🔮 2 ⚡ Seçilmeyen
Selaaam, ikinci bölümle geldiiimm
İlk bölümler, karakter tanıtımları gibi, bu bölümde de başka bir karakterimizi tanıyacağız. Umarım seversiniz
İyi okumalar ^^
**
1. KISIM ♛ NİX'İN GÖLGESİ ♛
🔮 2 ⚡ SEÇİLMEYEN

**
EFTEL - AMORSUS -
Kadın dizlerinin üstünde iki parçaya ayrılmış ve vücudunda ağırlık yapmaktan başka işe yaramayan göğüs zırhını hızla sırt bağlarından çözerek çıkarttı. Gorilla kadına varmadan hızla bağları bileğine bağladı. Gorilla birkaç metre ötesinde havaya zıpladığında zırhı kalkan gibi vücudunun üstünde kaldırdı.
Gorilla'nın metal kolunun, metal zırha çarpmasıyla kadının kulaklarında yankılan ses sona erdiği gibi zıhla birlikte kolunu havaya ittirip kayaya tutunarak kendisini Gorilla'nın bacaklarının arasından diğer tarafına kaydırdı. Gorilla, büyük bedeni yüzünden yavaş hareket ederek ardına dönene kadar kadın düşen vortex kılıcını alıp havaya savurdu.
Kadına doğru indirmek üzere olduğu kollarıyla çarpışan kılıcından yayılan güç dolayısıyla kolları gerilerken Gorilla kadının kulağını uğuldatan bağırışlarıyla daha da sinirlendi. Kadın kılıcını yere yaslayıp güç alarak havaya doğru atılırken dirseğindeki henüz parçalara ayrılmamış metal ile karnına vurdu. Havaya yükseldiğinde bile ancak karnına ulaşabiliyordu. Kolu kadından kurtulmak üzere bedenine geldiğinde kadın bacaklarını Gorilla'nın büyük koluna sardı ve yere sapladığı kılıcımı da çıkardı. Büyük bedeninde hareket kabiliyeti kısıtlı olduğu için diğer kolu kadına uzanmaya çalışırken, üstünde adeta seyehat ettiği kolunu da savurarak kadını silkeliyordu.
Kadın, Gorilla'nın omzu ile kolunun birleşim noktasındaki metalin çıkıntısından güç alarak üst noktalara ilerlediği gibi sağ bacağını omzuna doğru kaydırdı. Ayağını sağ omzunun önüne atarken kılıcını tuttuğum eliyle sol omzuna tutunarak sırtına bindi. Gorilla etrafında silkelenerek dönmeye başladıktan saniyeler sonra daha işe yarar bir hamlede bulunmaya karar verdi ama geç kalmıştı. Her ne kadar teknolojiyle güçlendirilmiş olsa da zekâsı istenilen kadar gelişmediğinden geriye doğru adımlayıp vücudunu ağaç ile arasında bırakmaya ve cüssesi dolayısıyla ağacı yerinden sökerken vücudunu da ezmekte geç kaldı. O geriye doğru adımlarken kadın başından destek alarak omuzlarında kalktı. Dengesi kaybolmadan önce iki eliyle tutarak hızla kaldırdığı kılıcını Gorilla'nın başının üstünden sapladı. Ayaklarının altındaki Gorilla tükürükler saçarak acıyla inlerken vücudu öne geriye sarsılmaya başlamıştı. Kılıcı başından vücuduna doğru ittirirken kadın, yüzüne sıçrayan kanlar yüzünden dudaklarını kapattı. Godzilla kanının tadı, en az diğer kanlar kadar kötüydü. Kadın, kılıcının kabzasındaki güç tuşuna bastığında Gorilla'nın vücudu boyunca dolaşarak içini eriten güç patlamasının iç organlarında oluşturduğu sesi dinledi.
Kolları hareketsizleşip de metal kıyafetleri dolayısıyla hala bir arada durabilen vücudu öne doğru savrulduğunda ağaçların arasında beliren Yelta ile göz göze geldi. Godzilla asansörü zemine varırken yerden kaldırdığı tozlar arasında önüne doğru atladı. Kılıcını Godzilla'nın kafasından çıkartarak Yelta'ya ilerlemeye başladı.
Eldivenini çıkartıp kılıcındaki kanı sildikten sonra ardındaki Godzilla'ya doğru atarken Yelta da yaklaştığı için durdu. Yelta da kadının karşısına varınca durdu.
"Taç teslim törenine sadece yarım saat kaldı ve sen burada Godzilla ile mi dövüşüyorsun?"
Kadın kılıcını son anda yavaşlatarak boynuna getirdiğinde adam gözlerini bile kırpmamıştı. Kadın "Hayır." dediğinde adam, boyu kadından daha uzun olduğu için ardındaki Godzilla'ya bakıp kaşlarını kaldırdı. "Dövüşmüyorum, öldürüyorum."
"Halkının önüne yüzündeki Godzilla kanları ile çıkmak istemiyorsan, bir an önce hazırlanmaya başlaman lazım. Majestelerine hamamda olduğunu söyledim."
"Halkımın önüne çıkmayacağım Yelta. Bunu sen de biliyorsun." dedikten sonra omzunu sıvazladı ve kılıcı yanında yere attı. Bileğindeki kalkan gibi kullandığı zırhı çözdükten sonra vücudunda geriye zırhları da çözmek üzere sol koluna uzandı.
Yelta "Konsey tercihini henüz bilmiyorsun." derken o da kadının sağ koluma yöneldi. Sağ kolundaki metal zırh parçalarını da çözdükten sonra yere attı ve bacaklarına yöneldi. O kadının bacaklarındaki zırhları çözerken kadın saçlarındaki tokayı çıkartarak terden birbirine yapışmış saçlarını özgür bıraktı. Tüm metal parçaların vücudundan eksilmesiyle vücudu rahatlarken daha fazla gevşeyebilmek amacıyla sağ tarafında kalan göle yöneldi.
Burası Amorsus'un son doğal alanlarından biriydi. Ne var ki Amorsus halkı da, Amorsus'un başkenti Amore halkı da, burasının varlığını bile sadece efsane olarak biliyordu. Buraya giriş hakkı soylularda bile yoktu. Sadece kraliyet ailesinin kullanımına açıktı. Ailesi, işlemden kaçırdığı bir Godzilla ile savaşmak için kullanmasını yeğlemiyordu tabii ama kendilerinin de burayı kullandıkları olmadığı ve kadın yakında buradan gideceği için ses etmiyorlardı. Tabii, bulunması gereken yerde bulunduğu sürece. Yarım saat kadar sonra ailesi sarayın geniş terasından halkı selamlarken arkalarda yerinde dikilmek gibi...
Sıcak suya ilerlerken zırhının içine giymiş olduğu kumaş içliği de çıkarttı. Yelta'nın ardından geldiğini ayakkabısının tozlandığı için bir hayli rahatsız olduğuna emin olduğu toprak seslerinden anlıyordu. Yelta toprak sevmiyordu. Artık pek de toprağın kalmadığı Amorsus'ta yaşadığı için şanslı olmalıydı ama o Amorsus'u da sevmezdi.
Kadın çıplak kaldığında göle doğru ilerlemeye devam etti. Adam "Hamama gitsen daha iyi olabilir..." derken yeterince ilerlediği için ellerini önümde birleştirerek suyun derinlerine atladı. Su kulağını uğuldatmaya başlarken gülümseyerek ilerlemeye devam etti ve gözlerini araladım. İşlemden son getirilen ırklar da ölüp gölün zeminini balık mezarlığına çevirmeye devam ettiği için suda dalgalanan bitkiler dışında hiçbir şey yoktu. Bir bitkinin uzun yaprakları bacaklarını gıdıklatarak kadına temas ettiğinde yeniden suyun üstüne yöneliyordu. Sudan çıktığında saçlarını yüzünden geriye attı ve bakışlarını Yelta'ya çevirdi.
Ellerini, saygıyla önünde birleştirmiş olmasına rağmen gözlerine bakma cesareti gösterebilmesinin sebebi, özellikle de soyunmuş bir şekilde yüzen bir prensesin önünde bir erkek olarak hala boynunu eğmemiş olmasının sebebi kadının onun idamına karar vermeyeceğime emin olmasıydı.
"Sen de yüzmek ister misin?"
Adam "Eftel..." diye sızlandıktan sonra bileğini kaldırıp yüzüne yansıyan holograma bakarak "Yirmi altı dakika." dedi. "Saçlarının istenilen şekle gelmesi bile normalde yirmi dakika sürüyor. Saraya dönmeliyiz."
Eftel, "Hayır, desen yeterdi." dediğinde bileğini indirip kadına kötü bir bakış attı. Kadın ayağının altındaki kayadan güç alarak suyun üstüne yükselip tekrar kendisini geriye attığında adamın söylenmeleri suya dalmasıyla kulağına ulaşamaz oldu.
Suyun zeminine doğru yüzüp uzandı. Tuz seviyesi düşük olduğu için kaldırma gücü de azdı. Burayı temizlemek, bir hayli gayret istiyordu. Kadın gözlerini suyun üstüne çevirdi. Suya çarparak yayılan ışığın oluşturduğu görüntüleri izlerken ellerini ve bacaklarını iki yanına doğru açtı. İçinde yükselen sinirle dudaklarını aralayıp da çığlık attığında dudaklarından yayılan su baloncukları kulağına boğuk sesler iletti.
Bugün Amore'daki son günüydü...
**
Üzerinde, zırh ve kalkanlardan dahi daha ağır durabilmeye başaran kabarık bir elbiseyle koridorda ilerlerken duvarları kaplayan renkli vitray pencerelerden yansıyan mavi, mor ve sarı ışıklara gözlerini kıstı. Gün ışığını sevmezdi.
Önündeki saray muhafızları hızla geniş kapıyı açtığında sessizlik oluştu. İleride kapıları geniş bir şekilde açılmış saray terasında ve yüksek bir büst alanında büstün ardında duran annesiyle göz göze geldi. Tacının altından kızına attığı bakışı, tacının ağırlığı yüzünden başının kopmak üzere olduğuna yoruyordu ama Yelta'nın başka bir fikri olduğuna emindi. Bu anı en yakından görmek üzere şimdi ilerlediği taht odasına sıralanmış sandalyelerde oturan soyluların gözü üstündeydi. Birçoğunun tören için gelmesinin beklenilmesini saçma bulduğuna emindi. Eftel de saçma buluyordu. Bu tören yarım kürenin diğer ucuna gidecek olmasını ilan etmek dışında kadını ilgilendirmiyordu. Yüksek tavanların altından ilerleyerek terasa vardığında önündeki muhafızlar iki yana ayrılarak yolunu açtı. Ve kısık bir sesle "Ekselansları..." diyerek eğilip geri yükseldiler. Altın tonlarıyla ışıldayan büstün ardından annesi bakışlarını tekrardan halkına çevirdiğinde Eftel de ablasının yanına geçti.
"On dakikadır seni bekliyoruz. Bu sefer nereye kayboldun?"
"Yakınlardaydım." derken bakışlarını ablasına çevirdi. Ablasının yüzünde biraz sonra olacakları bilmenin getirdiği bir mutluluk vardı. Bu anı yaşamak için ailesinin ölmesini beklemek üzere yıllar geçireceğini, o sıra yarım kürenin güçlü bir ailenin lorduyla evlenip en az beş çocuk doğururken tahtını düşleyeceğini sanıyordu ama Amore'da bir ilk yaşanıyordu. Kral ile Kraliçe, hayattayken iktidarlığından vazgeçiyorlardı. Kahinleri böyle yapmaları gerektiğini söylemişti.
Eftel, "Seni özleyeceğime inanamıyorum." dediğinde ablasının gözleri kırpışarak ona döndü. Saçları, gören herkesin kıskanacağı bir parlama ile örülmüş, ensesinden kıvrılarak yeniden kafasına dönüyor, hoş tokalar ile bir araya geliyordu. Kraliyet renklerini herkesten daha iyi taşıyordu. Koyu yeşil elbisesi, altın detaylar işlemeliydi. Bir elbisede ne kadar detay varsa, onu giyen o kadar önemli olurdu. Eftel'e göre, sonuçlar açıklanmadan önce, tam şu an dışarıdan bakan herhangi biri, kimin daha önemli olduğunu ve taç takacağını bilirdi.
Gözlerini, bu törenden sonra kardeşinin de gitmesi gerektiğini fark ederek kırpıştırmıştı. Çocuklukları boyunca birbirleri ile yarıştırılmış olsalar da her zaman iyi bir oyun arkadaşı olmuşlardı. Ablasının bir adım gerisinde olmayı kabul ettiği sürece ablası, taht hırsıyla Eftel'i de yakmıyordu. Yakın zamana kadar, ikisinden biri evlilik ile saraydan ayrılana kadar bir arada kalacaklarını sanıyorlardı. Şimdi ise Eftel, bu törenin ardından bir gün geçmeden, yarım kürenin diğer ucunda olacak, başkentten uzaklaştıkça sefilleşen halkı, ablası için yönetecekti. Amore krallığının siyah ölüme bir hayli yakın olan topraklarında, kraliyetten 'orayı terk edebilirsin' emri gelene kadar, halkın başında duracaktı. Belki de ölecekti.
Amore krallığı tahta varis olanlar konusunda yaşanan kafa karışıklığını sevmezdi. Kraliçe olduğunun açıklanmasının hemen ardından gerçekleştireceği evliliği doğuracağı varisi ile taçlandıracaktı. Eftel bakışlarını teras kapısının diğer tarafında dikilen Malis Lordu'na çevirdi. Kraliçe olan onunla evlenecekti ve son ana kadar ikisine de gülümsemeler saçmayı sürdürüyordu. Eftel, kraliçe ilan edilmediği gibi, göz göze bile gelemeyeceklerine emindi.
"Yakında ışık dönümü var. O zaman kraliyete geri döneceksin kardeşim." dediğinde bakışlarımı ablasına çevirdi. Ömrü boyunca duygularını pek belli etmeyen bir kadın olsa da şimdi gözleri kızarmıştı. Eftel, onun gibi yetiştirilmemişti. O bir kraliçe nasıl olması gerekiyorsa öyle yetiştirilmiş, Eftel ise savaşçı gibi yetiştirilmişti. Sonra ise diplomasi dersleriyle yarıştırılmışlardı. Eftel her seferinde kaybetmişti. Ablası Ely, bir gün kraliçe olmak için doğmuştu. Halkına sağır, kötüye kör, güçlüye toleranslı, düşmana acımasız olmayı biliyordu. Bir tavşan yakalayıp pişirmeyi beceremezdi, eline kan bulaşsa hızla yıkamaya giderdi ama muhafızına bir bebeği öldürmesinin emrini verebilirdi. Kraliçeler öyle yapardı. Öldürmez, öldürtürdü.
Eli, kardeşinin bulduktan sonra Eftel'e ayırdığı duygusal sürenin sona erdiğini gözleri kraliçe anne ve kraliçe balarına döndüğünde Eftel anlayabilmişti. Ely'nin dudakları mutlulukla aralanırken gözleri parlıyordu. Eftel de bakışlarını kral ile kraliçeye çevirdi. Birbirlerinden birkaç adım uzak mesafedelerdi. Babası, annesinin elini aralarında tutuyordu. Sadece bu tutuşun zarifliğini öğretebilmek için bile Mohar Eftel'e üç ders vermişti. Öyle dan diye elinizi, lordunuzun ya da kralınızın avucuna götüremezdiniz. İstekli de isteksiz de görünmemeniz gerekirdi. Kaldırdığınız kolunuz, en az eliniz kadar zarif görünmeliydi. Elleriniz, adamınızın elinde her an düşecekmiş ama hiç de düşmezmiş gibi durmalıydı. Parmak uçlarınız birbirine temas etmeli, duracağı noktayı iyi bilmeliydi. Bu zariflikler elbette ki halk için değildi. Halk, sarayın altında, ışığa bakarken kısılan gözleri yüzünden sadece yukarılarda onların kaderine karar veren birilerinin varlığını bilerek bakıyorlardı.
Eftel'in ailesi, balkon konuşmalarını bir hayli sevmesine rağmen çoğunun annesinin yüzünü bilmediğine emindi. Babası arada ata benzer altın işlemeli beyaz robotunun üstünde sokaklarda dolaşırdı. Halkın, onların arasından biri olduğumuzu bilmeleri gerekir, derdi ama hayır. Sanmaları gerekir, demek isterdi. Sırf kral yürüyecek diye herkesi evlerine kapattıklarında, kurşun ve güç geçirmez camların ardında, babasını izlerken içlerinde hayranlık ve güven değil de nefretin biriktiğine emindi. Bazıları en azından bu yüzü daha yakından görebildiği için kendisini şanslı buluyor olmalıydı. Bazı sokaklar, yerde değil, binalar arasında havada olurdu. Öyle olduğunda ve babası o sokaklarda dolaştığında, yüksek katlarda yaşayanlar da görme şansı elde ederdi.
Eftel'in annelerinin bereket, besin ve güç dilekleri son bulduğunda göremediği halktan sevinç nidaları yükseldi. Böyle anlarda hep arkalarda, halktan uzakta olduğu için gerçekten isteyerek mi bu sesleri çıkarıyorlar yoksa hemen yanlarında muhafızlar silah mı tutuyorlar, bilemezdi ama merak ederdi. Buradan gitmeden önce bir balkon konuşmasında arkalarında değil de aşağıda, halkın arasında olmak ve ailesini oradan izlemek isterdi. Bugün neredeyse yapacağı şey de buydu ama ne olursa olsun ablasını bir süreliğine son kez görürken uzakta kalmak istemedi.
"Boynun."
Yelta'nın fısıltısını duyduğunda bakışlarını ona çevirdim. Ellerini ardında birleştirmiş, saygıyla kral ile kraliçesine bakmayı sürdürüyordu. Kurallardan biriydi. Bir yerde kral ile kraliçe varsa, başka herhangi bir şeyle ilgilenilmezdi. Kral ile kraliçenin kendilerini idam etmeyeceğini düşünenler, bu kuralı esnetebilirdi. Eftel, diğer kurallar gibi bu kuralı da oldukça esnetirdi. Eftel'den herhangi bir beklentilerinin olmadığını fark ettiğinden beri, Eftel de kibarlıkla kuralları yerine getirmekle uğraşmıyordu. Her ihtimalde, seçilmeyen olmaya devam edecekti.
Ailesi, Eftel'i idam etmese de, bizzat ölüme göndermekten geri durmuyordu. Yarım kürenin diğer ucu demek, ölüm demekti. Annesinin kardeşi, teyzesi Vollan geçen sene siyah ölüm sebebiyle vefat etmişti. Naaşı, törenle kutsanmak üzere bile kraliyet topraklarına getirilememişti. Her ne kadar ablası, ışık dönümünde buraya gelebileceğini söylese de, bir yanı buradaki son günü olduğuna emindi. Siyah ölümün saçtığı tehlike ve kapladığı alan, gittikçe artıyordu. Oraya giden birini, böyle bir riske rağmen kraliyet topraklarına geri çağırmazlardı. Ablası bile, çağırmazdı.
Eli boynunda, elbisesinin yakasının altından tenine geldi. Dantelli eldivenini tenine sürtüp elini geri çektiğimde beyaz eldivenime kurumuş kanın parçalarının bulaştığını fark etti. Görünmeyecek biri olarak, fark edileceğini sanmıyordu. Yine de eldivenini çıkartıp kabarık eteğimin ceplerine yerleştirdi.
"Amore soyunun Amorsus başkentindeki siz halkıma ve tüm Amorsus'a hizmet etmeye başlamasının dört yüzüncü yıldönümünde iktidarımızı sevgili kızlarımızdan hak eden ve seçilene devredilme törenine yeniden hoş geldiniz. Biz, Kraliçe Pinat Amore ve sevgili eşim Yanaç Amore olarak halkımızın da çok iyi bildiği bir sözü tekrar hatırlatmak isteriz. Hiçbir Amore, taht için yaşamaz."
Eftel, güler gibi olduğunda ablası uyararak elini sıktı. Yargılayıcı bakışları üstüne dönen birkaç soyluya kral ile kraliçelerini gösterdi. Eftel ailesine bakmadı diye idam edilmezdi ama onlar edilebilirdi. Bakışlarını hızla kral ve kraliçelerine çevirdiler.
"Her Amore, halkı için yaşar ve bugün, halkımız için doğru olduğunu düşündüğümüz taht devrini sağlamak üzere buradayız. Bu sayede yüzyıllar sonrasında ilk defa bir Amore, varisinin de iktidarını görme şansına sahip olacak. Hepimizin bu bilgiye vakıf olduğu üzere, taht, bir alt nesile geçeceği zaman varis sayısı birden fazla ise kimin tahta sahip olacağı seçilir. Sevgili kızlarımız, doğdukları günden beri bir gün halkına hizmet edebilme arzusu ve yetileri ile yetiştirdiler. İmparatorluk yetkilileri ve prenseslerin ya da prenslerin kraliyet hocalarının da yer aldığı bir konsey ile, kimin kraliçe veyahut kral olduğunu belirlenir. Amorsus halkının istikbali için bu seçimi hep beraber öğreneceğiz."
Eftel'in sağındaki geniş kapıdan biri geniş bir altın tepsinin üstünde duran sandığı taşıyan, diğeri taç takdim edilmeden hemen önce içilmek üzere şarap dolu üç altın kadeh taşıyan kraliyet muhafızları geçti. Kraliçesinden emir alınca devam etmek üzere yüksek büstün ardında durdular. Şarabın, bir önceki kral veyahut kraliçenin tahtı devralmasından, bir sonraki kral veyahut kraliçeye kadar taht devrinde içilmek üzere kâhinler tarafından kutsandığı iddia edilirdi ama Eftel'e kalırsa biraz önce mahzende doldurulup öyle getirilmişti. Şimdi solunda yan yana sıralanan kraliyet soyluları ve kraliyetçe soylu kabul edilmiş kimselerin arasında ablası kraliçeyi izleyen amcasının, kadehlere doldurulan şarap şişesinin son yudumlarını ağzına diktiğine emindi. Amcası Regar, çocuk sahibi olamaması sebebiyle tahta geçemeyip bir yandan da tahta varisliği ile tehlike arz etmediği için sarayda kalabilmişti. Siyah ölüme gönderilmemiş olsa da Amorsus'ta yaşamanın ve diplomasi ile uğraşmanın daha feci olduğunu düşünürdü.
"Mühürlü konsey kararı, sizlere yeni kraliçenizi verecek!" dedikten sonra kral ile kraliçenin elleri ayrıldığında muhafızlardan sandığı taşıyan hareketlendi. Büst alanının merdivenlerini çıktıktan sonra sandığı açıp kraliçesinin önünde eğildi ve başını yere eğdi. Annesi, muhafızının vücudunun üstüne doğru kaldırıp ona takdim ettiği sandığa, zarfı almak üzere elini götürdüğünde Eftel, yüzünün yan tarafından görebildiği kadarıyla annesinin kaşları kalktı. Sandığın içerisinden siyah bir gül çıkardığında bakışları muhafıza döndü. Muhafız başı eğik, kraliçesinin ölümcül bakışlar attığını göremezken Regar, altın işlemeli yeleğinin düğmelerini ilikleyerek öne atıldı ve ablasına yöneldi.
Kraliçe fısıldayarak "Nedir bu Regar?" diye sordu. Regar, "Bir karışıklık olmuştur. Sorumlularıyla ilgileneceğim majesteleri." dedikten sonra siyah güle uzandı. O sıra Eftel ile babası göz göze geldi. Kızına hafifçe gülümsedi. Aralarından gittiğine en çok üzülecek olanı, babası olmalıydı.
Kraliçe kızgın bir şekilde baktıktan sonra siyah gülü Regar'a verdi. Derin bir nefes alıp elini yeniden sandığa daldırdı. Regar da kraliçesi ardına dönmüş olmasına rağmen saygı selamlaması yaptıktan sonra Eftellere döndü. Yanından geçmeden duraksayıp soylu genç kızların bayıldığı yamuk sırıtışını sergiledi. Siyah gülü Eftel'e uzattığında kadın da gülümseyip siyah gülü aldım.
Eftel, "Sen de başına bunu takarsın, mı demek istiyorsun?" diye fısıldadığında amcası sessiz bir şekilde güldü ve yerine döndü. Bu kraliyette, kraliçe olarak Eftel'i tercih edecek birkaç kişiden biri olabilirdi. Ne var ki, konseyde yeri yoktu. Regar iyi bir savaşçıydı, hatta oldukça zekiydi ama sorumsuzdu. Bir kere geldiği hayatta, kendisine ihtiyacı olmayan bir imparatorluk için keyfini kaçırmamayı tercih ediyordu. Kraliçe sadece kraliyet törenlerinde Regar'ı sorumlu tutardı çünkü soylular bir araya geldiğinde kraliyet ailesinin güçlü ve sorumlu gözükmesi gerekirdi. Güç onlardaydı ama güçlerini buradaki diğer güçlü kimselerden alırdı. Bu sebeple, aralarında zımni bir anlaşma olurdu. Onlar Kraliyet'i desteklerdi, Kraliyet ise onları korurduk.
Kraliçe mühürlü zarf ve altın bir zarf bıçağıyla birlikte halka döndüğünde Ely'nin Eftel'in elini sıkışı arttı. Birazdan kraliçeydi. Kraliçe zarfı kibarlıkla kestikten sonra bıçağı yeniden hala yanında sandığı takdim ediyor olan muhafızının tuttuğu tepsiye koydu. Zarfın içerisindeki kağıdı çıkarttığında Eftel sıkkın bir nefes aldı. Ablası biraz sonra Amorsus kraliçesi, Eftel ise biraz sonra tahta tehlike oluşturmaması için siyah ölüm prensesi olacaktı.
Kraliçe annesi açtığı kâğıtta, ezbere bildiği cümleleri halka dile getirdi. "Amorsus krallığı Amore yönetiminin on birinci taht sahibi oy çokluğu ile..." dediğinde Eftel'in kaşları kalktı. Oy birliği ile ablasının seçileceğini sanırdı fakat yanılmıştı. Kaç oy alarak, oy birliğini bozmuştu bilmiyordu ama ablasının eli gevşemişti. Bu durum hoşuna gitmemişti. Oy birliği ile kraliçe olacağını sanıyordu. Hala Eftel birçok adım gerisindeydi, yakında kraliçesi olacaktı, soyundan olsa da halkından biri sayılacaktı ama bazen yine de hırsı kardeşine de sıçrıyordu.
"... kraliçe olacak prensesin Ely Amore olmasına karar verilmiştir."
Halkın sevinç çığlıkları kulakları doldurduğunda ablası elini tamamıyla kardeşinden çekmişti. Terastaki diğer kimseler gibi Eftel de alkışlamaya başladığında eli, siyah gülün dikenlerine çarpıyordu ama canını yakmasıyla ilgilenmiyordu. Ablası, tacına yönelmeden önce bakışlarını kısa bir anlığına Eftel'e çevirdi. Tüm ömrü boyunca bildiğim bir gerçeği kardeşine kanıtlar gibi bakmasına ihtiyacı olmasa da, yine de baktı.
Devamında soylulara gülümsemeler saçarak muhafızların eteklerini tutması yardımıyla merdivenleri tırmandı. Kral baba ile kraliçe annesinin arasına geçti. Sıranın kendisine geldiğini bilen muhafız şarap kadehlerini taşımak üzere ilerlemeye başladı.
Yelta yeni fark etmemişti ama onun için de bu gösteri Eftel'in gidişimden başka bir anlam ifade etmediği için karşısını izlemeye devam ederek "Yarın gidiyorsun." diye fısıldadı.
"Benimle gelmek ister misin? Hep Amore'un ışıklı hava durumundan şikâyetçi olursun."
Alay etmiş olsa da Yelta, "Seninle geleceğim zaten." dediğinde Eftel'in kaşları kalkarak ona döndü. "Ne demek 'seninle geleceğim'?"
"Kraliyetten rıza aldım."
"Yelta... Niye? Niye ölümlü bir kente peşimden sürüklenmek istiyorsun?"
"Sana bir söz verdim." derken göz ucuyla bile Eftel'e bakmadı. "Kraliyetin değil, senin muhafızınım. Amorsus Kraliçesi için, halkın iradesiyle savaşacağıma, Severna ölüm prensesi için siyah ölümle savaşırım. Hem..." dedikten sonra hafifçe gülümsedi. "Orada toprak da yok."
Eftel'in gözleri dolarken yine de gülümsedi. "Buna izin vermeyeceğimi biliyorsun."
"Ekselansları..." derken göz ucuyla kadına baktı. Gülümsemesi genişlemişti. "... siz de, emrinizi oraya varana kadar dinlemeyeceğimi biliyorsunuz."
"Orada öleceğiz, yakında olmasa da bir gün. Kraliyet üyesi, siyah ölümle savaşırken öldü diyecekler ve halkı dramatik bir şekilde kendilerine bağlayıp törenlerde beni yad etmek, belki binalardan sokak havuzlarına akan bereketli olduğunu iddia ettikleri şelalelere ismimi vermek dışında hiçbir şey yapmayacaklar. Senin bir şelalede ya da anıtta ismin bile geçmeyecek."
"İsmimin bir şelaleye verilmesini istemezdim zaten..."
"Yelta, benimle gelmeye kalkışırsan seni oraya varamadan öldürürüm. Madem bu kadar ölmek istiyorsun..."
"Ölmek istemiyorum." dedikten sonra yeniden önüne döndü. "Seninle olmak istiyorum."
Eftel itiraz edeceği sırada kadehlerin birbirine çarptığını duyduğu için bakışları yeni kraliçeye döndü. Ely, Kraliçe ile Kral'ın arasında, Eftel ardında olduğum için göremediği ama varlığına emin olduğu bir mutlulukla kadehini dudaklarına götürdü. Kadehleri aynı anda dikip tek bir içişte bitirdiler ve boş kadehlerini halka doğru kaldırdılar.
Eski Kraliçe kadehini tepsiye koyduktan sonra ellerini taçlarına götüreceği sırada elleri titreyerek duraksadığında Eftel'in kalktı. Yeni Kraliçe ve eski Kral'ın kadehleri ellerinden düştüğünde Eftel öne doğru bir adım atarken herkes hareketlenmiş, ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Annesi teras korkuluğundan destek almaya çalışırken bakışları, kocasına döndü. Kocasının sarsılmaya başlayan vücudu büste çarpıp düştüğünde çığlık sesleri yükseldi. Eftel ile aralarına, taht odasındaki soylular da ayaklanıp gelirken sesi çıkmayan tek kişi Eftel olmalıydı. Aralık dudaklarından nefes geçemezken irileşmiş gözleriyle kendisine doğru dönen ablasıyla göz göze geldi. Gözlerinin beyazlarında hızla ilerleyen siyah çizgileri gördüğünde hareketlenmeye çalıştı ama Yelta Eftel'i tuttu.
Ely, annesine doğru yıkılırken ayakta durmakta zorlanan eski Kraliçe kızını tutmaya çalışarak yere düştüğünde başı, yüksek büst alanından sarkarken diğer kızı Eftel ile göz göze geldi. Dudaklarından akan siyah bir sıvı yere damlarken güçlükle hareketlendirdiği dudaklarında ne söylediğini Eftel anlamaya çalıştı.
Kraliçe.
Kraliçe?
Amcası Regar"Kraliçeyi koruyun!" diye bağırdığında muhafızlar ablasına yönelecek sanırken Yelta başta olmak üzere birçok muhafızın arasında kaldı. "Durun!" diye bağırıp ailesine yönelmeye çalıştı. Hemen önünde dehşet bulaşmış gözlerini ablasından Eftel'e çeviren amcasını ilk defa o an ciddi gördü. "Gitmelisin Eftel."
"Hayır!"
Muhafızların kalkanları arasında kaldığında korkuyla inledi. Başka bir zamanda hepsini hak edebilecek kasları güçsüz kalırken onu sürüklemeye başladıklarında eğilmiş vücudunda elleri kalbime yaslı kolyeyi buldu. Kolyeyi dudaklarına yaslayıp gözlerini sıkıca kapatırken kadını uzaklaştırdılar. Hala yumruk haline getirdiği elinde olan siyah gülün dikenleri yüzünü çiziyordu. Onu uzaklaştırdılar... Ölen yeni Kraliçeden... Ölen Kraliyet ailesinden... Geriye kalan tek varisi...
Eftel'i kraliyet odalarından yer altında olanına indirdiklerinde hızla odanın tüm giriş çıkışlarına konumlandılar. "Neler olup bittiğine bakacağım." diyerek odadan çıkmak üzere olan Yelta'nın kollarına yapıştı.
"Ben de geleceğim!"
"Eftel!" dedikten sonra bakışlarını etrafındaki muhafızlara çevirdi. Bir şeyi fark etmiş gibi gözlerini kadının gözlerinden indirip önünde tek dizini indirerek eğildi ve "Kraliçem." dedi. "Güvenliğiniz için, gitmem gerekli."
Kraliçe?
Kapı muhafızlarca açıldığında içeri amcası Regar girdiği gibi hızla ona doğru koşup boynuna atladı. Korkuyla "Ne oluyor?" diye sordu. Annesi ölmüş müydü? Babası... Ablası! Ablası ölmüş müydü? Adamın kolları, yeğenin sırtına dolanırken sıkkınlıkla iç çekti.
"Sanırım Nix saldırısı. Şu siyah gül..." dedikten sonra Eftel'i yere indirdi. Kadın, elinde sıkıca tuttuğu için dikenleri avucunu kanatmış siyah gülü aralarında kaldırdı ve gözyaşlarıyla baktı.
"Gölge Kral Karanir'in imzası."
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!