🔮 32 ⚡ Kral ve Kelebek
2. KISIM ♛ AMORSUS KELEBEĞİ ♛
🔮 32 ⚡ KRAL VE KELEBEK
**
"Bu sefer biz kılık değiştirmesek? Onlar değiştirse?"
Gölge, yeni mıntıka planlamasına dair hologramı incelerken "Sana beş dakika önce 'beni rahat bırak' dediğimi hatırlıyorum." dedi ve elini hologram üstünde gezdirerek açısını değiştirdi. Detayla görmek istediği bir binanın üstünde işaret parmağı ve başparmağını birbirinden uzaklaştırarak görüntüyü yakınlaştırdı. Bir yandan da mıntıka planlamacısının sesli notlarını dinliyordu. Veyla araya girip durdukça anlatılana odaklanamadığı için geri sarmak zorunda kalıyordu.
"Ben hatırlamıyorum öyle bir şey."
"Beş saniye geri al."
Cihazda yapay zekânın yüzü belirip "Beş saniye geri alınıyor." dedikten sonra yeniden anlatıcının yüzü belirdi ve görüntü beş saniye geri alındı.
Gölge oflayıp "Siktiğimin aleti bunu söylerken üç değerli saniyemi daha alıyor." derken Veyla, mıntıka hologramının açık olduğu geniş masada Gölge'nin dikildiği yerin yanına oturup bacak bacak üstüne attı. Gölge gözlerini kapatıp dudağını yalayarak sabır dileyen nefesler alıp verdikten sonra gözlerini araladı. Ellerini masaya yaslarken sol elinin serçe parmağı kadının çıplak bacağına temas etmişti. İkisi de bu teması fark ettiler ama ikisi de kaçınmadılar.
Veyla adamın gergin suratını izlerken sırıtarak "Beş saniye geri al." dedi çünkü adam yine dinlemek yerine Veyla'ya sinirlenmekle zamanını geçirmişti.
Gölge kaşlarını kaldırdığında Veyla omuz silkti ve çok iyi niyetliymiş gibi gülümsedi. "Sana yardımcı oluyorum."
"Beş saniye geri alınıyor."
Gölge, Veyla'nın gözlerine bakmaya devam ederken en az Veyla'ya duyduğu öfke kadar öfkeli olduğu yapay zekâya "Durdur!" dedi.
"Durduruluyor..."
"Sikeyim, haber vermeden durdur!" dedikten sonra yapay zekâya baktı.
"Bir sonraki komut bildirilmeden yerine getirilecek..."
Gölge, masanın üstündeki calin şişesini alıp yapay zekâ görüntüsünün yükseldiği cihaza doğru atacağı sırada Veyla elini, adamın eline götürdü. Gücü, Gölge'nin kas gücünü durdurmaya yetmezdi, ne var ki anında durdurabilmişti. Gölge yavaşça Veyla'ya bakarken Veyla adamın elinden calin şişesini aldı. "Midemde daha işe yarar." dedikten sonra kristal başlığını çıkarıp masaya koydu ve içmek üzere cam şişeyi dudaklarına götürdü.
Gölge de elini yeniden masaya yaslarken üst vücudu hafifçe eğilmiş halde duruyordu. Başı Veyla'dan yana dönüktü ve gözleri kadının yüzünde, bazen de hemen solunda kalan bacağında geziniyordu. Bakmamaya çalışıyordu ama gözleri dinlemeden kayıp duruyordu. Veyla adamın arada bacağına doğru baktığını fark ederken içkiyi yutkundu. Şişeyi tekrar masaya koyarken sırıtarak "Mark istersen haritayı kapat da Kral'ın bacaklarıma daha iyi bakabilsin." dediğinde Gölge hızla gözlerini kadının gözlerine çevirdi.
Mark da o sıra "Komut algılanamadı." dedi. Gölge sesini temizledikten sonra bir elini masadan çekip çenesini kaşıdı ve ardından doğrulup elini 'ne?' dermiş gibi avucu yukarıda bir şekilde salladı. "Ne sikim saçmalıyorsun? Geldin resmen haritaya oturdun. Mıntıkanın eğlence merkezi de asla ilgi çekmeyen bacaklarına denk gelmiş. Niye bacaklarına bakayım? Eğlence merkezine bakıyordum."
Veyla'nın kaşları kalkarken gözleri bacaklarına döndü ve hafifçe güldü. Harita hologram ışıklarından oluştuğu için Veyla masaya oturunca bir kısmı Veyla'nın bacaklarına denk gelmişti. Gölge'ye haritanın bacaklarına denk gelen kısmını gösterip "Gölge burası pazar alanı." dedi. Gölge'nin de bakışları yeniden kadının bacaklarına doğru indi. "Dükkân sahipleri ürünlerini dans ede ede satıyorsa, bilemiyorum tabii."
Gölge dudağının kenarını yalayarak düşündükten sonra başını onaylamaz bir şekilde sallayıp kızmış gibi haritayı gösterdi. "Şerefsiz evladına tam olarak o konuma eğlence merkezi yapmasını söylemiştim, yanlış yapmış."
"Bir yanlış anlaşılma saptanmadı. Gölge Kral Karanir'in bu konudaki harita hazırlığı öncesi komutu tam olarak şöyledir." dedikten sonra yapay zekâ Gölge'nin sesli komutunu dinletmeye başladı.
"Şu siktiğimin on yedi numara ile işaretlediğim alanı da pazar alanı olsun işte. Her şeyi ben mi söyleyeceğim?"
Veyla gülerek dinlerken Gölge'nin gözleri yapay zekâdaydı. Sabır isteyen nefesler alıp verirken dilini çiğniyordu. Yapay zekâ susup da geriye yüzünün ifadesiz görüntüsü kaldığında Gölge isterik bir şekilde sırıtıp "Başka bir diyeceğin var mı orospu çocuğu?" diye sordu. Veyla hala gülüyordu.
Mark, üstüne alınmasa gerek sustuğunda Gölge "Siktir git, kapat kendini." diye yeni bir komut bildirdi. Mark bu sefer üstüne alındı ve harita ile birlikte kendisini de kapattı. Böylelikle vücutlarına yansıyan mavi ışık da kapanmış oldu. Veyla gülüşünü durdurmaya çalışırken "En azından bu sefer sesli bildirmeden kapattı." diye Gölge'yi telkin etti. Gölge ellerini masaya yaslayıp yorgun hissettiği başını geniş omuzlarından aşağı doğru eğerken gözlerini de kapattı. Veyla hemen elinin yanında, masaya oturmuş halde adamın yüzünün görebildiği kadarını izlerken gülümser gibi oldu. Gölge'nin gergin olduğu çok anını görmüştü. Neredeyse hepsinde de onu geren bizzat kendisiydi ama bu sefer farklı bir gerginlikti. Üzen, can yakan değil de eğlendiren, hoş hissettiren bir gerginlik.
"Ayrıca Mark'a iyi davransana. Gezegen değişti, siyah ölüm tüm ölümlüler için geliyor, belki de yıllar sonra yapay zekâlar çoğunluğu ele geçirecek ve bize hükmedecek. O zaman Mark'ın kadehine makine yağı koyarak hizmet ederken bugünleri hatırlatmasın sana."
Gölge yavaşça başını solundaki Veyla'ya doğru çevirdi. Kadının neşesini izlerken sıkkın bir nefes daha aldı. Sadece varlığıyla ilgiyi yeterince üstünde tutarken bir de durmadan konuşuyordu ve Gölge'ye çalışma şansı bırakmıyordu. Odaya ilk geldiğinde ve bir konu hakkında konuşmak istediğini söylediğinde Gölge reddetmişti ve şimdi anlıyordu ki Veyla 'hayır'ı bir cevap olarak kabul etmiyordu.
"Hoşuna gidiyor değil mi?"
Veyla sırıtarak "Ne? Sen mi?" diye sorduğunda Gölge'nin de kaşları kalktı. Dudakları kıvrılırken burnundan güldü. Veyla da alayla gülüyordu.
Gölge, "Benimle uğraşmak?" diye düzelterek sordu.
Veyla yeniden içki şişesini eline aldı. Veyla kendi dudaklarına götürecekti ama Gölge kadının bileğini tuttu ve içki şişesini Gölge'ye doğru yönlendirmesini sağladı. Veyla da uyum sağlayarak içkiyi uzatırken Gölge diğer elini de masadan çekti ve yavaşça masada Veyla'nın olduğu konuma doğru kaydı. Kadının bacakları masadan bacak bacak üstüne atılmış bir şekilde sarktığı için yeterince yakınlaşamamıştı. Kadının bileğini tutmayan elini bacağına getirdiğinde Veyla'nın gözleri içki şişesinden bu temasa doğru kayarken vücudu irkildi. Gölge kadının bacağının yanından tutarak yavaşça bacaklarının yönünü yana doğru çevirdi. İkisi de sessiz bir şekilde yutkunurken bakışları bu temas ile birbirinin gözleri arasında dolaşıyordu ve yüz ifadelerini sabit tutmaya çalışıyorlardı. Sonunda kadının bacağını çevirip de bacaklarının masaya değebileceği kadar yaklaştığında kadının uzattıktan sonra kaldırdığı cam şişeden calin yudumladı. Elini çekerken olabildiğince oyalanmış, üst bacağı uzunluğunca temas etmişti. O sıra hala göz gözelerdi. Gölge dudağını cam şişeden çekip de dudağını ıslatan calini yaladığında eş zamanlı olarak kadının bileğini tutan elinde parmaklarını da gevşetmişti. Veyla yavaşça şişeyi masaya koyarken Gölge'nin dudakları kıvrıldı. Böyle anlarda kadın yumuşak bakar olmuştu. Gölge öfkeli ve hatta acı dolu bakışlar arzulamasına rağmen böyle anlardan keyif alıyordu. Kadının bakışlarını yumuşatan neydi, bilmiyordu ama o mor harelerde nefrete benzemeyen bakışlar görmeye alışıyordu.
"Hizmetin için sağ ol."
Gölge'nin alayına karşı Veyla'nın yumuşak bakışları dağılıp da ters bir şekilde baktığında Gölge güzel dişlerini gösterir şekilde hafifçe güldü. Veyla bu görüntüye bakmamak için kızgınlığı sürüyormuş gibi gözlerini devirerek kaçırdı.
"Şimdi söyle bakalım kelebek. Çalışmama bir türlü müsaade etmemenin sebebi ne?"
Gölge, yumuşak bir ses tonuyla sorduğu için Veyla'nın gözleri yeniden adama dönerken biraz önceki alayına karşı verdiği tepkiden eser kalmamıştı. "Bastal'a gideceğiz ya?"
Gölge yavaşça başını onaylar şekilde sallarken ılıman bir edayla devamını bekledi.
Veyla, "Orada da görünmememiz gerekecek ya?" diye sormaya devam ettiğinde Gölge yeniden başını sallarken kulağa hoş gelen bir sesle "Ee?" diye sordu.
"Taş bir eğlence merkezinde sergilenecek, dedin?"
Gölge başını sol omzuna doğru hafifçe eğip kısılmış gözleriyle kadına bakarken "Ve?" diye sorduğunda Veyla derin bir nefes aldı. Vücutları gereğinden fazla yakındı. Gölge elini kadının bacağından çekmiş olsa da hemen yanından masaya yaslamıştı ve parmağının yanı ile kadının teni temas ediyordu. Adamın diğer eli de Veyla'nın kalçasının yanından masaya yaslıydı. Oda birbirlerinin iyice derinleşen ses tonları dışında sessizdi ve Veyla sadece kalbinin gürültüsünü duyuyordu. Hal böyle olunca düşüncelerini adama bütün ve toplu bir cümle ile anlatmakta zorlanıyordu. Adam da biraz önce kızmış olmasına rağmen şimdi sabırla ve hatta yumuşak bakışlar eşliğinde dinliyordu.
"Biz kendimizi gizleyeceğimize bırakalım da onlar bizi gizlesin, demek istiyorum."
Gölge, "O zehir aklından neler geçiyor?" diye sorduğunda Veyla "Şehirlerde kostüm partileri yapılır ve çoğunlukla bizim..." derken işaret parmağını göğüsleri arasında sallamıştı. Vücutları oldukça yakın olduğu için parmak ucu Gölge'ye de değişmişti. Gölge başını hafifçe eğip kadının temasına bakarken yamuk bir şekilde sırıttı ve bu görüntü Veyla'nın bir derin, çok derin nefes daha almasını sağladı. Gölge'nin arzusu gerçekten gitmiş miydi, Veyla hala bilmiyordu ama Veyla'nın arzusu şu an vücudunda dolaşıyordu. Adamın her hareketini yavaştan alması, yoğun bakması, kıvrık dudakları, derinden gelen ses tonu... Eğer kadında arzu uyandırmak için kasti bir çabaysa, ne yazık ki başarıyordu. Kasti bir çaba değilse, Veyla'nın işi daha zor olurdu çünkü doğal bir şekilde bunu yapıyorsa bu Veyla'nın her an yorulacağı anlamına gelirdi. Aylardır Gölge ile yan yanalardı ama artık önceden fark etmediği detaylar fark ediyordu ve işler zorlaşmıştı. Gölge dilini sırıtışında gezdirdikten sonra yeniden Veyla'nın gözlerine baktı. Veyla adamın arzusu olup olmadığına dahi emin olamazken Gölge ise arzuyla yanıyordu. Kendisine hâkim olmakta oldukça zorlanıyordu. Sadece bir anlığına kendisini bıraksa neler yapacağını hayal edebiliyordu. Özellikle de kadın şu an çok hoş dakikalar geçirebilecekleri bir masanın üstünde oldukça ilgi çekici bir şekilde oturuyorken...
Veyla adamın tepkilerine odaklanmışken cümleye devam etmeyi unuttuğunda Gölge çenesinin ucuyla kadını gösterip "Bir şey söylüyordun?" dedi. Kadının konuşmasını istiyordu çünkü sessizlik kendi düşüncelerini duymasını sağlıyordu. Kendisini dinlerse en iyi ihtimal ne olurdu, bilmiyordu. Kadın karşılık verse dertti, karşılık vermese dertti.
Veyla, "Evet." dedikten sonra sesini temizledi. Takılı kalmış bir şekilde duran elini adamın göğsünden çekip masaya geri koyarken cam şişeye çarptı. Cam şişe masaya devrilirken calin hızla masada yayılmaya başladı. Veyla bacağını, diğer bacağının üstünden alıp ıslanmamak için kalkacakken Gölge daha erken davrandı. Kolu kadının belini sararken kadını kendisine çekti ve kalçasının masayla ayrılmasını sağladı. Gözleri yakın yüzlerinde birbirini bulurken Gölge yavaşça kadını yere bıraktı ama kolunu belinden çekmedi. İkisi de yavaşça yutkunurken gözleri bir anlığına birbirinin dudaklarına indi.
Gölge dudakları öpmek dışında bir şey yapsın diye "Dikkat etsene. Aklın nerede?" derken neredeyse fısıldıyordu. Nefesleri birbirlerinin dudakları arasında telaşla dolanıyordu.
Veyla 'Sen dikkat et!' diye bağırmak istiyordu. Yüzüne, jestine, mimiğine, yakınlığına dikkat etmeliydi. Gölge dikkat ederse, Veyla da kendi kendisine şişeleri devirmezdi. Adam, bir şey yapmadıkça Veyla'nın aklı yerli yerinde duruyordu. Böyle elden ayaktan kesen bir duyguysa arzuyla olabildiğince geç tanıştığına memnundu ama tanışmasını sağlayan adamın Gölge oluşuna bir hayli dertliydi.
"Bırakır mısın?"
Gölge, "Neyi?" dediğinde Veyla "Beni." dedikten sonra kaşlarını kaldırıp biraz önceki sorusuna karşı imayla "Aklın nerede?" diye sordu.
Gölge sırıtırken "Yerli yerinde." diye yalan söyledi. Değildi. Farklı yerlerdeydi... Veyla "O zaman..." deyip başıyla adamın kolunu gösterdi. Gölge yine yavaş bir şekilde kolunu çekerken durduğu yerde dursa daha iyiydi çünkü son ana kadar parmak uçlarıyla dahi temas etmişti. Veyla'nın beli yay gibi gerilirken kolundan kaçmak için adamın vücuduna yönelmese, iyi olabilirdi. İkisi de iyice yapışmış vücutlarına baktıktan sonra sıkkın bir nefes alıp vücutlarını ayırdılar ve geriye doğru birkaç adım atarak birbirlerinden uzaklaştılar.
Gölge sesini temizledikten sonra bir elini masaya yaslayarak vücudunun sağ tarafını hafifçe masadan yana eğdi ve o sıra sağ ayağını sol ayağının önünde bir noktaya yasladı. Rahat ve umarsız gözüktüğü bir pozisyon ve yüz ifadesine bürünmek isterken Veyla'ya baktığı için yasladığı yere calinin yayıldığını fark edememişti. Eli ıslandıktan sonra fark ederek elini çekti ve bir küfür mırıldanarak doğruldu.
Veyla, alayla "Pek de yerli yerinde değil gibi." derken Gölge elini pantolona silip ters bir şekilde bakıyordu. "Sakar bir kelebek dökmeseydi, benim de elim ıslanmamış olacaktı. Şimdi o kelebek nasıl döktüyse, öyle temizlesin."
Veyla, "Nasıl da inanarak saçmalıyorsun öyle sen?" diye alayını sürdürdü. Gölge de zaten kadının gerçekten yapacağına inanarak söylememişti. Boyun eğmek lügatında yoktu. Gölge kapıdaki savaşçısına doğru seslendi. Savaşçı ilk defa onlardan yana bakıp yaklaşmaya başladı. Kapıda dikildiği süre zarfında hizmet için talimat beklemek dışında odanın içerisine bakmaya yetkisi yoktu. Yine de konuşmalardan ve bazen sessizlikten anladığı Kral ve kelebeğe dair çıkan fısıltılar, pek de asılsız değildi. Çoğu fısıltı bu şekilde oluşuyordu. Bu savaşçı, laf arasında birisine söyleyecekti ve kulaktan kulağa ilerleyecekti. Gölge, şehrinde olan saldırılardan başını kaldırabilse fısıltılarla da ilgilenecekti ama en azından Yıldat'ı rahatsız edebildiğini düşündüğü için bazen yararlı görüyordu.
Yaklaşan savaşçısına masayı gösterip "Şu aptal masa temizlensin." dedikten sonra hızını alamayıp "Atın hatta okyanusa." dedi. Madem üstünde Veyla ile hayalindeki gibi dakikalar geçiremiyorlardı, okyanusun dibini boylamalıydı. "Şu Mark'ı da atın."
Veyla, "Mark biraz abartı oldu sanki." dediğinde Gölge, "Bir süre gözüme gözükmesin en azından." diye düzeltti.
Savaşçı, "Ne kadar süre efendim?" diye sorunca Veyla Gölge'nin yüz ifadesini gördükten sonra adamın can sağlığı için kulağına eğilip alayla "Efendin..." diye başladıktan sonra "...çok soru sevmiyor. Ben sana söylerim ne kadar süre olacağını, götür sadece." dedi. Savaşçı da yavaşça başını Veyla'ya doğru çevirdi ve beğeni dolu bir şekilde bakmaktan kendisini alamadı. Gören herkesin düşlerine giren bu kadınla aylardır aynı malikanedelerdi ama hiç bu kadar yakından görmemişti.
Gölge, kadının kolundan tuttu ve savaşçının yakınından çekip diğer tarafına aldı. Diğer eliyle de savaşçısının kolundan tutup kulağına doğru eğildi. "Bir daha işin dışında bir şeye bakarsan, masayı kör taşımak zorunda kalırsın." dedi. Savaşçısı yutkunurken Gölge başını doğrultup kaşlarını kaldırdı ve "Ne demek istediğimi açıkça anlayabiliyor musun?" diye sordu. Savaşçının anladığı, 'bir daha kadına bakma'ydı. Veyla Gölge'nin ardından çıkıp "Ne yaptın da öfkelendi bu şimdi?" diye sorduğunda savaşçı Veyla'dan yana bakmadan "İşim dışında bir şeye baktım." diye cevapladı. Gölge başını onaylar şekilde sallayıp "Artık bakmadığına göre anlamışsın." dediğinde savaşçı "Evet, Kral'ım." dedi. Gölge yavaşça "İyi." dedikten sonra başıyla da masayı gösterip "Hadi, hızlı." dedi ve Veyla'yı da yanında götürerek odasının taht alanına yönelmeye başladı. Veyla yanından giderken kolunu çekip "Ne yapıyorsun?" diye sitemle sorunca Gölge, "Ne için geldiğini söyle, hadi. İşim gücüm var. Seninle oyalanamam." dedi.
Veyla aslında Gölgelerin saldırıya dair araştırma ve raporlarını bulabilir mi, en azından nerede himaye edildiğini tespit edebilir mi diye bakmaya, hemen ardından da aklındakileri söylemeye gelmişti. Veyla'nın anladığı Mark, Gölge'nin eli koluydu. Bu bilgiler de Mark'ta olabilirdi ve adam kendi elleriyle odasından çıkartmaya karar vermişti. Yine korunaklı bir alana aldırırdı ama Gölge'nin odasına girmek kadar da zor olmasa gerekti.
Taht kısmına geldiklerinde birbirlerine dönerlerken Veyla, "Eğlence merkezinde taşın sergileneceğini öğrendiysen, orada bir köstebeğin vardır." dediğinde Gölge, "Savaşçım demeyi tercih ediyorum." dedi. Veyla, "Savaşçı köstebeğin." dediğinde Gölge sabırla nefes alırken büyük penceresinden dışarıya, okyanusa doğru baktı. Veyla gündüz vakti güneşe doğru bakan adamın mavi gözlerinin nasıl da parladığını izlerken dudakları kıvrıldı ve iç çekip öyle konuşmaya devam etti.
"Savaşçı köstebeğin eğlence merkezinde yapılacak partinin, Kral ve Kelebek partisine çevrilmesini sağlayabilir mi?"
Gölge gözlerini kadına çevirirken "Kral ve Kelebek?" diye sordu. Veyla başını onaylar şekilde sallarken Gölge'nin de dudakları kıvrıldı. Nedense yan yana duymak hoşuna gitmişti.
"Bir kostüm partisi olsun, ara sıra yapıldığı gibi. Ama bu sefer olay, Kral ve Kelebek olacak. Herkes bize benzerse, bizim kimseden saklanmamıza gerek kalmaz. Bakarsın bize bizden çok benzeyenler bile çıkar."
Gölge düşünerek bakarken Veyla adamın kabul etmesini diliyordu. Andri'ye gidecekleri yeri bildirmek zorunda kalmıştı ve Konsey'in plana karar vermek için gözlem yapacağını biliyordu. Gölge gibi Konsey'in de şehirlerde köstebekleri vardı ve Veyla ile Gölge'yi biraz önce de olduğu gibi sebepsiz ama bir şekilde meydana gelen bir yakınlık içerisinde görürlerse yanlış anlayıp plan değiştirebilirlerdi. Herkes onlara benzerse, üstelik kalabalık bir eğlenme merkezi içerisindelerken gözlem yapma şansı elde edemezlerdi çünkü kimlerin onlar olduğunu anlayamazlardı.
Gölge kıvrılan dudaklarını yaladıktan sonra "Kimse bana benzeyemez." dediğinde Veyla gülerek gözlerini devirdi. "Çünkü sen Gölge Kral Karanir'sin falan filan..." diye başını iki yana sallayarak dalga geçtikten sonra eliyle kendisini gösterip "Sence başka biri benim gibi olabilir mi?" diye sordu.
Gölge, 'umarım olur' diye düşündü. Veyla'da Gölge'yi kendisine çeken şeyin dış görünüşü olduğunu düşünüyordu. Bir de güzel kokuyordu... Öyle güzel kokuyordu ki odasına gelip de çıktığı her seferinde ardında kokusu kalıyordu. Belki odada, belki Gölge'nin burnunda ama bir şekilde kalıyordu işte. Bu yüzden gözlerinin önünden gitmesiyle aklından da gitmiyordu. Teni de dokunup durmak isteyeceği kadar yumuşak ve pürüzsüzdü. Bakışlar... Bakışlar da bir kadını çekici kılan yegâne şeylerdendi. Kadının bakışları da efsunluydu. Gölge gidecekleri yerde tüm bu şartları taşıyan birini daha görürse iki arada bir derede ama onunla sevişecekti. Veyla'ya benzeyen ama yine de aynı arzuyu vermeyen olursa ise... Gölge bu ihtimali düşünmek istemiyordu.
"Olayın şu mor..." derken kadının omuzlarından aşağıya doğru dökülen saç uçlarına hafifçe elinin tersiyle dokunup omuzlarının ardına düşmesini sağladı. "... saçların ve..." dedikten sonra işaret parmağını kadının gözleri arasında gezdirdi. "... mor gözlerin. Başkaları da sahip olunca, sen de herkes gibi olacaksın."
Veyla memnuniyetsiz bir şekilde bakıp saçını tekrar omzunun önüne alınca Gölge yeniden geriye atmak üzere elini yönlendirdi ama Veyla birkaç adımla geriye kaçıştı. O sıra da adamın eline, elinin tersiyle vurmuştu. Gölge sırıtarak elini deri ceketinin cebine çekerken Veyla da adamı gösterdi. "Senin de olayın..." derken kaşları hafifçe çatılmış, düşünerek bakıyordu. Ah... Adamın çok olayı vardı. Nereden başlaması gerekirdi? Okyanus gibi bakan gözleri, sadece rengini değil derinliğini de taşıyordu. Keskin hatlara sahip yüzüne yerleşmiş güzel şekilli burnu ve davetkâr dudakları, pürüzsüz tenine gölge düşüremeyen kirli sakalları, bakışlarını süsleyen kirpikleri, dağ gibi heybetli vücudunun ardında bu benzetmeyi haklı çıkaracak güven taşıyan bir karakterinin olması... Tabi Veyla'ya değil ama... Aslında kimseye değil! Veyla niye zihninde bildiklerini, gözüyle gördükleri yüzünden unutuyordu? Gölge güvenilir biri değildi.
Veyla isterik bir şekilde güldükten sonra hafifçe omuz silkerek küçümseyici bir şekilde dudağını büzdü. "... senin bir olayın yok."
Veyla'nın düşüncelerinden haberdar olan kelebekleri Gölge'nin tahtının etrafında uçuşurken bir anlığına duraksayıp şaşırmışlar gibi Veyla'ya bakmışlardı. Veyla onlara başıyla dışarıyı gösterdi ve mecburen komuta uyarak arasından sızıp çıkmak üzere kapıya yöneldiler. Gölge birkaç kere kelebekleri tahtının etrafında uçuşmaması için uyarmıştı ama Veyla gibi kelebekleri de söz dinlemiyordu ve Gölge de artık boş vermişti.
Gölge, egolu bir sırıtış eşliğinde "Emin misin?" diye sorduğunda Veyla başını onaylar şekilde sallarken "O parti benim için bir eziyet olacak. Resmen senden bir sürü daha, doğanın bir laneti gibi." deyip yüzünü buruşturdu. "Ah Kral, bu bana yaptığın onca şeyden bile daha can sıkıcı."
Gölge, kadının 'Ah Kral' derken sesinin nasıl da kulağa kadife sürter gibi geldiğini düşünürken söylediklerine alınmadı. "Ah kelebek..." diye konuşmaya başlayınca ses tonu öyle derindi ki Veyla bir an yatakta olduklarını düşündü. Bir andan daha uzun sürmeye de başlayınca sesini temizleyip "Ne?" diye devamını duymak üzere acele etti. Aklına gelenler ve hiç yaşanmayacak olmaları onu hırçınlaştırmıştı.
"... orası zevke sahip kadınlar için doğanın bir lütfu olacak. Ve benden sana bir öneri..." derken keyifle kadına yaklaştı. "... kendini birden fazla Kral gördüğün gibi fazla hırpalamamaya çalış, orada sevişen Kral ve Kelebekler de olacak. O görüntülere de sabrın kalması lazım." diye alay etti.
Veyla'nın gözleri irileşirken kekeler gibi oldu. "Nasıl yani?"
Gölge kaşlarını yavaşça kaldırıp indirirken "Xalialar eğlenirken ne yapar?" diye sordu. Veyla mutsuz bir şekilde "Sevişir." dediğinde Gölge kadının yüz ifadesine güldü.
"Dört bir yanın sadece Krallarla değil, senin gibi gözükenler ile sevişen Krallarla dolu olacak. Yüz ifadeni izlemek için hemen orada olacağım." derken kadının yüzüne doğru eğilmişti. Kadın başını hafifçe geri çekip gergin bakışlarını sürdürdüğünde Gölge gülüşünde alt dudağını ısırdıktan sonra "... belki ben de bir tanesiyle sevişirim." diye fısıldadı. Veyla'nın kaşları kalkarken dudağı da bir kuşun girebileceği kadar aralandığında Gölge'nin gülüşü arttı ve odayı erkeksi kahkahaları doldurdu. Kadını izleyerek geriye doğru birkaç adım attıktan sonra ardına dönüp tahtına yöneldi. Veyla ise donakalmıştı. Sahte bir kelebek bile gerçek bir Kral'la sevişebilecekti ve Veyla öylece izleyecek miydi?
**
"Sakın orada hiçbir yansımamla sevişmeyeceksin."
Gölge sokakların arasından ilerlerken seyyar bir meyvecinin sepetinden sulu ve tatlı bir meyve aldı. Meyveyi yemek üzere dudaklarına götürürken cebinden çıkarttığı madeni bir parayı başparmağı üstüne yerleştirip işaret parmağını sürterek aşağı yöne çekerken başparmağını da yukarı doğru kaldırıp satıcıya fırlattı. Satıcı havada tutup keyifle cebine koydu. Veyla "Duyuyor musun beni?" diye kızarak Gölge'nin kolunu çekiştirirken gözleri meyveye dönmüştü. İştah açıcı gözüküyordu. Gölge kadının söylediğine cevap vermeden birkaç ısırık aldığı meyveyi Veyla'ya doğru uzattı.
"İster misin?"
"İsterim, dersem vermezsin." dediğinde Gölge sırıtarak meyveyi biraz daha yaklaştırdı. Veyla kokusunu da aldığında iyice canı çektiği için meyveyi yemek üzere uzandı ama gözleri de geri çekeceğini düşündüğü Gölge'deydi. Aylar önce yine taş uğruna bir şehre gittiklerinde Veyla'nın bir meyveye ulaşabilmek için Gölge'yi şehre dönmemekle tehdit etmesi gerekmişti.
Veyla meyveyi ısırmak üzere yaklaştığında durup "Çekmeyecek misin?" diye sordu. Gölge "E hadi." deyip meyveyi kadının dudaklarına değdirdi ve Veyla lezzetli bir ısırık aldı. Gölge meyveyi kendi dudaklarına çekerken Veyla da dudağından akan suyu silip çiğnemeye başladı. Gölge yeni bir ısırık almadan önce Veyla'nın şaşkın bakışlarına göz kırpıp "Zehirliydi." dedi.
Veyla boğulacakmış gibi olduğunda Gölge gülerek yemeye devam etti. Gölge de yediğine göre zaten zehirli olamazdı ama Veyla bir anlığına afallamıştı. Çünkü bir yandan da inandırıcıydı. Veyla'nın canının çektiğini gördüğünde geri çekmeyip yemesine müsaade vermesindense, zehirli bir şeyi sırf Veyla da yesin diye yemesi daha ihtimalliydi.
Gölge bir parça daha meyveyi çiğneyip yuttuktan sonra "Acıya alışma diye arada es veriyorum. Yoksa acıyla hissizleşirsin ve canını daha fazla yakamam." diye makul bir zemine oturttu.
Veyla gözlerini devirirken gözleri ilerledikleri sokakta geziniyordu. "Meyve vermedin diye de acıdan ölmezdim." diye dalga geçtikten sonra etrafını gösterdi. "Çalardım bir tane."
"Burada hırsızlığın cezası uzuv kesmek."
Veyla, "Yerine yeniden çıkan uzvumla bir tane daha çalardım." dediğinde Gölge, "Cinsel organları kesiyorlar." diye daha açık bir şekilde anlattı. Veyla'nın gözleri irileşince Gölge gülüp "Xalialar ancak bundan korkuyor." dedi ve Veyla da hak verdi. Veyla'yı yakalayıp herhangi bir yerini elbette ki kesemezlerdi, Veyla için uyarılması gereken bir tehdit oluşturmuyordu ama ara sıra öylesine edilen sohbetlerinden biri gibiydi. Gerçi, Veyla'yı yakalamaya çalışırlarken korunmak için büyüsünü kullandığında kimlikleri tespit edilirdi ve yapmasa daha iyiydi.
Veyla, "Neyse ki param var." dedikten sonra bir seyyar satıcının yanında durdu. Gölge kadının parasının olmadığına emin olduğu için cebini yokladıktan sonra güldü. "Senin paran, demek istedin herhalde."
Veyla yanında duran Gölge'ye bakıp "Sonuçta Nixsus'ta hırsızlığın cezası uzuv kesmek değil." dedikten sonra başıyla Gölge'yi gösterdi. "Ben de Nixsus'lu birinden çaldım."
Gölge, "Ama Bastal'dayız." diye hatırlatırken Veyla seyyara parasını uzatıp bir meyve seçti. Veyla meyveyle birlikte Gölge'ye dönerken "Beni şikâyet mi edeceksin?" diye sorduktan sonra gülüp ilerideki eğlence merkezinin önünü gösterdi. "Sence benim yerime hangisini yakalamalarını sağlarım?"
Gölge de o yöne doğru bakarken "Tabelaya yakın olanı seçmezsen sevinirim. Birazdan onunla hoş dakikalar geçirebiliriz." dediğinde Veyla adamın yanağından tutarak kendisine çevirdi. Gölge sırıtarak kaşlarını kaldırdığında Veyla da şirince sırıtıp meyveyi gösterdi. "Isırmak ister misin?" diye bahane etti.
Gölge alayla baktığında Veyla, "Ödeşmek için." diye açıkladı.
Gölge başını yavaşça onaylar şekilde sallarken hala sırıtıyordu ve gözlerini Veyla'dan çekmiyordu. Zaten sokak öyle kalabalıktı ki ileriye bakarken kişileri yeterince görememiş, sadece renklerinden ve aradan gözüken ayrıntılarından orada kendilerinin kılığına giren Xaliaların olduğunu anlayabilmişti.
Veyla "Al o zaman." deyip meyveyi uzattığında Gölge "Ama ben sana böyle mi yaptım?" derken muzip bir şekilde sırıtıyordu. Veyla derin bir nefes alıp "Biz seninle bir miyiz?" diye sorunca Gölge "Bazen." diye itiraf etti. Bazen Veyla'yı ancak kendisinin yapabileceği ama yapmaya zamanı olmayan bir şey için görevlendiriyordu ve Veyla işin hakkından geliyordu ya da yine bazen sadece kendisinin akıl edebileceği bir şey Veyla'nın aklına geliyordu. Kaldı ki bazı yetkileri de sadece Veyla'ya veriyordu ya da Veyla zorla alıyordu. Tahtına sadece Kral ve kelebek oturabiliyordu ve bunun gibi verdiği birçok imtiyaz vardı.
Veyla, "Kendin yesene." dediğinde Gölge "Ödeşmek istiyorsan tam ödeş." dedi ve dudaklarını araladı. Kıvrık dudakları çekici bir şekilde aralanırken Veyla Doğa'dan sabır diledi. Gölge'yi niye böyle bir adam olarak yaratmıştı ki? Hatta... Gölge'yi niye yaratmıştı ki?
Veyla oldukça fazla üflese de meyveyi adamın dudaklarına yaklaştırdı. Gölge keyifle meyveden bir ısırık aldığında Veyla da meyveyi geri çekti ve adamın sevişir gibi bakmasına daha fazla dayanamadığı için gözlerini kaçırıp meyvesini kemirmeye başladı. Git gide daha da fark ettiği arzusunu düşünmemek için sokağa bakarak ilerlerken ilgisini dağıtmaya çalıştı. Neyse ki sokakta ilgi dağıtacak çok detay vardı. Bir şehrin en alt katmanındalardı. Güneş buraya yalnızca büyülü aynalarla yansıtılıyordu, o da çarpıtılmış ve ürkütücü bir solgunluklaydı. Saat itibariyle artık güneş de yansımıyordu ve sokak aydınlatmaları büyüyle desteklenmişti. Işık saçan kanatlı Lunalar etrafta dolanıyordu. Daracık taş sokaklar, etraftaki kasvetli havaya rağmen halkıyla ve yapılarıyla cıvıl cıvıldı. Her adımda buruna farklı bir sokak yemeği kokusu doluyordu. Seyyar satıcılar, yamalı pelerinleriyle tezgâhların başında dururken her an çıkabilecek kavgaya hazır gibi temkinliydi. Bazen birilerin kaçan Xalialar yanlarından geçerken çarpmasın diye Veyla'nın dikkatli olması gerekiyordu. Tek tehlike birilerinin temas etmesi değildi. Bakımsız yolda bastıkları yere dikkat etmek gerekiyordu, her an bir deliğe düşebilirdi. Biri düşünce de yanından geçenler öylece bakıp yoluna devam ettiği için kurtulmak da yine kişinin kendi çabasıyla oluyordu. Veyla havada dönen, bir çocuğun başarısız bir büyü girişimini eliyle dağıttıktan sonra yoluna devam etti.
Kadının teki, küçük bir cam iksir şişesini Veylalara doğru ısrarla uzatıp "Geceniz daha eğlenceli geçsin." dedi. Veyla, "Şunu burnumun önünden çekmezsen senin gecen pek de eğlenceli geçmeyecek." dedikten sonra kadının elini, elinin tersiyle ittirip yoluna devam etti. Kadın bu sefer de Gölge'ye doğru uzattı.
"Sen yakışıklı sahte Kral, istemez misin?" dedikten sonra dilini dudağında gezdirdi. Veyla kadını duyduğunda duraksayıp ardına döndü. Gölge de durup kadına doğru bakmıştı. Kadın oldukça şehvetli bir sesle "Senin için başka eğlenceler de bulabilirim." derken adamı süzüyordu. Dış görünüşün bir kısmını yakınlardaki Kral ve Kelebek partisine yoruyordu ama kılık değiştirse bile çok yakıştığını düşünüyordu. Peruğunu, lensini, sahte dövmelerini ve üstündekileri çıkarsa da geriye kalan adamın çirkin olma ihtimali yoktu.
Veyla gözlerini devirip üfledi. "Hadi senin uçkurunu bekleyemeyiz."
Gölge, "Zamanımız var." dediğinde kadın neşelenirken Veyla'nın kaşları yavaşça kalktı. Kollarını memnuniyetsiz bir şekilde birleştirirdi ve gözleri kadına doğru döndü. Güzel ve ilgi çekici bir kadın olduğu şüphesizdi ama gerçekten sabah akşam birileriyle sevişiyorken iş için geldikleri burada da mı oyalanacaktı? Veyla'nın düşündükçe kadına bakan gözleri üstünde kaşları çatılıyordu. Resmen herhangi bir kadın, Gölge ile sevişebiliyordu ve kendisi arzusunu söndürmek durumunda kalıyordu.
Gölge, Veyla'nın tepkisini izlerken anlamlandırmakta zorlandı. Kadın Gölge'ye yaklaşırken bir eli de adamın kaslı kollarını sardı ve "Nerede istersin hayatım?" diye sordu. Veyla'nın gözleri de bu temasa inmişti. Kadın adamın ceketinin fermuarını açarken Gölge sırıtarak kadına doğru döndü ve durdurup elini kadına geri uzattı. Hasd"Bu gece sadece kelebekler ile ilgileniyorum bebeğim, şansına küs." dediğinde kadın üzülerek dudağını büzdü. Veyla da nedense rahatlamış gibi hissetti. Neden rahatladığını düşündüğünce cevap bulamadı. Beklemek mi istemiyor muydu, niye rahatsız olmuştu?
Kadın "Fikrin değişirse gel ve beni bul." dedikten sonra cam şişeyi salladı. "Yine de bunu kaçırma derim. Keyfini arttırır."
Gölge, "Nedir bu?" derken kadının elinden şişeyi aldı ve gözlerini şişenin içerisinde hareket halinde olan ışıltılı iksire çevirdi. "Bir süreliğine eğlenceyi ve arzuyu ön plana çıkarır, pekiştirir. Partiye gidiyorsanız eğlenme ve arzu enerjinizin sabaha kadar sürmesini sağlar."
Gölge sırıtarak iksiri Veyla'ya gösterdi. "Var mısın iddiasına kelebek?"
Veyla kaşlarını kaldırırken "Ne için?" diye sorup birkaç adımla onlara yaklaştı. Kadın hala Gölge'yi süzdüğü için Veyla da ara ara kadına bakıyordu. Nedense kadını boğası vardı.
"Bunu içip yine de hiçbir Kral'ı arzulamamaya?"
Veyla sıkkın bir nefes aldı ve bu iddiadan kaçınmak için "Zenith üzerinde seni ya da sana benzer bir şeyi arzulamamı sağlayacak bir iksir yok." dedi.
Gölge, "Yaratmıyormuş, var olanı pekiştiriyormuş zaten." dedikten sonra meydan okuyarak kaşlarını kaldırdı ve sırıtışında dilini gezdirdi. Veyla, "Aptal işlerinle uğraşamam." deyip ardına dönüp gideceği sırada Gölge kolunu tutup durdurdu ve kadına dönüp "İki tane alalım." dedi.
Veyla "Sen ciddi misin ya?" derken kollarını çözerken bir yandan da Gölge'nin elinden kurtarmaya çalıştı ama Gölge bırakmadı. Veyla da çabalamayı bırakıp üfledikten sonra "İçmem." dedi.
Gölge parayı ödedi. Kadın "Fikrin değişirse beni bulmayı unutma." diye tekrar hatırlattığında Gölge cevap verecekken bu sefer de Veyla adamın kolundan tutup çekiştirdi. "Hadi, parti başlıyor. Herkes içeri giriyor."
Gölge kadının kendisini çekiştirmesine izin verirken şişelerden birini uzatıp "Girmeden içelim." dedi. Veyla duraksayıp sinirle Gölge'ye döndüğünde Gölge şişe düşmesin diye kendisine çekti.
"O aptal şeyi içmeyeceğim, diyorum. Niye anlamıyorsun?"
Gölge, "Bebeğim anlamış olman lazım, ben de senin gibi 'hayır' cevabını kabul etmiyorum." dediğinde Veyla yüzünü buruşturdu. "Sokak arasında gördüğün kadına bile söylediğin şeyi, bana söyleme."
Gölge şaşırarak güldü. "Bebeğim kelimesini mi?"
Veyla, "Evet." dedikten sonra Gölge'nin ardında ve artık uzakta kalmış kadına baktı. "İstiyorsan bundan sonra sadece sana derim."
Veyla'nın gözleri hızla Gölge'ye dönerken yüzünde kontrol edemediği bir ifade oluştu ve adam yeniden güldü. Veyla başını iki yana sallayıp kaşlarını kaldırırken ne diyeceğini bilemediği için birkaç kere kekeledikten sonra en sonunda sinirle "Neden böyle bir şey isteyeyim?" diye sordu.
Gölge'nin gözleri yavaşça kadının gözlerinde gezinirken omuz silktikten sonra "Bu iksiri içersen, bunu yaparım." dedi.
Veyla, "Böyle bir şey istemiyorum ki." dedikten sonra yüzünü buruşturup "Zaten sen bunu hayatta yapamazsın. Kadın gördüğün gibi ağzına yapışmış bir şekilde 'bebeğim' diyorsun. Kadın hayranı vücudun refleks olarak yapıyor." dedi.
Gölge, "Sına beni bebeğim." derken kaşlarını kaldırıp indirdi. "Madem benim için çok zor olduğunu kabul ediyorsun, sına beni."
Veyla, "Ama umurumda bile olmayan bir şey." dediğinde Gölge bundan o kadar da emin olamadı ama cazip kılmak için "Bu Ash'e de söyleyemeyeceğim anlamına gelir." dedi.
Veyla'nın gözleri kısılırken düşünmeye başladı. Gölge kadının ilgisini çekebildiğini fark ettiğinde kadın gibi gözlerini kısarak "Düşün, yan yanayız. Sana bebeğim diyorum, ona Ash diyorum." dediğinde Veyla'nın oldukça hoşuna gitti. Pek de umursamıyormuş gibi davranarak düz bir yüz ifadesiyle "Ash'in canını sıkacağı için hoşuma gidebilir ama yine de iddianı kabul etmeme yeterli değil." dedi.
Gölge'nin sırıtan dudakları kapanıp da güzel ve özgüvenli bir gülümseme yerleşirken kaşları yavaşça kalktı. "Yoksa sonuçlarından mı çekiniyorsun kelebek?"
Veyla gözlerini kırpıştırıp rahatsızca kıpırdanırken "Ne saçmalıyorsun?" diye sordu.
Gölge çenesinin ucuyla Veyla'yı gösterip "Yoksa nefretin tutkuya mı dönüşüyor?" diye sorduğunda Veyla o kadar sesli güldü ki birkaç yüz bunca gürültünün arasında duyup onlara döndü. Kadının güzel gülüşünden etkilenenlerden biri o sıra yanlarından geçen bir adamdı. Yanlarında duraksayıp "Yatakta da bu kadar sesli misin güzellik?" diye sorup Veyla'nın yanağından makas almak üzere elini uzattığında Veyla iğrenerek bakıp elini ittirdi. "Seni öldürürken hangi sesleri çıkartacağını tahmin bile edemezsin." dedi. Gölge kadına iksirleri uzatırken "Şunları tutabilir misin bebeğim?" diye sordu.
Veyla'nın adamın yakasına doğru uzattığı eli duraksarken gözleri Gölge'ye döndü. "Sırası mı şimdi?"
Veyla adamı büyüsüyle hiç var olmamış gibi yok etmek istiyordu ama kimlikleri deşifre olmasın diye beden gücüyle yapmak zorunda kalacaktı.
Gölge, gergin bir şekilde "Tut, dedim." diyerek iksirleri eline tutuşturdu. Veyla tutmak zorunda kalırken Gölge adamın ensesinden sertçe tutup eğdi. Adam Gölge'nin elinden kurtulmaya çalışırken adamı seyyar satıcının arabasına doğru çevirdi. Adama "Tüm arabanı satın alırım." dediğinde satıcı mutlu olup başıyla onaylayarak geri çekildi ve Gölge adamı havaya kaldırıp arabaya doğru gömmek ister gibi indirdi. Araba kırılarak parçalara ayrılırken adamın vücuduna doğru eğildi. Adam acıyla inleyerek elini sırtına doğru götürmeye çalışıyordu. Büyüsü ne olduğu bilinmezdi ama hala büyüyle kendisini korumaya çalışmıyorsa çok da güçlü bir büyüye sahip değildi.
Adamın yüzüne doğru eğilirken "Sırtından gelen sesleri duydun mu?" diye sordu. Adam acıyla inlemek dışında bir cevap veremezken adamı yeniden kaldırıp "Ben yeterince duymadım siktiğimin sokuğu." dedi ve yükselttiği havadan yere doğru daha sert bir şekilde indirdi. Bu sefer Veyla da duymuştu.
Adam yerde kalırken Gölge doğrulup ellerini birbirine sürttükten sonra cebinden satıcının sattıklarına, arabasına yetecek ve artacak kadar para çıkartıp adama uzattı. Satıcı mutluluğunu, yerdeki adamın iniltileri arasından bildirirken Gölge başını onaylar şekilde sallayıp elini Veyla'ya uzattı. "Şimdi verebilirsin bebeğim."
Veyla şaşkın bir şekilde iksirleri uzattı. Gölge sadece bir tanesini aldı. Konuşmaya başlayacakken adamın acıyla inlemeleri yüzünden odaklanamayıp adama döndü ve biraz ilerideki dükkânı gösterdi. "Sürünerek şuraya siktir git, uzakta acı çek. Konuşuyoruz, rahatsız ediyorsun."
Adam elinden gelir mi diye sürünmeye çalıştı ama kırık bir göğüs kafesi, belki de omurgayla pek mümkün değildi. Belki de belden aşağısı tutmuyordu. Adamın arkadaşı kolundan tutarak uzağa sürüklemeye başladığında Gölge bakışlarını yeniden Veyla'ya çevirdi.
Veyla o sıra şaşkın bir şekilde bakıyordu. Gölge yapmasa kendisi de adama kötü anlar yaşatacaktı ama Veyla'ya gerek kalmamıştı. Gölge, kadının sorgulayan bakışlarına cevaben "Konuşmamızı böldü." dediğinde Veyla "Ve karşılığında adamın kemiklerini mi kırdın?" dedi.
Gölge, "Evet. Niye şaşırıyorsun? Canavar deyip duruyordun ya. Ben böyle bir adamım." dedi. Veyla gerçekten şaşırmıştı. Zihnindeki Gölge durduk yere bunu yapabilecek, bundan zevk alan bir adamdı ama tanımaya başladığı Gölge kimseye durduk yere zarar vermiyordu. Şimdi ise bunu yapmaya değer gördüğü bir şey olmuş olmalıydı. Bu da gerçekten cümlesinin kesilmesi miydi?
"Bu iki oluyor."
Aslında ikiden fazla oluyordu ama kadın iki tanesini fark etmişti. Gölge anlamamış gibi "Ne iki oluyor?" diye sordu.
Veyla, "Bana sarkıntılık yapan bir adama cevabı benden önce vermen, iki oluyor." dediğinde Gölge gülüp küçümseyici bir şekilde baktı. "Gezegen senin etrafında dönmüyor kelebek. Her şeyin seninle ilgisi yok."
Veyla da emin olamadığı için fazla üstüne gitmedi. Sadece "Nedense hep denk geliyor." deyiverdi.
Gölge, "Sıkça birilerinin belası olan bir adamın sadece iki kere seninle alakalı bir duruma denk gelmesine anlam yükleme." dediğinde Veyla üfleyip "Korkma, anlam yüklemem." dedi.
Gölge, "Yükleyecek olursan ben değil, sen korkmalısın. Malum, hayal kırıklığına uğrarsın." dediğinde Veyla sinirle iksiri uzatıp "Al şu siktiğimin şeyini, gidelim artık. Sana katlanamıyorum." dedi. Gölge iksiri almadan, şerefe yaparmış gibi kendi iksir şişesini tokuşturdu ve başlığını açtı.
"Madem bana katlanamayacak kadar nefret ediyorsun, dört bir yanın bana benzeyenlerle doluyken arzu yaşamaktan da korkmazsın. Senin için hayatının en kolay iddiası olmalı."
Veyla, "Korkumdan değil. Karşılığında elde edebileceğim bir şey yok." dedi.
Gölge, "Bir şey kazanmak için değil, bana kaybetmemek için kabul edeceksin." dediğinde Veyla sıkkın bir nefes aldı. "Çünkü biliyorsun kelebek. Eğer kabul etmezsen, korktuğunu düşüneceğim."
Veyla, "Senden nefret ediyorum." diye tısladığında Gölge sırıtarak "İyi ya, korkacak bir şeyin yok o zaman." dedi.
Veyla "O kadar eminsin yani, senin kaybetmeyeceğinden? Ya sen beni arzularsan o zaman ne olacak? Oradaki herhangi biriyle sevişirsen, beni arzulayarak yaptığını düşünürüm. Biliyorsun değil mi?" diye sorduğunda Gölge bir anlığına kaskatı kesildi. O kadar çok Veyla'nın arzusuyla ilgilenmişti ki kendisinin de koy verebileceğini düşünmemişti. Kadının arzusu olduğunu bilmiyordu, ara sıra yakınlaşıyorlardı ve o anlarda kadın da kendisi gibi garipleşiyordu ama bu 'arzu' olmayabilirdi. Belki de kadın rahatsız olduğu için garipleşiyordu. Önceden de rahatsız olurdu ve farklı tepkiler verirdi, bu yüzden artık kadının da arzu duyuyor olabileceği şüphesi oluşuyordu.
Gölge geri dönemeyeceği bir yol olduğu için "O kadar eminim." dedi. "Seninle ya da sana benzer bir şeyle sevişeceğime hayatıma sekssiz devam ederim."
Veyla, "Dayanabileceğini sanmam." diye alay etti. Adamın odasına giren çıkan kadınları, odalarının bir hayli yakın olması sebebiyle görebiliyordu. Adam da Yıldat'ın Veyla'nın odasına girip çıkmalarını görebiliyordu. Nedense her denk gelişlerinde ikisinin de içinde bir rahatsızlık hissi oluşmaya başlamıştı.
Gölge, "Her şey vazgeçilebilirdir kelebek." dedikten sonra başını onaylamaz bir şekilde salladı. "Sana olan nefretim hariç."
Veyla sinirle iksirin kapağını açtı. "Benden başka kimseye 'bebeğim' demeyeceğini de iddia ettin. Hatta o iddia kazanıp kazanmamakla ilgisiz, sadece içmem karşılığında bile kabul ettin."
Gölge yeniden başını sallayıp "Kabul." dedi. Zaten zorlanmazdı. Şu sıralar başka bir kadına 'bebeğim' deyince garip hissediyordu.
Veyla, "Ash'i kızdırmak için. Yoksa, bana ne?" diye not düşmeden edemedi. Gölge gözlerini devirip "Ben de yanlış bir anlam yüklemem, korkma." dedi.
Veyla da Gölge'nin söylediklerini tekrarlayarak "Yükleyecek olursan ben değil, sen korkmalısın. Malum, hayal kırıklığına uğrarsın." dediğinde Gölge sonunda başını onaylar şekilde sallayıp ters bir şekilde "Bitti mi?" diye sordu.
Veyla da aynı terslikle "Bitti." dediğinde Gölge "İyi." dedikten sonra yeniden şerefe yapmaları üzere şişeyi uzattı. Veyla da sıkkın bir nefes alıp şişelerini tokuşturdu. İkisi de aynı anda hızla dudaklarına götürdüler çünkü biraz daha düşünürlerse asla yapmamaları gerektiğine kanaat getirecek kadar korkacaklardı ve geri adım atarlarsa, arzu duygusunu kabul etmiş kadar olacaklardı.
Cam şişeyi yere doğru atarlarken yutkundular. İkisi de birbirine bir an tedirgin bir şekilde baktıktan sonra derin bir nefes aldılar. Veyla "Etkisi ne zaman olur ki?" diye sorunca Gölge, "Dudaklarıma uzanırsan, anlarım." dedi. Veyla sinirle adamın omzundan ittirip "Olmayacak öyle bir şey." dediğinde Gölge, "Umarım olmaz, yoksa zavallı dudaklarım bu hatıradan nasıl kurtulur?" diye alay etti ama biliyordu, böyle bir şeyi kim başlatırsa başlatsın bu unutamayacağı bir hatıra olabilirdi. Bir yanı belki de bu arzu söner, diye düşünüyordu ama pek ihtimal de veremiyordu. Şu andaki tek umudu, ona benzeyen başkaca Xaliaları da arzulayıp Veyla'yı herkes gibi görmeye başlamaktı.
"O suratını dağıtarak unutmana yardımcı olabilirim."
Gölge sırıtışında alt dudağını ısırdıktan sonra "Çözüm yolu üretme çabandan, ihtimal vermeye başladığın sonucunu mu çıkartmalıyım?" dedi. Veyla parmak uçlarında yükselirken dengesini korumak için elleriyle adamın kollarını tuttu. Çok değil bir süre önce satıcı kadının da aynı şeyi yaptığını hatırladı ve var olan öfkesi daha da arttı.
Kadının yüzü yaklaştıkça Gölge'nin sırıtışı garip bir yüz ifadesine dönerken kaşlarını kaldırdı. Veyla adamın dudağına doğru "Bir gün bu dudakları öpersem beni sana yenilmiş kabul et." dedi. Gölge'nin kalp atışları hızlanırken burunlarını hafifçe sürttü. Gözleri kadının davetkâr dudaklarındaydı. Kadın gibi fısıldayarak "Bir gün bu dudakları öpersem, kendini benden tüm intikamlarını almış kabul et." dedi.
Veyla "Çünkü aynı şey." diye fısıldadığında Gölge de yavaşça başını onaylar şekilde sallayıp "Çünkü aynı şey." diye fısıldadı.
Veyla yavaşça parmak uçlarından yere doğru inerken istemsiz bir şekilde iç çekti. Neyse ki Gölge de çekmişti. Birbirlerine birkaç saniye daha baktıktan sonra aynı anda "Hadi." dediler ve eğlence mekânına yöneldiler.
Bazen gölgeli bir duvar olup bazen bir kapıya dönüşen mekân girişi, içerideki doluluk oranına ya da mekân sahibinin kapıda gözükeni içeri alıp almak istememesine göre değişirdi. Bu gece Kral ve Kelebek gecesiydi ve onlara benzeyen herkesi içeri alacaklardı. Asıl Kral ve Kelebek ise mekâna girerken kendilerini tartıp duruyorlardı. O içtikleri iksirin bir karşılığı olup olmayacağından endişe ediyorlardı. İkisi de kendi arzularının farkındaydı. Normal şartlarda birbirlerine kör olmasalar pek de gizleyebildikleri yoktu ama en azından sırf birbirleri fark etmediği için gizleyebildiklerini düşünüyorlardı. Şimdi ise var olan arzuyu pekiştiren bu iksir ile gizlemekte zorlanmalarından endişe ediyorlardı. Tesiri ne kadar güçlüydü ki? Güçlü büyücülerdi, her iksir işe yaramazdı ama bu konuda git gide zaafa dönüşmesinden endişe edecekleri kadar güçsüz kaldıklarının da farkındalardı. Güç, zaafı yenerdi. İksirin gücü de yenebilirdi.
Vücutlarının yüksek ses ile titreşmesine minnettar oldular. Böylelikle birbirleri yüzünden hızlanan kalpleri münferit olarak çarpmayacaktı ve bu kadar ilgilerini çekmeyecekti. Mekânın tavanında gökyüzü gibi gözüken ışıltılar akarken ara ara büyülü parıltılar bir yıldız gibi dans pistine düşüyordu. Gökyüzünde, şimşekler çakıyor, duvarlarda ise mor kelebekler geziyordu. Tüm bunlar ışıklarla oluşturulmuştu. İsteseler Veyla gerçeklerini getirirdi.
Şimdi mekanın girişinden görülebildiği üzere dans pisti, yaşayan bir varlık gibiydi. Müziğin ritmine göre şekil değiştiriyordu. Bir anda yükselip, sonra dalga gibi geri çekilebiliyordu. Xalialar sadece birbiriyle değil, büyüleriyle de dans ediyordu. Elleriyle büyüden figürler çizgenler, bir halka gibi etrafında dolayanlar, duvarları çiçekler ile saranlar... Aralarında ateş bükücüler de mevcuttu ve Veyla onlardan uzakta durmak için özellikle dikkat edecekti.
Mekânın bu geceki ışıklandırmasında sadece iki renge yer vardı. Mor ve mavi! Bu iki renk Kral ve kelebeğin büyülerinin rengiydi. Şimdi bu ışıklar yansımasa bile yeterince bu renkleri yansıtacak kadar kılık değiştirmiş Xalialara bakarken Veyla ve Gölge iç çekti. Herkes, birbirine benziyordu. Şimdi henüz uzaktan bakarken bu benzerlik daha da fazla gözüküyordu. Gölge gözlerini mor saçlarını savurarak dans eden kadınlarda gezdirdi. Azrit gözleri daha detayla görmesini sağlayabiliyordu ama kalabalık ve habire birbirinin önüne geçen kimseler sadece bir kişiye odaklanmasına imkân vermiyordu. Veyla Gölge'ye benzeyen adamlara bakarken bir kısmı Azrit olmamaları sebebiyle boylarından farkı başlatıyordu ama Azrit olanlardan bazılarının heybeti Gölge'ye benziyordu. Yaklaştıkça benzerliğin artmasını ve başka kişilere karşı da arzu duygusu yaşayabilmeyi umdu. Gölge ise, Veyla'ya olan arzusunun dış görünüşten ibaret olduğunu görüp rahatlamak üzere aynı şeyi istiyordu.
Birlikte dans pistine yönelen koridordan ilerlerken barın yanından geçtiler. Her yerde calin olmazdı ama her Xalia da caline ihtiyaç duymazdı. Büyüsü güçsüz olanlar insan içkileriyle de sarhoş olabilirdi. Burada ise calin yok, sadece insan içkileri mevcuttu. Neyse ki Xalialar eğlenmek için sarhoş olmaya ihtiyaç duymazdı. Bunu da dans pistinde kendinden geçen kimseler kanıtlıyordu.
Veyla, koridordan geçen garsonlara ya da Xalialara çarpmamaya çalışarak ilerlerken gittikçe yaklaştığı Xaliaları inceliyordu. Gittikçe benzerlik artmıyor, farklılıklar çoğalıyordu. İşte şu adam Gölge gibi güzel bir buruna sahip değildi, başka bir adam ise gülüyordu ama Gölge gibi güzel gözükmüyordu, başka bir adam karşısındaki kadının belini sımsıkı sarmıştı ama Gölge gibi güvenilir gözükmüyordu. Biri gitse kadını elinden alabilecekmiş gibiydi ama Gölge kolunu sardığında kimse alamazmış gibi hissettiriyordu. Evet, Gölge Veyla'yı kimselere bırakmazdı, hep kendi yakardı canını.
Veyla düşünceleri dolayısıyla iyice sıkkın hissetmeye başlarken dans pistine vardılar. Gölge deri ceketinden bir ses büyüsü çıkartıp etkin hale getirdi. Veyla da rahat konuşabilecekleri için "Şimdi ne yapacağız?" diye sordu.
Gölge, "Ortalara gidelim. Şimdi dans edenlerden gözükmüyor ama ortada asansörlü bir yapı var. Taş sergileneceği zaman alt kattan yükselecek, yakın olmalıyız." dedi. Veyla kalabalığa bakarken "Ben burada kalsam?" diye sordu.
Gölge, "Niye? Dans etmeyi sevdiğini sanıyordum." derken Veyla'nın dans ettiği geceyi hatırladı. İlk arzu hissettiğini o gün anlamıştı. Kucağında Ash olmasına ve kadın sevişmeye çalışmasına rağmen o oturup Veyla'yı izlemişti. Kadını tehdit ederken çenesini kavramış, başparmağını aralık dudakları arasından geçirmişti ve kadın ise yavaşça parmağını ısırmıştı. Gölge hemen sonrasında Ash'le sevişmiş olmasına rağmen yetmemişti. Bir daha da hiçbir sevişmesi onu yeterince tatmin etmemişti. Bedeni Veyla'yı istiyordu.
Veyla kalabalığa bakarken Gölge biraz da düşüncelerinden kaçarak konuya döndü ve "Ama temas sevmiyorsun." diye ekledi. Veyla o sıra öpüşen sahte bir Kral, kelebek çiftine bakıyordu. Sahte Kral'ın gerçeği kadar güzel gözüktüğü yoktu ama ışıklar altında o iki beden öpüşürken Veyla'nın heyecanlanmasına ve oldukça garip hissetmesine neden oldu. Herhangi bir Kral'ı arzulayabilmeyi umarak onlara iyice yaklaşmayı istedi. "Neyse, tamam." diyerek dans pistinde ilerlemeye başladı. Gölge daha uzun bacaklara sahip olduğu için birkaç adımla Veyla'nın önüne geçerken kadının elinden tuttu. Veyla Gölge'nin ardında kalırken gözlerini adamın ardına, Veyla'ya doğru uzatarak tuttuğu eline çevirdi. Yine. Yine el ele tutuşuyorlardı.
Gölge, önden giderek dağ gibi vücuduyla Veyla'ya kimseye temas etmeden ilerleyebileceği bir yol açarken Veyla minnettar hissetmekten de nefret ediyordu ama yarar gördüğü için adama neredeyse yapıştı ve kimseye temas etmemeyi amaçlarken, adamla bol bol temas etti. Sanki herkes iğrenç, Gölge değildi. Sanki herkes tehlikeli, Gölge güvenliydi. Niye başkalarına temas etmemek için Gölge'ye temas ediyordu ki? Böyle olmamalıydı!
Ortalarda bir yere vardıklarında Gölge durduğu için Veyla da durdu. Gölge Veyla'ya doğru dönerken Veyla da bir adım geri çekildi. Yüksek müzikte bile eğlenenlerin kahkahaları ve yakındakilerin muzip konuşmaları duyulurken Veyla sesini temizleyip bakışlarını Gölge'den aldı ve etrafına baktı. İşte hemen yanında Azrit bir sahte Kral vardı. Yüzü de güzel gözüküyordu, vücudu heybetliydi. Gölge gibi giyinmişti. Deri ceketi, siyah pantolonu, siyah postalı. Hatta boynundaki, ellerindeki ve yüzündeki dövmeler de neredeyse aynıydı. Adam tamamıyla Kral olabilmek için üstün çaba göstermişti ama işte... Veyla bakarken arzu hissedemiyordu. Neydi tam olarak Gölge'de olan şey? Şimdi ona çok benzeyen bir adama bakıyordu, neden aynı şeyi hissedemiyordu? Adam sahte kelebeğini etrafında döndürürken bir anlığına Veyla'ya baktı. Lens taktığı için Veyla şimdi bu ışıkta lens olup olmadığı anlaşılamayan mavi gözlerle de göz göze geldi ama hayır. Arzuyu uyandıran gözler de değildi. Veyla mutsuz bir şekilde başka bir umut aradı. Gözlerini sahte Krallarda gezdirmeyi sürdürdü.
Gölge de o sıra Veyla'nın karşısında, sahte kelebekleri inceliyordu. İlk bakışta mor saçlar görülüyor, Gölge belki arzularım, diye heyecanlanıyordu. Sonra farklılıklar başlıyordu. Veyla kadar güzel bir bedene sahip olanlar da vardı. İnce bir bel, uzun bacaklar, şekilli bir kalça, büstiyerinden görünen güzel bir göğüs çatalı, yapabileceklerinin aksine narin bir el, hatta kusursuz bir buruna sahip olanlar da vardı. Güzel vücutlara mor saçlar ve gözler eklendiğinde kendiliğinden ilgi çekici olması gerekiyordu ama Gölge umutla aranmasa, burada bakmak isteyeceği tek kadın yine başkalarında görmek istediği kadındı. Veyla'da her ne varsa, ona bu kadar benzeyen başkalarında yoktu. Kılık değiştirmek, arzuyu getirmiyordu. Veyla ile birlikte kılık değiştirdikleri anı hatırladı. Kadının o güzel mor saçları peruk ile örtüldüğünde ve hatta yüzünün gözükmediği bir maske taktığında da Gölge hala onu arzuluyordu ki... Arzu kılık değiştirmekle gelmediği gibi, kılık değiştirmekle de gitmiyordu.
Adamın teki dans ederken Veyla'ya çarpacak gibi olduğunda Veyla Gölge'ye doğru kaçınırken Gölge de kadının belinden tutarak kendisine çekti. İkisi de gözlerini adamın neyse ki temas edemeyişinden aldıktan sonra birbirlerine baktılar. İkisi de yutkunurken Gölge diğer kolunu da Veyla'nın beline sardı. Veyla titrek bir nefes alırken Gölge kadının biraz önceki endişesine dair "Şimdi kimse dokunamaz." dedi. Müzik yüzünden Veyla adamın ses tonunu duymakta zorlanmış, hatta söylediğini bile bir yandan dudaklarına bakarak anlamıştı. Şimdi yine kadının duyamayıp dudaklarına baktığı o ana dönmüş gibilerdi. O anda da öpmemek zordu, şimdi de çok zordu.
Gölge'nin vücudu ve kaslı kolları, Veyla'ya dokunmak için geçmeleri gereken büyük bir engeldi. Kimsenin bu engeli geçip dokunamayacağı şüphesizdi ama... En başta Gölge dokunuyordu ki...
Veyla gözlerini adamın dudaklarından alıp gözlerine çevirirken arzuyu her zerresinde hissetti. İşte şimdi biraz önceki adamın da lens ile sahip olduğu gibi mavi gözlere bakıyordu ama farklıydı işte. Veyla bir kâbus mağarasındaymış gibi çaresiz hissetti. Niye farklıydı?
Veyla "Senden başka..." diye hatırlattı. Kadın rahatsız olmasın, diye yapıyorsa bile bunu yaparken kendisi temas ediyordu. Gölge de başını hafifçe onaylar şekilde salladı ve kadın yine dudağını okuyacağı için yavaşça, "Şimdi sana benden başka kimse dokunamaz." diye tekrar, bu sefer detayla söyledi. Veyla belki de rahatsız olmalıydı ama oldukça heyecanlı hissetti. Adamın dudaklarına odaklanmak da heyecanını arttırıyordu. Veyla var olan arzusunu pekiştiren o lanet şeyi içtiği için kafasını duvarlara sürtmek istiyordu. Bunu yapmak zorunda bıraktığı için Gölge'nin kafasını da sürtmek istiyordu ama bu sanıyordu ki baya zor olurdu.
Veyla hislerine karşı sıkkın bir nefes alıp "Sence bu benim için daha mı az korkutucu?" diye sordu. Gölge'nin azrit kulakları kadını duymakta zorlanmıyordu.
Gölge, 'Benim için daha az korkutucu' diye düşündü. Kadına başka birisinin dokunmasını istemiyor gibi hissediyordu. Belki de bu bir kompleksti. Kendisi istediği gibi dokunamıyorsa, kimse dokunmamalıydı. En iyi ihtimalde bir kompleksti. Diğer ihtimaller hiç iç açıcı değildi.
Gölge, reddetmesini umarak "İstersen bırakabilirim?" deyip kollarını hafifçe gevşettiğinde Veyla hızla ellerini adamın omuzlarına götürüp "Bırakma." dedi ve vücutlarını mümkünmüş gibi biraz daha yaklaştırdı. Başka birinin dokunması düşüncesine katlanamamıştı ama Gölge'nin dokunmasına katlanıyordu. Katlanmak bir yana... İstiyordu.
Gölge hızla kollarını yeniden sıkılaştırırken gülümser gibi oldu. Kadının temasa zaafı vardı ama belli ki, başkalarının temas etmesindense Gölge'nin temas etmesini yeğliyordu. Belki tanıdık bir rahatsızlık olduğundandı, belki de bir rahatsızlık olmadığından... Hangisiydi?
İkisi de birbirine güvenilir ve normal kabul edilebilir bir süreden fazla bakarken düşüncelere daldıklarını fark ettiğinde seslerini temizleyip gözlerini kaçırırken etraflarına baktılar. Herkes eğleniyor, sevişiyor ve dans ediyordu. Onlar ise sarmaş dolaş ortalarında kalmışlardı. Bu halleriyle dikkat çekicilerdi ama onlar için etrafları da oldukça ilgi çekiciydi. Veyla dans pistinin üstünde kalan, oturaklı alanda birilerinin sevişmek bir yana adeta seks yaptıklarını gördü. Artık çıplak oldukları için benzerlikleri azalmıştı ama o mor saçlar ile siyah saçların birlikte olduğunu görmek bile ikisi için can alıcı derecede heyecan vericiydi. Veyla isterik bir şekilde güler gibi oldu. İzlediği kimselerin çıplak olmalarının, benzerliğin azalmasını sağladığını düşünmüştü biraz önce. Vücutları birbirinden ilk bakışta fark edilecek kadar bambaşka olduğu için değildi, Gölge'nin vücudunu çıplak bir şekilde gördüğü içindi. Resmen adamın aslında nasıl gözüktüğünü biliyordu... Veyla hala Gölge'nin kendi göğsünü çıplak bir şekilde görüp görmediğini bilmiyordu. O gün adam ilgisiz davrandığı için buna takılmaktan, görüp görmediğiyle ilgilenememişti. Belki de Gölge de şu an üstünü çıkartacak kadar sahte Kral'ıyla ileri gitmiş başka kelebeklerin göğüslerinden ayırt edebiliyordu. Veyla bu düşünceye iyice heyecanlanırken gözlerini Gölge'ye çevirdi ve adamın başka kelebeklere bakmadığını gördü. Asıl kelebeğe bakıyordu.
Veyla, "Niye bakıyorsun?" diye sorduğunda Gölge bir an ne diyeceğini bilemedi. En sonunda hafifçe başını sallayıp "Herkes gibi oluşuna." diye yalan söyledi. Aslında kimse gibi olmayışına bakıyordu. Başkalarında onu göremeyeceğini çaresizce kabul etmişti. O arzu sadece Veyla'ya bakarken oluşuyordu. Veyla'ya duyduğu arzu dış görünüşünden kaynaklı değilse, niyeydi?
Veyla üzülür gibi hissederken yüz ifadesini sabit tutmaya çalıştı. Veyla burada başka kimsenin Gölge gibi olmadığını düşünürken adam da aksini mi düşünüyordu? İkisi de iki farklı uca doğru mu ilerliyordu? Gölge git gide nefret edip soğurken, Veyla ise... Veyla'ya neler oluyordu?
"Birbirimizin gözünde herkes gibi olmak için bir hayli yol kat etmemiz gerek Kral."
Gölge hak verdi. Herkes gibi olmayı arzu bakımından ve kötü anlamda söylemişti ama birbirlerinin hayatlarındaki konumları düşünüldüğünde herkes gibi olmak için bir hayli nefretten kurtulmaları gerekirdi. Kaldı ki Gölge yalan söylemişti. Kadını herkes gibi göremiyordu.
Gölge, "En azından arzu anlamında, hareket etmene gerek yok bebeğim." diye yalanı sürdürdü.
Veyla, "İksirin işe yaramadığına sevindim." dedi. Belli ki Gölge'de işe yaramamıştı çünkü kadına karşı bir arzusu yoktu... Oysaki Veyla başkalarını da ona benzetemediğini fark ettikçe adama daha çok çekiliyordu. Üstelik etraflarındaki tüm Kral ve Kelebekler özgürce öpüşüyor, dans ediyor, sevişiyordu. Veyla düşünürken 'özgürce' kelimesini kullandığını fark etti. Kendisini özgür hissetse, bunları mı yapardı?
Gölge, "Ben de." dedikten sonra iç çekti. Kendisinde bir hayli yaramıştı, iki saniyede bir kadının dudaklarına doğru bakıyordu ama Veyla hala öylece duruyorsa, arzu diye bir şeyi olmamalıydı. Gölge, kendisine hâkim olmak için tüm gücünü korumaya niyetliyken, sırf kadın rahatsız olmasın diye kolunu sarmış, dibine çekmişti. Kadın uzağında olsa belki bazı şeyler daha kolay olurdu. Canı adeta Veyla'yı çekiyordu. Kadınla yakınlaşmak, dans etmek, öpüşmek, sevişmek...
Gölge, "Çok dikkat çekiyoruz." dediğinde Veyla etrafına bakarken başını onaylar şekilde salladı. Herkes keyfine bakarken onlar farklı gözüküyordu. Onlar zaten... Farklıydı.
Veyla, "Ne yapalım?" diye sorduğunda Gölge sesindeki heyecanı ve arzuyu gizleyecek kadar gürültü olmasına minnettardı. "Başkaları ne yapıyorsa onu."
Veyla heyecanlı gülüşünü alayla gizlemeye çalıştı. "Birlikte dans edip sevişecek halimiz yok." dediğinde Gölge yutkunup "Ama yapıyor gibi davranabiliriz." dedi.
Veyla, "Nasıl yani?" dediğinde Gölge yavaşça vücutlarını hareketlendirmeye başladı. O sıra kadının gözlerinin içine doğru, tepkiyi bizzat gözlerinde görmek üzere bakıyordu. Kadın yüz ifadelerini saklayabiliyordu ama gözler... Gözler ruhun dudakları, bakışlar ise sözcükleriydi. Kadın afallamış gibi bakıyordu. Tedirginlik de mevcuttu ama temas yüzünden değil de, temas içinmiş gibiydi.
Bir elini kadının belinden çekip önce sağ omzundaki eline getirdi. Nazikçe tutup boynuna doğru götürdüğünde Veyla titrek bir nefes alsa da engel olmadı. Gölge ardından kadının diğer elini de tutup boynuna doğru götürdü ve Veyla ellerini adamın boynunun ardında birleştirdi. Vücutları birbirine fazlaca temas ederek ve ritme uyum sağlayarak hareket ederken göz gözelerdi.
Veyla, 'Yaşadığım en kötü şey' diye düşündü. Oysa ne kadar da kötü şeyler yaşamıştı? Hatırlamadıkları da vardı ama Veyla şimdiden emindi. Yaşadığı en kötü şey, bu kaostu. Bu dengesizlikti. İçi adamı öpmek için yanıp tutuşuyordu. Hayatında ilk defa, birini öpmek istiyordu. Bu kişi Gölge olmamalıydı. Öldürmek istediğiyle öpmek istediği niye aynıydı?
Gölge, 'Bana yaşattığın en kötü şey' diye düşündü. Oysa ne kadar da kötü şeyler yaşatmıştı? Yaşattığı en kötü şey bu kaostu. Bu dengesizlikti. İçi kadını öpmek için yanıp tutuşuyordu. Hayatında ilk defa bir kadını bu denli arzuluyor, bir arzu karşısında bu denli çaresiz kalıyordu. Bu kişi Veyla olmamalıydı. Öldürmek istediğiyle öpmek istediği niye aynıydı?
Gölge biraz daha bakarsa kadını öpeceğini düşündüğü için 'sevişiyormuş gibi' gözükmek bahanesiyle kadının boynuna yöneldi. Öyle yavaş yöneliyordu ki yüzü yaklaştıkça Veyla'nın kalbi göğsünü zorluyordu. Sanki çıkıp Gölge'ye doğru hareket edecekti...
Veyla "Ne yapıyorsun?" diye sorarken Gölge kadının boynuna ulaşmıştı. Kadının kulağına doğru "Rahatsız olduğunda beni durdur." dedi.
Veyla'nın vücudu bu cümle ile birlikte heyecanla kasılırken başını hafifçe Gölge'den yana çevirdi. Gölge de o sıra Veyla'ya baktığında burunları birbirine sürttü. Aynı anda titrek bir nefes aldılar. Dudakları aralanıp kapandıktan sonra en sonunda Veyla "Ne yapacaksın?" diye sordu.
Gölge, "Sevişiyormuşuz gibi görünmemizi sağlayacağım." dedi ama bu şekilde görünürken sevişmekten ne kadar farkları kalacaktı, bilemiyordu. Bir yanı sadece bahane buluyordu ama o bahaneleri altına sığınırken kadını rahatsız etmek de istemiyordu.
Veyla, "Dikkat çekmemek için." diye durumu normalleştirmeye çalıştığında Gölge başını hafifçe sallayıp "Dikkat çekmemek için." dedi.
Veyla içtiği iksir yüzünden iradesini iyice zorlayan arzusuna boyun eğer gibi kekeleyerek "Tamam." dediğinde Gölge'nin kadının belini saran kollarında parmakları kadının tenine battı. Kadını sımsıkı tutarken diyecek bir şey bulamadığı için yavaşça "Tamam." dedi.
Veyla ne yapacağını da bilemezken adamla daha fazla böyle dudak dudağa kalmamak ve adamın ne yapıyorsa yapması için başını önüne çevirdi. Gölge heyecandan kuruyan dudağını yaladıktan sonra kadının boynuna yöneldi. Veyla, adamın dudağını teninde hissettiğinde adamın boynunu sıkıca tuttu. Gölge adeta kadının boynuna gömülürken dışarıdan tenini emermiş gibi gözükerek başını hareketlendiriyordu ama aslında yaptığı kadının teninde dudağını gezdirmesiydi. Sevişmenin yanında masum kalan temaslardı ama ikisi söz konusu olunca öyle yanıp kül oldukları temaslardı ki vücutlarında kan değil zevk pompalanmaya başlamıştı. Zevk, arzuyu körüklüyordu ve dans eder gibi hareket eden vücutları artık sevişir gibi hareket etmeye başlamıştı. Gölge vücutlarının arzuyla sürtünerek hareket etmesini sağlarken Veyla da uyum sağlayabildiği için şaşkınlıklar içerisindelerdi. Yıldat bu şekilde yakınlaşmaya çalışsa muhtemelen okyanusu boylardı ama Gölge'ye karşılık bile veriyordu.
Gölge, dudaklarını kadının zarif boynu boyunca gezdirirken kulağının arkasına ıslak bir öpücük bıraktığında Veyla'nın gözleri kapandı. Dudakları arasından hafif bir inilti çıktığında Gölge bundan cesaret alarak kadının boynunu emmeye başladı. Veyla'nın bir eli adamın sırtına doğru inerken kaşları zevkle çatılmış, dudakları titrek nefesler alıp vermesi için aralanmıştı.
Gölge'nin bir eli kadının belinden kayıp da bacağına doğru gittiğinde Veyla'nın gözleri bir aralanıp kendisine gelmeye çalışıyor, bir de kapanıp teslim oluyordu. İkisinin de aklından aynı anda bir sürü düşünce geçiyordu ama sonunda vücutlarının ricalarına uyum sağlıyorlardı.
Gölge'nin eli kadının kalçasının yanından eteğinin açık bıraktığı çıplak bacağını buldu. Elini, beraberinde bir kıvılcımı sürükleyerek kadının teninde gezdirmeye başlarken Veyla alt dudağını ısırdı. Demek dokunduğu kadınlar böyle hissediyordu. Adamın ağırdan alan dokunuşları kibar gözükebilirdi ama o sıra parmaklarını da kadının tenine bastırdığı için pek de sakin değildi.
Kadının baldırından kavradıktan sonra kendi kalçasına doğru kaldırmaya başladığında Veyla'nın dizleri titremeye başlamıştı. İlk defa temastan zevk alıyordu. Temastan korkmayalı Gölge sayesinde bir süre olmuştu ama ilk defa korkmamaktan da ötesi... Zevk alıyordu.
Kadının dizinin yanını, kendi kalçasının yanına yaslamasını sağladıktan sonra diziyle kalçası arasında rahatça ilerlemek üzere oluşturduğu yolda temaslarını sürdürdü. O sıra dudakları kadının boynundan çenesine doğru kaymıştı. Dudağına yaklaşmadan önce dudağının kenarını dur noktası bilerek hafifçe öptü. Bir saniyeliğine ikisi de duraksayıp hızla inip kalkan göğüslerinin ihtiyaç duyduğu heyecanlı nefesleri alıp verdiler.
Gölge, kadının dudaklarını öpmemek için dirense de durmak da istemediği için yeniden kadının boynuna yöneldi. Veyla ise adamın boynundaki elini saçlarına doğru çıkardı. Bir yanı eldivenleri çıkartmak istiyordu ve bu Veyla için çok tehlikeliydi. Adam ona dokunsun istiyordu, adama dokunmak istiyordu. Bütün bunlar nasıl oluyordu?
Gölge kadının bacağındaki elini omzuna doğru çıkarttı ve kadının fermuarı açık ceketini koluna doğru çekiştirdi. Diğer eli de kadının belinden ayrılıp ceketinin diğer yanını çekiştirdiğinde kadının ceketi dirseklerine kadar kayarak düştü. Gölge yeniden bir eliyle kadının belini sıkıca tutarken, diğer elini şimdiden özlediği kadının bacağına götürdü ve tenini sımsıkı kavradı. Kadının büstiyerinin örtemediği omuzları ve göğsünün açıkta kalan kısımları açılırken yeniden göz göze geldiler. Yanlış mı görüyorlardı bilmiyorlardı ama birbirlerinin arzuyla baktığına yemin edebilirlerdi. Arzuyla, tutkuyla, zevkle...
Birbirlerinin dudaklarına yönelecek gibi olduklarında aynı anda alınlarını birbirine yaslayarak durdular. İkisinin de gözleri kapanırken kaşları çatıldı. Durmak için vücutlarına yalvardılar. Gölge, kadın müsaade ettikçe ilerlemek istiyordu. Eğilip kendi için açtığı omuzlarıyla ve daha da aşağılarla ilgilenmek istiyordu. Kadının bedenini tanıyabildiği kadar tanımak istiyordu ama Veyla da durdurmazsa bu nereye kadar gidecekti? Kadın henüz durdurmuş değildi. Sadece şimdi, öpmek istememiş gibi engel olarak alnını, adamın alnına yaslamıştı.
Veyla, Gölge ilerledikçe daha fazlasını istiyor ve yaşamak üzere heyecanla bekliyordu ama hangi bahaneye sığınıyor olursa olsun, sonrasında adama açıklayamayacağı hiçbir temasa müsaade göstermemeliydi. Gölge, 'seni denedim' deyip işin içinden çıkarsa, Veyla ne diyecekti? Adam açık açık 'arzu bitti' demişti, rest çeker gibi kendinden emin bir şekilde iksiri içmelerini sağlamıştı. Şimdi de Veyla'yı deniyor olabilir miydi?
Gölge burnunu kadının burnuna sürterek dudaklarına biraz daha yaklaştığında Veyla yutkundu ama dudakları yine adam için aralandı. Öpecek miydi? Öpse Veyla izin verecek miydi? Sevişiyormuş gibi durma bahanesi adı altında ne denli yakınlaşmışlardı öyle? Buradan çıktıklarında ne olacaktı? Veyla adamın temaslarını tanıdıkça daha fazlasını istiyordu. Tüm bunlar adamın oyunuysa dertti, değilse dertti.
Dertti... Veyla hızla adamı bir gün öldürmek, en iyi ihtimalde öldürmeleri için teslim etmek zorunda kalacağını hatırladı. O güne kadar da şehrini yakıp yıkması gerekecekti. Sevdiklerinin öldüğünü izletecekti adama. Şehrinin yıkıldığını gösterecekti, bizzat yıkacaktı. Bu adam mutlak düşmanıydı, öyle olmak zorundaydı. Niye düşman olmakta zorlanmaya başlamıştı?
Tek sorun, mutlak düşman olmak zorunda oluşu değildi ki. Mutlak düşman olmak için başkaca sebepleri de mevcuttu. Zihni bu adamın nasıl biri olduğunu kanıtlayan bilgi ve görüntülerle doluydu. Kendisine de o adammış gibi davranmıştı, Veyla sadece adamın başkalarına nasıl olduğunu gördükçe zihnindekilerle ters düşmüştü ama arada... Arada Veyla'ya da başka bir adammış gibi davranıyordu. Zihni mi Veyla'yı yanıltmaya çalışıyordu, Gölge mi?
Veyla'nın başına katlanılması güç bir sancı girdiğinde yüzünü vuruşturdu. Adamın vücudundaki ellerinin tutuşları sıkılaşırken 'şimdi değil' diye düşündü. Zihninde karanlığa, en derinlere gömüldüğü, gömüldükçe kontrolü kaybetmeye başladığı bir başka an başlamak üzere gibiydi ama burada olamazdı. Öyle anlarda büyüsü de beraberinde geliyordu ve şu an büyüsünü gizlemeleri gereken bir yerdelerdi. Kaldı ki etrafında birçok kişi vardı, bir büyü patlaması burada katliam yapmasına neden olurdu.
Gölge, kadının kasıldığını fark ettiğinde "Veyla?" diye seslendi ve alınlarını ayırdı. "İyi misin?"
Veyla, adamın sesini duyduğunda bir sancıyla daha karşılaştı. Acıyla inlediğinde adamın elleri kadının yanaklarını buldu. Veyla'nın bacağı da yere doğru inerken yüzü iyice buruştu. "Ne oluyor?"
Veyla ardı arkası kesilmeyen sancılarla baş etmeye çalışırken sakin olmaya çalışıyordu. Zihnini ve kalbini her bu denli yorduğunda vücudu savunma geliştirir gibi daha fazlasını düşünmesine engel oluyordu. Ona düşünmesi gereken daha büyük bir dert vererek başının adeta büküldüğünü hisseder gibi sancılarla uğraşmasını sağlıyordu.
"Veyla?"
Gölge kadının eğilmeye çalışan başına ve düşmeye çalışan vücuduna müsaade etmeden bir eliyle belini tutarken diğer eliyle yüzünü kaldırdı ve "Sınır mı aştım?" diye sordu. Kadın rahatsız olmaz, aksine zevk alır gibi davranmıştı ama tüm bunlar Gölge'nin gözünün arzuyla boyanması sebebiyle olabilir miydi? Aptal sikik iksiri içmişti ve belki de kontrolü kaybederken kadının istemeyeceği yakınlaşmalara sebep olmuştu. Öyle miydi? Kadın bu yüzden mi yine güç patlaması yaşayacakmış gibi kasılmıştı? Rahatsız olursan durdur, demişti. Yoksa durdurmak istemişti de Gölge mi fark etmemişti? Gölge tedirgin bir şekilde gözlerini kadının yüzünde gezdirdi.
"Veyla, cevap ver. Benim yüzümden mi?"
'Nispeten, evet.' diye düşündü Veyla. Sınır aşılmıştı ama bu sınırı birlikte aşmışlardı. Gölge'nin üstüne geldiği ya da istemediği bir rahatsızlığa sürüklediği yoktu. Veyla da müsaade etmiş, hatta zevk almıştı. Şimdi de bu dengesizliği sonucunda sürüklendiği düşüncelere boğuluyordu. Zihninin niye her seferinde bunu yaptığını anlayamıyordu. Silinen anıları ve acıları mı derinlerden çıkmaya çalışıyordu?
Veyla, acıyla kasılmalarının arasından "Hayır." diyebildi. Onu suçlayabileceği bir durum değildi. Onunla ilgiliydi ama tam olarak onun yüzünden değildi. Sadece Gölge kafasını öyle çok karıştırıyordu ki kalkan tozlar altında Veyla boğuluyordu.
Gölge'nin rahatlaması sadece birkaç saniye sürebildi. Ardından kadının hala bu durumda olduğu gerçeğiyle birlikte çözüm yolu aramaya başladı. Kadını alıp Azrit hızıyla çıkarsa yine dikkat çekeceklerdi. Kaldı ki bir anda büyü patlaması yaşayıp şimdi buradakileri, çıkarsa bile sokaktakileri öldürebilirdi. Burada en azından yetişkin Xalialar vardı, sokakta çocuklar da vardı. Tek sorun kadının güç patlaması yaşaması da değildi, kadın öyle çok acı çekiyor gibi görünüyordu ki Gölge bunun son bulmasını istedi.
Gölge, "Peki niye?" diye sordu. Niye bu hale geldiğini anlarsa, çözüm bulması kolaylaşabilirdi. Gölge yüzünden olmadığını söylemişti. Gölge bundan temaslarından rahatsız olmadığını anlamıştı. Doğru mu anlamıştı? Temaslarından rahatsız olmadıysa, temaslarından sonra niye bu hale gelmişti?
Veyla, "Başım..." dedikten sonra tekrar acıyla inledi. Gölge kadını daha sıkı tutarken ne yapacağını bilemedi. "... zihnim..."
Veyla'nın zihninden binlerce düşünce geçiyordu. Birçoğu Gölge'yle alakalıydı. Veyla'nın gördükleriyle zihninde hâlihazırda var olanlar adeta çarpışıyordu. Savaşın tüm hasarını da Veyla görüyordu. İki taraf da birbirini yok edemiyordu, Veyla yok oluyordu. Kapalı gözleri ardında zihninin gösterdiklerini görmemek için gözlerini araladı ve Gölge'nin tedirgin bakışlarıyla göz göze geldi. Gölge tedirgindi. Veyla güç patlaması yaşamak ve onları deşifre etmek üzere olduğu için mi yoksa bu halde olduğu için mi?
Veyla'nın zihni hızla kontrolü ele alırken Gölge'nin nasıl biri olduğunu hatırlattı. Her ne olursa olsun Veyla'ya nasıl biri olduğunu... Gölge kadın için endişeleniyor olamazdı, planları bozulacak diye endişeleniyordu. Eğer zihni yanılıyorsa, eğer Veyla'nın gördükleri doğruysa da buradakilerin zarar görme ihtimalinden endişe ediyor olmalıydı.
Veyla'nın mor gözlerinde büyü ışıldamaya başladığında Gölge, başkası göremesin diye alınlarını birleştirirken Veyla, güçlükle "Engel olamıyorum." dedi. Gölge'nin temaslarıyla sakinleşmeye çalıştıkça zihni ya Gölge'nin gerçekte kim olduğunu hatırlatıyordu ya da Gölge'nin Veyla'ya ne denli acımasız olduğunu. Hal böyle olunca Veyla biraz önceki temaslardan da, temasların onda oluşturduğu etkilerden de boğuluyordu.
Gölge, "Başka bir şey düşün." dedi. "Aklını dağıt. Seni sakinleştirecek bir şey düşün."
Veyla ne düşüneceğini seçemiyordu ki. Zihni onun yerine görüntüleri gözlerinin önüne getiriyordu. Zaten sakinleşmek için kimi, neyi düşünebilirdi ki? Sekseni düşünecek olsa şimdi himayesine almış gibi eli kolu Veyla'da olan Gölge kolyesini almış, vermiyordu belki de yok etmişti. Kardeşini düşünecek olsa etrafta ateş bükücüler vardı. Veyla arada ateşlerinin yansımasını görebiliyordu. Erya'yı düşünecek olsa, bu işin sonunda Erya da kadına düşman kesilecekti. Bu en iyi ihtimaldi. Veyla, Erya dâhil olmak üzere buna engel olmaya çalışan herkesi öldürmek zorunda kalabilirdi. Lilith... Lilith mutlu hayatında şehrinin yıkılmak üzere olduğundan habersizdi. Yıldat... Yakın zamanda evleneceği ama hala biraz önce Gölge ile geçirdiği dakikaların benzerini yaşayamadığı Yıldat... Adama değer verdiği şüphesizdi ama düşünerek sakinleşeceği biri de değildi. Veyla'nın hayatında, güzel hiçbir şey yoktu. Güzel gibi görünenler ise geçiciydi. Bizzat Veyla elinin tersiyle itmek zorunda kalacaktı. Her şey mahvolmak üzereydi ve Veyla mahvedecekti ama niye artık bunu mahvolmak olarak ifade ediyordu?
Veyla, "Yapamıyorum." dedikten sonra başını hızla iki yana salladı. "Sakinleşemiyorum."
İkisinin de göğüsleri hızla kalkıp inerken Veyla yeni bir sancıyla daha başını Gölge'den uzaklaştırdı. Zihninin gösterdiklerini görmemek için araladığı gözleri büyüsünü gizlemesine yardımcı olmuyordu çünkü büyü gözlerinde parıldıyordu. Gölge sıkkın bir nefes aldıktan sonra "Şimdi bir şey yapacağım." dedi. Veyla acıyla inlerken cevap veremedi. "Ya her şey daha kötü olacak..." dedikten sonra iç çekti. Bu yapacağı şeyin sonucunda mutlaka ama mutlaka onları zora sokacak bir şey yaşanacaktı. Ha şimdi, ha gelecekte ama mutlaka. ".... ya da her şey çok daha kötü olacak."
Veyla'nın adamı pek duyduğu da söylenemezdi. Kulaklarında mekânın gürültüsünü bile bastıran anıların sesleri vardı. Bir köşede Gölge çocukların katili oluyorken, bir köşede kardeşi yangınların içinde çığlıklar atıyordu. Bir yandan seksen ellerinden kayıp gidiyorken bir tarafta babası kükreyerek Veyla'nın üstüne yürüyordu. Konsey'in 'Bozulma durumunda yapılması gerekenler' içerikli konuşması zihninde yankılanıyordu. Bozulmak, tamir gerektirirdi ve Veyla şu anki karmaşaya düşüyorsa, şüphesiz bozulmuştu. Gidip o korkunç gayzere tekrar mı girmesi gerekecekti?
Korkuyla "Hayır!" diye bağırırken büyü teninde de ışıldamaya başladı. Veyla'nın büyüsü vücudundan dışarıya doğru patlamasına saniyeler kala Gölge kadının belindeki eliyle vücudunu iyice kendisine çekti ve yanağını sımsıkı kavradı. Veyla, Gölge'nin gözlerinin kapanmasını izlerken güzel yüzü gittikçe yaklaştı. Veyla'nın kaşları kalkarken adamın dudaklarını, dudaklarının üstünde hissetti.
Gölge, solur gibi kadını öpmeye başlarken kaşları hafifçe çatılmıştı. Biraz rahatlama, biraz kıvranma belirtiyordu bu ifadesi. Bir yanı kor ateşlere buzlar atılmış gibi rahatlamışken bir yanı 'Sikeyim' demişti. 'İşte sonsuza kadar sürecek bir yangını başlattın.'
Veyla'nın büyüsü saklandığı yere geri dönerken zihninin susması, adamın onu öpmesinden de garipti. Veyla'nın çatılmış kaşları yavaşça gevşerken gözleri kapandı. Elleri adamın göğüslerine doğru inerken yanağında adamın başparmağının okşayışını hissedebiliyordu. Beline sarılı elinde parmakları tenine batıyordu.
Gölge'nin çenesi yeniden kadına doğru yükselirken yeni bir öpüşe yelken açtılar. Veyla'nın zihni susmuştu. Mekânın gürültüsü de susmuştu ama kalbi, hiç durmadan konuşuyordu. Hiç olmadığı kadar hızla çarparken her atışında göğsünü de yakıyordu. Adamın onu resmen öptüğünü fark ettiğinde yaptığı şey belki de geri çekilmek olmalıydı ama dudakları pek de Veyla'nın fikrini sormamıştı. Öpüşmeyi bilmiyordu, Yıldat ile yaptıkları şey daha çok Yıldat'ın Veyla'yı öpme çabasıydı. Şimdi ise dudakları beceriksizce bile olsa hareketlenmişti. Bu küçük temas, Gölge için büyük bir cesaret oluşturdu ve burunlarını sürterek başını hafifçe sağ omzuna doğru eğip kadını başka bir öpüş açısıyla öpmeye devam etti.
Gölge seviştiği kadınlarla öpüşürdü ama onun için öpüşmek yatağa geçmeden önce yapılan bir şeydi. Öpüşmek, sevişmeyi getirirdi ama şu an, sadece öpüşmek istiyordu. Elleri kolları uslu bir şekilde duruyor, sadece kadını tutuyordu. İşte şu an biraz öncekinin aksine daha ileri ve daha ileri gitmek değil, daha fazla ve daha fazla öpmek istiyordu. Bu isteğini arzuyla da açıklayamıyordu ama düşünmeyi sonrasına, ileriye bırakmıştı. Sadece aylardır yapmak istediği şeyi yaşıyor olmanın tadını çıkartıyordu. Şu an kolları arasındaki kadın Veyla Aldar'dı ve Gölge defalarca bu hissi kardeşinin yaşamasını büyük bir hazımsızlıkla izlemişti. Şimdi ise uğursuz kelebeğin dudakları Gölge için aralıktı. Üstelik, o da Gölge'yi öpüyordu. Gölge bu istekle kafayı yemediyse, o küçük ama büyük hisler doğuran çabasını hissedebiliyordu.
Veyla, Yıldat ile yaşadıklarının aksine gerçek bir öpücüğü ilk defa yaşarken vücudunun buzlarını çözüp de istediği kadar Gölge'ye karşılık veremiyordu ama Gölge ikisi yerine de öpüyor gibiydi. Veyla, düşüncelere kapılsa, bu andan sonra ne yaşayacaklarını düşünse, ne kadar büyük bir hata içerisinde olduğunu bir de bu hataya koşarak gidiyor gibi adama karşılık vermeye çalıştığını düşünse yeni bir büyü patlamasına daha sürüklenirdi ama hiçbir şey düşünmüyor, sadece bu anın hissettirdiklerini yaşıyordu.
Ve işte, mavi ve mor ışıkların altında bu sefer gerçek Kral ve Kelebek öpüşüyordu.
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!