🔮 4 ⚡ Nixsus Yarışları
Beğeni ve yorumlarınızı bekliyorum.
Bölüm şarkısı:
2WEI - Toxic (Official Britney Spears Epic Cover)
İyi okumalarrrr ^^
**
1. KISIM ♛ NİX'İN GÖLGESİ ♛
🔮 4 ⚡ NİXSUS YARIŞLARI
**
Sesler yükseldiğinde Veyla'nın kimin geldiğini anlaması için dönüp bakmasına ihtiyacı yoktu. Gökyüzündeki şimşekler de yeterince cevap veriyordu. Voltriderının yaklaşan sesi, kabalalığın gürültüsünü bastırıyordu. Zenith'in Nix tarafında bulunan en gelişmiş Voltrider ona aitti. Veyla, bu modelden daha fazlasına sahip olduğunu tahmin edebiliyordu ama hem duyum aldığı hem de yavaş yavaş deneyimlediği üzere Gölge, bazı şeylerin sadece kendisine ait olmasını severdi. Bir ara yüksek seviye voltriderlarından birini çalıp şehri gezintiye çıkmayı aklına kazıdı. Geleli birkaç gün oluyordu fakat şehri yeterince deneyimleyememişti. Nixus, Nix'in en büyük kara parçasıydı, mıntıkalara ayrılırdı ve kısa sürede gezilebilecek bir şehir değildi fakat Voltriderlar da büyük ve hızlıydı.
Şehrin başkent mıntıkasını süsleyen neon ışıklar arasından gelen voltrider, Nixus yarışmacılarının üstünden geçtiğinde her birinin araçları sallanarak dengesini kaybetti. Veyla da yeniden kontrolü ele alıp havada hizada durduğunda ilerleyen Gölge'nin ardından bakıyordu. Nix'inn büyük kara parçasının yanı sıra, en yüksek teknolojiye sahip şehri de yine Nixus'tu. Teknolojiler, Amorsus'tan çalınmış, öğrenimle tekrarlanmıştı. Nasıl ki Xalialar, insanlardan daha güçlüydü, insanlar da Xalialardan daha zeki ve disiplin sahibiydi. İnsanlar, birbirlerini kontrol altında tutup yönetebiliyorlar, böylelikle düzenli bir çizgide gelişmeye devam edebiliyorlardı. Xaliaların yapmaya çalıştığı teknolojiler, iki Xalianın ya da büyülü Luna hayvanlarının kavgasında, hatta keyifli anlarında bile mahvolabiliyordu. İnsanlar, siyasi ve diplomatik sebepler ile bir araya gelip birbirlerini daha iyi ihtimallere satana kadar birlik olabiliyorlardı. Xalialar öyle değildi. Herkes birbirine güç gösterisi yapmanın ve varlığını kabul ettirmenin peşindeydi. İnsanlar, kendilerinden sonra gelecek gezegeni de önemser, yaşadıkları yerlere birikim yaparlardı fakat Xalialar, her an ölebilecekleri kaotik bir ortamda bir de alt soyunun derdine düşmezlerdi. Kalplerine bir Azurit bıçağı yemedikçe sonsuza kadar yaşayabilecek olan Azritler bile, yaşadıkları günden daha fazlasını düşünmezdi. Bu sebeple büyülü güçlere rağmen birbirlerini yiyip bitirmekten insanlara karşı üstünlük kazanabilecek zamanları olmamıştı. İnsanlar ise bu kaos ortamından yararlanmış, büyüye karşı gelebilecek teknolojiler üretmişti. Veyla, insanların teknolojilerine esas aldıkları güç kaynağını henüz bilmese de, Xalialara karşı ne kadar başarılı olduklarını defalarca görmüştü. Veyla'nın ve çoğu Xalia'nın bildiği, Zenith gezegeninin Amorsus tarafında büyülü taşlar, yoktu. Varsa bile henüz herhangi bir Xalia'nın eline geçmemiş olmalıydı. Büyülü bir taşları yoksa, büyülü kimseleri bu denli etkileyecek silahları nasıl üretebildikleri merak konusuydu. Amorsus savaşmaya karar verirse, Nix'in şansının olabilmesi için tek ihtimal, Gölge krallığıydı. Gölge, bünyesinde birçok Xalia'yı bir arada tutmayı başarmıştı, şimdilik. Xaliaların bir kısmı saygı bağıyla bir kısmı ise korku bağıyla bağlıydı. Xalialar bir arada olursa, insanlık silahlarıyla bile kazanmayı başaramazdı. Doğa, büyüsüyle her zaman Xalia'dan yana olmuştu ama hiçbir Xalia doğadan ya da birbirinden yana olmamış, bugüne kadar gezegende güç çoğunlukla insanlık eline toplanmıştı. Şimdi ise dengeler yeniden değişmek üzereyken, Veyla göreve çağırılmış, dengesizliği oluşturan Gölge'yi ortadan kaldırması emredilmişti.
Veyla, halkının Gölge'ye olan hayranlığını görebiliyordu. Gölge, şimdilik onları nasıl yönetmesi gerektiğini biliyordu. Xalialar, büyülü Luna hayvanları kadar olmasa da çoğunlukla içgüdüleri ve ihtiyaç duydukları hazlar ile hareket ederlerdi. Doğa dengesine inanır, birbirlerini kovalar, kazanır ve bir başkasına yenilmek üzere kovalamaya devam ederlerdi. Her an ölebileceklerini bilerek yaşarlar ve bu vurdumduymazlık ile düşünmeden hareket etmeleri sebebiyle aralarından ölümsüz olanları bile, oldukça ölümlü insanlardan daha az yaşayabilirdi.
Gölge, Nixus Xaliaların içgüdülerine ve hazlarına oynardı. Savaşmak gerektiğinde savaşmalarını sağlardı, zevk almak istediklerinde ise zevk almalarını. Düzen içerisinde durmaları gerektiğinde kaos çıkarmasınlar diye kaosu kendisi, Nixus yarışları gibi olaylar ile çıkartır, Xaliaların içlerindeki zehirlerin akmasını sağlardı. Diğerlerine kıyasla daha adrenalin ihtiyacı olan Xaliaları savaşçısı yapar, diğer şehirler ile aralarındaki kaoslarda öne sürerdi. İnsanlar gibi her şeyi yasak kılmaz, Nixus düzenini bozmadıkları sürece herkesin kendi adaletini sağlamasına müsaade ederdi. Tek bir kural vardı, suç Gölge'ye karşı işlenmişse, cezasını Gölge keserdi.
İnsanların başkentleri kadar olmasa da yüksek teknolojiye sahip Nixus başkent mıntıkası Gökdelenler ve devasa platformlardan oluşuyordu. Neon ışıklardan yapılara yansıyan kırmızı, mavi, mor ışıklar başkenti aydınlatıyordu. Havada asılı duran kürsel yapılar ve holografik tabelalar, Xaliaların bu yarışı, bulundukları konumdan rahatlıkla izlemelerini sağlamadıkları zamanlar boyunca Gölge hükümetine karşı gelenlerin başına gelenleri gösterirdi. Bir insan getirilip izletilse, muhtemelen geri kalan hayatını bir dolap içerisinde yaşamayı tercih edecekleri görüntüler, öyle keyifli bir şekilde kurgulanmıştı ki Xalialar gülerek izlerdi.
Gölge'nin şehri olmasından kaynaklı olsa gerek Nixus'ta genel hava durumu kapalı ve yağmurlu olurdu. Gölge'nin gittiği yere kara bulutları da götürdüğü söylenirdi. Belki hava durumunu bizzat böyle tercih ediyordu, belki de elinde olan bir durum değildi. Nixus'un gezegenin diğer yarım küresi olan Amorsus'la komşu oldukları okyanusun diğer tarafında Amorsus'un gün ışığı ile yağmursuz bir hava durumuna sahip oldukları biliniyordu. Birçok besinin üretilebilmesi için, gün ışığı ile yağmur aynı anda gerekli olmasına rağmen bu iki başkent de, ikisine birden sahip değildi. Yine de Amorsus'un yapay teknolojiler ile besin üretmeye devam edebilme gücü varken, Nix bu konuda henüz gelişmiş değildi. Bu sebeple besin konusunda Amorsus'a mecburi bağları vardı. Gölge'nin bu konuda da planları ve çalışmaları olduğu biliniyordu ama tamamıyla sonuçlanana kadar Amorsus'ta anlaşma sağladığı kimseler ile kaçak besin alışverişi yapıyordu. Xalialar besine, insanlar kadar muhtaç değildi fakat yine de ihtiyaçları vardı. Nix'te bulunan büyülü ağaçlardan gelen besinler ya da Nix topraklarında yetiştirilmeye çalışılan besinler yetersiz kalıyordu. Amorsus yarım küresinde, doğal toprağın yok denecek kadar azaldığı, Xalialarca da biliniyordu. Doğal toprak ve ortamların büyük çoğunluğu Nix tarafındaydı. Nix ise hava durumu ve Xaliaların düzensiz yaşam tarzı sebebiyle besin üretimi konusunda güçsüz kalıyordu. Duyum alındığına göre insanlar, besin üretiminin git gide güçleşmesi sebebiyle besine ihtiyaç duyulmayacak takviyeler üretmeye çalışıyordu. Eğer başarırlarsa ve Gölge bu bilimsel gelişmeyi de çalıp kendi şehrine uygulayabilirse, Amorsus'a olan bel bağı tamamıyla bitecekti. Tabii, şu an gezegenin besinden bile daha önemli bir problemi vardı. Yakında gezegende, Azrit dışında hiçbir canlı kalmayabilirdi. Siyah ölüm git gide toprak kazanıyor, temas ettiği her canlının sonu oluyordu. Azritleri öldürmeye gücü yetmediği düşünülse bile bu da çok deneyimle sabit olunmuş bir fikir değildi. Her konuda adım atmaya çalışan Gölge'nin bu konuda da çalışmaları var mıydı, Veyla bilmiyordu. Aslında hakkında bu kadar çok konuşulan bir adam olmasına rağmen, kimse Gölge hakkında yeterince şey bilmiyordu.
Yüksek bina ve kalabalık halka karşın dar olan sokaklar yetmediğinden sebep bina aralarında da havaya asılı duran köprüler bulunuyordu. Veyla'nın bulunduğu sokakta sayabildiği, altı farklı yükseklikte yeni sokaklar oluşturan köprüler mevcuttu. Gölge'ye ait uçan dronlar ve araçlar, normalde şehir kontrolünü ve güvenini sağlamak adına havada olurlardı fakat şimdi bu yarışta görüntüleri Xalia halkı ile buluşturmak ve Nixus yarışları boyunca büyüleri ile engeller oluşturacak Xaliaları taşımak üzere havadalardı. Yarışacak Nixuslar ise başlangıç çizgi boyunca farklı yüksekliklerde sıralanmışlardı. Başlangıç çizgisi dört yol ağzındaydı ve yarışın süreceği sokaklar dar olacağından yarış başladığı gibi henüz sokağa girmek için bile bazı Xaliaların birbiriyle çarpışıp belki de o sıra ölümlerine sebep olması gerekecekti. Dükkânlar ve tacirler, bu yarıştan en zararı alabilmek için sokağa taşan eşyalarını toparlamış, çelik kepenklerini indirmişti.
Yarış, Nixus'un başkent mıntıkasının belirlenen sokak aralarında sürecekti. Havada asılı duran tabelalar gerekli yönlendirmeleri yapacaktı. Gölge voltriderını başlangıç sokağının sağındaki gökdelenin tepesindeki piste indirmişti. Yarışı izlemek üzere davet ettiği mıntıka yöneticileri de yarışı oradan izleyecekti. Ashler de oradaydı ve Thal ise Veyla'nın hemen yanındaki voltriderındaydı. Veyla azrit değildi ama Thal'ın kalp atışlarını duyduğuna yemin edebilirdi. Ashlerin nefretini daha da kazanıp kazanmamak arasında kalmıştı. Kararına göre Thal'ı ya da ilk ya da son öldürecekti. Burada kaldığı süre zarfında onları kandırabilmek istiyorsa güvenlerini de kazanmalıydı ama Veyla'nın yapabildiği onca şeyin arasında birileriyle iyi geçinebilmek yoktu. Aklına geleni, fazla düşünmeden yapardı ve bu sebeple onların güvenini nasıl kazanacağından emin değildi. Kandırmak zekâ ile olurdu ve güven ile sadakat bağı kurmak samimi anılar ile olurdu. Veyla, pek de samimi biri sayılmazdı.
Thal, Veyla'nın kendisine baktığını anlamış gibi bakışlarını yanında bir gün içerisinde mora boyanması için elinden gelen her şeyi yapmış olan mor voltriderının içerisinde ona sırıtarak bakan uğursuz kelebeğe çevirdi. Gölge, son dileğini mi gerçekleştirmişti yoksa ısrarlarına mı tahammül edememişti bilinmez, voltriderının boyanmasına izin vermişti.
Veyla direksiyondaki elini kaldırıp yavaşça parmaklarını salladığında Thal da tedirgince sırıtıp aynı hareketi yaptı. Yarış boyu en uzak durmak isteyeceği kişiyle yan yana sıralanmasını bizzat Gölge istemişti. Şimdi gökdelenin tepesinde, dronları onun etrafında dolanırken halkı ile konuşmaya başlayacak olan Gölge Kral.
"Aylardır bu akşamı bekleyen Nixus halkım!"
Gölge'nin sesini duyduklarında kendilerine en yakın olandan izlemek üzere bakışlarını sollarında bulunan binanın önünde havada asılı ekrana çevirdiler. Gölge'nin konuşmaya başlamasıyla birlikte binaların balkonlarından yarışı izleyen Xaliaların çığlıkları yükselmişti. Yarış sadece yarışanlar için değil, yarışı izleyenler için de tehlikeliydi. Balkonlar, sadece binada oturanların değil köprüleri kullanarak üst kat sokaklardan ulaşım sağlamak isteyen Xaliaların da kullandığı, sokaklar gibiydi. Gölge, yıllardır süren yarışlarda önlem olarak uzun, binalar boyunca süren sokak olarak da kullanılan balkonların korunmalı açılır kapanır materyaller ile kaplanmasını sağlamıştı fakat her büyüye karşı korunmaları mümkün değildi. Biraz da izleyiciler, yakından izlemeyi tercih ederek tehlikeyi göze alıyorlardı. Voltriderın hızı düşünüldüğünde, hizasında bulundukları Xaliaların zarar görüp görmeme tehlikesi sadece birkaç saniye sürüyordu. Birkaç saniye boyunca ölmeyip zarar görmezlerse Voltriderlar çoktan onların hizasını geçmiş olurlardı.
"Aylardır yarışsız kalmanız sebebiyle sabrınızın azaldığını biliyorum ama bu sayede bugünkü yarışa daha fazla Xalia katılabildi. Böylelikle, özel konuğumuz namı diğer uğursuz kelebeği öldürme şansına daha fazla kişi sahip!"
Çığlıklar yeniden yükselirken balkonların açıklık konumlarından Veyla'nın voltriderına yabancı maddeler atılmaya başladığında Veyla hafifçe güldü. Gölge'nin şehrinde, en az Gölge kadar etkileşim yaratabiliyordu. Tabii, Gölge'ye olanlar hayranlık, kendisine olanlar nefret bile olsa. Üst hizasında olan ve alt hizasında olan voltrider sürücüleri de Veyla'yı sıkıştırmak ister gibi ona doğru hareketlendiklerinde Veyla direksiyona konmuş kelebeğine gülümsedi. Kelebek de gülümser gibi biraz daha ışıldadı. Birazdan sayıca artıp kimlerin voltriderının kapalı kapılarından içeri sızacaklarını biliyordu.
"Yarışı kazanan kişi her zamankinden daha fazla ödüle sahip olacak. Veyla Aldar'ı öldürün, yarışı kazanın ve baş savaşçılarımdan biri olun."
Thal, etrafındaki çığlıkların arasından "Benim yerime birini arıyor resmen." diye sızlandığında, voltriderda konuşanları dinleyebilen Ashler gülüştü. Gölge henüz yarıştan çekilebileceğini dile getirmemişti ve gülüşmelerine rağmen vazgeçtiğini düşünmeye başlamışlardı. Thal güçlü bir savaşçıydı ama böylesine bir yarıştan sağ çıkacak kadar da büyüye sahip değildi. Yarışa dışarıdan müdahale emri verebilecek tek kişi Gölge'ydi ve eğer Thal'ın gerçekten yarışmasına karar verirse Valdrisler istese de ona yardımcı olamazlardı. Ash, bir arkadaşının ölümüne sebep olduğu için Veyla'dan nefret ediyordu ama Gölge Kral'ı daha fazlasına da sebep olmuştu. Yine de Gölge'den nefret etmiyor, ona sadakat ve aşkla bağlı kalıyordu.
Veyla'nın kelebeği ikiye ayrılıp biri Veyla'nın kullandığı voltriderının kapalı kapılarından sızıp da Thal'ın voltriderına kanat çırptığında Thal'ın gözleri kendisine yaklaşan mor ışıltılı kelebeğe döndü ve bir küfür mırıldandı. Kelebek masumca voltriderının ön camına konduğunda Thal'la Veyla yeniden göz göze geldiler. Thal, Nix tarafında 'barış' anlamına gelse de kimsenin barış falan istemediği için pek kullanılmayan işaretini yaptı. Diğer parmaklarını avcuna kıvırırken serçe parmağını kaldırmıştı. Veyla ise sırıtarak, Nix tarafında 'savaş' anlamına gelen ve çokça da kullanılan hareketi yaptı. Serçe parmağını önce kaldırıp saniyeler içerisinde indirdi. Thal, kendisini duyduğunu bilen arkadaşlarına "Birbirimize bir an bile sevgi göstermediğimiz, nefret dolu yıllar için teşekkürler." dedi. Birbirlerini sevdiklerini biliyordu ama bunu pek göstermezlerdi. Sadece Valdris ile Erya, dostluktan daha fazla ilişki kurdukları için sevgileri daha fazla anlaşılırdı fakat görev söz konusu olduğunda onlar bile sevgili gibi gözükmezdi. Valdris, Erya'dan daha güçlü bir konumda, Gölge'nin sağ koluydu. Zaman zaman Erya'ya emir verir, gerekirse cezalandırmak zorunda kalırdı. Erya'nın ise onu yatakta cezalandırdığına dair tahminleri şakadan ibaret olmayabilirdi çünkü dile getirdiklerinde Valdris içli içli gülerdi.
"Bu yarış birbirinizle değil Nixus, uğursuz kelebekle!"
Veyla bir an önce yarışa başlamak istediği için sabırsızlıkla "Tamam, anladılar bence." diye sızlandığında Gölge'nin görüntüsünün yansıtıldığı ekranda Gölge'nin başı ve gözleri, Veyla'nın olduğu konuma doğru döndü. Veyla, bakışlarını voltriderının sistem ekranının olduğu yere çevirdi ve kendisini duyabildiklerini fark etti.
"Ash? Nasılsın? Bugün pek görüşemedik."
Ash'in sinir dolu inlemesini duyduğunda, kendisine cevap da verebildiklerini fark etti ve sırıttı. Gölge, "Bazılarınızın ölüme koşmak için duyduğu sabırsızlığa daha fazla eziyet etmeyelim." dediğinde Veyla bu lafın kendisine olduğunu biliyordu fakat ölmeyeceğini de biliyordu. Bunu ara ara denemişti, yapabilse kendisi yapardı.
"O zaman tek kuralı açıklıyorum..." dedikten sonra ellerini iki yanda kaldırdı. "Başka kural yok!"
Voltriderlar yerinde yukarı aşağı hareketlenmeye başladıklarında Veyla, birazdan yarışın başlayacağını anlamıştı. Bu çoğunun defalarca kez izleyici olarak duydukları ön konuşmalar olmalıydı.
"Sıkıcı bir yarış olmasına izin vermeyeceğinize güveniyorum. Siz de bana güvenin, ben de izin vermeyeceğim." derken yeniden voltriderına binmişti. Voltriderının koruma camları çelik materyallerin içerisinde ve açık camlara kapanmamışken gökdelenden karşımıza doğru indi. Bu sıra tek kişilik uçan araçların üstünde çıkmış iki kadın da Gölge'nin yanına doğru inmişti. Bu kadınların bindiği araç da sürmesi keyifli araçlardandı. Kare şeklinde çeliğin binilen üst kısmından ayaklara doğru sarılan koruma kemerleri düşmeye olabildiğince engel olurken dört bir yanınız açık olurdu. Bu, yarış anında ya da biriyle savaşırken kullanılmak istenmeyen bir araçtı ama sadece keyif için az da yer kapladığından keyifli bir seyahat sağlardı. Ellerini direksiyondan çekip kalçasını voltriderın oturma alanından ayırırken ayağa kalktı. Gölge'nin voltriderı, tek kişilikti. Yarışmacıların voltriderları ise iki kişilik olmaları sebebiyle daha genişti. Böylelikle dar sokaklarda daha çok zorlanacaklardı.
Gölge'nin iki yanına konum alan kadınlar, uçan araçlarını Gölge'ye yaklaştırırken iki omzuna sarıldılar. Veyla göremeyecek olsa da sırıtarak gökdelenin tepesine baktı. Ash, âşık olduğu adamı neredeyse tüm Nixus kadınlarıyla paylaşmak zorunda kalıyordu. Gölge, zevklerin kralıydı ve her kadının vereceği zevke de açıktı. Veyla, yarış başladığı anda ölmezlerse şu iki kadından birini Gölge'nin akşam odasında ayarlayacağına emindi.
"Ash, bu gece odanda uyuyacaksın sanırım."
Bir önceki gün Veyla ile Ash'in odalarının yan yana olmasına Veyla'nın söylenmesi sebebiyle Ash, odasında değil Gölge'nin odasında olduğunu dile getirmişti fakat bu akşam kendi odasında kalmak zorunda olabilirdi.
"En azından hayatta olacağım."
Veyla üstüne alınmadan "Thal'ın kalbini kırıyorsun." dediğinde Thal'ın duyup duymadığından emin değildi. Ashler, mıntıka yöneticileri ile yarışı izledikleri yerden, yarışmacıları duyabiliyor olabilirdi ama yarışmacılar birbirlerini camlarını açmadıkça ya da Azrit olmadıkça duymuyor olmalılardı.
Kadınlar, iki yanında Gölge'nin boynunu öperlerken diğer taraflarında olan elleriyle bayrakları kaldırdılar. Gölge ile Veyla göz göze geldiğinde Gölge, Ash ile aralarında geçen sohbetleri duyduğu için "Hayatta kalırsan bir sonraki yarışta bayrak sallamak ister misin?" diye sordu. Diğer yarışmacılar ve halk da duymuştu. Başta kime söylediklerini anlayamamışlardı ama sonra Gölge'nin ayakta durduğu voltriderının tam karşısında uğursuz kelebeğin olduğunu görmüşlerdi. Bir nevi, bir sonraki yarışta gece yatağımda sen olmak ister misin, diye sormuştu. Alaylıydı ama Veyla, Gölge'nin yatacağı kadınlar hakkında çekici olmaları dışında herhangi bir kritere sahip olduğunu düşünmüyordu. Kendisini öldürmek istemesine rağmen kendisiyle yatmak da isteyebilirdi, şaşırmazdı. Yine de Veyla, pek temastan hoşlanmadığı gibi zorunda kalacağı için kardeşi Yıldat'la hamile kalana kadar birlikte olmak dışında herhangi biriyle birliktelik yaşayacağını da düşünmüyordu. Bu hayatta birçok hazzı tatmış, başkalarının korkacağı durumlardan bile zevk almıştı ama cinsellik, Veyla'nın ilgisini çekmiyordu.
"Kral'ım..." diye konuşmaya başladığında yine aynı şeyi yapmıştı. Krallığını reddetse daha saygılı duracağı bir alayla söylemişti. Gölge sırıtışında dudağını yalarken iç çekti. Veyla'yı öldürmemeye çalışmak git gide zorlaşıyordu. "... alınıp gücenmezse, bu teklifini reddediyorum. Ash'i kızdırıp arkadaşlığımızı tehlikeye atmak istemem."
Veyla, Erya'nın gülerek "Sakin ol." dediğini duydu. "Sesini son duyuşların."
Valdris alayla "Tek sorun Ash mi?" diye sorduğunda Veyla, Gölge'ye bakmaya devam ederken sırıtışı genişledi. "E tabi bir de, kardeşine vadedilen kadınım falan. Beni öldürme isteğini söylememe bile gerek yok. Moru da sevmiyormuşsun. Bir sonraki yarışta yukarıdan yarışanlara bela olsam daha iyi olur."
Gölge, "Ona ben karar veririm." dedikten sonra ellerini, iki yanındaki kadınların beline götürdü. Kadınlar yarışın başlayacağını anlayarak bayrağı indirdikten sonra hızla iki yana kaçmak üzere Gölge'nin boynuyla ilgilenmeyi bıraktılar. Gölge, Veyla'ya bakmaya devam ederken kadınların bellerindeki ellerini hafifçe kalçalarına doğru indirdi. Veyla tek kaşını kaldırdığında Gölge de kaldırdı. Bir sonrakinde bayrağı sallayacak olursa ona nasıl temas edeceğini gösterir gibi sırıtırken Veyla'nın da sırıtışını izliyordu. Ash, Gölge'nin öldürmeyi planladığı ve öldürmezse bile kardeşine vadedilen bu uğursuz kelebekle neden bel altı sohbetler kurduğunu anlayamıyor ve sinirleri bozuluyordu. Gölge'nin, tehlikeli kadınları daha çok arzuladığını biliyordu. Veyla'yı arzuluyor olabilir miydi yoksa her zamanki umarsız ve muzip tavırları içerisinde miydi?
"Ve üç!"
Ashler, Gölge'nin hiçbir şeyi unutmayacağını biliyordu. Eğer Thal'a yukarı, Ashlerin yanına gitmesini söylemediyse, unuttuğundan değildi. Thal'ın da yarışma ihtimaline karşı kaygı duymaya başlarken rahatça oturdukları koltuklardan kalktılar ve bakışlarını geniş ekrana çevirdiler. Ekranın bir kısmı Gölge'yi, bir kısmı ise yarışanları gösteriyordu.
"Ve iki!"
Veyla, sürdüğü rujunun kapağını kapattıktan sonra kapalı kutuyu açıp içerisine koyup geri kapattı. Rujunu seviyordu, Amorsus'tan tedarik etmişti. Voltrider hızlandığı gibi sağa sola çarpmaya başlayacak olan rujunun parçalanmasını istemezdi.
Gölge, Veyla'ya bakarken dudağının kenarının yaladığında Veyla'nın parmağı kendi dudağında aynı yere gitti. Sürerken taşırmış olmalıydı ve düşünceli kralı hemen uyarmıştı! Azrit gözleri aralarındaki mesafeye rağmen dudağının kenarındaki küçük bir taşırmayı fark edebilmişti. Gölge, kendisini kusursuz görür ve karşısındakilere kusurlarını hatırlatmayı severdi. Kendisi gibi, kendisini kusursuz gören bu kadına da bu küçük kusuru zevkle göstermişti. Daha büyük kusurlarına da şahit olabilmeyi istiyordu.
"Thal, yukarı gitmen için üç saniyen var. Ve bir!"
Ashler rahatlarken Thal, gerginliğinden gülerek kurtularak hızla voltriderını sürmeye başladı. Harekete geçmeden Veyla'ya bakmıştı. Veyla üzülmüş gibi dudak büktükten sonra Thal'ın camına konmuş kelebeğini geri çağırdı.
"Ve ölün, öldürün halkım!"
Bayraklar indiği gibi kadınlar sokağın iki yanına doğru hızla uçan araçlarını hareketlendirirken, Gölge de voltriderıyla yükseğe, doğru yol aldı. Veyla'yla birlikte herkes dar sokağa doğru yol alırken Veyla birkaç patlama sesi duymuştu bile. Kelebekleri bölünerek çoğalırken Veyla'nın voltriderından, biraz önce onu sıkıştıran üstündeki ve aşağısındaki araçlara doğru yol aldı. Araçlarına giren kelebeğe kaşlarını çatarak bakan yarışmacılar, önlem alamadan kelebeğin ışıkları gözlerini aldı. Hızla sürdükleri yolu görememeye başladıklarında Veyla'nın voltriderıyla ufak dokunuşlar yapması yetmişti. Onlar yeri boylarken kelebekleri Veyla'nın voltriderının camına kondular. Veyla kelebeklerine öpücük attı ve "Teşekkürler." dedi. Bu hayatta teşekkür ettiği şeyler kendisi ve kelebekleriydi.
Ön camı buzlandığında etrafındaki araçlar hızla hareket edip konumlarını değiştirip dursa bile son gördüklerinden ezbere sürmeye devam ederken kelebeklerinin buzu çözmesi için gerekli üç saniye boyunca hiçbir şeye çarpmamayı başarmıştı. Şimdi Gölge'nin neden voltriderını boyamasına izin verdiğini anlayabiliyordu. Onca voltrider arasında sadece kendisininki mordu ve kafalarını ne kadar karıştırırsa karıştırsın rengi dolayısıyla diğerlerinin açık hedefi haline geliyordu.
Veyla konumları değişen köprülerin bazen üstten bazen altından hareket ederken hızları sebebiyle kontrolü sağlamak zor olsa da bu hayatta Xalia öldürmekten daha fazla yaptığı bir şey varsa o da voltrider sürmek olduğu için Veyla zorlanmıyordu. Neon tabelanın gösterdiği yöne dönmek için direksiyonu kendisine çekerek sola kırdığında bu hızda giderken dönmekte zorlanan birkaç kişinin binalara çarptığını duymuş, aynalardan görmüştü.
Başarıyla dönebildiği sokağa girdiği gibi yakınında büyülü bir taş yükselerek rampa oluşturduğunda Veyla hızla taştan kaçtı. Bakışları yakınındaki binanın tepesinden elleriyle yarışmacıların önüne engeller çıkartan Xalia'ya döndü fakat hızı sebebiyle sadece bir saniye görebilmişti. Yine de Valdris olmadığını anlamıştı. Onun gibi taşları yönetebilen bir Xalia'ydı.
Önünde oluşmaya başlayan hava akımının içinden hızla geçti. Bu hızda ilerlerken ardındakilerin yaptığı büyüler henüz oluşamadan baş etmek kolay oluyordu ama ilerisinde kalan Xalialarla baş etmek daha zor olacaktı. Veyla kendisine çarpsın diye önünde onun hizasında hareket ederek yavaşlayan bir Xalia'nın üstüne doğru yol alarak, ardında bıraktıktan sonra tabelaya uyarak sağa döndü.
Önünde yarışan Xalialardan biri tarafından bırakılan bir geçidin altından geçtikten sonra bunu yapacağını öngören Xalia'nın altında biraz daha ileride de bir geçit bırakmış olduğunu görüp hızla sola kırdı. Hızı sebebiyle bu hareketi sonucunda voltriderının sol kısmı binalara sürtmüştü. İzleyici xaliaların çığlıkları saniyeler içerisinde artık duyamayacağı kadar ardında kalmışken sürmeye ve geçitlerden kurtulmaya devam etti.
Normalde kendi kendine çalışan uğursuzluğu şimdiye kadar hiç yardımcı olmamıştı. Bunun Gölge'yle bir alakası olup olmadığını düşündü. Onun gücüyle çarpıştığında, kendi büyüsünün etkisi azalıyordu ve şu an büyüsünü Veyla'ya yönlendiriyor olabilirdi.
"Biraz da başka yarışmacılarınla mı ilgilensen? Adaletli bir Kral olduğunu duymuştum."
Gölge'nin "Yanlış duymuşsun. Ayrıca henüz hiçbir şey yapmıyorum." diyen keyifli sesini duydu. Kendisini nereden izlediğini bilmiyordu. Gölge de diğerleri gibi oturduğu yerden izleyecek birisi değildi, belki de binaların üstünde bir yerde Gölge de hareket halindeydi. Hızı sebebiyle hem önündekilerle, hem önündekilerin bıraktığı engellerle, hem sokaktaki yapıların oluşturduğu engellerle ilgilenirken bir yandan bina üstlerine bakmakta zorlandığı için henüz tespit edememişti. Gölge ile dövüştüklerinde geldiği hali hatırlıyordu. O haline kıyasla henüz pek bir şey yapmıyordu evet ama hiçbir şey yapmıyor da değildi!
"Gözlerinizi biraz yanıltalım o zaman..."
Kelebekleri çoğalarak kanat çırparken diğer yarışmacılara yöneldiler. Voltriderlar kadar hızlı olmadıkları için bunu yaparken voltriderlardan ya da voltriderların hızlarıyla oluşturdukları rüzgarlardan yararlanıyorlardı.
Kelebekler, diğer yarışmacıların gördüklerini yanıltmak üzere ışıldamaya başladıklarında artık her voltrider mor gözüküyordu. Oluşan yanılgıdan hızla yararlanabilmek için ardındakilerin kafalarını karıştırabilmek üzere diğer yarışmacıların altından, üstünden ve yanlarından geçerek hızlandı ve konumundan emin olamamalarını sağlamaya başladı.
O sıra karşısına çıkan taş duvardan "Hay seni de..." diyerek kurtuldu. "Valdris? Aralarından biri ailenden mi? Öldürecek olursam, haberim olsun. Ya da... Şimdiden senin haberin olsun."
Valdris "Çok kibarsın, teşekkürler." diye dalga geçti. "Ama hiçbiri ailemden değil. Yine de öldürmemeni dilerim."
"Onlar aynı şeyi dilemiyor gibi." derken bir taştan daha kurtuldu. Önünde oluşan sarmaşıklara takılan birinin voltriderının ön kısmı parçalanırken gerisin geriye ardına doğru savrulduğunda kendisine çarpmadan kurtuldu ve sarmaşıkların olmadığı yukarılara doğru yol aldı. Bu hızla güçle örülmüş ve büyüyle güçlendirilmiş sarmaşıklara çarparsa voltriderı kullanılamaz hale gelebilirdi. Ne var ki, sarmaşıkların yukarısına gidebilecek kadar mesafe yoktu.
Gücü genelde kendi kendisine çalıştığı için pek yönlendirme ihtiyacı duymaz, aslında nasıl ki herkes onun gücünün neler yapabildiğini tam olarak bilmezse, Veyla da bilmezdi. Bir şeyler bazen istiyor diye olurdu, bazen kendiliğinden olurdu ama bir şekilde kurtulurdu. Tek bildiği buydu, gücü bir şekilde onun kurtulmasını sağlardı. Mor ve ışıldayan gözleri sarmaşıklardan kurtulmak isteyerek baktığında sarmaşıklar hiç var olmamışçasına mor ışıklar saçarak silinmeye başladı. Veyla ne olmasını istediğine karar verirdi, gücü ise nasıl olacağına... Veyla'nın öngörülemez bir Xalia olmasının karakteri dışındaki sebebi de buydu. Kendisi bile ne yapacağını bilmeden yapıyordu.
Işıldayan gözleri önündeki yarışmacılara döndü. Voltriderlar birbirlerine çarpmaya başladıklarında yarışmacıların kontrolden çıkan direksiyonlarına hâkim olmaya çalıştıklarını tahmin edebiliyordu. Direksiyonları birbirlerine doğru çevrili şekilde bozulmuş olmalıydı, ya da başka bir şey... Veyla sonuca erdiği sürece büyüsünün hangi yolu seçtiğini önemsemezdi.
Birbirlerinin kaza yapmalarını sağlayarak binalara çarpmaya başlayan voltriderların üstünden hızla geçerken ileridekileri tespit etmeye çalıştı. Tabela ile yeniden başka bir sokağa dönmesi gerektiğini fark edince direksiyonu kendisine çekerek sola çevirdi. Voltrider havayı deler gibi ses çıkarttıktan sonra yeniden direksiyonu ittirdi ve sokakta hızla ilerlemeye devam etti. Tabelalar sıklaştığı için önündeki Xaliaları göremiyor, Xalialar yeni yöne doğru dönmüş oluyordu. Böyle olunca önündekilere karşı büyüsünü kullanamıyordu. Büyüsü normalde Veyla'nın göremediğiyle de savaşabiliyordu ama Gölge'nin büyüsü karşısında etkisi azalan büyüsünü yönlendirmek zorunda kaldığından göremediğine karşı yönlendirme yapamıyordu.
İlerideki tabelanın üstünde hayatında bir kere gördüğü ama evleneceği adamı gördüğünde voltriderını ona doğru yükseltirken sağ kapıyı açtı. Bu sıra açılan kapıdan saldırmak üzere yanına geçen bir voltridera kelebeklerini hediye etti. Yanındaki yarışmacı arabasına dalan kelebekler yüzünden yolunu kaybederek sokağa doğru düşmeye başladı. Tabeladan önce sokağa dönmek için aksiyon almak yerine tabelada Yıldat'ın arabaya binebileceği kadarıyla duraksamak üzere yavaşlarken arabanın önünü birazdan geçeceği sokağa çevirdi. Bu sıra ardından hızla gelen yarışmacıların bir kısmı sokağa dönerken bir kısmı da Veyla'ya yönelmişti. Azrit Yıldat, hızla arabaya bindikten sonra arabanın üstüne doğru açılmış kapı aşağı inerek kapandı.
"Merhaba müstakbel karıcım!"
Veyla, müstakbel kocasına (!) göz ucuyla bile bakamadan kendisine yönelen voltriderlardan kurtulmak üzere hızla sokağın aşağısına doğru sürmeye başladı. Yıldat'ı alabilmek üzere yavaşladığında ardındakilerin ona yetişmesini sağladığından şimdi hepsi birden güçlerini Veyla üstünde kullanmaya başlamıştı. Veyla yolda önüne çıkan büyülerden kaçınmaya çalışırken Veyla "Hiç gelmeseydin ya! Beni taş olup aranıza dönmem üzere suya bıraktıklarında gelirdin!" diye dalga geçti.
Yıldat "Ama..." dedikten sonra Veyla'nın gözleri önüne bir beyaz çiçek dalı geldiğinde Veyla yüzünü buruşturdu. "... sana layık çiçek bulmaya çalışırken biraz zaman kaybettim sevgilim."
"O çiçek ardımdakilerden kurtulmamı sağlayabilir mi?"
Yıldat, sırıtarak "Sanırım, hayır." dediğinde Veyla "O zaman çek şu siktiğimin çiçeğini gözümün önünden!" dedi.
Yıldat gülerek çiçeği geri çekerken hiç alınmışa benzemiyordu. Veyla'nın mizacının bu olduğunun ve kendisinden de pek hoşlanmadığının farkındaydı. Yine de Yıldat, her kadından hoşlanmasının yanı sıra Veyla'dan daha fazla hoşlanıyordu. Veyla'nın o, Yıldat ve herkesi her an öldürebilecek olmasına rağmen keyif ve alay saçarak ortalarda dolanması, Yıldat'ın aklını başından alıyordu. Şu anki gibi sinirli anları da hoştu. Nix'ten ve hatta Amorsus'tan birçok kadınla birlikte olmuştu, kimse Veyla kadar ilgi çekici görünmüyordu.
Gölge, "Zenith'in gördüğü en romantik evlilik olacak." dediğinde Veyla hafifçe sırıtırken bakışlarını kısa bir anlığına sesin gelip gittiği alana çevirdi. "Özele saygınız yok mu?"
Valdris "Ben Thal ile daha duygusal konuşuyorumdur, ne özeli?" diye dalga geçti. Yıldat'ın elinde tuttuğu çiçek dallanıp budaklanarak büyümeye başladığında Yıldat, "Sanırım bir sorunumuz var." dedi. Veyla, yorgunlukla sızlarken önünde başka bir yarışmacı tarafından oluşturulan ateşin içinden geçti. Ateş, uzun süre maruz kalınmadıkça Voltriderlara zarar vermezdi. Çiçek hızla Veyla'ya yönelirken Yıldat camı açtı ve çiçekten kurtuldu. Bitkilere hükmedebilen kimselerin de yarıştığı bir yarışta, Yıldat Veyla'nın aracına çiçek sokarak gerçekten çok akıllılık etmişti! Veyla'ya yardımı dokunmadığı gibi başkalarına dokunuyordu.
"Ben sana yenisini bulur getiririm."
"Sen bana çiçek getirme..." dedikten sonra ilerideki binanın balkonunda, taş hazırlamak üzere ellerini kaldırmış bir Xalia gördü. "... sen bana taş bükücü getir."
Yıldat "Umarım sandığım şeyi kastetmiyorsundur..." derken Veyla, Yıldat'ın tarafındaki camın aralanmasını sağlarken taş bükücüye doğru sürdü. "... süper. Onu kastediyorsun."
"Arabaya al. Sadece bir saniyen olacak."
Neyse ki Azritti. Azrit saniyesi, normal zaman diliminden oldukça uzundu. "Kucağıma mı alayım? Senden başka bir kadına el sürmek istemiyorum..."
Veyla gülerek "Siktir oradan." dedi. Nasıl ki Yıldat, Veyla'nın kendisi dâhil kimseden hoşlanmadığını biliyordu, Veyla da Yıldat'ın kendisi dâhil her kadından hoşlandığını biliyordu. Yıldat'tan sadakat bağı da beklemiyordu. Kendisi sadece hamile kalana kadar Yıldat'la birlikte olacaktı, başka bir birliktelik yaşamayacaktı. Bu sebeple Yıldat istediği her kim olursa olsun birlikte olabilirdi, Veyla umursamazdı.
Yıldat da aksine inandıramayacağını bilse de gülerek "Aşkımı sana kanıtlayacağım sevgilim." dedi. Âşık değildi elbette ama aşık gibi konuşmayı severdi. Veyla da, Yıldat'ın gözünde âşık olunabilecek bir kadındı. Muhtemelen beş dakika kadar sonra da âşık olurdu. Veyla ile çok vakit geçirmemesine rağmen şimdiden ona bu kadar yükseldiyse, âşık olması da uzun sürmezdi ama evet, başka kadınlardan da vazgeçecek değildi.
"Bana bir daha 'sevgilim' dersen seni voltriderın önüne oturtur, aklına gelebilecek her yere çarparım."
Veyla, gerekli uyarıyı yaparken Yıldat, taş bükücüyle birlikte koltuğa döndüğü gibi Veyla camı kapattı. Taş bükücü korkuyla hareketlenirken elleri Veyla'ya uzandı. Gölge'nin de "Sevgili uğursuz kelebek," diyen sesini duydu. Yıldat güzel bir hitapta bulunduğunda kızdığı için, Gölge de bulunmayı tercih etmişti ve Veyla, Gölge'yi de voltriderının önüne monte edip sokak sokak çarparak dolaşamayacağına göre katlanmak zorunda kalacaktı.
"... bu yaptığın hileye giriyor."
"Tek kural var, o da başka kural olmadığına dair, demedin mi?" derken voltriderına ateş edilen güç mermilerinden kurtulmaya çalışıyordu. Birkaç tanesi denk gelmişti ama bir voltrider çok daha fazlasıyla zarar görürdü.
"Bundan sonraki yarışmalarda 'kimsenin Xalialarımı çalmamasına dair' ikinci kuralın olacağına emin olabilirsin."
Bugüne kadar kimsenin denememiş olması, onların problemiydi. Yıldat, elleriyle araç içerisindeki Veyla ve Yıldat'a zarar verebilecek büyüler yapmaya çalışan taş bükücü Xalia'nın bileklerini tutarak kontrol altına aldı.
Veyla, tabelaya uyarak keskin bir dönüş yaparken "Sayemde eksikliklerini görüyorsun sevgili Gölge Kral." dediğinde 'sevgili' kelimesini Gölge'nin de yaptığı gibi vurgulamıştı. Bu Gölge'nin hitap samimiyetini arttırmasına sebep olmak dışında bir de sırıtmasını sağlamıştı. Kusursuz biri olduğunu düşünerek kusur atfedilmesi onun içerisindeki tüm şimşeklerin teninin dışına çıkmak istemesini sağlardı ama dozunda rekabetten de hoşlanırdı.
"Bebeğim, Xalia'mı geri bırakmazsan, yarışlara müdahale etmeye başlayacağım."
Veyla "Zaten ediyorsun." dedikten sonra güldü. "Ayrıca henüz bu Xalia'yla işim bitmedi."
Taş bükücü Xalia'ya söylediklerini yapmazsa, Gölge'nin onu öldürmesinden daha önce öldürebileceğini yeterince anlattıktan sonra Yıldat'ın da kontrol altında tutmasıyla rakiplerine karşı büyüsünü kullanmasını sağladı. Rakipleri, taş bükücünün ardına bakarak oluşturduğu engellerle mücadele ederken Veyla'nın önüne çıkarıp durdukları büyülerini azaltmak zorunda kaldılar fakat sokaklardaki engeller de yeterince zorlayıcıydı. Sona yaklaştıkça, engeller artıyor, hızla ilerleyen voltridera hâkim olmak zorlaşıyordu.
Gölge "Üç..." diye saymaya başlayınca Veyla sinirle inledi. "Biri duyunca dışarı at."
Taş bükücü korkarak duraksadığında ve önüne döndüğünde Veyla şirince sırıttı. "Tatlım sen o sıra devam et."
"Kadına, biraz sonra bu hızda ilerleyen bir voltriderdan atılacağını söyledin, nasıl senin için büyü yapmaya devam etsin?"
Veyla "Kadına söylemedim." dedikten sonra omuz silkti. "Sana söyledim."
Kadın "Ama duydum!" diye bağırdığında Veyla sırıtarak sessiz kaldı. Gölge "Süren bitti..." derken Yıldat, kadını voltriderdan dışarı attığında Veyla alayla "Kral'ım, sözünüze uydum." diyerek kapının kapanması için tuşa bastı. Kadını atana kadar ardındaki birçok kişiden kurtulabilmişti zaten.
"Bir Xalia'mı daha öldürdün."
"Teknik olarak Yıldat öldürdü."
Yıldat "Müstakbel kocanı bu kadar kolay satmana alınabilirdim..." derken elini koluma getirdi. "Kalbimde bu aşk olmasa."
Veyla, yeniden kapıyı açtığında Yıldat hızla elini çekip "Tamam, tamam." dedikten sonra gülerek ekledi. "Temas yok, unutmuşum."
Ortalarda kanat çırparak voltriderların rengi konusunda yanılgı oluşturan ve rakiplerin gözlerini alan kelebekler aynı anda mavi elektrik akımına kapılarak sokakta yere düşmeye başladıklarında Veyla üfledi. "Ama Xalia'mı geri ve hayatta bırak demedin ki. Sadece bırak, dedin."
Thal alayla "Aslında haklı." dediğinde Ash ona kötü bakmış olacak ki gülerek "Ne?" dedi. "Emre uydu işte."
"Evet. Lütfen kelebeklerimi geri alabilir miyim?" derken ardındaki tüm rakipleri mor voltriderın nerede olduğunu görebilmeye başladığı için baskılarını arttırmışlardı. Demirler ile oluşturulan bir duvardan da kurtulduktan sonra hızla sola döndü.
"İşine karışmak istemem ama niye yoldan çıkıyorsun?"
Veyla alayla "Seninle bir okyanus havası almak istedim Yıldat." dedi.
Valdris "Sonunda romantik anlara mı şahit olacağız yoksa?" diye sordu. Erya da "Lütfen sesi kapatın." diye alayla karışık yalvardı. Sohbet konusu hoşuna giden Yıldat, "Siz şimdiden kapatın." dedikten sonra Veyla'nın devirdiği gözlerine sırıttı. Birkaç aya bu kadınla birlikte olacaktı ve düğün gecelerine gün sayıyordu.
Veyla birkaç kelebeğini yan camında gördüğünde sırıttı. Emrin eksik gelmesi ama o haliyle yerine getirilmesine dair söyledikleri, Kral'ının da onayını almış olmalıydı. Onu takip eden sadece kelebekleri değildi, peşindeki yarışmacılar da yarış yolundan çıkmış, ardından geliyorlardı. Gölge'nin vaatlerine karşılık istediği sadece yarışın kazanılması değil, Veyla'nın ölmesiydi. Yarış yolu boyunca önceden hazırlanarak konum almış Xalialar, Veyla'nın karşısına engeller çıkartıp duruyordu ve hem sokak engelleriyle, hem Xalia engelleriyle hem de diğer yarışmacıların saldırılarıyla uğraşmak bu hızda giderken zor oluyordu. Oldukça fazla sayıda başlanılmış yarışta, on kişi kalmışlardı. Bir kısmının ölümüne Veyla sebep olmuş, bir kısmı ise Veyla'ya saldırırken ya birbirleri yüzünden ya da engeller yüzünden ölmüşlerdi. Şimdi, yarış yolundan çıktıklarına göre, sadece onlarla savaşabilirdi.
Gölge "Nereye gidiyorsun?" derken Veyla, sırıtışını hayal edebiliyordu. Veyla da sırıtarak "Hemen döneceğim, özletmeyeceğim." dedi.
Veyla hızla okyanusun başladığı hizayı geçtiğinde Yıldat rahatça oturarak yaslandığı koltukta doğruldu. "Ortada bir yerlerde büyü duvarı var. Biliyorsun, değil mi?"
Veyla sırıtarak "Biliyorum." derken kelebeklerine baktı. Veyla, Yıldat ve Gölge belli noktalarda birbirine benzerlerdi. Üçü de alaylıydı ama aralarındaki fark buydu. Yıldat, tehlike başladığında ve ortam ciddileştiğinde, alayını sürdüremezdi. Veyla ile Gölge ise, en çok o anlarda keyif alırdı.
Kelebekleri ardında en yakın olan voltridera doğru yol aldı. Kapalı kapılardan sızarak içeri girdikten sonra direksiyona yöneldiler. Süren yarışmacı kelebekleri eliyle kovalayıp ateş gücüyle yakmaya çalışırken başarısız oluyordu. Yarışmacı engel olmaya çalışmasına rağmen kelebekler direksiyonu sola kıvrılıp Veyla'nın ardından çıkmasını sağladıktan sonra direksiyonu çekerek aracı hızlandırdı. Yarışmacı korkuyla bağırırken direksiyonu iterek yavaşlamaya çalışıyordu ama küçücük görünen kelebeklerden nasıl güçsüz olabiliyordu, anlamıyordu.
Araç Veyla'nın voltriderının yanından hızlanarak ilerledi ve önlerine geçti. Gölge söylenir gibi konuşsa da "Bir sonraki yarışta artık üç kural olacak!" derken keyifliydi.
Yıldat "Hiç çarptın mı bilmiyorum ama oldukça can acıtıcı. Biz ölümsüzler için bile." derken Veyla'ya göre, ölümsüz biri için fazla ağlıyordu. Birkaç saniye, bilemedin dakika kadar sonra geçecek bir acı için fazla tedirgin oluyordu. "Tekrar yaşamana dönene kadarki sürede okyanusa düşer ve araçtan çıkamazsak, biri bizi alana kadar döngüye girebiliriz. Uyanır, boğulur, ölür, yeniden uyanır ve yeniden boğuluruz."
"Yıldat, istiyorsan siktirip gidebilirsin ama sus artık."
"Okyanusu gerisin geriye yüzmek istemiyorum. Azrit hızıyla bile. Beni geri götürüp öyle gelsen? Olmaz mı? Olmaz galiba... Peki, süper! Duvarın nereden başladığını biliyor musun?"
Veyla "Bilmiyorum." derken en azından daha ileride olduğunu biliyordu. Yıldat yeniden söylenmeye başlayacağı sırada Veyla ilerisinde kelebeklerinin sürerek ilerlettiği araca bakarak "Ama birazdan öğreneceğim." dedi. Yıldat sonunda ne yapacağını anlayarak rahatladı ve güldü. Gölge ise, Veyla okyanusa yöneldiği gibi anlamıştı.
Yıldat rahatlasa da konuşmaya devam ederek Veyla'nın sinirlerini bozmayı sürdürdü. "Zamanında geri dönebilecek misin? Bu hızda zor olur."
"Kelebeklerimin seni alıp öndeki araca götürmesini sağlamamı istemiyorsan, kapa çeneni."
"Tamamdır güzel kelebek. Yıldat'ın bir süre susacağına emin olabilirsin. Rahat rahat öldür halkımızı."
"Susacağını söylerken bile o kadar konuşuyorsun ki!"
Ash'in "Tanıdık geldi." diyen sesini duyunca güldü. Evet, Veyla da çok konuşurdu ve muhtemelen Yıldat'tan bile daha sinir bozucuydu ama Yıldat'ın eğlendiğinden daha çok eğlendiği de şüphesizdi. "Bir süredir sesini duyamamıştım. Kazanacağımı anladığında azurit bıçağıyla intihar etmeye gittiğini sanmıştım. Malum, kazanınca bir gün kraliçen olacağım ya. Senin gibi onurlu biri bence intihar eder ve etmeli. Söz, seni taşa dönüşmen üzere suya ben bırakacağım."
Erya'ya olsa gerek "Bak, kendisi Yıldat'ın on beş katı kadar konuşuyor!" diye sızlandıktan sonra "Ayrıca yarış henüz bitmedi." dedi.
Ardında suya hâkim olabilen bir Xalia olsa gerek yükselerek kendisine çekmeye çalışan su dalgalarından kaçınırken Veyla'nın sırıtışı genişledi. "Ash, Gölge Kral'ın da gayet iyi biliyor ki, bu yarış çoktan bitti."
Havaya hâkim olabilen başka bir Xalia üstten bastırırken, suyu kontrol edebilen ise aşağıdan çekiyordu. Onların başarabildiğini sanmaları için Voltriderını tehlikeli boyutta aşağıya doğru indirdiğinde Yıldat konuşmadan işaret parmağını ona doğru kaldırdı. "Sus."
"Peki..." dedikten sonra sesini yükselterek Gölge'nin de duymasını ister şekilde imayla konuştu. "Aynı zamanda abim olan Kral gelir sudan kurtarır herhalde."
Gölge'nin "Pek sanmıyorum. Adını bir köprüye verip seni yad ederken 'ne orospu çocuğuydu' diyeceğim." diyen sesini duyduk. Yıldat hafifçe gülüp Veyla'ya döndü ve ekranı gösterdi. "Terbiyesiz bir Kral."
Veyla "Yine de Kral." diye mırıldanırken, hava bükücünün Veyla'yı alt etmek üzere olduğunu sandığı için kahkahalar atarken aralanan dudakların arasında giren kelebeğin onu boğmasını bekliyordu. Biraz sonra hava baskısı azalıp sürdüğü Voltrider'ın kontrolden çıkmasıyla birine daha çarparak suya düştüklerini gördüğünde gülerek bakışlarını önüne çevirdi. Büyü duvarı Amorsus'un kara parçasının hemen önünde falan değilse, artık varmaları gerektiğini düşündü. Derken önündeki araç ön kısmından başlayarak patlamaya ve alev almaya başladığı an direksiyonunu çekerek yukarı yönünde hareket ettirdi. Voltriderın ucu yukarıya döndükten sonra bir süre havaya doğru sürdü fakat Voltridarın patlamaları arttığı gibi yeniden direksiyonu çevirdi. Voltriderı ters dönerken hızla geriye doğru yol almaya başladı. Veyla'nın takmış olduğu kemer onu koltukta tutarken Yıldat söylenerek tavana çarptıktan sonra koltuğa tutundu fakat aracın hızı ve savruluşları sebebiyle bunu yapmak Azrit için bile zordu. Veyla, voltridera hâkim olmakta iyi olduğu için büyü duvarına az kalmışken geri dönebilmiş ve ters sürebilmiş olmasına rağmen, beş voltrider bunu yapamadan büyü duvarına toslamış, patlamalara dâhil olmuştu.
"Bu daha ne kadar sürecek..."
Veyla, bir dakika kadar önce aracı düzeltebilecek olmasına rağmen gülerek Yıldat'ı izlediği için bunu tercih etmiyordu. Yıldat da gerçeği fark ettiğinde oflayarak "Hadi ama!" dedi. Veyla, Yıldat için değil yeniden peşine düşmüş iki voltriderın kolay lokması olmamak için aracını düzeltti. Yıldat da rahatlayarak nefesini üflediği gibi emniyet kemerini taktı. "Gerçekten bir halta yarıyorlarmış."
Veyla'nın gerçekten kazanmak üzere olduğunu gören uzaktan müdahalede bulunmakla yetinmeyip voltriderı ile yarış yoluna doğru son sürat gelen Veyla'nın hizasına doğru sürmeye başladı. Veyla yarış yoluna dâhil olurken Gölge'yi gördüğünde bir küfür mırıldandı.
Gölge "Gölge Kanunlarına da Kral'a küfür etme suçunu ekleyeceğim." dediğinde Veyla yoldaki engelleri atlatırken güldü. "Gölge Kanunları mı var?"
"Senin yüzünden artık olacak."
"Bari ismini başka şey yap. Şehrin ismini Gölgexus yapmadığına şaşırmaya başladım. Bu kadar egoya..." derken ileride oluşan kara bulutları gördüğünde sesi kesilmişti. Gölge gülüp "Kolayca kazanabileceğini mi sandın?" diye sorduğunda Veyla yorgunlukla inledi. "Kolayca mı? Kelebeklerim önümüzdeki bir hafta bana masaj yapacak!"
Veyla yoldan çıkmak üzere yöneldiğinde Gölge "Yoldan bir kere daha çıkarsan yarışmayı kaybettin sayarım." dedi.
Veyla "Bak, bu sefer yanlış anlaşılmaya müsait olmayan bir cümle işte." diye sızlandıktan sonra "Diğerleri ölecek." diye karabulutlarını çekmesi için şansını denediğinde Gölge rahatlıkla "O zaman kimse kazanamaz." dedi. Veyla, yarışmanın kazanan olmadan bitmesine dair herhangi bir endişesinin olmadığını fark ettiğinde ofladı. Gerçi, şimdiye kadar defalarca yarışma kazanansız sonuçlanmış olmalıydı.
Yıldat "Benden buraya kadar müstakbel karıcım. Ölmez de sağ kalırsan, aşkımıza devam etmemiz üzere seni bekliyor olacağım." diyerek kapıyı açtığında Veyla "Gitmen işime gelir." dedikten sonra onu itti. Bu hızda düştüğü için canı acıyacak olmalıydı ama en azından ölmeyecekti. Kapının kapanması için tuşa bastıktan sonra git gide yaklaştığı karabulutlara karşı ne yapacağını düşünmeye başladı. Gölge'nin büyüsüyle bizzat temas ettiğinde kendisini insan gibi hissedecek kadar büyüsünden uzaklaşıyordu. O hali ile, karabulutlardan korunabilirse diğer yarışmacılar onu geçebilir, sona varabilirdi. Sona bir hayli yaklaşmışlardı. Ya da o hali, gerçekten Veyla'yı ölümlü kılabiliyorsa, onu öldürebilirlerdi. Henüz sonuçlardan emin olacak kadar Gölge'nin gücüne maruz kalmamıştı ama denemek istediği de söylenemezdi, hem de kazanmak zorunda olduğu bir yarış içerisindeyken...
Kara bulutlar zeminden gökyüzüne kadar tüm sokağı kaplamış, atlatılması imkânsız bir şimşek duvarı oluşturmuştu adeta. Kara bulutların içerisinde çakıp duran şimşekleri ve etrafında oluşturduğu kasırgalı hava görünüyordu. Veyla "Ya da vazgeçtim. Sanırım... Yine yanlış anlaşılabilir bir cümle kurdun." dediği gibi sağa kırdığında Gölge, ne yapacağını anlayarak bu bölgedeki azritlerden birine "Pera!" diye seslendi. Veyla'nın bakışları balkonundan geçeceği binadayken azritlerin balkondaki halkı uzaklaştırmaya başladığını gördü ama hepsi için yetişemeyecekleri kadar az mesafe kalmıştı. Gölge, halkını olabildiğince korumaya çalışıyordu ama Veyla da kendisini olabildiğince kurtarmaya çalışıyordu.
Veyla'nın voltriderı gürültüyle balkon hizasına girdiğinde balkonun zemini ve voltriderın sürterek ilerlediği duvarlar kırılarak parçalanırken kaçmayı başaramayan Xalialar çığlık çığlığaydı. Gölge on, on beş kişi kadar Xalia'nın öldüğünü gördüğünde burnundan soludu. Veyla karabulutun ardına geçtiği gibi binadan sola doğru kırdı. Kendisi maruz kalmamış olsa da, voltriderinin sağ tarafı yüksek hızda sürttüğü binalardan, sol tarafı ise temas etmese de yakınında bulunan şimşeklerden zarar görmüştü. Şimdi yavaşlamaya başlayan voltriderı aşağı doğru hareket aldığında Veyla bakışlarını aynaya çevirdi. Voltriderını değiştirmesi gerekiyordu ama geri kalan yarışmacılar şimşeklerden kurtulamamışlardı. Parçalanmış voltriderları Veyla'nın altındaki sokağa savrulmuştu. Veyla'nın açtığı yoldan geldikten sonra ardındaki kara bulutların dağılmasını sağlayan Gölge'yi gördüğünde voltriderının turbo gücüne bastı ve direksiyonu yukarı çevirdi. Hasar görmüş voltriderının turbo gücü onu aşağı düşmekten bir süreliğine korur, yükseğe taşırdı ama patlamak üzere ısınmaya devam etmesini sağlardı. Veyla'nın da zaten çok durmaya niyeti yoktu. Patlamadan inmiş olacaktı. Ardındaki Gölge'nin yukarısına kadar yükseldikten sona hızla voltriderı geriye doğru sürmeye başladığında aynı zamanda kendisine yakın olan kapıyı açıyordu.
Gölge alayla güldü. Gülüşü bitmeden voltriderında kucağına uğursuz bir kelebek konmuştu. Veyla'nın ardında bıraktığı voltriderı patlayarak sağındaki binaya çarptığında Veyla rahatlayarak nefesini üfledi ve ellerini direksiyondaki Gölge'nin ellerinin üstüne götürdü. "Tam zamanında atlamışım. Görüyor musun?" dedikten sonra Gölge'nin kucağında rahat bir pozisyon aradı.
"Tahtın gibi rahatsızsın. O taşlar kadar, sert vücudun."
Gölge'nin vücudu kaslardan oluştuğu için, Veyla'nın istediği gibi bir rahatlık sağlaması mümkün değildi. Gölge, Veyla'nın kendi voltriderından, Gölge'ninkine atlayıp kucağına oturduktan sonra ellerini direksiyona götürüp yüzsüzce rahatlık sorgulaması yapmasına alayla gülerken henüz yeni kara bulutlar ve şimşekler oluşturmaya başlamamıştı. Veyla da bu sürede bitiş çizgisine doğru ilerlemenin keyfini sürüyordu.
"Kucağımda rahat bir seyahat sağlayamadığım için özür mü dilemeliyim?"
Veyla, "Canın sağ olsun." diye dalga geçerken yine kıpırdandı. Gölge kucağında oldukça hareketli oluşuna sırıtıp "Sen gerçekten bayrak sallamak istiyor gibisin." dediğinde Veyla gözlerini devirse de sırıttı. "Sanırım odağını kaybettin. Bir süredir şimşek göremiyorum."
Veyla, hem voltrider ihtiyacına karşılık bulmakla kalmamış, hem de Gölge'yi bir süreliğine oyalayabilmişti. Şimdi bitiş çizgisini görebiliyordu. Elleri, Veyla'nın belinin iki yanına gittiğinde Veyla'nın kaşları kalkarken hafifçe ardına baktı. Temas sevmezdi, daha kaç kere söylemesi gerekiyordu? Peki, adamın kucağına kendi oturmuştu ama zorunda kalmıştı.
"Önce senden kurtulayım, sonra şimşekler."
Zaten Gölge'nin de derdi temas etmek değildi. Veyla'yı kucağından kaldırır gibi olduğunda Veyla hızla direksiyonu yukarı aşağı çektiğinde yükselip alçalan voltriderda yeniden, üstünden kaldırmaya çalıştığı Gölge'nin kucağına oturmuş oldu.
Gölge hafifçe gülerken "Peki. O zaman, önce şimşekler." dedi. Saniyeler içerisinde önünde oluşmaya başlayan şimşeklerin alanı geçene kadar varamayacağını umut ettiği sokağın zeminine doğru alçalmaya başladı. "İstesen beni kucağından, Amorsus'a kadar fırlatırsın Gölge. Sen de kazanmamı istiyorsun."
"Seni kullanmak istiyorum ama varlığın, öldürme isteğimi arttırıyor."
Bitiş alanı, oluşan kara bulutların hemen ardındaydı. Zeminden, kara bulutlar ulaşmadan geçip hemen yükselirse, bitiş alanına varacak ve kazanacaktı. Tüm bunların olmasına saniyeler kalmışken, kelebekleri Gölge'nin gözleri etrafında doluşup ışıldamaya başladıklarında Gölge, kelebeklerin oyalamasına rağmen tepki olarak kara bulutları vücutlara doğru çekmeye başlamıştı ama şimşekler çakamadan Veyla, zemine çarpmadan sürmeyi başarıp kara bulutların ardına vardı ve hızla yükseldi. Bitiş çizgisinin büyülü duvarından geçemeyen voltrider arkalarında kalıp yere çakılırken hızlı araçtan, bitiş alanına savrulan vücutları karşı büyü duvarına çarpana kadar durdu. Buradaki büyü duvarı, okyanusta Amorsus'tan Nixi'i koruyan büyü duvarının benzeri değildi. Bu daha çok bitiş alanına voltrider ya da ardındaki ikinci ya da daha fazla yarışmacının yarışı bitirmesine engel olmak için vardı. Yarışın bir ya da hiç kazananı olurdu ama iki kazananı olmazdı. Şimdi ise büyü duvarının gücü, Gölge'yi ardında bırakmaya yetmediği için Gölge de alana girebilmişti. Büyüsü, büyü duvarının gücünü aşabilmişti ama büyü duvarının büyüsü ile çarpıştığı sırada bir süreliğine manafet eşya ile kısıtlanıyormuş gibi güçsüz kalmıştı.
Veyla ise büyü duvarından ilk geçen olduğu için büyüsü ile büyü duvarını aşmak zorunda kalmamış, kendiliğinden geçmişti. Yerden kalkarken büyü duvarında dağılarak hareket eden şimşekleri ve yerden kendisi kadar hızlı kalkmayan Gölge'yi gördü. Gölge'nin de bir eli yere yaslanırken git gide güç kazanarak doğruldu ama gözleri büyüsünü kullanırken olduğu gibi güçlü parlamıyordu.
Veyla ne olduğunu anlayıp "Ne kadar sürer?" diye sorduğunda Gölge de ayağa kalmış, karşısına geçmişti. Havada, yarışma için asılı duran beyaz bir alanın üstündelerdi. Etraflarını saydam büyü duvarları sarmıştı.
Gölge, bu haliyle bile herhangi bir düşmanından çekinmediği için inkâr etmeden "Birkaç dakika." dedi.
Veyla sırıtıp yumruklarını kaldırırken "Var mısın?" diye sorduğunda Gölge de sırıttı. "Yarışmada ölmedim, şimdi öleceğim mi diyorsun?"
"Gördün Gölge Kral Karanir. Beni öldürmek kolay değil. Ayrıca ben de güçlerimi kullanmayacağım. Sadece dövüşeceğiz. O şimşeklerin ve Azrit yeteneklerin olmayınca geriye ne kalıyor, merak ediyorum."
Gölge de Veyla da genel olarak dövüşmeye ihtiyaç duymuyordu. Yetenekleri ve büyüleri, dövüşmelerine gerek kalmadan karşı tarafı alaşağı etmelerini sağlıyordu ama dövüşmekten de keyif aldıkları için ara sıra karşı tarafa şans verir gibi büyülerini kullanmadan saldırırlardı. Şimdi de o anlardan biri olmak üzereydi.
Gölge sırıtarak "Kabul." dediğinde Veyla kameraları gösterdi. "Korku ve saygı ile sana boyun eğerek bir arada duran halkın bizi izliyor. Ya seni güçsüz görmelerini sağlarsam?"
Omuzlarını yuvarlak şekilde ileri geri hareket ederek kaslarını dövüşe hazırlarken rahat bir şekilde "O zaman Kralların Kral'ının, Kraliçesi olursun." dedi. Veyla'nın da fark ettiği üzere hiçbir çekincesi yoktu. O Kralları yenerek Kral olmuştu, şimdi yenebiliyorsa Veyla da Kraliçeliğini ilan edebilirdi, herhangi bir çekincesi yoktu.
Veyla ona doğru atıldığında Gölge de hareketlendi. Sıçrayarak ilk yumruğu Veyla kaldırdığında, azrit yeteneklerini kullanmadığında bile hızlı olan Gölge, Veyla'nın bileğinden tutarak büyü duvarına doğru fırlattı fakat Veyla duvara çarpmadan ayaklarını yere sürterek düşüşünü yavaşlattıktan sonra yeniden harekete geçti. Gölge'nin savurduğu yumruğun altından geçip bacak arasından da kaydıktan sonra ardından hızla dönüp sırtına doğru atladığında Gölge de hızla gerilemeye başladı. Veyla'nın sırtı sert bir şekilde büyü duvarına çarptığında bacaklarını Gölge'nin vücuduna sarıp onu kilitlemeye çalışıyordu ama cüsseli vücudu buna engel oluyordu. Gölge öne doğru ilerleyip tekrar sert bir şekilde büyü duvarına doğru gerilerken Veyla hızla aradan çekildi. Gölge'nin sırtı büyü duvarına çarparken Veyla bacağının ardına tekme attığında dizinden bükülen bacağı dolayısıyla düşer gibi oldu. O sıra yeniden üstüne atlayıp yumruğunu kaldıran Veyla'nın bileğinden tutmakla kalmadı. Veyla'yı sağ tarafına doğru savurup hızla üstüne çıktığında sadece vücudunun ağırlığı bile Veyla'yı kilitlemeye yetmişti ama hırslı kelebek kabullenmedi. Gölge'nin darbesinden başını kaçırarak kurtulduktan sonra kazananın alacağı ödülü tutan stantın ince bacaklarından tuttuğu gibi üstündeki Gölge'nin kafasına doğru savurdu. Gölge yüzünü hafifçe buruşturduktan sonra yeniden sırıttı ama o sıra oluşan dengesizlikte Veyla dizini, Gölge'nin erkekliğine doğru kaldırabilmişti. Gölge'nin kasılan vücudunu iterek altından hızla çıktıktan sonra ardına geçip kolunu boynuna doladı. Bir bacağını, Gölge'nin beline doğru dolayıp onu geriye, zemine çekmeye çalıştığında ilk birkaç saniye başarır gibi oldu ama sonra Gölge'nin eli omzundan geriye, Veyla'nın koluna geldi. Güçlü çekişiyle birlikte Veyla'nın kolları gevşemek zorunda kalırken Veyla'yı önünde yere attıktan sonra ayağa kalktı. Kalkması için zaman verir gibi beklerken sırıtmasını sürdürdüğünde Veyla sinirle ayaklandı.
Mor ışıltılar çıkmaya başlayan eli Gölge'ye doğru kalktığında Gölge de anlaşmalarının bozulduğunu fark ederek elini Veyla'nın hizasında kaldırdı. Biri mor ışıltıyı, diğeri mavi şimşekleri elinin ucuna aynı anda çağırdı ve Veyla'nın göğsü hizasında kaldırdıkları ellerinden çıtırdayarak salınan güçleri ellerinin ortasında birbirini bulduğu gibi hiç var olmamışçasına yok oldu.
Bakışları ellerine indiğinde ikisinin de hafifçe kaşları çatılmıştı. Gölge erken davranıp yeniden büyüsünü çağırdığında Veyla'nın ışıldaması azalan mor gözleri, Gölge'ninkilere döndü. Gölge'nin büyüsü, Veyla'nın vücudunu sarmaya başladığında Veyla'nın yüzü kasılmış, gözlerindeki büyülü ışıltı neredeyse son bulmuştu.
"Kaybettin."
Aralarındaki dövüşü kaybetmişti evet ama hayatta kalması için yarışı kazanmış olması da yeterliydi. "Ama yarışı kazandım." derken Gölge'nin büyüsü yüzünden vücudu yanmaya başladığından sesi boğuk çıkmıştı.
"Evet. O yüzden seni şimdi öldürmeyeceğim." derken büyüleri birbirini bulup yok olduğunda kasılan yüzüne yeniden bir sırıtma eklenmişti. Veyla'nın büyüsünün güçlü olduğunu biliyordu ama büyü duvarının ardında kendi büyüsüyle karşılaştığında kazanamayacak olsa da kaybetmeyecek kadar da güçlü olduğunu düşünmemişti. Daha önceki dövüşmelerinde Veyla hâlihazırda büyüsünü kullanmasına rağmen Gölge büyüsünü sömürebilmiş, ona zarar vermişti ama şimdi aynı anda rast gelmelerine rağmen Veyla'nın büyüsünü bastıramamıştı. O an ile şu an arasındaki tek fark, büyü duvarı yüzünden büyüsünün bir süreliğine zarar görmüş olması olmalıydı. Aklına başka bir sebep gelmiyordu.
"Ama bir gün öldüreceğim. O mor gözlerinin ardındaki sinsi planlarını görebiliyorum."
Veyla "Bizi duyabiliyorlar mı?" derken bakışlarını dronlara çevirdi. Hepsinin yüzeyinde mavi elektrik akımları dolaşıyordu. Gölge, görüntüyü kesmişti. Bakışlarını yeniden Gölge'ye çevirdi. Ne konuşacaklarsa, büyü duvarının ardında aralarında kalacaktı.
"Benden nefret ediyorsun, görebiliyorum. Senden nefret ediyorum, görebiliyorsun."
Veyla itiraz etmedi. Görebildiğini söylerken Veyla'yı denemiyordu. Gerçekten görebiliyordu ve Veyla da bunun farkındaydı. Dövüştükleri an uzun sürmemiş olsa da ikisi de büyüsünü çağırmak üzere ellerini kaldırdıkları o an, artık sırıtmıyorlardı. Büyüleri birbirinin büyüsünü yok etmek yerine birbirini yok edebilse, o an edeceklerdi.
"Neden olduğunu bilmiyorum. Neden olduğunu bilmiyorsun."
Veyla, Gölge'nin kendisinden neden haz etmediğini tahmin edebiliyordu ama gerçekten nefret ediyorsa, sebebini bilmiyordu. Savaşçısını, birkaç Xaliasını öldürmüştü ama neden olduğunu bilmediğini ileri sürüyorsa, sebepleri bundan değildi. Yine de bunlar da öfkesini arttırmış olmalıydı.
Gölge de, Veyla'nın neler karıştırdığını ve neden yaptığını bilmiyordu. Tahmin edebileceği, ön görebileceği sebepler değildi. Bilmiyordu ama görebildiğini söylemişti.
"Sana sadakat değil, güvensizlik vadediyorum." dedikten sonra rekabetçi bir sırıtış eşliğinde kaşlarını kaldırdı. "İkimiz de birbirimizden yararlanabildiği ölçüde yararlanacağız. Savaşçım olacaksın, yanımda duracaksın, babanı yeneceğim. O sıra benim işime yarayacaksın, senin işine yarayacağım. Sonra ise birimiz, kaybedeceğiz. Diğeriyle işi ilk biten ya da diğerine ilk katlanamadığını düşünmeye başlayan öldürmeye çalışabilir. Kabul ediyor musun?"
Bu ana kadar, Veyla'yı kolaylıkla öldürebileceğini, gücüyle güçsüz kılabildiğini düşünüyordu ama biraz önce onun gücünün de henüz bilmediği şartlar altında kendisininkini yok edebildiğini görmüştü. Bu ise sadece, Gölge'nin bu tehlikeden daha çok hoşlanmasını sağlamıştı.
Veyla "Bana bir gün yaşanması kesin olan bir ihanet vadediyorsun." Gölge hafifçe başını salladı.
Veyla'nın olayı buydu. Buraya, Gölge'ye ihanet etmeye gelmişti. Şimdi ise Gölge, bu şansı altın tepside sunuyordu. Bu ihtimali sunarken, her an kendisinin de saldırabileceğini söylüyordu. Madalyonun iki yüzü vardı ve her ihtimalde, diğeri kaybedecekti.
"Hep kartlarını böyle açık mı oynarsın?"
Gölge Veyla'nın sorusuna karşılık başını hafifçe yana eğerken hafifçe sırıttı. Eli Veyla'nın yanağına doğru gelse de temas etmedi. Havayı severek ilerlerken çenesinin hemen altında durdu. Veyla, Gölge temas sevmemesine saygı duyuyor sanırken Veyla sertçe çenesinin ucunu tutsa da keyifle sırıtmaya devam etti. Veyla da keyifle bakarken elini, Gölge'nin eline getirdi.
"Seninle, açık oynuyorum. Kabul ediyor musun?"
Veyla, Gölge'nin çenesini sıkıca tuttuğu için yaklaştığı Gölge'nin vücudunda parmak uçlarında yükselip çektiğinden daha fazla ona yakınlaştı. İkisinin de gözleri birbirinin dudaklarına inip yeniden yükselttikten sonra sırıttılar. Dışarıdan bakan bir kişi, ikisini gördüğünde biraz sonra sevişmeye başlayacaklarını sanabilirdi ama ikisi de gözlerindeki nefreti görebiliyordu. Bu sırıtış, birbirlerini bitirme fırsatını birbirlerine bizzat vermelerinden geliyordu.
Dudağına doğru "İşime yaramaya bana dokunmamakla başla." diye fısıldadığında Gölge hafifçe gülerken elini, Veyla'nın çenesinden çekti. Veyla da elini, Gölge'nin elinden çektikten sonra bir adım geri çekildi ve sırıtmaya devam etti.
"Kabul."
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!