23/66 · %33

🔮 23 ⚡ Felaket

38 dk okuma7.587 kelime28 Kasım 2025

2. KISIM  AMORSUS KELEBEĞİ 

🔮 23 ⚡ FELAKET

**

"Neyse ki buradan gitmemize az kaldı."

Veyla, yatakta sağına, Yıldat'a doğru dönerken sağ elini de başının altından yastığa yasladı. Düşünceli gözleri Yıldat'ın yüzünde gezinirken "Az..." diye mırıldandı. Gerçekten birbirlerine vaatlerinin tamamlanmasına ve evlenmek üzere Karam'a dönmelerine az kalmıştı. Veyla henüz hedeflerine ulaşamamıştı. Gölge ile her sorun yaşadıklarında birkaç hafta boyunca iki tarafın da sessizliğe gömülmesi de süreci yavaşlatıyordu. İkisi de yuvalarına dönüp güç topladıktan sonra yola devam ediyorlardı. Gölge birkaç haftadır şehriyle ilgileniyor, son saldırının yaralarını sarmaya çalışıyordu. Aklından olabildiğince Veyla'yı ve kehanet ya da öngörü, ne olduğu bilinmez o görüntüleri uzak tutmaya çalışıyordu. Veyla ise kendisindeki, Amorsus Konseyi tarafından 'bozulma' olarak kabul edilebilecek bu değişimleri düşünüp duruyordu. O gün, hayatında birkaç kere gördüğü bir Terra çocuğu için, o kolyeden vazgeçmişti. Hatıralarından mahrum kaldığı yıllarda bile bir şekilde sığındığı o kolyeden... İsmini bile hatırlamadığı kadar zihninin bulanık olduğu yıllarda ölüm laboratuvarlarının onun için ayrılan odasında, iki büklüm, cenin pozisyonunda yatarken dahi o kolyeyi kimsenin ondan almasına müsaade etmemişti. Onu bir canavara çeviren gayzerin ardından büyüsüyle ilk tanışmaları da bu sayede olmuştu. Ondan kolyesini almak istemişlerdi, büyüsü ise Veyla'dan bile önce o kolyeyi korumuştu. Şimdi ise Gölge'ye karşı büyüsü bile susmuş, sanki tehlikeli birinin eline geçmemiş gibi müsaade etmişti. Durneklerin kumlarında da aynısı olmuştu. Büyüsü vücudundan dört bir yana patladığında bile Gölge'ye zarar vermemişti. Veyla Gölge'ye bu denli düşmanken, büyüsünün dostluk edişinden nefret ediyordu.

"Sence bir felaket mi yoksa sığınak mı?"

Yıldat da vücudunu Veyla'ya doğru çevirip elini kadının da yaptığı gibi başının altından yastığa yaslarken kaşlarını kaldırdı. "Kim?"

Veyla sıkkın bir nefes aldıktan sonra "Gölge?" diye sordu. Gözlerini devirdikten sonra "Benim dışımdaki kimselere yani..." diye ekleme ihtiyacı hissetti. Kendisine felaket olduğuna dair şüphesi yoktu.

Yıldat "Aslında ikisi de." dedi. "Yok etmek istediğine felaket, korumak istediğine sığınak."

Ve Veyla, yok etmek istediğiydi. Oysaki kâbusundan uyandığında ve güç patlaması yaşadığı o anda, bir sığınakmışçasına Gölge'ye sığınmıştı. Gözleri gerçeklere uyanana dek, zihni yanılgılarla dinmişti. Gölge Kral Karanir, bir yanılgıdan ibaretti ve Veyla, ne yöne doğru yanıldığından emin değildi. Birkaç hafta önce onu bir Terra çocuğuyla kullandığından beridir öfkesi burnunun direğindeydi ama bir yanı da Veyla'nın canını yakmak için bile Terra çocuğuna zarar vermediğini unutamıyordu. Terra çocuğu bir odada mutlu mutlu oyuncaklarıyla oynarken Veyla'ya gerçek olmayan, yapay zekâ ile oluşturulmuş bir görüntü izletmişti.

"Doğrusu, Gölge'yi Valdris kadar bile tanımıyorum."

Veyla'nın düşünceli gözleri yeniden Yıldat'a döndü. "Nasıl yani?"

Yıldat, dudağını sol kenarına kıvırdıktan sonra rahat bıraktı ve hafifçe omuz silkti. "Birlikte büyümedik."

"Ama kardeşsiniz."

"Annelerimiz farklı."

Veyla'nın kaşları ilgiyle kalkarken dirseğini yatağa yaslayarak üst vücudunu hafifçe doğrulttu. Yıldat kadının yatağa dökülen saçlarıyla oynamaya başladı. Veyla ise bu temaslarına müsaade etti. Hatta çok daha fazlasını yapmalıydılar. Ne var ki henüz yarım yamalak öpüşüp durmaktan ötesine gidemiyorlardı.

"Onun annesi nerede? Ya da senin annen?"

Yıldat "Benim annem öldü." diye anlatırken gözleri de kadının saçlarında geziniyordu. "Saltar'ın saldırısında."

Veyla adamın yüzünde his belirtisi aradı. Böyle olmasından keyif almamış ama kalbinde bir yara sahibi de olmamış gibi görünüyordu. "Gölge'nin annesi nerede, ne yapar, bilemiyorum. Güvenmez, anlatmaz ama bana kalırsa öldü. Gölge'yi tanıdığımdan beridir esasında birilerinin yasını tutar gibi hüzne sahiptir. Alayıyla öfkesiyle süsler ama ihanet edip durmama rağmen benden vazgeçmeyişi bence benden başka bir ailesi kalmamasından kaynaklı."

Veyla, Gölge'nin sadece sevdiği kadının ölümüne sebep olduğunu düşünmüştü çünkü annesinin de olsa, Yıldat'ın da haberi olacağını düşünmüştü. Oysaki Yıldat ve Gölge'nin anneleri farklıydı. Bu da, sonu gelmez nefret ile Veyla'yı ezme mesnetlerinden birinin de annesi olabileceğini düşündürtmeye başlamıştı. Veyla o kadar çok kişiyi öldürmüştü ki... Yine de içlerinden biri Gölge'ye benzese hatırlayacağını düşünüyordu. Niyeyse, Gölge'nin yüzünde Veyla'nın ezberinde olan bir şeyler vardı.

"Siz Gölge ile ne zaman bir araya geldiniz?"

Yıldat "Çok sonra." diye açıkladı. "Babam benimle bu şehirdeydi. Gölge'nin varlığı kulağımda bir efsane gibiydi. Gerçekten görene kadar hiç inanmamıştım. Ara ara babam anlatırdı. Niye bizimle olmadığını anlamazdım. Bir gün dönecek, derdi. Dönmesini en çok babam istiyordu ama dönüşünü göremedi. Gölge yıllar sonra döndüğünde, babam çoktan ölmüştü."

Veyla "Saltar..." dediğinde Yıldat bakışlarını kadının saçlarından alıp mor gözlerine çevirdi. Başını yavaşça onaylar şekilde salladı ve iç çekti. "Saltar bu şehri devralmış, babamı ve annemi öldürmüştü."

Veyla'nın gözleri kısıldı. "Peki sen... Sen ne ara Gölge'ye ihanet ettin? Ya da Gölge şehri Saltar'dan geri aldığında mı siz tanıştınız?"

"Ben sadece Gölge'ye değil," dedikten sonra yutkundu. Pişman gibi görünüyordu. "Aileme de ihanet ettim."

Veyla'nın dudakları aralanırken gözlerini kaçırdı. Anlamıştı. Yıldat da kadının anladığını fark etti ama başkasıyla bu konu hakkında konuşamadığı için anlatmaya devam etti. "Saltar'ın yanında durdum. Annemlerden sonra bile."

Veyla "Neden?" diye sordu. Yıllarını duygusuz bir şekilde geçirmişti, hem de böyle olması için bin bir türlü deneyden, işlemden geçmişti. Yine de bu şehirde bir süreden fazla kaldığı gibi duyguları oluşmaya, bağ kurmaya başlamıştı. Buraya gelmesinden önce bile en azından rüyalarında, kâbuslarında, hatıralarında duygularını yaşıyordu. Veyla, babasını aileden görmediği şüphesizdi ama kaybettiği kardeşi ile artık bir başka canavara dönüşmüş olan annesi için neler yapabileceğini biliyordu. Oysa Yıldat ihanet etmiş, ölümlerini izlemiş, intikam istememişti.

"Hayatta kalmak için."

Veyla, "Bu o kadar da önemli bir şey değil." derken burukça gülümsedi. Veyla için hayatta kalmak, her an vazgeçebileceği bir şeydi.  Hedefleri ve alması gereken bir intikam olmasa Gölge'nin her doğal taşı peş peşe kendisinde denemesine de müsaade ederdi.

"Ama Gölge affetti. Geri döndüğünde, başta benim gibi Saltar'ın boyunduruğunda yaşayacakmış gibi davrandı. O zamanlar bile öyle güçlü bir Xalia'ydı ve nasıl ölebileceği şüpheliydi ki, Saltar düşman olacağına yanına aldı. Gölge, o zamanlar bana, yeni tanıştığı kardeşine güvenip amaçlarını anlatmıştı. Gözünde sadece halkı değil, kardeşini de bu zulümden kurtaracaktı. Babamızın, benim için annemin intikamını alacaktı. Ben ise..." dedikten sonra iç çekti. Yutkunmaya çalıştı ama yutkunamadı. "... Saltar'ı yenemeyeceğini düşündüm. Saltar'a planlarından bahsettim. Gölge yine de Saltar'ı yendi ama Saltar da haberdar olup daha güçlü karşılık verdiği için Gölge onun ardından gelen dostlarının bir kısmının ölüşüne şahit olmak zorunda kaldı."

Veyla, zihninde belirip duran aksi bilgi ve hatıralara rağmen Gölge'nin halkını ve dostları haline gelen savaşçılarını korumak istediği anlara şahit olmuştu. Halkından birileri tehlikeye düşünce önce kasırga olup kurtarana kadar yeri göğü inlettiği, kurtaramadıkları için ise dağ gibi adamın nasıl da yıkılmak üzere sarsıldığını görmüştü. O zamanlarda da dostlarını kaybettiğinde nasıl bir öfkeye kapıldığını tahmin etmek zor değildi. Yine de Yıldat'ı hayatta tutmuştu.

Yıldat burukça gülümseyip "Yine affetti." dedi. "Artık güvenmiyor ve belki de hiç güvenmeyecek ama her zaman beni koruyacak, biliyorum."

Veyla tek tabanca olmaya, gökyüzünü yalnız izlemeye, kâbuslarına bir başına yakalanmaya ve çığlık çığlığa uyandığında vücuduna ancak kendisinin sarılmasına alışıktı ama şimdi kardeşi, seksen, eski haliyle annesi ya da eğitmeni geri gelse, bu yalnızlığından hemen vazgeçerdi.

"Seni her zaman koruyacak bir sığınağa sahip olduğun için şanslısın." dedi. Bu cümlesi, bir gün ondan abisine ihanet etmesini bekleyeceği düşünüldüğünde, belki de kurmaması gereken bir cümleydi ama söyleyivermişti. Belli ki Gölge, herkesin felaketi değildi.

Yıldat, kadının yanağını sevip "Sen de bana sahipsin." dediğinde Veyla adamın temasına rağmen bu cümle ile iyi hissetti ama Yıldat'ın kendisi için o denli bir sığınak olmadığını, olamayacağını biliyordu. Her şartta ve zamanda Veyla'yı korumazdı. Hem Yıldat, kendi ailesine bile ihanet eden, her zaman kendisini seçen bir adamdı, hem de Veyla değer vermekle birlikte Yıldat'a o şekilde teslim olamayacağını düşünüyordu. Veyla ipleri sımsıkı tutmaya pek alışıktı, parmaklarını bir daha kimin için gevşetirdi, bilemiyordu. Gölge, Yıldat için bir sığınak olmuştu ama Yıldat, herhangi biri için öyle bir sığınak olmazdı. Yine de Veyla için birçok şey yapabileceğini de görebiliyordu.

Veyla kıvrık dudaklar eşliğinde bakmasına rağmen bir cevap vermediğinde Yıldat "Tabii sen buna ihtiyaç duymuyorsun." dedi. Öyle düşünüyordu. Veyla, Yıldat'ın hayatında gördüğü en umursamaz kişilerden biriydi. Terra çocuğunu bile nasıl umursamıştı, anlayamamıştı. Gölge, kadının duygularıyla oynamaya çalışıyordu ama Yıldat'a kalırsa, eli çoğunlukla boş dönecekti. Veyla bir şeyleri umursasa bile, acısını çekeceği kadar önemsemeyecekti. Oysa yanılıyordu. Veyla da acı çekiyordu. Hep çekmişti, hala çekiyordu.

Veyla'nın keyfi azaldığında ve bakışlarına bulutlar düştüğünde Yıldat konuyu değiştirmek için pencerenin önündeki kediyi gösterdi. "Artık senin mi?"

Veyla, hafifçe omzunun ardından geriye, kediye baktı. Kediye bakmak bile gülümsemesinin genişlemesini sağlamıştı. "Bilmem. Gitse de hep geri geliyor. Ayrıca kedilere sahip olunmaz, dost olunurmuş. Erya'nın dediğine göre beni seçmiş." dedikten sonra kelebeklerinden birinin kedinin burnuna konuşunu izledi. Kedinin gözleri kısılarak kapanırken burnunun ucunu havaya doğru kaldırdı ve yüzünde huzurlu bir ifade oluştu.

"Onunla hiçbir Xalia'ya ya da lunaya saldıramazsın ki."

"Onun için ben saldırabilirim ama." dediğinde Yıldat güldü ama Veyla şaka yapmıyordu. Şimdiden kedinin güvende olmasını isteyeceği kadar bağ kurmuşlardı.

"Hazır mevsim dönümüne gitmişken keşke Sırlıkök ağacına da baksaydın. Gelecekteki çocuğumuzu görürdün." dedikten sonra hafifçe gülerek ekledi. "Ben bir gün sevişebileceğimize olan inancımı da tazelerdin."

Veyla'nın kalp atışları hızlanırken yatakta sırt üstü döndü ve gözlerini tavana çıkardı. Dudağının kenarını kemirip dururken sıkkın nefesler alıp vermeye başladı. Aklından durmadan uzaklaştırma çabasında olduğu için aslında sık sık düşündüğü bu konu, işte yine karşısına gelmişti.

"O aptal ağaca o kadar güvenme."

"Hiç yanıldığını görmedim."

Veyla, göğsünde bir yanma eşliğinde Yıldat'a ters bir bakış attığında Yıldat kaşlarını kaldırarak güldü. "Ne dedim şimdi?"

Veyla nefesini üfleyerek yeniden tavana baktı ve ellerini saçlarının iki yanında yatağa yasladı. "Her şeyin bir ilki vardır." diyerek o aptal ağacın da yanılabileceği ihtimaline tutunmaya çalıştı.

Yıldat, "Doğanın kurallarıyla savaşan," derken kadın gibi sırt üstü dönüp tavana baktı. Kadının tedirgin gözlerle baktığı tavanda ne gördüğünü bilemiyordu ama huzursuzluğunu hissetmiş, kalp atışlarını ise bizzat kulaklarında duyabiliyordu. Belki de temaslarının artması gerekeceğinden endişe etmişti yine, bilemiyordu. Veyla'nın tedirgin gözleri yine Yıldat'a dönmüştü. Devamında ne diyeceğini anlamış gibiydi. Yine de duymayı yutkunarak bekledi.  "yenilmeye mahkûmdur."

**

Gölge "Çok sessizsin." dediğinde Veyla hızla Gölge'ye döndü. "Konuşasım yok ama konuşacak olsaydım, Saltar'ı nasıl hala hayatta tuttuğunu anlayamadığımı söylerdim."

Gölge, kadının bir süredir bir şey söyleyip söylememek arasında gidip geldiğini fark etmişti. Bir süredir yan yana olmalarına rağmen iletişim kurmamışlar, birbirlerine bakmaktan da geri durmuşlardı. Ne var ki Gölge yine de fark etmişti ve şimdi haklı çıktığını görüyordu. Sohbet başladığı gibi Veyla dile gelmişti.

"Saltar'a sorsak, o da seni nasıl yaşattığımı anlayamazdı."

Veyla ilerlemeye devam ederken "Birazdan sorarız." dedi.

Gölge, "İşime yarayanlar yaşar, yaramayanlar da canımı sıkarlarsa ölür." dedikten sonra çenesinin ucuyla kadını gösterdi. "Tıpkı senin yaşadığın gibi."

"Habire birbirimizin kalbine kazık saplayıp dursak da hangi doğal taşın bizi öldürebileceğini bulamadığımızla bir alakası yoktur eminim ki yaşamamın."

"Sadece kalple mi ölünür? Yaşamana rağmen senin ölüm anıların var."

Veyla etrafı izlerken "Evet, bin kere falan ölmüşümdür." dedi. Hepsi birkaç saniyeliğineydi.

Gölge "Yok." dediğinde Veyla'nın gözleri adama döndü. "Hayatın boyunca birkaç kere ölmüşsün."

Veyla adama bakmaya devam ederken Gölge bu söylediğinden emin olmasa da kadının yüzünde kanıt arıyordu. Kadının bir noktada hislerini kaybetmesini sağlayan ölüm anıları vardı. Öyle olmalıydı. Hisler yoktan var edilemezdi. Birkaç hafta önce küçük bir kız çocuğu için geldiği o hale, bir kolye ile vedalaşırken nasıl da canından can gittiğine bakılırsa, Veyla Aldar duygusuz biri değildi. En azından şu an, değildi. Bu da her zaman duygusuz olmadığını gösterirdi. Duyguları ondan alınmış ya da bizzat Veyla onlarla vedalaşmıştı ve şimdi istemese de yeniden kazanıyordu. Gölge görebiliyordu ama görmezden gelmeye çalışıyordu.

Veyla duraksasa da adam yeterince baktıktan sonra ilerlemeye devam etti. Veyla adamın geniş omuzlarına ardından bakarken sıkkın bir nefes aldı. Görünmek istemediğine görünüyor, duyulmak istemediğine sesini duyuruyordu. Üstelik bu adam da görmek istemiyor, duymak istemiyordu ama yine de oluyordu. Kadın bir şeylerin acısını çekiyordu ve Gölge sonrasında bunu ona karşı kullanacak olsa bile görebiliyordu.

Veyla arkasından ilerlemeye devam ettiğinde her adımında içinde hissettiği sinir ve hazımsızlık hissiyatı artıyordu. Adam önce acıların yerlerini tespit ediyor, sonra da oradan vuruyordu. Veyla bir şeyler ile bağ kurmaya başladığı ya da bazı zaaflarını saklayamadığı gibi oradan vuruluyordu. Yakın zamanlarda Gölge, seni yaralarından vurmak için yaralarını bilmeme gerek yok, demişti ve henüz o söylediğine dair bir hamlede bulunmamıştı. Veyla ise biraz merak, esasen korkuyla bekliyordu. Onu zindanlara kapatmasına, büyüsünü yönlendirip eziyet çekmesine, hatta siyah ölüme bulanmış bir okyanusa göndermesine razıydı ama kendisinin bile tam olarak hatırlayamadığı, yine de tüm gerçekliğiyle hissettiği acılarına dokunmasını istemiyordu.

Veyla ile Gölge ilerledikçe onlara yol açan Xalialar bir fermuar gibi iki yana ayrılırken merdivenlerden çıkmaya başladılar. Veyla Saltar'ın malikânesine bakarken Gölge'nin ardından ilerliyordu. Böylece birbirlerinin yüzünü göremiyorlardı ama Veyla adamın sırtını bile görmekten rahatsız oluyordu. Orada öyle birilerine sığınak olabilen ama kendisine felaketler yağdıran bedeninin herhangi bir kısmını görmek istemiyordu.

Geniş ve siyah deri kapının önündeki Azrit "Hoş geldiniz Gölge Kral. Ve..." dedikten sonra gözlerini Veyla'ya çevirdi. Veyla'yı genelde her şey olup bittikten sonra imzasıyla görür, bilirlerdi. Şimdi canlı, kanlı karşısında olmasına karşı gözleri kadında kalakalmıştı. Söylenildiği kadar güzeldi. Su gibi teni, Zenith üzerinde rengi sadece çiçeklerde olduğu bilinen saçları ve gözleri vardı. Büyüsünün yapabildiklerine karşın cüsseli değildi. Kibar, zarif bir vücuda sahipti. Minik burnu ve şekilli pembe dudakları, yüzünü süsleyen başkaca detaylardı. Adam Veyla'yı süzerken sessiz kaldığında ve kapıyı da açmadığında Gölge "Ve uğursuz kelebek." diyerek adamın bir türlü ağzını açıp da söyleyemediğini dile getirdi. Adam yutkunarak başını onaylar şekilde salladı.

Gölge ters bir şekilde "Hoş bulduk." dedikten sonra adamın omzundan tutarak sola ittirdi ve yolundan çekti. Gölge yapmasa, adamın çekileceği yoktu. Gölge'nin eli kapının sensörüne uzandı.

Saltar'ın savaşçısı olan Azrit elindeki izin kartına benzer bir şeyi sensöre uzatma çabasında "Hemen açayım..."demesine kalmadan Gölge'nin avucundan sensör butonuna elektrik akımları yol aldı ve kapı iki yana açılmaya başladı.

Gölge ters bakışlarını adama çevirdiğinde, adam biraz artık gerek kalmadığı için, çoğunlukla da bakışlardan çekindiği için geri çekildi. Gölge iki yana açılan kapıdan içeriye geçtiğinde Veyla da ardından ilerlemeye başladı.

Veyla adamın yanından geçerken adam heyecanla "Siz..." dediğinde Veyla duraksayıp bakışlarını adama çevirdi. Adama gergin bir yüz ve kalkmış bir tek kaş eşliğinde baktığında adam yeniden yutkundu. "... gerçekten doğanın bir lütfuymuşsunuz."

Veyla, adamın neredeyse bayılacak kadar heyecanlanmasına sırıttı. "Genelde 'cellatı' oluyorum ama yine de sen bilirsin."

"Şimdi ölsem hala ne kadar güzel gözüktüğünüzü düşünüyor olurum."

Veyla, "Deneyebiliriz." dediğinde mor gözleri ışıldamaya başladı. Adamın vücudu mavi ışıltılarla titremeye başladıktan sonra merdivenin korkuluğuna çarptı. Vücudu korkuluktan geriye, zemine düşerken Veyla'nın bakışları malikânenin girişinde hala Veyla'yı bekleyen Gölge'ye döndü. Adam Azrit'ti, azurit bıçağı olmadan sonsuza kadar ölmezdi ama Gölge'nin büyüsünün tadına bakarak bir süreliğine ölmüştü.

Veyla kaşlarını kaldırıp 'Ne yapıyorsun?' der gibi başını salladığında Gölge artık görünmese de yere düşen adamı kast ederek korkuluğu gösterdi. "Ölmek istiyordu."

"Sen de dileğini mi gerçekleştirdin?"

"İyi niyetimle tanınırım." dedikten sonra yolu gösterdi. "Başka efsunlayacağın savaşçı yoksa hadi, acelemiz var."

Veyla "Acelemiz yok aslında." dediğinde Gölge'nin çenesi iyice kasıldı. Gözlerini kadına dikti ve yolu gösterdi. Veyla topuklu çizmesinin bıraktığı tok sesler eşliğinde Gölge'nin gösterdiği yoldan ilerlemeye başladı. "Ayrıca..." derken Gölge hala hareketsiz dikildiği için ona varmak üzereydi. Üstündeki deri ceketini omzundan aşağıya hafifçe çekiştirip omzundaki yıldızı yeniden görmesini sağladı. "Sadece savaşçıları değil, kralları da efsunluyorum."

Gölge'nin yolu gösteren eli inerken bakışları baygınlaşınca Veyla sinir bozucu bir sırıtış eşliğinde adama baka baka önüne geçti. Gölge ardında kalırken sıkkın bir nefes alıp "Aptal bir gelenek." dedikten sonra kadının ardından ilerlemeye başladı.

Veyla ceketi yeniden omzuna çektikten sonra "Terraların her şeyi aptal." diye mırıldandı. O ağaç da Terralarındı.

Onlara yolu gösteren Xaliaların yönlendirmeleri eşliğinde karmaşık koridorlardan geçtiler. En sonunda dış kapı gibi ama bu sefer kırmızı bir deri olan kapıya eriştiler.

"Kral Saltar, sizi içeride bekliyor."

Gölge hafifçe gülüp "Kendisine Kral mı dedirtiyor?" diye sorarken kapı açıldı. Kapının ardında, tahtında oturan Saltar ile göz göze geldiklerinde Gölge'nin gülüşü arttı. "Tahtı da var puştun."

Saltar sabır isteyen bir nefes alırken istifini bozmadan oturmaya devam etti ve eliyle Gölge ile Veyla'ya önünü gösterdi. Veyla'nın ardından Gölge de taht odasına girerken ikisi de elleri deri ceketlerinin ceplerinde, alaylı bir sırıtışla taht odasını inceleyerek ilerliyorlardı. Saltar'ın gözlerinden bakınca, birbirlerine benziyorlardı. Oda, Gölge babasının şehrini Saltar'dan geri almadan önce Saltar'ın kullandığı tajt odasına benziyordu. Yine aynı odayı dizayn ettirmişti ama şehir, aynı şehir değildi. Gölge onu şehirsiz bıraktığında Saltar vazgeçmemiş, gücü ve bağlantıları sayesinde Nixsus dışında bir şehri önce işgal etmiş, şimdi de gittikçe sınırlarını büyütüyordu. Yine de Nixsus şehrinin yarısı büyüklüğünde bir alana sahipti.

"Kraliçe'ni önüne katarak yürüyorsun bakıyorum Gölge Kral."

Gölge, Veyla'nın ardından Saltar'a bakarken Veyla da ilgisini onlara çevirdi. Gölge ellerini ceplerinden çıkarıp kaşlarını kaldırdı. Saltar Xalialarına başıyla işaret verdiği için bulundukları taht odasının kapısı kapandı. Saltar'ın tahtının iki yanında bekleyenler ve kapıda bekleyen savaşçılar dışında odada kimse yoktu.

"Sen de hala sik sik konuşuyorsun bakıyorum Saltar."

Saltar'ın dudakları kıvrılırken "Martil şehrinde Roman'a öyle söylemişsin ya." dedikten sonra gözlerini Veyla ile Gölge arasında gezdirdi. "Veyla'nın Kraliçe'n olduğunu söylemişsin. Oysaki, kardeşine vadedildiğini sanıyorduk."

Gölge birkaç güçlü adımla, Veyla'nın yanına geçti. Veyla da bakışlarını Gölge'ye çevirdi. Saltar'a nasıl baktığını izledi. Veyla'nın öğrendiğine göre Saltar ondan babasını ve dostlarını almıştı. Babasından da şehrini almıştı, halkına zulmetmişti ama Gölge hepsini geri alıp düzeltmişti. Babasını ise artık geri alamazdı. Belki bir taş olarak doğaya dönmüş, belki de sonsuza kadar gitmişti. Gölge'nin gözlerinde de bunun acısı vardı. Öfkeyle gizliyordu ama oradaydı işte. Nasıl ki Gölge Veyla'nınkini görmeye başlamıştı, Veyla da Gölge'ye bakarken görebiliyordu. Aslında Veyla'ya da hep öfkesini yönlendiriyordu ama öfkesi acısından geliyordu. Veyla da ondan bir şeyleri sonsuza kadar almıştı. Şimdi Veyla, kendi babasına duyduğu öfkeyi düşündüğünde, Gölge'nin hislerini garipseyemiyordu. Gölge de ondan acı dolu yılları içerisinde ona yardımcı olmaya çalışan eğitmenini almıştı. Başka şeylerin yerini tutamazdı ama Veyla Kinix'e oldukça değer vermişti.

"Roman'ı en son gördüğümde ölmüştü. Ölüler konuşamayacağına göre her yerde kulağın olsa gerek Saltar."

Gördüğümde, değil, 'bıraktığımda' demeliydi. Niyeti Roman'ı öldürmek değildi ama Veyla yüzünden öldürmek zorunda kalmıştı. Şimdi ise Roman yaşarken tarafsız olan Martil şehrinde kargaşa hâkimdi. Martil şehrindeki madenlere ilgisi olanlar işbirlikçileriyle işgal ediyor, bir diğerleri de onlardan geri almaya çalışıyordu. Veyla'nın da oraya saldırmalarını istemesindeki amaç buydu, böylelikle bazıları Veylalara kalmadan birbirinin sonu olacaktı.

"Beni bilirsin. Beni bilir, hatta yolumdan gelirsin. Her şehirde savaşçım vardır."

"Senin yolundan gelmem. Senin yolunu sikerim. Aksine sen, benim sana bıraktığım tek yolda yürümek zorundasın."

Saltar cevap vermezken yüz ifadesini korusa da çenesi kasıldı. Çünkü gerçekten öyleydi. Gölge ondan her şeyi geri almış, şimdi bile her an sallantıda olan bir krallığa sahipti. Saltar'ın hala hayatta olmasının bir sebebi vardı ama Gölge bir gün, artık Saltar'a gerek kalmadığını düşünürse, bu şehri de ondan geri almakla yetinmeyecek, Saltar'ı da öldürecekti. Saltar bunu çok iyi biliyordu.

Gölge, adamın iki yanındaki savaşçılara bakarken dudakları kıvrıldı. İşte şimdi Saltar'a da yapabildiği gibi Veyla'ya karşı da böyle alaya bürünebiliyordu. "Ama benim de her şehirde savaşçım olduğu doğru. Sence bu şehirdeki savaşçım ya da savaşçılarım nerede?"

Saltar iki yanındaki adamlara baktı. Sırıtıyor olsa da şüpheli olduğu görülebiliyordu. "Belki bunlar..." dedikten sonra Gölge ellerini deri ceketinin ceplerine yerleştirip hafifçe omuz silkti. "Belki gece yatağına girenler, belki öğlen küvetine su hazırlayanlar, belki sabah sana içkini uzatanlar. Kim bilir? Belki de bir gün siktiğimin kadehinin içinde siyah ölüm olur."

Saltar birkaç saniyenin ardından "Merhametli bir ölüm şekli olurdu." dedi. Veyla siyah ölüm yüzünden ölen birkaç kişiyi görmüştü. Gözlerinden, burnundan ve ağzından siyaha dönüşmüş kan akmasının neresi merhametli, diye düşündükten saniyeler sonra cevabı Gölge'nin yapabileceklerini hatırlayarak buldu.

"Peki, benim senin şehrindeki savaşçım ya da savaşçılarım kim sence Gölge Kral?"

Gölge, "Senin Luna'n bile benim şehrime giremez." dediğinde Saltar'ın bakışları Veyla'ya döndü. "Uğursuz kelebeğin girdiği şehrine, bence her şey girebilir."

Veyla, sol omzuna topladığı saçlarının uçlarıyla oynarken "Benim her yere girebildiğimi unutuyorsun Saltar." dedi.

Saltar, "Evet o sinsi kelebeklerin gibi adeta her yere sızıyorsun." dedikten sonra etrafa baktı. "Neredeler? Hazır gelmişken teslimat voltriderlarımla mı ilgileniyorlar?"

Veyla omzunu yavaşça iki yana sallayıp sol ayağına yaslanırken sırıttı. "Yok. Uyumak için gittiğinde görmen için sana bir sürpriz hazırlıyorlar."

Saltar muzipleşirken "Nasıl bir sürpriz?" diye sorduğunda Veyla gözlerini devirdi. Erkeklerden nefret ediyordu. Hemen konuyu bel altı bir noktaya çekiyorlardı. Saltar'ın gözlerinde de arzuyu görebiliyordu. Veyla'yı her görüşünde arzulardı, hiç elde edemezdi.

Gölge tahta yönelirken "Ayakta durmayı sevmem." dediğinde Saltar deri koltuk takımlarını gösterdi ama Gölge tahta yaklaşıp Saltar'ın başında dikilince Saltar hazımsız ve sinirli bir nefes alsa da kalktı. Gölge'nin zorla kaldırmasındansa, kendi kalkmasını tercih etmişti. Bu sebeple Gölge Kral geldiğinde kapıları kapatır, odasında fazla savaşçı tutmazdı. Aslında tüm odayı savaşçıyla doldursa yine kendisini güvende hissetmezdi ama saygınlığını daha çok önemsiyordu. Şu an bu odada olan Xalialarını da görüşme bittiği gibi öldürecekti. Kimsenin kendisine böyle davranıldığını bilmesini istemezdi. Gücünü, korkutarak kazanırdı. Etrafındaki şehirler Saltar'dan korkardı. Esasında Saltar'dan zaten korkmalılardı. Gölge gücünü kanıtlamış olmasa, Saltar Gölge'ye de kafa tutabilecek kadar güçlü bir Xalia'ydı. Fakat biliyordu. Gölge'nin gücüyle çatışmış, yenilmişti. Yeniden yenilmek istemezdi. Gölge'yi yenmek için başkaca planları vardı. Ortakları ve planları...

Tahtan indikten sonra Veyla'ya bakarak yaklaşmaya başladı. Adamlarına eliyle işaret verdiğinde hızla olduğu yere bir deri tekli koltuk getirdiler. Deri koltuğa oturduktan sonra "Bu hoş hanım efendiye de lütfen." dedi. Gözleri kadının vücudunu beğeniyle süzüyordu.

"Henüz kraliçem olup olmadığını söylemedim."

Veyla, kendisi için getirilen tekli koltuğa oturmak yerine kol kısmına yaslanırken ikisinin de gözleri tahta oturmuş, hatta yayılmış Gölge'ye döndü. Gölge bir elini tahtın kol kısmından kaldırıp Veyla'yı gösterdi. "Martil'deki savaşçılarından yanlış duyup duymadığını bilmiyorsun."

Saltar "Ve?" diye sorduğunda Gölge'nin dudakları alayla kıvrıldı ama çenesi kasılmıştı. "Yine de ona bakma cesareti gösteriyorsun."

Saltar doğru olmadığını biliyordu. Veyla'nın önce Gölge'ye, Gölge'nin reddetmesiyle Yıldat'a vadedildiğine emindi. Veyla'dan ve Amorsus Konsey'inden son haber aldığından beridir durum değişmediyse, Veyla Gölge Kral'ın kardeşine vadedilmişti.

"Roman'ı yanıltmak için öyle söylediğini düşünüyorum."

Gölge sırıtarak "Ve?" dediğinde Saltar "Ama sen henüz bir şey söylemedin." diyerek teslim oldu.

"O zaman o siktiğimin gözlerini senin için güvenli alanlarda tut."

Veyla gözlerini Saltar ile Gölge arasında gezdirdi. Adama öfkeli olduğu için her hareketine sinir oluyor olmalıydı. Ya da kardeşine vadedilen bir kadına, ne olursa olsun pis bakışlar atılmasını istemiyor olabilirdi. Dediği gibi henüz yeniden ona vadedildiği ya da vadedilmediği belirsizken bakma cesareti gösterdiği için güç hatırlatması da yapıyor olabilirdi. Veyla henüz şu anki gerginliğin sebebini çözememişti.

Saltar sırıtarak ardına yaslanırken "Olur." dedi. Keyiflenmeye başlamıştı. "Drithar piçinin şansına bak." dedikten sonra göz ucuyla bile Veyla'ya bakmadan "Alınma Veyla." dedi. Veyla hafifçe omuz silkerken alayla "Üstesinden gelebilirim." dedi. Babası için bizzat kendisi çok daha ağır kelimeler kullanabilirdi.

"Kızı Nixsus Kral'ının Kraliçesi oluyor."

Gölge bu yanılgıyı düzeltip düzeltmemek arasında kaldı. En sonunda bu konuda tepkisiz kalmayı tercih edip "Senin bugün ne kadar şanslı olup olmadığını da sen belirleyeceksin Saltar piçi." dedi.

Saltar, "Benden bir şey isteyeceğine adım kadar emindim." derken adamlarına işaret verdi. Adamları hepsine calin ikram etmeye başladı. Gölge, "Yanlışın var, istemeyeceğim." derken kristal cam bardağı aldı. Dirseği tahtın kol kısmına yaslıyken alt kolunu kaldırıp kristal bardağı dudaklarına yaklaştırdı. Yudum almadan önce "Emredeceğim." dedikten sonra calin dudaklarının arasından boğazına aktı. Yutkunmasıyla aamın âdem elması hareketlendiğinde Veyla gözlerini Saltar'a kaçırdı ve "Her gün en az üç kere emretmezse krallığı düşecek sanıyor." diye dalga geçti.

Saltar Veyla'ya bakmadan güldü. "Kraliçesi'ne bile mi?"

Veyla, Gölge yapmamış olsa bile, böyle söylendikçe varis kehaneti aklına geldiği için bu yanılgıyı bozmak istedi. Gergin bir şekilde "Ben onun kraliçesi değilim." dedi. Gölge içkisini yudumlarken onaylamaz bir şekilde baktı. İçkisini yanaklarını dolduracak kadar büyük bir yudumla dudakları arasına alıp sesli bir şekilde yutkunduktan sonra öfkeli gözleri Veyla'nın üstündeyken Saltar'ın savaşçısına bardağını uzattı. Savaşçı hızla gelip bardaktaki calini yineledi.

Saltar rahatlayarak Veyla'ya bakabilmeye başladığında Veyla da mor gözlerini Gölge'ye çevirmişti. "Yıldat'ın Kraliçesi olacağım."

Saltar güldü. "Ben de bir an Gölge Kral'ımız sonunda kraliçe ve varis sahibi oluyor sandım. Alınma Gölge Kral ama rahatladım. Senin gibi bir tanesi daha Zenith'e gelsin istemezdim. Özellikle de..." dedikten sonra işaret parmağını Gölge ve Veyla arasında gezdirdi. "Zenith'in en güçlü iki isminin karşımda birleşmesini, hiç istemezdim."

İkisi de 'Varis...' diye düşündü. Birbirlerine vadedilmemiş ve Kral ile Kraliçeleri olmamış olabilirlerdi ama Sırlıkök ağacına göre bu birlikte bir varise sahip olamayacakları anlamına gelmiyordu. Vücutları kadar gergin ve küllerin uçuştuğu bakışlarını birbirlerinden alıp Saltar'a çevirdiler.

Gölge isterik bir şekilde sırıttı. "Götünü toplayabilirsin Saltar, öyle bir tehlike yok." dediğinde Saltar yeniden güldü. "Belki de Drithar piçi değil ama ben o şansı elde ederim. Kızım seninle tanışmak için can atıyor."

Veyla başka yöne bakıp sessiz bir şekilde söylemeye çalışıyormuş gibi davranarak ama odadaki herkesin duyabileceğine de emin olacağı bir ses seviyesiyle "Tanıştıktan sonra da unutmak için can atacak." dedi. Oluşan sessizlikten sonra onlara bakıp alayla sırıttı. "Pardon ya, içimden söyledim sandım."

Saltar "Bence Kral'a hakkını vermek gerekir. Onun Kraliçesi olan Zenith'e hükmeder." dedikten sonra savaşçısını gösterdi. Eğer böyle bir şans olursa, Gölge'nin düşmanı olacağına dostu olur, Amorsus'a da sırt dönerdi. "Söyleyeyim savaşçılarıma, kızımı getirsinler mi?"

Veyla koltuğun kol kısmına oturduğu yerde bacak bacak üstüne atarak üst vücudunu Saltar'a çevirirken "Kızın hazır paket halinde Gölge'yle tanışmayı mı bekliyor?" diye dalga geçti. Saltar Veyla'ya yamuk bir sırıtış eşliğinde bakarken "Senden güzel olmasın, kızım göz alıcıdır." dedi.

Veyla "Mümkün değil zaten." dediğinde Saltar kaşlarını kaldırdı. Veyla sırıtarak "Benden güzel olması." diye açıkladı.

Saltar "Ama sen de benim Kraliçe'm olursan, yeni kızım senden bile güzel olabilir." dediğinde mekânın ışıkları titredi. Gözler Gölge'ye döndüğünde Gölge savaşçıya yeniden bardağını uzattı ve sessiz kaldı. Yine de bakışları Saltar'ın üstündeydi. Saltar birkaç kere Veyla'ya bakıp yeniden Gölge'nin gözlerini kontrol etmişti ama Gölge hala Saltar'a bakıyordu. Gölge bakışlarına ve gidip gelen ışıklara da yansıdığı üzere öfkeli hissediyordu. Nedenini tam olarak anlayamamıştı ama Gölge'ye göre bir sürü sebebi olabilirdi. Önünde ondan sevdiği şeyleri, kimselere almış iki kişi vardı, bu yüzden olabilirdi. Son zamanlarda tadını kaçıracak bir sürü şey olmuştu, onlar yüzünden olabilirdi. Sebebi bunlardan biri olmalıydı.

Veyla da gözlerini, Saltar'a öfkeyle bakan Gölge'den alıp "Elli yaş daha genç olsan ve başkasıyla evlenecek olmasam bir şey değişir miydi, diye düşünüyorum." dedikten sonra yüksek ve ihtişamlı avizelerin sarktığı tavana bakarak dudağını büzdü. Düşünürmüş gibi yaptıktan sonra gözlerini yeniden Saltar'a çevirdi ve iğrenirmiş gibi bakarak "Sanmıyorum." dedi. Gibisi, fazlaydı. Saltar, çekici sayılabilirdi. Yaşına karşın güçlü büyüsü ve ölümsüz olmamasına karşın uzun ömrüyle yaşlı durmuyordu. Yüzünde yeni yeni oluşmaya başlamış çizgiler ona hava bile katıyordu. Yine de Veyla'nın etkilenmesi için çok daha fazlası lazımdı.

"O zaman diğer plana dönelim." dedikten sonra bakışlarını Gölge'ye çevirdi. Gölge'nin gözlerini üstüne dikmiş olması Saltar'ı biraz germiş, yine de keyiflendirmişti. Bir şeyleri seziyor gibiydi ve sezgilerinde haklıysa, Amorsus Konsey'inin çok hoşuna gidecekti.

"Kızımla tanışmak ister misin Gölge Kral?"

Gölge yavaşça dilini şaklatırken kaşlarını kaldırıp indirdiğinde Saltar "Tüh." dedi. "Oysaki sana çok güzel varisler doğurabilirdi."

"Bir daha 'varis' dersen kalbini yerinden sökerim."

Veyla da sırıtıp "Dilimin ucundaydı." dedikten sonra gözlerini Saltar'a çevirdi. Yüzünde öfke ağır basmaya başlamıştı. "Tabii fark olarak ben beynini patlatacağımı, söyleyecektim."

Saltar "Peki..." diyerek yeniden ardına yaslandı ve Gölge'ye döndü. "O zaman benden isteyeceğin..." dedikten sonra gülüp "... emredeceğin o şeye gelelim. Neymiş? Umarım elimden gelir." dediğinde Gölge de aynı alayla "Eminim ki gelir," dedi. "Sen canını seversin."

Saltar, "Sen de benim canımı seversin Gölge Kral. Yaşamamı istersin." dediğinde Veyla'nın gözleri kısılarak aralarında döndü. Gölge'nin, Saltar'a karşı ne gibi bir göbek bağı vardı da hala öldürmüyordu, anlayamamıştı.

Gölge, "Her an fikrim değişebilir." dediğinde Saltar da bu kanaatte olsa gerek çok zorlamadan "Senin için ne yapabilirim?" diye sordu.

"Senin topraklarında, bir taş arıyorum. İsmi, Torenta'ymış. Beyaz bir renge sahip, altın rengi çizgileri varmış."

Saltar başını onaylar şekilde salladı. "Elimden gelirmiş."

Gölge yeni doldurulan bardağını da dikip bitirdikten sonra "Söyle, getirsinler." dedi.

Saltar hafifçe gülüp "O kadar kolay değil." dediğinde Gölge'nin gözleri doldurması için bardağını uzattığı savaşçıdan Saltar'a döndü. Dudakları tehditkâr bir şekilde kıvrılırken kaşları kalktı. "Anlamadım?"

Saltar, "Biriniz şehrimi aldı, benden mal çaldı, tüm Nix duydu. Diğeriniz düzenli aralıklarla teslimat voltriderlarıma saldırdı, beni defalarca kez zarara uğrattı. İkiniz de saygınlığımı zedelediniz." dedi. Gölge'nin yüzünde yavaş, gittikçe de tehlike saçan bir gülüş oluştu. Gülüşü kesildikten sonra Veyla'nın da oldukça denk geldiği bir ses tonuyla "Seni hayatta bıraktım." diye hatırlattı.

Saltar da "Kendin için." diye hatırlattı. "Beni kendin için hayatta tutuyorsun. Bir taş için de bu fikrinden, daha doğrusu benden istediğin o şeyden vazgeçmeyeceğini düşünürsek, bence taşın karşılığında bana bir güzellik yapabilirsin Kral. Ben senin suyuna gidip işine yarayıp duruyorum sonuçta."

Gölge düşünerek baktı. Hemen şimdi ondan bu şehri de alıp üstüne yıkabilirdi. O oymak istediği gözlerini sonsuza kadar Zenith'e kapatabilirdi. Yapabilirdi ama yapmazdı. Adamın da gayet bildiği üzere onu hayatta tutması lazımdı. Onda, Gölge'nin vazgeçemeyeceği bir gerçek gizliydi.

Gölge "Ne istiyorsun?" dediğinde Veyla koltuğa oturup bacaklarını kol kısmından sarkıtarak yayıldı ve başını da diğer kola yaslayıp "Sana inanamıyorum." diye sızlandı. "Çok daha azı için bana işkence ederdin. Şu herifin kafasını kopart da gidelim buradan."

Saltar, diğer yöne doğru yatıp bacaklarını uzattığı için yüzünü tam olarak göremediği Veyla'ya ters ters baktı. Kadının da Saltar'ın hayatta kalmasına yardımcı olması gerekiyordu, aynı taraftalardı ama Veyla oralı değilmiş gibi davranıyordu.

Terra, taşı Gölgelerin arayarak bulamayacağını söylemişti. Bu sebeple Gölge, Saltar ile anlaşma masasına oturmak durumundaydı.

Gölge Veyla'yı cevapsız bırakarak yeniden "Ne istiyorsun?" diye sordu. Veyla yeniden sinirle inleyip gözlerini kapattı ve kollarını göğsünde birleştirdi. "Gideceğimiz zaman beni kaldırırsın."

Gölge de Veyla da, kadının başkasının yanında uyumayacağını biliyordu. Veyla sadece taş mevzusundan sıkılmış, gözleri açık olunca da güzel bir şey göremediği için kapatıp hayal gücünü izleyecekti. Gözlerini kapattığı gibi aklına Sırlıkök ağacında gördükleri geldiği için yeniden aralamak istedi. Hayal gücü de pek güzel şeyler göstermiyordu!

"Veyla'yı."

Veyla'nın gözleri aralanırken yavaşça bacaklarını kol kısmından çekip koltukta oturur pozisyon aldı. Yanındaki Saltar'a bakarken kaşları kalktı ve dudaklarında alaycı bir sırıtış belirdi. "Beynini dağıtmak konusunda ciddiydim."

Saltar, "Bırak Kral'ın karar versin." dediğinde Veyla ayaklanıp vücudunu tamamıyla Saltar'a çevirdi. Mor gözleri ışıldarken "Benim bir Kral'ım yok." dedi.

Saltar gözlerini yavaşça Veyla'ya çevirdi. "Hepimizin yapmak zorunda olduğu şeyler vardır Veyla."

Veyla'nın kalbi korkuyla atmaya başladı. Saltar'ın kadına neyi hatırlatmaya çalıştığı ortadaydı. Saltar da Amorsus Konsey'i ile çalışan Xalialar'dandı. Gölge'nin Amorsus Konsey'ine ihanet edip Saltar'ı devirmesinin ardından, Amorsus Konsey'i Saltar ile işbirliği yapmaya başlamıştı. Sinsi bir işbirliğiydi, tıpkı Veyla ile aralarında olduğu gibi. Zamanı geldikçe takır takır işleyen planları vardı. Veyla ile Saltar'ın tanışıklığı da bu sayedeydi. İlk bir araya gelişleri değildi. Bu odada Gölge ve Veyla aynı tarafta gibi gözükse de aslında Saltar ve Veyla aynı taraftaydı. Veyla Amorsus Konsey'inin kayıtsız, şartsız casusuyken Saltar için aynı şey söz konusu değildi. Saltar, Amorsus Konsey'inin işkenceleri ile şartlandırılmamıştı. Amorsus Konsey'inin elinde Saltar'ı güçsüz bırakan bir taş da mevcut değildi. Oysa Veyla'yı güçsüz bırakan o taş, Veyla'nın zihnini şartlandırmak için yaptıkları deneylerde de kullanmaktan, işkence etmekten geri kalmadıkları üzere Amorsus Konsey'inin elindeydi. Veyla henüz o kadar canını yakan şeyin, göremediği bir taşın gücü olduğunu bilemiyordu. Çocukluğundan beri eziyet gördüğünden, artık sorgulamadan boyun eğiyordu. Zihni şartlandırılmış, ne olursa olsun Amorsus Konsey'ine boyun eğmekle görevlendirilmişti. Bir süredir laboratuvarlarda değil de sahalarda olduğundan onların deneylerinden de uzaktaydı ama o hisleri hiç unutamayacağı kadar derin yaralarla hatırlıyordu. Şimdi ise Saltar, Amorsus Konsey'inin ona verdiği yetkiyle emredermiş gibi bakıyordu. Veyla adamın ne için yaptığını, neyi amaçladığını anlayamıyordu ama karşı gelirse, Amorsus Konsey'ine de karşı geldiği anlamına geleceğini, burada olanların Amorsus Konsey'ine taşınacağını anlayabilmişti. Nasıl ki onların emriyle Yıldat'la evlenip varis doğurmak zorundaydı, şimdi de Saltar'a boyun eğmek zorundaydı.

Göz bebekleri irileşmiş bir şekilde Saltar'a bakmaya devam ederken tüm vücudu kaskatı kesilmişti. Saltar'ın gözleri her zaman Veyla'nın üstünde olurdu, onu arzulardı ama hiç elde edemezdi. Ne yapmayı planlıyordu? Şimdi, Gölge'nin önünde, Amorsus Konsey'i tehdidiyle birlikte mi bunu elde etmek istiyordu? Gerçek, Veyla'nın aklına gelenlerden farklıydı. Saltar, bir şey deniyordu.

Saltar, Veyla'nın gerekli detayları hatırlamasını keyifle izledikten sonra Gölge'ye baktı. "Sadece bir saat. Sonra istediğin tüm taşlar senin."

Veyla'nın elleri ensesine giderken bakışları büyük pencerelere döndü. Gölge'ye sırtı dönüktü. Gölge'nin bu taşları ne kadar önemsediğini ve ne tehlikelere girerek aradığını biliyordu. Kendisini hiç önemsemediği de düşünüldüğünde bu teklifi kabul etmemesi için hiçbir sebep yoktu. Belki, kardeşine vadedilen kişi olması sebebiyle reddedebilirdi ama Gölge'nin kardeşini de rahatsız etmeyi sevdiği düşünüldüğünde Veyla yine umutsuzluğa kapılıyordu. Veyla'nın temastan ne kadar çekindiğini de biliyordu. Kendisi dokunmuyordu ama sırf Veyla'yı yaralamak için böyle bir adilik yapabilir miydi? Gözünde zaman zaman bir canavar, zaman zaman kahramandı. Şimdi hangi tarafıydı? Gerçi... Gölge Veyla'ya her zaman canavardı. Nefesi kesilir gibi hissederken gözlerini sımsıkı kapattı. Böyle bir şey yapmak zorunda kalmak istemiyordu.

Bir gürültü koptuğunda Veyla gözlerini aralayarak sese doğru döndü. Gölge'nin yanında olduğunu gördü. Yanındaydı ama bir yöne dönüktü. O yöne baktığında Saltar'ın duvarda bir çatlak oluşturarak yere düştüğünü gördü. Saltar elini acıyan sırtına götürürken gülmeye başladı.

"Sakin, Kral."

Bir saniye geçmeden Gölge yeniden adamın dibindeydi. Adamı yakalarından tutarak havaya kaldırdı. Veyla ellerini ensesinden çekti. Olanları anlamaya çalışırken kaşları ilgiyle kalktı. Gölge'nin boynunda damarlar belirginleşirken "Ulan orospu çocuğu, oradan bakıldığında pezevenk gibi mi görünüyorum lan?" diye bağırdı.

Saltar ellerini, yakalarını tutup onu havada hırpalayan Gölge'nin bileklerine getirdi. Büyüsünü kullanmaya çalışmıyordu, kullanırsa Gölge de kullanmaya başlardı ve olan Saltar'a olurdu. "Senin Kraliçe'n olmadığını artık bildiğim için, vermekte zorlanmayacağın bir ödün olduğunu düşündüm."

Gölge adamı camdan dışarıya fırlattıktan sonra Azrit savaşçılarından birini cama doğru ittirdi. "Siktir git Kral'ını geri getir."

Azrit, Kral'ı Saltar olsa da Gölge'nin emrini dinleyerek camdan dışarıya ilerlediğinde Saltar'la geri gelene kadar Gölge sakinleşmeye çalışıyormuş gibi elleriyle yüzünü ovuşturdu. Saltar'la geri döndüğünde hızla ellerini yüzünden çekip yeniden Saltar'a yöneldi. Adamı tahtına doğru savurduğunda adam demir tahta çarparak yere düştü. Güçlü ve ölmedikçe kendisini iyileştirebilen büyüsü olan bir Xalia olduğu için vücudu da dirençli olsa da acı çekiyor olmalıydı. Yine de keyifli gözüküyordu. Gölge Azrit hızıyla yeniden adamın dibinde bitip havaya kaldırdı.

"Sikik bir taş için, kadını sana mecbur bırakacak bir kansız mıyım lan ben?"

Saltar dudaklarından kanlar akarken boğuk bir şekilde "Veyla'ya soralım!" dedi. "Eğer rızası varsa, izin verecek misin?"

Gökyüzünde şimşekler çakıp Gölge'nin vücudunda gezinirken kaldırdığı yumruğundan Saltar'a inmek üzereydi ki Saltar'ın dediğini duydu. Gölge duraksarken gergin bir şekilde "Rızası mızası yok!" dedi. Saltar'ın gözleri Veyla'ya dönüp de zar zor konuşarak "Veyla söylesin." dediğinde Gölge'nin başı hafifçe omzundan geriye, Veyla'ya döndü.

Veyla, Saltar'a bakarken nefes almakta güçlük çekiyordu. Saltar gözleriyle bile kadına ne yapması gerektiğini söylüyordu. Veyla kalbine düşen korku sebebiyle ayakta durmakta zorlanırken ardındaki koltuğun kol kısmına yaslandı ve sessiz kaldı.

Gölge "Rızam yok, desene!" diye bağırdığında Veyla odaksız gözlerle yeri izlerken sessiz kalmaya devam etti. Gölge, kadının hızlı kalp atışlarını kulağında duyabiliyordu. Korkmuş gibi kalbi atıyordu ama niye kalkıp da 'Hayır' demiyordu, anlayamıyordu. Başka zaman olsa buranın altını üstüne getirir, Saltar'ı duvardan duvara vuran Veyla olurdu ama şimdi sessiz kalıyordu.

Saltar, "Sanırım rızası var." dedikten sonra dişlerinden kanlar akarak sırıttı. "Beni arzuladığını hep anlamıştım zaten."

Gölge'nin yüzü gerginlikle kasılırken kapalı dudakları ardından dilini çiğnemeye başladı. Saltar'ın yakınındaki yüzüne ateş saçan gözlerle bakarken zihninden onlarca, yüzlerce düşünce geçiyordu. Gerçekten Saltar'ı arzuluyor olabilir miydi? Kardeşine vadedilen kadındı ama Yıldat'ın istediği her kadınla birlikte olduğuna bakılırsa, Veyla'ya da aksini yapmasını diretemezdi. Esasen, Yıldat'ı aldatıp aldatmayacağını da umursamıyordu. Umursadığı şey başka gibiydi. Bu adamı arzulayabileceğine inanamıyordu ama niye sessiz kalıyordu? Gölge, kendisini arzulamayan Veyla'nın Saltar'ı bile arzulama ihtimaline karşı yutkundu.

Gölge yavaşça Saltar'ı yere indirdiğinde Saltar da ellerini Gölge'nin bileklerine götürdü ve yakasını yavaşça kurtardı. "Müsaadenle Gölge Kral." dedikten sonra gözlerini ve vücudunu Veyla'ya çevirdi. Veyla ise oturduğu yerde, bulunduğu ortamdan soyutlanmış ve zihninin derin sularında boğulmuş gibi yeri izliyordu. Yapamazdı. Yapmak zorundaydı ama yapamazdı. Ne kalkıp Amorsus Konsey'ine karşı gelir gibi Saltar'a karşı gelebilirdi, ne de onunla beraber olabilirdi. Tam şimdi ölse, daha iyiydi. Veyla çaresizce bakışlarını odada gezdirdi. Gördüğü her şey ile kendisini öldürmeye çalışmak istiyordu. Terra mümkün olduğunu, hatta iki yol olduğunu söylemişti. Bir yolu bu odada bulma ihtimali neydi?

Adam Veyla'ya yaklaşacakken Gölge kendi kendisine yüzünü buruşturdu. Kadının da rızası varsa, karışmaması gerektiğini düşünüyordu ama vücudu söz dinlemedi.  Adamın kolundan tutarak tahtına doğru çekti ve oturması için ittirdi. Adam tahtına sert bir şekilde oturduğunda gözleri Gölge'ye döndü ve kaşları kalktı. "Sorun ne Kral?"

"Onun varsa bile, benim rızam yok. Dokunamazsın."

Veyla'nın çaresizce ölüm için bir yol arayan gözleri hızla Gölgelere doğru döndü. Çöken omuzları dikleşirken yeniden nefes alabilir gibi hissetti. Kuruyan dudağını diliyle ıslatarak yaslandığı koltuktan doğruldu. Hala titreyen ellerini birbirine kavuştururken Gölge'yi izliyordu.

Saltar sırıtarak ve yavaş bir şekilde "Neden?" diye sordu.

Veyla da 'Neden?' diye düşündü. Veyla da rızası varmış gibi sessiz kalmıştı, neden yine de izin vermiyordu?

Gölge birkaç saniyelik sessizliğinin ardından cevabı bilmemesinin getirdiği bir sinirle "Nedenini siktim, öldü!" diye bağırdıktan sonra "Başka bir şey iste." dedi ve savaşçının elinden bu sefer bizzat calin şişesini aldı. Dikerek içerken Veyla'nın yanına doğru ilerlemeye başladı. Şişeyi indirip yutkunurken göz göze geldiler. Gölge, Veyla'nın kendisine bakışını gördüğünde çatılmış kaşları önce gevşedi, sonra kalktı. Yavaşça Saltar'a dönerken gözü hala Veyla'nın bakışlarındaydı. Kadın, farklı bakıyordu. Minnettar gibi. Minnettar? Veyla nasıl baktığından habersizdi ama içindeki korkunun Gölge ile azalması şaşırtıcıydı. İlk defa felaketi değil de sığınağı olmuştu.

Saltar, "Pekâlâ, dokunmayayım. O zaman önümde soyunsun." dediğinde Gölge'nin Veyla'ya bakan gözleri duyduğu şeyin öfkesini yeniden arttırmasıyla Saltar'a döndü.

Gölge "Yok illa 'sik belamı' diyorsun. Bu kadar ısrara karşı koyamayacağım orospu çocuğu." deyip yeniden Saltar'a yöneldi. Saltar'ın gözleri telaş yapmadan Veyla'ya döndü. Veyla yeniden boğuluyor gibi hissetmeye başladı. Bitmiyordu. Saltar üstlerine gelip duruyordu. Veyla adamın amacını anlayamıyordu.

Saltar Veyla'ya baktıktan sonra bir yöne doğru baktı. Veyla da adamın bakışlarını takip etti. Avizelerin arasındaki kırmızı ışığı gördü. Orada bir kamera vardı. Şu an canlı olarak Amorsus Konsey'i tarafından izleniyor olabilirler miydi?

Veyla yüzünü buruşturup "Tamam!" dedi. Gölge duraksarken Saltar'ın dudakları kıvrıldı. Gölge hafifçe omzunun ardından Veyla'ya bakıp kaşlarını kaldırdı. Veyla'nın midesi bulanmaya başlamıştı. Kusmak üzere gibi hissediyordu. Yine de "Tamam işte," dedi. "Yaparım."

Saltar, "Sadece soyunacak Kral. Buna da ses çıkartmazsın artık." dediğinde Gölge hala Veyla'ya bakıyordu. Kaşları çatılmış, gözleri cevap arayarak bakıyordu. Kadının bu konularda ne kadar temkinli yaklaştığını, zaaf duyduğunu da biliyordu. Niye kabul ediyordu?

"Yapamaz."

Veyla rahatlayacağı sırada Saltar "Bence yapar." dediğinde yutkunarak Gölge'ye baktı. Gölge de cevap bekler gibi Veyla'ya bakıyordu. Veyla güçlükle "Yaparım." dedi. Gölge kaşlarını kaldırdığında Veyla "Yapmak istiyorum." diye eklemek zorunda kaldı.

Gölge 'Neden?' der gibi baktı. Veyla'nın vereceği bir cevap yoktu. O yüzden hafifçe omuz silkti.

Gölge, adama dönüp "Önünde soyunsa yeter, öyle mi?" diye sorduğunda Veyla'nın göğsünde bir yanma hissiyatıyla gözleri kapandı. Bir an, buna da müsaade etmez sanmıştı. Biri tarafından korununca, hızla alışmış, daha fazlasını umut etmişti. O biri Gölge bile olsa, şu an öyle çaresiz hissediyordu ki yardımını geri çevirmiyordu. Adamın neden yardım ettiğini de anlayamıyordu. Adam yardım etmiyor da olabilirdi. Belki de kendi güç savaşıyla müsaade etmiyordu. Saltar'a boyun eğer gibi davranmak istemiyor olabilirdi. Veyla ise rıza verir gibi davranıyordu. Gölge için inandırıcı olmasa bile sebebini anlayamadığından aksini de düşünemiyor olsa gerekti.

Saltar, "Yeter." dediğinde Gölge başını onaylar şekilde sallayarak geri, Veyla'nın yanına döndü. Dönerken Veyla'nın kapalı gözlerini ve gergin yüzüne baktı. Kadın aslında bunu istemiyor gibi gözüküyordu ama yine de kabul ediyordu. Kalbi de korkuyla çarpıyordu. Gölge anlayamıyordu.

Saltar keyifle tahtında yayılıp "Başlayabilirsin güzel kelebek." dediğinde Veyla'nın vücudu baştan aşağı titremeye başlamıştı. Derin bir nefes alıp dudağının kenarını, yanaklarını kemire kemire ellerini ceketine götürdü. Bir saniye geçmeden Saltar ve savaşçıları mavi elektrik akımlarına kapılarak bayıldılar. Bulundukları odanın ışıkları da kesildi. Pencereden içeriye giren ışıklar da havanın hızla karabulutlarla kapanması sebebiyle son buldu. Odaya karanlık hâkim olduğunda Gölge "Devam edebilirsin." dedi.

Veyla şaşkın bir şekilde etrafındaki karanlığa bakarken "Nasıl yani?" diye sordu.

"Yaparım, dedin. Yapmaya devam edebilirsin."

Veyla yutkunup titreyen sesiyle "Ama göremiyor." dediğinde Gölge, kadının sesinin titrediğini fark ettiği için birkaç saniye sonra cevap verebildi. "Soyunsa yeter, dedi." diye hatırlattı. Görmeye dair bir şart koşmamıştı. Küçük bir kelime eksikliğiydi ama Gölge kullanmıştı.

Veyla his yoğunlukları sebebiyle şok olmuş bir şekilde hareketsiz dururken Gölge, "Ayılırlarsa yeniden bayıltacağım." diye güvence verdi. Veyla titrek nefesler alıp verirken karanlık yüzünden göremiyor olsa da sesi dolayısıyla olduğunu tahmin ettiği yöne baktı. Veyla göremese de Gölge'nin Azrit gözleri karanlıkta bile onu görebiliyor, ona bakabiliyor olsa gerekti.

"Niye bunu yapıyorsun?"

Gölge sinirle, "Asıl sen niye bunu yapıyorsun?" diye sordu. "Neden korkuyorsun bu adamdan? İstesen üç saniye içerisinde o herifi Zenith üstünden yok edebilirsin."

Veyla, "Korkmuyorum." dediğinde Gölge, "Vücudunun sadece sana ve sevgiline özel olduğunu sanıyordum." dedi. "Korkmuyorsan, neden kabul ediyorsun?"

Veyla, bir şey diyemediğinde Gölge sıkkın bir nefes alıp verdi. "Yap ve siktir olup gidelim."

Gölge'nin sesi kızgın geliyordu. Gerçekten kızgındı. Veyla'nın kabul etmesine kızmıştı. Veyla bir şeylere rıza gösterip dururken Gölge'nin mani olması zorlaşıyordu. Gücü her şeye yeterdi ama 'Neden?' sorusuna cevap veremeyeceği müdahalelerde bulunması gerekmişti. Buna sebep olduğu için Veyla'ya da kendisine de kızıyordu. Bir yanı 'Ne yaparsa yapsın, niye karışıyorsun?' diye kızıyordu. Veyla kendisini korumazken, Gölge'nin korumasına da gerek olmamalıydı. Ne var ki, korumuştu.

Veyla, henüz kendisine gelemediği için pürüzlü bir ses tonuyla "Sen..." dediğinde Gölge yükselen sinirinin alayla harmanlandığı bir şekilde güldü. Saltar piçiyle sevişmeyi bile kabul ediyordu, bu şartlar altında Gölge'nin görmesine karşı endişe ediyordu. Tek 'hayır' dediği Gölge miydi?

Gölge "Merak etme izlemiyorum." diye söylenirken gerçekten izlemiyordu. Gözleri karanlık odadaki Xalialarda geziniyordu. Birinin uyandığını fark ederse yeniden bayıltacaktı. Ölmelerine yetecek kadar güçlü bir şekilde büyüsünü yönlendirmemişti. Birçoğu Azrit'ti zaten, büyüyle sonsuza kadar ölmezlerdi.

Veyla, inandı. Gölge'nin onu rahatsız edebileceği bir ortam bulduğu gibi bunu kullanacağını düşünürdü ama bugün oldukça farklı seyretmişti. Bu yüzden, adamın kendisini izlemediğini söylemesine güvendi.

Veyla'nın gözleri avizeye doğru yükseldi. Nokta şeklindeki kırmızı ışık artık gözükmüyordu. Gölge odanın elektriğini kestiğinde, kamera da kapanmış olmalıydı. Veyla hiç kimsenin izlemeyeceğinin getirdiği rahatlıkla soyunmaya başladı. Gölge kadının kıyafetleri çıkarışını duyabiliyordu. İşin aslı, kadını izlemeyi de çok istiyordu ama yapmıyordu.

Veyla düşüncelere dalmış bir şekilde üstünden kıyafetleri eksiltirken yeniden "Niye?" diye sordu. "Niye müsaade etmedin?"

Gölge birkaç saniyenin ardından "Rızan olduğuna inanmıyorum." dedi. Gerçekten inanamıyordu. Öyle ya da böyle, aylardır yan yanalardı. Veyla'yı ve tepkilerini de tanımaya başlıyordu. Kadın gerçekten istediği için kabul etmiş, gibi görünmemişti.

Veyla, "Peki bundan sana ne?" diye sorarken ters bir şekilde sormamıştı. Gölge de ters bir şekilde algılamadı ama yine de sorudan rahatsız oldu.

Bir sürenin ardından "Ben kansız bir adam değilim." dedi. Başka bir cevap bulamamıştı. Veyla bile kabul edip 'yaparım' demişken yine de müdahale etmesinin sebebini bilmiyordu.

Veyla, "Felaket..." diye mırıldandığında Gölge bir an önce bu anın bitmesini ve defolup gitmelerini istediği için sıkkın bir şekilde "Ne diyorsun?" diye sordu. Anlayamamıştı. Zaten bugün ve son zamanlarda, anlayamadığı birçok şey oluyordu.

Veyla üstünü geri giyinirken "Bugün felaketim olmadın." diye mırıldandı. Daha çok kendi kendisine konuşuyordu. Kalbi, Saltar yüzünden öyle deli çarpmıştı ki, sakinleştirenin Gölge olmasını garipsiyordu. Veyla Gölge'nin kendisine karşı sınırsız bir acımasızlığa sahip olduğunu düşünürdü ama yanıldığını görmüştü. Bugün felaketi olmamıştı. Sanki... Sığınağı olmuştu.

Gölge de bakışları bir yere doğru odaksız bir şekilde dalarken "Felaket..." diye tekrar etti. Daldığı düşüncelerden kurtulmak üzere alaya başvurdu. Gölge "Yarın kaldığım yerden devam ederim." dediğinde Veyla sırıtır gibi oldu.

"Eminim ki edersin."

Bir süre sonra Veyla yeniden giyinmişti. "Tamam." diye mırıldandığında elektriğin yeniden gelmesini sağladı. Birkaç saniye sonra göz göze geldiler. Gölge yeniden o farklı bakışı gördü. Veyla sağ eliyle, sol elinin bileğini tutup sol ayağına yaslanırken başını hafifçe sol omzuna doğru eğerek Gölge'ye bakmaya devam etti. Teşekkür etmezdi. Ama edebilse, şu an ederdi. Veyla'yı nasıl bir zorundalıktan kurtardığını tahmin bile edemezdi.

Gölge, Saltar'ın kendisine gelmeye başladığını fark ettiğinde gözlerini kadından yutkunarak aldı ve Saltar'a baktı. "Günaydın orospu çocuğu." derken adama yakınlaşmaya başladı. Veyla'nın gözleri hala Gölge'nin üstündeydi.

Saltar gözlerini kırpıştırarak, bayılması sebebiyle kaydığı tahtta oturur pozisyon aldı. Gözleri Gölge ile Veyla arasında gezindikten sonra adamlarının da baygın olduğunu fark etti. "Ne oldu?"

Gölge "Veyla..." derken yeniden gerilmişti. Kadının bunu kabul ettiğini hatırladıkça sinirleri bozuluyordu. "... verdiği sözü tuttu. Sıra sende."

Saltar "Ama göremedim!" dediğinde Gölge adamın boğazına yapıştı. "Seni de şehrinle birlikte toz duman etmemi istemiyorsan siktiğimin taşını buraya getirt."

Saltar yavaşça başını onaylar şekilde salladığında Gölge adamın boğazından tutarak tahtından kaldırdıktan sonra kendisi oturdu. Ardına yaslandıktan sonra "Burada bekliyorum." deyip tek elini kışkışlar gibi sinirle salladı. "Hızlı ol, sabrım tükendi."

Saltar, "Tabii..." derken aldığı hasarlara ve maruz kaldığı tavra rağmen keyifliydi. Kapıya yöneldiği sırada Veyla ile göz göze geldi. Gözlerini kapıya çevirdiğinde Veyla sıkkın bir nefes aldı. Peşinden gitmesini istiyordu.

Saltar odadan çıktıktan sonra Veyla Gölge'ye baktı. O sıra Gölge'nin çoktan ona baktığını gördü. Veyla, parmaklarını boynunda, kulağına yakın bir hizada gezdirirken bir an ne diyeceğini unuttu. Hemen ardından elini boynundan çekip "Ben voltriderlarda bekleyeceğim." dedi.

Gölge yavaşça başını onaylar şekilde salladı. Kadın birkaç saniye ardından hareketlendi ve kapıya yöneldi. Kapıdan çıkmadan önce Gölge "Kelebek," deyince duraksadı ama ardına dönmedi. "Bu adamdan niye korktuğunu ya söyleyeceksin..." dediğinde Veyla hafifçe başını Gölge'ye doğru çevirdi ama hala adama bakmıyordu. "... ya da ben öğreneceğim."

Veyla cevapsız bırarak taht odasından çıktı ve hızla ilerlemeye başladı. Gölge de kadının çıkışıyla birlikte ellerini yüzüne götürdü ve sertçe ovuşturmaya başladı. Başına ağrılar girmiş gibi hissediyordu ve Azrit olmasına rağmen baş ağrısı bir türlü geçmiyordu.

Veyla, Gölge'nin duyamayacağı kadar uzakta bir yerde onu bekleyen Saltar'ı gördüğünde öfkeyle hızlandı. Mor gözleri büyüyle ışıldarken adamın vücudu da acıyla titremeye başlamıştı. Kadının vücudundan mor ışıltılar yayılırken adam duvara sertçe yapıştı. Tüm vücudu acıyla kıvrılırken Veyla adamın dibine kadar vardı ve "Seni öldürürüm." diye soludu. "Önce Amorsus'un senden vazgeçmesini sağlar, sonra da o sikik vücudunu içinden yüzlerce kelebek çıkartarak patlatırım."

Saltar acıyla kıvranmasına rağmen dudakları kıvrılmaya çalışıyordu. "Bunu yapmamı Konsey istedi." dedikten sonra kadına kulağını çevirdi. Gözle görülmese de Veyla, adamın kulağının içinde cihaz olduğunu anladı.

Veyla sinirle inledikten sonra adama büyüsünü yönlendirmeyi bıraktı. Adamın vücudu yere düştükten sonra rahatlamış gibi nefesini üfledi. Veyla'nın büyüsünün ne denli olduğunu unutmuş olmalıydı ki, yeniden hayran kaldı. Çoğunlukla da Amorsus Konsey'ine hayrandı. Böylesine bir güce, boyun eğdirebiliyorlardı. Bunu sağlamak için neler yaptıklarını ancak Konsey, Veyla ve babası biliyordu ama Saltar saygı duymuştu.

Saltar üstünü başını düzelterek ayaklandıktan sonra sırıttı. "Gölge'nin şehrinde, Andri'yi bul. O sana yardımcı olacak."

Veyla düşüncelerini toparlayamadığı için elleriyle yüzünü ovuşturmaya başladı. Saltar "Duydun mu?" diyerek kadına yakınlaştığında Veyla ellerini yüzünden çekip adamı sertçe ittirdi ve "Duydum!" diye bağırdı. "Benden uzak dur!"

Saltar pis bir şekilde gülerek başını onaylar şekilde salladı. "Planlar nasıl gidiyor?"

Veyla "Çok iyi!" diye bağırdı. O kadar iyi gidiyordu ki, Veyla darmaduman olup duruyordu. Habire oyalanacağı ya da düşüneceği şeyler olup duruyordu. Veyla'nın daha çok zamana ihtiyacı vardı.

Saltar, "Bilmemiz gereken bir şey var mı?" diye sorduğunda Veyla gözlerini adamın gözlerine dikerken sessiz kaldı. Belki de o aptal ağaçtan bahsetmeliydi ama bahsetmedi. "Yok." dediğinde Saltar'ın kaşları kalktı. Veyla "Yok!" diye bağırdı.

Saltar inanmasa da "Olursa, Andri'yle haber yollarsın." dedi. Veyla, Andri'nin nereden çıktığını bilmiyordu. O şehre ilk gidişinde, tek başına olacağını sanıyordu. Andri, sonradan mı Gölge'nin şehrine girmişti, hep oradaydı da sonradan mı plana dâhil olmuştu, hiç bilmiyordu. Şu an bunu düşünemeyecek kadar da karmaşık hissediyordu.

Veyla "Olur." dedikten sonra malikâneden çıkmak üzere yöneldiğinde Saltar, ardından seslendi. Veyla bir an önce uzaklaşmak, işin aslı yok olmak istiyordu. Sinirle duraksayıp Saltar'a döndü. "Ne var?"

"Her an planlar değişebilir Veyla Aldar."

Veyla kaşlarını kaldırırken "Ne zırvalıyorsun?" diye sordu.

Saltar keyifle omuz silkti. "Her an ilk plana dönebiliriz. Öyle olursa Andri ile bildiririz."

Veyla'nın kalbi korkuyla atarken çenesi kasıldı. İlk plan, Gölge'ydi. Veyla'nın Gölge Kral Karanir'in, zaafı oluşuydu. Gerçekten Kraliçe'si oluşu... Böylelikle onu alaşağı etmek daha kolay olacaktı ve Gölge'yi yok ettiklerinde, şehri yönetmek üzere geriye Veyla ile Gölge'den olan varisi kalacaktı. Veyla'nın ya da herhangi bir kadının bunu yapamayacağını düşünmeleri ve Gölge'nin de vaadi reddetmesi dolayısıyla Yıldat'a yönelmişlerdi ama şimdi ilk plana dönebileceklerini söylüyorlardı.

Veyla 'Neden?' diye sorguladıktan hemen sonra korkuyla 'Hayır!' diye düşündü. Nedense korkmuştu. Bu planın gerçekleşmesine ihtimal vermemekle beraber hiç ama hiç istemiyordu. Gördükleri o görüntü, gerçekten gerçekleşecek bir kehanet miydi?

Veyla'nın Gölge'nin Kraliçe'si olup varisine sahip olduktan sonra da ihanet etmesi mi gerekecekti?

38

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!