29/66 · %42

🔮 29 ⚡ Güven

40 dk okuma7.837 kelime28 Kasım 2025

2. KISIM  AMORSUS KELEBEĞİ 

🔮 29 ⚡ GÜVEN

**

Gölge tekrar "Gitmeliyiz." dedikten sonra dikkat çekmeden ilerlemeyi boşverdi. Zaten sokağın ortasında birini öldürmüş, yetmezmiş gibi Veyla ile de bağırıp çağrışmışlardı. Xaliaların alışık olmadığı durumlar değildi ama sessizce ilerlemek kadar da güvenli değildi. Şehir artık geldiklerini de biliyordu, gizlenmeye gerek yoktu. Gölge'nin Azrit kulakları da ileride, kulenin etrafında çıkan kargaşayı duyuyordu.

Gölge bir anda Veyla'yı kucağına aldı. Veyla'nın elleri adamın omuzlarına giderken "Ne oluyor..." demesine kalmadan Gölge Azrit hızıyla ilerlemeye başladı. Veyla yüzünde maske olduğu için mutluydu, böyle anlarda hızları dolayısıyla yüzüne çarpan havaya bir Azrit olmadan katlanmak zor oluyordu.

Gölge birlikte hızla gidebilmeleri için kucağına aldığı Veyla'yı da taşıyarak karışık sokaklar arasından kimseye çarpmadan ilerlerken Erya'nın gönderdiği konuma ilerliyordu. Konuma yaklaştıkça Kataran şehrinin savaşçılarının kule etrafına konumlandığını görebiliyordu. Kulenin dört yanında yer altından açılan geniş kapaklardan da voltriderlar yükselmeye başlamıştı. Nixsus voltriderları kadar gelişmiş modeller değildi ama Gölge'nin savaşçıları gelene kadar konumlanacaklar ve savunma konusunda avantaja sahip olacaklardı. Neyse ki emirleri alan Gölge'nin savaşçıları da voltrider hızıyla geliyordu. Çok geçmeden savaş kızışmış olurdu, o ana kadar Gölge'nin Thalların durumunu kontrol etmesi ve plan kurması lazımdı.

Gölge, Thalların gizlendiği yerin kapısına çarparak kırmadan önce sırtını döndü. Kapının parçaları üstlerine doğru gelirken sırtını döndüğü için neredeyse hepsi Gölge'ye çarpmıştı. Veyla da o sıra başını Gölge'nin göğsüne yaslamıştı.

İçeri girdikleri gibi Gölge Veyla'yı kucağından indirdi. Maskeyi ve peruğu da çıkartıp bir kenara attı. Yine midesi bulanmaya başlayan Veyla'nın da meraklı gözleri geldikleri yerde dolanırken Gölge gibi maskeyi ve peruğu çıkartıp atmıştı. Gölge Azrit hızıyla girdikleri deponun ortasına ilerledi. Veyla da o yöne döndüğünde gözleri irileşti.

Gölge "Ne oldu?" diye sorarken Thal'ın yanında dizlerinin üstüne oturdu. Erya, Thal'ı kucağına doğru çekmiş, adamın kanlar içerisindeki karnını tutuyordu. Ağlayarak "Geldiğimizi fark ettiler. Bir anda bastılar. Yıldat ve Ash kavga ediyordu, onlarla ilgilenmekten bir an boşluğumuza geldi." dedi.

Gölge "Hay sikeyim." diye küfrederken Thal'ın yanaklarını sarsıyor, adamın zihnini kontrol ediyordu. Duyabiliyordu, kalbi hala atıyordu ama yarası kötü gözüküyordu. Belki de Gölge ile Veyla çok dikkat çekmişti. Dikkat çekmeseler bile oldukça oyalanmışlardı. O kadın niye bu kadar aklını karıştırıyordu ki! Kendileriyle alakalı olmayabilirdi. Ash ve Yıldat kavga ederken de ilgi çekmiş olabilirlerdi. Öyle değilse bile dikkatsizlik oluşturdukları şüphesizdi. Gölge Yıldat ve Ash konusunda gerekeni yapacaktı ama şimdi başka öncelikleri vardı.

Gölge "Sikeyim!" diye bağırdıktan sonra gözlerini aralamayan Thal'ın karnına doğru baktı. Erya üstünden kopardığı bir kumaş parçasıyla baskı uyguluyordu ama çok kan kaybetmişti.

Erya, "Bir iksir verdim. Vücudu süreci yavaştan alıyor ama böyle giderse..." dedikten sonra tekrar hıçkırdı.

Gölge, "Diğerleri nerede?" diye sordu. Veyla yavaşça onlara doğru ilerlerken yüzüne dehşet düşmüştü. Thal'ın gözleri kapalı, teni soluktu. Yüzünde yer yer ter damlaları vardı. Karnı gibi Erya'nın elleri de kan içerisinde kalmıştı. Veyla ölümü tanırdı, Thal ölmek üzereymiş gibi görünüyordu. Veyla birçok ölü görmüş, çoğuna da sebep olmuştu ama uzun zaman sonra ilk defa görmekten korkuyordu. Thal'ın ölmesini istemiyordu.

"Bazılarımız öldü. Thal da yaralandı."

Gölge hızla "Yıldat?" diye sordu. Neredeyse sesi titreyecekti. Vücudu mümkünmüş gibi daha da kasılmış, yüzü Veyla için tanıdık olan bir acıyla kasılmıştı. Veyla da kardeşini kaybetmişti, şu an Gölge'nin nasıl korktuğunu anlayabiliyordu. Yıldat'a ne kadar kızgın, öfkeli ve kırgın olursa olsun kardeşi için her şeyi yapabilecek gibiydi.

Veyla da merakla Erya'ya döndü. Yıldat'a bir şey olmasını da istemiyordu. Yıldat'a değer veriyordu. Erya hızla başını onaylamaz bir şekilde sallayıp "Son gördüğümde iyiydi." dedi. Gölge ile birlikte Veyla da rahatladı. Veyla nefesini rahatlayarak üflediğinde Gölge'nin gözleri kadına döndü. Çok oyalanmadan yeniden Erya'ya baktı. Erya "Ash'la Yıldat bizi hızla güvenli buldukları buraya getirdikten sonra geri döndüler. Çünkü..." dedikten sonra başını eğerek iyice hıçkırıklara boğuldu. "Onlar... Valdris'i aldılar. Kuleye teslim olmazsan Valdris'i öldüreceklermiş."

Veyla Erya'nın ağlayışlarıyla sarsılmasına rağmen hala nasıl Thal'ın yarasından ellerini çekmediğini, hatta güçle bastırdığını izledi. Sevgilisi, belki de en sevdiği kişi şu an tehlikedeydi ama Thal'ı da bu durumda bırakamıyordu. Veyla son yıllarını çıkar ilişkileri içerisinde geçirdikten sonra bu gördüklerine inanamıyordu ama Erya gibi kendisinin de Thal'ın ya da Valdris'in ölmesini hiç istemediğini fark etmişti. Sadece... Büyüsüyle her şeyi yapabileceğini sanırdı. Hatta büyüsüne bu kadar geç kavuşmasa ne kardeşini, ne de sekseni kaybedeceğini düşünürdü ama şu an hiçbir şey yapamayacakmış gibi hissediyordu.

Veyla, Gölge'nin gözlerinde korkuyu gördü. Birilerini kaybetme korkusunu... İşte Veyla'ya da böyle bakıyordu. Bir şeyleri kaybetmek üzereymiş gibi... Gölge korkusunu yutup Erya'nın görmesine izin vermedi ve hızla "Halledeceğim." dedi. Erya'nın başı hala eğikti. Erya'nın omuzlarından tutup kendisine bakmasını sağladı. "Duydun mu Erya? Halledeceğim."

Erya başını onaylamaz bir şekilde sallayıp "Teslim olamazsın," dedi. "Olmamalısın."

Söz konusu Valdris olmasına rağmen Erya'nın Gölge'nin teslim olmasını istememesi Veyla için şaşırtıcıydı. Valdris de öyle söylemişti, 'Zenith bizsiz, biz birbirimizsiz yapabiliriz belki ama Gölge olmazsa Zenith'in de ömrü uzun sürmez'

Veyla hala Zenith'in ömrüyle ne ilgisi olduğunu çözememişti ama bakış açılarını anlayabilmişti. Birbirlerine olan aşkları ne denli büyük olursa olsun, Gölge'ye olan bağlılıkları ve güvenleri ağır basıyordu.

Gölge, "Sen bunları düşünme," dedikten sonra Thal'ın da kolunu sıvazladı. "Onu iyi et, yeter."

Erya hıçkırırken "Thal ölmek üzere..." dedi. "Valdris belki çoktan ölmüştür..." dedikten sonra boğulmak üzereymiş gibi nefesler alıp vermeye başladı. Erya'nın daha da kötü bir hale gelmesi Veyla'nın donuk vücudunun çözülmesini sağladı. Erya'nın diğer yanında dizleri üstüne oturdu ve ellerini destek vermek isteyerek koluna götürdü. Yine de bir şey diyemedi. Dudakları aralanıp da aralarından cümleler çıkamıyordu. Moral vermek konusunda iyi olmadığı gibi yıllar önce son moral verdiklerine de ne dese, tersi olmuştu. Yine de Erya, Veyla'nın sadece dokunmasıyla bile daha iyi hissetti. O sıra Veyla ile Gölge göz göze geldiler. Veyla da korkuyla bakıyordu. Gölge, Veyla'nın korktuğu her şeyi yaşatacağına söz vermişti ama şimdi aynı şey için korkuyorlardı ve bu ironikti.

Gölge yutkunup yeniden Erya'ya baktı ve kadının omuzlarını sıktı. "Ben sana ne zaman verdiğim sözü tutmadım? Sana, size?"

Erya gözyaşlarıyla ıslanan dudağını yaladıktan sonra umutlanmış gibi omuzları dikleşti. Titrek sesiyle "Hep tuttun." dedi. Gölge başını onaylar şekilde salladı. Gölge, "Çünkü Gölge Kral..." diye başladığında Erya ezbere bildiği cümleyi hafifçe gülümseyerek bitirdi. "... her zaman sözünü tutar."

Gölge ayaklanırken "Yine tutacağım." dedikten sonra Erya'ya Veyla'yı gösterdi. "Veyla sizi güvenle voltriderlara götürecek."

Erya yalvararak "Ben de seninle geleyim... Thal ile Ash gitsin." dedikten sonra kararsız kalarak Thal'a baktı. Başı kucağındaki Thal'ın başına doğru eğilirken arkadaşını da bırakmak istemediği gözler önündeydi. "Ya da... Bilmiyorum... Ne Thal'ı ne de Valdris'i bırakmak istemiyorum."

Gölge, "Erya, aramızda şifayı en iyi bilen sensin. Voltriderlarda, Terralara varana kadar Thal'a ilk yardım yapacaksın. Duydun mu? Sen Thal'ı, ben de Valdris'i kurtaracağım." dedikten sonra yeniden Erya'ya doğru eğildi. Kadının omzunu sıkıp "Bana lazımsın." dedi. "Kendini topla, Thal'ı iyi et. Gözümü arkada bırakma."

Erya hızla başını onaylar şekilde salladıktan sonra burnunu çekti. "Merak etme." dedikten sonra parlayan gözlerle baktı. "Sana güveniyorum."

Gölge doğrulmadan önce "Ben de sana güveniyorum." dedi ve gözlerini yavaşça kapatıp açtı. Erya gözyaşlarıyla gülümsedi. Veyla şimdi Kral ve savaşçısını değil, iki dostu görüyordu. Gölge, halkına da böyle davranıyordu. Veyla'nın zihninde bunun aksi bilgi ve görüntüler olmasına rağmen Veyla buna şahit olup duruyordu.

Gölge doğrulduktan sonra kapıya yönelirken Veyla'ya baktı. Söyleyecekleri olduğu için Azrit hızıyla gitmiyordu. "Thalları şehir etrafındaki voltriderlara güvenle götür, sonra geri gel. Saatten haberleşelim."

Veyla cevap vermeden başını onaylar şekilde salladı. Gölge kapıdan çıkmak üzereyken Veyla'nın da Erya gibi dağılmış olduğunu fark etti. Valdris'i kurtarmak için harekete geçmeden önce hâlihazırda yaralı olan Thal'a yardımcı olabilmesi ve kendisini de tehlikeye atmaması için Erya'yı ikna etmesi ve destek olması gerektiğini odaya girdiği gibi fark etmişti ama aklına hiç Veyla'nın da desteğe ihtiyacı olabileceği gelmemişti. Oysa kadın da dehşete düşmüş gibiydi. Bu olanlardan Veyla'nın da bu kadar etkilenebileceğini tahmin edememişti çünkü garipti. Veyla Aldar, o kadar da bencil değildi demek ki.

Gölge kapıdan çıkmadan Veyla'ya doğru döndü ve yaklaşmaya başladı. Veyla adamın bir şeyler daha söyleyeceğini fark ettiğinde güçlükle Erya'nın yanından kalktı ve vücudunu Gölge'ye çevirdi. Nedense vücudu titriyordu. Veyla korkmazdı. Neredeyse hiçbir şeyden korkmazdı. Hatta ölmekten de korkmazdı ama şu an vücudu tir tir titriyordu. Bir yerlerde tehlikede olan Valdris'in de ölmesini istemiyordu, Erya'yı bu halde de görmek istemiyordu, Thal da kurtulsun istiyordu. Valdris'i kurtarmaya çalışırken Yıldat'a da bir şey olmasın istiyordu. Hatta... Gölge bile teslim olmasın, iyi olsun da diğerlerini kurtartabilsin istiyordu. Gölge'nin gücünün her şeye yeteceğini düşünüyordu. Sanki hiç devrilemezmiş gibi görüyordu. Kendisi devirmeye çalışıyordu daha da çalışacaktı ama en azından şimdilik, dağ oluşuna güveniyordu.

"Veyla duydun mu beni? Onları güvenle voltriderlara ulaştırmanı istiyorum. Sonra da hemen yanıma geleceksin."

Veyla başını onaylar şekilde sallarken donuk bakışlarla "Tamam." dedi ama konuşurken kekeler gibi oldu. Gözleri arada Thal'ın kanlar içerisinde oluşuna ve Erya'nın hıçkırarak ağlamasına dönüyordu. Gölge Veyla'nın yanaklarını elleri arasına alıp kadının yüzünü Erya'dan, kendisine çevirirken "Veyla, dağıldın. Dağılma." dedi ve bir adımla kadına yakınlaştı. Veyla, adamın temasına doğru yığılmak, devrilmek isterken bir yandan da güç aldı. Bu dengesizlikti ama son zamanlarda ne dengeliydi ki zaten? Gölge, yüzünü kadına doğru eğerken yutkunup dudaklarını yaladıktan sonra "Şu an sana ihtiyacım var." diye itiraf etti. Daha kısık bir sesle "Şu an sana güvenmek zorundayım." diye ekledi.

Veyla'nın gözleri kırpışırken adamın güven isteyen gözlerine daldı. Güven... Veyla'ya güven olmazdı. Veyla'ya güvenen bunun bedelini hep ödemişti. Veyla da kimse ona bir daha güvenmesin diye elinden geleni yapmıştı. Şimdi ise güven söz konusuydu ve asla güvenmemesi gereken adam bunu talep ediyordu. Gölge'nin bunu talep etmesinden daha garip olan şey, Veyla'nın da bunu vermek istemesiydi.

Veyla, yavaşça başını onaylar şekilde salladı. Gölge "Sana güvenebilir miyim?" diye sorduğunda Veyla derin bir nefes aldı. Senin sonun olacağım ama evet, bana şu an güvenebilirsin. Hatta... Sanırım bana başka anlarda da güvenebilirsin.

Veyla düşüncelerini yutkunup "Evet." dedi. Gölge emin olmak isteyerek kaşlarını kaldırdı. Biraz Gölge'ye, biraz da kendisine "İlk defa değer verdiklerim tehlikede değil," dedi. Kadın gibi Gölge'nin de bakışları bulutlandı. Veyla, adamın bakışlarından ve temaslarından güç alıp başını onaylar şekilde salladı ve ekledi. "Ama ilk defa kurtulacaklar..."

Gölge Veyla'nın gözlerine sessizce daldığı birkaç saniyenin ardından Veyla "Ne yapacaksın?" diye sordu. Gölge yine oyalandığını fark etti ve ellerini kadının yanaklarından çekti. Tuttuğu yerlere, ellerindeki kan bulaşmıştı. Bir an kadının yanaklarını silmek istedi ama sonra bir an önce gitmesi gerektiğini fark ederek hızla kırılan kapı eşiğine yöneldi. "Teslim olacağım."

Veyla'nın kaşları çatılırken Gölge kapıdan çıkmadan "Sonra da o kuleyi başlarına yıkacağım." diye ekledi. Bir saniye geçmeden gözden kaybolmuştu. Veyla birkaç saniye Gölge'nin ardından baktıktan sonra kendisine gelmek için başını iki yana salladı. Tamam, diye düşündü. Tamam. Güvenini boşa çıkartmayacaksın. Donup kalma! Dediğin gibi, ilk defa değer verdiklerin tehlikede değil ama ilk defa kurtulacaklar! Ve sen, ilk defa bir güveni boşa çıkartmayacaksın...

Veyla, Erya'ya döndü. Hızla Eryalara doğru ilerledi. Cebinden kelebekleri çıkarken Thal'ın vücuduna ilerlediler. Thal'ın vücudu kelebekleri sayesinde Erya'nın kucağından kalktı. Veyla, Erya'ya ellerini uzattı. Erya da Veyla'dan destek alarak yerden kalktı. Ayağa kalktıklarında Veyla, kana bulanmış ellerini Erya'nın yanaklarına getirdi. Kadına güç vermek için "Halledeceğim." dedi. "Birazdan voltriderlarda olacağız."

Erya Veyla'ya güvenerek başını onaylar şekilde sallarken burnunu çekti. Veyla'ya güveniyordu, Gölge'ye güveniyordu. İkisi de halledecekti ve bugün ne dostunu ne de sevgilisini kaybetmeyecekti. Buna inanıyor, güçlü kalmaya çalışıyordu.

Veyla, "Şimdi, gidiyoruz." dedikten sonra Erya'yı arkasında tutarak kapıya yöneldi. Kelebekler de ardında Thal'ı taşıyorlardı. Kapıya yaklaştıkça gürültüler duyuluyordu. Şehri savaş hali sarmıştı. Çoğunluk Gölge Kral ve kelebeğin geldiğini duymuş, savaşçılar konumlanmıştı. Veyla savaşarak ilerlerse varmaları uzun sürerdi. Kapıdan önce Veyla çıktı. Gölge'nin şehre inen savaşçıları, Karatan savaşçılarıyla çarpışıyordu. Büyüler kendi renklerinin seçilemeyecek kadar karıştığı bir şekilde havada uçuşurken Veylaların önüne bir ceset daha düştü. Veyla bir adım geri çekilirken Erya'nın kolunu daha sıkı tuttu. Erya'nın şu an yapabildiği tek şeyin Thal'a yardımcı olabilmek üzere ayakta kalmak olduğunu biliyordu. Bu yüzden voltriderlara ilerledikleri yolda tek başına savaşmalıydı.

Veyla ölçüp biçerek etrafına baktı. Yol boyu hem havada, hem karada savaş vardı. Gökyüzünde ama karaya yakın uçan voltriderlar yerin sarsılmasını sağlıyordu. Voltriderlar ateş ettikçe patlayan alanlardan savrulan parçalar gibi Xalialar da uçuşuyordu. Veyla da donmuş hissiyatından kurtulmaya çalışıyordu. Birilerini öldürmek kolaydı ama kurtarmak... İşte Veyla bu konuda pek deneyimli değildi.

Erya, "Veyla!" diye çığlık attı. "Thal'ın nabzı çok düşük!"

Veyla'nın kalbi kulaklarında atarken yüzünü buruşturduktan sonra sinirle inledi. Sinirle inleyişi vücudundan çıkan büyüyle birlikte bir çığlığa dönüşürken Erya başta geriye kaçar gibi oldu ama birkaç saniye sonra etrafını saran mor büyünün canını yakmadığını fark etti. Telaşlı gözleri bileğini tutarak nabzını ölçtüğü Thal'a döndü. Thal da büyüden zarar görmüş gibi görünmüyordu. Zaten vücudu bu kadar güçsüzken büyüden zarar görse, hayata gözlerini yumardı.

Veylaların etrafında mor bir koruma çemberi oluşurken savaş bir anlığına duraksadı ve gözler de Veyla'ya döndü. Veyla, "İlerliyoruz." dedikten sonra Erya'yı da tutarak ilerlemeye başladı. Kelebekler de Thal'ı ilerletiyordu. Veyla onlar ilerledikçe koruma çemberinin de ilerlemesini sağlamak üzere büyüsünü yönlendiriyordu. Çok geçmeden Karatan şehri savaşçılarının çoğunluğu başkalarını bırakıp Veyla'nın büyü çemberine doğru büyülerini yönlendirmeye başladılar. Veyla çembere çarpan darbe ve büyülere karşı vücudu kasılsa da karşı koyabileceğine emindi. Şu an yüzlerce Xalia'nın büyüsüyle cebelleşiyordu ama yine de emindi. Büyüsünden çok ardında koruması gerektikleri ona bu güveni veriyordu. Asla koyvermezdi.

Bir kelebeği çemberin içinden Gölge'nin savaşçı voltriderlarından birine yöneldi. Savaşçı, kelebeğin direksiyonu kontrol altına almasına müsaade etti. Karatan savaşçıları Veyla'nın ardındaki yaralıyı da görünce ne yapmaya çalıştığını anlayıp bu sefer voltridera büyülerini yönlendirmeye başladılar. Voltrider darbe almaya başlayınca patlamadan önce Veyla sinirle bağırıp şoförünü büyüsüyle içeriden çıkarttı ve güvenli bir alana taşıdı. Voltrider bir binaya çarparak peşi sıra gelen patlamalarla parçalara ayrıldı. Parçalar etraftaki Xalialara zarar verirken bir kısmı koruma çemberine de çarpmıştı. Veyla'nın güvenli bir alana aldığı savaşçının, birazdan savaşırken muhtemelen öleceği düşünüldüğünde şimdilik güvende olması ya da patlamaması çok da bir şey fark ettirmeyebilirdi ama Veyla, yine de yapmıştı.

Veyla yeni bir voltriderı gözüne kestirdikten sonra Gölge'nin savaşçılarına "Çekilin!" diye bağırdı. Büyüsünün Erya ve Thal'ı korumasını sağlayabilmişti, hatta Gölge'yi de zarar vermek yerine korumuşluğu ardı ama bunu tam olarak nasıl yaptığını anlayamıyordu. Büyüsü kontrolü zor bir güçtü ve tüm savaşçıları korumayı başararak şu an planladığı şeyi yapamayabilirdi.

Gölge'nin savaşçılarından savaşmaktan imkân bulanlar olabildiğince geri çekilirken bir kısmı hala yakınlarda savaşıyordu. Kataran savaşçıları endişe ederek telaşla bir koruma çemberine, bir de çekilmeye çalışan Gölge'nin savaşçılarına saldırmaya devam ettiler. Güçlerini nereye yönlendirmeleri gerektiğini bilememişlerdi. Kulenin savunma sisteminden bir güç bombası çok yakınlarına düştüğünde yer yeniden sallanırken Veyla bir küfür daha mırıldandı. Yakınındaki voltriderlardan zarar görenler olmuştu.

Veyla, bir güç bombasının daha ateş edildiğini gördüğünde yükselen sesi gibi büyüsü de patladı. Büyü çemberi hızla genişlerken beraberinde Kataran savaşçılarını ve voltriderlarını da dışarıya sürükledi. Güç çemberinin gökyüzünde ulaştığı noktadan sonra dört yana savrularak yere doğru yol alan çoğu beden, ilk büyü darbesi ile birlikte çoktan ölmüştü. Azrit olmayanlar ise yere çarptı ve bir süreliğine gözlerini hayata yumdular.

O sıra Gölge, kulenin güçlü bir şekilde sarsılmasıyla dengesini kurabilmek adına elini taş duvara yasladı. Mor bir ışığın yansıdığı kule penceresinden dışarıya baktı. Veyla'nın büyü çemberi kulenin hizasına kadar yükselmişti. Veylaların çember içerisinde kalan ve zemine inmesini sağladıkları dört kişilik bir voltridera binmelerini izledi. Veyla, Erya ve Thal'ın arkaya binmesini sağladıktan sonra hızla şoför koltuğuna geçti. Gölge azrit gözleriyle kadının burnunun kanadığını gördü. Büyüsü yine vücudunu zorluyor olmalıydı. Gölge, Veyla'nın büyü patlamasının kuleyi sarsacak kadar güçlü olmasına rağmen Nixsus savaşçılarının canlı kanlı bir şekilde çember içerisinde olduklarını fark etti. Şaşkın ve korkmuş bir şekilde çembere bakıyorlardı ama evet, ölmemişlerdi. Kataran savaşçılarının bir kısmı için aynı şeyi söylemek mümkün değildi. Gölge Veyla onu göremese de 'eyvallah' der gibi başını salladı. Zenith üzerinde, şu an bu karmaşaya rağmen Erya ve Thal'ı güvenle ve en hızlı şekilde şehrin dışına götürmeye gücü yetebilecek iki isim vardı. Biri Veyla'ydı, biri de zaten kendisiydi. Aynı anda iki yerde olamayacağı için Veyla'ya güvenmek zorunda kalmıştı. Güveni de boşa çıkmıyordu. Kendisi söz konusu olsa Veyla'ya güvenemeyeceğini düşünüyordu ama belli ki Erya ve Thal, Veyla'nın korumak istediklerindendi.

Veyla voltrider direksiyonunu havalandırmak için kendisine doğru kaldırdıktan sonra ileriye itti. Voltrider kulak uğuldatan bir gürültü ile hızlanarak ilerlemeye başlarken büyü çemberi de sadece voltriderı saracak kadar küçüldü. Veyla, hızla ilerlediği voltridera yönlendirilen saldırılara karşı büyüsünü sağlam tutmaya çalışırken bir yandan da binaların arasından çarpmadan geçmeye çalışıyordu. Biraz ileride yeterince yükselmeyi başardı ve gökyüzünde daha rahat bir şekilde ilerlemeye başladı. Hala yüksek bina çatılarına yerleştirilmiş hava savunma sisteminin saldırılarından kaçınması gerekiyordu ama biraz önceki kadar zor değildi.

Thal gözlerini araladı. Başının Erya'nın kucağına yaslı olduğunu gözlerini kırpıştırarak fark etti. O sıra Erya yaşlı gözler ile etrafına bakarken bir yandan da Thal'ın vücudunu tutmaya çalışıyordu. Yatar halde olduğu için emniyet kemerini iyice bağlayamamışlardı ve voltrider hızla ve darbelerden kaçmak için zikzaklarla ilerliyordu ama kelebekler de Erya'ya yardımcı olduğu için Thal sarsılmıyordu.

"Erya?"

Veyla ile Erya'nın yüzü aydınlanırken Veyla da bir anlığına ardına baktıktan sonra hızla yola döndü. Erya Thal'a doğru eğildiğinde yanaklarından birkaç gözyaşı Thal'ın yüzüne düşmüştü. Thal'ın gözleri irkilerek kapandı. Erya Thal'ın ıslanan yanaklarını silerken telaşla "Thal? Thal! Nasılsın? İyi misin?" diye sordu. Thal "Daha iyi olduğum günler olmuştu." derken yine gözlerini araladı ve anlayamayarak etrafına baktı.

"Ne oluyor?"

Erya Thal'ın önce nabzına, sonra yarasına baktı. Nabzı daha iyi durumdaydı, yarası da kanlar yüzünden anlaşılmasa da biraz önce olduğu kadar kötü görünmediğine Erya yemin edebilirdi. "Nabzın iyi. Ama sen nasıl..." diye sesli düşündü. Thal biraz önce ölmek üzereydi, şimdi ise daha iyi durumdaydı. Henüz bir tedavi uygulanmamıştı, nasıl daha iyi duruma gelmişti? Erya belki de telaşı yüzünden gözlerinin onu yanılttığını düşündü. Thal acıyla inleyerek doğrulmaya çalışırken yapamayacağını fark edip yeniden Erya'nın bacağına doğru uzandı. Erya da omuzlarından tutarak adamı geri çekmişti zaten.

Erya, "O kadar uzun boylu değil." dediğinde Thal nefesini titrekçe üfledi. Veyla gülümserken "İyi olacaksın çelik yumruk." dedi. Uyandığına ve nabzının düzeldiğine göre vücudu güçlü olmalıydı. Kendisini iyileştirebilen bir büyüye sahip değildi ama belki de direnci yüksekti. Ne Veyla ne de Erya tam olarak adamın nasıl daha iyi bir hale geldiğini anlayamamıştı ama Thal en azından iyileşmek üzere yoldayken, artık endişelenmeleri gereken başka bir öncelik olduğundan sorgulamayı bıraktılar.

Erya yeniden hıçkırmaya başlarken Veyla'ya doğru bakıp "Valdris iyi olacak, değil mi?" diye sorduğunda Thal'ın kaşları çatıldı. Yeniden kalkmaya çalışıp "Valdris'e ne oldu?" diye sordu. Erya "Thal, lütfen bana yardımcı ol." diyerek Thal'ı yeniden yatırmaya çalıştı. Thal korku dolu gözlerle Erya'ya bakarken "Valdris'e ne oldu?" diye sordu.

Veyla, "Gölge öyle söyledi." diye cevapladı. Gölge, halledeceğini söylemişti.

Erya, "Ne zamandan beridir Gölge'ye güveniyorsun?" diye sorduğunda Veyla birkaç saniye sessiz kaldı. O sıra, şehir dışındaki Nixsus voltriderların gizlendiği konuma yaklaştığı için yavaşlamaya başladı. Bu söylediğinden emin bir şekilde "Size bir şey olmasına müsaade etmez." dedi. Veyla'nın hayatında böyle bir kişi olsaydı, Veyla bütün bunları da yaşamış olmayacağını düşünüyordu. Ne var ki yaşamıştı. Ne var ki yaşamaya da devam ediyordu, devam edecekti. Mor gözleri sonsuza kadar kapanmadıkça Veyla yaşam denilen eziyetten kurtulamayacağını düşünüyordu. Gölge gibi bir adamın hayatına gireceğini de sanmıyordu. Bu yüzden Veyla sadece kendisine yaslanıyor, kendisine güveniyordu.

Thal, "Valdris tehlikede mi? Geri dönelim!" dediğinde Veyla, "Sen sadece iyileşeceksin." dedi. Thal ne kadar itiraz ederse etsin onu Nixsus'a gidecek bir voltridera bindirdiler. Bu voltriderlar burada başka şehirden gelecek yardımlara müdahale etmek ve Gölge'ye bildirmek üzere bekliyorlardı. Veyla aralarından en yetkili olana "Beş voltrider daha Eryalarla gitsin, yolda güvenliği sağlasın. Daha büyük voltriderlar ile dönsünler, hava savunma sisteminde ve savaş alanında bir kısmı zarar gördü. Dönerken ihtiyacımız olacak." dedi.

Savaşçı Xalia emin olamayarak saatine yöneldi. Veyla gözlerini devirdi. "Gölge şu an kule falan yıkıyor. Müsait değil ama yine de sen bilirsin."

Savaşçı yine de saatinden Gölge'ye ulaşma çabasını sürdürdü. Bir süre sonra Gölge'nin sesi duyuldu. "Ne oldu?"

Xalia sesini temizleyip "Gölge Kral, müsait miydiniz?" diye sorunca Veyla güler gibi oldu. Biraz tanıyorsa bu soru Gölge'yi çıldırtırdı.

Gölge adamı sesinden tanıyıp "Müsaidim Gelik, nasılsın kardeşim? Keyfin yerindedir umarım." diye sorunca adam ciddiye alıp "İyiyim, siz?" dedi. Veyla daha bağırışı duymaya başlamadan ne geleceğini bilip kulağı acımış gibi alayla yüzünü buruşturdu.

Gölge bağırarak "Söylesene lan ne söyleyeceksen! Ortalık sikildi, sohbet peşindesin!" deyince adam da yüzünü buruşturdu ve hızla "Veyla Aldar beş voltriderın Eryalarla birlikte Nixsus'a gitmesini emretti." dedi.

Gölge muhtemelen birilerinin belası oluyordu. Arkada şimşekler ve acı inlemeleri duyuluyordu. Nefes nefese "Tamam." dedi.

Adam "Bir şey daha emretti. Voltriderların..." diye başladığında Gölge dinlemeden araya girip, "Ona da tamam. Ne diyorsa yapın." deyip aramayı sonlandırdı. Veyla'nın kaşları kalkarken dudakları kıvrıldı. Gerçekten en azından bu karmaşada Veyla'ya güveniyor gibiydi. Veyla'nın hoşuna gitmişti ama çok geçmeden bu hissine gölge düştü. Karatan şehrinde, Gölge'nin güvenini boşa çıkartmayacak olabilirdi ama muhtemelen tam da şu zamanlarda Nixsus şehrinde başlayacak olan saldırıların sebebi Veyla'ydı. Bir yerden güven kazanıyor, bir yerden de ihanet ediyordu. Veyla'nın zihni gibi, yaptıkları da çelişkiliydi. Tam şu an Amorsus Konsey'inden bir emir alsa, bu karmaşada Gölge'ye yardımcı olmaması ve olabildiğince savaşçı kaybetmesini isterlerdi. Bunun için mutlaka emir almasına da gerek yoktu, Gölge'nin yanına ona zarar verecek her türlü şansı ve fırsatı önce yaratmak, sonra da değerlendirmek için gelmişti ama şimdi Veyla ise tam tersini sağlıyordu. Bu şehir, babasının ortakları ve destekçilerinden biriydi ve bu şehre saldırılıp alaşağı edilmesi Veyla'nın da işine yarardı. Yine de Gölge yeterince kan kaybettikten sonra yardımcı olmaya başlama şansı varken, Gölge'nin kan ve savaşçı kaybetmesine izin vermiyor, yardımcı oluyordu.

Veyla, geri dönmek üzere voltriderına yönelmeden önce havalanmaya başlayan voltriderın içerisindeki Erya ve Thal'a baktı. Erya gözlerini yavaşça kapatıp açıp başını sallarken Thal da "Dikkat edin!" dedi. Veyla da başını onaylar şekilde salladıktan sonra voltriderına bindi. Bir gün sonu olacağı adamı ve savaşçılarını korumak üzere yola çıktı.

O sıra haberleşme sisteminden Gölge'ye "Geri dönüyorum. Ne yapayım?" diye sordu.

Gölge, "Dışarının hâkimiyeti sende." dedikten sonra iletişimleri sonlandı. Adam da zaten nefes nefese konuştu, kim bilir ne haldeydi. Veyla yaklaştıkça savaşın daha geniş bir alana yayıldığını gördü. Gölge'nin savaşçılarının işi, şehri saldırıya uğrayan Karatan savaşlarınınkinden bile daha zordu çünkü bir yandan Karatan halkını güvende tutmaya çalışıyorlardı. Karatan savaşçılarının ise böyle bir derdi yokmuş gibiydi. Hatta gördükleri herkesi savaşa dâhil etmeye çalışıyorlardı. Veyla bir ateş duvarının içinden geçmek istemediği için son anda direksiyonu kırdı. Kullandığı voltriderın ateşten zarar görmesi için uzun süre maruz kalması gerekirdi ama yine de Veyla korkularının üstüne gitmek istemezdi.

Veyla, kendisine doğru atılan bir güç bombasından son anda kaçınıp havada yükseldi ve kuleye ilerlemeye devam etti. İlerledikçe gözüyle seçebildiği Karatan savaşçılarına ve voltriderlarına büyüsünü yönlendiriyordu. Nixsus savaşçıları ile çarpışan Karartan savaşçıları ne olduğunu bile anlamadan bir anda mor büyüyle titremeye başlayıp yere yığılıyorlardı. Azrit olanları öldürmek için azurit bıçağı gerekirdi ama en azından Gölge'nin savaşçıları azurit bıçağı ile gerekeni yapabilsin diye yeterli süre boyunca baygın kalmalarını sağlıyordu.

Veyla kuleye gökyüzünden şimşekler indiğini ve her penceresinin mavi büyüyle ışıldadığını görebiliyordu. Gölge kule içiyle ilgilenmekle kalmıyor, Veyla gelene kadar kule dışındaki Karatan voltriderlarına da şimşeklerini yönlendiriyordu. Karada süren savaşa yardımcı olabilmesi için gözüyle görmesi gerekirdi. Şimşeklerini yönlendirirse bile kendi savaşçılarına ya da halka da zarar verebilirdi ve bunu istemediği için ancak kulenin bulunduğu yüksekliğinde bir yandan savaşırken bir yandan da pencereden görebildiği düşman voltriderlara saldırıyordu.

Gölge, düşman voltriderların mor büyüyle parçalara ayrılmaya başladığını gördüğünde Veyla'nın geri döndüğünü anladı. Rahatlayarak sadece kule içiyle ilgilenmeye başladı. Veyla'nın varlığının onu rahatlatması şaşırtıcıydı ama şu an şaşıracak kadar vakti yoktu.

Veyla'nın voltriderının etrafını yüzlerce kırmızı gözlü, duman vücutlu, Dumrakalar sardığında Veyla "Hay sikeyim." diye mırıldandı. Bu Lunaları kontrol edebilen Xalia yakınlarda olmalıydı. Veyla, daha öncesinde duyum almıştı, Lunaları sayesinde güçlü bir Xalia'ydı. Veyla tam olarak hatırlayamasa da kadın Xalia'nın adının 'Yal' olduğunu düşünüyordu. Lunalarından çok uzaklaşmadığını, hatta bu Lunaların kadının vücudunun içinden çıkıp saldırdığını duymuştu. Kadın da dumanların arasında bir yerde olmalıydı.

Veyla maddi bir vücuda sahip olmadıkları için voltider içine sızan Dumrakaları büyüsüyle defetmeye çalıştı ama bu Lunalardan kurtulmak kolay değildi. Veyla'nın büyüsüyle zarar verebileceği bir vücuda sahip değillerdi. Bu sebeple onları yönlendiren Xalia'yı tespit edip öldürmek zorundaydı fakat görüş açısı bu kara dumanlı canlılarla kaplanmışken aramakta zorlandığı gibi voltriderı güvenle sürmekte de zorlanıyordu. Hava savaşan voltrider ve uçabilen Xalia kaynıyordu. Direksiyonun hâkimiyetini kelebeklerine bıraktı ve bir kısmını da Dumrakaların sahibi olan Xalia'yı bulmak üzere görevlendirdi. Voltriderdan atlamaya hazırlandı fakat o sıra Dumrakalar araç içinde her yanını sarmış, saydam bedenleri Veyla'ya değdikçe kadına acıyla titreme ve boğulma hissiyatı yaşatmaya başlamıştı. Bu yüzden atlaması iyi bir tercih olmayabilirdi. Dumrakalar peşinden gelirdi.

Dumrakalar kelebeklerin de etrafını sarıp kara dumanlarının arasında bıraktığında direksiyonun hâkimiyetini kaybetmesini sağladılar. Voltrider hızla düşmeye başlarken Veyla'nın elleri boğazındaydı. Nefes alamadığı için algısı kapanmaya başlıyordu. Kısa bir süreliğine de olsa ölmesine az kalmıştı. O sıra, o lanet Xalia'nın eline düşebilirdi. Ölmeden önce büyüsünün yeniden patlamasını sağlamaya çalışıyordu ama belli ki koruması gereken biri olmadığında bu o kadar da kolay değildi. Ortalığı mor büyüyle de yeterince aydınlatamıyordu çünkü vücudu ölmek üzereyken büyü patlaması yaşamadığı sürece büyüsünü yönlendirmekte zorlanıyordu.

Veyla ellerini güçlükle direksiyona götürdü. En son gözlerinin görebildiği andan hatırladığı kadar, Kataran güç bombası atan büyük ve sabit savaş silahlarının dizildiği alana doğru direksiyonu kırdı. Voltrider düşüp patlayacaksa bile bunu fırsata çevirebilirdi.

Gölge, kule camsız pencerelerinden kara dumanların sardığı ve Karatan ağır silahlarına doğru düşen bir voltriderdan artık sönmeye başlamış mor ışıltıların titrediğini gördü. Açmak üzere olduğu kapıyı bırakıp camlara yöneldi. Gözleri savaş alanında gezerken Dumraka denilen kurtulması güç ve lanet Lunaları kimin yönettiğini seçemedi ama Veyla'nın ne yapmaya çalıştığını anladı. Voltriderın patlayacağını anlamış, en azından Karatan'a da zarar vererek patlamasını sağlıyordu.

Gölge gerilen dudağının kenarını yalarken ne yapabileceğini düşünerek gökyüzüne baktı. Duman Dumrakalarını aydınlatabilirdi. Gökyüzünde Veyla'nın yakınları mavi şimşeklerle aydınlanırken birkaç saniyeliğine Veyla'ya görüş şansı sundu. Veyla etrafını saran Dumrakaların arasında bir çift kırmızı göz daha gördü. Dumrakalara kıyasla daha küçük ve Xalia gözüydüler. Elleri iki yanında yukarıya doğru kalkmış, üst vücudu geriye doğru gerilmişti ve göğsünden çıkan Lunaları kontrol eden vücudunda gözleri kırmızı büyüyle parlıyordu.

Veyla, 'Buldum seni kaltak' diye düşünürken güçsüz düşen bedeninde tüm büyüsünü ve kelebeklerini kadına yönlendirdi. Veyla, bu haliyle bile güçlü bir Xalia'ydı. Mor büyüsü kadına ulaşırken büyüsünün arasında mavi elektriklerin de dolaştığını gördü. Veyla'nın etrafındaki dumanlar dağılır gibi olurken Yal isimli Xalia'nın vücudu acıyla titremeye başladı. Göz irisleri gibi, gözlerindeki beyazlık da kırmızıya bulandı. Damarlarından mavi ve mor büyü ilerlerken Lunalar hızla vücuduna doğru geri yol aldı. Lunalar çekildikçe Veyla'nın nefesi ve vücudu rahatlarken kadının irileşen gözlerinde ölümü tatmasını izledi.

Veyla saatinden Gölge'nin sesini duydu. "Sonra teşekkür edersin."

Veyla, "Tam da hallediyordum." diye homurdandı ama halletmesi için de Xalia'yı görmesini sağlayan aydınlığı Gölge'nin oluşturduğunu biliyordu. Veyla'nın boğulduğu karanlığa, bir ışık yakmıştı ve bu, Veyla için çok manidardı.

Veyla, kadına "Seni tanıdığıma sevindim." derken ölü bedeni gökyüzünden yere doğru düşüyordu. Veyla voltriderın hakimiyetini yeniden kazanıp havalandırmaya başlarken geç müdahale ettiği için hızlı bir viraj alarak tamamıyla çarpmaktan son anda kurtuldu. Yine de büyük voltriderının sol yanı, binanın köşesine çarparak ilerlemişti. Çarptığı alanda beton parçalanarak yere düşerken bina da sarsıldı ama yıkılmadı. Hızlı hamlesi dolayısıyla voltriderın gürültüsü kulaklarında bir uğultu koparırken rüzgârı güç bombalarını ateşleyen ağır silahları kullanan Xaliaların neredeyse savrulmasını sağladı. Sürüklendikleri yerden hızla kalkıp silahlara yöneldiler ve ellerini yeniden kontrol boşluklarına soktular. Silah mekanik bir sesle birlikte çalışır hale gelirken silahı ve vücutlarını Veyla'nın sürdüğü voltridera çevirdiler. Veyla kaçmadan yakalamanın derdindelerdi ama Veyla'nın da kaçtığı yoktu.

Veyla ileriden dönüp ağır silahların bulunduğu piste indikten sonra voltriderdan çıktı. Karşısında on tane güç bombası silahının kol kısımlarına kollarını yerleştirmiş ve ona doğru dönmüş Xalia ateş ediyordu. Veyla üzerinde doğru gelen on adet güç bombasına karşı mor büyüsünü bir kalkan gibi kaldırdı. Kalkanına çarpan büyük güç acıyla inlemesini ve birkaç adım gerilemesini sağladı. Kararan gözlerini kırpıştırarak yeniden odak elde etmeye çalıştı. Elinin tersiyle kanayan burnunu sildi ve gözlerini ağır silahı kontrol edenlere çevirdi. Biliyordu, hemen yeniden ateş edemezlerdi. Silahın doğal taş sayesinde güç dolması için yeterince beklemeleri gerekiyordu. Gölge Kral Karanir, fırtınaların ve şimşeklerin Kral'ıydı. Onunla savaşırken teknolojik silahlarını kullanmamak için doğal taş ile kullanılan eski tip ama hala güçlü sayılan silahlara başvurmuşlardı. Büyü, her zaman teknolojinin önüne geçerdi ama yeni silahlar teknoloji ile büyünün harmanlanmasıyla oluşturulduğundan daha etkili ve pratikti.

Veyla, "Hiçbiriniz bir kadına nasıl davranılması gerektiğini bilmiyor." derken kalkanını indirmiş, onlara doğru ilerlemeye devam ediyordu. Xaliaların bir kısmı kollarını silahtan çıkarmış, büyüsüyle Veyla'ya karşı gelmek üzere hazırlanmıştı. Veyla bu çaresiz çabaya güldü. "Daha önce başkaları da denedi,"

Xaliaların gözleri büyüyle ışıldarken güçleri vücutlarından sökülüp Veyla'ya yöneldiğinde bir saniye içerisinde her biri mor büyüyle titreyerek yere yığıldı ve büyüleri de Veyla'ya varamadan hiç olmamış gibi yok oldu. "Ama hiçbiri başaramadı."

Veyla etrafında uçuşan kelebekleriyle birlikte sabit ve büyük silahlara doğru ilerledi. Saatini tutan kolunu kaldırırken sesinin Gölge'ye gitmesini sağladı.

"Artık güç bombalarımız var!"

Gölge "Sen nasıl..." dedikten sonra başını onaylamaz bir şekilde sallayıp boş vererek güldü. Veyla, söz konusuydu. Bir şekilde yapmıştı işte.

Veyla da gülüp "Sonra teşekkür edersin." dedi ve ortada olan silaha yöneldi. Önündeki Xalia'dan kurtulmak için büyüsüyle onu şehrin bir ucuna yollarken "İyi uçuşlar." dedi. Boşalan yere geçip kol kısımlarına doğru kollarını yerleştirdi ve silahı savaş alanına doğru çevirdi. Silah çalışır hale gelirken içerisindeki beyaz doğal taştan güç aldığı için beyaz parlak çizgiler silahın boşluklarından ilerleyerek gücün ateşlendiği ucuna vardı. Kelebekleri de diğer silahları kontrol etmek üzere varmıştı. Veyla ateş etmek üzereyken beyaz ışıltılar yavaşça mor renge döndü. Doğal taşın gücünü, kendi büyüsüyle güçlendirmişti. Kelebeklerine seslendi.

"Hadi şurayı mosmor edelim!"

Gölge, kulede neredeyse yaşayan bırakmamıştı. Hala üst katlar mevcuttu. Katlar arası zemin ve kapılar voltriderlarda da kullanılan dayanıklı materyaller ile kaplıydı. Gölge ardını duymakta Azrit kulaklarıyla bile zorlanıyordu. O yüzden kalp atışlarını, kaç kişi olduklarını tespit edemiyordu. Her bir sonraki kata çıkabilmek adına güçlü ve dayanıklı materyalin yanı sıra bir de savunma sistemi ile baş etmek zorunda kalmıştı. Gökyüzü neredeyse bir saattir şimşekler ile aydınlanıyor, kulenin merdivenleri cesetten geçilmiyordu ama hala Valdris'e ulaşamamıştı. Şehrin dört yanında görevlendirdiği savaşçılar da kulede değil, başka bir yerdeyse diye araştırıyordu ama bulamamış olsalar gerek ses çıkmamıştı. Gölge, Valdris'in kulede olduğuna dair bilgi almıştı ama asılsız olabileceği için bir yandan arattırmaya devam ediyordu.

Şehri çevreleyen herhangi bir savaşçısı da Karatan Kral'ı Ned'in kaçtığına dair bilgi vermemişti. Ned hala şehirdeydi ve o da şehrin en korunaklı yeri kulenin içerisinde olmalıydı. Teslim olur gibi kuleye girdiğinde savaşçıları ölmeden önce "Kral Ned, sizi zirvede bekliyor." demişti. Gölge'den teslim olmasını istemeleri, işine bile gelmişti. Kapıyı bizzat açmasalar, içeri girmekte oyalanacaktı çünkü ara katlardan çok daha dayanıklı bir şekilde inşa edilmiş giriş kapısını dışarıdaki karmaşanın ortasında kırmak daha zor olacaktı. Dışarıdan ve içeriden taşlarla örülmüş gibi gözüken kulenin taşları arasında da dayanıklı materyal olduğunu fark etmişti. Öyle olmasaydı, sadece taşlardan örülmüş olsaydı dahi daire şeklindeki kulenin duvarlarını kırması bir yıkıma yol açabilirdi ve Valdris'in içeride olma ihtimali, Gölge'nin bunu göze alamamasını sağlardı. Eğer Karatan savaşçıları doğru söyledilerse, Ned zirvede olmalıydı.

İçeri ilk girdiğinde uzun değil, kısa yoldan ve bir an önce Valdris'e varabilmesi için savaşçılara güzel bir teklif yapmıştı. "Teslim olmazsam Valdris'i öldüreceğinizi söylemişsiniz. Planları biraz değiştirdim. Şimdi şöyle yapacağız, Valdris'i bana teslim etmezseniz, teker teker öleceksiniz." demişti ama Karatan savaşçıları lafla değil, uygulamayla ikna olmuşlardı. Gölge yeterince ikna ettikten sonra aralarından en yetkili olanını kaçmak üzereyken yakalamıştı ve Valdris'in başında duran savaşçılar ile iletişim kurmasını sağlatmıştı. "Eğer emirle Valdris'i öldürmezseniz sikik Kral'ınız size ne yapabilir bilmiyorum ama eğer olur da öldürürseniz, benim size neler yapabileceğimi biliyorum. Sizi öldürmem ama öleceğiniz günü iple çekersiniz." dediği için Valdris'in hala sağ olduğuna emindi. Yukarıda bir yerlerde Gölge'nin yanına varıp almasını bekliyor olmalıydı ve lanet kule bir türlü bitmiyordu. Neredeyse gökyüzünü delip geçiyordu.

Gölge, yıktığı dayanıklı kapının toz dumanı ardından Valdris'e doğru birkaç adım atarken rahatlayarak nefesini üfledi ve ayaklarının yanında ensesinden tutarak sürüklediği yetkili Karatan savaşçısını yere bıraktı. "Emrindeki savaşçılar beni dinlememiş olursa, bedelini sen ödersin." demişti ve şimdi yetkili Xalia, Valdris'i canlı ve kanlı gördüğü için rahatlayarak Gölge'nin onu attığı zeminde alnını yere yasladı. Kalkıp belki yine kaçmaya çalışmalıydı ama ben yakalanacağını biliyordu, hem de vücudu hareket edemeyecek kadar hırpalanmıştı. Xalialar çoğunlukla korkmaz, savaştan kaçmazdı ama Gölge Kral'a karşı mutlak bir mağlubiyet yaşayacaklarını görenler, korkmaya başlardı.

Gölge, Valdris'in yanında hiç savaşçı kalmamasına baktı. Son iletişim kurduklarında Valdris'in yanında olduklarını biliyordu, sonrasında belli ki ya üst katlara kaçmışlardı ya da bir şekilde kuleden çıkış imkânı bulmuşlardı.

Gölge, "Biraz daha bulamasaydım, savaşçıları toplayıp şehrime dönecektim." dediğinde Valdris yüzündeki yaralara rağmen güldü. Gülüşü, acıyla inlemesiyle sonlandı. Gölge başıyla işaret verince Ash Valdris'in iplerini çözdükten sonra adamı yerden kaldırdı. Valdris ellerini kullanamadığında büyüsünü yönlendiremiyordu ve eli kolu bağlı beklemek zorunda kalmıştı. Gölge'nin kendisini kurtaracağına emin olduğu için beklerken Thal'ın durumunu düşünmek dışında bir derde düşmemişti.

Gölge Valdris'in karşısına geçtikten sonra gözleri hasar tespiti yapmak isteyerek adamda gezindi. Hırpalanmış, yaralanmıştı ama ölmeyecekti. Gölge memnun bir şekilde sırıtınca Valdris minnettar bakarak "Eyvallah." dedi. Sarılmak üzere bir elini Gölge'ye uzattı. Gölge de Valdris ile tokalaşırken yaklaşan vücutlarında diğer ellerini birbirlerinin sırtına götürdüler. Gölge adamın sırtını sıvazlarken "Sana eyvallah." dedi. Valdris binlerce kez Gölge'nin halkını korumuş, kurtarmıştı. Gölge göre, şimdi teşekkür etmesine gerek bile yoktu. Gölge bunu görev biliyordu. Savaşçıları halkını korur, Gölge de savaşçılarını korurdu.

Geri çekilirken Gölge memnuniyetsiz gibi baktı ama dudakları alayla kıvrılmıştı. "Baş savaşçım rehin düştü. Bu rezillikle nasıl başa çıkacağım?"

Valdris, "Dilersen beni idam ettirebilirsin ama önce Thal'ın ve Erya'nın nasıl olduğunu söyle." derken korkuyla bakıyordu.

Gölge iç çekip başını onaylar şekilde salladı. "Terraların yanındalar. İkisi de iyi. Thal da iyileşiyor."

Valdris rahatlayarak nefesini üflerken ellerini ensesine götürdü ve gözlerini kapattı. Son gördüğünde Erya zarar görmemiş, darbe almamıştı ama sonrasında başına bir şey gelip gelmediğinden emin olamamıştı. Thal ise... Son gördüğünde Thal ölmek üzereydi.

Yıldat saatiyle Veyla ile iletişim kurarken bir yandan da pencerenin dışından olan bitene bakıyordu. Gölge'nin yanına döndü. "Aşağıda hâkimiyet sağlanmış. Halk ve hayatta kalan savaşçılar da teslim olmuş. Veyla 'Ne yapayım?' diye soruyor."

Gölge, "Savaşçılarımın durumu?" diye sordu. Yıldat Veyla'dan ve diğer savaşçı yetkililerden aldığı bilgilerden rapor geçti. Yıldat, "Veyla, yaralananların direkt Nixsus'a gönderilmesini emretmiş. Ne derse yapın demişsin, bu yüzden tekrar sana sormamışlar." dedikten sonra bunun gerçek olup olmadığını öğrenmek üzere merakla baktı. Bunu duyduğunda inanamamıştı. Gölge komutayı olsa olsa Valdris'e bırakırdı. Ne olursa olsun her detayı kontrol etmek, kendisi müsaade etmeden adım atılmamasını isterdi. Veyla gibi hiç güvenmediği bir kadına savaşçılarının komuta edilmesini ve dışarısının hâkimiyetini bırakması, garipti.

Gölge, "Kayıp?" diye sorunca Yıldat, bir önceki söylediğine dair herhangi bir yanlışlık olmadığını anladı. Gölge bu duruma takılmamış, hatta 'iyi yapmış' der gibi yavaşça başını sallamıştı. Yıldat iç çekip "Ölenler de var, evet." dedi.

Gölge sıkkın bir nefes aldıktan sonra "Kimlik tespiti yapın. Ardında bıraktıkları var mı, öğrenin. Cesetlerin hepsinin doğa suyu mezarlığına götürülmesini sağlayın." dedikten derken pencereye yöneliyordu. Gölge ile birlikte Valdris de pencereye yöneldi. Aşağıya doğru bakarlarken Valdris önce kadının giydiği ceketin Gölge'nin ceketi olduğunu fark etti. Zaten Gölge Kral'ı siyah deri ceketsiz görmesine şaşırmıştı, sebebini ise şimdi görüyordu. Bu konuda, özellikle de Yıldat burada iken bir şey söylememeyi tercih etti. Savaş alanını hâkimiyeti altına aldığı için "İyi iş çıkarmış." dediğinde Gölge de yavaşça başını onaylar şekilde salladı. Bir araya topladığı teslim olan savaşçıların karşısında bir voltriderın ucunda bacak bacak üstüne atmış halde oturuyordu. Üstünde hala Gölge'nin ceketi vardı ve onu duyamayacağı kadar yüksekte olmalarına rağmen Gölge kadının karşısındakilerle dalga geçtiğine emindi çünkü karşısındakilerin yüz ifadelerini görebiliyordu.

Gölge, kadın alayla gülerken bir yandan da saçıyla oynamasını izleyerek "Yanımda olması, karşımda olmasından daha iyi." diye itiraf etti. Gülüşü kulaklarına erişmiyordu ama ezberlemiş gibi tahmin edebiliyordu. Çokça duymuştu. Ağlayışını ve acıyla inlemelerini çokça duymak istediğini düşünüyordu ama en çok gülüşlerini duymuştu. Ağlayışını ise bir defa duymuştu ve sandığı gibi hoşuna gitmemiş, aksine dinmesi için çabalamasına sebep olmuştu. Veyla olmasa da Valdris'i kurtardıktan sonra bu şehri dümdüz edebilirdi ama Veyla ile birlikte iki plan da aynı anda ilerleyebilmişti. Veyla, kendisinden bir tane daha gibiydi. Aslında aralarında birçok fark görüyordu, hatta kadın Gölge'ye ikisinin bir farkı olmadığını dile getirdiğinde Gölge bu fikre öfke dolmuştu ama şu an en azından bu konuda kadına katılıyordu. Valdris'in kendisine baktığını ve kendi gözlerinin Veyla'ya daldığını fark ettiğinde "Şimdilik." diye ekleyerek gözlerini pencereden aldı ve Valdris'e döndü. Valdris'in hemen ardında Yıldat da ona doğru bakıyordu.

Yavaş adımlarla Yıldat'a doğru yöneldi. Gölge yavaş ama güçlü adımlarla yaklaştıkça Yıldat yerinde durmakta, gerilememekte zorlanıyordu ama başardı. Gölge yanına vardıktan sonra elini kardeşinin omzuna götürdü ve sıkmaya başlarken sesi aksine sakin gibiydi. Bu sakinliği tanıyanlar bilirdi, fırtına öncesi sessizlikti. "Yatın kalkın Doğa'ya minnet edin ki..." derken Yıldat'ın vücudu Gölge tarafından sıkılan sağ omzuna doğru eğilip bükülmüştü ve acıyla inliyordu. "... Thal'a ya da Valdris'e bir şey olmadı."

Valdris'in omzunu sıkmaya devam ederken gözlerini Ash'e çevirdi. Ash de yutkunarak başını eğdi. "Şehre dönünce bunun hesabını vereceksiniz." dediğinde bir süre oluşan sessizliği sadece Yıldat'ın acıyla inlemeleri bozuyordu. Omzunun kırıldığına emindi ve Azrit vücudu iyileşmeye çalıştıkça Gölge'nin baskısı yüzünden imkân bulamıyordu. Gölge en sonunda baskıyı bir anda sonlandırıp alayla kardeşinin omzunu ovuşturdu. "Şimdi kaybolun gözümden."

Yıldat, vücudunun iyileşmesi için ihtiyaç duyduğu süre boyunca çektiği acı yüzünden yüzü buruşmuş haldeyken "Peki, işim bittiyse ben Veyla'nın yanına ineyim." dedi. Hazımsız hissediyordu fakat ses tonunu normal tutmaya çalıştı. Sonuçları ağır olabilecek bir hata yaptığının farkındaydı ama Gölge'nin onu ezdiği anlara da katlanamıyordu. Ayrıca Veyla'nın üstündekinin Gölge'nin ceketi olduğunu fark etmişti ve henüz sebebini öğrenme şansı olmamıştı. Ash ile de Gölge ve Veyla konusunda tartışmışlardı zaten. Bu sebeple dikkatleri dağılmış ve baskını fark edememişlerdi. Ash, ortada dolaşıp duran fısıltılardan konu açıp Yıldat'ın üstüne gittiğinde, Yıldat'ın gözü dönmüştü.

Gölge, "Sen in." dediğinde Yıldat Gölge'nin kırdığı kapının ardından merdivenlere yöneldi. Gölge, Yıldat'a bakmadan "Ama Veyla yanıma çıksın." dedi. Yıldat merdivenlerden Azrit hızıyla inmeye başlamadan önce duraksayıp Gölge'ye döndü.

"İşimiz bitmedi mi?"

Gölge, "Ned hala yaşıyor." dedikten sonra Valdris'i Ash'e gösterdi. Ash Valdris'in koluna girerek merdivenlere yönlendirirken bir yandan da Yıldat kadar gergin hissediyordu. Sebebi, Yıldat'ın sebebiyle aynıydı.

Yıldat, ters bir şekilde "Bulup öldürmek için Veyla'ya ihtiyacın olduğunu sanmıyorum." diye hesap sorar gibi konuştu. Gölge omzunun ardından yavaşça Yıldat'a baktı. "Yıldat." dedikten sonra dudakları tehditkâr bir şekilde kıvrıldı. Mavi gözlerinde göz bebekleri öfkeyle büyümüştü. Harelerinde büyüsünün ışıltıları dolaşmaya başladı. "Ölümsüzlüğüne güvenme, senin ölümün olurum."

Yıldat rahatsız bir şekilde kıpırdandıktan sonra sıkkın bir nefes aldı. Gölge'nin çok üstüne gitmemesi gerektiğini biliyordu ama baş başa ve yan yana olmalarını da istemiyordu. "Şu an Veyla ile konuşmam gerekenler var." diye bahane etti.

Gölge, sesini yükselterek "Sonra konuşursun!" dedikten sonra başıyla merdiveni gösterip "Hadi!" diye bağırdı. "Veyla'nın kelebekleri onu dışarıdan bu kata doğru çıkarsın. Pencereden girer. Anlaşıldı mı?"

Yıldat öfkesini yutkunmaya çalışıp "Anlaşıldı." dedikten sonra Azrit hızıyla merdivenlerden indi. Ash de Valdris ile merdivenlere yöneldi. Yıldat yeni azar yediği için Ash, dudaklarını gerisin geriye kapattı. Gölge'ye bu konuda bir şey söyledikçe aralarında gerginlik yükseliyordu. Kaldı ki zaten hata ettikleri ve hataları sebebiyle Valdris ile Thal'ı tehlikeye düşürdükleri için başları beladaydı.

Veyla, onu taşıyan kelebekleriyle küçük ama camsız pencereye vardı. Başı hafifçe içeriye doğru eğilirken ellerini de pencerenin taş yüzeyine yasladı. Zarif bir vücudu vardı ama pencere de bir Xalia'nın rahatça geçebileceği gibi tasarlanmamıştı. "Acaba biraz..."

Gölge, odada volta atarken Azrit kulaklarına rağmen Veyla'nın geldiğini yeni fark etti. Kaşları çatılmış, düşüncelere dalmış halde odada dolanırken etrafını, Veyla konuşmaya başlayana kadar duyamamıştı.

Veyla'nın pencereden girmeye çalışırken eziyet çeker gibi gözüktüğünü görünce Veyla'ya doğru yöneldi. Bir kolunu pencereden çıkartıp kadının beline sardıktan sonra kadını pencereden içeriye doğru çekti. O sıra kadının saçlarının kokusu burnuna dolanırken gözlerini devirerek tavana çıkardı. Onca savaştan sonra hala nasıl güzel kokabiliyordu?

Veyla'nın vücudunu doğrulttuktan sonra kolunu yavaşça Veyla'dan çekti. Veyla da o sıra üstünü başını düzeltiyordu. Gözleri birbirini bulduğunda ikisi de sesini temizleyip bir adım geri çekildiler.

Veyla ellerini ardında birleştirip iki yana sallanırken "Valdris ve Thal'ın iyi olduğuna sevindim." dediğinde Gölge de başını onaylar şekilde salladı. Veyla gözlerini adamın yüzünde gezdirdi. Savaştığı Xalialar yüzünden olsa gerek, yer yer kan sıçramış, şu ana kadar da kurumuştu. Yine de gözleri hayatında hiç kana bulanmamış gibi bakıyordu. "Gölge Kral Karanir sözünü tutmuş." diye mırıldandığında Gölge'nin dudakları kıvrıldı. "Veyla Aldar da tutabiliyormuş."

Veyla güldü. "Benden bir daha söz isteme. Sözlerimi tutmayı sevmem, beni zora soktun."

Gölge sırıttıktan sonra "Muhtemelen bir daha istemem." dediğinde Veyla da "Muhtemelen." dedi fakat ikisi de böyle bir anın tekrar yaşanacağını bilir gibiydi. Gölge söylemişti, ya hep ya hiçti. Ne olursa olsun Veyla'ya güvenmeye başlarsa, hep güvenirdi.

Zihinleri düşüncelerinin gürültüsünde boğuşurken vücutlarının oluşturduğu birkaç saniyelik sessizliğin ardından Gölge üst kata çıkan merdivenleri gösterdi. "Ned muhtemelen yukarıda bir yerlerde."

Veyla yavaşça başını onaylar şekilde salladı ve yine yumuşak bir sesle "Gidelim o zaman." dedi. Gölge de başını onaylar şekilde salladıktan sonra iç çekti. Bakışlarını Veyla'dan alıp merdivenlere yöneldi. Bir sonraki kata açılan kapının savunma sistemini aşmak için yine uğraşması gerekecekti ama Veyla'nın da oluşu, işleri kolaylaştırırdı.

Üst kata vardıklarında karşılaştıkları savaşçılar harekete geçmeden önce Veyla elini aralarında kaldırdı. Gölge, kadın büyüsüyle savaşçıları indirecek sanırken "Arkadaşlarınız teslim oldu. Hadi siz de uslu uslu teslim olun." dediğinde şaşırdı. Gölge, kadının birini öldürebileceği her anı değerlendireceğini düşünüyordu ama başka bir yolu denemişti. Gerçekten Ned'e yaklaşmış olmalılardı çünkü şu andaki savaşçılar, diğer savaşçılara nispeten daha korunaklı giyinmişlerdi. Dayanıklı materyale sahip ve Veylalar saldırmasa bile taşırken kendi kendilerine eziyet çekiyor olabilecekleri zırhlı giysiler ardındalardı. Başlarında bile kask vardı.

Gölge, "Sen bir şeyleri iletişimle çözmeyi bilir miydin kelebek?" diye alay ettiğinde Veyla omuz silkti. "Çeşitli yollar denemeyi severim."

Yine de bu çözüm yoluna savaşçılar cevap vermediklerinde Veyla üfledi. Gölge alayla Veyla'ya bakarken "Sanırım onlar sevmiyor." dedikten sonra savaşçılara döndü ve "O zaman tek bir yol kalıyor." dedi. Savaşçıların saldırma ihtimalinden çekinmeden bir sonraki kata yöneldi. Savaşçılar ardında kalsa da ona saldıramazlardı çünkü zırhlarının boşluklarından Veyla'nın da görebildiği mavi ışıltılar dolaşıyordu. Birkaç saniye içerisinde her birinin vücudu zemine doğru düştü. Çelikten daha güçlü olan ve voltriderlarda da kullanılan bir materyalin zeminde oluşturduğu tok ses kulaklarını doldururken Veyla da Gölge'nin ardından bir sonraki katın merdivenlerine yöneldi. Gözlerini savaşçılardan alacağı sırada düşen kaskların ardının boş olduğunu gördü. Duraksarken kaşları hafifçe çatıldı ve Karatan savaşçılarına döndü.

"Gölge..."

Gölge de duraksayıp Veyla'ya döndü. Kadının sesi gibi vücudunu da geren sorunun ne olduğunu görmek üzere Veyla'nın yanına doğru ilerlemeye başladı. Veyla'nın gördüğünü gördüğünde kalbi tekler gibi hissederken kaşları kalktı, dudakları titrek bir nefes almak üzere aralandı.

Veyla donmuş gibi hareketsiz kalırken Gölge hızla çözülüp hareketlendi. "Nasıl lan?" diye sorarken en yakınında olan savaşçının geriye kalan zırhını çözdü. Zırhın ardından ağızları bağlı, büyüsü Thal'ınkine benzer küçük bir çocuk çıkınca Gölge ile birlikte Veyla da yutkundu. Onlarcası vardı. Hepsinin devrilen vücutlarında zırh kıyafetleri ile kaskları ayrılmış, normalde başlarının olması gereken yer ise boştu. Hepsi çocuk muydu? Yanıltmak için yetişkin Xalia vücut büyüklüğünde giydirildikleri bir zırhın içinde küçücük kalan çocuklar? Belki de Veyla gibi onu bir canavar olarak görmeyen Ned Kral'ın, Gölge Kral'a son ve ölümcül darbe girişimi bu muydu? Bunun Gölge'yi güçsüz kılacağını düşünmüş olmalılardı ki kumpas gibi çocukları giydirip karşısına çıkartmışlardı. Bir şey söyleyemesinler diye ağızları bile bağlanmıştı. Büyüsüyle bu durumdan kendisini kurtaramayacak ya da henüz bu bilince sahip olmayan çocukları seçmiş olmalılardı.

Gölge, "Siktir, hayır." derken hızla kalkıp diğer bedenlere yöneldi. Veyla güçsüz kalan bedeni sebebiyle merdivenin korkuluklarına yaslanırken Gölge zırhları çözdükçe ortaya çıkan görüntünün arasında Gölge'nin ne kadar da yabancı gelmediğini yüzünü buruşturarak izledi. Ölü çocukların arasındaydı yine. Veyla'nın gözleri geri plana çekilirken zihni sahneyi devraldı. Nereden ve nasıl bildiğini ve gördüğünü bilmediği görüntüler gözlerine müthiş bir baş sancısıyla birlikte gelmeye başlarken her birinde Gölge Kral, çocuk katiliydi. Şimdi de olduğu gibi... Mekân, zaman, görüş açısı ve ölen çocuklar değişiyordu ama Gölge hiç değişmiyordu. Hepsinde katildi. Veyla bu görüntüleri ne zaman gördüğünü bilmiyordu ama hepsi o kadar gerçekçiydi ki.

O sıra Gölge, es vermeden her birinin zırhını çözmüştü. Her zırhta yeniden umutlanıyordu. Belki bu sefer çocuk değildir, diye düşünüyordu ama her umudu acıyla yıkılıyordu. Git gide büyüyen bir acıyla. Zaten hep öyle olmuştu. Gölge ne zaman umut etse, sonunda acıya kavuşmuştu. Dağ gibi olan vücudunda elleri titreyerek zırhları çözmüştü ve görmüştü. Hepsi, her biri çocuktu... Yanılgı oluşturarak zırhların ardına zorla konulmuş çocuklar... Ve ağızları bağlıydı. Aslında, kata çıktıklarında Gölgelere yönelmişler, Veyla elini kaldırınca durmuşlardı. Belki de saldırma niyetinde değillerdi, sadece dertlerini anlatmaya çalışıyorlardı. Veylalar ise yanlış anlamıştı ve Gölge büyüsünü ölmeleri için gözünü kırpmadan yönlendirmişti.

Gölge, çocukların cesetleri arasında kalakalmışken elleri ensesine doğru yol aldı. Parmaklarını ensesinde kenetlerken gözleri yavaşça cesetlerin arasında geziniyordu. Vücudunun her zerresi güçlü bir Xalia'nın eziyetine uğruyormuş gibi kasılmıştı ve göğsü hızla inip kalkıyordu. Hızlı nefesler alıp veriyordu ama hiçbirini ciğerlerinde oksijen gibi hissedemiyordu. Sanki hepsi zehirdi de Gölge'nin de zehirlenmesine az kalmıştı. Bedeni ayakta durmakta zorlanıyordu. Dağ, yıkılmak üzereydi.

Veyla yutkunamadıktan sonra buruşan yüzü eşliğinde gözlerini cesetlerden alıp Gölge'ye çevirdi. Gölge'ye bakarken sadece şu an bakmıyor, zihninde uyanıp duran o görüntülerdeki adama da bakıyordu. Vücudunu yeniden öfke bürümüştü. İşte bu adamı öpmek istemişti. İşte korktuğunda bu adama sığınmaya çalışmıştı vücudu. Derdi neydi? Bu adama 'canavarsın!' diye de bağırmıştı üstelik, biliyordu. Gölge aksini iddia etse ve aksi gibi davransa bile Veyla biliyordu, niye unutuyordu?

Veyla, "Hadi." dedikten sonra merdivenlere yöneldi ama Gölge kıpırdamadı. Veyla, adamın peşinden gelmediğini fark edip öfkesini de dışa vurarak "Hadi!" diye bağırdı. Gölge duyar gibi değildi.

Veyla, adamın üzülmüş gibi davranmasına katlanamadı. Ortalıkta halkı falan yoktu, kime rol yapıyordu? Veyla'ya mı? Veyla'nın inanacağını mı düşünüyordu? Veyla zaten adamın ne halt olduğunu biliyordu. Ara ara yanılgılara düşüyor olsa bile, biliyordu! Gölge de bildiğini bilmiyor muydu? Adama yumuşayıp dururken onu kandırabileceğine dair bir açık mı vermişti? Aptal Veyla!

"Karanlığındaki çocuk mezarlığına onlarcası daha eklendi diye mi bu hallerin Gölge Kral?"

Gölge'nin güçsüz kalan kolları yavaşça inerken kulakları bu sefer duydu. Yutkunma yutkunamazken başı hafifçe Veyla'ya doğru döndü ama bakamadı. Veyla ise çıktığı merdivenlerden inip Gölge'ye doğru birkaç adım daha attı. Ellerini iki yanında kaldırıp "Binlercesi arasına biraz daha eklendi diye mi bu şaşkınlığın gerçekten? Yapma, çocuk katili Gölge Karanir! Bari, bana yapma. Beni kandıramazsın!" diye bağırdı. Bunu iyice anlasın istiyordu. Veyla'ya da sahtekarlık yapmamalıydı.

Gölge'nin kulaklarında yankılandı. Çocuk katili Gölge Karanir.

Veyla, adamın vücuduna yan profilinden bakarken vücudunun gittikçe devrilmek üzereymiş gibi eğildiğini görebiliyordu. İçi garip duygularla kasılıp kavrulurken öfkesini yeniden sahneye çağırdı. Niye öyle hemen arkaya geçmeye çalışıyordu ki öfkesi? Alayla gülüp "Hadi ama!" diye bağırdı. "Sen nicesini kahkahalarla öldürmedin mi, şimdi niye gülmüyorsun? Kahrolmuşsun gibi davranmayı bırak da işimize devam edelim. Sabaha kadar senin rol yapmanı beklemeyeceğim."

Yeniden merdivenlere yöneldi. Gerekirse Gölge'siz devam edecekti. Adamın üzülmüş gibi davranması mümkünmüş gibi öfkesinin daha da artmasını sağlıyordu. En çok da kendisine öfkeliydi. Kendisini affedilmez bir canavar olarak görüp nasıl da zihninde Gölge'yi temize çekmeye başlamıştı öyle? Neymiş, dağmış... Neymiş, sığınakmış... Güvenilirmiş, onun korumak istediğine bir şey olmazmış... Gölge kendisinden bile beterdi. Yanılsamaydı hepsi. Gerçeği yansıtmıyordu. Gölge, halkı gibi Veyla'yı da kandırmaya çalışıyordu. Veyla da bir güzel kanmaya başlamıştı! Gölge'ye güvenmeye, dağ gibi görmeye başlamıştı. İşte zihni yine gerçekleri çıkartmış, Veyla'nın gözlerine izletmişti. Gölge bazen sığınak, bazen felaket değildi. Öyle düşünüp sığınak olduklarına imrenir gibi garip garip beklentilere girişmişti. Aptaldı! Gölge Kral Karanir, bir felaketti! Veyla'ya da felaketti, Zenith'e de felaketti! Veyla Gölge'ye kanarsa, felaketi davet ederdi.

Bir ses duyduğunda korkulukların ardından Gölge'ye doğru baktı. Gölge dizlerinin üstüne düşmüştü. Veyla duraksar, bakakalırken korkuluklardaki eli demiri sımsıkı tuttu. Gölge'yi ilk defa teslim olur gibi görüyordu. Kimseye boyun eğmeyen bedeni, çocukların ölü bedenleri arasında yığılmıştı. Gölge'nin yüzünü göremiyordu ama dağın yıkıldığını görebiliyordu. Öldürdüğü çocukların ortasında, dizlerinin üstüne düşmüş, kalçasını da ayaklarına yaslamıştı. Boynu hafifçe eğilmiş, donmuş gibi hareketsiz duruyordu. Hala rol mü yapıyor, diye düşündü ama zaman geçtikçe acısını da görebilmeye başlıyordu. İşin aslı, zaten acısını görebildiği anlar onu canavar olmadığına dair yanılgılara itmişti. Şimdi de görebiliyordu ve rol gibi değildi. Veyla, zihninin zehir gibi olduğunu hem biliyor, hem de çokça duymuştu ama şimdi hiç çalışmıyor gibi hissediyordu. Bir karara erişemiyordu.

Veyla ne diyeceğini bilemezken yutkunarak bir Gölge'ye bir de üst katın kapısına baktı. Büyüsüyle o kapıyı tek başına açabilirdi, Gölge'ye ihtiyacı yoktu. Adam da ne yaşıyorsa yaşayıp sonra dâhil olabilirdi. Rolse bile Veyla'nın inanmadığını görünce sonlandırırdı, rol değilse... Rol değilse de acısı bitince kalkıp gelirdi!

Gözlerini kırpıştırıp kendine gelmek ister gibi başını iki yana salladıktan sonra birkaç adım daha merdivenlerden çıktı ama çok geçmeden durdu. Kapıya doğru bakan gözleri sımsıkı kapanırken yüzünü buruşturdu. Kalbi büzüşmüş gibi hissetti. Adamı bırakası yoktu.

Sıkkın bir nefes alarak gözlerini araladı ve korkuluklardan bakınca görebilmek üzere birkaç adım geriye, aşağıya doğru adımladı. Gölge hala aynı şekilde duruyordu. Veyla'nın varlığını bile unutmuş, dalmış gibiydi. Zihninden neler geçiyordu, Veyla bilemiyordu. Adam şu anı değil de, zihninin gösterdiklerini görüyor, yaşıyor gibi buradan kopmuştu.

Veyla, "Gölge?" diye seslendiğinde sesinin bu kadar yumuşak çıktığına inanamadı. Biraz önce bağırıp çağırmış, adama demediğini bırakmamıştı. Adam o cümleleri duyduktan sonra daha da kötü bir hale gelmişti ama şimdi dudaklarından çıkan bu ses de neyin nesiydi? Adamın acısı mıydı Veyla'yı yumuşatan? Adam Veyla'nın acılarını keyifle izlememiş miydi? Hatta özellikle izleyebilmek üzere o kâbus mağarasına götürmemiş miydi? Adam Veyla'nın acılarından haz alırken, Veyla niye yumuşuyordu?

Kendi kendisine yüzünü buruşturdu. Yapması gereken çok açıktı, siktir olup yukarı çıkmak ve Ned denilen adamı bulup öldürmekti. Yine de vücudu Gölge gibi donakalmıştı. İçinde iki tarafı savaşıp duruyordu.

Hangi tarafı daha çok beslenmişti?

32

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!