🔮 30 ⚡ Ruh Hatırlar
2. KISIM ♛ AMORSUS KELEBEĞİ ♛
🔮 30 ⚡RUH HATIRLAR
**
Veyla kararsızlıklar içerisinde boğulurken saatleri acil uyarıyla titredi. Gölge farkına varmadı. Kâbus mağarasında acılarına uyanmış gibi bu andan kopmuş halde zihninden geçenleri izliyordu. Veyla'nın da sandığı gibi, gerçekten kadının varlığını unutmuştu. Kendi varlığını da unutmuş, dalıp gitmişti. Veyla biraz yaklaşsa, adamın gözlerinin kızarık olduğunu görecekti. Veyla, adamı konuşturmayı başarırsa, sesinin titreyeceğini de duyacaktı.
Veyla, gözlerini güçlükle adamdan alıp kolunu kaldırdı ve saatine baktı. İçinden 'Sikeyim seni Andri!' diye çığlıklar atmak geçiyordu. Adamı uyarmıştı. Sadece eğlence merkezine ve dikkat çekecek kadar saldıracaktı. Fazla kişinin zarar görmesine gerek yoktu ama Andri dinlemeyip daha büyük bir saldırı düzenlemişti ve bir an önce dönmesi için Gölge'ye haber gelmişti.
Veyla ciğerindeki tüm nefesi üfleyip "Sikeyim..." diye mırıldandı. Aklından aynı zamanda Nixsus'ta saldırı düzenledikleri çıkmıştı. Adam zaten yığılmıştı, bir de şehrinde yine saldırı olduğunu ve bir an önce varamayacak kadar uzak olduklarını öğrenecekti. Kaldı ki, adam bunu öğrense bile şu an bu haldeyken bu bilgiyle ne yapacaktı, Veyla bilememişti.
Veyla'nın nefret dolu tarafı 'Sana ne? Ne güzel işte, iyice yenilecek, iyice acı çekecek' diyordu. Hazır adam duymamış, farkında bile değilken görmezden gelebileceğini, hatta savaş sırasında saatinin zarar gördüğünü, bildirimi görmediğini iddia edebileceğini düşünüyordu. Böylelikle Gölge kendisine geldiğinde, savaşçıları saldırıların üstesinden gelmiş olabilseler bile halkı, her zaman yanlarında olacağını iddia eden Krallarına geç ulaşmış olacaktı ve güvenleri daha da zedelenecekti. Veyla nefret dolu tarafının her düşüncesini son damlasına kadar duydu. Diğer tarafı sessizdi. Pek bir şey söyleyemiyordu. Çünkü ne diyeceğini, neye dayandıracağını bilmiyordu ama sessiz bir çığlık atıyordu. Kelimeler yok, sadece hisler vardı. Veyla sessiz çığlıkları dinleyerek saatinden Valdrislere kendilerini beklemeyip bir an Nixsus'a dönmelerini emretti. Gölge bugün için hâkimiyeti onunla bölüşmüştü. Valdris de itiraz etmedi. Veyla ardından merdivenlerden indi ve Gölge'ye doğru ilerlemeye başladı.
"Gölge! Gitmeliyiz."
Gölge'ye yaklaştıkça çocuk bedenlerini ezmemeye çalışıyor, aralardan geçiyordu. Sonunda adamın yanına vardığında gözlerini çocuklardan alıp yüzüne çevirebilmişti. Adama yan profilinden baksa bile yüz ifadesini görebildi. Yeniden 'gitmeliyiz' demek üzere aralanan dudakları bir an ne diyeceğini bilemeyerek kapandı ve yutkundu. Gözlerini kırpıştırdıktan sonra adamın önündeki boşluğa geçti. Adam gibi dizlerinin üstüne doğru oturmak üzere yavaşça alçalmaya başladı. Adamın zemine bakan gözleri, Veyla'nın karşısında oturuşuyla kadının bacaklarına bakar olmuştu ama baktığını göremiyordu. Oysa Veyla görmüştü. Adamın gözlerinin kızarık olduğunu görmüştü.
Veyla'nın bir eli kendi kalbine doğru giderken parmaklarını tenine batırdı. Kule yıkılmış da altında kalmış gibi hissetmişti. Biraz da öyle olmuştu. Zihnindeki bir kule yıkılmıştı. Adamı hep güçlü göreceğini sanmıştı. Güçsüz gördüğü gibi de devirecekti zaten ama şimdi hâlihazırda devrilmiş halde gördüğünde ise... Sikeyim, diye düşündü. Şu an onu güçlü görmeyi yeğliyordu.
Veyla, saçlarını kulaklarının arkasına sıkıştırdıktan sonra derin bir nefes aldı. Titreyen elleriyle ne yapacağını bilemediği için kendi bacaklarının üstüne yasladı. Başını hafifçe sağ omzuna doğru eğerken hissettikleri yüzünden hafifçe çatılmış kaşları altında bakan mor gözleri gibi yumuşak sesiyle yeniden "Gölge?" diye seslendi. "Duyuyor musun beni? Gitmeliyiz. Nixsus'ta yine saldırı olmuş." derken cümlesinin sonuna doğru kendi kendisine yüzünü buruşturdu. 'Oldu, çünkü ben saldırdım. Ve şimdi geri dönüp saldırıdan etkilenen halkını kurtarmanı istiyorum çünkü ben dengesizler dengesiziyim ama sen, güçlüler güçlüsüsün. Yine güçlü ol.' diye düşündü ama "Gitmeliyiz." dedi.
Gölge duymadı. Resmen biri ona şehrine saldırıldığını söylüyordu ama duymuyordu. Veyla boğulur gibi nefesler alıp verirken stresten kuruyan dudağını yaladı. Ne yapması gerekiyordu, bilememişti. Adam kendinden geçmişti. Şu an adamın mavi gözlerinin zihninde neler gördüğünü öğrenmek için birçok şey yapabilirdi. Gergin güzel yüzündeki düz bir çizgi haline gelmiş dudakları aralanıp da anlatmıyordu ama acıyla çatılmış kaşları altında kızarık gözleri bir şeylerden bahsediyordu. Veyla duymaya çalıştı. Anlayamadı ama acı çektiğini duydu. Sadece şu anı değil, başka acıları da yaşar gibiydi.
Veyla, eldivenli eliyle adamın bacağına dokunup ilgisini çekmeye çalıştı. Gölge'nin kılı bile kıpırdamadı. Veyla sesini yükselterek "Gölge, hadi! Gitmeliyiz!" diye bağırdı. Karatan şehrinin etrafı Gölge'nin savaşçılarıyla doluydu, dışarıdan bir saldırı olsa ya da Ned kaçmaya çalışsa haber verirlerdi. Bu henüz yaşanmamıştı ama her an yaşanabilirdi. Hala herhangi bir şehrin Ned'e yardımcı olmaya gelmemesi de şaşırtıcıydı. Ned'i Gölge'ye adeta teslim etmişler, dışarıdan bir şehrin yıkılışını izlemişlerdi. Şimdi ise Veyla, Gölge'nin yıkılışını izliyordu. Zihni Gölge'nin yakıp yıktıklarıyla doluydu ama gözleri, Gölge'nin kaldırışlarını, söndürüşlerini gördükten sonra şimdi bir de yıkılışını görüyordu. Zihni mi, gözleri mi gerçeği söylüyordu?
Veyla yerde sürünerek Gölge'ye iyice yaklaştı. Dizleri birbirine değerken kalçasını ayaklarından hafifçe doğrulttu ve adamın omuzlarından tutup sarsmaya başladı. "Gölge, dağıldın. Dağılma!"
Gölge de Veyla'ya böyle söylemişti. Sonra da Veyla hiç dağılmamış gibi toplanmıştı. Neydi onu toplayan? Birinin yıllar sonra ilk defa Veyla'nın dağılmasına müsaade etmeyişi mi, yoksa bu kişinin Gölge oluşu mu? Veyla, Gölge'nin etrafındaki herkese nasıl bir güven verdiğini görmüştü. Gölge bir şey söyleyince henüz olmasa da gerçekleşmiş gibi halkının içi rahatlıyordu. Veyla'nın da rahatlamıştı. Gölge belki de zihninin anlatmaya çalıştığı gibi bir sahtekârdı ama Veyla şu an kanmayı tercih etti. Her ne ise, şu an kanacaktı. Yarın zihnini ve tüm algılarını son raddesine kadar açmak için şu an kendisine yeminler etti ama bugün, kanıp Gölge'yi iyi etmeye çalışacaktı. Halkının ona ihtiyacı vardı ve Veyla saldırıp dursa hatta saldırmaya devam edecek olsa da artık halkının çok da zarar görmesini istemez gibiydi. Daha doğrusu, Veyla artık durduk yere kimsenin ölmesini istemez gibiydi. Çok garipti. Öldürmekten zevk alan biri için, çok garipti.
Veyla'da işe yaramıştı ama Gölge'de işe yaramadı. Gölge sarsılsa da kızarık gözleri aynı noktaya odak bir halde bakmaya devam etti. Veyla adamın yanaklarını da tuttuğunu hatırladı. O sıra teni tenine değmiş, vücut sıcaklıkları bedenleri arasında dolaşırken Veyla güç almaya başlamıştı. Sanki Gölge'nin büyüsünün bir yeteneği de buymuş da, elektriklerini yollar gibi güven de aşılayabiliyormuş gibi. Veyla yutkunurken ellerine baktı. Ellerini adamın omuzlarından geriye çektikten sonra oyalanmamaları gerektiği için fazla düşünmeyi bırakıp eldivenlerini çıkarttı. Bacaklarının yanında yere attıktan sonra kuruyan dudağını yeniden yaralayıp burnundan kesik nefesler alıp vererek Gölge'nin yüzüne doğru yaklaştı. Yine işe yaramayacağını düşünüyordu. Veyla o an, Gölge'ye, verdiği güce güvenmişti ama Veyla güvenilmez biriydi. Özellikle de Gölge, Veyla'ya güvenmez, güç almazdı. Bir kere mecbur kaldı diye yine yapacak hali yoktu. Veyla, böyle düşünüyordu.
Veyla'nın gerginlikten ve garip bir hissiyattan titreyen elleri adamın yanaklarına yaklaşırken yavaştı ama parmak ucu tenine değdiği gibi hızlanıp yanaklarını kavradı. Gölge teninde Veyla'yı hissederken gözleri, gözlerine doğru yükseldi. İkisi de aynı anda gözlerini yavaşça kapatıp açarken yutkundular. Veyla, Gölge'nin ilgisini çekebilmiş olduğu için telaşlı bir heyecana kapılırken başını hareket ettirip yüzlerini aynı konuma getirdi. Şu an bir tene dokunuyordu ve rahatsız olmuyordu. Rahatsız olmak bir yana, yüzlerini yaklaştırıyordu.
"Gölge, gitmeliyiz. Nixsus..."
"Değişmiştim..."
Gölge kısık sesiyle konuştuğunda Veyla söyleyeceklerini yutkunurken kaşları ilgiyle kalktı. "Ne?"
Gölge'nin yüzü hafifçe buruşurken acıyla fısıldadı. "Değişmiştim..."
Veyla yutkunduktan sonra titrek bir nefes aldı. "Gölge, gitmeliyiz."
Gölge yavaşça başını onaylamaz bir şekilde salladı. "Bir daha kimsenin bana bunu yaptırtmasına izin vermeyecektim."
Veyla'nın gözleri kısılırken kaşları anlayamayarak çatıldı. Kim, Gölge'ye ne yapmak zorunda bırakmıştı ki? Bunu, diyordu. Öldürmeyi mi? Çocuk öldürmeyi mi?
Veyla da adam gibi kısılan bir sesle "Kim?" diye sordu. "Kimler Gölge?"
Adama acısını soruyordu. Adam da cevaplamadı. Sadece bakmaya devam etti. Hatta öyle baktı ki, Veyla adamın acısını bile aşıp geçebilen bir duyguyu seçti. Nefret. Veyla'ya nefretle baktı.
Veyla, adamın oldukça kısık çıksa da titrediği belli olan sesinin farkındaydı. Adama güç vermeye çalışmasına karşın güçsüz kalıyormuş gibi hissetti. Gölge yapınca adamın gücü Veyla'ya bulaşıyordu, Veyla yapmaya kalkışınca adamın güçsüzlüğü de kadına bulaşıyordu. Veyla iyi gelmeye çalışıyordu ama sanıyordu ki bunu Gölge'ye yapabilecek son kişiydi. Dikkatini çekebilmiş olması bile şaşırtıcıydı. İşte yine, öfkeyle, nefretle bakıyordu. Adamda Veyla'ya sunabileceği başka bir his yoktu. Veyla'nın da gözleri kızarır gibi oldu ama his yoğunluğu içerisinde bunu hissedemezken yüzünü istemsiz bir şekilde buruşturup ellerini Gölge'nin yanaklarından çekti. Bir an yapabileceğini, yıkılan bedenini ayağa kaldırabileceğini sanmıştı. Ne asılsız ve mantıksız bir düşünceydi...
Veyla, "Ash'i ya da Valdris'i çağıracağım." diyerek ayaklanmaya başladığında Gölge'nin kalbini korku sardı. Kadının bileklerinden tutunca Veyla duraksadı ve gözlerini Gölge'ye çevirdi. Gölge yine bir şeyleri kaybetmek üzereymiş gibi bakıyordu. Güçlü bir şekilde tutamamıştı ama şu an Veyla'yı durdurmaya Gölge'nin bir fısıltısı bile yeterdi. Veyla yeniden kalçasını ayaklarına yaslarken yavaşça yutkundu. Gölge, "Gitme." diye fısıldadığında Veyla'nın kaşları yavaşça kalkarken dudakları aralandı. Kalbi yanarak kasılmaya başlarken hızla ellerini yeniden adamın yanaklarına götürdü. Sesi Gölge'ninki kadar titriyordu. "Gitmem."
Adamın ricasını hızla kabul edişine şaşırmadı. Çünkü şu an Gölge'nin 'gitme' deyişine şaşırmakla meşguldü. Belki de yalnız kalmamaya ihtiyacı vardı ama Ash'i ya da Valdris'i çağırmaktan söz etmişti, yine de 'gitme' demişti.
Gölge'nin vücudu kadının gitmeyişiyle biraz olsun gevşedi. Elleri hala kadının bileklerindeyken başparmağı kadının tenini okşamaya başladı. Veyla bu ufak hissiyatı, vücudunun her zerresinde yaşadı. İşin garibi, yabancı da gelmiyordu. Gözleri asla birbirinden ayrılmazken Gölge "Bilmiyordum." diye soludu. Yüzü acıyla buruşurken sesi iyice kısıldı. "Bilsem yapmazdım."
Veyla sessiz kaldı. Gözlerini yavaşça kapatıp açarken dudağının kenarını kemiriyordu. Gölge cevaptan endişe ettiği için tedirgin gözlerle bakarken titrek bir nefes aldıktan sonra "Bana inanıyor musun?" diye sordu. Veyla şaşkın bir şekilde kulağını sağ omzuna doğru yaklaştırarak başını eğip Gölge'ye öyle bakarken "Ne önemi var ki?" diye sordu. Veyla ona bugüne kadar birçok şey söylemişti. Üstüne gittiği anlarda bazen öfkelendirmiş, bazen de adamın canını yakmıştı ama hiç Veyla'nın neye inanıp inanmadığı önemli olmamıştı. Gölge Veyla'nın söylediklerine kendi de inandığı sürece etkilenmişti. Şimdi ise neye inandığını soruyordu.
Gölge uzun uzun baktıktan sonra "Çünkü..." diye başladı. Birkaç saniyenin ardından devamını getiremezken gözleri iyice kızardı ve başı eğildi. Veyla adamın vücudunun daha da güçsüz düşmeye başlamasına karşı çaresiz hissederken adamın yanaklarından tutarak kaldırdı. Adam, kADININ başını kaldırmasına müsaade etse de gözlerini aralamadı. Veyla, "Gölge..." diye mırıldanırken düşünmeden Gölge'nin kucağına doğru yol aldı. Bacaklarının üstüne oturup ona daha yakın olduğu için daha fazla ulaşabileceğini sanırken başarmış olmalıydı ki Gölge gözlerini araladı. İşte şimdi, kâbus mağarasında olduğu gibi Veyla yeniden kucağındaydı. Orada Gölge kolunu kadına sarmış, iyi etmek için kucağına çekmişti. Şimdi ise temasa zaafı olan Veyla, adamı iyi etmek için bunu yapmıştı.
Adamın elleri kadının bileklerinden kollarına kaydı. Veyla, adamın ittireceğini düşünmeye başlarken adamın yolu bitmemişti. Elleri kadının beline doğru indi. Emanetmiş gibi durdu ama ittirmedi. "Çünkü..." diye yeniden başladı. Sesi daha güçlü geliyordu. "... sen inanırsan herkes inanır."
Veyla'nın kaşları kalktı. Veyla da daha önce böyle düşünmüştü. Sanki Gölge bile, Veyla'da umut vadeden bir yan görürse, herkesin görebileceğini düşünmüştü. Hatta Gölge görürse...
Gölge, kadının aklını okumuş gibi "Çünkü sen inanırsan, ben de inanırım." diye fısıldadı. Hatta Gölge görürse, ben de görürüm, diye düşünmüştü... Tıpkı Gölge'nin şu an söylediği gibi...
Veyla, adamın savaşçıları için güven isterken olduğu gibi umutlu gözlerle inanç bekleyişine baktı. Yine, Veyla'dan istiyordu. Bu sefer halkı için değil, kendi içindi. Veyla titrek bir nefes alırken sessiz kalışı uzadıkça adamın umudunun da azaldığı için bulutlanmaya başlayan gözlerine baktı. Dudakları mühür gibi kapalı kalmaya devam ederken açmakta zorlanıyordu. Dudakları aralansa ne diyeceğini bilemiyordu. İnanıyor muydu? Evet, acısını görmüş, acısına kanmayı tercih etmiş hatta iyi etmeye çalışıyordu ama inanıyor muydu? Veyla belki de yalan söylemeli, adam ne duymak istiyorsa söyleyip geçmeliydi ama dürüst olmak istiyordu. Şu an dürüstlüğünün Gölge'yi uçurumdan atabileceğini görebiliyordu ama sanki... Uçurumdan çekedebilirdi.
Gölge'nin iç çektikten sonra bakışları mutsuz bir şekilde kadının omuzlarına indi. Dudağını sağ kenarına doğru kıvırıp yeniden özgür bırakmıştı. Kaşları acıyla çatılmıştı, gözleri her an ağlamaya başlayabilecekmiş gibi kızarıktı. Kadının cevabını kendince almıştı. Başı iyice eğilmeye başlamıştı.
Veyla kuruyan dudağını yalayıp "En azından bugün..." diye başlayınca Gölge'nin gözleri hızla Veyla'ya doğru yükseldi. Başı da kalkmıştı. Veyla "... burada..." diye devam ederken belinin iki yanındaki adamın elleri de sıkılaşmıştı. Parmakları kadının tenini kavramıştı. Veyla'nın gözleri etrafında, doğa suyuna kavuşmayı bekleyen çocuk mezarlığına döndü. Onlar için üzgün hissetti. Onlar için üzgün hissetmeye bile kabuldü ama Gölge için de üzgün hissediyordu. İşte bunu kabul etmemeliydi ama tüm bunları sonraya erteledi. Şu an bu adamı iyi etmeli ve bir an önce şehre dönmelilerdi.
"... onların canavarı değildin." dedikten sonra gözlerini Gölge'ye çevirdi. Adam 'değişmiştim' demişti. Bu da önceleri kabul ettiği anlamına gelirdi. Birileri onu zorunda bırakmış gibi cümleler kurmuştu, Veyla gerçeği bilemezdi, genelde sonuçlarıyla ilgilenirdi ama belki de gerçekten değişmiş olabilirdi. Eğer öyleyse... Bu değişme, Veyla'nın düşüncelerinde de bir şeyi değiştirebilme kudretine sahip olur muydu? Zihninde onca kanlı bilgi varken? Değişse ne olacaktı ki? Gölge Kral öyle ya da böyle bu hikâyenin sonunda şehrini kaybederek ölecekti. Veyla da bunu bizzat sağlayacaktı. Yine de bugün, bunu düşünmemeye çalıştı.
"Bilmiyordun, oyuna geldin."
Gölge'nin gözleri dolmaya başladığında Veyla'nın dudakları titreyerek aralandı. Vücudu, mavi büyüsüne maruz kalmış gibi acıyla kasılırken adamın gözlerinin büyüyle ışıldadığı falan yoktu ama yine de Veyla'nın canını yakmayı bir şekilde başarmıştı. Gölge, kadının daha fazlasını görmesine müsaade etmedi. Bu kadarı bile fazlaydı ama elinden gelmiyordu. Şu an kadına ihtiyaç duyuyor gibi hissediyor, acısını gizleyemiyordu. Alnını kadının omzuna yaslayarak göğsüne doğru eğildiğinde Veyla'nın kaşları da kalktı. Şimdi sadece adamın saçlarını, nefes alış verişleri yüzünden hareketli gövdesini görebiliyordu. Elleri adamın yanaklarından boynuna doğru hareket ederken Veyla'nın da acı çeker gibi kaşları çatıldı ve gözleri kapandı. Gölge Kral Karanir, hala ağlayabiliyordu.
Gölge, kadının sığındığı omzunda "Ben böyle bir adam değilim." dedi. Veyla bir elini adamın saçına doğru götürürken bunu yapabildiğine inanamıyordu. Şu an adama temas ediyordu. Elinde eldiven bile yoktu. Adamın kucağındaydı! Ve tek düşündüğü, adamın ağlamaya başlamak üzere oluşuydu. Belki de sığındığı yerde gözünden yaşlar akmıştı da Veyla görememişti. Sığınmıştı... Veyla'nın omzuna sığınmıştı. Yine garip bir an yaşıyorlardı ve bu sefer etkileriyle Gölge tek başına baş etmek zorunda kalmayacaktı çünkü Veyla da hatırlayacaktı.
Gölge, aklının bir yanı kadının temaslarında ve şu an ne kadar yakın oluşlarındayken "Artık değilim." diye ekledi.
Veyla'nın gözleri kırpışarak aralanırken "Bilmeden yaptığın bir şeyin ancak mağduru olabilirsin." dedi. Bunu Gölge'ye söylemek kolaydı. Aslında Gölge'ye söylemek de çok zor olmalıydı ama kolayca söyleyivermişti. Asıl, kendisine söylemekte zorlanırdı. Kendisi de bilmeden birçok şey yapmıştı. Zihni hatırlayamadığı senelerle doluydu. Başkaları nasıl Veyla'nın korku hikâyelerini dinlerdi, Veyla da dinlemişti. Kendisini bir başkalarından dinlemişti. Hemen de inanmıştı. Kendisini bir canavara dönüşmüş halde bulmuştu, var olanı da sürdürmüştü.
Gölge, başını hafifçe kaldırdı. Islak kirpiklerini Veyla'nın omzuna silmişti ama hala gözlerinde ağlama isteğinin emareleri vardı. "Bir anı gerçek kılan onu yaşamak mıdır yoksa hatırlamak mı?"
Veyla adamın gözlerine bakarken cevabı düşündü. Veyla yaşadığı anıları yeni yeni hatırlıyordu. Hala hatırlayamadığı birçok şey vardı. Bazıları iyi, bazıları kötü, bazıları daha da kötüydü. Veyla iyi anılarını ya da çektiği acıları bile hatırlayana kadar hayatsız bir canavarken, şimdi ise fark olarak acı dolu bir canavarmış gibi hissediyordu. Ama ne olursa olsun şu an... Duyguları, korkuları hatta... Heyecanları ve gülüşleri olan bir canavardı. Tüm bu hisleri ona anılar geri vermişti. Hatırladığı geçmiş anıları, yaşadığı yeni anıları... Bir kişiden anıları alıp çektiğinizde geriye pek de bir şey kalmıyordu. Hangi kalıba koyulsa sığıyordu. Veyla da canavar kalıbına konulmuş, sığmıştı. Şimdi ise o kalıpta küçücük kalmış gibi hissediyordu. Alınan o anlar ve anılar ise, çaresizce hatırlanmayı beklerken hiç var olmamış gibi sönüp gidiyordu. Ama izleri... İzleri sanki öylece gitmiyordu.
Veyla, "Hatırlayamadığımız anların izlerini yine de ruhumuz taşır. Ruhumuz hissediyorsa, orada gerçek bir şey vardır." dediğinde Gölge kadınla ne denli yakın olduklarına baktı. Korktuğu kehanete rağmen, hiç dinmeyeceğini düşündüğü nefretine rağmen rahatsız olmuyordu şu andan. Adam, Veyla'nın temasa zaafı olduğunu biliyor, çok iyi biliyordu ama kadın da hiç rahatsız gibi görünmüyordu. Ruhlarının hatırladığı bir şey mi vardı?
Gölge düşüncelere dalmasının ardından çenesinin ucuyla Veyla'yı gösterip "Yani, ruh unutmaz. Öyle mi?" diye fikrini sorduğunda Veyla, kısılan sesiyle "Belki de." diye fısıldadı. Gölge gözlerini kadının gözlerinde gezdirirken "Terralar da öyle söyler. Merasimlerde ve kitaplarda." dedi. Veyla'nın da Terralar gibi düşünmesi ilginçti. Aslında Gölge, Veyla'yı gerçekten gördüğü her an şaşırıyordu. Veyla başta hatırlayamadı. Gölge ise hatırlatmak istedi.
"Ölme, ölme Xalia. Kim duyar sesini? Yaşarsan dudaklar susar ama gözler konuşur. Biliriz, gözler ruhun dudaklarıdır. Kontrol edilemeyen tek şeyi, bakışları taşır. Bakışlar ise ruhun sözcükleridir. Çünkü ruh hatırlar. Susturanları da, sustuklarını da. Onları öldürenleri de..." derken Veyla'ya burukça gülümsedi. "... yaşatanları da."
Veyla adamın bir Terra metnini ezbere söylemesini gözlerine dalıp giderek dinledikten sonra dudakları sussa da bir süre daha gözlerini dinledi. Bu metnin devamını, Veyla da biliyordu. Şimdi hatırlamıştı. Terralar ölüyü doğa suyuna bırakmakla kalmaz, yad ederdi. Her yad edişinde de bu cümleleri sarf ederdi. Nereden bildiğini hatırlamıyordu ama ruhu, hatırlıyordu. Bu sebeple şimdi duyan Gölge, susmayan Veyla'ydı. "Ve göz kapakları örter gerçekleri. Ölünce kelimesiz kalır ruhlar. Açamaz kapaklarını, çaresizce çırpınıp durur. Bir boşluğa bakar, ardı dolu gözler. Boşluk büyür ve büyür. Kaplar sonunda ardını da. Ruh sözcüksüz kalır, sözcükler de sahipsiz. Yeryüzü ve gökyüzü sözcükler mezarlığı. Ve şimdi toprakta sevdiklerimizin sözcüklerine basar, havada soluruz. Öl, öl Xalia. Artık duyduk sustuklarını."
Gölge de Veyla gibi gözlerine dalarak dinledikten sonra "Duyuyor musun?" diye sordu. Biraz benim sustuklarımı, biraz da kendininkileri, diye sormak istemişti.
Veyla, istedi. Harelerinde maviden çok acının olduğu bu gözlerin sözcüklerini duymak, anlamak istedi. Sanki o zaman her şey daha kolay olacaktı. Yapmadı. Hala Gölge'nin dudaklarına muhtaçtı onu duyabilmek için. Gölge'nin dudakları ise susuyordu. Veyla, "Belki bir gün." dediğinde Gölge de başını hafifçe onaylar şekilde salladı. "Belki bir gün."
Veyla iç çektikten sonra "Hatırlayamadığın anılar mı var?" diye sordu. Kendisi için düşünüp cevaplamıştı. Veyla'nın hatırlayamadığı çok an, anı vardı ama bu soruyu adam sormuştu. Niye sormuştu?
Gölge, kuruyan dudağını yalayarak ıslattıktan sonra Veyla'nın gözlerinin en derinlerine bakarak acıyla güldü. "Hatırlayamadığım bir adam var. Ve ben onun düştüğü bataklıktan çıkmaya çalıştıkça dibe çöküyorum."
Veyla'nın kaşları anlayamayarak çatılırken "Nasıl?" diye sordu ama Gölge başka bir soru yöneltti. "Peki, biz neyiz, kimiz? Anılarımız mıyız yoksa düşüncelerimiz mi?"
Biri, anılarından ibaretse ne yaparsa yapsın hiç değişemezdi ama eğer düşünceleri önemliyse, değişmesi mümkündü. Belki de mutlak bir kötülük ya da iyilik yoktu.
Veyla, "Belki de şu an neysek oyuz." derken kendi için de umutlanmıştı. Eğer öyleyse, Veyla'nın da değişebilme ihtimali olurdu.
Gölge bakışlarını etrafındaki ölü bedenlerde gezdirirken "Ve bu da beni yine bir çocuk katili yapar." diye fısıldadı.
Veyla cesaret gerektiren bir cümle söylemeden önce derin bir nefes aldı. Sadece dudaklarından çıkması için değil, böyle düşünmesi için de cesaret gerekiyordu. "Ben şu an sadece kahrolan bir adam görüyorum ve bu adam onlara en azından bilerek kötülük yapmış olamaz. Onların canavarı değilsin. Şimdi de halkının kahramanı olman lazım." dedikten sonra en azından şu an buna inanarak "Yine." diye ekledi. Halkının defalarca kahramanı olmuştu, yine olmalıydı. "Sana ihtiyaçları var."
Gölge sessiz kalırken düşünceli ve yoğun bakışlarla Veyla'yı izliyordu. Elleri kadının belinin iki yanından ilerledi. Kolları kadının ince belini sımsıkı sardı. Veyla adamın temaslarını takip ederken heyecanla yutkundu. Kadını kendisine daha da çektiğinde alınları birleşti. İkisinin de gözleri kapanırken adam burnunu kadının burnuna yavaşça sürtmeye başladı. Veyla'nın korktuğu ateş, şimdi tüm vücudunu yakıyordu ve bu sefer kardeşi değil, Veyla'nın doğru bildikleri ölmeye başlıyordu.
Gölge dudaklarını kadının dudaklarına sürterken Veyla'ya fısıldadı ama kendi kulakları da duysun istiyordu. "Beni o bataklığa sen düşürdün Veyla." dedi. Veyla'nın sanki Gölge'yi beklermiş gibi aralık olan dudakları arasına Gölge'nin alt dudağı ile yerleşir gibi oldu. İkisinin de birbirini tutan elleri iyice sıkılaştı. Gölge yine fısıldadı. Konuştukça dudakları bir öpücüğü başlatır gibi temas ediyordu. "Sen ittin."
Veyla'nın omuzları çökerken yutkundu. Yüzünde heyecanla beliren çizgilere şimdi hüzün düşmüştü. Ne yapmıştı? Kahretsin, ne yapmıştı? Söylemiyor ama hatırlatıp duruyordu. Oysaki Veyla hatırlamıyordu. Silinen anıları arasında bir yerlerde miydi yoksa gerçekten farkında olmadan ya da dikkat etmeden yaptığı için mi hatırlamıyordu?
Konuşmadan önce dudaklarından bir nefes kadar çekildi. Hala konuştukça dudakları değiyordu ama en azından hiç gelmeyecek bir öpücü yaşıyormuş kadar da temas etmiyorlardı. Veyla artık emindi. Arzu duygusuyla tanışmıştı. Nasıl ki tanımıştı, öyle vedalaşmalıydı... "Belki de benim de hatırlayamadığım bir kadın vardır? Onun bataklığa ittikleri yüzünden cezalandırılan bir kadın?"
Gölge bir süre sessiz kaldı. Vücudu kasılmıştı. Kulakları kendi cümlesinden çok Veyla'nın cümlesini duymuştu. Ne anlama geldiğini bilmiyordu ama mutlak bir reddedişten önce merak ettiğini fark etti. Şu an ruhu da bedeni de güçsüzdü, öfkesini sahneye çağırmakta zorlanıyordu. Belki de bu yüzdendi merakı, imkânsızlıkların içinde ihtimal verişi...
Zorlanarak "Ben tek bir kadın tanıyorum." dedikten sonra alınlarını ayırdı. Öyle dudakları arasında bir nefes varken öpmemek, kadına inanmaktan bile daha zordu.
İkisinin de gözleri titreyerek açıldı. Göz göze geldiklerinde Veyla adamın sesini sertleştirme çabasına rağmen hala yumuşak baktığını gördü. Güçsüzlüğü yüzünden, diye düşündü. Benden öfkesini çıkartmaya bile gücü kalmamış olmalı ama nasıl bir nefretse denemeden de yapamıyor.
"O da her şeyimi benden alıp bu canavarı bıraktı. Ben unutsam, ruhum unutmaz."
Veyla, 'Ben sana ne yaptım ya?' diye bağırıp çağırmak istese de sıkkın bir nefes alırken gözlerini birkaç saniyeliğine yumdu. Zihnini toparlamaya çalışıyordu ama kalbi ilgiyi üstüne toplama gayretindeydi. Sanki biri kalbini çıkartıp birkaç parçaya bölmüş, öyle geri yerleştirmişti ve büyüsüne rağmen asla iyileşemeyecekti. Bir yandan da, oyalanıp duruyorlardı. Adam bir şekilde kendisine gelmişti. Bir an önce ne yapıyorlarsa yapmaları lazımdı.
Veyla, kendisine gelmeye çalışırken Gölge kadının yüzünü inceliyordu. Kadın, biraz önce yakınlıklarında teslim olmak ister gibi gardını indirmişti. Şimdi ise gardını kuşanmaya çalışıyormuş gibi görünüyordu. Gölge böyle olduğunu görüyordu ama gördüklerine inanamıyordu. Sonuçta kadının temasa zaafını görmüştü. Kadının zaafının istisnası da belliydi ve Gölge değil, Gölge'nin kardeşiydi. Şimdi gerçekten bir öpücüğü beklemiş olabilir miydi? Gölge'nin bakışları kadının dudaklarına indi. Kadın dudağının kenarını kemirip duruyordu. Oysa biraz önce aralıktı dudakları, nefesten daha fazla bir teması bekler gibiydi. Bir öpse söner miydi bu kıvılcım akkora mı dönerdi?
Gölge cevabı öğrenmek üzere kadının dudaklarına yönelecek gibi olduğu an kalbi korkuyla çarparak durdu. Güçsüz düşmüştü. Güçsüz düşmüştü ve zihninde arka plana attığı istekleri onu yenmeye çalışıyordu. Gölge inatla 'Yenilmem' diye düşündü. 'Bu kadına inanmam' deyip durdu kendisine. Ama biraz önce aynı kadının kendisine inanması için neredeyse yalvarmıştı.
Gölge onu öpme isteğiyle savaşırken Veyla gözlerini araladığında Gölge de gözlerini kırpıştırıp kadının gözlerine baktı.
Veyla, "Gitmeliyiz." dedi. "Nixsus'ta yine saldırı olmuş." diye adama aslında söylediği ama adamın duymadığı bilgiyi tekrar söyledi. Gölge'nin kaşları çatılırken Veyla kolunu kaldırıp saate baktı. "Saldırıyı kontrol altına almışlar ama..." dedikten sonra gerisini, kendisinin bakmasına karar verdi. Ölenler vardı.
Veyla diğer elini de adamdan çekti. Adam bu temasın eksilmesiyle, biraz eksildi. Adamın kucağından kalkmak üzere hareketlendiğinde Gölge'nin kolları yavaşça gevşedi. Veyla yine adamın omuzlarından destek alsa bile, kucağından kalktı ve adama sırtı dönük şekilde birkaç adım uzaklaştı. Gözlerini Gölge'den uzak tutmaya çalışıyordu. İçini umutsuzluk kaplamıştı. Neye umut etmişti de umutsuzluğa düşmüştü, anlayamamıştı ama kötü hissediyordu.
Gölge de kalkarken kolunu kaldırıp saatine doğru baktı. Gözleri kapanırken derin bir nefes alıp verdi. Bir saniye ardını dönse, çözmesi gereken yeni bir sorun oluşuyordu. Tek bir anı, kendi için yaşayamıyordu. Veyla ise o tek anları ona verir gibi oyalayıp duruyordu. Onun oyalaması sorun değildi, Gölge'nin de oyalanıyor oluşu sorundu. Yine de en azından şu an Veyla olmasa, burada gözleri acılara dalmışken daha fazla oyalanacağını da biliyordu. Bir şekilde, adamı kendisine getirmişti. Bir yandan da, Veyla olmasa burada dalıp gideceği acıları da olmayacaktı. Bu nasıl bir döngüydü?
Gölge gözlerini aralarken tekrar saate ve ölü sayısına baktı. Bir o kadar da Gölge ölmüş gibi hissetti. Adam sık sık ölümü denerdi. Kendisini korktuğu kadar karanlık olan bir odaya kapatıp ölüp durarak öldürdüklerinin acısını çekmeye çalışırdı. Daha kaç kere daha ölürse, eşitlenirdi? Hala o kadar gerideydi ki...
Gölge, koruyamadıklarına destek olmayı değil, korumayı istiyordu. Şimdi çoktan kayıp vermiş bir şehre dönüp koruyamadıklarının yaralarını sarmak ona öyle zor geliyordu ki... Nereye gitse ölümü götürdüğü gibi, nereden gitse de götürüyordu. Veyla'nın yakan cümlelerine gerek yoktu, Gölge zaten kendinden yeterince nefret ediyordu. Bugün ise, söndüren cümleler de duymuştu. İşte bu Gölge'nin kendi kendisine yapamadığı bir şeydi.
Yeniden kızaran gözlerini Veyla görmeden pencereden dışarıya çevirip birkaç kez kırpıştırdı. Biraz önce de görmüş olmalıydı, gizlemekte gecikmişti. Yine de tekrar tekrar görmesini istememişti. Veyla ardındaydı, vücutları birbirinden başka yöne dönüktü. Biraz önce ne kadar yakınsalar, şimdi de bir o kadar uzaktılar.
Veyla ellerini ovuşturup durduğu yüzünden çektikten sonra derin bir nefes alıp Gölge'ye döndü. "Gitmiyor muyuz, hadi."
Gölge de iç çekip yavaşça Veyla'ya döndü. Etrafındaki çocuklara bakarken "O orospu çocuğunu öldürmeden hiçbir yere gitmeyeceğim." dedi. Çocukların ve savaşta ölen savaşçılarının intikamını almak istiyordu.
Veyla "Ama şehrinde ölenler..." dediğinde Gölge çocukları gösterdi. "Halkım olmayan bir çocuk, yine de bir çocuk değil mi?"
Veyla'nın dudakları kapanırken yutkunup başını yavaşça salladı ve yine yumuşak bakışlarla Gölge'ye bakmaya başladı. Ona hayran olur gibi hissettiği anlardan nefret ediyordu ama oluyordu işte. Gölge bu bakışların farkında değil, kederli bir şekilde çocuklara bakıyordu. "Onları da götürmemiz lazım." dedikten sonra eliyle alnını ovuşturdu. Sıkışmış hissediyordu. Şu an aynı anda ve aceleyle bir sürü şey yapması gerekiyordu. Üstünde hâlihazırda yılların es vermeyen yorgunluğu vardı ama bugün, özellikle bitaptı.
Veyla "Nereye?" diye sorduğunda Gölge iç çekip "Doğa suyu mezarlığına." dedi. "Bu şehirde de olmalı."
Veyla, adamın her şeye yetişmeye çalışmasına karşı "Ben götürebilirim." dedi. Gölge elini alnından çekerken Veyla'ya baktı. Veyla "Büyümle hallederim." dedi.
Gölge başını onaylamaz bir şekilde salladı. "Canları yanar."
Veyla'nın kaşları kalkarken gözleri bulutlandı. Yüzü hafifçe buruşurken "Gölge..." diye mırıldandı. Büyüsünü yönlendirince can yaktığı doğruydu ama... Ölüler için bu söz konusu değildi. "... onların artık canı yanamaz."
Gölge, "Yanar, biliyorum." dedi. "Ben de çok öldüm. Ama hala canım yanıyor."
Veyla, kalbi yine ezilip bükülmüş gibi hissederken birkaç adımla Gölge'ye yakınlaştı. Gözleri, adamın kederli gözlerinde gezinirken "Seni de ben öldürdüm." dedi. Adam bunu defalarca söylemişti ama Veyla yeni yeni umursamaya başlıyordu. Sorar gibi söylememişti, cevap belliydi. Gölge de yoğun bir şekilde bakmak dışında bir şey söylemedi. Veyla "Belki ben de bilmeyerek yapmışımdır? Senin gibi?" diye sordu. Gölge'nin de çocukları bilmeyerek öldürüşü gibi... Olamaz mıydı?
Gölge'nin birçok acısı olmak istemiş, yeri geldikçe olmuş, olmaya da devam ediyordu ama bu denli büyük bir acısının sebebi olmak, nedense istemiyordu. Bu da çok büyüktü. Gölge her şeyi Veyla'ya dayandırıyordu ve Veyla, bu kadar nefretin altında eziliyormuş gibi hissediyordu. Biraz daha az nefret etse, olmaz mıydı?
Gölge cevap vermeden bakmayı sürdürdü. Bakışlarından hiçbir şey anlaşılamıyordu ama boş bakmadıkları da kesindi. Duygu yoğunluğuyla bakıyorlardı ama aralarından birini seçip çıkarmak çok zordu. Birçok duygu vardı ve bazıları yan yana gelmesi imkânsız duygular olduğu için bir araya geldiklerinde anlamsız duruyorlardı. Yine de anlamla bakıyorlardı.
Gölge'nin dudakları sonunda aralandığında Veyla merakla cevabı bekledi ama Gölge, "Büyünle olmaz." dedi. Veyla'nın omuzları çökerken bakışlarını kaçırdı ve bir adım geri çekildi. Yine, cevap alamamıştı.
Tekrar, "Ben taşırım." dedi. "Büyümü kullanmayacağım. Kelebeklerimle taşırım." derken etrafa bakmayı sürdürdü.
Gölge emin olamadığında Veyla bakışlarını ona çevirip "Her saniye, biraz daha oyalanıyoruz. Birazdan Ned eceliyle ölecek." dedikten sonra üfledi. Sinirleri bozulmuş gibi hissediyordu. "Anladık, bana güvenmiyorsun. Görüntü altına alırım. Kaçıp gitmem de, merak etme."
Gölge, "İşimi başkasına bırakmayı sevmem." dediğinde Veyla sıkkın bir nefes alıp "Aynı anda iki yerde olamazsın." dedi. Gölge iç çekip bakışlarını çocuklara doğru kaydırdı. Bir zaman çocuk olanlara... Şimdi sadece ölü bedenlerdi.
Gölge, "Öyle olsun." dedikten sonra gözlerini güçlükle çocuklardan alıp merdivenlere yöneldi. "Şu siktiğimin Ned'ini ortadan kaldıralım, sonra ben Nixsus'a dönerim, sen halledersin." dedikten sonra bir anlığına duraksayıp Veyla'ya döndü. "Sonra da yanıma geleceksin." dedikten sonra "Nixsus'a." diye düzeltti.
Veyla başını onaylar şekilde sallayıp "Kaçmam, dedim ya." dedi. Gölge'nin Veyla'dan, Veyla'nın Gölge'den alacakları vardı. Gölge başını onaylar şekilde sallayıp önüne döndü.
Kapıları büyülerini birlikte yönlendirerek daha güçlü aşıp Ned'i aramaya başladılar. Zirve katına vardıklarında ayrılıp tüm odalara bakarak aramayı sürdürdüler. Gölge, kalp atışı duyamıyordu ve bu da Ned'in burada olmadığı anlamına gelirdi. Gölge sinirle inleyip taş duvara yumruğunu geçirdi. Taşlar dökülerek zemine düşerken ardındaki dayanıklı materyal ortaya çıktı. Gölge durmayıp tekrar ve tekrar vurdu. Eli boş dönmek istemiyordu. Buraya erişmek için istemeden de olsa onlarca çocuğu öldürmüştü ve intikamlarını almak zorundaydı.
Eli kırılıyor, yumruğunu kaldırıp da yeniden geçirene kadar iyileşiyordu. Veyla yüzünü buruştururken adamın elinin kanlar içerisinde kalışına baktı. Gölge, öfkeyle küfrettikten sonra "Tüm kuleye yeniden bakacağım. O sikiği bulacağım." dedi. Tüm kuleyi Azrit hızıyla tekrar talan etmek üzere aşağı indiğinde Veyla da peşinden merdivenlere yöneldi. Tam inmeye başlayacakken tavandaki büyü parıltısını gördü. Dikkatle bakınca çatıya açılan bir kapak gibi çizgileri görünüyordu. Çizgilerin arasındansa büyü, parıldıyordu. Veyla kelebeği sayesinde tavana doğru yükselirken kapağı açmak üzere büyüsünü yönlendirdi fakat büyüsü kapıya ulaştığı gibi söndü. Veyla'nın kaşları kalkarken "Ne sikim..." diye mırıldanıp yine büyüsünü yönlendirdi.
Mor büyüsü maviyle buluşur gibi olup sönüyordu. Veyla kendi kendine "Bu nasıl bir büyü?" diye sordu. Kendi büyüsünün bile etkisiz kaldığı bir büyüydü. Veyla ellerini kapağa doğru uzatıp ittirmeye çalıştı ama kapağa temas ettiği gibi teni yanmıştı. Acıyla inleyip ellerini geri çekti. Kızaran avuçlarının saniyeler içerisinde iyileşmesini izledi. Gölge'nin büyüsüne benziyordu. Adamın büyüsü de Veyla'yı böyle güçsüz bırakıyor, tenini yakıyordu.
Veyla gözlerini tekrar kapağa çevirdi. Birkaç kelebeğini gidip Gölge'yi bulduktan sonra çağırması üzere görevlendirdi. Belki de çatıya çıkıp oradan denemelilerdi ama Veyla'nın anladığı kadarıyla çatı katı odasıydı, dört yanı aynı materyal ile çevriliydi ve yine bu büyüyle korunuyorsa, Veyla açamazdı.
Derken tavanla benzer görünen kapakta kırmızı bir ışık belirdi. Veyla'nın kaşları çatılırken lazer gibi uzanan ışık Veyla'nın gözleri arasında gezindi. Veyla bir patlamaya hazırlanarak kelebeklerinin kendisini indirmesini sağlarken bir yandan da büyüsünü bir kalkan gibi kapak ile arasında yükseltti. Gürültü duymayı beklerken mekanik bir ses duyuldu. Kaşları kalkarken açılan kapağa baktı.
"Bugün daha ne kadar şaşırtıcı olabilir?" diye söylenirken yeniden kelebekleriyle tavana yükseldi. Mekanik kapak, yana çekilmişti ve Veyla şimdi odasının tavanını görebiliyordu. Kapağın bitiminde olan ses büyüsünü de görebiliyordu. Gölge bu yüzden kalp atışlarını duyamamış olmalıydı.
Veyla elini kapağın etrafında dolaştırdı. Artık canını yakan büyü yoktu. Gözleri büyüsüyle ışıldar ve vücudunun etrafı koruma kalkanıyla korunurken kelebekleri sayesinde aralıktan yukarıya çıktı. Oda görüş alanına girdikçe, aradığını bulmak üzere vücudunu çevirdi ve tam ardına döndüğünde Ned'le karşılaştı. Ned elini kapağın açılmasını sağlayan tuştan henüz çekiyordu. Veyla tuşun üstündeki cihaza baktı. Kapağın ardının kamera görüntüsü vardı. Veyla'yı görmesine rağmen kapağı açmıştı. Hatta, Veyla'yı görünce kapağı açmıştı.
Veyla şaşkın bir şekilde yere inerken kelebekleri de onu taşımayı bırakıp uçuşmaya başladılar. Veyla adama doğru ilerlerken adamın tuşu bıraktığı gibi eline aldığı bıçakla ensesini adeta oymasını izledi. Veyla "İntiharını saygısızlıkla bölmek istemem ama burada ne sikim döndüğünü sorabilir miyim?" dediğinde adam telaşla Veyla'ya döndü. Bıçaktan ve ensesinden kanlar akıyordu fakat güçlü bir büyüsü olsa gerek vücudu koyvermiyordu. Hatta, adam kesmeye devam etmedikçe iyileşiyordu. Ölümsüz bir Azrit değildi ama büyüsü ölmedikçe vücudunu iyileştiriyor olmalıydı.
Ned, korkuyla "Ne intiharı?" diye sordu ve ardındaki aynadan baka baka ensesini kesmeye, bıçağı sokup adeta oymaya devam etti. Veyla ise çatılmış kaşları, şaşırmış gözleriyle adama bakıyordu. Bugüne kadar oldukça ilginç görüntülere şahit olmuştu ama öldürmek için aradıkları adamın canla başla ensesini bıçaklamasına anlam verememişti.
Adam yeniden bıçağı birkaç saniyeliğine çekip vücudunun iyileşmesini sağladı. Ölüm tehlikesi başladığında vücudunun iyileşmesini sağlıyor, iyileşince yine bıçak ile ensesini eşelemeye devam ediyordu.
Veyla "Bir de bana manyak derler." dedi ve adamın karşısına varınca durdu. "Ne yapıyorsun sen?"
Ned, nefes nefese "Kurtulmaya çalışıyorum." dedikten sonra Veyla gülerek "Bizden mi yoksa hayattan mı?" diye sordu. Eğer Veylalardansa biraz önce kapıyı kendisi açmıştı! Eğer hayattansa da hiç merak etmemeliydi, Veylalar onun derdini çözerdi. Adam yeniden ensesine yönelirken acıyla inlediği için cevap veremedi. Veyla önce bıçağı, sonra da adamın kalbini gösterdi. "Küçük bir öneri, kalbini dene."
Adam yeniden bıçağı ensesinden uzaklaştırırken gözleri kapandı ve vücudunun iyileşmeye başlamasını bekledi. Vücudu ve zemin kan içerisinde kalmıştı. Veyla, "Merak etme, Gölge birazdan gelir." dedi.
Adam gözlerini aralarken bıçağı indirip "Gerçekten mi?" diye sordu. Veyla kollarını göğsünde birleştirdikten sonra Gölge'nin uyarılarını hatırlayıp hızla çözdü. Adamın yanında durduğu koltuğa yaslanıp "Evet." dedi. "O seni bu hayattan kurtarır." dedikten sonra hafifçe yüzünü buruşturup alayla "Tabii önce biraz ölümü aratır ama merak etme, gün bitmeden ölmüş olursun." dedi.
Adam, gözlerini kırpıştırıp "Ölmek mi?" diye sorunca Veyla gülerek başını onaylar şekilde salladı. "Gölge Kral Karanir birini ya öldürür ya da her şey pahasına korur." dedikten sonra işaret parmağını iki arasında gezdirdi. "Biz de öldürecekleri arasındayız."
Adam korkuyla baktığında Veyla güldü. "Zamanla alışırsın, ben alıştım." dedikten sonra dudağını sağ kenarına doğru kıvırdı. "Gerçi senin çok zamanın da yok. Birazdan gelir."
Veyla 'alıştım' dese de aksine gittikçe canı sıkılıyordu. Oysaki buraya geldiğinde adamın bu isteğini önemsemiyor, hatta dalga geçiyordu. Şimdi ise adam tarafından korunmak istediği, nefretinin biraz olsun azalmasını beklediği saçma anlar yaşayabiliyordu.
Adam "Ama niye? Niye beni öldürmek istiyor? Ben bir şey yapmadım! Ben hiçbir şey yapmadım!" dedi.
Veyla, "Ben de ona ne yaptığımı bilmiyorum, boş ver." dedikten sonra odayı incelemeye başladı. Bir koltuk ve kamerayı gösteren ekran dışında hiçbir şey yoktu. "Sıkıcı bir sığınak. Bir calin bile yok. Burada ölüp ölmeme tehlikesi altındayken enseni bıçaklayacak kadar sıkılmana şaşırmamalı."
Adam, "Beni kurtarmaya gelmediniz mi? Bana yardımcı olmalısınız!" dediğinde Veyla'nın gözleri Ned'e döndü. Kaşları kalkarken "Seni deli mi sikti? Ortakların tenezzül edip yardıma gelmemiş, sana saldıranlardan mı medet umuyorsun?" diye sordu.
Adam "Gelmezler." dedi. "Ama neyse ki siz geldiniz." dediğinde Veyla sinirle güldü. Adam delirmiş olmalıydı. Çoğu Xalia deliydi ama bu adamınki bambaşka bir delilikti. "Bana bir şey yapmayın, yardımcı olun. Size ne biliyorsam anlatırım. Aradığınızı bulmanızı sağlarım." dedikten sonra acıyla inleyerek elini ensesine götürdü. Gözleri sımsıkı kapanmış, yüzü buruşmuştu. Üst vücudu kasılarak hafifçe eğildi ve Veyla o sıra bir adım geri çekildi. "Acele et! Yeniden kontrolü alıyorlar! Nasıl yaptınız? Nasıl çıkardınız?"
Veyla ciddileşirken "Sen neyden bahsediyorsun?" diye sordu. "Aşağıda sana ulaşamayalım diye dizdiğin bin tane savaşçıyı öldürdük! Şimdi de gelmemize memnun olduğunu mu söylüyorsun?"
Adam gözlerini açıp geri kapatırken başını iki yana hızla sallamaya başladı. Bıçağı hızla ensesine doğru batırıp çıkartırken "Yardım et!" diye bağırdı. "Çıkar şunu, hadi!"
Veyla "Neyi?" diye bağırırken adamın arkasına geçmeye çalıştı. Ensesinden neyi çıkartmaya çalışıyordu? Veyla'nın elleri ne yapacağını bilemeyerek adamın ensesinin etrafında, havada dolaşırken bir an önce Gölge'nin gelmesini istiyordu. Hiçbir şey anlayamamıştı, ne yapacağını bilememişti.
Adamın eli bir anlığına duraksadı. Bıçağı tutan kanlı kolu yavaşça indi. Koltuğun ardına doğru eğilmeye başladı. Veyla, adam sonunda kendini öldürdü, diye düşünürken vücudu devrilmek yerine koltuğun ardından aldığı bir silahla Veyla'ya döndü. Veyla birkaç adım gerileyip büyüsünü çağırırken Ned hızla ateşledi. Veyla da büyü kalkanını hızla ördü ama mavi ışık kalkanına değdiği gibi hiç var olmamış gibi yok edip Veyla'nın vücuduna ulaştı. Veyla'nın vücudu acıyla kasılırken duvara doğru savruldu. Duvara çarpıp düşerken titreyen vücudunda mavi ışıltılar dolaşıyordu. Gölge'nin büyüsüydü. Acıyla kısılan gözleri adamın elinde tuttuğu silahın güç merkezine döndü. Gölge'nin taşı vardı. Gerçekten kapağı açamamasının sebebi de buydu, Gölge'nin büyüsüydü. Peki Gölge Kral'a güç veren bir taşı, niye kendisine savunma olarak kullanmaya kalkışmıştı? Gölge'den, Gölge'nin taşıyla nasıl korunacaktı?
Veyla, güçsüz düşen vücudunu toparlayıp ayağa kalkmaya çalışırken adam tekrar ateşledi. Veyla'nın Ned'e doğru kaldırıp da büyüyü çağırdığı elinden büyü gerisin geri giderken vücudu yeniden acıyla buluştu. Zaten güçsüz düşmüş bedeni duvarın dibinde kıvranırken acıyla inledi. Nefes alamaz olmuştu. Gölge büyüsünü yönlendirdiğinde de böyle hissediyordu.
Veyla, "Dur..." diye mırıldandı. Adam her ne diyorsa, demeye çalışıyorsa anlayamamıştı ve bir anda adam farklı bir kişiliğe bürünmüş gibi saldırmaya başlamıştı. Konuşmalılardı, ne demek istediyse Veyla öğrenmeliydi. Ama adam artık anlatacak bir şeyi kalmamış gibi bakıyordu. Korkusu, telaşı her şeyi bir anda silinmişti. Veyla'nın bulanıklaşan görüşüyle görebildiği kadarıyla adam şu an ifadesiz bir yüz ile Veyla'ya saldırıyordu. Veyla'ya saldıracak zamanı bulana kadar rol yapmış olsa, kapıyı niye açmıştı ki?
Veyla büyüsünü çağıracak kadar kendisine gelemeden adam yeniden ateşlemek üzere tetiğe yöneldi. Veyla acıya hazırlanıp yüzünü buruşturarak gözlerini yumdu. Bir gürültü koptu fakat beklediği acı gelmedi.
"Seni orospu çocuğu..."
Veyla gözlerini aralarken yere düşmüş güç silahına baktı. Tam ateş edeceği sırada Gölge müdahale etmiş olsa gerek Veyla'ya gelmemişti. Ned ise şu an, Gölge'nin boğazına yapıştığı elleri arasında kıvranan bir bedendi.
Veyla ayağa kalkmaya çalıştı ama vücudu hala toparlayamamıştı. Gerisin geriye düşse de "Gölge dur..." dedi fakat Gölge Azrit hızıyla gözden kayboldu. Adamı da beraberinde sürüklemişti. Veyla gözlerini sımsıkı yumup açarak kendisine gelmeye çalışırken ellerini zemine yasladı. Nefes alışverişleri bir süre sonra düzene girdiğinde vücudunu da kontrol edebilmeye başlamıştı. Yerden kalktı ve hızla aşağı indi.
"Gölge!"
Bulunduğu katta da Gölge'yi göremeyince pencereye doğru koştu. Kulenin solunda kalan güç bombası silahlarının bulunduğu çatıda gördü onları. Veyla hızla kelebeklerini görevlendirip "Gölge!" diye bağırdı. Ayağa kalkabilecek kadar toparlasa da büyüsünü yönlendiremiyordu.
Gölge, adamı güç bombası silahının mermisiymiş gibi ateş alanına yerleştirdikten sonra ardına geçti. Kollarını silahın kontrol kısımlarına yerleştirip Veyla'nın da yaptığı gibi silahtaki beyaz doğal taşın gücüyle kendisinin büyüsünü harmanlayarak ateş etti. Ned'in vücudu patlayarak gökyüzüne doğru yol alırken Veyla gözlerini sımsıkı yumdu ve nefesini sıkkınlıkla üfledi.
Tüm söyleyecekleri de Ned ile birlikte yok oldu.
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!