3/66 · %3

🔮 3 ⚡ Gölge Kral

20 dk okuma3.978 kelime24 Kasım 2025

Beğeni ve yorumlarınızı bekliyoruuum ^^

Bölüm şarkısı: 

LSD - Genius ft. Sia, Diplo, Labrinth

**

1. KISIM ♛ NİX'İN GÖLGESİ 

🔮 3 ⚡ GÖLGE KRAL

**

"Drithar'ın uğursuz kelebeğinin aramızda yaşaması mıntıka temsilcilerinin hoşuna gitmez."

"Bize güç katacak evliliği bile istememişlerdi. Burada yaşamayacaklarını söyledin diye seslerini kestiler. Burada kalmasına izin verirsen, olay çıkartırlar."

Gölge Karanir, hafifçe duraksayıp ardına döndüğünde Thal da duraksadı. Hemen ardındaki Valdris, Thal'ın sırtını uyarır gibi dürttü. Gölge, onun yakınında dolaşanların ezbere bildiği yamuk bir sırıtış ile ağır ağır ardına döndü. Normalde hızının ne denli olduğunu bilenler, bu ağır hareketinin her zerresinde tehlike saçtığını da anlardı. Başını hafifçe sağa yatırıp kaşlarını kaldırarak keyifli olduğu yanılgısına düşülebilecek bir şekilde baktı. Gölge, her şeyi yerle bir etmeden önce de böyle bakardı.

Ellerini deri yeleğinin ceplerine koyarken birkaç gevşek gözüken ama yere güçlü basan adımla yine ağır ağır Thal'a yaklaştı. Ash, merdiven korkuluklarına yaslanırken Erya ile göz göze geldiler. Birlikte geçirilen yıllardan sonra dahi Thal'ın düşük çenesi ne konuşacağını bilemeyebiliyordu.

Thal, dibine kadar gelmiş Gölge'nin gözlerine bakabilmeye devam etmek için başını kaldırdı. Azritler, Xalialardan uzun olurdu ama Thal da normal Xalialar'dan kısa sayılırdı.

"Seslerini vaatlerim değil, ben kestim." diye hatırlattığında Thal hızla başını onaylar şekilde salladı. Sinirini bozmadıkları sürece Gölge, vakit geçirilmesi keyifli bir kraldı. En yakınlarına aldığı bu savaşçı grubu, işine yarayıp sözlerinden çıkmadıkça Nix'in en rahat ve keyifle yaşayan Xaliaları olurdu ama böyle anlarda Thal, Nix'in en ücra sokağında şapka satan bir tüccar olmayı dilerdi.

"İtaat etmemeye kalkarlarsa, nefeslerini de keserim."

Thal yeniden başını onaylar şekilde salladı. Ash, "Bu, burada kalmasına karar verdiğin anlamına mı geliyor?" diye sorduğunda Gölge'nin bakışları Ash'e döndü. Ash, bu soruyu başka bir zaman sormuş olmayı diledi. Ash, kendisini Gölge'ye en yakın savaşçı grubunun en şanslı kişisi varsayardı. Çünkü Gölge'nin, diğerlerine nispeten daha da yakınlarında bulunabiliyordu. Geceleri Gölge'nin odasında vakit geçirebiliyor, Kral'ını cinsel yollar ile tatmin edebiliyordu. Sabaha kadar duramıyor, her seferinde daha fazla kalabilmeyi umut etse de sonrasında Gölge'nin yollamasıyla odasına dönmek zorunda kalıyordu. Kral'ının yatağına başka Xaliaların da girebildiğini biliyordu fakat kendisi, onu her gün görüp her gün yakınında olabilen bir Xalia'ydı. Gün geldiğinde ve Gölge Kral herkesin ondan beklediği gibi bir varise sahip olmak istediğinde bunu sağlamak üzere yine yanında olacaktı. Bunu umut ediyordu. Gölge Kral'a, Drithar'ın kızı vadedildiğinde bunu kabul etmesinden korkmuştu fakat Gölge, kardeşiyle evlenmesine karar vermişti ve Ash'in içi rahatlamıştı.

"Burada ve hayatta kalıp kalamamayı kendisi belirleyecek. Onu Nixus yarışlarına dâhil edeceğim."

Ash, sırıtır gibi oldu ama keyfi uzun sürmedi. Nixus yarışlarını kazanmak öyle kolay olmazdı. Hayatta kalabilen sayısı bile azken onların arasından sona ilk erişebilen kişi olmak bir hayli zordu. Nixus yenmesi zor, güçlü Xalialar ile doluydu. Bir önceki Nixus yarışı aylar öncesinde olduğundan, Nixus halkının öfkesi ve heyecanı birikmişti. Yarış daha zor olacaktı ama o uğursuz kelebeğin neler yapabildiğini görmüştü.

Valdris "Diğerlerini yenebilir." dediğinde Gölge elleri cebinde ardına dönerken omuz silkip hafifçe güldü ve ilerlemeye başladı. "Sadece diğerleriyle değil, küçük müdahalelerimle de yarışacak."

Ash yeniden sırıtarak merdivenlerden doğrulduğunda yine arkasına takıldılar. Thal da Gölge'nin önüne dönmesiyle rahatlayarak nefesini üflemişti. Gölge nefes sesini duymuştu ama buna ihtiyacı yoktu. Hassas Azrit kulakları, bir süredir göğsünden çıkmak üzere olan kalbinin hızlı atışlarını da duymuştu.

Gölge'nin 'küçük' müdahalelerini yarışları izleyen herkes bilirdi. Yarışlar, Nixus'un başkent mıntıkasının yarışlar için ayrılan sokakları boyunca yüksek binaların cam balkonlarında izleyen seyircilerin, ilerideki gösterileri de kaçırmaması için dev ekranlarda verilirdi. Gölge, tehlikeli rekabetleri severdi. Yarışta ölen ölene olmasına rağmen kendisi için sıkıcı geçtiğine karar verirse, işte o zaman 'küçük' müdahalelerde bulunurdu. Yarışın en önündeyken bir bakmışsınız, bir kara bulutun içerisinde üstünüze şimşekler yağıyor.

Yüksek kemerli siyah tavanların altından Gölge'nin odasına ilerlemeye devam ederken Gölge ileriye bakarak sırıttı. "Bu sefer Thal da yarışacak."

Merdivenlerin duvar taraflarının büyük kısmı devasa cam pencerelerle kaplanmıştı. Bu pencereler dışarıdaki koyu lacivert denizdeki fırtınalı hava durumunu sergiliyordu. Taş dokulu zemin, karanlık renklere ve ıslakmış gibi parlayan bir yüzeye sahipti. Avlunun tam ortasındaki büyük siyah avize, Gölgelerin ilerleyen vücutlarının kırmızı, mavi ışıklar ile aydınlanmasını sağlıyordu. Avlunun her iki yanına kıvrımlı korkuluklara sahip merdivenlerin sağ tarafından biraz evvel çıkmışlardı.

Gölge, Thal'ın yutkunma sesini de duydu. İyi bir dövüşçü olması bir kenara, ilgi çekici bir büyüye sahip değildi. Parmakları şekil değiştirebiliyordu. Böylelikle kilitli kapılar engel olmaktan kalkıyordu ama herhangi bir Azrit'in omzu da aynı işlevi görürdü. Yine de ellerinin yüzeyinin aynı zamanda dokunduğu materyale dönüşebilmesi, daha fazla iş görüyordu. Bir Xalia yumruğundansa, bir çelik yumruk daha etkileyiciydi.

Thal, Valdris'e "Umarım bugün şakacı yanından kalkmıştır." dediğinde Gölge her fısıltıyı duyabildiği gibi bunu da duydu. Taht odasındaki kalp atışlarını da duyabiliyordu. Bir süredir ortalarda gözükmeyen uğursuz kelebek, yine olmaması gereken bir yerdeydi.

Valdris, "Sadece kendisinin eğlendiği şakalar yaptığı şakacı bir yanıyla da kalkmış olabilir. Yanlış ya da eksik dileklerde bulunma." diye dalga geçerken kolunu Erya'ya uzattı. Erya da gülerek Valdris'in kolunun altına girdi ve omzundaki elinde parmaklarını kenetledi. Gölge bazen çok şakacı olurdu ama karşısındaki kişi o sıra ölüyor olduğu için eğlenemezdi. Valdris de, Thal'a öyle zamanları hatırlatmıştı.

Thal korkuyla sessiz kalırken Gölge alayla "Belki canımı sıkanlara ne olduğunu hatırlamana yardımcı olur." dedi. Gerçekten, Thal'ın ölmesine sebep olmayacak bir şakacı yanıyla kalkmıştı ama son ana kadar yarışacağını düşünüp tedirgin olmasını tercih ettiğinden içini rahatlatmadı.

Thal, tedirgin bir şekilde güldü. Gölge için çok daha tehlikeli anlar yaşamıştı ama Nixus yarışlarında da ölmek istemezdi. Özellikle o Veyla'nın da yarışacağı Nixus yarışlarında... Herkes ölmek zorunda değildi, bir kişi kazansa yetiyordu ama o kadının neler yapabildiğinin bir kısmını görmüş, bir kısmını da duymuştu. Kimse gücünün ne olduğunu tam olarak dile getiremiyordu ama çoğu kişi ondan uzak durmayı tercih ediyordu. Nixus gibi, Nix'in başka şehirlerinde de sevilmemesinin sebebi buydu. Drithar'ın emirleri ile canını sıkmadığı kişi sayısı bir hayli az kalmıştı. Düzenli aralıklarla şehir yöneticileri, düşürülmüş ticaret skyforgelarının boşaltılmış kabinlerinde mor ışıltılar bulurdu. Mor ışıltılar, hızla şehir yöneticilerinin yüzlerine doğru yol alırken geriye kaçtıklarında kulaklarında Veyla Aldar'ın kahkahalarını duyarlardı. Bazen, Amorsus'tan getirdikleri besinler çalınırdı, bazen ise silahlar. Hiçbir şey çalınmadığı zamanlarda bile, en az bir adamları yanaklarında mor kelebek imzalarıyla ölü bulunurdu. Ne kadarı Drithar'ın emriydi, ne kadarı Veyla'nın eğlenme tarzıydı bilinmezdi ama Nix'teki eylemleri, ortadan kaldırılmasının istenmesine sebep oluyordu, ne var ki yakalanamıyordu. İlk defa, kim olduğunu anlamayan Valdrisler yakalamıştı ve sonradan öğrenmişlerdi ki, Veyla zaten yakalanmak istemişti. Yüzünü görenler genelde öldükleri için, görünüşüyle onu tanımak zordu ama gücünü kullanmaya başladığında herkes kim olduğunu anlıyordu. Şimdi Nixus sokaklarında olduğu duyulacak, yüzyıllar sonra bir arada yönetilmeyi kabullenmiş Nixus'un farklı mıntıkalarındaki Xalia halkı, yeniden huzursuzlanacaktı. Gölge ise onlara yeniden boyun eğdirecekti.

"Ölürsem beni özlemeyi unutmayın."

Valdris alaylı bir sırıtışla "Yeri doldurulamayacak biri değilsin kardeşim." derken taht odasının olduğu koridora dönmüşlerdi. Erya gözlerini deviren Thal'ın omuzlarını sıkıp güldü. "Ben özlerim."

Thal, benzeri bir iç rahatlatma duymak için Ash'e baktığında Ash hafifçe omuz silkti. "Kapıları kırarken seni yâd ederim."

"Sağ ol ya."

Erya "Yani Veyla'yı saklamayacak, aksine yarışlarda herkesin gözüne sokacaksın." dedi.

Gölge, biraz sonra gireceği odada Nix'te, babasından bile fazla nefret toplayabilmiş tek kişiyi göreceğine emindi. "Hatta bugünden yarışlara uğursuz kelebeğin de dâhil olacağını duyuracağım. Ve herkese, yarışlarda ona olan nefretini çıkartabilme şansı vereceğim. Ben halkını düşünen bir Kral'ım."

Ash, bu fikre sırıttı. Zor yarışma koşullarının yanı sıra tüm rakiplerinin odak noktası olacak, yetmiyormuş gibi Gölge'nin müdahaleleriyle de uğraşacaktı. Yarışı kazanamayacağını düşünüyordu ve kazanamaması demek, Gölge'nin işbirliği teklifini reddetmesi demekti. Gölge, işbirliği yapmazsa, güvenli bir şekilde kendi kentine dönmesine müsaade etmez, Veyla'yı öldürürdü. Böylelikle, Veyla Aldar, arkadaşlarını öldürmenin bedelini öderdi.

Veyla, Gölge Kral'ın tahtında rahat bir şekilde oturmaya çalışıyordu ama sırf gösteriş için tasarlanmış taht, oldukça rahatsızdı. Onca tantananın ardından kraliçe olsa, çok daha rahat bir taht tercih ederdi. Siyah, kaygan bir yüzeye sahip taşın yontulmamış çıkıntıları üstünde, halktan daha az bir refaha sahip olmayı tercih etmezdi. Azrit kalçaları hissiz olmalıydı çünkü Gölge Kral'ın tahtında oturmayı sevdiğini duymuştu. Belki de rahatsızlık hissini seviyordu. Sonuçta bugüne kadar hiçbir Xalia onun girdiği zahmete girmemişti. Amorsus'un casusu olarak geldiği Nixus'ta, güçlü kralları boyunduruğu altına almış, kralların kralı olmuş ve geri kalan Nix ile Amorsus'un ortadan kaldırmak isteyeceği bir güç haline gelmişti. Veyla, bir ölümsüz ömrü için bile bu zahmete girmezdi. Halkın nasıl yönetildiğiyle de hiç ilgilenmiyordu. Ayrıca sadakat bağını sevmezdi. Kimsenin kendisinden beklentisi olmasını istemez, kimsenin beklentisini de işine gelmediği sürece yerine getirmezdi. Bugüne kadar hiç kimse kendisine sadakat bağıyla bağlı olmadığı gibi o da Amorsus'a dahi sadakatle bağlı değildi. Sadece, birkaç amacı vardı ve onları yerine getirirken ihtiyacı olduğu kadarıyla Amorsus'la işbirliği yapıyordu.

Gölge'nin taht odası, üç kattan oluşuyordu. Avluda bulunan taht alanını izleyen iki kat daha vardı. Katların, avluyu izleyen açıklıkları siyah metal korkuluklarla çevrilmişti. Orta kattaki yatak odası, Veyla'nın bulunduğu kattan görülebiliyordu ama en üst katta ne olduğunu görmemiş, gidip de bakmamıştı. Kıvrımlı merdivenlerle ulaşılan üst katlar, hızlı bir Azrit için işten bile sayılmazdı ama Veyla, yapabildiği onca şeye rağmen bir Azrit kadar hızlı hareket edemiyordu. Böyle anlarda, yukarıda öldürmesi ya da eğlenmesi gereken bir şey de olmadığı sürece Veyla, üşenirdi. Veyla öyle üşengeçti ki bazen kurbanlarının yanlarına gelmelerini sağlamadan onları öldürmezdi. Tahtın sağ tarafında, deniz manzarasına açılan üç katı da kaplayan devasa, gotik kemerli fakat camsız bir pencere vardı. Pencerenin gittikçe ovalleşerek birleşen üst kısmından birkaç metre boyunca aşağılara, siyah çelik detayla işlenerek sarkıyordu. Devasa pencerenin giriş katında da siyah metal korkuluklar vardı. Pencerenin dışındaki manzara, buradan Amorsus'a kadar uzanan uçsuz bucaksız bir okyanusu ve sarp, kayalık bir kıyıyı gözler önüne seriyordu. Hırçın dalgalar, kulağa hoş sesler getiriyordu. Odanın giriş katında, tahtın önüne, koyu mermer zemin üzerine yerleştirilmiş büyük, yine siyah gri renklerinin kullanıldığı desenli bir halı bulunuyordu. Giriş katta, tahtın sağ tarafında fakat biraz uzakta konumlandırılmış oturma grupları, odasının klasik havasını sürdürüyordu. Kristal avizeler ve apliklerden altın tonlarında yumuşak bir ışık saçılıyordu. Malikânesi, mavi ve kırmızı ışıklarla aydınlatılıyor olsa da, odasında altın ışıkları tercih etmişti.

Ellerini tahtın sırt kısmında dış hatları süsleyen siyah, parlak taşlara uzattı. Taht için kullanılan maddenin aksine oldukça pürüzsüz gözüküyordu. Tüm tahtın, bu taşlardan yapılmış olmasını dilerdi. Böylelikle sırf Gölge'nin asabını bozmak için oturduğu tahtta, daha rahat edebilirdi. Bu taşlarla, Gölge'nin malikhanesinin birçok yerinde karşılaşmıştı. Kemerli sütunlar bile yer yer bu taşlar ile detaylandırılmıştı. Gölge'nin gücüne, güç katan taşlardı bunlar. Zenith'te doğa ve Xalialar iç içeydi. Nasıl ki bazı taşlardan güç alınır, bazı taşlar ile de güçsüz kalınırdı. Azritlerin azurit taşıyla ölebilmesinin sebebi de buydu. Doğa, korkunç bir uyum ile oluşmuştu. Her gücün, bir zaafı olurdu. Bu sebeple Gölge Kral'ın da ölümlü olduğu düşünülür, fakat denemeye kalkışılmazdı.

Mor eldiveni parmak aralarına kadar uzandığı için açıkta kalan parmak uçları, obsidyen taşına değdiği gibi elektrik çarpmış gibi teni yandığı için elini çekti. Kaşları kalkarak bakışlarını parmaklarına çevirdi. Kızaran teni saniyeler içerisinde iyileşerek eski halini aldı. Veyla, ciddi olmayı sevmediği gibi, pek de olamazdı ama şimdi dudakları düz bir çizgi halini almış, gözleri kısılmıştı.

"Havada ararken yerde bulduğumuz uğursuz kelebek..."

Gölge'nin sesini duyduğunda yeniden tahta yaslanıp geniş bir şekilde sırıttı ve bacak bacak üstüne atıp kollarını, tahtın oturma kısmı kadar rahatsız kol kısımlarına attı. Geniş tahtta, Gölge'den bir hayli küçük bir cüsseye sahip olduğu için aykırı gözüktüğünü düşünüyordu ama taht odasına girip de tahtta oturan Veyla'yı gören Ash, aksine yakıştığını bile düşünmüş, rahatsız hissetmişti.

Gölge yeniden gücünü kullanmış, elinin yanmasına sebep olmuş olmalıydı. Gölge'ye karşı gücünün ve ölümsüzlüğünün neden bu denli etkisiz kaldığını henüz anlayamamıştı ama bu durum işleri biraz zorlaştırıyordu. Ömrünün insan olmadığı zamanları boyunca her zaman hayatta kalacağına duyduğu güven ile hareket etmişti ama Gölge gücünü kullandığında uzun yıllar öncesine dönmüş, yine insanmış gibi hissetmişti.

"... tahtımda ne arıyorsun?" derken bakışları tahtın iki yanında, yerde hareketsiz bir şekilde yatan savaşçılarına döndü. Elleri cebinde, bacakları iki yanında aralanmış, güçlü bir duruş sergileyerek karşısında dururken, alaylı sırıtışı ironik bir şekilde görünüşünü tamamlıyordu. "Takip edilmeyi sevmem."

Gölge, ağır adımlarla yaklaşırken dilini sırıtışında gezdirerek bakışlarını Veyla'ya çevirdi. "Ben de tahtımı paylaşmayı sevmem."

Veyla, saniyeler içerisinde yine Gölge'nin karşısındaydı ama bu sefer tahtında oturan Gölge'ydi. Savrulan bedeninde dengesini toparlarken kulağını uğuldatan Gölge'nin rüzgârına burnunu kırıştırıp sırıttı. "Hoş değil."

Gölge, tahtında, en az Veyla kadar gevşek bir oturuş sergiledi. Veyla, tahtın rahatsız olmasına rağmen neden oturmayı sevdiğini anlayabiliyordu. Taht, onun için tasarlanmıştı, bu konuda bir şüphe yoktu ama Gölge de, tahta oturmak için yaratılmış gibi duruyordu.

"Şimdi söyle, savaşçılarımdan ne istiyorsun?"

"Savaşçılarından bir şey istemiyorum. Sahiplerinden, beni gütmeye çalışmamasını istiyorum. Ayrıca ölmediler, merak etme."

"Kalp atışlarını duyabiliyorum." dedikten sonra başını hafifçe sola yatırıp sırıtması sürerken bakışlarını Veyla'da gezdirdi. "Neredeydin?"

Veyla ellerini iki yanda kaldırıp bir bacağını da yerden keserek etrafında döndükten sonra sağa sola sallandı ve üstündekileri gösterdi. "Valdris'in taşları arasındaki seyahatimde, bavulumu getirme şansım olmadı. Giyinecek bir şeyim yoktu ve etkileyici görünmeyi severim."

Mor braletinin üstünde kısa ve siyah bir deri ceket giymişti. İnce beli ve karın kaslarını sergileyen karnının altında, kalça kemiğinde mor ve siyah çizgileri ile şortlu ve kısa bir pileli eteği başlıyordu. Siyah, bileğinin bir karış üstüne kadar uzanan, postallarında sağ ayağının topuğunu yere yasladı ve ayakucunu hafifçe sağa sola sallarken "Nasıllar?" diye sordu.

"Ash'in sana kıyafet ayarladığını sanıyordum."

Veyla hafifçe gülüp bakışlarını ardındaki Ash'e çevirdi ve elini 'kusura bakma' gibi salladı. "Tatlım alınma ama..." dedikten sonra yeniden Gölge'ye döndü. Üst kata çıkıp oradan fısıldasa bile Azrit olan Ash'in duyabileceğini bilse de yamuk bir sırıtışla fısıldadı. "Gerçekten onun gibi görünmek isteyeceğimi düşündünüz mü?"

Ash kendisini oturma grubundaki iki kişilik koltuğa atarken homurdandı. Bir an önce, Gölge'nin, Veyla'nın Nixus yarışlarına katılacağının haberini verdiği ana geçmek istiyordu. O asla silmediği sırıtışının sönmesini daha rahat izlemek için oturma grubuna kadar gelmişti.

Gölge, alayla bakıp sırıtmaya devam ederken "Terzi yaşıyor mu?" diye sordu. Halkından hiç kimseye zarar vermemesi için, uyarmıştı. Belli ki savaşçıları hala nefes alıyordu ama dışarıdaki seyahati boyunca başkasına zarar verip vermediğinden emin olamamıştı.

"Kızmak üzere gibisin. Nixus'un tadını çıkar, demedin mi?"

Gölge işaret parmağı ile başparmağı arasında küçük bir mesafe tutarak kaldırdığı elini yüzünün yanında tutarak sırıttı. "Küçük bir detayı unutmuşsun. Halkıma zarar vermeyerek, demiştim."

Veyla şaşırmış gibi "Öldürmeyerek, dememiş miydin?" dediğinde Gölge, cevap vermeyerek bakmayı sürdürdü. Veyla "Ben yanlış duymuşum ya, pardon." dedikten sonra sırıttı. "Övmeyeceksin sanırım." dedikten sonra kıyafetlerini sergilemeyi bırakıp ellerini ceketinin ceplerine yerleştirdi. Gölge de hafifçe kaşlarını kaldırıp indirirken sırıtışında dilini şaklattı.

"Terzi yaşıyor. Sadece tüm siparişlerimi hızla tamamlaması için manevi destekte bulunmam gerekti."

Gölge bakışlarını savaşçılarına indirdi. "Savaşçılarıma yaptığın tarzdan bir manevi destek mi?"

"Yok. Onun ayık olması gerekiyordu." dedikten sonra işaret parmağıyla iki savaşçıyı gösterdi. "Onlar da siz gelmeden önce yakın zamana kadar ayıktılar."

Gölge tek kaşını kaldırdığında "Poşetlerimi odama kendim taşıyacak halim yoktu. Onları, taht odasına taşıyacak halim ise, hiç yoktu." dedi. Peşinde olduklarını fark etse de hemen etkisiz hale getirmemiş, malikâneye dönünce ve onlarla işi bitince etkisiz hale getirmişti.

"Gölge savaşçılarına saldırmak, Gölge'ye saldırmaktır ve burada Gölge'ye saldıranların cezası bellidir."

Veyla, "Böyle şeyleri söylemesi için birini ayarlasana." dedikten sonra dudağını büzüp omuz silkti. "Ne bileyim mesela..." dedikten sonra işaret parmağıyla sessiz bir tekerleme sayarmış gibi yapıp Valdris'te bitmesine rağmen hızla dönüp Ash'i gösterdi ve güldü."Ash! Hem bir işe yaramış olur. Çünkü kendin söyleyince çok egoist duruyorsun. Cümlen bitince havada şimşek de çaktırsan tam olur."

Devasa pencereye yakın olan elini, tahtın kol kısmından kaldırıp yamuk bir şekilde sırıttı. "Kendi şovumu kendim yapmayı tercih ederim." dediğinde cümlesi bittiği gibi parmaklarını şıklattı ve oda, gökyüzünde çaktırdığı şimşeklerle aydınlanıp söndü. Alayla 'oldu mu?' der gibi baktığında Veyla, gözlerini gökyüzünden alıp Gölge'ye baktı ve güldü. "Bunu arada benim için de yapabilir misin? Doğru zaman gelince söyleyeceğim. İpucu, Ash'e kurduğum bir cümleden sonra isteyeceğim."

Ash sinirle inleyip "Ne zaman yarın öleceğini söyleyeceksin?" diye sordu. Valdris gülerken "Ölürse tabii." dedi. Veyla kaşlarını kaldırıp Gölge'ye döndü ve ellerini ardında birleştirip parmak uçlarında yükselip alçalarak sallandı. "Umarım Thal'dan bahsediyorsunuzdur."

Thal, sıkkınca "Benden de bahsediyorlar," dedi. "Ama sen de dâhilsin."

Veyla, gülüp "Şey..." dedikten sonra işaret parmağıyla omzunun üstünden ardını gösterdi. "Ben bavulumu toplayıp yavaştan kaçayım o zaman. Kısa süren misafirlik için teşekkürler." dedikten sonra Ash'e baktı. "Kıyafetler için de teşekkürler. Dönüş yolunda bar köşelerindeki düşkünlere vereceğim. Eminim, çok beğeneceklerdir."

"Yarın, uyumadan önce bu söylediklerini hatırlayıp güleceğim ama sen o sıra çoktan doğaya geri dönmüş olacaksın."

Zenith'in Nix yarım küresinde doğadan gelinip yaşam bulunulduğu ve ölüm ile de doğanın kendisine ait olanı geri aldığı düşünülürdü. Tüm doğal taş ve kristallerin zamanında, bir Xalia olduğuna inanılırdı. Cesedinin bir köşede çürümesi gerekmeyen önemli ve geleneklerine bağlı Xalialar, doğal taşlar ile parlayan doğal alanlarda ölüme uğurlanırdı. Toprağa döner, bir taş olup yeniden yüzeye çıkarlardı. Geçen yıllar sonucunda Gölge de dâhil olmak üzere çoğu Xalia için önemsiz bir gelenekten ibaretti. Çoğu ölü Xalia ya çürür ya da Nix'in büyülü Luna hayvanlarının herhangi bir öğünü olurlardı.

Veyla "Umarım ayağına takılmam tatlım." dedikten sonra Ash'in gözlerini devirişi ardından dudakları aralandığı gibi onu susturarak konuşmaya başladı. "Yıldat ne zaman dönecek?"

Etrafındakiler sessiz kalıp sadece alayla sırıttıklarında yeniden Gölge'ye döndü. "Öyle meraktan soruyorum."

"Yıldat'ın bana karşı gelebileceğini mi düşünüyorsun?"

Veyla, Gölge'yi taklit etmek üzere sesini kalınlaştırarak "Çünkü Gölge Kral'a kimse karşı gelemez," dedikten sonra ellerini iki yanda kaldırıp "Öyle değil mi?" diye sordu ve gökyüzüne baktı. Herhangi bir şimşek çakmadığında ellerini sallayıp "Ee?" diyerek Gölge'ye döndü. "Havalı bir cümle değil miydi?"

Gölge sağ kolunu dirseğinden kırarak kaldırıp elini çenesine götürüp gevşek bir şekilde sırıtırken 'Hayır' der gibi dilini şaklattı. "Cümlen havalıydı ama sen havalı söyleyemedin."

Veyla, "Tüh." diye mırıldandığında Gölge ciddileşerek sırtını tahtından hafifçe ayırdı. "Yıldat, seni kurtaramaz. Ayrıca, verdiğim işi tamamlamadan da geri dönemez. Şanslıysan, sen ölmeden önce son öpücüğünüzü verebilmeniz adına aşkın geri dönmüş olur."

Yıldat ve öpücük? Veyla için bunun fikri bile mide bulandırıcıydı ama renk vermedi. "Niye yarın? Elbiselerimle biraz vakit geçirmeme izin mi vereceksin?"

Erya, "Yarın Nixus yarışları var." dedi. Nixus'ta yaşamayanlar şahit olamazdı ama duyardı. Yarış dönemlerinde, Nixus'a girmek isteyen Xalia sayısı artardı. Güçlü görülenlerin sadece yarış için Nixus'a alındığı zamanlar olmuştu. Veyla da Nixus yarışlarını duyanlar arasındandı.

"Öleceğimi nereden çıkardınız?"

Thal "Alınma ama tüm Nix gibi Nixus halkı da senden nefret ediyor." dediğinde Veyla eldivenini önünde kaldırmış desenlerini incelerken gururla "E herhalde." dedi. Bunu sağlamak adına yıllarını vermişti.

"Yarınki yarışlar senin için normalden de zor geçecek."

Veyla, elini indirip onu inceleyen Gölge'ye baktı. Gölge, Drithar'ı sevmediği kadar Veyla'yı da sevmezdi. Veyla, Gölge için Dritharın bir yansımasından ibaretti. Tabii, daha kafa karıştırıcı ve başa bela olanı. Gölge için, Nix'te ortadan kaldırılması gerekli belirli isimler vardı. Veyla da onlardan biriydi. Kontrol edilemez, kural tanımaz, boyun eğdirilemezdi. O mor gözlerinin ardında sinsi planlar biriktirdiğini fark edebiliyordu. Henüz ne olduklarını bilmiyordu ama aptal bir adam değildi. Veyla, onun için güvenilmezdi ama kullanılabilirdi. Drithar'dan almak istediği intikam için kızını kullanmak pek de kötü bir fikir değildi. Kardeşiyle evlenme vaatlerinde bulunulmasına da bu sayede izin vermişti. Yıldat'ın henüz haberi yoktu ama evlendiklerinde, Gölge'nin kardeşine vereceği görev, Drithar'ı bitirmek olacaktı. Şimdi ise, evlenmelerini beklemesine gerek kalmayabilirdi. Yine de onu öldürme isteği daha ağır basıyordu. Gölge, öfkesi söz konusu olduğunda sabırlı biri değildi. Onu öldürme isteği sebebiyle, bizzat şehrine geldiğini gördüğünde hoşuna gitmişti. Öldürülmesi ve yakalanması kolay olmayan biri, ayaklarının önüne kadar gelmişti ve herkes bilirdi, Nixus'a girebilmek de çıkabilmek de Gölge'nin izniyle olurdu. Fakat bu uğursuz kelebek, Gölge'nin ilgisini çeken bir teklifte bulunmuştu. Öldürme isteğine yenilmeden bir süre boyunca onu kullanabilmeye karar vermesine teşvik etmesi için de, ipleri Veyla'nın eline vermişti. Eğer, Nixus yarışlarından sağ çıkarsa, onu öldürmeyi bir süre geciktirecekti ve güvenmese de onu intikam planına dahil edecekti. Her şeye rağmen Veyla, Gölge için yanında vakit geçirilmesi keyifli biriydi. Gölge'ye, kendisini anımsatıyordu.

"Kazanırsam yaşayacak ve burada kalacak, kaybedersem ölecek miyim?"

Gölge keyifle başını onaylar şekilde salladı. "Tabii önce beni öldürme yolu bulacaksın."

Gölge parmakları arasında gücünü ifade eden mavi ve çatallı elektrik akımlarını dolaştırırken "İşe yarayabilecek bir tahminim var." dedi.

"Evet, gerçekten durum ciddiymiş."

Eryalar ciddiye almasına şaşırırken Gölge sırıtarak bakmayı sürdürdü. Altından ciddi bir şey çıkmayacağına emindi. Tahmin ettiği gibi Veyla'nın ciddi tutmaya çalıştığı yüzünde dudakları kıvrıldı. "Yarın herkesin gözleri üstümde olacaksa, ne giyeceğime karar vermeliyim."

Alaylı ve abartı bir reverans ile Gölge Kral'ının önünde eğilip ellerini sallayıp gülerek doğrulduktan sonra ardına döndü ve elini kaldırıp herkese vedalaşır gibi el salladı. "Vakit kaybetmeden karar vereyim."

Erya, sinirle bakan Ash'e "Yarın kurtulacaksın, sakin ol." dedi. Valdris, sevgilisinin yanağından öptükten sonra "Ben bahsimi kurtulamayacağımıza oynarım." dedi. Thal, "Peki sence ben ölür müyüm?" diye sorduğunda Valdris hafifçe gülümsedi. "O konuda da bahsimi, öleceğine oynarım."

Thal bir küfür mırıldanırken kapıdan çıkmadan önce Veyla, yeniden Gölge'ye döndü. "Bu arada odamdan memnun değilim." deyip Gölge'nin odasındaki en üst katı gösterdi. "Oraya falan taşınmak istiyorum."

Gölge, alayla "Bir gün için yorulma." dediğinde Veyla bakışlarını Valdris'e çevirdi. "Ben de bahsimi, benden kurtulamayacağınıza oynuyorum. Hatta bahis olarak kelebeklerimi koyuyorum."

Gölge, "Kabul. Viski bardağımı getirirken Thal oldukça yavaş kalıyor, o minik mor canavarlar hızlı." dedikten sonra sırıtışında dilini gezdirerek Thal'a baktı. Thal yarını düşünüp endişelenerek yeri izliyordu. Gölge'nin bakışlarını hissettiğinde ona döndü. "Zaten Thal da yarın ölecek."

Valdris alayla rahatlamış gibi nefesini üfledi. "Bu iş Thal'dan sona bana kalacak diye çok korkmuştum."

Erya, kendisini kötü hissediyor gibi görünen Thal'ın koluna girerken güldü. "Yapmayın ama. Bayılacak şimdi çocuk."

Gölge yeniden Veyla'ya döndü. "Odanın neyini beğenmedin?" diye sordu. Kendisini zorla kabul ettirmeye çalışan bir misafir olarak yüzsüzce bir talep olduğunu düşünüyordu ama bunu sorgulamanın bir faydası olmayacağını bildiğinden sebebini sormuştu.

"Geceleri bana olan sinirinden ağlayan Ash'i dinleyerek uyumak istemiyorum."

Odası, Ash'in odasıyla yan yanaydı. "Geceleri, Ash'in boğazımı sıkmasıyla uyanmak istemiyorum, deme de."

"Tatlı Azrit, sen henüz beni nasıl öldüreceğini bilmiyorsun ama ben yeterli Azrit bıçağına sahibim."

Ash gözlerini devirse de hemen ardından sırıttı. "Geceleri çoğunlukla odamda olmuyorum. Korkmadan uyuyabilirsin." dedikten sonra ne dediği yeterince anlaşılmamış gibi Gölge'ye baktı. Veyla, salak değildi. En başından beri aralarında belirli cinsel yakınlaşmalar geçtiğini anlamıştı. Ash de buna güvenerek, Veyla'ya daha fazla baş kaldırıyor olmalıydı. Veyla, cinsel çekimden daha fazlası olup olmadığını merak etti. Gölge'yi alt etme yolunda, kalbinde bir kadın olması işine gelirdi. Ash'in duyguları olduğunu fark etmişti ama Gölge, kapalı bir kutu gibiydi. Açtığınızda üstünüze şimşekler yağabilirdi. Eğer Ash, Gölge'nin zaafıysa, Veyla bunu bilmek isterdi.

"O zaman bahisler toplansın. Kimler kurtulamayacağımı düşünüyor?"

Ash, hızla elini kaldırdığında Veyla güldü. Bir saniye geç kaldırmayı bile istemeden acele etmişti. "Başka?"

Erya da elini kaldırdı. Veyla, Thal'a baktığında Thal "Cevabım, yarınki yarışta bana olan yaklaşımını değiştirecek mi?" diye sordu.

Veyla sırıtıp "En son seni öldürürüm." dediğinde Thal üflese de elini kaldırmadığında Veyla yeniden güldü. Ölecekse bile son ölecek olmak, kabul edilebilir gelmiş olmalıydı. Bakışlarını Gölge Kral'a çevirdi. Alayla "Ve siz, Kral'ım. Sizin bahsiniz hangi tarafa?" diye sordu. Gölge, Veyla'nın krallığını reddetmesini ve itiraz etmesini yeğlerdi. İtaat eder gibi ama daha çok alayla küfredercesine 'Kral'ım' dediğinde tadı kaçabiliyordu.

Gölge, kendinden emin ve şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde "Bir gün seni öldüreceğim." dedikten sonra hafifçe sırıtıp başını onaylamaz bir şekilde salladı. "Ama yarın değil."

Veyla, bir gün Gölge tarafından öldürülme tehlikesine düşeceğini, zaten biliyordu bu yüzden cümlenin pozitif kısmına keyiflendi. "Kral'ınız kazanabileceğimi düşünüyor. Peki, kazanamayacağımı düşünen hükmen mağluplar, bahse ne koyuyorsunuz?"

Ash, "Bir gün seninle uğraşmam." dediğinde Veyla, alınırmış gibi baktı. "Lütfen uğraş, hoşuma gidiyor ama bir gün kraliçenmişim gibi davranırsan, anlaşabiliriz."

Ash, kahkaha attı ve "Siktir." dedi. "Zenith üzerinde sadece Gölge'ye itaat ederim."

Veyla, Gölge'ye baktı. "Artık egona hak veriyorum. Etrafında böyle itaatkârların varken, aksi mümkün değil."

Ash, alınmadı. İtaatini sadece korkuyla ya da sadakat bağıyla değil aynı zamanda Gölge'nin hoşuna gidebilmek üzere de sürdürüyordu. Gölge'nin gözüne girebilmek için her şeyi yapardı. Gölge'nin gözüne ise sadece ona tapanlar girmezdi, ona baş kaldıran güçlüler de ilgisini çekerdi. Belki de, bir gün öldürecek olsa da Veyla'yı vakit geçirilmesi keyifli biri bulması bundandı.

"Sen de içten içe imreniyorsun sanırım. Tahtıma oturmalar, bir gün bile olsa kraliçe gibi hissetmek istemeler..."

"İçtenlikle söylüyorum, işime yaramayacak onca ahmağı korumam gerekse, hayatımda ilk defa gözyaşı dökerdim."

İlk defa dökmüş olmazdı ama Xalia'ya dönüştükten ve büyülü bir Gayzer'de duygularını kaybettikten sonraki hayatını, yeni bir hayat olarak görürdü. Yeni hayatında ise hiç ağlamamıştı.

Ash, "O ahmaklar da senin tarafından korunacaklarını duysalar, baya bir gözyaşı dökerlerdi." dediğinde Veyla şirince sırıttı. "Konuyu dağıtmayalım. Madem, kazanamayacağıma ve öleceğime bu kadar eminsin, kabul et. Ha, 'Şüpheliyim, senin büyün oradan sağ çıkabilir, kazanabilirsin' diyorsan anlarım."

Ash hızla "Kabul." dediğinde Veyla sesli, Gölge sessiz bir şekilde güldü. Veyla, duyguları ağır basan Xalialar ile oynamayı severdi. Kolay manipüle edilirlerdi.

Erya'ya döndü. "Sen de yeni odamı dekore etmeme yardımcı olacaksın."

Valdris gülüp "Yeni oda? Gölge'nin öyle bir karar verdiğini hatırlamıyorum." derken Erya, "Çiçekçi, değilim." diye homurdandığında Veyla "Ne fark eder? Biriniz satıyorsunuz, diğeriniz çağırıyorsunuz." deyip hızla ekledi. "Yaşarsam da, Gölge beni öldürme yolları ararken bana istediğini yapabilirsiniz, büyülerimi kullanmayacağım."

Ash, "Sözüne güvenilir biri değilsin." dediğinde Veyla omuz silkip Gölge'yi gösterdi. "Sözümü tutmamı sağlar."

Eryalar "Anlaştık." dediğinde Veyla odadan çıkmak üzere ardına döndü.

"O zaman Nixus yarışlarında görüşürüz! Özellikle de seninle Thal..."

"Of ama ya!"

62

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!