha başlarında olmasına rağmen durdurdu. Kapanmış ekrana bakmaya devam ederek Veyla'ya "Herkese izlettin." diye tahminde bulundu. Tahmin değil, emindi ama Veyla'dan da duymak istedi. Veyla, adamın sesinde duyduğu pürüzün sebebini düşünürken "Evet." dedi. Mırıldanmamaya, sesinin içine kaçmamasına çalışmıştı ama sesi normal de sayılmazdı.
"Sana acımı gösterdim ve sen de onlara izlettin." dedikten sonra gözlerini yavaşça saatten kaldırıp Veyla'ya baktı. Veyla yine "Evet." dedi ama bu sefer sesi kısılmıştı.
Gölge Veyla'ya bakmaya devam ettiğinde Veyla bakışların altında ezilir gibi hissettiğinden "Bana güvenmemeliydin." dedi. Gölge, kadının alay eder gibi söylediğini düşündü ama Veyla daha çok suçluyordu. Veyla'ya güvenmemeliydi, Veyla hep ihanet edecekti. Daha odaya girmeden 'güvenmiyorum' demişti ama neden şimdi güven, hayal kırıklığı yaşamış gibi hissettiriyordu Veyla'yı? Veyla'nın pişmanlık hissettiği şüphesizdi ama Gölge de neden öfkelenmek yerine kırılmış gibi davranıyordu?
Gölge yeniden yamuk bir şekilde gülümseyip gözlerini saate çevirdi. Zaten saate baktığı yoktu, gözleri dalıp duruyordu. Bir an... Bir an nasıl ki Gölge, Veyla'ya eziyet etmeye katlanamıyor, Veyla da katlanamıyor sanmıştı. O an ise... Gölge biraz önce çektiği eziyete rağmen öyle iyi hissetmişti ki... Tüm engellerin, Veyla'nın dudakları arasından çıkacak kelimelere göre şekillenebiliyor olması ne kadar da korkutucuydu. Kadın düşmanlığı kesse, Gölge düşman kalamayacak mıydı?
Gölge, "Sana güvenmedim." dedikten sonra gözlerini Veyla'ya kaldırdı. Parmakları, oyalanma ihtiyacıyla saati evirip çevirirken hafifçe güldü ve başını iki yana salladı. "Hiçbir zaman da güvenmeyeceğim. Hep canımı yakma ihtimalinin de olduğunu bileceğim."
Veyla sessiz kaldı. Gölge, kadın madem böyle düşünüyor ve yapıyorsa, niye keyifli gözükmediğini anlayamadı. Gölge de Veyla'ya zarar verdikten sonra artık keyifli gözükemiyordu ama Veyla? Veyla da keyifli gözükmüyordu. Gölge mi yine umut etmeye çalışıyordu? Nereden çıkmıştı bu sikik umut? Niyeydi, nedendi? Neyi umut ediyordu?
Gölge iç çektikten sonra "Bizim olayımız bu." dedi. Yüzündeki isterik gülüş silinmişti, gözleri bulutlu bakıyordu. "Aramızdaki kelime 'güven' değil, göze almak." dedikten sonra çenesinin ucuyla yavaşça Veyla'yı gösterdi. "Canımı yakmanı hep göze alacağım."
Veyla'nın gözleri Gölge'nin omuzlarına doğru inerken kaşları çatılmıştı. Sinir ya da öfkeden değildi. Morali bozukmuş gibi gözüküyordu. Dudağının kenarını kemirdiği bir sürenin ardından gözlerinin daldığını fark etti ve gözlerini hızla Gölge'ye çıkardı. Gölge hala onu izliyordu.
Veyla kulağının duyacağından endişe edip konuşmaya başlamadan önce sesini temizledi. Ne var ki yine de sesi titremişti. "Ne pahasına?"
Ne için göze alacaktı? Bir gün ne olması için? Onun cevabı neydi, belki Veyla onun cevabından kendi hissettiklerine dair çıkarım yapabilirdi. Çünkü Veyla da göze alıyordu.
"Bir gün yakmaman pahasına."
Veyla'nın kalp atışları hızlanırken yutkunduktan sonra kuruyan dudağını yaladı ve "Ne olacak o gün?" diye sordu. "Yani eğer öyle bir gün olursa?" diye ekleme ihtiyacı hissetti.
Gölge yamuk bir şekilde gülümsedi. Üzgün ve düşünceli bakıyordu ve Veyla da bu hisleri seçebiliyordu ama sebeplerini tam olarak anlayamıyordu. Gölge, Veyla hiç odaya gelmese, hiç kapıyı açmasa, hatta bırakıp gitse bu kadar üzgün hissetmezdi. Gelip, her şey çok farklıymış gibi hissettirdikten, Gölge'ye teslim olur gibi gözlerini kapattıktan sonra Gölge'nin gerçeği öğrenmesi onu bu hale getirmişti.
Gölge "Eğer sen de göze alırsan..." dedikten sonra hafifçe omuz silkti. "... öğrenirsin."
Öğreniriz. Sen ve ben. Beraber öğreniriz.
Veyla öyle bir günün yaşanma ihtimalini oldukça yüksek görüyordu ama o gün ne öğreneceğini bilemiyordu. Gölge ne kadar dürüst, ne kadar gerçekti bilmiyordu ama cevabı merak ediyordu. Veyla gözlerini Gölge'den kaçırdıktan sonra kapıya doğru baktı. Çıkıp odasına gitse müsaade edecekmiş kadar sakindi. Onu tüm halkına rezil etmişti. Çok büyük ihtimalle halkının güvenini, saygısını kırmış, zedelemişti. Bağırıp çağırmıyor, hesap sormuyor, can yakmıyordu. Sakin bir kırgınlık yaşıyor gibiydi ve Veyla, adamın gerçekten kırılmış olabileceğine inanamadığı için fırtına öncesi sessizlik gibi görüyordu.
Veyla, adamın yanında kaldıkça pişmanlığı artıyormuş gibi hissettiği için dizlerinin üstünde doğruldu. Gölge'nin zemine dalan gözleri de hızla Veyla'ya döndü. Veyla yerden kalkmak için elleriyle destek alma ihtiyacı hissederek ellerini yere yaslamışken Gölge ile göz göze geldi ve "Henüz bir cezan, eziyetin yoksa odama gidiyorum." dediği gibi tüm başkentin ışığını kestiğini hatırladı. Saatini de alıp giderse adam yalnız ve karanlıkta kalacaktı. Buradan çıksa bile karanlık bitmeyecekti. Belki bir savaşçısıyla karşılaşırdı ama o haliyle biraz daha görünmek istemeyerek Valdris gelene kadar bekleyebilirdi. Büyüsüyle her yeri aydınlatabilirdi ama yine büyüsünü çağırmakta zorlanır mıydı? Veyla'nın aklında bir sürü soru işaret dönerken Gölge sırtını duvardan ayırıp bacaklarını soluna doğru yere yaslarken hafifçe üst gövdesini doğrulttu ve Veyla'nın bileğini tuttu. Veyla 'işte' diye düşündü ve başına gelecekleri beklemeye başlamak için kalçasını yeniden ayaklarına yasladı.
Gölge, kararsız gibi bakarken Veyla bir sürenin ardından "Ve ee?" diye sordu. Aklının bir yanı, hala bileğinde süren temastaydı. Biraz önce izin verse adam daha fazlasını yapmak üzere uzanmıştı. Az daha Veyla'yı öpecekti. Öpebilse, devamında ne olurdu? Daha fazlasını ve daha fazlasını yaşarlar mıydı? Yoksa geri çekilip Veyla'yı korunmasız bırakabilmesinin zaferini mi yaşardı?
Gölge'nin dudakları aralandı ama emin olamadığı için dudaklarını yalayarak örttü ve sıkkın bir nefes daha aldı. Veyla, sessizlik sürdükçe ve Gölge ile göz göze kaldıkça daha kötü hissetmeye başladığı için "Ne yapacaksın?" diye sordu. "Cezam ne?"
Gölge, "Bir şey yapmama müsaade eder misin?" diye sorduğunda Veyla apışıp kalırken kekeledi. Gözleri kırpıştıktan sonra konuşmayı başararak "Nasıl yani?" diye sordu.
"Bir şey denememe müsaade eder misin?"
Veyla, izin isteyen Kral'ına şaşkın bir şekilde "Bana ceza vermene mi?" diye sordu. Başka bir an içerisinde olsalar Gölge, kadının bu tepkilerine gülebilirdi ama şu an oldukça gergin ve... Üzgündü.
Gölge, "Ceza yok." dediğinde Veyla'nın omuzları iyice çökerken içine kaçan sesiyle "Nasıl?" diye sordu. "İntikam almayacak mısın? Ya da öfkeni çıkartmayacak mısın? Bir şey yapmayacak mısın?" dedikten sonra adamın hiç de öfkeli gözükmediğini anımsadı.
Gölge yutkunduktan sonra dudağını yalayıp "Yapacağım." dedi. Veyla anlamaya çalışırken Gölge "Ama sonra, şimdi değil." diye ekledi. Yarın buna enerji toplayabilirdi ama şu an aklından başka şeyler geçiyordu.
Veyla, hala anlayamayarak "Peki, ne istiyorsun?" diye sordu.
"İzin vermeni."
"Neye?"
Gölge, kadının bileğini bıraktı. Diğer elindeki saati de hemen yanında yere bıraktı. Gözleri kadında, tepkilerini ölçerek üst vücudunu Veyla'ya doğru eğerken elleri de kadının beline doğru yavaşça hareketlendi. Kadın istediğinde engel olabilsin diye yavaş hareket ediyordu. Veyla gözlerini kırpıştırarak adamın hareketlerini takip ediyor ama engel olmuyordu. Gölge, kadının belinin iki yanından tuttuğunda Veyla'nın gözleri Gölge'ye doğru yükseldi. İkisinin de kalbi göğüslerini zorlarken Gölge, kadın hala engel olmadığı için Veyla'nın belinden tutarak kaldırıp kendisine doğru çekmeye başladı. Veyla'yla birlikte geriledikçe, sırtı duvara yaklaşıyorken kadını kucağına çekiyor ve eş zamanlı olarak bacaklarını da ileriye doğru uzatıyordu. Sonunda sırtı yaslandığında, Veyla da kucağındaydı. Veyla soluk borusunu yakarak geçen ateşi solurken nereye koyacağını bilemediği titreyen elleri, ait oldukları yeri iyi biliyormuş gibi Gölge'nin göğsüne yaslanmıştı.
Gölge'nin bir kolu Veyla'nın beline dolanırken diğer eli kadının yanağına geldi. Şimdi yeniden öpmeye çalışsa, Veyla engel olamazdı ama bunu bilmediği için öpmedi. Kadının kendisini şaşkınca izleyen bakışlarına bakarak yavaşça kadının yanağından çekmeye başladı. Veyla başta bir öpücüğe çekiliyor gibi hissedip heyecanla arzulasa da Gölge, kadını göğsüne doğru çekti. Veyla'nın elleri de vücutları arasında karınlarına doğru kayarken Gölge, kadını yanağından tutarak çektiği göğsüne yasladı ve belinde kolunun tutuşunu sıkılaştırdı. Veyla, yanağı Gölge'nin göğsüne yaslıyken karşıdaki duvara bakıyordu. Tepkileri donmuş gibiydi ama vücudu için için yanıyordu. Adamın eli yanağından eksilince gözlerini kırpıştırdı. Buzları, elini tekrar tutma isteğiyle çözülmüş gibiydi. Gölge'nin saatin ışığını kapattığını fark etmesi birkaç saniye sonra oldu. Aslında Veyla da karanlıktan korkardı ama bu odaya ilk girdiğinde saatin ışığını kendisi için değil, Gölge için yakmıştı. Her yeri kendisi için büyüsüyle aydınlatmak bile aklına gelmemişti. Şimdi de karanlıkta olduğunu bile fark etmekte gecikmişti.
Gölge'nin eli, Veyla'nın da ihtiyaç duyduğu gibi yeniden kadının yanağına yasladı. Göğsündeki Veyla'ya sıkıca sarılırken başını duvara yasladı ve gözlerini kapattı. Veyla, Gölge için karanlıktan korkmaması yetmezmiş gibi, Gölge'nin yanında da karanlıktan korkmadığını fark ettiğinde belki de çekip gitmeli, kaçmalıydı. Çünkü bunu en son, seksen ile yaşamıştı. Bugün ise sekseni Gölge'ye benzettiği ikinci andı. Sekseni ne denli sevdiği düşünüldüğünde bu fikirden hemen kurtulmalıydı belki de ama Gölge gibi sonraya erteledi. Kasıntı gibi duran vücudu Gölge sayesinde gevşedi ve göğsünde daha rahat bir pozisyon almak üzere başını ve vücudunu hareketlendirdi. Gölge bir an kadın gidecekmiş gibi hissetti. Tutar gibi oldu ama saniyeler içerisinde Veyla'nın niyetini fark etti ve dudakları istemsizce kıvrıldı. Veyla, Gölge'nin vücudunda tam olarak sağına döndükten sonra dizlerini de kırarak kendisine çekti ve adeta adamın kucağına yerleşti. Gölge de Veyla'nın yeni aldığı pozisyonla birlikte yeniden kadına sımsıkı sarıldı ve çenesini de kadının başına yasladı. Kadının kokusu burnuna dolarken kolları arasında olduğunu bilerek karanlıkta durmak istemişti. Bir şey denemek istemişti ve cevap saniyeler içerisinde belirmişti.
O varken, karanlık odalarda korkmuyordu.
Veyla varken karanlık odalar, artık aydınlıktı. Tıpkı seneler öncesinde de olduğu gibi...
Veyla, aynı şeyi mi hissettiriyordu? Sanki sevdiğini öldürünce ruhunu da kazanmış gibi, Gölge'ye aynı şeyleri mi hissettiriyordu?
Valdris, Gölge'nin karanlık odasına giden odanın kapısında Veyla'nın kelebeklerini görüp de açamadığında, denemeyi bırakmıştı. Aralarında her ne geçiyorsa, onlar çıkmadan Valdris bir şey yapamazdı. Veyla'nın ne yaptığını bizzat ekranlardan izlemişti ama hala oradan çıkmadılarsa, nasıl bir tartışma içerisindelerdi, bilememişti. En başta Veyla nasıl oraya girmişti, onu da bilmiyordu ama Gölge olmadan giremeyeceğini biliyordu. Belki de Gölge bizzat götürmüştü. Onları Veyla ile baş başa bıraktıktan sonra başkent elektriğini yerine getirmek için diğer savaşçılarla çabalamıştı ama Gölge ya da o komut odasındaki sistem ile düzeltilmeliydi. Bu sebeple halkın tepkisini ölçüp görüntüleri silmek üzere işe koyulmuşlardı. Veyla'nın bundan daha kötü bir şey yapmadığını, o odadan çıkacaklarını varsayıyordu. Bunu yapmasına bir hayli şaşırmıştı ama daha fazlasını yapamayacağını düşünüyordu çünkü Erya'ya inanmaya başlamıştı. Sonra ise zaten... Görüntüler yeniden başlamıştı. Gölge elinde evirip çevirirken istemeden kaldığı yerden görüntü aktarımını sürdürmeye başlamıştı. Böylelikle Valdris, içeriye girebiliyor bile olsa rahatsız etmemesi gereken bir an içerisinde olduklarını bizzat görmüştü.
Halkın da izleyebildiği, sarmaş dolaş geçen saatler içerisinde, karanlık odada kâbusa değil uykuya dalmışlardı. Uykuya daldıkları ana kadar Gölge'nin eli, kadının yanağını sevmişti. Temasları, kadını uykuya davet etmişti. Gölge öperken gözlerini kapattığı yetmezmiş gibi, onunla uykuya dalmıştı. Gölge ise kimseyle uyumadığı yatağında kadının uyumasını sağladığı yetmezmiş gibi şimdi de kadınla uyumuştu. Derin uykularında titreşip duran saati göz ardı etseler de titreşimler sıklaştığında Gölge gözlerini kırpıştırarak araladı. Her uyandığında, yatak odasının boş duvarına bakar, gece büyülü bir şekilde ölmediğini fark ettiği için 'sikeyim' diye söylenerek uyanırdı. Saniyeler içerisinde kolları arasındaki kelebeği fark etti. Adama soluyacak bir hava bahşeden kokusu adamın yine uykuya çekilmek üzereymiş gibi gözlerini kapatmasını sağladı ama yeniden saat titreştiğinde Gölge gözlerini güçlükle araladı. Gözleri, yanlarında yanıp sönen saate döndü. Uyanmaya çalışan zihni olanları idrak etmeye çalışırken Veyla'nın düzenli nefes alış verişleri kulağındaydı. Gözleri Veyla'ya doğru dönerken gittikçe bu anın gerçekliğini algılıyordu. Dudakları, Gölge'ye bile sormadan gülümserken bu kadarla kalsa iyiydi. Kadın derin uykusu içerisindeyken Gölge'nin dudakları kadının saçlarında gezindi. Başta, niyeti bu kadardı ama bir de baktı ki gözleri yeniden kapanmış, burnundan kokusu soluyarak saçını öpüyordu. Mest olmuş gibi kaşları çatılırken uyurken gevşemiş kolları yeniden sımsıkı sarıldı. Gerçek ya da rüya, şu an her neredeyse bu anı yaşamak istiyordu.
Ama rüya... Gölge rüya görmezdi ki. Kâbus görürdü. Her gece, her seferinde... Tıpkı Veyla gibi bu sebeple kimseyle uyumazdı. Onu güçsüz anlarında görsünler istemezdi. Gözleri yeniden aralanırken başını yana eğerek yanağını kadının başına yasladı ve ileriye doğru baktı. Uyumuştu... Kadının yanında, ne kadar sürdüğünü bilmese de uyumuştu. Belli ki kadın da kolları arasında uykuya dalmıştı, kalp atışları da nefes alış verişleri de düzenliydi ve ikisi de henüz bir kâbusla sarsılmamıştı. Kadın kâbus görse, Gölge emindi, hissederdi. Kendi de görmemişti. Bu ne anlama gelirdi?
Saat yeniden titreştiğinde, Veyla da kolları arasında hafifçe kıpırdandı. Gölge'nin huzurlu kalp atışları hızlanırken gözleri Veyla'ya doğru döndü. Uyanmasını istemiyordu. Uyanırsa, rüyalar bitecek kâbuslar başlayacaktı. Bu anda, biraz daha kalmak istiyordu.
Veyla gözlerini kırpıştırarak aralarken başını hafifçe kaldırır gibi oldu. Önce Gölge'nin kokusunu aldı, sonra yanağındaki Gölge'nin elini fark etti, hemen ardından vücudunu saran kolu hissetti. Bir an ne olduğunu idrak edemedi ama başını yeniden Gölge'nin göğsüne yasladı. İleriye doğru bakarken kaşları hafifçe kalkmış, gözleri şaşkınlıkla kırpışır haldeydi. Saniyeler içerisinde son anlarını hatırladı. Adam bir şey denemek isteyerek Veyla'yı kucağına çekmişti, Veyla da engel olmamıştı. Engel olmadığı yetmezmiş gibi, bir de uyuya mı kalmıştı? Hala adamın kollarında olduğuna göre, adam da uyumuş olmalıydı. Ya da uyanık mıydı? Ne kadar süre geçmişti? Ve bu geçen süre nasıl Veyla'nın vücudunun yumuşacık olmasını sağlamıştı? İçi sıcacık huzurla dolu gibiydi ama saniyeler geçtikçe yerini endişeye bırakmaya başlıyordu. Bu anda takılı mı kalsa yoksa başını kaldırıp hayata mı dönse, emin değildi.
Veyla, merakına yenik düşerek başını kaldırmaya başladı. Başını kaldırdıkça Gölge'ye doğru bakıyordu. Gölge de elini kadından çekmezken, Veyla'nın yanağının yakınlarında elini tutmaya devam ediyordu. Başını duvara yaslamış Gölge ile göz göze geldiklerinde ikisinin de içi titredi. Oldukça karanlıktalardı, gözleri alışsa da Veyla Gölge kadar net göremiyordu ama ne görmeye ne duymaya ihtiyaçları var gibiydi. Sarmaş dolaş vücutlarında özgürce dolaşan ruhları yeterince konuşuyordu.
Veyla, Gölge'yi uyanık gördüğü için uyuyup uyumadığına emin olamadı. Adam, kimseyle uyumadığını, uyumayacağını söylemişti. Uyumadıysa bile, Veyla uyanana kadar beklemiş miydi? Ne yaparak? Hala Veyla'ya sarılıyordu. Adam neyi denemişti ki? Adam merak etmiş, denemiş, Veyla da henüz sormadığı cevaplar bulmuştu. Adamın kollarında karanlıktan korkmamış, aksine huzurla uyumuş, uyanmıştı. Kâbus görmemişti... Bu ne demek olurdu?
Saat tekrar titreştiğinde ikisinin de birbirine doğru akar gibi baktıkları bakışları saate doğru döndü. Veyla, bu an hakkında konuşmaktan kaçınmak isteyerek "Titreyip duruyor." dedi ama yeni uyandığı için sesi pürüzlüydü. Gölge gülümser gibi oldu. Kadını daha önce de yeni uyanmış şekilde görmüştü ama o zamanlar onlar öyle çok nefret ediyordu ki, böyle küçük detaylara takılmaz, hatta kâbuslarıyla, acısıyla alay ederdi. Şimdi o kadar da nefret etmiyor muydu? Kadının gözlerini uykuyla kırpıştırması bile Gölge'nin hoşuna gidiyordu.
Gölge bir şey demediğinde Veyla, yeniden Gölge'ye baktı. Sessiz kalmama telaşıyla "Baksak iyi olur." dedi. Gölge de uykulu ve yumuşak bir sesle "Bak." dediğinde Veyla'nın kalbi daha da hızlı attı. Adam, sadece var olarak Veyla'yı heyecanlandırıyordu. Başını öylece duvara yaslamış, tek yaptığı Veyla'yı izlemekken... Karanlık dolayısıyla Veyla'nın hayal gücü çalışıyor olmalıydı çünkü adamın gülümsediğini görüyordu. Yanlış görüyor olmalıydı ama istemsiz kurduğu hayallerden birinin içinde gibiydi. Bir anlığına bile olsa...
Veyla, Gölge'nin kucağından saate doğru uzandığında Gölge kollarını çekmese de kadına hareket alanı vererek gevşetmişti. Veyla saatle birlikte yeniden Gölge'nin göğsüne doğru döndüğünde Gölge'nin gülümseyişi genişledi ama Veyla o sıra saate bakıyor, manzara kabul edeceği bu görüntüden mahrum kalıyordu. Saatin, Veyla'nın yüzüne yansıyan ışığı, kadının gözlerinin kırpışarak kısılmasını sağlarken Gölge, kadının yanağından elini çekip Veyla'nın elinin üstünden saati tuttu ve saati bira, kadının yüzünden uzaklaştırdı. Elleri birbirinin üstündeyken Gölge saatteki bildirimlere baktı, Veyla da bakışlarını Gölge'ye çevirdi.
Gölge'nin kaşları kalkınca, Veyla da Gölge'ye bakıp durmak yerine saate döndü ama gözlerini ondan almak öyle zordu ki. Gölge'nin gözleri odadaki kameraya doğru döndüğünde Veyla bazı yazıları henüz okumuştu. Veyla bir küfür mırıldanarak kameraya doğru baktıktan sonra "Yemin ediyorum bu kısmıyla ilgim yok." dedi. Gölge, gözlerini saate çevirdi ve görüntü aktarımını sonlandırdı. Veyla hala kameraya bakarak dudağının kenarını kemiriyordu. Bu hiç iyi olmamıştı...
Gölge, aktarılan görüntünün ilk kısımlarına bakarken ikisini dışarıdan bir göz olarak izlemenin ne kadar garip olduğunu düşündü. Biraz daha görüntüleri ilerletse, sarıldıkları ve hatta uyudukları anlar gelecekti. Bu görüntüleri elbette ki var olan her yerden sildirecekti ama bir tek... Kendisine bırakacaktı. Gören çoktan görmüştü ama Veyla'nın baştan aşağı izlemesini istememişti. İzleseydi, Gölge'nin uyandıktan sonra onu öptüğünü, ona bakarken gülümseyip durduğunu da görecekti. Kadın, Gölge'nin eziyet çekişini yansıtmak için saati kameraya bağlamıştı ve Gölge de yeniden yayını başlatmıştı.
Veyla, Gölge'ye dönerken "Gerçekten." dedi. Gölge "Biliyorum." dedikten sonra kaydın başını gösterdi. Veyla şaşkın bir suçlamayla "Sen mi yaptın?" diye sorduğunda Gölge sakin bir şekilde "Hayır." dedi. "Yanlışlıkla olmuş."
Veyla'nın gözleri, Gölge'nin durduğu görüntüye dönerken iç çekti. Kaşları iyice çatılmış, gözleri korkuyla kısılmıştı. Üç saatlik bir kayıttı. Üç saattir uyuyor olmalılardı. Tabii, Gölge uyumamış olabilirdi. Her ne olursa olsun sarmaş dolaş üç saat geçirmişlerdi. Andri bu görüntüleri gördüyse, Konsey de görmüş kadar olurdu. Yakında Karam'a gideceklerdi, Gölge vaadi ertelediğini ya da iptal ettiğini söyleyecekti... Konsey kesinlikle planını değiştirecekti...
Gölge, 'en azından Yıldat da gördü' diye düşünürken, Veyla da 'en azından Gölge'nin ne yaptığına bakabilirim' diyerek saate uzandı. Gölge saatini tutan elini kaçırdığında bizzat kucağında olan Veyla ona dönüp eline uzandı. "Versene. Herkes izlemiş, ben mi izlemeyeceğim?"
Gölge, "Valdris her yerden sildiriyordur." dedikten sonra saati kapattı. Veyla "Benim saatim, farkında mısın?" diyerek Gölge'nin kucağında kıpırdanmaya ve uzanma çabasına devam etti. Gölge'nin, kucağındaki hareketlilik dolayısıyla arzu duygusu körüklenirken kadının belinden tutarak sabit tutmaya çalışıyordu. Aralarında çıkan saat kapmaca savaşında Gölge'nin uzun kolu, Veyla'nın erişememesini sağlıyordu. Veyla kolundan tutup indirmeye çalışırken Gölge, saati boş vermek üzereydi. Boğuk bir ses tonuyla "Bebeğim..." dediğinde Veyla, adamın sesi dolayısıyla duraksayıp elleri hala yukarı uzanmışken gözlerini Gölge'ye çevirdi. Adamın gözlerinde yine aynı ateşi gördü, sesinde de duymuştu. Gözleri durana kadar hareketli olduğu kucağına döndü. Yutkunduktan sonra yeniden Gölge'ye baktı. Kolları yavaşça alçalmıştı. Gölge solur gibi "Yerinde dur." dedi. Hayır, devamını getirebilecekse yerinde durmasa da olurdu ama getiremeyeceğini bildiğinden uyarıyordu.
Veyla hızla "Tamam." dedi. Ama sonrasında yüzünü buruşturup başını iki yana sallayarak "Aslında durmam." dedi. Gölge kaşlarını kaldırdığında Veyla telaşla "Yani..." dedikten sonra hızla adamın kucağından kalkmaya çalıştı. "Kucağında durmam..." derken diziyle ve dirseğiyle neredeyse adamı dövüyordu. "... demek..." derken dirseği adamın burnuna çarpmıştı. Gölge hafifçe inleyerek burnunu kaçırırken bir yandan da güler gibiydi. "... istiyorum..." derken Veyla ellerini adamın omuzlarına götürüp var gücüyle destek alarak kalktı. Adamdan uzaklaşmak için bile adamdan destek almasına sonra sinirlenecekti.
Gölge'nin de kolu aşağıya doğru inerken Veyla'nın da saati almaya çalışacak bir hali kalmamıştı. Heyecanla saçlarını omuzlarından geriye ittikten sonra birkaç adım daha uzaklaştı. Gölge'nin gözleri Veyla'dayken yamuk bir sırıtış ve sessiz gülüş eşliğinde yerden kalktı. Adamın da heyecanı ve arzusu güçsüz kalmasını sağladığı için saati tutmadığı eliyle yerden destek alması gerekmişti.
Veyla, yaşadıklarını hazmetmek üzere bir önce odasına gitmek istiyordu. Karanlıkta görebilen Azrit gözlerinin, Veyla'nın kızarmış yanaklarını da görebilip göremediğini merak etti ve bakışlarını kaçırdı. Özellikle de uzaklaşınca adamın yüzünü pek göremediğinden emin olamıyordu ama yine, adamı gülümser, sırıtır gibi görüyordu.
Veyla, heyecanla "Ben gidiyorum." dediğinde Gölge "Ben de." dedi. Veyla, "Benden sonra git." dediğinde Gölge de güler gibi olup "Sen benden sonra git." dedi. İkisi de aynı anda kapıya yöneldiler ama yine aynı anda durdular. Birbirlerine bakarlarken Veyla heyecanlı bir sinirle "Önce ben." dedi. Gölge, "Olduğum her yerde önden yürürüm." dedi. Veyla, "Her şeyin bir ilki vardır." diyerek kapıya yöneldiğinde Gölge de yöneldi ve kapıda sıkışır gibi oldular. Veyla, "Dağ gibisin!" diye kızarken adamın omzundan tutmuş geriye ittirmeye çalışıyordu. Gölge gücünü kullansa, kadın dağın altında kalırdı ama bu küçük sürtüşme hoşuna bile gittiği için kadını bir an önce yenmeye çalışmıyordu.
Gölge, "Altımda kalmak mı istiyorsun?" diyerek kadının geçmesine mani olurken Veyla bir anlığına afalladı ve Gölge hızla kapıdan geçip Veyla'ya döndü. Veyla, 'altımda kalmak' ibaresinden çok daha başka şeyler algıladığı için donup kalmıştı. Veyla'nın yüz ifadesine bakan Gölge de kadının ne sandığını hızla anladı ve güler gibi olurken dilini dudağının kenarında gezdirdi.
Veyla da üfleyerek odadan çıkarken Gölge, elektrik sistemini açmak üzere komut masasına yaklaştı. Bir yandan da Veyla'nın gidişine bakıp duruyordu. Veyla gürültüyle kapıyı açtıktan sonra gürültüyle kapattı. Gölge nedense gülüp durarak komut masasına baktı. Gözleri, bin kere geldiği komut masasında hangi tuşa basması gerektiğini düşünerek gezinirken gördüğü hiçbir şeyi algılayamıyordu. Biraz önceki anları, hatta son saatleri düşünürken gülüyordu. Sinirlerinin bozulduğunu umut ediyordu çünkü, yine kadının ihanetine uğradıktan sonra yaşadıkları dakikalar yüzünden bu denli yumuşayabildiyse ve kadın gittikten sonra bile böyle onun için gülebiliyorsa Valdris'in taş yumruğu Gölge'ye yetmezdi.
Bir elini masaya yaslayıp hafifçe eğilirken Azrit gözlerinin oldukça uzaktan bile görebildiği bilse de aradığını bulmak isteyerek yakınlaşmıştı. Kendi kendisine "Delirdim herhalde a*ına koyayım." diye söylenirken hala gülüyordu. Kapı gürültüyle açıldığında hızla gülüşünü kesmeye çalışarak Veyla'ya döndü. Daha bakmadan onun olduğunu anlamıştı çünkü Gölge'nin olduğu yerlere böyle pata küte girebilen tek kişi Veyla'ydı.
Veyla, "Ayaklanma falan var galiba." dediğinde, Gölge'nin gülüşünü durdurmak için çabalamasına gerek kalmamıştı. Bir saniye geçmeden Azrit hızıyla kapıya vardı. Veyla kapıda olduğu için yavaş hızıyla kadının kollarından tutup kapının yanına çektikten sonra yine Azrit hızıyla devam ederek üçüncü katın penceresine vardı. Veyla da Gölge'nin ardından hızlı adımlar ile ilerlerken gördüğü şeyi ayaklanmaya benzetmişti ama emin de değildi. Ayaklanmaysa bile inip isyancılara yardım etmesi gerekirken niye gelip Gölge'ye haber vermişti, bilememişti.
Gölge, camdan dışarıyı izlerken Azritlerden birkaçı Gölge'yi fark edip etrafındakileri dürterek "Orada!" diye bağırdı. Veyla Gölge'nin yanına varmışken kaşları çatık, gözleri kısık şekilde izliyordu ve gerilmişti. Malikânenin bahçesine gelenler, Azritlerin yönlendirmeleriyle Gölgelerin olduğu pencereye doğru dönerlerken ellerindeki ışıkları havaya yükselttiler.
Gölge, karanlık başkentinin halkının getirdiği ışıklarla aydınlanmasını izlerken Veyla da yavaşça olanı anlamaya başladı. Kaşları şaşkınlıkla kalkarken dudakları aralandı. Konuşmak için bir dakika kadar süreye ihtiyaç duymuştu. Alıştığı ve bildiği tek şey kaos, savaş, kavgaydı. Bu kadar gürültülü bir coşkuyu duyup da ellerinde başta ne olduğunu anlayamadığı ışıkları ve ateşleri gördüğünde ayaklanma olduğunu varsaymıştı. Oysaki olan şey, halkının karanlıktan korkan Kralları için şehri aydınlatmasıydı.
Veyla, "Seni seviyorlar..." derken hiçbir zaman bu kadar emin olmamıştı. Adamın korkusunu, ekranlardan izletmişti ve halkının ne güvenine ne de saygısına gölge düşmemişti. Aksine, her zaman onları koruyan, kollayan Krallarını, bu sefer de onlar korumak istemişti.
Gölge de duygulu gözlerle halkını izlerken Veyla'nın 'seni seviyorlar' deyişiyle gülümseyişi genişledi. Kadının sesindeki şaşkınlık, gözlerinin ona dönmesini sağladı. Gözleri, hala dışarıyı büyülenmiş bir şekilde izleyen Veyla'nın güzel yüzünde gezinmeye başladı. Şu an kadına bakmak, ona minnettar olan halkına bakmaktan bile iyi hissettiriyordu. Veyla, Gölge'yi halkıyla yenemeyeceğini izlerken, adama biraz daha çekiliyordu. Bu kadar kişiyi kendisine hayran etmiş adama, hayran olmadan kalmanın neredeyse imkânsız olmasıyla kendisini avutmaya çalışıyordu. Gölge Kral Karanir, bir canavar değildi ve Konsey, halkını da bu şehri de mahvetmek üzereydi. Veyla ise, bunu yapmak zorunda olmaktan git gide nefret ediyordu.
Gölge "Sevince,..." dediğinde Veyla'nın da gözleri Gölge'ye döndü. "... karanlığı aydınlatmak ne kadar kolay, değil mi?"
Veyla yutkunma ihtiyacı hissederken yavaşça başını onaylar şekilde salladı. Gölge'nin gözleri hala Veyla'dayken Veyla bulutlu gözlerle camdan dışarıya baktıktan sonra iç çekti. Geriye doğru birkaç adım attıktan sonra yeniden Gölge'ye bakmamaya gayret ederek arkasına döndü ve merdivenlere yöneldi.
Gölge de kadın uzaklaştıkça vücuduyla dönerek ardından bakarken iç çekti. Veyla gözden kaybolduktan ancak bir süre sonra yeniden cama, halkına dönebilmişti.
Bugün karanlığı, ikinci kere aydınlanmıştı.
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!