🔮 37 ⚡ Çıkmaz
3. KISIM ♛ KRAL VE KELEBEK♛
🔮 37 ⚡ ÇIKMAZ
**
Anıları ölen kelebek, bir müddet daha yaşamıştı. Buna yaşamak denilemezdi ama kalbi atmaya devam etmişti. Çürük kalbi her atışında biraz daha ölürken bu eziyetin ne zaman biteceğini düşünür dururdu. Buralarda yaşamak eziyet, ölmek kurtuluştu onun için. Sadece, ölmeden önce yapması gerekenler vardı. Onlardan biri de nasıl ölebileceğini öğrenmekti. Ama sonra... Sonra bir şey olmuştu. Bir şey olmuştu ki, şimdi kalbi ölüme koşarken ruhunun ayakları geri geri gidiyordu. Artık, yaşamak mı istiyordu? Öyleyse ne olacaktı? Uzaklarda yenilmesi gerekiyordu. Uzaklarda ölmesi, kurtulmak için bir çare bulacaksa bile uzaklarda bulması gerekiyordu. Öyle yapmamıştı. Gölge'ye seslenmiş, Gölge'yi çağırmıştı. Esasen, Gölge'ye sığınmıştı. Elinden gelecek olsa bile Gölge'nin onu yaşatmak için kılını kıpırdatmayacağını biliyordu. Sadece... Sadece son sözlerini merak ediyordu. Son bakışlarını, belki de son gülüşlerini... Biraz da... Yalnızlığa alıştığını, hatta bunu tercih ettiğini sanırdı. Yalnız yaşamak bile kolay sayılabilirdi ama bir yanı yalnız ölmek istememişti. Onu öldürmek isteyenin yanında ölmek pahasına, yalnız kalmak istememişti. Gölge'nin kokusunda tanıdık ve güvenilir olan bir his vardı. O eller boğazını sıksa bile, kokusu sarılır gibi hissettiriyordu. Veyla da ölürken bu koku ile sarıp sarmalanmak istemişti.
İşte... Kral'ın elinde kelebekten sonsuza kadar kurtulma imkânı vardı. Sadece ellerinde değildi. Burnunun da ucundaydı. Rüzgârlı havada uçuşan kelebeğin saçları burnuna doğru hareketleniyordu. Saçlara ne gerekti? Gölge'nin azrit burnu olmasa dahi teninin kokusunu alabiliyordu. Kanla karışıktı. Ölümle... Ölümle harmanlanmıştı kadının kokusu. Hava rüzgârlıydı çünkü şimşekler Kral'ının kalbi kulağında atıyordu. Gökyüzünde şimşekler çakıyor, geceyi aydınlatıyordu. Birileri biraz önce şehriyle siyah ölümün tanışması ihtimaline duyduğu korkuyu sebep gösterebilirdi ama Gölge ve adamın yüz ifadesini görenler başka bir şey olduğunu biliyordu. Başka bir şey vardı... Onu şehrini kaybetmekten bile daha çok korkutan bir şey... Kelebekten kurtulmak üzere olduğunu gösteren emareleri algılayışı, burnuyla da bitmiyordu. Gözlerindeydi. Kadının açık tutmakta zorlandığı için yavaşça kapanıp açılan mor gözleri yorgun bakıyordu. Çoğunluğu yaşamaya dairdi. Yaşamaktan yorulmuştu. Öyle yorulmuş olmalıydı ki, ölmek üzere olduğunu onu öldüreceğine dair yeminler etmiş adama söylemişti. Gölge, kadının cesaretine bir kere daha hayran kaldı. Bu ona son hayran kalışı mıydı yoksa şimdi zonklayan kulaklarıyla duymaya çalıştığı kalbi sustuğunda, sessizliğine bile hayran kalacak mıydı? Kadın, düşmanına yenildiğini bizzat haber vermişti. Gözleri tebrik eder gibi bakmıştı. Hayır... Yardım ister gibi mi? Gölge bu mor gözlerde olan yardım yakarışını mı görüyordu yoksa yardım etme isteği kendi kendisine mi baş gösteriyordu? Kadının gözlerinde korku var gibiydi. Ölmemekten, bir şekilde bu durumdan kurtulmaktan mı korkuyordu? Yoksa içinde bir yerlerde hala yaşama isteği var mıydı? Eğer yaşama isteği varsa, niye Gölge'ye seslenmişti ki? Gölge onu yaşatır mıydı? Yaşatmaması gerekmez miydi?
Saniyeler içerisinde Gölge'nin aklından bin bir türlü düşünce geçerken kaşları çatılıp gevşiyor, dudakları titrekçe aralanıp kapanıyor ve yüzü kasılıyordu. Gözleri, Veyla'nın gözlerinde metruk kalmıştı. Kadının gözleri ağırlaşıp kapandıkça Gölge'nin tutuşu sıkılaşıyordu. Birkaç saniye... Sadece birkaç saniye geçmişti ve Gölge, bir ömür hissedemediği karmaşanın birkaç saniye içerisinde vücudunu sarmasıyla baş etmeye çalışıyordu. Zihni tozlu, hayır karanlıktı. Öyle karanlıktı ki tozları bile göremiyordu. Öyle karanlıktı ki sanki kendisine anılarla eziyet etmek için bilerek girdiği o karanlık odadaydı ama en beter anıyı yaşıyordu. Oysaki en beterini yıllar önce yaşadığını sanırdı.
Kolları arasındaki kadın Veyla Aldar'dı. Namı diğer uğursuz kelebek. Her kanat çırpışında Gölge'yi biraz daha öldürmüştü. Kanatlarında, Gölge'nin sevdiklerinin kanları vardı. Adamın sevdiklerini öldürmüş, ölmesine vesile olmuştu ve yine de şimdi adamın tek istediği en azından kadının ölmemesiydi. Sevdiklerini öldürmesiyle baş edemediğini sanırdı. Şimdi kadının ölmesiyle değil, ölmek üzere oluşuyla bile baş etmekte zorlanır gibi hissediyordu. O ölürse, Gölge içindeki öfkenin de öleceğini düşünüyordu. O ölürse bir intikamını almış olacaktı. Zenith'i böyle bir canavardan kurtarmış olacaktı. Kendisini de... Kalbindekileri öldürmesi yetmemiş, kalbini de öldürmeye başlamış gibiydi. Kelebek ne ara oraya sızmıştı, Gölge hiç bilmiyordu ama bir süredir hissettiği buydu. Veyla ile ilgili bazı şeyler kalbinin sızlamasını sağlıyordu. Yavaş yavaş öldürüyordu kadın onu. Şimdi kadın, son bir tek nefes ile öldüğünde, Gölge kendisini de kurtarmış olacaktı. Bu Zenith üzerinde kendisini öldürebileceğine inandığı tek bir isim vardı, o da Veyla Aldar'dı. Bizzat o isme, kendisini öldürme yetkisini de vermişti. Kadın istediği büyülü taş ile Gölge'yi öldürmeye çalışabilirdi, bu konuda birbirlerine meydan okumuşlardı. Ne vardı ki, bir süredir iki taraf da denemiyordu. Neden? Neden birbirlerini öldürmeyi denemiyorlardı? Ve neden, kadını kollarından yere bırakıp ölüşünü kutlar gibi izleyemiyordu? Bunu istememiş miydi? En başından beri? Kaç defa gözünü bile kırpmadan kadının kalbine doğal taş kazığını saplamıştı. Her birinde kadının gerçekten ölme ihtimali vardı, hiçbirinde ölmemişti. Gölge şimdi, sonucunu bilse dahi, o zamanları düşündüğünde bile titrer gibi olmuştu. Ölmemişti işte hiçbirinde ama ya ölseydi diye korkar gibi hissederken hızla şu an öldüğünü hatırlamıştı. Korkmak gibi... Korkuyordu. Korkuyormuş gibi hissediyordu. Gölge pek bir şeyden korkmazdı ama şu an... Yeni bir korku kazanmıştı...
Veyla, adamın gülüşlerini duyamadı. Adamın gözleri konuşur gibiydi ama hiçbir kelimeyi seçemiyordu. Odaksız bakışlarında, adamın yüz ifadelerini de gözlerini de anlayamıyordu ama sandığı gibi kahkahalara ya da zafer nidalarına başvurmamıştı. Alay bile yoktu. Sessizlik... Fırtına ve gök gürültüsü sesleri arasında bir sessizlik mevcuttu. Bu ne anlama gelirdi?
Veyla, kulaklarındaki uğultuların arasında Lilith'in hıçkırıklarını duydu. Ailesi, telkin etmeye çalışıyordu ama Lilith zeki bir çocuktu. Neler olup bittiğini anlayabiliyordu. Doğa'dan olanlar, Doğa'nın çağırdığını da hissederlerdi. Doğa, Veyla'yı çağırıyordu. Ölüm, Veyla'yı bekliyordu. Acele etmiyordu. Sanki Zenith'e ve en çok da Gölge'ye bir şans verir gibi, acele etmiyordu ama yine de çok zamanları kalmamıştı.
Veyla, dik tutmakta zorlandığı başını istemsiz Gölge'nin göğsüne doğru yaslarken "Lilith görmesin..." diye fısıldadı. Adamdan tek ricası buydu. Onu kurtarmasını istemiyordu. Acılarını azaltmasını istemiyordu. Kokusuna müsaade ettiği sürece sarıp sarmalamasını da istemiyordu. Şimdi sımsıkı tuttuğunu hissettiği elleri gevşeyebilir, Veyla'yı yere, yerin dibine, yalnızlığa bırakabilirdi. Aksini ister, diler, umardı ama yapmasa da olurdu. Veyla bir şekilde üstesinden gelirdi. Gelemezse de neyse ki ölecekti. Ölüm, Veyla yerine her şeyin üstesinden gelirdi ama Lilith... Son nefeslerinde kızın hıçkırıklarını duymak istemiyordu.
Gölge, yıllar gibi geçen saniyeler içerisinde hiç olmadığı kadar ölümlü hissetmişti. İnsanlar gibi yaşlandığına yemin bile edebilirdi. Halkının ortasında kovulmasının ardından seslendiği gibi koşarak ona gitmesini sağlayan sesi, yeniden kulaklarına ulaşmasa Gölge ne zaman bu donukluktan kurtulurdu, hiç bilmiyordu ama kurtulması gerektiğini de biliyordu. Eğer bir şeyler yapmak istiyorsa... Eğer korku eşliğinde dinleyip durduğu kalp atışlarını duymaya devam etmek istiyorsa... İstiyor muydu? Kendisini mi kurtarmak istiyordu yoksa Veyla'yı mı? Veyla'yı kurtarırsa, aralarındaki bu savaşta yenilmiş kadar olacaktı. Onun ölmesine şimdi müsaade etmezse, bir daha eder miydi ki? Eğer müsaade etmemeye karar verirse... Bir yol bulabilecek miydi? Siyah ölümden de kötüsüyle, Esved'le karşı karşıyaydılar. Gölge bile henüz herhangi bir Esved'in darbesine maruz kalmamıştı. Belki de Gölge'yi öldürebilen iki şeyden biri Esved'ti. Terra, Veyla ile ortak bir ölüm ihtimaline sahip olduklarını söylemişti. O bu olabilir miydi? Şu an Gölge'yi bile öldürebilecek güçte bir tehlikeyle karşı karşıyaysalar, Gölge kurtarmak isterse bile Veyla'yı kurtarabilir miydi? Elinde bir panzehir yoktu... İstese bile kurtarmayabileceği kalbine düşen korkunun şiddetini arttırdı. İşte şimdi kendi kalp atışlarıyla kadınınkileri ayırt edemiyordu ve bu da kadın ölürse sadece dinleyerek anlayamayacağını gösteriyordu.
Korkuyla bir elini kadının yanağını getirip başını omzundan ayırmasını sağladıktan sonra kadının yüzüne baktı. Veyla'nın gözlerini kapalı gördüğünde korku boğazından tırmandı. "Kelebek?" diye bağırarak kadını sarstı. Veyla'nın kaşları çatılırken gözlerini kırpıştırarak açtı. Gölge nefesini rahatlayarak üflerken Veyla güçlükte yutkundu. Bağırıyor bile olsa adamın sesini bir kere daha duyabildiğine sevinmişti. Lilith ağlayışları arasından "Ölecek mi?" diye sordu. "Kral, Veyla ölecek mi? Ölmesin! Ölmesin!"
Veyla, Gölge'nin "Ölmeyecek." deyişini duydu. Kulakları uğuldadığı için zar zor duyuyordu ama adamın, çocuğu telkin etmek için öyle söylediğini biliyordu. Yine de... Gölge 'ölmeyecek' dediğinde Veyla yaşayacakmış gibi hissetmişti.
Başı güçsüzlükle yeniden adamın göğsüne doğru düştü ama bir saniye geçmeden adamın vücudundan eksildi. Veyla 'işte' diye düşündü. 'Kendisine geldi ve beni burada bırakıp halkıyla uzaklaşacak. Yalnız öleceğim. Sadece yalnız da değil. Gölge'siz öleceğim.'
Adama 'beni yalnız değil, sensiz bırak' deyip durmuştu ve şimdi korktuğu yalnız ölmek değil de onsuz ölmek gibiydi. Korkuyordu. Ölmekten korkuyordu. Ne garipti... Yaşamaktan korktuğunu sanırdı. Yakın bir zamana kadar da öyleydi. Ne zamandır yaşamak istiyordu? Ne zamandır bu Zenith'i yaşamaya değer görmeye başlamıştı? Buraya... Her şey Nixsus'a gelmesiyle başlamıştı. Burada sevgiyle yeniden tanışmıştı. Değer vermeye, değer görmeye başlamıştı. Duygularını geri kazanmıştı. Şimdi onu ölüme götüren duygularını... Önceden olsa o çığlıklara kulak asmaz, kendisini tehlikeye atmazdı. Şimdi atmış, üstüne bir de ölmesine rağmen pişman bile değildi. Lilith'i kurtarmıştı ve bu ölmeye değerdi. Veyla bozulmuştu ve bozulmasının cezasını Konsey'e bile bırakmadan, Doğa vermişti. Veyla, ölüyordu.
Veyla yere yığılacağını sanırken belinin arkasından ve bacaklarının altından tutan kollar eşliğinde yükseldi. Başı yeniden bir göğse doğru yaslanırken Gölge'nin olduğunu anlaması için gözlerini açmasına gerek yoktu. Kokusu burnunu doldurmuştu.
Veyla, 'Beni Lilith'ten uzağa götürüyor' diye düşündü. Halkının önünde zaferini kutlayamamış olmalıydı. Olanları duydukça gelen ve etraflarını daha kalabalık kılan halkın gözleri Veyla'dan çok Krallarının üstündeydi. Fısıltılar asıllı olmalıydı. Gölge, Veyla'yı kucağına almış, göğsüne yaslamış bir şekilde sıkıca tutarken gözleri kadına dönüp dursa da ilerlemeye başlamıştı. Halkını kaybetmek üzereymiş gibi korkuyla bakan gözleri üstünde kaşları çatılı, yüzü kasılmış, dudakları gerilmişti. Göğsü hızlı nefes alış verişleriyle hareketliydi, vücudu güçsüz gibi gözüküyordu ama kadını tutuşu, bir hayli güçlüydü. Tüm detaylarıyla Kral, Kraliçe'sini kaybetmek üzereymiş gibi görünüyordu.
Gölge, kadını kucağında biraz daha yükseltti ve "Yüzünü gizle bebeğim." dedi. Veyla, adamın 'bebeğim' deyişini düşünürken boynuna gömüldü. Muhtemelen adam Azrit hızıyla ilerleyeceği için böyle söylemişti. Veyla, ölmek üzere olan birisi için bunun artık ne önemi kaldığını bilmiyordu ama yapmıştı çünkü kendisine henüz itiraf ediyor olsa da adamın boynuna gömülmeyi seviyordu. Kendisine ancak itiraf edebiliyordu çünkü zihninde duvarlar yıkılmaya başlamıştı. Ölüm, tek tek duvarları yıkarken güçsüz kalan zihni gardını alamıyordu ve tozlu, sakınılmış düşünceler birer birer ortaya çıkıyordu.
Veyla, adamın boynuna gömüldüğü gibi Gölge, Azrit hızıyla ilerlemeye başladı. Veyla'nın gözleri sımsıkı kapalı yüzü, vücudundaki sancı ve kasılmalarla baş etmeye çalıştığı için buruşuktu. Karnının büyük kısmının ve sağ omzunun tamamıyla yandığını hissediyordu. Teninde kül edip acıyı sonlandırsa yine iyi, can yakarken, ten yakmayan bir ateş ilerliyor gibiydi. Veyla ara ara gözlerini araladığında sadece Gölge'ye bakıyordu ama göz ucuyla gördüğü kadarıyla sağ kolu karanlığa gömülüydü. Öyle ki, Veyla omzundaki büyülü dövmesinin parlaklığını bile görememişti. Kral'ın efsunu, ölmek üzereydi ve bunun en büyük kanıtı da karanlığa gömülmüştü.
"Fazla zamanımız yok..."
"Yarat!"
"Çözümü olmayabilir..."
"Bul!"
"Gölge Kral, bunun çözümünü sen bile bulamadın."
Veyla konuşulanları tam olarak duyamadığı gibi, hiç de anlayamıyordu. Gölge'nin onu ölüme terk etmek üzere bir yere götürdüğünü varsayıyordu ama konuşulanlarla bağdaştıramıyordu. Gölge yutkunup birkaç saniye es verdikten sonra öfkeyle konuştu.
"Sikeyim, o zaman benim yapamadığımı sen yapacaksın. Motiveye ihtiyaç duyuyorsan söyleyeyim, yapamazsan bu mıntıkayı başınıza yıkarım."
Veyla'nın sırtı bir yüzeye değdiğinde Veyla adam tarafından atılacağını sanıyordu ama Gölge oldukça yavaş bir şekilde bırakmıştı. Veyla'nın gözleri hala kapalı olsa da kulakları, etrafındaki kaosu duyabiliyordu. Baş Terra'nın sesini de duyabiliyordu. Birilerine emirler veriyordu, Veyla'nın etrafında koşuşturmaca vardı. Veyla farklı farklı bitkilerin kokusunu alabiliyordu ama en çok aldığı koku kandı. Veyla hayatı boyunca en çok kan kokusunu almıştı ama bu daha farklı bir kokuydu. Veyla, kanının siyah aktığını da görmüştü. Vücudu, şimdi kapalı gözlerinde görebildiği tek şey gibi, karanlığa mı gömülecekti? Ölüm onu yutmak üzere miydi?
Veyla'nın karanlık gözkapaklarına sarı, turuncu ışıklar yansımaya başladı. Veyla, Gölge kendisini bırakmış olmasına karşın, ellerini hala üstünde hissedebiliyordu. Veyla'nın kolunda, karnında geziniyordu. Veyla ne olup bittiğini anlayamıyordu, onu öldü sanıp doğa suyuna mı bırakıyorlardı? Kalp atışları iyice zayıflamış mıydı? Ama Azrit kulaklar duyuyor olmalıydı... Kaldı ki, Gölge onu şehrinin doğa suyu mezarlığına bırakmazdı ki... Şehrini Veyla'nın cesediyle kirletmek istemezdi, siyah ölümün baş gösterdiği topraklarda, okyanusa bırakırdı ama buna bile tenezzül etmeyebilirdi. Peki, ne oluyordu?
"Şunu içirin. Bir çözüm bulana kadar süreci yavaşlatmaya çalışacağız."
"Dokunma ona, ver!"
Gölge, Veyla'ya yönelen savaşçısının elinden iksir şişesini sertçe aldıktan sonra bir elini kadının ensesinden götürüp yavaşça başını kaldırdı. Veyla, başı hafifçe hareket etse bile inanılmaz bir zonklama ile karşılaştığı için acıyla inledi. Veyla ile birlikte Gölge'nin de yüzü buruşurken şişeyi kadının dudaklarına doğru götürdü. "İçmen lazım, hadi kelebek."
Veyla'nın gözleri anlayamayarak hafifçe aralandığında Gölge ile göz göze geldi. Tepesinden yansıyan sarı ışıklar Veyla'nın gözünün iyice kısılmasını sağladı. Gölge, Veyla'ya doğru eğilmiş, iksir şişesini dudaklarına götürmüşken gerginlikten kuruyan dudaklarını yalayıp duruyordu. Veyla, adamın yüzünde ne denli gergin olduğunu gösteren çizgilere bakarken pürüzlü sesiyle ve zorlanarak "Ne yapıyorsun?" diye sordu. İksiri henüz içmiyor, anlamaya çalışıyordu. Gözleri yavaşça etrafına döndü. Bir ağaç kabuğunun uzanan gövdesinin hemen altında, yine ağaçtan yontulmuş bir sunağın üstündeydi. Etrafında rengârenk iksirlerin olduğu raflar ve bitkilerin dövüldüğü tezgâhlar vardı. Baş Terra'nın ancak ardını görebiliyordu, bir tezgâhın üstündeki çanakta, bir şeyler karıştırırken yanındaki savaşçılara emirler yağdırıyordu. Savaşçılar, Terra'nın isteklerini yerine getirmeye çalışırken koşuşturuyorlardı. Ağacından gökyüzüne kadar uzanan gövdesinde ışık böcekleri, Veyla'nın gözlerinin kısılmasını sağlayarak bulundukları alanı aydınlatırken uzandığı sunakta, sarmaşıklar Veyla'nın vücuduna doğru dolanıyor, yaralarına ilerliyordu. Gözleri yeniden adamın endişeli gözlerine döndü. Endişeli ve gergindi. Niye?
Gölge, "Hadi!" diyerek iksiri aralık dudaklarına doğru kaldırmaya çalıştığı Veyla dudaklarını kapatıp yüzünü kaçırmaya çalıştı. Gölge sinirle inlerken biraz daha Veyla'nın yüzüne doğru eğilip yeniden denedi. "Güzelim, hadi."
Veyla, toparlamakta zorlandığı zihninden dudaklarına akan kelimeleri de seçemiyordu. Şaşkın bir şekilde "Güzelim mi?" diye sordu. Gölge ona alayla 'bebeğim', 'güzelim' derdi ama şu an hiç de alaylı gözükmüyordu. Kaldı ki... Pek alaylı bir ortam da yoktu. Niye buradalardı? Gölge ne yapmaya çalışıyordu? Niye Terralarını, savaşçılarını seferber ediyordu?
Gölge, sinirle "Veyla hadi!" dedi. Veyla'nın gözleri kırpıştığında Gölge yeniden dudağını yalayarak hissettiği öfkeye mani olmaya çalıştı. Kadının yüz ifadelerindeki güçsüzlük, hızla Gölge'yi yumuşattı. Öfkesi de Veyla ile ilgiliydi. Yine! Yine ve yine Veyla onu öfkelendiriyordu ama bu sefer... Bu sefer yaşayarak değil, ölerek...
"Ne yaptığını söyle..."
Gölge, sinirle inleyip "Bir kere de inat etme!" dedikten sonra gözlerini yumarken boynu eğildi. Yüzü gerginlikle kasılırken sesli bir nefes vermesinin ardından gözlerini araladı. Yutkunduktan sonra bunu söylediğine inanamayarak "Seni yaşatmaya çalışıyorum." dedi. Neden yapıyordu, bilmiyordu ama başka türlüsünü yapamayacağını anlamıştı. Ölümünü izleyemeyecekti.
Veyla hızlanan kalp atışları eşliğinde ve şaşkınlıkla "Neden?" diye sordu. Anlayamıyordu... Onu ölüme terk etmeyecek miydi? Onu yalnız, Gölge'siz bırakmayacak mıydı? Gülerek izlemeyecek miydi? Son sözleri yok muydu? Ben demiştim, demeyecek miydi? Ne kadar nefret ettiğini tekrar ve tekrar söylemeyecek miydi? Veyla'yı kurtaracak mıydı? Ama niye...
Gölge, "Şu siktiğimin iksirini iç, sonra istediğin kadar soru sor." deyip yine iksiri yöneltti ve kadının başını biraz daha dikleştirmek için ensesinden destek oldu. Veyla'nın şaşkınlıkla kırpışıp duran gözleri Gölge'deyken, Gölge kadının dudaklarına ve iksire bakıyordu. İçtiğini görmek istiyordu. Veyla, Gölge'nin de yardımıyla iksiri içtiğinde Gölge rahatlayarak nefesini üfledi ve boş iksir şişesini ardına bıraktıktan sonra Veyla'nın başını yavaşça sunağa yasladı. Elleri yeniden kadının yaralı karnına doğru yol aldı. Gözleri Baş Terra'nın ne yaptığı, ne kadar ilerlediğiyle Veyla'nın yaralarının ne hale geldiği arasında dönüp dolaşırken Veyla yeniden "Neden?" diye sordu. Sesi boğuk ve pürüzlüydü. Gölge cevap vermeyince Veyla'nın sol eli yavaşça karnındaki Gölge'nin elinin bileğine giderken "Neden?" diye tekrar sordu. Ölecekse bile cevap istiyordu.
Gölge'nin gözleri önce bu temasa, sonra da Veyla'nın gözlerine döndü. Birkaç saniyenin ardından "Eğer yaşarsan..." dedikten sonra yutkundu. Aksi bir ihtimalin de olması kalbinin sıkışmasını sağlamıştı. Vücudu güçsüzlükle mi eğilip bükülüyordu yoksa Veyla'nın bedenine daha yakın olmak istediğinden mi bilinmez birkaç adım sağına doğru kaydı. Dirsekleri sunağa yaslanırken bir eli kadının karnında durmaya devam etti. Sağ kolunu kadının başının üstünden sunağa uzattı ve kadının yüzüne doğru eğildi. Savaşçılarının ve ağaç kabuğunun oyuk pencerelerinden onları izleyen halkının gözlerinin de kulaklarının da üstlerinde olduğunu biliyordu ama özenli davranamayacak kadar endişeliydi. Gözleri, kadının ölümün hala ulaşamadığı güzel yüzünde gezinirken "... bir gün öğrenirsin." dedi. Veyla'nın kaşları hafifçe kalktığında Gölge iç çekti. "Yaşarsan, bir gün bana da öğretirsin..." diye eklediğinde Veyla'nın da gözleri adamın gözlerinde geziniyordu. Gördüklerini anlamaya çalışıyordu ama henüz duyduklarını anlayamıyordu ki... Ama belli ki Gölge de anlayamamıştı. Cevabı olmamalıydı ki, o da Veyla'nın ona öğretmesinden medet umuyordu.
Veyla, Gölge'ye şaşkın bir şekilde bakarken yüz ifadeleri yumuşaktı. Teni boncuk boncuk terliyordu ama yüzü, acı çektiğini unutmuş gibiydi. Veyla, gardının düştüğünün farkındaydı ama... Gölge de ona saldırmıyordu ki. Aksine gardını yerden alıp kadına uzatmaya çalışıyordu. Neden?
Gölge'nin gözleri Baş Terra'yla Veyla arasında gezinirken "Hadi!" dedi. "Hadi bir sik, bir şey yap artık!" dedikten sonra gözleri Veyla'nın yaralarına indi. İksir sayesinde yaraların ilerleyiş hızı azalmıştı ama Gölge her bakışında yerini ezberliyor, bir sonraki bakışında daha da karanlığa gömüldüğünü anlayabiliyordu. Gözleri kadının karanlığa gömülmüş omzuna kaydı. Yıldız işareti artık yoktu. Çok değil, yakın bir süre kadar önce o işaretten ölesiye nefret etmiş, o işaretin olduğu kehanet kitabını bile yakıp parçalamak istemişti ama şimdi yeniden görmek için birçok şey yapabilirdi. Neler yapabilirdi mesela? Gölge düşündükçe endişe edemiyordu. Şu an endişe ettiği başka, çok başka şeyler vardı.
Baş Terra elinde karıştığı çanakla birlikte onlara doğru dönüp yaklaşmaya başladığında Gölge hafifçe üst vücudunu doğrultsa da ellerini Veyla'dan çekmedi. Sadece doğrulduğu için Veyla'nın başından sunağın diğer tarafına doğru uzanan kolu hafifçe çekilmişti. Yeni konumlandığı yeri, Veyla'nın saçlarıydı. Eli kadının saçlarına, başına değmeye başlamıştı. Bunu hissettiğinde elini çekmedi, aksine başparmağı istemsiz kadının saçlarını okşarken telaşlı gözleri Baş Terra'daydı.
Veyla, adamın tüm temaslarını, bunca acı içerisinde hissedip şaşırırken ölmek üzere olduğunu hatırlamakta zorlanıyordu. Ölmeden önce kokusunu hissetse yeter, diye düşündüğü adam çok daha fazlasını yapıyordu. Onu yaşatmaya çalışıyordu... Öfkeyle, inatla, düşmanlıkla, daha büyük amellerle de değil gibiydi... Yumuşak, endişeli bir şekilde onu yaşatmaya çalışıyordu. Veyla için biraz önce ölmek daha kolaydı ama şu anları yaşadıktan sonra ölme isteği iyice azalmıştı. Adamın henüz söyleyemediği cevapları duymak için bile olsa, yaşamak istiyordu.
Baş Terra'nın da gözleri Veyla'nın yaralarında gezinirken yüzü hafifçe buruştu. Sunaktan zemine siyah kanlar damlıyordu ve Veyla'nın yaralarına ulaşan sarmaşıklar şifa veremiyordu. İksir süreci yavaşlatmış bile olsa da, durduramamıştı. Baş Terra çanağı sunakta, Veyla'nın bacaklarının yanına koyduktan sonra ellerine eldiven giydi. Kadının teninde siyah ölüm yaşıyor gibiydi, dokunursa zarar görebilirdi. Savaşçıdan istediği doğa suyu ile kadının yaralarını temizlemeye başladı. Suyla temizledikçe bezi bir çanağa sıkıp temiz doğa suyuyla yeniden ıslatarak yaralarını temizlemeye devam ediyordu. Gölge, Baş Terra'yı, yaptıklarını, Veyla'nın yaralarını ve yüzünü, her birine bakarken diğerine de bakma telaşıyla izlerken Veyla sadece Gölge'yi izliyordu. Adamın ancak sağ tarafını hafifçe görebiliyordu. Adam, yüzünü çevirdikçe görüşü artıyordu ama o gözlerinden sadece birini bile görse, Veyla'nın endişeyi de görmesine yetiyordu. Endişe miydi gerçekten? Adam şu an endişeli miydi?
Baş Terra Veyla'nın karnındaki yarayı bastırarak sildiğinde Veyla bir süredir yaralarını, ölüşünü unutmuş haldeydi ama bunu hissedip acıyla inledi. Gölge'nin gözleri hızla Veyla'ya dönerken eli, Gölge'nin bileğini tutan eline doğru kaydı. Veyla'nın yüzü hala buruşuk bir haldeyken gözleri, adamın avucundaki eline doğru baktı. Gölge'nin uzun parmakları, Veyla'nın elinin üstüne doğru kapanırken Veyla da güç almak ister gibi istemsizce sıktı.
Gölge, Baş Terra'ya bakarken "Acısı için de bir şey versene." dediğinde Baş Terra başını onaylamaz bir şekilde salladı. Şimdi yaraları temizlediğinde tahmin ettiği şeyi daha iyi görebiliyordu. "Acıyı hissetmesi mühim." dedikten sonra savaşçıya dönüp obsidyen taşından yapılmış bir cerrahi cımbız istedi. Gölge, dudağını yaladıktan sonra sıkkın bir nefes alıp "Neden?" diye sordu.
Baş Terra cımbızın ucuyla Veyla'nın yarasının altındaki parıltıları gösterdi. "Tahmin ettiğim gibi. Teninin altında, Esved'in parçaları var. Yaralarken kayaç gibi olan teninde parçalar ufalanarak tenin ardında kalmış. Veyla'nın iyileşememesi bu yüzden. Esved'in büyüsü, Veyla'nın büyüsüne engel oluyor."
Gölge, kendisini zeki sanırdı ama şu an algıları bir hayli kapalıydı. "Yani?" diye sordu. Gözleri kadının gösterdiği yer ile Baş Terra arasında gidip gelirken kulağı bir yandan Veyla'nın kalp atışlarını dinliyordu. Bir an bile duyamasa, ne hale geleceğini tahmin edemiyordu.
Baş Terra, "Yaralarını temizlemediğimiz sürece kurtaramayız." dedi. Gölge hızla "Temizle." dedi. Heyecanla dudağını yaladıktan sonra pürüzlü sesini temizleyip "Tamam ulan hadi temizle o zaman. Ne bekliyorsun?" diye ekledi. Bir çözüm bulunmuş olabilirdi.
Baş Terra bir yandan yaraların henüz ulaşamadığı tenine, biraz önce hazırladığı karışımı sürerken "Yaralar kalbine doğru gidiyor." dedi. Karışımı, yaranın ilerlemesine mümkünse engel olmak için sürüyordu. "Esved parçalarının oldukça küçük olduğunu görebiliyorum. Kaç tane olduğunu ve ne zaman biteceğini, Veyla iyileşmeye başlamadan anlayamayız. O sırada..." dedikten sonra iki farklı yaranın kalbine ne denli yakınlaştığı hizayı gösterdi. "O sırada yaralar kalbe ulaşabilir. Eğer cımbızla denediğimde, teninin altında yüzlercesinin, binlercesinin olduğunu düşünmeye başlarsam, başka bir çözüm gerekecek."
Gölge, "Ver cımbız, biz de yapalım." dediğinde Baş Terra başını onaylamaz bir şekilde salladı. "Bilinçli yapılması gerekiyor. Parçalar daha derine ya da organlara doğru itilmemeli. Yapan kişi parçalarla temas etmemeli. Birden fazla cımbız da birbirine temas edip hataya sürüklememeli." dediğinde Gölge sinirle inleyip "Bir yandan da başka çözüm bul o zaman!" dedi.
Baş Terra, eline tekrar obsidyen cımbızını aldıktan sonra Veyla'nın tenine yakınlaştırdı. Bir savaşçıya obsidyenden yapılmış bir çanak getirmesini emretti. Çanağı da sunağa koyduklarında Baş Terra'nın gözleri büyüyle ışıldadı. Dudaklarından şimdi Veyla için anlamsız gelen kelimeler dökülmeye başlarken Gölge bir kısmını anlayabiliyordu ama kafası bu kadar karman çormanken odaklı kalmak zordu.
Veyla'nın tenine obsidyen cımbız değdiği gibi Veyla acıyla inlemeye ve Gölge'nin elini daha da sıkmaya başladı. Gölge "Dur!" dedikten sonra Baş Terra cımbızı geri çekerken Gölge'nin gözleri Veyla'ya döndü ve yüzü kadına doğru eğildi. Kadının saçlarındaki eli, yanağına doğru kayarken gözleri endişeyle baktı. "İyi misin bebeğim?"
Veyla, obsidyen temasının eksilmesiyle rahatlarken gözlerini yeniden araladı. Nefesini titrekçe üfledikten sonra gözleri Baş Terra ile Gölge arasında gezindi fakat son durak olarak Gölge de kaldı. Başını yavaşça onaylamaz bir şekilde salladı. İyi hissetmiyordu. Sadece yaraları değil, tüm teni yanmış gibi hissetmişti. Gücü gittikçe azalıyordu ve gözlerini aralık tutmak bir hayli zordu. İyi olmadığını asla Gölge'ye söyleyemeyeceğini sanırdı ama işte, söylüyordu. Gölge de iyi olmadığına sevinmiyordu. Aksine kaşları çatılmış, bunu duyması yutkunma ihtiyacını getirmişti ama yutkunamamıştı.
Gölge hala Veyla'ya bakarken Baş Terra "Direnmek zorundasın." dedi. "Siyah ölümü ancak obsidyenle tutabilirim."
Gölge, "Obsidyen de ona zarar veriyor." derken gözlerini henüz Baş Terra'ya çevirmemişti. Gölge sesini temizledikten sonra bunu söylemekte zorlanıp "Ölümünü hızlandırmasın?" diye endişeyle sordu. Veyla'nın kaşları hafifçe kalkarken aralanmış dudaklarından titrek bir nefes aldı. Gölge'nin, Veyla ölmesin diye uğraştığını gördüğünü her an, yaralarını unutuyor ama yaralarının yapabildiğinden çok daha fazla sarsılıyordu.
Baş Terra, "Denemek zorundayız." dedi. "Taşın gücünü kendine çekmeye çalışabilirsin. Veyla'nın acıdan bayılmaması gerekiyor. Kendinde olmalı ve içinde parça olup olmadığını öylelikle anlamalıyız. Uyanık tutmaya çalışmalısın."
Gölge, neyi ne kadar yapabileceğine dair kendine güvenemedi. Hep güvenilen, güven verendi ama şu an öyle güçsüz hissediyor ve ne yapacağını bilemiyordu ki, kendisine güvenemiyordu. Yine de yapmak zorunda olduğunu biliyordu. Varlığını bugün fark ettiği korkusundan, güç aldı. Yapamazsa, sonuçlarına katlanmak istemiyordu. Sinirle inleyip sıkkınlıkla nefesini üfledikten sonra başını onaylar şekilde salladı.
Baş Terra yeniden cımbızla yöneldiğinde Veyla başını Gölge'den yana çevirdi. Hafifçe kaymak istediğinde Gölge fark edip kadının yanağındaki elini ensesinin ardından sağ omzuna doğru götürdü ve kadını sunağın üstünde kendisine doğru yaklaştırdı. Veyla'nın başı Gölge'nin koluna doğru yaslanırken Gölge kadına eğilmiş, yüzlerini yakınlaştırmıştı. Gölge'nin gözleri büyüyle ışıldarken taşın gücünü, Veyla'nın canını çok yakmasın diye kendisine çekmeye çalışıyordu. Veyla, adamın büyüyle ışıldayan gözlerine defalarca kez bakmıştı. O mavi gözler hep Veyla'ya zarar vermek için büyüyle ışıldamıştı ama ilk defa, Veyla zarar görmesin diye ışıldıyorlardı.
Veyla, Gölge'nin obsdiyenin gücünü çekmesine rağmen canı yandığı için kasılıp hafifçe inledi. Gölge'nin dudağı istemsizce kadının alnına yöneldi. Öpmese de dudağı teninde dolanırken Veyla gibi onun da yüzü hafifçe buruşmuştu. Obsidyenin gücünü tamamen çekmiyordu çünkü parçaları almak için de obsidyenin güce ihtiyacı vardı.
Baş Terra cımbızla daha derinlere indiğinde Veyla kıpırdanırken acıyla inledi. Baş Terra "Tutun." dediğinde Veyla "Hayır, hayır." diye mırıldanarak gözlerini araladı ve ona yönelen savaşçılara baktı. Gölge başıyla uzaklaşmalarını işaret verdikten sonra Veyla'nın başının ardından uzanan kolunu kadının omuzlarına kaydırdı. Kadının vücuduna dolanan koluyla kadını doğrultup başının göğsüne yaslanmasını sağladı. Diğer eli de kadının elini bırakmadan kadının yanağına doğru yükseldi. Başparmağı kadının yanağını sakinleştirmek isteyerek mi okşuyordu sakinleşmek isteyerek mi, emin olamamıştı. Kadın kadar yaralar içerisinde hissediyordu.
Gölge, Veyla'yı sımsıkı tuttuğu için Veyla hareket edemese de Baş Terra çıkardığı parçayı bırakıp yeniden Veyla'nın yarasını cımbızla deştikçe Veyla acıyla inliyordu. Gölge, kadının vücudunun güçsüzlükle titrediğini fark ettiği için gerginlikle dudağını yaladı ve kadını oyalamak için bir çare bulmaya çalıştı. Kadının odağını farklı bir noktada tutmalıydı. "Veyla..."
Veyla, Baş Terra'yı izlerken yeniden acıyla inlediğinde ve Gölge'nin elini sıktığında Gölge yüzünü buruşturup "Güzelim, bana bak..." dedi. Gölge, kadının çenesinin ucundan tutup yüzünü kaldırmak istedi. Veyla da yumulduğu adamın göğsünde başını kaydırarak yüzünü hafifçe Gölge'ye doğru kaldırdı. Gölge ile bu denli bir yakınlıkta göz göze geldiklerinde ikisi de bir anlığına nerede ve ne halde olduklarını unuttular. Veyla bir süre daha unuturken, Gölge kadının güçsüzlüğünü bir hayli gösteren yüzünü görmesiyle hızla hatırladı. Endişeyle dudağını yaladıktan sonra "Beni dinle..." dedi.
Veyla, adama bakmakta ve onu dinlemekte hiç de zorlanmadığını düşündü. Adamın yüzünde öyle çok sır vardı ki, Veyla senelerce baksa da yeni bir detay görür gibiydi. O detaylar bitse bile adama bakma isteği bitmezdi ki... Veyla birçok yeri gezmiş, büyülü bir gezegen için bile oldukça şaşırtıcı manzaralar ve Lunalar görmüştü. Yine de hiçbiri, adam kadar onu büyüleyememişti. Nasıl ki Veyla, Gölge'nin, Kral'ın efsunuydu, Gölge de Veyla'yı büyülüyordu. Özellikle de şimdi kasılmış yüzündeki her gergin çizgi, kadın içinken... Gözlerindeki alev, öfkeyle değil de... Başka bir hisle harlanmışken... Neydi adamı bu hale getiren? Adam neden endişeli gözüküyordu? Gerçekten Veyla için endişeli miydi yoksa Veyla adamın nefretle dolu sevgisizlik çölünde bir serap mı görüyordu?
Gölge, kadının ne denli yumuşak baktığını izledi. Güçsüzlüğü yüzünden mi, diye düşündü ama bu bakışları ilk görüşü değildi. Gölge nefret ile üstüne toprak atmadıkça, kadın böyle bakar olmuştu. Gölge çoğunlukla bu bakışların, kadının bir oyunu olduğunu düşünmüştü. Gölge'nin zaafı olmaya çalıştığını düşünmüş, bundan korkmuştu ama şimdi... Gölge düşünürken bile zorlanıyordu ama kadın ölmek üzereydi. Hala oyunla uğraşacak hali yoktu. Ölmeden önce son kazığını atmak için uğraşıyorsa, görmüyor muydu? Zaten ölüşü, Veyla'nın Gölge'ye attığı en büyük kazık olurdu. Nasıl böyle olabiliyordu? Yaşattığı onca acı arasından nasıl... Nasıl Gölge'yi en çok etkileyecek şey ölümü olabilirdi? Sevdiklerini öldürmüş, ölümlerine sebep olmuştu. Şimdi neyi ölüyordu ki, Gölge sevdiklerinin ölümünden bile daha çok etkileneceğini düşünmeye başlamıştı? Neyi?
Veyla'nın yumuşak bakışlarına Gölge'nin içi giderken kadının elini bırakmadan, başparmağıyla yanağını sevmeye başladı. Veyla bu temas ile zaten vücudunu delip geçen obsdiyen taşını ve teninin altında onu öldürmeye çalışan Esved parçalarını unutmuştu. Acıdan değildi ama bayılmak üzere gibi hissediyordu. Bayılmak değil de... Akıp gitmek üzereymiş gibi. Sanki adamın eline doğru yavaş yavaş eriyecekti.
Gölge, "Karanlıktan korkarım." dediğinde Veyla'nın hafifçe kaşları kalktı. Gölge kimin duyup duymadığını önemsemiyordu. Veyla duysa, Gölge'ye yeterdi. Gölge başını hafifçe iki yana salladı. "Hem de deli gibi. Malikânede bir odam var. Nasıl ki kâbus mağarasına gider anılarımla buluşurum, orada da acılarımla, korkularımla buluşurum."
Veyla'nın kaşları hafifçe çatılırken "Niye söylüyorsun?" diye sordu. Sesi oldukça kısık ve pürüzlüydü ama Gölge duymakta zorluk çekmedi. Tüm ilgisi kadının üstündeydi. Kulağındaki kalp atışlarını geçebilen tek ses, Veyla'ydı. "Artık bir şey yapamam, diye mi?"
Gölge'nin içi, bu ihtimale titrerken hızla "Hayır." dedi. "Yaşa ve yap, diye."
Veyla'nın kaşları gevşeyerek inerken gözleri kırpıştı. Adamın şu an yaptıklarına inanamıyordu. Ölmesini kahkahalarla izlemek bir yana, ölmesine müsaade etmiyordu. Onu yaşatmak için sadece Baş Terra'yı görevlendirmiyor, bizzat çabalıyordu. Şimdi adamın kolları arasındaydı, adam yanağını okşuyor, gözlerine hiç görmediği kadar yumuşak bir şekilde bakıyordu. Yüzü, jesti, mimiği sahte bile olsa, gözleri? Gözleri de mi sahteydi? Son zamanlarda bir şeyleri saklayarak bakardı, şimdi saklayamıyormuş gibiydi. Neydi bu açığa çıkanlar?
Veyla bakakalınca Gölge, "Buradan çıkınca acımı ve korkumu görmene izin vereceğim." dedi. "Zaten kâbus mağarasında da söz vermiştim."
Veyla, "Artık bana verdiğin sözleri de mi tutuyorsun?" diye sorunca Gölge bir an ne diyeceğini bilemedi. Sesini temizlese de kulağına ulaşacak haline güvenemeyip fısıldayarak konuştu. "Şu an." dedi. "Şu an sana verdiğim tüm sözlere inanabilirsin."
Veyla'nın gözleri adamın gözlerinde gezinirken iç çekti. Bu kadar yaralı, bu kadar ölmek üzere değilken bile adama karşı gardı çatlıyordu, şu an ise hiç yoktu. Gölge'nin sımsıkı tuttuğu eli hareketlenmek, adamın yanağını sevmek istiyordu. Tenine dokunmuşluğu vardı. Başlarda öfkeyle, son zamanlarda heyecanla... Şimdi ise sakinlikle dokunmak istiyordu. Yavaşça, acele etmeden, çekinmeden... Adam özgürce dokunuyordu, sonra... Eğer Veyla yaşarsa... Adamın bu temasları ne şekilde açıklayacağı bilinmezdi ama Veyla ölmek üzereyken bile o kadar özgür hissedemiyordu. Yine de artık biliyordu. Özgür hissetse yapacağı şey buydu. Gölge'ye dokunmak... Yanağını sevmek... Belki de öpmek. Şimdi ikisinin de aralık dudaklarından titrek nefesler dolanıp da birbirlerinin dudaklarına değerken bunu yapmak istiyordu.
Veyla, "Ateş." dedi. Aslında korktuğu şeyle oynuyordu. Ateşten uzak duruyor, Gölge'ye çekiliyordu. Gölge de ateşti. Bu sefer kardeşini değil, Veyla'yı yakacaktı. Kardeşi ölerek kurtulmuştu, Gölge Veyla'nın ölmesine de müsaade etmiyordu. Veyla gülümsemek istedi. Gölge'den kurtulamama pahasına ve ne sebeple olursa olsun, Gölge'nin onun ölmesine müsaade etmemesi Veyla'yı mutlu hissettirmişti. Oldukça şaşkın ve oldukça mutlu...
Gölge anlayamayarak baktı. Kadının gözlerine dalmaktan konuştukları konuyu unutmuştu. Veyla, "Ateşten korkarım." dedikten sonra burukça gülümsedi. "Ben de artık, neyse ki bir şey yapamazsın diye söylüyorum."
Gölge'nin kalbi sıkışırken gözleri kapandı ve sıkkın bir nefes alıp verdi. Gözlerini yeniden araladığında hala yumuşaklardı ama kızgınlık da mevcuttu. Kızarıklardı, kızgınlıktan mıydı? Veyla anlayamıyordu. Veyla hiçbir gördüğünü, duyduğunu bildiği zeminlere yerleştiremiyordu. Gölge'nin ne bakışları ne de söyledikleri nefretiyle bağdaştırmıyordu. Gölge, yüzlerini yakınlaştırdı. "Sana biraz önce şu an verdiğim tüm sözlere inanabilirsin, dedim." dediğinde Veyla hafifçe başını onaylar şekilde salladı. Burunları birbirine değiyordu, gözleri birbirlerinin dudaklarına doğru inmişti.
"Yaşayacaksın kelebek. Bu Zenith üzerinde seni öldürebilecek tek şey benim ve ben şu an..." derken burunlarını hafifçe birbirine sürttü ve bu halde bile ikisinin de içi titredi. "... seni öldürmüyorum." dedikten sonra yutkunup öyle ekledi. "Yaşatıyorum."
Veyla da yutkunduktan sonra başı istemsiz hafifçe adama doğru yükseldi. Gölge, kadını öpmek istiyordu ama bunu yaptığında kadının verdiği tepkiyi de hatırlıyordu. Kadının şu an Gölge'den biraz daha nefret etmesini istemedi. Gölge de bu nefretle baş edemezdi ama kadının bu halde olması daha önemli bir sebepti. Şu an kadının onu itmesini, uzak tutmasını istemezdi. Elinden geldiğince kadına yardımcı olmaya çalışıyordu. Bu sebeple öpmedi ama öper gibi soludu nefesini.
Gölge, "Elimde bir yara saklıyorum." diye bir sır daha verdi. Kadını öpmemekte zorlandığı için yüzlerini hafifçe uzaklaştırırken kadının sırtından dolanan kolunda sağ elini yüzlerinin önüne getirdi. İkisi de Gölge'nin avucundaki siyah gül dövmesine baktılar. Veyla bir elini yavaşça elinden çektiğinde Gölge boşluğa düşer gibi hissetse de müsaade etti. Oysaki Veyla Gölge'ye dokunabilmek için elini çekmişti. Kadının güçsüz bir şekilde titreyen eli adamın avucuna yöneldiğinde Gölge kadına yardımcı olmak isteyerek elini yakınlaştırdı. Veyla'nın işaret parmağı adamın avucundaki gül dövmesinde gezinmeye başladı. Gülden bahsediyor olmalıydı, yara diye. Anlamı, adamı yaralamış olmalıydı. İyileşebilen Xalialarda yara izi kalmazdı. Veyla'nın avucunda, dövmesinin altında sakladığı bir yara vardı çünkü Veyla bir zamanlar iyileşemiyordu.
Veyla dövmeyi inceler gibi işaret parmağını gezdirirken aslında adamın tenini seviyordu. Bir bahanenin gölgesine sığıyordu. Gölge için ise kadının ne sebeple yaptığı o kadar önemsizdi ki... Sadece yapıyor olması bile erimek üzere gibi hissetmesine yetiyordu. İçi gidiyordu. Kadın dokunduğunda, baktığında, ona sığındığında... Şimdi ölmek üzere olmasa, kollarının arasında olmasından öyle haz alırdı ki... Ama işte, ölmek üzereydi.
Veyla, "Gerçekten mi?" diye sordu. Zaten imzasını gül olarak seçmesinin bir anlamı olmalıydı. Veyla artık daha iyi biliyordu ki, Gölge anlamlara değer veren, anlam dolu bir adamdı. Bakışlarıyla, sözleriyle ve hatta acılarıyla, anlamlı bir adamdı. Peki, Veyla için de anlamlı mıydı? Adama, Eryalara olduğu gibi değer vermeye mi başlamıştı? Şimdi ölse mi daha iyiydi yoksa yaşayarak cevabı öğrense mi?
Gölge hafifçe gülümseyerek "Gerçekten." dedi. Gözleri kadının yüzünde geziniyordu. Kadının çektiği acıyı unuttuğunu görebiliyordu. Gölge mi Veyla'nın ilgisini kazanmayı başarmıştı, Veyla mı Gölge ile ilgileniyordu, adam anlayamamıştı ama hoşuna gidiyordu.
Veyla, "Kimin yarası?" diye sorduğunda Gölge, "Bu başka bir günün sırrı." dedi. Şimdi kolları arasında Veyla varken ve onu yaşatmak için bu denli uğraşıyorken, kadının yaşatmadığı birinden bahsetmek istemiyordu. Son zamanlarda hep Veyla'ya olan nefretini hatırlamaya çalışırdı ama bugün, unutmaya çalışıyordu. Nefretini unutmak, hatırlamakta olduğu kadar zorlanmıyordu. Aslında şu an... Nefreti unutmakta hiç zorlanmıyordu.
Veyla gözlerini adamın avucundan alıp gözlerine çevirdi. Titrek sesiyle "Ya tek bir günümüz varsa?" diye sorduğunda Gölge'nin kaşları çatıldı. Yutkunma yutkunamazken "Bana güven." diye yalvardı. Kadının buna inanmasına ihtiyacı vardı. Kadın inanırsa, Gölge'nin inanması da kolaylaşacaktı. Kadın inanırsa, büyüsünü çağırması da, iyileşmesi de kolaylaşacaktı. Kadın koy vermemeliydi.
Veyla burnundan hafifçe güldü. Daha fazlasına gücü yoktu. Biraz önce de verdiği sözü tutacağını söylemişti ve aralarındaki ilişki düşünüldüğünde bu ironik olsa da gerçek olmasını Veyla çok isterdi. Öyle çok isterdi ki, inanır gibi hissediyordu. "Artık düşmanlarının da mı sana güvenmesini istiyorsun?"
Gölge, "Senin." diye düzeltti. "Senin şu an bana güvenmeni istiyorum."
Veyla, ne farkı olduğunu anlayamadı. Veyla da düşmanıydı, hatta en büyük düşmanıydı ama adam düzeltme ihtiyacı hissetmişti. Veyla adama zaten güveniyordu. Hiç güvenmemesi gerektiği anlarda, Gölge bile aksini söylese dahi güvenmişti. Şimdi de istemsiz güveniyordu.
Veyla, "Ben de..." dediğinde Gölge'nin kaşları kalktı. Yara kalbine doğru yol aldığı için siyah ölümün ulaşmamış olduğu elini gösterdi. Kaldırıp gösterecek gücü yoktu, Baş Terra da yaralarla ilgileniyordu ama Gölge gördü. Daha önce de görmüştü. Kadının avucunda kelebek dövmesi vardı. Baş Terra karnındaki yaraya döndüğü sırada Gölge Veyla'nın sağ elini tutup aralarına çekti. Kadının elini avucunda tutarken başparmağıyla kadının dövmesini sevdi. Bu sefer de Gölge'nin gözleri kadının avucundayken, Veyla adamı izliyordu. Gölge de "Kimin yarası?" diye sorduğunda Veyla "Bu da başka bir günün sırrı." diye cevapladı.
Gölge'nin gözleri hızla kadına dönerken dudakları kıvrıldı. Adamın, kadının yaraları taşmış gibi acı dolu gözleri, şimdi parlamaya başlamıştı. Çünkü Veyla da ölmeyeceğini düşünmeye başlamıştı. Gölge, mest olmuş sesiyle "Bana güveniyorsun..." dediğinde Veyla "Şu anlık." diye düzeltirken adam gibi gülümsedi. Şu anlık değildi. Bir gün ona güvenmeye başlamıştı ve sonraki her gün, adam kırsa dahi güvenmeye devam etmişti.
Gölge, kadının gözlerinde birkaç yıl yaşamış gibi duraksamışken Veyla "Hadi bir sır daha." dedi. "Bir korkunu daha söyle."
Gölge'nin kontrol edemediği dudakları "Şu an." diye itiraf etti. Veyla yutkunup "Nasıl?" diye sorduğunda Gölge iç çekti. "Şu an, korkuyorum."
Veyla iyice içine kaçan sesiyle ve heyecanla "Niye?" diye sordu. Veyla'nın ölmesinden mi korkuyordu? Müsaade etmemek bir yana, gerçekten korkuyor muydu?
Gölge, birkaç saniyenin ardından "Bilmiyorum." diye itiraf etti. Neden yaşattığını bilmediği gibi, neden ölmesinden korktuğunu da bilmiyordu. "Sen korkmuyor musun?"
"Artık, korkuyorum."
Baş Terra, Veyla'nın sağ kolunu geri aldığında Gölge'nin eli de yeniden Veyla'nın yanağına yerleşti. Yumuşak bir ses tonuyla "Niye artık?" diye sordu.
Veyla, "Çünkü cevabını bilmek istediğim sorular artıyor." dedi. Sadece Gölge için mi yaşamaya devam etmek istiyordu? Başka da sebepleri olmalıydı ama şu an aklına sadece bu geliyordu. Gölge, Veyla için başka sorular oluşturabilecek kadar derin bakarken Veyla "Baş Terra söylemişti." dedi. Bir anlığına Terra'ya bakıp yeniden Gölge'ye dönmüştü. Baş Terra resmen vücudunu deşip duruyordu ama Veyla'nın yüzü bile buruşmuyordu. Gölge'nin taşı bile, Veyla'yı güçsüz bırakmıyor da güç veriyor gibiydi, ne garipti.
"Orada ne olduğunu öğrendiğim gün, yeni sorular oluşacak, demişti."
Veyla belki de bunu söylememeliydi. Orayı daha önceden beridir bildiğini belli etmişti, şu an Gölge ile ilgili merak ettiği şeyler olduğunu itiraf etmişti ama Gölge, Veyla'nın endişe edeceği bir tepki vermedi.
Gölge, "Baş Terra çok kehanet fısıldıyor." dedikten sonra çenesinin ucuyla yavaşça Veyla'yı gösterdi. "Ve hiçbirinde ölü değilsin."
İkisi de kehanetlerden birinin Gölge ve Veyla'nın bir varise sahip olacağıyla ilgili olduğunu biliyordu. Gölge ilk defa bu kehaneti yok saymazmış, imkansız görmezmiş gibi ve hatta, varlığıyla rahatlayarak konuştuğunda Veyla'nın kalbi heyecanla hızlandı. Gözleri kırpışıp dururken ikisinin de dudaklarının arasından titrek nefesler geçiyordu.
Veyla, engel olamadığı bir merakla "Hangisini tercih ederdin?" diye sordu. Açıkça sormamıştı ama Gölge'nin yüz ifadesinde oluşan değişimden, adamın anladığının farkındaydı. Gölge, dürüst olmak istiyordu ama şu an söylediği her şeyle sonra mücadele etmek zorunda kalacağını biliyordu. Kadın yaşayacaktı, yaşamak zorundaydı ve Gölge, şu ana kadar zaten açıklamakta zorlanacağı birçok temasta bulunmuş, cümle kurmuştu. Bir tanesinden daha zarar gelip gelmeyeceğinden emin olamadı. Cevabı belliydi, Veyla'ya söyleyip söyleyememekten emin değildi.
Gölge henüz cevap vermemiş olsa bile sessizliği Veyla'yı daha da heyecanlandırıyordu. Adama adeta 'ölmemi mi yoksa benden bir varis sahibi olmayı mı tercih edersin?' diye sormuştu ve adam hemencecik 'ölmeni' diyememişti. O güzel dudakları konuşmaya başlayıp da 'ölmeni' dese bile bir süreliğine kararsız kalması, Veyla'nın içini ısıtmıştı. Veyla, güçsüzlüğü yüzünden sanrı yaşayıp yaşamadığından emin değildi ama her şeyi de yanlış anlıyor olamazdı, değil mi? Adam hala nefret ediyorsa bile, nefretine gölgeler düşmeye başlamıştı. Veyla ise... Artık nefret ettiğinden bile emin değil gibiydi. Öfkeyle gelen nefret hissiyatı olabiliyordu ama öfkeli olmadığı anlarda... Nefret diye bir şey de kalmıyordu.
Gölge'nin dudakları aralanıp da konuşmaya başlayacağı sırada Baş Terra, "Olmuyor." dediği için ilgisi ve gözleri ona döndü. Veyla'nın da gözleri bir anlığına Baş Terra'ya döndükten sonra iç çekti. Adam öyle söyleyince, yaşayacağına inanmıştı ama sorun değildi. Öyle söylemesi bile Veyla'nın bir ömür daha yaşamış gibi hissetmesini sağlamıştı. Ölecekse bile cevabı merak ederek "Cevapla." dedi ve eli adamın yanağına doğru yükseldi. Titriyordu ama bunu yapabilmek için tüm gücünü kullanmıştı. Veyla'nın eli adamın yanağına değdiği gibi Gölge'nin gözleri Veyla'ya döndü. Baş Terra 'olmuyor' dediğinde kalbine giren sancı, bir anlığına rahatlar gibi olmuştu ama bu temasın son temaslar olabileceği ihtimali, yeniden sancıyla kıvranmasını sağladı. Biraz sonra öleceği söylenen kadının yine de kolu zorlanmasın diye yanağına dokunmasına yardımcı olarak elini tuttu.
Veyla'nın gözleri kısa bir anlığına bu temasa kaydı. Adamın yanağını sevemiyordu ama temas etmek öyle garip hissettiriyordu ki... Yorgun gözleri yavaşça Gölge'nin mavilerine dönerken yeniden "Ben ölmeden cevapla." dediğinde Gölge'nin yüzü buruşurken başını olumsuz anlamda iki yana salladı. "Öyle bir şey olmayacak." dedikten sonra gözleri Baş Terra'ya döndü.
Baş Terra, "Çok parça var. Yaranın ilerlemesini yavaşlatsam da durduramıyorum. Kalbe ulaşmak üzere." dedikten sonra Kral'ın tepkisinden korkarak ve kehanetlerin gerçek olduğuna çok inandığı için şaşırarak "Ölüyor." dedi. "Ölmek üzere."
Gölge'nin hissettikleri yüzünden gökyüzünü kaplayan fırtınalar ağacın oyuk camlarını patlatarak içeriye girerken cam parçaları herhangi birine ulaşamadan Gölge büyüsüyle kül etti ama yine de bir anlığına Veyla'yı daha da göğsüne çekmiş, yüzünün önünde elini tutmuştu. Gölge'nin, kadını koruyabilmek için elini çekmesiyle boşluğa düşen Veyla'nın eli, kucağına düşerken bugün bir kez daha şaşkınlığa uğradı. Sadece ölmesinden de değil... Cam kırıklarından bile korumaya çalışmıştı... Refleks miydi? Niyeydi? Hiçbir cam parçası Veyla'ya ulaşamadığı için adam yeniden kadının yanağını tuttu, o sıra gözleri Veyla'nın hayran ve şaşkın bir şekilde ona bakmasını görmüyor, Baş Terra'ya bakıyordu.
Gölge şimşekleri kadar gür bir sesle "Hayır." dedi. Hiçbir elini Veyla'dan çekmek istemiyordu ama çekebilse, Baş Terra'nın yakasından tutardı.
"Yemin ediyorum, Zenith üzerinde Terra diye bir şey bırakmam."
Baş Terra ölümden korkmazdı ama Veyla'nın ölmesinden korkuyordu. Kehanetlerde onun ve Gölge'nin bu Zenith'in kurtuluşu olacağına bir hayli inanmıştı. Şimdi Gölge öldürmese bile, Zenith üzerindeki her şey zaten ölmek üzereydi. Önceden insanların ve iyileşemeyen Xaliaların öleceğini düşünürdü, şimdi görüyordu ki siyah ölüm Krallığının halkı olan Esvedler, Veyla Aldar'ı bile öldürebilecek kadar güçlüydüler. Bu da, Azritlerin de ölebileceği anlamına geliyordu. Hatta, bir gün Gölge Kral Karanir'i bile öldürebilirlerdi.
Baş Terra, "Bir çözümü olmalı..." dedi. "Eğer kehanetler doğruysa, Veyla yaşamalı ama çözüm ben değilim." dediğinde Gölge, isterik sırıtışında alt dudağını ısırdıktan sonra "Bir çözüm bul ya da kendi doğa suyu mezarlığını hazırla." dedi.
Baş Terra aklına gelen fikirle "Sen yapmalısın." dedi. "Birçok parça var, her birini cımbızla çekmek mümkün değil. Cımbızla çekerken bile ufalanıyor, artıyorlar ama sen büyünü yönlendirebilirsin. Esved'i tek başına öldüremiyorsun ama zarar verebiliyorsun. Eğer Esved'le bağlantısı sonlanmış parçalarını yok edebiliyorsan..." dediği gibi Gölge'nin gözleri çanağa döndü. Çanağın içerisindeki, Terra'nın şu ana kadar çıkartmış olduğu siyah parçalara doğru büyüsünü yönlendirdi. Siyah parçalar mavi büyüyle yok olmaya başladıklarında Baş Terra neredeyse güldü ve "Sen!" dedi. "Sen yapmalısın!"
Gölge gergin bir şekilde dudağını yalayıp nefes alıp verdikten sonra gözlerini olanı biteni masum görünerek izleyen Veyla ile Baş Terra arasında gezdirdi. Veyla, başına gelecek her şeye kabulmüş gibi Gölge'yi izliyordu. Sanki şimdi Gölge 'tamam olmuyor' dese Veyla da kabullenecekti, 'hayır olacak' dese Veyla da inanacaktı. Ne yapacağına, ne yapılmasını istediğine dair yorum yapmıyordu. Kaderini Gölge'ye teslim etmişti ve Gölge, kadının ne denli ona sığındığını ilk defa bu kadar derinden hissediyordu. Kadın 'sana sığınırsam felaketim olursun' demişti. Gölge de 'yanlışın var' demişti. Yanlışı vardı. Kadın Gölge'ye sığındığında, Gölge felaketi olamıyordu. Sığınağı, kahramanı, kurtarıcısı olmak istiyordu.
Gölge, "Veyla'nın bedenine büyümü yönlendirip Veyla'ya zarar vermeden, ölümünü hızlandırmadan nasıl yok edeceğim?" diye sorduğunda Baş Terra'nın önerebileceği bir çözüm yoktu. Gölge'nin de bildiği gibi "Yapmak zorundasın." dedi.
Gölge korkuyla Veyla'ya baktı. "Nasıl yapıyorsun?"
Veyla, iyice güçsüz düşen sesi ve gittikçe her kapanışında geri açılması için ihtiyaç duyduğu sürenin arttığı yorgun gözleri eşliğinde "Neyi?" diye sordu. Kadının bu hali, Gölge'yi daha da korkuttu. Zamanla yarışıyorlardı ve bu kadar güçsüz düşmüş kadını, büyüsüyle daha da güçsüz düşürmekten korkuyordu. Daha da güçsüz düşerse, vücudunda gezinen ölüm hızlanırdı ve... Ölürdü. Kelebek ölürdü...
"Büyü patlaması yaşadığında defalarca kez büyün bana zarar vermedi. Nasıl yapıyorsun? Nasıl beni büyünden sakınıyorsun?"
Veyla, "Ben yapmıyorum." diye itiraf etti. "Öyle anlarda büyüm sana zarar vermiyor."
Gölge, eğer Veyla'yı yaşatabilirse birçok kez, yaşatamazsa ise her an bu anları düşüneceğini biliyordu. Kadının söylediği, kalbine oturmuştu. Kadın, düşman olsalar dahi, en korunmasız, en kontrolsüz anında, Gölge'ye zarar veremediğini itiraf etmişti. Nasıl olduğunu kadının da bilmediğini görebiliyordu. Bu bir yanıyla Gölge'nin kalbini ısıtmış ama hemen ardından da kırmıştı. Nasıl yapıldığını bilmemesi, Gölge'ye de yardımcı olamayacağı anlamına gelirdi.
Gölge, "Nasıl yapacağım?" diye sorarken daha çok kendisiyle konuşuyordu ama Veyla ile göz gözeydi. Bir yanı da Veyla'dan yardım ister gibi bakıyordu. 'Sana yardım edebilmem için bana yardım et, seni yaşatabilmem için bana yardım et.' Aslında... 'Bana güç ver' der gibi bakıyordu. Aklına istemsiz kehanet kitabı gelmişti. Güç ve güçsüzlük dengelendiğinde...
Veyla, adamın bir şeyler söylemesini beklediğinde şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdıktan sonra sesini temizlemeye çalıştı. Konuşmak iyice güçtü ama bir şeyler söylemek istedi. "En kötü Kral Kelebek'i öldürmüş olur işte. Ölümüm senin elinden olur, bunu istemez misin?"
Açıkçası Veyla, o lanet yaratık tarafından değil de Gölge tarafından öldürülmeyi yeğlerdi. En azından... Tahmin ettiği ve buna değer bir yenilgi olurdu.
Gölge, "Seni öldürmeyi istiyorum." dediğinde Veyla ölüm kalbine ulaşmış gibi hissetti ama ne yazık ki hala yaşıyordu. Gölge boğazına tırmanıp onu boğmaya çalışan bir his ve kısılan sesiyle "Ama ölmeni istemiyorum." diye itiraf ettiğinde bu sefer ise Veyla, bir daha hiç ölemezmiş gibi hissetti. Adama hızla 'o zaman ölmem' demek istedi. O zaman ölmemek istedi ama elinde olmadığını da biliyordu.
Belki de aksini istemeliydi ama ikisini de bu karmaşadan kurtarabilmek umuduyla "Kurtarma beni." dedi. Cevabını bilmediği soruları bir kere daha sormaktan, ölmekten daha çok korkmuş gibi hissetmişti bir an. Eğer ölmezse bu anın devamı, bu andan daha eziyet verici şekilde geçecekti. Eğer gittikçe daha da soru işaretleri oluşur ve Veyla bir gün, kalbini ısıttığı gibi sızlatan cevaplar duyarsa ve yine de bu adama ihanet etmek zorunda kalırsa, şu an ölse daha iyiydi. "Kurtarırsan sen de ölürsün." diye ekledi. Bu mutlak sondu. Gölge yapmazsa, Veyla yapmak zorunda kalırdı.
Gölge, kadının açık tehdidine göğüs gerdi. Dudakları hafifçe kıvrılırken "Beni en çok düşünen düşmanımsın, demiştim." dedi. Veyla adamın kendisini değil Veyla'yı kurtaracağını gördüğünde ne hissedeceğini bilemedi. Bir yanı uyarmaya devam etmek istiyordu ama diğer yanı... Diğer yanı neler olacağını yaşayarak görmek istiyordu.
"Yaşatacağım." dediğinde Veyla duyduklarını anlamakta zorlandığı için adamın dudaklarına baktı. Gölge "Belki başka bir gün öldürmek..." derken dudakları memnuniyetsizce kıvrılmıştı. "...veya ölmek üzere ama evet, yaşatacağım. Kanatlanıp uçmana izin vermeyeceğim kelebek." derken 'ölme' ihtimalinde dudakları, çok da sorun değilmiş gibi düzelmişti. Ölmekten korkmuyordu ama Veyla'nın ölmesinden korkuyor muydu?
Veyla kalbi, bu hissi yaşattığı için adama teşekkürler edip dursa bile "Pişman olacaksın." diye fısıldarken gözleri kapanmak üzereydi.
Gölge kadına sımsıkı sarılırken "Sen yaşamaya bak bebeğim." dedi. "Ayrıca aksine, pişman olmamak için uğraşıyorum."
Gölge'nin de gözleri kapanmıştı. Büyüsünü yönlendirmek için görmeye de, ellerine de ihtiyacı yoktu. Veyla'nın başı Gölge'nin göğsüne yaslanırken, Gölge de başını Veyla'nın başına yasladı ve büyüsünü kadının vücuduna yönlendirmeye başladı. Büyüsüyle Veyla'nın vücudundaki parçaları yok etmesi ama bir yandan da Veyla'yı büyüsünden sakınması gerekiyordu. Kulakları Veyla'daydı. Kadının kalp atışlarını ve tepkilerini dinliyordu.
Baş Terra ve odadaki, camın ardındaki savaşçılar ve halk Gölgeleri izliyorken herkes sessiz olmak için nefesini bile tutmaya çalışıyordu. Gözler, sarmaş dolaş olan Kral ve Kelebek'teydi. Kral Kelebek'in kanatlanıp uçmasına izin vermeyerek sımsıkı tutarken büyüsü gökte şimşekler çakıyor, fırtınalar koparıyor, yeri göğü aydınlatıyordu ama yine de kelebeğe zarar vermiyordu. Veyla, başını Gölge'nin göğsüne yaslamış, gözleri huzurla kapalıydı.
Gölge, hissettiği tüm parçalara büyüsünü yolladığı dakikaların ardından gözlerini yavaşça araladı. Vücudu sarılmanın da etkisiyle gevşemek, rahatlamak istiyordu ama kaşları çatılarak kalkmıştı. Emin olmadan rahatlayamıyordu, vücudundan gerginlik akıyordu. Bitmiş olmalıydı. Varsa bile daha fazlasını hissedemiyordu. Eğer bittiyse, Veyla iyileşmeye başlamalıydı. Kalbi heyecanla atarken başını Veyla'ya doğru eğdi. Kollarını da yüzüne ve yaralarına daha rahat bakabilmek adına gevşetti. Veyla'nın gözleri hala kapalıydı, hatta bir uykuya çekilmiş gibiydi. Kulağında, kadının kalp atışlarını duyabiliyordu ama öyle gergindi ki gözleri telaşla odadaki Azritlere döndü ve emin olmak istedi. "Duyuyor musunuz? Atıyor mu kalbi?"
Savaşçılar cevap vermekte gecikti ve bu Gölge'nin daha da korkmasını sağladı. Aslında savaşçıları geciktiren şey, Krallarının sesinde duydukları titremeydi. Güçlü Gölge Kral, güçsüz kalmıştı. Kral, zaaf sahibi olmuştu.
Gölge, "Cevap versenize lan!" diye bağırırken Veyla yeniden sımsıkı sarıldı. Sarılışı güçlüydü ama bedeni... Sunaktan destek alarak ayakta durur gibiydi.
Bir savaşçı hızla "Atıyor." dediğinde diğerleri de telaşla ekledi. "Atıyor Kral'ım."
Gölge, hızla bakışlarını Veyla'ya çevirdi ve kollarını gevşetti. Kadının yüzüne doğru eğilirken bir elini vücudundan çekip çenesine getirdi ve kadının yüzünü nazikçe kaldırdı. Veyla'nın gözleri hala kapalıyken yutkunup gergin bir şekilde dudağını yaladı ve gözlerini Baş Terra'ya çevirdi. "İşe yaradı mı?"
Baş Terra, "Bekleyerek göreceğiz." derken Veyla'nın yaralarına bakıyordu. Henüz bir iyileşme göstergesi yoktu ama ilerlemiyor gibiydi. Gölge de Veyla'nın yaralarına baktıktan sonra yeniden kadına baktı. Kibar olmaya çalışıyordu ama korkusu yüzünden Veyla'yı hafifçe sarsmıştı. "Veyla? Bebeğim?"
Veyla 'bebeğim' kelimesiyle birlikte zorlansa da gözlerini yavaşça araladı. Gölge, kırpışan kirpikleri gördüğünde rahatlayarak nefesini üfledi ve nefesi öyle titrekti ki savaşçılar birbirine baktıktan sonra yeniden Kral'a baktılar. Bugün, fısıltıların bir hayli artacağı şüphesizdi. Sanıyorlardı ki Nixsus, bir Kraliçe'ye sahip olmak üzereydi. Kralları, Kraliçesi'ni seçmiş gibi gözüküyordu.
Büyük elinde parmak uçları kadının ensesine kadar uzanırken başparmağı kadının yanağını seviyordu. Yüzlerini yakınlaştırırken "Büyünü çağır." dedi. Ricadan çok, yalvarış gibiydi. Veyla kısık ve yorgun gözlerle bakmak dışında bir çabaya girişemediğinde Gölge "Hadi güzelim." deyip kadını bir kere daha sarstı. Yaralar ilerlemediği göre içeride bir parça kalmamış olmalıydı ama Veyla'nın iyileşmek için büyüsüne ihtiyacı vardı ve Veyla hala büyüsünü çağıramıyormuş gibi gözüküyordu.
Veyla, "Gücüm yok..." diye fısıldadığında Gölge'nin yüzü olabildiğince buruştu. Kalbi ezilmiş gibi hissetmişti. Kadına doğru eğilip bükülürken kendi gücünü vermek istemişti ama nasıl yapabileceğini bilmiyordu. Gözleri çaresizce Baş Terra'ya döndü. "İksir, bir şey?"
Baş Terra yavaşça başını onaylamaz bir şekilde salladı. Büyüsünü ancak Veyla çağırabilirdi. Gölge yeniden Veyla'ya baktığında Veyla'nın gözlerinin kapandığını gördü. Korkuyla "Bana bak." deyip kadının başını iki yana salladığında Veyla'nın yeniden gözleri açıldı. Gölge, "Senin için ne yapabilirim?" diye sorarken yüzlerini bir hayli yakınlaştırmıştı.
Veyla 'senin için' deyişini tekrar ve tekrar düşündü. Gölge, Veyla için bir şeyler yapıyordu. Her zamanki gibi Veyla'ya bir şeyler yapmıyordu, Veyla için bir şeyler yapıyordu...
Burunları temas içerisindeyken ikisinin de gözleri birbirinin dudaklarına doğru indi. Gölge, aklına geldiği gibi kalbine bir ateş düşüren fikirle "Seni kızdırsam?" diye sorduğunda Veyla'nın anlayamayarak kaşları kalktı. O sıra sadece adamın kendisini öpmesini istediğini düşünüyordu. Gölge de asıl sormak istediğini dile getirdi. Ne var ki, söylerken içi gitmiş, içi titremişti. "Seni öpsem?"
Veyla hızla "Dene." dedi. Adam başka bir bakış açısıyla öpmeyi çözüm olarak görüyordu ama Veyla, bundan güç alacağını düşünüyordu. Adam, kadının öfkeleneceğini düşünüyordu çünkü böyle olmalıydı, değil mi? Biri düşmanı tarafından öpüldüğünde öfkelenmeliydi. Oysaki Veyla her zerresiyle şu an bu teması istiyordu. Bu kadar güçsüz ve savunmasız düşmüşken ve iradesine bu kadar hâkim değilken, arzularına engel olmakta zorlanıyordu.
Gölge de, Veyla'nın verdiği tepkiye dayanarak kadının öfkeleneceğini, Gölge'ye saldırmak için bile olsa büyüsünü çağıracağını düşünüyordu. Veyla en son açık bir şekilde bunu ne kadar istemediğini dile getirmiş, bir daha yapmaması için de yeterince uyarmıştı. Gölge gittikçe daha da çok bunu istiyordu ama yapmaması gerektiği için değil de Veyla istemediği için yapmıyor gibiydi. Sanki... Veyla istese Gölge de pek irade gösteremeyecek gibiydi. Şimdi ise, bunu yapma şansı vardı. Kadını öfkelendirmek için... Kendisinde heyecan, arzu oluştururken kadında öfke oluşturmak için... Bu bir yandan kalbini kırıyordu ama kadını iyi etmek ve bu hissi yeniden yaşayabilmek için tüm öfkelere göğüs gerebilirdi.
Gölge, yutkunduktan sonra birkaç nefes mesafelik yolu hızla kat etti. Dudakları birbirine örtülürken gözleri kapalıydı. Kadının vücudunu sımsıkı tutarken Veyla'nın elleri de vücutları arasında kalmıştı. Güçsüzlüğü yüzünden tutuşları hafif olsa da adamın bluzunu tutuyordu. Ve dudakları hareketlendi. Öpüşmeyi defalarca denediği Yıldat'tan değil de sadece iki kere bunu yaşama şansı elde ettiği Gölge ile öğrenmeye başlaması ne garipti. Çünkü Gölge söz konusu olduğunda istiyordu, dudakları kendiliğinden hareketleniyor, Gölge'ye ayak uydurmak istiyordu. Burunları birbirlerinin yanaklarına yaslanmış, eğik bir şekilde bir şekilde birbirlerini öperlerken Gölge bu sefer kadının küçük çabalarının hayal olmadığından emindi. Öpüşmekten çok... Birbirlerini tek bir nefeste öpüyor gibilerdi. Birbirleri için aralanmış ve bir süredir birbirlerini bekleyen dudaklarındaki eksiklik tamamlanmıştı. Çatılmış kaşları rahatlayarak gevşemişken yüzlerinde bunu yapmamakta ayrı yapmakta ayrı zorlandıklarını gösteren bir ifade vardı. Birbirlerini öperken bile daha fazla öpemeyeceklerinden endişelenmeye başlıyorlar, bir yandan da şu anla yetinmeye çalışıyorlardı. Karmaşık hislerin ortasında, bir huzur baş gösteriyordu. Kadını öfkelendirme bahanesiyle öpmüştü ama kadının da karşılık vermesini beklememişti. Kadının da kendisini öfkelendirmeye çalışacak hali yoktu, diye düşünüyordu. Niye karşılık veriyordu bilmiyordu ama Veyla'nın da karşılık vermesi adamı daha da alevlendiriyordu. Birbirlerine doğru yükselmiş yüzleri hafifçe eğilirken burunlarından yavaşça nefes verdiklerinde dudakları da hafifçe aralanmıştı. Dudakları yeniden temas etme isteği ile titreyip birbirine doğru minik minik hareket edip çekilirken gözlerini henüz açmamışlardı. Gölge artık emindi. Kadını öpmeyi, kadını öldürmekten çok daha fazla istiyordu ve bunun ne kadar tehlikeli olduğunu çok iyi biliyordu.
Baş Terra, "İşe yarıyor..." dediğinde Gölge hızla gözlerini araladı. Gözleri telaşla Veyla'nın yaralarına döndü. Şimdi bir şeyden daha emin olmuştu. Kadının yaşamasını, kadını öpmekten bile daha çok istiyordu. Bu şu anlık bir karmaşa mıydı? Yoksa... Bundan sonrası için mutlak bir yenilgi ilanı mıydı? Gölge bugünden sonra ne yapacağını hiç bilmiyordu ama bugün, Veyla'yı yaşatmak istiyordu.
Veyla, iyileşip iyileşmediğine bakmak yerine Gölge'nin yüzünün görebildiği kadarına bakmayı tercih ediyordu. Gölge'nin gözleri kadının yaralarında gezindikçe dudakları kıvrılıyordu. Biraz önce Veyla'yı öpen dudakları... Birçok ihtimal vardı. Veyla'nın büyüsünü çağırmalarını sağlamak için birçok farklı çözüm bulabilirlerdi ama adamın aklına bu gelmişti. Neden?
Gölge, henüz siyah ölüm çekilmemiş olmasına rağmen omzunda yeniden ışıldamaya başlamış olan işarete baktı. Zaaf. Veyla'nın omzunda, Kral'ın zaafı olduğunun işareti vardı. Öyle miydi? Gölge'yi bu kadar korkutan şey, bu muydu? Veyla zaafı mı oluyordu?
Gölge gözlerini Veyla'ya çevirdi. Veyla'nın gözleri, iyileşmeye çalışan vücudu için büyüyle ışıldıyordu. İyileşmesi bir hayli yavaştı ama iyileşiyordu! Gölge hafifçe güldükten sonra bir domino taşını devirmiş gibi git gide gülüşü arttı. "İşte böyle bebeğim..." derken alınlarını birbirine yasladı. Veyla, hissettiği karmaşanın ortasında bir yerlerde öyle çok huzurlu hissediyordu ki gülümsemeden edemedi. İşte. Adamın kahkahalarını dinliyordu. Ama sandığı gibi, Veyla ölüyor olduğu için değildi. Veyla yaşadığı için gülüyordu... Veyla artık şimşek seslerini de duymuyordu. Sanki Gölge'nin içindeki fırtına dinmiş gibiydi.
Gölge yaşadığı mutluluk sebebiyle yeniden Veyla'yı öpecek gibi oldu. Gölge kendisine gelme isteğiyle duraksadığında Veyla da heyecanla yönelmiş gibi yakınlaşıp adam duraksayınca hafifçe çekildi. Gölge, Veyla'nın da öpmek üzere olup olmadığından emin olamadı ama şüphesine düşmüştü. Gülüşü, yavaşça gülümsemeye dönerken emin olmak istiyordu ama tekrar denemeye cesaret edemedi. Halkının, özellikle de Veyla'nın önünde yeterince açık vermişti ama kendisine hâkim olmakta öyle çok zorlanıyordu ki...
Baş Terra, Veyla'nın yaralarını inceler ve iyileşmesini hızlandırmak amacıyla merhem sürerken "Çok yavaş iyileşiyor." dediğinde Gölge ile Veyla'nın yüzleri hafifçe uzaklaşırken Baş Terra'ya döndü ve öpüşüp öpüşmeme çelişkisi sonlandığı için aynı anda yutkundular. Gerçekten çok soru vardı. Çok fazla soru ve çok az cevap vardı.
"Ama birkaç saat içerisinde tamamen iyileşmiş olacağını düşünüyorum. O süreçte burada kalsın ama Gölge Kral, bence sen başkente dönmelisin. Obsidyenin gücünü çok çağırdık. Büyü duvarı, sen burada oldukça güçlenemiyor. Henüz yeni yıkıldı."
Gölge, "Birkaç Terra bizimle gelsin." dedi. Gitmesi gerektiğini biliyordu. Büyü duvarı ile obsidyenler ile sıkıştırılmadığı süre zarfında güçlenmiş olan Esved'in şu anda bile duvarın büyüsüne saldırdığını tahmin edebiliyordu. Gitmeli ve obsidyenin tüm gücünü duvarı korumak için harcamasını sağlamalıydı ama Veyla'yı da bırakmak istemiyordu.
Baş Terra, "Veyla burada kalsa daha iyi olur." dediği gibi Gölge, "Veyla benimle gelecek." dedi.
Veyla, "Bu halde bir daha büyü duvarı düşüremem." diye Gölge'nin içini rahatlatmaya çalıştığında Gölge'nin gözleri Veyla'ya döndü. Göz göze geldiklerinde, biraz önceki öpücüğün etkisiyle titrer gibi oldular. Zaten akıllarından çıkmayan bir anıya sahiptiler, şimdi ikincisi de olmuştu. Üçüncüsü? Üçüncüsü olacak mıydı? İkisi de bu ihtimalden korktular ama eğer olacaksa da bu konuda sabırsızlanmadan edemediler.
Gölge'nin aklından Veyla'nın büyü duvarına saldıracağı geçmemişti bile. Sadece... Sadece onu yanında istiyordu.
Veyla da adamın yüzündeki şaşkın ifadeyi gördü ve kaşları hafifçe kalktı. Büyü duvarına saldırma ihtimalini düşünerek söylememiş miydi?
Gölge, sebebini söylemeden "Benimle geleceksin." dediğinde Veyla yavaşça başını onaylar şekilde salladı. Gölge, kadının inat ya da itiraz etmemesine şaşırdı. Boyun eğmiş gibi değil de... Yine. Yine sığınmış gibi gözüküyordu. Sığınmış ve güvenmiş gibi...
Baş Terra, kehanetin sandığından da hızlı gerçekleşeceğini görerek gülümsedi. Bir şekilde Gölge'nin, Veyla'nın Yıldat'la evlenmesine müsaade etmeyeceğinden bugün emin olmuştu. Ne yapacaktı Baş Terra bilmiyordu ama ne yapacaksa bir hafta içerisinde yapmalıydı. Tören bir hayli yakındı. Bu iki kişinin bir varise sahip olacağından ise, bir süredir emindi.
Baş Terra, "Voltridera birkaç şifacı Terra yönlendiririm. Sanmıyorum ama eğer bir sorun oluşursa, burada olacağım." dedi. "Veyla'yı da taşıyıcı voltrider ile götürseniz iyi olur. Uzanıp dinlenmeli."
Veyla zaten uykuya dalmak üzereymiş gibi hissediyordu. Gölge'nin kolları ve kokusu da onu mayıştırıyordu. Biraz önce öpücüğüyle de eriyip bitmişti, uyanık kalmakta zorlanıyordu. Savaşçılardan birisi Veyla'ya yönelip "Dilerseniz, götürelim Kral'ım." dediğinde Veyla hızla gözlerini araladı. Vücudu Gölge'ye daha da yakınlaşırken "İstemiyorum, ben giderim." dedi. Aslında, 'Gölge götürsün' demek istiyordu ama onu yaşatmak için çabalamasına hala alışamamış, sebebini hala bilmiyorken adamdan bir şeyler istemek de istemiyordu. Henüz bu cesareti edinememişti.
Gölge bir kolunu kadının kalçasının altından geçirirken "Ben götürürüm." dedi. Göz ucuyla da Veyla'nın tepkisini ölçüyordu. Veyla, rahatlayarak başını Gölge'nin göğsüne yasladığında ve artık sorun kalmamış gibi gözlerini kapattığında Gölge'nin dudakları kıvrıldı. Öyle ki, harekete geçmekte birkaç saniye gecikmiş, gülümseyerek Veyla'yı izlemişti. Veyla bundan habersizdi ama Gölge'yi izleyen halkı, bir hayli haberdardı. Birkaç saniyenin ardından Gölge kadını kucaklayarak kaldırdı. Gözleri Baş Terra'dayken "Doğru dürüst Terralar yolla." dediğinde Baş Terra gülümseyerek başını onaylar şekilde salladı.
Gölge kucağında Veyla ile birlikte ağaç evden çıktığında karşısında, onları izleyen halkını gördü. Her biri alana toplanmış, oyuklardan ve kapıdan onları izlemiş, dinlemişti. Gölge ara ara onları hatırlamıştı ama çoğunlukla unutmuştu. Hatırladığı anlarda da boş vermişti. Şimdi ise boş vermesinin sonuçlarını görebiliyordu. Fısıltılar şu an sessizdi ama Gölge yüzlerinde görebiliyordu ve bugünden itibaren ne denli artacağını biliyordu. Gölge, kalabalığın arasında birinin, diğerine "Artık sadece Kral'ın kelebeği değil." diye fısıldadığını Azrit kulaklarıyla duydu ama duymamış gibi o yöne bakmadı.
"Artık Kral'ın Kraliçesi."
Gölge'nin gözleri, göğsünde uyumaya başlamış Veyla'ya döndü. Veyla'ya bakması bile içinin gitmesini sağlarken kadının bunu şu anlık duymadığını ama birkaç gün içerisinde duyacağını biliyordu. Fısıltılar kulaktan kulağa dolaşacaktı.
Kalbi kulağında atarken yutkunup ilerlemeye başladı ve gözlerini yavaşça önüne çevirdi. Terra halkı iki yana ayrılıp da voltridera kadar Gölge'ye yol açarken Gölge gözlerini ileride tutmaya çalışıyordu. Veyla'ya baktıkça oluşan yüz ifadesini tahmin edemiyordu ama normal olmadığını da biliyordu. Halkına baktıkça da onların yüz ifadesini görüyordu. Şu an nereye baksa çıkmaza giriyordu ama gözlerini kaçırarak da kurtulamıyordu. Çıkmaz bizzat kollarının arasındaydı. Göğsünde uyuyordu. Felaket bizzat göğsüne sığınmıştı.
Böyle giderse bir gün bunun bir yenilgiye döneceğinden şüphesiz emindi ama şu an,
Kelebek ölmemişti ve Kral kazanmış gibi hissediyordu.
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!