22/66 · %32

🔮 22 ⚡ Seçim

33 dk okuma6.423 kelime28 Kasım 2025

2. KISIM  AMORSUS KELEBEĞİ 

🔮 22 ⚡ SEÇİM

**

Veyla, hızla ağaçların arasından çıkıp kutlama alanına yakınlaşmadan voltriderların olduğu alana yöneldi. Terralar doğal alanlarda, devasa ağaçların arasında yaşadığı için voltriderlar yaşam alanına yakınlaşamadan mıntıka etrafında durmak zorunda kalırdı. Bu sebeple Veyla'nın bir süre yürümesi gerekecekti ama bacakları bu kadar hızlı ve vücudu telaşlıyken uzun sürmese gerekti. Voltriderların gücünün bu kadim ağaçları devirmeye yeteceğini bilse büyüsüyle çağıracaktı ama olan voltridera olurdu.

"Veyla!"

Veyla, "Sonra Erya." derken Erya kadının koluna girip kutlama alanına çekmeye çalıştı. "Herkes seni bekliyor. Efsunlu seçilmek üzere." dedikten sonra kadının haline bakarak "Ne oldu sana?" diye sordu. Üstü başı ıslaktı. Koluna girdiği için Erya'nın üstü de hafifçe ıslanmıştı. Veyla, nehire düştüğü zaman boynuna, saçlarına kadar suyla temas etmişti. Tek sorun vücudunun ıslaklığı da değildi. Kadının ten rengi, ölmek üzere olan bir Xalia bile değil insanmış gibi kireç rengine dönüşmüştü. Nefes alış verişleri hızlı, iri göz bebeklerine dehşet ve şaşkınlık hâkimdi.

"Niye bu haldesin? Ne yaptın orada?"

"Hiçbir şey."

Erya kolundan hafifçe çıkıp önüne geçti. Kadının ilerlemesini ellerini aralarında kaldırarak durdurmaya çalışırken telaşlı gözleri kadının ardındaki hareketliliğe döndü. Gölge Kral Karanir, biraz önce Veyla'nın çıktığı ağaçların arasından çıkıyordu ve üstü başı, Veyla gibi ıslaktı. Yüzünde de aynı ifade vardı. Gölge, Veyla ile Erya'yı görürken duraksadı ve onlara doğru bakmaya başladı. Erya o sıra adamın yutkunduğunu gördü. Erya'nın kaşları kalkarken gözleri, ardı dönük olduğu için henüz Gölge'yi görmemiş Veyla'ya döndü.

"Daha doğrusu, ne yaptınız?"

Veyla'nın telaşı artarken kaşları kalkıp indi. Kuruyan dudağını yalayarak ıslattıktan sonra 'Ne?' der gibi başını salladı ve Erya'nın gözlerini takip ederek ardına baktı. Gölge ile göz göze geldiğinde kalp atışları mümkünmüş gibi daha da arttı ve sadece Veyla'nın kulağında değil Gölge'nin Azrit kulaklarında da uğuldadı. Gölge hızlı nefes alış verişleri dolayısıyla hareketli göğsü haricinde durağan bir şekilde ona bakarken Veyla hızla Erya'ya döndü.

"Hiç. Hiçbir şey."

"Siz... Dövüştünüz mü yoksa..." dedikten sonra Erya'nın dudakları kıvrıldı. "... seviştiniz mi?"

Çünkü ancak bu ikisinden birisiyle bu hale gelirlerdi. Vücutları bir savaştan çıkmış gibiydi ama bu iki düşman sevişse de öyle olurdu. Şaşkınlık kan gibi damarlarında akıyordu ve dövüşseler bu kadar şaşkın gözükmezlerdi. Birbirlerine nefret ve öfke dışında duygularla baktıkları birkaç an vardı. Biraz önce gözlerinin birbirinde gezdiği dakikalar gibi geçen birkaç saniyede, ön planda olan şey, nefret değildi. Neydi, Erya henüz çözememişti ama nefret değildi. Korkuya daha çok benziyordu. Kimse ihtimal vermediği bir durumdan korkmazdı.

Veyla'nın kaşları kalktı. Yüzü yavaşça buruşurken bu sefer kaşları çatıldı. Dudakları defalarca aranıp kapandı ve en sonunda sinirle "Saçmalama!" dedi. "Öyle bir şey yok. Bu mümkün mü Erya? Öyle bir şey olması mümkün mü? Ne saçmalıyorsun?"

Erya hafifçe gülerken kadının Erya'yla mı yoksa kendisiyle mi konuştuğundan emin olamadı. Veyla kendi kendisini cevaplar gibi başını onaylamaz bir şekilde sallayıp "Olamaz!" dedi. Zihninde de, öyle bir şey olamaz, deyip duruyordu kendi kendine. Orada sevişmemişlerdi ama ancak sevişmeleri ihtimalinde olabilecek bir öngörü ya da kehanet görmüşlerdi. Öngörüyse engel olunabilirdi ama... Kehanetse? Bu ne anlama gelirdi? Kadın kendisinin tanıdığı en zeki kişilerden biri olduğuna emindi ama bu eğer bu kehanetse, ya da öngörüyse bile, Gölge'nin sahtekârlığına kanacağı anlamına mı gelirdi? Gelecekte... Gölge, halkını kandırabildiği gibi Veyla'yı da mı kandırabilecekti? Veyla bu olmasın diye zihnini sımsıkı tutuyor, Gölge'nin farklı bir adammış gibi gözüktüğü o anları görmezden geliyor, inanmıyordu. Ama... Bir gün inanacak mıydı? Sonunu getirmek için geldiği şehirde, varisini doğurmak istemiyordu. Kanmayacaktı. Kanamazdı. Bu kadar aptal olamazdı.

Erya, "Tamam... Sakin ol." dedikten sonra kollarını sıvazladı.

Veyla sinir ve inatla "Ama olamaz." dediğinde tepkileri Erya'nın ilgisini iyice çekse de şimdi hiç üstüne gitmenin zamanı olmadığını anladığı için "Öyle diyorsan, öyledir." dedi ama Erya, olabileceğini düşünüyordu. Orada her ne olduysa, bu hale gelmişlerdi ve onları bu hale getirebilen şey, onlara yapmayacaklarını sandıklarını da yaptırtabilirdi.

"Buradan yok olmam lazım. Bir an önce gideceğim, aptal efsun şeyi de umurumda değil."

Işık böcekleri Veyla'nın etrafına toparlandığında Erya hafifçe omuz silkip dudağını bir kenara kıvırdı. "Üzgünüm ama şu an burada yok olamayacak, ortalıktan kaybolamayacak iki kişi var. Biri..." dedikten sonra kadının etrafında ışık böceklerine baktı. Kadının geldiğini görenler, efsun seçimi için tercihlerini göstermiş, ışık böceklerini kadına doğru yollamışlardı. Kadın üstü başı ıslaktı ama güzel kıyafetleri ıslanarak şekilli vücuduna iyice yapışınca herkesin gözünü efsunlamaya devam ettiği için kimsenin fikri değişmemişti. Böylelikle herkesin gözü etrafında yüzlerce ışık böceğinin onu aydınlattığı Veyla'nın üstündeydi. "... sensin." dedikten sonra bakışlarını ancak tahtına geçme iradesi kazanmış Gölge'nin ilerleyen vücuduna çevirdi. Terraların efsun seçimini Gölge onaylayacaktı. "Biri de Kral."

Ve bu iki isim şu an ortalıktan kaybolmak isteyen isimlerdi.

Veyla çaresizlikle sordu. "Belki de sanadır bu aptal ışık böcekleri?"

Erya kadının kollarını bırakıp birkaç adım geri çekildi ve ışık böcekleri tamamıyla Veyla'nın etrafını sardı. Erya, ışık böcekleri arasından yüzünü gördüğünü Veyla'ya gülümsedi. Kime geldiklerine dair bir şüphe yoktu.

Veyla, nasıl bir canavar olduğunu buradaki herkese kanıtlamak, ışık böceklerini mor ışıltılar eşliğinde doğaya geri yollamak istedi ama elinde, bir el hissedince büyüsüyle ışıldayan gözleri Lilith'e döndü. Lilith neşeyle "Ben sana demiştim! Bak seni seçtiler... Hadi, Gölge Kral seni bekliyor." dediğinde Veyla iç çekerek gözlerini tahtına oturmuş Gölge'ye çevirdi. Gölge'nin yüksek tahtının önündeki masalarda oturan mıntıka yöneticileri de gözlerini Veyla ile Gölge arasında çeviriyorlardı. İçlerinden bir süre önce Kral'ın uyaran tehditkâr bakışlarına şahit olanlar, 'Kardeşine vadedilen kadın hakkında bize bir şey söyletmiyor ama kendi işi pişiriyor' diye düşünmüştü. İkisinin de ıslak olması ve aynı yerden olması akla bazı ihtimaller getirmişti. Aslında bu mıntıka yöneticilerinin zihninde, onca tehlikeye rağmen kadını şehrinde tutma gayretini de açıklıyordu. Belki de kadın ile aralarında ilişki vardı. Şimdi bazılarının zihninde dönen düşünceler, ilerleyen günlerde kulaktan kulağa artacaktı. Sırlıkök ağacına gidenlerin etrafındaki nehir sebebiyle ayaklarının ıslanması normaldi ama bu ikisi neredeyse baştan aşağı ıslaktı.

Lilith'in çekiştirmesiyle Veyla, gözleri Gölge'nin gözlerinde Kral'ın ve mıntıka yöneticilerinin karşısına, alanın ortasına geçti. Lilith, kadının elini son kez sıktıktan sonra zıplaya zıplaya Erya'nın yanına döndü.

Gölge, karşısındaki kadının gözlerine bakarken kalbi korkuyla çarpıyordu. Nice düşmanlarla savaşmış, nice şehirleri devirmişti ama hiçbirinde kalbi korkmamıştı. Baş Terra ölebileceğini söylediğinde bile korkmamıştı, hatta baş Terra ona bir gün bu şehri kaybedeceğine dair kehanet fısıldadığında bile böyle korkmamıştı. Korkuyordu çünkü ondan bir varisi olacaksa, sevişmeleri gerekirdi. Korkuyordu çünkü sevişmeleri için, ona kanması gerekirdi. Ona dokunmayacağına dair yeminler etmişti. Ona dokunmanın ne anlama geldiğini biliyordu. Ona dokunursa, onu yaptıkları için affetmiş olurdu ve affedemezdi. Bu hem annesinin, hem de sevdiği kızın ya yeryüzünde bir taş, ya gökyüzünde bir yıldız, her ne ise ama mutlaka, Gölge'i asla affedemeyecekleri bir hayal kırıklığına kapılmalarına sebep olurdu. Gölge de kendisini affedemezdi. Ona sadece onu öldürmek için dokunacaktı. Kehanetlerin ne olursa olsun yaşanacağı söylenirdi. Bu bir ihtimalli öngörü değil, esasen kehanetse bile engel olacaktı. Eşi benzeri görülmemiş bir şekilde kehanete başkaldıracaktı. Kadına, ona dokunacağı kadar kanmayacaktı.

O kâbusları görürken, kendisine gelmek için, nefes almak için, kulağındaki seslerden kurtulmak için Gölge'nin boynuna sığındığı anlarda bile, beyazlar içerisinde huzurla köpüklerle oynarken, acı çekiyormuş gibi bakarken, bir kediyi sevmek üzereyken, o dudakları gülümsemeye yaklaşmışken, elinde bir flüt, saçlarına çiçekler, doğanın bir mucizesi ve lütfu gibi efsunlayarak dans ederken, bir çocuğa sarılırken, bir çocuğu kurtarırken, büyüsüyle onlarca Durnek'i kum gibi dağıtmasına rağmen Gölge'nin kılına bile zarar vermezken, bir kolye için diz çöküp neredeyse gözyaşı dökecek hale gelirken, başka bir adama, hatta Gölge'nin kardeşine bile olsa sevgi beslemeye başlamışken masum, başka biri gibi istediği kadar gözükebilirdi ama Gölge... Bu anlarda düştüğü şaşkınlığın sürmesine izin vermeyecekti. Hemen bu akşam ona da, kendisine de Veyla'nın ne halt olduğunu gösterecekti. Gölge, içinde merhamet olduğunu gördüğüne, merhamet ederdi ama Veyla'ya merhamet etmesi, hatta Veyla'ya bir varis sahibi olabilecekleri kadar yakınlaşabilmesi için çok daha fazlası gerekirdi ve Gölge işin o raddeye gelmesine bile müsaade etmeyecekti. İçinde merhamet olmadığını, kendisini kandıramayacağını kadına kanıtlayacaktı.

Veyla, adamın gözlerine bakarken etrafında uçuşan ışık böceklerinin bir anlam ifade etmediğini, tüm Terralar gibi tüm Nixsus halkı bile Veyla'yı seçse, Gölge'nin seçmeyeceğini düşünüyordu. Üstelik o gördükleri öngörü ya da kehanet bilinmez her ne ise o görüntüden sonra... O ihtimal gerçekleşmesin diye önlerindeki günlerde Gölge her anını kadını öldürmeye çalışarak geçirecek olmalıydı. Veyla, öyle düşünüyordu. Belki de öldürse daha iyiydi. Amorsus Konsey'inin ilk planı bunu gerçekleştirmekti. Veyla'nın Gölge'yi kandırabilmesi, çocuğunu doğurduktan sonra adamın ölümü sağlaması ve varisiyle birlikte Nixsus şehrinin yönetiminde olması... Veyla elinden gelse bunu yapabileceğini, hatta işine daha çok yarayacağını düşünüp durmuştu ama şimdi bunu yapabileceği bir ihtimalden görü gördüğünde, korkmaya başlamıştı. Çünkü artık biliyordu, ona dair hatırladığı anılardan sonra Gölge'nin kendisine dokunmasına müsaade etmesi, ancak onun başka bir adam oluşuna dair yangılısıyla olabilirdi. Yıldat ile kendisini zorlayarak belki sevişebilirdi ama Gölge ile sevişmesi için daha fazlası gerekirdi. Veyla'nın gözleri henüz hiçbir adamı Gölge'de gördükleri kadar beğenmemişti ve bunun arzu olmaması için adama dokunmaktan, adama bakmaktan geri duruyordu. Hatırladığı kötü anılar, Veyla'ya yardımcı oluyor, baktığı anlarda bile o anıları görmesini sağlıyordu ama bazen... O Sırlıkök ağacının dallarından ışıkları altında adamın yüzüne baktığı anda da olduğu gibi... Gözleri hala adama bakmayı seviyordu. Öyle anlara mani olamazsa, önce herhangi birine dokunmak için kendi önüne koyduğu engelleri aşıp yetmezmiş gibi Gölge'ye dokunmak için sıraladığı imkânsızlıkları da aşarsa, bu öylesine olmuş olan bir şey olmazdı. Bu Amorsus Konseyi görevi için yapabileceği bir şey olmazdı. Bunu ancak, adama inanmaya başlayarak yapardı. Adama kanmayacaktı. Adam ne derse desin, hatta Veyla'nın gözleri önünde Veyla'nın annesini bile kurtarsa, Gölge'nin canavar olmadığını düşünmeyecekti. Düşünemezdi. Kanmayacaktı. Gerekirse daha fazlasını hatırlamak için başının patlamak üzere ağrımasını, sancılar girmesini göze alacak, zihnini zorlayacaktı ama Gölge'de bir ışık görmeyecekti.

Gölge de, kadın gibi düşünüyordu. Etrafındaki Terraların, savaşçıların, küçük çocukların, halkının hatta kedilerin bile Veyla'da görüp de sevmeye başladığı ışığı kendisi görmeyecekti. Şimdi kadının etrafı uçuşan ışıklarla dolu olmasına rağmen... Hayır, görmeyecekti.

Baş Terra aralarına geri dönmüştü. Veyla ile Gölge arasında, yanları hizasında ayakta dururken gözleri aralarında geziniyordu. Baş Terra, aralarında ne geçeceğini zaten biliyordu. O ikisi, bunu yaşamak için Zenith'e gelmişlerdi. Bunu yaşamalılardı. Bunu sadece birbirleri için değil, Zenith için de yaşamalılardı.

"Her mevsim dönümünde olduğu gibi bu mevsim dönümünde de halk, iradelerini ışık böcekleri ile gösterdi." dedi. Veyla ve Gölge'nin uğuldayan kulaklarını alkış sesleri doldurdu. Gölge Azrit kulaklarına gelen sesleri kontrol edememeye başlamıştı. Bu kulağındaki alkış seslerinin ardındaki dengesiz kalp atışları, kendisinin miydi yoksa Veyla'nınkini dinlemeye devam mı ediyordu? Bilmiyordu.

"Bu mevsim dönümünün efsunu, halk tarafından Veyla Aldar seçildi."

Alkışlar yeniden yükselirken ikisi de sadece malikâneye dönmek istiyordu ama ne vardı ki orada da başka dört duvarlar arasında olsalar da yeterince uzak olamayacaklardı. Gölge, Veyla'yı şehrinden yollamayı bile düşünüyordu ama bu korkusunu kabul etmek olurdu. Kaldı ki, Veyla gibi bir tehlike, Kral'ın şehrini bu kadar öğrendikten sonra şehir dışında bırakılmaması gerekirdi. Belki de Veyla'nın malikânede değil, daha uzak bir mıntıkada konaklamasını sağlamalıydı ama öyle olursa da Veyla'ya hâkim olmakta daha çok zorlanırdı.

"Halk, Kral'a soruyor. Kral'ın efsunu kim?"

Gölge, parmakları arasında dolaşan ışık böceğinin kanatları tenine çarparken iç çekti. Gerçek şuydu, Gölge, kadın da buraya geldiğinden beridir Veyla dışında kimseyi izlememişti. Akşam boyunca önünden kendisini beğendirmek üzere türlü türlü Xalia, Terra gezinmişti ama Gölge sadece bakmamak için çaba gösterdiği Veyla'yı izlemişti. Işık böceklerini Veyla'ya yollayan diğer Xalialar her ne gördüyse, Gölge de görür gibi olmuştu ve bundan nefret etmiş, bunun hırsıyla Veyla'nın peşinden gitmişti. Gerçekten merakla sormuştu. Bunu nasıl yaptığını anlayamıyordu. Nasıl bu kadar ayrıyken onlardan biri gibi davranıyordu, nasıl bu kadar uzak kalmaya çalışırken bu kadar samimiyet toplayabiliyordu, nasıl bu canavar ruhunun hapsolduğu masum bedende bu kadar güzel gülebiliyordu. Gülüş, ruhtan gelirdi. Ruhun sesini çıkarabildiği iki an olurdu. Ağlayışlar ve gülüşler. Gölge, henüz kadının ağlayışına şahit olmamıştı ama gülüşleri... Başka bir ruha ait gibiydi.

Gölge'nin iradesini anlayan ışık böceği Kral'ın parmakları arasından yol almaya başlarken Gölge sadece bir saniyeliğine geri tutacak gibi oldu ama sonrasında gayreti belli olmasın diye elini yumruk şekline getirip tahtının koluna yasladı. Burnundan sıkkın nefesler alıp verirken ışık böceğinin Veyla'ya yönelişini izledi. Işık böcekleri, zihin okuyabilirdi. Bazısı zihin okuduğunu söylerdi, bazısı ise kalp okuduğunu. Bu sebeple, mevsim dönümlerinin efsunu, ışık böcekleriyle seçilirdi.

Gölge'nin ışık böceği Veyla'nın eline doğru kanat çırptığında Veyla ne yapacağını bilemedi, ilk defa mevsim dönümüne katılmasına karşın ilk defa bu kadar kişi tarafından 'canavar' olarak değil de 'efsunlu' görülüyordu. Kaldı ki, Kral'ın bile ışık böceği kendisine gelmişti... Kral, korkusuna rağmen seçimini kelebekten yana kullanmıştı. Veyla, ne yapacağını bilemeyerek Baş Terra'ya baktığında Baş terra avuçlarını açıp hayali bir şeyi tutar gibi yaptı. Veyla da iç çekip Gölge'nin ışık böceğini avuçları arasına aldı. Avuçlarını sert bir şekilde kapatmak, o ışık böceğine bile eziyet etmek istiyordu ama nazikçe tuttu. Elleriyle bir şeylere temas etmeyi sevmezdi, eldivenleri nerede bilmiyordu, bu öfkeye sahipken eldivenlerini emanet ettiği savaşçıyı gerçekten idam ettirebilirdi. Şimdi ise avuçlarında, biraz önce Gölge'nin eline temas eden ışık böceğini tutuyordu. Onca temas etmişlerdi. O çıplak elleri, bizzat birbirlerininkine de dokunmuştu. Ama o görüntüden sonra şimdi dolaylı bir temasa bile katlanamıyormuş gibi hissediyordu.

Veyla'nın etrafındaki ışık böcekleri kadının köprücük kemiğine doğru yol aldı. Veyla'nın kaşları kalkarken ne olduğunu anlayamayarak birkaç adım geri çekildi ama ışık böcekleri durmadı. Işık böcekleri maddi bir varlığa sahip değillermiş gibi kadının tenine çarptıkları an vücuduna ışık yayarak yok oldular. Yüzlercesi kadının köprücük kemiğinde, omzuna yakın bir noktada yok oluşla kavuşurken ışıltıları Veyla'nın tenini dalgalarla süslüyordu. En sonunda, sadece Gölge'nin ışık böceği Veyla'nın avuçları arasında kaldığında, kadının köprücük kemiği üstünde ışıltılı bir yıldız oluşmuştu. Veyla gözlerini kırpıştırarak baktı. Bu ışıldayan geçici bir büyü müydü yoksa teninde gerçekten bir yıldız mı oluşmuştu? Bir Terra dövmesi gibiydi. En sonunda Gölge'nin ışık böceği de kadının avuçlarından yol aldı ve yıldızın üstüne kondu. Yavaşça kadının teniyle birleşti. Birleştikçe yıldızdan kadının boynuna, omzuna, ve göğüslerine doğru fazla uzun olmayan çizgisel ışıltılar oluşturdu. Bir yıldız, kayıyormuş gibiydi. Işıltı yıldızın çizgilerinde dolandıktan sonra yavaşça söndü ve geriye beyaz bir kayan yıldız dövmesi kaldı. Bugünün izi bir kanıt gibi Veyla'nın tenine işlenmişti. O, Kral'ın efsunuydu.

O Kral'a efsun, o Kral'ın efsunlandığıydı.

**

Veyla, "Aptal şey..." derken omzundaki yıldızı yıkıyordu. "Ben vücudumda seni taşımak istiyor muyum acaba?"

Seni, derken yıldızdan mı bahsediyordu Gölge'den mi, bilmiyordu. Gözleri karnına döndü. Omzunda adama dair bir şeyi taşımak yetmiyormuş gibi bir gün karnında da onunla olan bir şey taşıyabileceğini görmüştü. Bunun için vücutlarının birleşmesi gerekecekti... Veyla için böyle bir temasa müsaade etmek, sadece vücutlarının değil, ruhlarının da birleşmesini vadederdi. Temasa zaafı olan birinin sevişmesi, bedeniyle değil ruhuyla olurdu. Ruhu ondan nefret ediyordu, nefret edecekti. Asla sevişmeyecekti.

Elindeki bıçağı hamamın köşesine doğru sertçe yolladı. Bıçak, kulağı rahatsız eden bir sesle yere geri düşerken kadın elleriyle yüzünü ovuşturdu. Kesmişti, yüzmüştü, her şeyi yapmıştı ama her iyileştiğinde o efsunlu yıldız aynı yerde parlamıştı. Kurtulamıyordu, bir ömürsüzlük ömrü vücudunda mı taşıyacaktı? Erya'nın da daha önce efsunlu seçildiğini biliyordu ama kadının omzunda böyle bir iz yoktu. Veyla'da niye vardı? Ne anlama geliyordu?

Sudan çıkıp kurulandıktan sonra üstünü giyindi. Islak saçları, mor üstünün sırtını ıslatırken ayakkabısını da giyip alandan çıktı. Bu aptal yıldızdan kurtulamadığına göre, düşünmekten kurtulmak üzere uyumalıydı. Şu an Yıldat'ı görse, 'gel sevişelim' diyecek haldeydi. Gördüklerini hatırladıkça öyle korkuyordu ki, o kehanet ya da öngörü gerçekleşmesin diye her şeyi yapardı.

Odasına yönelirken koridorda karşısından gelen savaşçılardan gözlerini aldı. Gölge'nin savaşçılarını bile görmek istemezken onun şehrinde, onun malikânesinde nefes almak zordu. Odasına gireceği sırada savaşçılar bir anda kollarına girince "Ne oluyor be?" diye tepki verirken gözleri büyüyle ışıldamaya başladı ama çok geçmeden büyüsü söndü. Kadının vücudu, Gölge'nin büyüsünü yönlendirmesiyle kasılmaya başladı ve savaşçıların onu çekiştirmesine engel olamadı. Acıyla kıvranan vücudu öne doğru iki büklüm olurken adeta sürükleniyordu. Gözleri etrafta Gölge'yi görememişti ama kalp atışlarını duyabildiği mesafeden büyüsünü de yönlendirebileceğini biliyordu. Nerede olduğunu birazdan görecekti.

Veyla acıyla inlerken vücudunu dikleştirmeye çalışıyordu ama öyle kuvvetli bir büyü yönlendirilmişti ki kadın, gidecekleri yere varana kadar bayılıp yeniden ayıldığını düşünüyordu. Ne var ki bundan emin olabileceği kadar zihnini toparlayamıyordu. Yine de birazdan onu Gölge'nin önüne attıklarında yere yığılmak istemiyordu. Dik durmalıydı. O adama karşı hep dik durmalıydı. O adamın canavarlığına da dik durmalıydı, kahramanlığına da.

Veyla için ne kadar zamanın geçtiği bilinmez bir süre sonra dizleri yeri buldu. Elleri de vücudunun önünde yere yaslanırken bir kere daha acıyla inledi. Güçsüz düşen vücudu mavi ışıltılar ile kıvranırken gözlerini aralamaya, güç bulmaya çalıştı. Başını kaldırma çabasını, Gölge de görebiliyordu. Kadının her zaman ve her yerde, güçlü kalma çabasına ilk hayran oluşu değildi.

"Kaldırın."

Veyla, kollarından tutarak bile kendisine dokunmasınlar istiyordu ama Gölge bilerek bunu sağlıyordu. Elinde olan her gücü, kadının karşısında kullanmaya çalışıyordu. Kadının acıyla kavrulan vücudunu kaldırıp Gölge'nin karşısında tuttular. Veyla'nın yeniden bayılmak üzere olan gözleri aralansa da, kararıp duruyordu. Gölge, kadına yönlendirdiği büyüyü azalttığında Veyla bir süre sonra yeniden nefes almaya başlamasının getirdiği, derinden ve boğuk bir nefes aldı. Vücudu yeniden öne doğru bükülürken hırıltılı sesler ile nefes almaya devam etti. Gölge kadının ıslak aralarında döküldüğü saçlarına ve askılı bluzu dolayısıyla çıplak kalan omzundaki yıldıza baktı. Gözlerini hızla yıldızdan kaçırdı ve yutkundu. Doğanın neden onu öyle işaretlediğini anlayamamıştı. Üstelik ne olduysa, Gölge'nin ışık böceği onu seçtikten sonra olmuştu. Işık böceği değil, Gölge seçmişti ama Gölge zihninden bile olsa böyle söylemek istemiyordu.

Kadının nefes alış verişleri düzene girerken yavaşça doğruldu ve kollarını tutan savaşçılardan kurtulmaya çalıştı. Savaşçılar Gölge'ye baktığında Gölge yavaşça başını onaylar şekilde salladı. Veyla'nın bir süre sonra odak bulmayı başaran gözleri Gölge'ye öfkeyle baktıktan sonra bulundukları alanda gezindi. Daha önce Veyla'nın içerisine girdiği bir oda değildi ama hala malikânede olmalılardı. Odanın duvarlarının yapısı, materyali, pencereden gözüken dış manzara, Veyla'ya bunu düşündürtmüştü.

Veyla sağ tarafında başka bir odanın cam ile bulundukları odadan ayrıldığını gördü. O odada her ne ise karanlık olduğu için camın ardı gözükmüyordu. Yine solunda kalan cam ile örtülü başka bir alan daha vardı. Onun da ardı gözükmüyordu. Ortasında geniş bir ekranın olduğu toplantı masası vardı. Toplantı masasına yakın duvarları çevreleyen tezgâhlar vardı. Tezgâhların üstünde teknolojik aletler vardı. Veyla etrafına bakıp da ne olacağına dair hiçbir tahmin yürütemezken bakışlarını Gölge'ye çevirdi. Gölge, kadına yönlendirdiği büyüyü tamamen geri çektiği için mavi gözlerinde artık büyü ışıldamıyordu ama başka birçok şey ışıldıyordu. Başta korkuyla birbirlerinden kaçırdıkları gözleri, şimdi inatla birbirlerine bakıyordu.

Veyla, "İkimiz için de eziyet gibi bir gündü, her ne bok yiyeceksen yarına bırak." dediğinde Gölge sessizce baktığı birkaç saniyenin ardında dilini şaklattı. Yine de alaylı değildi. Oldukça ciddiydi.

"Eğer doğru kararı verirsen, bugün ikimiz için de bir eziyet olmaktan kurtulacak."

Veyla kaşlarını kaldırdı. Burnundan sıkkın nefesler alıp verirken duştan çıktığı için ellerinde eldiven yoktu ve nedense elini nereye götüreceğini, bilemiyordu. O yüzden bir elini, diğer kolunda gezdirip parmak uçlarıyla küçük ritimler tutarken vücudu huzursuzluk sebebiyle ara ara hareketleniyordu. Bir sağ ayağına yaslanıyor, bir sol ayağına yaslanıyor sonra yine sıkılıp doğruluyordu.

Gölge ise dağ gibi durmasına karşın göğsü derin nefes alış verişleri sebebiyle hareketleniyordu. Kadınla savaşmak istiyordu ama bir dokunursa, başka temaslar kurmaktan çekiniyordu. Kadının aklından neler geçiyordu, bu saçma durumu adamı yenmek için, kandırmak için kullanır mıydı, bunu mu planlıyordu, bilmiyordu ama her şeyin kendisi için daha zor olduğunu düşünüyordu. Kadının niye kendisinden nefret ettiğini bilmiyordu, Gölge'ye göre kendisi daha güçlü nefret sebeplerine sahipti. Buna karşın kadın hala adamı arzulamazken, adam başından beri arzuluyordu ve bu sebeple her şeyin kendisi için daha eziyet verici olduğunu düşünüyordu.

"Ne hakkında karar vermem gerekiyor?"

Veyla, adamın şehrinden gitmesini isteyebileceğini düşündü. Bu hiç hoş olmazdı, burada hala yapması gerekenler vardı. Amorsus Konsey'in görevlerini henüz yerine getirememişti. Zihni düşünüp dururken, yeniden kendisine vadedilmesini sağlamasından korktu. Belki de varisi olabileceğini gördüğünde, kimden olursa olsun bunu yapmaya karar vermişti. Daha öncesinde de defalarca bu konuda tehdit etmişti. Veyla, o zamanlarda bunun işine geleceğini sanmıştı ama bugünkü korkusuyla öğrenmişti ki, görev için bile Gölge'ye yakınlaşmak istemiyordu. Tam olarak neden korktuğunu anlayamıyordu, üstüne fazla düşmemeye çalışıyordu ama korkularından birinin adama kanmak olduğunun da farkındaydı. Kanarsa, ne olur, tam bilmiyordu ama korkuyordu. Adamla ruhuyla sevişmekten de korkuyordu.

Gölge, elini yavaşça deri ceketinin iç cebine götürdü. Veyla yeniden bir siyah gül çıkarıp da cesedin üstüne attığı anları hatırladığı için bir adım geri çekildi. Tepkilerine hâkim olmakta zorlanıyordu, zihni zaten allak bullaktı, bedenini kontrol edemiyordu. Gölge, kadının korkusuna karşı kaşlarını kaldırsa da bir anlığına duraksadığı elini yeniden hareketlendirdi. Ceketinin iç cebinden çıkarttığı şey, Veyla tarafından görülebilir oldukça kadının yüzüne düşen tepkileri dikkatle inceledi.

"Bana karşı kullanabileceğin tek şeyi yok etmen aptallıktı, demiştin." dedikten sonra parmaklarının arasından kolyesini salladı. "Ve ben aptal bir Kral değilim."

Veyla oldukça incelen ve kısılan sesiyle "Nasıl?" derken kolyeye doğru ellerini uzatarak yakınlaşmak istedi ama Gölge geride durmasını sağladı. Veyla yutkunarak duraksarken bakışlarını adamın gözlerine çevirdi. Kolyesi yok olmamış mıydı? Bugünü gerçekten böyle bir gerçek kurtarabilirdi. Günlerce yasını tuttuğu, kendisini çaresiz hissettikçe elinin hala boş boynuna gittiği o kolye buradaydı işte... Ona seksenden kalan hatıra, yarım yamalak hatırladığı anılarından ibaret değildi. Kolyeyi hala geri alabilirdi...

"Ama nasıl?"

Gölge kadının sesindeki umudu tanıdı. Kendisinin de umutlandığı konular vardı, tanırdı. Kolyeyi avuçları arasına alıp elini indirirken "Senin canını yakmak istemiştim." dedi. İstemişti ve yakmıştı. "Ama bu kolyeyle defalarca yakabilecekken sadece bir kereyle yetinmek aptallık olurdu. Bu yüzden uğultu onu yok etmedi."

Kadın adamın indirdiği eline uzandı. O kolye için, o tene temas etmeye razıydı. "Ver."

Gölge, diğer eliyle kadının bileğini tuttu. Ne var ki gecikerek tutmuştu. Kadının, Gölge'nin elinin yanında minik kalan eli, adamın elini çoktan tutmuştu. Bu temas tenlerini yaksa da ikisi de elini çekmedi, Gölge ise kadının bileğini tutarak kolyeyi alma çabasına engel oldu. Gerçi, o yumruk şekline gelmiş güçlü eli ne yapsa açamazdı, Gölge'nin kadının bileğini tutma gayreti daha fazla temas etmeleri dışında bir değişiklik oluşturmuyordu.

"Vereceğim."

Veyla bir çocuk gibi çırpınmak isterken çaresizlikle ve sabırsızlıkla "Ver o zaman." dedikten sonra kızarmak üzereymiş gibi baktığı gözlerini kırpıştırdı. "Hadi, Gölge."

Büyüsüyle kıvranırken bile başını kaldırmaya çalışıyordu ama konu kolye olunca neredeyse yalvaracak hale geliyordu. Geri istiyordu. O kolyeye ihtiyacı vardı. Özellikle de bugünlerde o kolyeye sığınmak istiyordu.

"Eğer kolyeni seçersen, sana geri vereceğim."

Veyla hızla "Seçiyorum." dedi. Neye karşı seçtiğinin bir önemi yoktu. Bir kolunu kesmek mi istiyordu, kesebilirdi. Yeniden iyileşmeyeceğini bilseydi dahi, kesebilirdi. Onu bir hafta okyanusun dibine mi göndermek istiyordu, gönderebilirdi. Ona istediğini yapabilirdi.

Gölge, "Bana kalırsa önce diğer seçeneği de duymalısın." dediğinde Veyla başını onaylamaz bir şekilde sallayıp tuttuğu elini belli belirsiz sıktı. "Kolyemi ver."

Gölge, "Vücudunda taşımak istiyorsun değil mi?" diye sorduktan sonra kaşlarını kaldırdı. İçindeki karışık duygulara rağmen sakin konuşuyordu. Gözleri de karışık bakıyordu. Veyla sadece öfke göremiyordu. Gölge, "O adamı?" diye eklediğinde Veyla çaresizlikle inleyip "Hadi." dedi. "Kolyemi istiyorum."

Bir çocuk gibi tekrar tekrar söylemek istiyordu. Alana kadar zıplamak, çığlık atmak istiyordu. Nasıl yapıldığını hatırlasa ağlardı bile.

Gölge'nin gözleri kadının omzuna döndükten sonra çenesinin ucuyla kadına da hatırlattı. "Oysa şu an başka bir adamı vücudunda taşıyorsun."

Gölge'yi taşıyordu. Düşmanını.

Veyla, diğer eliyle omzunu yüzmek ister gibi ovuşturdu. O yıldızı çıkartamayacağını saatlerce çabaladıktan sonra mecbur öğrenmişti, çaresiz bir çabaydı. Güçsüz düşen ruhu yüzünden yorulan bedeni ovuşturmayı bıraksa da başını onaylamaz bir şekilde salladı. "Bu seninle ilgili olmak zorunda değil. Sikik doğanın seni yaratırken neyi amaçladığını bilemediğimiz gibi bu omzumdaki aptal şeyle neyi kastettiğini de bilemeyiz."

Gölge, gözlerini o yıldızdan aldı ve aksini ikna etmeye çalışmadı. Henüz Gölge de anlamını bilemiyordu, yeterince rahatsız edici bir gün olduğundan daha fazlasını Baş Terra ile konuşmamayı tercih etmişti ama kendisiyle ilgili olduğunu biliyordu. Bunu tahmin edebiliyordu.

Gölge'nin gözleri kadının karnına döndüğü gibi hızla kaçırdı. Yeniden kadına bakması biraz zaman almıştı. Gözlerini bulundukları odada gezdirirken çenesi kasıldı ve yüzü hafifçe buruştu. O karında bir gün kendi varisinin olmasını istemiyordu. O ağaçta sadece bu ihtimali görmüştü. Varisini sadece Veyla mı doğurabilirdi? Neden başka bir varis ihtimali görmemişti? Bir gün varis sahibi olmak isterdi ama bunu sadece Veyla ile yapabilecekse, hiç yapmasa daha iyiydi.

Veyla yeniden adamın parmaklarını açmak istediğinde Gölge kadına baktı. Dilini dudağının kenarında gezdirdikten sonra sıkkın bir nefes alıp konuşmaya devam etti. Bir an önce yapacağını yapmalı ve bu kadından uzaklaşmalıydı. Öyle bir öngörü ya da kehanetten sonra yan yana ne kadar az gelseler, o kadar iyiydi.

"Eğer kolyeni seçersen, bir daha senden geri almaya çalışmayacağıma söz veriyorum."

Veyla "Seçtim, hadi." dediğinde Gölge'nin dudakları kıvrıldı. "Ama eğer seçmezsen, bir daha göremeyeceğine de söz veriyorum."

Veyla, "Ne anlatıyorsun ya? Seçtim, diyorum!" diye sesini yükseltti. O kolyesi hemen elinin altındaki, düşmanının avuçlarındayken daha fazla uzak kalamıyordu. Bir an önce onu düşmanından kurtarıp kendi avuçlarına almak istiyordu.

"Emin misin kelebek?"

Gölge'nin gözleri sol tarafına döndüğünde Veyla da bakışlarını adamın baktığı yöne çevirdi. Biraz önce gördüğü, sağında kalan, camla ayrılmış diğer duvarın ardında ışık yandı. Veyla'nın kaşları kalkarken Uğultu'yu gördü. Uğultu yavaş yavaş ilerliyordu. Neye doğru, diye düşünürken Veyla'nın gözleri Uğultu'nun karşısına kaydı. Gözleri irileşirken Gölge'nin elini tutan, eli gevşedi. Aralanan dudakları arasından telaşlı bir nefes aldı. Uğultu'nun yaklaştığı karşı duvara sinmiş bir çocuk vardı. Lilith ellerini yüzüne götürmüş, sarsılan vücudundan anlaşıldığı üzere ağlıyordu. Çok geçmedi, sesi de Veyla'nın kulaklarını doldurdu. Veyla çocuğun hıçkırıklarını duyduğu gibi yüzü buruştu. Birlikte bir varis sahibi olacaklarına dair görüntü gördükleri o an gibi dehşet ve şaşkınlıkla Gölge'ye döndü.

"Sen..."

Gölge sırıtarak "Ben..." dedikten sonra başını onaylar şekilde salladı. "Uğultu akşam yemeğini yemedi. Sen seçeceksin. Ya senin kolyenle yiyecek ya da..." dedikten sonra dilini sırıtışında gezdirdi. Fısıldayarak "... Lilith ile." dedi.

Veyla hızla "Yapmazsın." dedikten sonra başını onaylamaz bir şekilde sallayıp sesini yükseltti. Yalvarır gibi "Yapamazsın!" diye bağırdı.

Gölge sakin ve keyifli bir şekilde "Niye?" diye sordu. "Niye yapamayayım?"

Veyla da düşündü. Niye yapmazdı, yapamazdı? Niye şaşırıyordu ki? Nice çocuğu öldürmüştü. Lilith'i niye öldürmezdi? Yine de yapmazmış gibi geliyordu. Sırf o çocuk ağlamasın diye Veyla'yı mevsim dönümüne götürmek üzere ayağına kadar gelmişti. Şimdi de ölmesine müsaade etmezdi. Öyle değil mi? Etmezdi. Etmemeliydi.

"Sen..." dedikten sonra ne diyeceğini bilemediği birkaç saniyenin ardından sinirle inledi. "Sen ona zarar vermezsin. Halkından biri o senin... Çocuk o! Beni kandırmaya çalışıyorsun!"

Gölge yeniden "Niye?" diye sordu ve kadının bileğinden tuttuğu eliyle kendisine çekti. Vücutları birbirine çarparken kadının yüzüne doğru "Ben canavar değil miyim?" diye bağırdı. Bağırdıktan hemen sonra ironik ve isterik bir şekilde sırıtıp başını hafifçe sağ omzuna yatırdı ve gözlerini kadının dehşet düşmüş yüzünde gezdirdi. "Ben sevdiğini öldüren, öldürdüğünü seven bir canavar değil miyim?"

Demek ki, duymuştu. Demek ki o çocuğun yaptığı resim hediyesini kabul ederken Azrit kulakları Veyla ile Valdris'teydi. Veyla çaresizlikle başını iki yana salladı. Kuruyan dudağını yaladıktan sonra omuzları çöktü. "Hayır, sen..." dedikten sonra ne diyeceğini bilemediği gibi ne düşündüğüne de emin olamadığını fark etti. Başı güçsüzlükle düşerken alnı, oldukça yakınında olan Gölge'nin göğsüne düştü. Gölge, kadının 'hayır' deyişine ve başının göğsüne düşmesine çatılan kaşları ile bakarken yutkunmaya çalıştı. Niye 'hayır' demişti?

Veyla zihnindeki karmaşadan kurtulmaya çalışırken başının adama sığındığından bile habersizdi. Gözlerini sıkıca yummuş, sık nefes alışverişleri içerisinde berrak bir düşünce yakalamaya çalışıyordu. Yapar mıydı? Hatırladığı o anılara, nereden bildiğini bilmese de zihnindeki o yargılara bakılırsa evet, yapardı. Nicesini yaptığı gibi bunu da yapardı. Ama... Onca kişiyi Veyla'nın gözleri önünde kurtardıktan, korumaya çalıştıktan sonra... Halkının yıllar içerisinde her ne yaşadıklarını bilmemesine rağmen Gölge'yi bu kadar sevip adama bu kadar saygı duyacakları, güvenecekleri anılar biriktirdiklerine bakılırsa da... Yapmamalıydı. Adam hangisiydi? Canavar mıydı, kahraman mıydı? Ya da belki de her ikisideydi. Şu an hangisiydi?

Veyla güçsüz düştüğü için kısılan sesiyle "Beni kandırmaya çalışıyorsun." dedikten sonra doğruldu. Bakışları telaşla sağına döndü. Kulağında zonklayan kalp atışlarından Lilith'in ağlayışlarını belli belirsiz duyuyordu. Uğultu, Gölge'den emir bekliyormuş gibi odanın ortasında durmuş, Lilith'e doğru ilerlemeye devam etmiyordu. Veyla bakışlarını yeniden Gölge'ye çevirdi. Gölge'de iki adam görüyordu. Biri bugün de olduğu gibi o kız çocuğu ağlamasın diye düşmanının ayağına gelen adamdı, diğeri de çocukların katiliydi. Şu an, o çocuğun böyle korkmasına ve gözyaşlarına müsaade ediyorsa, o ilk adama benzemiyordu. Şu an, ikinci adama daha çok benziyordu. Veyla'nın zihni, onun ikinci adam olan canavar olduğuna dair mesneti belirsiz binlerce bilgiyle doluydu. Veyla, arada sıra gördüğü yanılgılara güvenerek Lilith'e bir şey olmayacağını düşünemezdi. Gölge, Veyla'nın da çok iyi bildiği gibi bir canavardı ve bunu yapabilirdi.

"O görü hiç gerçekleşmesin diye yapıyorsun değil mi?"

Gölge'nin kalp atışları hızlanırken yutkunma yutkunamadı. Çenesi daha da kasılırken gözleri kısıldı. Dişlerinin arasından "Kes sesini." dedi. Sağında kalan küçük camlı alanın ardında Eryalar vardı. Oldukları yerden görülmüyordu ama Gölge özellikle onların da burada olmasını sağlamıştı. Böylelikle Veyla'da bir ışıltı görmeyi bırakacaklardı. Veyla'nın nasıl bir bencil olduğunu göreceklerdi. Ortalarda Lilith'le el ele tutuşup müzikler çalarak dans etmekle olmazdı. Gerçekten bir seçim yapması gerektiğinde, küçük bir çocuğa karşı bir kolyeyi seçeceğini, hepsi görecekti ve Gölge'yi anlayacaklardı. En çok da Gölge görecekti ve içini rahatlatacaktı. Onun hiçbir zaman kendisini kandıramayacağına dair içi rahatlayacaktı.

"Senden öyle nefret edeyim istiyorsun ki sen dokunsan bile sana müsaade etmeyeyim, istiyorsun."

Camın ardında Eryalar birbirine baktı. Ağaçla ilgili detayları bilmiyorlardı. Gölge, o camın ardında sadece Erya, Valdris ve Thal'ın olmasını sağlamıştı. Ash, zaten Veyla'dan yeterince nefret ediyordu, Yıldat ise henüz hala ortalıklarda yoktu.

"Ama ne var biliyor musun? Ben senden zaten yeterince nefret ediyorum."

Gölge sadece tek bir kısma cevap verdi. "Sana zaten dokunmam."

Sanki bunu kadına da kendisine de söylüyordu. İkna etmeye çalışıyordu. Eminse, şüpheye düşmemeliydi ama düşüyordu.

Veyla başını onaylar şekilde salladı. "Aynı şekilde sen de benden öyle nefret etmek istiyorsun ki, bana dokunama diye engeller oluşturuyorsun. Kolyeyi alıp gitmemi istiyorsun. Böylelikle bir bu kadar daha uzaklaşacaksın benden."

Gölge hissettiği dehşeti yüzüne yansıtmamaya çalıştı. Dudaklarını zar zor kıvırıp kadının da söylediği gibi "Ne var biliyor musun? Ben de senden zaten yeterince nefret ediyorum." dedi.

"O zaman bırak kızı, ver kolyeyi. Bu oyununun bir anlamı yok. Bu oyununun bir yararı yok!"

Gölge "Siktiğimin seçenekleri basit!" diye bağırdı ve kadının elindeki temasını kolunu savuşturarak keserken gerilemesini sağladı. İstese karşı duvarı boylamasını sağlardı ama ittirişi güçsüz olduğundan Veyla ancak birkaç adım çekildi.

"Kız mı kolye mi?"

Veyla başını onaylamaz bir şekilde sallayınca Gölge elini Uğultu'ya doğru kaldırıp parmaklarını şıklattı. Veyla telaşla "Yapma!" diye bağırırken elleri dudaklarında cama doğru döndü. Uğultu Lilith'e doğru yaklaşmaya devam ettikçe vücudunda elektrik dalgaları dolaşmaya başladı. Lilith korkuyla çığlık atarken duvardan kayarak yere oturdu. Başını dizine gömerken kollarıyla küçük cüssesini korumaya sarmaya çalıştı.

"Yapma! Saçmalama. Gölge!" derken adama yakınlaştı. "Yapamazsın, halkından o senin! Hani böyle bir adam değildin? Kabul mü ediyorsun?" dedikten sonra kollarına yapıştığı adamı sarsmaya çalıştı. "Canavar olduğunu kabul mü ediyorsun?"

Gölge kaşlarını kaldırdı. Derinden gelen bir ses tonuyla tane tane "Aksine inanacak mısın?" diye sordu. Alayla sormuş gibiydi ama cevabı merak ediyordu.

Veyla'nın elleri duraksarken "O inanıyor." dedi ve yüzü buruştu. Neredeyse ağlamaya başlayacaktı. Titreyen eliyle çocuğu gösterdi. "O aksine inanıyor. O sende bir kahraman görüyor."

"Sen?"

Veyla "Ne önemi var?" diye bağırırken öfke ve çaresizliğin getirdiği hislerle neredeyse yerinde zıpladı. O sıra adamın kollarını çekiştirme çabasını da sürdürüyordu. "Söyle şu hayvana, dursun!"

Gölge kadının bileklerinden tutarak kendisini sarsma çabasına engel olduğunda vücutları yeniden yaklaştı. Bağırarak "Sen?" diye sordu. "Söyle. Canavar mıyım, değil miyim?"

Veyla'nın başı yeniden eğilecekken Gölge bir elini bırakıp hızla çenesinden tutarak kaldırdı. "Söyle!"

Adamın gözlerinin içerisine bakarken kalbini yaralayarak 'canavar' demiş, adama yaptıklarını hatırlatmış, daha da kötüsü, kendisiyle kıyaslamıştı. Gölge Veyla'ya neler dediyse, o da Gölge'ye söylemişti. Veyla'yı nasıl görüyorsa, Gölge'yi öyle gördüğünü anlatmıştı. Bu Gölge için dehşet vericiydi. Üstelik tüm bunlar Veyla yüzünden olmuşken...

Veyla başını onaylamaz bir şekilde salladı. "Bana bir şeyleri kanıtlayıp cümlelerimden pişman etmek için o çocuğu kullanma... Bana olan öfkeni ondan çıkarma!"

Gölge "Bana tekrar 'canavar' desene!" diye bağırırken kadının çenesini iyice kavradı. "Hadi, söyle! Söyle de sana nasıl bir canavar olduğumu göstereyim!"

Yüzleri oldukça yakınken adamın öfkesi kadının yüzünde patlıyordu. Veyla'nın öfkesini ise korkusu bastırıyordu. Yüzü kasılıp duruyordu, kalbi korkuyla çarpıyordu. "O sana bir şey yapmadı... O sana inandı..."

"O sana da inandı. Ve..." dedikten sonra isterik bir şekilde güldü. "... bu yaptığı en büyük hataydı."

Gölge, o hataya hiç düşmeyecekti. Ona inananlar ise, neden inanmamaları gerektiğini görecekti.

Veyla'nın korkusu arttı. O çocuğu öldürebilirse bu... Bir gün Erya'yı, belki Yıldat'ı, hatta o kediyi bile öldürebileceği anlamına gelirdi. Gerçekten bağ kurduğu her şeyi ondan alabilecek miydi? Gerçekten canavar olduğuna şaşırmasına daha çok şaşırıyordu. Zihninin ön planına habire canavar olduğuna dair düşünceleri çekip arka planda canavar olmadığına nasıl bu kadar ikna olmuştu? Bu daha da korkutucuydu. Resmen içten içe bunları yapamayacağını düşünüyor, buna inanıyordu. Oysaki hatırladığı canavar, her şeyi yapardı. Hatırladığıyla tanıdığı birbirinden ayrılmıştı belli ki.

Gölge'nin kolunu, çenesini tutuşları arasında zar zor çocuğa döndü. O sıra Uğultu'nun oldukça yakında bir noktada durduğunu gördü. Çocuk yerde iki büklüm olmuş, katıla katıla ağlıyordu. "Tamam!" diye bağırdı. "Onunla bağ falan kurmayacağım! Bugün onu son görüşüm olacak! Söz veriyorum sana!" derken gözleri çaresizlikle çocuk ile Gölge arasında gidip geliyordu.

Gölge kadını kolundan ve çenesinden ittirdikten sonra yeniden cebine koyduğu kolyeyi çıkarttı. Parmaklarından sarkıtarak elini Veyla'ya uzattı. "Seçim senin kelebek."

Veyla, Gölge güçlü ittirmese de bedeni güçsüz olduğu için az daha yere düşeceği halden doğrulduktan sonra ellerini hızlı nefes alış verişlerinin telaşla dolandığı dudaklarında tutarak Gölge'ye döndü. Gerçekten yapacak mıydı? Gerçekten Uğultu'nun Lilith'e acımasızca saldırmasına müsaade edecek miydi?

Veyla elleriyle yüzünü ovuşturdu. Düşün, düşün, düşün, deyip duruyordu kendisine. O kolyeyi canından çok istiyordu, o kolyeye canından çok ihtiyacı vardı. Yıllardır hep kendisini düşünür, hep kendisini sağlama alırdı ama işte... Kalbi o çocuğa bir şey olacak diye deli gibi çarpıyordu. Bir şey olmasına gerek kalmadan, sırf ağlıyor diye bile Veyla çaresizlikle çırpınıyordu. O neşe, sevgi dolu çocuk kendisi ve Gölge yüzünden ne hallere düşmüş, canavarın hayvanı karşısında hıçkırıklara boğulmuşken küçük kolları kendisini korumaya çalışıyordu.

"Yirmi saniyen var."

Telaş ve sinirle "Gölge!" diye bağırırken ellerini yüzünden çekti. "Başka bir şey iste. Başka ne istersen yaparım."

Gölge "Varisimi doğurur musun?" diye sorduğunda Veyla'nın dudakları aralık bir şekilde kalırken kaşları kalktı. Gölge de bunu sormayı beklemiyordu ama kadının sınırını merak etmişti.

Veyla, "Başka bir şey!" diye bağırdığında Gölge güler gibi oldu. Sırıtışı eşliğinde "On saniye." dedi.

Veyla Gölge'ye yakınlaşırken "Yapma!" diye bağırdı. Gölge ise genişleyen sırıtışı eşliğinde "Tik, tak. Tik, tak." dedi.

"Senden nefret ediyorum!"

"Son üç, iki..."

Veyla hızla kolyeyi adamın elinden aldı. Gölge'nin sırıtışı duraksayıp da kaşları kalkarken gözleri yavaşça sağında kalan, Eryaların olduğu camın ardına döndü. O Eryaları göremiyordu ama Eryaların onlara baktığını biliyordu. Eryalara 'Ben söylemiştim' der gibi baktı. Dişleri örtülse de dudakları garip bir hissiyatla kıvrık kaldı. Gözleri yeniden kadına döndü. Adamın dudakları alaylı denilse değildi, keyifli denilse değildi, öfkeli denilse, değildi. Bir yanı, Veyla'nın perişan hale gelişini gördükten sonra çocuğu seçeceğini sanmıştı ama en başından beri bildiği gibi, işte! Veyla Aldar, namı diğer uğursuz kelebek, ne halt olduğunu yeniden göstermişti. Hem Eryalara, hem de Gölge'nin ta kendisine, yeniden kanıtlamıştı.

Gölge'nin korkmasına gerek yoktu. Veyla Aldar'ın kendisini kandırmasına asla müsaade etmeyecekti. Gözleri hiçbir zaman ona kör olmayacaktı. Kulakları hiçbir zaman hatırladıklarına sağır kalmayacaktı. Her seferinde, her yanılmaya yaklaştığında yeniden ve yeniden bunu kanıtlayacaktı. Bir çocuğun Uğultu tarafından parçalanmasına kayıtsız kalan, ne kadar değer verirse versin kolyesini seçen bir kadının, çocuğuna hamile kalmasına da asla ve asla, müsaade etmeyecekti.

Veyla, kolyeyi avuçlarında sımsıkı tuttuğu ellerini kenetleyip çenesinin altına getirirken gözlerini kapattı. Vücudu yere yığılmak üzereyken kolyeden güç almaya çalıştı. Kolyenin avuçlarındaki sıcaklığı üşütmesini bile özlemişti. Şimdi çıplak ellerindeki kelebek dövmesinin ardındaki yara izi, kolyeyle özlem giderirken için için sızlıyordu. Gölge, vücudunda onu sadece bu kolye ile taşıyacağını varsayıyordu ama yanılıyordu. Veyla, bu yara ile de sekseni taşıyordu. Ve bu, Gölge'nin varlığını bile bilmediği yara, kadından alamayacağı tek şeydi. Varlığını bilse de alamazdı. Henüz bir insanken vücudunda oluşmuş bu yara, iyileşmiyordu. Avucunu yüzse de yeniden o yara oluşurdu, elini kesip atsa da. Tıpkı omzundaki yıldız gibi... O yara ise, kimsenin görmesini istemediği için dövmesinin altında gizlenmişti ama Veyla detayla baktığında yaranın belirli çizgilerini görebiliyor, göremese bile varlığını biliyordu.

Veyla, 'özür dilerim' dedi. Bu senden vazgeçmek değil, sen hep benimlesin. Bazen avucumda, her zaman kalbimdesin. Biliyorum, sen de aynı şeyi yapmamı isterdin. Nasıl ki bir çocuk olmana rağmen benim için kendinden vazgeçtin, bir çocuğun yaşaması için bu kolyeden vazgeçmemi isterdin. Ben seni hayali bir hisle boynumda, gözle görülür bir kanıtla avucumda, hafızam defalarca kez silinse bile hep hatırlatacak bir kalp ile ruhumda taşımaya devam edeceğim.

Veyla gözlerini aralarken çenesinin altına sımsıkı yasladığı ellerini yavaşça Gölge'ye doğru uzatmaya başladı. Gölge'nin kaşları kalkarken kıvrık dudakları yavaşça düz bir çizgi halini aldı. Kalbi yeniden hızla atmaya başlarken kadının kolyeyi uzatışını izledi. Titreyen ellerinde parmakları yavaşça aralandı. Veyla'nın gözleri veda edermiş gibi kolyesindeyken Gölge kadının yüzüne bakar halde donakalmıştı.

Adamın sesi güçsüz kalırken fısıldayarak "Bu kolye için bana, düşmanına diz çöktün." diye hatırlattı. Veyla'nın yutkunmaya çalıştığını ama başaramadığını gördü. Yüzü kaskatı kesilmiş, dudakları ağlamak için bükülmek üzereymiş gibiydi. Kadının tepkilerine ve seçimine bakarken Gölge nefes almakta zorlandığını hissetti.

Şaşkınlıkla "Bu kolye için bana yalvardın. Bana..." diye hatırlatmaya devam ettiğinde Veyla sinirle Gölge'nin elini tutup aralarında kaldırdı ve kolyeyi avucuna bırakıp parmaklarının üstüne kapanmasını sağladı. Öfkeli ve üzgün gözleri küfreder gibi bir sertlikle adama dönerken "Al!" dedi. Bağırmaya çalıştıysa bile sesi pürüzlüydü. Ellerini adamdan çekip hızla cam duvara yöneldi. Burada bir yerde kapı olmalıydı.

"Hadi! Durdur şunu!"

Gölge avuçlarındaki kolyeye bakarken hala harekete geçemeyecek kadar şaşkındı. Kaşları hafifçe çatılmış, dudakları aralık haldeydi. Veyla, bir süredir bağırıp durduğu ve boğazında duygular biriktiği için çatallı sesiyle "Hadi!" diye bağırdıktan sonra yeniden adamın yanına vardı ve kolundan tutarak sarstı. Bu sefer, başardı. Gölge'nin ağırlığını koyabileceği bir gücü, şu anlığına yoktu.

"Hadi! Aldın istediğini işte!" dedikten sonra çocuğu gösterdi. Çocuk ağlamaktan bayılmak üzereydi. "Ona eziyet ediyorsun pislik herif! Hadi!"

Gölge yavaşça başını Veyla'ya çevirdi. Kadın ona iğrenirmiş gibi bakarken Gölge, öyle bakamıyordu. Adamın korkusu iyice arttı çünkü en azından bugünlük, kendisine hiçbir şey kanıtlayamamış, aksine şüpheye düşmüştü.

Gölge, savaşçısına bakıp başını onaylar şekilde salladı. Veyla hızla cam duvarlara döndü. Gölge'nin gözleri ise bir anlığına Eryaların da olduğu alana döndü. Onları göremiyordu ama şu an Gölge'ye nasıl baktıklarını tahmin edebiliyordu. Nasıl ki biraz önce Veyla'nın seçiminin kolye olduğunu sandığında Gölge 'Ben demiştim' der gibi bakmıştı, şimdi de onlar Gölge'ye öyle bakıyor olmalıydı. Gerçekten de öyleydi. Erya, Veyla bu kadar perişan hale geldiği için üzülse de, en azından seçiminden mutlu olmuştu.

Veyla, bir kapı bulma, bulamazsa büyüsüyle duvarı yıkma gayesiyle yaklaştı. Büyüsüyle kızı kurtarmaya çalışsa, Gölge'nin büyüsünün ağır basacağını, gücünün yetmeyeceğini, hatta adamı daha da öfkelendireceğini bildiğinden büyüsüyle savaşmaya çalışmamıştı. Şimdi ise her şey bittiğine göre duvarı devirmesine müsaade ederdi.

Cam duvardaki görüntü dalgalandığında Veyla duraksadı. Görüntü cızıldayarak titredikten sonra bir kapı belirdi. Veyla kaşları çatılmış bir şekilde kapıya yönelirken camın ardında, Lilith'i odanın ortasında oyun oynar halde görmüştü. Gördüğünden emin olamayarak bir eli kalbinde kapıyı açtı. Lilith başını oyuncaklarından kaldırıp Veyla'ya baktı. Veyla'yı gördüğü gibi neşelenirken "Veyla!" deyip oturduğu yerden kalktı ve kadına doğru yaklaşmaya başladı. Veyla ise kapının orada kalakalmış, dizleri titriyor, ayakta durmakta zorlanıyordu.

Lilith, yaklaştıkça kadının halini fark edip korkuyla "Sana ne oldu?" diye sorup kadının ellerinden tuttu. Veyla güçsüz bedeninde dizlerinin üstüne çöktüğü gibi Lilith, ona sarıldı. Veyla da düşünmeden hızla sarılırken başını çocuğun omuzlarına yasladı. Çocuğa hiçbir şey olduğu da olacağı da yoktu... O gördüğü görüntü, gerçek değildi. Bir hologram belki de yapay zeka görüntüsüydü ama, gerçek değildi. Bu da Veyla kolyeyi seçseydi bile Lilith'e bir şey olmayacağı, Gölge'nin çocuğa ne eziyet ettiği ne de riske attığı anlamına geliyordu. Yine de Veyla göze alamazdı. Bu yüzden seçiminden pişman değildi. Gölge ise... Gerçekten Veyla'yı korkutmak, denemek pahasına bile çocuğun zarar görmesine müsaade etmemişti. Gerçek olmayan bir görüntü ile Veyla'yı kandırmıştı. Bu bir yandan Lilith hiç korkmadığı, zarar görmediği, ağlamadığı için Veyla'yı rahatlatmış, bir yandan da Gölge'nin bir çocuğu ağlatmayacağına dair düşüncelerini güçlendirdiği için korkutmuştu. Gölge'de bir canavar görürken zulme uğrasa bile bazı şeyler kolaylaşıyordu.

"Ne oldu ki sana? Biri mi korkuttu seni?" derken Veyla'nın sımsıkı kapattığı gözleri aralandı. O sıra camın ardından elinde kolye, hala Veyla'ya bakan Gölge ile göz göze geldi. "Kral'a söyleyelim, o seni korur! O hepimizi korur!"

Veyla acıyla güler gibi oldu. Kral, Veyla'yı bu hale getirenin ta kendisiydi.

Gölge'nin kulağı zonkladı. Çocuğun kurduğu cümlenin vücudunda oluşturduğu etkiyle hafifçe yüzünü buruşturup bakışlarını kaçırırken odanın çıkışına yöneldi. Yumruğundan kolyenin zinciri sarkarken odadan çıktı. Dağ gibi vücudunda yavaş adımlarla ilerlerken gözleri ileride bir noktaya dalmıştı. Vücudunda rahatsızlık korkuyla el ele tutuşmuş, dolaşıyordu. Şaşkınlık ise gözlerindeydi. Öfke ardında dilini çiğnediği dudaklarındaydı. Öfkeliydi çünkü en azından bugün, haklı çıkamamıştı. Öfkeliydi çünkü bugün, yanılmıştı.

Kelebek, Kral'ı yanıltmıştı.

38

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!