24/66 · %35

🔮 24 ⚡ İmkansız

25 dk okuma4.898 kelime28 Kasım 2025

2. KISIM  AMORSUS KELEBEĞİ 

🔮 24 ⚡ İMKANSIZ

**

"Genelde tam tersini öneririm ama senin için durum farklı. Kelebek gördüğünde kaçmamalıydın."

Veyla, iplerin bağlı olduğu karşısındaki sandalyenin üstünde uçuşan kelebekleri izleyerek yaklaştı. Karşısına geçtiğinde kelebeklerin taşıdığı bir başka sandalye önüne ters bir şekilde kondu. Veyla bir bacağını sandalyenin diğer tarafına atıp öyle oturduktan sonra kollarını sandalyenin sırt kısmına yasladı ve karşısındaki boşluğa sırıttı.

"Gölge buralarda değil, ama hala korkuyorsan görünmene yardımcı olabilirim." dedikten sonra karşı tarafa bir düşünme ya da cevap verme süresi vermeden büyüsünü yönlendirdi. Sandalyede mor ışıltılar dolaşırken birkaç saniye geçmeden adamın görüntüsü dalgalanarak oluştu. Adam acıyla inlerken "Tamam, tamam." diye soludu.

Veyla çenesini kollarına yaslarken mor gözlerinin büyüyle parlaması sona erdi ve geriye sadece sırıtışı kaldı. "Merhaba, Andri."

Adam acıyla kasıldığı için eğilen başını hafifçe kaldırdı. Mavinin oldukça açık bir tonu olan gözleriyle Veyla'nın mor gözleri birbirini bulduğunda adamın da dudakları kıvrıldı. "Merhaba, uğursuz."

Veyla çenesini kollarından çekip başını doğrulttu ve bir elini de kaldırıp etrafı gösterdi. Tenha bir sokakta bulunan bir binanın deposundalardı. Kutular ve rafların arasında, tepelerinden sarkan bir avizenin loş ışığı altındalardı. Led ışıklar bozulmuş olsa gerek sinir bozucu bir şekilde titreyip durduklarından Veyla onların tamamen hayata göz yummalarına yardımcı olmuştu. Şimdi sadece avizeden gelen ışık vardı. "Umarım misafirliğinden keyif alırsın. Bir eksik görürsen lütfen söyle. İlk defa misafir ağırlıyorum da. Normalde sürüye saldıran kurdumdur. Sürüden biri olmam gerektiğinde afallayabiliyorum."

Veyla'nın alayına karşı Andri, sıkı sarılan iplerden rahatsız olduğunu gösterir şekilde kıpırdanıp yüzünü ekşitti. "Müttefiğini kaçırıp sandalyeye bağlamandan belli."

"Teknik olarak ben yapmadım."

Andri'nin kaşları kalktığında Veyla sırıttı. "Kelebeklerim biraz yaramaz."

Andri memnuniyetsiz baktığında Veyla gözlerini devirdi. "Sana davetiye yolladım fakat sen kaçmaya başladın."

Andri, "Davetiye?" diye sorduğunda Veyla kelebeklerini gösterdi. Büyüsü, görünmez olabilmek olan bir adamı bulmak zaman almıştı... Veyla tarafından bulunmakla, Gölge'den gizlenmek arasında Gölge seçeneğine daha yakın olmalıydı ki Veyla'yı bir hayli yormuştu. Henüz Gölge'ye deşifre olmamış olsa da her an bu ihtimalden korksa gerekti.

"Pek dost canlısı görünmüyorlardı."

Veyla neşelendi. "Değil mi? Ben yetişirdim. Harikalar."

"Harika kelebeklerin acaba..." derken yeniden kıpırdandığında Veyla başıyla kelebeklerine işaret verdi. Kelebekleri ipleri çözdükten sonra etraflarında uçuşmaya devam ettiler. Adam bileklerini ovuşturarak ellerini önüne çekerken "Gölge'ye değil sana getireceklerinden emin olmalıydım." dedi.

Veyla, "Gölge ne bana ne de kelebeklerime emir veremiyor." dedi.

Andri, "Duyumumuzda." dediğinde Veyla alaylı sırıtışını sürdürmeyi başardı ama bakışları kararmıştı. Kendisi ve Amorsus Konsey'inden bahsediyordu. "Seni buraya sokmayı nasıl başardılar?"

Andri, "Zaten buradaydım." dedi. Veyla başını sol omzuna doğru eğip "Yani benim gibi casus değil, bizzat Kral'ına ihanet eden bir hainsin." dediğinde Andri alınmış gibi görünmüyordu.

"Herkes ikna edilebilir."

Amorsus Konsey'i ne vaat etmişti, ne ile tehdit etmişti, bilinmezdi. Bunun için birçok yolları vardı, Veyla buna şaşırmamıştı. Veyla'nın şaşırdığı, Kral'ın güçlü ve kopmazmış gibi görünen bağlar ile bağlı olduğu halkından birinin hain çıkabilmesiydi. Buraya ilk geldiğinde bu bağı görmemiş, hepsinin bir gün hain olabileceğini düşünmüştü ama şimdi bunun sandığından çok daha zor olduğunu biliyordu. Halkının Gölge'ye nasıl bağlı olduğunu görmüştü. Bu bağı sadece korku ile kuramayacağını da fark edebilmeye başlamıştı. Güven ile kurduğu o bağı kırmak zor olacaktı.

"Görünmezliğim sayesinde şehre giren ve çıkan voltriderlara sızabiliyorum. Böylelikle Konsey ile iletişim kurabiliyorum. Aranızdaki köprü ben olacağım."

Veyla, "Seni her seferinde kelebeklerime sokak sokak aratmak mı zorunda kalacağım?" dedikten sonra etrafını gösterdi. "Eğer öyleyse, seni burada tutmayı tercih ederim. İhtiyacım oldukça çıkmanı sağlarım."

Andri, bu ihtimalden hoşlanmadığı için hızla "Sana bir adres vereceğim." dedi. "Kelebeğini yolladığında, görüşmemiz gerektiğini anlayacağım. Kelebeğinin götürdüğü yere gelirim. Ben görüşmemiz gerektiğini düşünürsem de, zaten yanına gelirim."

Veyla, huzursuz düşüncelere kapıldığı ve gergin hissettiği birkaç saniyenin sonunda onu tedirgin eden düşünceyi dile getirdi. "Konsey'in bir diyeceği var mı?"

Saltar'ın şehrinden döneli çok olmamıştı. Kısa süre içerisinde de plan değiştirecek kararı almamış olmalarını umuyordu. Konsey'i aksine ikna etmeliydi. Neden plan değiştirmeyi hedeflediklerini bile anlamamıştı. Ara ara Gölge onu tekrar kendisine vadedilmesini sağlamakla tehdit ettiğinde bunun hedefleriyle ilgili her şeyi kolaylaştıracağını sanmış, bu ihtimalden çekinmemişti ama artık çekiniyordu. Neyin değiştiğini bilmiyordu ama planların Yıldat üstünden devam etmesini istiyordu.

"Gözlem sürecinde olduklarını söylediler."

Veyla gergin bir şekilde "Neyi gözlemliyorlar?" diye sordu.

Andri hafifçe omuz silkti. "Sizi."

Veyla yutkunduktan sonra "Gölge ile beni mi?" diye sorduğunda Andri başını onaylar şekilde salladı.

Veyla isterik bir şekilde gülüp "Neden?" diye sordu. Normalde bu kadar soru sormaz, sorgulamaz, Konsey'in kararı her ne ise duyduğu gibi uygulamaya geçerdi ama şimdi müdahale etmek istiyordu.

"İlk planı yeniden mümkün görürlerse, o plana dönülecek. Zaafı olabilme ihtimalini gözlemliyorlar."

Veyla sandalyeden kalktı. Kendinden emin bir şekilde "Mümkün değil. Zaafı değilim!" dediğinde Andri başını onaylar şekilde salladı. "Belki şu an değil ama her yola atılan bir ilk adım vardır. Konsey de o ilk adımları gördüğünü düşünüyor."

Veyla neden böyle düşündüklerini anlayamamıştı. Veyla'nın gözünden bakınca her şey berrak bir şekilde açıktı, bu mümkün değildi. Yeniden "İmkânsız." diye çırpındığında Andri bacak bacak üstüne atıp ellerini de bacağının üstünde birbirine kavuşturdu ve rahat bir şekilde "Konsey, bilir." dedi. Üstüne daha fazlası söylenmezdi. Konsey düşünür, bilir, karar verirdi. Veyla gibi olan etten robotları ise yerine getirirdi.

Veyla odada volta atarken ara ara Andri'ye bakıyordu. "Onlara söylemelisin. Bir çuval inciri mahvederler. Yıldat'ın da güvenini kaybetmiş olurum, bir daha o plana da dönemeyiz. Aylarımı bu sikik yerde boşu boşuna geçirmiş olurum, yetmezmiş gibi Gölge de sonum olur."

Andri, "İnsanlarla bağlantına dair şüphe oluşturacak deyimler kullanma." dediğinde Veyla odada volta atmayı bırakıp Andri'ye yakınlaşmaya başladı. "Şu an bizi duyabiliyorlar mı?"

Andri başını onaylamaz bir şekilde salladı. "Gölge'nin büyü duvarı, herhangi bir teknolojinin Kral izni olmaksızın bu tarafa geçmesine engel oluyor."

Veyla başını sakin bir şekilde salladı. Bir saniye geçmeden eli kemerindeki bıçaklardan birine gitti ve çekip çıkarttıktan sonra adamın bacağının üstünde birbirine kavuşturduğu ellerine sapladı. Adam acıyla inleyip sırtını sandalyeden çekerken kalkmaya da çalıştı ama Veyla diğer eli ile adamı omzundan iterek yeniden sandalyeye yaslanmasını sağladı. Adama doğru eğilirken "O zaman bir daha o karınca siki kadar beyninle bana akıl vermeye çalışma." deyip hareketlerinin ve bakışlarının aksine şirince sırıttı. "Çünkü Nixsus sokakları tehlikeli ve sen her an ölebilirsin." dedikten sonra adamın kanının aktığı bıçağı çıkarıp boğazına dayadı. Adam korkuyla sandalyeye sinmişti. "Yani..." dedikten sona güldü. "En azından Konsey böyle olduğunu sanar."

Andri irileşmiş gözleriyle bakarken nefesini tutmuştu. Veyla kaşlarını kaldırıp "Anlaştık mı?" diye sorduğunda adam gözlerini yavaşça kapatıp açtı. Veyla adamın üstündeki tshirtten bir parça kopardıktan sonra birkaç adım geriledi ve kumaş parçası ile bıçağındaki kanı temizlemeye başladı. "İletişim kurarak anlaşmaya bayılıyorum!"

Adam yaralı ellerine bakarken elleri gibi vücudu da titremeye başlamıştı. Canı yanıyor olsa gerek gözleri kızarmıştı. Neyse ki yeniden nefes alabilmeye başlamıştı. Veyla bıçağını tekrar kemerindeki yerine takıp bir elini sandalyeye yaslayarak ayakta kalmaya devam etti.

"Aramızdaki küçük..." derken sandalyeye yaslanmadığını elini kaldırıp işaret parmağı ile başparmağı arasında minik bir mesafe bıraktı. Eş zamanlı olarak şirin sırıtışında gözlerini kısmıştı. "... sürtüşmeyi de hallettiğimize göre, ..." dedikten sonra elini indirip yeniden ciddileşti. "Konumuza dönelim. Saltar'a söyledim, sana da söylüyorum. Konsey'le konuşun. Burada olan benim. Deneyimlerime ve en yakından gözlemlerime göre, ilk plan elverişsiz."

Andri, "Mevsim dönümünde ne oldu Veyla Aldar?" diye sorduğunda Veyla yüz ifadesini korumayı başardı. Neyse ki Andri Azrit değildi de kalp atışlarını duyamıyordu.

"Hiçbir şey."

Adam elleri yüzünden ara ara yüzünü buruşturarak "Fısıltılar dolaşmaya başlamış. Benim kulağıma da geldi. Ben de Konsey'in kulağına götürdüm." dedi.

Veyla, 'iyi bok yedin' demek istiyordu ama taraflı durmak istemediği için sustu ve adamın konuşmaya devam etmesini bekledi. Adamın ne kadarını bildiğini bilmeden, ses çıkarmak istemiyordu.

"Ağaçların ardında, suların orada, Gölge ile ne yapıyordunuz?"

Veyla ters bir şekilde baktığında Andri, "Bana değil Konsey'e hesap veriyorsun." diye not düşmek zorunda kaldı. Veyla, "Hiçbir şey." dediğinde Andri kuruyan dudağını yaladıktan sonra gözleri ellerindeyken "Fısıltılar öyle söylemiyor." dedi. "Aranızda bir şeylerin geçtiği düşünülüyor."

Peş peşe geri döndüklerinde ve Erya'nın da söylediği gibi ya sevişmiş ya da dövüşmüş kadar darmadağın, ıslak şekilde göründüklerinde bu şekilde fısıltılar başlamış olabilirdi ama gerçek ikisi de değildi. Şimdi gerçekten bahsetse, Konsey mutlaka plan değiştirirdi. Veyla'nın köşe bucak kaçacağı kehanete, Konsey dört kolla sarılırdı. Veyla "Dövüştük." diye açıkladı. "Gölge benden nefret ediyor. Madem Konsey'in gözlemi altındayız, yakında onlar da anlar. Elinden gelse beni öldürür. Bırakın zaafı olmayı, düşmanı olmaktan bile kurtulamam. Tek yol, Yıldat."

Andri, "Peki seni neden korudu?" diye sorduğunda Veyla "Çünkü öyle biri!" dedi. Andri'nin kaşları kalktı. Veyla da yutkunduktan sonra bir elini boynuna götürüp parmaklarıyla ensesini ovuşturmaya başladı. O sıra gözleri kapanmış, sıkkın bir nefes almıştı. Çünkü öyle biri, demişti. Öyle dememeliydi.

"Bildiğime göre, Konsey sana Gölge Kral'ın nasıl bir canavar olduğunu söylemiş, hatta göstermiş. Fikrin mi değişiyor?"

Veyla'nın kulaklarında tek bir kelime yankılandı. Bozulma.

Adam 'Bozuluyor musun?' diye soruyordu. Buna dair bir şüphe oluşursa Konsey hiç vakit kaybetmeden Veyla'nın düzelmesini sağlardı. Veyla yeniden o deneylerin faresi olmak istemediği için kendisini toparlayıp gözlerini araladı ve elini ensesinden çekti. "Başkasına boyun eğecek biri değil." diyerek konuyu ve söylediğini başka bir yöne çekti. "Oradaki durum tamamen güç gösterisiydi.

Andri'nin Veyla'dan şüphelenen kaşları indi. Veyla ise rahatlar gibi hissetti. En azından şimdilik adam şüphelerinden arınmıştı. Veyla'nın bozulma ihtimalini de düşük görüyor olmalılardı. Sonuçta Veyla, onların üzerinde en çok uğraştıkları deneyiydi. Sözlerinden asla çıkmayacak etten bir robottu. Robotlarının bile arızalanması mümkündü, Veyla ise kusursuz bir şekilde şartlandırılmıştı. Duygularını saklamasına izin vermeden yok ettiklerini düşünüyor olmalılardı. Oysa Veyla, saklamayı başarmıştı. Kendisi de yeni yeni fark ediyordu ama, başarmıştı.

Veyla, adamın şüphelenmekte haklı olup olamayacağından bile emin değildi. Bir yanı oradaki durumun gerçekten güç gösterisi olabileceğini de düşünüyordu ama evet, sadece bir canavar olmadığı için Veyla'yı koruduğuna inanırsa, bu Konsey'in gözünde bozulmak anlamına gelirdi. Çünkü söylemişlerdi. Gölge Kral Karanir, bir sahtekâr. Gölge Kral Karanir bir canavar. Gölge Kral Karanir gözünü bile kırpmadan herkesin sonu olabilir. Ona güvenemezsin, yanıltır. Ona merhamet edemezsin, çünkü o sana asla etmez. Ona yaslanamazsın, seni devirir. O acımasızdır ve ona acıyan, acınacak hale düşer. O nicelerinin sonu oldu. Ölmeli. O ölürse, herkes kurtulur. O ölürse, sonu gelenlerin de intikamı alınmış olur.

"Yine de hazırlıklı olman emredildi. Eğer ona zaaf olabileceğin düşünülürse, olacaksın."

Veyla daha fazla dikkat çekmemek için sessiz kalmak istedi ama başaramadı. "Mümkün değil. Sadece ben değil, hiçbir kadın onun zaafı olamaz." dedikten sonra yutkundu. Artık olamazdı. Belli ki öyle biri vardı, Veyla ise adamın elinden almıştı. Nasıl, ne zaman bilmiyordu ama almıştı. Şimdi de bizzat zaafını ondan alan bir kadını zaafı edecek hali yoktu.

Veyla, korkuyordu. Neyden, ne için korktuğunu bilmiyordu ama huzursuz hissediyordu. İlk plana dönülürse Gölge ile yakınlaşması, onu kendisine âşık etmeye çalışması gerekecekti. İçindeki öfke ve intikam hırsını ona saldırarak, hakaretler ederek ve canını göz göre göre yakarak çıkarmak kolaydı ama bu hisler ile ona gülümsemek zorunda kalacaktı, ona güzel cümleler kurmak, onunla yakınlaşmak zorunda kalacaktı! Hamamda, adam ona yakınlaştığında vücudunda dolaşan kıvılcımları hatırlıyordu. Gölge'nin başka kadınlara olan temaslarını gördüğünde, nasıl bir his olduğunu merak ettiğini de hatırlıyordu. İlk defa merak etmişti. Yıldat gibi değildi. Yıldat ile tüm ipler Veyla'nın elinde kalmaya devam ediyordu ama Gölge... Gölge tüm ipleri eline alabilecek bir adamdı. Gölge şüphesiz ki felaket ama bir yandan da sığınak olabilecek bir adamdı. Gölge'den uzak durup ona karşı oluşan felaket-sığınak soru işaretlerini başından savabiliyordu ama dibinde durursa... Konsey'in tabiriyle bozulmaktan korkuyordu. Açık açık kendisine söylemiyordu ama korktuğu buydu. Gölge Kral Karanir'de, Konsey'in anlattığından başka, bambaşka bir adam görmekten korkuyordu.

Andri "İleride haklı çıkar mısın, bilmiyorum ama belli ki şu an..." dedikten sonra dudakları kıvrıldı. "... Konsey bunu mümkün görüyor."

**

Veyla, kapıyı hızla açtığında kapı duvara çarptıktan sonra Veyla'ya doğru geri döner gibi oldu. Veyla eliyle tekrar ittirdikten sonra odanın içerisine girdi.

"Bu iki oluyor ama kaltak!"

Veyla, "Ash, dışarı." dediğinde Gölge ellerini başının altından ensesine götürürken kol kasları belirginleşti. Veyla gözünü adamın çıplaklığından uzak tutmaya çalışarak Ash'e kapıyı gösterdi. En azından şimdilik adamın iç çamaşırı hala üstündeydi. Veyla o bez parçası bile yokken adamı görmüş, kontrolü eline alana kadar da bir güzel bakmıştı. Şimdi bu halinin de üstesinden gelebileceğini düşünüyordu. Yine de umursamaması gereken bir görüntü neden bakmamak için gayret göstermesi gerektiği bir görüntü haline geliyordu, anlayamıyordu.

Ash adamın kucağından inip de kalçasını yatağa yaslarken bir bacağını kalçasının altına kıvırmıştı. Bakışları Gölge'ye dönerken Veyla'yı gösterdi. "Şu kadına bir şey söyler misin? Keyfi isteyince odamı basamaz!"

Gölge sırıtarak Veyla'ya ve öfke saçan haline bakarken "Bebeğim, dışarı." dedi. Ash'in gözleri irileşirken adamın da Veyla'ya uyum sağlamasına inanamadı.

"Benim odamdayız!"

Gölge'nin bakışları yavaşça Ash'e döndü. Sırıtışı silinmeden ve sakin bir şekilde tekrarladı. "Ash, dışarı."

Ash, sinirle yataktan indikten sonra üstünü ve pantolonunu kucağına alarak kapıya yöneldi. Veyla'nın omzuna çarparak odadan çıktığında Veyla öfkeyle kadına dönecekti ki kulağına gelen bir uğultu eşliğinde önüne Gölge geçti. Veyla, Gölge'nin bu yapmasından nefret ediyordu. Azrit hızıyla bir saniyede dibinde bitiyordu.

Veyla bir adım geri çekilirken Gölge ardındaki kapıyı bakmadan kapattı ve başını hafifçe sağ omzuna doğru eğip kaşlarını kaldırdı. Dudakları keyifle kıvrılıydı. "Derdin ne kelebek?"

Kadın adamın yüzündeki keyfe bakarken dişleri arasından "Derdimi biliyorsun." dedi. Biliyordu, bu sebeple keyifliydi. Derdi, Gölge'ydi. Hep öyleydi. "Yaratık nerede?"

"Kediye isim mi koydun?"

Veyla sinirle soluyup "Nerede?" diye sorduğunda Gölge "Yaratık, diye hem de?" diye kendi sorusunu sürdürdü.

Veyla sesini yükselterek "Nerede?" diye sorunca Gölge sırıtarak "Bilmem." dedikten sonra hafifçe omuz silkti. Veyla'nın yanından yavaşça geçip odada ilerlemeye başlarken ellerini belininin iki yanına koydu. Sallanarak ve yavaşça ilerliyordu. "Belki bir ağacın gölgesinde, belki bir eşiğin altında."

Birkaç adımdan sonra yeniden Veyla'ya döndü. Veyla da Gölge'ye dönüp hızla yaklaştı. Adamı ittirip "Söylesene!" dediğinde Gölge gülerek ellerini belinin iki yanından indirdi. Adamın gülmesiyle Veyla yeniden sinirlenip ittirdiğinde Gölge bilerek bir adım gerilerken kadının bileklerini tutar gibi oldu ama Veyla hızla çekti. Yine de adamın üstüne gitmeye devam ediyordu. Gölge de zorunda olmamasına rağmen Veyla yakınlaştıkça, bir adım çekiliyordu. Veyla'nın üstüne yürümesinden hoşlandığı bile söylenebilirdi.

"Üstüme gelme kelebek. Ardımda yatak var." dedikten sonra bakışları ve sırıtışı muzipleşti. Kadını süzerken "Tabii, senin yüzünden yarım kalan işimi tamamlayacaksan,..." dedikten sonra bakışlarını kadının gözlerine çıkardı. Kaşlarını imayla kaldırıp indirdi ve sırıtışı genişledi. "... o başka."

"Dikkat et Kral. Şaka yapıp duruyorsun, bir gün ben de sürdürürsem elin ayağına dolanır."

Gölge yüz ifadesini korusa da bir gün Veyla da cinsel anlamda ona yakınlaşmaya çalışırsa, ne yapacağını gerçekten bilmiyordu. O kehanet, onunla yakınlaşmama zorundalığına müthiş bir yeni sebep eklemişti. Yine de ileride ya da paralel bir evrende arzusunun, yenilebileceği kadar büyüyeceğine dair korku da uyandırmıştı. Konu sadece arzu değildi. Veyla'nın başka başka halleri olduğunu da görmeye başlıyordu. O hallerine yanılırsa, arzusuna teslim olma tehlikesi doğardı. Bu sebeple o hallerini yok sayıyor, kendisine de başkalarına da aksini kanıtlamaya çalışıyordu.

"Ellerim nereye gideceğini hep bilir." derken endişe edip geri çekilmiş gibi gözükmemek için aksine yakınlaştı. Yavaşça ellerini kadının ceketinin içerisine, crop giydiği için açıkta olan belinin iki yanına getirdi. Kadın bir anlığına bununla tehdit ederek dile gelmişti ama Gölge ipleri elinden bırakmazdı. Zaten birazcık yakın davransa, kadın hemen kaçışıyordu. Buna güveniyordu. Yine kaçacaktı.

Veyla, adamın temasına baktı. Tenleri hiç istemese de birbirine defalarca değmiş, adamın vücut sıcaklığını bile artık bilir gibiydi. Şimdi yine aynı sıcaklık belinin iki yanındaydı. Rahatsızlık ya da iğrenme hislerini aradı. Vardıysa bile çok geridelerdi. Normal hissetmediği de şüphesizdi. Korkuyla harmanlanmış bir his vardı.

Veyla, Konsey'in düşüncelerini düşündü. Gölge'nin zaafı olabileceğine dair gözlem içerisindelerdi. Veyla, yanıldıklarından emindi. Zaafı olamayacağını düşünüyordu ama bu varis sahibi olamayacağı anlamına gelemezdi. Bu yüzden kehanetten çekiniyordu. Kaza kurşunu ile bile olsa varisine sahip olabilirdi. Şüphesiz Veyla'nın da bilgisi dâhilindeydi ki, Gölge kadını arzuluyordu. Veyla, korunmadan Gölge ile birlikte olmayı başarırsa, varis sahibi de olabilirdi. Konsey bunu da, Yıldat planındansa yeğleyebilirdi. Veyla bunun ne kadar mümkün olduğunu merak etti. Adamın onca yemine ve nefretine rağmen arzusuna yenilip Veyla'ya yine de dokunması da düşük bir ihtimaldi. Zaafın imkânsızlığının yanında, bu ihtimalli gibiydi. İhtimali olsa dahi, Veyla Yıldat planını sürdürmek, Gölge'den olabildiğince uzak durmak istiyordu. Yine de merakına engel olamadığı, esasen meydan okumak da istediği için bakışlarını Gölge'ye çevirdi.

Gölge, kadının kaçmamasına, düşünceli haline bakarken vücut sıcaklığının, kendisiyle ne kadar yakın olduğunu düşündü. Ona dokunurken vücutlarının nerede başlayıp nerede bittiğini ayırt edemez gibi olabiliyordu. Hem vücut sıcaklıklarının birbirine yakınlığı sebebiyle farkı görülemeyecek, hem de göz ardı edemeyeceği kadar da dikkat çekici bir temastı. Vücut sıcaklıklarının birbirine yakın oluşu bile Gölge'nin ilgisini çekiyordu. Bunu en son yaşadığı kişiyi unutamıyordu.

Veyla'nın elleri hareketlendi. Gölge ise gözleriyle kadını takip etti. Veyla'nın elleri Gölge'nin çıplak göğsüne yaslanınca Gölge'nin vücudu kasılmaya başladı. Yüzündeki keyif de bir hayli azalmıştı. Kadının ellerinde her zamanki gibi eldiven vardı ama yine de bu yavaşça oluşan temas Gölge'yi hareketsiz kılmıştı.

Veyla, "Şimdi..." derken bir adımla Gölge'ye yakınlaştı. Bir yandan da kendisini yokluyordu. Konsey ilk plana geri dönmesini isterse ve bunu yapmak zorunda kalırsa, Gölge'yle gerçekten yakınlaşıp yakınlaşamayacağını tartıyordu. Veyla "... burada..." diye fısıldarken Gölge yeniden bir adım gerilemek zorunda kalmıştı. Yüzünde artık alaydan eser yoktu. Kararan gözleri eşliğinde kadının ne yaptığını izliyor, müdahale etmiyor, sadece o üstüne geldikçe bir adım geri çekiliyordu. Normalde Gölge birilerinin üstüne yürürdü ama Veyla'ya müsaade ediyordu.

"... seninle olmak istesem..."

Gölge'nin kalp atışları hızlanırken Veyla'nınkileri de duyabiliyordu. Kadının da kalbi hızlı atıyordu. Veyla da bunun farkındaydı. Önceleri her temasta, şimdi ise yabancı gördüğü ya da sınır aştığını düşündüğü her temasta kalbi korkuyla çarpardı. Şu anda da korkuyla mı çarpıyordu? Ayırt etmek zordu. Veyla'nın kalbi yıllardır başka türlü çarpmamıştı.

Adamı yatağa doğru yavaşça ittirdiğinde normal şartlarda Gölge'yi devirmeye gücü yetmeyecek olsa da Gölge dirseklerini yatağa yaslayarak yavaşça uzandı. Başı da yatağa yaslanırken Veyla adamın bacaklarının iki yanına dizlerini yaslayarak yatağa çıktı. Ellerini de adamın başının iki yanına yaslayarak yavaşça eğilmeye başladı.

Veyla fısıldamasına rağmen titreyen sesiyle "... bana engel olacak mısın?" derken cümlesi bittiğinde yüzleri iyice yaklaşmıştı. Gölge'nin elleri yeniden ve yavaşça kadının belinin iki yanını buldu. Parmakları kadının tenini sıkarken gözleri deniz mavisi değil, ateş kırmızısı gibiydi. Veyla ise kalp atışlarını Azrit Gölge'nin de duyabildiğini bilse de, zaten bir insanın dahi duyabileceği nefes alış verişlere sahipti.

Gölge hafifçe başını kaldırdığında burunları birbirine değdi. Kadınla bu mesafede durabilmek için başını havada tutmaya devam ederken bir eli kadının belinden eteğini açık bırakan çıplak bacağına indi. Veyla'nın, vücutları arasında mesafe kalsın diye havada tuttuğu bedenini elleriyle çekerek kendi vücuduna yakınlaştırmaya başladığında kadının gözleri kapanır gibi oldu. Gölge'yi ve yapabilir mi, diye kendisini denemek, bir yandan da meydan okumak istemişti ama şimdiden pişman olmuştu. Gölge'nin ne yapacağı bilinmezdi ama şu an... Pek de engel oluyormuş gibi görünmüyordu. Hatta ipleri eline almaya başlıyor gibiydi.

Gölge kadının dudaklarına doğru fısıldayarak "Dene..." dedi. Veyla'nın vücudundan bir elektrik akımı geçer gibi oldu. Oysaki Gölge büyüsünü kullanmıyordu. Veyla'nın güçsüz kalan kolları yavaşça Gölge'nin vücuduna yaslandı. Gölge dudaklarını kadının dudaklarına sürterken "... ve öğren." dedi. Ve öğren, derken sadece kadından bahsetmiyordu. Kendisi de öğrenecekti. Kadına verebileceği bir cevabı yoktu. Engel olup olmayacağını bilemiyordu. Engel olmak isteyeceğini biliyordu ama şu an vücudunda öyle büyük bir arzu dolanıyordu ki, kadın sonunda ona dokunmasına müsaade eder gibi davranırken ve hatta kendi isteğiyle yakınlaşmışken 'hayır' diyebilir miydi, şüpheye düşmüştü. Kontrolü kaybetmiş gibi hissediyordu. İşte o kehanette gerçekleşse de bile böyle bir anda gerçekleşecek, diye düşündü. Kadından uzakken atıp tutmak kolaydı ama temas içerisine girdikleri an, aklından bir şeyler uçup gidiyordu.

Veyla adamı öpmek ister gibi dudakları hareketlendiğinde kalbine bir kazık saplanmış gibi vücudu kasıldı. Ne yaptığını fark ettiğinde kapanmak üzere olan gözleri hızla aralandı. Korkusu sayesinde kontrolü olabildiğince eline alırken "Zaten biliyorum." diye fısıldadı. Kendi boğuk sesini duymak, kontrolü eline alma çabasına yardımcı olmamıştı. Sadece ne kadar kontrolü kaybettiğini ona hatırlatmıştı. İşte, diye düşündü. O kehanet gerçekleşecekse bile böyle gerçekleşecekti. Uzak durmayı bıraktığı an, yanlış bir yakınlaşmaya kapılıp gidebilirdi. Veyla'nın bilmediği ama Gölge'yi gördükçe merak ettiği hislerdi. Neden yakınlaşmak için özellikle gayret gösterdiği Yıldat ile merak etmiyordu da, temas bile etmemek isteyeceği Gölge ile merak ediyordu, bilmiyordu. Veyla, kimsenin kendisine dokunmasını istemeyeceğine güvenmişti ama şu an Gölge'nin bir eli yavaşça kadının bacağında dolaşırken, diğer eli ise belini sıkıca tutmuşken Veyla hala iğrenir gibi hissetmiyorsa, ne olacağı da belli olmazdı. Niye iğrenmiyordu?

"O yüzden senin göstermene gerek yok. Ben denersem, bana engel olmazsın."

Veyla, sırf Gölge'ye meydan okumak için böyle söylüyordu. Adamın da şu ana kadar durduğu yoktu ama emin olamazdı. Gölge, kadının sınırlarını deniyor da olabilirdi. Hamamda oldukları gün de öyle olmuştu. Yakınlaşıp en sonunda kadına 'seni denedim' demişti. Belki de şu anda da deniyordu ve Veyla daha fazla sürdürmemeliydi.

Nefesleri dudakları arasında telaşla dolaşırken Veyla güçlükle doğrulmaya başladı. Önce üst vücudunu doğrultup sonra da adamın üstünden kalkacağı sırada Gölge'nin kadının belini tutan eli bırakmadı. Bırakmamakla da kalmadı. Kadını yanına, yatağa doğru çekip bir saniye içerisinde üstündekini yerini aldı.

Veyla'nın kalbi kulağında atarken gözleri irileşti. Gölge yavaşça kadının bacakları arasına yerleşirken aynı anda yutkundular. Veyla engel olmasa, ya da olabilecek gücü bulamasa da "Ne yapıyorsun?" diye sorunca kekeler gibi olmuştu. Gölge de fark etti ve bir süredir gergin olan vücudunda dudakları kıvrıldı. Kadına oldukça yakından bakarken gözleri dudaklarına inip duruyordu. Neden uzaklaşmasına müsaade etmemiş, aksine daha fazlasını yapıp kadının üstüne çıkmıştı bilmiyordu. Bir an temasları kesilsin istememişti.

Gölge burnunu kadının burnuna sürtüp "Asıl sen ne yapıyorsun?" diye sordu. Ne yaptığını anlayamamıştı. Bu ilk meydan okuyuşu değildi. Cinsel anlamda meydan okuduğu başka anlar da olmuştu ama hiçbir zaman bu kadar cesur yaklaşmamıştı. Temastan çekinen bir kadının bu kadar yakınlaşmasına hazırlıksız yakalanmıştı. Artık 'Nasıl olsa Veyla yakınlaşmaz' güvencesine de gölge düşmüştü. Fısıldayışıyla nefesi kadının dudaklarına değmişti. Veyla yeniden yutkunduktan sonra "Çekil üstümden." dedi.

Gölge düşüncelere ve kararsızlığa boğulmuşken hareketsiz kaldığında Veyla ellerini güçlükle aralarından göğsüne çıkardı ve adamı ittirmeye çalıştı. Adam kadının ellerini tutup başının iki yanına yasladığında Veyla da artık nefes alamadığına emindi. Adamın altında olmasına rağmen fiziken değil ruhen kıvranırken "Gölge..." dedi. Dursun istiyordu. Kendi başlatmış olabilirdi ama bu kadarını hesap edememişti.

Gölge ses tonuna hâkim olmaya çalıştı. Ne var ki boğuktu. Sesi bile arzuyla kasılmıştı. "Ne oldu kelebek? Biraz önceki kadar cesur değilsin." diye sordu. "İpler elinden kaçınca telaş mı yaptın?"

Olan tam olarak buydu. Veyla, ipleri elinden kaçırmış gibi hissediyordu. Büyüsüyle müdahale edecek gücü bile bulamıyordu. Bir yandan da biliyordu. Gerçekten uzaklaşmasını istediğini bilse, Gölge zaten uzaklaşacaktı. Kadına, rızası olduğunu söylemesine rağmen bir başkasının dokunmasına müsaade etmemişti. Kendisi de rızasız dokunmazdı. Öyle söylemişti. Beni istemeyenle beraber olmam, demişti. Şimdi de bu kadar yakın durabilmesinin sebebi, Veyla'nın şüpheli yaklaşmasıydı.

"Sen de pek iplere sahip gibi değilsin."

Gölge'nin cevap vermek için aralanan dudakları titrek bir nefesle geri kapandı. Belli ki verebileceği bir cevap yoktu. Alınları birbirine yaslanır gibi olduğunda Gölge hafifçe yüzünü uzaklaştırdı. "Sadece bilmeni istiyorum..." derken oyalanır gibiydi. Eninde sonunda daha ileriye gitmeden kadının üstünden kalkması gerekeceğini biliyordu. Bu temaslar içerisinde biraz oyalanmak istiyordu çünkü bir daha bu kadar yakın olmayacaklardı. Hele ki şu andan sonra, birbirlerinden daha da uzak duracaklardı. Gölge'yi arzusu karşısında çaresiz bırakan, Veyla'nın da arzuluyor olma ihtimaliydi. Şu ana kadar pek ihtimal vermemişti ama kadın şu an Gölge ile oynamıyorsa, arzuluyor gibiydi. Gölge ise Veyla'nın hiçbir hareketinden emin olamıyordu. Kendisiyle oynuyor da olabilirdi, bundan hiçbir zaman emin olamayacağını düşünüyordu. Belki de o kehanet, kadının planlarını değiştirmişti.

"... bir gün gökyüzü ile yeryüzü bir araya gelecek ve sevişecek olsak bile,..." dediğinde bu ihtimalin açıkça dile getirilmesi Veyla'nın Gölge'nin dudaklarına olan bakışlarının bile titremesine sebep oldu. Adamın dudaklarına bakmak istemiyordu ama bu mesafede ya gözlerini kapatacaktı ya da oraya bakacaktı. Gözlerini kapatmak, teslim olmaktı. Gözleri ağırlaşsa da, teslim olamazdı.

"... korunurum. Bu yüzden varis hayallerine kapılma."

Veyla'nın kaşları çatılırken Gölge de hafifçe yüzünü uzaklaştırmıştı. Gözleri birbirini bulduğunda Veyla'nın, Gölge'nin dudaklarını bekler gibi aralık olan dudakları kapandı. Tüm vücudu, Gölge'nin temaslarının etkisinden bile daha çok kasılırken göğsünde rahatsız edici bir his belirdi. Gölge, kadının bakışlarının saniyeler içerisinde nasıl değiştiğini izledi. Kadının yumuşak bakışlarında hızla fırtınalar oluşmuştu.

Öfkesinden gelen güçle mor gözleri büyüyle ışıldarken ellerini çekmek istediğinde, işte şimdi Gölge kadının uzaklaşmak istediğinden emin olduğu için müsaade etti. Yatakta kadının üstünden yanına çekildiğinde Veyla hızla kalktı. Kayan üstünü başını düzelterek odada olabildiğince Gölge'den uzaklaşmaya başladı. Sırtı adama dönükken yüzünü sertçe ovuşturduktan sonra elleri yolmak ister gibi saçlarına gitti ve yüzünden geriye attı. Gölge ise o sıra ellerini iki yanı hizasında, geride yatağa yaslamış, dağılmış halde kadına bakıyordu. Adam nefes alış verişlerini düzene sokma gayretindeyken kadının başka neden yakın durabileceğini anlayamadığından, öyle söylemişti. Kendisini arzulama ihtimalini düşük görüyordu. Veyla öyle aksi gibi davranmıştı ki, adam sonradan oluşabileceğini düşünmüyordu. Oysaki, Veyla'nın arzusu zamanla oluşuyordu. Çünkü arzusunu ihtiyaçlarından almıyordu. Bir yandan da Veyla'nın temasa ilişkin hassas davrandığı onlarca, yüzlerce an, Gölge'nin, kadının bu zaafından hariç olduğunu düşünmesine engel oluyordu. Ne var ki Veyla, en çok Gölge'ye dokunuyordu. Gölge göre Veyla, zeki bir kadındı. Belki de kehaneti lehine kullanmaya karar vermişti. Gölge'nin aklına başka bir sebep gelmiyordu. Eğer sebebi buysa, bir daha cesaret edemesin istiyordu. Veyla cesaret edince, Gölge'nin iradesi azalıyordu.

Veyla adama döndükten sonra ellerini iki yanında kaldırıp "Senin varisini isteyen kim?" diye bağırdı. Gölge bakışlarını odada gezdirirken bir elini ağrıyan başına yardım edebilme umuduyla ensesine götürdü ve ovuşturmaya başladı. Şu baş ağrıları, insan ya da güçsüz Xalia işiydi. Gölge gibi güçlü Xalialar, özellikle de kendi vücudunu yenileyebilenler baş ağrısı gibi vücut güçsüzlükleriyle sınanmazdı. Ne var ki bir süredir Gölge bu baş ağrılarıyla uğraşıyordu. Böyle anlarda başlıyor, bir süre sürüyordu. Zihni dağıldıkça, oluyordu.

Veyla ise, Gölge'ye yakınlaştığında, sonrasında ise Gölge ona yakınlaştığında bile böyle öfkeli hissetmemişti. Şimdi ise sebebini anlayamadığı bir rahatsızlık hissi ile öfke yaşıyordu. Aklından bile geçmeyen bir şeyle suçlanınca, normalde umursamaz, öfkelenmezdi ama öfkelenmişti. Veyla çoğu şeyin suçlusu olduğu için her şeyden suçlanmaktan da gocunmazdı. Tüm kötülükleri keyifle üstlenirdi ama şu an, Gölge'nin bu gözle bakışı onu rahatsız etmişti. Sebebini anlayamadığı yeni bir şey daha olmuştu. Konsey, bunu yapmasını istese, zorunda kalacaktı ama bunu istediği yoktu. Aslında Veyla hiçbir şeyi kendi için yapmıyordu. Her şeyi yapmak zorunda kalıyordu.

Gölge elini ensesinden çekip yeniden kadına bakarken hafifçe omuz silkti. "Yine de uyarmak istedim. Seni hayal kırıklığına uğratmayı severim ama bunun için altıma yatmaya zahmet etme."

Veyla'nın göğsündeki o rahatsız his artarken yüzünü buruşturup "Sen bir mide bulantısısın." dediğinde Gölge başını onaylar şekilde sallayarak yataktan indi. Kehanetin gerçekleşebileceğine inanıp kendisine yakınlaşacağına, böyle düşünse daha iyiydi. Görmüştü ki yakınlaştığında, Gölge de kontrolü kaybediyordu. Bu sebeple Veyla bir daha yakınlaşmamalıydı. Amacı varisse, asla gerçekleşmeyeceğini de bilmeliydi.

"İyi. Bunu hiç unutma."

Veyla öfkeyle başını onaylar şekilde salladı. "Bir an bile aklımdan çıkarmıyorum."

Oysa arada çıkarıyordu. Gölge ise ona yeniden hatırlatmak ister gibi kadının karşısına geçip ifadesiz, umursamaz bir şekilde bakmaya çalıştı. Ne kadar başardığını bilmiyordu ama Veyla inandı. Veyla'nın vücudu garip hislerle boğuşurken Gölge'nin karşısında tepkisiz bir şekilde durmasına daha da siniri bozuldu. Veyla, Gölge'nin kendisine bu lafları söyleyebilmek için öyle yakın durduğunu düşündü.

Gölge, tüm öfkesini vücuduna ve sesine gayretle çağırarak "Çekilebilirsin." dediğinde Veyla alayla güldü. Yeniden adamı ittirecek gibi olduğunda adam bileklerinden tutup engel oldu. Kadının bileklerini yavaşça bırakıp "Sınır aşma." dediğinde Veyla "Yaratık nerede?" diye bağırdı. Bunun için gelmiş, nerelere sürüklenmişti. Konsey'e bile öfkeli hissediyordu. Böyle bir adamın Veyla'ya zaafı olabileceğini düşünüyorlardı. Oysa Gölge Veyla'ya bir çöp gibi davranıyordu. Belki de bir çöpe bile tekme atmazdı, Veyla'yı buruşturup duruyordu. Veyla buruşmuş bir kâğıt gibi hissediyordu. Yakınlaşmaları ile aslında donakalmışken, Gölge'nin o anları ve temaslarını Veyla'nın sinsi bir planıymış gibi lanse edip bir de iğrenç bir üslupla uyarması böyle hissettirmişti. Önceden olsa umursamayacağını biliyordu. Gerçekten bozuluyor olmalıydı. Belki de Konsey'e gidip kendisini düzeltmelerini bizzat istemeliydi. Bu bozulmalar, Gölge'ye karşı bile hassas olmasını sağlayacaksa, olmasa daha iyiydi.

"Onu ait olduğu yere gönderdim."

Veyla'nın kalbi iyice ezilirken güçsüz bir sesle "Ne?" diye sorunca Gölge bakışlarını kadının tepkisinden kaçırdı ve yatağa yöneldi. Kadının böyle duygularını belli eder şekilde davranması Gölge'yi garip hissettiriyordu. Gölge Veyla'ya bakmamaya bahane ederek üstünü giyinmeye başladığında Veyla bakışlarını adamın vücudundan aldı. O vücudu güzel bulmaktan nefret ediyordu.

"Amorsus'a mı yolladın?"

Gölge pantolonunu giyinirken "Evet." dedi.

Veyla "Neden?" diye bağırdı. "Dur ben cevaplayayım. Benim canımı sıkabilmek için! Beni yalnız bırakabilmek için!"

Gölge cevap vermeden pantolonunun fermuarını çekip üstüne yöneldi. Kollarını kaldırıp üstünü giyindikten sonra karnına doğru çekiştirerek Veyla'ya döndü. Veyla gözlerini bir anlığına kaydığı noktadan, adamın karın kaslarından alıp gözlerine baktı. Gölge kadına bakmadığı, sırtını döndüğü sırada zihnini ve kendisini toparladığı için alaya başvurup sırıttı ve işaret parmağını 'bir' der gibi kaldırdı. "Yanlışın yok ama eksiğin var."

Veyla kollarını göğsünde birleştirip başını sallayarak pencereden dışarıya baktıktan sonra sinirle güldü. "Tabii bir de bugün senden habersiz dışarı çıktığım için."

Andri'nin yanına gitmişti. Veyla'nın iplerini tutmaya çalışan Gölge ise kadının tek başına halkının arasına karışmasını istemiyordu. Veyla'ya güvenmiyordu ve kadın bu şehirdeyken peş peşe belalar yaşanmaya başlandığından gözünün önünde dursun istiyordu. Veyla uslu durmadığı gibi, hesap da vermiyordu. Nerede olduğunu söylememiş, dalga geçip durmuştu. Gölge ise cezalandırmak istemişti.

Gölge "Bingo!" dedikten sonra kapıya yöneldi. Veyla adamın kolundan tutup durdurunca Gölge yavaşça kadına döndü ve gözleri kadının eline indi. Veyla elini çektikten sonra "İptal et!" diye bağırdı. "Geri getir, bir şey yap!"

Gölge, "Olur bebeğim. Hatta Ash'i yollayayım Amorsus'a? O tatlı canın başka ne ister? Tahtımı da ister misin?" diye sorduğunda Veyla sinirle inledi. "Ucuz hamlelerin var."

Gölge "Ama işe yarıyor." derken kadının öfkesine bakıyordu. "Ayrıca Nix onun için güvenli bir yer değil. Herkes ait olduğu yerde dursun." derken kadını da uyarıyordu. Varis hayaline kapılıp kendisine yakınlaşmamalıydı.

Veyla da uyarıyı gayet fark etmişti. Daha da sinirlenip "Ben onu koruyordum!" dediğinde Gölge güldü ve kadına acı bir gerçeği hatırlattı. "Korudukların şu an nerede kelebek?"

Veyla'nın bağırıp durduğu için aralık olan dudakları birbirine kapandı. Yüzü iyice kasılırken mor gözlerinden acı geçti. Bir saniyeliğine geçmişti ama Gölge gördü. Kadının acısına karşı yutkunurken bir an yanlış bir şey söylemiş gibi hissetti ama hızla toparlandı. Yanlış bir şey yoktu. Doğru olan buydu ve Veyla canının yanmasını hak ediyordu.

Veyla sesinin titremesinden endişe ettiği için fısıldayarak "Seninkilerin yanında." dediğinde bu sefer de Gölge'nin çenesi kasıldı. Gözlerinde kalbinin yarası gözükürken yine de gülümsedi. Burukça ve isterik bir gülümsemeydi. İkisi de sevdiklerini koruyamamıştı. Bir kısmını bizzat, birbirlerinden koruyamamıştı.

Veyla, adamın tepkisine daha fazla bakmadan hızla odadan çıktı. Elleriyle yüzüne hava çarparak kendi odasına yöneldi. Nefret ediyordu! Bir şeyleri kaybetmekten nefret ediyordu! Veyla hiçbir şeyi, hiç kimseyi koruyamamıştı ki... Veyla yok etmeyi bilirdi. Birilerini kaybetmeyi... Veyla yalnız kalmayı bilirdi. Sever de sanıyordu ama belli ki yine bir keresinde Gölge'nin dediği gibi sevdiği için yalnız kalmamıştı, yalnız kaldığı için sevmeye başlamıştı. Gölge'nin haklı olmasından nefret ediyordu! Gölge'den zaten ediyordu! Gölge'nin canını yakmasından nefret ediyordu! Canını yakabilmesinden de nefret ediyordu. Vücuduna yapabildikleri Gölge'nin marifeti, kalbine yapabildikleri ise Veyla'nın marifetiydi. Veyla ona kırabilme iznini, adama vermeye başlıyordu. Kabullenmesi zaman alacaktı ama inkâr etmeye başladığına göre, fark etmeye de başlamıştı. 

38

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!