34/66 · %50

🔮 34 ⚡ Zaaf

58 dk okuma11.472 kelime28 Kasım 2025

3. KISIM  KRAL VE KELEBEK

🔮 34 ⚡ ZAAF

**

"Konuşsana, hadi!"

Veyla kollarından sımsıkı tutup onu sarsan Gölge'nin karşısında donmuş haldeyken kalbi mi daha gürültülüydü yoksa Gölge mi, emin değildi. Lavin'in ismini duymasıyla birlikte öfkeden deliye dönmüştü. Bu odanın güvenlik sistemi Gölge'yi uyardığında, malikâne genelindeki arızadan kaynaklandığını düşünmüş, ummuştu ama uğursuz kelebek yine uçmaması gereken yerlere kanat çırpmıştı. Tam da Gölge'nin kalbinin etrafında uçmaya başlamışken, işte yine kim olduğunu Gölge'ye hatırlatmıştı.

Gölge'nin göz bebekleri neredeyse mavileri örtecek kadar büyümüş ve karanlığa bulanmışken yüzünde ve boynunda damarları belirginleşmiş, teni kızarmaya başlamıştı. Öfkeli değildi. Öfke bizzat oydu. "Anlat!"

Veyla, bu odada yakalanmış olmasından daha büyük bir problemin varlığını, Gölge'nin ısrarla ve öfkeyle yönelttiği sorularından anlayabiliyordu. Sadece ismini ve yüzünü hatırladığı kişi her kimse, Gölge için korumak istediğine şifre yapacak kadar önemliydi. Şimdi ismini zikrettiğinde ise, onu tanıyormuş gibi gözükmüştü ama asıl olan, zihninin Gölge'nin gözlerinden bile karanlık olmasıydı. O karanlıkta anılar yoktu, anıların emareleri vardı ve bu kadın her kimse, lanet olsun ki hatırlamıyordu. Hal böyle olunca, Gölge'ye ne diyeceğini, neyi gizlemeye çalışacağını, Konsey şu an bu ana şahit olabiliyor olsa Veyla'nın nasıl davranmasını isteyeceğini bilemiyordu ve açık vermekten endişe ediyordu. Asıl endişe ettiği, Gölge'nin nefret sebeplerinden biriyle karşı karşıya olmasıydı. İşte ilk defa, somut bir nefretle boğuşması gerekecekti. Veyla her boğuşmayı kazanırdı, Gölge'nin nefretine karşı boğulur gibi hissetmeye başlamıştı.

"Gölge..."

"Veyla, anlat!" dedikten sonra Gölge yumruğunu kaldırıp Veyla'nın hemen ardındaki voltrider üretiminde de kullanılan dayanıklı materyalle yapılmış kapıya geçirdi. Veyla hemen başının yanında patlayan yumruğa göz ucuyla baktı. Öyle güçlü vurmuştu ki parmaklarının kırıldığını duymak için Azrit kulaklara ihtiyaç yoktu. Kapı bile yumruğu boyutunda esnemişti. Gölge yumruğunu kapıdan çekip de bir kere daha vurana kadar elleri çoktan iyileşmişti. "Anlat, dedim! Bana Lavin'i anlat!"

Adamın gözleri büyüyle ışıldıyordu ama Veyla, teninde bir acı hissetmiyordu. Gölge'nin büyüsü odanın ve malikânenin elektriğiyle oynarken günlerdir fırtınanın hâkim olduğu hava iyice bozmuştu. Yine de henüz büyüsünü ve gazabını Veyla'ya yöneltmiyordu.

"Ben... Bilmiyorum."

Gölge yüzünü öfkeyle buruşturup Veyla'nın başının yanından ardındaki kapıya bir yumruk daha indirdi. Alınlarını birleştirecek kadar yakınlaşıp kadının yüzüne doğru "Bana yalan söyleme!" diye bağırdı. Veyla, Gölge ile kapı arasında sıkışmış, hemen yanında yumruklar patlıyor ve adamın gözlerinden büyü saçılıyorken Gölge'nin ona zarar vermesinden korkmuyordu. Gölge ona defalarca kez zarar vermişti, bu şehirde Gölge'nin büyüsüyle çok kıvranmıştı. Korktuğu canının yanması değil, Gölge'nin canını yakma sebeplerinden biri ortaya çıkmış olmasına rağmen lanet zihni yüzünden hatırlayamamasıydı. Hatırlasa, daha mı çok zorlanırdı, onu da bilmiyordu. Sadece Gölge'nin öfkeyle örttüğü acısını izlerken bile boğazına bir düğüm birikiyordu, bir de onu bizzat yaraladığı anları hatırlasa o düğüm nefesini kesebilirdi.

Veyla'nın elleri vücutları arasında Gölge'nin göğsüne yaslanmış bir halde sıkışmışken çaresizce "Bilmiyorum hiçbir şey..." dedi. Gölge'ye söyleyecek bir yalanı bile yoktu, aklına gelmiyordu. Gerçeği bilmediği için yalanı da bilemiyordu.

Gölge'nin yüzü yeniden buruştu ama bu sefer öfkeyle değildi. Alnını hala Veyla'nın alnından çekmemişti. "Bana canını yaktırtma." diye fısıldadı. Bir tehdit değil, neredeyse ricaydı.

Alınlarını ayırdığında yavaşça göz göze geldiler. Gölge başını hafifçe sağ omzuna doğru eğerken onaylamaz bir şekilde salladı. "Kendin anlat. Bana zor kullandırtma."

Veyla gerginlikten kuruyan dudağını yaladıktan sonra sıkkın ve titrek bir nefes aldı. "Anlatacak hiçbir şeyim yok." dedi. İnanmasını umut ediyordu ama inanmayacağı şüphesizdi. Veyla'ya güvenmiyordu ki, niye inanacaktı? Veyla'yı burada yakalamıştı. Lavin'in yüzünü gördükten sonra ismini söylediğini duymuştu. Tanımadığını, bilmediğini düşünemezdi. Hatırlamıyorum, dese de kalkıp ona Konsey'in ölüm laboratuvarlarında başına gelenleri anlatamayacağı için inandırıcı olmayacaktı. Hafızası silinmediği sürece biri neden ismini, yüzünü hatırladığı birini unuturdu ki? Gölge'ye de hafızasının silindiğinden, Konsey'den, laboratuvarlardan bahsedemezdi. Gerçeği zaten bilmiyordu, bilse de anlatamazdı. Sıkışmış hissediyordu.

"Hatırlamıyorsun?"

Gölge'nin isterik ve yamuk bir sırıtış ile sorduğu soruya karşı Veyla yavaşça başını onaylar şekilde salladı. "Gölge gerçekten..."

Gölge'nin isterik gülüşü saniyeler içerisinde sönerken geriye sadece öfke kaldı. Gölge'nin yüzü iyice kasılırken kadının kollarını tutan eli sıkılaştı. Dişleri gıcırdamaya başlarken kapıya bir yumru daha indirip "Taşşak mı geçiyorsun lan sen benimle?" diye bağırdı. Veyla her an Gölge'nin büyüsüyle acılar içerisinde kıvranmaya hazır bekliyordu ama adam kadının kolunu da bıraktıktan sonra öfkeyle bağırarak ardına döndü. Gerginlikle parmakları iyice açılan ellerini ensesine götürürken nefes nefese aklını korumaya çalışıyordu.

Veyla sindiği kapıya, Gölge'nin göğsünden kayan ellerini yaslayıp gözlerini sıkıca kapattı ve düşünmeye çalıştı. Bir şeyler düşünmeli, bir şeyler uydurmalıydı. Bir yanı da Lavin'i hatırlamaya çalışıyordu ama çabası müthiş bir baş sancısıyla dönüyordu. Silinmişti. Silinen her şey gibi, Lavin de Veyla'nın zihninde bir sancıdan ibaretti.

"Alay mı ediyorsun lan?"

Gölge'nin kendisine yaklaştığını fark ettiğinde Veyla gözlerini araladı. Kadını kolundan tuttuğu gibi kendisine doğru çekip sarsarken "Alay mı ediyorsun acımla?" diye bağırdı. Veyla hızla başını iki yana salladı. Gölge, bu kadar öfke ile doluyken kadının yüz ifadelerini yorumlayamıyordu ama üzgün baktığına yeminler edebilirdi. Kadın üzgün görünüyordu ama bu da her şey gibi bir yanılgıdan ibaret olmalıydı.

"Benim hayatımı sikip bir de..." derken kadının üstüne doğru yürüdükçe gerileyen Veyla'nın ayağına yerdeki eşyalar takılıyor, düşmek üzereyken Gölge tutuyor ama kadını sarsmaya ve üstüne yürümeye devam ediyordu. Veyla'nın sırtı yeniden duvara değdiğinde "... benimle alay mı ediyorsun?" diye bağırırken Veyla yüzünü sağa doğru kaçırıp buruşturdu. Bu bağırışlardan ve üstüne gelişlerinden korkmuyordu. Yüzü hissettiği üzgünlükle buruşmuştu.

"Ben sana ne yaptığımı hatırlamıyorum..." diye fısıldadı. Fısıldamasa, sesi titrer diye korkmuştu.

Gölge kadının çenesinden tutup zorla yüzünü kendisine çevirirken "Ben hatırlıyorum." dedi. Bağırmamıştı. Hatta yüksek sesle bile söylememişti ama Veyla'yı bu sefer korkutmuştu. İşte geçen gün 'belki bir gün' deyip de bitmesini umduğu nefret buydu. Adamın sesine bile kök salmıştı.

Veyla'nın kızarmak isteyen gözleri, Gölge'nin gözlerinde gezinirken "Sana anlatabileceğim hiçbir şey yok." dedi.

Gölge'nin yüzü buruşurken "Canını yakarım." diye uyardı.

Veyla çaresizce omuz silkerken "Yak." dedi. Alışık olmadığı bir durum değildi. "Yine de anlatabileceğim bir şey yok."

Gölge, "Veyla!" diye bağırıp yüzlerini yaklaştırırken bir yandan da kadını sarsmıştı. "Beni zorlama!"

Veyla'nın tanıdığı Gölge şimdiye kadının boğazına yapışıp sıkarken büyüsünü durmaksızın yönlendirirdi. Adam ise bağırıp çağırsa da daha çok yalvarıyor gibi gözüküyordu. Veyla, canımı yakarsa hiç anlatmayacağımdan korkuyor olmalı, diye düşündü.

Veyla, başını onaylamaz bir şekilde salladı. "İnan bana, hiçbir şey bilmiyorum."

"Lan ismini söyledin!" diye bağırırken kadını kolundan tutup kapıya, şifre ekranına yakınlaştırdı. Oradaki hologramı gösterirken odanın ışıkları gibi hologram da açılıp kapanıyordu. Gölge'nin büyüsü tüm odada dolaşıyor, Veyla'ya değmiyordu. Veyla'nın büyüsünün de Gölge'ye değmediği anlar gibi... Kapıya onlarca kelebek dikmişti, biri bile gelip Veyla'yı uyarmamıştı. O kelebekler Veyla'nın değil miydi? Niye Gölge'yi bu kadar zararsız görüyorlardı? Niye Veyla'yı herkesten koruyup Gölge'den korumuyorlardı?

"Sikeyim! İsmini söyledin!" derken yumruğunu yeniden kaldırdı. Holograma indirecek gibiydi ama her kimse, ona vurmaya kıyamayıp yanından duvara vurdu. Hemen ardından Veyla'yı hologram ile arasına çekip ardından kollarını tutarken holograma doğru sarstı. "Onu gördün, ismini söyledin. Hatırlıyorsun! Sikeyim, hatırlıyorsun. Yapma!"

Veyla, Gölge'den kurtulmaya çalışmak yerine ona doğru yıkılacakmış gibi hissederken başını iki yana sallayıp çaresizlikle inler gibi "Hatırlamıyorum..." dedi.

Bir elini kadının kolundan çekip çenesine götürdü ve başını sertçe kendisine çevirirken "Nasıl hatırlamazsın?" diye bağırdı. "Nasıl hatırlamıyor olabilirsin? Ulan hadi acımla dalga geçiyorsun..." dedikten sonra yüzü buruşurken güçlükle yutkundu. Bu ana, Gölge gibi Veyla'nın da içi gitti. "Aklımla da mı dalga geçiyorsun?"

Veyla, nereden parladığını anlayamadığı umutlu bir telaşla "En çok senin inanman lazım." dediğinde Gölge isterik bir şekilde kahkahalara boğulduktan sonra kadını kendisine çevirdi. Bir eliyle hala kolundan tutarken diğer eliyle kendisini gösterdi. "Ben mi sana inanacağım?"

"Sen demedin mi? Hatırlayamadığım bir adam var, diye! Benim de olamaz mı? Hatırlamıyorum!" derken Veyla'nın da sesi yükselmişti. Ne yapması gerektiğini her zaman bilen, her delikten çıkabilen biriydi, şu an kıvranıyor, yapamıyordu.

"Sana o adama yapılanlar yapıldı mı?" diye bağırırken sormuyor, cevap beklemiyor, öfke saçıyordu. Kadını sarsıp kendisine çekerken "Ha?" dedi. "Senin ruhunu bedeninden ayırıp iki yana attılar mı?"

Veyla var gücüyle "Evet!" diye bağırdı. Veyla'ya yapılan tam olarak buydu. Nixsus'a geldiğinden beridir de ruhuyla kavuşuyormuş gibi hissediyordu. O yine Veyla oluyordu. Konsey'in ürettiği değil, annesinin doğurduğu Veyla.

Gölge "Ulan yalan söyleme artık!" derken kadının diğer kolunu da tutup yüzüne doğru eğildi. "Neyle karşı karşıya olduğunun farkında mısın? Sana ölümlerden ölüm seçerim. Acılardan acılara sürüklerim seni. Belki, demiştim lan!" diye bağırdıktan sonra yüzü iyice buruştu. Sesi kısılmış, gücü tükenmişti. "Belki, gerçekten ilgin yoktur, diye düşünmeye başlamıştım. Belki de sandığım canavar sen değilsindir, diye düşünmüştüm..."

Düşünmemiş, ummuştu. Kadının farklı farklı hallerini gördükçe ve özellikle de öfkeyle ortalarda dolanıp durmasına rağmen onu öptükten sonra böyle ummaya başlamıştı. Başka türlü işin içinden çıkamıyordu. Başka türlü onu öpmüş olmasını da hala öpmek istemesini de kaldıramıyordu ama eğer Veyla masumsa... Herkesin canavarı ama en azından Gölge'nin değilse, bir şekilde üstesinden gelebilecekti. Şimdi herkesin kahramanı olsa bile hala Gölge'nin canavarıydı ve bununla baş edemezdi.

Veyla titrek bir nefes alırken kaşları yavaşça kalktı. Gölge'nin buruk bir şekilde gülümsemeye çalışan dudakları titrerken vücudunu esir almaya çalışan duygudan kurtulma gayretinin getirdiği öfkeyle "Sen yaptın işte!" diye bağırdıktan sonra kadını kapıya doğru ittirdi. Güçlü bir itiş değildi ama Veyla'nın vücuda da güçsüz düştüğünden kapıya doğru sinerken yutkunarak adama baktı. Adamın zihninde ne kadar süreliğine olduğunu bilmediği bir süre boyunca suçlu olmama ihtimali belirmişti. Hangi anda, hangi anlarda belirmişti, Veyla bilmiyordu ama bilmeyi, o anlara dönüp tekrar tekrar yaşamayı diliyordu şimdi. O çok kısa anda, ömrünü geçirmek isterdi. Niye istediğini bilmese de, isterdi.

Veyla'nın sesi titrerken başı eğildi ve "Bilmiyorum..." dedi.

Gölge'nin elleri ensesindeyken gözleri kadının tepkilerinde geziniyordu. Kadın gibi titrek bir sesle "Yapmadım, demiyorsun..." dediğinde Veyla'nın yüzü buruşurken gözleri sımsıkı kapandı. Öyle diyemiyordu. Veyla, 'Ben yapmadım' diyebilmek istedi. Belki de gerçekten yapmamıştı... Ama o zaman niye bu kadını hatırlıyordu? Hatırlamamak zor olsa da, bir gün her şeyi hatırlamaktan da deli gibi korkuyordu. Ya gerçekten yapmışsa? Adamı bu kadar acı dolu hale getiren anlardan birini zihninde tekrar ve tekrar yaşarsa?

Gölge hala neden kadının dudaklarından yapmadığına dair cümleler duymayı bekliyordu, hiç bilmiyordu. Her ok onu gösterirken burada durmuş 'yapmadım' dese inanacakmış gibi kadına soruyordu. İnanır mıydı? Gölge'nin kalbinde dolaşan acı bir anlığına koltuğu korkuya bıraktı. Siktir... Kadın dese, gerçekten inanma ihtimali vardı.

Bu korkunun getirdiği öfke ile yeniden kadına yöneldi. Yere yığılmak üzere olan vücudunu kolundan tuttuğu gibi çekip onu şifre alanına doğru çevirdi. Gözlerini kırpıştırıp kendisine gelmeye çalışırken derin nefesler alıp veriyordu. Sesini temizledikten sonra Veyla'yı tutmayan eliyle şifre ekranını gösterdi. Öfkesinden ve tanımlayamasa da her zerresinde hissettiği başkaca duyguları bir kenara koyup mantığıyla konuşmaya çalıştı. "Bu aşamaya gelebildiysen, bir önceki şifreyi geçmişsin demektir." dedikten sonra yüzü arka plana atmaya çalıştığı acıyla buruştu. Sadece acı değildi. Hayal kırıklığına benziyordu ama bu kadına dair hayalleri yoktu ki, kırılan neydi?

"Çünkü biliyorsun, değil mi?"

Veyla şansa geçtiği ilk aşamayı nasıl açıklayacağını bilemezken sıkkın bir şekilde nefesini üfledi. Seninle ilgisi bile yok. 8081, benim çocukluk yaram ve asla unutamayacağım sayılar. Sana yemin ediyorum, ben hiçbir şey bilmiyorum, demek istedi. Kendine dair hiçbir açık vermemesi gerektiği için, diyemedi.

"Saltar söyledi, değil mi? Bana yaşattığın her acıyı biliyorsun... Her yaram ezberinde, öyle değil mi?" dedikten sonra kadını tutup kendisine çevirdi. Veyla, Gölge'nin elleri yüzünden değil, söyledikleri yüzünden sarsılıyordu. Gölge hatırladıkları yüzünden isterik bir şekilde kahkaha atarken ellerini Veyla'dan çekip ensesine götürdü ve alt dudağını ısırdı. "Orada da benimle oynadınız."

Veyla çaresizce başını iki yana salladı. Yüzü buruşmuş, ağlamak üzere gibiydi. Saltar neyi biliyordu, bu durumla ne ilgisi vardı? Kendisinin bu durumla ne ilgisi olduğunu bile bilmiyordu ki!

"Senin gibi bir kadın Saltar'dan neden korksun? Neden kimsenin sana dokunmasına izin vermeyip..." dedikten sonra yutkunma ihtiyacı hissetti ve daha kısık bir ses tonuyla "... ben dahil..." dedi. Adamın sandığının aksine, Veyla bir onun dokunmasına izin vermek istiyordu. "... Saltar'ın dokunmasına müsaade edesin? O adam seninle yatmak istediğinde..." derken yumruklarını sıktı. Hala, şu anda bile bu ihtimale öfkelenebiliyordu. Aslında düşünmesi gereken adamın Veyla'ya temas etmek istemesi olmamalıydı. Gölge'nin başka detaylara takılması gerekiyordu! "...kabul ettin. Soyunmanı istediğinde, kabul ettin. Engel olup olmayacağımı görmek istediniz, değil mi?"

Veyla, "Hayır..." diye fısıldadı.

"Oyun mu oynuyorsun lan benimle? Zaafım mı olmaya çalışıyorsun?"

Aşk, diyemiyordu. Henüz o kelime dudaklarının ardında mühürlüydü. Sanki bir kere bu ihtimali telaffuz etse, gerçek kılacaktı. Bu yüzden söylemek istemiyordu.

Veyla, "Olamayacağımı biliyorum." dediğinde Gölge birkaç saniye sessiz kaldı. Gergin dudakları ardında dilini çiğnerken gözlerini Veyla'dan alıp güç kazanmak için holograma doğru baktı. Tam da Veyla'ya karşı gücünü kaybetmek üzereyken yine acısıyla sınanmıştı. Gölge unutmamalıydı ama unutmak üzereyken acılar kendisini hatırlatmıştı. İyi ki de hatırlatmıştı. Veyla, Gölge'nin merhametini hak etmiyordu. Veyla'nın her hali yalan, sadece bu hali gerçekti. Gölge yalanlara değil, gerçeklere tutunmalıydı.

Gölge, "Olamazsın." diyerek Veyla'ya baktı. Veyla sıkkın bir nefes alırken dudağının kenarını kemiriyordu. Bunu zaten biliyordu ama duymak da hoşuna gitmiyordu. "O siktiğimin Saltar'ıyla işbirliği içerisindesin, değil mi? Sadece baban değil, Saltar da seni buraya soktu. Babanı daha ilk gün kabul ettin, ama baban için bana değil, benimle babana ihanet edeceğini söyledin. Bana ihanet yeminleri de ettin, ama kendin için yapacağını söylemiştin. Saltar için miydi? Nixsus'u geri istiyor, öyle değil mi? Ne yapacaksın? Sen devireceksin, o mu yönetecek?"

Veyla, en azından bildiği ve hatırladığı bir konu diye hızla "Hayır." dedi. Devireceği şüphesizdi ama Saltar yönetmeyecekti. Belki de yönetmek istiyordu ama Konsey'in amacı bu değildi. Gölge dilini kemirirken kadının yalan söylemiyor gibi gözüktüğünü düşündü. Diğer anlarda kafası karışık konuşmuştu ama bu an, gerçek gibiydi. Gölge kendi kendisine yüzünü buruşturdu. Yine kadına inanmaya çalışıyordu. Yine yalanlara tutunmaya çalışıyordu.

"Baban da yeniden Konsey'e çalışıyor. Öyle mi?"

Veyla'nın kalbi kulaklarında atmaya başlarken adamın ne kadarını bildiğini anlayamadı. Yeniden, demişti. Bir ara işbirliklerinin bozulduğunu düşünüyor olmalıydı ama şu an yeniden bir arada olduklarını düşünüyormuş gibi konuşmuştu. Bir ara aynı tarafta olduklarını bile nereden biliyordu, Veyla anlayamadı. Peki, neden sonradan ortaklıklarının bozulduğunu düşünüyordu? Veyla tüm bunları soramaz, doğrusunu anlatamazdı. Aksine, bir an önce bu düşünceden Gölge'yi uzaklaştırmalıydı. Eğer böyle düşünürse, Veyla'nın da Konsey'in casusu olduğunu anlayacak, demekti.

Gölge "Sen de..." derken yüzü olabildiğince buruştu. Gözleri Veyla'nın yüzünde gezinirken iğrenmeye çalıştı. Önceden bunun için çabalaması gerekmiyordu. Şu anda da öfke ve soğuklukla doluydu ama iğrenebiliyor gibi hissetmiyordu. "... Konsey'in casususun. Tüm bu saldırılar da senin başının altından çıkıyor." dedikten sonra isterik bir şekilde sırıtıp "Zaten aksine nasıl inandım?" dedikten sonra iç çekerek gözlerini sağındaki duvara çevirdi. İsterik sırıtışında alt dudağını ısırıyordu. Kendi kendisini sorguluyor, daha çok kendisine kızıyordu. Konsey'in casusunu öpmüştü. Konsey'in casusunu hala öpmek istiyordu. Halkına saldıran birini... Bu Konsey'in ona yaptıkları arasında en can alıcı olandı.

Veyla hızla düşüncelerinin ve söylediklerinin kontrolünü kazanmaya çalıştı. Yokuş aşağı yuvarlanan bir arabaydı. Bir an önce atlamazsa, bu an her şeyin sonunun başlangıcıydı. Gölge, aptal bir adam değildi. Süreç içerisinde Veyla'nın sağlamaya çalıştığı güven ve uydurduğu kılıflarla Veyla'yı baş şüpheli koltuğundan indirmişti ama her zaman şüphelenmeye devam etmişti.

Veyla, "Babamın insanlarla işi yok." derken devamında neler söyleyebileceğini düşünüyordu.

Gölge'nin gözleri hızla Veyla'ya döndü. Kadın alenen yalan söylüyordu ve Gölge hala derdini konuşarak çözmeye çalışıyordu. Veyla her konuştuğunda, bir başka yalan söyleyecekti. Gölge hala neyi bekliyordu?

"Zaafım olma çabana güveniyorsan, o anlarda sana merhamet ettiğimi düşünüyorsan..." derken kadının üstüne yürüyordu. Veyla yine kapıyla arasında sıkıştığında Gölge kadının niye kendisini savunmaya çalışmadığını anlayamıyordu. Zaten Gölge de saldırır gibi değildi. Esip gürlüyor ama can yakamıyordu.

"... yanılıyorsun. Hiçbirinin seninle ilgisi yoktu. Benim sana merhametim yok ve sikeyim, sen bunu kanıtlamamı ister gibi davranıyorsun."

Veyla, "Hangi anlardan bahsettiğini anlamıyorum bile." diye mırıldandı. Bu konuda dürüsttü. Gölge'nin kendisine merhamet ettiği bir an hatırlamıyordu.

Gölge, "O zaman ne demek Drithar'ın insanlarla işi yok ulan? Drithar değil mi ölüm laboratuvarlarını kurduran?" diye sorduğunda Veyla'nın yüzünden kan çekildi. Kalbi Veyla'nınkiler gibi Gölge'nin kulaklarında da gürültüyle çarptı. Kaşları yavaşça kalkarken dudakları aralandı. Vücudu yığılacakmış gibi olduğunda Gölge hızla kadının belinden tuttu. Kadının neye bu kadar şaşırdığını anlayamamıştı. Veyla'nın bu zehir aklıyla rol yapabileceğinden emindi ama şu an, nedense gerçek bir anmış gibi geliyordu. Gölge'nin değerlendirme yeteneği zarar görmüş olmalıydı. Hem de çok zarar görmüş olmalıydı! Tüm algıları ve yanılgıları, Veyla lehine oluşmaya çalışıyordu? Niye? Niye...

Veyla, "Öyle değil..." dediğinde Gölge kadının güçsüzlükle eğilip durmaya çalışan başını kaldırmak için çenesini kavradı. Öfkesine rağmen nazikti tutuşu. Veyla, ne düşüneceğini bilemiyordu. Vücudu titriyor gibi hissediyordu. Gölge'nin ölüm laboratuvarlarını nereden bildiğini, bilmiyordu ama bu bilgisinde yanılıyor olmalıydı. Babası birçok kötülük yapmıştı ama hayır, orayı kurdurtmamıştı. Senin için, diyerek Veyla'nın orada kalmasını sağlamıştı ama hayır, Veyla'yı oraya bizzat yollayan değildi. Kurtaramadığı bahanesiyle kardeşinin ölümüne sebep olmuştu ama hayır, kurtarılması gerekmek üzere kardeşinin oraya gitmesini sağlamamıştı. Seksen... Ve nice çocuklar... Hayır, bunlara babası sebep olmamıştı. Çünkü buna inanmak, seksene karşı sorumlu hissetmesini sağlardı. Veyla canavar olmaya alışıktı ama seksenin de canavarı olmak... Hayır, olamazdı.

Gölge, kadın eğer rol yapıyorsa bir an önce bırakmasını istedi. Kadın böyle yığılacakmış gibi olduğunda Gölge tutmadan duramıyordu! Bıraksa, kadın yığılacaktı işte. Neden bırakmıyordu? Kadına inanmadığını göstermekten çok, kadın artık Gölge'nin kalbini sızlatan rolleri bıraksın diye "Sen değil misin o çocukları toplayıp toplayıp oraya götüren?" diye sorduğunda Veyla'nın midesi kasılırken gözleri hızla Gölge'ye doğru kalktı. Yüzü olabildiğince buruştuktan sonra acıyla yutkundu. Önce "Hayır..." diye soludu. Veyla oranın cellatı değil, kurbanıydı. Gölge henüz araya girmemişken sesini yükselterek "Hayır!" dedi.

Gölge burukça gülümsedi. Kadın yalan söylüyordu. Ve öyle güzel söylüyordu ki, Gölge inanmak istiyordu. Gölge hep gerçekleri severdi, bu kadın yüzünden artık yalanları da seviyordu.

"Tek bir anın bile gerçek değil, değil mi?"

Veyla'nın dudakları titreyerek bükülürken başını onaylamaz bir şekilde salladı. "Gölge, ben öyle bir şey yapmadım."

"Baban onlar ile henüz bozulmamışken, büyünle çocukları hem Nix tarafından hem Amorsus tarafından kaçırıp Konsey'in aracısına teslim etmediğini mi iddia ediyorsun?"

Gölge, Terralara büyünün izinin sürülmesini sağlamıştı. Aracının beyanı da, şüphesiz bir şekilde açıktı. "Ben çocuk katiliyim..." derken Gölge nefes almakta zorlanmaya başladı. Gerçek zaten ağırdı ama bunu söylemek, daha da ağırdı. "... sen de çocuk hırsızısın. Ve sen benden bile betersin çünkü orada çocuklar ölümü yeğliyor."

Veyla, "Hayır!" diyerek Gölge'nin ellerinden kurtuldu. Gölge'yi ittirmek yerine kendisi geriledi ve yine kapıya sindi. Kapının ardında her ne vardı bilmiyordu ama Veyla içsel olarak buraya geldiğinden beridir o kapıya çekiliyordu. Kapıya sığınıyordu.

"Ben öyle bir şey yapmadım! Eminim, yapmadım!"

"Hatırlayamadığın bir kadın olduğuna inanmamı istedin. Şimdi de ısrarla hatırladığını söylüyorsun."

Veyla'nın nefesini kesilirken kaşları çatıldı. Hatırlayamadığı zamanlarda yapmış olabilir miydi? Oranın en büyük kurbanlarından biri olduktan sonra, oraya yeni kurbanlar yakalamış olabilir miydi? Gölge, emin bir şekilde konuşuyordu. Belki de Gölge bile, Veyla'nın geçmişini daha iyi biliyordu.

Gölge kadının yüzündeki ifadeleri izlerken burukça gülümsedi. "Ne oldu? Hatırlamaya mı başladın?" diye alay etti. İstediği alay etmek değil, bağırıp çağırmak ve hatta ağlamaktı. Seneler sonra ağlama isteği baş göstermişti.

Veyla elleriyle yüzünü kapatırken bir yandan başının sancısıyla, bir yandan da midesinin bulantısıyla baş etmeye çalışıyordu. Hatırlamaya çalışıyordu. Öyle bir canavar olmadığını hatırlamalı ve rahatlamalıydı. Eğer o karanlık ve hatırlayamadığı geçmişinde bunu da yaptıysa, kendisini asla affedemezdi. Veyla'nın kardeşi kurban olmuştu. Veyla da başkalarının kardeşlerini mi kurban etmişti? Ondan nasıl bir canavar var etmişlerdi ki böyle bir şey yapabilmişti? Gölge yanılıyor olabilir miydi? Niye bu kadar emin konuşuyordu?

"Ben bir şey yapmadım..." diye fısıldadı. Gölge'ye değil, kendisine söylüyordu. Gölge'den çok, kendisini inandırmak istiyordu ama Gölge de inansın istiyordu. Zaten Veyla'dan yeterince nefret ediyordu, daha fazlasını istemiyordu. Son zamanlarda ara ara nefret aralanır gibi oluyordu. Şimdi ise tüm gerçekler yeniden Gölge'nin yüzüne çarpmıştı. Veyla bile Gölge'ye nefret etmesinde hak veriyordu. Adamın öfkesine, nefretine katlanamamaya başlamışken, şimdi yine tüm ihtimaller imkânsızlaşmıştı. Ne ara umutlanmıştı, bilmiyordu ama umutları yastığında kalacaktı. Sadece uyumadan önce yaşanacaktı.

Gölge, Konsey ile işbirliği kısmından emin değildi. Drithar ile Konsey'in ortaklığının son bulduğunu düşünüyordu. Saltar ise Drithar ile düşman gibi gözüküyordu. Drithar bu şehri Saltar ile bölüşecek bir adam değildi. Bu sebeple kızını buraya, Saltar işbirliğinde değil kendisi sokmuş olmalıydı. Veyla da Amorsus'un hükmedebileceği biri değildi. İnsanların Veyla'ya gücü yetemiyor olmalıydı. Zihni Veyla'yı temize çekmeye çalışan bahaneler arıyordu. Kadın elle tutulur hiçbir şey söyleyemiyordu ama Gölge'nin zihni onun yerine çabalıyordu. Ama şifreyi nereden öğrenmişti? Gölge'nin yaptığı suçlama yüzünden bedeninin güçsüz düştüğü kadını izledi. Duyduklarından memnun kalmamış gibiydi. Memnuniyetsizliği de Gölge'nin bilmemesine olsa adamı ikna etmek için uğraşırdı ama daha çok kendisiyle konuşuyordu. Şaşırmış, kabullenmemeye çalışıyordu. Gölge kendi değerlendirmelerine çok güvenemiyordu. Şu anda da kadının davranışlarını lehine yorumluyor olabilirdi. Kadın, Gölge'yi kandırabilsin diye adeta yardım eder gibiydi. Öfkeyle sordu.

"Şimdi, şifreyi nasıl öğrendiğini anlatmakla başla."

Veyla geçmişinde yapmış olabileceklerine karşı duyduğu mide bulantısıyla baş etmeye çalışırken ellerini yüzünden çekmeden "Sadece denedim." dedi. "Bilerek değil, şansıma açtım."

Gölge yeniden bağırmaya başlarken "Ulan buna inanmamı nasıl beklersin?" diye sordu. Kadının elinden daha iyi yalanlar gelebileceğini düşünüyordu. Niye saçma sapan konuşup duruyordu? Niye inanması için çabalar gibi değildi?

"Sen gözümü kırpmadan bin tane okkalı yalan uydurabilecek bir kadınsın. Niye sik sik yalanlar buluyorsun?"

Veyla ellerini yüzünden çekerken "Çünkü yalan değil!" diye bağırdı. Gölge dişlerini gıcırdatarak burnundan soluduktan sonra kapıyı gösterdi. "Bu odayı nasıl buldun? Alarmı sen çalıştırdın, değil mi?"

Veyla, yüz ifadesini kontrol etmeye çalışarak "Şarap mahzenindeydim." dedi. "Alarmlar çalmaya başladı, çıktım. Senin o çalışanını da bu odadan çıkarken gördüm. Telaştan kapıyı açık bıraktı. Ben de merak ettim, geldim. Ve evet, burada sana karşı bir şey görseydim, kullanırdım. Sana sonsuz bir sadakatle bağlı olmadığımı, hatta mutlak ihanet vadettiğimi biliyorsun. Böyle bir anı kaçırmak istemedim ama hayır, alarmla benim alakam yok."

Kadının yüzü buruşup duruyor, nefes nefese konuşuyordu. Midesi hala bulandığından ve duyduklarını kaldırmakta zorlandığından, kötü bir halde gözüküyordu. Bu sebeple Gölge, yalan söyleyip söylemediğini anlayamadı ama evet, en azından bu bir yalansa, biraz öncekilerden daha başarılıydı.

"Şifre?"

"Sadece denedim!" diye bağırdı. "Şanstı. Uğursuz kelebeğim ya ben? Herkese uğursuz, kendime uğurlu?"

Gölge, kadının şansının yaver gittiğini biliyordu. Bizzat büyüsü bunu yapıyordu. Bu sebeple bu kısma da inanabileceğini düşündü. İnanmaması gerektiğini biliyordu ama inanç isteğine yardımcı olabilecek bir bahane bulabilmişti.

"Peki, Lavin?"

Veyla, "Yemin ediyorum ismi ve yüzü dışında hiçbir şey bilmiyorum." dedi. "Biliyorsam bile, hatırlamıyorum." dedikten sonra bir soru sormadan önce yutkunması gerekti. Mide bulantısı ve baş sancısı mümkünmüş gibi daha da arttı. "O..." diye başladıktan sonra es verip güçlükle sordu. "O, sevdiğin kadın mıydı?"

Gölge ile göz göze kaldıkları birkaç saniyenin ardından Gölge'nin kaşları çatılırken gözleri kısıldı ve gözleri solundaki duvara doğru kayarken sıkkın bir nefes alıp verdi. Hiçbir şey anlayamıyordu. Kadın hem bir şeyler biliyormuş gibi, hem de hiçbir şey bilmiyormuş gibi davranıyordu.

Gölge cevap vermeyince Veyla'nın başı yeniden hafifçe eğildi. Üzgün gözleri zeminde gezinirken dudağının kenarını kemirip duruyordu. Bir sürenin ardından yavaşça holograma doğru bakmadan duramadı. Güzel bir kadındı. İnsandı, Gölge'nin ölümsüzlüğüne ömrü yetmezdi ama yine de çok güzel bir kadındı. Hoş bir gülümsemeye sahipti. O zamanlar gülümseyebiliyor olmalıydı. Şimdi ise ölüydü. Veyla yüzünden, ölüydü. Veyla şimdi neden adamın Yıldat için 'bir çakıl taşı bile olamaz' dediğini anlayabiliyordu. Gölge ile Veyla arasında koskocaman bir dağ vardı. Veyla'nın bilmeden, belki de istemeden yarattığı bir dağ. Gölge de dağı aşmazdı. İstese, belki gücü yeterdi ama istemezdi.

Gölge gözlerini yavaşça Veyla'ya çevirdi. Derin bir nefes alıp verdikten sonra "Son bir kez soracağım." dedi. "Eğer kendi isteğinle anlatmazsan, cevapları ben alacağım."

Veyla, şimdiye kadar başına şimşekler yağmadığına şaşırıyordu zaten. İşte Gölge'nin gazabına uğrayacağı ana gelmişti. Sevdiği kadın için, nefret ettiği kadının canını nasıl yakabileceğini izleyecekti. Veyla hep Gölge'nin nefret ettiği kadın olarak kalacaktı ve Gölge, bundan daha büyük bir ceza zaten ödetemezdi.

"Bana Lavin'le ilgili her şeyi anlatacak mısın, yoksa anlatmayacak mısın?"

Veyla, titrek sesiyle "Sana anlatabileceğim hiçbir şeyim yok." dedi. "Bana inan ya da inanma ama gerçek bu. Hiçbir şey hatırlamıyorum."

Gölge, kadına kaşlarını kaldırdı. Son bir kez soracağım demişti ama kaşları da sorarak kalkmıştı. Bir iki cümle bile olsun, bir şeyler söylemesini istiyordu. Kadının canını yakmak istemiyordu. Bir gün öldürmek niyetindeyken, canını yakmak istememesi oldukça tehlikeli bir durumdu. Gölge hayatı boyunca hep tehlikedeydi ama ilk defa tehlikeden korkuyordu.

Veyla başını onaylamaz bir şekilde salladığında Gölge dilini dudağının kenarında gezdirerek bakışlarını kaçırdı. Kulağını dolduran sesin, hangisinin kalp atışları olduğunu seçemiyordu. Gözleri odaksızca odada dolanırken bunu ona yaptırtmak zorunda bıraktığı için Veyla'dan bir kere daha nefretti. Ve bunu yaptığında Veyla da Gölge'den bir kere daha nefret edecekti. Bir kere daha, belki de bin kere daha...

"O zaman sana hatırlatalım kelebek."

**

"Niye buradayız?"

"Birazdan anlayacaksın."

Veyla, önünü göremediği için gergin hissediyordu. Adamın başına şimşekler yağdıracağını, belki yine okyanusun dibine, kâbus mağarasına göndereceğini sanmıştı ama başka bir planı varmış gibiydi. Karanlıkta ilerlerken gergin hisseden tek kişi Veyla değildi. Gölge karanlığı sevmez, onu kötü anıları hatırlatırdı. Yine de şimdi karanlığın ortasında, Veyla'nın ardında kollarından yönlendirerek ilerletirken korktuğu karanlık değildi.

Demir bir kapı açıldığında Veyla yanından geçerken koluna temas eden soğukluğunu hissetti. Gölge'nin zindanlarını da deneyimlemişti. Manafet cam ile kaplı olsalar da Veyla'nın büyüsünü pek de azaltabildiği söylenemezdi. Yine de dönüp de Gölge büyüsüyle hapis edebileceği için Veyla zindandan kaçmaya çalışmamıştı. Zindanda olmadığında da hayatının kayda değer bir farkı yoktu. Yaşamak, başlı başına bir işkenceydi.

Veyla'nın kollarından Gölge'nin elleri eksildiğinde Veyla'nın gerginliği arttı. Onun sürüklediği bir cezada bile, eli kolu kadının üstündeyken Veyla kendisini güvende hissediyordu. Doğa'ya lanetler okuyordu ama gerçek buydu. Veyla, Gölge'nin temaslarını sadece arzulamıyor, güven doluyordu. Ne çelişkili bir işkenceydi? Zenith üzerinde onu güçsüz bırakan tek büyü Gölge'ye aitti ve yine güvendiği tek ten, Gölge'nindi. Yıldat'ın söylediğine göre Veyla'yı kandırmayı amaçlayarak dokunan bir tendi, ama bu gerçeği öğrenmesine rağmen Veyla'nın hissettikleri değişmemişti.

Gölge, Veyla her nerede ise uzaklaşmaya başladı. Ardından yeniden demirin sesi duyuldu. Bir kapı kapanmış, kilitlenmişti. Veyla'nın büyüsüne demirler, kilitler, manafet eşyalar yetmezdi ama adam büyüsüyle hapsetmek yerine yeterince şartın sağlandığını düşünerek uzaklaşıyorsa, bir bildiği olmalıydı.

Gölge, demir parmaklıkların ardına çıktıktan sonra karanlıkta görebilen gözleriyle Veyla'ya baktı. Kadının gergin olduğunu hissedebiliyordu. Tenine dokunduğunda, nedense duyguları Gölge'ye akar gibiydi. Gergindi, üzgündü, yorgundu. Gölge tüm bunları hissedebiliyordu ama cevapları hissedemiyordu. Gölge'ye cevaplar da lazımdı.

"Belki bu hatırlamana yardımcı olur, kelebek."

Gölge'nin büyüsünü yönlendirmesiyle ışıklar açılırken Veyla'nın karanlığa alışmış gözleri önce kırpışarak Gölge'yi buldu. Gölge, Veyla ile göz göze gelip de bu kadar yumuşak bir bakışa şahit olduğu son an olduğunu düşündü. Birazdan kadının bakışları değişecekti.

Veyla'nın anlamaya çalışan gözleri demir parmaklıklara, ardından da içerisine döndü. Karşısındaki adamı gördüğü gibi vücudu irkildi. Veyla'nın irkilmesini izleyen Gölge'nin yüzü hafifçe buruştu ve çenesi kasıldı. Veyla ellerini ardına götürüp gerilemeye başlarken dudakları korku ve şaşkınlıkla harmanlanmış bir halde aralandı. Sırtı demir parmaklığa değdiğinde yıkıp geçmek, büyüsüyle hiç var olmamış gibi yok etmek istiyordu ama biliyordu. Korktuğu zamanlarda büyüsü, bir patlamayla gelmediği sürece oldukça uzaklara gidiyordu. Konsey ve babası, Veyla'yı korkutarak programladıkları ve korkutmak istediklerinde zarar görmemek için belirli korkuları bir zaaf haline getirdiklerinden, Veyla büyüsüne ulaşamıyordu.

Ve şimdi karşısında, zaafı olan bir korkusu vardı. "Anlamıştın..." diye mırıldandı. O gün, o kulaklığı uzattığında Gölge aslında Veyla'nın neden garip davrandığını anlamıştı. Demir kafesin içinde, babasının büyüsüne benzer bir büyüye sahip ve şimdi irileşmiş lunamsı vücuduyla dikilen Xalia'dan olabildiğince uzak durmak için kafesin köşesine doğru sırtını parmaklıklara sürterek harekete geçti. O Xalia'dan uzak köşeye varınca ise, parmaklıklara iyice sindi. Lanet olsun ki, Gölge'ye yakın olan köşeyi seçmişti. Xalia henüz kükremeye başlamamış olsa da kalbi çıkma isteğiyle göğsünü zorluyordu. Zaten iyi halde olmayan vücudu titremeye başlamıştı ve yakınlarda ardına saklanabileceği bir Gölge yoktu. Gölge kafesin dışındaydı ve onu bizzat buraya o sokmuştu. Gölge sığınak değil, felaketti.

Gözleri yavaşça Gölge'ye dönünce, adam hızla yüz ifadesini düzeltmeye çalıştı. Kadının korkusunu üzgün bir şekilde izlediğinin farkındaydı ama mani olamamıştı. Şimdi göz gözelerken ise bunu olabildiğince saklamaya çalıştı. Veyla, "Anlamıştın... Zaafımı gördün ve sonra kullanmak üzere aklının bir köşesine not ettin..." dedi. Sesi de vücudu gibi titriyordu. Gölge iç çekerek parmaklıkların ardında Veyla'ya yaklaşmaya başladı. Veyla'nın sindiği köşenin ardında parmaklıkların arasından kadının güzel yüzüne baktı. Güzel yüzüne birçok şey yakışıyordu. Başlarda Gölge, korkuyu ve acıyı da yakıştırıyordu ama şu an, bu görüntüden hiç haz etmemişti.

"Sırf planın bozulmasın diye bana o kulaklıkları verdin. Bana yardımcı olmak istemedin. Sadece daha uygun bir zamanda canımı yakmayı amaçladın."

Gölge, 'keşke' diye düşündü. Keşke derdi, amacı, düşünceleri böyle olsaydı. Oysaki yardımcı olmak istemişti. Planım bozulmasın, bahanesi altında ama yardımcı olmak istemişti. Bugün, bu öfkeyle bu cevapları almak istemese, bu zaafını kullanır mıydı, emin değildi. Kullanacağını sanmıyordu ama kadına söz vermişti. Tüm yaralarını bulup kadının canını oradan yakacaktı. Şimdi de öyle yapıyordu ama kadının korkusunu izlerken neden daha yapmadan pişman olmaya başlamıştı?

Gölge, "Şaşırdın mı?" diye sordu. Kadın şaşırmış gibiydi. Hatta... Gölge, emin değildi ama kadın garip bir şekilde kırılmış gibi görünüyordu. Veyla kırıldığında nasıl görünürdü, hiç bilmiyordu ama bu yüz ifadesi farklıydı. Hatta bir süre öncesine kadar Veyla'nın kırılacak bir kalbi olmadığından da emindi ama kalbinin varlığını kabul etmişti. Şimdi de kırabildiğinden şüphelenmişti. Şu an Veyla'yı sadece zaafı değil, Gölge kırıyor gibi görünüyordu ve ilk günlerde bunun hayalini kurmuşken şimdi gerçekten böyleyse, niye hoşuna gitmediğini anlayamıyordu.

Veyla, "Şaşırmadım." diye fısıldadı. Fısıldadı çünkü sesi kontrol edemeyeceği kadar üzgündü. Elbette şaşırmamalıydı. Adam ilk günden beridir başka bir şey vadetmemiş, her imkânı değerlendirerek Veyla'nın canını yakmıştı ama bazen de... Bazen de isteyerek ya da istemeyerek fark etmez Veyla için hayatı kolaylaştırmış, bir sığınak gibi olmuştu. Veyla da o anlara mı bel bağlamıştı ki şimdi şaşırıyordu?

Gölge, cevabın dürüstlüğünden emin olamadı ama verilmiş olan cevaba inanmak istedi. Eğer Veyla korkuyorsa, Gölge bunun üstesinden gelebileceğini düşünüyordu ama kadın kırıldıysa, bu çok daha fazla cevaplanamayacak soruyu beraberinde getirirdi. Gölge bazı sorularına cevap almak için kadını bu hale getiriyordu. Bazı sorulara cevap almamak içinse kendisini de bu hale getirmeyi göze alırdı.

"Suçlu sen değilsin."

Gölge'nin kaşları kalkarken gergin dudakları ardında dilini çiğneyerek kadını dinliyordu. Veyla burukça gülümsedi. "Suçlu benim. Senin yanında korkumu gizleyemedim."

Gölge de burukça gülümsedi. Bir yanı kadının tüm korkularını keşfedip giderebilecek kadar gücü olduğunu biliyordu ama bir yanı da keşfederse hepsinden kadını yaralayacağını bildiği için daha fazla zaafından haberdar olmak istemiyordu.

Gölge, "Hatta sığındın." dediğinde Veyla'yla birlikte aynı anda kalpleri kırıldı. Bunu Veyla'nın kalbini kırabiliyorsa, kırmak için söylemişti ama söylemekle, kendisinin de kalbinin kırılacağından habersizdi. Yanan göğsü onu çaresiz hissettirirken kadının yüzünü gördükçe yangın artıyordu. Veyla'nın gözleri bulutlanmış, titrek bir nefes almıştı. Dudağı sağ kenarına doğru hafifçe kıvrılıp düzelirken gözlerini kaçırmıştı. Gölge, yutkunduktan sonra göğsünde acıyan yarasına bastırmak pahasına "Ardıma geçtin." dediğinde Veyla gözlerini sımsıkı kapatarak başını eğdi. O anda da yapmaması gerektiğini biliyordu. Adama sığınması değil, savaşması ya da kaçması gerekiyordu. Ortası yoktu. Ya Gölge'yle savaşacaktı ya da ondan kaçacaktı. Öylece yanında kalamıyordu. Gölge'nin hayatında Veyla'nın öyle bir yeri yoktu.

Gölge, kadının pişmanlığını izledi. İşte bu farklı bir pişmanlıktı. Onu öptükten sonra kadının yüzünde gördüğü ifadeler bunlar değildi. O zaman... Öptüğünde olan neydi?

"Seni korurum, sandın."

Veyla hafifçe gülerken başını eğdiği için saçları da yüzünü örterek omuzlarından düşmüştü. Gölge, kadının güzel yüzünü örten saçlara kızamadı. Saçları da izlenilmesi gereken ayrı bir ayrıntısıydı. Kuruyan dudağını yaladıktan sonra "Gücüm yeter." dedi. Veyla'nın başı kalkarken gözleri hızla Gölge'ye döndü. Adamın yüz ifadelerini anlamlandırmaya çalıştı ama yapamadı.

"Ama yapmam."

Veyla, "Senin korumana ihtiyacım yok." dedikten sonra yine güldü. Ağlama isteğini gülerek bastırıyordu ama gülüşleri birazdan hıçkırıklara dönebilirdi. Gölge de kadının sinirlerinin ne denli bozuk olduğunu görebiliyordu ama onu bu hale getirenin zaafı mı yoksa Gölge'nin yaptıkları ve söyledikleri mi olduğunu anlayamıyordu. Veyla'yı kırabilmeye gücünün yettiğini görse, bilse, gerçekten kırar mıydı?

Gölge, "O zaman neden bana sığınıyorsun?" diye sorduğunda Veyla gülüşünde alt dudağını ısırdı. Adamın ağzına bu lafı verdiği için kendisine inanamıyordu. Her şey adamın lehine ilerliyordu. Veyla buraya geldiğinden beridir her geçen gün ruhundan kan kaybediyordu. Karakterini ve duygularını kazandıkça, o kadar da işe yarar bir şey olmadıklarını anlıyordu. Yaralanabilir bir hale geldiğinden beridir, durmadan kanıyordu. Hepsini de Gölge akıtıyordu. Gölge ise şehri saldırılarla boğuşsa bile en azından söylediklerinin ardındaydı. Veyla'ya yaşatmak istediklerini bir bir yaşatıyordu. Niye böyle oluyordu? Veyla ne ara ipleri kaybetmeye başlamıştı? Niye tekrar tutamıyordu?

Veyla, "Sığınmıyorum." dedi. "İnsanların bir lafı vardır. Denize düşen, yılana sarılır, diye. Herhangi birine ihtiyaç duyduğum anlarda yanımda oluyorsun. Zaten genelde o anları sen yaratmış oluyorsun."

Gölge, kâbus mağarasını hatırladı. O gün de, o anları yaratan Gölge olmasına rağmen adama sığınmıştı.

Gölge, sıkkın bir nefes alıp verdi. Göğsündeki hissiyattan kurtulamıyordu. "Bugün kime sığınacaksın?" diye sorduğunda Veyla buruşmaya çalışan yüzünü kaçırmak için başını diğer tarafına çevirdi. Demir parmaklıkları sımsıkı tutarken hemen karşısındaki Xalia'ya bakmamaya çalıştı ama göz ucuyla bile olsun varlığını görebiliyordu. Gölge'ye doğru bakarken göz ucuyla gördüklerini unutabiliyordu ama şimdi, kırılan kalbi korkuyla atıyordu. Şu anı Gölge yaratmasına rağmen neden Gölge'ye bakarken, onunla konuşurken karşısındaki Xalia'yı unutabiliyordu?

Veyla, "Güvenebileceğim tek şeye." diye fısıldadı. "Kendime."

Sığınmak, güvenmekti. Teslim olmaktı. Veyla ardı ardına, bu duyguları Gölge'yle yaşıyorken böyle anlarda ise ne kadar yanlış yaptığını anlayabiliyordu. Böyle giderse aralarındaki savaşta adama yenilirdi. Zihnindeki komutlara rağmen ona yenilirdi ve sonra ya adam ya Konsey ama biri onu öldürür ya da daha da kötüsü sonsuz bir işkenceye maruz bırakırdı.

Gölge, kadının parmaklıkları sımsıkı tutan ellerine baktı. Gözlerini hızla kaçırıp dudağını yalarken ardına döndü. Gözlerini sımsıkı yumup açarak kendisine gelmeye çalıştı. Birkaç saniyenin ardından sesini temizleyip "Demek, zaafını kullanmam seni şaşırtmadı ama bunun seni şaşırtacağına eminim." dediğinde Veyla'nın gözleri Gölge'ye döndü. Adam ona değil, bulundukları depo gibi alanın girişine bakıyordu. Bulundukları alan yüksen tavanlı, geniş, içerisinde ne bulunduğu bilinmez kutuların raf raf dizildiği ve ortasındaki geniş ve büyük alanda ise kafesin konumlandırıldığı bir yerdi. Tavan öyle yüksekti ki, kapının hemen yanındaki merdivenlerden çıkılan duvarla değil, korkulukla çevrelenmiş bir ikinci katı da vardı. Veyla, manafet camla örtülmüş alanın ardında sandalyelerin olduğunu görebiliyordu. Birkaç saniye sonra sandalyeler dolmaya başladı. Veyla'nın gözleri kısılırken midesi yeniden kasıldı. Mıntıka yöneticileri, bu anı izlemek üzere davetliydi.

"Artık gizleyemiyor, hatta sığınıyorsan korkunu görmeme alışmışsındır kelebek."

Veyla'nın gözleri Gölge'nin geniş omuzlarına düşerken birkaç saniye sonra Gölge de yüz ifadelerini toparlamayı başarmış, Veyla'ya dönmüştü. Kadının kendisine sığınmasından korkuyor ama öyle çok istiyordu ki. Böyle olduğuna emin olsa, sanki onun felaketi olamayacakmış gibiydi. Kadın hala reddediyordu. Kadın reddettikçe de Gölge inanmaya çalışacaktı çünkü felaketi olması gerekiyordu. Yine de artık felaketi olmak, sığınağı olmaktan da zor gibiydi.

Veyla, dişleri arasından "Ben sana sığınmıyorum." dedi. "Asla! Asla olmayacak öyle bir şey."

Gölge, "Umarım." dedi. "Sığınma bana. Sığınma ki, felaketin olayım."

Veyla, "Asıl sığınırsam felaketim olursun." derken parmaklıkları öyle sıkıyordu ki parmak boğumları kızarmıştı. Gölge'nin, Veyla'nın ona sığınmasını umacağını sanıyordu. Çünkü öyle olursa Veyla'ya daha çok zarar verebilirdi ama adam aksini umduğunu söylemişti.

Gölge, kadının bulutlu gözlerine yoğun bir şekilde bakarken güçlükle yutkundu. Gözleri yavaşça kapanıp açılırken "Yanlışın var." dedi. Veyla'nın kaşları kalkarken "Nasıl?" diye sordu ama Gölge gözlerini kaçırıp ardına, misafirlerine döndü. Geniş alanda onlara doğru ilerlerken üst yarım katta oldukları için başını da onlara doğru kaldırarak ellerini iki yanında açtı.

"Bahisler toplandı mı?"

Veyla'nın yüzü buruşurken gözlerini sımsıkı kapattı ve başını eğdi. Yıldat değil, Veyla Gölge'nin yolunda, hatta ayağının altında bir çakıl taşı gibiydi. Eziliyordu. Bir çöpmüş de kutusuna bile sığamamış, başka çöpler tarafından bile istenmeyerek itilmiş, yere düşmüş gibi hissediyordu. Sokaktan gelen geçenler eziyordu ama tek bir darbe, canını yakıyordu. Gölge de onun üstüne bastığında, canı böyle yanıyordu.

"Parasını kelebeğe yatırmayan var mı ki?"

"Bir düello değil, bir infaz izleyeceğiz anlaşılan Gölge Kral. Suçluların infazını Uğultu yapıyor sanıyordum. Artık uğursuz kelebek mi ceza kesiyor?"

"Bence diğer düellocu bile son parasını Veyla Aldar'a yatırmıştır. Tabii kazancının tadını çıkartamadan son nefesini verecek." dedikten sonra pis pis kahkahalar alanı doldurdu. Veyla neye daha çok midesi bulanıyordu, çözemiyordu. Bir elini parmaklıktan çekip dudaklarına götürdü. Kusmak üzereydi ama koy vermemeye çalışıyordu. Saçlarının yüzündeki korkuyu yeterince örttüğünü umuyordu ama birazdan ne olacaktı? O lanet Xalia kükreyerek Veyla'ya saldırdığında Veyla nasıl kendisini koruyacaktı? Babasından hiç koruyamamıştı... Babasına hiç başını kaldıramamış, öyle anlarda göz göze gelmekten bile kaçınmıştı. Babası ise çenesinden kavramış ve kızın yüzünü hep kendisine çevirmişti. Veyla, babasınınkine benzer gözlere bakmaya da o sesi duymaya da hazır değildi. Korkusunu belli etmiş, Gölge'ye sığınmıştı ve işte, cezasını kesiyordu. Şimdi sadece Gölge değil, tüm mıntıka yöneticileri görecekti. Veyla her ne olursa olsun boyun eğmemesi ve herkese bela oluşuyla tanınırdı. Şimdi dillere alay olacaktı.

Gölge, "Kral bahsini kelebekten yana oynamadı." dediğinde Veyla burukça gülümsedi. Gülümsemek değil, gülmek, kahkahalara boğulmak istiyordu ama hiçbirisi mutluluktan olmayacaktı. "Göreceksiniz. Bu gece, Veyla Aldar pes edecek."

"Gölge Kral, sen hep doğruyu bilirsin ama sence de... Bu biraz imkânsız değil mi? Veyla Aldar'dan bahsediyoruz."

Gölge, "Her kelebeğin kanadını kıracak bir zaafı vardır." dediğinde Veyla elini ağzından çekip boynuna, ensesine doğru götürdü. Bayılmasa, iyiydi. İnsan güçsüzlükleriyle baş etmeyeli yıllar olmuştu ama şu an, yine bir insan olmuş gibi zayıf hissediyordu. Hatta oldukça hastalanmış bir insan olmuş gibi, annesi gibi... Annesine ne olduysa, babasına âşık olduktan sonra olmuştu. Âşık...

İnanamayan mırıltılar dönerken Veyla hiçbirini duyamıyor, duymaya da çalışmıyordu. Sadece Gölge'yi duyuyordu ve o adamın güzel dudaklarından çıkan her cümle şu an canını yakıyordu. Gölge tarafından iğrenç hissettirilmeye bu kadar alıştıktan sonra niye hala şaşırıyordu? Şaşırmak da değildi. Kırılıyordu... Adamın düşmanı olduğunu unutursa, adam da işte böyle hatırlatırdı.

"Herkes hazırsa..." dedikten sonra Veylalara döndü. Bir süredir Veyla'ya bakmadan önce mıntıka yöneticileriyle oyalanıyordu ama artık geciktiremeyeceği o an gelmişti. "Düellocular, hazır mı?"

Xalia kükreyerek "Hazır!" dediğinde Gölge, Veyla'nın vücudunun ne denli kasıldığını izledi. Ensesindeki eli hızla ardındaki parmaklığa yönelmiş ve sımsıkı tutmuştu. Başı biraz daha eğilmiş ve vücudu irkilmişti. Korkusunu, özellikle de mıntıka yöneticilerinden saklamaya çalıştığını biliyordu. Ne garipti... Gölge, Veyla'nın korkusunu kendinden çok mıntıka yöneticilerinden gizlediğini düşünüyordu. Bir yanı, Veyla'nın kendisine sığınmaya başladığını görüyor ama reddediyordu.

Gölge, "Kelebek?" diye sordu. Veyla hazırsa bile Gölge hazır hissetmiyordu. Kadının da asla hazır olamayacağını biliyordu. Kadına doğru adımlamaya başlarken her adımında bodrumda yaşanılanları hatırlamaya çalışıyordu. Lavin'i tekrar tekrar aklına getirmek istiyordu. Hatırlamalı ve bu kadına yaptıklarından pişman olmamalıydı. Bu kadın ona hiç acımamıştı. Gölge de acımamalıydı.

Gölge, Veyla'nın yanına varınca cebindeki ses büyüsünü açtı. Konuştuklarını ikisinden başka kimsenin duymasını istemiyordu. "Veyla?"

Veyla derin bir nefes alıp başını Gölge'ye çevirirken gözlerini yavaşça açtı. Gölge ile göz göze geldiğinde ikisi de titrek bir nefes aldılar. Aldılar almasına da, nefes değil alevdi. Şimdi soluk borusunu yakarak ciğerlerine ulaşmıştı. Orayı ne kadar süre yakacağına endişe etmelerine kalmadan alev sıçradı ve sıçradı. En çok kalpleri yanıyordu.

Gölge, "Anlat." dedi. Emir değil, adeta yalvarıştı. "Anlattığın her ne olursa olsun, canını yakmayacağım." dedikten sonra etrafı gösterdi. "Tüm bunları hemen şu an yok ederim."

Yalan söylemiyordu. İleride kadını öldüreceğine dair yeminler etmişti ama bugün, bu şekilde kadının canını yakmazdı. Hemen herkesi yollardı, kadını bu demirlerden çıkartırdı. Ellerinin kıpkırmızı olduğunu görebiliyordu, titrek nefesler alıp verdiğini görebiliyordu. Gözlerindeki korkuyu ve yüzündeki kasılmayı görebiliyordu. Gördükleri de hoşuna gitmiyordu.

Veyla, anlatabilecek bir şeyleri olmasını istedi. Bu anı yaşamak yerine, anlatır mıydı emin değildi ama şu an bu tercihi yapma şansı bile yoktu. Çaresizce başını onaylamaz bir şekilde salladı. "Hatırlamıyorum."

Gölge eliyle sertçe demirlere vurup "Anlat!" dedi. "Anlat ulan işte! Onu nasıl öldürdüğünü her detayıyla anlatsan bile, seni buradan çıkartacağım. Canını yakmayacağım. Sana söz veriyorum."

Veyla isterik bir şekilde sırıttı. "Daha sonra, daha fazla yakabilmek için mi?"

Gölge, sıkkın bir nefes alıp verdi ve daha güçsüz bir şekilde olsa da yeniden demirlere vurdu. "Bu şekilde yakmayacağım." derken bakmasa da başıyla Xalia'yı gösterdi. Veyla adamı göz ucuyla bile görmek istemeyerek biraz daha başını Gölge'ye çevirdi. Aslında Gölge'yi görmek istememeliydi...

"Hatırlamıyorum."

Gölge, "Niye 'yaptım' demiyorsun?" diye adeta soludu. Kadın ne itiraf ediyordu, ne de 'yapmadım' diye yalan söyleyip kurtulmaya çalışıyordu. Yalanı bu muydu? Yapmadım, dese inanmayacağı için ama 'yaptım' da demek istemediği için masum rollerine mi bürünüyordu? Onu, babasına olan korkusundan vuracağını bildikten sonra 'hatırlamıyorum' demeye başlasa korkusundan olduğunu düşünecekti ama ilk andan beridir 'hatırlamıyorum' diyordu. Gölge'nin bu zaafını fark ettiğini de bilmiyordu. Gölge'nin başka gazaplarından korkmadığı, hatta başını inatla diktiği sayısız an yaşamışlardı. Yaptım, deyip hatta yarasını deşerek anlatıp Gölge'yi mahvetme şansı varken neden kullanmıyordu?

"Sana daha öfkelenemem, senden daha fazla nefret edemem. Niye benim canımı yakma şansını kullanmıyorsun? Kalbim şu an ellerinde, niye paramparça etmiyorsun?"

Senden daha fazla nefret edemem...

Kalbim şu an ellerinde...

Veyla belki de, zaten adam ona zaafıyla eziyet edecekken, ağzına geleni söylemeliydi. Hatırlamasa bile bir şeyler uydurmalı, adamın gözündeki acıyı keyifle izlemeliydi ama yapamıyordu. Adam onun kalbini bu denli kırarken, bin misli değil, bir misliyle bile karşılık veremiyordu.

Veyla derin ve yoğun baksa da cevap vermediğinde Gölge sıkkın bir nefes daha alıp verdi. Sonra tekrar ve tekrar. Sinirleri iyice bozulurken elleri ensesine gitti ve saçlarını çekiştirdi. "Peki, neden 'yapmadım' demiyorsun? Senin kalbin de şu an benim ellerimde. Kana bulamak üzereyim, niye durdurmuyorsun?"

Gölge'nin canını yakmaya çalışmıyordu. Peki, niye kendi canı yanmasın diye uğraşmıyordu?

Veyla, pürüzlü sesiyle "Çünkü emin değilim." dedikten sonra başını sağ omzuna doğru hafifçe yakınlaştırıp üzgünlüğünü gizlemeye çalışarak baktı ama pek başarılı olamadı. "Yapmış olabilirim ve sana bu konuda yalan söylemek istemiyorum."

Gölge bakakaldığı birkaç saniyenin ardından "Kalbinin kana bulamam pahasına?" diye sorduğunda sesi, Veyla gibi pürüzlüydü. Elleri de Veyla gibi parmaklıkları tutmaya başlamıştı. Şimdi aynı parmaklıklardan destek alıyorlardı ve aslında, birbirlerine temas eder gibi hissediyorlardı.

"Nasıl ki sen benden daha fazla nefret edemezsin, benim kalbim de daha fazla kanayamaz."

Aslında kanardı. Aslında mahvolmak üzereydi. Babasından yıllardır köşe bucak kaçıyor, görevleri bile uzaktan alıyordu. Annesini bile görmeye gidemiyordu. Gerçi... Annesi son gördüğünde bile bir yaratıktan farksızdı, geçen yıllarda ne hale geldiğini Veyla tahmin bile edemiyordu.

Gölge, ne boğazındaki yumrudan, ne de göğsündeki yanmadan kurtulabildi. Aksine iyice güçsüz düştü. Sert kalmakta zorlanıyordu. Veyla da Gölge'nin bir zaafını yakalamış da üstünde tepiniyormuş gibiydi. Ellerini parmaklıktan çekip birkaç adım gerilerken bir elinin işaret parmağını Veyla'ya doğru salladı. Veyla, adamın da ellerinin titrediğini gördü. Öfkeden, diye düşündü.

"Benimle oynuyorsun! Zaafım olmaya çalışıyorsun."

Veyla, isterik bir şekilde güldü. Adamdan yine 'olamazsın' naraları dinlemektense, düelloya bir an önce başlamaya razıydı. "Hadi."

Gölge, "Anlatacak mı..." diye başladığı sırada Veyla "Hadi!" diye bağırdı. "Anlatmayacağım hiçbir şey! Sana da güvenmiyorum. Anlatacak bir şeyim olsa bile sen canımı yakmak için her şeyi yaparsın ama ben sana boğun eğmeyip yine de anlatmazdım."

Gölge, "Pişman olacaksın." dedi ama 'Beni pişman etme' demek istiyordu. Veyla'ya bunu yaparsa pişman olmaktan korkuyordu. Şimdiden, endişeli hissediyordu. Böyle olmaması gerektiğini, Veyla'ya zamanında nicesini yaptığını, gelecekte de yapacağını biliyordu ama bu hislerden kurtulamıyordu. Lavin'i düşündüğünde bile öfkenin önüne geçmeye çalışan aptal bir duygu vardı.

Veyla cevap vermeden zemine bakmaya devam ettiğinde Gölge sıkkın birkaç nefes alıp dudağını yaladıktan sonra sinirle inleyerek ardına döndü. Güçlü ve sert adımlarla merdivenlere yönelirken Veyla, "Gölge!" diye seslendiği gibi durup hızla kadına döndü ve birkaç adım yaklaştı. İçi rahatlar gibi hissederken "Hadi, söyle." dedi. Cevabı duymaktan çok onu buradan çıkartmak istiyordu.

Veyla alayla sırıtıp "Bahsim kendime." dedi. "Benim bahsimi almayı unutmuştun."

Gölge'nin çenesi yeniden kasılırken kadına 'yapma' der gibi baktı ama Veyla gözlerini kaçırıp yine zemine bakmaya başladı. Gölge yüzünü sıvazlayarak merdivenlere yöneldi. Yapmaması gerektiği kadar çabalamıştı, kadın kendisini kurtarmıyordu. Gölge de tam şu an her şeyden vazgeçse, bu mutlak bir teslimiyet olurdu. Kadın Gölge'yi yenmeye başladığını görür, durmadan mağlup ederdi. Onu, Gölge'ye zarar verebileceği gerçekleri araştırırken bulmuştu. Birinci şifreyi, şanstan mıdır, başka bir sebepten midir bilinmez geçmiş, ikinci şifreyi de bilmişti. Gölge odaya girmese belki de o kapıdan geçebilecek, Gölge'yi mahvedecekti. Veyla, bir an düşünmeden bunları yapıyordu ve Gölge'nin göğsünü sızlatan cümleler kurarak kılıflara uyduruyordu da, Gölge neden bu kadar duraksıyordu?

Gölge, mıntıka yöneticilerin arasına çıktıktan sonra en öndeki tahtına yöneldi. Mıntıka yöneticilerin gülüşlerinden bile rahatsız oluyordu. Şu an tepedeki ışık, calin kokusu, anlamsız sohbetler, Veyla'yı korkutan Xalia, onu oraya sokan kendisi... Hepsinden, her şeyden nefret ediyordu.

Tahtına oturduktan sonra yine Veyla'ya baktı. Onu bıraktığı gibi duruyordu hala. Dövüş başladığında ne yapacaktı, Gölge bilmiyordu. Gölge'ye kalırsa, kadın da bilmiyordu.

"Kelebeği iyice eğitmişsin Kral. Nasıl böyle sessiz?"

"Şimdiye kadar en az yarımızı ölümle tehdit etmesi, diğer yarımıza da yakınlarımızı öldürdüğünü gülerek hatırlatması gerekirdi."

"Fısıltılardan haberin vardır. Veyla'nın Yıldat'ın değil, senin karın olacağını düşünenler vardı ama oradaki sönük kelebek Kral'ın Kraliçe'si değil, Yıldatçığın karısı..."

Gölge, araya girip sertçe "Sikeyim. Sadece izleyin!" derken başını hafifçe ardına çevirmiş olsa da onlara bakmamıştı. "Sohbet yasak, düşünce belirtmek yasak." dedikten sonra tamamıyla ardına dönüp "Gülmek yasak!" dedi. Nefes almayı bile yasaklamak istiyordu.

"Ses çıkaranla ben düello yaparım."

Herkes derin bir sessizliğe gömüldükten sonra Gölge de yeniden Veylalara döndü. Tüm ciğerindeki nefesi üfledikten sonra "Başlayın." dedi. Kral şovu sever, her etkinlikte uzun uzun konuşur, heyecanı yükseltirdi ama şu an hiçbir şeye hevesi yoktu. Kulağı hep vazgeçerse diye Veyla'da olacaktı.

Veyla, Gölge'nin 'başlayın' komutunu duyunca irkilmeden edemedi. Gölge yanından eksildiğinden beridir daha da kötü hissediyordu. Azrit hızının, ona yukarıdan bile yetişebileceğini biliyordu ama bunu yapmayacağını da biliyordu. Kendisi de söylemişti. Gücüm yeter ama yapmam, demişti.

Xalia, hareketlendiğinde Gölge dilini çiğniyordu. Gözleri kısılmış bir halde sıkkın nefesler alıp vererek izliyordu. Mıntıka yöneticilerinin bir kısmı Veylalardan çok, Gölge'yi izliyordu. Gölge Kral'ın ilk düellosu eğildi. İnfaz edilecek suçlular arasında bazen düello yaptırır, kazanıp hayatta kalanı ise Uğultu'nun yemi ederdi ama hiçbirinde böyle gergin gözükmezdi.

Veyla başını kaldırıp derin bir nefes aldı. Karşısındaki Xalia'ya bakmak bile içini titretiyordu, birazdan kükremelerini duyacaktı. Veyla'ya yaklaştıkça vücudu büyüyecek, babasının gölgesinde nasıl da küçücük kaldığını hatırlatacaktı. Sonra da pençeleri çıkacaktı... Veyla'nın sırtında pençelerin izleri saniyeler içerisinde silinmişti ama ruhunda hala yaraları sızlıyordu.

Büyüsünü çağırmaya çalıştı. Dövüşerek, büyüsüyle adeta yaratığa dönen Xalia'yı yenemezdi. Sadece kaçınabilir, darbelerini boşa çıkartabilirdi. Kükreyip durmadığı sürece Veyla daha güçlü kalırdı ama tam da beklediği gibi, Xalia kükreyerek üstüne atıldı.

Veyla'nın çağırmaya çalıştığı büyü, gerisin geri gidip de gözleri sönerken hızla sağına kaçındı. Donup kalmadığı için kendisine minnettardı ama tir tir titriyordu. Sadece Gölge'nin izlemesini yeğlerdi. Gölge zaten onun canını yakıp duruyordu, canı yanmasına rağmen Gölge'ye razı oluyordu ama başkalarının da izlemesinden rahatsız oluyordu. Gölge de Veyla konuşsun diye tüm rahatsız edici şartları sağlamıştı ama Veyla'nın anlatacak hiçbir şeyi yoktu.

Gölge, Veyla kaçınabildiğinde rahatlamış hissetti ama Xalia hızla dönüp yeniden hareketlendiğinde rahatlığı bozuldu. Veyla kafesin içinde, Xalia kendisine yöneldikçe daireler çizerek ondan geriye doğru uzaklaşırken ne yapabileceğini düşünüyordu. Pes edemezdi. Asla edemezdi. Hiç etmemişti, yine etmeyecekti.

Karşımdaki Drithar değil, diye düşündü. Bunu tekrar tekrar düşündü. Düşünceleriyle zihnini meşgul ederek Xalia'nın kükremelerini duymamaya çalışıyordu ama nafileydi.

Xalia yeniden kükreyerek Veyla'nın üstüne atladığında Veyla geriye doğru adımlarken düştü. Gölge Veyla'ya yakınlaşmak ister gibi refleks olarak sırtını yasladığı tahtından çekip dirseklerini iki yana ayırdığı dizlerine yaslayarak üst vücudunu eğdi ve ellerini ensesine götürerek izlemeye devam etti.

Veyla yerde soluna doğru yuvarlanarak Xalia'nın pençesinden kurtulduktan sonra hızla kalktı ve uzaklaşma çabasını sürdürdü. Mıntıka yöneticileri 'niye saldırmıyor?' diye düşünüyordu. Veyla'nın büyüsü hepsinin saygısını ve korkusunu kazanmış bir büyüydü. İstese şimdiye karşısındaki Xalia'yı paramparça etmiş olmalıydı. Gölge Kral, seyir zevki sağlamasını mı istemişti?

Veyla yeniden çekilmeyi başardığında Xalia kükreyerek parmaklıklara çarpmıştı. Güçlü bedeni demirin eğilmesini sağlamıştı. Kaslı bacağıyla demire tekme attıktan sonra kırılan parçasını alıp Veyla'ya öyle döndüğünde Veyla demirlere razıydı. Demirlerle sabaha kadar dayak yiyebilirdi. Kükremese ve o pençelerini çıkartmasa, Veyla'ya yeterdi.

Xalia demir parçasını Veyla'ya doğru fırlattığında, Veyla geniş parçadan yeterince hızlı kaçınamadı. Sol koluna çarpan demir koşan vücudunun Xalia'ya doğru dönerek sendelemesini sağladı. Bacakları birbirine dolanarak Veyla'yı düşürmek üzereyken Xalia, kadına yetişti. Gölge tahtından kalkıp öyle izlemeye devam ederken mıntıka yöneticilerinin gözleri yine Gölge'ye dönmüştü. Adamın elleri ensesinde, keyifle değil müthiş bir gerginlikle izliyordu. Adem elması hareketlenip duruyor, yüzünde ve vücudunda damarlar belirgin haldeydi ve yüzü de kızarmıştı.

Xalia'nın kaldırdığı pençesi Veyla'nın sırtına inerken Veyla acıyla inleyerek yere düştü. Gölge ellerini yüzüne götürerek yeniden tahtına oturup sırtını yasladı ve sağ bacağını gerginlikle sağlamaya başladı. Elleriyle yüzünü sertçe sıvazlarken yeniden bakmaya cesareti yoktu ama müdahale etme isteğiyle ellerini yüzünden çekti.

Veyla yarası iyileşene kadar yerde acıyla kıvranırken Xalia pençesini yeniden kaldırarak Veyla'ya eğildi. Kadının vücudu cenin pozisyonuna küçülürken ellerini vücuduyla Xalia arasında kaldırdı. Gölge hızla yeniden kalkarken "Dur!" diye bağırdı. Mıntıka yöneticileri 'Tam da en keyifli yerinde.' diye düşünüyorlardı ama cesaret edemedikleri için sesli söyleyemiyorlardı.

Veyla ellerini yere yaslayarak zar zor kalktı ve yeniden Xalia'dan olabildiğince uzaklaştı. Xalia da sorunu anlamak ister gibi Kral'ına bakıyordu. Gölge, "Birinci raunt bitti." dedi.

Xalia daha yeni başladıkları için "Ama..." dediğinde Gölge "Bitti!" diye bağırdı.

Veyla'nın sırtına giden elleri kanla geri dönerken böyle anlarda vücudunun hızla iyileşemediğini biliyordu. Büyüsünü kullanamadığında, büyüsü de onu iyileştirmekte gecikiyordu. Veyla ellerindeki kanı üstündeki kıyafetlere silerken sallanan vücudunu demirlere yasladı. Mıntıka yöneticilerine ardını dönmeye çalışıyordu. Yüz ifadelerini göstermese, içi çığlık çığlığayken dudaklarını mühürlese bile yenildiğini görüyorlardı. Uğursuz kelebek, yeniliyordu. Bu onların şahit olmadığı bir şeydi. Veyla'nın da şahit olmadığı bir şeydi. Karşısındaki Xalia'ya değil, Gölge'ye yenilmeye başlıyordu. Hem de tüm bu eziyetine rağmen.

Gölge, ikinci rauntu başlatmadan "Pes etmek isteyen var mı?" diye sordu. Xalia, uğursuz kelebek ile düello yapacağını duyduğunda, infazını Uğultu'nun gerçekleştirmesini yeğlemişti ama şimdi, uğursuz kelebeği yenebilirmiş gibi hissetmeye başlamıştı. Kadın neden büyüsünü kullanmıyordu, anlamamıştı ama böyle giderse, yenerdi.

Gölge, umutla Veyla'ya baktı ama Veyla ona bakmıyordu. Sırtı dönük bir şekilde demirlere yaslanmıştı. Elleri sımsıkı demirleri tutuyordu. Ceketindeki pençe izinden akan kanlar henüz durmuştu ama durana kadar zemin bir hayli kana bulanmıştı. Veyla'nın kanına... Gölge, kadının vücudundan çok kalbinin kana bulandığını biliyordu. Yine de direnmesini, savaşmasını ve pes etmemesini hayranlıkla izliyordu. Gergisinin, korkusunun, üzgünlüğünün yanında yine hayranlık vardı. Zaten ilk günden beri hayranlık hep vardı, yanındaki duygular değişiyordu. Bazen nefret ederek hayran kalıyordu, bazen üzülerek, bazen de korkarak... Bazen ise... Sadece hayran kalıyordu. Onu gördüğünde, onu öptüğünde, ona dokunduğunda...

Gölge tekrar "Pes etmek isteyen var mı?" diye sordu. Kimseden ses çıkmayınca Gölge sıkkın bir nefes daha alıp vererek tahtına oturdu. "Başlayın."

Veyla, derin bir nefes alıp verdikten sonra başını kaldırıp karşısındaki Xalia'ya baktı. Veyla'nın gözleri kararıyordu. Kan vücudundan eksilmiş, hareket etmekte bile zorlanıyordu ama pes etmeyecekti.

Xalia hareketlendiğinde Veyla da hareketlenip yere düşmüş demir çubuğunu aldıktan sonra ona doğru kalkan pençeye geçirirken pençeyi görmemek için başını kaçırmış, yüzünü buruşturmuştu. Xalia acıyla kükrediğinde Veyla irkilse de geri kaçmayıp boy farkları sebebiyle karnı göğsü hizasında olduğu Xalia'nın göğsüne demiri sağladı. Acelesi ve korkusu sebebiyle kalbini ıskalamıştı. Xalia yeniden acıyla kükredi. Veyla, Xalia'nın hızla savurduğu pençelerden eğilerek kurtulmaya çalışırken demiri geri çekme gayretindeydi. Demiri tam çıkartacağı sırada Xalia'nın bir pençesinden kaçınamayınca vücudu sağına doğru savrulurken acıyla inledi. Sırtındaki bu sızı... Acıtan yara değil, anılardı.

Bir elini başının yanından yere yaslayıp doğrulmaya çalışırken üstüne düşen gölgeden Xalia'nın hemen tepesinde olduğunu anlayabiliyordu. Gölgesine de ihtiyaç yoktu, Xalia çektiği acıyla da birleşince korkunç bir kükremeyle birlikte Veyla'ya eğiliyordu. Veyla korkuyla kasılıp elleriyle yüzünü kapatmaya çalışırken Gölge'yle aynı anda "Dur!" diye bağırdı.

Veyla, düştüğü yerde tir tir titrerken kalkıp Xalia'dan uzaklaşmak istiyordu ama gözlerini açmaya bile cesareti yoktu. Babasına da 'dur' diye yalvarırdı ama babası hiç durmazdı. Bir kere durmuş olsa Veyla belki hala onu seviyor olurdu ama hiç durmamıştı.

Gölge, "Bitti raunt." dediğinde Xalia saldırmaya devam etmek istese de emir Kral'dan geldiği için öfkeyle kükreyerek geri çekilmeye başladı. Her kükrediğinde Veyla sıçrarken vücudu iyice küçülüyordu.

Gölge'nin gözleri yerde yatan Veyla'dayken, herkesin üçüncü rauntu başlatması için kendisine baktığını biliyordu. Düelloları hep dört raunt yapardı ve genelde o kadarına bile gerek olmadan birincisinde, biri ölürdü. Gölge ise ölümü beklemeden darbe geldiği gibi rauntları bitirmek istemişti. Veyla'nın titrediğini görebiliyordu. Korkusu ise bizzat hissedebiliyordu. Yine de başının yanında bir elini yere yaslayıp kalkmaya çalıştığını gördüğünde içi sızladı. Niye içi sızlamıştı? Veyla'nın içeride ne işi vardı? Gölge şimdi içinden de nefret etmek zorunda kalacaktı.

Kendisine engel olmaya çalışıyordu. Müdahale etmemeliydi. Bu kelebek, başına gelenleri hak ediyordu. Gölge az bile yapıyordu. Veyla sadece kendisinin değil, nicelerinin sonunu getirmişti. Masum çocukların hayatını karartmıştı. Gölge'nin de hayatını karartmıştı. Bugün böyle bir canavarsa, Veyla yüzündendi. Şimdi ise hak ettiklerini yaşıyordu. Gölge merhamet etmemeliydi. Veyla merhamet etmemişti.

Veyla yerden kalkmayı başarsa da dizleri titriyor olsa gerek dik duramıyordu. Çok uzaklaşamamış, hemen ardındaki demirliklere kadar gerileyebilmişti. Nefes nefese ve alnına, yüzüne yapışmış saçlarının ardından korkuyla Xalia'ya bakıyordu. Mıntıka yöneticileri hayretler içerisindelerdi. Dudaklarını aralayıp kahkahalar atmak, birçok yorumda bulunmak istiyorlardı ama yapamıyorlardı.

"Pes etmek isteyen var mı?"

Gölge bu soruyu normal düellolarda sormazdı. Mıntıka yöneticileri de 'umarım kimse etmez' diye düşündü. Uğursuz kelebek adeta dayak yiyordu ve bunu daha fazla izlemek istiyorlardı. Gölge pürüzlü sesiyle "Başlayın." derken yeniden tahtına oturdu.

Xalia kükreyerek Veyla'ya yöneldiğinde Veyla titreyen bir elini aralarında kaldırdı ama Xalia kadına varamadan kadının vücudu yere yığıldı. Gölge, kalbi göğsünden çıkıp da yere düşmüş gibi hissetti. İşin kötüsü, hala ölmemişti ve yerdeki kalbinin sızlamasını hissedebiliyordu. Gölge yine tahtından kalkarken saldırmak üzere olan Xalia'ya "Dur!" diye bağırdı. "Düello bitti!" derken kadının halini görmeye çalışıyordu. Sırtı dönük bir şekilde yığılmıştı. Bayılmış gibi görünmüyordu, vücudu hala titriyordu. Gölge'nin yüzü olabildiğince buruşurken "Sikeyim..." diye mırıldanıp ardına döndü. Ellerini birbirine sürterken "Bitti, hadi!" diye bağırdı ve kapıya yöneldi. Herkes şaşkın bir şekilde birbirine bakarken gitmek için harekete geçmediklerinde Gölge kapıdan onlara dönüp "Beş saniye içerisinde buradan yok olun." dedikten sonra en yakınındaki mıntıka yöneticisinin yakalarından tutarak kaldırdı. "Burada olanları herhangi bir fısıltıda duyarsam, sebep olanı bulmakla vakit kaybetmem. Hepinizi infaz ederim. Canınızı seviyorsanız, birbirinizi susturun." dedikten sonra yakasından tuttuğunu kapıya doğru çevirip ittirdi. Herkes hızla hareketlenip kapıdan çıkarken Gölge de alt kata yönelmişti.

Saniyeler içerisinde demir kapıya varıp açmıştı. Xalia'ya "Çık çabuk." deyip kapıya doğru ittirdi ama sonrasında yakasından tutarak kendisine çekip yüzüne yumruğu indirdi. Adam suçluydu ve zaten infaz edilecekti. Kelebeğin karşısına da bizzat Gölge koymuştu ama yine de adamdan her zerresiyle nefret ediyordu. Xalia, Luna halinde olmasına rağmen Gölge'nin güçlü yumruğuyla kapıya kadar savrulurken Gölge, yanına gitmek ve daha fazlasını yapmak istedi ama önceliği Veyla'ydı. Kapıdaki savaşçılarına "İnfaz için mahzene alın." dedi. Onun infazını Uğultu'ya bırakmayacak, bizzat yerine getirecekti ama buna asıl sebep olan kendisini nasıl infaz ederdi, pek bilmiyordu. Gölge'nin infazı da ancak Veyla elinden olur gibiydi.

Savaşçıları hızla Xalia'yı çıkarıp kapıyı kapatırken Gölge Veyla'ya döndü. Buraya saniyeler içerisinde gelmişti ama şimdi donakalmıştı. Azrit hızı bir yana, küçücük bir harekette dahi bulunamadan Veyla'yı izliyordu. Veyla küçük bir kız çocuğu gibi bacaklarını kendisine çekmiş, sarılırken yüzünü de dizlerine gizlemişti. Öyle söylemişti. Kendime sığınacağım, demişti. Güvenebileceğim tek şeye...

Veyla'nın vücudu sarsılırken gizlediği yüzünde gözyaşları durmaksızın akıyordu. Pes etmek istememişti ama gücü bitmişti. Babasına da hep gücü biterdi. Belki de teslim olmama inadı buradandı. Konsey'e ve babasına öyle çok teslim olmak zorunda kalmıştı ki, inatla başka herkese başını dik tutuyordu. Şimdi yine başı eğilmişti. Gölge'nin önünde, diğerlerinin önünde...

Gölge, kadının kendisine değil, Gölge'ye sığınmasını istedi. Güvenmemesi gereken tek şeye ama kendisine... Veyla gibi güçsüz kalan bedeni sarsık adımlarla Veyla'ya yakınlaştıktan sonra yavaşça yanında diz çöktü. Kadının saçlarının gözyaşlarına yapıştığını gördüğünce boğulur gibi hissederken yüzü buruştu. Pişman bile olmaması gerekirken hayatında ilk defa birinden özür dilemek istiyordu. Titreyen eli Veyla'nın koluna doğru giderken "Veyla?" diye fısıldadı.

Veyla, temasla birlikte irkildi. Ellerini yere yaslayıp doğrularak uzaklaşmaya çalıştığında Gölge telaşla "Hayır, benim!" dedi ve yeniden kadına uzandı. Veyla yeniden temas hissetmesiyle birlikte "Bırak!" diye çığlık atarken ayaklarını yere yaslayıp vücudunu geriye ittirerek demirlere vardı. Sırtını demirlere yaslayıp başını da sağına doğru çevirirken temastan korkarak yüzünü buruşturdu ve dizlerini kendisine çekti.

Gölge'nin gözleri kızarırken yerde neredeyse emekleyerek Veyla'ya yakınlaşmaya başladı. Korkutmamak için yavaş olmaya çalışıyordu ama bir an önce Veyla'ya varma telaşı içerisindeyken yavaş olmak zordu. "Veyla, bitti." diye soludu. "Bitti, güvendesin."

Veyla sımsıkı yumduğu gözlerinden akan yaşlar yüzünden yapışan saçlar eşliğinde başını iki yallarken Gölge yanına varmış, kadının güzel yüzünü avuçları arasına almaya çalışıyordu. "Bitti bebeğim, bitti." dedikten sonra kalbi sıkıştığı için nefesini üfledi. 'Sikeyim, özür dilerim' diye düşündü. Zihni de kalbi de, Gölge'ye ihanet ediyordu ama dudakları mühürlenerek nefrete duyduğu sadakati sürdürdü ve merhameti Veyla'nın kulaklarına duyurmadı.

Gölge, Veyla'nın yanaklarından tuttuğu gibi yaşlar tenine bulandı. Gölge'nin ölümsüzlüğü, bir kadının gözyaşlarıyla azalırken Veyla "Dokunma!" diye çığlık attıktan sonra hıçkırıklara boğuldu. Demirlerin ardına geçmek istermiş gibi ayaklarıyla zemini itip dururken canını acıtıyor olmalıydı ve Gölge kadının sırtını bile düşünürken nasıl onu öldüreceğinden çok, kadının ağlamasının sürmesinden korkuyordu.

Gölge ellerini hızla Veyla'dan çekse de havada, kadının etrafında dolanmaya devam etti. "Veyla, benim." derken bunun ne kadar güven verici bir cümle olduğundan emin değildi ama en azından o Xalia'nın gittiğini bilmesini istiyordu.

"Güvendesin. Kimse sana zarar vermeyecek. Gitti. Duyuyor musun beni? Sana dokunmama izin ver bebeğim..." derken adeta yalvarıyordu. Kadını tutup kucağına çekmek istiyordu. Daha öncesinde iyi gelmişti, kadını yine iyi etmek istiyordu. Daha öncekilerde de onu kötü eden Gölge'ydi, yine de iyi gelmişti. Şimdi yine aynısı olamaz mıydı? Olsun istiyordu.

Veyla elleriyle yüzünü kapatıp hıçkırıklarla sarsılırken Gölge dudaklarını birbirine bastırıp burnundan soluyarak çaresizce Veyla'ya bakıyordu. Elleri kadının etrafında çırpınarak gezinirken dudağını yalayıp durdu ve bir çare aradı ama kadını nasıl iyi edeceğini bilemiyordu. "Veyla, lütfen..." derken kadının aralarında mesafe oluşturmak için yeri itip durduğu bacaklarında dizlerini tutmaya çalıştı. Lütfen, kelimesi de Gölge'nin lügatında pek bulunmazdı, Veyla ile kazanıyordu. "... benim."

Veyla "Bırak!" diye çığlık atıp ellerini yüzünden çektikten sonra bacaklarını yere yaslayıp üst vücudunu doğrulttu. Gölge'nin kendisine uzanmaya çalışan ellerini ittirirken "Asıl sorun bu!" diye bağırdı. "Asıl sorun sensin! Senin olman! Sence o Xalia'dan daha az mı korkutucusun? Ha? Öyle misin de beni sakinleştirmeye çalışıyorsun?"

Gölge ne diyeceğini bilemezken sakinleştirmeyi umarak Veyla'nın bileklerini tutmaya çalışıyordu ama güç kullanmayıp nazik olduğu için Veyla kolayca ellerini kaçırıp Gölge'yi yeniden ittiriyordu. Veyla bacaklarını kalçasının altına çekip dizlerinde yükseldikten sonra Gölge'nin göğsüne, omzuna yumruklarını indirmeye başladı. Hıçkırarak konuştuğu için cümleler dudaklarından berrak bir şekilde çıkmıyordu ama Gölge her birini anlıyordu. Gerginlikten dudağını yalayıp dururken, irileşmiş göz bebekleri ile Veyla'ya yaşattıklarının etkisini bu kadar yakından izlerken ve kalbinde muazzam bir sıkışma hissiyatı eşlik ederken...

"Beni düşürmek için mi yine kaldırmaya çalışıyorsun? Niye? Niye iyi etmek için uğraşıyorsun? Sen beni iyi edemezsin!" dedikten sonra hıçkırarak ellerinin tersiyle yanağındaki gözyaşları sildi. "Sen beni kötü edersin! Ve yine, ve yine, ve yine!" Elleri gibi sesi, dudakları da titriyordu ve Gölge kadına değil kendisine eziyet etmiş gibi hissediyordu.

Gölge, boğuk sesiyle "Gel..." derken yine kadının bileğinden tutup kucağına çekmeye çalıştı ama Veyla telaşla ellerini çekti. "Bırak!"

"İyi edeceğim, biliyorum. Gel hadi..." diyerek bu sefer kadının belinin iki yanından tutup kucağına çekmeye çalıştı. Veyla hıçkırarak ağlarken adamın ellerinden kurtulmaya çalıştı ama öyle güçsüzdü ki, başaramadı. Gölge kadını kucağına çektiği gibi kollarını sımsıkı sararken Veyla iyice güçsüz düşmüştü. Veyla adamın kucağına oturmamakta direnerek dizlerinin üstünde durmaya çalıştığı için kafası, Gölge'nin kafasının hizasından üstte kalıyordu. Elleri adamın omuzlarına düşse de küçük darbeler indirmeye devam etti. Gölge kadını kucağına çektikten sonra başını göğsüne yumdu.

Veyla, sarılışa teslim olma isteğine karşı koymaya çalışıyordu. Ağlayışları arasından isterik bir şekilde gülüp "Güvendeymişim!" diye adamın dediğiyle alay etti. Öyle kötüydü ki, ağladığına bile şaşıramıyordu. Durmadan yaşla dolan gözleri görmesine engel oluyordu ama adamı zaten görmüyor, hissediyordu. Adam, Veyla'nın göğsüne Veyla'yı iyi etmek değil de iyi olmak için sığınmış gibi gözükürken gözlerini sımsıkı kapatmış, Veyla iyi olana kadar da açmak istemiyordu.

"Beni bu hale o Xalia değil, sen getirdin! O gidince değil, sen gidince güvende olurum! Git!"

Gölge'nin kolları sıkılaşırken "Hayır." dedi. Veyla'nın ağlayışlarla sarsılan vücudu direnemeyerek Gölge'nin kucağına oturduğu gibi Gölge başını kadının göğsünden çekip bu sefer de kadını göğsüne çekmeye çalıştı. Bir eli kadının belinin ardında, sımsıkı tutarken diğer elini saçlarının altından ensesine götürdü ve göğsünde ne ara açtığını bilmediği yerine onu davet etti.

Veyla'nın elleri adamın göğsüne çıkıp ittirmeye çalıştı ama bluzunu sımsıkı tutan elleri her ittirme çabasından yenilgiyle döndükçe bir o kadar da kendisine çekiyordu. Elleri güçsüzlükle aralarında adamın karnına doğru düşerken "Bırak..." dedi. "Senden nefret ediyorum..."

Gölge'nin Veyla'nın başının üstünden ileriye bakan gözleri sımsıkı yumulurken yüzü olabildiğince buruştu. Kadının ensesindeki eli saçlarında gezinirken "Biliyorum..." dedi. Göğsünde yanan ateşi söndürme umudu içerisindeyken kendisine bir çıkış yolu arıyordu. Bu pişmanlığı hafifletecek bir nefes bulmak istiyordu. "Ama sana anlat dedim be güzelim. Anlatırsan canını yakmam, dedim."

Veyla adamın boynuna doğru yükselip de yüzünü gömerken 'güzelim' kelimesini defalarca düşündü. Adam canı yanmasın diye gayret etmiş ama mecbur kalmış gibi davranıyordu. Veyla ise adamın canını yakmak için özellikle gayret edeceğini düşünüyordu. Hep öyle olmuştu, ne değişmiş olabilirdi ki? Gölge gerçekten onu yeniden düşürmek için mi kaldırmaya çalışıyordu? Niye Veyla'yı iyi etmek istiyordu? Zaten o kötü etmemişti? Zaten bir gün onu öldürmeyecek miydi? Veyla anlayamıyordu.

Veyla, "Hiçbir şey hatırlamıyordum..." dediğinde Gölge de her nasıl olduğunu bilmese de gittikçe bu gerçeğe inanmaya başladığı için nefesini burnundan üfleyip gözlerini olabildiğince kucağındaki kadına çevirdi. Kadının hıçkırıklarını duymaktan kulağından da nefret eder olmuştu. Dudakları kadının saçlarında gezindi ama öpemedi. Yine de kokusunu soludu.

Veyla, "Hatırlasam söylerdim." dedi. "Canını yakmak isterdim." dedikten sonra yüzü iyice buruştu. Hayır, yakmak istemezdi. Belki özür bile dilerdi. Nefretinde metruk kalmaktansa, o dik başını bile eğebilirdi.

Gölge, "Zaten yanıyor." dedi. Veyla, 'o kadın için' diye düşündü ama Gölge'nin canı bu an için yanıyordu. Veyla'nın hıçkırarak kollarında ağlıyor olması, hala korkuyla titremesi... Masum... Veyla masum davrandıkça, Gölge kandırılmak üzere olduğunu düşünüyordu ama artık kanmak da istiyordu.

"Gölge ben senin canını bilerek yakmadım..."

En azından o zamanlar yakmamıştı. Yoksa adamın şehrini elinden alma planıyla buraya gelmişti ama yine bir görev için bunu yapacaktı. Kendi planı olsa belki de şimdiye vazgeçerdi.

Gölge'nin çaresizce ileride gezinen gözleri bir noktada dururken kaşları kalktı. Veyla konuşabilmek üzere gömüldüğü adamın boynundan yüzünü kaldırmış olsa da nefesi ve gözyaşları adamın tenine değiyordu. Değmekle kalmıyor, yakıyordu ve Veyla'nın da gömüldüğü gibi orayı bir mezarlık haline getiriyordu. Şimdi doğa suyu mezarlığı, Veyla'nın gözyaşlarıyla doluydu ve Gölge her birini yakalamak isterdi.

"Ama sen benimkini, bilerek yakıyorsun."

Gölge'nin vücudu iyice güçsüz düşerken Veyla ellerini aralarından yükseltti ve Gölge'yi de geriye doğru ittirerek vücudundan çekilmek istedi. Gölge'nin güçsüz kalmış kolları engel olamazken Veyla zemine oturduktan sonra ayaklarıyla yeri iterek geriledi ve sırtını yeniden demirliklere yasladı. Adam haklıydı. Kollarında gittikçe iyi oluyordu ve Veyla onunla iyi olmak istemiyordu. Onunla kötü olduktan hemen sonra... "Tebrik ederim, kanıtladın. İçin rahat edebilir."

Gölge "Neyi?" diye fısıldayarak sordu. Acıyla çatılmış kaşlarının altına gözleri bulutluydu. Veyla burukça gülümsedi. "Bana merhamet etmediğini."

Gölge, reddetmek istedi. Ne haldeyim görmüyor musun, diye bağıra çağıra sormak istedi ama bizzat inandırmak istediği, hatta inanmak istediği cümleye karşı sessiz kaldı. Sessizliği Veyla'nın canını daha çok yaktı. "Beni yalnız bırak, demiyorum. Beni sensiz bırak."

Gölge'nin Veyla'nın çekilmesine rağmen öylece havada kalan kolları yavaşça bacaklarına doğru düşerken yutkunma yutkunamadı. Veyla, adamın gözlerinde zevk görmeyi beklerdi. Veyla'nın canını bu denli yakabildiği için zevk alacağını sanırdı ama adam dehşet içerisindeydi. Neredeyse üzgün olduğunu düşünecekti ama buna da inanamıyordu.

Gölge bir süredir hafifçe aralık olan ve titrek nefeslerin geçtiğini dudaklarını yalayıp kızarık gözlerini yavaşça kapatıp açtıktan sonra "Veyla..." dediğinde Veyla bacaklarına sarılıp yüzünü de dizlerine gömerken "Git..." diye fısıldadı. Gölge'nin yeniden yüzü buruşurken çenesi kasıldı. Kadın artık yalnız kalmak değil, Gölge'siz kalmak istiyordu. Önceden kimseyi istemezdi, şimdi sadece Gölge'yi istemiyordu. Bu da artık Veyla'nın aksine, Gölge'ye yalnız kalmış gibi hissettiriyordu.

"Sen..."

Veyla, "Git!" diye bağırdığında Gölge'nin dudakları yutkunarak kapandı. Dağ gibi vücudunda kalkmak için yerden destek alması gerekti ve kapıya yöneldikçe durup durup arkasına, Veyla'ya baktı. Kapıdan çıkmadan duraksaması daha uzun sürmüştü. Kadının Gölge'sizliğe ihtiyacı olduğuna inandığı için yavaşça önüne döndü. Başı eğilirken güçsüz adımlarla çıktı. Ardında bir enkaz mı bırakmıştı, enkazı bizzat omuzlarında mı taşıyordu, ayırt edemiyordu.

**

"Yedinci mıntıkada yangın sorunu çıkmış. Saldırı değil, tesisat kaynaklı. Hasar raporu sabah elimizde olur."

Gölge, "Sen bakarsın." derken elindeki cihazdan kamera görüntülerini izliyordu. Veyla olduğu yere uzanmış, vücuduna sarılmış bir halde duruyordu. Titremeleri geçmemiş olsa da azalmıştı ve Gölge kadının uyuyup uyumadığını kameralardan anlayamıyordu.

"Terra Yelith, her an ölebilirmiş. Terralar şifa bulması için elinden geleni yapıyor ama Doğa'nın Terralara hissettirdiğine göre, birkaç günü var."

Gölge Valdris'e yeniden "Sen bakarsın." dedi. Adamın ne anlattığını pek dinlemiyordu, sesi kesildiği gibi 'Sen bakarsın' diyordu. Gölge şu an hiçbir şeyle ilgilenmek istemiyordu. Yıllar sonra ilk defa şehrinin Kral'ı değil, herhangi biri olmak istiyordu. Gölge olmamak, gölgelerde gezinmek, esasen saklanmak istiyordu ama nereye gitse hislerinin de kendisiyle geleceğini biliyordu.

"Yeni kurulan mıntıka yöneticisini ne zaman seçeceksin? Adaylar, görüşmek üzere yarın gelmek istiyor."

"Sen bakarsın."

Valdris Gölge'ye gözlerini kısarak baktıktan sonra "Saltar şehrini ele geçirmiş." dedi. Gölge aynı ses tonuyla "Sen bakarsın." deyip elindeki cihazı izlemeye devam etti.

Valdris Gölge'ye doğru yakınlaşırken "Bir sorun mu var?" diye sordu. Gölge, "Sen bakarsın." dediğinde Valdris yanına varmış ve adamın koluna dokunarak "Gölge? "diye sormuştu. Gölge hafifçe irkilerek gözlerini cihazdan aldı ve Valdris'e baktı. Valdris de o sıra Gölge'nin neyi izlediğine bakıyordu. Uzaktayken de tahmin ediyordu ama şimdi emin olmuştu. Düellodan haberdardı. Veyla yine Gölge'yi sinirlendirmiş olmalıydı ki Gölge Veyla'yı mahzende bekletirken öfkeyle düzenlemişti. Valdris'in anlayamadığı, herhangi bir Xalia'nın, tanıdığı en güçlü büyücülerden biri olan Veyla'yı nasıl bu hale getirebildiğiydi. Daha da anlayamadığı ise, Veyla'nın bu hale gelmesinin, Gölge'yi niye bu kadar etkilediğiydi.

Valdris, Veyla'ya üzülmüş hissetti. İlk geldiğinde yıldızları pek barışmamıştı, bizzat savaşçı arkadaşlarını öldürerek aralarına dâhil olmuştu ama şimdilerde kadınla iyi anlaşıyordu. Özellikle Erya, kadınla çok iyi anlaşıyordu ve birlikte çok vakit geçirir olmuşlardı. Zaman geçtikçe de Veyla'nın farklı farklı hallerini tanıyor, değer veriyor ve güveniyordu. Erya'nın henüz haberi yoktu ama bu görüntüleri şimdi o da görüyor olsa Kral'ına bile tepki verecek kadar üzülürdü.

"İyi görünmüyor."

Gölge gördüğünü, Valdris de söyleyince iç çektikten sonra sırtını tahtına yasladı ve gözlerini yüksek tavana çevirdi. Bir saniye geçmeden tahtının kol kısmına yumruğunu indirip ayaklandı ve tahtına yükselen birkaç merdivenden inip odada volta atmaya başladı. "Söyledim! Sikeyim, söyledim! Gel anlat, dedim. Böyle olmak zorunda değildi!"

Bir yanı da kadının gerçekten anlatacak bir şeyi olmadığına inanmaya başladığı için, kendisini rahatlatamıyordu. Valdris tahtın kırılan koluna baktıktan sonra iç çekerek Kral'ına döndü. Adama sormak istediği bir soru vardı ama doğru zaman olmadığının da farkındaydı. Gölge yeterince gergindi.

Gölge, Veyla'nın bulunduğu alan eksi katlarda olduğu için zemini gösterip "Belamı sikti!" diye bağırdı. Valdris yavaşça başını onaylar şekilde salladı. Bir kısmını biliyordu, Gölge'nin dertleştiği sayılı insanlardan biriydi.

"Hayatımı sikti ve şimdi yine de ..." dedikten sonra yumruklarını sıkıp yüzüne götürdü. Valdris 've şimdi yine de pişman oluyorsun' diye düşündü ama sesli dile getirmedi. Gölge'nin onaylamasına da ihtiyacı yoktu, görebiliyordu.

"Odasına aldırtayım mı?"

Veyla'nın odasına gitmesi gerektiğini biliyordu ama kimsenin ona dokunmasını istemiyordu. Kendi yapmalıydı ama bu sefer de Veyla, adamın ona dokunmasını istemiyordu. Gölge, ellerini yüzünden çekip kapıyı gösterdi. "O kattan, Veyla'nın odasına kadar koridorların boşaltılmasını sağla."

Valdris "Tamam." dese de bir an hareketsiz kaldığında Gölge "Hadi!" diye bağırdı. Veyla'yı odasına bizzat taşıyacaktı ama Veyla'nın o haline de, kendisinin bu haline de kimsenin şahit olmasını istemiyordu.

Valdris hareketlenirken Gölge elindeki cihaza baktı. Veyla hala aynı şekilde duruyordu. Gölge otururken bacağına yasladığı için fark etmese de şimdi ayaktayken cihazı tutan elinin ne denli titrediğini fark etti. Öfkeden miydi, emin değildi ama öfkedense bile Veyla'ya olmadığını biliyordu. Şu an kendisine öfkeli hissediyordu. Kadını arkasından iş çevirirken yakalamıştı, hiçbir sorusuna cevap alamamıştı ve yine de kendisine öfkeli hissediyordu.

Koridorlar boşaltılırken Gölge beklemeye sabredemeyip harekete geçti. Yine hızla gelmiş ama Veyla'yı görünce hareketleri yavaşlamıştı. Demir parmaklıktan geçtikten sonra görebildiği kadarıyla kadının yüzüne baktı. Bir süredir uyuyor olmalıydı, nefes alış verişleri düzenliydi ama uykusunda dahi yaşlar gözlerinden ara ara akıyordu. Uyumak değil, sızmak olmalıydı. Ara ara ağlar gibi iç çekiyordu. Vücudu gibi dudakları da hala titriyordu. Gölge yutkunduktan sonra kadının yeniden kovmasından endişe etse de hareketlendi. Yavaşça Veyla'ya doğru eğilirken ellerini bacaklarının ve sırtının ardından geçirerek kadını kucağına aldı. Veyla'nın uyanmasından ve yine ona nefretle bakmasından korktu ama Veyla uyanmadı. Elleri adamın göğsüne doğru hareketlenirken yanağını da omzuna yasladı ve yeniden iç çekti. Gölge, kadının kirpiklerinden çenesine doğru akan makyajını, kızaran göz çevresini, titreyen dudaklarını izledi.

"İçin rahatlayacaksa, ben de mahvoldum." diye fısıldadı. Kadın uyanık olsa, söyleyemezdi belki ama içinde tutmakta zorlanıyordu. "Ve yine için rahatlayacaksa, ben de kendimden nefret ediyorum."

Veyla duymadı ama kapıdaki Valdris duydu. Gölge kucağında Veyla ağır adımlar ile kapıya yaklaşırken ara ara düşüp Veyla'yı da düşürmemek için yola bakmak dışında gözlerini hep kadında tutuyordu. Valdris de Gölge'nin önünden ilerleyip koridorda kimsenin olmadığına emin olurken Veyla'nın odasına varmışlardı. Valdris kapıyı açınca Gölge kucağındaki Veyla'nın bacaklarının çarpmamasına dikkat ederek yan bir şekilde içeriye girdikten sonra bir bacağını dizinden kırarak kaldırdı ve Veyla'nın kalçasını yasladı. Tek eliyle Veyla'yı tutarken hafifçe eğilip yatağından pikeyi çekti. Eli yeniden Veyla'nın vücuduna döndükten sonra yavaşça kadını yatağa yatırdı. Son ana kadar yüzlerini bir hayli yakın tutmuş, sanki Veyla'yla birlikte bu yatağa yığılmak istermiş gibi çekilememişti. Veyla'nın kanlı ceketini üstünden çıkarttı. Hiç bıkmadan, sabırla vücudundaki kanları temizlemek isterdi ama Veyla tenini Gölge'ye yasak kılmıştı. Kadının ayakkabısını da çıkarttıktan sonra pikeyi üstüne örttü. Kadının titremesi üşümekten değildi, biliyordu ama elinden geleni yapmaya çalışıyordu.

Veyla, Gölge'nin elleri üstünden çekildiği gibi zaten pek de uzaklaşamayan bir elini tuttuğunda Gölge'nin de içi titredi. Belki de ağlamalıydı ama yine de burukça gülümsedi. Kadının artık kendisine sığınma ihtimalinin kalmadığından endişe etmişti ama işte yine, sığınıyordu. Sensiz kalmak istiyorum, demişti ama onu Gölge'siz bırakmadığında da sığınıyordu. Belki de uyku halinde bir başkası sanıyordu, Gölge bilmiyordu ama yine de ellerini ayırmamak için yatağın yanında diz çöküp kadının bu temasında bir süre oyalandı. Öyle ki, Valdris'in de onları izlediğinin farkına bile varmadı. Veyla'nın elini tutmayan eli kadının yanağına yerleşti ve başparmağıyla ıslak kirpiklerini sildi.

"Niye bunu yapıyorsun?"

Gölge'nin kaşları çatılırken yavaşça Valdris'e baktı. Adamın varlığını yeni fark etmişti. Sesini temizleyip elini yavaşça kadının yanağından çekti. Son ana kadar temas etmek için yavaş davranmıştı. Yine de kadının tuttuğu eli bırakmadı. Kendi adımından vazgeçebiliyordu ama Veyla'nın attığı adımdan vazgeçmek daha zordu. İşte bu yüzden kendi duramasa bile Veyla uzak dursun istiyordu. Ve yine bu yüzden Veyla'nın, Gölge'nin zaafı olmaya çalışmasından, duygularıyla oynamasından çekiniyordu. Gölge kanabilirdi. Gölge kanıyordu...

Gölge'nin ezberlediği bir cevabı vardı. "Çünkü ondan nefret ediyorum." derken kadının yanında diz çökmüş, elini tutuyor olmasa, Valdris inanabilirdi. Kralların Kral'ı, Kraliçe'sine diz çöküyormuş gibi gözüküyordu.

"Niye eziyet ettiğini sormuyorum." derken Valdris'in sesi anlayışlı bir yumuşaklığa bürünmüştü. Erya da ara ara Gölge ve Veyla'dan bahseder, yakıştırır, fısıltılara kulak asar ve nefret etmeyi bir bıraksalar neler olabileceğinden bahsederdi ama Valdris ilk defa bunun ihtimalli olduğunu görüyordu.

"Niye eziyet ettikten hemen sonra onu iyi etmeye çalıştığını soruyorum."

Gölge, 'yapma' der gibi baksa da Valdris sorusunu geri almayıp üstüne kaşlarını kaldırdı. Gölge yutkunduktan sonra yeniden Veyla'ya baktı. Kadın güzel yüzünü, tutuşan ellerine doğru eğmişti ve küçük burnunun ucu şimdi Gölge'nin parmaklarına değiyordu. Gölge yeniden gülümsemek istedi ama iç çekip gözlerini güçlükle Veyla'dan alarak Valdris'e baktı. "Ben düşmanımı güçlü severim."

Valdris'in inanmasını umdu. Herkes inanırsa, belki Gölge de inanırdı ama Valdris inanmadı. Dudakları hafifçe kıvrılmıştı. "Bana kalırsa ona merhamet ediyorsun. Bunu fark ettikçe de daha güçlü saldırıyorsun. Sence bu işin sonu nereye gidecek?"

Gölge bu konuda düşünmemeye çalışıp yine ezberden konuştu. Artık bu ezbere cümleleri kurmak o kadar da kolay değildi. "Bu hikâyenin sonu belli. O ölecek."

Valdris "Peki sonra?" diye sorduğunda Gölge yutkunamadı. "Peki, sonra sana ne olacak? O ölünce?"

Gölge pürüzlü sesiyle "Yenmiş olacağım." dediğinde Valdris Kral arkadaşına burukça gülümsedi. "Bence yenilmiş olacaksın."

Gölge bu cümleyle bile yenilmiş gibi hissetti. Başı Veyla ile tutuştuğu ellerine doğru eğilmek isterken çenesinin ucuyla Valdris'e kapıyı gösterdi. Bu konuşma burada bitti demek istiyordu. Daha fazlasına gücü yoktu, yeterince yorgundu. Valdris kapıya yönelirken "Ve sen umarım, geç olmadan bunu fark edersin." demeden duramadı.

Gölge yüzünü buruşturup başını iki yana sallayarak bu ihtimali kafasından uzaklaştırsa da "Kediyi getir." dedi. Valdris kapıdan çıkmadan duraksayıp Gölge'ye döndü. "Hangi kediyi?"

Gölge başıyla Veyla'yı gösterdi. O sıra bir anlığına Veyla'ya bakmak istemişti ama bir daha bakışlarını Valdris'e çevirememişti. Gözleri Veyla'nın yüzünde gezinirken "Yaratık, dediği." diye açıkladı. Veyla ismini 'yaratık' koymuştu. Gölge ise sırf kadının canını yakmak, onu yalnız bırakmak için onu da elinden almak istemişti ama Amorsus'a yollamamıştı. Bir yerde bakılmasını sağlamıştı. Sabaha kadar Veyla'nın yanında duramazdı. Durmak istediğinin farkındaydı ama kadın uyandığında Gölge'yi görmemeliydi. Geçen sefer son anda odadan çıkabilmişti, şimdi yakalanmaya cesareti yoktu. Kadının o güzel gözlerinin aralanıp da nefretle bakmasına, hiç cesareti yoktu ama onu yalnız bırakmak da istemiyordu. Hem uyanıp da kediyi görünce iyi hissedebilirdi.

Valdris'in gülümsemesini genişledikten sonra odadan çıkıp kapıyı kapattı. Kapı kapandığı, Veyla ile Gölge baş başa kaldığı gibi adamın da alnı ellerine doğru eğildi ve yasladı. Birbirlerine dönük, biri yatakta, diğeri yerde ama el ele ve yüzleriyle bile birbirlerinin ellerine sığınmışken odada iç çekişleri dolanıyordu. Gölge bu hikâyenin sonunda her ihtimalde yenileceğini kabul etmek istemiyordu ama git gide başka şansı kalmamaya başlıyordu.

Kelebek, kazanırsa da Kral yenilecekti,

Kelebek kaybetse de Kral yenilecekti.

**

42

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!