🔮 31 ⚡ Dilek
2. KISIM ♛ AMORSUS KELEBEĞİ ♛
🔮 31 ⚡ DİLEK
**
"Neye bakıyorsun?"
Veyla yerinde sıçradığında Gölge hafifçe güldü. Kadına neler yapmıştı, şu an kadar korkutmayı başaramamıştı. Veyla Aldar ölümlerden, işkencelerden değil, yalnızlığının bozulmasından, dalıp gittiği boşluğa bir başkasının da dâhil olup onu görmesinden korkuyor olmalıydı.
Veyla, oturduğu yerde başını kaldırıp çatıda dikilen Gölge'ye bakarken bir eli hızlanan kalbine gitmişti. Düşüncelerine ne kadar daldıysa, geldiğini fark etmemiş, dahası sesini duyduğunda da sıçramıştı. Düşüncelerinin çoğu da şu an güldüğü için kısılmış hale gelen mavi gözlerin sahibine dairdi. Gölge'ye karşı neden dengesizleştiğini ve bunu nasıl çözebileceğini düşünürken, zihninde olduğu gibi kulaklarında da bu adamın sesini duyması irkilmesine sebep olmuştu.
Gözleri gördü, kulaklarının da duyduğunu. Biraz önce bulandığı boşluktan çıkmış, ana dönmüştü fakat elinin altındaki kalbi bir türlü yavaşlamaya başlamadı. Aksine hızlı atmaya devam ediyordu. Neden?
Çatıda, elleri deri ceketinin ceplerinde, ayakları aralık bir şekilde dikilmiş Gölge'nin, eğilmiş başında onu izleyen bakışlarına karşılık gözlerini kırpıştırdı ve elini kalbinden çekti. Altında atıp duranı hissetmek istemiyordu ama kulaklarında da duyabiliyordu. Veyla keşfettiğinden beridir her gece buraya gelirdi ama Gölge daha öncesinde sadece bir kere, onu Mevsim Dönümü'ne götürmek üzere gelmişti. O ana kadar Veyla, Gölge'nin kendisini bulamadığında buraya bakması gerektiğini bildiğini bilmiyordu. En sonunda "Sen nereden çıktın?" diye sorabildi.
Gölge, 'ateşlerin içinden' diye düşündü. Karanlığın dibinden, çamurun derinlerinden ve gezegenin en lanetli çukurundan. Esasen hala çıkamadım. Çıkacak bir delik arıyorum.
Gölge, "Sessiz ol, demeye geldim." dediğinde Veyla'nın kaşları daha da çatıldı. Uzattığı bacaklarını kendisine çekip yüksekte sağ tarafında kalan Gölge'yi daha iyi görebilmek üzere vücudunu da çevirdi ve bağdaş kurdu. Ellerini sitemle havada savurdu. Tepeden bakan Gölge için nedense eğlenceli bir görüntüydü.
"Konuşmuyorum bile!"
Gölge, kadına doğru bakarken biraz önceki gülüşü dudaklarının kıvrık olduğu bir ifadeye dönüşmüştü. "Nefes alıyorsun."
Veyla'nın dudakları önce şaşkın bir şekilde aralandı. Ardından hafifçe güldü. "'Sessiz ol' derken sen şu an oldukça kibar bir şekilde benden ölmemi mi rica ediyorsun?"
Gölge yine hafifçe gülerken ellerini deri ceketinin ceplerinden çıkartıp eğilmeye başladı. Veyla bir an adam aşağıya, yanına gelecek sandı. Erya'yı durdurduğu gibi onu da durdurup durmama çelişkisindeyken adamın derdinin başka olduğunu fark etti. Gölge, çatıya oturup bacaklarını çatıdan sarkıttı. Ellerini de iki yanında, vücudundan geriye doğru yaslamış, tahtında oturur kadar rahat gözüküyordu. Şimdi yan yana ama farklı yüksekliklerde oturur gibilerdi. Veyla başını kaldırmış öyle bakarken, Gölge de solunda kalan kadına doğru başını eğmişti.
Gölge, "Mümkünse." dediğinde Veyla, "Nefes alıyor olmamın canını sıktığının farkındayım ama kusura bakma artık, diyemeyeceğim. Kusura bak. Hatta arada dinliyorsan diye daha sesli nefes alıp veriyorum. O anlarımdan birine denk geldin herhalde." diye söylendi. Söylenmesine ve konunun ölüp ölmeyeceğine dair olmasına rağmen Veyla keyifsiz hissetmiyordu çünkü Gölge de alaylı ve keyifliydi. Adamı günler sonra keyifli görmek de ilginçti. Son saldırının ardından günler boyunca üzgün ve öfkeli, son günlerde de sadece öfkeli bir adam görmeye başlamıştı. Veyla, o günün aksine uzaktan izlemekle yetinmişti. O günü, bir önce adamı toparlayıp dönmeleri gerekmesiyle açıklayabiliyordu, kaldı ki bu açıklama bile sorunları çözmüyordu çünkü Veyla'nın bir an önce dönmelerini istemesi değil, saldırının ve etkilerinin sürebildiğince sürmesini istemesi gerekiyordu. Bu sebeple aslında üzgün gördükçe garip hissetse de yanına gitmedi. Gölge, hüzünlerini öfkeye dönüştüren bir adamdı. Yeni konumlarında daha işe yarayacaklarını düşünüyordu. Hüzün, hiçbir şeyi çözmezdi ama öfke, gün gelir intikam alırdı. Öfke, hüznün abisiydi ve ardına çekmiş koruyordu.
Veyla Gölge'nin günlerdir güvenlik açığıyla ilgili derin mevzularla uğraştığını biliyordu. Hatta bu boşluktan yararlanarak adamın ve savaşçılarının ilgisi Veyla'nın üstünde değilken Andri ile görüşmüştü. Andri'nin kırık burnunun şişliği hala inmemiş olmalıydı. Yine de burnundan çok kırık kolundan muzdarip olsa gerekti. Veyla kırdıktan hemen sonra adamın kolunu sargıya almıştı almasına ama avizeye asmış olması, Andri'nin iyileşmesine pek de yardımcı olmamıştı. Veyla adama derdini bu sefer yeterince anlatabildiğini düşünüyordu. Adam, Veyla'nın emrettiğinden daha büyük bir saldırıda bulunmasını 'O an fırsat vardı, değerlendirdim' diye açıklamıştı. Veyla da, adam o kırık koluyla avizede sarkarken yanından çıkmadan önce ona son bir fırsat vermişti. İlk ve son bir fırsat. 'Asıl bu fırsatı değerlendir' demişti. Andri fırsat sayısını yetersiz buluyor olmalıydı ama bir, sıfırdan büyük bir rakamdı ve Veyla genelde sıfır rakamını kullanırdı. Andri kendisini şanslı hissetmeliydi.
Andri, bir süre ortalıklarda gözükmemesi için şifa bulmaya herhangi bir şifa merkezine ya da Terralara da gidememişti. Arka sokaklarda, el altı bir çözüm bulmayı tercih etmediyse, kırıklarıyla kendi ilgilenmişti. Veyla bu durumla pek ilgilenmiyordu ama ilgilenmek zorunda olduğu bir gelişme olmuştu. Konsey, Andri aracılığıyla Veyla ve Gölge'nin her şehirden çıkışlarında ne yapmak üzere nereye gideceklerini öğrenmek istiyordu. Veyla bunun sadece bilgi almak için olmadığını biliyordu. Nixsus şehrine sokabildikleri tek casus Veyla'ydı, içeride olup da sonradan taraflarına çekebildikleri tek kansız ise Andri'ydi fakat diğer şehirlerde Konsey'in işi daha kolaydı. Veyla ile Gölge, diğer şehirdelerken casusları aracılığıyla onları gözlemlemek istiyorlardı. Andri açık açık söylememişti ama Veyla anlamıştı. Ve bu Veyla'yı korkutmuştu.
Veyla ile Gölge içlerindeki öfkeye rağmen yakın gözüktükleri bazı anlar yaşayabiliyorlardı. Bazen... Bazen sadece öyle gözükmüyorlardı. Veyla, Gölge'nin acısını dindirmeye çalışmıştı. Veyla'nın iyi rol yapabildiği şüphesizdi, Konsey o anı izleme şansı elde etse Veyla'dan muhtemelen şüphelenmezdi ama ne var ki Veyla rol yapmamıştı. Dudakları, birbirleri için mi aralanmıştı bilmiyordu ama birbirlerinin dudakları arasında olduğu da şüphesizdi. Veyla adamın kucağında ve kolları arasındayken... Veyla o yakınlıkta durmak ve o cümleleri sarf etmek için rol yapmamıştı. Gölge ise... Gölge'nin o anki acısı ve acısıyla söyledikleri... Kadını daha da kendisine çekmiş, kollarını sarmıştı. Sanki az daha öpecekti... Ne için yapmıştı, niye o kadar yakın durmuşlardı, Veyla bilmiyordu. Adam 'artık arzu yok' demişti, bunu kanıtlayan davranışlarda da bulunmuştu ama o anlar... Belki de sırf acısından kurtulmak için nefretini çağırma çabasıyla Veyla'ya başvurmuştu. Sonuçta Veyla, nefreti için başvurabileceği en güçlü silahtı. Belki de yakınlaşıp o yakınlıktan nefret ederek, anlık acısından kurtulmak istemişti. Gölge'nin o anki yakınlığı her ne bahane ile olursa olsun, sahte değildi.
O an dışarıdan bakan gözler onları izlese, yanlış anlaşılabilirdi. Buna benzer garip anlar yaşayabildikleri ve nefretlerine rağmen temas edip durdukları için Veyla, Konsey tarafından izlenmek istemiyordu. İçten içe, artık normal olmadıklarının farkındaydı ama bunun iki taraflı da olduğuna ihtimal vermiyordu.
Konsey bir kararda emin olursa, Veyla fikirlerini değiştiremezdi. Hiç değiştirememişti. Bu yüzden öyle bir fikrin hiç oluşmamasını istiyordu. Her gittikleri yerde imkân buldukları, casuslarını araya sokabildikleri sürece onları izleyeceklerse, Veyla'nın yanılmaya müsait bir an yaşamamaları konusunda dikkatli olması gerekiyordu. Özellikle de kendisi konusunda dikkatli olmalıydı. Son zamanlarda adamı sığınak gibi gördüğü anlar oluyordu ve kime sığınak olduğunu da önemsemiyordu. Herhangi birine olan davranışından da etkilenebiliyordu. Bu Gölge'ye gerek kalmadan Veyla'nın kendi kendisinin felaketi olmasına sebep olurdu. Konsey, planları Gölge'ye çevirirdi ve Veyla, bu adamı etki altına almak için her şeyi yapmak ve başardığında ise ihanet etmek zorunda kalırdı. Veyla başarabileceğine inanmıyordu ama eğer olur da başarırsa, ihanet edebileceğine de inanmıyordu. Sanki... Sanki bu adam nefretle değil, aşkla bakarsa Veyla... Nefretine bile sığınırken aşkına felaket olamazdı ama olmak zorundaydı. Veyla olmazsa Konsey kadını geri alır, düzeltir, öyle yollardı ve bir şekilde olmasını sağlardı. Şimdi Gölge'den nefret etmek kolaydı. En azından, daha kolaydı fakat Gölge ondan nefret etmemeye başlarsa Veyla nasıl öfkesini dipdiri tutardı? Şimdi bile ara ara boşluğa düşüyor, zihninde bildiklerini sahneye çağırmak için özellikle çabalamak zorunda kalıyordu. Üstelik, Gölge bu süreçte kadına eziyetlerini sürdürüyordu. Veyla, kendisine bir merhamet kırıntısı gördüğü gibi Gölge sırf kadın yanlış anlamasın diye bin bir bahane kılıfına sokarken dahi, başkalarına karşı nasıl bir adam oluşunu görünce dahi etkileniyordu. Adamın bu denli nefret etmesinin altında bazen eziliyor olduğunu hissetse de aslında güvenmesi gereken Gölge'nin kendisi değil, nefretiydi. Veyla adamın nefretine değil, adama güvenmeye başlamamalıydı. Veyla'yı, nefreti kurtaracaktı. Adam nefretiyle Veyla'yı kendisinden uzak tutarak son güne kadar koruyacaktı. Son gün ise, Veyla o nefretle birlikte adamı tarihe gömecekti. Bu sebeple, Konsey'in planlarını değiştirmesine engel olmalıydı.
Gölge, mıntıka yöneticileriyle uzun toplantılar halinde ve durmadan yeni önlemlerin peşindeydi. Şu an mıntıka genelinde bir yaprağı yere düşmeden yakalayabilecek kadar güvenlik tedbirlerini arttırmışlardı. Savaşçılarını halkının aralarına sokmuş, gözlem içerisindeydi. Saldırıların sorumlusu ya da sorumlularına karşı bilgi ve şahitliği olanlar için ödüller belirlenmişti. Söz konusu Xalialar olunca ödül için bilgi kirliliği de oluşuyordu ama her söylenilene de inanmıyorlardı. Özellikle bir Azrit olan Gölge Kral, dinlemek istediğinde kalp atışlarını da nefes seslerini de duyabiliyordu ve yalan söylemek, gerçeği gizlemek konusunda vücudun verdiği tepkileri kontrol etmeyi öğrenmeyen, ustalaşmamış kimselerin yalanlarını anlayabiliyordu. Yalanın belirtileri sadece kalp atışları ve nefesler değildi. Yüz ifadeleri ve bakışlar da, Gölge Kral'ın uzmanlık alanıydı. Ne var ki bu yetenekleri, uğursuz kelebek üstünde işlemiyordu.
Gölge Kral dikkatini büyüsünün görünmezlik ve türevleri olan Xalialara toplamıştı. Bu sebeple Andri'nin özellikle de bu sıralar ortalarda gözükmemesi gerekiyordu. Veyla, Gölge'nin ulaştığı bilgi ve belgeleri görebilmek için fırsat kovalıyordu. Şehirde kaç görünmezlik büyüsüne sahip Xalia olduğunu, kaçına ulaşabildiklerini, isimlerini ve hayat durumlarını öğrenirse, plan yapması kolaylaşacaktı. Gerekirse, Andri için bir başka görünmez Xalia'yı yakmak zorunda kalacaktı. Gölge henüz isme yaklaşmadığı için, Veyla da sessiz duruyordu. Gölge'nin önemli bilgi ve belgelerine ulaşmak, Gölge'nin özeline ulaşmaktı. Gölge'nin odasında muhafaza ediliyor olmalılardı. Gölge'nin üç katlı odası ayrı bir malikâne gibiydi. Her katında fazlaca kapı vardı. Toplantılar orada yapılıyordu. Gölge'nin odasına girme yolları da çok çeşitli değildi. Ya güvendiği bir savaşçısı olacaktı ya da yatağına giren bir kadın. İki ihtimalde de Gölge yokken odasına girmek ya da Gölge varken sırları karıştırmak pek mümkün gözükmüyordu. İkinci ihtimal, yatağına girmesi zaten imkânsızdı. Hem de artık Veyla, kendisinden çok, Gölge yönünden imkânsız görüyordu. Yine de Veyla bir çaresini bulacaktı.
Gölge, Yıldat ile Ash'i saldırıda zarar gören Xaliaların zararını tazmin etmek, yıkılan binanın inşaat çalışmalarına Azrit hızlarını kullanmadan dâhil olmak ve günde sadece bir saat dinlemek üzere cezalandırmıştı. Bu sebeple Veyla günlerdir Yıldat'ı da doğru düzgün göremiyordu. Yıldat geldiği gibi Veyla'nın yanına uğruyordu. Hala bir arada uyumuyorlardı fakat Yıldat günde uyuyabildiği bir saati kadının yanında gerçekleştirmeyi talep etmişti ve o bir saat de Veyla'nın uyanık olduğu saate denk geldiği için kabul etmişti. Yoksa Yıldat'ın yanında uyuyamazdı. Yıldat'ın bir diğer talebi de o sıra kadına sarılmaktı. Veyla bunu tam olarak kabul etmemişti ama en azından koluna sarılarak uyumasına müsaade etmişti. Yıldat uyurken bir ara elini kolundan çekip beline de koyuyordu. Bilerek mi yapıyordu, gerçekten uykudayken mi bilinmez, Veyla o sıra da ses çıkarmamaya çalışıyordu. Sonuçta yakında bu adam kocası olacaktı ve çok daha fazlasını yapmaları gerekecekti.
Veyla, özellikle de ceketi görmesiyle Ash gibi Yıldat'ın da öfkeleneceğini düşünmüştü. Ash o günden beridir dinlenmesi için verilen günlük bir saati dahi Veyla'ya kötü kötü bakarak geçirmek istiyor gibiydi. Yıldat aslında öfkeden köpürmüştü ama hiçbir zerresini Veyla'ya yansıtmamıştı. Hatta "Umarım Ash de yakında sizin imkânsızlığınızı anlar ve gereksiz kıskançlıklarından kurtulur." demişti. O ikisine ihtimal bile vermeyerek, Veyla'yı manipüle ediyordu. Veyla normal şartlar altında manipüle edilebilecek biri değildi ama kafa karışıklığı buna fırsat doğuruyordu.
Gölge'nin dudakları alayla kıvrılmış, gözleri de keyifle bakıyordu. Pek huzurlu olmadığı şüphesizdi. Şehrinde de, kendisinde de büyük sorunlar mevcuttu ama sakin hissediyordu. Kadına neye baktığını sormadan daha önceden beridir buradaydı. Veyla'ya seslenene kadar geçen süreyi, parlayan gözlerle gökyüzünü izleyen kadına bakarak geçirmişti. Sadece ayın ve kelebeklerinin ışığıyla aydınlanan karanlığı. Bazen bakınca karanlığın kendisi değil de karanlığın boğduğu biri gibi gözüküyordu. "Evet. Yeni Kraliyet emrimi bildiriyorum hazırsan."
Veyla istemsiz kıvrılan dudaklarını yaladıktan sonra başını onaylar şekilde salladı. "Nefret ve saygısızlıkla dinliyorum Kral'ım."
Gölge bildiri geçmeden önce alayla sesini temizlerken yumruk şekline getirdiği elini de dudaklarına doğru götürmüştü. Elini yeniden çatıya yasladı. "Halkımın arasından mor saçlara, mor gözlere, mor büyüye ve kelebeklere sahip olanların gece vakti ses büyüsü olmaksızın hareket etmesi yasaklanmıştır."
Veyla, güler gibi oldu. "Gerekçe?"
"Nefes sesleri Kral'ın huzurla uyumasını bölüyor."
Veyla bir elini çıplak bacağından kaldırıp işaret parmağını adamın mavi gözleri arasında gezdirdi. "Kral'ın gözünden uyku değil alay akıyor." dediğinde Gölge, "İşte o kadar kaçırdın uykumu." diye şakalaşmayı sürdürdü. İlk günden beri şakalaşırlardı ama şu anki şakalaşmaları, ilk günlerden farklı gibiydi. O zamanlar genelde bel altı ve nefreti süsleyen şakalaşmalarken şimdi daha çok, eğleniyor ve şakanın altında bir gerçek de gizliyor gibilerdi.
Veyla "Bir önerim var." dediğinde Gölge kaşlarını kaldırdı. Ne diyeceğini biliyordu. Kendisi de buraya kadar gelmeden önce aynı şeyi söylemişti ama yine de gelmişti.
"Dinleme Kral."
Azritler kimsenin duyamadıklarını duyardı elbet ama dinledikleri sürece duyardı. Gölge'nin ise sanki kulakları duymamış, bizzat aramıştı. Veyla bunu fark ederek bakarken, Gölge de kadının fark ettiğini bilerek baktı ve Gölge herhangi bir cevap vermedi. Sessiz kalmayı tercih edişi, Veyla'nın daha çok hoşuna gitti. Sırıtışları sürerken ikisi de gözlerini gökyüzüne çevirdiler.
"Gerçekten, her gece burada neye bakıyorsun?"
Veyla her gece buraya gelirdi evet ama bunu adamın da biliyor olmasına şaşırdı. Bakışları Gölge'ye döndü ama adam gökyüzüne bakmaya devam ediyordu. Veyla iç çekerek önüne döndü. Bağdaş halinde olan bacaklarını kaldırıp dizlerinden tutarak kendisine çekti. Bacaklarına sarılıp çenesini de dizlerine yaslarken gökyüzüne bakarak "Yıldızlara." dedi.
"Ne var yıldızlarda?"
Veyla gülümsedi. "Ölü insanlar."
Birkaç saniyelik sessizliğin ardından Veyla başını çenesinden kaldırıp çatıda oturan Gölge'ye baktı. Gölge o sıra çoktan Veyla'ya bakıyordu ve göz göze geldiklerinde Veyla'nın yeniden kalp atışları hızlandı. Gölge bazen farklı bakıyordu ve Veyla henüz ne anlama geldiğini bilmese de yanar gibi hissediyordu. Fark olarak, canı yanmıyordu.
Sesi hissettikleriyle kısılsa da "İnsanlar öyle inanıyor, biliyor muydun?" diye sordu.
Gölge, "Dün doğmadım." dedikten sonra yıldızlara baktı ve başkaca bir düşüncesini dile getirmedi. Bir şeyler düşünüyor olduğu şüphesizdi ama dudaklarını aralayıp da kelimelerin özgürlüğe kavuşmasına müsaade etmiyordu.
Veyla, "Peki sen de inanıyor musun?" diye sorarak adamın düşüncelerini öğrenme çabasını sürdürdü.
Gölge hafifçe omuz silkti. Gözleri yıldızlarda gezdikçe başı yavaşça hareketlenirken ayın altında güzel gözüküyordu. Veyla henüz bilmese de, adam karanlıktan haz etmiyordu. İstese bu karanlığı şimşekleri ile aydınlatırdı ama şu an sessiz bir huzuru yeğliyordu.
"Umut verici. İnsan ya da Xalia fark etmez. Yaşayan her şey, sonsuza kadar yaşamak istiyor. Yok olup gitmek lügatımızda yok."
Veyla bakışlarını Gölge'den güçlükle alıp adam gibi yıldızları izlemeye devam etti. Zaten burada oluş amacı buydu, yıldızları izlemek. Niye adamı izliyordu ki?
"Bence kimsenin yalnız kalmak istemeyişi de aynı sebepten. Herkes ölüp gitse bile hatırlanmak istiyor."
"Peki sen niye unutulmak istiyorsun?"
Veyla'nın bakışları bir yıldızda duraksarken sıkkın bir nefes aldı. Veyla da son zamanlarda farklı gibi olsa da geldiğinden beridir yalnız kalmak ister gibi davranıyordu ve adam da kadının bunu 'unutulmak'la bağdaştırması sebebiyle bu şekilde sormuştu. Belki de aslında neden yalnız kalmak istediğini soruyordu.
"Aslında ben, yok olmak istiyorum."
Çünkü yok olup gitmek, unutulmaktı. Unutulmak ise ancak yalnızların başına gelen bir şey olmalıydı. Ölümle, gerçekten ölmek. Bir daha hiçbir zihinde bir anlığına bile belirmemek... Veyla, buraya ilk geldiği zamanlarda bunu ne kadar da çok istiyordu. Şimdi ise korkutucu geliyordu.
"Sen akıldan uçup gidebilecek bir kadın değilsin."
Veyla'nın gözleri sağına, Gölge'nin olduğu yöne doğru hareketlense de başını çevirip adama bakmadı. Kapalı dudakları ardında yanaklarını çiğnerken adamın şu an kalp atışlarını dinlemediğini umdu. Neyse ki, dinlemiyordu. Veyla'nın yanında değilken dinliyordu ama Veyla'nın yanındayken kadını dinliyordu.
"Aslında kanatların var. Ama dışarıya değil, içeriye kanat çırpıyorlar."
Veyla'nın başı Gölge'ye doğru dönerken yutkundu. Adamın ne demek istediğini anlayamıyordu. Adam da ileriye bakmaya devam ediyordu. Gözleri kısılmış, daha çok düşünüyor gibiydi. Sesi derinden geliyordu. Yüz ifadeleri Veyla'nın anlayamayacağı kadar anlamlıydı.
Veyla, "Ne demek istiyorsun?" diye sorarken ses tonuna hayret etti. Neyse ki adamın ilgisi dağınıktı. İleriye bakarak iç çektikten sonra Veyla'ya baktı. Konuşmaya başlamadan önce birkaç saniye göz göze kalmaları gerekmişti.
"Herkese silemeyeceği hatıralar bırakıp sonra da sadece ölerek onların seni sonsuza kadar yaşatmalarından kurtulamazsın."
Veyla'nın başı istemsiz ardındaki duvara yaslandı. Yine olmuştu. Adam güzel bir şey söyleyecekmiş gibi başlamış, öyle de bakmıştı ama sonra yine mantıklı bir zemine oturtmuştu. Zaten tek zemin, bu olsa gerekti.
"Öyleyse, ikimizden biri, diğerini sonsuza kadar yaşatacak."
Gölge'nin kaşları kalkarken dudakları aralanıp çok geçmeden geri kapandı. Kendisinin, eğer ölürse Veyla'yı unutmayarak sonsuza kadar yaşatacağının farkındaydı ama Veyla'nın da Gölge'yi yaşatacağını şu an öğreniyordu. Zihninde o denli yeri, öfkesiyle mi, nefretiyle mi yoksa eziyetiyle mi kaplamıştı? Olumlu bir anlamı olmasa gerekti ama yine de Gölge'nin hoşuna gitti. Demek ki kadının zihninde, hiç silinmeyecek bir yere sahipti.
Gölge, "Oysa aksini umardık. Ve bu, aramızdaki en garip şey bile değil." dediğinde Veyla zihninde birçok yönlerini ve anlarını, özellikle de kendi dolayısıyla garip bulmaya başlamıştı ama Gölge'nin neleri garip bulduğunu merak etti.
Veyla, "Neler..." diye başladığında Gölge kadının hemen merakla saldırmasına gülerek gökyüzüne döndü ve konuyu yeniden güvenli bir alana, bir önceki konularına çekti. "İnançlılar da bu yüzden bedenin ölümüyle ruhların göçüp gitmediğini düşünür. Bir taş ya da yıldızdır, sevdiklerini arar dururlar. İnançlı olmayanlar bile sırf bu yüzden çaresizlikle inanmak ister. Kimse ruhunun kavuştuğunu, bedenin ölüşüyle kaybetmek istemez."
Veyla, sorusuna cevap alamadığı için omuzları çökse de üstelemeyip gökyüzüne baktı. Veyla ruhunun kavuştuklarının bedenlerini kaybetmişti. Bu sebeple yıldızlarda arıyordu. Gittiği her yerde ve her gece bakmasına karşın, hala bulamamıştı. Belki uydurmadan ibaretti, belki de kardeşi ve seksen ne insan ne de Xalia oldukları için sonsuza kadar kaybolmuşlardı.
Veyla iç çektikten sonra "Zorluklardan yıldızlara." diye mırıldandı.
Gölge o sıra Veyla'yı izliyordu. "Zorluk hayat, ölüm ise kurtuluş mu?"
Veyla okuduğu bir kitapta yazılanlarla cevapladı. "Yaşayanlar eskiden bir yıldızmış ve göğünü yitirmişler. Ölenler ise gökyüzüne kavuşuyor. İnsanlar, böyle olduğuna inanır."
Gölge, kadının böyle söylemesine şaşırıp "Her şey bittiğinde, kitabında Seyah Fener böyle der." dediğinde Veyla başını onaylar şekilde salladı. İnsanların kitabıydı. Gölge'nin kitaplığında da görmüştü, demek ki adam da okumuştu.
Veyla bir yıldızın kaydığını gördüğünde Gölge'nin gözünde bir çocuk gibi heyecanlandı. Gölge için 'çocuk', masum demekti.
"Bak! Yıldız kaydı! İnsanlar yıldız kaydığında dilek tutarlar. Gökyüzündeki sevdiklerinin dileklerini tutup gerçekleştirmesi için." dedikten sonra bunu eğlenceli bulduğu için Gölge'ye döndü. Adamla göz göze gelirken "İlk sen." dedi.
Gölge'nin kaşları kalkarken yavaşça güzel bir gülüş oluştu. Başını onaylamaz bir şekilde salladı. "Yapmaya ikna etmeden, sırayı belirliyorsun. Manipülatif kelebek, bu hallerin bana sökmez."
Veyla, Gölge'nin alayına karşı "Emin ol en masum huyum." dediğinde Gölge "Bilmez miyim?" diye sızlandı. Kadına daha ne huylar vardı...
Gölge, fikri bertaraf ettiğini düşünerek yıldızlara bakarken Veyla "E hadi!" diye üsteledi. Gölge, "Beni rahat bırak." diye sızlandı. Belki de kalkıp odasına gitmeli ve uyumalıydı ama burada oturmak, bazen sessiz kalmak, bazen konuşmak ama konuşurlarsa da tehlikeli çizgileri geçmemek istiyordu. Son zamanlarda şehir ve halkı ile ilgilendiği için Veyla ile fazla karşı karşıya gelmemişti. Gölge, Valdris ve diğer savaşçıları ile saldırıların sonuçları ve önlemleriyle ilgilenirken Thal ve Erya'yı da genel ihtiyaçları tespit etmek ve halka güven aşılamak üzere mıntıka mıntıka dolaştırmaya yollamıştı. Veyla'yı ise halkıyla karıştırmama gayreti sürüyor olsa gerek, 'sadece uslu dur' diye görevlendirmişti. Veyla uslu durmayı sevmezdi.
Malikâne içerisinde ara ara karşılaşıyorlardı ama ya ikisi de odalarına girip çıkarken ya da Gölge odasının terasında, Veyla malikânenin bahçesindeyken birbirlerini görüyorlardı. Sohbet etmeden birkaç saniye göz göze kalıp sonra her ne yapıyorlarsa sürdürüyorlardı. Bugün ise sonunda işleri biraz yoluna koyabilen Gölge, soluğu Veyla'nın yanında almıştı. Buraya gelmeden önce kararsız kalmıştı. Sonra da yarınki planından birlikte yapacakları için Veyla'yı da ilgilendirdiğini düşünerek bahsetmek üzere buraya gelmeyi bahane etmişti kendisine ama ne geldiğinden beridir söylediği ve gittiği vardı, ne de bundan önce son ana bırakmadan haber verdiği...
Veyla gülerek "Dileğini içinden tutman lazım." dediğinde Gölge de güldü ve kadına baktı. Dilek anlamında söylememişti ama evet, bu da dileklerinden biriydi. Son zamanlarda Veyla, geçmişten bile daha fazla Gölge'nin düşüncelere boğulmasını sağlıyordu ve Gölge rahatlamak, kurtulmak istiyordu.
Gölge bir süre sessiz kaldı. Yüzü hala güleç bir şekilde kadına bakıyordu. Veyla, Gölge de güldüğü için keyfini sürdürüyordu. Gölge aslında daldığı için sessiz kalmıştı ama bakışmaları bir süreyi aştığında Veyla'nın hafifçe kaşları çatıldı ama hala sırıtan bir suratla, "Şu an iseni rahat bırakmamı içinden mi diliyorsun?" diye sordu.
Gölge gözlerini kırpıştırdıktan sonra bir süredir sessiz olduğunu fark etti. Sonra da kadının dediğini tam olarak algılayıp yeniden hafifçe güldü. Bugün ne çok gülmüştü öyle? Sanki bir geceliğine kavga etmeyi bırakmışlardı. İkisi de düşüncelerinin yorgunuydu. Yetmezmiş gibi Gölge şehrinin, Veyla Konsey'in sorumlulukları altında debeleniyordu. Bir anlığına es vermişlerdi ve bu esi birbirlerinin yanında vermeleri şaşırtıcıydı. Dışarıdan bakan her gözün gördüğü gibi, öfke sahneyi devralmadıkça ya da onlar öfkeyi bir silah gibi kuşanmadıkça, iyi anlaşıyorlardı.
Gölge, bu dengesiz karmaşadan kurtulmayı diledi ama detay belirtmeyi unuttu. Dengesiz karmaşa dediği, Veyla'nın canavar oluşu dışındaki hallerini de görmeye başlaması, gördükçe merhamet eder gibi olması, merhamet ettikçe de daha büyük bir acımasızlıkla dengelemeye çalışması ve tüm bunların, Veyla'ya dair başkaca detaylar ile birlikte aklında dönüp durmasıydı. Bunu, mutlak bir nefret ile sağlayabileceğini düşünerek dileğini düşünmüştü. Aklına gelmiyordu ama tek yolu bu değildi. Mutlak bir aşk da ihtimaller dâhilindeydi. İmkânsız görülen ama ihtimaller dâhilinde olan...
Gölge çenesinin ucuyla kadını gösterip "Sıra sende." dediğinde Veyla'nın gözleri irileşti. Heyecanlı gözüküyordu. Gölge'nin kadını böyle küçük şeylere heyecanlı ve mutlu gördüğü ilk an değildi ama hala şaşırıyordu. Veyla "Sen tuttun mu?" diye sorduğunda Gölge başını salladı. Kadın sırıtmaya başladığı gibi Gölge "Ama..." diyerek elini havalandırdı ve işaret parmağıyla kadını gösterdi. "Beni ikna ettiğin için değil, ikna olduğum için."
Veyla güler gibi "Bu aynı şey..." derken Gölge işaret parmağını olumsuz anlamda sallayıp "Sana değil, dilek tutma fikrine ikna oldum." dedi. Veyla gözlerini devirse de keyifle "Tamam o zaman ne..." diyeceği sırada Gölge yeniden elini olumsuz anlamda salladı ve Veyla üfledi.
"Dilek söylenmez."
Veyla, "Hiç de bile. İnsanlar söylüyor." diye yalan söylediğinde Gölge "O kitabı ben de okudum Veyla." diye hatırlattı.
Veyla iyice üfleyip kollarını göğsünde birleştirdi ve önüne döndü. Gölge'nin kaşları çatılır gibi olsa da istemsiz güldüğünde gevşedi. "Çocuk gibisin..."
Veyla, omuz silkti. "Söylemiyorsan o zaman git yıldızları başka yerden izle. Burası benim yerim."
Gölge önce "Malikâne benim." dese de sonra daha yüksek sesle gülüp "Ulan şehir benim." diye ekledi. Veyla da hak vererek dudağını büzse teslim olmadı.
"Bu alan benim." derken işaret parmağıyla bulunduğu çıkıntıyı eliyle çizer gibi gösterdi. Birkaç yere 'ölüm riski var' tabelaları asmıştı. Altında da not olarak 'Veyla tarafından öldürülme riski' diye yeterince açıklamıştı. Birileri buraya ayak basarken ölmekten korkmazsa, Veyla tarafından öldürülmekten korkmalı ve bir kere daha düşünmeliydi.
Gölge de o tabelalara bakarken gülüşünü durdurmak için üst dudağını yaladı. Gözleri kadının güzel yüzünde gezindi. "Sen de benimsin."
Veyla'nın alanını çizen eli yavaşça bacağına düşerken aynı yavaşlıkla gözleri de Gölge'ye döndü. Gölge o sıra bu söylediğinin gerçek olmasını ister gibi kalbi bir anlığına heyecanlandı ama bu hissi anlamlandırmakta zorlandı.
Veyla, nedense bu cümleye karşı hoş hissetse de normalde ne yapacaksa, onu yapmaya çalıştı. "Belki de bana bunu söyleyip durduğun anlardan birinde verdiğim cevabı ses kaydına almalıyım ve böyle anlarda kendimi yormak yerine sana onu dinletmeliyim. Çünkü çokça yaşıyoruz."
Gölge sırıtışında dilini gezdirerek bakmayı sürdürdü. Gölge cevap vermedikçe Veyla'nın içindeki heyecan artarken Veyla sırf düşüncelerini duymaya başladığı bir sessizlik sürmesin diye alelade konuşmaya başladı. "Hatta... Hatta bunu bana her söylediğinde kenara para atsaydım şu an..." dedikten sonra dikleşen omuzlarını indirip hafifçe yüzünü buruşturken Gölge kadın yerine cevabını getirdi. "... muhtemelen hala hiçbir şeye para vermiyor olurdun ve ne kadar paranın olduğunun bir önemi olmazdı."
Veyla da başını onaylar şekilde salladı. Gölge söylemese, kendisi böyle söyleyecekti. Gölge kadınla bir kavgaya sürüklenmemeleri için 'benimsin' iddiasını sürdürmedi. Halkını, bu şehri, gücü kendisinin görürdü ama Veyla'ya sahip olmak çok daha karmaşıktı. Veyla'ya bir gün sahip olursa, kendisi de Veyla'nın olurdu. Kadın ancak böyle teslim olur gibiydi.
Gölge iddiasını sürdürmediği için Veyla konuya devam etti. "Dileğini söylersen ben de söylerim."
"Sen hala orada mısın?"
"Evet, hadi!"
Gölge, sabırla nefes aldıktan sonra "Tuttun mu?" diye sorduğunda Veyla, adamın teslim oluşuna sinsi bir ifadeyle güldü. Gölge gözlerini devirip "Vazgeçmek üzereyim." diye söylendiğinde Veyla telaşla "Hemen hallediyorum." dedi ve gökyüzüne döndü. Dilek tutacak kadar umuda bir süredir sahip değildi ama göğsünü bazen daraltan bazen de heyecanlandıran karmaşanın dinmesini istedi. Dengesizliklerinden kurtulmalı ve güçlü bir şekilde planını sürdürmeliydi. Gecenin bir vakti burada adamla gülüşmemeliydi!
Veyla "Tuttum." dedikten sonra Gölge'ye döndü. "İlk sen."
Gölge yaramaz bir şekilde sırıtıp başını yavaşça iki yana sallayarak "Sana güvenmiyorum." dediğinde Veyla da aynı yüz ifadesiyle "Bizim olayımız bu Kral." dedi. "Ben de cevabına güvenmeyeceğim zaten."
Gölge gözlerini yavaşça kapatıp açtıktan sonra "Senden kurtulmak." dedi. Tam olarak bunu dilememişti. Kadının oluşturduğu karmaşadan kurtulmayı dilemişti ama böyle dile getirdi.
Veyla da başını onaylar şekilde salladı ve "Senden kurtulmak." diye kendi dileğini dile getirdi. O da tam olarak bunu dilememişti, aynı amaçlara sahipti ama aynı şekilde üstünü örterek söylemişti.
İkisi de birkaç saniye kendi dileklerini, daha uzun saniyeler boyunca birbirlerinin dileklerini düşündüler. Birbirlerini sürükledikleri karmaşada biraz daha dibe batmalarına sebep oldu. Birbirlerinin dileklerine karşı ne hissedeceklerini bilememişlerdi.
İkisi de o an, aynı şeyi hatırladı. İnsanların inanışına göre tutulan bir dileği sesli dile getirmek, asla gerçekleşmemesine neden olurdu. Eğer doğruysa, birbirlerinden asla kurtulamayacaklardı.
Veyla yutkunduktan sonra düşüncelerinden uzaklaşmak için "Peki Xaliaların inancı? Sence gerçekten parıldayan bir taş olarak mı dönüyoruz bu siktiğimin gezegenine?" diye sordu.
Gölge iç çekerek ellerini biraz daha ardına yasladı ve başını da geriye atarak yorgun bir şekilde gökyüzüne baktı. "Ben sonunda ölmeyi başarırsam ve sonra yine, bu sefer de işe yaramaz sikik bir taş olarak dönersem sikerim Doğa'nın yapacağı işi."
Veyla, güldükten sonra "Merak etme seni bulurum." dediğinde Gölge'nin başı doğrulurken hızla bakışları Veyla'ya döndü. Bir an boğulacakmış gibi boğazına bir yumru düşmüş, tüm vücudu kasılmıştı. Gözleri bulutluydu. Veyla ise adamın tepkilerinden habersiz sırıtarak gökyüzüne bakıyordu. "Seni bulur ve en azından işe yarayan sikik bir taş olman için uçuşmasını istemediğim bir kâğıdın üstüne koyarım."
Gölge sessiz kalmayı sürdürürken Veyla adamın gözlerini devirdiğini varsayıyordu ama dönüp baksa anlamlandıramayacağı kadar garip bir hal içerisinde onu izlediğini fark ederdi. "İnanıyor musun? Hiç kaybettiğin birini doğa taşları arasında hissettiğin oldu mu?" diye sorduktan sonra gözlerini Gölge'ye çevirdi. Gölge bakışlarını kaçırırken yavaşça oturduğu yerden kalktı. Veyla, nedense adamın gitmemesini dilerdi. Gitmese ne olacaktı? Burada oturup sabaha kadar gülüşecekler miydi? 'Aptal Veyla' diye kendi kendine düşündü. 'Adam yanına gelmeden önce 'uzak duracağım' diyorsun, dileğinde bile ondan kurtulmak istiyorsun ve yanından gitmesine sevineceğine, tadın kaçıyor.'
Gölge Veyla'ya bakmadan ellerini ceketinin ceplerine koydu. Ardına doğru döndü. İlerlemeye başlamadan "Yarın şehir dışına çıkacağız bu arada." dedi. Odasına döndüğünde, burada kaldığı süreye dair yeterince kızgın hissedecekti, en azından kendi kendisine 'bu amaçla gittin, söylemeden döndün' diyemesin diye hızlıca söyledi.
Veyla'nın kalbi sıkıştı. İşte... Andri'ye söylemek zorunda olduğu bir bilgi. Yarın Konsey'in onları izleme tehlikesi olacaktı ve Gölge bu tehlikenin farkında bile olmayacaktı. Veyla ise tek başına dışarıdan nasıl gözüktüklerini düşünerek hareket etmeye çalışacaktı. Gölge nefrete düşüp bir de alaya başvurmadan saf bir düşmanlık ile davranırsa, işi kolaylaşırdı ama bu an gibi... Neden sohbet ettikleri, yetmezmiş gibi neden gülüştükleri belirsiz bir an yaşamamalılardı. Asla, yakın gözükmemelilerdi. Veyla biliyordu, yakın falan değillerdi ama bazen öyle yanılgılar oluşabilecek anlar yaşıyorlardı. O anlardan biri, yarın olmamalıydı.
Veyla, "Tamam." dedi. Yarına kadar daha detaylı düşünmeli, gerekirse plan yapmalıydı.
Gölge, "İyi geceler." dedi ve yavaş adımlarla aşağı inen kapıya doğru ilerlemeye başladı. Veyla da "İyi geceler." diye mırıldandı. Belli ki adam sorusuna cevap vermek istemiyordu ya da... Sıkılmış da olabilirdi. Sonuçta birlikte vakit geçirmeleri zorunda oldukça yan yana gelen iki isimlerdi, şimdi sebepsiz yere vakit geçirmeleri garip olandı.
Gölge, "Bu arada..." dediğinde Veyla'nın kucağındaki ellerine doğru dalan gözleri hızla gökyüzüne yükseldi. Adam çatıda biraz ilerlediği için Veyla yüzünü göremiyordu ama can kulağıyla dinledi.
"Sen de geçen gün..." diye başladıktan sonra Gölge iç çekti. Neyse ki kadın, yüzünü göremiyordu. "... ilk defa felaketim olmadın."
Veyla'nın kaşları olabildiğince yutkundu. İçi karmaşık duygularla doluydu. Gölge ise burukça gülümseyerek söylemişti. Saltar'ın şehrinde Veyla öyle söylemişti, şimdi de Gölge söylemek istemişti. Teşekkür değildi, Gölge teşekkür etmezdi ama zımni bir 'eyvallah' deyişiydi. Gölge başka bir şey söylemeden çatıdan inip giderken Veyla iç çekerek gökyüzüne baktı. Bacaklarına iyice sarıldı. Aslında şu an, başka birinin ona sarılmasına ihtiyacı varmış gibiydi. O gün adama yardımcı olmaya çalıştığı doğruydu ama arka planda şehrine yapılan saldırıyı düzenlemişti. Aslında o gün de felaketin oldum...
Ama sen her şeyi, ancak yolun sonuna geldiğimizde anlayacaksın.
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!