33/66 · %48

🔮 33 ⚡ Gözlerini Kapatmak

49 dk okuma9.770 kelime28 Kasım 2025

3. KISIM  KRAL VE KELEBEK

🔮 33 ⚡ GÖZLERİNİ KAPATMAK

**

Ve nefret, aşkı öptüğünde susarmış anılar. Tüm zihin, tek bir anıya sahipmiş gibi tekrar ve tekrar yaşarmış o anı. Varlığıyla boğulduğunu sandığın nefesi solur gibi öperken yaşadığını hissetmek, yeniden doğmaktan farksız. Ve yeniden doğmak için önce öldürmek gerek. Nefreti öldürüp aşkla doğmak, aşka yenilmek için kendini yenmek. Esasen, kalbindeki öldürmemek için kendini öldürmek. Kazananı olmayan bir savaş ama herkes yenik. Büyünün bile getiremeyeceği imkânsız bir dilek ama aşk, imkân beklemez.

Ve Kral, kelebeği öptüğünde sustu anılar. Zihinleri, sadece bu anıya sahipmiş gibi başkaca bir şey düşünmeksizin öptüler birbirlerini. Düşünseler, zaten öpemezlerdi. Varlığıyla boğulduklarını sandıkları nefesi solur gibi öperken yaşadığını hissettiler. Ölmek için yaşadıkları bu Zenith'te, yıllar sonra ilk defaydı. Bu, ölmüş bir ruhu hapseden bir bedenin yeniden doğması. Çürümüş ruh, her atışında acı pompalayan bir kalpte çaresizce beklerken kurtuluşun ölümle değil, yaşamla gelmesinden de garip, nefretten filizlenen bir aşkın şimdi dudaklarındaki kıvılcımları tüm bedenlerine taşıması. Zihinlerinde birbirlerinin iki farklı yansımasını taşırken kalpleri tek bir gerçekle tanışık. Kalpleri gibi zihinleriyle de tanıştıklarında ölüm muhakkak. Ya nefret ya da aşk, ama biri elbet ölecek. Biri, zaten ölecek. Çünkü bazıları iki kere tanışır ve her seferinde âşık olurlar.

"Ve gecenin beklenen anına geldik! İşte! Bastal'ın son keşfi, 'hayal taşı' Sizi hayallerinizi yaşamaya davet eder!"

Xalialar, asansörlü bir yapı ile bulundukları kata bir büst üstünde taşınacak taşı görebilmek üzere dans pistinin etrafına doğru çekilirken Veyla ve Gölge hala öpüşüyorlardı. Büyülerini yansıtan mavi ve mor ışıklar, bu sefer büyülerinin aksine canlarını yakmadan birbirlerinin tenlerine değip aydınlatırken bu sefer de dudakları birbirini yakıyordu. Onları yakıp kavuran bir ateşi çıplak dudaklarıyla öpüyorlardı. Veyla'nın deneyimsiz ve heyecanlı dudakları Gölge'nin öpüşleri arasında kaybolurken Gölge, bunun bir hayal de olabileceğini düşünüyordu. Veyla'nın öpücükleri o kadar minik kıpırtılardı ki, bunu arzulamaktan bitap düşmüş zihni, Gölge'ye oyun çeviriyor olabilirdi. Yine de, kadını öpebiliyordu. Kadın ittirmemiş, engel olmamış, izin veriyordu.

Gölge, kadının dudaklarına uzanırken aklında birçok düşünce vardı. Bu yaptığının ya çok yanlış, ya da çok daha yanlış olduğunu ve onları felakete sürükleyeceğini düşünüyordu. En iyi ihtimalde, onları felakete sürüklerdi. Gölge'nin tek başına sürüklenme ihtimali de vardı. Birlikte yanarlarsa, belki birlikte sönerlerdi ama sadece Gölge yanarsa küllerinden doğamayabilirdi. Yine de endişe ettiği, kadının ittirmesi, tepki vermesiydi ama özgürce öpmeyi, o da beklememişti. Çeneleri birbirlerine doğru yükselip de elleri, birbirinin tenini sımsıkı tutarken daha fazlası için çabalamadan sadece öpmeye gayret etmek, Gölge'nin ilk defa başına gelen bir durumdu. Bu kadınla sadece sevişmek istemiyordu. Kadına zaafı, arzudan ibaret değildi. Bir öpücüğü arzulamak, çok daha fazlasıydı. Bu sebeple dudaklarına uzanırken bir yanı, bir öpücükle yetinmemeyi, kadın müsaade ettikçe daha fazlasına yönelmeyi umuyordu. Umduğu gibi olmamıştı. Bir öpücüğe hapsolmak istiyordu.

Veyla, adam dudaklarına uzanırken zihninde birçok gürültü vardı. Kendi anılarının ve zihnine yerleştirilmiş anıların kulak tırmalayan gürültüsü başının gittikçe baş etmesi zor sancılarla ezilip bükülmesini sağlıyordu fakat Gölge onu öpmeye başladığından beridir tek duyduğu adam için heyecanla atan kalp atışlarıydı. Kulağını zonklatmasına rağmen, vücudunun sancılarla kıvranmasını değil, aksine tüm acılarından kurtulmuş gibi huzurla titremesini sağlamıştı. Yanılıyordu, acı bizzat dudaklarındaydı. Dudaklarından kalbine inen bu muazzam bağ, acıyı da kalbine taşıyordu. Bazı acılar anılarla birlikte zihinde kalırdı ama bu acı, kalbini ele geçirirdi. Eğer ki tek başına taşıyorsa. Bu acı, imkânsız ama bir ihtimal Gölge'nin de kalbine bulaşırsa, artık acımazdı. Acılarından yeşerir, anılarından temizlenirdi. Veyla'nın hissettiklerine inanması için önce anılarından mı kurtulması gerekirdi, yoksa anılarından kurtulması için bu hislere teslim olması mı?

"Bazılarımız anın büyüsüne kapılmış gibi gözüküyor. Alanı boşaltalım!"

Gölge, kadının yanağını okşarken yeniden burnunu sürterek bu sefer diğer tarafına doğru eğildi ve kadını başka bir öpüş açısıyla öpmeye devam etti. Kadının pembe çıkık dudakları, Gölge'nin dudakları arasında eriyen bir şeker gibiyken nefesleri birbirine karışmış, birbirlerinin ciğerlerinde dolaşıyordu.

"Size diyorlar! Gebermek istemiyorsanız çekilin şu alandan!"

Gölge kolundan dürtüldüğünde başta fark etmedi ama Veyla'nın kolundan da biri tuttuğunda ve Veyla bu temastan rahatsız olarak irkildiğinde Gölge kadının irkilmesini ve öptüğü bedenin gerildiğini fark etti. Gözlerini kırpıştırarak aralarken idrak kabiliyeti kazanamasa da yavaşça geri çekildi. Yüzleri hala birbirlerine çok yakınken gözleri önce kadına temas eden bir başka kadına döndü. Kadın onları bir yere doğru çekmeye çalışıyorken arkalarını gösterdi. "Tavana yapışmak istemiyorsanız, asansörden çekilin!"

Xalia kadının derdi Gölge veya Veyla'nın ölmemesi değildi ama konuşmacı birkaç kez uyarmıştı ve bu kişiler alandan çekilmeden taşı sergilemiyorlardı. Bir an önce taşı görmek için çabalıyordu yoksa normal şartlarda ölmeleri ve taşa kanlarının damlaması, kadın Xalia'nın ancak hoşuna giderdi.

Gölge, kadının bileğinden tutup Veyla'nın kolundan uzaklaştırırken "Tamam, bırak." deyip anlamaya çalışarak ardına baktı. Onları bekleyen konuşmacıyı ve dans alanının boşaldığını görünce sesini temizleyip yine "Tamam." dedikten sonra derin bir nefes alıp Veyla'ya doğru baktı. Bir eli hala kadının yanağındaydı. Veyla'nın ise başı hafifçe eğilmiş, gözleri hala kapalıydı ve titrek nefesler alıp veriyordu. Yaşadığı bu anı idrak edememişti. Dudaklarından, adamın dudakları eksildiği gibi zihni yine gürültüyle konuşmaya başlamıştı. Bu sefer, geçmiş anılarıyla değil şu anla ilgili yüzlerce düşünceyle baş ediyordu. Gözlerini aralayıp da bu anı gerçek kılmaya cesareti yoktu. Düşüncelere boğulmuş, biraz önce ne yaşadığını sorguluyordu. Gölge ile, öpüşmüşler miydi? Gerçekten... Öpüşmüşler miydi?

Gölge, kadının bir süre boyunca öpüştükleri için iyice çıkık şekilde ve kızarmış duran dudaklarına titrer gibi baktıktan sonra ihtiyaçla yutkunarak gözlerini kapalı göz kapaklarına çevirdi. Aslında ihtiyaç duyduğu kadını biraz daha öpmekti. Ve o öpüş bittiğinde de 'biraz daha' öpmeye ihtiyaç duyacaktı. Bu ihtiyaç öpmekle bitmemiş, artmıştı. Gölge'nin kaşları biraz önce bir öpüşte ömrü hayatı boyunca alamadığı zevk ile titremenin getirisi olarak hafifçe çatılmış haldeyken gittikçe korku da yüz ifadelerini esir almaya başlıyordu. Kadını öpmüştü! Kadını öpmüştü...

Sevişmeye çalışmadan, sadece öpmüştü. Elleri yerli yerinde durmuş, hatta durdukları yerde var olan tenini sevmek dışında hiçbir harekette bulunmamıştı. Kadının belini sevmiş, yanağını sevmişti. Güzel yüzü, adamın avucunda minicik kalırken başparmağı kadının elmacık kemiğinin üstündeki dövmede gezinmişti. Kelebek, dövmesi. Çünkü o kelebekti. Her kanat çırptığında ölüm getiren kelebekti ve Gölge, kelebeğin sadece sevdiklerini öldürdüğünü sanırdı. Şimdi Gölge'yi de öldürebileceğine tüm kalbiyle inanıyordu. Şu ana kadar, bundan korkmazdı ama artık Veyla, Gölge'yi öldürebilme kudretine sahipti. Onu öpmesini sağladıysa ve Gölge bu durumdan hızla kurtulmazsa, bir gün ona teslim olmasını da sağlardı. Veyla tarafından duygularıyla oynandığı bir oyun içerisinde miydi yoksa çok küçük bir ihtimal ama her şey ikisinin de aynı tehlikeli oyuna mı çekiliyorlardı, bilmiyordu. Tek bildiği, öpmemesi gereken birini öpmüştü. Nefreti, öpmüştü. Bir nevi, kendi ölümünü de öpmüştü ve bu hayatında yaptığı en güzel şeydi.

Gölge, endişelerine rağmen yumuşak bir ses tonuyla "Kelebek..." diye fısıldarken yeniden kadının yanağını okşadı. Veyla, Gölge'nin sesini duymasıyla, gözlerini henüz açmasa da kulakları bu anı gerçek kıldı. Titrek bir nefes alıp verirken gözleri yavaşça aralandı. Ürkek bir şekilde Gölge'nin mavi gözlerine bakarken nefesi gibi, tüm vücudu titredi. Adamın gözlerinde hiç bu kadar yumuşak bir bakışa şahit olmamıştı. Yüzleri bu denli yakınken ve ışık harelerinde parlarken nefret şu an görmek için araması gerekecek kadar gerilerdeydi. Belki şu anlığına, belki de şu andan sonra, ama böyleydi.

Birkaç kere daha uyarıldıklarında Veyla etrafı duymadan Gölge'ye bakmaya devam ediyordu. İkisinin de gözlerinde tanımlayamadığı bir bakışın hemen yanında oldukça bariz bir şekilde korku parlıyordu. Birbirlerine onca şeyi bazen apaçık bazen de gizli bir şekilde yapmışlardı ama hiç bu an kadar korkutamamışlardı. Birbirlerini nefretleriyle değil, henüz bu kelimeyi zihinlerinde bile kullanmamalarına rağmen aşka düşme ihtimalleriyle korkutuyorlardı. İkisi de aşktan habersiz, bu kelimeye imkân vermeden, tanımlayamadığı, anlayamadığı hislerle korkuyorlardı. Daha bugün söylemişlerdi. Veyla, Gölge'yi bir gün öperse, ona yenilmiş varsaymıştı kendisini. Gölge de, bir gün Veyla'yı öperse kadının kendisinden tüm intikamları almış sayılacağını söylemişti. Bir bahane altına sığınarak ve iksirin getirdiği cesaretle bu anı yaşamışlardı. Yine de bu vaatlerini kabullenmiş sayılacaklar mıydı?

Gölge "Çekilmeliyiz." dedikten sonra yüzü hafifçe buruştu ve başıyla sağını işaret verdi. Eğer o siktiğinin taşı olmasaydı şu an kadını öpmeye devam ediyor olurdu. O dudaklar ayrıldıktan sonra bir daha kavuşmak için çok daha güçlü bir bahaneye ya da gerçek bir teslimiyete ihtiyaç duyarlardı ama henüz ayrılmamışken... Henüz hala bir bahane gölgesinde birbirlerinin tadını çıkartırlarken... Keşke kimse uyarmasaydı ama işte, uyarılmışlardı.

Veyla'nın gözleri kırpışarak Gölge'nin gösterdiği alana baktı. Uğruna geldikleri taş, sergilenmek üzereydi ve ikisi de taş dışında her şeyle ilgilenmişlerdi. Birbirlerinin, her şeyleriyle...

"Şey..." dedikten sonra sesini temizleyerek Gölge'ye baktı. "Tamam..."

Gölge de başını onaylar şekilde sallayıp "Tamam." dedi ama birkaç saniye daha ikisi de hareketlenmediler. Birkaç uyarı daha geldiğinde Gölge, tekrar Veyla'ya temas etme girişimi olursa birilerini öldürmek zorunda kalır diye uyarılara kulak asıp Veyla'nın yanağındaki elini de kadının beline doğru indirdi ve onu alanın etrafında daire şeklinde dizilmiş kalabalığa doğru çekti. Veyla ise, ne yapması gerektiğini ve nasıl yapacağını kendinden çok Gölge daha iyi biliyormuş gibi yönlendirmelerine uyum sağladı. Şu an kendi aklı kullanamayacağı kadar uzaklara gitmişti. İkisinin de gözleri birbirinden kaçıp kaçıp yine de bir şekilde birbirine dönüyordu. Dans alanından çekildiklerinde Gölge yavaşça elini Veyla'dan çekse de hala birbirlerine dönüktüler. Taş sergilenmek üzere yeniden müzik kulakları doldurmaya ve Xalialar oldukları yerde dans etmeye başlarken Veyla'nın kalp atışları biraz olsun düzene girmiyordu. Her nefes alışında biraz daha korkuyla ve karmaşayla kasılıyordu. En sonunda yeniden Gölge'ye bakarken bağırıp çağırmak istemişti ama konuşmaya başladığında sesi kısıktı. Gölge, kadını çekip tekrar öpmeye cesaret edemediği gibi bu konu hakkında konuşma başlatmaya da cesaret edememişti ama kadının kendisine baktığını fark ettiği gibi titrek bir nefes alarak Veyla'ya baktı. Kuruyan dudağını yalayarak ıslattı. Biraz önce dudakları, kadının dudaklarını öpüyordu ve bu sebeple ikisinin de ilgisi bir anlığına bu harekete doğru dağıldı. Veyla yeniden ilgisinin dağılmasına karşı daha büyük bir öfke hissederken "Niye yaptın?" diye sordu. "Niye böyle bir şey yaptın?"

Gölge, bu soruyu duymaya hazır değildi. Çünkü cevabı vermek bir yana, düşünmeye de hazır değildi. Başını hafifçe sallayıp omuz silktikten sonra "Büyünü kontrol altına alman gerekiyordu." dedi ve yüz ifadelerini kontrol altında tutmaya çalıştı. Hayatı boyunca bu konuda hiç bu kadar zorlanmamıştı. Gözler endişeyle kadının yüzünde geziniyordu. Kadının tepkilerini anlamaya, hissettiklerini çözmeye çalışıyordu. Gördüğü kadarıyla kadın şu an öfkeli hissediyordu, gözlerinde karmaşık duygular harmanlanmıştı. Korkuyu görebiliyordu, öfkeyi görebiliyordu, bazı duyguları görebiliyor ama anlayamıyordu. Tüm bunlar ne anlama gelirdi?

"Ve bunun yolu, bu muydu?" derken Veyla'nın yeniden sesi kısılmıştı ama Gölge duydu. Azrit kulakları olmasa da Veyla'nın dediklerini duyabilirmiş gibi hissediyordu. Gölge sıkkın bir nefes alırken yine dudaklarını yalayarak gözlerini Veyla'nın ardında, eğlence yerinin duvarlarında gezdirdi. Duvarlarda şimşek animasyonları, kelebeklerle hareket ediyordu. Kral ve Kelebek. Biraz önce öpüşüyor olan, Kral ve Kelebek.

Korkuyla ve gerginlikle atan kalbine yeniden heyecan bulaşırken sıkkın bir nefes daha alıp Veyla'ya baktı. "Gözlerinin kapanması gerekiyordu, büyüyle ışıldıyorlardı."

Veyla'nın kaşları yavaşça kalktı fakat hızla çatıldı. Dudakları aralanıp kapanırken odağını kaybeden gözleri Gölge'nin göğsüne doğru kaydı. Yutkunduktan sonra hatırlayarak "Gözlerimi kapattım..." dedi. Veyla için gözlerini kapatmak, teslim olmaktı. Düşmanına mı teslim oluyordu?

Kimseye teslim olmayıp, defalarca denemelerine rağmen bir kez olsun Yıldat'a karşı gözlerini kapatamayıp Gölge ile öpüşürken mi kapatmıştı?

Tekrar "Gözlerimi kapattım..." diye mırıldandığında Gölge'nin kaşları kalktı. Öpüşürken, öyle yapılırdı. Veyla'nın neden bu detaya bu kadar takıldığını anlayamamıştı. Onu öpmesine bile bu kadar takılmamıştı.

Veyla'nın tüm vücudu bu sefer zevk ve heyecan ile değil, korkuyla titrerken gözlerini Gölge'ye doğru çıkardı ve "Bunu sakın bir daha yapma!" diye olabildiğince bağırdıktan sonra hızını alamayıp ellerini adamın göğsüne doğru yasladı ve sertçe ittirdi. Dağ gibi Gölge, normalde yerinden bile hareket etmemesi gerekirken birkaç adım geriye doğru sendeledi. Vücudu mu güçsüz düşmüştü, yoksa Veyla'ya karşı mı güçsüzdü, bilememişti.

Gölge gözlerini kırpıştırıp sıkkın nefesler alıp verirken Veyla yeniden ittirip "Duydun mu?" diye bağırarak sordu. Gölge cevap veremezken sakinleştirmek isteyerek kadının bileklerinden tutmaya çalıştı ama Veyla telaşla ellerini kurtarıp yeniden ittirdi. Gölge yeniden geriye doğru sendelerken birkaç kişiye çarpmıştı ama Azrit olduğunu boyundan anlayan Xalialar kavga çıkarmak yerine birkaç adım gerilediler. Gölge, kadın kendisini kurtulması gereken bir canavar gibi görüp ellerini telaşla çekiyor diye bir daha tutmaya çalışmazken üzgün gözlerle Veyla'ya bakıyordu. Üzgün, tedirgin, korkmuş biraz öfkeli ama neye öfkeli olduğunu bilmediği, duygu dolu gözlerle.

Veyla, "Sakın!" diye bağırdıktan sonra "Anladın mı?" diye sordu. Elleri yeniden adamın göğsüne yaslanmıştı ama bu sefer ittirmemiş, nefes nefese kalmıştı. Gölge'nin gözleri ağır bir şekilde kapanıp açılırken yavaşça başını onaylar şekilde salladı. "Yapmam." dedikten sonra boğazındaki hissi yutkunmaya çalıştı.

"Ben sana teslim olmam!"

Gölge yeniden başını onaylar şekilde sallarken Veyla'nın yüzü ağlamak istermiş gibi buruştu ama Gölge, kadının bu temas yüzünden pişman olduğuna yordu. Biraz önce kalbinde Veyla için heyecanlanan her yer, şimdi için için sızlıyordu.

"Ben sana yenilmem!"

Gölge, burukça gülümseyip "Yenilme." dedikten sonra yeniden başını onaylar şekilde salladı. Böyle istediğinden değil, bunu kabullenmeye çalışarak söylemişti.

Veyla, adamın yüz ifadelerini anlamlandırmaya çalıştı ama başaramadı. Kendi hissettiklerini yutkunmaya çalışıp öfke ve korkuyla bağırmaya devam etti. "O yüzden sakın bir daha böyle aptalca bir şey yapma! Gerekirse büyüm tüm Zenith'i alıp yutsun ama sen beni öpme!"

Gölge isterik bir şekilde hafifçe gülerken gözlerini sağına doğru kaçırdı. Mavi gözlerinde göz bebekleri büyürken gülüşü hızla sinirli bir kasılmaya dönüştü. Başını yeniden onaylar şekilde salladı. Derin bir nefes alıp verdikten sonra dilini çiğneyerek bakışlarını Veyla'ya çevirdi. Tek kaşı hafifçe inip kalkarken "İstediğin gibi olsun." dedi.

Veyla "Bunu istiyorum!" diye bağırdı. "Beni asla öpmemeni istiyorum. Benden uzak durmanı istiyorum!"

İkisi de sinirli nefes alış verişlerle birkaç saniye daha birbirlerine baktı. Gölge belki de bir şeyler söylemeli, kendisini savunmalıydı ama hiçbir şey diyemedi. Ne onaylayabildi, ne de reddedebildi. Düşüncelerini ve cümlelerini toparlayamıyordu. Çıkıp 'ben de zaten istemiyorum' da diyemedi, 'istiyorum' da diyemedi. Veyla öfkeli sessizliğin ardından ellerini Gölge'nin göğsünden çekip hızla eğlence yerinin çıkışına yöneldi. Xaliaların arasından vücutlarını iki yana ittirerek geçiyordu ama şu an başkalarına temas etmekten daha çok korktuğu bir şey olmalıydı ki bunu umursamadan ilerliyordu. Gölge "Nereye?" diye bağırdığında Veyla cevap vermeden ilerlemeye devam etti.

Gölge, kadının ardından bakarken sıktığı dişleri arasından "Hay sikeyim..." diye mırıldandı. Elleri öfkeyle yüzünü ovuşturduktan sonra alnından saçlarına, oradan da saçlarını çekiştirerek ensesine kaydı ve başı eğilirken gözlerini sımsıkı kapattı.

"Kafanı sikeyim. Ulan niye yaptın? Niye öptün?" dedikten sonra ellerini yeniden yüzüne götürdü. Elleri altında yüzü öfkeyle buruşmuştu. Öfkesi çoğunlukla kendisineydi ama Veyla'ya karşı da engel olamadığı bir öfkesi vardı. Kadının bu anıdan bu kadar pişman olup iğreniyormuş gibi davranması ve tekrar tekrar nefretle uyarması canını yakmıştı. Göğsündeki bu yanmayı canının yandığına yormuyordu ama olan buydu. Kadına 'sen benim kalbimi kıramazsın' demişti ve işte, kırabiliyordu.

Sadece öpmemişti ki! Öpmeden önce de kadının tenine gömülmemiş miydi? Kadının boynuna, omzuna, çenesine... Soluya soluya öpmüş, emmişti. Elleri kadının vücudunda özgürce dolaşmıştı. Her temasında daha fazlasını ve daha fazlasını istemişti. Şimdi bile vücudu hala o anın zevkiyle kasılıyordu. Veyla, beraber olduğu hiçbir kadına benzemiyordu. Belki de binlerce kadınla sevişmişti. Binlerce kadını çıplak görmüş, ulaşabileceği tüm yakınlıklara ulaşmıştı ama Veyla... Veyla kıyafetleri içerisinde ve sadece boynuna ulaşabildiği efsunlu bir bedenken, hiçbir kadının veremediği zevki yaşatmıştı. Sadece ona dokunarak ve boynunu keşfederek yaşadığı bu zevk, eğer bir gün olur da sevişirlerse nasıl bir doruğa ulaştıracaktı, Gölge hayal bile edemiyordu. İstiyordu. Kadını çok istiyordu. Ve bugün öğrenmişti ki, kadınla sadece sevişmek değil, kadını öpmek de istiyordu. Sevişmeden öpmek. Sadece öpmek... Bu ne anlama gelirdi? Bunu arzuyla tanımlayamıyordu.

"Bırak o zevksizi. Ağzının tadını bilmiyor. Beni istediğin kadar öpebilirsin sahte Kral. İstersen başka şeyler de..."

Gölge, karın kaslarına ve kol kaslarına getirmiş kadın Xalia'nın ellerini uzaklaştırırken "Bak hadi işine." diye söylendi. Şu an başka bir kadını arzulamaktan yanıp tutuşurken hiçbir Xalia ile sevişmek istemiyordu. Kaldı ki, sahte bir kelebek ile sevişmeyi, hiç istemiyordu.

Veyla, şehrin katlarından yüzeye çıktıktan sonra yalnız kalana kadar deli gibi ilerlediği yolda sonunda eski bir köprüye vardı. Şehrin çıkışında sayılırdı ve köprünün ne kadar eski olduğu bilinmezdi. Belki de düne kadar kullanıma açık bir köprüydü ve bu sabah birkaç güçlü Xalia'nın kavgası sonucunda bu hale gelmişti. Denize doğru yıkılmaya yüz tutmuş köprünün kendi ağırlığını taşıyabileceğini varsayarak ortasına doğru yürümeye devam etti. Yıkılsa da, kalbi bir an olsun korkuyla çarpmazdı. Bir şekilde ölümden kurtulurdu ama Gölge'ye karşı yaşadığı bu karmaşadan nasıl kurtulacaktı, bilmiyordu. Yer yer yıkılmış olan taş köprünün ortasına vardıktan sonra ip korkuluğun altından geçip ucuna oturdu ve bacaklarını denize doğru sarkıttı. Sırtını iplere doğru yaslarken kollarıyla vücudunu sardı ve alt dudağını ısırarak denize vuran mehtaba doğru bakmaya başladı. Ağlamayı, anıları dışında hatırlamazdı ama yapabilse, şu an ağlardı. Gözleri kızarmak ister gibiydi.

Gölge'nin onu öpmesine müsaade etmişti. Her yakınlaşma yaşadığı anlarında, Gölge yeltenirse kendisinin ne yapacağını merak etmişti. Başlarda, engel olacağından çok emindi ama gittikçe, cevabı kendisi de bilememeye başlamıştı. Şimdi ise, cevabı biliyordu. Gölge öpmeye kalkıştığında, o izin vermek bir yana karşılık bile veriyordu. O küçük çabasını Gölge'nin ne kadar fark ettiğini bilmiyordu ama Veyla gayet farkındaydı. Adamı öpmek istemişti. Öpüşleri, adamın güçlü öpüşleri arasında kaybolmuştu, erimişti ama yine de öpmüştü. Ve bunu yapmaktan öyle çok keyif almıştı ki... Hayatında ilk defa bir adamı öpmek istemişti. Hala öpmek istiyordu...

Bir eli kolundan ayrılıp da yüzüne doğru giderken yine ağrımaya başlayan alnını ovuşturdu. Alnını ovuşturmaktan çok yüzünü örtmek ister gibiydi çünkü buruşup duruyordu. Tam olarak bunun ağlama isteği olup olmadığını bile hatırlayamıyordu, en son anıları silinmeden ağladığını varsayıyordu. Kâbus mağarasında, Gölge'nin kollarında da ağlamıştı ama hatırlamıyordu. Şimdi ise, şu an yaşadığı hissin tam olarak neye benzediğini anlayamıyordu. Çoğu duygu ve tepki ondan alınmak istenmişti. Veyla ise almayı başaramadıklarını, derinlerine sakladığını fark ediyordu. Git gide, her duygu saklandıkları yerden çıkıyordu ve Veyla'yı daha da zora sokuyordu.

Niye öpmüştü ki? Bir bahane sunmuştu ama... Gerçekten başka yolu yok muydu? İksir yüzünden miydi? İksir, var olmayan bir arzu yaratamazdı. Sadece öpüşmemişlerdi ki! Adam, boynuna gömüldüğünde ve ona ölümsüz ömründe ilk defa zevki tattırdığında, gerçekten sadece sevişirmiş gibi görünmeye mi çalışmıştı? Yoksa o da zevk içerisinde miydi? O nereye gideceğini bilir gibi hareket eden ama istediği her yere gidebilmek için telaşla dolaşan elleri... Bir arzu ile mi yanıyordu? Var olan arzusu iksirle pekişmiş ve karşı koyamamış mıydı? Belki de arzu bitmemişti, hala vardı. Veyla hangisini tercih ederdi? Arz ettiği tehlikelere rağmen adamın da kendisi gibi onu arzulamasını mı yoksa güvenilir bir şekilde arzuya sahip olmamasını mı?

Veyla'nın eli boynuna doğru giderken başını da kaldırıp yeniden denize doğru baktı. Parmakları boynunda, adamın öptüğü, emdiği yerlerde gezinirken yanağını kemirip duruyordu. Adamın nefesinin sıcaklığını ve dudaklarının yumuşaklığına rağmen şehvetle sert davranan dilinin darbelerini hala hissedebiliyordu. Bu şu anlığına mıydı yoksa hep bu kadar net bir şekilde hatırlayacak mıydı? Artık boynu, Gölge'nin izleriyle mi doluydu? Boynu ve dudakları... Hatta vücudu. Adamın elleri, kadının vücudunda dolaşmıştı. Kıyafetlerin üzerinde ve çıplak teninde... Şimdi Veyla'nın silemeyeceği bir sürü iz vardı. Silmek istiyor muydu?

Gözlerini kapatmıştı... Veyla'nın yeniden yüzü buruşurken gözleri gökyüzüne doğru yükseldi ve sıkkın bir nefes alıp verdi. Niye gözlerini kapatmıştı? Oysaki Yıldat ile öpüşmeye çalışırken gözleri nasıl da apaçıktı. Gölge ile yakınlaştıkları başka anlarda da gözleri kapanır gibi olmuştu ve her seferinde Veyla hızla aralamıştı. Şimdi engel olamamıştı işte. Gözlerini kapatmış, adamın temaslarına ve öpüşlerine teslim olmuştu. Mahvolurum, diye düşündü. Yok etmek zorunda olduğuma teslim olursam, birlikte yok oluruz. Birlikte var olacak halimiz yok ya sonuçta...

Bir gün bu adamı mahvedecekti. Bu adam zihnindeki gibi bir canavar olsa da yok edecekti, gözlerindeki gibi bir sığınak olsa da yok edecekti. Eğer gözünde gördüklerini, kalbine taşırsa, adamla birlikte yok olurdu. Veyla, ölmeyi bu denli istemesine rağmen hayatta kalmaya programlıydı. Amorsus Konsey'inin etten robotuydu ve onların emirleri sürdükçe, Veyla da hayatta kalmalıydı. Emirlerinden biri Gölge'nin sonunu getirmekti, getirecekti. Bir gün çıplak elleriyle bu adamı öldürmek zorunda kalabilirdi. Bu adamı kalbine alırsa, kalbi de paramparça olurdu. Gölge her kimse, bir felaket ya da sığınak fark etmez, Veyla uzak durmalıydı. Gölge, uzak durabilirse, Veyla için de her şey kolaylaşırdı fakat Gölge niye uzak durmamıştı? Oysa büyük büyük konuşmuştu, niye sözünde durmamıştı?

Veyla düşüncelere dalmışken uzunca bir süre geçmişti. Belki bir ara kalkıp Gölge'yi bulmalı ya da Nixsus'a dönmeliydi ama hiçbirini yapamadan öylece oturdu. Düşündü, düşündü ve tekrar düşündü. Bulduğu tek çözüm, bu tehlikeden uzak durmak ve Gölge'nin de durmasını sağlamaktı. Veyla bazen nefretini, mutlak ihanetini unutuyordu evet ama, Gölge de unutmuş gibi davranmıştı. Gölge bile unutursa, Veyla hiç hatırlamamaktan korkuyordu.

Veyla'nın yüzüne birkaç damla düşmeye başladığında kaşları hafifçe çatılırken gözleri gökyüzüne döndü. Yağmurun başladığını sanmıştı ama gökyüzü açık, yıldızlar olabildiğince gözler önündeydi. Yıllar sonra ilk defa, gökyüzünün altında oturmuş ama yıldızları izlememişti. Oysa o hep gökyüzünde sekseni arardı. Bugün ise baktığını görmemiş, düşüncelerinden bir çıkış yolu aramıştı. Şimdi gökyüzüne bakarken bu detayı fark ediyordu.

Açık gökyüzüne ve iyi hava durumuna karşın tam tepesinde küçük bir buluttan üstüne doğru yağmaya başlayan yağmuru gördüğünde kaşları iyice çatıldı. "Ciddi misin?" diye sitemle sorarken yakınlarda bir yerde Gölge'nin olduğuna emindi. O kalkıp Gölge'yi arayamamıştı ama belli ki Gölge, aramakla kalmamış, kadını bulmuştu.

Gölge, elleri deri ceketinin ceplerinde, hasar görmüş köprünün üstünde ağır adımlarla kadına yaklaşıyordu. Ayın ışığı ve artık kullanılmayan köprüde henüz tamamıyla sönmemiş cılız ışık titreyerek onları aydınlatmaya çalışırken Gölge'nin gözlerinde kadının görünmek için ışığın altında olmasına zaten ihtiyacı yoktu.

Veyla adım seslerini de duyunca bakışlarını sağında, ona doğru yaklaşan Gölge'ye doğru çevirdi. Göz göze geldiklerinde titrek bir nefes aldılar. Veyla öfkeyi davet etmeye çalıştı ama koltuktan kalkmayan lanet bir duygu vardı. Bu yüzden öfke, harmalanarak o duygunun üstüne oturmak zorunda kalmıştı. Veyla yerden kalkarken bir an denize doğru düşecek gibi oldu. Bir saniye geçmeden Gölge dibindeydi ve şimdi yarattığı yağmurda ikisi birden ıslanıyorken kadının belinden tutmuştu.

İkisi de bir anlığına duraksarken Veyla sinirle belindeki elini ittirdi ve birkaç adım geriledi. "Sana 'uzak dur' dedim!"

Gölge gözlerini öfkeyle devirdi ve alayla güldü. "Bir dahakinde tutmak yerine düşmene yardımcı olacağıma emin olabilirsin."

Veyla, "Onu da yapma. Ben kendim düşerim!" dediğinde Gölge ciğerindeki tüm nefesi üfleyip "Canımı sıkıyorsun artık." dedi. Bir anlık boşluğuna gelmesi sebebiyle bulutu kendi tepesinde unutmuştu. Bulutun yeniden Veyla'nın tepesine doğru yol almasını sağladığında Veyla yağmurun serpiştirdiği buluta bakarken geriye ve ileriye hareket ederek buluttan kaçınmaya çalıştı ama her seferinde kadınla birlikte bulut da hareket ediyordu. En sonunda durup "Çek şunu üstümden!" dedi.

Gölge, bulutu çekmek yerine yağmurun hızlanmasını sağladığında Veyla sinirle inleyip "Bak çek şunu, her yeri mosmor ederim!" diye söylendi. Gölge, ıslanmaya başlayan kadının saçlarının renginin koyulaşmasını ve su gibi teninde yağmur tanelerinin yol almaya başlamasını izlerken iç çekti. "Beni tehdit edebilen tek kadınsın, biliyorsun değil mi?"

Veyla, neden öfkesinin koltuktan kalkmaya çalıştığını anlayamazken "Ve ee?" diye söylendi ve başını da sinirle salladı. Adam hiçbir şey demesin, hatta bakmasın, hatta hiç olmasın istiyordu! Yani... Şu dakikadan sonra yok olmasını istemiyordu ama hiç var olmasa, Veyla'yla da hiç karşılaşmamış olurlardı. Neden, şu dakikadan sonra yok olmasını istemiyordu ki?

"Ve tehdidine boyun eğdiğim tek kadınsın."

Veyla yutkunduktan sonra yüzündeki ifade gözle görülebilir ölçüde değişti. Gölge de kadının tepkilerine bakıyordu. Kadının bazı anlarda yumuşadığını biliyordu ve hangi anlarda, neden yumuşadığını anlamaya çalışıyordu. Onu öptükten sonra ilk göz göze geldiklerinde de kadının yumuşak bir yüz ifadesi vardı ve sonra birden öfkeyle köpürmüştü. Kadını anlamaya çalışıyordu çünkü kafayı yemek üzereydi. Kendi düşüncelerinden çok kadının düşüncelerini merak ediyordu. Bir yanı da kendi düşüncelerinin içinden canlı çıkamayacağını fark etmiş, en azından kadını anlamaya çalışıyordu. Gerçekten hiç zevk almamış mıydı? Oysaki kadının teninde oyalanırken kulaklarının zevk iniltileri duyduğuna yemin edebilirdi. Başka birinin sesini mi Veyla ile karıştırmıştı? Mümkün değildi. Kadının sesini ezberlemişti. Peki, zihni bir oyun mu yapmıştı? Ya da öpüşürlerken, kadının da karşılık verdiğine yemin edebilirdi. Yine, yanılmış mıydı? Zevk alıp karşılık verdiyse niye bu kadar iğrenmiş gibi davranmıştı? Hangisi gerçekti? Hangisi gerçekse, ne olacaktı, bilmiyordu ama gerçeği bilmek istiyordu.

"Tek kadın mı? Tek canlı mı?"

Gölge "Canlı ve cansızlar arasından tek şey." diye düzelttiğinde Veyla kıvrılmaya çalışan dudaklarına hâkim olmaya çalışarak yine buluta odaklanmaya çalıştı. Adam niye böyle söylemişti ve neden bu söylediği Veyla'nın hoşuna gitmişti, düşünmemeye çalışıyordu.

"Çek şu bulutu!"

Gölge, kadının yüzüne yeniden öfkenin düşmesini izlerken sıkkın bir nefes alıp verdi. Birkaç saniyenin ardından gözlerini gökyüzüne doğru çıkarıp "Ben bir şey yapmıyorum, hesabı Doğa'dan sor. Hava durumuna karar verebilen sadece ben değilim." dedi.

Veyla ellerini iki yanında kaldırıp isterik bir şekilde güldü. "Gökyüzünde tepemdeki hariç tek bir bulut yok ama benim başıma yağmur yağıyor. Gerçekten Doğa'yı mı suçlamalıyım?"

Gölge elleri ceplerinde yavaşça omuz silkti. "Doğa'nın işine akıl sır ermez."

Gölge'nin alayına karşılık Veyla uyarır gibi bakarken gözleri de büyüyle ışıldamaya başladığında yağmur yavaşça azaldı ve Veyla'nın tepesindeki bulut dağıldı. Veyla, adamın yine tehdidine boyun eğmesine karşı hoşuna gitmiş gibi hissetmemeye çalışırken vücudunu denize doğru çevirdi ve kollarını göğsünde birleştirdi.

Gölge yavaşça yine Veyla'nın yanına gelirken Veyla göz ucuyla bakıyordu ama görmezden geliyordu. Nefes alış verişleri ve kalp atışları yeniden hızlanırken Gölge "Niye bu kadar öfkelisin?" diye sorduğu gibi adama döndü.

"Niye mi?"

Gölge, kadının bağırarak sorduğu soruya karşı sakin bir şekilde başını onaylar şekilde salladı ve cevap bekleyerek baktı. "Beni öptün. Sen bunun farkında mısın? Beni öptün!"

Gölge, iç çekti. Evet, gayet farkındaydı. Vücudu kadının aksine hala denize doğru dönükken başını kadından yana çevirmiş ve boy farklı yüzünden eğmişti. Kadın da sinirli bir şekilde ona bakıyordu ama ara ara bir sis dağılır gibi öfkesi dağılıyordu. Öyle anlarda Gölge, kadının yüz ifadesini çözemiyordu ama öfke dışında bir şey olduğunun da farkındaydı.

"Sen de beni öptün."

Veyla'nın kalbi sıkışırken böyle bir savunma gelmesinden çok korkmuştu ve işte, gelmişti. Demek ki o küçük çabalarını adam da fark etmişti. Veyla birkaç saniye apışıp kaldıktan sonra gözlerini kırpıştırıp bakışlarını kaçırdı ve sesini temizledi. Denize doğru bakarken "Öpmedim." dedi. Gölge, mavi gözleri kısılmış bir şekilde gözlerini hiç ayırmadan kadına bakıyordu. Gerçeği görmekte hiç bu kadar zorlanmamıştı. Veyla onun elini ayağını doluyordu ve körleşmesini sağlıyordu. Bir nevi, Gölge de Veyla ile ilk defa gözlerini kapatıyordu.

Gölge, sakin bir şekilde "Öptün." diye direttiğinde Veyla derin bir nefes alıp yine Gölge'ye doğru döndü. "Bir anda çektin beni öptün. Etrafımızda sevişiyormuşuz gibi göstermeye çalıştığımız yüzlerce Xalia, büyüm patlamak üzereydi. Başta uyum sağlamaya çalıştım, etraftakiler anlamasın, dikkat çekmeyelim, diye uğraştım. Sana karşılık vermeye çalıştım ama farkındaysan yapamadım! Sence neden? Öpüşmeyi mi bilmiyorum sence?"

Gölge düşünerek bakarken sessiz kaldı. Gergin dudakları ardında dilini çiğniyordu. Kadının minik çabasının farkındaydı ama bu gerçekten bir çabadan mı ibaretti? Rol yapmaya çalışmış ama başaramamış mıydı? Üstelik, iksire rağmen... İçinde ufacık bir arzu olsa iksirle birlikte normalde yapmayacağı kadar da ileri gidebilmesi gerekmez miydi? Gölge, kadının temasa zaafına rağmen hayatında kaç tane adamın yakınlaşmasına izin vermişti, bilmiyordu. Yıldat'tan önce sevdiği bir adam olduğunu biliyordu, kolyesini ondan almıştı. O adamla neler yaşamıştı, bilmiyordu ama Yıldat'la sevişip durduklarını biliyordu. Yıldat Veyla'nın odasına girip duruyordu. Gölge'de artık buna engel olma isteği baş göstermişti ama bunu neden istediğini ve ne bahane ile engel olabileceğini bilmiyordu. Veyla öpüşmeyi bilmiyor olamazdı. Öpüşmeyi biliyorsa da o kadar minik çabalar ile öpüşmeyeceği şüphesizdi. Gerçekten dediği gibi olmalıydı... Gölge bir hayale inanmıştı. Belki de içerisinde bulundukları eğlence yerinin sergilemek üzere olduğu hayal taşı yüzündendi, belki de iksir yüzünden...

Gölge çenesini kaşırken gözlerini denize doğru çevirdi ve burnundan sıkkın bir nefes alıp verdi. Belki alaya, belki öfkeye ama şu an hissettiğinden başka bir şeye başvurmak istiyordu. Duygu karmaşasından çıkmakta zorlanıyordu.

Veyla, adamı inandırmayı başarabildiği için rahatlamış hissederken ileriye bakan adamın güzel yüzünü izlemeye başladığı gibi bu rahatlık uçtu gitti. Şimdiden, adamı yine öpme isteği baş gösteriyordu.

"Beni bir şeye uyum sağlamak zorunda bıraktığın için de öfkelendim ve gördüğün üzere bu öfkeden hala kurtulamıyorum. Sen de gelmiş, 'niye bu kadar öfkelisin?' diye soruyorsun. Sen niye bu kadar rahatsın? Kardeşinin evleneceği kadını öptün! Nefret ettiğin kadına sevişir gibi yaklaştın! Hiç mi rahatsız olmadın? Niye yaptın bunları? Arzun mu..."

Gölge duyduklarını hazmedemezken hızla araya girip kadına doğru baktı ve "Çünkü umurumda değil." diye kadını susturdu. Öyle öfkeyle, dişleri arasından konuşuyordu ki kadının dudakları kapandı ve yutkunması gerekti. Gölge, duyduklarıyla öfkesine sarılmayı başarmıştı. Veyla onun kardeşiyle evlenecekti. Yıldat ona ihanet edip durmasına rağmen kardeşiydi ve Veyla'yı seviyor gibiydi. Kaldı ki konu Yıldat'a kadar gelmeden, Gölge kadını öpmek istememeliydi. Yıldat ile evlendiklerinde ne olacaktı? Bu kadını zamanında öldüremezse bir gün yeğenine hamile olacaktı ve hiçbir zaman öldüremeyecekti. O zamanlarda bile çaresizce kadını mı arzulayacaktı? Hem öldüremeyip hem de onu yaşayamayıp bu kısır döngüde hapis mi olacaktı? Ölse daha iyiydi. Bu kadını öldürmeliydi. Bu kadından kurtulmalıydı. İntikamını almalıydı ve bu defteri sonsuza kadar kapatmalıydı.

Gölge alayla güldükten sonra küçümseyerek baktı. "Günde kaç tane kadınla sevişiyorum. Sence bir öpücük..." derken gözleri kadının dudaklarına kaydı. İçi gitti ama iğrenir gibi bakmaya çalıştı. "... birkaç temas benim için ne kadar önemlidir? Üstelik seninle?"

Veyla sessiz kalırken omuzları iyice düşmüştü. Bu duyduklarına sevinmeliydi. Tehlike çanları susmaya başlamalıydı ama Veyla aksine, canı yanıyormuş gibi hissediyordu. Niye yanıyordu? Bu adama kalbini kırma yetkisini ne zaman vermişti?

Kadın cevap vermediğinde Gölge şüphesi kalmasın diye konuşmaya devam etti. Belki de şaşırıp kaldığı anlarda çok koy vermişti, bir şey diyememiş, doğru tepkiyi verememiş ve hatta yumuşak davranmıştı. Şimdi ise dengelemeye çalışıyordu. Kadın başka türlü davransa, kadın bu kadar öfkeli yaklaşmasa Gölge böyle davranır mıydı, bilmiyordu. Kadın bu öpüşe teslim olsa, Gölge bu cümleleri belki de kuramazdı. Sonuçta kadın yeterince canını yakana kadar huyuna gitmeye çalışmamış mıydı? "Önemsiz birkaç an. Görev gerektirdi, yaptım. Bir daha gerekirse de yapma dedin, yapmam. Bu kadar basit."

Veyla, midesi bulanır gibi bakarken çatılmış kaşlarıyla "İğrençsin." dedi. Kendisinin bu kadar etkilendiği bir şeyden bahsediş tarzı midesini bulandırmıştı. Adamın bilerek böyle söylediğini düşünmüyordu, böyle düşündüğüne inanmıştı.

Gölge kadının yüzündeki iğrentiye bakarken yutkunamadı. Kadına güzel davranmadığının farkındaydı ama kendisinden bu kadar iğrenmesine de katlanamıyordu. Oysaki bu bakışlar hoşuna gitmeliydi, gitmiyordu. Kadın başka türlü baktığında ise... Hoşuna gidiyordu.

"Gerçekten öptüğüm hiçbir kadın böyle düşünmüyor."

Veyla hızla denize doğru dönerken başını da soluna doğru çevirdi ve gözlerini odaksız bir şekilde etrafta gezdirdi. Nedense, gözleri yanıyordu. Kendisinin ilk gerçek öpücüğüydü ama karşısındaki adam bunu bir öpücükten bile saymıyordu.

Gölge, kadının kendisine bakmaya dayanamamasını iç çekerek izledikten sonra kulaklarını dolduran gürültüyle gökyüzüne doğru baktı. Komut verdiği voltrider yapay zekânın yönlendirmesiyle konumlarına yakınlaşıyordu. Artık taşı aldıklarına göre gizlenmelerine de gerek yoktu. Voltrider, köprü ağırlığını kaldıramayacağı için denizin yüzeyine yaklaşıp havada durdu ve kapısı otomatik bir şekilde açıldı. Gölge uzun bacağıyla zorlanmadan voltridera bindikten sonra sürücü koltuğuna geçti ve ileriye baktı. Veyla elleriyle yüzünü ovuşturup kendisine gelmeye çalıştıktan sonra voltridera döndü ve aralarındaki mesafeye baktı. Voltrider zemine inemediği ve yeterince yakınlaşamadığı için aralarında Veyla'nın uzanamayacağı bir mesafe vardı. Gölge de kadının binmekte zorlandığının farkındaydı. Bir yanı uzanıp çekmek istiyordu ama madem ona dokunmamasını istiyordu, dokunmazdı.

Veyla uzanmaya çalışırken Gölge sert bir ses tonuyla "Hadi." dedi. Veyla sinirle "Şunu biraz daha yaklaştır!" dedi.

Gölge, "Köprü yıkılır." derken ileriye doğru bakmaya devam ediyordu. Veyla adamın umursamaz, gıcık tavırlarına öfkeyle baktıktan sonra köprüde geriye doğru adımladı. Gölge, Veyla'nın atlamaya çalışacağını fark ettiğinde voltriderı olabildiğince yakınlaştırmaya çalıştı fakat titreşimi ve rüzgarı köprünün de sarsılmaya başlamasını sağlamıştı.

Gölge, sabırsızlığı bahanesi altında "Hadi!" diye bağırdı. Veyla voltridera doğru koşarken yıkılmaya başlayan köprüde son adımı ayağının altından kaydı. Köprüyle birlikte denize doğru düşeceği sırada büyüsünü yönlendirmeye başladı ama gerek kalmadan bir el, bileğinden tuttu. Havada asılı kalıp sallanırken gözlerini bileğini tutan adama çevirdi. Voltriderın kapısından eğilmiş, Veyla'ya uzanmıştı. Göz göze geldiklerinde Gölge, "Senin düşüp çıkmanı bekleyemem." diye açıkladı.

Veyla gözlerini devirirken Gölge kadını voltridera doğru çekti. Kapının hizasına getirdiğinde çok kısa bir anlığına belinden de tutup koltuğa çekti ve hızla ellerini kadından çekip yeniden önüne döndü. Kapıların kapanması için tuşa bastıktan sonra emniyet kemerleri ikisinin de vücuduna doğru yol aldı. Veyla rahatsız hissettiği ve düşünceleriyle cebelleştiği için bacaklarının üstüne yasladığı ellerinde parmaklarına eziyet ederken Gölge de voltriderı sürmeye başladı. Vücutları önce yükselirken bir anda hız alması sebebiyle koltuğa yaslandı.

Gölge, kadının sinir bozucu sessizliği yüzünden gözlerini arada Veyla'ya çeviriyordu. Veyla parmaklarıyla oynuyor, dudaklarını kemiriyor, üzgün bir şekilde yolu izliyordu. Gölge kadını izledikçe kalbi bükülür gibi hissediyordu. Gerçekten onu öptüğü için mi bu kadar üzgündü?

Üzgünlüğü hızla öfkeye dönüşürken "Bu kadar umursayacağını bilseydim, seni öpmek yerine öldürürdüm. Hem Xalialar da garipsemezdi. Sen yeniden yaşama dönene kadar da taşı alırdım, giderdik." dedi. Belki de böyle yapmalıydı ama önceden her gün birbirlerinin kalbine öldürmeyi deneyerek farklı doğal taş kazıklarını saplamalarına rağmen bir süredir yapmıyorlardı. Niye yapmıyorlardı?

Veyla, "Keşke öyle yapsaydın." dedi. Ölümü, bin kere daha ölmeyi tercih ederdi ama şu andaki karmaşayı yaşamayı istemezdi.

Gölge, kadının bunu yeğlemesine karşı daha da kötü hissederken "Ne bu haller, tavırlar?" diye sordu. "Ne sanıyorsun ulan sen kendini? Sana 'rahatsız olunca durdur' dedim, durdursaydın o zaman kızım. Ben ne bileyim, senin bu küçük temasları bu kadar önemseyeceğini?"

Veyla, "Önemsemiyorum!" diye bağırırken Gölge'ye baktı. Gölge de gözlerini yoldan alıp alıp Veyla'ya bakıyordu. Arada yolu bile unutur gibi oluyordu.

"Sana garip gelebilir ama ben Yıldat'a sadığım."

Gölge'nin kaşları yavaşça kalkarken boğazına bir yumru oturdu. Yıldat dışında biri onu öptü, diye miydi tüm bu tepkisi? Gölge daha önce de fark etmiş, hatta dile getirmişti. Veyla bedenini kendisine ve sevgilisine özel tutuyordu. Sevgilisi de Yıldat'tı. Bu güzel bedenin bir diğer sahibi, Yıldat'tı ve Gölge sadece uzaktan izleyebiliyordu. Bir an olsun yakınlaştığında da bu öfke ve iğrenmeyle karşı karşıya geliyordu.

Gölge bir binaya çarpacak gibi olduğunda Veyla "Dikkat etsene!" diyerek direksiyona müdahale etti. Gölge yutkunarak önüne dönerken başını iki yanına sallayarak gözlerini sımsıkı yumup açtı ve kendisine gelmeye çalıştı. Ancak birkaç saniyenin ardından konuşmaya devam edebildi.

"Yıldat her gece başka bir kadınla yatıyor ve sen burada bir öpücük için pişmanlık mı duyuyorsun?"

Gölge buna inanamıyordu. Yıldat, Veyla gibi bir kadına sahipken gidip başkalarıyla da yatıyordu. Bu doyumsuzluk, bu nankörlük, bu... Bu aptallıktı! Bu sikiklikti! Nasıl Veyla ile yetinemiyordu? Gölge her kadınla Veyla'yı düşleyerek birlikte oluyordu. Bugünkü temaslarından sonra işler daha da kötüleşecekti. Gölge nefret ettiği kadına duyduğu arzuya bile böyle yenik düşüyorken, Yıldat nasıl değerini bilemiyordu?

Veyla, "O Yıldat, ben Veyla'yım. Herkesin tercihi farklı olabilir." dediğinde Gölge bağırarak "Ulan o nasıl senden başkasını tercih edebilir?" diye sordu. Veyla'nın gözleri Gölge'ye dönüp de neyi garipsediğini ve neye bu kadar sinirlendiğini tam olarak anlamaya çalışırken Gölge öfkeyle nefesini üfleyip yola döndü. Şimdi gerçekten bir kaza yapacaktı ve şehrin tekine düşeceklerdi. Nixsus'tan yeni voltrider gelene kadar durduk yere birileriyle savaşmak zorunda kalacaktı.

Veyla sessiz kalırken Gölge aklında dönüp duran sorulara dayanamadığı için yeniden sordu. Öfkeyle sormuştu ama artık en azından bağırmıyordu. "Sen nasıl buna müsaade ediyorsun? Hiç kıskanmıyor musun?"

Veyla çaresizce kollarını göğsünde birleştirdi. Öyle kötü hissediyordu ki, voltriderdan atlamasına ve 'bana başka bir voltrider yolla' demesine az kalmıştı. Yıldat'ın kiminle ne yaptığı Veyla'nın umurunda bile değildi ama Gölge'nin karşısında birbirlerine âşık bir çiftmiş gibi davrandıklarından ve Veyla her sıkıştığında Yıldat'a çok âşıkmış, bağlıymış gibi davranarak işin içinden çıkmaya çalıştığından şimdi cevaplarında zorlanıyordu. Veylalar sevişmiyordu ve hatta gerçek bir ilişkiye sahip değillerdi ki, Yıldat onunla yetinip başka bir kadına gitmesin. Ve Veyla, Yıldat'a âşık değildi ki, kıskanıp rahatsız olsun...

Veyla, "Ben kıskanç bir kadın değilim." diyerek işin içinden çıkmaya çalıştı. Herhalde, değildi. Bilmiyordu ki, nasıl biri olduğunu. Hiç kimseyi kıskanmamıştı. Veyla hiç âşık da olmamıştı. Seksene olan duyguları yaşları gereği sevgi boyutunda kalmıştı.

Gölge, "Nefreti nasıl tutkuyla yaşadığını biliyorum Veyla. Bizzat bunu yaşıyorum. Sen tutkulu bir kadınsın ve aşkı da böyle sakince yaşayamazsın." dediğinde Veyla'nın üzgün gözleri Gölge'ye döndü. Gölge de ara ara kadına bakıyordu ama dikkatini yolda tutmaya çalışıyordu. Yola bakarken bile kadını düşünüp durduğundan bunu yapmakta zorlanıyordu.

Veyla, âşık olunca nasıl birine dönüşeceğini bilmiyordu. Hiç düşünmemişti çünkü hiç âşık olmayacağından emindi. Yakın zamana kadar duygulara bile sahip değildi. Şimdi ise, nasıl biri olacağını kendisinden çok bu adam bilir gibi konuşuyordu. Veyla yutkunduktan sonra "Beni tanımıyorsun." dedi.

Gölge, buna katılıyordu. Belli ki Veyla'yı pek de iyi tanımıyordu. Öyle ki, tanıdıkça şaşırıyordu. Tanıdıkça, merak ediyordu ama biliyordu, aşkı böyle yaşamazdı. Nefret ve aşk, tutkulu duygulardı. Veyla'nın tutkuyla nefret etmesini görmüş, yaşıyordu. Aşkı da nefretine benzerdi. Aşk zaten, birçok yönüyle nefrete benzerdi.

"Tutkunu tanıyorum."

Veyla direnerek "Bilemezsin." dedi. Sırtı koltuktan ayrılıp da Gölge'ye doğru vücudunu yakınlaştırırken gittikçe sesini yükselterek söylendi. "Böyle yaşıyorum işte. Kıskanırım, kıskanmam. Sana ne? Benim ilişkim, benim âşık olduğum adam. İstersem izin veririm, istersem izin vermem. Sana mı kaldı?"

Gölge, direksiyona sertçe vurup "Tamam ulan bana ne?" diye bağırdığında Veyla da sırtını yeniden koltuğa yasladı ve kollarını göğsünde birleştirdi. İkisi de sinirli nefes alış verişler içerisindeyken Gölge'nin yüzü öfkeyle buruşup duruyordu. En sonunda dudağını yalayıp bakışlarını yeniden Veyla'ya çevirdi. Veyla da yavaşça bakışlarını Gölge'ye çevirdi. Adamın bakışlarının yoğunluğu altında ezilip bükülürken yutkunup "Ne?" diye sordu. Ne var ki sesi istediği kadar öfkeli çıkamamıştı.

Gölge, "Öpüştüğümüzü söyleyeceğim." dediğinde Veyla sırtını yeniden koltuktan ayırırken kollarını çözdü. "Sen niye aramızın bozulmasını istiyorsun?"

Gölge yola dönerken hafifçe omuz silkti. "İkiniz de hoşuma gitmiyorsunuz."

Veyla, "Merak etme. Senden önce ben söyleyeceğim. Sorun edeceğini de sanmıyorum." dediğinde Gölge alayla güldü. Gülüşünü durduramazken kahkahalara dönüştü. Sinirleri iyice bozulmuştu. "Biri, ona vadedilen, sevdiğini iddia ettiği kadını öptü. Siktiğimin Yıldat'ı bunu sorun etmeyecek de neyi edecek?"

Veyla, omuz silkti. Kaç kere yanında başka adamların beğeni dolu bakışlarına ve sözlerine maruz kalmıştı. Veyla gerekli tepkiyi verirken Yıldat bu bakışlardan ve sözlerden keyif bile almıştı. Yıldat'a göre başkalarının baktığı, kendisine aitti. Bu durum egosunu okşuyordu. Gölge'yi ise kıskanıyordu ama hiç kıskanmadığını, ihtimal vermediğini söyleyerek Veyla'yı ve Gölge'yi manipüle etmeye çalışıyordu. "Yıldat da kıskanç bir adam değil." dedikten sonra hızla ekledi. "Özellikle de sana karşı. Bize hiçbir ihtimal vermediği..." derken bastıra bastıra söylüyordu. "... bizi imkansız gördüğü için büyük bir sorun yaşayacağımızı sanmıyorum."

Gölge yeniden yolu boş verip Veyla'ya dönerken sesi de yükselmişti. "Neden? O kadar mı emin aşkınızdan? O kadar mı bağlısın ona?"

Veyla, yeni bir kazayı daha bertaraf etmek için direksiyona uzanıp dağın solundan geçmelerini sağladı. Gölge sinirle nefes alıp verirken bir anlığına yola baktı ve gökyüzündeki konumlarını yükseltti. Siktiğinin dağlarından ve binalarından bıkmıştı.

Veyla, "Niye imkânsızlığımızdan bahsettiğimde aklına bizden önce Yıldat geliyor?" diye sorup merakla cevabı bekledi. Gölge'nin kalbinde bir yanma hissiyatı oluşurken yola bakmayı sürdürdü. Şu an bakışlarından habersizdi, bu ifadeler ile Veyla'ya dönmek istemedi ve gergin bir şekilde dilini çiğnemeye başladı. Birkaç saniyenin ardından dilini dudağında gezdirdi ve sıkkın bir nefes aldı. İleriye bakan gözleri de düşünerek kısılmıştı. Niye öyle yapmıştı, anlamamıştı.

"Yıldat'a gerek kalmadan biz, bize yeterince imkânsızlık katmıyor muyuz?"

Gölge bakışlarını kontrol altında tuttuğunu umarak gözlerini Veyla'ya çevirdi. Veyla öfkeyle sormuyordu. Merakla cevabı bekliyordu. Sesi ve bakışları yumuşak bile sayılabilirdi. "Nefretimiz, intikamımız, ihanetimiz? Niye aklına bunlardan önce Yıldat geldi?"

Gölge yüzünü buruşturup "Sikik sikik sorular sorma." dedikten sonra önüne döndü. Direksiyonu tutan elleri sıkılaşmıştı. Tüm vücudunda gerginlik akıyordu. "Konu Yıldat'tı, oradan devam ettim. Yoksa ben bir gün seni istersem Yıldat yolumda bir çakıl taşı bile olamaz."

Veyla, bu ihtimale heyecanlı hissetmekten geri duramadı. Gölge'nin sadece Yıldat'ı küçümsemek için kurduğu bir cümle olduğunu biliyordu. Yıldat'ı küçümseyip diğer imkânsızlıkların üzerinde ciddiyetle durduğunu gösteriyordu ama yine de Veyla kulağına gelen bu cümleyi sevmişti. Gözleri yola dönerken iç çekti. Niye böyle hissediyordu?

"O kadar emin olma. Sen bir gün beni istesen bile, ben hala Yıldat'ı istiyor olurum."

Gölge Veyla'ya bakıp "O Yıldat'ı bana siktirtme." dediğinde Veyla da şaşkın bir şekilde gözlerini Gölge'ye çevirdi. Gölge de kendisine şaşırmıştı. Sesini temizledikten sonra önüne dönerken "Öyle derim." dedi. "Bir gün seni istersem ve sen hala Yıldat'ı istiyorsan, öyle derim."

Veyla cevap veremeden Gölge hızla konuyu değiştirdi. Veyla da henüz bir cevap bulamamıştı zaten. "Biri benimle olan kadını öpmeyi bırak, öpmeye kalkışsa Zenith'in altını üstüne getirirdim."

Veyla, iç çekti. Evet, adam böyle yapardı. Gölge gibi bir adam, böyle sahiplenir, böyle korurdu. Ara sıra Veyla'ya yönelen rahatsız edici kelime ve yaklaşımlara tepki verirken, açıkça başka nedenler ile yaptığını dile getirse de Veyla'ya güvende hissettiriyordu. Bir de asıl amacı Veyla'yı güvende tutmak, korumak, kollamak ve sahiplenmek olsa nasıl hissettirirdi, Veyla hayal bile edemiyordu.

"Yıldat sikiği de gerçekten umursamayacaksa, onun ben kafasını sikeyim. Zaten o adam sana âşık değil."

Veyla gözlerini devirirken "Sana ne ya?" diye sordu.

Gölge, aldırmadan konuşmaya devam etti. "Sana âşık olsa, gözü başka kimseyi görmezdi. Teni başka kimseyi istemezdi."

Veyla, sadece Gölge'nin tenini istediğini fark ettiği için gözlerini sımsıkı yumdu. Bu arzuya daha fazla anlam yüklemeden kurtulmalıydı ama nasıl yapacaktı? Aşk elbette ki imkânsızdı. Veyla sevmeyi bile yeni yeni hatırlıyordu, duygularında bir aşk belirmezdi. Gölge'ye karşı, Gölge kadından bu denli nefret ediyor ve hiç güzel davranmıyorken zaten belirmezdi ama yine de bu kelimeden olabildiğince nefret etti. Öyle ki, Gölge'den bile o kadar nefret etmiyordu.

Sırf konuyu kendinden uzaklaştırabilmek için "Sen âşıkken öyle mi yapıyordun?" diye sorduğunda Gölge'nin başı hızla Veyla'ya döndü. Veyla da adamın âşık olduğu kadının ölmesine sebep olduğunu hatırlayıp iç çekse de gözlerini Gölge'den uzak tutmaya çalıştı. Böyle anlarda hatırlayamıyor olsa da yaptığından pişman olmuş gibi hissediyordu. Oysa Gölge'nin aklına başka bir şey gelmişti. Herkesin teninde Veyla'yı aradığını düşünmüştü. Başka tenlere hala dokunabiliyordu, tek tutunduğu dal buydu. Aşk, kelimesini hızla zihninden uzaklaştırdı. Bu başka imkânsızlıkları ihtimalli kılacak kadar imkânsızdı ve olamazdı.

Gölge hissettiklerini yutkunmaya çalıştı ve alaya başvurdu. "Benim bedenim tek bir kadına hapsolacak kadar bencil değil. Her kadını düşünmek zorundayım."

Veyla nedense sinirli hissetmeye başladı. Vücudu bu kadar dengesiz duygularla debelenmekten bir hayli yorulmuştu. Bir an önce odasına dönmek ve uyumak istiyordu. Tabii, uyuyabilirse. Resmen bu gece gidip yıldızları izlemek bile istemiyordu. Yıldızları zaten görmüştü. Öpüşürlerken...

"İğrençsin."

Gölge, kadının bugün ikinci defa bu kelimeyi kullanmasına karşı rahatsız hissetti. Veyla'ya iğrenç davrandığının farkındaydı ama öyle söylemesi hoşuna gitmemişti. "İğrenç dediğin adam, birine âşık olursa başkasıyla yatmaz."

Veyla ileriye doğru memnuniyetsiz bir şekilde bakarken "Bir gün başkasıyla yatmazsan âşık olduğunu anlarız artık." dedi.

Gölge bu ihtimalden çekinirken "Olmaz öyle bir gün." dedi. "Benim aşka düşmem, senden nefret etmemem kadar imkânsız."

Veyla, "Belki bir gün olur." diye mırıldandığında Gölge gözlerini yavaşça Veyla'ya çevirdi. Veyla da yavaşça Gölge'ye bakarken aslında nefrete dair söylemiş olsa da "Yani belki bir gün âşık olursun, demek istedim." diye yalan söyledi.

Gölge yeniden "Olmaz." dedikten sonra yutkundu. Vücudu kaskatıydı ama dudakları susmadı. "Ama bir gün âşık olursam, bil ki artık senden de nefret etmiyorumdur."

Veyla'nın kalbi kulaklarında atmaya başlarken başı gibi vücudu da Gölge'ye döndü. Kontrol edemediği kadar heyecanlı bir ses tonuyla "Bu ne demek?" diye sordu. Neyse ki Gölge onun sesinden bir şey anlayamayacak kadar çamura batmış halde zihninde debeleniyordu. Kadını öpmek, dengeleri alt üst etmişti ve bir daha toparlayabilecek miydi, bilmiyordu.

Gölge de ne demek olduğunu tam olarak bilmiyordu. "Sadece his." diye mırıldandı. Veyla Gölge'yi izlemeye devam ederken Gölge, mutsuz bir şekilde yolu izliyordu. Kadının kendisini izlediğinden de habersizdi. Düşüncelere boğulmuştu. Veyla da anlamaya çalışarak tekrar etti. Sesi iyice kısılmıştı.

"Sadece his..."

**

"Bunu yapmayacağını ummuştum."

Veyla, camdan dışarıyı izleyen Yıldat'a yatakta bağdaş kurmuş bir şekilde oturarak bakarken "Beni öpmesini mi?" diye sordu.

Yıldat dışarıya bakarken bir hayli vakit geçirmişti. Duyduklarını hazmetmekte zorlanmıştı. Kral ve Kelebek baş başa kaldıkları her an, fısıltılar artıyordu. Sanki ikisi, patlamaya hazır bir bomba gibiydi ve işte, patlamaya bir adım daha yaklaşmışlardı. Gölge'nin onca öfkeyi, gururu, nefreti ve verdiği büyük sözleri aşıp Veyla'yı öpmesine şaşırmıştı. Veyla'nın buna müsaade etmesine, daha çok şaşırmıştı ama asıl düşüncelerini kendisine saklayacaktı. Bu duruma tepki verirse, imkânsızlığı ihtimalli kılardı. Manipüle etmeye devam edecekti.

"Söylemişti." derken yalan söylemeye başladı. "Veyla'yı da elinden alacağım, demişti."

Veyla'nın kaşları kalkarken boğazındaki yumrular gitgide artıyordu. Son zamanlarda yutkunmak bir hayli zordu. Göğsündeki yanma hissi eşliğinde "Nasıl yani?" diye sordu. Yıldat bakışlarını gökyüzünden alıp Veyla'ya döndü ve yatağa yaklaşıp oturdu. Bir bacağını dizinden kırarak yatağın üstüne çekerken Veyla'nın kollarından tutarak kadının kendisine yakınlaşmasını sağladı. Veyla da adama uyum sağlamaya çalıştı. Aslında geri çekilmek istiyordu ama Gölge ile sevişmek isteyip, sevişmek zorunda kalacağı Yıldat'tan uzak durmak istemesini hazmedemiyordu ve buna bir son vermeliydi.

"Senin de diğer kadınlar gibi olduğunu. Ona karşı gelemeyeceğini, onu arzulayacağını. Onunla sevişeceğini ve bana, senin de bana değil herkes gibi ona ait olduğunu göstereceğini, söylemişti. İhanet ettiğimden beridir bana olan nefreti bir türlü bitmedi ve seni de alet etmek istemesine şaşırmadım. Sadece... Senden öyle çok nefret ediyor ki canımı yakmak uğruna bile seni öpebileceğini, sevişmeye çalışacağını düşünmemiştim. Belki de duygularınla oynamak uğruna, öpmüştür."

Ona karşı gelemeyeceğini...

Ona ait...

Senden öyle çok nefret ediyor ki...

Duygularınla oynamak uğruna...

Veyla, "Ben kimseye ait değilim." diye belirtme ihtiyacı hissetti. Sesi bir hayli pürüzlüydü. Başka bir şey söylemedi ve düşünceli gözleri Yıldat'ın omuzlarına doğru inerken bir çöp gibi hissetmeye başladı. Bunu sadece Gölge söz konusu olduğunda hissediyordu. Gölge ona bir çöpmüş gibi davrandığında. Gölge'nin onu değersiz görmesi, neden değersiz hissetmesini sağlıyordu, anlayamıyordu ama öyle oluyordu. Yine. Yine kalbi kırılmış gibi hissetmişti. Kalbini kırabildiği için Gölge'den değil, buna izin verdiği için kendisinden nefret etti. Zaten adam Yıldat'ın ismini ağzından düşürmüyordu. Dönüş yollarında da Yıldat konusunu açıp durmuştu. Öpüştüklerini söyleyeceğini de demişti. Veyla, derdinin bu olduğunu anlamalıydı.

Yıldat, Veyla'nın tepkilerini izledikçe daha da öfkeleniyordu ama yüz ifadesini saklamayı başardı. Korktuğu oluyordu. Veyla, Gölge'ye karşı bir şeyler hissediyordu. Üstelik, bunca nefretine rağmen öptüyse, Gölge de bir şeyler hissediyordu. Zaten kadını arzuladığı her zaman gözler önündeydi. İkisinin de hisleri yükselmeden, yok etmelerini sağlamalıydı. Veyla'yı da Gölge'ye kaybetmek istemiyordu. Zaten her şey, Gölge'ye aitti. Veyla ise bu koca Zenith'te abisine karşı 'Bak neyim var' diyebileceği ve abisinin kıskanacağı tek şeydi.

"Neyse ki sen, diğer kadınlar gibi değilsin." dediğinde Veyla'nın gözleri Yıldat'ın gözlerine doğru yükseldi. "Sen Gölge'nin bu oyunlarına gelmezsin. Seni bir çöp gibi kullanıp atmasına müsaade etmezsin. O yüzden içim rahat."

Veyla sessiz kaldığında Yıldat kaşlarını kaldırdı. "Öyle, değil mi sevgilim?"

Veyla başını yavaşça onaylar şekilde salladı. Yıldat geniş bir şekilde gülümseyip "Yakında Karam'a dönüp evleniyoruz. Törende giyeceğin kıyafet için birkaç terzi ayarladım. Gelip ölçülerini alacaklar." dedi.

Veyla yeniden başını onaylar şekilde salladı. Yıldat yatağa doğru bakarken "Düğün gecemizin de yaklaştığının farkındasın değil mi?" dediğinde Veyla korkuyla yutkunup "Evet." diye mırıldandı. Evleneceği Gölge olsa onu korkutan sevişmek değil, sevişmelerine rağmen ona ihanet etmek olurdu ve bu gerçeği fark etmek Veyla'nın nefesini kesiyordu. Oysa Yıldat ile sevişmekten bir hayli korkuyordu.

"İşe dönmek için hala vaktim var. İstersen biraz..." diyerek kadının yüzüne doğru eğilmeye başladı. Veyla'nın vücudu kaskatı kesilirken bir eli adamın omzuna doğru kalktı ve durdurdu. "Başka zaman."

Yıldat sinirini belli etmemeye çalışan derin bir nefes alıp verdi. "Dudaklarından nefret ettiğin adamın izini silmeme izin ver."

Veyla, yıllar sonra ağlamak ister gibi hissederken 'hayır, silme' diyemedi ama silmemesini isterdi.

Veyla'nın durduran eli adamın omzundan eksildiğinde Yıldat keyifle gülümsemeyip kadına yöneldi. Yöneldikçe kadının vücudunun da yatağa doğru uzanmasını sağlamak üzere üstüne eğilirken Veyla da en azından dudaklarının değmesini olabildiğince geciktirmek üzere uyum sağladı. Sonunda Yıldat Veyla'nın üstündeki yerini aldığında Veyla'nın elleri vücudunun iki yanında yatağın üstündeki pikeyi sıkıyordu.

Yıldat ellerini kadının başının iki yanında yatağa yaslayarak yüzüne doğru eğildi ve dudaklarına uzandı. Veyla nefesini tutarken dudakları değeceği sırada kapı sertçe açıldı. Veyla fırsat bilip Yıldat ile yatağın arasından çıkıp doğrulurken Yıldat da üfleyerek yatağa oturdu ve gözlerini kapıya çevirdi. Gölge, bir sevişmenin ortasında gelmiş gibi hızla doğrulan Veylaları izlerken bir an hiçbir şey diyemedi. Göz bebekleri mavi harelerini örtecek kadar öfkeyle büyümüş, vücudu kasılmış ve boynunda damarlar belirginleşmişti. Ceza amacıyla verdiği işleri bitirene kadar Ash ve Yıldat'ın her gün bir saat dinlenmeye hakları oluyordu ve bu bir saati Ash ile sevişmek yerine Yıldat'ın ne yaptığını kontrol ederek geçirmeyi tercih etmişti. Yıldat'ı yanına çağırtmasına rağmen bir türlü gelmeyince de bizzat gelmek zorunda kalmıştı. Yıldat'a kapıyı gösterdi. "İşin başladı, hadi."

Yıldat, kolunu kaldırıp saatine baktıktan sonra "Hala yirmi dakikam var." dedi.

Gölge kapıya doğru kaldırdığı elini sallayıp "Kral'ının keyfi artık kırk dakika iznin olmasına karar verdi. Var mı bir itirazın?" dedi. Yıldat 'Gerçekten mi?' der gibi sinirle baktığında Gölge başıyla da işaret verdi. "Hadi, diyorum."

Yıldat sinirle nefesini üfledi. Abisinin asıl amacını anlar gibiydi. İş bu raddelere geldiyse, çözmekte zorlanacaktı ama hala yapabileceğini düşünüyordu. Birbirlerine olan nefretleri, Yıldat'a yardımcı olacaktı. Yataktan kalkmadan Veyla'ya döndü. Veyla oturduğu yerde gözleri ikisinin üstünde gezinirken susuyordu. Daha çok, Gölge'ye bakıyordu. Yıldat'ın söylediklerinden sonra ona öfkeli değil, kırgın hissetmesine inanamıyordu ama kırgınlığını öfkeyle gizleyeceğini, çok iyi biliyordu.

Veyla Gölge'ye bakarken Yıldat elini kadının ensesine götürüp yüzünü kendisine çekti ve dudaklarına uzanıp öpmeye başladı. Veyla'nın gözleri Yıldat'ın yanağına dönmeden önce Gölge'nin kaşlarının çatıldığını ve yüzünde garip bir ifade oluştuğunu gördü ama anlamlandıramadı. Veyla'nın gözleri, Yıldat'ın yanaklarına inerken ittirmek istedi ama Gölge'nin yanında yapamayacağını, yapmaması gerektiğini biliyordu.

Gölge, vücudunda gezinen duygularla baş etmeye çalıştı. Gözleri baktığı şeyden memnun kalmıyordu, buna şüphesi yoktu. Neden olduğunu bilmiyordu ama hazım problemleri yaşıyordu. Gördüğü canını sıkmasına rağmen gözlerini de alamıyordu. Harekete de geçemiyordu, donup kalmıştı. Konumları itibariyle Veyla'nın karşılık verip veremediğini göremiyordu ama gözlerini kapatmadığını fark etmişti. Onları izleyen gözleri kısıldı. Eğlence yerinde de gözlerini kapatmasının üstünde çok durmuştu. Ne önemi vardı?

Yanlarına gitmek, Yıldat'ı tutup çekmek, sırf Veyla'yı öptüğü için zindanlara atmak, okyanusun dibine yollamak, vücuduna bir azurit bıçağı saplamak istedi ama hiçbiri için aklına makul bir sebep gelmediğinden öylece bakakaldı. Nefesi göğsünü zorlayarak dudaklarından çıkıp girerken Yıldat yavaşça geri çekildi ve kadının yanağını sevdi. Veyla yüz ifadesine hâkim olmaya çalıştı. Ve işte, bir gün bile geçmeden dudaklarından Gölge'nin izi silinmişti ve buna neden bu kadar üzüldüğünü anlayamıyordu.

"Yarın görüşürüz sevgilim."

Veyla "Görüşürüz." diye mırıldandığında Gölge, "Artık dinlenmenizi de orada yapacaksınız. Yarın malikâneye geri dönme." dedi. Yıldat yataktan indikten sonra kapıya doğru ilerlerken duraksayıp sinirle "Nasıl?" diye sordu.

Gölge "Duydun." dedikten sonra hala duran Yıldat'ın kolundan tuttuğu gibi kapıya doğru itti. "İki kere tekrar etmeyi sevmem. İşine doğru siktir git, hadi."

Yıldat dönüp Gölge'yi ittirdi. Gölge yerinden kıpırdamazken Yıldat, "Karımı öpüyorsun ve dönüp senden hesap sormuyorum. Karşılığında sen mi bana tepki veriyorsun gerçekten?" diye bağırdı. Veyla yataktan inip yanlarına doğru ilerlerken Gölge, Yıldat onu ittirmesine rağmen hala Yıldat'ı hayatta tutuyorsa, gerçekten kardeş olarak gördüğüne emin oldu.

Gölge sakin olmaya çalışırken gözlerini yavaşça kapatıp açtı ve burnundan nefesini üflerken dudaklarını yaladı. En sonunda "O senin karın değil." dedi.

Yıldat, "Olacak!" diye bağırdı. "Çok yakında, olacak."

Gölge, 'o kadar emin olma' diye düşündü. Veyla burada olduğu ve asıl derdini ortaya dökmek istemediği için "İşine, inşaata hadi." dedikten sonra kapıyı gösterdi. "Bir kere daha tekrar ettirirsen, yemin ediyorum inşaat betonunun senin vücuduna dökülmesini sağlarım. Seni binanın temeli yaparım, binayı da temeli de ayrı ayrı sikerim."

Veyla, "Ne oldu Kral? Amaçların yerine gelmedi diye mi bu sinirin?" diye sorduğunda Yıldat yalanı ortaya çıkacak diye tedirgin bir şekilde Veyla'nın kolundan tutup yanına çekti. Gölge'nin gözleri bu temasa döndüğü için Veyla'nın dediğini idrak etmekte gecikti. Yıldat konuyu değiştirmeye çalıştı. "Tamam, önemli değil. Gidiyorum ben."

Gölge'nin, Veyla'nın dediğini idrak etmesiyle birlikte kaşları kalktıktan sonra çatılırken Veyla'nın kolundan tutup kendisine çevirerek çekti ve "Ne saçmalıyorsun? Neymiş amacım?" diye sordu. Veyla hızla kolunu çekip de Gölge'nin elini ittirdikten sonra Yıldat'ın yanına geçtiğinde Gölge kalbi çıplak elle sökülmüş gibi hissetti.

Yıldat, "Veyla!" diye uyardığında Veyla öfkeli gözlerini Gölge'den alıp Yıldat'a çevirdi. Her nedense Yıldat, bu konuyu açmamasını istiyordu. Aslında açmaması, Veyla'nın da işine gelirdi. Gölge yeniden dener ve yenilgiyle karşılaşırdı fakat bildiğini belli ederse, Gölge yeniden denemezdi.

Gölge bir daha kadını tutup çekmeye cesaret edemese de "Söylesene, neymiş amacım?" diye sordu. Veyla, "Odamdan çık." demek dışında bir cevap vermedi.

Gölge, dilini çiğneyip kasılmış bir yüz eşliğinde Veyla'ya bakarken Veyla da bu bakışların altında kalmayıp aynı öfkeyle Gölge'ye baktı. Gölge en sonunda iç çekerek gözlerini Yıldat'a çevirdi. "Biraz olsun şu kadını seviyorsan, seni öldürmem pahasına bana hesap sorarsın."

Yıldat, "Rahatsız olacağım bir şey olmadığını biliyorum." dediğinde Gölge öfkeyle kahkaha attı fakat kahkahası uzun sürmemiş, yüzü öfkeyle gerilmişti. Ellerini iki yanında kaldırarak "Ulan gelip hesap sorsana!" diye bağırdı. "Gel, vur. Gel, bir şey yap!"

Yıldat, "Aranızda bir şey geçmeyeceğini biliyorum." dediğinde Gölge "Nereden biliyorsun?" diye bağırdı.

Veyla'nın aralarında gezinen gözleri Gölge'de takılı kaldı. Yıldat da kekeledikten sonra "Çünkü olmaz." dedi.

Gölge, "Nereden biliyorsun ulan? Nereden biliyorsun? Belki yine öpeceğim?" dediği gibi Veyla'nın midesi kasıldı ve araya girip Yıldat'ın üstüne yürüyen Gölge'yi geri ittirdi. Tüm savaşçıları toplanıp ittirse Gölge karşı koyardı ama Veyla'ya karşı birkaç adım gerilemişti.

"Sen öpsen bile benim karşılık vermeyeceğimi biliyor. Benim sadece onu öpmek isteyeceğimi biliyor! Yetmez mi?"

Yıldat'ın dudakları keyifle kıvrılırken Gölge'nin gözleri Veyla'da takılı kaldı. Gergin dudakları ardında dişlerini sıkıyordu. Gölge bir şey diyemezken Yıldat, "Senin de bunları duymana rağmen bir daha öpmeyeceğini biliyorum Kral kardeşim." dediğinde Gölge gözlerini güçlükle Veyla'dan alıp Yıldat'a baktı. Veyla da Gölge'nin bakışlarının üstünden eksilmesiyle nefes almayı hatırladı.

"Sen de seni arzulamayan bir kadını arzulamazsın. Üstelik, bu nefretini kazanacak kadar canını sıkmış bir kadını."

Gölge, "Kaybol gözümün önünden." dediğinde Yıldat'ın çenesi öfkeyle gerildi. Veyla istediği gibi konuşmuştu ama Gölge istediği cevapları vermemişti. Cevap vermek yerine, konudan kaçınıyordu. Yıldat, bir kere daha uyarılırsa gerçekten binanın temeli olmak zorunda kalacağını bildiğinden kapıya yöneldi. Kapıya yönelmeden önce bir anlığına Veyla'ya bakmıştı. Kadın hızlı nefes alış verişleri eşliğinde Gölge'ye bakıyordu. Aralarında bir kıvılcım baş göstermişti ve Yıldat söndürmekte zorlanıyordu.

Yıldat gittiğinde Gölge ile Veyla yeniden göz göze geldiler. Veyla gözlerini kaçırıp Gölge'ye kapıyı gösterdi. "Bir daha odama bu şekilde gelme."

Gölge güçlü ve sert adımlar ile ilerlese de Veyla'nın yanından geçerken duraksayıp vücudunu çevirmeden başını çevirerek kadına baktı. Veyla kapıya bakan gözlerini yavaşça Gölge'ye çevirdi. Adam bir şey söyleyecekmiş gibi baktığında Veyla merakla bekledi. Sinirle dolu oldukları için nefes alış verişleri göğüslerinin hareketlenmesini sağlıyordu. Veyla'nın kapıyı gösteren kolu bile titriyordu. Çok değil, kısa zaman önce bu yakınlıktan çok daha yakınlardı. Öpüşüyorlardı ve o heyecanı hala üstlerinden atamamışlardı. Ne hissetseler, heyecana bulaşarak vücutlarında dolaşıyordu. Öfke de öyleydi, heyecanlı bir öfkeydi.

Gölge çiğneyip durduğu dilini özgür bıraktıktan sonra gözlerini güçlükle Veyla'dan alıp önüne döndü ve hızlı adımlarla ilerleyip kapıyı da beraberinde gürültüyle çekti. Kapı çarpıp geri döndüğünde Veyla hızlı adımlarla kapıya yöneldi ve sertçe kapattı. Malikâne koridorlarında onların çıkarttığı gürültü yankılanırken Veyla sırtını kapıya yasladı ve ellerini yüzüne götürdü. Nefes alış verişlerini düzene sokmaya çalışırken başını iki yana salladı.

Bu garip hislerden kurtulmalıydı.

Hem de bir an önce kurtulmalıydı.

**

Veyla, geçen günlerde Gölge Mark'ın odasından gönderilmesini emrettiğinde Gölge'nin odasına geri getireceği zamanı diyeceğini söylediği çalışanı bulmuştu. Ona, artık Gölge'nin odasına geri götürebileceğini söylemişti. Niyeti, çalışanı takip etmek ve Gölge'nin eli kolu olan yapay zekâ robotu Mark'ın nerede olduğunu öğrenmekti. Anlamamıştı ama nedense savaşçı, Veyla'ya bakmamak için ayrı bir gayret göstermiş, duvarlara bakarak cevap vermişti. Veyla özellikle 'Konuşurken bana baksana' dediğinde savaşçı, 'Olmaz, gözlerimi seviyorum' demişti. Veyla, Gölge gibi tüm halkının da deli olduğunu düşünüyordu. Gölge ile aralarındaki gerilimden doğan elektrikten tüm Nixsus aydınlanabilirdi. Günlerdir tüm görüşmeler ve toplantılar, birbirlerine ters davranmaları, yerli yersiz tüm detayları kavga konusu etmeleriyle geçiyordu. En son dün Erya'nın üstündeki elbisenin rengi konusunda oldukça büyük bir kavgaya tutuşmuşlardı. Artık kavga etmek için elle tutulur sebep aramıyorlardı. Ve yine günlerdir, Nixsus'un başkent mıntıkasında hava yağmurlu ve fırtınalıydı. Gölge'nin öfkesi hiç dinmiyordu.

Veyla da Gölge ile kavga etmekle yetinmeyip ona fiziki ve ruhani, verebileceği tüm zararları vermek istediğinden planlarını sürdürüyordu. Yeni bir saldırı planlıyordu ve eski saldırılardan toplanan raporları, izlenilen kimseleri ve şüphelenilen durumları öğrenmek üzere Mark'a ihtiyacı vardı. Kameraların yerlerini, savunma mekanizmalarını da öğrenmeliydi. Andri'yi tehlikeye atarsa başka bir işbirlikçi bulamazdı.

Veyla'nın takip ettiği savaşçı Mark'a doğru giderken, mahzen katına indi. Mahzendeki suçluların olduğu koridora yönelmeden deponun olduğu koridora yöneldi. İki yöne ayrılan koridordan sağ taraftan devam etti ve koridorun sonuna varıp da yolun bitişinde karşısında durduğu bir yıldırım heykeline karşı bir kartı kaldırdı. Yıldırım heykelinde mavi ışıklar dolaştıktan sonra ardında bir kapı belirdi. Veyla kelebeklerine başıyla işaret verdi ve şarap mahzenine saklandı. Bir dakika geçmeden saldırı alarmları ötmeye başladığında savaşçı Mark'ı almadan hızla odadan geriye çıktı. Kapı kapandığı gibi duvarla bütünleşirken heykelin ışıltısı da döndü. Savaşçı saatinde sistemin saldırı olduğunu iddia ederek gösterdiği konuma doğru hızla koşmaya başladı. Saldırı olduğu falan yoktu ama malikâne içi kameraların kapandığının anlaşılmasının gecikmesi için, malikâne dışında saldırı olduğu izlenimine ihtiyacı vardı. Geri kalanlarının da anlaması birkaç dakika sürerdi ve Veyla'ya bu süre yeterdi. Kelebeği savaşçının cebinden çaldığı kartla birlikte dönerken Veyla da koridorun sonundaki heykele yöneldi. Veyla, Gölge ile her zamankinden daha fazla bir gerginlik içerisinde geçirdiği günler zarfında, Gölge de hazır öfkesinden kör olmuşken malikânenin elektrik sistemi ve savunma sistemlerine dair bilgi sahibi olmaya çalışmıştı. Gün geçtikçe, sohbetlere de denk geliyor, baş savaşçılarından biri olması sebebiyle bazılarına şahit de oluyordu. Bu bir yandan kalbinin garip bir şekilde ezilmesini sağlıyordu ama Veyla gittikçe Valdrislerin güvenini kazanıyordu ve Valdrisler de Veyla'nın yanında konuşulanlara pek de dikkat etmemeye başlamıştı. Bir gün buna pişman olacaklardı. Veyla yine, ona güvenen birilerini pişman edecekti. Bu ilk değildi ama Veyla, artık bunu yapmamak ister gibiydi. Yine de yapmak zorundaydı.

Malikânenin savunma sistemini kaldırmanın bir yolunu bulamamıştı. Veyla'nın tahmin ettiğine göre Gölge bunu birden fazla şartın aynı anda sağlanmasına bağlı kılmıştı. Şehrinin savunma sistemini kaldırmak ise, malikanesinden bile komplike bir durum olmalıydı. Veyla saçma sapan kaoslardan kurtulup da planlarına odaklanabilirse, tüm bunları çözmeliydi. Artık saldırıları Gölge'ye ihanet etmek için değil de Gölge'ye kırıldıkça misliyle cevap vermek için yapar olmuştu. Gölge'ye kırılabildiğine hala inanamıyordu ama hissettiği bu olmalıydı. Anılarında da kalbi böyle kırık oluyordu, şimdi de Gölge kırıyordu. Bunu nasıl sağlıyordu, Veyla nasıl bunu yapmasına izin veriyordu bilmiyordu ama yapıyordu.

Neyse ki Veyla'nın şu an hala çözemediği malikânenin savunmasını etkisiz hale getirmesi gerekmiyordu. Alarma ve kamera sistemine dair bilgi sahibi olmuştu. Alarmın da kademeleri vardı ve Veyla şu an gözlemci savaşçıların alarmının aktif hale gelmesini sağlamıştı. Tüm savaşçılar kapılara koşacakken Veyla ise malikâne içerisinde birkaç bilgiye ulaşacaktı. Aynı anda kameraların da kapanmasına dair ya birbirini doğuran bir teknik arıza olarak ya da siber saldırı olarak sanılmasını sağlayacaktı. Sibel saldırı, savunma sisteminin iyiliği düşünüldüğünde inanılması daha güç bir durumdu ama teknolojilerde arızalar meydana gelirdi.

Veyla kelebeğinden aldığı kartı yıldırım heykeline doğru okuttuktan sonra mekanik bir sesle heykelin ardında kapı açıldı. Veyla hızla kapının diğer tarafına geçti ve koridor boyunca kelebeklerini görevlendirdi. Gözleri karanlığa alışmaya çalışırken eli duvarda ışık arıyordu. Bulamadığında birkaç kelebeğini yanına çağırdı ve ışıltılarıyla önünü görmeye çalıştı. Mark hemen önünde duruyordu ama Veyla'nın ilgisini çeken, karşısındaki kapıydı. Şifreli kapıya bakarken Mark'a yaklaştı. Şu an içerisinde bulunduğu yer, kelebeklerinin aydınlatmasından görebildiği kadarıyla kutu gibi bir alandı. Veyla'ya kalırsa, buraya gizli bir kapıyla girilmesinin sebebi şu an içerisinde bulunduğu alan değildi. Karşısındaki şifreli kapıydı. Her ne varsa, bir değil, iki kere korunmuştu. Belki de devamında başkaca kapılar da vardı, Veyla ardını göremeden bilemiyordu. Kelebeğine başıyla işaret verdi ve arasından sızması üzere görevlendirdi. Fazla vakti yoktu ama kapının ardındakinin de öğrenmesi gereken, önemli bir şey olduğunu biliyordu. Onu yenmek için işine yaramayacak olsa bile sırf Gölge'nin saklamaya çalıştığı bir şey olduğu için merak etmişti.

Kelebeği kapının arasından sızmaya çalıştığı gibi mavi elektrik akımına kapılarak yere düştü. Veyla üfleyerek kapıya baktı. Gölge'nin taşıyla korunuyordu. Şifre ekranına doğru yaklaşırken gözleri kısıldı.

Veyla, yanlış bir şifre girerse ve alarm çalarsa bile, bunu da diğer teknik arızalardan biri olduğu yanılgısını sağlayıp sağlayamayacağını düşündü. Zaten şu an malikânede alarmlar çalıyordu, sadece sesli bir alarmsa gözden kaçabilirdi fakat Gölge'nin saatine uyarı düşüyorsa, durum değişirdi. Veyla elini dokunmatik tuşlarda gezdirirken şifre hane sayısını tamamlamadıkça silip vazgeçebileceğini düşündüğü için parmaklarını öylesine gezdirdi. Böyle anlarda ve şifre koyması gereken durumlarda hep '8081' şifresini tercih ederdi. Hayatında seksen ve seksin bir sayılarının ayrı bir yeri vardı. Sekseni unutması mümkün değildi, Veyla da seksenin, seksen biriydi ve bu iki sayı, onun için önemliydi.

Her zaman olduğu gibi refleks olarak '8081' diye şifreyi denemeye başladı. Parmakları şifreyi silmek üzere çarpıya doğru giderken ekran yeşil bir ışıkla aydınlandığında Veyla'nın kalp atışları hızlanırken kaşları kalktı. Şaşırmıştı. Şansına Gölge'nin şifresi de '8081'di. Dört haneli bir şifreydi ve Veyla, kapının ardındaki her ne ise bu kadar kolay bir şekilde korunmayacağına emindi. Tam da tahmin ettiği gibi ikinci bir şifre ekranı daha belirdi. Bu sefer dijital ekrandan Veyla'nın gözüne doğru yükselen bir hologram ile bir yüz belirdi. Mavi hologramda başkaca bir renk yoktu ama kadının yüzü çizgileriyle yeterince belirgindi. Veyla'nın kaşları olabildiğince kalktı. Bu yüzü tanıyordu. Nereden tanıdığını bilmiyordu ama yemin edebilirdi, tanıyordu. Zihninde bir yüz belirir gibi oluyordu ama zihninde beliren yüzde, kadının gözleri ve saçları kahverengiydi. Bu yüz bir Xalia'ya değil, bir insana mı aitti? Veyla ile Gölge'nin ortak bir tanıdığı mı vardı? Bir insan? Veyla'nın silinen hafızasına rağmen hatırladığı bir yüz, Gölge'nin korumak istediğine şifre yapacağı bir isim? Yoksa sevdiği kadın mıydı? Veyla'nın ölümüne sebep olduğu kadın? Gölge, bir insanı mı sevmişti? Veyla insanları değil, Xaliaları öldürdüğünü hatırlıyordu. Bu kadını da öldürdüğü bir anı değil, sadece yüzünü hatırlıyordu. Hologramın yükseldiği ekranın alt kısmında bu sefer rakamların değil harflerin kullanılacağı bir şifre alanı belirdi. Kadının ismi mi soruluyordu?

Veyla'nın mor gözleri yeniden yüzünü aydınlatan mavi holograma doğru yükseldi. Parmağı o sıra şifre alanında dolaşıyordu. Kadının ismini hatırlamaya çalıştı. Zihni, vücuduna yabancı, sonradan eklenmiş bir parçası gibiydi. Kendi hatıralarına bu kadar yabancı olması ve her hatırlamaya çalıştıkça bir büyü patlaması yaşama tehlikesi geçirmesi, haksızlıktı.

Tanıdık yüze baktıkça ve zihninde geri kalan detaylarıyla yüzü belirdikçe ismi dilinin ucuna geliyordu. Dudakları aralanırken "La..." diye mırıldandı. Sanki ismi böyle başlıyordu. Sıkkın bir nefes aldı. "Lalin..." dedikten sonra başını onaylamaz bir şekilde salladı ve zihnini zorlamaya çalıştı. "Lavin..." diye mırıldandıktan sonra kaşları kalktı ve tekrarladı. "Lavin!"

Parmağı denemek üzere hareketleneceği sırada bileğinden bir el tuttu. Adamın kokusu burnunu doldururken henüz kendisine çevirmeden Gölge olduğunu anladı. Kalbi hızla atarken Gölge kadını bileğinden tuttuğu gibi kendisine çevirdi. Göğüsleri çarpıştıktan sonra kadını sarsmaya ve bağırmaya başladı.

"Anlat! Lavin'le ilgili her şeyi anlat!"

43

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!