27/64 · %41

🔮 27 ⚡ His

40 dk okuma7.887 kelime28 Kasım 2025

2. KISIM  AMORSUS KELEBEĞİ 

🔮 27 ⚡ HİS

**

"Durun."

Gölge'nin komutu ile herkes dururken arkadan gelen Veyla, Gölge'nin hizasına varana kadar yürümeye devam etti. O sıra Gölge de bakışlarını Veyla'ya çevirmişti.

"Önce Veyla kontrol etsin."

Veyla umursamıyormuş, sadece sıkılmış gibi baygın bir şekilde baksa da rahatsız hissetti. Gölge'nin Veyla'yı bir çöp gibi hissettiren davranışları sürüyordu. Veyla için şaşırtıcı olan bu değildi, adam ilk günden beri böyle davranıyordu. Veyla için şaşırtıcı olan sırf küçük bir merhamet gördüğünü sandı diye devamını beklemesiydi. Bekleyen Veyla değildi, Veyla'nın ruhunda aptal, sikik ve küçük bir yanıydı. Veyla bu beklenti başladığından beridir o yanından da nefret ediyordu. İşin aslı Veyla, her yanından nefret ediyordu.

Saltar'ın şehrinde gördüğü şeyin merhamet olmadığına da emin olmuştu. Öyle olsa acılar ile buluşulan o mağarada da izleri sürerdi fakat Gölge hala aynı adamdı. Başkalarına sığınak, Veyla'ya felaket. Veyla da her zamanki haline dönecek ve bu hangi delikten çıktığını çözemediği için başını ezemediği beklentilerinden kurtulacaktı. Neyse ki Gölge beklentilerini karşılamıyordu, yoksa Veyla için daha büyük sorunlar ortaya çıkacaktı. Sadece... Sanki Gölge Kral Karanir, Veyla'nın içinde kurtulabilir ve merhameti hak eden bir yan görürse, Veyla da buna inanacaktı. Çünkü Gölge inanırsa, herkes inanırdı. Gölge inanırsa, Veyla da inanırdı. Veyla içten içe buna inanmak istemekle beraber buna inanırsa şu an olduğu kadın olamayacağını, şu an olduğu kadın olamazsa da Amorsus Konsey'inin istediği etten robotun bozulmuş kabul edileceğini biliyordu. Veyla'ya göre Konsey tarafından bin bir acı ile yeniden eski haline çevrileceğine, hiç değişmezdi daha iyiydi. Hem olduğu hali ile hayatta kalmak, başkaları için kendisini ve planlarını tehlikeye atmamak daha kolaydı. Veyla'nın bilmediği, değişimin çoktan başladığı ve kaçınılmaz olduğuydu. Nasıl ki ondan bir bir duygularını almak istemişlerdi, Veyla da bir bir geri kazanıyordu. Esasen, geri kazanmıyordu. Saklandıkları yerlerden onları bulup çıkartıyordu.

Veyla derin bir nefes alıp önündeki sisli kapıya döndü. "Neyse ki yaşam güvenceniz Veyla Aldar burada."

Gölge Veyla'ya bakmadan "Unutma, gerekirse bizim için ölmek üzere buradasın kelebek." dedikten sonra kolunu birkaç adım ileriye konumlanmış Ash'e uzattı. Ash'in dudakları keyifle kıvrılırken Kral'ının davetine icabet etti. Gölge'nin kolu Ash'in beline dolanırken göz ucuyla Veyla'ya bakarak "Bebeğim öleceğine sen öl." dedi.

Veyla kapıya bakmaya devam ederken sırıtır gibi oldu. Adam özellikle kuyruğuna basmak ister gibiydi ama bunu yaparken neden Ash'i kullandığını anlayamamıştı. Veyla'nın Ash'i sevmediği şüphesizdi ama sanki Yıldat konusunda misilleme yapar gibiydi. Veyla da Gölge'nin odasından çıkmadan önce Yıldat'a aşkından yanıyormuş gibi davranmıştı. Gölge'nin Veyla'nın geldiği aylardan beridir kardeşinin ulaşabildiği bir şeye ulaşamama hazımsızlığı yaşadığını biliyordu ama adam 'arzu bitti' diye emin bir şekilde söylemişti. Belki de gerçekten bitmişti, Veyla uzaktan uzağa Gölge'yi deneyerek anlamaya çalışacaktı. Neden gerçek cevabı merak ediyordu, bilmiyordu ama ediyordu. Bir yanı da bitmesinden rahatsız gibiydi.

Belki de adam kuyruğuna basmak istemiyordu. Gerçekten burada herhangi bir şeyi Veyla'dan daha çok önemsiyor olmalıydı. Hatta şimdi üstüne basarak çiğnedikleri toprak ve küçük, değersiz taşlar bile Veyla'dan önemliydi. Ash ise uzun süredir savaşçısı, dostu ve sık sık zevk arkadaşı olduğuna bakılırsa, Gölge'nin önemsediği biriydi. Ash'in öleceğine Veyla'nın ölmesini istemesi kadar normal bir şey olmamalıydı. Herhangi bir şeye kıyaslama ihtiyacı duymadan da Veyla'nın ölmesini istiyordu zaten.

Yıldat, Veyla'nın ardından kollarını vücuduna dolayıp çenesini kadının omzuna yaslarken "Kapının ardında herhangi bir kalp atışı duymuyorum." diye güvence verdi. Kapının ardında bir anda saldıracak Xalia ya da Lunaların olmadığını söylüyordu ama Doğa, bazen sesli, bazen sessiz yaşardı. Kâbus mağarasında o suyun da kalp atışları yoktu ama Veyla'yı az daha sonsuz bir ölüm döngüsüne hapsedecekti.

Veyla yine de Yıldat'ın güven verme çabasına gülümsedi. Adamın yakın vücut temasları kasılmasına sebep olmuştu ama zamanla alışıyordu. Başını teşekkür olmasa da benzer ve alayla bir cümle kurmak üzere ardına çevirdiğinde burunları birbirine değdi. Veyla yüzünü hafifçe çekecek gibi oldu ama Yıldat kadının omzunun üstünden dudaklarına doğru eğildi ve öpmeye başladı. Bu da Yıldat'ın Gölge'ye olan gövde gösterisiydi. Veyla adamın gövde gösterisi yaptığını fark etmemişti. Gerçekten Gölge'den kıskanmamaya başladığını düşünüyordu. Yıldat'ın kasti bir şekilde manipüle etme amaçlı kurduğu cümleler, Veyla'nın aklına yatmıştı. Bu sebeple kadın tehlikeli ve ardında ne olduğu bilinmez bir kapıdan geçmeden önce bir 'umarım görüşürüz' öpücüğü olarak algılamıştı. Özellikle de saatler önce Gölge'nin odasında Yıldat'a oldukça âşıkmış gibi davrandığından herhangi bir rahatsız olma tepkisi vermemeye ve hatta karşılık vermeye çalıştı. Dudakları pek istekli ve becerikli olmasa da yukarı aşağı hareket eden başı, hemen ardında kalan Gölge için yeterince yanılgı oluşturuyordu.

Ash kollarını Gölge'nin beline doğru sararken keyifle Yıldat ile Veyla'nın bulundukları konumdan bakınca aşk dolu gözüken öpücüğünü izliyordu. Veyla'nın Gölge'nin ilgisi adına bir tehlike potansiyeli olduğunun farkındaydı ama neyse ki Yıldat gibi bir faktör vardı ve gerekli engelleri sağlıyordu.

Gölge gergin bir çizgi halini almış kapalı dudaklarının ardında dilini çiğnerken bakışlarını kapıya doğru kaçırdı. Yine kulaklarına kadının 'dokunma' diyen çığlıkları gelmişti. Gölge'nin gözlerinde Yıldat Karanir, Veyla'nın zaafının istisnasıydı. Neden bilmiyordu ama böyle olmamasını dilerdi. Kadının, Yıldat'ın da dokunmasına müsaade etmemesini istiyordu. Ne var ki ediyor, hatta adamı öpüyordu. Belki de şu anda hissettiği rahatsızlığın sebebi, kadının kalbine kimsenin dokunamamasını istediğindendi, yine başka türlü bir acımasızlıktı. Böyle yorumlamaya çalışıyordu ama gerçek daha karışıktı. Ayrıca Gölge duymuyordu ama Veyla şu anda da sessiz çığlıklar atıyordu.

On saniye olmadan Gölge beklemeye devam etmek istemedi ve sert bir ses tonuyla "Hadi." dedi. Yıldat kadının üst dudağına son bir öpücük daha bırakıp yavaşça geri çekildi. Veyla bir süredir tuttuğu nefesini titrekçe üflerken Gölge'nin farkında olmadan yeniden kendisine kolaylık sağladığını düşündü. Oysaki adamın amacı sadece bir an önce taşa ulaşmak olmalıydı.

Yıldat Veyla ile göz göze geldiklerinde gözlerini yavaşça kapatıp açtı ve Veyla da başını onaylar şekilde sallayıp gülümsemeye çalışarak önüne döndü. Nefes alış verişlerini düzene sokmaya çalışırken kapıya baktı. Yosun tutmuş taşlarla örülü bu eski yapı, eskiden Xalialarca kullanılan ama doğanın yavaşça geri aldığı bir tapınak kapısına benziyordu. İnançlı Xalialar böylece yerler inşa eder, doğaya tapardı, kurbanlar adardı. Özellikle inançlı Terralar binlerce yıldır ne zaman gezegende işler ters gitmeye ve doğa cezalandırmak ister gibi felaketler yollamaya başlasa, bu yola başvururdu. Burası da kapısının üstündeki Terraların resim dilinin kullanıldığı yazılara bakılırsa, eski bir Terra tapınağıydı. Kaç yıllık olduğu bilinmezdi. Xalialar insanlar gibi kayıt tutmazdı ama bilge bir Terra cevabı biliyor olmalıydı. O zamanlar Terralar buralarda da yaşıyor olmalıydı.

Kapıya çıkan dört beş basamaklı merdivenler çatlamış ve köklerle sarılmıştı. Kırık taşların arasına dökülmüş yapraklar Gölge Kral'ın beraberinde getirdiği rüzgârlarla fısıldaşıyordu. Üzerinde bir dağ bulunduğu için kaç katlı olduğu dışarıdan belirli olmayan tapınağın dağla birleşene kadar uzanan ilk katının duvarları Veyla'nın yine resim dili olduğunu varsaydığı figürlerle işlenmişti. Giriş kapısı karanlık ve sesliydi. Doğanın büyüsü sisin ardında parlar gibiydi. Xalialar yapmış, Doğa kendisine almış olmalıydı. Sarmaşıklar duvarlardan sarkarak yapının üzerinde birer nöbetçi gibi duruyordu. Veyla sarmaşıklardaki büyü parıltılarını görebiliyordu. Bu da temas ederek kapıdan geçtiğinde kendisini neyin beklediğini bilememesine yol açıyordu.

Veyla ilerlemeye başlayınca Erya ardından "Doğa'ya dikkat et!" dedi.

Veyla alayla "Doğa dikkat etsin." dese de, dikkat etmesi gerektiğinin farkındaydı. Sadece, dikkat edesi pek yoktu. En fazla ne olabilir ki, diye düşünüyordu. Ölür müydü? Bu ne kadar korkutucu olabilirdi ki? Sadece annesini kurtaramadan ölmek ve babasının intikamını alamamak onu üzerdi. Tabii, bir de Konsey'in neredeyse ele geçirdiği zihni, planları gerçekleştirmeden ölmesine müsaade etmemek üzere hayatta kalması için çabalardı. Acılarıyla yeniden tanıştıktan sonra onu hedeflerine götürecek gücü tamamıyla geri kazanmış değildi, hala zihni bulanıktı ve etkilerini yaşıyordu.

Veyla kapıdan geçerken Gölge de kolunu Ash'in vücudundan çekmiş birkaç adımla kapıya yaklaşmıştı. Gözleri merakla kısılmış, ne olacağını bekliyordu. Vücudu da, Gölge farkında olmasa da ters bir durum olursa harekete geçmek üzere tetikteydi.

Veyla sarmaşıkları iki yana iterek ilerlediğinde sarmaşıklardaki ışıltılar çoğalarak Veyla'nın vücuduna yayıldı ve bir adım daha attığında hiç var olmamışçasına yok oldu. Gölge'nin kaşları hafifçe çatılırken Erya da Valdris'in kollarında rahatsızca kıpırdandı ve cevap bekleyerek etrafındaki yüzlere baktı. "Ne oldu? Niye gözükmüyor?"

İçerisi sisli gözüküyordu, biraz ilerledikten sonra Veyla'nın görülmemesi kabul edilebilirdi ama eşiği geçtiği gibi yok olması şaşırtıcıydı. Yıldat da Gölge'ye bakarak "Terra burası hakkında ne söyledi?" diye sordu. Veyla'nın baş edemeyeceği bir durum olduğunu düşünmüyordu ama merak etmişti.

Gölge "Bir kurban vermem gerekeceğini." dedi. Yıldat'ın kaşları çatıldı ve Gölge'ye doğru bakmaya devam etti. Gölge ise ileriye, kapıya bakıyordu.

Valdris, "Burasının tapınak olduğuna emindim." diye bir süredir aklından geçeni söyledi. Erya Valdris'e bakarken gerginliğine rağmen güler gibi oldu. "Aslında resim diliyle hemen kapının üstünde yazıyor sevgilim. Pek de sır değildi."

Thal da hafifçe gülüp "Öyle söyleme. Valdris üstün sezileri ve deneyimleriyle bu kanıya vardı." diye alay etti. Aralarından sadece Erya ve Gölge Terra dilini biliyordu.

Yıldat, endişe ile "Kurban, Veyla mı?" diye sorduğunda Gölge cevap vermeden bakmaya devam etti. Erya'nın da gerginliği artarken Gölge'ye doğru baktı. "Nasıl yani? Önden yollayarak onu kurban mı ettin?"

Gölge, "Henüz değil." dedikten sonra kapıya ilerlemeye başladı. Erya Valdris'in kollarından çıkıp Gölge'nin ardından ilerlerken "Nasıl henüz değil? Onu burada mı bırakacaksın? Öyle yapmamalısın!" diye telaşla konuşuyordu. Gölge bir anda ardına döndüğü gibi Erya da durdu ve nefesi kesilir gibi oldu. Gölge uyarır bir şekilde bakarken "Siz plana devam edin. Taşı aldıktan sonra dâhil olacağım." dedi.

Erya yutkunduktan sonra "Dâhil olacak mısın yoksa olacak mısınız?" diye sordu. Veyla'nın da gelip gelemeyeceğinden endişe etmişti. Tapınaklar çeşitli özellikler barındırırdı, hepsi birbirine benzemezdi. Özellikle de bu tapınağı, Doğa işgal etmişti. Kurban etme şartları ne, bilinmezdi. Veyla ölümsüzdü ama ölüm döngüsüne mahkûm olabilirdi.

Gölge'nin dudakları tehditkâr bir şekilde kıvrıldı. Valdris de sınırı fazla aşmamasını sağlamak üzere Erya'ya doğru hareketlendi ve kolundan tuttu ama Erya Gölge'ye bakmaya devam ediyordu. Bir cevap almak istiyordu. Yıldat da Erya'nın yakınlarında, cevap bekliyordu.

"Bir soru daha soranı Veyla yerine kurban ederim ve emin olun Veyla sizin için bu kadar soru sormaz."

Yıldat'ın dudakları aralanacağı sırada Gölge bakışlarını Yıldat'a çevirdi. "Anlaşıldı mı?"

Yıldat, Gölge'nin bakışlarında uçuşan külleri görünce dudaklarını birbirine bastırdı ve başını onaylar şekilde salladı. Gölge yeniden bakışlarını Erya'ya çevirip kaşlarını kaldırdı. Erya soru sormasa da "Sizi bekliyor olacağız." diyerek Veyla ile dönmesini umduğunu belirttiğinde Gölge Valdris'e bakıp başıyla hafifçe dağdan inen yolu gösterdi. Valdris de Erya'nın kolundan tutarak nazikçe yola doğru çekti. Yıldat da sıkkın nefesler alıp vererek Eryaları takip ederken gözü tapınak kapısındaydı. Ash, yola ilerleyen Thal'ın yanından geçerek Gölge'ye yaklaştı. Kollarını Gölge'nin boynuna doğru doladı ve burnunu da adamın burnuna sürterken etkileyici olduğunu düşündüğü bir ses tonuyla "Keşke o kaltağı orada bıraksan..." diye fısıldadı.

Gölge, ellerini kadının kollarına getirip boynundan yavaşça indirirken "Yakında Karanir olabilecek bir kadın hakkında düzgün konuş..." dedikten sonra sırıtarak ekledi. "... bebeğim."

Ash'in yüzündeki keyifle ifade silinirken Gölge'nin nazikçe boynundan indirdiği ellerini kendisine çekti. "Karanir olmadan öleceğini söylüyordun."

Gölge, "Onunla işim bitmedi ve vaat tarihi yaklaştı." dedi. Oldukça az zaman kalmıştı. Niyeti, vaat gerçekleşmeden Veyla ile işinin bitmesi ve onu öldürecek yol bulmasıydı ama tahmin edemediği oyalanmalar sebebiyle her şey yavaş ilerliyordu. Böyle giderse vaadin gerçekleşmesi söz konusu olacaktı ve her şey daha da zorlaşacaktı.

Ash, "Benim bildiğim Gölge Kral Karanir, o kadın bir Karanir olup soyadına hatta soyuna sızamasın diye işine yarasın, yaramasın ondan bir an önce vazgeçerdi." dediğinde Gölge cevap vermeden önce birkaç saniyeliğine düşüncelere daldı. Vazgeçmek...

Gölge, "Benim bildiğim Gölge Kral Karanir de işine karışılmasını sevmez." dediğinde Ash sıkkın bir nefes aldı. Gölge başıyla Valdrislerin gittiği yolu gösterdi. Ash yeterli mesajı alarak yola doğru yöneldi. Yüzü iyice asılmıştı.

Karatan şehrindelerdi. Şehrin dört yanı şu anda Gölgelerin de bir tanesinin üstünde bulunduğu sıradağlar ile çevriliydi. Şehir, dağların ortasında kalırdı. Dağları geçmek için voltriderlar ile yeterince yüksekten uçmak zorunda kalmak, gizlenmelerine engel olurdu. Bu sebeple dağı adeta tırmanmaları gerekmişti. Bunun için de geliştirilmiş bir teknolojiyi kullanmışlardı. Zaman almıştı ama zorlanmamışlardı. Dağı tırmanmaları sebebiyle hava korumasına takılmamışlardı fakat dağın belirli yerlerinde gizlenilmiş sensörler, koruma sistemleri mevcuttu. Hassas kulaklar titreşimi duyar, dikkatli olurdu fakat karanlıkta gezen devriyeler arasında başkaca Azritler varsa, onlar da Gölgeleri duyardı. Gölge taşa ulaşana kadar şehre geldiği anlaşılsın istemiyordu. Taşı elde ettikten sonra şehirle ilgilenecekti. Yöneticilerini yok ettiği şehirlerde geriye kaos kalıyordu. Yeni yönetimin sağlanması konusunda da Gölge dışarıdan müdahalelerde bulunacaktı. Eğer istediği ve Gölge'nin yanlısı biri yönetime geçmeyecekse tekrar saldıracağına dair herhangi bir şüphelerinin kalmamasını sağlıyordu. Bizzat gelip yönetemezdi, asıl şehri Nixsus ile komşu kara parçaları yoktu. Nixsus, etrafı okyanusla çevrili büyük bir kara parçasıydı ve herhangi bir başka şehre komşu toprağı yoktu. Hal böyle olunca bizzat Gölge'nin yönetmesi için teknolojisini, savaşçılarını taşıması gerekiyordu. Düşman şehirlerin ortasında Nixsus'ta olduğu kadar koruma sağlayamazdı ve ilgilenmesi gereken başkaca dertleri vardı. Bu sebeple, yönetmek yerine yöneteni seçmeyi tercih ediyordu.

Valdrisler de, diğer savaşçılarla birlikte şehre sızacak, savunma sistemine dair gözlem yapacaktı. Ulaştıkları bilgileri Gölge'ye iletecekti. Hava sistemi kapatılabilir ya da Nixsus ileri teknolojili voltriderların patlamadan geçebileceği kadar güçsüz bir sistem ise voltriderlar ile saldıracaklar, eğer değilse daha uzun sürse de büyüleri ve taşınabilir teknolojik silahları ile saldıracaklardı. Her ihtimalde şehrin dört yanını Gölge'nin savaşçı voltriderları sarmıştı ve şehir yöneticisi kaçamayacaktı.

Gölge sarmaşıkların arasından tapınağa girerken gözlerindeki sisin yavaşça dağılmasını izledi. Tapınağın içi gözlerinin önünde belirirken yavaşça ardına döndü ve kapının dışına doğru baktı. Bu sefer de dışarısı sisli ve karanlık gözüküyordu. Gölge hem tapınağı incelemek hem de Veyla'yı bulmak üzere yeniden önüne döndü.

Tapınağın yüksekliği on, on beş metre kadar daha dağın içine doğru açılsa da, kurban alanı yukarıya doğru değil, aşağıya doğru ilerliyordu. İleride bulunduğu katın ortasında geniş bir yarık bulunmakta, sağ tarafta ise yarıktan aşağıya doğru inen taş merdivenler mevcuttu. Merdiven de, geriye kalan her yer gibi dev örümcek ağlarıyla kaplıydı. Belli ki Karakan şehrinde kimse tapmak istemiyordu. Genellikle Terralar Doğa'ya tapardı ve Terraların neredeyse hepsinin Gölge'nin şehrinde yaşaması da buradaki tapınağın doğanın geri alacağı kadar kullanılmamaya başlanması, bu duruma büyük bir etken olabilirdi. Yarığın etrafında, çoğunlukla kırılmış ve etkisini yitirmiş korkuluklar vardı. Sarmaşıklar taş duvarlardan içeri süzülmüş, çatlaklardan uğultular sızıyordu.

Tapınağın Gölge'nin bulunduğu girişinde, iki yanlı devasa üç başlı yılan heykelleri mevcuttu. Bu Terraların çokça kullandığı bir kurban etme yöntemiydi. Kurban, uzandığı sunağın üstünde kolları ve ayakları dört yana bağlanmış şekilde ölümü beklerdi. İçtiği iksir sayesinde acı değil huzur bulurken üç başlı yılanlar zehirleriyle onu ölüme kavuştururdu. Yılanların gözleri, puslu yeşil taşlarla bezenmişti. Şimdi tapınağı aydınlatan büyülü ışıltıların yanı sıra bu taşlar da göz alıyordu. Gölge, aradığı taşın bu olmadığını biliyordu. Bu Vines taşı elinde zaten mevcuttu. Gölge, tapınağın kurban karşılığında ona vereceği taşı arıyordu.

"Beni affetmesen de olur sikik Doğa. Ama tek bir dilek hakkım varsa, lütfen Gölge Kral Karanir'i de affetme."

Gölge gözlerini devirerek sesin geldiği yöne döndü. Aradığı kelebeği bulmuştu. Veyla devasa Yılan heykelinin yanından, Gölge'nin de görebileceği kadar çıktı. Ellerini birbirine kavuşturmuş halde heykelden alayla medet ummaya devam etti.

Gölge, kadının dileği konusunda dalga geçtiğini biliyordu ama yine de yanlış bir putun karşısındaydı. "Doğa'nın putu aşağıda kelebek. O heykeller sadece fazla işsiz kalmış Terra eserleri."

Veyla ellerini çözerken saygı eğilişini bozdu. Gölge'ye dönerken parmağını şıklatıp "Aslında tahmin etmiştim." dedi. "Sikik, dediğimde başıma dağ devrilmedi." dedikten sonra bakışlarını dağı yararak yükselen tavana çıkardı. Konuştukça sesleri yankılanıyordu. Veyla birkaç saniye daha bekledikten sonra doğanın gazabına uğramayacağına emin olup yeniden Gölge'ye baktı.

"Aşağıda konuşacak olursam, beni uyarırsın."

Gölge kaşlarını kaldırdığında Veyla hafifçe omuz silkti. "Senin de o sikik başına ve daha da sikik taşına dağ devrilmesin diye."

Gölge derin bir nefes alıp verdikten sonra dudağını yaladı. En sonunda dili dişleri üstünde gezdi ve Veyla gözlerine bakmaya devam etmeye çalıştı. Gölge gergin olduğu zamanlar diliyle, dişleriyle oynardı ama Veyla henüz onu yeterince tanımıyordu. Gölge de kadının yeniden normal davranmaya başlamasına gerilmişti. Veyla eskisi gibi alaylı görülüyordu. Bir yanılgıydı ama öyle görünüyordu. Gölge ise eskisi kadar alaylı olmak için çabalaması gerekiyordu.

Gölge "Bir kere daha 'sikik' dersen,..." dediğinde Veyla sırıtarak "Ne yaparsın? Beni kurban mı edersin?" diye sordu. Sırıtıyordu ama buruktu sırıtışı. Gölge onu yeniden ölüme terk etmeye getirmişti, kapıdan girdiği gibi bunu fark etmişti. Terra resim dilini bilmediği ve tapınaklarla çok da ilgilenmediği için dışarıda fark edememişti. Girdikten sonra ise yine aynı rahatsızlık hissini yaşamıştı.

Gölge sessiz kaldığında Veyla ellerini iki yanında kaldırdı ve tapınağı göstererek etrafında hafifçe döndü. O sıra pileli eteği dalgalanmıştı ve Gölge göz ucuyla görmekle yetindi. Yetinmek için çabalaması gerekmişti. "Çünkü eğer biraz önce alay ettiğim gibi kötülükten arınmak için yalvarmaya gelmediysek, tapınaklarda kurban verilir."

Gölge, "Zekisin." derken Veyla'ya yakınlaşmaya başladı.

Veyla alayla gülerek başını iki yana salladı. "Zeki olduğum doğru ama asıl sen çok öngörülebilirsin. Bugüne kadar bir kere bile beni şaşırtmadın."

Gölge kadının karşısına vardıktan sonra durup ellerini deri ceketinin ceplerine yerleştirirken aralarındaki boy farkı yüzünden başını eğerek baktı. Kaşları da hafifçe kalkmıştı. Hatırlatmak ister gibi "Bir kere bile?" diye sordu. Aslında Veyla kâbus mağarasını ve sonrasını hatırlasa, çok şaşırırdı ama en azından Saltar'ın şehrini hatırladığını biliyordu. Kadın orada şaşırmış, hatta daha da garibi minnet ediyor gibi bakmıştı. Lafzen de söylemişti, 'ilk defa felaketim olmadın' demişti.

Veyla, "Orada da sadece kendi iktidarına ve saygınlığına zarar gelmesin diye uğraştın." dedi. Asıl cevaptan emin değildi ama Gölge'nin de ağzını aramak istemişti.

Gölge'nin dudakları hafifçe kıvrılırken "Belki de." dedi ve Veyla sırıtışını sürdürmekte zorlandı. Gölge iç çekip bakışlarını yarıktan aşağıya doğru çevirirken "Yine de hangi andan bahsettiğimi bilmeden direkt bu cevabı veriyorsan..." dedikten sonra yavaşça bakışlarını Veyla'ya çevirdi. Sesi derinleşirken gözlerini yavaşça kapatıp açtı ve "O gün seni şaşırtmışımdır bebeğim." dedi.

Veyla yine adamın zihin okur gibi konuştuğu bir anın içerisinde olduğundan bir süredir hep taşıdığı siniri artarken hafifçe omuz silkti. "Şerefsizliğinin bir sınırı olmadığını sanıyordum, varmış." dedi.

Gölge "Hayır." dediğinde Veyla'nın kaşları kalktı. Adam yüzlerini yakınlaştırsa da kadına temas etmemeye çalıştı. Kadının temasa zaafına dikkat ediyordu ama nedense yanında çok uzakta da duramıyordu. "Bir sınırı yok."

Veyla, dudağını 'Vay be' der gibi büktükten sonra alayla "Öyle bir adam değilim, diyordun." dediğinde Gölge düşüncesizce söylediği bir cümle dolayısıyla oluşan algıyı kırmak için "Sana karşı öyle bir adamım." diye düzeltmeye çalıştı. Gölge'ye göre Veyla, zeki ve sinsi bir kadındı. Gölge'nin kendisine merhamet etme ihtimalini görürse bunu kullanmaya başlardı ve Gölge ne merhamet edecek, ne de açık verecekti. Çoktan verdiği açıkları da yeni acımasızlıklarıyla örtecekti.

"Ayrıca kiminle yatıp yatmayacağına da Yıldat dertlensin."

Veyla, "Yıldat'tan çok sen dertleniyor gibisin." dediğinde Gölge uyarır gibi bakarken dudakları aralandı. Dudağının kenarını yalarken kadına cevap vermese de ihtimali bile yokmuş gibi küçümseyici bir yüz ifadesine büründü. Veyla da sadece ağzını aramak için böyle söylüyordu ama git gide Gölge'nin arzu konusunda bile bir ilgisi kalmadığına inanmaya başlıyordu. Eğer öyleyse, denemek için kurduğu özgüvenli cümleler, Veyla'yı sadece küçük duruma düşürürdü. O yüzden fazla üstüne gitmeyecekti.

"Sen benim derdim olamayacak kadar önemsizsin Veyla."

Veyla'nın rahatsızlık hissiyatı artsa da sırıtışı da arttı. Kaşları alayla kalkarken 'öyle mi?' der gibi baktı. Gölge de aynı sırıtışla başını onaylar şekilde salladı. "Sen dertler yaratırsın ama dert olamazsın."

Veyla, "Doğru. Geçmişte sana pek bir dert yaratmışım." dediğinde Gölge'nin çenesi iyice kasıldı ve sırıtışını alayla bile tutma gereksinimi duymadı. Ellerini kadının kollarının iki yanına getirse de havada tuttu. Kadını da yönlendirmek ister gibi sağına doğru geçti. Veyla adamın temas etmeyişine bakarken vücudunu istediği yönde çevirdi. Gölge, kadının üstüne doğru yürümeye başlayınca Veyla bakışlarını Gölge'nin gözlerine çevirdi.

Gölge yaklaştıkça, Veyla bir adım gerilerken işin sonunun nereye gideceğini biliyordu. Biraz sonra kurban edilecek olsa bile keyifliymiş gibi sırıtışını sürdürdü. Keyfini kurban edilme ihtimali bozmamıştı, muhtemelen yine ölmezdi ama Gölge'nin söyledikleri tadını kaçırıyordu.

"Anlayamadığım şey, sen niye kendini bu kadar önemli görüyorsun?"

Gölge kırık korkuluğa doğru yavaş adımlar atarken Veyla da uyum sağlıyordu. Gölge kaşlarını kaldırdığında Veyla'nın sırıtışı genişledi. "Habire bana açıklamalar yapıp duruyorsun ya. Yanlış anlamamdan ödün kopuyor. Niye sana dair herhangi bir şey düşüneceğimi sanıyorsun ki? Sence iyi ya da kötü aklıma geliyor musun gerçekten?"

Gölge sinirini gülüşüyle örttü ve "Ben hiçbir şeyden korkmam." dedi.

Veyla'nın gözleri, adamın mavilerinde gezinirken "Korkuyorsun." dedi. "Birkaç şeyden korkuyorsun ama biri, benim."

Gölge bir kahkaha attığında Veyla da eşlik etti ama ikisi de saniyeler içerisinde ciddileşip öfke ile kısılan gözleri eşliğinde birbirlerine baktılar. Veyla, "Bana dair korkuların var Gölge Kral, ne olduklarını bilmiyorum ama var olduklarına eminim." dedi.

Gölge, kadının haklı oluşuna karşı iyice öfkelenirken yine alaya başvurdu ve "Zihin sarrafı mısın?" diye sordu. Veyla yarığa kadar gerilemiş oldukları için boşa giden ayağı sebebiyle tökezledi. Bir an eli Gölge'nin koluna doğru giderken hareket ettiği gibi pişman olmuştu ama Gölge karşı bir pişmanlık adımını çoktan atmış, kolunu Veyla'nın beline dolamıştı. Eli temas etmek istemez gibi parmakları açık ve havada dururken kolu yeterince temas içerisindeydi. Veyla'yı düşmesin diye kendisine çekerken göğüsleri çarpıştı. Bakışları bir anlığına birbirinin dudaklarına indi. İkisi de bu küçük kaçışa telaş duydukları için hızla gözlere sığındılar. Kendilerinden kaçmaktan, birbirlerinin bakışlarını yakalayamamışlardı. Kaçtıkları gözler de, iyi bir sığınak değildi. Başka bir felakete sürükleyecekmiş gibi kenetlenmişlerdi. Bu kısa anda, uzun uzun kalacaklardı. Şu an bitecek olsa da, yakınlaştıkları her an başka zamanlarda etkisi devam edecekti. Birkaç saniyenin ardından Gölge sesini temizledi ve kadının düşmesine müsaade etmeyişini "Cümlem bitmedi." diyerek açıkladı.

Veyla gözlerini devirecek gibi oldu. Adamın egosuna karşı dudakları alayla kıvrıldı. Cümlesini duymadan düşmesine bile izin vermiyordu. Veyla elini adamın kolundan yavaşça çekerken Gölge de kadın yeniden düşmek zorunda kalmasın diye bir adım gerileyip öyle belini bıraktı. Ellerini ait oldukları yere, kendi bedenlerine çekmiş olsalar da sanki ait oldukları yerden kovulmuş gibi hissetmişlerdi.

Veyla "Ee?" diye sorduğunda Gölge 'Ne?' der gibi başını salladı.

Veyla hafifçe sırıtıp "Cümlen bitmemişti ya." diye hatırlattığında Gölge sıkkın bir nefes alıp başını onaylar şekilde salladı. "Zihin sarrafı mısın? Gözlerime bakıp ardını mı görüyorsun?"

Veyla, adamın alayına rağmen ciddiyetle cevapladı. "Korku sarrafıyım." dedi. "İşkence etmeyi de öldürmeyi de iyi bilirim. Yıllardır binlerce kişide gördüm. Ölmeden önce hepsinde aynı duygu ortaya çıkar, korku. Sen bana bir şeyleri kaybetmekten korkar gibi bakıyorsun."

Gölge donakalmış gibi hissederken bir süredir tanımlayamadığı hissi kadının dudaklarından dinledi. Veyla'ya bakarken bir şeyleri kaybedecekmiş gibi korkuyordu. Kaybedeceği her şeyi çoktan kaybetmişti, kadının ne gücü ne de planları daha fazlasına yetmezdi, müsaade etmezdi ama yine de korkuyordu. Veyla'ya merhamet ederken acımasızlığını kaybetmekten de korkuyordu. Çünkü kaybederse, geriye ne kalacaktı, emin değildi. Yüzleşmekten çekiniyordu.

Gölge sessiz kalırken Veyla fısıldayarak "Neyi?" diye sordu. "Sana daha fazla verebileceğim bir acının kalmadığını söylemiştin." dedikten sonra başını hafifçe sallayıp kaşlarını kaldırdı. "Ya yanılıyorsun ya da yalan söylüyorsun. Geriye ne kaldı Gölge Kral?"

Gölge de bilmiyordu. Veyla'nın ona daha fazla ne yapabileceğinden korktuğunu bilmiyordu. Yine de Veyla gibi fısıldayarak "Hiçbir şey." dedikten sonra kendinden emin bir şekilde sırıttığında Veyla son hecesini uzatarak ve kasti bir şekilde sinir bozan keyfiyle "Peki..." dedi. "Neyse ki zaman gösterecek."

Gölge, yine aynı korkuyu hissederken kadının yüzüne doğru eğildi ve dilini yavaşça şıklattı. Bakışları kadının gözlerinde gezinirken tane tane "Senin o kadar zamanın olmayacak." diye fısıldadı.

Veyla Gölge'nin oldukça dikkatini çekecek şekilde dilini sırıtışında gezdirdikten sonra "Ama senin olacak." dedi.

Gölge'nin anlayamayarak bakması bir saniye sürmüştü. Anladığında gecikse de sırıtışını genişletti ve yüzünü yeniden geri çekti. Ben anlamasam hatta olmasam bile sen zamanla anlayacaksın, diyordu ve bu daha korkutucuydu.

"Ölü bir kadının cümleleri bunlar."

"Sen de ben de ölüler ile kavuşmak istiyoruz Kral. Sence gerçekten ölüm sanıldığı kadar yıkıcı mı?"

Gölge 'değil' diye düşündü. Gölge'nin belirli ölümler ile yıkıldığı şüphesizdi ama ölenlere beslediği duyguların yıkılmadığı da ortadaydı. Bu da tamamıyla bir yıkım anlamına gelmezdi. Veyla da 'ben ölsem bile bu düşünceler gerçekse, ölmeyecekler' diyordu ve Gölge kadın açıkça söylemese bile noktasına, virgülüne kadar ne demek istediğini anlamıştı.

Gölge konuyu biraz olsun güvenli bir alana taşıyarak "Belki de senden alabileceğim en ağır intikam, kavuşmana engel olmak olur." dediğinde Veyla, "Belki de." diye itiraf etti. İtiraz etmesinin bir yararı yoktu. Gölge Kral yapacağını zaten yapıyordu.

Veyla durumun ironikliğine karşı istemsiz bir şekilde güldü. "Belki de beni yaşatmak için elinden gelen her şeyi yapman gerekirken öldürüp duruyorsun."

Gölge'nin yüzü tanıdık bir acıyla buruşurken "Yaşaman da beni öldürüp duruyor." diye itiraf etti ama öfkeyle söylememişti.

Veyla'nın da gülüşü solarken son zamanlarda adamda bu denli yara kapladığını fark ettiği her an gibi içi rahatsızlık hissiyle doldu. Keyif almalıydı, hatta kendisini kutlamalıydı ama öyle olmuyordu. Veyla'nın da sesi acı ile derinleşirken "Belki de ben de yaşamamı izle diye hayatta tutmalıyken, seni öldürecek yollar arıyorum." dedi.

Gölge "Umarım bulursun." dedikten sonra dudakları burukça kıvrıldı. "Belki senin yapmana müsaade etmem ama emin ol, bir gün kullanırım."

Veyla, yine gizleyemediği bir merak ve derinden gelen bir ses tonuyla "Ben sana ne yaptım?" diye sorduğunda Gölge gözlerini kaçırıp boğuk bir nefes aldı ve ellerini kadının kollarına getirdi. Kadını yarığa doğru çevirdikten sonra hızla ellerini çekti. Elleri temas etmiyor olsa da kadının hemen ardında olabilmek için bir adımla yaklaştı ve vücutları temas etmeye başladı. İkisi de aynı anda yutkundu.

"Kurban edildiğimde tapınak aradığın taşı mı verecek?"

Gölge, "Terra öyle olacağını tahmin ediyor." dedi.

Veyla, "Yeniden yaşama döneceğim." diye hatırlattığında Gölge, "Ne yazık ki." dedi.

Veyla adam göremese de gözlerini devirip "Bu kulağa pek de kurban etmek gibi gelmiyor," dedi. "İşe yaramayabilir."

Gölge, aşağıda, sunağın üstünde Terra resim dili ile yazılmış olan yazılara baktı. Gölge Terra dilini biliyordu ama Veyla bilmiyordu. Bu yüzden aynı yere bakarken "Ne yazdığını biliyor musun?" diye sordu.

Gölge, "İki anlamı var." derken sesli düşünüyordu. Resim dili olması sebebiyle yelpazeyi daraltmak adına bazı kelimeler aynı şekil ile ifade edilirdi.

Veyla, "Ne onlar?" diye sorduğunda Gölge'nin elleri yeniden kadının kollarına geldi. Gölge hangi anlamlara çıkabileceğini söylemek yerine kadının omzunun üstünden kulağına doğru konuşmaya başladığında Veyla'nın gözleri kapandı. "Birazdan hangi anlamdan kullanıldığını öğreneceğiz." dedi. Gölge, kadının güzel yüzünde gözlerini kapattığını gördüğünde dudaklarını yaladıktan sonra bu anda biraz daha kalabilmek adına başını iyice kadının kulağına doğru çevirdi. Dudakları kadının kulağına değerken "Biri 'ölüm' demek." dedi. Eğer 'ölüm' demekse, Veyla'nın bir kere ölmesi yetecekti. Diğer anlamı ise... Gölge üzerinde düşünmek istemiyordu. Eğer diğer anlamıysa, Gölge'nin buraya başka birini getirmesi gerekebilirdi ve vazgeçebileceğini düşündüğü tek kişi Veyla'ydı. Bir başkasından vazgeçmek istemiyordu.

Veyla başını çekmese de adamın teması yüzünden boynu kasılmıştı. Korku gibi değil de... Tüm vücudu garip bir duyguyla kasılmıştı ve çocukluğunda, henüz insanken bazen olduğu üzere ateşi çıkmış gibi hissetmişti. Ateşinin çıktığı anıları hatırlamıyordu ama bu hissi hatırlıyordu.

Gölge, kadının kasıldığını fark ettiğinde yüzü hafifçe buruştu. Gölge'nin temas etmesini istemiyordu. Gölge gözlerini de kadından alırken vücudunu hafifçe geri çekti. Eş zamanlı olarak kadını aşağıya doğru ittirdi. Kadının vücudu yarıktan sunağa doğru düşerken Gölge gözlerini kapattı. Gürültü kulaklarını doldurduğunda yüzü yeniden hafifçe buruşmuştu.

Tapınağı yılanların çıngıraklı dillerinin çıkardığı sesler doldurmaya başladığında Gölge gözlerini araladı ama aşağıya bakmadan yavaşça merdivenlere yöneldi. Yılanlar kadının vücudunda kan bırakmayana kadar emerken bir yandan zehirleyecekti ve en sonunda adak tamamlanacaktı. Veyla'nın hayata dönmesi ne kadar sürerdi belli olmazdı ama ayin bittiğinde taşın verilmesi gerekiyordu. Tabii eğer Veyla uyandığında taş hala yoksa, diğer anlama geldiği anlaşılırdı.

Gölge yılanların Veyla'nın vücuduyla ilgilenen seslerinden rahatsız olmuş gibi hissettiği için sesi bastırmak üzere slık çalarak merdivenlerden inerken tapınağı incelemeyi sürdürüyor, sunak alanına bakmıyordu. Merdivenlerin korkuluklarında da yılan figürleri oyulmuştu. Gölge üstüne düşen yeşil kafalı bir örümceği parmağının üstüne aldıktan sonra geri taş duvara koydu. Bu örümcekler, yılanlar ile boğuşabilecek kadar güçlülerdi ama herkes sınırında durur, birbirine saldırmazdı.

Gölge merdivenin son basamağından da indikten sonra sunak alanına yöneldi. Sunak alanı, tapınağın kalbinde konumlanmıştı. Dairesel bir zeminin ortasında, yerden birkaç karış yukarıda kendi kendine süzülen eski bir taş platform duruyordu. Bu sunağın çevresinde nasıl kurban edileceğine dair, biraz önce Veyla ile birlikte baktıkları yazı, tekrar ve tekrar yazılmıştı. Her bir çizgi, yaşıyormuş gibi titreşiyordu.

Sunak dört sütunla çevrilmişti. Yılanlar ise biraz önce bu sütunların içinden harekete geçerek Veyla'ya ulaşmıştı. Şimdi ise sütunların tepesinden sunağa doğru yeşil büyülü ışıltılar yol alıyordu. Sunak alanının etrafında, yere gömülü doğal taşlar vardı. Her biri farklı renkteydi ama hiçbiri Gölge'nin aradığı taş değildi. Alanın hemen dışında, dört basamaklı yarım dairesel bir merdiven, sunağın olduğu platforma çıkıyordu. Basamakların üzerindeki taşlar, geçmişte sunak başında gerçekleşmiş kurban ayinlerinin izlerini taşıyordu. Kurumuş kan lekeleri hala görülebiliyor ve kokuyordu.

Gölge, sunağın üstüne düşmüş kadının vücudunu çevreleyen yılanların arasından yüzüne baktı. Güzel yüzünde ten rengi iyice soluklaşıyor, göz çukurları saçları kadar mor bir renk alıyordu. Birazdan kararmaya da başlayacaktı. Yüzünde git gide kemikleri belirginleşiyordu. Gölge, sunak alanına çıkmadan ama yakınında durdu ve ellerini deri ceketinin ceplerine yerleştirdi. Kaşları hafifçe çatılmış bir şekilde izliyordu. Veyla, engel olmaya bile çalışmamıştı. Biliyordu, engel olmaya kalkışsa Gölge büyüsünü kullanarak zorunda bırakacaktı ve boyun eğmiş gibi gözükmemek için kabullenmişti. Gölge, her şeye rağmen ve bir keresinde kadına da söylediği gibi bu huyuna hayrandı. Neredeyse hiçbir şeyi, boyun eğmeye değer görmüyordu. O kolyeyi görmüştü. Lilith denilen Terra çocuğu için de neredeyse yalvarmıştı. Kâbus mağarasında acılarıyla yüzleşmekten de korkmuştu ama sonrasında yeniden başını dimdik kaldırıp kendi kendisine teslim olmaya gitmişti. Gölge, kadının bu hallerini şimdi ölü olan ve çok sevdiği birine benzetiyordu. Veyla yüzünden ölü olan birine benzettiği için ironik ve trajik bir durumdu.

Gölge buraya gelirken Veyla'nın canlı bir şekilde bu sunağa uzanmasını sağlamayı düşünmüştü ama kendisini kadını yüksekten sunağa iterken bulmuştu. Veyla'nın ölümsüz bedeni düşüş sonrasında hayata dönse de henüz kendisine gelmemişken yılanlar ayine başlamıştı ve Veyla gözlerini açamadan kan kaybı yüzünden yeniden bayılmıştı. Kadına daha fazla acı çektirme şansı varken bu yolu neden seçtiğini bilmiyordu ama şimdi kadını izlediği hali bile yeterince acımasızlık gibiydi. Kadının vücudu hızla yüzlerce yıldır ölüymüş gibi bir hal almaya başlamıştı.

Kadını bu sunaktan hiç kaldırmasa bu ayin, bir başkası ayin için gelene kadar sürerdi ve belli ki buralara kimse gelmiyordu. Kadının vücudunda kan kalmayınca yılanlar geri çekilecekti, Veyla'nın ölümsüz bedeni hayata dönecekti ve yılanlar yeniden harekete geçecekti. Tapınağın büyüsünün hapsettiği Veyla ise bu döngüden hiç çıkamayacaktı. Ellerinde bu acıyı, huzura çeviren iksirden bulunsa belki daha katlanılır bir döngü olurdu ama özellikle de iksir içmeden bu acı hep sürerdi. Kaldı ki iksirin de etkisi sonsuza kadar sürmezdi.

Yeşil ışıltılar sönünce Gölge, geriye çekilmeye başlayan yılanların ardında bıraktıkları vücuda baktı. Veyla'nın şimdi bir deri, bir kemik kalmış vücuduna büyük gelen kıyafetleri, deliş deşik ve yer yer parçalanmıştı. Kadını çekmek istiyorsa, tam zamanıydı yoksa vücudu yeniden sunak üstündeyken iyileşmeye başlayacak ve yılanlar geri dönecekti.

Gölge, "O zaman, yaşatalım seni kelebek." derken merdivenlere yöneldi. "Beni biraz daha öldürebilmen pahasına, sevdiklerinle kavuşama."

Gölge sunak alanına çıktı. Gözleri kadının tanınamayacak hale gelen vücuduna rağmen hala parlayan saçlarında gezinirken kollarını dikkatle vücudunun altından geçirdi. Bir yandan kendisine de söz verir gibi "En azından şimdilik." diye ekledi. En azından şimdilik, yaşatacaktı onu. Buraya gelirken onu bir ölüme bırakma gibi niyeti yoktu, her ihtimal doğduğunda olduğu gibi yine bir çelişkiye düşmüştü ama yine, yapmamıştı.

Sunak alanından kadını kaldırdığı gibi yeniden oluşmaya başlayan yeşil ışıltılar söndü. Gölge kadının yüzüne bakarak merdivenlerden indikten sonra sunak alanından birkaç adım uzaklaştı. Ayini izlemeye gelenler için oluşturulmuş taş oturaklardan birine kadının küçücük kalmış bedenini koyarken aynı anda dizlerini kırarak yanında oturur şekli aldı. O sıra gözleri sunak alanına döndü. Ölüm yeterse, tapınak artık taşı vermeliydi. Bir yanı da yetmemesini istiyor gibiydi, böylelikle anlamına dair yeni bir karmaşıklık oluşmazdı. Diğer anlamı olduğuna emin olurdu. Diğer anlamıysa, vazgeçmesi gereken birisi söz konusu olacaktı ama şu anda da, nedense içinde bir şüphe vardı. Sanki tapınak taşı verirse, hangi anlamıyla verdiği belli olmayacakmış gibi...

Sunağın ortasında yeniden yeşil ışıltılar oluşmaya başladı. Gölge gözlerini yavaşça kapatırken yüzü kasıldı ve sıkkın bir nefes alıp verdi. Tapınak, kurbanı yeterli bulmuştu. Gölge Veyla'nın kalp atışlarını duymaya başladığında gözlerini yavaşça araladı. Taş öylece sunakta duruyordu ama Gölge Veyla'ya baktı. Kadının yüzü Gölge'nin gözlerini kapalı tutup düşüncelere ve endişelere daldığı sırada tanınır hale gelmiş, renk kazanmıştı. Hala tamamıyla iyileşmemişti ama artık Gölge'nin tanıdığı Veyla'ya benziyordu. Gölge'nin tanıdığı... Gölge Veyla'yı yeterince tanımadığını düşünmeye başlamıştı. Önceden Gölge'nin tanıdığı tek bir Veyla vardı, canavardı. Fakat şimdi başka başka hallerini de görmeye başlıyordu. Öyleyse, eksik ya da yanlış tanıyordu. Mümkün müydü?

Gölge, kadının parçalanmış kıyafetlerinin, vücudu belirginleşmeye başladıkça kayıp düştüğünü fark etti. Deri ceketi neredeyse ipleri kopmak üzere olan bir yeleğe dönmüş, sıkı büstiyeri bir arada tutan gerginlik kumaşın kopmasıyla son bulduğu için iki yana ayrılmıştı. Eteği dalgalı bir şekilde, yer yer kumaşın parçalanması sebebiyle kısalıyordu. Alt iç çamaşırı görüldüğü kadarıyla nispeten sağlam duruyordu, yılanların dişlerine maruz kalmamıştı. Üst iç çamaşırı ise...

Gölge hızla gözlerini kadının yüzüne çıkardı. Hemen ardından da telaşla kalktı ve sırtını döndü. Elleri ensesine doğru giderken gözlerini sımsıkı kapattı ve "Siktir..." dedi. Orada öyle aptal gibi kadının yanında bekleyeceğine, taşı almaya gitse belki de hiçbir şey görmeyecekti. Gölge kadını süzerken iyice iyileşmiş güzel teninde parçalanmış sütyeni dolayısıyla hiç görmemesi gereken detaylar görmüştü ve kalbi kulağında atmaya başlamıştı.

Kadına 'arzu bitti' bebeğim demişti ama tam şu an kadın, adamın belirli bir yerine temas etmesine bile gerek olmadan, sadece baksa arzunun bitmediğini anlayabilirdi. Arzu bitmiyor, git gide artıyordu. Veyla'nın vücudunun değiştiği yoktu, ilk günkü gibiydi, arzu niye git gide artıyordu? İlk zamanlar sadece arzuluyordu, sonra seviştiği kimseden yeterli tatmini alamayacak kadar arzulamaya başlamıştı, şimdi ise başkasıyla sevişirken dahi Veyla'yı düşünüyordu.

Veyla, pürüzlü sesiyle "Gölge?" dediğinde henüz üstünü fark etmemiş olmalıydı. Gölge ellerini hızla ensesinden çekti ve yutkundu. Başını hafifçe sağına doğru çevirdi ama göz ucuyla bile kadına bakmadı. Hiç ilgilenmiyormuş gibi sunağa yönelmeye başladı. Kadının sesine bakılırsa yeni kendisine geliyordu, Gölge'nin apışıp kaldığını fark etmiş olamazdı.

Gölge, sert bir ses tonuyla "Ne var?" diye sordu. Öfkeliydi evet ama sesini çabayla bu kadar sert tutmuştu. Derinlerde bir boğukluğa da sahipti sesi ama Veyla fark etmedi. Yüzünü buruşturarak dirseklerini oturağa yasladı ve hafifçe doğruldu. O sıra sütyen parçaları karnına doğru düşünce Veyla'nın gözleri irileşti. Hızla üstüne bakarken örtmeye yarayacak kadar parçası kalmamış deri ceketini göğüslerine doğru çekmeye çalıştı. Bir şeyi kapatamadığını gördüğünde gözlerini Gölge'ye çevirirken kollarını göğsüne birleştirerek göğüslerini kapattı ve bir küfür mırıldandı. En azından eteği sağlam duruyordu. Yılanlar en çok kalbine yönelmiş olmalıydı.

Gölge sunak alanından taşı aldıktan sonra ardına dönmeden oyalanmak için taşı inceler gibi yapmaya başladı. Veyla, gerginlikten kuruyan dudağını yalayarak oturaktan kalktı ve eteğinin de düşmeyeceğine emin olmak üzere iki yana sallandı. Düşmediğini gördüğünde üstüne geçirmek üzere bir çözüm arayarak etrafına bakmaya başladı. Belki sarmaşıklardan bir şeyler yapabilirdi. Ah... Erya kesin yapabilirdi. Onun yanına gidince bir şeyler kolaylaşabilirdi ama gidene kadar bu şekilde duramazdı. Kollarını göğsünde birleştirince belirli kısımlar kapanıyordu ama bastırdığı için belirli çizgiler de iyice belirginleşiyordu.

Derken Gölge derin bir nefes alıp normal davranmaya çalıştığı için Veyla'ya döndü. Gölge'nin kendisine döndüğünü fark eden Veyla hafifçe sıçrayarak Gölge'ye baktı ve kollarını iyice sıkılaştırdı. Gölge istemsiz bir şekilde en azından bir saniye kadar bu görüntüye bakmadan edemedi. Zihninde kendisine yeni bir küfür daha yollarken sıradan, herhangi bir şey görmüş gibi davranma gayretiyle ilerlemeye başladı.

Gölge "Taşı aldık." diyerek yakınlaşırken Veyla'nın iyice kaşları çatıldı. Karşısında neredeyse çıplaktı ve Gölge gerçekten umursamıyor muydu? Veyla'nın gerginliği artarken yutkundu. Gölge kendisini görse ve daha önce rastlaştığı o beğeniyle parlayan gözlerle baksa, Veyla bu kadar kötü hissedeceğini sanmıyordu. Gerçekten her ne olduysa, Gölge Veyla'dan cinsel anlamda bile iğrenmeye başlamıştı.

Oysa Veyla 'Bakma' demek hatta tehdit etmek zorunda kalacağını sanmıştı. Gölge ise zaten bakmıyordu. Veyla'nın yüzü iyice asılmıştı. Gizlemeye çalışmadı çünkü adamın da pek ilgisi yoktu, göremezdi. Daha çok taşa bakıyordu. Gölge, kadının yanına vardıktan sonra göz ucuyla gördükleri bile onu yakıp küle çevirirken yutkunma ihtiyacını göz ardı etmeye çalıştı. Yüz ifadesini korumakta zorlanıyordu. O alev saçan gözlerini anlamasın diye kadının gözlerine henüz çevirmemiş, hala taşı inceliyordu. İşin aslı, taşa bizzat bakıyor olmasına rağmen rengini bile bilmiyordu. Gördükleri, zihninde tekrar ve tekrar beliren o anlardı. Ah... Veyla ile en azından bir kere tenleri tanışsa, bu yangın söner miydi? Sönecek olsa her şeye rağmen bunu isteyebilirdi ama sönmekten çok alevlenmesinden korkuyordu. Şu an bile baş etmek güçtü. Üstelik kadın sadece Gölge'nin kardeşini arzuluyor ve kimseyi yanına yanaştırmıyordu. Gölge biraz önce yutkunuşunu bastırsa da bu duruma yutkunmadan yapamadı. Hissettiği rahatsızlık neyse ki arzu heyecanını örtmeye başladı ve gözlerini kadına çevirdi.

Kadın başka yöne bakarak dudağının kenarını kemiriyordu. Adamın yüzünde taş dışında bir şeye ilgi göremeyince nedense canı sıkılmıştı ve şimdi bir yanı nasıl bir anda vücudundan bile bu kadar iğrenmeye başlayabildiğini düşünürken, diğer yanı üstüne ne geçirebileceğini düşünüyordu.

Gölge, yeni fark etmiş gibi "Yılanlar kıyafetini yemiş." dediğinde Veyla titrek bir nefes alarak bakışlarını Gölge'ye geçirdi. Adam kadının gözlerine bakıyordu. Taşı bulduğu için mutlu olsa gerek gözleri parlıyordu. Veyla "Evet, öyle olmuş." diye mırıldandı. Veyla, bu anın bu kadar normal bir anmış gibi yaşanmasına inanamıyordu. Bir ay öncesine kadar Gölge böyle bir anda yapmadığı şaka bırakmaz, hatta yakınlaşmaya bile çalışırdı. Veyla kendi kendisine küfür etti. Ne istiyordu ki? Yakınlaşmasını mı? Ne güzel adam haddini ve sınırını bilmeye, daha doğrusu artık yanlış şeyler arzulamamaya başlamıştı. Veyla sevinmeliydi.

Bir sessizlik oluşunca Veyla'nın etrafta gezinen odaksız bakışları yeniden Gölge'ye döndü. O sıra Gölge'nin hala kadına baktığını gördü. Gölge bir şeyler söylemek için hızla "Ölüm, demekmiş." dedi.

Veyla "Diğer anlamı neydi?" diye sorduğunda Gölge birkaç saniye süren ama daha uzun hissettiren bir bakış kenetlenmesinin ardından hafifçe omuz silkti. "Önemli bir şey değildi." dedikten sonra merdivenlere yöneldi. "Hadi gidelim."

Veyla, adamın ardından, kolları göğsünde birleştirmiş ve kasıntı şekilde ilerlerken kıyafet derdini çözmesi gerektiğinin farkındaydı ama Gölge'nin umursamadığı şüphesiz olduğundan ona yakınmak istemiyordu. Muhtemelen söylese, 'Bana ne?' tarzı Veyla'yı daha da çöp gibi hissettirecek bir şey söyleyecekti. Veyla bu kadar garip hissederken öfkesine başvurup tehditler de saçamıyordu. Dağda gezinen savaşçılardan birini tespit edip büyüsüyle öldürdükten sonra kimsenin görmediğine emin olarak kıyafetini alıp giymesi gerekecekti. O sıra muhtemelen Gölge o 'ben bir şerefsizim ve sen umurumda bile değilsin' diye bas bas bağıran gıcık sesiyle 'hadi, acelemiz var', diye tuttururdu. Tanımadığı Xalia'nın tekinin pis kıyafetini giyme fikri midesini bulandırmıştı ama vücudunu Xaliaların iğrenç gözlerine sergilemek kadar korkutmuyordu.

Merdivenleri çıkıp kapıya yöneldiler. Veyla'nın düşüncelere dalmışken gevşeyen kolları, Gölge ardına dönünce hızla sıkılaştı. O sıra Gölge'nin gözleri de kısa bir anlığına kadının göğüslerinin görünen kısımlarına kaydı. Gözlerini önce tapınağın duvarlarına kaçırdı, birkaç saniyenin ardından Veyla'nın gözlerine bakabildi. Eli deri ceketinin fermuarına gittiğinde Veyla kaşlarını kaldırarak adamın ne yaptığına baktı. Deri ceketinin fermuarını açıyordu. Kadının ortalarda böyle dolaşmasını istemiyordu. Kendisi göreceğini görmüştü ama dışarıda binlerce Xalia ile karşılaşacaklardı.

"Dışarıda savaşçılarla rastlaşabiliriz. Mor büyün ilgi çeker. Büyünle değil dövüşerek bana yardımcı olman lazım."

Veyla adamın deri ceketini üstünden çıkarışını izlerken hala anlayamayarak "Yani?" diye sordu. Gölge ceketi Veyla'ya doğru uzattı. "Adamları tekmeyle öldürmeyeceksen, kollarına ihtiyacın var."

Veyla gözlerini kırpıştırarak deri cekete bakarken "Giyeyim mi?" diye sordu. Gölge güler gibi olurken "İstersen yılanlar gibi ye." dedi. Veyla şakaya uyum sağlayamayıp hala garipseyerek bakınca Gölge gözlerini devirdi ve alması için deri ceketi sallayarak "Giy, hadi." dedi.

Veyla gözlerini Gölge'ye çevirdi. Veyla'nın Azritler gibi hassas bir burnu yoktu ama Veyla'ya doğru tuttuğu deri ceketinde adamın kokusu buram buram burnuna doluyordu. Veyla Gölge'nin kıyafetinden de iğrenip iğrenmeyeceğinden emin olamadı. Başkasının kıyafetini giymek daha az rahatsız hissettirmeliydi belki ama bu şekilde güzel kokan bir ceketi giymeyi tercih edeceğini fark etti. Gölge'nin bile olsa. Sonra da ceketin güzel kokma sebebinin Gölge olduğunu fark etti. Kendi kendisine yutkunurken cevap vermeden ve harekete geçmeden önce çok zaman kaybetmişti.

Bu sebeple Gölge yanlış anlayıp "En azından Yıldat'ın yanına gidene kadar." diye söylendi. O zamandan sonra Yıldat'ın ceketini giymeyi tercih edeceğini düşünüyordu, çünkü kadın çok beklemiş, bir şey diyememiş, ceketi almak istemiyormuş gibi kalakalmıştı.

Veyla, "Peki." dediğinde Gölge yeniden ceketi salladı. Kadın bir elini göğsünden çekecek gibi oldu ama böyle de çok çıplak görüneceğini fark etti. Gölge'nin de yeniden gözleri kaymıştı. Gölge sıkılmış gibi bir derin nefes aldı, en azından Veyla böyle algıladı. Aslında Gölge, boğulmak üzere gibi bir nefes almıştı çünkü aklından hiç olmaması gereken görüntüler geçiyordu. Şimdi kadının belinden tutup eğilip öpse... Kadının kolları da göğüslerinden çözülse ve Gölge'nin boynuna dolansa, hemen solunda kalan taş duvara kadını yaslasa... Bunlar tabii olamazdı, iş oraya gelmeden Veyla'nın tokadını yerdi. En azından öyle olacağını düşünüyordu.

Gölge, kadının daha fazla görünür kılmamak adına elini çekmek istemediğini fark edip "Kelebeklerin falan?" diye sordu. Veyla "İçeri giremediler." dediğinde Gölge belki de ceketi yere bırakıp çıkmalıydı ama ceketin iki yakasından tutarak Veyla'nın kafasının üstünden ardına geçirdi. Ceketin yakalarını Veyla'nın omuzlarına doğru çekerek bırakırken gözlerini kendi hareketlerinde tutmaya çalışıyordu ama ellerini ceketten çekmeden önce göz göze geldiler.

Birkaç saniyenin ardından Veyla, bu garip sessizliği bölmek üzere "Bu arada tekmeyle de öldürebiliyorum." dediğinde Gölge aklı başka yerde olduğu için başta anlayamadı ama en sonunda kaşları kalktı ve alayla sırıttı. Biraz önce 'tekmeyle öldürmeyeceksen kollarına ihtiyacın olacak' demişti ve kadın anca cevap veriyordu.

Gölge, "Dışarıda bekliyorum." dediğinde Veyla ılıman bir edayla başını masum, uyumlu biriymiş gibi bakarak salladı. Gölge, kadının yumuşak bakışlarından gözlerini güçlükle alıp ardına döndü. Can havliyle çıkarmış gibi sığınaktan çıktı yoksa o çıkık pembe dudakları öpmeye başlayacaktı. Kadın efsunluydu. Çıplak omzunda da bunun kanıtını taşıyordu. O büyüyle parlayan yıldız, kadının göğüsleri kadar Gölge'nin görmemeye çalıştığı bir diğer ayrıntıydı.

Veyla, kapının ardından içerisinin sisli gözüktüğünü biliyordu ama yine de kapının yanına doğru kayıp ceketi yavaşça giyinmeye başladı. O sıra da garip hislerle iç çekip duruyordu. Fermuarı kapatırken kokusu burnunun direğindeydi. Bu ceketi çıkarıp başka bir şey giyene kadar bunu koklamak zorunda kalacaktı. Belki de çıkardığında üstüne sinecekti. Veyla kafasında dönen onca düşünceye rağmen huzurlu hissederken tapınaktan çıkmadan önce derin bir nefes aldı. Gölge bir an önce savaşçıları alt edebilmeleri için ceketini verdiğini söylemişti. Öyleyse bile yine Veyla'yı bir rahatsızlıktan kurtarmıştı.

Veyla tapınaktan çıktığında Gölge yüzünü sıvazladığı ellerini hızla çekerken yaslandığı taştan doğruldu. Gözleri kendi ceketinin Veyla'ya oldukça büyük gelen bir elbise gibi oluşuna bakarken istemsiz bir şekilde dudakları kıvrıldı. Veyla'nın üstünde kendinden bir parça görmek garibine gitmişti. Kadının bedenine kıyasla oldukça büyük olsa bile ironik bir şekilde aykırı durmuyordu. En azından Gölge'nin gözleri yakıştırmıştı. Gölge kadının karnına doğru baktı. Şimdi sadece bir ceketi üstünde taşımasıyla bile garip hissetmişti, bir de öngörü ya da kehanet ne olduğu bilinmez o görü, varisini de taşıyacağını göstermişti. Kızını...

Gölge gözlerini yola doğru çevirirken karanlığın arasından ilerlemeye başladı. Karanlığı sevmez, gerekirse göğü şimşeklerle aydınlatırdı ama şu an gizli bir şekilde ilerlemeleri gerekiyordu. Gölge, bu şehirde de yöneticinin sırf zarar vermeyeceğini düşündüğü ve oyalamak için halkı Gölge'nin önüne yığmasını istemiyordu. Bu şehrin savaşçıları korumalı, kalkanlı kıyafetler giydiği için halk ile ayrılıyordu ama Gölge'nin geldiğini duyarsa halka da o kıyafetleri zorla giydirip Gölge'nin önüne yem olarak atabilirdi.

Veyla Gölge'nin ardından ilerlerken siyah bluzunun sardığı geniş omuzlarına bakıyordu. Adam kolunu kaldırmış, saatinden mavi anlamsız şekiller olarak gözlerine doğru uzanan Valdris tarafından yollanan hologram bildirilere bakıyordu. Veyla ile ağaçların arasından sessizce ilerleyecekleri sıra saatindeki bildirileri kadına da gösterdi. Veyla'nın da saati vardı, bildirilere bakabiliyordu ama pek oralı gibi gözükmediği için Gölge göstermişti. Gölgelerin kullanabileceği en güvenli yolları da bildirmişlerdi.

Valdrisler şehrin yöneticisi Marl'ın şehrin ortasındaki bir kulenin tepesinde olduğunu öğrenmişti. Şimdi Veylaların olduğu yükseklikten bakılınca da görülebiliyordu. Çelikten yapılma gibi görünen kuleye bakarken Veyla "Umarım asansör vardır." diye fısıldadı.

Gölge "Sesli konuşabilirsin. Kalp atışlarını duyabileceğim kadar bir Azrit yaklaşırsa, haber veririm." dedikten sonra kadının biraz önce kurduğu cümleye istinaden "Umarım." dedi. "Yoksa yine benim kollarım asansör vazifesi görecek."

Veyla adamın kollarına bakarken hafifçe güldü. Gölge tarafından birkaç kere taşınmıştı. Sunağın üstünde uyanmadıysa, biraz önce de taşınmış olmalıydı. Adamın, sırf tapınak taşı sunsun diye kendisini alıp oturağa taşımış olduğunu düşünüyordu. Kurban ortadan kalkmadan, taş verilmiyor, olmalıydı. Gölge'nin başka bir sebeple taşımış olabileceğini düşünmüyordu.

Kadın gülünce Gölge de hafifçe güldü ve birkaç saniye sonra ikisi de iç çekerek ciddileşti. Gölge, "Valdrisler kule etrafındaki güvenliği sağlayacak. Seninle ben ise halkla hiç uğraşmadan direkt kuleye sızacağız. Hava savunmaları voltriderlardan güçsüzmüş ama kaos ortamı yaratmadan yöneticiye ulaşsak daha iyi olur."

Veyla, "Sıkıcısın." dediğinde Gölge, "Halkı öldürmek istemiyorum." diye düzeltti.

Veyla, "Sıkıcısın yani." diye yineledi.

Gölge sinirle "Yerimde siktiğimin Yıldat'ı olsaydı gezegeni dümdüz edene kadar durmaz, eğlenirdiniz ama şansına küs kelebek. Kral'ın benim." dedi. Veyla'nın kaşları hafifçe çatılırken başıyla birlikte gözlerini de Gölge'ye çevirdi. "Yıldat'la ne ilgisi var şu an?"

Gölge ileriye bakmayı sürdürürken oldukça çatılmış kaşları altında gözleri kısıldı. Yıldat'la bir ilgisi yoktu. Gölge dilini çiğnerken hafifçe omuz silkti. "Yıldat'a sövme saatim gelmişti."

Veyla Gölge'nin üstüne gideceği sırada Gölge bir elini kadının koluna getirip kendisine çevirirken diğer elini de dudaklarına götürdü. Veyla'nın gözleri şaşkınlıkla irileşirken dudakları arasında sadece Gölge'nin eli olacağı kadar kadını kendisine çekip eğilmişti. Veyla yutkunurken Gölge kadının gözlerine birkaç saniye daha baktıktan sonra kadını ağaçların ardına çekti. Aslında kimsenin yaklaştığı yoktu ama Veyla'nın bu konuyu sürdürmesini istememişti.

Veyla da Gölge'nin çekişiyle ağacın ardında hafifçe otururken Gölge'nin avucunu ısırınca Gölge elini yavaşça çekerken ters ters baktı. Veyla da eşlik etti. Gölge etrafa yalandan baktıktan sonra "Tamam," dedi. "Uzaklaştılar."

Veyla "'Haber veririm' dediğinde akla bu yol gelmiyor kaba herif." diye sinirle söylenirken çalıların arasında doğruldu. O sıra bollaşıp yeniden düzleşen ceketinin içerisinde bir şeyler görünür gibi olunca Gölge de yutkunarak doğruldu. Şimdi kendi kalp atışlarından yaklaşan düşmanı duyamayacak haldeydi.

Gölge acısı çoktan geçmiş olsa da elini sallayıp "Xalia mısın Luna mısın belli değil." diye homurdandı. Veyla'nın kaşları iyice çatılırken Gölge'ye dönüp omzuna vurdu. "Sensin Luna!"

Gölge, omzuna bakıp sabırla nefes aldıktan sonra Veyla'ya döndü. "Benimle dövüş ya da..." dedikten sonra aklına 'seviş' seçeneği geldiği için yutkundu. Veyla'nın da aklına geldiği için bakışları titremişti. Gölge yüzünü buruşturarak devamını getirdi. "... sus. Çocuk gibi laf dalaşına tahammülüm yok."

Veyla, "Benim seninle yaptığım herhangi bir şeye tahammülüm yok." dediğinde Gölge ters bir şekilde baktı. "Ver lan ceketimi."

Veyla'nın gözleri irileşti ve dudakları aralanıp da şaşkın bir ses çıktığında Gölge kadının tepkisine güler gibi oldu. "Neyse. Senin tenin değdi, istemem." derken ilerlemeye başladı. Lanet ceketi bile kadına değebiliyordu, Gölge değemiyordu.

Veyla toprakta bata çıka ardından giderken sinirle "Ben de mecbur olduğum için giyiniyorum!" dedi. "Yoksa kokun falan burnumda, çok rahatsız edici."

Gölge ileriye bakarken keyiflendi. Kokun falan burnumda, deyişi nedense hoşuna gitmişti. Gölge'nin gülüşünü Veyla alay ediyor olarak algıladı ve "Tamam, al. Ben yaprak falan bağlarım, daha iyi. En azından yapraklar aptal aptal konuşamıyor!" diyerek fermuarı açmaya çalıştı. Gölge'nin gülüşü dururken ardına döndü. Vücutları birbirine çarpışırken kadının ellerini tuttu ve fermuardan uzaklaştırdı.

"Biraz dışarıdaki düşmanla uğraşmam için müsaade eder misin içerideki düşmanım? Bir uslu dur, yürü. Geldiğimiz fark edilirse, yöneticiye ulaşana kadar savaşçı öldürmekle uğraşırız."

Veyla, "İstemiyorum ceketini falan." dediğinde Gölge kadının ellerini yeniden fermuardan uzaklaştırdı. Kadının yüzüne doğru eğilip "Çıkarmayacaksın!" dediğinde Veyla da başını dikleştirerek Gölge'ye kafa tutup "Bana emir verme!" dedi.

Gölge sabır dileyen bir nefes aldıktan sonra "Yemin ediyorum seni o sunağa geri götürürüm." dedi. Veyla parmak uçlarında yükselmek pahasında Gölge'ye kafa tutarken "Götür, hadi!" diye meydan okumaya devam ettiğinde Gölge isterik sırıtışında alt dudağını ısırdı. Bu kadını tehdit etmekte zorlanıyordu.

"Birazdan olabildiğince az dikkat çekmeye çalışacağız ve senin teninin dikkat çekmeme gibi bir şansı yok bebeğim."

Veyla'nın kaşları gevşemeye başlarken parmak uçlarından alçalıp ayak tabanlarını yere yasladı ama yüzleri arasındaki mesafe açılmamıştı çünkü Gölge de bir o kadar yüzünü eğmişti. Veyla ılıman bir ses tonuyla "Niye?" diye sorduğunda Gölge, "Çok konuşuyorsun." dedi ve fermuarı tutup kadının boynuna kadar çekti. Veyla'nın sorgulayan bakışlarına karşı en azından bir sorusunu cevapladı. "Yeterince kapatamamışsın."

Veyla endişe etmeye başlarken "Bir şey mi görülüyordu?" diye sordu. Gölge sıkkın bir nefes alıp elini fermuardan çekti. Görmüştü. En az Veyla'nın sinir olacağı kadar, kendisi için de sinir bozucuydu. Son zamanlarda bir şeyler yaşayıp duruyorlardı ve olabildiğince Veyla'dan gizliyor, hepsiyle kendi cebelleşiyordu. "Hayır ama görülebilirdi." dedikten sonra önüne dönüp ilerlemeye devam etti.

Veyla da ardından ilerlerken ellerini belinin ardında birleştirmiş, parmaklarıyla oynuyordu. Yürür değil, salınır gibi ilerlerken dudakları kıvrılmıştı. "Niye dert edindin ki görülme ihtimalini?"

Gölge, ters tutmaya çalıştığı ses tonuyla "Zavallı gözlerim yanlışlıkla görmesin diye." dedi. Veyla'nın sesinin yumuşadığının farkındaydı ve böyle olunca havasına kapılası, onunla şakalaşmaya başlayası geliyordu. Öyle yapmamak için de sohbet bitirici bir tatsızlık yaratma niyetindeydi.

"Gözlerin bir karar versin."

Gölge, kadının ne söylemek istediğinin farkında olduğu için konuyu değiştirecekken güzel bir bahane buldu. Durduğunda kadın da adamın sırtına çarptı. Elleri, ardına kadına doğru giderken önüne çekti ve ilerideki yedi, sekiz kişiyi gösterdi. Devriye geziyorlardı. Kadının kulağına doğru fısıldayarak "Öldürüp haberleşme cihazlarını alalım." diye fısıldadı. Gölge Azritler arasında en hassas kulaklara sahip olanlardan biriydi ve ilerideki sıradan Azritlerin Gölge'nin yeni duymaya başladığı mesafeden duyamayacaklarını öngörüyordu. Yine de fısıldamak istemişti çünkü kadınla yakın durduğu her an sesi boğuklaşıyordu.

Veyla huylanır gibi kıpırdanırken "Ve ceketlerini." dedi.

Gölge gözlerini devirdikten sonra kadının kollarını bıraktı. Buradan şimşekler yağdırsa, şehrin de ilgisini çekecekti. Hızla gidip saldırırsa da Veyla uzakta kalacaktı. Gölge "Asansör kalkıyor." dediğinde Veyla "Hayır ama..." diye sızlansa da birkaç saniye geçmeden adamın kucağındaydı. Gölge bir kolunu kadının belinden, diğer kolunu çıplak baldırlarından geçirmişken harekete geçmeden önce bir saniye es verdi. O sıra Veyla kollarını adamın boynuna dolamıştı. Bacaklarını da ileriye geriye salladığını gördüğünde Gölge sırıtmaya başlayarak Veyla'ya baktı.

"Bu duruma alışıyorsun bakıyorum?"

Veyla'nın elleri bollaşır gibi olduğunda Gölge kadını kucağında zıplatarak yüzüne daha yakın bir konumda tuttu ve Veyla'nın kolları da istemsiz sıkılaşmak zorunda kaldı. Veyla başını kaldırmış Gölge'ye bakarken, Gölge de başını Veyla'ya doğru çevirmiş ve eğmişti. İkisinin de gerilen yüzlerinde gözleri birbirine bakarken Veyla, içine kaçan sesiyle "Katlanıyorum, diyelim." dedi ama ellerini çekmedi.

Gölge, "Hislerimiz karşılıklı kelebek." dediğinde Veyla böyle olduğunu pek sanmıyordu. Veyla garip garip beklentilere ya da karışıklıklara kapılabiliyordu, Gölge'nin de öyle olduğunu hiç sanmıyordu. Gölge de kendisi söylemesine rağmen inanmayarak söylemişti. Susturamadığı bir yanı Veyla'dan uzak durmak istemiyordu ve kadına merhamet etmeye başlıyordu, Veyla'nın öyle olduğunu hiç sanmıyordu.

Yine de Veyla da "Hislerimiz karşılıklı Kral." diye yineledi. Gölge gibi hissetmek zorunda olduğunu bilerek ve yakında karmaşalardan kurtulup bunu sağlayacağını düşünerek "Hep de öyle olacak." diye ekledi. Gölge de düşünceli gözlerle baktığı birkaç saniyenin ardında hafifçe başını salladı.

"Hep de öyle olacak."

29

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!