38/64 · %58

🔮 38 ⚡ İhtiyaç

47 dk okuma9.398 kelime28 Kasım 2025

3. KISIM  KRAL VE KELEBEK

🔮 38 ⚡ İHTİYAÇ

**

Gölge Karanir, oturduğu koltuktan okyanusu izlerken düşünceli gözleri kısıktı. Gergin dudakları ardında dilini çiğnerken burnundan sıkkın nefesler alıp veriyordu. Üç katlı odasının ikinci katı olan yatak odasındaydı. İkinci ve üçüncü katlar, ilk katın yarısı genişliğinde olup ilk kata bakan kısımları korkuluklarla çevriliydi. Böylelikle üst katlardan ilk kat olan avlu ve taht kısmı görülmekteydi fakat giriş katından yukarıya bakıldığında, üst katların ancak bir kısmı görülebiliyordu. Üçüncü katın iç kısımları neredeyse hiç gözükmüyordu.

Gölge ise yatak odasının okyanusa bakan geniş penceresinin önünde, yan bir şekilde konumlandırılmış büyük tekli koltuğunda oturmuş, sol ayağını ileriye doğru uzatmışken sağ bacağını dizinden kırarak ayağını pencerenin altındaki çıkıntıya yaslamıştı. Geçirdikleri günlerin aksine hava sakin gözüküyordu. Gölge Kral, hava durumuna yön verebilmekle beraber sakin olduğu sürece müdahale etmez, öfkeli veyahut başkaca yüksek duygulara sahip ise de kasti bir müdahalesi olmazdı. Son zamanlarda sıklıkla yaşandığı gibi, hava durumu kendiliğinden bozulurdu. Fırtınalar kopar, şimşekler patlardı. Şimdi ise hava bulutluydu fakat gök sessiz, sakindi. Başkent mıntıkası halkı, yağmurların ve doluların bir süreliğine son bulması sebebiyle memnun olmalıydı ama Gölge biliyordu. Daha büyük fırtınalar yoldaydı.

İçki bardağını pencere pervazına bırakıp bizzat calin şişesini dudaklarına dayadı ve başını da ardına yaslayıp tavana bakarak son yudumuna kadar içti. Calin boğazını yakarak midesine ilerlerken Gölge, bu histen daha yakıcı hisleri tanımıştı. Sadece birkaç saat önce boğazı şu andan çok daha fazla yanmıştı. Sonra ise dinmişti. Rüzgârlar, fırtınalar gibi boğazını yakan his de dinmişti. Şimdi bir yumru gibi orada bekliyordu ama tehlike geçmemişti. Hiç unutmamasını sağlamak üzere uyararak oradaydı.

Gölge calin şişesini de pencere pervazına bırakırken gözlerimi sımsıkı yumdu. Gözlerinin nereye dönmek istediğinin farkındaydı. Belki de saatlerdir buradaydı. Saatlerdir bu okyanusu izliyor ama o kalp atışlarını dinliyordu. Kendisini irade sahibi bir adam sanırdı, bu iradesi sayesinde ne türlü prangalardan kurtulmuştu ama şimdi... Bu göğsünü saran zincirlerden nasıl kurtulacağını bilemiyordu. Üstelik varlıklarıyla da yeni yeni tanışıyordu. Henüz kabullenebilmiş değildi ama reddetmekte de zorlanıyordu. Bir yanlışlık vardı... Bir şeyler çok yanlış ilerliyordu. Hiç olmaması gereken şeyler oluyordu ve Gölge nedenlerini anlayamıyordu.

Koltuğun sırtına yaslı başını yavaşça soluna doğru çevirdi. Gözlerine direndiği yeterdi. İradesi zayıflarken özgür kalan gözleri aralandı. Gözleri, sakındığına yakalanınca iç çekti. Veyla Aldar, Gölge Kral'ın yatağında sırt üstü uzanıyor haldeydi. Başı hafifçe Gölge'den yana dönüktü. Gölge'ye yakın olan kolu, dirseğinden kırılmıştı, avucu tavana dönük bir şekilde güzel yüzünün yanından yatağa yaslanmıştı. Diğer kolu ise bedeninin yanında ayaklarına doğru uzanıyordu. Gölge'ye yakın olan sağa bacağında dizi hafifçe kırılmıştı. Terralar, buraya ilk geldiklerinde kanları silmiş, Veyla'nın yaralarını temizlemişti. Bu sebeple şimdi Gölge kadının karnını ve kolunu, ne durumda olduğunu rahatlıkla görebiliyordu. Yaralar iyice iyileşmişti ama izleri henüz boylu boyunca uzanıyordu. Başka bir bedende aylarca sürecek olan iyileşme süreci, Veyla'nın bedeninde saatler içerisinde geçmişti. Normale kıyasla hızlı ilerlese bile, Veyla, Gölge gibi ölümsüzler söz konusu olunca uzun bile sürmüştü. Normalde Veyla, benzeri yaralardan dakikalar içerisinde tamamıyla kurtulabiliyordu. Esved söz konusu olunca, iyileşmesi daha uzun sürmüştü. Tamamıyla iyileşmesi ise, henüz yaşanmamıştı. Yaralar iyileşmiş gibi gözükse de izleri henüz geçmemişti. Veyla'nın sağ kolunda omzunun altından başlayarak dirseğinin altına kadar inen bir yara izi mevcuttu. Karnında ise, alt göbeğinin altında şimdi iyileşerek bir hayli küçülmüş olsa da kurşun yarasına benzer bir iz mevcuttu. Yaralarında hala mor parıltılar dolaştığı için Gölge, izin de ilerleyen dakika veyahut saatlerde geçeceğini düşünüyordu.

Veyla'yı odasına getirmekte hata yaptığını biliyordu. Kucağında Veyla, malikâneye ilk girişi değildi ama bu görüntüler arttıkça, görenlerin düşünceleri şekilleniyor, fısıltılar artıyordu. Veyla ile Gölge'nin odasının olduğu koridora girdiklerinde savaşçıları ve Valdris, Veyla'nın odasının kapısını açmışlardı ama Gölge, birkaç saniye duraksamanın ardından kendi odasına yönelmişti. Valdris de, bu sefer Gölge'nin odasının kapısını açmadan önce, Gölge gibi duraksama ve algılamaya ihtiyaç duymuştu. Erya'dan, Valdris'ten, Ash ve Thal'dan peşi sıra sorular geleceği sırada Gölge sessizlik ve yalnızlık emretmişti. O andan beridir odasında Veyla ile baş başaydı. Kadın, Terraların da verdiği iksirle birlikte saatlerdir uyuyarak dinleniyordu. Gölge, Azrit kulaklarıyla kadının hoş kalp atışlarını ve sevimli nefes alış verişlerini dinliyorken okyanusu izlemişti. Evet, odasına getirmemeliydi ama tamamen iyileştiğine emin olana kadar yanında olmasını istemişti.

Aklı karmakarışıktı. Kadını istemsiz koruyup kolladığı bazı anların yaşandığının farkındaydı, bunları hep başkaca bahaneler ile açıklamaya çalışmıştı ama bu... Kadının ölmesinden korkmuştu. Öldürmek üzere yeminler ettiği, hatta gün saydığını sandığı kadının ölmesinden... Korku olmalıydı. Korktuğu zamanlarda hissettiğine benzer bir his yaşamıştı ama tamamıyla aynısı değildi. Farklı bulması, içini rahatlatmıyordu çünkü hissettiği farklar, durumu daha da kötüleştiriyordu. Diğer korkularından daha kötü bir his yaşamıştı. Daha öncesinde ne kadar korkarsa korksun üstesinden gelebileceğini de düşünürdü ama bu sefer... Nasıl üstesinden gelebileceğini bilememişti.

Ne anlama gelirdi? Artık kadına merhamet mi ediyordu? Sanıyordu ki bu artık çelişkisini yaşayabileceği kadar şüpheli bir durum değildi. Açıkça ortadaydı... Kadına merhamet ediyordu. Ona merhamet etmemiş olana merhamet ediyordu. En kötüsü de... Kadın bazen bu merhameti hak eder gibi bakıyordu. Nasıl oluyordu? Nasıl öyle masum gözükebiliyordu? Gölge'nin canını yakmak değil de korumak istemesini sağlar şekilde... Acıyla inlemelerinden zevk almalıydı, aksine Gölge'nin de canı yanmıştı. Nasıl bir merhametti ki, kadına değil kendisine acımasızlık eder olmuştu?

Kelebek, nasıl ki etrafındaki herkesin omzuna sinsice konuyor, oradan göğsüne, kalbine doğru ilerliyordu, Gölge de mi kışkışlamayı beceremiyordu? Uyarmıştı... Veyla'nın etrafındaki herkesi uyarmış, hatta Veyla ile bağ kurmayı neredeyse yasaklamıştı. Ona kanmamaları, gözlerde ve zihinde oluşturduğu yanılgıdan sakınmaları için dil dökmüş, Veyla'yı yalnız bırakmak istemişti. Şimdi kendisi de mi kanmaya başlamıştı? Kadına neden merhamet ediyordu ve bu merhametten nasıl kurtulacaktı? Artık... Kadına sadece merhamet ediyorsa içi rahatlayacakmış gibi hissediyordu. Merhametten ötesine geçer gibi olduğu anlar yaşamıştı. Açıklayamadığı, anlamlandıramadığı anlardı ama yaşamıştı. Belki de artık Gölge'nin güvenilir durağı acımasızlık değil, merhametiydi. Daha kötüsü yolda olabilir miydi?

Karamsar ve karmaşık düşüncelerine rağmen Veyla'da gezinen gözleri yumuşak bakıyordu. Geçen saatler içerisinde tepkilerine ve dudaklarından çıkanlara dair hâkimiyeti geri kazanıyordu ama hala normale dönmüş sayılmazdı. Hala, hemen şimdi Veyla uyansa ne kadar kendi gibi davranabilirdi, Gölge bilmiyordu. Bu garip korkudan ve sonuçlarından kurtulmak için daha fazla zamana ihtiyacı olacaktı ama kendisine hiç de yardımcı olmayarak kadını bizzat odasına, hatta yatağına taşımıştı. Aşağı inip tahtında işleriyle ilgilenebilirdi ama onu da yapmıyordu. Kadından en uzak durabildiği nokta birkaç metre ilerisindeki koltuğuydu. Koltukta otursa da aklında da gözlerinde de kadın vardı.

Kadının yaralarında gezinen büyü ışıltıları son bulduğunda, Gölge'nin kaşları kalktı. Ayağını pencere çıkıntısından indirdikten sonra yavaşça koltuğundan kalktı. Kadının büyüsünün iyileştirme çabası sonlanmıştı ama kadın tam olarak iyileşmemişti ki. Yara izleri hala duruyordu. İyileşmeyen bir bedende oluşan yaranın üstünden seneler geçmiş de yara izi solmuş, azalmış gibi gözüküyordu ama hala vardı işte. Ölümsüzlerde yara izinin kalmaması gerekirdi.

Gölge, gözleri kadının yaralarında gezinerek birkaç büyük adımda yatağa vardı. Sol dizini yatağa yaslayarak yatağın diğer tarafında yatan kadına doğru hafifçe eğildi. İşaret parmağının yanıyla kadının kolundaki yara izine, tenine dokunduğu gibi yara sanki Veyla'dan Gölge'ye taşmış gibi Gölge'nin teni gıdıklandı. Yeniden dilini kemirmeye başlarken gergin kaşları altında bulutlu gözlerle karnındaki yaraya baktı. Yine işaret parmağının yanını, hafifçe temas ederek kadının yara izinde gezdirdi. İyileşmesi, izin silinmesi neden durmuştu? Zamanla silinecek miydi yoksa hep Veyla ile mi kalacaktı? Esved'in açtığı bir yara olması sebebiyle izi kalacak olabilir miydi? Gölge, kadının teninde ölümü hatırlatan bir iz olmasından rahatsız oldu. Omzundaki zaafı hatırlatan ize bile razıydı ama bu izlerin geçip gitmesini isterdi. Gözleri önce omzundaki işarete döndü. Beyaz parıltılı yıldız izi kadının güzel ve pamuk gibi teninde ışıldıyordu. Gölge vücuduna komut bile vermedi ama işarete bakarken elinin de gözleri gibi vardığını fark etti. Omuzları güçsüzlükle çökerken gözleri yavaşça kadının yüzüne doğru döndü. Ve işte... Artık iradesi sesi duyulamayacak kadar ruhunun derinliklerine çekilmişti.

Önce yavaşça yatağa oturdu. Bir saniye geçmişti ki, kendisini Veyla'nın yanına doğru uzanırken buldu. Başı, kadını uyandırmak istemeyerek yavaşça yastığa yaslanırken vücudu ona doğru dönüyordu. Hareketsizleştiğinde nefesini tuttuğunu fark etti. Kadının kıpırdanmadığını, hala uyuduğunu fark ettiğinde nefesini titrekçe üfledi. Kadını, kadından gizleyerek izlemek, düşünmek öyle zordu ki...

Yutkunurken gözleri kadının güzel yüzünde geziniyordu. Kadının ölmesinden korktuğu dakikalarda, nasıl da özgür bir şekilde ona dokunduğunu, hatta sarıldığını ve... Öptüğünü hatırladı. Yine bir bahaneyle gizlemişti ama kadını öpmüştü. Gözleri kadının dudaklarına doğru indi. Kadın pembe, şekilli dudakları, Gölge'nin içinin titremesini sağlarken yöneldiğini fark ettiği eli de titriyordu. Elinin tersi oldukça sakin, yavaş ve hafifçe kadının dudağına değdi. Birkaç saniye değdiği noktada duraksadı. Ardından yavaşça işaret parmağının yanını kadının dudak çizgilerinde gezdirmeye başladı. Gölge'nin yüzünde, öpüşürlerken de olduğu gibi acı dolu bir teslimiyetin izleri mevcutken yutkunmak da, titrek olmayan bir nefes almak da güçtü. Eli yavaşça kadının yanağına kaydı. Başparmağı minik dokunuşlar ile kadının yanağını severken Gölge'nin gözleri arada endişeli bir şekilde kadının gözlerine dönüyor, uyuduğundan emin olmak istiyordu.

Kadının tenine dokunmak, artık nefrete dokunmak gibi değildi. Özellikle de başlarda kadına dokunmak acılarına, kötü anılarına dokunmak gibiydi. Şimdi ise... Kadına dokunamamak acı çekmesini sağlıyordu. Kadını ilk günden beri arzuluyordu ama artık tek istediğinin kadınla sevişmek olmadığını biliyordu. Şimdi kadın uyurken, Gölge'nin aklından geçenler kadının vücudunun kıvrımları değildi. Gölge, şu an kadının yüzünün kıvrımlarıyla ilgileniyordu ve bunu arzuyla açıklayamıyordu.

Eli yavaşça kaydı. Dokunmak için yanıp tutuşsa da dokunmaması gerektiğini bildiğinden kasıntı olan eli, her temasla gevşerken parmakları da git gide açılıyordu. İşaret parmağı kadının şekilli ve küçük burnuna temas ederek yükseldi. Önce sağ gözünün kirpiklerini sever gibi işaret parmağının yanıyla okşadı, sonra da sol gözünü. Hemen ardından kadının kaşlarını sevmeye başladı. Kaş çizgisi boyunca işaret parmağıyla gezdikten sonra eli kadının saçlarına geldi. Yüzüne düşüp de alnının ve sol yanağının bir kısmını kapatan saçını yavaşça kulağının ardına doğru sıkıştırdı. Gözleri kadının kulağından yanağına doğru inerken eli de yanağına temas ederek çenesine kaydı. Elinin tersi kadının kulağının ardıyla çenesi arasında temas ederek hareket ederken iç çekti. Eli yeniden yanağına doğru kayarken başparmağıyla kadının yanağındaki minik dövmeyi sevmeye başladı. Kelebek... Gölge'ye de mi uğursuz gelmişti? Gölge'nin zihnine, göğsüne... Kalbiyle bağdaştırmak istemiyordu ama göğsünde, kalbinin olması gereken o yerde kadın yangınlar başlatıyordu. Üstelik ateşten korktuğunu da öğrenmişti. Kadının korkusunu öğrenmek, Gölge'ye de yeni korku kazandırmıştı. Kadını korkularından vurmak istemiyor ama gerekirse vuracağını, daha doğrusu vurması gerektiğini biliyordu. Kadını yeniden gözyaşlarına boğmaktan korkuyordu ama muhtemelen boğacaktı. Sadece düşüncesi bile pişman etse de...

Neydi Gölge'nin elini titreten? Neydi kadının teninde, başka tenlerde olmayan? Şimdi kapalıydı gözleri ama Gölge biliyordu. Sadece teninde değil, gözlerinde de başka bir şey vardı. Kadın efsunluydu, gören herkesi büyülüyordu ama niye en çok Gölge büyülenir olmuştu? Başlarda böyle değildi... Başlarda Gölge dışındaki herkes efsunlanır, Gölge uyarır, kendisini sakınırdı. Şimdi ise Gölge, diğerlerinden bile daha fazla tehlikedeydi ve kimse uyarmıyordu. Aksine her fısıltı, Gölge'nin Veyla'ya yakalanmasını ister gibiydi. Gölge duyuyordu. Oturduğu koltukta bile, koridorda fısıldamaya başlayanları duyuyordu. Bugün ve bugün gibi her gün, konuşuluyordu ve konuşulacaktı. Şehrin ara sokaklarında Gölge ve Veyla'ya hitap edilen şarkılar söylenildiğini de biliyordu. Her ne var ise onlarda, dışarıdan bakanlar içerisinden bile daha tehlikeli şeyler görüyordu. Eğer tüm bunlar kadının oyunuysa ve Gölge bir gün teslim olursa, gözleri ölümle kapanmadan önce saygı duyardı. Kendisini bu hale getirebildiği için bile, kadına bir kez daha hayran olurdu ama o gün gelmesin diye de elinden geleni yapacaktı. Teslim olmak, Gölge'nin lügatında yoktu. Bu bir savaşsa, pes etmezdi ama Gölge git gide Veyla'ya karşı değil kendisine karşı savaşmaya başlıyordu ve kendisini nasıl yenecekti, hiç bilmiyordu.

Veyla'nın gözleri kırpışmaya başladığında Gölge hızla elini çekti. Veyla gözlerini aralayana kadar Gölge Azrit hızıyla aşağıya varabilirdi ama bu sefer gitmek istemedi. Gözlerini araladığında onunla göz göze gelebilmek istedi. Elini çaresizce yatağa yasladı. Kadına dokunmaya devam etmek istediği şüphesizdi ama peri uyanmış, Terra masalı bitmişti. Gölge kadına tekrar ne zaman dokunabileceğini bilemiyordu ama o anı sabırsızlıkla bekleyeceğini biliyordu. İhanetti bu. Veyla bile Gölge'ye, Gölge'nin kendisine yaptığı kadar ihanet edemezdi. Gölge sadece kendisine değil, sevdiklerine de ihanet ediyordu. Onların ölümüne sebep olmuş bir ten için yanıyordu. Önceden sönmek isterdi, şimdi en azından daha fazla yanmasa yeterdi. Tam şu an bu noktada kalsa bile her şey yeterince zordu ama daha ilerisi, Gölge'nin yenilgi ilanı olurdu. Yenilgi ve ölüm ilanı. Kelebekten intikamını alamamasının yanı sıra, kelebeğin kurbanlarından biri de kendisi olurdu.

Veyla gözlerini kırpıştırarak araladı. Gözleri her kırpışında görüşündeki bulanıklık dağılırken görmeye başladıkları, henüz uyanmamış gibi hissettiriyordu. Odak bulan gözlerinde Gölge'nin görüntüsü oluşurken Veyla'nın kaşları yavaşça kalktı. Göz göze geldiklerinde ikisinin de içi titredi. Veyla uyanıp uyanamadığından emin olamazken yavaşça Gölge'nin ardına ve etrafına baktı. Gölge'nin odasında gibilerdi. Veyla, Gölge'nin yatak odasına hiç çıkmamıştı ama duvarlardan, tavandan ve camlardan anladığı kadarıyla Gölge'nin odasında... Hatta yatağındaydı... Niye?

Veyla'nın gözleri yeniden Gölge'ye döndü. Adam hala ona bakıyordu. Garip bir şekilde... Veyla son yaşadıklarından emin değildi. Ölmek üzere oluşu değildi onu sarsan. Ölmek üzereyken yaşadıklarıydı. Gölge'nin onu kurtarma çabası ve davranışları... Farklı davranışları... Daha önce de Veyla'yı iyi hissettiren davranışları ve sözleri olmuştu ama bu seferki farklıydı. Veyla'yı sadece iyi hissettirmemiş, iyileştirmişti. Gördükleri, duydukları ve hissettikleri o anların gerçekliğine dair olan inancını gölgeliyordu. Gerçek olmasını ne kadar istediğini göğsünün derinliklerindeki sızlamada hissetti. Burnu, şu anda da olduğu gibi o an, buram buram Gölge'nin kokusunu almıştı. Bu kokuyu hissedebiliyorsa gerçektir, diye de düşünemiyordu. Bazen adam gidiyordu, kokusu yine de kadının burnunun direğinde sızlaya sızlaya kalıyordu. Veyla, can havli ve acılar içerisindeyken neyi ne kadar doğru algıladığını bilemiyordu ama bazı anlarda... Bazı anlarda canı yanmamıştı. Bazı anlarda, sanki yıldızları izlediği o çıkıntıda bu sefer Gölge'nin de yanına gelmesine müsaade etmiş, yan yana oturmuşlar da sohbet ediyorlarmış gibi hissetmişti. Sanki artık gökyüzünün altında iki düşman değil de, aynı gökten muzdarip iki yaralı ruh gibi...

Bir anı gerçek kılan neydi ki? Gölge ile de bu konuda konuşmuşlardı. Yine... Kendileri değil de birbirinden o kadar da nefret etmeyen iki yaralı gibi oldukları başka bir anda... Veyla, Gölge'nin kucağında, bu sefer de Veyla Gölge'yi iyi etmeye çalışırken... Adam sormuştu. 'Bir anı gerçek çıkan onu yaşamak mıdır yoksa hatırlamak mı?'

Veyla'nın hatırladığı o anlar, gerçek miydi? Yoksa yaşanmasını umut ettiği merhamet serabı mı görmüştü? O kadar düşkün ve yenik olduğu bir anda, buna ihtiyaç duymasına şaşırmamıştı. Adamın merhametini, çaresizce istediğinin farkındaydı. Adam ondan o kadar da nefret etmesin istiyordu, adam bazen olduğu gibi yumuşak baksın istiyordu, adam felaketi değil sığınağı olsun istiyordu... Adam öyle olsa bile Veyla kendi eliyle bizzat her şeyi mahvedeceğini biliyordu ama yine de istiyordu. Adam da aksini söyleyip aksi gibi davranıyordu ama o anlarda... O anlarda sanki farklıydı. O anlarda nefretine gölge düşmüş gibiydi. Eğer o an Veyla'nın hayaliyse, şu an da öyle olmalıydı çünkü adam yine aynı bakıyordu. Endişeli ama yumuşak... Veyla artık ölmüyordu ama adam hala endişeli bakıyordu. Bu sefer başka endişe sebepleri var olmalıydı ama yumuşaklık? Şu an ne yumuşaklık sebepleri vardı? O an niye vardı?

Gölge ile Veyla, sessizliğin duygu dolu gürültüsüyle birbirlerine bakarlarken ikisi de kendisine mi yoksa birbirine mi zaman veriyordu, bilemiyorlardı. Veyla, yeni yeni kendine geliyor, gördüklerinin gerçekliğini sorguluyorken Gölge, ne diyeceğini bilemeyerek susuyordu. Ona özgürce dokunamıyordu ama en azından şu anlık, özgürce bakıyordu. Veyla henüz gözlerini kaçırmamışken, Veyla henüz ardına dönüp gitmemişken, hala buradayken...

Veyla, adamın bakışlarını git gide garipsiyordu. Veyla gözlerini kırpıştırıp duruyordu ve nefes alış verişleri de istemsiz hızlanmıştı. Gölge'nin ne kadar farkında olduğunu bilmiyordu ama şu an kalbini dinliyorsa, ne kadar da hızlı çarptığını duyardı. Gölge, Veyla'nın yaralandığı andan, şimdi gözlerini açana kadar her şeyden çok Veyla'nın kalbini dinlemişti ama şu an, bu sessizliği dinliyordu.

Veyla, hareketlendiğinde Gölge bir an kadın kalkıp gidecekmiş gibi hissetti. Gölge'nin eli de hareketlenir gibi oldu ama kendisini güçlükle tuttu. Ne yapacaktı, kadını tutacak mıydı? Neden? Gitmemesi için mi? Kalsa ne olacaktı? Gölge niye böyle yapıyordu?

Gölge'nin kendisi ile verdiği iç savaş ve hesaplaşma Veyla'nın yavaşça vücudunu Gölge'ye doğru çevirmesiyle sustu. Sustu ve bir süre daha konuşamayacak kadar derinliklere itildi. Yerine heyecan ve heyecana rağmen garip bir rahatlama geldi. Veyla ise hareket ederek, eğer öyleyse bu hayalin dağılmasını ummuştu. Bir yanı da dağılırsa üzüleceğini biliyordu ama sanrılardan çok gerçeklere ihtiyacı vardı. Gölge yerli yerinde, Veyla'nın gözlerinin önündeyken Veyla iç çekti. Veyla'nın hareketlenişi, Gölge'nin vücudunun kasılmasını sağlamıştı. Veyla'ya, öyle gerçek değil de bir rüyaymış gibi bakarken hareketsizlikleri ve sessizlikleri dalıp gitmesine yardımcı oluyordu ama şimdi... Şimdi ne yaptığının idrakinde olarak ona bakmayı sürdürüyordu. Veyla'nın yüzünün ve vücudunun ona dönerek yakınlaşması, adamın da kalp atışlarının hızlanmasını sağlarken elini, Veyla'nın teninden uzakta tutmakta bir hayli zorlanıyordu. Neyse ki gözleri, laf dinlemiyordu.

Kalpleri birbirine doğru akarken adam hala susuyordu ve Veyla, bu garip bakışmada adamın karmaşa dolu bakışlarına anlam veremiyordu. Adam düşünceliydi, besbelliydi. Adam ruhunun ten duvarları ardında kasırgalar saklıyordu, şüphesizdi ama Veyla hiçbirinin kendisini sevindirecek sebeplere sahip olduğuna inanamadı. Neden sevinirdi, onu da bilmiyordu ama sevinemeyeceğini de biliyordu. Gölge'nin yüz ifadelerinin ve bakışlarının isterik olduğunu düşündü. Fırtına öncesi sessizlik gibi, Veyla'dan bir hesap bekliyor olmalıydı.

Veyla "Olay..." diye hızlıca konuşmaya başladığında sesinin ne denli pürüzlü olduğunu fark etti. Veyla sesini temizlerken Gölge de hafifçe kaşlarını kaldırdı. Kadının sessizliği bozarak konuşmaya başlaması, mümkünmüş gibi kalbinin daha hızlı atmaya başlamasını sağlamıştı. "Olay şöyle oldu... Ben ayinden ayrılmak istedim. Terra Zelith..."

Veyla tek nefeste hızlıca konuşurken Gölge'nin dudakları hafifçe kıvrıldı ve "Yelith." diye düzeltti.

Veyla, heyecanla nefes alıp "Terra zattiri zort..." diye konuşmaya devam edince Gölge gülecek gibi oldu. Veyla o sıra anlatmaya devam ediyordu. "... hiç de umurumda olmadığı için törenden uzaklaştım. O binayı daha önce de fark etmiş ve merak..." diye açıklayıp dururken Gölge elini kadının dudaklarına doğru yükseltti ve işaret parmağının yanını kadının dudağına yasladı. Veyla, donup kalırken gözleri yavaşça dudağına doğru indi ve bu yakınlıktan baktığı için şaşı gibi gözüktü. Gölge bu görüntüye bile hayran kalır gibi hissetti. Kadın yapınca, her şey dikkate ve bakmaya değer bir görüntü oluyordu. Gölge sakince "Sonra." dedi.

Veyla, apışıp kalmış haldeyken gözlerini kırpıştırarak Gölge'ye baktı. Gölge yavaşça elini çekip yeniden yatağa yasladı ama bu sefer, pek de mesafe olmayan aralarında elini Veyla'nın yakınında yatağa yaslamıştı. Böylelikle elinin yanıyla kadının karnına temas ediyordu. İki beden de, bu küçücük temasta yıllarca yaşamak istedi.

Veyla, "Sonra mı?" diye sorduğunda Gölge yavaşça başını sallarken iç çekti. Bunun da hesabını sorması gerektiğinin farkındaydı. Az daha siyah ölümü, henüz ulaşamadığı gezegenin ortasında da başlatıp kıyameti yakınlaştıracaktı. Böyle olmasa dahi, halkının bir kısmı Esved'ten haberdar olmuştu ve Gölge, nasıl ki Veyla ile olan fısıltılara engel olamıyor, bunun yayılmasına da engel olamayacağını biliyordu. Duyan herkesi öldüremez ya da mahzene kapatamazdı. Bu fısıltılar düşmanlarının kulaklarına ulaşırsa, Gölge'nin şehrinde tam olarak nereye saldırırsa, Gölge'nin sonunu getireceklerini öğrenirlerdi. Xaliaların neredeyse hepsi Esved'ten habersizdi. Büyük bir kısmı da siyah ölümü yeterince önemsemezdi. Sırf Gölge'yi yenmek için yaparlardı ama Gölge'yi yenseler bile siyah ölüm ve Esved'in onlar için de geldiğini anlayamaz, bilemezlerdi. Veyla, Gölge için her şeyi, yine ve yine, daha da zorlaştırmıştı ve bir başkası yasaklı olduğu bu denli belli olan bir alanı aşmaya çalışsa, şimdi Uğultu'nun midesinde olması gerekirken Gölge aksine bu kadını yaşatmak için her şeyi yapmıştı. Kadından hesap sorması, hatta cezalandırması gerektiğini biliyordu ama şu an, istemiyordu. Veyla'nın izleri henüz geçmemişti, kadın hala yorgun bakıyordu ve... Gölge de hala kendisine gelememişti.

Gölge de yaşadıklarından ve en çok da yaşayamadıklarından yorgun bir sesle, "Sonra hesap verirsin." dedi.

Veyla şaşkın bir şekilde "Mahzende mi?" diye sordu. Belli ki şu an, gerçekti. Gölge'nin yanındaydı. Hatta odasında, yatağındaydı. Gölge onu yaşatmayı başarmıştı. Yaşatmak bir yana, hala yanında tutuyordu. Hesap da sormuyor, sadece bakıyordu. Oysaki şu an Veyla'nın şimşeklerle, cezalarla, sonu gelmez bir nefretle başa çıkması gerekmez miydi? Halkını tehlikeye atmıştı, yasakları çiğnemişti... Gölge ise 'sonra hesap verirsin' diyordu. Niye?

Gölge onaylamaz bir şekilde kaşlarını kaldırıp indirdi. Veyla adamın öfkesiyle boğuşması gerekirken nasıl sakin gözüktüğüne inanamadı. "Okyanusun dibinde?"

Veyla'nın sevimli gözüken şaşkınlığına Gölge'nin dudakları kıvrılırken olumsuz anlamda dilini şaklattı.

Veyla birkaç saniyelik şaşkın sessizliğin ardından "O zaman bu sefer kesin uzay." dediğinde Gölge hafifçe tebessüm etti. Veyla'nın gözleri adamın tebessümüne indi. Gözleri kırpışırken dudakları aralandı ve inanamayarak baktı. "Gülümsüyor musun?"

Gölge de gülümsediğini fark edip hızla dudaklarını düzeltirken sesini temizledi. Veyla, adamın sinirlerinin bozulduğunu düşündü. Bu daha da endişe vericiydi. Adamın öfkesi en azından öngörülebilir oluyordu, bu tehlikeli bir sessizlikti. Yine de gülümsemek, adama yakışıyordu. Aslında... Öfkesi de adama yakışıyordu. Nefret ederek bakarken dahi, Veyla'nın canı yanarken gözleri Veyla'ya ihanet ederek beğeni dolu bakıyordu. Nefreti bile adama yakışıyordu. Merhamet... Adama en çok merhamet yakışıyordu. İşte onu da Veyla göremiyordu. Yoksa görüyor muydu? Ölmesine izin vermeyen şey, merhameti miydi?

Veyla gözlerini adamın gözlerine çıkarırken "Niye başıma şimşekler yağmıyor şu an?" diye sordu. Gölge bir cevap veremezken neyse ki Veyla hızla konuşmaya devam etti. Korkmuyor, sadece anlamaya çalışıyordu. "Aklında daha kötü şeyler mi var? Benimle ne yapacaksın?"

Gölge'nin gözleri istemsiz bir şekilde kadının vücuduna doğru kaydı. Gözleri kadının vücudunda baştan aşağı seyahatin tadını çıkartırken adamın sesi derinleşti ve "Neler neler..." demesinin hemen ardından kendisine gelmeye çalışarak sesini temizledi ve yeniden kadının gözlerine baktı. Yüzünü ciddileştirmeye çalışırken 'neler neler' kısmını aklından uzaklaştırmaya çalıştı çünkü aklına bir sürü şey geliyordu ve hiçbiri kadının canını yakmıyordu. Aksine kadının ve Gölge'nin bir hayli hoş oldukları dakikalardı...

Veyla, adamın tam olarak ne demek istediğini anlayamasa da bakışları ve ses tonu heyecanlandırdığı için "Nasıl yani?" diye sorarken sesi incelmişti.

Gölge iç çektikten sonra "Zaman gösterecek." dedi. Şu an kadınla ne yapacağını, gerçekten hiç ama hiç bilmiyordu. Ne yapması gerektiğini bilmesi daha da sinir bozucuydu. Biliyordu ama nasıl yapacağını bilemiyordu.

Gölge yüz ifadesini ve sesini toparlayabilmeye başladığı için Veyla heyecanından kurtulmaya çalıştı. Muhtemelen adam daha yeterince büyük bir ceza bulamamış olmalıydı ki, 'zaman gösterecek' diyordu. Veyla kendi beklentilerinin yersizliğine iç çekti. Yine bir süre süren bir sessizlik oluştuğunda Veyla, dudağının kenarını kemirerek sorup sormamak arasında kaldı. Cevabı bilmediğinde beklentileri oluşuyordu ve bu aslında içten içe canını yakan beklentilerle mi kalsaydı yoksa canını bizzat adamın yakması için sorsa mıydı, bilememişti.

Gölge, kadının bir sorunun eşiğinde kararsız baktığını fark etti. Kadını artık tanımaya başlaması, gözünün bu denli kör oluşuyla çelişkiliydi. İkisi de birbirinin jestini, mimiğini öğrenmeye başlamıştı ama bir yandan da birbirlerine karşı o kadar yanılgı dolulardı ve hep kötüye yormaya meyillilerdi ki...

"Sor hadi."

Veyla henüz karar verememişken Gölge'nin fark edip yumuşak bir şekilde "Sor hadi." deyişine sıkkın bir nefes alıp verdi ve "Benden kurtulabilirdin." dedikten sonra hafifçe omuz silkti ve yüz ifadesini örtmek için alayla güldü. "Ölmeme müsaade edebilirdin."

Gölge'nin bakışları, kadının merakla bakan gözleri arasında gezinirken cevabı tam olarak bilmediğinin farkındaydı ama Veyla'ya bir açıklama yapması gerektiğini de biliyordu. Eğer kadın, Gölge'nin bu konuda zayıf düşmeye başladığını görürse, üstüne gelebilir, kendisini bu savaşı yenmiş kabul edebilirdi. Eğer varsa öyle bir amacı, Gölge'nin zaafı olma çabasında daha cesur adımlar atabilirdi ve Gölge, kadın uzak durduğunda bile zorlanırken bir de bağ kurmaya çalışsa ne kadar sağlam durabileceğini bilmiyordu. Yine de dudaklarından çıkan cümlelere nefreti serpiştirmek, eskisi kadar kolay değildi.

"Senden kurtulmak istemedim." derken bu yalan ya da bahane değildi. Aklından geçenleri, güvenli kelimeleri tercih ederek söylemekte zorlanıyordu. Veyla'nın kaşları kalkarken gözlerinden bir duygu karmaşası geçti, Gölge hiçbir duyguyu seçip çıkartamadı. Veyla'nın göğsü yanarken duyduklarını iyiye yormamak için üstün çaba içerisindeydi. Gölge son dakika darbelerini severdi, Veyla hazırlıklı olmaya çalıştı.

"Bir süre daha felaketim ol istedim. Arkamdan işler çevir, ayağıma çelme tak ve etrafımda uçuş..."

Veyla gerginlikle çatılmakla, kalkmak arasında bir noktada kalmış kaşları altında bulutlu gözlerle bakarken yüz ifadelerine sahip olmaya çalışarak dinliyordu ama aynı yatakta, birbirlerine dönük bir şekilde uzanırken ve adamın eli, Veyla'nın tenine temas ederken, Veyla kulağına gelen cümleleri hala adamın nefretiyle bağdaştıramazken, bu çok zordu.

Gölge de artık, her anlama çıkabilecek cümleler değil de kendisini güvenli sınırlarda tutacak açıklamaları tercih etmesi gerektiğini biliyordu. Sesini temizleyip derin bakan gözlerini birkaç saniyeliğine Veyla'nın ardına çevirdi. Sıkkın bir nefes aldıktan sonra gözlerini yeniden Veyla'ya çevirdiğinde gardını üstüne çekme çabasındaydı. "Hem böyle daha iyi. Seni nasıl öldürebileceğimi artık biliyorum. Elimde büyük bir koz var."

Veyla, "Beni ölümle tehdit edemeyeceğini biliyorsun değil mi?" dediğinde Gölge yavaşça "Evet." dedi. Veyla, 'beni ölümle korkutamazsın' anlamında kullanmıştı ama Gölge, 'seni ölümle korkutamam' diye düşünmüştü. Veyla'yı yeniden öldürebilecek güce ulaşması için, Gölge'nin içinde çözmesi gereken problemler vardı. Veyla da aslında, artık ölmek istemediğini fark etmişti ama bunu Gölge'ye de göstermek istememişti.

Gölge, "Ama bu yine de işime yaramamaya başladığın an senden kurtulmayacağım anlamına gelmiyor." dediğinde Veyla yavaşça başını onaylar şekilde sallarken yutkundu. Onun tarafından kurtarılmanın nasıl bir his olduğunu öğrenmişti, onun tarafından öldürülmenin nasıl bir şey olduğunu da bir gün öğreneceğini düşünüyordu. En azından ölürken Gölge'yle olmuş olurdu. Öyle ya da böyle, kokusu güvende hissettiriyordu.

Gölge, kadının düşünceli bakışlarını okuyabilmek istiyordu. Kadının ne düşündüğünü öyle çok merak ediyordu ki... Gözleri kadının yüzünde anlam arayarak gezinirken "Sana ihtiyacım var." dedi. Veyla'nın düşünceler içerisindeyken, Gölge'nin omuzlarına doğru inmiş gözleri hızla Gölge'nin gözlerine yükseldi. Gölge hızla "Taşlar konusunda." diye ekledi ama bu söylediğinden pek de emin değildi.

Veyla, anlık gelen kalp sıkışmasını bertaraf etmeye çalışırken gözleri yine düşüncelere dalarak Gölge'nin yüzünden eksildi ve adamın boynuna doğru baktı. Oraya sığınmıştı... Acıdan kaçınırken Gölge'ye sığınmış, Gölge'den güç almıştı. Üstelik bunu sadece Veyla da yapmamıştı. Adam da bu şekilde yönlendirmişti. Adam ne kadar dürüst yaklaşıyordu, bilmiyordu. Gördüğü, duyduğu, hissettiği şeyler ile şimdi duyduklarını tam olarak bağdaştıramıyordu. Adam, yüzeysel sebeplerden daha fazlası varmış gibi davranmıştı ama Veyla da ölüm güçsüzlüğüyle umut etmiş olabilirdi. Gerçekten istediği bu muydu? Adamla derin bağlar kurmaya başlamak? Bu kadar mı sevgiye muhtaçtı? Düşmanının sevgisini arzulayacak kadar? Adam sevse ne olacaktı ki? Veyla sevemeyecekti. Sevemezdi. Adam da zaten sevmezdi. İçi titredi. Sevgi... Buraya ilk geldiği zamanlarda sevgi kelimesiyle Gölge'yi bir arada düşüneceğini hiç tahmin edemezdi.

"Anlaştığımız gibi, son ana kadar birbirimizin işine yarayacağız." dediğinde Veyla da kendi planlarını hatırlamaya çalışarak yeniden başını onaylar şekilde salladı. Kader tayinini adama bırakmış gibi davranmıştı tüm gün boyunca. Oysaki Veyla da ipleri tutmalı ve olayları yönlendirmeliydi. Adam tüm hızıyla kendi planlarını sürdürürken Veyla, boyun eğemezdi.

Gölge, derinlerden gelen bir sesle "Ben diyorum ki..." dediğinde Veyla'nın gözleri adamın gözlerine doğru kalktı. Adamın hala yumuşak baktığının farkındaydı. Adam Veyla'yı zaafı olma çabasıyla suçlayıp duruyordu ama asıl kendisi yapmaya çalışıyor olabilir miydi? Niye Veyla'ya farklı bakıyor, farklı davranıyordu?

"... şartları eşitleyelim. Sen de beni nasıl öldüreceğini bul ve sonra, hızlı davranan kazansın."

Veyla, "Ben bulmadan, işimiz bitse bile beni öldürmeyecek misin?" diye sorduğunda Gölge yavaşça başını onaylamaz bir şekilde salladı. Zaman kazanmaya çalışıyordu. Veyla eğer gerçekten düşmanıysa ve öyle de kalmaya devam edecekse, tutamayacağı bir söz vermesinin önemi yoktu. Onu bir gün yeniden her zerresiyle öldürmek isterse, öldürürdü ama o ana kadar zaman kazanmaya çalışıyordu.

Veyla da yavaşça başını onaylar şekilde salladı. Gölge'nin sözüne ne kadar güven olurdu, bilmiyordu ama güvendiğini biliyordu. Adamın gerçek sebeplerini bilmek istedi. Adam gözlerinde bir şeyler saklıyor gibiydi. Belki Veyla'yı daha da kötü hissettirecek sebeplerdi ama... Daha da iyi hissettirecek sebepleri de olamaz mıydı? O kadar mı imkânsızdı?

Gölge, düşünceli bakan kadını izlerken yumuşak bir ses tonuyla ve kaşlarını hafifçe kaldırarak "Anlaştık mı?" diye sorduğunda Veyla da "Anlaştık." diye mırıldandı. Bir süre daha birbirlerine baktıktan sonra Gölge iç çekerek kadının yaralarına baktı. Karnına değen elinde başparmağı istemsiz bir şekilde kadının tenini, yarasını okşarken "İzler henüz geçmedi." dedi.

Veyla da yeni hatırlar gibi kolunu kaldırıp yarasına baktıktan sonra karnına da baktı. Adamın okşayışı durmuştu ama eli hala yarasının üstündeydi. Veyla, yaranın izini değil, adamın dokunuşlarının hayali izinin kalacağını düşünerek baktı. Adam öylesine dokunuyor olmalıydı, Veyla gibi temasa önem vermiyordu. Veyla, adamın kaç tane kadına dokunmuş olduğunu düşünmeden edemedi. Her gün, kaç tane kadına dokunuyordu? Kaç tane kadını zevkten titretiyor, özel hissettiriyordu? Bir gün âşık olursa, başka kimseye dokunmayacağını söylemişti. Uğruna başka her temastan vazgeçtiği kadına, nasıl temas ederdi? Veyla, sadece bir günlüğüne bile olsa o hissi yaşamak istedi ve o gün, o güce ulaşmış olsa bile adamı yenmeyi değil,  yaşamayı tercih eder gibiydi. Bir günlüğüne bile olsa...

Veyla, "Geçer herhalde." derken öylesine konuşuyordu. Adam elini çekene kadar sohbete pek odaklanamıyordu. Gölge elini çekmedi. Aksine bir iç çekişle birlikte yavaşça ve yeniden kadının yarasını okşadı. "Seni öldürebilecek bir güce sahip olan, sende kalıcı izler bırakabilir."

Veyla, Gölge gibi yarasına değil de Gölge'ye bakarken "Evet." diye mırıldandı ama düşündüğü Esved değildi. Düşündüğü, Gölge Kral Karanir'di. Gölge, kadının kendisini izlediğini fark ederek bakışlarını Veyla'ya doğru kaldırdı. İkisinin de aklına birbirini öptükleri an gelirken kalp atışları hızlandı. Gölge'nin, Veyla'nın karnında duran eli kasılırken hareketlenmek istediğinin farkındaydı. Kadının yanağını tutmak ve sonrasında dudaklarına uzanmak... Kadının sırtı yeniden yatağa yaslanırken üstündeki yerini almak, kadını öpmek ve daha çok öpmek istiyordu. Dudakları kadının tenini tanırken hiç durmadan yol almak, sona vardığında ise hapsolmak istiyordu.

Gölge'nin eli, Veyla'nın yanağına doğru hareketlenir gibi olduğunda Gölge ani gelen bir kalp sıkışması eşliğinde yatakta doğrulup Veyla'ya sırtını döndü. Bacaklarını yataktan indirirken gözlerini sıkıca yumdu. Az daha yapacaktı... Az daha kadını öpmeye başlayacaktı... Öyle ya da böyle açık verdiği tüm anlara kılıf uydurmaya çalışıyordu. Çoğu inandırıcı bile değildi ama Veyla aksine imkân vermiyor olsa gerek inanır gibi bakıyordu. Şimdi durduk yere öpse, ne diyecekti ki? Kadın ittirse dert, ittirmese daha büyük dertti.

Veyla, adamın şu ana kadar yanında uzandığına yeterince şaşkın olduğu için kalkmasını garipsemedi ama... Kalkmadan hemen önce çok garip bakmıştı. Yüzü kasılmış, gözlerinden yıldızlar geçmişti. Veyla o an, adamın ne düşündüğünü anlayamamıştı ama her sessizliğe düştüğünde, sanki daha çok konuşur gibilerdi. Henüz birbirlerinin ruhlarının dilini çözememişlerdi ama ruhlarının anlaşma çabasında olduklarının da farkındalardı. Birbirlerine, bir şeyler anlatır gibilerdi ama duyamıyorlardı. Veyla'nın gittikçe artan merakına bu an da eklendi. Bir gün tüm cevapları alıp alamayacağından emin değildi ama en azından birkaçını duymadan ölmek istemediğinden emindi.

Gölge, oturarak duraksadığı birkaç saniyenin ardından güçlükle yataktan kalktı ve merdivenlere yöneldi. Veyla sırtını yatağa yaslayarak uzanırken bakışlarıyla Gölge'yi takip etti. Adamın hiçbir şey deme tenezzülü göstermeden gitmesine şaşırmamalıydı. Adamın kibar davrandığı anlara alışıp kabalığını mı unutuyordu? Adamın normali buydu. Kadınla sohbet etmesinden, belki de dokunmaktan bile pişman olmuş olabilirdi. Veyla, iç çekerek hafifçe yatakta doğrulurken Gölge merdivenlerden iniyordu ve bakışlarını bir an olsun Veyla'ya çevirmemişti. Tabii Veyla, adamın aklından geçenleri bilmiyordu.

Gölge alt kata inip tavana kadar uzanan devasa penceresine yönelirken Veyla da yatakta doğruldu ve sırtını yatak başlığına yasladı. Adamın gidişinin bir nevi kovuş olduğunun farkındaydı ama gitmek üzere aşağıya inmeden önce derin derin nefesler alıp vererek kendisine gelmeye çalıştı. Gözleri, muhtemelen bir daha göremeyeceği yatak odasında gezinmeye başladı. Her yerin Gölge kokması, bir yandan güzel, bir yandan da eziyet vericiydi. Veyla'nın gözleri siyah saten çarşaf ve koyu kırmızı kadife örtünün serili olduğu yatağa döndü. Burada nice kadınlar yatmış olmalıydı ama Veyla sadece Gölge'nin kokusunu alıyordu. Belki de Gölge, yatağında değil başka bir yerde sevişiyordu. Gölge'nin hiçbir kadınla uyumadığını biliyordu. Aslında bakıldığında Veyla bu yatakta uyuyan ilk kadındı. Veyla için içini ısıtan, değerli bir fark edişti ama Gölge'nin farkında bile olmadığını düşündü. Fark etse bile, pek önemseyeceği bir ayrıntı olmamalıydı.

Gölge ise ellerini pencere korkuluklarına yaslamış, hafifçe eğilmiş üst vücudu eşliğinde gözlerini okyanusta gezdirirken sıkkın nefesler alıp veriyordu. Vücudu kasılmış, elleri sımsıkı korkulukları tutuyordu. Veyla gittikten sonra küçük bir sinir krizine gireceğini de biliyordu ama Veyla henüz buradayken hislerine hâkim olmaya çalışıyordu. Belki de Veyla'yı kovmalıydı ama sesinin kulağa nasıl ulaşacağını bilmediğinden susmayı tercih etmişti. Kadın elinde, Gölge'yi öldürdüğünü keşfettiği bir doğal taş kazığı ile dursa Gölge bu kadar çaresiz hissetmezdi. Kadın öylece duruyorken, öyle çok tehlike arz ediyordu ki... Ona dokunamamak, git gide zorlaşıyordu. Gölge dokunamıyorken, kardeşinin bu şansa ve yetkiye sahip olması ise, Gölge'nin hazmetme çabasını yokuşa sürüyordu. Gölge dâhil hiç kimse Veyla'ya dokunamasa, Gölge yine zorlanırdı ama birinin dokunabiliyor olması, Gölge için işleri daha da zorlaştırıyordu. Rahatsız oluyordu. Sanki Veyla gibi, temasa zaafı vardı da kendinden çok Veyla'nın bedenini sakınıyor gibi rahatsız oluyordu. Başlarda kardeşiyle alakalı, kardeşini hazmedemiyor sanıyordu ama kimsenin dokunmasını istemiyordu. Veyla'nın şimdi yatağında olması, kokusunun siniyor olması da Gölge için işleri zorlaştıracaktı. Gece olup da o yatağa nasıl yatacaktı? Hiçbir kadının yatmasına müsaade etmemiş, Veyla'yı bizzat getirmişti. Neydi Gölge'nin duvarlarını bir bir yıkan? Bir bir yıkılsa iyiydi. Git gide daha da şiddetle ve hızla yıkılıyorlar gibiydi.

Veyla, Gölge'nin yatak odasını incelerken dudağının kenarını kemiriyordu. Ash ve başka kadınlar bu odayı defalarca kez görmüş olmalıydı. Yatak odası da giriş katı olan taht odasına benzer renklerle donatılmıştı. Üç katlı odasının yüksek tavanından sarkan devasa ve kristal damlalarla süslenmiş avizede ışık, kırmızımsı yansımalarla kırılıyor, yatak odasını da aydınlatıyordu. Sabah olmak üzereydi ve büyük pencerelerden okyanus, sadece dalgalarıyla duyulmak bir yana, gözle de görülebilmeye başlanmıştı.

Duvarlar, koyu taş desenli mat siyahla kaplı, yer yer gotik işlemeli kırmızı kadife panellerle süslenmişti. Panellerin bazılarında şimşek ve gül heykelleri asılmıştı. Arka planda ince çatlaklar, malikânenin yaşını gösteriyordu. Veyla'nın gözleri, Gölge'nin sabahladığı koltuğa döndü. Kan kırmızısı kadifeyle döşenmiş, yüksek sırtlı koltuk, okyanusu izler şekilde yan çevrilmişti. Onun hemen yanında, parıltılı bir doğal taş yaldızlı ayaklara sahip eski bir sehpa vardı. Devasa pencerenin pervazında, bitmiş kristal calin şişesi ile içki bardağı duruyordu. Duvar boyunca uzanan kitaplık, ancak yatak başlığını kaplamıyordu. Gölge'nin haricen bir kütüphanesinin de olduğunu Veyla biliyor, bazen adamı oraya girerken görüyordu ama belli ki odasında da yeterince kitabı vardı. Adamın insanlık tarafı da dâhil olmak üzere bu kadar bilgiyi kitaplardan öğrendiğini düşündü. Tavandan ince zincirlerle sarkan siyah tüller, odanın belli köşelerini örtüyor, okyanus görüntüsünü gizlemiyordu. Veyla'nın sol tarafında, yine siyah tülle hafifçe örtülmüş bir alan vardı. Ardındaki askılardan Veyla, adamın kıyafetlerinin ve özel eşyalarının olduğunu anladı. Adamın kıyafet odasına bile iç çekerek baktı. Gözlerinin, adama ait detaylarda ne denli oyalandığını fark edince hızla sesini temizleyip bacaklarını yataktan indirdi. Çıplak ayakları siyah taş zemine değdiğinde hafifçe irkildi. Ayakkabılarının çıkarılmış olduğunu fark edince bunu kimin yaptığını düşündü. Gölge, Veyla'nın temastan hoşlanmadığını biliyordu, ölmek üzereyken de kadını başkalarının temasından sakınmıştı. Ayakkabısını da o mu çıkartmıştı?

Veyla yeni soru işaretleriyle birlikte yataktan kalktıktan sonra gözleri yatağın ucundaki ayakkabılarını gördü. Yavaşça oraya doğru ilerlemeye başladığında Gölge de güneşin vurmaya başladığı okyanusu izlerken Veyla'yı dinliyordu. Her şey bir kenara, kadının yatak odasında olmasından, minik minik sesler çıkartarak hareket etmesinden öyle keyif alıyordu ki... Muhtemelen bu an bir daha yaşanmayacaktı.

Veyla postalını giyindikten sonra doğrulurken bakışlarını, korkuluktan görebildiği kadarıyla aşağıya, okyanusu izleyen Gölge'ye çevirdi. Adamın üst vücudu hafifçe pencere korkuluğuna doğru eğilmiş, ellerini yaslamıştı. Şimdi sadece geniş omzu, güçlü sırtı ve içinde ne düşündüğü bilinemez başı gözükürken Veyla üzgün gözlerle baktı. Neden üzgün hissettiğini bilmiyordu ama yatak odasından Gölge'yi izlemek onu garip hissettirmişti. Gözlerini, muhtemelen bir daha giremeyeceği odaya veda eder gibi çevirip gezdirdikten sonra merdivenlere yöneldi. Merdiven korkuluklarını tuta tuta aşağıya doğru indiğinde Gölge'nin gözleri kapanırken başı hafifçe eğilmiş, kuruyan dudağını yalıyordu. Kadının gitmesi gerektiğini bilmesine rağmen gitmesi hoşuna gitmiyordu.

Veyla merdivenlerden indikten sonra bir eliyle, diğer elinin bileğini tutup duraksadı. Gitmeden bir şey deyip dememekte kararsız kaldı. Gölge'nin pek de umursamayarak, hatta bir an önce gitmesini bekleyerek okyanusu izlediğini düşünmeye başladığı için kapıya doğru hareketleneceği sırada Gölge, isteğine karşı koyamayarak ellerini pencere korkuluğundan çekti ve yavaşça Veyla'ya döndü. Bu sefer de kalçasını korkuluklara yaslarken kollarını yavaşça göğsünde birleştirdi ve ileriye doğru uzattığı bir bacağının bileğine, diğer bacağının bileğini yasladı. Gözleri kadının dağılmış saçlarında ve üstünde başında gezindi. Üstü değiştirilmemişti ama siyah üstünde ve eteğinde, kurumuş kan şimdi yaralandığını hatırlatmıyordu ama henüz geçmemiş yarası hala karnında ve kolundaydı. Kanlar temizlendiği için yara bere içerisinde değil de,  normal bir anı içerisindeymiş gibi Gölge'nin hayal gücünü çalıştırabiliyordu. Sanki gece birlikte olmuşlar da, sabah daha geç uyanan Veyla yatak odasından Gölge'nin yanına inmişti. Gölge'nin aklına niye bu ihtimal geliyordu? Hayal gücü niye bu yönde çalışıyordu?

Veyla, ne diyeceğini bilemediği saniyelerin ardından "Ben gidiyorum." dedi. İçinden kendine küfür etti. Hiçbir söylemeyip gitmeliydi, niye saçmalıyordu?

Gölge yavaşça başını onaylar şekilde sallayıp "Git." dedi ama gitmesin ister gibiydi.

Veyla da başını onaylar şekilde salladı ve sıkkın bir nefes alarak kapıya yöneldi. Gölge, Veyla'nın arkasından gergin dudakları ardında dilini çiğneyerek bakarken Veyla kapıda kimsenin durmadığını fark etti. Normalde, özel bir şey olmadıkça Gölge'nin kapısının iç kısmında, Gölge'nin talimatlarını bekleyen bir savaşçının olduğunu biliyordu. Gölge'nin kapısındaki ses büyüsü, içerisinin duyulmasına engel oluyordu ve Gölge, bir şey isteyeceği zaman içerideki savaşçıya sesleniyordu. Şimdi ise yoktu. Veyla, kapının kulpunu hareketlendirdiğinde dışarıdaki savaşçılar, çıkmak isteyen olduğunu anlayarak iki yöne açılan geniş kapıyı açarlarken Veyla da elini kendisine çekti. Kapı açıldığı gibi ardında Eryalar gözüktü. Savaşçılardan biri Veyla'nın yanından içeri girerken "Gölge Kral, baş savaşçılar geldi." dedi. Gölge düşünceli bir şekilde Veyla'ya bakarken başını onaylar şekilde sallayarak gözünü yavaşça kapatıp açtı ve kapıdaki savaşçılar, Eryaların girmesine müsaade etti. Birkaç saniye içerisinde Gölge, Yıldat'ın da baş savaşçılardan olduğunu anımsadı ama engel olmakta gecikti ve Eryalarla birlikte Yıldat da içeri girdi. Veyla, onlara yer açarak geriye doğru adımlarken Erya hızla Veyla'ya sarıldı. Veyla geriye doğru tökezlediğinde Gölge'nin kalçası korkuluktan ayrılırken kolları çözüldü ama Veyla düşmeden toparladı ve gülerek Erya'nın sarılışına eşlik etti. Gölge yeniden kollarını göğsünde birleştirirken korkuluğa yaslandı ve Valdris'le göz göze geldi. Valdris sırıtarak Gölge'ye bakıyordu. Gölge 'ne var?' der gibi başını sallayıp kaşlarını kaldırdığında Valdris tebessüm ederek Veylalara döndü ve bir şey söylemedi.

Erya, "İlk geldiğinde çok kötü görünüyordun!" dedikten sonra Veyla'nın kollarından tutarak geri çekildi ve kadının yaralarına baktı. "Neredeyse geçmişler!" dedikten sonra yeniden Veyla'ya sarıldı.

Veyla, "İyileşebildikleri kadar iyileşmiş olabilirler." dediğinde yanlarındaki Thal, "Nasıl yani?" diye sordu. "İz mi kalacak? Sende?"

Erya da geri çekilip cevabı beklerken Veyla hafifçe omuz silkerken 'bilmiyorum' der gibi dudak büktü. Thal, "Neyse..." derken elini, Veyla'nın kolunun etrafına getirdi. Kadının temas sevmediğini bildiği için havadan kadına sarılır gibi yapınca Veyla güldü ve Thal'ın kolunu tutup teşekkür eder gibi sıvazladı. "Sen o kadar da midemi bulandırmıyorsun."

Thal, belli ki temas edebilmelerine sevinerek "Geçmiş olsun." dedi. "Yeni Nixsus yarışlarında bu sefer seni yendiğimi görmeden ölmeni istemezdim."

Veyla da gülüp "Dikkat et de yine şakayla karışık seni yarışa sokmasınlar." dediğinde Thal da hak vererek etrafına, özellikle de Gölge'ye bakıp "Yemin ediyorum ki şakaydı." dedi. "Doğa, büyü, Gölge Kral falan, her şey üstüne yemin ediyorum."

Valdrisler gülerken Gölge, 'bakacağız' der gibi kaşlarını kaldırıp indirdi. Thal endişeyle Gölge'ye bakarken Valdris de Veyla'nın kolunu sıvazladı. "Geçmiş olsun. Ben de baş savaşçının senin değil, benim olduğumu anlamadan ölmeni istemezdim."

Erya, "Arkadaşlar 'ölüm' deyip durmasak olur mu?" diye neredeyse çığlık attığında Thal da Gölge'nin onu yeniden yarışa sokmamasını umarak rahatlamaya çalıştı ve Valdrislerin gülüşüne eşlik etti. Veyla, "Ölseydim, sen olurdun." dediğinde Valdris baygın bakmaya çalıştı ama sırıtıyordu.

Ash, "Ölsen ben sorun etmezdim." dediğinde Veyla, "Sana inat yaşadım." dedikten sonra Gölge'yi gösterdi. "İstersen Gölge'ye sor. Baş Terra'ya 'Bir daha Ash'in sinirini bozabilecek miyim?' diye sorup sordum."

Valdrisler gülerek Gölge'ye bakarken Gölge'nin de dudakları kıvrıldı. Ash ve Yıldat başka bir detaya takılmışlardı. Şimdiden yayılan fısıltılar elbette ki onların da kulağına gelmişti. Kaldı ki şimdi de Veyla, yaşam savaşı verirken Gölge'nin bizzat yanında olduğunu itiraf ediyordu. Duymuşlardı ama özellikle de Yıldat, ne kadarını bildiğini belli edip etmemek konusunda kararsız kaldığından sessizdi. Abisinin Veyla'yı yine öptüğünü biliyordu. Fısıltılar sadece Gölge'nin öpmediğini de söylüyordu. Veyla gerçekten karşılık verdiyse, bu henüz Yıldat'ın tadamadığı bir deneyimdi ve defalarca denemelerine rağmen olmamıştı. Fısıltılara inanmamış gibi yapmayı düşünüyordu ama henüz ne yaparak bu tehlikeyi bertaraf etmesi gerektiğinden emin değildi. Bir hafta... Bu iki ismi bir hafta daha birbirlerine teslim olamadan uzak tutarsa, zaten Veyla ve Yıldat evlenecekti ve düğün gecelerinde Yıldat, Veyla'nın artık zaman istemesini değil, teslim olmasını isteyecekti.

Ash, "Bozdun." diye homurdandıktan sonra "Yaşayarak." diye eklerken kollarını göğsünde birleştirdikten sonra alayla sırıttı. "Ama neyse ki artık nasıl ölebileceğini ben dâhil tüm düşmanların duydu."

Gölge, bu konuda endişe etmedi. Veyla'yı etrafında tuttuğu sürece, kimse onun ölmesini sağlayamazdı. Veyla da pek endişe etmedi. İki ölüm yolu vardı, birini öğrenmişti. O ölüm yolu ise, anladığı kadarıyla siyah ölümün olduğu topraklarda ve şimdi Gölge'nin büyüsüyle korunan alandaydı. Gölge bir daha oranın yıkılmasına izin vermezdi, Veyla da Esvedlerin olduğu yerlere gitmezdi ve ölümden uzak kalırdı.

Veyla, "Denesene." derken Ash gibi sırıttı. "Beni tutup, etkisiz hale getirerek oraya götürmeyi ve o büyü duvarını aşmayı, bir denesene."

Ash, "Ben Kral'ına ihanet eden biri değilim." derken göz ucuyla Gölge'nin tepkisine bakmıştı. "Büyü duvarını yıkmam."

Gölge de sıkkın bir nefes alırken gözlerini onlardan aldı. Sadece Veyla'nın düzgün durması için değil, halkının da görmesi için Veyla'yı cezalandırması gerekiyordu. Ya da Veyla'nın yaptığını iyi bir kılıfla süsleyerek halkına duyurması gerekecekti. Aslında bakıldığında kadın, çocukları da kurtarmıştı ve en azından Terraların arasından Veyla'ya minnettar olanların olduğunu biliyordu.

Veyla, "Merak etme, o aşamaya gelene kadar seni bin kere öldürmüş olurum zaten." dedi.

Ash de, "Buradayım, hadi..." diyerek Veyla'ya doğru adımladığında Veyla da ona doğru yaklaşmaya başladı.

"Bebeğim..."

Ash ile Veyla'nın gözleri Kral'a doğru döndü. İkisi de üstüne alınmıştı. Valdrisler sırıtırken Yıldat'ın çenesi iyice gerildi. Kral'ın baktığı ise, kelebekti. Veyla'nın dudakları kıvrılmaya çalışırken Ash'in kaşları çatıldı. Gözleri Veyla ile Gölge arasında gezinirken Gölge de bakışlarını Ash'e çevirip "... ve Ash..." dedi. Veyla'ya bu konuda söz vermişti. İlk öpüştükleri gün, iddiaya girmesi karşılığında sadece Veyla'ya 'bebeğim' diyeceğine dair... Kadının ilgisini çekebilmek için, Veyla'ya 'bebeğim' dediği ortamda Ash'e ismiyle seslenmesini örnek vermişti ve şimdi istemsiz bir şekilde böyle bir ortam oluşmuştu. Kasti bir şekilde yapmamıştı, içinden böyle gelmişti.

"... ikiniz de düzgün durun."

Veyla, Ash'e doğru bakarken sırıtışı genişledi ve dilini dişlerinde gezdirdi. Gölge, kadına sadece yan profilinden bakarak bile bu görüntüden hoşlanırken Veyla, Kral'ın ondan etkilenmekle meşgul olduğunun farkında olmayarak Ash'le uğraşıyordu. "Tam anlayamadıysan, şüphen kaldıysa falan diye söyleyeyim, 'bebeğim' diye bana dedi."

Ash sinirle gülüp "Ee?" dediğinde Veyla omuz silkip sinir bozmak üzere bilerek incelttiği sesiyle "Hiç tatlım, sen öyle üstüne alınınca, senin yerine utandım..." dedikten sonra üzülmüş gibi dudak büküp "... senin için bir üzüldüm, bir tadım kaçtı da. Bir daha böyle rezil olduğun bir anı yaşamayalım diye yeterince anla istedim." dediğinde Ash'in sırıtışında çenesi iyice gerildi ve dişlerini sıkarak baktı.

Veyla'nın keyifli haline bakarken Gölge de Veyla gibi sırıtıyordu ama yine Valdrisle göz göze geldiği için sesini temizleyip yeniden pencere korkuluğundan doğruldu. Kollarını göğsünden çözüp onlara doğru ilerlemeye başladı. Yıldat, Veyla'nın keyfine daha da gerilirken Gölge'nin de yakınlaşmaya başlamasıyla hareketlenip Veyla ile Ash'in arasına girdi. Elleri Veyla'nın yanaklarını bulurken "Öyle çok korktum ki..." dediğince Gölge bu temasa bakarken duraksadı. Yüzündeki sırıtışın silinmesi için şimdi tepkilerini gizlemesine gerek kalmamıştı. Bu sefer de başka bir tepkiyi gizlemesi gerekiyordu ama Veylaları izlerken bunun farkında bile değildi.

Veyla, "İyiyim." derken Yıldat'ın bileklerinden tuttu ve hafifçe aşağıya doğru çekiştirdi. Kibarca ellerini çekmesini istediğini gösteriyordu ama Yıldat çekmedi.

"Kral abimin verdiği işlerle uğraştığımdan çok geç öğrendim sevgilim..." derken 'sevgilim' kelimesini bir hayli bastırarak kullanmıştı. Gölge 'bebeğim' diyor ve hatta Veyla bundan hoşlanıyor gibi görünüyor olabilirdi ama sevgilisi Yıldat'tı. Gölge'nin bilmediği şeyler vardı, Veyla ile Yıldat gerçek bir sevgili değildi ama Yıldat'ın şu an önemsediği de zaten sadece Gölge'nin gördükleri, duyduklarıydı.

"Yoksa gece hemen gelirdim, seni kollarımla sarar, bir an önce iyileştirirdim."

Veyla gülümsemeye çalışırken Yıldat'ın bileklerini sıktı. Şu an bu teması hiç istemiyordu. Normalde de isteyerek yapmıyordu ama nedense artık hiç istemiyordu. "Endişe etme, iyiyim."

"Neyse ki Kral abim,..." derken Yıldat'ın gözleri Gölge'ye döndü. Gölge, donakaldığı yerden gergin bir şekilde onları izliyordu. Yıldat'ın kendisine baktığını fark edince gözlerini, kadının yanaklarını tutan Yıldat'ın ellerinden alıp Yıldat'a baktı. "... kardeşinden o kadar da nefret etmiyormuş. Böyle bir acıyla sarsılmama izin vermemiş."

Veyla, 'Gölge'nin beni yaşatma sebeplerinden biri de bu olabilir' diye düşünürken omuzları çökmüştü. Bu ihtimali hiç sevmemişti. Oysaki Yıldat ile kasti bir şekilde sevgili gibi gözükme planlarının ana sebebi bu değil miydi? Gölge'nin, kardeşine kıyamayarak Veyla'yı öldürmemesi? Şimdi ise başardıysa bile Veyla'nın hoşuna gitmemişti.

Gölge, "Senin için yaptığım tek şey, seni hayatta tutmak." diye itiraz etti. "Onda da şansını çok zorlama." derken çenesi iyice gerilmişti. Bu uyarıda başkalarının aklına 'bana bir daha ihanet etme' demeyi kastettiği gelebilirdi ama Gölge'nin aklındaki tek şey Veyla'ydı. Veyla'dan uzak durduğu sürece Gölge'ye tekrar ihanet etse, hiç sorun olmazdı.

Yıldat, Gölge'nin itiraz etmesinden hoşlanmadı. Oysaki bir bahaneye sığınarak bile olsa kabul eder sanmıştı. Yıldat isterik bir şekilde sırıtıp "Gizlemeye çalışsan da beni düşündüğünü biliyorum abi." dedi. "Ben sana ihanet etsem de, sen bana etmezsin. Benim canımı yakmazsın."

Gölge'nin sinirleri iyice bozulduğu için isterik sırıtışında alt dudağını ısırdı. Yıldat pek 'abi' demezdi. Başka şartlar altında her şeye rağmen Gölge, Yıldat ile kardeş olmak isterdi. Ona gerçekten güvenebilmek isterdi. Koruyup kolladığı kadar korunup kollanmak da isterdi ama, Yıldat'ın şu an kurmaya çalıştığı bağ samimi gelmiyordu. Hâlihazırda öfkeli olduğu ve hala Veyla'ya temas etmeyi kesmediği için de olabilirdi ama Gölge hala Yıldat'ı boğmak istiyordu.

"Ben de sana layık bir kardeş olmaya çalışacağım. Sen benim müstakbel karımın hayatını kurtardın ya, bir ölümsüzlük boyunca sana minnettar olacağım."

Gölge sancılar giren alnını ovuştururken başını hafifçe eğdi ve isterik bir şekilde güldü. O sıra Yıldat, Gölge'nin tepkilerinden bağımsız rolünü sürdürmeye devam ediyordu. Valdrisler de garipseyerek Yıldat'a bakıyordu. Yıldat'ın normal halini biliyorlardı, Gölge'nin kardeşliğe olan zaafını kullanmaya çalışıyor gibiydi. Özellikle de Erya, kötü kötü bakarak izliyordu. Yıldat'ın nasıl bir sinsi olduğunu biliyordu. Duydukları karşısında tepki vermek yerine ikisini birbirinden uzaklaştırmaya çalıştırıyor olmalıydı. Yıldat'ın da olanı biteni görüp anlayabilecek kadar zeki olduğuna emindi. Eryalar görüyordu, Ash bile görüyordu. Yıldat'ın görmüyor olmasının imkânı yoktu. Bu odada ve hatta Nixsus'ta henüz görmeyen sadece iki kişi vardı. Kral ve Kelebek.

Gölge elleriyle yüzünü ovuştururken nasıl davranacağını bilemiyordu. İnkâr etmek, Yıldat'ın yapmaya çalıştığı şeye mani olmak istiyordu ama Veyla da buradaydı. Belki de Veyla'nın böyle sanması daha iyi olabilirdi ama Veyla'yı, Yıldat'a daha da çekip yakınlaştıracak bir şey söylemek istemiyordu. Bir yandan da 'müstakbel karım' deyişi kulağında yankılanıp duruyordu.

Gölge ellerini yüzünden çektikten sonra derin bir nefes alıp "Senin için yapmadım." dedikten sonra Veyla'ya baktı. Veyla da Gölge'yi izliyordu. Veyla'ya bakarak 'senin için yaptım' diyemezdi. Diyemedikleri göğsünü zorlarken yeniden Yıldat'a baktı. "Öyle gerekiyordu, öyle yaptım."

Yıldat, 'yine öpmen de gerekiyor muydu?' diye sormak istiyordu ama bu konuyu açmak istemedi. Cevaplarından çekiniyordu. Yıldat gülümsemeye çalışarak "Öyle diyorsan öyle olsun abi." dedi ve inanmıyormuş gibi baktı. Veyla da emin olamamıştı. Gölge gerçekten Yıldat için yapıp koy vermemek için saklıyor olabilirdi.

Yıldat, başka bir yönden Gölge'nin kuyruğuna basmaya devam edebilmek için Veyla'ya döndü. "Sebebi ne olursa olsun, hala benimle olduğun için çok mutluyum."

Veyla da gözlerin üstünde olduğunu bildiği için gülümsemeye çalışsa da rahatsız hissediyordu. Çok belli etmemeye çalışarak Yıldat'ın ellerini indirmeye çalışıyordu ama Yıldat ellerini çekmedi. Aksine Veyla ile yüzlerini yakınlaştırırken gözlerini de kapattığında Veyla'ın tüm vücudunda gerginlik ve korku dolaşırken müdahale etmek istedi. Başkalarının önünde özellikle sevgili gibi gözükmeye çalışıyorlardı. Baş başa kaldıklarında da düğün gecesine hazırlanmak isteyerek temaslarını arttırmaya çalışıyorlardı ama Veyla henüz pek de ilerleme kat edememişti. Hatta... Ne yazık ki Gölge ile öyle bir geceye daha çok hazır hissediyordu. Şimdi ise, bu öpücüğü hiç istemiyordu. Gölge'nin öpücüğünün üstünden yirmi dört saat bile geçmemişti ve dudaklarına son temas eden şey bu olsun istiyordu. Her ne kadar bir hafta sonra evlenecek ve daha fazlasını yapmak zorunda kalacak bile olsalar... Belki Veyla biraz daha zaman kazanır, düğün gecesi bir şeyler yaşamayı reddederdi. Hiç hazır hissetmiyordu.

Veyla nasıl müdahale edeceğini düşünürken gerek kalmadı. Yıldat'ın vücudu göklerden Gölge'nin odasına dalan bir şimşek ile sarsıldığında Veyla da apışıp kaldı. Sadece Yıldat'a isabet etmişti. Büyüyle ilgili olduğu, Veyla'ya etki etmemesinden de belliyken Yıldat acıyla inleyerek ellerini Veyla'dan çekti ve yere yığıldı. Gözler Gölge'ye döndüğünde Gölge ellerini belinin iki yanına yaslayıp aralık ayaklarının üstünde dikilirken hafifçe omuz silkti. Çenesinin ucuyla Yıldat'ın giydiği kırmızı bluzu gösterip alayla "Kırmızı şimşeği çeker derlerdi, inanmazdım." dediğinde herkes sessizce bakmaya devam etti. Valdrisler bıyık altı sırıtırken Ash sinirle, Veyla ise anlayamayarak bakıyordu.

Gölge ardına dönüp tahtına yönelirken yerde acılar içerisinde inleyerek kıvranan kardeşine "Keşke kırmızı giymeseydin kardeşim." dedi. Tahta oturup "Neyse bir daha dikkat edersin." derken dikkat etmesini istediği şey Veyla'dan uzak durması gibiydi ama bir hafta sonra Yıldat ve Veyla'nın evleneceklerini çok iyi bir şekilde hatırladığı için şu an bunun mümkün olmadığını da biliyordu. Tabii eğer, bir şey yapmazsa...

Yıldat zorlanarak yerden kalkarken Thal da yardımcı oldu. Yıldat sinirle Thal'ın elinden kurtulduktan sonra sorgulayarak Gölge'ye baktı. Thal da Yıldat'ın ardından "Yardım edende kabahat." diye sızlandı. Erya Thal'ın koluna girerken telkin etmek ister gibi gülümsedi. Gölge, "Sana verdiğim görev saatinde, buralarda duramazsın." dedi. Şimşeği, itaatsizliğinin cezasıymış gibi gösterdi.

Yıldat, ardında kalan Veyla'yı gösterip "Karım ölmek üzereydi!" dediğinde Gölge sırıtışında dilini gezdirdikten sonra yeniden şimşekler yağacakmış gibi hissettiren bir gök gürültüsü eşliğinde yumruğunu tahtın koluna vurup sırtını tahttan ayırdı ve "Veyla senin karın değil!" diye bağırdı. Camdan içeriye giren rüzgâr herkesin saçını gerileyip üstünü başını hareketlendirirken Veyla'nın gözleri Yıldat ve Gölge arasında gezinerek olanı biteni anlamaya çalışıyordu ama onlara değil Ash'e, Valdrislere baksa daha iyi anlardı. Eryalar keyifli ve ima dolu bakışlar içerisindelerken Ash, kendi kalbine azurit bıçağı saplamak üzere gibiydi.

Gölge sakinleşmeye çalışırken dudağının kenarını yalayıp burnundan soluyarak sırtını yeniden tahtına yasladı. O sıra Veyla ile göz göze gelirken kadının garipseyen bakışlarına açıklama olarak "Şu an." diye cevapladı ve gözlerini yeniden Yıldat'a çevirdi.

Yıldat, "Bir hafta kaldı." dedi. "Bir hafta sonra belki de buradan gidip Karam'da yaşayacağız. Kral abim bu konuda sonunda bir karar verebildi mi? Evlendikten sonra anlaşıldığı gibi Karam'da mı yaşayacağız?"

Gölge, gergin dudakları ardında dilini çiğnerken yeniden gök gürüldedi. Valdris Yıldat'ın kolunu sıvazlayıp "Şimşekten uzak dur istersen Yıldat." dedi. Alayı, daha çok Gölge'yeydi ama Yıldat da fark etti. Valdrislerin de olan bitenin farkında olması Yıldat'ın hoşuna gitmedi. Bir de Gölge fark etmeye başlasa... Farkında değilken bile bu kadar olay kopuyorsa, bir de fark edip kabullenirse neler olurdu, tahmin edilemezdi.

Gölge, "Gün içerisinde karar vermiş olacağım." dediğinde Veyla, burada kalmak istemesinin nedeninin, Konsey'in planlarını sürdürmekten ibaret olmadığına şaşırmakla meşguldü. Eryalar da çok büyük etkendi ama Veyla... Bir an Gölge'yi gördüğü son bir hafta olmasından endişe etmişti. Adamı her gün görmeye, kavga ve gürültüyle bile olsa habire iletişim halinde olmaya o kadar alışmıştı ki... Aralarında oluşmaya başlayan soru işaretleri sabırsızlıkla okuduğu bir kitap gibiydi ve Veyla, kendi cevaplarından çok Gölge'nin cevaplarını merak ederek sayfaları çeviriyordu. Bir hafta sonra giderse, kitap yarım kalırdı. Veyla kitabın kötü bir sona sahip olduğuna emindi ama yine de merak ediyordu.

Adam, taşlar için Veyla'ya ihtiyaç duyduğunu söylerken bir hafta sonra kardeşiyle evleneceğini hatırlıyor muydu, emin değildi. O an, Veyla sanki bir süre daha buralardaymış gibi davranmıştı ama hatırlayamamış olabilirdi. Bu vaadin ilk yapıldığı zamandan beri aslolan, Veyla'nın hiç Nixsus'a girmemesi, Yıldat'ın vaat tarihi gelince Karam'a giderek vaadi yerine getirmesi ve orada yaşamaları, Drithar ölünce orayı Gölge için yönetmeleriydi. Veyla'nın Nixsus'a sızması ve aralarında oluşan yeni anlaşmalar sonucunda ise, evlendikten sonra Nixsus'ta tahta tehdit teşkil etmeleri sebebiyle Karam'a gitmeleriydi. Şimdi ise, işler değişmiş miydi? Gölge kararını vereceğini söylemişti. O zaman, evlenmelerine rağmen burada kalmaları ihtimali var mıydı? Geceleri Yıldat ile olup gündüzleri Gölge'ye mi hayran kalacaktı? Veyla için bu eziyetti. Yıldat hiç olmasa bile eziyetti ama bir de Yıldat'ın oluşu, acıyı çoğaltıyordu.

Yıldat, "Merakla bekliyorum." diye sinirle soluyarak konuştuğunda Gölge çenesinin ucuyla kapıyı gösterdi. "Çalışarak bekle. Verdiğim göreve git."

Buradan çıktıklarında, yine Veyla'nın dibine bitmesini istemiyordu. Söylediği gibi kollarını kadına sararak iyileştirmeye çalışmasını hiç istemiyordu. Gölge, iyileştirmek için her şeyi yapmıştı, Yıldat da sarılsın istemiyordu.

Yıldat, Veyla'yı göstererek bir şeyler söyleyeceği sırada Gölge yine sesini yükselterek "Beni zorlama!" diye bağırdı. Zaten şimşekler yağdırası vardı, uzatmamalıydı.

Yıldat, burnundan soluyarak baktıktan sonra ardına döndü. Kapıya doğru gitmeden önce Veyla'nın önünde duraksadı. Odadaki rüzgârın şiddeti arttığında Yıldat, yeniden öpme girişiminde başına gelecekleri anlamış gibiydi. Kral abisi, her keyfi eylemini bir bahane altında gizleyebiliyordu. Artık inanılıp inanılmayacağını da düşünmeden, direkt tepki veriyor, sonrasında bahane arıyordu.

"Törende giyeceğin gelinlik için terziler yanına uğrayacak."

Veyla yavaşça başını onaylar şekilde sallarken göğsü sıkışmaya başlamıştı. Bir şey olsa da bu vaat ertelense, iptal olsa diye istiyordu ama planlarını gerçekleştirmek için Yıldat'a ihtiyacı olduğunu biliyordu. Konsey de okları Gölge'ye çevirmeden, Yıldat'la vaat gerçekleşmeliydi. Veyla henüz fısıltıları bilmiyordu fakat eğer gören varsa öpüşmelerinin konuşulacağını biliyordu. Konsey araya giremeden, vaat gerçekleşmeliydi.

Yıldat kapıdan geçip gitti. Eryalar Gölge'ye baktığında Gölge yorgun bir şekilde "Çıkın." diye onay verdi. Tüm gece uyumamıştı ama onu yoran, yaşadıklarıydı. Daha da çok, yaşayamadıkları...

Erya da Veyla'nın koluna girdi. Veyla gözlerini Gölge'ye çevirirken Erya'nın yönlendirmesi dolayısıyla kapıya ilerliyordu. Gölge de Veyla'ya baktığında rüzgâr pencereden gökyüzüne doğru çekiliyordu. Veyla yavaşça önüne döndükten sonra sıkkın bir nefes aldı. O sıra Erya bir sürü şeyden bahsediyordu ama Veyla pek algılayamıyordu, aklı biraz önce olanlarda kalmıştı. Thal da arkalarından giderken Veyla ile temas edebildiklerini fark ettiği için kadının diğer koluna girmişti.

"Işık falan gördün mü? Doğa beyaz bir ışığın ardından seni çağırdı mı?" diye sorduktan sonra sesini bilerek korkunç bir yaratıkmış gibi yapmaya çalışarak "Ölüme gel, diyerek." dedi.

Erya "Ölüm, demek yok!" diye çığırırken Ash, kapıdan çıkmıyor, aksine Gölge'ye doğru yakınlaşıyordu. Veyla da kadının onlarla çıkmayıp Gölge'ye doğru, yüzünde muzip bir sırıtışla ilerlemesini izlerken ilerledikçe başı iyice geriye döner olmuştu. Artık göremeyecek kadar ilerlediklerinde Veyla sinirle önüne döndü. O sıra Eryalar hala bir şeyler hakkında gülüşerek konuşuyorlardı. Ash öyle sırıtarak ilerliyorsa, Gölge çağırmış olmalıydı. Hatta belki de aynı muzip sırıtış yüzünde olmalıydı. Tabii, gece yatağını kullanamamıştı, belki de şimdi kullanacaktı. Veyla, adamın odasındayken bu odaya girip çıkanları ve Gölge'nin tenini tanıma şansı elde edenleri düşünmüş, rahatsız hissetmişti. Neden böyle hissettiğini bilmiyordu ama Ash'in ona yaklaşmasını görünce ve birazdan olacak yakınlaşmaları düşününce kalbi kan değil öfke pompalıyor gibi hissediyordu. Öfkenin ardında gizlenilmiş hisler de vardı ama Veyla öfkeyi esas alıyordu.

Gölge, Veyla'nın gidişini izledikten sonra dirseğini tahtının koluna yaslamış, alnını ovuşturur halde gözlerini kapatmış, başındaki sancıdan kurtulmaya çalışıyordu. Ash'in "Başın mı ağrıyor?" dediğini duyduktan sonra ellerini alnında hissetti ve gözlerini aralayıp başını doğrulttu.

"Kral'ımı memnun edebilirim."

Gölge, kadının masaj yapmaya çalışan ellerini bileğinden tutarak uzaklaştırıp "Sonra Ash." dedi. Kadının masajı kastetmediğini biliyordu. Kadının hazımsızlığı artsa da Gölge'ye yansıtmamaya çalışıp gevşekçe oturduğu tahtta bacağına otururken "Ash mi?" diye sordu. "Bebeğime ne oldu?"

Gölge, başıyla kadına kalkmasını işaret edince Ash yüzündeki sırıtışı sabit tutmaya çalışarak Gölge'nin kucağından kalktı ama uzaklaşmadı. "Bir sorun mu var? Niye istemiyorsun?"

Gölge ne diyeceğini bilemedi. Ash'le önceden neredeyse her gün sevişirlerdi. Her gün, Ash harici kadınlar da olurdu ama baş savaşçılarından biri olması ve malikânede yaşaması, Gölge ile Ash'in daha sık sevişmesine neden olurdu. Gölge de çok defa sevişmeyi başlatmıştı ama genellikle Ash bu talep içerisinde olurdu. Şimdi Gölge'nin reddetmesi için pek de sebep yok gibiydi.

Gölge "Valdris'le işimiz var." dediğinde kapıdan çıkmak üzere olan Valdris, işleri olduğunu yeni öğrenip gerisin geriye dönerken yüzünü yeniden sırıtış ele geçirdi. Ash de Valdris'e baktıktan sonra sıkkın bir nefes alarak yeniden Gölge'ye baktı.

"Gece gelirim o zaman."

Gölge, yine "Valdris'le işimiz var." dediğinde Ash sinirle güler gibi oldu. "Artık benimle sevişmek istemiyor musun yoksa artık biriyle sevişmek mi istemiyorsun?"

Gölge uyarır gibi bakarken çenesi kasıldı. Kadının ne demek istediğini gayet iyi anlıyordu. Ash'le son sevişmelerinin üstünden fazla zaman geçmemişti ama artık her gün de sevişmedikleri için kadının hemen farkı anlaması garip değildi. Üstelik Ash manyak gibi, Gölge'nin odasına giren başkaca kadınların da hesabını yapıyordu, daha öncesinde de şakayla karışık Gölge'ye bundan bahsetmişliği vardı. Gölge de kasti bir şekilde yapmıyordu, kafası karman çormandı. Bir süredir kimle sevişse, yetmiyordu. Bedeninin ancak Veyla ile yetineceğini biliyordu ama bu da mümkün olmadığı için, başkalarıyla sevişip durduğu bir dönemden geçmişti ama şimdi her şey bu kadar karmaşık ve Gölge olan bitenden hiçbir sik anlamıyorken aklı sevişmeye gitmiyordu. Yine de bunun da tehlikeli bir durum olduğunun farkındaydı. Başkalarıyla sevişmedikçe, Veyla'yı daha çok arzulardı. Başkalarıyla sevişmemesi... Yanlış anlaşılabilirdi. Veyla'ya bile bu konuda bir düşüncesinden bahsetmişti ve şimdi hızla aklına gelince nefesi kesilir gibi oldu. Âşık olursam başka kimseyle birlikte olmam, demişti ve bunu dediği zamanlar başkalarıyla birlikte olabildiği için kendi kendisini telkin etmişti. Şimdi ne alakaydı Veyla ile aşk, niye aklına gelmişti Gölge hiç bilmiyordu ama aklına geldiği gibi vücudu kaskatı kesilmişti.

Gölge, 'alakası bile yok' diye düşünürken hızla "Gece gelirsin." dedi. Ash'in yüzü yeniden aydınlandı. Adamı öpmek üzere eğileceği sırada Gölge, tahttan kalkıp Valdris'e doğru yönelirken "Anlat bakalım." dedi. Ash derin bir nefes alarak ardına döndükten sonra kendisini gece gelip daha fazlasını yaşayacağıyla telkin edip kapıya yöneldi.

"Gece görüşürüz."

Gölge bir anlığına gözlerini Ash'e çevirdikten sonra başını onaylar şekilde sallayıp Valdris'e baktı. Ash kapıdan çıkınca kapının ardındaki savaşçıları kapıyı kapattı. Valdris sırıtarak "Ne anlatayım?" diye sorunca Gölge, "Anlat işte bir şeyler a*ına koyayım. Yok mu saldırı maldırı?" diyerek yeniden tahtına yöneldi. Bir an, Ash'in kendisini öpmesini istememişti. Bir süre daha dudaklarında, Veyla'nın izleri olsun istiyordu.

Valdris de Gölge'yle birlikte tahta yaklaşırken güldü. "Havadan sudan mı bahsedeyim? Ha Kral'ım istiyorsa, bahsedeyim tabii. Havalar bu aralar bir hayli bozuk. Sanki Şimşekler Kral'ının tadı kaçıkmış gibi."

Gölge, tahta neredeyse yığılırken dirseğini kol kısmına yaslayıp elini çenesine götürdü ve sıkkınlıkla sıvazlarken Valdris'e ters ters baktı. "Az daha şehrimi siyah ölüm esir alıyordu. Güneş mi açtırayım?"

Valdris "Tabii." derken başını onaylar şekilde salladı. "Ha bir de az daha Veyla da ölüyordu..." diye öylesine bir detaymış gibi bahsetti. Gölge, Valdris'in sinir bozucu keyfine bakarken elini çenesinden çekip 'ne var?' der gibi avucunu tavanı gösterir şekilde kaldırdı. "Ne lan? Ne demek istiyorsun?"

Valdris "Hiç..." derken yine bozulmuş hava durumuna ve okyanusa baktıktan sonra omuz silkerek Gölge'ye döndü. "İşimiz var, demiştin. İşimiz hafta sonunu planlamak olabilir mi?" dedikten sonra elindeki tableti açıp yüzüne yansıyan hologramda takvimi açtı. Gölge gözleri kısılmış bir şekilde Valdris'i izliyordu çünkü adamı çok iyi tanıyordu ve yüzündeki sinir bozucu sırıtışın arttığını görebiliyordu. Gölge'yi çıldırtacak bir şeyler geliyor olmalıydı.

"Pazar günü. Burada mı olacaksın Kral'ım yoksa kardeşinin evlilik törenine katılmak üzere Karam'da mı olacaksın?"

Gölge, ensesini kaşıdıktan sonra isterik bir şekilde güldü ve başını tahtına yaslayıp diğer dirseğini de tahtın koluna yasladı ve ellerini havada birbirine kavuşturdu. Sırıtışında dilini gezdirdikten sonra kaşlarını kaldırıp indirerek "Sinirimi bozmaya mı çalışıyorsun?" diye sordu. "Yoksa Uğultu'nun midesini mi merak ettin benim güzel kardeşim? Görenler yaşıyor olsaydı seni uyarırlardı."

Valdris takvim hologramını eliyle kaydırıp Gölge'nin yüzüne bakarken güldü. "Niye sinirin bozulsun ki? O gün mıntıka ziyaretleri var. Eğer Nixsus'ta olmazsan, yerine bir başkasını ayarlamamız gerekir. O sebeple sordum."

Gölge, "Nixsus'ta olmayacağım." dediğinde Valdris başını onaylar şekilde sallayarak not alırken yine gülüp "Karam'da mı olacaksın?" diye sordu.

Gölge de sinirle gülüp "Evet." dedi. Öyle sinirliydi ki isterik bir şekilde güldükçe gök gürlüyordu.

Valdris şaşırarak baktıktan sonra 'vardır bir bildiği' der gibi başını sallayıp not almaya devam etti. "Peki, yerine kimler mıntıkaları gezsin?"

Gölge gözlerini okyanusa çevirirken derin bir nefes alıp verdi. Bu söylediğini duyduğunda, Valdris'in yüz ifadesini görmek istemediği için okyanusa bakmıştı.

"Yıldat."

Valdris not alacağı sırada duraksayıp gözlerini Gölge'ye çevirdi. Hologramı hızla indirip anlayamayarak güldükten sonra "Nasıl yani? Yıldat mı?" diye sordu. Yıldat o tarihte Karam'da, evlilik vaadini gerçekleştiriyor olması gerekirken Nixsus'ta mıntıka mı gezecekti? Gölge tahtta iyice yayılırken kavuşturduğu ellerini gevşekçe bacaklarına indirdi ve yorgun gözlerini kapatıp "Lafımı ikiletmeyi sevmediğimi biliyorsun." dedi.

Valdris gülerek not alırken "Peki Veyla o gün ne yapıyor olacak?" diye sordu. Adamın ağzını arıyordu, Gölge de gayet farkındaydı. "Onu da mıntıka gezmek üzere görevlendirecek miyiz?"

Gölge birkaç saniyenin ardından Valdris'in bir an önce Erya'nın yanına gidip bu olanları anlatmak için sabırsızlanacağı cevabı verdi.

"Benimle Karam'a gelecek."

38

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!