🔮 39 ⚡ Kral'ın Katili
3. KISIM ♛ KRAL VE KELEBEK♛
🔮 39 ⚡ KRALIN KATİLİ
**
"Thal kıçını kaldırıp da sana içki almak için mahzene gittiyse, seni gerçekten seviyordur."
Veyla, bacağına zıplayan sekiz bacaklı, saydam derisinin altında parıltılı yeşil damarları gözüken Luna'yı eliyle kışkışlarken "Onu öldürmekle tehdit etmem de harekete geçirmiş olabilir." dedi. Erya, Veyla'nın sadece eliyle hava yollayarak uzaklaştırmaya çalıştığı lunayı kibarca eline alıp ardına bıraktı ama saniyeler geçmemişti ki luna yeniden zıplaya zıplaya Veyla'ya varıp bacağına çıktı. Veyla bağdaş kurduğu bacağını çözüp Erya'nın yanından, önünde uzatırken elinin tersiyle ama nazikçe hayvanı yere indirmeye çalışıyordu. Malikâne etrafındaki ormanlık alanda, yeşillikte oturuyorlardı. Veyla Doğa'ya temas etmeyi severdi, belli ki Doğa da Veyla'ya temas etmeyi sevmeye başlamıştı. Oturduklarından beridir Veyla'nın başı, lunalarla beladaydı.
"Terra masalı perisi gibisin. Doğa halkını etrafına topluyorsun."
"Şimdi Doğa'ya halk malk bırakmayacağım, görecekler hepsi." derken korkutucu gözükmeyi amaçlamış olabilirdi ama lunanın canını acıtmama çabası, tehlikeli gözükmesine engel oluyordu. Dört kanatlı, mavi renk bir uçan luna omzuna konunca Veyla sinirle inleyerek bacağındakini bırakıp ona döndü.
"Siktirip gider misin lütfen?"
Erya gülerken "En azından bir kibarlık belirtisi de var." dediğinde Veyla da sinirle gülerken lunayla göz gözeydi. Luna üst ve alta doğru açanıp kapanan göz kapaklarını kırpıştırarak Veyla'ya bakarken başını hafifçe sağa eğmişti. Kanatları, henüz uçmamasına rağmen havayı sever gibi hareketliydi ve ön kanatlarının uçları hareket ettikçe Veyla'nın yüzüne, saçlarına değiyordu. Veyla huylanarak yüzünü kaçırırken "Kanatların var, git uçsana. Gerçekten seyahatini benim omuzlarımda mı sonlandırmak istiyorsun?" dediğinde luna bu sefer de başını sola doğru eğip yeniden gözlerini kırpıştırdıktan sonra Veyla'nın yüzüne doğru uzandı. Yumuşak burnunun delikleri genişleyip daralırken, Veyla'yı kokluyordu. Veyla baygın bakışlarını Erya'ya çevirirken lunanın kendisini koklamaya devam etmesine müsaade etti ama sıkılmış nefesler alıp veriyordu. Erya da onları gülerek izliyordu.
"Parfümünü beğenmiş olmalı."
Veyla, şu anki parfümünün Gölge'nin kokusu olduğunu düşündü. Geceyi Gölge'nin yatağında geçirmişti ve henüz yıkanmamıştı. Hala burnunu sızlatan Gölge'nin kokusunun üstünden mi yoksa zihninden mi geldiğini anlayamıyordu.
Lunanın ıslak burnu Veyla'nın kulağının arkasına değince Veyla huylanarak başını sağ tarafına doğru eğip "Mosmor edeceğim ama şimdi her yeri!" diye neredeyse çığlık attı. Yeterince korkutmuş mudur diye dönüp lunaya bakınca lunanın hala sevimli sevimli gözlerini kırpıştırdığını gördü. Veyla sıkkın bir nefes aldıktan sonra sağ elini sol omzuna doğru götürüp lunaya avucunu açtı. Luna eğilip Veyla'nın avucunu kokladıktan sonra hafifçe kanat çırparak Veyla'nın eline doğru uçtu. Veyla elini bacağına yaslarken bacağındaki luna sayısı da artmıştı. Kuşu da luna topluluğuna dâhil ettikten sonra en azından omzunu rahatlattığı için başını iki yana sallayarak gevşedi.
"Çiçeklerin de solmamış."
Veyla, Erya'ya bakarken avucundaki lunanın bacağına inmesini sağladıktan sonra işaret parmağını Veyla'ya doğru sallayıp "Her gün onları yeniden iyileştirdiğini biliyorum!" dedi.
Erya gülerken Veyla'nın bacağındaki bir lunayı seviyordu. "Alakam bile yok."
Veyla, "Bak yalan atma, Doğa'dan oluşan bir ordum var. Sinirimi bozacaklarına işe yaramalarını sağlarım." diyerek bacağındaki birbirinden sevimli lunaları gösterdi. Erya da ciddiye almayarak güldüğünde Veyla sarı renk, kanatları olsa bile uçamayan, sadece zıplayan bir lunaya Erya'yı gösterdi. "Saldır savaşçım!"
Luna birkaç paytak adımdan sonra Erya'nın eline uzandı. Erya gülerek lunaya elini uzattı ve luna kadının parmağını ısırdı. Öyle küçük bir ısırıktı ki Erya gıdıklandı. Erya gülerken Veyla iç çekse de sırıttı. "Sanırım önce onları eğitmem lazım."
Erya başının etrafında uçuşan kelebeklerden birini gösterip "En tehlikeli lunan bile saçlarıma çiçek iliştirmek dışında bir şey yapmıyor." dedi. Veyla, kendi saçlarında da benzeri çabaların olduğunu hissediyordu. Kelebekleri de, Veyla gibi buraya geldikten sonra bozulmaya başlamışlardı. Kanat çırpışlarıyla ölüm değil, sevgi getirir olmuşlardı. Onlar da Veyla gibi, Gölge'ye güveniyorlar, adamı tehlike olarak görmüyorlardı. Böylelikle Veyla'yı, Gölge'den korumuyorlardı.
Veyla, "Mecbur iş başa düştü." dediğinde ve mor gözleri büyüyle ışıldadığında Erya teslim olur gibi bileklerini uzattı. "Buyrun Kraliçem."
Veyla'nın kalp atışları hızlanırken gözlerinde büyü söndü ve sesini temizledi. Erya, kadının yüz ifadelerini izlerken gülüşlere boğulmuştu. Kelebeklerden bir tanesi Erya'ya suyunu uzattığında Veyla kelebeklerine kızar gibi baktı. Birilerini öldüreceklerine, garsonluk yapmaya başlamışlardı.
Erya suyunu yudumlarken Veyla, bacağındakileri tek tek alıp yeşilliğe bırakma çabası içerisindeydi. Konu, gerilmesini sağladığı için bir şeylerle oyalanmak istiyordu. "Kelebek demek istedin herhalde?"
Erya, "Yok." derken su içerken ıslanmış dudaklarının kenarını elinin tersiyle sildikten sonra çiçeklerden yaptığı tacına devam etmeye başladı. Veyla'nın kelebekleri de uçuşup uçuşup buldukları en güzel çiçekleri Erya'ya getiriyorlardı. "Senin de malikânenin koridorunda sadece birkaç adım atmanla birlikte bile duyabildiğin üzere, sana artık Kral'ın Kraliçesi diyorlar."
Veyla, "Ne aptallar." diye sızlanırken yeniden Veyla'nın bacağına zıplamak isteyen bir lunanın burnunu severmiş gibi işaret parmağıyla hafifçe vurdu. "Uzak dur."
Luna bir paytak adımla gerileyip orada durduğunda Veyla güldü. "En azından daha iyi."
"Bu fısıltılar git gide artacak gibi duruyor."
Veyla, düşen omuzları ve kaçan tadı eşliğinde üstündeki başındaki yaprak ve toprakları yere doğru elinin tersiyle atarken "Bir hafta sonra, Kral'ın kardeşiyle evlendiğimde mecbur susacaklar." dedi. Kral'ın Kraliçesi, gibi görülmek Veyla'yı tamamıyla rahatsız etmemişti. Bir yandan nedense hoşuna gitmişti ama pürüzlü bir hoşlantıydı çünkü hiçbir zaman gerçek olamayacağını biliyordu.
"Ya evlenmezseniz?"
Veyla, ellerini ardında geriye yaslayarak Veyla'ya bakarken sırıttı. "Öyle bir seçenek yok."
Erya henüz Valdris'le konuşmamıştı. Gölge'nin odasından çıkmalarının ardından buraya, malikânenin uzağına gelmişlerdi ama konuşmasına gerek olmadan, Erya'nın da tahminleri vardı. Veyla'nın, Ash'i Gölge'nin odasında bırakarak çıkmaktan rahatsız olduğunu fark etmişti. Öyle ki, merdivenlerden inmeden önce Veyla bilerek oyalanmış, Ash'in de odadan çıktığını görünce ise rahatlamış gibi gözükmüştü. O zamandan beridir sohbetlere katılıyordu ama o ana kadar, Eryayaları dinleyememişti.
"Ben Erya'ysam, Doğa'yı biraz olsun seviyorsam ve Doğa da beni biraz olsun seviyorsa, o tören gerçekleşmeyecek."
Veyla, birkaç saniye Erya'ya bakarak düşündükten sonra alayla gülüp "Yıldat'ı ya da beni öldürme planların mı var?" diye sordu.
Erya tebessüm ederken "Gölge'nin müsaade etmeyeceğini biliyorum." dedi. Veyla yüzünde kaldıkça garipleşen bir sırıtış eşliğinde baktıktan sonra yutkundu ve "Ölmemize mi?" diye sordu. Erya iki yana sallanırken "Hem ölmenize, hem de..." dedikten sonra omuz silkti. "Evlenmenize..."
Veyla alay eder gibi baktığında Erya "Göreceksin." dedi. "Nasıl ki çiçekler konusunda haklı çıktım..." derken Veyla işaret parmağını salladı. "O konuda yalan söylüyorsun." diye üsteledi ama Erya aldırmadan devam etti. "... bu konuda da haklı çıkacağım. Yıldat'la evlenmeyeceğinizden eminim ama aklımda bir ihtimal daha var. İşte onu yapıp yapmayacağından ben de emin değilim."
Veyla'nın gözleri kısılırken "Neymiş o?" diye sordu.
Erya, kadının inanmamasına rağmen merak eder gibi sorgulamasına gülerken "Eğer yaparsa, ne demek istediğimi zaten anlarsın ama yaparsa, Nixsus'ta şaşıran tek kişi sen olursun."
Veyla yeniden bağdaş kurup geriye doğru yaslanmış üst vücudunu doğrultarak Erya'ya yakınlaştı ve ilgiyle "Ne demek istiyorsun?" diye sordu.
Erya sırıtışında zar zor birbirine bastırdığı dudaklarına elini götürüp hayali bir fermuarı kapattı. Veyla da eliyle hayali fermuarı geri açtığında Erya başını iki yana salladı. Veyla oflayarak Erya'ya baktıktan sonra kanatlı luna gibi gözlerini kırpıştırarak ikna etmeye çalıştı ama Erya keyifle omuz silkti.
Veyla birkaç saniyenin ardından bakışlarını kaçırıp yüksekte bulundukları ağaçlık alanda yeşilliklerin arasından malikânenin görünen kısımlarına baktı. Gölge'nin orada bir yerlerde olduğunu bilmek bile kadını heyecanlandırıyor gibiydi. Veyla kalbini söküp atmak ve düzelmeden geri takmamak istiyordu. "Gölge halkına, Yıldat ile evleneceğimizin sözünü verdi. Gölge Kral..." dedikten sonra artık Veyla'nın da ezbere bildiği ve zihnine kanıtlayan anılarla birlikte kazınan cümleyi tamamladı. "... sözünü tutar."
"Tabii eğer başka bir söz vermezse..."
Veyla'nın gözleri hızla Erya'ya döndü. Gerçekten ne demek istediğini anlayamıyordu. Aslında zeki bir kadındı ama zihnindeki imkânsızlıklar onu kör ediyordu. "Sözünden dönmesi için hiçbir sebep yok."
Erya, "Seni yaşatmak için ne sebebi varmış?" diye sorunca Veyla bakışlarını Erya'nın ardından, ormana doğru kaçırırken cevabı tam olarak anlayamadığı için dudak bükerek omuz silkti. "Bir şeyler geveledi işte."
Erya, "Nasıl şeyler?" diye sorunca Veyla üfleyerek Erya'ya baktı. "Ben bu konuda hiç konuşmak istemiyorum ama sen de sırf bu konuda konuşalım diye beni buraya getirip içki bahanesiyle Thal'ı postalamamı sağladın, değil mi?"
Erya sırıtarak ağzına bir yemiş atmadan hemen önce "O kadar iyi arkadaşız ki, artık birbirimizin düşüncelerini okuyabiliyoruz!" diye neşelendi. Veyla gözlerini devirse de artık arkadaş olmadıklarını belirtmedi. Arkadaş, hatta iyi arkadaş olduklarını kabul ediyordu. Her ne kadar bir gün ona bile ihanet etmek zorunda kalacak olsa da...
Veyla sessiz kalarak tehlikeden sakınmaya çalıştığında Erya elindeki tacı kucağına bırakıp iki eliyle de Veyla'nın üst bacağından tutup sarstı. "Hadi!"
Veyla, "Bana ihtiyacı varmış." derken bunu başka bir manada anlamayı ne kadar çok istediğini fark etti. Erya da farklı, Veyla'ya göre yanlış algılayarak imayla sırıtmaya başladığında Veyla hızla açıkladı. "Sen de o deli halktan mısın? Bu Xalialara uzun ve güvende yaşamak iyi gelmiyor. Hepiniz delirmişsiniz! Saltar'ın şehrinde olsaydınız yaşam mücadelesi vermekten böyle saçmalamaya zamanınız kalmazdı!"
Erya, "Gölge'nin iyi bir Kral olduğunu da kabul ediyorsun artık..." dediğinde Veyla kadının elini cimcikledi. Erya gülerek elini kaçırsa da konudan uzaklaşmayıp "Ne anlamda ihtiyacı varmış?" diye sordu. Veyla omuz silkip neredeyse kekeleyerek "Taşlar konusunda falan işte." dedi.
Erya, "Ee?" diye sorunca Veyla sıkkın bir nefes alıp verdi ve zihnini toparlamaya çalıştı. Adamın yaptıklarını da, söylediklerini de tam olarak anlayamamıştı ki... Erya'ya ne anlatabileceğini bilmiyordu. Gözleri ormanda gezinirken "Tam anlayamadım." diye itiraf etti.
"Ne hissettin peki? Sana ne gibi geldi?"
Veyla'nın gözleri ormana doğru dalarken, iradesini biraz olsun toparlayabilmiş olsa belki de bu soruya cevap vermezdi ama dalan gözleri zihnindeki cevapları ararken dudakları da konuşmaya başladı. "Farklı... Merhametli bir adam ama bana bile..." derken burukça gülümser gibi oldu. "... düşmanına bile merhamet eder gibiydi. Hala bir gün beni öldürebileceğini biliyorum ama sandığım gibi uzun eziyetler sonucu değil de... Artık tek bir nefeste öldürmeyi tercih edeceğini düşünüyorum."
Çünkü sadece yaşamda tutmaya değil, acısını da almaya çalışmıştı. Kadının acı çekmesinden zevk alıyormuş gibi gözükmemişti. Belli ki adam, Veyla'ya bile ölüm anında merhamet edecek bir karaktere sahipti. Peki Veyla'nın zihninde var olan diğer anılar neydi? Zihninde, Gölge'ye ait bir sürü karanlık anı vardı. Gölge'yi bir canavar olarak görmesini sağlayan anılar, bilgiler. Nereden geldiklerini bile bilmiyordu ama vardı. Gölge mi değişmişti yoksa o anılar gerçeği mi yansıtmıyordu? Veyla'nın zihninde, bizzat kadının yaşadığı anılar da vardı. Gölge, Veyla'nın gözleri önünde Veyla'ya acımasız davranmıştı evet ama... Demek ki o kadar da acımasız değildi ki ölüm anında, merhamet eder gibi yaklaşmıştı. Başkaca yaşatma sebepleri elbette vardı, Veyla'yı sadece 'Veyla yaşasın' düşüncesiyle yaşattığını düşünmüyordu ama acısına bile yardımcı olma çabasını ise, merhametiyle açıklıyordu.
"Gölge Kral düşmanlarına merhamet etmez Veyla."
Veyla, Erya'nın ne demek istediğini yanlış anlayarak "Merhamet değilse bile, acımasızlığa da benzemiyordu işte." diye mırıldandı. Oysaki 'merhamet' olmasını isterdi. "Farklıydı..."
"Nasıl farklı?"
"Bambaşka işte..." derken Veyla'nın başı eğildi ve gözleri kucağına döndü. O sıra birkaç lunanın söz dinlemeyerek yine Veyla'nın kucağına yerleştikleri gördü ve iç çekti. Bu sıralar Veyla hiçbir şeye, hiç kimseye söz dinletemiyordu.
"Bir anlığına düşman değil gibiydik. Size davrandığı gibi..." dedikten sonra doğru kelimeyi bulmaya çalıştı. Kibar mı? Merhametli mi? Düşünceli mi yoksa... Değer verir gibi mi? "... kötü davranmadı işte." diyerek bu karmaşadan çıkmaya çalıştı ve bakışlarını yeniden Erya'ya çevirdi. "O anlığına, kötü davranmadı. Bir keresinde Thal yaralandığında ve Valdris alıkoyulduğunda, seni telkin etmiş, Thal'ın yaşaması için hızlıca plan yapmıştı ya. Onun gibiydi."
"Nasıl telkin etti?"
Veyla, Erya'ya bakarak sabrının tükenmek üzere olduğunu gösteren bir nefes alıp verdiğinde Erya şirince sırıtıp gözlerini kırpıştırdı. Veyla, "Nasıl, nasıl?" diye sorunca Erya "Mesela..." diyerek düşündükten sonra sırıtarak Veyla'ya döndü. "Benim omzumu sıvazlamıştı. Sana ne yaptı?"
Veyla'nın gözleri üstünden çok da zamanın geçmediği ve açıkçası, hala içinde yaşıyormuş gibi hissettiği anıya dönerken "Sarıldı." dedikten sonra dudağının kenarını kemirerek iç çekti. "Yanağımı sevdi... Saçımı sevdi... Ve..." dedikten sonra kendisine gelerek gözlerini kırpıştırdı. Yüzünde, istemsizce oluşan gülümsemeyi hızla sildi ama parlayan gözlerle onu izleyen Erya'dan gizlemekte geciktiğini fark etti. Erya "Ve?" diye sorunca Veyla üfleyip "O kadar işte." dedi ve üstündeki lunaları "İnin, kalkacağım." diye uyardı. Eğimli bir arazidelerdi, Veyla hızla kalkarsa yuvarlanmaya başlayabilirlerdi. Lunalar sonunda söz dinleyerek Veyla'nın kucağından inince Veyla yerden kalkıp üstündeki ve avucundaki topraklardan kurtulma çabasıyla silkelendi.
Veyla, "Thal'ın bir türlü getiremediği calini kendim almaya gideceğim. Şüphen kaldıysa peşime takılma diye söylüyorum, yalnız kalmak istiyorum." dediğinde Erya gülerek kalkmak üzere olduğu yere yeniden oturdu. Veyla ilerlemeye başlarken Erya ardından "Ve seni öptü, öyle değil mi?" diye sordu. Veyla duraksarken gözlerini yumdu. Kalbi kulağında atarken Erya da biliyorsa, fısıltılarda bu öpücüğün de olduğunu fark etti. Bu Konsey'in kulağına da ulaşır mıydı?
Erya, Veyla'nın ardından buz kesmiş vücuduna bakarak gülümsedi. "Neden öptü?"
Veyla, "Öfkelendirmek için." diye açıklayarak Erya'ya döndü. "Büyümü çağırmam gerekiyordu, o da öptü işte."
Erya, bahanenin saçmalığına güldükten sonra "İyileştiğine göre büyünü çağırabilmişsin." dedi. Veyla, "Evet." diye mırıldandı. Birkaç saniye sonra Erya'nın bakışları iyice katlanılması güç bir hal almıştı. Ellerini iki yanda kaldırıp "Ne?" diye sordu. "Ne var?"
Erya, "Seni böyle öpüp duracak mı?" diye sorduğunda aslında kadının ağzını arıyordu. Veyla sinirle "Sadece iki kere oldu!" dediğinde Erya neredeyse çığlık atarak el çırptı. "Bingo! Daha önce de olduğunu biliyordum!"
Veyla ağaca doğru bayılacakmış gibi yaptığında Erya kahkaha attı. Veyla alnını ağaca yaslarken "Beni toprağın altına al Doğa!" diye yalvardı ama yerinden kalkmış, Veyla'nın yanına varmış ve kolunu çekiştiren Erya, sırf sohbetin devamı için Doğa'ya bile engel olabilirdi.
Veyla üfleyerek ağaçtan Erya'ya döndü. "Ne?"
"Birincisi nasıl oldu? Niye oldu? Ne sebeple oldu?"
Veyla, "Bunların hepsi aynı soru." diye sızlandığında Erya "Ama bu bir cevap değil!" dedi.
Veyla yine üfledikten sonra omuz silkti. "Büyü patlaması yaşayacaktım ve öptü işte!"
"Peki yaşadın mı?"
Veyla "Hayır." dediğinde Erya başını geriye atarak kahkaha attı. Veyla, kadının neye gülüp durduğunu anlayamazken gittikçe sinirleniyordu. "Bırak gülmeyi. Ağzına şu lunayı sokacağım bak şimdi."
Erya, Veyla'nın gerçekten yapabileceğini düşündüğü için dudaklarını kapatmaya çalıştı. En azından ağzını, lunanın sığamayacağı kadar küçük tutsa yeterdi. Erya "Yani ilkinde sakinleşip öfke ve büyü patlaması yaşamaman için, ikincisinde ise öfkelenmen için öptü ve ikisi de işe yaradı mı?" diye sordu. Veyla ne kadar da çelişkili olduğunu Erya söyleyince daha iyi fark ederken omuzları çöktü ve sıkkın bir nefes alıp verdi.
Erya sırıtarak "Sence hangisi gerçek?" diye sordu. "İkisi de bahane şüphesiz ama sence hangi bahane, daha gerçekçi? Öperek seni sakinleştirmesi mi yoksa öfkelendirmesi mi?"
Veyla, "Seni öldürecek olmam." dedikten sonra kolunu kurtarıp birkaç adım gerileyerek "Şu an en gerçek şey bu." dedi.
Erya 'hadi hadi' der gibi elini salladı. Kadının henüz cevap vermeyeceğini bildiği için sorusunu sürdürmedi. "Yani pek de bize davrandığı gibi davranmamış. Sana bizden de farklı davranmış."
Veyla bir süre düşünerek baktı. Evet, Erya'ya o kadar temas etmemişti ama Erya Valdris'in sevgilisiydi. Belki de o yüzden sınırlı davranmıştı. Kafasındaki düşüncelerden sağ çıkamayacağını anladığında konuyu değiştirdi ve "Yıldat biliyor mu?" diye sordu.
Yıldat'ın bahsinin geçmesiyle Erya'nın gülümsemesi silinirken üfleyip "Onu gerçekten seviyor musun?" diye sordu. Veyla ile Gölge'nin ne potansiyeller taşıdığını ve müsaade ederlerse, belki de artık müsaade etmeseler bile neler yaşayabileceklerini biliyor, görüyordu. Veyla, Yıldat'ta ne buluyordu, hiç bilmiyordu. Yıldat yakışıklı, Kral'ın kardeşi olması sebebiyle güçlü biriydi fakat başkaca iyi özelliği pek bulunmazdı. Bencil, hep kendini seçen biriydi. Baş savaşçılardan biriydi, Azrit yetenekleri kuvvetliydi fakat hiç, başka bir savaşçı ya da halktan biri için kendisini tehlikeye attığı görülmüş şey değildi. Veyla için bile atmıyor, Gölge'ye karşı çıkmıyordu. Veyla'dan etkilendiği, başka kadınlara olmadığı kadar kibar olduğu şüphesizdi ama bu da Veyla'nın, tüm Zenith tarafından arzulanabilecek bir kadın olması sebebiyleydi. Herkes arzuluyor ama sadece Yıldat ulaşıyor gibi görünüyordu. En çok da, Kral abisinin ulaşamadığı biri olması, Yıldat için Veyla'yı daha çekici hale getiriyordu. En azından Erya böyle düşünüyordu. Veyla da, kimsenin kendisine temas etmesine izin vermeyip Yıldat ile mi sevişiyordu? Erya, henüz Veyla ile Yıldat arasında hiçbir şey geçmediğini bilmiyordu. Bu sebeple, temas etmesine müsaade ediyorsa bir şeyler hissediyor olabileceğini düşünüyordu. Bir de temasın sandığı gibi olmadığını öğrense, Veyla'nın Gölge ile bir şeyler yaşayacağına olan inancı tamamlanırdı çünkü belli ki, Veyla Gölge'nin de dokunmasına, öpmesine müsaade ediyordu. Ve belli ki Gölge de dokunmak, öpmek istiyordu.
Veyla, "Tabii ki." dediğinde Erya, aylardır tanıdığı arkadaşının doğru söylemediğini düşündü. Veyla hızla "Ona değer veriyorum." diye ekledi ve işte, bu doğruydu. Veyla, Gölge'ye olan körlüğü sebebiyle Yıldat'ın sinsi yaklaşımlarını göremiyordu. Veyla'ya göre Yıldat Veyla'nın sevgisini de, temaslarını da hak ediyordu ama Veyla veremiyordu.
Erya, "Sandığın gibi biri olduğunu düşünmüyorum. Bence ona çok güvenme." dediğinde Veyla, "Ben de herkesle iyi anlaşamam." diyerek Yıldat'ı savundu. Yıldat'ın, Eryalarla iyi anlaşamadığını biliyordu.
Erya, "O senden bile beter. Sen en azından anlaşabildiklerine değer veriyorsun, o sadece kendisine değer verir." dediğinde Veyla buna inanmak isteyerek "Beni seviyor." dedi. Eğer Yıldat gerçekten onu seviyorsa, Yıldat'a teslim olmasının daha kolay olacağını umuyordu ama bu işler öyle değildi. Kimse, kendini seveni seçmiyordu. Herkes sevdiğine kavuşmak istiyordu.
Erya, "Yanlış anlama ama..." dedikten sonra iç çekerek biraz önce oturdukları yere döndü. Kalkarken yere koyduğu çiçeklerden yaptığı tacı alıp yeniden doğruldu. Veyla'ya doğru yaklaşırken eş zamanlı olarak elindeki tacı da kadının saçlarına doğru yükseltti. "... aşkın ne demek olduğunu bildiğini düşünmüyorum."
Veyla, göğsünde bir sızı eşliğinde gözlerini Erya'nın taç takışına doğru yükseltti. Erya ellerini geri çekerken sırıtıp Kraliçe'ye reverans yapar gibi eğildi. Veyla da gülerken saçlarındaki tacı düzeltti. O sıra kelebekleri de Veyla'nın tacındaki çiçeklere konmuştu. Erya 'İşte.' diye düşündü. 'Şimşekler Kral'ının, Kelebekler Kraliçesi.'
Veyla, "Eğer henüz bilmiyorsam, umarım öğrenmem." dediğinde Erya kadının koluna girdi. Çünkü henüz bilmiyorsa, Yıldat'la öğrenebileceği bir şey olmadığı anlamına gelirdi. Bir gün birine âşık olsa da Yıldat'la evli kalmak zorunda olmak istemezdi. Veyla, kalbinin hala çalıştığını bile yakın zamanlarda öğrenmişti. Bu plan ona ilk aktarıldığında, korkusu birine âşık olmak olmamıştı ama şu an... Bu ihtimalden korkmuştu. Kalbinde birini taşırken, başkasıyla evli olmak eziyet olmalıydı. Veyla'nın ters bakışlarına "Mahzene varıp orada yalnız kalana kadar en azından sana eşlik edebilirim." deyip kadını ormandan, malikâneye doğru yönlendirdi. Kelebeklerden birkaçı Veylaların eşyalarını toplayıp taşıyarak arkalarından gelirken etraflarında dolanan lunalar da ormanın bitişine kadar onlara eşlik ediyordu.
Erya, "Eski kitaplar, 'Doğa, göğü yerle yarattığı gibi ruhu da eşle yaratır. Ve yaşam doğmakla değil, onu bulmakla başlar. Herkes ruhunda eksik olanı bulmak için Zenith'e gelir. Yeniden eksildiğinde ise, ölüm başlar.' der." dediğinde Veyla benzeri cümleler okuduğunu hatırlıyordu ama o zamanlarda Veyla için duygular, kusurlardan ibaretti. Doğa, herkesi yenilebilir yaratırdı ve Veyla'ya göre insanlar ve Xalialar için en büyük yenilgi sebebi de buydu. Veyla'nın hala fikri değişmemişti ama kusur sahibi olmaya başladığının da farkındaydı.
Veyla, "Zenith bu kadar da kötü bir yer değilken eskilerin saçmalamak için çok zamanı olsa gerek." dediğinde Erya'ya 'yapma' der gibi bakarken yamuk bir şekilde sırıttı. Kadının da bu cümlelere hak verdiğini görebiliyordu. Erya, "Sen de bulacaksın." dedi. "Ve o kişinin Yıldat olmadığına eminim."
Veyla, kapı çalar gibi Erya'nın kafasına birkaç kez ve hafifçe yumruğuyla dokunup "Orada bir yerlerde habire niye evlenmek üzere olduğumu unutuyorsun?" diye sordu. "Benim ölümsüzlük ömrüm, Yıldat ile geçecek."
'Tabii şanslıysam Gölge beni öldürür' diye düşünmeden edemedi. Bir ölümsüzlük ömrünü, Yıldat'ı sevmeye çalışarak mı geçirecekti? Gölge'den aldıkları bu şehri, Gölge'nin mezarlığının üstünde yöneterek? Kral'ın ne Kraliçesi, ne kelebeği... Katili olarak? Kral'ın katili... Veyla'nın eğer yaşarsa, tek unvanı bu olacaktı.
Erya, "Eski kitaplar..." diye başladığında Veyla, "Hay o eski kitapların ben..." derken Erya aldırmayıp neşeyle konuşmaya devam etti. Erya neredeyse luna gibi sekerek ormandan inerken Veyla peşinden sürüklenir gibi görünüyordu. "... der ki, 'Gelecek, sanılandan daha iyi ya da daha kötü bir yerdir ama bilin ki, asla sandığınız gibi değildir. Çünkü Doğa, ruhları başınıza gelecekleri bilerek Zenith'e yollar ama bedenleriniz, bilmeden yaşamak için yaratılmıştır.'
Veyla meydan okuyarak kol kola olmadıkları elinde işaret parmağını uzattığında Erya da uzattı ve bir anlığına duraksayıp gözlerini kısarak birbirlerine baktılar. Erya, "Yıldat ile evlenmeyeceksin." dediğinde, Veyla "Yıldat ile evleneceğim." dedi ve ellerini yüzlerinin önüne kadar kaldırıp parmaklarını iyice kenetlediler.
Erya, "Her şeyine." dediğinde Veyla 'vay be' der gibi dudak büktükten sonra "Her şeyine." dedi. "Zaten çok da sahip olduğum bir şey yok."
Erya, "Henüz sahip olmadığın bir şeye dair istekte bulunacağım zaten." dediğinde Veyla yine anlamadı ama hiçbir meydan okumadan kaçınmazdı. İkisi de "Anlaştık." diyerek başını onaylar şekilde salladılar ve yeniden önlerine dönüp ilerlemeye devam ettiler. Ormanın girişinde Thal elinde bir calin şişesiyle gözüktüğünde Veyla, "Acele etmeseydin Thal, doğa suyu mezarlığına teslim törenimde içerdin." dediğinde Erya bu konudan hiç hoşlanmadığı için Veyla'nın kolunu dürttü. Thal, gülüp bir eliyle ağaca yaslandı. "Bir hanım efendiyle, hoş bir sohbet doğduğu için geciktim." dedikten sonra şişeyi Veyla'ya uzattı ve şirince sırıtırken af diler gibi baktı. "Hiçbir hatanın, aşk kadar geçerli ve yeterli bir bahanesi olamaz."
Erya, "Her önüne gelene âşık olmasaydın bahanelerine saygı duyabilirdik." derken Veyla da boş şişeyi alıp salladı. "Hoş sohbetiniz kuru kuruya gitmedi herhalde?" diye alay etti. Erya gülerken Thal kaşlarını çatarak şişeye baktıktan sonra üfleyerek ağaca tekme attı. Erya Thal'a, ağacın canını yaktığı için kızarken Thal, "Of! Boş şişelerden almışım!" diye sızlandı. Veyla sonda kalan damlaları damlatmak üzere başını kaldırıp şişeyi diktikten sonra birkaç damlayı yutkunup şişeyi Thal'a geri uzattı.
"Bir dahakine dolu olursa sevinirim."
Thal, "Bir dahakine ölüm tehlikesi geçirmezsen sevinirim." derken kadının diğer koluna girdi. Beraber malikâneye ilerlemeye devam ederlerken Erya başını Veyla'nın omzuna yasladı ve iç çekerek "Ben de..." dedi. Veyla bu konuda söz veremese de ileriye bakarken gülümsedi. Yaşamasını isteyen birileri olmayalı o kadar uzun süre geçmişti ki...
Bu ve bu gibi anlar, kalbindeki buzları iyice eritiyordu. Güç kazanan kalbi ise, Veyla'nın başına daha büyük problemler açıyordu...
**
"Kral'ınız ortalığı mosmor etmemi mi istiyor?"
"Favori tehdidin bu, değil mi?"
Veyla, gözlerini kapısında dikilen savaşçılardan alıp koridorda onlara doğru yaklaşan Gölge'ye çevirdi. Gölge başıyla işaret verince savaşçılar Veyla'ya açıklama yapmayı bırakıp kapısının iki yanına çekildiler. Veyla da ellerini belinin iki yanına yaslayıp 'gel gel' der gibi başını sallayarak Gölge'yi beklemeye başladı.
Elleri deri ceketinin cebinde, bu görüntüyü izlerken yavaş ama keyifli adımlarla Veyla'ya yaklaşan Gölge, "Ama arada değiştir bebeğim. Çok öngörülebilirsin." dedi. Veyla isterik bir şekilde sırıtıp "Malika..." diyeceği sırada Gölge karşısına varıp başını yavaşça iki yana sallayarak alayla "Başıma yıkarsın falan." dedi. Veyla susarken sinirli bir nefes alıp verdi.
Gölge sırıtışında dilini gezdirdikten sonra kaşlarını kaldırdı. "Bence daha iyisini yapabilirsin."
Veyla elini avucu yukarı bakar şekilde kaldırıp işaret parmağı kendine doğru çeker gibi salladığında Gölge kadının davetkâr hareketine karşı muzip bakarken yamuk bir şekilde sırıttı. Veyla da adamın hayal gücünün farklı yönde çalıştığını anladığında yutkunduktan sonra diğer ayağına yaslansa da elini indirmedi. Gölge birkaç adımla kadına yakınlaştığında Veyla yeniden işaret parmağını 'gel gel' der gibi kendisine doğru çekerek salladı. Gölge sırıtışında keyifle dudağını yaladıktan sonra yavaşça kulağını Veyla'ya doğru eğdi.
Veyla, adam bu kadar yakınındayken konuşmakta birkaç saniye gecikti. Burnunun ucunda adamın saçları varken kulağına doğru, biraz önceki kadar sert tutamadığı bir ses tonuyla "Doğa üzerinde kaç tane taş ve yıldız varsa hepsini senin..." diyeceği sırada Gölge hızla yüzünü Veyla'ya doğru çevirdi. Burunları temas ederken Veyla konuşmaya devam edemedi. Donmuş gibi hissediyordu. Gölge'nin gözleri kadının dudaklarına doğru inerken başını kadının burnuna sürterek yana doğru eğip ayıplar gibi tıh tıhladı. İkisinin de vücudunda arzu kıvılcımları dolaşırken Veyla yutkunarak yüzünü hafifçe çekse de hala oldukça yakınlardı. Gölge de gözlerini yeniden Veyla'nın gözlerine doğru çıkartırken derinlerden gelen bir ses tonuyla "Kral'a bu denli tehditlerde bulunmanın cezası ne biliyor musun?" diye sordu. Veyla şu an odanın en uzak köşesine bile gitse, hatta başka şehire bile kaçsa adamın bu ses tonunu duyduğu sürece arzusunun dinemeyeceğini düşündü. Veyla'nın gözleri de birkaç saniyede bir adamın dudaklarına doğru inerken "Neymiş?" diye sordu.
Gölge, "Genellikle Uğultu'nun midesinde sonsuz bir tatil hediye ediyorum ama seninle bizzat ilgilenebilirim." dedikten sonra gözleri kadının vücuduna doğru kaydı. Çok sürmeden yeniden gözlerine hâkim olmaya çalıştı. Vücuduna bakmamakta direndi ama dudaklarına bakmadan da edemiyordu. Gözleri yavaşça bir kadının gözlerine, bir de dudaklarına bakıyordu. Evet, Veyla ile bizzat ilgilenmek istiyordu.
Veyla kollarını göğsünde birleştirip sesini temizledi. "Merakla bekliyorum." dedikten sonra başını hafifçe geriye doğru iki yana sallayarak önüne düşmüş saçlarının omuzlarından geriye düşmesini sağladı. Gölge dudağını hafifçe kıvırarak düşünür gibi yaptıktan sonra eli hareketlendi. Veyla'nın gözleri adamın elini takip ederken gittikçe heyecanlanıyordu. Gölge, bilerek kadını çıplak omzuna temas ederek elini Veyla'nın ardına doğru uzattığında Veyla, kıpırdanmak isteyen vücuduna engel olmaya çalışıyordu. Gölge'Ye doğru kıpırdamak istiyordu. Veyla kadınlığının sızladığını hissedebiliyordu. Resmen... Resmen Gölge'yi arzuluyordu ve yan yana oldukları herhangi bir anda bile bu ateş fitillenebiliyordu.
Gölge kadının, biraz önce geriye attığı saçlarının bir kısmını nazikçe tutarak yeniden Veyla'nın omuzlarından önüne getirdiğinde Veyla kaşlarını kaldırarak adamın eline baktı. Adam yavaşça kadının saçlarını bırakmadan hemen önce, belli belirsiz başparmağıyla okşamıştı. Gölge elini geri çektiğinde Veyla da gözlerini Gölge'ye çevirdi.
"Cezam bu mu?"
Veyla omuzlarının ardında durmasını isteyerek geriye atmıştı ve Gölge, geri önüne mi getirmişti? Gölge yamuk ve yaramaz bir şekilde gülümsedikten sonra "Daha fazlasını mı istiyorsun?" diye sordu.
Veyla hafifçe gülerken "Onu da merakla bekliyorum." dedi. Gölge bu sefer Veyla'nın sol omzuna doğru yönelince Veyla'nın gülüşü arttı. Gülmekten rahatsız olarak başını eğdikten sonra "Sinirlerim bozuldu." diye açıkladı ama pek de sinirden değildi.
Gölge de sinirleri bozulmuş gibi gülerken gülüşünde alt dudağını ısırarak kadının geriye kalan saçlarını sol omzunun önüne doğru çekti. Veyla kollarını göğsünden çekerken odada gezinen ve dudakları gibi gülerek bakmasını engelleyemediği gözlerini Gölge'ye çevirdi. İç çektikten sonra "Üç vakte kadar sinirlerimi çok bozacaksın, değil mi?" diye sordu. Gölge elini yavaşça kadının saçlarından çekerken başını onaylar şekilde salladı ve gözlerini 'evet' der gibi kapatıp açtı. Veyla, "Hem de çok?" dediğinde Gölge yeniden gözlerini kapatıp açtı ve sırıtışı genişledi. Belliydi zaten. Veyla'ya ceza gibi gelecek bir niyet içerisinde olmalıydı ve o ana kadar da Veyla'nın kılına bile zarar vermiyor, başkaca cezalar ile oyalamıyordu.
Veyla, "Ve senden daha çok nefret edeceğim?" dediğinde Gölge başını onaylar şekilde sallarken sırıtışını dudaklarıyla örtse bile dudaklarına, Veyla'nın oldukça hoşuna giden yamuk bir gülümseme vardı. Gölge eğer aklındaki şeyi yaparsa, Veyla oldukça sinir olacaktı ama Gölge'nin kafası rahata erecekti. Yıldat'ın Veyla'ya temas etme tehlikesinden tamamıyla kurtulacaktı.
Veyla, "Peki sen?" diye sorduktan sonra kaşlarını kaldırdı. "Bundan ne kadar zevk alacaksın?"
Gölge başını yavaşça iki yana sallarken mest olarak "Çok..." dedi. Yalan değildi, bu sefer yaptığından pişman olmayacak, zevk alacaktı. Bir sürü sorunu aynı anda ortadan kaldıracaktı.
Veyla, adamın 'çok' derken bile edepsiz bir şey söylüyormuş gibi bir ses tonu ve yüz ifadesine sahip olduğunun bir hayli farkındaydı. Adam bilerek mi yapıyor yoksa arzusundan kafayı yiyen Veyla, hayal mi kurmaya başladı çözemiyordu. Adam biraz bilerek, biraz bilmeyerek yapıyordu. Şu an kavga ettikleri bir an içerisinde olmadıkları için öfkeli değildi ve ikisi de öfkeli olmadığında iyi anlaştıkları şüphesizdi. İyi anlaşmaktan öte... Bazı anlarda flört ediyor gibilerdi. Başlarda da alayla flört ederlerdi ama artık... Alay azalmıştı.
Gölge'nin gözleri Veyla'nın güzel yüzünde gezinirken "Hatta öyle ki, zevkten titreyeceğim." dedi. Veyla gözlerini kaçırırken kuruyan dudağını yaladı ve derin bir nefes alıp verdi. Adam bilerek yapıyorsa, Veyla'yı etkilemeyi bir hayli başarıyordu ama adam, henüz Veyla'yı etkileyebildiğinin farkında bile değildi. Sadece Gölge de arzu içerisinde olduğundan hareketlerine yansıyordu.
Veyla ihtiyaç duyduğu birkaç saniyenin ardından yeniden Gölge'ye baktı. "Yani yakın zamanda yeterince burun buruna geleceğimiz yetmiyormuş gibi, bir de kapıma savaşçılarını mı dikip öfkeme küçük bir fragman mı hazırladın?"
Gölge, 'burun buruna' kısmını düşündü. Dudak dudağa, olmasını dilerdi. Bu düşünceye iç çektikten sonra Veyla'nın yakınında tutmak için eğildiği yüzünü doğrulttu. Veyla'nın topuklu çizmeleri sayesinde çok da eğilmesi gerekmiyordu ama bu haliyle bile Veyla'nın boyu Gölge'nin boynuna geliyordu. Normalde de, omuzlarının biraz aşağısına geliyordu.
Gölge, Veyla 'gel gel' derken odasına girmiş olduğu için şimdi kapının dışında kalan savaşçılara doğru hafifçe baktıktan sonra Veyla'ya döndü ve yeniden ellerini ceketinin ceplerine yerleştirip omuz silkti. "Kapına dikmedim."
Veyla, tüm uzuvlarıyla göstermek istermiş gibi sinirle savaşçıyı gösterdi. "Kapımın yanındaki duvarı korumaları için mi diktin? Nasıl kapıma dikmemiş olabilirsin?"
Gölge sırıtırken "Peşine diktim." diye açıkladı. Veyla'nın gözleri irileşirken "Sadece kapımda beklemeyip peşimde mi dolanacaklar?" diye sordu.
Gölge, "Algıların çok açık bebeğim, hemen anladın." dedi.
Veyla birkaç saniyenin ardından sinirle "Sağ ol ya!" diye sesini yükseltti. "İçimi öyle rahatlattın ki! Öfke diye bir şey kalmadı!"
Gölge, şirince sırıtıp "Önemli değil." dediğinde Veyla adamı omzundan ittirip "Çek şunları etrafımdan!" dedi.
Gölge, "Bakalım bu rican ne kadar umurumda?" dedikten sonra cebinden madeni bir para çıkartıp başparmağıyla havaya yolladıktan sonra tutarak diğer elinin üstüne koyup eliyle kapattı. "Yazı çıkarsa sikimde değil..." dedikten sonra yavaşça elini çekerken "... resim çıkarsa hiç sikimde değil." dedi.
Veyla gözlerini devirirken Gölge madeni paranın resim kısmını gösterip alayla güldü. "Şu işe bak. Hiç umurumda değilmiş."
Veyla üfledikten sonra "Bitti mi şovun?" dediğinde Gölge madeni parayı cebine koyuyordu. Gözleri kadının solunda kalan sarmaşıklara döndü. Odası boyunca duvarda sarmaşıklar geziniyordu ve genel olarak Veyla solmuş, ölmüş hallerini tercih etmişti. Artık duvarları rengârenk çiçeklerle süslüydü. Gölge şaşırmıştı çünkü Veyla'nın, Erya gibi çiçek böcek sevmediğini biliyordu. Daha doğrusu Veyla yaşamayı ve yaşayan şeyleri sevmiyordu. Belki de kadın değişiyordu.
Veyla o sıra hala kapıdaki savaşçılara takılmış haldeydi. Neden peşine takıldıklarını ve ne zamana kadar süreceğini bilmiyordu. Andri ile görüşmeli, bir hafta sonra Karam'a gitmesi gerekecekse saldırıları arttırmalıydı ama gözler üstündeydi. Terraların mıntıkasında olanlar sebebiyle olduğunu varsayıyordu. Gölge, kadını cezalandırana kadar kontrol altında tutmaya çalışıyor olabilirdi. Kadına olmayan güveni de zedelenmiş olmalıydı. Gölge, şehrinde bir boşluk oluştuğu gibi Veyla'nın ihanet etmeye çalışacağını biliyordu. Korunan ve yasaklı olan alanı fark ettiğinde de içerisinde Esved'in olduğunu tahmin edemeyeceğini de biliyordu. Aslında Veyla'nın şehrine saldırdığını değil, Gölge'nin sırlarına ulaşmaya çalıştığını düşünüyordu. Ulaşabilmeyi başardığı için artık bu durum tehlike arz ediyordu ama Veyla, Esved'in sonuçlarını anlayamayacak bir kadın değildi. Zekiydi ve Esved'i özgür bırakmazdı. Bu sebeple şehrine saldırılmış kadar öfkeli hissetmiyordu ama yaptığı şey sebebiyle haberdar olanların şehrine saldırmak için hassas noktayı öğrenmesini sağlamasına öfkeliydi. Yine de aynı anda ölüm tehlikesi atlatması ve aslında Gölge gelene kadar Esved'i oyalayıp çocukları da kurtarması sebebiyle öfkesi gölgeliydi.
"Savaşçılarını peşimde tuttuğun sürece ben de kelebeklerim gibi peşinde uçuşur, bir an bile rahat vermem."
Gölge, bunun artık o kadar da kötü bir fikir olmadığını düşünürken "Çok sürmeyecek." dedi. "Sadece bir hafta. Sonra buna gerek kalmayacak."
Veyla birkaç saniyelik sessizlik boyunca göğsündeki yanmayla baş ettikten sonra sırıtmaya çalıştı. "Yani, bir hafta sonra Yıldat'la evlenince, buradan gitmemize mi karar verdin?"
Bu kararı, Veyla'nın birçok planını bozuyordu ama Veyla'nın en çok canını sıkan Konsey'in planları değildi. Veyla buradan gitmeyi, gerçekten hiç istemiyordu ve maalesef ki sebeplerinden biri de, karşısındaki adamdı. Biraz daha bu hisler ve karmaşalar sürerse Veyla 'neden' diye sorgulayıp durmayı bırakacaktı çünkü cevaplarından korkuyordu.
Gölge sessiz kaldığında Veyla "Ya da bir hafta içerisinde beni öldürmeye mi karar verdin?" diye sordu. Gölge iç çekti. Bir gün yeniden buna karar verene kadar halletmesi gereken problemler vardı. İçinde bir yerlerde oluşan problemler...
Gölge birkaç saniye boyunca düşünceli baktıktan sonra alayla sırıtıp parmaklarını Veyla'nın yüzünün önünde şıklattı. "Sürprizleri sevmez misin bebeğim?" diye sordu.
Veyla, "Sonunda ölebileceğim bir sürprizi mi?" diye sordu. Gölge keyifle sırıtırken 'evet' der gibi başını yavaşça salladı. Veyla "Bayılırım!" dediğinde Veyla'nın alayına karşı Gölge de güler gibi oldu. "Gidip yine büyü duvarına saldıracağımı mı düşünüyorsun? Asıl eğer peşimden savaşçılarını çekmezsen gider saldırırım ve hep beraber ölürüz. Unutma ki,..." dedikten sonra biraz önce Gölge'nin de yaptığı gibi adamın yüzünün önünde parmaklarını şıklatıp "...ölüm sebeplerimizden biri ortak." diye hatırlattı. "Belki de Esved seni de öldürebiliyor."
Gölge küçümser bir alayla baktıktan sonra "Eğer sana verdiğim şansa rağmen beni öldürmek için bir yol bulamazsan, birlikte o binaya gireriz ve ölmeden hemen önce cevabı öğrenirsin. Ya ölüşünü izleyişime bakarken..." dedikten sonra iç çekti. Bunu izleyebilecek miydi? Bir daha o nefret ve öfkeye yeniden kavuşabilecek miydi? "... ya da birlikte ölürken."
Veyla, "O anın hemen gelmesini istemiyorsan şu saçı bozukları..." derken kapıyı gösterdi. Savaşçılar üzülmüş gibi baktığında Veyla üfleyip "Benim tarzım değil." diye açıkladıktan sonra Gölge'ye döndü. "... peşimden çekersin."
Gölge, "Güzelim konu senin tehlike saçman değil." dediğinde Veyla 'güzelim' kelimesi ile yumuşasa da kaşlarını kaldırıp "Saçmadığımı mı iddia ediyorsun?" diye sordu. Gölge sırıtışında dudağını yaladıktan sonra yüzlerini yakınlaştırıp "Aksine..." dedi. Bir anlığına gözleri kadının dudaklarına indikten sonra yeniden gözlerine baktı. O süreçte Veyla adamın gözlerine bakmakta bir hayli zorlansa da başardı ama aldığı nefes titrekti. "... başıma gelen en kötü şeysin."
Veyla, ne hissedeceğini bilemedi. Pek de güzel bir cümle değildi ama adam öyle bir ses tonuyla, farklı bakarak söylüyordu ki yine de Veyla'nın hoşuna gitmişti. Gölge de, hakaret eder gibi söylememişti. Maalesef ki, öyle söyleyememişti. Veyla varlığıyla şu an Gölge'yi öyle zor durumlara sokuyordu ki adam kadının ne denli tehlikeler arz ettiğini biliyordu. "Bunu iltifat olarak mı kabul etmeliyim?"
Gölge sessizce gülerken gözleri kadının yüz ifadesinde geziniyordu. "Hoşuna gitti..."
Veyla gözlerini devirse de bakışlarını kaçırırken keyfini pek de örtememişti. Gölge de sırıtışında dudağını yaladıktan sonra çenesinin ucuyla kadını gösterirken Veyla da yeniden ona baktı. "Tehlike saçmana engel olmanın, bu kadar kolay olmadığını biliyorum." derken kapıdaki savaşçıları kastetti. "Konu sen değilsin."
Veyla anlayamayarak bakarken "Peşime savaşçılarını diktin ve konu ben değil miyim?" diye sordu. Gölge başını onaylar şekilde salladı. Veyla "Peki, ne?" diye sordu. Gölge cebinden yine madeni parasını çıkartırken "Bakalım cevaplayacak mıyım..." dediği gibi Veyla "Şimdi o madeni parayı var ya..." diyerek adamın elini tutup aralarında indirdi. Elini tutup indirirken adamı gücüyle çekemeyeceği için, kendisi adama yakınlaşmıştı. Elleri aralarında inerken ikisinin de yüz ifadesi yavaşça silinmeye başladı. Kaşları çatılmakla kalkmak arasında bir yerde kalırken sessizce yutkundular. Veyla, biraz önce cümleye başlarken devamını nasıl getireceğini unuttuğu için "... yapma..." diyebildi.
Gölge de en az Veyla kadar yumuşamış, kendinden geçmiş bir sesle "Yapmam..." dedi. Kadın şu an ne istese yaparmış gibiydi.
Veyla birkaç saniyelik gecikmenin ardından sesini temizlerken adamın elini bırakıp bir adım geri çekildi. Gölge de sesini temizleyip madeni parayı yeniden cebine koydu. Eli ensesine gidip kaşıdıktan sonra odada gezinen gözlerini sıkkın bir nefes alarak Veyla'ya çevirdi. "Yıldat."
Veyla da odaksızca ve sakinleşmek isteyerek odada gezinen gözlerini Gölge'ye çevirirken "Hah?" diye sordu.
Gölge, Veyla'nın küçük bir tepkisinden bile gerekmediği kadar hoşlanırken mest olduğu için dudakları kendiliğinden konuştu. "Yıldat yanına gelemesin diye."
Veyla'nın kaşları kalkarken bu sefer daha sesli bir şekilde "Hı?" diye sorduğunda Gölge de gözlerini kırpıştırıp "Ha?" diye tepki verdi. Hemen ardından "Yani..." deyip gerginliğini alayla gülerek gizledi. Ellerini iki yanında kaldırırken "Görevden yine kaçmasın diye." diye açıkladıktan sonra ellerini indirirken gerilmiş dudağını yalayarak Veyla'nın neyi, ne anladığını ölçmeye çalıştı.
Veyla sorgulayarak bakmaya devam edince Gölge içinden kendine küfürler ederken deri ceketinin yaka kısımlarını düzelterek zaman kazandıktan sonra "Her görevden kaçındığında yanında bitiyor ve varlığını tespit etmek için bu yolu bulduk." dedi.
"Buldunuz?"
Gölge, "Valdris'le." dediğinde yine Valdris haberi olmayan bir konuya dâhil edilmişti. Aslında Valdris şu an olanı biteni Erya'ya anlatmakla ve Veyla'ya söylememesi için tembihlemekle meşguldü.
Veyla "Malikâneye giriş kapılarındaki güvenlik yeterli olmadı mı?" diye sorunca Gölge sinirlenmeye başlayarak "Demek ki olmadı Veyla. Başka soru?" dediğinde Veyla da adamın yine gıcık bir hal almasına sinir olup "Buna bir hafta falan katlanmam ben!" dedi.
Gölge, "Seni ceketim gibi her yere taşımamı istemiyorsan, kabul edeceksin." dedi. Veyla da biraz önce Gölge'yi aynı konuda tehdit etmişti ve belli ki ikisi de bu tehdidi yeterince korkutucu bulmuyordu. Yine de Veyla meraklı gibi gözükmemek için üfledi. Gölge gerildiği konuyu değiştirmek için çiçekleri gösterdi. "Artık böyle mi kullanıyorsun?"
Veyla neyden bahsetmek istediğini anlayarak gösterdiği yere bakınca mümkünmüş gibi daha da sinirlendi. Çiçekler gittikçe artıyordu! Gölge'nin kolunu tutup "Şunları öldürsene." dediğinde Gölge'nin bakışları birkaç saniyeliğine bu temasa baktıktan sonra kadının gözlerine baktı. Kadının elinde eldiven yoktu ve Gölge artık emindi. Veyla, adama temas etmekten rahatsız olmuyordu.
Gölge, "Kiralık katil değilim." dediğinde Veyla "Savaşçılara sorun çıkartmam." diye rüşvet verdi. Gölge sıkkın bir şekilde "Sözünü tutmayacaksın." dediğinde Veyla hafifçe sırıtırken "Belki de tutarım." dedi.
Gölge, baygın bir şekilde baktıktan sonra çiçeklere döndü. Veyla da o sıra elini Gölge'den çekiyordu. Gölge, temasın sürmesini istemesine rağmen eksik kaldığı için zorlanmadan büyüsünü çağırdı ve çiçekler kararak bükülmeye başladılar. Veyla yerinde zıplayıp el çırptı. Gölge, durduk yere kadını mutlu edebildiğine şaşırdı ama rahatsız gibi hissetmedi. Rahatsız olan Veyla'ydı. Kafadan manyak olmalıydı.
Gölge kadına sorgulayarak bakarken "Bir de üstüme atlayıp sarıl istersen?" dediğinde Veyla neşeli gülüşünü azaltıp ters bir şekilde bakmaya çalıştı. Aslında bunu yapmak isterdi. "Çiçekleri öldürmeni istedim, yaşama sevincimi değil."
Gölge de ters bir şekilde bakarken "Yapmadığımız şey değil." dediğinde Veyla konudan hoşlanmadığı için Gölge ile çiçeklerin arasına geçerek "Tamam, git hadi." dedi. Evet, adamla birkaç defa sarılmışlardı ve her seferinde Veyla iyi hissetmişti. Şimdi niye hatırlatıyordu ki?
Gölge gitmek ya da en azından susmak yerine, Veyla'nın hemen ardında, burnuna kadının saçlarının kokusu geldiği için gözleri kapanırken "Ve en son yaptığımızda yaşama dönüyordun." diye mırıldandı. Veyla, ellerini solmuş çiçeklerin üstünde gezdirirken sırıtıyordu. Bir daha bu çiçeklerin canlanmasına izin vermeyecekti.
Veyla, "Sırf bırak diye yaşama döndüm demek ki." dedi. Gölge, kadın can sıkıcı cümleler kursa da keyifli hissediyordu. Kadın ona bakmadığı için hafifçe kadının başına doğru yaklaştı. Azrit burnu, çok daha uzaklardan kokusunu alabiliyordu ama bu kadar yakındayken koklamak... Kadın, malikâneye döndükten sonra hamama gidip duş almıştı ve Gölge şimdi yoğun şampuan ve duş jeli kokularının ardından bile teninin o güzel kokusunu alabiliyordu.
Veyla, çiçeklerin mor ışıltılarla canlanmaya başladığını gördüğünde gülüşü silinirken "Hayır, hayır..." diye mırıldandı ve daha geniş bir açıdan bakabilmek için geriye doğru adımladı. Hemen ardındaki Gölge'nin bedenine çarptığında Gölge tökezleyen kadının belinin iki yanından tuttu ve gözleri aralandı. Tüm vücudu bu temasla titremişti. Vücutları birbirine yaslı bir halde birkaç saniye durmalarının ardından Veyla adamın kollarının arasından çıkıp yanına kaydı. Veyla bir şey demeden önce Gölge, "Özel alana saygı." deyip vücudunu gösterdi. "Öyle her önüme gelene temas etmiyorum."
"Her önüne gelenin arkasına geçme o zaman."
Gölge kaşlarını kaldırıp alay eder gibi baktığında Veyla üfleyerek yeniden çiçeklere döndü. Heyecanı yüzünden saçmalamıştı ama neyse ki Gölge de pek üstüne gidebilecek halde değildi. Tabii Veyla, Gölge'nin halinden habersizdi.
Veyla çiçeklere odaklanmaya çalıştı. "Niye canlanıyorsunuz?" derken ellerini çiçeklerde gezdiriyordu ve dokundukları da büyüyle ışıldayarak canlanmaya devam ediyordu. Veyla dokunmasıyla ilgili olduğunu gördüğü için ellerini çekti ama çiçekler iyileştikçe büyü bir sonrakine taşıyordu ve artık Veyla'nın dokunmasına da ihtiyaç kalmamıştı.
Veyla dudaklarının kenarını kemirerek çiçeklere bakarken Gölge de düşünceler içerisindeydi. Erya bir zamanlar Veyla hakkında bir şeyler saçmalamıştı. Kadının Doğa'ya yakın olanlardan olduğunu söylemişti ve o zamanlar Gölge, Veyla'nın ismini duyunca bile nefretle dolduğu için bu ihtimali hiç ciddiye almamıştı ama şu an gözleriyle, kadının öleni yaşatabildiğini görüyordu. Gölge, "Belli ki artık her istediğini öldüremiyorsun kelebek." dedikten sonra birkaç saniyeliğine Veyla'ya baktı. Veyla hala çiçeklere bakıyordu ama Gölge'yi duymuş olmalıydı ki yüzü iyice gerilmişti. Bu durum Gölge'yi de germişti. Veyla gerçekten değişiyorsa... Erya'nın dediği gibi içinde iyi taraflar da varsa... Gölge eski acımasızlığını nasıl geri çağıracaktı? Gölge merhameti olana acımasızlık etmezdi ve Veyla da merhamet sahibi olmaya başlıyordu.
Gölge'nin gözleri kadının omzundaki işarete döndü. Eğer Doğa'ya yakın olanlardansa, Doğa'nın kıyamet ya da kurtuluş için onu seçmesi şaşırtıcı olmazdı. Gölge tek başına kaldığı gibi vücudunu kontrol etmişti. Bir gün, kendi vücudunda da bir işaret görmekten endişe ediyordu. Terra, 'Merhametin, acımasız olduğuna da sirayet ettiğinde...' demişti. Kadına merhamet ettiği şüphesizdi, hala işaret çıkmadıysa acımasızlığından eser kalmamasından mı bahsetmişti? Bu, artık Veyla'dan hiç nefret etmediği anlamına gelirdi. Veyla'ya bir keresinde, 'Ama bir gün âşık olursam, bil ki artık senden de nefret etmiyorumdur' demişti. Baş Terra'nın bahsini geçirdiği aşk mıydı? Kehanetin devamında, üçüncü işaret için önce bir olmaları gerekiyordu. Bir olmak da ruhla yapılırdı. Ruhlar ise ancak, eşiyle bir olurdu. Gerçekten âşık olmayan iki ruh, bir olamazdı.
Gölge gözlerini Veyla'dan kaçırdıktan sonra vücudunu kaplayan rahatsız edici duygularla kapıya doğru ilerledi. Veyla da Gölge'nin ardından kısa bir anlığına baktıktan sonra omuzları daha da çöktü ve çiçeklere döndü. Gölge'nin ardından savaşçılar Veyla'nın kapısını kapatırken Veyla çiçeklerin karşısında olduğu yerde yere oturup dizlerini kırarak bacaklarını kendisine çekti ve sarıldı. Çok geçmemişti ki Yaratık ve kelebekleri de yanına geldi ve Veyla'ya sırnaştılar.
Belli ki Veyla, artık her istediğini öldüremiyordu. Bir gün Gölge'yi öldürmesi gerekecekti. Artık istediğinden bile emin değilken, Gölge'yi nasıl öldürecekti?
**
"Çok güzel! Çok güzel oldun!"
"Ne oldu evleneceğime ikna mı oldun?"
Erya gülerek Veyla'nın etrafında dönerken "Güzel bir elbiseyi giymek için her zaman bahane bulunur." dedi. "Evlenmene ne gerek var?"
Veyla Erya'ya onaylamaz bakışlar attıktan sonra karşısındaki aynaya baktı. Terziler hala etrafında pervane oluyorlardı. Veyla temas sevmezdi, neyse ki terziler de temas etmiyorlardı. Büyüleriyle elbiseye şekil veriyorlardı. Veyla üstünde şekillenen elbiseye bakarken aynadaki yansımasını beğenmişti. Beğenmişti beğenmesine de... Bu elbiseyi günler sonra Yıldat için giyecek olması, her geçen gün ve hatta saniyede kalbinin daha da sıkışmasını sağlıyordu. Bir yanı Erya'nın haklı çıkmasını isterken bir yanı da Yıldat ile evlenmezlerse her şeyin daha da zorlaşacağını biliyordu.
Elbise, mor tonları ile lavanta arası geçişli renklerde tasarlanmıştı. Tül ve dantel katmanları arasında renk geçişleri çok yumuşaktı. Göğüs kısmı transparan bir tül üzerine mor dantel işlemelerle bezenmişti. Bu işlemeler üzüm asmalarını andırıyor, kıvrımlı, zarif ve doğaya referans veren bir yapıdaydı. Göğüs dekoltesi derindi. Kalp şeklini andırıyor ve romantik bir his doğuruyordu. Straplez göğüs kısımları mor renk danteller ile örtülüyken, göğüslerin altından bele kadar çizgiler halinde mor sarmaşıklar iniyor gibi gözüküyordu. Çizgiler arası ise transparandı ve Veyla'nın pamuk gibi tenini sergiliyordu. Göğsün ortasındaki dekolte, beline kadar iniyordu. Sıkı belinden başlayan etek kat kat tüllerden oluşuyordu. Tüllerin üzerinde mor dantel motifleri sarmaşıklar gibi ilerliyordu ve uca yaklaştıkça artıyordu. Etek uca doğru genişleyerek yere kadar uzanıyor ve arkada hafif bir kuyruk bırakıyordu. Sırtı ise sırtının alt kısmından kuyruk sokumuna kadar çapraz ipler ile bağlıydı ve iyice sıkılmış ipler, kadının ince belini gözler önüne seriyordu.
"Niye Kral'ın efsunu seçildiğinizi anlayabiliyorum."
Veyla'nın gözleri terzi Xalialar arasında yaşlı olana döndü. Kadının yüzünde samimi bir gülümseme vardı. İlk zamanlarda Veyla'nın şehre girmesinden şikâyetçi olanlardandı ama süreç içerisinde Veyla'ya olan yargılar kırılıyordu. Terra mıntıkasında olanlar konusunda ise Veyla'yı 'saldırgan' değil, 'kahraman' olarak görenlerdendi. Ve, Kral'ın Kraliçesi olduğuna dair fısıltıları da elbette duymuştu. Bir yanı, bu elbiseyi kardeşi Yıldat Karanir için değil de Kral Gölge Karanir için Veyla Aldar'a tasarlıyormuş gibi hissediyordu.
Erya gözleriyle uyardığında Veyla, teşekkür etmesi gerektiğini anladı ama o hiç teşekkür etmezdi. Birkaç kere Erya'nın başkasına kullandığı cevaplardan biri olduğunu anımsadığı için "Kibarsın." diye mırıldandı. Erya hafifçe güldü. Aslında Erya başkalarına 'Çok kibarsın, teşekkür ederim' diyordu ama Veyla teşekkür etmek ya da karşı iltifat etmek yerine kadına 'Sen bir Xalia'sın' der gibi bir düzlükle konuşmuştu. Kibarlık Veyla'ya hiç yakışmıyorken nasıl bu kadar zarif görünebiliyordu? E
Genç olan ise "Eşiniz size hayran kalacak." diyerek birkaç adım geri çekildi ve ellerini karnının önünde birbirine kavuşturup tasarımlarını ve onu taşıyan Veyla'yı hayranlıkla izledi. Veyla, şirince sırıttıktan birkaç saniye sonra "Sen de kibarsın." dediğinde Erya daha sesli güldü. Veyla hiç beceremediği için kendi kendisine sıkkınlıkla üflerken terzi bu kadarı bile yetmiş gibi samimiyetle gülümsedi.
"Siz de pek canavara benzemiyorsunuz."
Veyla'nın kaşları kalktığında yaşlı olan "Ya da başından yılanlar çıkan bir yaratığa." diye ekledi. Genç olan, "Ya da elli dişli bir lunaya." dediğinde Veyla'nın yüzüne iyice şaşkınlık düşmüşken bir yandan da komiğine gittiği için dudakları kıvrılmıştı. Halk arasında ne efsaneler dönüyordu?
"Güzelliğinizin bir örtü olduğu ve örtünün ardında bir canavar gizlendiği, üç dakikanın ardından canavarın özgür kaldığını duymuştum."
Veyla gülerek "Yanlış duymuşsunuz." dedi. Terziler de burada bulundukları dakikalar içerisinde, belirli bilgilerin korku hikâyelerinden ibaret olduğuna emin olmuştu ama Veyla da samimiyetle gülüp böyle söyleyince daha da rahatlamışlardı.
Veyla kolunu kaldırıp saatine baktıktan sonra "Aslında on dakikadan sonra dönüşüyorum." deyip ellerini birbirine sürterek terzilere döndü. "Ve canavar acıktı."
Terzilerin gülümsemesi silinip yüzlerini dehşet alırken Erya gülerek Veyla'nın kolunu dürttü ve "Şaka yapıyor." diyerek terzileri rahatlatmaya çalıştı ama terzilerin yüz ifadelerinin normalleşmesi zaman almıştı.
Veyla, "Canavar hep var ama güzelliğim hiç gitmiyor." diyerek farklı bir bakış açısıyla telkin etmeye çalıştığında Erya, "Yine şaka." dedi.
Veyla kolunu dürtüp duran Erya'dan sakınmaya çalışırken "Aslında canavardan kastınızın ne olduğuna göre değişir. Kükremiyorum ya da karnımdan kollar çıkmıyor." dedi.
Erya, fısıldayarak "Susan bir canavar ol, lütfen. Halk seni sevmeli." dediğinde Veyla gözlerini devirerek Erya'ya döndü ve "Neden?" diye sordu. "Ben onları sevmiyorum ki."
Erya, "Ya bir gün Kraliçe olursan?" diye fısıldayarak sorunca Veyla bir gün Kraliçe olacağını ama bunu Krallarını öldürerek yapacağı için halkın asla onu sevmeyeceğini biliyordu. Veyla, "Yıldat da çok sevilmesiyle tanınır ya zaten..." diye alay ettiğinde Erya üfledi. Aslında, 'Ya bir gün Gölge'nin Kraliçesi olursan?' diye sormak istemişti. Artık bildiği üzere, Gölge Veyla ile Yıldat'ın evlenmesine müsaade etmiyor, Karam'a Veyla ile bizzat gidiyordu. Bu tam olarak ne anlama geliyordu, henüz emin değillerdi ama her ihtimalde Erya'nın sevineceği şeyler oluyordu. İçinde tutmak öyle zordu ki... Sevgilisine söz vermişti ama gerçekten her an patlayacakmış gibiydi. Sadece bir gündür bu sırrı tutuyor olmasına rağmen Valdris'in tam beş kez söylemek üzere olan Erya'nın ağzını kapatıp onu kolları arasında sessizliğe çekmesi gerekmişti.
Kapı açıldığında Erya'nın konuşmak üzere aralanan dudakları kapanırken herkesin gözü kapıya döndü. Erya bir an, Valdris yine koşarak gelip ağzını kapatacak sanmıştı. Açılan ikili kapının ardından Gölge Kral odaya girdiğinde terziler ellerini karınlarında birleştirip saygıyla eğilirken Gölge bu saygıyı görebilecek halde değildi. Veyla'ya yaklaştıkça adımları yavaşlarken başta sadece gözlerini gören gözleri, gittikçe vücuduna doğru inmeye başlamıştı. Gördükleri, her seferinde adımlarının hızını azaltıyordu. Yüzündeki ifade de aynı yavaşlıkla silinirken yerine şimdi saygı sebebiyle eğilmekten terzilerin göremediği ama Erya'nın gülümseyerek izlediği ifade kalmıştı. Gölge için ortam sessizleşmiş, geriye kalp atışları kalmıştı. Gözleri, bakmayı sevdiğini izlerken kalbi atmayı sevdiği için atıyor gibiydi.
Gölge Veyla'ya yaklaşırken Veyla da istemsizce ellerini belinin önünde birleştirmiş ve parmaklarını sıkıca kenetlemişti. Veyla'nınki saygıdan değil, heyecandandı. Aynada gördüğü görüntüyü beğenmişti ve şimdi bu beğeniyi Gölge'nin gözlerinde de görmek istiyordu. Güzel bir kadındı, biliyordu. Canavarsa bile, güzel bir canavardı. Ona bakan her gözde beğeni görmüştü ama bir çift gözün beğenisine talipti. Gölge'nin de ona beğenerek baktığı zamanların olduğunu biliyordu. Sonra bir şey olmuştu... Adam Veyla'yı arzulamıyormuş, arzusu bitmiş, nefreti, iğrenmesi buna engel olmaya başlamış gibi göstermişti. O zamandan beridir de Veyla, Gölge tarafından beğeniliyormuş gibi hissetmiyordu. O zamandan beri... Güzel de hissetmiyordu.
Adamın mavi gözleri, Veyla'nın bedeninde yukarı ve aşağıya doğru hareket ederken kadının karşısına varmıştı. Veyla, adamın yüz ifadelerini çözmeye çalışırken bir beğeni emaresini görmek için ne kadar da sabırsız olduğunu fark etti. Gölge'nin yüzü ise daha çok... Donmuş gibiydi. Bu ifadesizlik miydi? Ama gördüğünü pek de önemsemiyorsa neden bu kadar detayla inceliyordu?
Gölge'nin gözleri Veyla'nın gözlerine doğru yükselirken dudakları konuşacakmış gibi hafifçe aralandı fakat hemen konuşmadı. Derin bir nefes alıp verdikten sonra Veyla'nın gözlerine bakarken terzilere "Bitti mi?" diye sordu. Veyla'nın omuzları hayal kırıklığıyla çökerken gözleri camlardan dışarıya, okyanusa döndü. Adam beğenmemiş olmalıydı. Yüzünde hiçbir ifadeyi görememişti. Aslında Veyla, okumayı başaramıyordu. Okumayı bilen gözlere sahip olan Erya, Gölge'nin yüzünü sırıtarak izliyordu. Veyla gözlerini kaçırınca daha da özgürleşen Gölge, yeniden Veyla'yı süzmeye başlarken dudakları kıvrılmıştı. Kıvrık ve kapalı dudakları ardında, dudağının kenarını hafifçe kemiriyordu. Ateş bastığı için deri ceketinin fermuarını açtıktan sonra gözleri hala Veyla'dayken üstünden çıkarttı. Siyah ve kaslı karnına kadar düğmeleri açık olan bol, siyah gömleğiyle kalırken deri ceketini ona doğru elini uzatmış terziye uzatmak istedi. Terziye asla bakmadığı için terzinin olduğunu düşündüğü yere ceketini bıraktı. Terzi yere düşen ceketi alırken Gölge, düştüğünün bile farkında değildi. Erya burnundan gülerken Veyla hala okyanusu izliyor, Gölge'nin sohbetinin bitmesini ve gitmesini bekliyordu. Veyla, hayatında en güzel gözüktüğü anlardan birindeydi ve Gölge yine de artık beğenmiyorsa, Veyla elbiseyi parçalayarak çıkartmak istiyordu.
"Son birkaç dokunuş kaldı Kral'ım. Saç aksesuarı, dantelli eldiven ve ayakkabı tasarlanacak. Merak etmeyin, törene kadar yetişecek."
Gölge, bir eli ensesini ovuştururken hafifçe sağ omzuna eğilmiş başı eşliğinde Veyla'yı izlerken cevap vermekte bir süre gecikti. Başını doğrultsa da elini ensesinden çekmeden "Acele etmeyin." dedi. Veyla kollarını göğsünde birleştirerek Gölge'ye dönerken göğsünü sıkıştırdığı için dekoltesi derinleşmişti. Gölge de gözlerini zar zor bu ayrıntıdan alırken elleri yine ceketini çıkartmak isteyerek göğsüne doğru gitti ve biraz önce çıkartmış olduğunu çaresizce hatırladı. Yanıyordu, çok sıcaktı.
Veyla fark etmemişti ama olanları keyifle izleyen Erya, adamın boş dönen elini fark etmişti. Hemen ardından ne yapacağını bilemeyerek pantolonun ön ceplerine yerleştirdi. Sonra rahat edememiş olacak ki ellerini çıkartıp sesini temizledikten sonra bir eliyle camları gösterip "Havasız kalmış burası." dedi. Hatta yangın almıştı burasını. Veyla'nın kokusu başlatmıştı yangını.
Terzilerden biri camı açarken Veyla, ters bir şekilde "Günler kaldı. Nasıl acele etmesinler?" diye sordu.
Gölge sırıttı ve kaşları kaldırdı. "Neye günler kaldı bebeğim?"
Veyla sinirle güldükten sonra gözlerini odadakilerde gezdirdi. Terziler saygıdan bakmazken Erya ise olanı biteni bildiği için güldü ve yeniden Gölge'ye baktı. Erya'nın tepkisine Veyla'nın gözleri kısılırken bakışları Gölge'ye döndü.
"Evlilik törenine?"
Gölge'nin sırıtışında çenesi gerilirken dilini dişlerinde gezdirdi. Artık gerçekleşmeyeceğini bilse bile yine duymaktan hiç haz etmemişti. Bu görüntüye Veyla'nın içi giderken konuyu bir anlığına unuttu. Gölge yeniden ensesini kaşıdıktan sonra "Kim evleniyor?" diye sordu.
Veyla, "Sen manyak mısın?" diye sorarken elbisesinin tarlatanından tutarak elbiseyi ve kuyruğunu daha iyi görebildikleri için çıktığı yükseltiden indi. Gölge'nin gözleri terzilerine döndükten sonra yeniden Veyla'ya baktı. Terziler de eğdikleri başlarında şaşırarak kaşlarını kaldırmışlardı. Gerekmedikçe malikâneye girmezlerdi ve Veyla'nın Gölge'ye olan muamelesine ilk defa denk geliyorlardı. Yerinde başka biri olsa, sadece 'manyak' dediği için bile idam edilmesi gerekirdi.
Gölge, "Evet." dediğinde Veyla, "Ben manyak mıyım?" diye sordu. Gölge keyifle gülerken "Kesinlikle evet bebeğim." dedi.
Veyla, "O zaman ben manyaklığa başvurmadan bana açıklamak ister misin sevgili Kral'ım?" diye sorunca Gölge dibine kadar gelen güzellikle sohbet etmek değil, uzun uzun bakmak istediği bir an içerisindeydi. Yine de, ortalarda evlilik varmış gibi dolaşıp sinirlerini bozmaya devam etmemeleri için son ana bırakmamış, günler öncesine haber vermeye karar vermişti.
Gölge de Veyla gibi "Sevgili..." diye başladığında fısıltıları duyan kulaklar 'Kraliçem' diye bitirmesini bekledi ama Gölge alayla "... kelebeğim..." diyerek sürdürdü. "Vaadinizi erteliyorum."
Hayır, iptal ediyordu.
Veyla şaşkın bir şekilde kalakalırken Gölge, kadının yüz ifadelerini izliyordu. Birkaç saniyenin ardından Veyla sonunda konuşmayı başarabilip "Ne yapıyorum dedin?" diye sordu. Kaşları olabildiğince kalkmış, yüzü gerilmişti.
Gölge, "Tekrar tekrar soracağını biliyordum. Ben de tekrar etmeyi sevmem." dedikten sonra cebinden çıkarttığı ses cihazındaki düğmeye bastı ve cihazdan Gölge'nin "Vaadinizi erteliyorum." deyişi duyuldu. Veyla'nın kaşları çatılarak "Ne?" diye sorduğunda Gölge sırıtarak yeniden düğmeye bastı ve yeniden "Vaadinizi erteliyorum." dediği ses kaydı duyuldu.
Veyla adamın elindeki cihazı almaya çalışınca Gölge bir adım gerileyerek müsaade etmedi. Veyla adamın yükselttiği elinde anca ulaşabildiği dirseğini tutup aşağı indirmeye çalışırken "Ne saçmalıyorsun?" diye sordu. Gölge yeniden düğmeye basınca Veyla sinirle inledi.
"Ne demek oluyor bu? Ne zamana kadar? Niye?" derken adamın gücünü aşamayacağını fark edip ellerini geri çekmişti ama uzaklaşmamıştı. Gölge de kolunu indirirken ses kaydetme düğmesini açtı. Veyla ters bakınca Gölge hafifçe gülerek "Bunu da tekrar etmem gerekebilir." diye açıkladı.
Veyla'nın çenesi iyice gerilerken beyaz teninde yüzü kızarmaya başlamıştı. Gölge, bu görüntüyü beğendiğini düşünürken "Ben bir daha aksine karar verene kadar." dedi.
Veyla dudaklarını araladığı gibi Gölge düğmeye bastı ve ses cihazı cümleyi tekrarladı. Veyla sinirle inlerken büyüsünü cihaza yönlendirdi ve cihaz Gölge'nin elinde hiç var olmamış gibi yok oldu. Gölge "Bunu da tahmin etmiştim." deyip cebinden yeni bir cihazı çıkartacağı sırada Veyla adamın elini tutup "Yemin ediyorum..." derken Gölge, temaslarının her zerresini hissetti ve başını onaylar şekilde sallayıp "... ortalığı mosmor mu edersin?" diye sordu.
Veyla sinirle inlerken ellerini Gölge'nin göğsüne yaslayıp adamı geriye doğru ittirdi. Kapıdaki savaşçılar ve terziler bir anlığına Gölgelere baktıktan sonra yeniden gözlerini yere indirdiler. Gölge de etrafına baktıktan sonra sabır isteyen bir nefes alsa da bir şey yapmadı.
Veyla "Seni mosmor ederim!" diye tısladı.
Gölge, "Ten rengime yakışacağını sanmıyorum." dediğinde Veyla ellerini yumruk şeklinde sıktı. Bulundukları odanın ışığı gelip giderken camlar titremeye başlamıştı. Gölge, Veyla'nın büyüsünü zor tuttuğunu gösteren detaylara sırıtarak baktıktan sonra kadının büyüyle ışıldayan gözlerine baktı. Veyla'nın manyaklığı, Gölge'nin ancak hoşuna gidiyordu.
Veyla, "Biraz ciddi ol!" dediğinde Gölge başını iki yana salladı. "O da pek ten rengime yakışmıyor."
Veyla, yeniden Gölge'yi ittirdiğinde Gölge, kadının bileklerinden tutsa da geri ittirmedi. Nazikçe kadının bileklerini aralarında indirirken "Sakin ol bebeğim." dedi.
Veyla parmak uçlarında yükselerek ve yüzlerini yakınlaştırdı ve adamın yüzüne doğru "Böyle nasıl?" diye bağırdı. "Yeterince sakin miyim?"
Gölge kadının yüzüne iç çekerek baktıktan sonra gözlerini, dibinde ona öfkeli mor gözlerle bakan Veyla'dan ayırmadan "Çıkın." dedi. Belli ki Veyla çok daha fazla sınır aşacaktı ve halkı ne kadar azına şahit olsa o kadar iyiydi. Şu ana kadar bile fısıltıların artacağı şeyler yaşanmıştı.
Herkes çıkmaya başlarken Veyla, "Anlatsana!" diye tekrar bağırdı. Gölge "Biraz bekle." dediğinde Veyla bileklerini adamdan çekip ayak tabanlarına doğru alçaldıktan sonra birkaç adım geriledi. Kötü bakışlarını dikmeye devam etti. Herkes çıktığında Gölge kadının bileğinden tutup yeniden kendisine çekti. Vücutları birbirine çarparken Veyla'nın elleri Gölge'nin göğsüne düştüğü gibi ittirmek için yaslandı ama yakın yüzleri sebebiyle ittiremeden duraksadı. "Fısıltıları hiç düşünmüyor musun?"
Veyla yakın yüzlerinde gözlerini, Gölge'nin gözlerine odaklı tutmakta zorlanırken "Neden?" diye sordu.
Gölge, kadının kalp atışlarını dinledi. Kadının kalbi hızlıydı. Öfkeden olduğunu düşündü ama heyecandan olmasını dilerdi çünkü kendisi şu an artan temasları yüzünden heyecanlı hissediyordu. Hissetmesi yanlıştı ama hissediyor oluşu gerçekti. Kalbinden alamadığı cevapları yüzünden almaya çalıştı. Heyecanlı mı yoksa telaşlı mı gözüktüğünü ayırt edemedi. Yine de kadının henüz bileğini kurtarmadığının ve Gölge'yi ittirmediğinin farkındaydı.
"Başkalarının yanında bana böyle davrandığında fısıltılar çoğalıyor."
Göz gözelerken ikisi de fısıltıların ne hakkında olduğunu bildiği için titrer gibi hissettiler. Bir süredir var olan fısıltılardı ama ilk defa hakkında konuşuyorlardı. Veyla heyecanının sesine yansımamasını umarak omuz silkti. "Yararımıza çoğalır. Kelebek Kral'dan öyle çok nefret ediyor ki böyle davranıyor, derler."
Gölge yavaşça dilini şaklatıp "Öyle demezler." dedi ve yüzünü Veyla'ya doğru hafifçe eğdi. Veyla artan yakınlıkları sebebiyle Gölge'nin göğüslerine yaslı ellerinde parmak uçlarıyla adamın gömleğini tutma ihtiyacı hissetti. Adamın giydiği gömlekte düğmeler kaslı karnına kadar açıktı ve şimdi Veyla, gömleğine değil tenine dokunmak ister gibi hissediyordu. Aslında elleri biraz kaysa...
Gölge'nin gördüğünden memnun kalan gözleri kadının gözlerinde gezinirken "Kral kelebeğin kendisine böyle davranmasına neden müsaade ediyor, diye düşünürler." dedi.
Veyla'nın heyecanı artarken hızla "Neden müsaade ediyor?" diye sordu.
Gölge "Belki bir gün..." derken Veyla'nın kulağına doğru eğildi. Veyla da başını hafifçe sağına doğru çevirerek istemsiz bir şekilde adama yer açtı. Adamın nefesini boynunda hissettiğinde gözleri kırpışarak kapandı ve adamın göğsüne sığınır gibi parmaklarını tenine bastırdı. "... bir gün kulağına bu sefer benim fısıltım ulaşır. Sana cevabı söyler."
Gölge burnunu kadının kulağının ardına doğru sürttüğünde Veyla'nın tüm vücudu, Gölge büyüsünü kullanmasa bile elektrik akımına kapılmış gibi hissetti. Akım, Veyla'nın vücudunda dolaşıyor dolaşıyor, kadınlığına varıyordu. Gölge hemen ardından yüzünü uzaklaştırdığı için Veyla adamın burnunun istemsizce değdiğini düşündü. Gölge'nin heyecanlı gözleri kadının yüzüne doğru dönerken gözlerinin kapalı olduğunu fark etti. Daha önce de Veyla gözleri kapatmayı nedense bir hayli önemsemişti, şimdi de kapalılardı. Veyla gözlerini aralarken zayıflamış iradesinden endişe ettiği için adamı sertçe ittirdi. Gölge, kadının itişine teslim olarak bir adım geriledi.
"Öyle yakınlaşma."
Gölge sırıtarak "Nasıl?" diye sordu. Bir yanı kadından uzak durması gerektiğini biliyordu ama bir yanı hem yapamıyor, hem de kadını ölçüp tartıyordu. Kadınla iki kere öpüşmüşlerdi ve ikisinde de karşılık almıştı. Kadın birincisinde nefretle, iğrenmekle üstünü örtmeye çalışmıştı. İkincisi içinse, bizzat Gölge 'seni öfkelendirsem?' diye önererek öpmüştü. Yine de Veyla da karşılık vermişti. Kadının kendisini arzulama ihtimalinin olup olmadığını merak ediyordu. Varsa ne yapacaktı, bilmiyordu ama merak ediyordu ve kendisine engel olamadığı anlarda üstüne gitmeye başlamıştı.
Veyla, adamın gevşek sırıtışına karşı gözlerini kırpıştırıp "Öyle işte!" dediğinde Gölge başını onaylar şekilde sallasa da sırıtışını silmedi.
"Bir konuda anlaşalım."
Veyla hissettiği heyecanlı sinirden kurtulmak isterken kaşlarını kaldırıp başını 'ne?' der gibi iki yana salladı.
"Baş başa kaldığımızda..." derken Gölge'nin sesi iyice derinlerden gelmeye ve Veyla'nın da derinlerine varmaya başlamıştı. "... bana istediğin her şeyi yapabilirsin."
Veyla 'her şey' kısmına takılırken Gölge yamuk bir şekilde sırıtıp gözlerini odada gezdirirken "Zaten yapıyorsun." dedi. Veyla da kollarını göğsünde birleştirirken gözlerini yere çevirip iç çekti. 'Hayır Gölge Karanir' diye düşündü. 'Sana dair istediğim hiçbir şeyi yapamıyorum'
Gölge "Ama..." diyerek gözlerini Veyla'ya çevirdiğinde Veyla da başını kaldırıp adama baktı. "... halkımın yanında bana bir Kral gibi davran."
Veyla alayla güldü. "Bakalım..." dedikten sonra adama yakınlaşıp elini adamın pantolonuna yakınlaştırdı. Gölge'nin yüzü gözle görülür ölçüde şaşkınlığa bürünürken Veyla adamın ön cebine elini soktu. Gölge, yutkunarak gözlerini kaçırdıktan sonra Veyla yeniden elini çekene kadar gözlerini yumdu. Kaşları hafifçe çatılmış halde ve başı sağına dönükken Doğa'dan sabır ve daha çok sabır diliyordu. Kadın öyle gelip pantolonuna yönelmişti ki... Sadece üstünde o elbiseyle durarak bile Gölge'yi yeterince zora sokuyorken... Aslında bakılırsa Veyla üstünde ne olursa olsun Gölge'yi zora sokuyorken bir de önünü arkasını düşünmediği yakınlaşma ve temaslarda bulununca Gölge'nin gemileri yakası geliyordu.
Veyla başta hızla davransa da, eliyle Gölge'nin ön cebindeki madeni parayı çıkartırken ne yaptığının idrakine erişmiş, hareketleri yavaşlamıştı. Gözleri adamın yüzüne döndü. Adam yüzünü kaçırmıştı ve yüzünde garip bir ifade vardı. Veyla madeni parayla birlikte bir adım gerilerken adam da yavaşça gözlerini araladı ve başını Veyla'ya doğru çevirdi. Veyla adamla göz göze geldiğinde üstünde hiçbir şey yokmuş gibi hissetti. Adam sanki, Veyla çırılçıplak karşısındaymış gibi bakıyordu. Adamın gözlerinde gördüğü şeyin arzu olduğuna yemin edebilirdi. Esmer teni hafifçe kızarmış, gözleri kararmış gibi bakıyordu. Dudakları gergin bir şekilde örtülmüşken, ardında dilini çiğniyor olsa gerek çenesi hafifçe hareketleniyordu. Burnundan soluyorken vücudu kaskatı kesilmişti. Veyla'nın bakmak istediği bir yer daha vardı ama cesaret edememiş, hatta utanmıştı. Gölge ile hamamda ve çırılçıplak karşılaştıkları gün, onu ne kadar arzuladığını adamın erkekliğinde bizzat gözleriyle görebilmişti.
Veyla, adamın bakışlarıyla yanarken madeni parayı aralarında kaldırdı. "Bakalım bu rican ne kadar umrumdaymış?"
Veyla 'yazı,tura' atmak üzere parayı fırlattığında Gölge havada yakaladı. Yeniden cebine koyarken "Rica değildi." dedi. Gölge ile birlikte Veyla'nın da gözleri pantolonuna doğru indi ama heyecandan çok kısa süre baktıktan sonra yeniden Gölge'ye baktı. Bir şeyler görmüştü ama... Adam hala arzuluyor ya da yine arzulamaya başlamış olabilir miydi? Veyla yeniden kendisini güzel hissetmeye başlarken dudakları istemsizce kıvrıldı. Öfkesini unutmuştu.
Gölge, bu arzuyla ne yapacağını bilemiyordu. Bir bahane bulmuş, Ash'i dün gece odasından geri yollamıştı. Veyla ile sevişemediği yetmezmiş gibi canı başkalarıyla sevişmek de çekmiyordu. Vücudunu nasıl rahatlatacaktı, hiç bilmiyordu.
Veyla, adam 'rica değildi' dese de "Sen de bana Kraliçe gibi davrandığın gün tekrar rica et." dedi.
Gölge "Kabul." dediğinde Veyla'nın kaşları kalkarken heyecanının önüne şaşkınlık geçmişti. "Nasıl yani?"
Gölge, tane tane "Sana halkımın yanında kraliçe gibi davranacağım." diye açıkladı. Veyla apışıp kalırken Gölge içindeki arzuya engel olmakta zorlanarak Veyla'ya yakınlaştı. Elinin tersiyle eziyet verici bir yavaşlıkta kadının kolunu okşamaya başladı. Yüzüne alay bulaştırmaya çalışırken "Peki ben de baş başa kaldığımızda istediğim her şeyi yapabilecek miyim?" diye sordu.
Veyla, kısılan sesiyle "Ne gibi şeyler?" diye sorunda Gölge'nin dudakları iyice kıvrıldı. Gözlerine ateş, sesine muziplik düştü. "Kraliçeme yapacağım türden şeyler."
Veyla kalp krizi geçiren bir ölümlü gibi hissedip yüzüne kan akın ederken Gölge'nin kolunu sertçe ittirdi. Gölge sırıtışında dudağını yaladıktan sonra "Küçük bir şaka." dedi ama Veyla kabul etseydi pek de şaka olmayacaktı.
Veyla, bir süredir bel altı şakalarda bulunmadıkları ve o geçen sürede bu şakalar Veyla için gerçeğe dönüşmeye başladığı için oldukça heyecanlı hissederken "Baş başa kaldığımızda istediğin kadar canımı yakabilirsin." dedi. "Zaten bana dair tüm isteğin bu olmalı." diyerek Gölge'nin niyetini okudu ama öyle yanlış okuyordu ki... Adamın arzulayıp arzulamadığına emin olamıyordu. Kadınla uğraşıyor da olabilirdi, önceden de olmuştu.
Gölge de iç çekti. Veyla'ya dair öyle farklı arzuları vardı ki, kadının nasıl görmediğine şaşırdı. Bu kadar gizleyebildiğini düşünmüyordu ama ya kadın kördü, ya da Gölge bir hayli gizliyordu.
Gölge, "Anlaştık." dediğinde Veyla kollarını göğsünde birleştirdi. Gözleri odadaki diğer camlara dönerken büyüsüyle diğer camların da açılmasını sağladı. Sıcak, çok sıcak olmuştu.
Gölge de artan hava sebebiyle minnettardı. Hatta odanın içerisine rüzgârın dolmasını sağladı ve yanan aciz tenleri, en azından bir avuntuyla serinlemeye çalıştı. Veyla, "Şimdi ne saçmaladığını anlatır mısın?" dediğinde Gölge, 'işte yine başlıyoruz' diye düşündü. Kadın yine öfkelenecekti. Zaten hep öfkeli gibiydi ama bazen... Öfkeyi bir şeyleri gizlemek için kullanıyor gibi görünüyordu. Neyleri? Heyecanı mı?
"Birlikte Karam'a gideceğiz. Sen ve ben." diyerek Yıldat'ın gelmeyeceğini iyice anlaması için vurguladı. "Babana vaadi ertelediğimizi söyleyeceğiz. Anlaşmanın bozulduğunu sanmasın diye bizzat giderek haber verip güveni taze tutacağız ve o sırada bir cihaz ile Karam'ın yer altı haritasını çıkartacağız. Yer altı şehrinin sınırları, duvarları, gizli odaları... Yanımıza alacağımız cihaz tüm bunları yeterli süreye sahip ise haritalandırabiliyor. Babana saldıracağımız zaman bu haritadan yararlanacağız ve ziyaretimizle birlikte ben de gözlem yapmış olacağım."
Veyla bir süre donakaldı. Vücudu çözülürken gözlerine dehşet düştü. "Cezan bu..." dedikten sonra sesi yükselirken adamı sertçe ittirdi. "Canımı yakmak için bunu mu seçtin?"
Gölge de hızla öfkelenirken odayı dolduran rüzgârın şiddeti arttı. Veyla'nın bileklerinden tutarak kadını durdururken "Yıldat'la hemen evlenmemek canını mı yakıyor?" diye bağırarak sordu. Veyla ellerini kurtarmaya çalışırken "Karam'a gitmek!" diye düzeleterek bağırdı ve Gölge'nin kalbindeki rüzgâr da, odadaki rüzgâr da dindi.
"Drithar'dan korkuşumu gözlerinle görmek istiyorsun, değil mi? Oraya gidip sanki ben bir hata etmişim gibi vaadi erteleyecek, belki de iptal edeceksin. Bana Drithar'la ceza vereceksin!"
Gölge'nin öfkesi söndüğü için Veyla bileklerini kurtardıktan sonra ellerini saçlarına götürerek ardına döndü ve birkaç adım uzaklaşırken gözlerini yumdu. Göğsü hızlı nefes alış verişleri sebebiyle hareketiyken sinirle inledi. "Sikeyim!" diye bağırarak Gölge'ye döndü. "Başıma şimşekler yağdırmamanın sebebi bu! Keyfini Karam'a sakladın, değil mi? Cezamı bizzat Drithar'ın vermesini sağlayacaksın! Hala Lavin'le ilgili itiraf almaya çalışıyorsun, değil mi? Her şeyin acısını çıkarmaya çalışıyorsun. Hiçbir şey bilmiyorum dedim sana!"
Gölge, "Amacım bu değil." dediğinde Veyla yeniden adamı ittirdi. Gölge kadının itişine teslim olarak birkaç adım geriledi. "İğrençsin!"
Gölge, gergin dudağını yaladıktan sonra kadın tekrar ittirdiği için yeniden geriledi. Kadının onu iğrenç bulduğunu duymaktan hoşlanmıyordu. "İğrençsin! İğreniyorum senden!"
Veyla'nın bu kadar öfkelenmesinin sebebi, babasının eziyetine uğrayacağı değildi. Gölge'nin ikiyüzlülüğüydü. Babası daha fazla kalbini kıramazdı ama Gölge... Gölge kırıyordu. Gölge'nin Veyla'ya olan sevgisizliği, Veyla'nın kalbini kırıyordu. "Ne yapacaksın? Yine gelip beni kollarına mı alacaksın?"
Gölge kadının bileklerini tutmaya çalışırken güç kullanmadığı için Veyla bileklerini kaçırabiliyor ve Gölge'yi yeniden ittirebiliyordu. Gölge gerilemek yerine yerinde durduğunda Veyla adamı ittiremese de şiddetle göğsüne vurmaya devam etti. Sinirle gülüp "Beni iyi etmeye mi çalışacaksın?" diye sordu.
Gölge, yine "Öyle bir amacım yok!" diye bağırdı. Derdi kadını babasıyla cezalandırmak değildi. Veyla da var gücüyle ittirip "İkiyüzlüsün!" diye bağırdı. "İkiyüzlü bir pisliksin!"
Yüzü sinirden kıpkırmızıyken gözlerinin de kızardığının farkındaydı. Gidip Erya'nın da, tüm o fısıltıları yayanların da kolundan tutup buraya getirmek ve 'Bu adam mı beni Kraliçesi yapacak?' diye bağırarak sormak istiyordu. Bu adam sadece onun canını yakmak için uğraşıyordu. Üstelik sadece nefretiyle de değil... Bazen o kadar da nefret etmezmiş gibi davranarak kadının umutlanmasını sağlıyor ve sonra daha şiddetli saldırabiliyordu. Veyla öfkeyle kapıyı gösterdi. "Siktir git, seninle hiçbir yere gelmiyorum."
Gölge, kadının kapıyı gösteren elinde bileğinden tutup kendisine çekti. Dişleri arasından öfkeyle "Sana öyle bir amacım yok, diyorum." dedi.
Veyla "Bırak!" diye bağırarak bileğini çekmeye çalışırken Gölge yeniden kendisine çekti ve diğer eliyle de kadının çenesinden tutup kendisine bakmasını sağladı. "Geleceksin."
Veyla, "Gelmeyeceğim." diye tükürür gibi konuştuğunda Gölge "Geleceksin." dedi. "Ve öyle bir amacım olmadığını göreceksin."
Veyla "Sana güvenmiyorum!" diye neredeyse çığlık atarken bileğini de çenesini de çekmek için var gücünü kullandı ve Gölge, kadının canı yanmasın diye bırakmak zorunda kaldı. Veyla yeniden kapıyı gösterdi. "Defol git yanımdan!"
"Sonuçları ne olur?"
Veyla yeniden kapıyı gösterdiğinde Gölge bağırarak "Babanın senin yüzünden bu vaadin bozulduğunu düşünmesinin sonuçları ne olur?" diye sordu.
Veyla da elini indirip Gölge'ye dönerken "Hoşuna giden şeyler!" diye bağırdıktan sonra adamın dediklerini hatırladı. Veyla'nın odasında, Veyla'nın gözlerine bakarak adeta alay etmişti. Veyla da aptal gibi saçma sapan şeyler düşünmüş, heyecanlanmıştı. Kalbi sızladı. "Seni zevkten titretecek şeyler!"
Gölge, "Ben oradayken..." deyip kadına yakınlaşmaya çalışınca, Veyla hızla birkaç adım geriledi. Gölge sabırla nefes alsa da sakinleşmeyi başaramayıp sesini yükselterek "... sana bir şey yapamaz!" diye bağırdı.
Veyla kahkahalara boğuldu. Aslında içi ağlıyordu ama gülmekten ağlamaya başlamış gibi gözyaşlarını sildi. Alayla "Sen mi koruyacaksın beni?" diye sordu.
Gölge kadını defalarca kez korumuş, çok yakında da yaşatmıştı. Yine de kadının kendisine güvenmemesinin sebeplerini biliyordu. Bir gün onu öldürmeyi vadediyordu, belki de gerçekten yapacaktı. Yine de kadın ona güvenmeyince, kalbi kırılmış gibi hissediyordu. Veyla da adamın, onu koruyacağını sanmasını istediğini düşünüyordu. Böylelikle daha fazla canını yakacağını hesap ediyor olmalıydı.
Gölge, 'Evet' diye var gücüyle bağırmak istedi ama ne dese kadının inanmayacağını biliyordu. "Geleceksin." dediğinde Veyla "Beni yalnız bırak!" diye bağırarak kapıyı gösterdi. Adamın büyüsüne karşı gelemiyordu, adam isterse zor kullanarak Veyla'yı götürebilirdi ve Veyla gitmek zorunda kalacağının farkındaydı. "Ve sakın!" derken işaret parmağını sallayarak Gölge'ye yakınlaştı. İşaret parmağını Gölge'nin göğsüne yasladıktan sonra elini çözüp "Sakın!" diye bağırarak adamın göğsüne avucuyla vurdu. "Orada beni iyi etmeye çalışma!"
Gölge 'elimde değil' diye düşündü. Elinde olsa, zaten yapmazdı. Elinde olsa zaten Karam'a gitmelerine karar vermezdi. Yıldat ile evlenmelerine müsaade ederdi. En başta elinde olsa, Veyla'nın ölmesini sağlardı. Artık nasıl öldürebileceğini de biliyordu.
Gölge, "Konu sana zarar vermek değil." diye direttiğinde Veyla, "O gözleri tanıyorum artık." dedikten sonra isterik bir şekilde sırıttı ve elini adamın göğsünden çekti. Çekmek değildi... Eli güçsüzlükle düştü.
"Bir şeyler saklıyorsun. Oraya sadece vaadi ertelemek ya da harita çıkartmak için gitmiyoruz."
Gölge yutkundu. Kadın, onu tanımaya başlamıştı. Başka amaçları vardı, evet ama niyeti babasıyla Veyla'yı cezalandırmak değildi. Gölge sessiz kaldığında Veyla yeniden gülüşlere boğuldu. Böylelikle dolu gözlerini açıklayabilirdi. Yine gülmekten ağlıyormuş gibi gözyaşlarını sildi. Gölge de kadını tanımaya başlamıştı ama kadın o kadar sinirleri bozulmuş gibi görünüyordu ki gerçekten gülmekten ağlıyor olabilirdi. Veyla birkaç adım geriledi. Hadi kendisine değer vermemesine alışıktı, kendisini hiç düşünmemesine alışıktı, Yıldat'ı da mı düşünmüyordu? Yıldat ona teşekkürler etmiş, 'abi' demişti. Ona layık bir kardeş olmaya çalışacağını söylemişti, Gölge ise arkasından kuyusunu kazıyordu.
"Kardeşini bile düşünmüyorsun. Evlenmediğimizde Yıldat'ın ne hissedeceğini düşünmüyor musun?"
Gölge Yıldat'ın isminin dahi geçmesiyle yeniden öfkeyle dolup taşarken dişlerinin arasından "Üstesinden gelir." dedi.
Veyla, "Sana düşman olacak." dediğinde Gölge alayla güldükten sonra saniyeler içerisinde gülüşü silinip yüzünü öfke bürüdü ve kasılmış çenesi eşliğinde "Üstesinden gelirim." dedi.
Veyla sinirle kapıyı gösterdiğinde Gölge birkaç saniye duraksadı. Sinirle nefes alıp verirken kadını ikna etmek istediğinin farkındaydı. Ona zarar vermek için yapmadığına, niyetinin bu olmadığına... Önceden olsa bizzat kendisi bu bahaneyi Veyla'ya sunardı ama şimdi aksine ikna etmek istiyor gibi hissediyordu. Kadının gözlerinde bu nefreti görmek istemiyordu.
Gölge sıkkın bir nefes daha alıp verdikten sonra güçlü adımlarla ve öfkeyle kapıya yöneldi. Veyla da yeniden sinirle inleyerek ellerini elbisesine, iplerine, birleşim noktalarına götürdü ve yırtıp atmak ister gibi çekiştirdi. Gölge kapıdan çıkmadan önce Veyla'ya bakıp çenesinin ucuyla elbiseyi gösterdi.
"Tamamlarlar."
Odanın içerisindeki tüm eşyalar mor büyüyle ışıldayıp hareketlenirken Veyla her birini Gölge'ye fırlatmak istese de Gölge'nin hemen etrafında kapıya ve duvara isabet ettiler. Gölge de istese her birinden kaçınabilir ya da kendisine bile varmadan büyüsüyle yok edebilirdi ama isabet etse rahat edermiş gibi beklemişti. Yine de Veyla'nın hiçbiriyle Gölge'ye zarar vermediğini gördüğünde gözleri yere düşen eşyalardayken dudakları hafifçe aralanmış, kaşları şaşkınlıkla kalkmıştı. Sadece büyüsü değil, Veyla da mı Gölge'ye zarar vermemeye çalışıyordu?
Veyla, Gölge'ye isabet ettirmediği eşyalara öfkeyle baktıktan sonra "Sen benimle dalga mı geçiyorsun?" diye sordu. "Yıktığın enkaza mı gülüyorsun?"
Gölge, şaşkınlığını henüz üstünden atamamışken "Ben..." diye sesini yükselterek elini anlatabilme umuduyla kaldırıp "Sana zarar vermek için yapmıyorum!" diye bağırdı. "Birçok sebebim var ve aralarından hiçbiri babanın sana eziyet etmesini izlemek değil!"
Veyla asla inanmadığı için eşyalar yeniden büyüyle hareketlendi. Gölge darbe alma tehlikesine karşı yine hiçbir önlem almazken açıklama yapmaya devam etti. "Yapmam ulan, yapmam böyle bir şey! Kimseye bırakmam seni." dediğinde eşyalar duraksarken Veyla'nın gözleri de yeniden Gölge'ye döndü. Kalbi kulağında zonklarken kaşları kalktı.
Gölge yutkunduktan sonra bağırmadan "Kimseye bırakmam, ben yakarım canını." dedi.
Veyla isterik bir şekilde güldükten sonra eşyaları yerli yerine bıraktı. İçindeki öfkeye bir şeyler olmuş, artık Gölge'ye zarar verebilecek gücü kaybetmiş gibi sönmüştü.
Veyla, "Sana inanmıyorum." dediğinde Gölge, başını başka yöne çevirip gözlerini yumar ve gergin dudaklarını yalarken burnundan soludu. Veyla, "Yetmezmiş gibi benimle dalga geçiyorsun!" dediğinde Gölge gözlerini aralayıp Veyla'ya baktıktan sonra "Geçmiyorum." dedi.
"Tamamlarlar, ne demek o zaman?" diye çığlık atar gibi sinir krizi eşliğinde bağırdığında Gölge de "Ulan çünkü sana yakışmış!" diye bağırdı. Veyla bağırırken odanın ışıkları mor büyüyle aydınlanmış, Gölge bağırırken ise gök gürlemişti. Hemen ardından oda yeniden normal ışıklarına dönerken, gök gürlemesi dindi ve birkaç saniye içerisinde sakinleşmeye başlamış gibi hissettiler. Gölge, söylediğine pişman oldu ama artık çok geçti. Düşündüklerine engel olamadığı gibi söylediklerine de engel olamamaya başlamıştı.
Veyla saçlarını omuzlarından geriye atıp bakışlarını odada gezdirerek duygularını kontrol altına almaya çalıştı. Adamın ne yaptığını anlayamıyordu. Beğeni dolu bakıp bakmadığını anlayamamıştı ama şimdi beğendiğini itiraf ediyordu. Veyla'nın Karam'a gitmek konusunda 'inanmıyorum' deyip durarak çektiği gardına son darbesi olabilir miydi? Veyla çok mu açık veriyordu? Gölge'ye karşı güçsüz düştüğünü çok mu belli ediyordu? Gölge üstüne gelmeye başlamış gibi hissediyordu. Niye böyle davranıyordu? Karam'a ona güvenerek gitmesini mi sağlamaya çalışıyordu? Güven oluşturup kırmak? Daha öncesinde Veyla'nın ona güvendiği anlarla dalga geçmişti, yine öyle yapmak istiyor olmalıydı.
Sıkkın bir nefes alıp vererek gözlerini Gölge'ye çevirdi. Sinirli bir alayla "Ne zaman olduğu belli olmayan evlilik törenimde mi giyeceğim?" diye sordu.
Gölge, "Bulurum bir yer." dediğinde Veyla'nın öfkesi sakinleşen bir deniz gibi git gide geri çekilmeye çalışıyordu. Mani olacaktı. Mani olmalıydı. Adam böyle bir adım attıysa, Veyla da karşı saldırıda bulunacaktı. Ama... Adama inanmayı öyle çok istiyordu ki.
Veyla bir şey demediğinde Gölge de gözlerini güçlükle Veyla'dan aldıktan sona kapıya döndü. Savaşçıların açmasını beklemeden kapıyı gürültüyle açtıktan sonra koridorda git gide artan bir rüzgâr eşliğinde uzaklaşmaya başladı. Veyla dudağının kenarını kemirerek cama doğru dönüp yaklaşırken elleriyle yüzüne hava yolluyordu. Ağlamak isteyen gözlerine engel olmaya çalışıyordu.
Karanlık... Adam karanlıktan korkuyordu. Veyla da pek haz etmezdi ama Gölge için karanlıktan korkmayacak, karanlığı kullanacaktı. Hem de adam söz verdiği gibi onu karanlık odasına götürdüğünde, yeni bir yarayı da Veyla açacaktı.
Gölge saldırıyorsa, Veyla da saldıracaktı.
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!