28/66 · %41

🔮 28 ⚡ Sessiz

36 dk okuma7.035 kelime28 Kasım 2025

2. KISIM  AMORSUS KELEBEĞİ 

🔮 28 ⚡ SESSİZ

**

Veyla, dizine kadar uzanan çizmelerinin içerisinden biri azurit iki bıçak çıkardıktan sonra ağacın ardından kurbanlarına baktı. Xalialar çoğu zaman ya seksten ya da eğlenceden konuşurlardı fakat nispeten ciddi gözüküyorlardı. Konu ise siyah ölümdü. Önceleri sadece kutba yakın şehirlerce bilinen ya da önemsenen bir durumken şimdi daha iç kesimlerin de ilgisini çeker hale gelmişti. Yavaş ilerlediği için uzun zaman boyunca ne kadar büyük bir yeri kaplamaya başladığı anlaşılamamıştı fakat artık kutba yakın şehirlerin ya çekildiği ya da sadece ölümsüzler ile yaşamı sürdürdüğü kadar büyük bir yeri kaplamaya başlamıştı. Bu durum da ucu kendisine dokunmazmış gibi önemsemeyen ve hatta çoğu Xalia'nın haberi bile olmadığı durumun önemsenmeye başlamasına sebep olmuştu. Hala önemsemeyenler, önemseyenlerden fazlaydı ama sohbetlere konu olduğuna göre duyum alanlar artmıştı. Duyum alanların bir kısmı da kendi gözleriyle görmeden inanmayacak olmalıydılar. Siyah ölüm, büyülü bir gezegen için bile fazla karanlıktı.

"Buralara kadar gelmez herhalde. Değil mi?"

"Korkma lan. Ne var yani bir yüz yıl erken öleceksen? Kadınlar ve içkiler biz Azritlere kalır."

"Yüz yıl az mı piç?"

Veyla "Ah, tatlımlar... Kıyamam size ama geleceğiniz için o kadar endişelenmeyin ya..." diyerek ağacın ardından çıktığında on kişilik devriye savaşçıları hızla Veyla'ya doğru döndü. Bıçağı yanından geçtiği ağaçlara sürte sürte onlara doğru ilerlemeye başladı ve geniş bir sırıtış bahşetti. Oldukça karanlık olduğu için Xaliaların gözleri kısılırken yaklaşan kadının kimliğini tespit etmeye çalıştılar. Tek kişi olduğunu varsaydıkları için endişe etmediler. Sonuçta, on kişiydiler. Bir sonraki devriyenin savaşçısı olabileceğini düşündüler ama sesi tanıdık gelmiyordu. Çünkü onlar sesini değil, namını bilirlerdi.

İçlerinden iki tanesi Azrit'ti ve karanlıkta bile mor saçları gördüklerine yemin edebilirlerdi. Elleri haberleşme saatlerine doğru giderken dudakları titrek bir nefes için aralandı. Eğer şu an onlara yaklaşan mor kelebekse, on kişi olmaları sadece fuzûlî bir detaydan ibaret olurdu. Kulaklara hikâyeler duyuran uğursuz kelebek kıpırdamadan dahi onları avlayabilirdi.

Veyla cümlesini devam ettirecekken Gölge'nin "Sonuçta bugün öleceksiniz." diye onun yerine devam sesini duydu. Sırıtışı silinirken duraksadı ve gözlerini devirerek Gölge'ye baktı.

"Niye rol çalıyorsun Kral?"

Xalialar bu sefer sıçrayarak Gölge'nin yaklaştığı yöne döndüler. Gölge o sıra Veyla ile ilgileniyordu. Kadını sinir ettiği için keyiflenen sesiyle "Ortak değil miyiz kelebek? diye sordu.

"Kelebek mi?"

"Mor saçları var!"

"Lan! Siz kimsiniz?"

"Kuleye haber ver!"

Gölge, Xaliaların elektrikli cihazlarının çoktan bozulmasını sağladığı için müdahale etmese de "Bir dakika, sizi birazdan sikeceğiz. Şurada bir şey konuşuyoruz, az müsaade edin." dedikten sonra bir elini ağaca yaslayarak Veyla'ya baktı. "Ha kelebek? Kararları almaya eşlik edebilmek için 'ortağız' deyip duruyorsun. Şimdi ne oldu?"

Veyla, sitemle konuşmaya başladı. Bir yandan da ellerini kollarını havada sallıyor, kızgınlığını belirtiyordu. Kadını okyanusun dibine yolladığında bu kadar önemsememişti. "Benim cümlelerim konusunda değiliz ama! Tam 'bugün öleceksiniz' dedikten sonra iki bıçağımı da aynı anda fırlatacaktım, iki tanesi şak diye ölecekti. Şovumu bozdun resmen."

Gölge güldükten sonra "Ya hep ya hiç kelebek," dedi. "Ben aza tamah eden bir adam değilim."

Gerçekten şu an Gölge Kral Karanir ve Veyla Aldar ile karşı karşıya oldukları korku ve şokunu üstlerinden atmaya çalışıp idrak kabiliyeti kazanan Xalialardan biri Gölge'ye doğru koşmaya başlayınca Veyla'nın yakınından koştuğu için, kadın elindeki bıçağı adamın boynuna doğru fırlattı. Adamın elleri boynuna doğru giderken boğazına dolan kan dolayısıyla boğuk sesler çıkartarak dizlerinin üstüne düştü. "Adam size 'az müsaade' diyor, saygısız herif. Gidip çayır çimen zıplaya zıplaya hayatınızın son dakikalarının tadını çıkarmanız gerekirken gerçekten hemen saldırıyor musunuz?"

Gölge, "Bir an önce ölmek istiyorlar diye yorumladım." dediğinde Veyla, "Ölsünler o zaman." dedi.

Xalialardan biri elektrikli değil güç merkezindeki doğal taşla enerji dolan ve bir süre aydınlatan feneri açtığında Gölge bir elini ışık ile yüzü arasında kaldırdı. Avucundaki siyah gül dövmesi ardından mavi gözleri yüzüne yansıyan ışık yüzünden kısılmış olsa da rengi daha da gözler önüne çıkmıştı. Veyla adamın görünüşünü adeta izlediğini fark ettiğinde hafifçe çatılmış kaşları eşliğinde bakışlarını kaçırdı. Ona bakarken gözlerinin memnun kalmasın nefret ediyordu.

"Şu yüzüme ışık tutan piçi öldüreni öldürmeyeceğim."

Veyla, "Teklife ben de dâhil miyim?" diye sorduğunda Gölge sırıtarak "Hayır bebeğim, senin kaçarın yok ama yine de iyi denemeydi." dedi. Veyla ışık tutan Xalia'ya doğru kaldırdığı bıçağını geri indirdi. O zaman kendi derdini, kendi çözmeliydi.

Devriye savaşçılarından en yetkili olan olsa gerek "Saldırın!" dediğinde Veyla, "Bir saniye, şu bıçağı da alayım..." diyerek yerde kanlar içerisinde yatan adamın boğazına yönelmişti. Hava bükücü Xalialardan biri Veyla'nın ricasını elbette ki dinlemeyerek büyüsünü yönlendirdiğinde bir saniye geçmeden Azrit hızıyla gelen Gölge Xalia'nın karşısındaydı. Eli, adamın göğsünden girmiş, kalbini tutmuştu. O sıra adamın vücudunu havaya doğru kaldırdığı için şimdi boyları eşit konumdaydı. Normal şartlarda herhangi bir Azrit, herhangi bir Xalia ve insandan daha uzun olurdu.

"Kelebeğim senden bir şey rica ettiğinde, onu dinlemeliydin."

Veyla biraz önce öldürdüğü Xalia'dan geri çıkarttığı kanlı bıçakla birlikte doğrulurken Gölge'nin, adamın kalbini söküp çıkarışını izledi. Xalia'nın vücudu yere düşerken Gölge kalbi tuttuğu elinden kanlar akarak Veyla'ya baktı. Veyla'nın gözleri, gördükleri oldukça hoşuna gittiği için kısıldı. İstemsiz bir şekilde kıvrık dudaklarının kenarını ısırdı. Gölge önünde soyunduktan sonra tahtına oturmuş ve bacaklarını davetkâr bir şekilde aralayarak kucağını sunmuş gibi hissetmişti. Öyle yapsa niye hoşuna gideceğine dair kendisine eziyet edip kendi kafasını taşlara sürtmek istediği sinir bozucu durumlar vardı ama şimdi onu düşünemeyecek kadar etki altındaydı.

Gölge kadınları tanır, bilirdi. Veyla en tanıyamadığı, en ulaşamadığıydı. Yine de kadının yüzünde oluşan ifadenin beğeni olduğuna yemin edebilirdi. Başka bir kadın mücevherle, tahtla ve övgülerle etkilenebilecekken Veyla ise bu andan etkilenmiş gibi bakıyordu. Yanılgı ya da alay olabilirdi ama yine de Gölge, kadının bu yüz ifadesini beğendi. Farkında olmadığı, kendi yüzünde de benzer bir ifade vardı. Kadın her nasıl bakıyorsa baksın, adamın arzusu yeniden baş göstermişti. Özellikle de sadece bir fermuarın ardında neler olduğunu artık bilirken...

Gölge, onlara hızla yönelen bir Azrit'e bakmadan boynundan tutarak başka yöne attı. Başı ve bakışları hala Veyla'ya dönüktü. Veyla omuzlarını hafifçe iki yana sallarken adamın elindeki kanlı kalbe bakıp "Benim için mi?" diye sordu.

Gölge kıvrık dudaklarını yavaşça yaladı. Derinden gelen sesiyle 'Öyleyse ne olacak?' diye soracakken kendini toparlayıp sesini temizledi ve yüz ifadesini düzeltti. Kalbi de sahibine, yerde ölü bir şekilde yatan bedene doğru atarken "Ortağıma saygısızlık, bana saygısızlıktır." dedikten sonra onlara saldıran savaşçılara döndü.

"Konu yine senin egon yani..."

Gölge, ters bir ses tonuyla "Başka ne olacaktı?" diye sordu. Veyla geniş omuzları ardında kalırken gözlerini devirdi. Gölge de o sıra bir bitki çağıranın toprak altından yolladığı köklerden kurtularak Xalia'yı ağaç ile arasında acizce kıvranan bir beden haline getirdi. Xalia'nın cansız bedeni ağaçtan kayarak düşerken bir başka Xalia'ya yöneldi. Xalia'yı, haber vermek üzere dağlık bölgeden şehre doğru hızla ilerleyen bir Azrit'in üstüne attı ve birlikte düşmelerini sağladı. Üç saniye geçmeden onların dibine vardı ve ikisinin de boynundan tutarak aynı anda kaldırdı.

Veyla'nın keyfi silinmişti. Ellerindeki iki bıçağı da Gölge'ye doğru atası gelmişti. Öyle söyleyince ve elindeki kanlı kalple Veyla'ya dönüp bir farklı bakınca Veyla'da garip kıpırtılar uyandırmıştı ve şimdi her bir kıpırtının üstünde tepinerek yine can sıkmıştı. Veyla niye böyle bir kıpırtı rüzgârı oluşsun istiyordu bilmiyordu ama oluştuğu gibi de kapılıyordu. Oysa adam istikrarlı bir şekilde rüzgâr oluştukça bertaraf ediyordu. Belki de bilerek önce oluşturuyor, sonra da bertaraf ediyordu. Veyla'nın var olan her hissi ile oynayacağını bizzat dile getirmişti, Veyla'da hisler uyandırmaya çalışıyor olabilirdi. Veyla 'Çok bekler!' diye düşündü. Veyla yeniden adamla fazla sohbet etmemeyi, hatta göz göze bile gerekmedikçe gelmemeyi aklına kazanırken savaşçılara yöneldi. Erya ve Thal'ın da bir keresinde söylediği gibi, dövüşmedikleri sürece iyi anlaşıyorlardı ve iyi anlaşmaları ne oldukları ile ne olacakları düşünülünce tatsız bir durumdu.

Veyla, ona doğru yönelen Xalia kadına doğru iki bıçağını da kaldırdı. "Şu bıçaklara tek tek kafa attıktan sonra soldakini göğsüne sapla. Seninle uğraşasım yok."

Sesinin ne denli memnuniyetsiz çıktığını fark edince yüz ifadesinden de şüphelendi. Gölge ileride dört beş Xalia'yı aynı anda pataklıyordu, dönüp bakmazdı ama yine de tadının kaçtığını görmesinden endişe edip yüz ifadesini toparlamaya çalıştı. Birilerini öldürmeyi severdi, öldürüp keyfini yerine getirmeliydi. En azından bu Veyla Aldar, seviyordu. Seneler önceki Veyla Aldar'ın sevmediğini, hatta yapmamak için çığlıklar atarak, eziyetler çekerek itiraz ettiğini kâbus mağarasında izlemişti. Kendisi değil de bambaşka birinin anıları gibiydi...

Kadın savaşma isteğiyle yönelmeye devam edince Veyla üfledi. "Sanırım beni uğraştıracaksın."

Azrit kadın Veyla'nın iki bileğinden de tutup vücuduna çekerek kafa attığında Veyla'nın yüzü acıyla buruştu. Dağlardaki ağaçların ardında mor büyüsü ışıldadığında, başka herhangi birinin büyüsüne benzemediği için hemen belli olacağından dövüşmek zorunda kalıyordu ve Azritlerle dövüşmekten nefret ediyordu.

Veyla bir küfür mırıldanırken kadın durmadan Veyla'nın bileklerini aşağıya doğru çevirmeye ve bıçakları bırakmasını sağlamaya çalıştı. Veyla'nın bilekleri kırılma noktasındayken dizini kadının bacaklarının arasına doğru kaldırıp sertçe vurdu. Azrit kadının elleri bir anlığına duraksar ve kasılan kasıkları yüzünden üst vücudu Veyla'ya doğru eğilirken Veyla en azından bir elini kaçırmayı başardı. Bıçağın arkasıyla kadının ensesine vurduktan sonra diğer elini de kurtardı. Kadının acıyla kasılan vücudunu kolları arasında çevirdikten sonra dizinin arkasına tekme atıp kadının diz çökmesini sağladı. Azrit kadın acılarından hızla kurtulduğu için Veyla kaldırdığı bıçakları indirene kadar Veyla dönmüştü. Kadın hala yerdeyken Veyla'nın karnına sarılarak üstüne atladığında Veyla "Ama temas yok!" diye bağırdı. Veyla altta, kadın Veyla'nın hemen üstünde yere düştüklerinde Veyla yakın yüzlerine karşı iğrenme ifadesine büründü ve "Sence de fazla yakın değil miyiz?" diye sitem etti.

"Uğursuz kelebeğin beni daha çok yoracağını sanmıştım ama daha çok 'pırt kelebek'mişsin."

Veyla, "Büyümü kullanabiliyor olsaydım sen bu cümleyi kurana kadar çoktan seni Doğa'ya kavuşturmuş, evime dönmüş, calinimi yudumluyor olurdum kaltak." dedi.

Kadın sırıtarak "Ama öyle olmuyor." dedikten sonra Veyla'ya yeniden kafa attığında Veyla acıyla yüzünü buruşturup sağ tarafına kaçırırken "Hay senin kafana..." diye söylendi. Azritlerin kas gücünden de, hızlarından da, Gölge'den de nefret ediyordu! Gölge ne alakaydı şimdi, bilememişti ama yine de nefret ediyordu!

"Hayır yani biraz da tekmeni falan kullan. Çeşitlilik olsun."

Kadın "Sen ne çeşit bir manyaksın bilmiyorum ama sayende 'uğursuz kelebeği öldüren kişi' olarak tanınacağım." dedikten sonra Veyla'nın bıçaklarından birini zorla alıp kadının göğsüne sapladı. Veyla gözlerini irileştirirken boğulmak üzereymiş gibi nefes aldı. Kadının sırıtışı artarken "Doğa'ya benden selam söyle kelebek." dedi.

Veyla gözlerini yavaşça kapattı ve dikleştirdiği başını da ardındaki zemine yasladı. Kadının elleri çözülürken üstünden kalktı. "Bir de bu kancıktan korkuyorlar." dedikten sonra alayla "Hah." deyip güldü.

Veyla gözlerini araladıktan sonra ağzında biriken kanı yutkundu. Belki de tükürmeliydi ama Veyla acılarını tükürmeyi değil, yutkunmayı biliyordu. Bu sebeple de onlardan hiç kurtulamıyordu.

Gölgelere doğru yönelmiş kadına "Doğa diyor ki 'Gelsin selamını kendi versin." dediğinde kadın sıçrayarak Veyla'ya döndü. Veyla göğsündeki bıçağı çıkardıktan sonra kadının şaşkın bakan gözlerine karşı güldü. "Sen nasıl..."

"Üzgünüm tatlım ama sen 'uğursuz kelebek tarafından öldürülen kişi' olacaksın. Bu da çok özel bir şey değil, ölülerin yarısının sahip olduğu bir unvan."

Kadın bir küfür mırıldandıktan sonra tekrar Veyla'ya yöneldi. Veyla kadın yüzünden yere düşen azurit bıçağını aldı. Yerde olmasını avantaj bilerek toprakta kayarak kadının ardına geçti ve ayağının arkasına tekme attı. Kadın sendelerken ardından üstüne atladı ve eğimli dağda birkaç metre yuvarlandılar. Büyük bir taşa çarpıp durduklarında kadın altta, Veyla üstte konumlanmışlardı ve kadının başı taşa sertçe çarptığı için acıyla inlemişti. Kadın, iyileşene kadar sürecek olan bir beyin sarsıntısı geçirirken Veyla azurit bıçağını kalbine sapladı. Kadının acı yüzünden sımsıkı yumduğu gözleri irice açılırken Veyla'nın biraz önce taklit ettiğinin aksine gerçek bir hırıltılı nefes bahşetti.

Veyla kadının üstünden kalktıktan sonra teninin iyice soluklaşmasını ve sarı çizgilerin kalbinden tüm vücuduna doğru yayılmasını izleyerek üstündeki tozları silkeledi. Gölge'nin siyah deri ceketi toprak yüzünden yer yer kirlenmişti. Göğsü hizasına bıçak saplandığı için bıçak genişliğinde bir delik oluşmuş, kan da yayılmıştı. Ceketi bizzat çıkarıp yakmak isteyeceği kadar Gölge'ye öfkeli hissettiği için ceket umurunda değildi ama temiz ve özenli görünmeyi severdi. Ayrıca ceket sayesinde kapattığı teni, delik sayesinde biraz açılmıştı. Göğüslerini gösterebilecek bir delik olmasa da yine de tenini gösterdiği için kadına "Yaptığını beğendin mi?" diye sordu ama kadın artık cevap veremezdi. İrice açılmış ve göz bebekleri kanla kaplanmışken boş bakışlarla gökyüzüne bakıyordu. Veyla bir ağaçtan koparıp çektiği yaprakla önce bıçaklarını temizleyip yeniden çizmesinin içindeki yerine yerleştirdi. Ardından da burnundan çenesine akan kanları ve ellerini temizledi.

"Seni sona bıraktım yavşak."

Veyla, Gölge'nin sesini duyduğunda ardına döndü. Biraz önce fener açmış olan Xalia'dan bahsediyordu. Xalia diğerleri gözlerinin önünde bir bir, Gölge sayesinde bazen ikişerli, üçerli ölürken yenemeyeceğini fark etmiş, çaresiz bir şekilde ağaca yaslanmıştı. Gölge, Veyla'nın hak ettiği kadına baktıktan sonra Veyla'nın durumuna baktı. Kanlı eliyle çenesini kaşıdıktan sonra Veyla'nın üstünü gösterdi.

"Ceketime sahip çıkamamışsın."

Veyla kollarını göğsünde birleştirip bir ayağını, çapraz bir şekilde diğer ayağının önüne götürdü ve bileklerini birbirine yaslarken hafifçe omuz silkti. Ters bir şekilde "Zaten tenime değmişti, artık istemezdin ya?" diye hatırlattı.

Gölge, gözlerinin kadının göğsüne takıldığı birkaç saniyenin ardından gergin bir şekilde "Öyle yapma." dediğinde Veyla anlayamayarak kaşlarını kaldırdı. Adama yönelmeden önce Veyla'nın yanına varıp kadının kollarını çözdü. Veyla "Ne yapıyorsun be?" dese de engel olmadı. Gölge, Veyla'nın dokunmasına müsaade ettiği sayılı isimlerden olmasının yanı sıra, ona en çok dokunandı. Sadece özellikle de Gölge, bu durumun farkında değildi.

Gölge kadının kollarını çözdükten sonra gözlerini yeniden Veyla'nın mor gözlerine çıkardı. "Öyle kollarını birleştirme."

Veyla alayın ve sinirin harmanladığı bir şekilde gülüp "Bu da yeni 'Ben bir Kral'ım ve siksok kurallar koysam da uymak zorundasınız' kuralın mı?" diye sordu.

Gölge, Veyla'nın konuşmasını dudağının kenarını yalayarak ve ters bakışlarla dinledikten sonra çenesinin ucuyla deliği gösterdi. "Öyle yapınca ceket bollaşıyor, delik kayıyor..." deyip sıkkın bir nefes aldı. Bu duruma bir hayli canı sıkılıyordu. "... sonra gizlemek istediğin teninin ilgi çekici ayrıntıları belli oluyor."

Veyla, "Kime göre ilgi çekici?" diye sorduğunda Gölge 'hiç bilmem' der gibi dudak bükerken ellerini iki yanında kaldırdı ve omuz silkti. Ellerini yerine indirirken göz ucuyla adama baktı. Adam kaçmak için birkaç adım atmıştı. Gölge'nin baktığını fark ettiğinde duraksadı ve yutkundu. Gölge bir elini ona doğru kaldırırken ağacın dibini gösterdi. "Bekle orada, sikmeyeyim belanı."

Veyla, "Söz dinleyip beklerse adamı sikmek yerine öpecekmişsin gibi." dediğinde Gölge sabırla nefes alsa da bu konuda bir yorumda bulunmak yerine kadının bir önceki sorusunu cevapladı. "Belki siktiğimin Yıldat'ına, belki de sikik başka adamlara göre."

Veyla gözlerini kırpıştırarak baygın bir şekilde baktıktan sonra "Bence yapabilirsin." dedi.

Gölge'nin kaşları kalktığında Veyla'nın da dudakları kıvrıldı. "Siktiğimin, diye başlamadan Yıldat diyebilirsin bence. Hadi dene."

Gölge dudağını yalayarak ters bir şekilde baktığında Veyla hafifçe güldü. Gölge, bu konuya cevap vermek istemediği için omzunun üstünden eliyle ardını gösterdi. "Ben şununla ilgilenip geliyorum." derken geriye doğru da adımlamaya başlamıştı.

Veyla, çizmesinin ucuyla toprağı eşerken bir yandan da iki yana sallanıyordu. "Buralarda olacağım."

Gölge, hala adama dönmemiş Veyla'ya bakarken "Zaten herkesle ben ilgilendim. Ben sekiz kişi..." derken hafifçe ardındaki adama döndü. "...Dokuzuncusu sensin..." diye detay verdikten sonra yeniden Veyla'ya baktı. Veyla o sıra Xalia'nın yüz ifadesine güldü.

"... öldürdüm. Sen anca bir tanesini indirebildin."

Veyla, "Kusura bakma dağ gibi vücudum, ışık gibi hızım ve pazılı Luna gibi kaslarım yok." diye söylendi.

Gölge ardındaki adama dönüp boynundan tutarak havaya kaldırdı. Adamı Veyla'ya doğru çevirirken "Işığı niye gözüme gözüme tutuyorsun lan yavşak?" diye sordu. Adam cevap vermek istese de boynu sıkılıyor olduğu için anlamsız sesler çıkartırken Gölge yine de dinledi. Veyla, Gölge'nin ciddiyetle dinlemesine güldü.

Adamın açıklamaları, daha doğrusu boğuk sesler çıkartışı bittiğinde Gölge birkaç saniye düşünürmüş gibi dudaklarını büzdü ve gözlerini kıstı. En sonunda dilini şaklatırken çenesini hafifçe yukarı aşağı salladı. "Açıklamaların bana geçmedi." dedikten sonra adamın vücudunu önünde yere indirdi. Diğer elini de boynuna getirdikten sonra Azrit hızıyla boynunu kırdı. Adamın vücudu aralarında yere yığılırken Veyla ile Gölge göz göze geldiler. Veyla yeniden etkilenmiş gibi bakmamaya çalıştı. Hatta çok sıkılmış gibi bir elini ensesine götürüp üfledi. "Sıkıcı."

Gölge gözlerini devirdikten sonra sinirle "Eğlendiremedik mi kelebeği?" diye sorarak dağdan aşağıya doğru yönelmeye başladı.

Veyla adamın ardından yönelirken yere düşmüş olan feneri aldı. Fenerle birlikte doğrulurken bir elini güç tuşuna getirdi ama henüz basmadı.

Gölge önden dağı delip geçmek isteyen güçlü ve öfkeli adımlarla ilerlerken Veyla, "Geçen Thal yanımda uyuya kaldı," dediğinde Gölge ardına bakmasa da hafifçe başını geriye doğru çevirdi ve adımları yavaşladı. "... o anlar bile daha eğlenceliydi."

Gölge duraksarken alayla çatılmış kaşları ve küçümseyerek buruşmuş suratıyla Veyla'ya döndüğünde Veyla güç tuşuna basarak adamın yüzüne ışığı tuttu. Gölge'nin kaşları gevşeyip de yüzündeki ifade silinirken gözleri kapandı. Dudaklarını yalarken sabırla nefes aldı fakat dudakları aralandığında isterik bir şekilde sırıtıyordu.

Veyla gülerken "Baktım sen eğlendiremiyorsun, ben de kendi çözümlerimi bul..." diyeceği sırada Gölge Azrit hızıyla dibinde bitti. Veyla'nın bileğini tutup indirdiğinde ışık da artık yanlarında düşmüş, yeri aydınlatır olmuştu. Veyla'nın gülüşü de durmuştu. Ceketinin tenine değmesi, kokusunun burnuna dolması yetmiyormuş gibi bir de dibinde duran adamın gözlerine baktı.

Gölge, sinirle gelse de kaşları gevşedi ve gerginlikle dikleşen omuzları indi. Gözleri kadının yumuşak bir ifadenin olduğu yüzünde gezinirken nispeten sakin bir şekilde "Uslu dur." dedi.

Veyla, "Oradan bakılınca bir Terra çocuğuna mı benziyorum?" diye sordu. Öyle yapma, şöyle yapma, uslu dur, deyip duruyordu.

Gölge, gözlerini kadının yüzünde gezdirdikten sonra derinleşen bir ses tonuyla ve yavaşça "Buradan bakılınca..." diye başladığında Veyla'nın kaşları kalkarken hafifçe yutkundu. Adam yine farklı bakıyordu.

Gölge, olduğu yerden ve boy farkları yüzünden yukarıdan, yüzünü ona doğru kaldırmış Veyla'nın karanlıkta bile güzelliği oldukça belli olan yüzüne bakarken Terra çocuğundan çok daha başka şeyler görüyordu ama iç çekip gözlerini kaçırdı. O sıra kadının bileğini de bırakıp yeniden yola doğru döndü. İlerlemeye başlarken "... beni oyalayıp duran sinir bozucu bir kelebek görüyorum." diye sürdürdü. "Hadi, Valdrisler bizi bekliyor."

Veyla yavaş yavaş kazandığı hareket kabiliyetiyle Gölge'nin ardına takıldı. Sıkkın nefesler alıp veriyordu. Bazı anlar Gölge'nin gözleri başka bir şey söyleyecekmiş gibi bakıyordu ama o dudaklarından yine ne kadar nefret ettiğini kanıtlayan cümleler çıkıyordu. Öyle olunca Veyla da sinirli hissetmeye başlıyordu. Gölge'ye sinirlenmesi gereken birçok konu vardı ama bu anlara sinirlenmemeliydi. Gölge normal davranıyordu, garip davranan Veyla'nın sohbetkar beklentili ve ilgili tavırlarıydı. Bu hallerinden kurtulmalıydı.

Birlikte Valdrislerin bildirdiği tenha yollardan ilerlemeye başladılar. Sokak dükkânlarının ardındaki duvarların dibinden ilerliyorlardı. Sol taraflarında çoğunlukla dükkânların depoları olduğunu varsaydıkları binalar vardı. Sokak dükkânları daha çok seyyardı. Aralıklı ve düzensiz bir şekilde dizilmişlerdi. İki dükkân arasındaki aralıktan geçmeden önce temkinli olmaları gerekiyordu. Sağ taraflarında kalan sokak gürültülüydü. Bazı sarhoş ya da sadece keyfi isteyen Xalialar şarkılar söyleyerek eğlenirken aralarında kavga edenler de vardı. Nix'te dükkân sahiplerinin her an yağmalanma ya da ölme tehlikeleri olurdu. En iyi ihtimalde biri parasını ödemeden ürün alırdı. Böyle anlarda tacir Xalialar ucuz yırttığını düşünürdü. Gölge'nin şehri Nixsus gibi bir düzen de sağlanmadığından çalanın da, öldürenin de yaptığı yanına kar kalırdı.

Veyla ile Gölge'nin ardından geçmek üzere olduğu bir seyyar dükkân, deposuna doğru uçtuğunda Gölge duraksarken elini ardına, Veyla'ya doğru götürdü. Kadın zaten gürültü koptuğu gibi duraksamış, bir adım geri atmış ve duvarın ardına gizlenmişti ama her şeyi kontrol etmek ister gibi davranan Gölge yine müdahale etmişti. Veyla gözlerini devirse de olanı biteni izlediği için söylenmedi.

Dükkân sahibi, seyyar dükkânının enkazından kalktı. Ellerini iki yanında kaldırıp öfkeyle bağırdıktan sonra onu bu hale sokan Xalia'ya doğru ilerlemeye başladı. Diğer Xalia sağ taraflarında olan sokakta kaldığı için Gölge ile Veyla'nın görüş alanında değildi. Her adımında vücudu büyümeye ve üstündeki kıyafetler iki yana gerilerek yırtılmaya başladığında Veyla yutkunarak gözlerini kaçırdı. Kalbi korkuyla atmaya başlamıştı. Adamı babasına benzetmişti. Babası, bu adamdan çok daha büyük bir cüsseye erişebiliyordu ve yapabildikleri çeşitleniyordu ama yine de büyüleri benzerdi.

Vücudu bir Luna'ymış gibi büyüyerek kaslanan Xalia'nın kaldırıp attığı diğer Xalia, bu sefer Gölge ile Veyla'nın ardına yaslandığı seyyar dükkâna çarptığında Gölge Veyla'nın da kolundan tutarak hızla arkalarında ve biraz uzakta kalan bir dükkânın sırtına çekti.

İki Xalia'nın kavgası Gölgelerin bulunduğu araya taşındığında, onlarla kalmadan sokaktaki başkaca Xalialar da gelmişti. Hızla aralarından birkaçı bahis toplamaya ve kavgayı alevlendirmeye başlamıştı. İlgiler kavgada olduğu için hala Gölge ile Veyla'yı görememişlerdi ama görmeleri uzun sürmezdi. Gölge ile Veyla'nın olduğu bir yerde, ilgi uzun süre başka yerde kalamazdı.

Gölge "Siktir." diye sızlandı. Kaos çıkmasın, olabildiğince halktan uzak dursunlar diye şehir yöneticisinin gizlendiği kuleye varana kadar gözden uzak olmaya çalışıyordu ama Xalialarla dolu bir şehrin tam ortasına varmaya çalışırlarken bu pek mümkün değildi.

Veyla'nın babasına benzeyen adam Luna'msı bir edayla kükrediğinde Veyla'nın kulaklarında uğuldadı. İşte bu ses... Bu ses oldukça babasına benziyordu. Xalia'nın kükremesi bitse de Veyla'nın kulaklarında anılarının yankıları sürdü. Yüzünü buruşturup hafifçe Gölge'nin ardına doğru geçti. Gölge, kadının başının sırtına değdiğini fark edince kaşları kalkarken ardına baktı. Veyla'nın neredeyse saklandığını gördü.

"Beni görürlerse bizi fark etmelerine yeter bebeğim, biliyorsun değil mi?"

Veyla, gizlenmeye değil, korunmaya çalışır gibiydi. Refleks olarak yapmıştı ama Gölge'nin başka bir şeye yormasına sevinmişti. Alnını Gölge'nin sırtından kaldırdı ve adamın dağ gibi olan vücuduna ilk defa minnettar oldu. Daha öncesinde Saltar'ın ona dokunmasına müsaade etmediği için karakterine minnet duymuştu, ne bahaneyle yapmış olursa olsun ama şimdi vücuduna da minnettardı. Cüsseli vücudu, ardını görmesine engel oluyor, Veyla'nın o adamı görmemesini sağlıyordu. Yine de kulaklarındaki yankıların bitmesi için daha fazlasına ihtiyacı vardı.

"Seni görürlerse ben 'Benim ilgim yok, bu herifi tanımam etmem' diyeceğim."

Veyla alaya başvursa da yüzü gergindi. Gölge kadının tepkilerini tanımaya başladığı için "Ne oluyor sana?" diye sordu. Kadın kulağını arada omzuna sürtüyor, kulaklarındaki bir şeyden kurtulmaya çalışıyor gibiydi.

Veyla gerginlikten kuruyan dudağını yalayarak ıslatırken gözlerini konu değiştirme arayışıyla etrafına çevirdi ama neredeyse üç yanı Gölge'nin vücuduyla kaplı bir kıta gibi hissediyordu kendisini. Gözleri ardında bulundukları seyyar dükkânın aralıklı tahtaların ardından görülebildiği kadarıyla kıyafetlere kaydığında "Kılık değiştirebiliriz." diye fısıldadı.

Sokak aydınlatmalarından biri, üstüne çarpıp düşen Xalia yüzünden devrilerek sokaktaki birkaç dükkânı ezdiğinde çıkan yüksek gürültü Veyla'nın kılını bile kıpırdatmazken ardından Xalia yeniden kükreyince Veyla sıçradı. Gölge'nin kaşları iyice çatılırken Veyla'ya doğru döndü. Zaten diğer Xalialara yüzünü göstereceğine ardını gösterse daha iyiydi. Bu boylara sahip her Xalia aynı zamanda bir Azrit olduğu için beyaz saçlara değil de, siyah saçlara sahip oluşu da ilgi çekiciydi ama yüzündeki yıldırım dövmeleri kadar da kimliğini deşifre etmiyordu.

Gölge, "Ne ayaksın?" diyerek çenesinin ucuyla kadının yüzünü gösterdiğinde Veyla alaya başvurmaya devam etmeye çalıştı ve gözlerini devirdi. "O nasıl bir sorma tarzı? Ne kadar kaba..."

Xalia yeniden ve bu sefer daha yüksek sesle tanıdık bir şekilde kükrediğinde Veyla sıçramakla kalmadı, yüzü iyice buruşurken gözlerini sımsıkı kapattı ve istemsiz bir şekilde Gölge'ye doğru yaklaşırken bir eliyle kolunu tuttu.

Gölge donakalmış gibi hissederken başını eğip kadının başını yine vücuduna yaslanışına baktı. Kolunu da sımsıkı tutmuştu. Kadın kesik nefesler alıp vermeye başladığında Gölge kadının kolunu tuttuğu elini bileklerine, eline yakın bir konuma kaydırıp "Sen neden..." diye sesi düşünerek omzunun üstünden ardına, kükremenin sahibine baktı. Cevabını gördüğü için sorusunu sürdürmedi. Xalia'nın büyüsü ve dönüştüğü şey, Veyla'nın babasına benziyordu. Gölge, Veyla'nın babasını birkaç kere görmüştü. O seferlerde de karşılaşmamışlardı. Ya uzaktan ya da kaydedilmiş görüntüsünden görmüştü ama büyüsünün buna benzer olduğuna çok emindi.

Gölge'nin kaşları şaşkınlıkla kalkarken yeniden Veyla'ya doğru döndü. Kadın yavaş yavaş başını yeniden çekiyor, gözlerini aralıyordu. Araladığı gözlerini Gölge'den yana çevirmedi, yerdeki taşlarda geziniyordu bakışları. Gölge, Veyla'nın babasından korktuğunu daha önce de anlamış, hatta bu konuda üstüne bile gitmişti ama ona benzeyen herhangi bir şeyde de bu hale gelebileceğini şu an öğreniyordu. Babası Veyla'ya ne yapmıştı da, bir kükreme kadını bu hale getirebiliyordu? Veyla gibi, nicesiyle savaşıp yenmiş bir büyücü neden benzer bir kükremeden ve benzerlikten bu denli korkuyordu? Korktuğunda yine Gölge'ye sığınması da işin cabasıydı. Kâbus gördüğünde ve büyü patlamalarında kendinde olmadan yapıyordu, şimdi kendisindeydi işte. Yine niye yapıyordu? Ve niye Gölge bunu yapmasına müsaade ediyordu?

Veyla yüz ifadesini toparlama çabasındayken şimdi kükreyip duran Xalia'yı büyüsüyle öldürmesine çok az kalmıştı. O kükredikçe, Veyla kontrolü kaybediyordu ve bunu yapmak isteyeceği son adamın yanındaydı. Yine de bir yandan, Xalia kükredikçe Gölge'nin ardına sığınmıştı. Bunu niye yaptığını anlayamamıştı. Korkusunu gizlemek istediği de gidermek istediği de aynı kişi gibi... Gölge'yi dağ gibi güvenilir gördüğünün farkındaydı fakat kendisine değil, başkalarına olduğunun da yeterince farkında olduğunu sanıyordu. Gölge dağsa bile, başkalarına dağdı. Veyla sığınmamalıydı.

Veyla elini adamın kolundan yavaşça çekerken Gölge'nin neyi ne kadar fark ettiğini tespit etmek ve ona göre toparlamak üzere başını hafifçe kaldırıp adamın gözlerine baktı. Gölge hala kadının bileğini tutuyordu. Gölge güçsüzlüğünü fark etmiş de buradan vurmak üzereymiş gibi bakmıyordu. Aksine şaşkın, anlam arayarak bakıyor gibiydi. Veyla adamın henüz fark etmediğini düşünüp rahatlayarak "Büyümü kontrol altında tutmakta zorlanıyorum." diye yalana başvurdu. Adamın yanında birkaç kez bu durumu yaşamıştı. Öyle anlarda da kontrolü kaybediyor, vücudu kasılıyor, acı çekiyor gibi görünüyordu ve adamın buna inanabileceğini düşündü.

Gölge, inanmadı. Sebebini fark etmişti ama başını onaylar şekilde sallayıp "Tutmak zorundasın." diye kadının konuyu değiştirmesine ve Gölge'yi inandırdığını sanmasına müsaade etti. Sonra bu bilgiyle ve verilmiş açıkla ne yapardı, bilemiyordu ama şu an bir şey yapmayacaktı. Kendi kendisine 'acelemiz var' diyerek bahane etti. Çünkü elle tutulur başka bir bahane, başka bir cevap bulamıyordu.

Yeni bir kükremeyle daha Veyla'nın vücudu titrer gibi oldu. Eli yeniden istemsiz Gölge'nin koluna uzanmış, vücudu Gölge ile dükkânın sırtının arasına, güvene girmek ister gibi hareketlenmişti ama kükreme uzun sürmediği için duraksadı. Kendi kendisine üfleyip elini Gölge'den çekti ve gözlerini kaçırdı. Birkaç saniye sonra ellerini yüzüne götürdü ve sinirle yüzünü ovuşturmaya başladı. Tüm bunlar olurken Gölge sadece izliyordu. Gölge, yavaşça burnundan nefesini üflerken elini kadının bileğinden çekti. Pantolonun cebinden kulak içi kulaklıklarını çıkarttı. Gerekirse Valdrisler ile iletişim kurmak üzere kullanıyordu fakat şimdi Veyla'ya uzatıyordu.

Her ne kadar 'planı sürdürmek gerekiyor' diye düşünüp Veyla'nın da kendinde olduğunda daha işe yarar olduğunu bahane ederek yapsa bile yine de Veyla'nın bir derdini çözmeye çalıştığı için kendi kendisine öfkeliydi. Öfkesi kendisineyken böyle olduğunda genelde yaptığı gibi Veyla'dan çıkarttı ve kulaklıkları tutmayan eliyle sert bir şekilde Veyla'nın ellerini yüzünden indirdi. Veyla'nın kaşları anlayamayarak çatılırken Gölge'nin gözüne sokmak ister gibi uzattığı kulaklıklara baktı.

"Al, tak şunu."

Veyla yutkunduktan sonra korkuyla Gölge'ye baktı. Gölge de kadının gözlerindeki korkuyu gördü. Artık kadını korkularından tanır olmuştu. Veyla'nın aklından birçok düşünce geçiyordu. Sesten ve o adamdan korktuğunu anlamış mıydı? Ama anlasa kulaklık vermezdi ki... O sese maruz kalması için elinden geleni yapardı. Ama anlamadıysa niye kulaklık uzatıyordu?

Gölge, "Bir şeyler dinlemek odaklı kalmana yardımcı olur. Büyünü kontrol etmen için yani. Tak ve beni takip et." dediğinde Veyla rahatlayarak kulaklıklara uzandı. Adam bir şey anlamadığını, planını sürdürmesine yardımcı olmak yerine sorun çıkartmasın diye Veyla'ya kulaklık uzattığını düşünmüştü. Xalia yeniden kükremeye başladığında Veyla hareketlerini hızlandırdı ve kulaklarına yerleştirdi. Gölge'nin kulaklıkları olduğu için Gölge saatinden herhangi bir şarkı açıp sesini yükseltti.

Veyla rahatlamış gibi kaşları ve gergin yüzü gevşerken Gölge birkaç saniye kadına bakarak oyalandı. En sonunda sıkkın bir nefes alıp Veyla'nın önerisi gibi kılık değiştirmek için sırtına yaslandıkları seyyar dükkânın tahtaları arasından içeriyi görmeye çalıştı.

"Kelebeklerin..." diye başladıktan sonra kadının duyamadığını hatırlayıp kendi kendisine sıkkın bir nefes daha aldı. Daha birkaç dakika önce kulaklıkları kendisi uzatmıştı, nasıl unutabiliyordu? Aklı kalmamış ya da hiç var olmamış gibi davranıyordu ve bu Gölge için alışılmış bir durum değildi. En azından hayatının büyük kısmını kaplayan son yıllarında asla rastlaşmadığı bir şeydi.

Veyla düşünceli ve biraz önce yaşadığı karmaşalar yüzünden yorgun gözlerle etrafa bakıp durduğu için Gölge kadının çenesinin ucundan tutup yüzünü kendisine çevirdi. Gözleri birbirine kenetlendiğinde Gölge'nin eli yanar gibi oldu ama geri çekmedi. Kadının çenesini tutmaya devam ederken diğer eliyle dudaklarını gösterdi. Arkada Xalia kükremeye devam ediyordu, kavga genişlemişti ve birbirlerini öldürmeyi bir türlü beceremiyorlardı. Şimdi Gölge gidip hepsini birden öldürecekti, sinirlerini bozuyorlardı. Bu sebeple kadının şarkısını sonlandırmadan dudaklarını okumasını istedi.

Gölge'nin temasıyla Veyla'nın kırpışıp duran gözleri adamın dudağına doğru indi. O sıra şarkı, sanki bu anı süsler gibi yavaş ve içi duygularla kıpır kıpır eden bir insan şarkısına geçmişti. Gölge'nin saatinde böyle bir şarkının ne aradığını anlayamamıştı. Veyla, insanların tarafında ömrünün büyük bir kısmını geçirdiğinden bu şarkılara alışıktı ama Gölge'nin dinlemesi, hatta bilmesi bile şaşırtmıştı. Gerçi Gölge'nin kitaplığında da insanlara ait birçok kitap mevcuttu. Bilgili ve merak yelpazesi geniş bir adam olmalıydı. Nixsus şehrini geri almak üzere geldiğinde Amorsus'un casusu olduğu ama sonrasına Amorsus'a ihanet ettiği söylenirdi. Belki de casusluğu uzaktan iletişimle kalmamıştı ve Gölge Amorsus yani insanlık tarafına birkaç kez geçmişti. Veyla'nın silinen hafızası zaman kavramını da kaybetmesine yol açmıştı ama Gölge'nin Amorsus'un casusu olduğu zamanların, Veyla'nın hala laboratuvarda eziyetler görüp şartlandırıldığı zamanlara tekabül ettiğini tahmin ediyordu. Aynı zaman dilimlerinde fiziki casusları olsalar Veyla, Gölge'yi bir şekilde tanıyacağını, karşılaşacaklarını varsayıyordu. Oysaki, Veyla laboratuvardan çıkıp sahalara dâhil olduğunda Gölge çoktan Amorsus'a ihanet etmiş ve Nixsus şehrinin Kral'ı olmuştu.

Veyla, adamın güzel şekilli dudaklarına bakarken zaman yavaşlamış gibi hissediyordu. Belki de yavaşlamıştı çünkü Gölge de böyle olduğuna yemin edebilirdi. Kadın, dudaklarına doğru öyle farklı bakıyordu ki Gölge konuşmaya başlamadan önce birkaç saniye gecikti ve yutkunması gerekti. Adamın kaşları anlam arayarak hafifçe çatılmıştı ama vücudunda sinir diye bir şey kalmamıştı. Garip. Garip bir şeyler vardı ama evet, sinir yoktu.

En sonunda yavaşça "Kelebeklerin." dedi. Zaman yavaşlamış gibi hissettiği için yavaşça söylemişti ama kadının anlayabilmesi adına böyle yapması iyi olmuştu. Ne var ki Veyla, adamın güzel dudaklarına bakmaktan ne dediğini anlamayı unutmuştu. O yüzden gözlerini kırpıştırarak bakışlarını adamın mavilerine çevirdi.

"Bir daha söyler misin?"

Ses tonu öyle yumuşaktı ki, Gölge daha önce duyduğuna emin değildi. Gölge de şimdi Veyla ile dükkânın arasına geçip gizlenmek, sığınmak ya da sadece öylece beklemek istiyordu. Büyülerin, darbelerin, düşmanların ve hatta kehanetlerin deviremediği vücudu güçsüz düşmüş gibi hissediyordu. İhtimali olsa, hasta olmaya başladığını sanacaktı.

Gölge yavaşça başını onaylar şekilde salladı. Veyla ne istese tam tersini yapmaya programlıydı ama şu an aksine ne isterse yapabilecekmiş gibi hissediyordu. Kadının gözleri yeniden adamın dudaklarına indiğinde Gölge derin bir nefes alıp dudaklarını yaladıktan sonra konuşmaya başladı. Veyla, ıslanan dudaklara bakarken belinin ardına götürdüğü ellerini kavuşturdu ve parmaklarını sıkmaya başladı. Ellerinden mi güç alıyordu, garip hissedip durduğu için kendisini mi cezalandırıyordu bilemiyordu ama şu an adamı öpmek istediğinin farkındaydı. Sonunda vücudu bir Xalia olduğunu hatırlayıp arzu duygusu mu üretiyordu? Xalialar arasında arzu duygusunun abartılacak bir yanı yoktu, nefes almak kadar normaldi ama Veyla normalde yaşamadığı bir durum olduğu için bu duyguyu tanımakta da, kabul etmekte de zorlanıyordu. Üstelik bunu neden Gölge'ye karşı yaşadığını da anlayamıyordu. Gölge'nin her kadının hayalini süsleyebileceği güzellikte bir adam olduğu şüphesizdi, adamı çıplak da görmüş, kadınlara hak vermişti ama yine de... Yine de umuyordu ki ruhuna düşman, vücuduna arzulu olmazdı.

Gölge, kadının bakışlarını anlamlandırmaya çalışırken yeniden "Kelebek." dedi. Veyla'nın kaşları hafifçe kalkarken gözlerini dudaklarından güçlükle alıp mavilerine baktı. Hala anlayamamıştı. Bir türlü adamın ne dediğine odaklanamıyordu. Gölge kadının anlayamadığını fark etti. Zeki bir kadındı, kısa bir kelimeyi okumayı nasıl başaramamıştı, anlamamıştı ama yine de kızgın hissedemiyordu. Gölge yeniden yutkunup elini yavaşça hareketlendirdi. Veyla'nın gözleri de adamın eline doğru kaydı. Gölge, elini Veyla'nın yanağına doğru getiriyordu. Veyla'nın vücudu heyecanla kasıldı ama geri çekilmedi. Zaten çekilebileceği çok yer yoktu. Gölge'nin işaret parmağı kadının su gibi teninde, gözünün altında, elmacık kemiğinde olan küçük kelebek dövmesine geldi. Başta yakınında ama temas etmeden tuttu. Veyla da ne olduğunu artık anlamış olmalıydı ama yine de temas etme ihtiyacıyla parmağının ucuyla dövmeye dokundu.

Gölge elini yavaş yavaş getirmesine rağmen hızla çekip Veyla'ya ardındaki dükkânı gösterdi ve Veyla ne demek istediğini anlayıp yeniden başını onaylar şekilde salladı. Tapınaktan çıktıktan sonra eteğinin cebine giren kelebeğini çoğalıp dükkândan kaşla göz arası bir şeyler çalması için görevlendirdi. Bunu sadece düşünmesi yetiyordu. Bazen düşünmeden, ihtiyaç duyması bile yetiyordu.

Kelebekler gerekeni yaparken Gölge dakikalar sonra ilk defa etraflarını kontrol etmeyi hatırladı. Neyse ki bir sorun gözükmüyordu. Kavga bir sonraki sokağa taşmış, gürültüler yükseliyordu. Bahis tutanlar kime bahis yatırdıysa o baskınlık kurduğu gibi seviniyor, güç diğer tarafa geçerse de memnuniyetsiz sesler çıkarıyorlardı ve o lanet Xalia hala kükremeye devam ediyordu.

Kelebekleri eşyalarla döndü. Gözleri arada birbirlerine dönerken arada da etraflarını kontrol ederek saçlarına peruk takmaya başladılar. Veyla bir eliyle saçını topuz gibi kıvırdıktan sonra diğer eliyle mavi renk bir peruğu taktı ve alnına doğru çekiştirdi. Gölge Azrit saçı gibi beyaz bir peruğu kafasına takarken gözleri daha çok Veyla'daydı. Kadının alnından birkaç mor tutamın hala sarktığını gördüğünde önce çenesinin ucuyla, sonra işaret parmağıyla gösterdi. Veyla'nın algıları oldukça kapalı olduğu ve biraz önce hissettiklerine dair düşüncelere daldığı için kaşlarını kaldırdı.

Gölge iç çekti. Kadına mavi saçların da yakıştığını düşündükten sonra bir de altında mor gözleri gördüğünde, aklına kızı geldiği için kalp atışları hızlandı. Kızı, diye düşündüğünü fark edince göğsü de sıkışır gibi oldu. Sanki var olacaktı ya da vardı da, Gölge de kabullenmiş gibi 'kızım' diye düşünüyordu. Kendi kendisine yeni küfürler keşfedip bahşerken vücudu kasılıyordu. Sonunda 'kızım' diye değil, 'o şey' diye düşünmeye karar verdi. O şeyin saçları mor, gözleri maviydi. Şimdi Veyla'da gördüğünün tam tersiydi ama yine de aklına gelmişti. Zaten aklından çıktığı da pek olmuyordu.

Sıkkın bir nefes alıp ellerini kadının saçlarına götürdü. Veyla'nın gözleri kırpışırken vücudu gevşedi ve adamı izlemeye başladı. Bir eliyle kadının peruğunu tutarken diğer eliyle de alnına düşen tutamları çekiştirmemeye çalışarak peruğun altına itti. O sıra kadının alnıyla da temas içerisinde olduğu için tenine teni değdikçe ikisi de iç çekiyordu. Veyla Gölge'ninkini, Gölge de Veyla'nınkini beklediği için sabırsızlanan iç çekişler olarak yorumluyordu ama kendilerininkini ne diye yorumlayacaklarını bilmiyorlardı. Gölge'nin işi bittiğinde ellerini yavaşça çekerken gözleri, kadının bir süredir kendisini izleyen gözlerine doğru inmeye başladı. Veyla o sıra hızla gözlerini kelebeklerine doğru kaçırdı. Kelebekleri onun için bir üst ve yüzlerine takmak için neon renklerle anlamsız, karmaşık şekillerin olduğu maskeler de getirmişlerdi. Bu maskeler, karanlıkta parladığı ve gece kulübünde de ilgi çektiği için Xalialarca kullanılabiliyordu ve bunu taksalar kimse garipsemezdi. Ayrıca adama beyaz saç da yakışmıştı!

Veyla nerede giyinebileceğini düşünerek etrafına baktı. Gölge de kadının gayretini fark edip bakmaya başladı. Belki depoya doğru gidebilirlerdi ama Gölge bazılarının içinde kalp atışları duyuyordu. Kalp atışı duymadıklarına yönelseler bile, dükkân sahibi gelebilirdi.

Kükreyip duran Xalia ölmüş olsa gerek sesi kesildiğinde ve bir tarafın sevinç alkışları yükseldiğinde Gölge rahatladı. Biraz önce sessiz bir şekilde anlaşmaya çalıştıkları anlarda nefret de susuyor gibi olmuştu. Bu sebeple elleri Veyla'nın kulaklarına geldi ve kulaklıkları çıkarttı. Veyla'nın gözleri depolardan Gölge'ye doğru döndü.

Gölge, kadının bakışlarını "Bitti." diye cevapladı. Veyla kaşlarını kaldırıp "Ne bitti?" diye sorduğunda Gölge yine kendisine küfretmek istedi. Kadına şimdi 'senin korktuğun ve korkma diye kulaklığı verdiğim Xalia'nın kükremeleri bitti' mi diyecekti? Kendi kendisine sinirle üfledi ama Veyla üstüne alındı.

Gölge, "Büyünü kontrol altına almış olmalısın, diyorum. Atağın bitmiş gibi gözüküyor." dedi. Veyla birkaç saniye etrafı dinledikten sonra ters bir şekilde "Evet." dedi. O kükreyip duran Xalia da ölmüş gibiydi, sesi gelmiyordu, bu yüzden kulaklıklara ihtiyacı kalmamıştı.

Veyla, Gölge'nin Veyla'ya tahammülü yokmuş gibi davrandığı hareketlerinden rahatsız oluyordu. Şimdi niye üflemişti ki? Veyla daha çok kendisinden rahatsız oluyordu. Adam, kadının yanında vakit bile geçirmemeye çalışıyor gibi davranırken Veyla aptal aptal adamın dudaklarına bakıyordu... Öpmek istiyordu... Belki de gidip o kâbus mağarasındaki suyun onu hapsetmesine izin vermeliydi. Şu an çok daha tehlikeli sularda yüzüyor gibiydi.

"Üstünü ceketinin cebine koy, daha müsait bir anda giyersin."

Veyla kelebeğinden üstü alıp buruşturarak cebine koyduktan sonra sinirle "İyi!" dedi. Gölge'nin kaşları kalktı. "Ne oldu yine?"

Veyla kollarını göğsünde birleştirip etrafa memnuniyetsiz gözlerle bakarken "Hiçbir şey. Hadi siktiğimin planını yapalım bir an önce." dedi. Veyla'nın giydiği deri cekette göğüs kısmında kalan delik yeniden kaydığında Gölge ellerini kadının kollarına götürüp çözdü. "Şöyle yapma, dedim ya sana."

Veyla, "Sana ne?" derken adamın dokunuşlarından kurtuldu. "Benim tenim değil mi? İster gösteririm, ister gizlerim."

Gölge sinirle nefes alıp verirken göz bebekleri de büyümüştü. "Anlamadın galiba." dedikten sonra nasıl açıklayacağını bilemediği ve dudaklarının aralanıp kapandığı birkaç kısır döngüden sonra üfleyip "Bir şeyler görünür gibi oluyor diyorum." dedi.

Azrit kadının Veyla'nın kalbini hedeflediğinden delik de sol göğsüne yakın bir delikti ve kaydığında sol göğüs ucuna doğru kayıyor olmalıydı. Veyla, adamın 'görünür gibi oluyor' dediği anlarda ne kadarını görüp görmediğinden emin değildi ama görse de umursamayacağını düşündüğü için görmüş olma ihtimaline takılmadı. Belli ki adam artık kadını arzulamıyordu. Sohbet başlasa bitiriyor, yakınlık oluşsa sonlandırıyordu. Eskisi gibi değildi. Değildi, çünkü eskiden bütün bunlar Gölge için önemli de değildi ama Veyla henüz bunu bilmiyordu.

Veyla tekrar ve bu sefer daha sert bir şekilde "Benim tenim değil mi? İster gösterir, ister gizlerim." dedi ve yeniden kollarını göğsünde birleştirdi. Gölge gözlerini kaydırmamaya çalışırken sabır dileyen, uman, hatta yalvaran bir nefes aldı. Kılık değiştirdikleri ve bu şehre ait bir maske de takacakları için başkalarının arasından ilerleyebileceklerdi ve bu detayı gören başkaca Xaliaların da ilgisini çekecekti.

Gölge, "Niye böyle uyumsuz bir şey oldun yine bir anda?" diye sordu. Aslında uyumlu olması çok alışık olduğu bir durum değildi ama son zamanlarda kadın ara sıra uyumlu, sakin bir şeye dönüşebiliyordu ve Gölge de hemencecik alışmış gibi şimdi niye öyle olmadığını sorguluyordu.

Veyla asık suratıyla omuz silkti. Gölge sinirle "Yemin ediyorum tüm Zenith üstüme çullansa, senin kadar yoramaz beni." dedi. Veyla sessiz kalıp kötü kötü bakmayı sürdürürken Gölge kelebeklerden önce Veyla'nın maskesini alıp kadının kafasına sertçe geçirdi. Veyla üflese de sırf kollarını göğsünden çekmemek için müdahale etmedi. Sonra da kendi maskesini alıp başına geçirdi. Artık bir şey taşımayan kelebekleri de tek bir vücuda düşmüş, Veyla'nın cebindeki kıyafetin yanına kıvrılmıştı.

Gölge maskesini taktıktan sonra pantolonun cebinden çıkarttığı birkaç madeni parayı tahtaların arasından dükkânın içine doğru attı. Veyla "Ne yapıyorsun?" diye sorunca Gölge "Ne yapıyor gibi görünüyorum?" diye sordu. İkisi de sert bir ses tonuyla tersleşerek konuşuyorlardı.

Veyla, "Gerçekten ödeme mi yapıyorsun?" diye sorunca Gölge, "Senin aksine ben çalmıyorum." dedi.

"Biraz önce kalbini söktüğün Xalia belki de dükkân sahibinin kocasıydı, şimdi iki maskenin ödemesini mi yapıyorsun? Eminim ki kadın gözyaşlarını parasıyla silerken çok mutlu olur."

Gölge "Ne zaman ne yapmam gerekirse, onu yaparım. O zaman öldürmem gerekiyordu, öldürdüm. Şimdi çalmam gerekmiyor." dedi. Veyla maskenin ardından ağız burun ekşiterek Gölge'nin söylediklerini tekrar etti. Yüzü gözükmese de baş hareketleri ve ses tonu yeterince şey anlatıyordu.

Gölge kadına baygın bir şekilde baktıktan sonra Veyla'nın göğsündeki ellerinden birini tutarak aralarında indirdi. Veyla adamın ne yaptığını anlamaya çalışırken kaşları da çatılmıştı ama maskenin ardında gözükmüyordu. Gölge, göğsünde birleştiremesin diye Veyla'nın elini tuttuktan sonra çekiştirmeye başladı. Veyla Gölge'nin ardından sürüklenirken el ele oluşlarına baktı.

"Ne yaptığını sanıyorsun? Bıraksana elimi!"

Gölge, "Sus ve takip et." dedi. Kadının elini bırakmadı. Hatta avucundan kayıp çekmeye çalıştığı için parmaklarını da kenetleyerek tuttu. Veyla kas gücüyle elini kurtaramayacağına emin oldu. Çekiştirip durdurmayı bıraktı ve el ele ilerlemeye başladılar. O sıra ileriye bakan Gölge'nin maskenin ardındaki yüzünde bir sırıtış oluşmuştu. Veyla, Gölge'nin büyük adımlarına ayak uydurmaya çalışırken neredeyse koşmak zorunda kalsa da gözleri hala ellerindeydi. Valdris ile Erya da böyle el ele tutuşuyordu. Yıldat da arada Veyla'nın elini tutuyordu ama Yıldat'ın tutmasından daha farklı bir şeyler vardı.

Veyla, kenetli ellerine baka baka Gölge'nin peşinden sürüklenirken dikkatsiz olduğu için yanlarından geçen biriyle çarpıştı. "Dikkat etsene siktiğimin kancığı!"

Veyla, kancığı adama göstermek üzere ardına döndü. Adam da Veyla'ya dönüp "Belki de gerçekten sikmişimdir. Ne bu ceketin altındakiler? Baksam, tanırım." diye fermuarına yöneldi. Veyla adamı gökyüzüne kavuşturmak üzereyken Gölge de onlara döndü ve kadını tutan eliyle ardına çekti. Bu sayede su bükücü Xalia'nın da elleri fermuara ulaşamadı. Veyla, Gölge ilerlemeye devam edeceklerini sağlayacak sanırken Gölge Veyla'nın elini bırakmadan adama yöneldi. Adamın dudakları arasına diğer elini soktuğunda adam geriye çekilmeye çalıştı ve gözleri büyüyle ışıldamaya başladı ama Gölge adamın dilini tutarak müsaade etmedi. Bir saniye sonra adam acıyla inlerken ve ağzından kanlar sıçrarken dili Gölge'nin elindeydi. Dilini adamın eline verip "Bunu bir daha yaparsan, seni gelir bulurum ve elindeki başka bir uzvun olur." dedi.

Adamın elleri ağzına doğru gidip kanlara bulanırken vücudu acıyla kasılıyor ve titriyordu ama haliyle hiçbir şey diyemedi. Saldırıp saldırmamak konusunda kararsız kaldı. Xalia adam su çağıranlardandı ve yakınlarda su yoktu. Gölge ise beyaz saçları ve boyuyla bir Azrit gibi görünüyordu. Maske sayesinde gözleri görünmüyordu. Gerçi görünse, adamın daha da korkması gerekirdi. Zenith üzerinde Azrit olup da sarı gözlere sahip olmayan tek isim, Gölge Kral Karanir'di. Adam dövüşürse kazanamayacağını, hatta öleceğini anladığı için birkaç adım geri çekildi.

Gölge öfkeyle önüne döndü ve duraksayan Veyla'nın da önüne geçip tuttuğu eliyle çekiştirmeye devam etti. Veyla da Gölge'nin ardından giderken omzunun üstünden adamın haline bakıyordu. Gölge bir anda durduğunda Veyla ardına bakıyor olduğu için Gölge'nin sırtına çarptı. Gölge öfkeyle inledi ama Veyla'ya değildi. Böyle gidemeyeceğini fark etmişti.

Veyla'nın elini bırakıp "Bir saniye bekle." dedikten sonra gerçekten bir saniye sonra geri gelmişti. Veyla, su çağıran adamın boynu kırıldığı için ölü bedeninin yere yığılışını izlerken Gölge yeniden kadının elini tuttu ve hiçbir şey olmamış gibi ilerlemeye devam etti.

Veyla şaşkınlıkla gülerken "İşte bu gerçekten kıyafet satan kadının kocası olabilir." dedi.

Gölge öfkeli nefesler alıp vermeye devam ederken cevaplamadı. Veyla, Gölge'nin peşinden sürüklenirken koşar değil, neredeyse uçar adımlarla "Biraz daha yavaş olsana! Adam ölürken benim kadar eziyet çekmiyordu!" dedi. Gölge yine cevaplamasa da adımlarını nispeten yavaşlattı.

"Neden öfkelendin o kadar?"

Gölge cevap vermemeyi sürdürdüğünde Veyla gözlerini devirdi. "Adam da senin dilini mi kopardı?"

Gölge, sitemle "Sen hiç susmaz mısın?" diye sordu.

Veyla, "Yapabildiğimi biliyorum. Birkaç kez olmuştu." diye dalga geçtikten sonra omuz silkti. "Ama yapmak istemiyorum. Yani cevap, hayır."

Gölge, "Seni bayıltıp öyle götüresim var ama şansımı sikeyim, ayılman da kısa sürüyor." diye söylenirken hala öfkeyle soluyordu.

Veyla adamın söylenmelerine takılmadan merak ile sormaya devam etti. "Niye öldürdün adamı?"

Gölge, sabır dileyen sinirli inlemeler çıkarttı. Bilmediği sorular sormasını istemiyordu. Veyla da sormaması gereken her şeyi sorar olmuştu. Veyla sormasa zaten Gölge soracaktı ama en azından şimdilik erteleyebildiği soruları, Veyla sormamalıydı.

Veyla yine "Niye?" diye sorduğunda Gölge bahane buldu. Belki kendisine sorduğunda da bu cevabı verebilirdi ama bahane olduğunun da farkındaydı. "Ben öldürmesem siktiğimin herifini sen öldürecektin. Ortalık büyünle mosmor olacaktı, biz varamadan geldiğimiz anlaşılacaktı!"

"Ben gayet senin peşinden geliyordum. Dilini kopardıktan sonra bir de dönüp öldürmenin sebebi ben değilim."

Gölge, durup Veyla'ya dönerken "Sebebi sensin!" diye bağırdı. Birkaç yüz de onlara dönmüştü ama buralarda bağırış çağırış garip bir durum olmadığı için kimse garipsemedi. Veyla bu cevaptan ne anlayacağını bilememişti. Zaten Gölge de henüz bilmiyordu.

Birkaç saniye sessiz kaldılar. Veyla sorularını sürdürmek istiyordu, ne düşüneceğini ve hissedeceğini bilememişti ama Gölge de öfke saçtığı için üstüne giderse şimşeklerin çakmaya başlayacağını biliyordu. Korktuğundan değildi ama geldikleri anlaşılırdı. Şu anda bile hava durumu bozulmaya başlamıştı. Veyla yine de farkındaydı, Gölge'nin bunu yapması hoşuna gitmişti. Son zamanlarda hoşuna giden başkaca şeyler gibi... Gölge yine bunu Veyla'nın hoşuna gitmeyecek temellere dayandırıyordu ama Veyla da isteyerek ya da mantığıyla etkilenmiyordu zaten.

Gölge daha sessiz bir şekilde "Sebebi sensin." diye tekrarladı ve mantıklı bir zemine oturttu. "Sen dönüp öldüreceksin ya da büyünü yönlendireceksin sandım. Başka bir sebebi yok. Anlaşıldı mı?"

Veyla, cevap vermediğinde elinden tuttuğu kadını kendisine çekti. Göğüsleri çarpışırken "Anlaşıldı mı?" diye yeniden sordu. Anlamasını istiyordu. Farklı bir şey düşünmemeliydi.

Veyla, 'Anladım! İyi bir şey sanacağım diye ödün kopmasın!' diye bağırmak istemişti ama "Hareketlerine dikkat et." dedikten sonra bir adım çekildi. "Çekiştirip duruyorsun, ortalık karışmasın diye büyümü en derinlerime itiyorum. Şansını zorlama Kral."

Gölge sinirle nefes alıp verse de cevap vermedi. Veyla'nın itiş kakışa gelmeyecek biri olduğunu biliyordu. Sadece kadının başka bir şüphesi olsun istemediği için iyice öfkeleniyordu ve öfkesini nereden çıkartacağını bilemiyordu. Adamı öldürmüş olmasına rağmen ona olan öfkesi de hala geçmemişti. Dönüp her uzvunu koparası vardı.

İkisi de sinirli olduğu için göğüsleri hızla inip kalkarken Gölge, saati titreşip durduğu ve mavi ışıklarla yanıp söndüğü için bakışlarını saatine çevirdi. Gördükleriyle tüm vücudu mümkünmüş gibi daha da gerildi. Veyla'nın elini tutan eli istemsiz sıkılaştı ve "Sikeyim... Gitmeliyiz." dedi.

Veyla, adamın ses tonunda öfkeden daha farklı bir şey olduğunu fark etti. Öfke de oldukça vardı ama sadece o değildi. Andri, planladıkları gibi Gölge yokken şehrine saldırmış ve şimdi savaşçılarının haber verdiği bildirim gelmiş olmalıydı. Gitmeliyiz, derken de Nixsus'a dönmekten bahsediyor olmalıydı. Veyla normal tutmaya çalıştığı bir ses tonuyla hiç haberi yokmuş gibi "Neden?" diye sordu.

Gölge, "Thal..." dedikten sonra başını onaylamaz bir şekilde salladı. Veyla'nın maske altında kaşları çatıldı. Thal'la ne ilgisi vardı? Başka bir bildirim mi gelmişti? Thal'a bir şey mi olmuştu? Gölge'nin sesi, şehrine saldırıldığında oluşan ses tonuna bürünmüştü. Yani, değer verdiklerine zarar geldiğinde sesini alan hale...

"Geldiğimiz fark edilmiş. Saldırıya uğramışlar."

Veyla'nın kalbi korkuyla atmaya başlarken gözleri irileşti. Korktuğu fark edilmeleri değil, Thalların saldırıya uğramasıydı. Kime, ne olmuştu? İyiler miydi? Veyla endişelere dalmışken Gölge o sıra saatinden, şehir etrafında doğayla birleşip kamuflajla gizlenen voltriderlarda savaşma ihtimali için hazır olan savaşçılarına emirler yağdırıyordu. Kaostan uzak durma imkânları kalmamış, savaşacaklardı.

41

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!