🔮 21 ⚡ Varis
2. KISIM ♛ AMORSUS KELEBEĞİ ♛
🔮 21 ⚡ VARİS

**
Veyla'nın bacağına tüylü bir şey değer gibi olduğunda hızla bir adım uzaklaşarak ardına döndü. Mor gözleri büyüyle ışıldarken kaldırdığı ellerinden ilerlemeye başlayan büyüyü mavi gözleri görünce son anda geri çağırdı. Mavi gözler yumulup yeniden açılırken kedinin yüzü gülümser gibi oldu ve mırıltılar çıkarmaya başladı. Arka patilerinin üstüne oturmuş, ön patilerini ise küçük bedeninin önünde yere yaslamışken kuyruğu da vücudunun yanında kıvrılmıştı.
Veyla "Geri dönmüşsün." dediğinde kedi arka patilerini de yere yaslayıp kalçasının üstünden kalktı ve Veyla'ya doğru birkaç pati yaklaştı. Veyla yeniden gerilerken "İlişkimizi uzak mesafe ile sürdürürsek sevinirim." diye söylendi ama çok geçmeden kedi kadının ayaklarına varmış, bir anda vücudunu yere atmıştı. Patilerini havada kıvırıp sırtı üstünde sağa sola sallanırken mırıltılar çıkarmaya devam ediyordu.
"Ne istiyorsun yaratık?" dedikten sonra kedinin açılıp kapanan gözlerine, pembe burnuna ve beyaz tüylerine bakarken dudakları kıvrıldı. "Tatlı yaratık."
"Sevilmek."
Veyla, 'Herkes gibi' diye düşünürken kendisine yaklaşan Erya ile rahatlar gibi hissetti. Erya etrafında olunca tanımadığı his ve durumlarla baş etmek daha kolay oluyordu. Bu hayvan sevilmek isteyerek çırpınırken Veyla'nın kalbinde oluşan istek ise, 'sevmek' olmalıydı. Veyla daha çok sevilmek istemeye başladığını düşünüyordu ama belli ki bu iki şey beraber geliyordu. Sevmek ve sevilmek...
Erya, Veyla'nın yanında dizlerini kırarak yere eğilirken kalçası da ayaklarına yasladı. Eli yerde sevilmek için çırpının kedinin beyaz tüylerinde gezinip de keyif mırlamalarının artmasına neden oldu. Veyla, henüz kendisi sevebilirmiş gibi hissetmese de en azından kedinin sevgi isteğine karşılık bulmasına rahatladı ve gülümser gibi oldu.
Erya, kediyi sevmeye devam ederken başını kaldırıp tepelerinde dikilen Veyla'ya ve gülümseyişine baktı. Veyla gülümseyişini dağıtırken kaşlarını kaldırdı. "Tatlı yaratık, sanırım seni de anlatan en iyi tabir."
Veyla, daha önce de tatlı ve sevimli bulunmuştu. Bir çocuk tarafından ve arada aklına o Terra çocuğu geliyordu. Yakınlarda bir mevsim dönümü olmasından bahsetmiş ve Veyla'yı da çağırmıştı. Veyla da aynı neşe ve şevkle reddetmişti. O günden beridir buna dair bir haber almamıştı. Öyle bir şey gerçekleşmiş olsaydı, Eryaların da gideceğini düşünüyordu ama belki de Veyla'nın onlarla iletişim halinde olmayıp uzak durduğu günlerden birinde kalkıp gitmişlerdi.
Öğrenmek için "Mevsim dönümü..." diye konuşmaya başladığında Erya hızla neşelenip "Bugün! Geliyorsun, değil mi?" diye sordu. "Senin için de bir giysi ayarladım."
Veyla'nın tek kaşı kalktığında Erya gülüp "Merak etme, mor." dedi.
Veyla ellerini eteğinin pilelerinde gezdirirken iki yana sallanıp "Benim giysilerim var." dedi. Erya'nın giysi diye ne getireceğine dair şüpheliydi. Erya güzel gözükmekle beraber karışık giysiler giyerdi. Asimetrik kesim etekler, karışık desenler ve doğa renkleri, çiçek ve dallarıyla kuşanırdı. Veyla'ya da öyle bir şey giydirmeyi düşünüyorsa, çok beklerdi.
Veyla, neşeli şeylere katlanamadığını düşünmekle beraber buraya geldiğinden beridir alışmaya da başlıyordu. Burada çoğu kişi garip bir şekilde mutluydu. Eğlenmeyi biliyorlar ve dert edinmek için çok az sebep bulabiliyordu. Güven içerisindelerdi, yemek için birilerini öldürmek zorunda kalmıyorlardı, caline ulaşabiliyorlardı ve... Aile olup bebeğini bir dövüşte kaybetmeden doğurabiliyorlardı. Bu sebeple kutlama yapıp durmaları ilginç değildi, ağlayacak halleri yoktu. Terralar ise, ağlanacak hallerine bile gülecek kadar iyimserlerdi. Doğa öyleydi. İyinin de kötünün de bir gün biteceği düşünüldüğünde ve buna gönülden inanıldığında, ağlamak anlamsızlaşırdı. O yüzden Terralar da hep gülerdi. O garip gözüken sivri dişlerine rağmen...
"Şimdi orada saçma sapan şeyler olur. Gelmesem daha iyi."
Erya kedinin başının üstünü severken "Dans edilir, bugüne özel içkiler içilir, hikâyeler anlatılır, oyunlar oynanır ve kehanetler ısmarlanır..." diyerek anlatmayı sürdürürken Veyla araya girip "Saçma sapan şeyler işte." dedi.
Erya kötü kötü bakmaya çalışınca Veyla üfleyip "Kehanetler ısmarlanır, derken?" diye sordu. Daha fazla kehanet duymaya hazır değildi. Daha duyduklarının ne anlama geldiğini çözememişti.
"Mevsim dönümünde Sırlıkök ağacına dokunan varisini görür."
Veyla'nın gözleri kısılırken "İlerideki çocuğunu mu yani?" diye sordu. Erya "Çocuk ya da çocuklarını. Tabii, ihtimalli bir şekilde sanırım. Gelecek seçimlerle değişip durur." dedi. Veyla'nın gözleri kısılırken Yıldat'ın bir çocuğunu doğurup doğuramayacağını merak ettiğini düşündü. Aslında, ölmeyip Yıldat'ın çocuğunu doğurduğunu görürse, bu Gölge'ye karşı kazanacağı anlamına gelmez miydi? Ama hiçbir şey görmeyedebilirdi... Belki de o ağaç kadına sadece karanlığı gösterecekti. Bu da kaybedeceği anlamına mı gelirdi? Ya da hiçbir zaman kendisine birinin o denli dokunmasına müsaade etmeyeceği anlamına mı?
"Sen gördün mü?"
"Mevsim dönümleri çok uzun aralıklarla olur. Bir öncekinde bakmaya çekinmiştim, o zaman Valdris'le tanışmıyorduk bile. Bu sefer de... Daha fazla çekiniyorum."
Veyla da kediye uzaktan bakıp durmaya dayanamadığı için dizlerini kırarak eğildi. Ellerini dizlerinin üstüne yaslayıp kedinin sevimli yüzüne ve Erya sevdikçe keyifle süzülen bedenine yakından baktı. "Niye ki?"
Erya hafifçe omuz silkti. "Valdris'in evlenip evlenmek istemediğinden emin değilim. Ona kalırsa yüz elli yaşına gelip de son nefeslerini verirken bile Gölge'nin baş savaşçısı olacak. O ağaçta bir karanlık ya da başka bir adamın çocuğunu görürsem..." dedikten sonra gözleri kedide gezinirken dudakları mutsuz bir şekilde büküldü. Veyla'nın içi huzursuzlukla dolarken eli kadının omzuna doğru hareketlendi ama son anda geri çekti. Dudağını yalayıp ne diyebileceğini düşünürken kendi kendine yüzünü buruşturdu. Motive etmeyi asla bilmiyordu. O laboratuvarlarda hissiz bir şekilde öldürmeyi öğreteceklerine biraz da iletişim öğretemezler miydi?
"Gölge müsaade etmez mi?"
Erya sıkkın bir nefes alıp bakışlarını Veyla'ya çevirdi. "Aksine, desteklediğini kaç kere söyledi. Bir mıntıkayı bizim yönetimimize verirmiş hatta ama işte, sanırım Valdris burada olmaktan memnun."
Veyla, "Onu öldürebilirim." dediğinde Erya güldü. "Yapmamanı tercih ederim."
Veyla'nın tek kaşı kalktı. "Sakat da bırakabilirim."
Erya "Çok düşüncelisin..." dedikten sonra tekrar güldü. "Ama lütfen, yapma."
"Bari bir yumruk?"
Erya, "Ha bak o olabilir." dediğinde Veyla da sırıttı. "İşte sonunda yardımcı olabileceğim bir konu." dedikten sonra aklına gelenlerle birlikte hızla ekledi. "Geçen gün ona 'Gün gelecek senin ve Erya'nın çocuğundan bile genç gözükeceğim' dediğimde sana bakarak gülümsedi. Bence çoğu erkeğin aksine o kadar da aptal değil. Hem ona musallat olacağıma, seninle evlenmeyi tercih eder."
Erya gülümseyip gözlerini kırpıştırdıktan sonra bir elini Veyla'nın eline götürdü. Sağ gözünü yumup burnunu hafifçe kırıştırırken "Bu şu ana kadar yaptığın en iyi motive konuşmasıydı." dedi vegülerek yüzünü gevşetti. "Bana hakaret bile etmedin, çok duygulandım."
Veyla kadının eline bakarken başparmağını hafifçe kadının elinin üstüne doğru çıkardı. Erya'nın kaşları kalkarken şaşkınlıktan kalçasına doğru düşer gibi oldu ama Veyla gülerek kadını tuttu ve geri çekerken elleri kenetlenmiş oldu.
Erya sevinçle "Arkadaş mıyız?" diye sorduğunda Veyla "Ona yakın bir şey." dedi. Erya, Veyla'yı tanımıyordu hatta bu şehre neden geldiğini öğrense, saldırıların Veyla'nın elinin altından çıktığını bilse, bu şekilde sevgiyle yaklaşmayacağını düşünüyordu ama yine de Veyla, Erya'ya sempati besliyordu ve nefret etmediği sayılı insanlardan biri olduğuna göre onu arkadaş olarak kabul etmeye yakın olmalıydı. Gerçekleri öğrendiğinde Erya da Veyla'nın karşısına geçecek olsa da, Veyla Erya'ya zarar gelmemesi için elinden geleni yapacaktı.
Erya gülerek "Arkad mıyız?" diye sorunca Veyla yüzünü buruşturdu. "Bu çok kötüydü." deyip elini çekmek istediğinde Erya geri tuttu ve gülüşü arttı. "Tamam! Dur, dur..."
Veyla'nın da dudakları kıvrılırken "Bu o kadar kötüydü ki öldürdüğüm bazı kişiler öldürmek yerine bu şakayı yapmadığım için bana minnettar olurdu." dedikten sonra fısıldayarak ekledi. "Patlayarak yüzlerce kelebeğe dönüşenler bile..."
Kedi de ayaklanıp bir arada olan ellerini koklamak üzere arka ayaklarının üstünde doğrulurken ön patilerini yakınlarındaki ikisinin dizlerine yasladı. Veyla çıplak tenine değen patiye irkilse de geri çekilmedi ve kedinin ellerini koklamasına müsaade etti.
Erya, "Daha kötü şeyler de vardır." diye şansını denediğinde Veyla düşünürmüş gibi gözlerini kısıp "Evet, Ash falan." dedi. İkisi de aynı anda gülerken Erya, "Önceden daha uyumlu biriydi." dedi. "Onu severdim, hala seviyorum ama... Sana olan öfkesi onu farklı birine dönüştürüyor. Belki de iyi anlaşmaya çalışsan..."
Veyla kaşlarını kaldırdığında Erya "Tamam." diyerek susmaya karar verdi. Bazı imkânsızlıkları çok da zorlamamak gerekirdi.
Kediye bakarlarken Erya, "Böyle bir şehirde Xaliaların ve lunaların arasında hala ölmemesi mucize. Belki de malikâneden fazla uzaklaşmadı. Buralarda dolaşıyorsa bile Uğultu'nun akşam yemeği nasıl olmadı?" diye sordu.
Veyla kediyi izlediği birkaç saniyenin ardından bakışlarını yavaşça Erya'ya çevirdi. "Senin bir hayvanın yok. Belki de onu sahiplenmelisin." dedi. Kedinin zarar görmesini istemiyor gibi hissediyordu ve belki Erya onu koruyabilirdi.
Erya "Keşke..." dedikten sonra iç çekti. "Ama hayvanlar sahibini kendi seçer. Kedilerin ise sahip sevmeyen canlılar olduğunu okumuştum. Özgürce dolaşmak isterler, sınırları sevmezler."
Veyla kediye bakarken hafifçe omuz silkti. O sıra kedi ile göz gözeydi. "O zaman Uğultu'nun akşam yemeği olmamaya çalış tatlı yaratık." dedikten sonra kolyesini hatırlayıp iç çekti. "O mideye giden geri gelmiyor."
Valdris "Neyse ki kaçmak konusunda hızlılar." diyerek yanlarına doğru ilerlemeye başladığında Veyla elini Erya'nın elinden çekerek ayağa kalktı ve ardına döndü. Yanlarına gelmiş olan Valdris'in yüzüne yumruğunu indirdi. Erya endişeyle sesli nefes alırken ayaklandı. Valdris acıyla inleyerek birkaç adım gerilerken kanamaya başlayan burnu dolayısıyla öne doğru eğildi. Burnunu tutuğu eli hızla kan içerisinde kalırken gözlerini sıkıca yummuştu.
Erya "Şakaydı!" dediğinde Veyla'nın kaşları kalktı. Tedirgin bir şekilde sırıtıp "Gerçekten mi?" diye sorduğunda Erya gülmekle ağlamak arası bir noktada "Evet..." diye sızlandı ve sevgilisine yaklaştı. Karmakarışık eteğinin ucundan bir parça kumaş yırtıp Valdris'in burnuna götürdü. Valdris de Erya'nın burnundaki kanı durdurma çabasına müsaade ederken gözlerini aralayıp Veyla'ya baktı.
"Sakıncası yoksa niye burnuma yumruk yediğimi öğrenebilir miyim?"
Veyla, "Niye Erya ile evle..." diye başlayacağı sırada Erya telaşla araya girip "Şaka yapmıştım, ciddiye almış." dedi. Belli ki Valdris'in kendi endişelerini duymasını istemiyordu. Veyla da şirince sırıtıp "Öyle bir şey işte." dedi ve derin bir nefes alıp verdi. Gerçekten arkadaş olmak ve sır saklamak konusunda çok şey öğrenmeliydi.
Valdris muhtemelen kırılmış burnunu parmaklarının arasında sıkarken gözleri de acıyla dolmuştu. "Neyse ki bugün Terralara gidiyoruz." dediğinde burnunu tuttuğu için sesi bir garip ve komik çıkıyordu. Veyla güldüğünde ikisinin de bakışları Veyla'ya döndü. Hafifçe omuz silktikten sonra ters bakışların altında kalmak üzereyken oflayıp ellerini iki yanında salladı. "Bir dahakinde 'şaka' diye belirt ama! Öldürebileceğimi teklif ettiğimde de bu şakayı yapmış olsaydın şu an Valdris'in cesedini doğa suyuna bırakıp taş olarak dönmesini beklerken gözyaşlarını siliyordun!"
Valdris "Beni öldürmeyi mi teklif etti?" deyip Erya'ya baktığında Erya şirince sırıttı. "Kızlar bazen erkeklerin dedikodusunu yapar."
Valdris hafifçe gülüp "Öldürmek konusunda mı?" diye sorunca Erya hafifçe omuz silkti. "Arkadaşın Veyla olunca dedikodular da böyle oluyor sanırım..."
"Lütfen arkadaşına ben ölürsem çok üzüleceğini söyler misin? Canımın tehlikede olduğunu hissediyorum."
Veyla kollarını göğsünde birleştirip iki yana sallanırken gözlerini devirdi. "Anladık, tamam. Seni öldürmeyeceğim, sakat bırakmayacağım ya da bir yumruk bile atmayacağım."
Valdris sırıtarak "Harikasın." dediğinde Erya da "Bu konuda anlaştığımıza sevindim." deyip el çırptı ve yeniden sevgilisine döndü. "Hadi mevsim dönümüne hazırlanalım!"
Valdris "Kırık bir burunla." dediğinde Erya neşesini kaybetmeden "Terralar düzeltir." deyip tekrar el çırptı.
Veyla, "Belki daha güzelini yaparlar." dediğinde Valdris kaşlarını kaldırdı. Veyla "Ne? Krizi fırsata çevirme fırsatı." dediğinde Valdris dayanamayıp güldü. "Sanırım benimle arkadaş olmana daha çok var."
Erya "Benimle bile hala sadece arkad." dediğinde Valdris kumaş parçasıyla birlikte elini burnundan çekti. Dolan gözlerini tavana çevirdi. Birkaç kez nefes alıp burnunu kırıştırdıktan sonra yeniden Erya'ya baktı. "Arkad mı?"
Veyla kollarını çözüp yığılacakmış gibi başını omuzlarından geriye atarken "Ama hala o kötü şakayı yapmaya devam ediyorsun!" diye söylendi.
Erya gülüp "Belki seninle de sadece ark falandır." dediğinde Valdris de yüzünü buruşturup "Gerçekten kötüymüş sevgilim." dedikten sonra kadını öpecekmiş gibi eğilip "Ki biliyorsun, benim seninle alakalı bir şeyi kötü saymam imkânsıza yakındır." dedikten sonra yüzü kanlar içerisinde olduğundan öpmekten vazgeçip sırıtarak geri çekildi. "Bir duş alayım."
Erya da sırıtıp "Sana yardımcı olayım." dediğinde Veyla kusar gibi yaptı. Erya sevgilisinin koluna girip Valdris ile birlikte gülerken kapıya yöneldiler. Veyla'ya el sallarken "Elbiselerini odana bıraktım!" dedi. Veyla arkalarından bakarken gözlerini devirdi. Geleceğine, gelmeye ikna edeceğine o kadar emindi ki daha konusu açılmadan elbiseyi ayarlayıp odasına bırakmıştı. Veyla ardından "Geleceğimi sanmıyorum!" diye seslendiğinde Erya "Bir saate hazır ol!" dedikten sonra gözden kayboldular.
Veyla hala ayakucunda olan kediye baktı. "Ne dersin? Gitsem mi?"
Kedi ön patisini yalamak dışında cevap vermediğinde Veyla "Neyse ki kelebeklerim gibi orta parmak şekline giremiyorsun." deyip kapıya yöneldi. Gerçi, kelebekleri kendisine değil de bir başkasına o şekle girdiğinde Veyla'nın hoşuna gittiği için zarardan çok yarar sağlıyorlardı. Kedi Veyla'nın peşine takıldığında ve ayaklarına dolandığında Veyla az daha düşecekken kapının pervazına tutundu.
"Beni tanımadığın çok belli. Biraz tanısaydın uzak dururdun."
Kedi, konuşamadığı gibi anlamıyor da olsa gerek Veyla'ya sürünmeye devam etti. Veyla ileriye baygın bir şekilde bakarken düşünmeye başladı. Kedi o sıra miyavlamaya başladığında Veyla nefesini üfleyip "İyi." diye sızlandı. "Beğenmezsem o elbiseyi parçalarsın." dedikten sonra kedinin de peşinden gelmesiyle birlikte odasına yöneldi.
Yarım saat kadar sonra Veyla'nın odasının kapısı hızla açıldı. Veyla yatağın üstündeki elbiseye bakarken bir yandan da kediye "Uyumak için başka yer mi yoktu?" diye sızlanıyordu. Veyla'nın yastığının üstüne kıvrılmış, huzurla uyuyordu ve Veyla uyumadan o tüylerden arınmak zorunda kalacaktı. Buraya da elbise tırmalamak için değil, dinlenmek için gelmiş olmalıydı. Neyse ki öyleydi çünkü Veyla kıyafetleri beğenmişti. Hatta elleri kıyafetlerin kumaşında gezinirken keyifli hissediyordu.
Veyla omzunun ardından odasına giren kişiye baktıktan sonra sinirli bir nefes alıp önüne döndü. "Odama böyle giremezsin."
Gölge, "Bana kim engel olacak, anlamadım." dediğinde Veyla gözlerini devirerek Gölge'ye döndü. Kollarını göğsünde birleştirdi. Gölge ile göz gözeyken vücudundan rahatsızlık hissi geçiyordu. Bir süre boyunca onun yakınlarında durmak, aynı havayı solumak istemiyordu. O gözlere bakarken, onun yüzünden artık bakamadığı gözleri hatırlıyordu. Veyla'yı başka bir anıya uyanacağı okyanusun dibine yolladığından beridir birkaç gün geçmişti ve Veyla, Gölge'nin şehrini yangın yerine çevirmeye devam etmeden önce kafasını toparlamaya çalışıyordu. Geçmişe dair her bir şeyleri hatırladığında bunu hazmetmesi zaman alıyordu. Bu süreçte de görmekten sakındığı Gölge'den uzak duruyordu fakat adam şimdi odasına çat diye girmişti.
"Burada ne sik arıyorsun?"
Gölge kadına bakarak "Bir sik arıyordum, buldum." dediğinde Veyla sinirle kapıya yöneldi. Gölge'nin hakaret etme motivesi olabilirdi ama Veyla'nın öyle bir motivesi bile yoktu. Sadece Gölge'nin acı çekmesini sağladıkça onunla karşılaşmak istiyordu ve ona zarar vereceği yeni hamlesini yapmamıştı, bu sebeple yan yana durmalarına gerek yoktu. "Çık hadi."
Gölge, Veyla ardına, kapıya doğru yöneldiğinde ona dönmeden önce yataktaki kediyi fark etti. Geçen gün gördüğü kediydi. Yine Veyla'nın etrafında dolaşıyordu ve hala ölmediyse, Veyla da müsaade ediyordu. Sonrasında yataktaki kıyafetlere baktı. Kadına yakışacağından emindi ama giyemeyeceğini de biliyordu.
Kadına dönüp kadının da istediği gibi kapıya yaklaştı ama çıkmayıp kapıyı açık tutan kadının karşısında dikildi. "Bizimle gelmeyeceksin."
Veyla'nın Gölge dışında her yere bakmaya çalışan gözleri konuşmasıyla birlikte adama döndü. Kaşları kalktı. Gölge hafifçe omuz silkip sırıttı. "Halkımla kaynaşmayacaksın."
Son saldırıda Veyla'nın müdahaleleri dolayısıyla ölüm ve hasar oranının azalması neticesinde orada olup da buna şahit olan bazı kişilerin kadına sempati beslemeye başladığını duymuştu. O an orada olmayan kişiler de saldırının yine de uğursuz kelebek tarafından yapıldığını ve Kral'ın nasıl bunu anlamayarak engel olmadığını sorguluyorlardı. Hala halkın çoğunluğu Veyla'dan nefret etse de bir kişi bile ona sempati beslese, Gölge'nin huzuru kaçıyordu.
"Ne halkımla, ne de savaşçılarımla." dedikten sonra yatağın üstündeki kediyi gösterdi. "Gerekirse o kediyi bile elinden alırım, kimseyle bağ kurmayacaksın."
Veyla öfkeyle adama bakmaya devam ederken Gölge başını onaylar şekilde salladı. "Benim şehrimde, sana alacak nefes yok."
Bazen gördüğü adam kediye zarar vermez, aksine korurdu, bazen gördüğü ve hatırladığı adam ise, her şeyi yapabilirdi ve Veyla her şeyi yapabileceğine daha çok inanıyordu. Gölge'ye dair dengesiz kanaatleri olduğundan kediye bir şey yapmasından endişe edip umursamıyormuş gibi elinin tersiyle gösterdi. "Beni kurtarmış olursun. Peşime takıldı, gitmiyor."
Gölge, odanın içine yöneldiğinde Veyla'nın gözleri irileşirken arkasından ilerlemeye başladı. Gözleri büyüyle ışıldamaya başlarken dudakları öfkeyle aralandı ama adamın kediye değil, elbiseye uzandığını gördüğü için duraksadı. Yüz ifadesini hızla kontrol altına alırken bir adım geri çekildi ve büyüsünü vücuduna geri çağırdı.
Adam kıyafetleri bir çöpmüş gibi aldı. Hafifçe kaldırıp "Mevsim ateşlerinin harlanmasına yardımcı olur." dedikten sonra yeniden kapıya yöneldi. Veyla "Sikik, aptal, yine sikik, saçma ve gerçekten sikik mevsim dönümleriniz umurumda bile değildi." dediğinde Gölge kapıdan çıkmadan duraksayıp kadına döndü.
Sırıtıp yavaşça kadına yaklaştı. Tane tane ve keyifle "O zaman niye bu kadar öfkelisin?" diye sordu. Kadın buraya geldiğinde savaşçılarıyla ya da halkıyla zaten bağ kuramaz sanmıştı. Veyla'nın bunu denemeyecek kadar nefret dolu olduğunu, denese bile başaramayacağını düşünmüştü ama şimdi görüyordu ki, denemese bile başarıyordu ve aslında ara sıra da deniyordu. Bu yüzden Gölge müdahale etmek zorunda kalmaya başlamıştı. Buna müsaade etmeyecekti.
Veyla kendisine yaklaşan adamı geri ittirdikten sonra "Elimde değil!" dedi. "Artık sana katlanamıyorum. Seni gördüğüm gibi öfke bir büyü gibi patlıyor içimde. Senden uzak duruyorum, sen de benden uzak dur ve birbirimize ihtiyaç duyduğumuz bu siktiğimin sürecini kolaylaştıralım."
Gölge ittirilmesine rağmen elini kadının ardındaki kapıya yasladı. Veyla kapı ile arasından çıkmak istediği gibi kıyafetleri tutan diğer elini de Veyla'nın çıkmaya çalıştığı tarafta kapıya yasladı. Veyla'nın mor gözleri ışıldamaya başlarken Gölge'ye baktı ve burnundan soludu. Oysa Gölge, en azından konuşurken sakin görünüyordu. "Ne var biliyor musun? Nefret sessizdir. Gürültülü olan şey, diğer hislerdir. Öfke ise hislerden doğar. Aksine beklenti duymadığın bir şeye öfkelenemezsin."
Veyla, Gölge'nin başka bir adam oluşuna dair bir beklenti duyduğunu düşünmüyordu. Sadece, bazı zamanlar öyleymiş gibi bir yanılgı oluşuyordu. Öyle iyi rol yapıyordu ki, Veyla da yanılmak üzereyken toparlıyordu. Yanılmayacaktı. Gölge, ne koca bir halkı, ne de herhangi birini umursuyordu. Tüm bu çabası, daha büyük bir kötülüğün parçası olmalıydı. Şimdi birilerine iyilik yapıyorsa bile ya ileride çok daha fazlasını geri alırdı ya da kötülüğünü gizleme çabasıydı.
"Oysa önceden alaylıydın. Sana ne yaparsam yapayım gülerek bakıyordun. Şimdi ne oldu? Kalbinin kırıklarını hissetmeye mi başladın?"
"Sen benim kalbimi kıramazsın."
Gölge gözlerini, Veyla'nın hemen başının yanından kapıya yasladığı elinde tuttuğu elbiseye çevirdikten sonra yeniden Veyla'ya baktı. Gelmek istemediğini, umursamadığını iddia etse de odaya girdiğinde kadını kıyafetlere neredeyse gülümseyerek bakarken yakalamıştı. Erya da kadının geleceğinden bahsetmişti. Belli ki gelmek, hatta oradaki o Terra çocuğunu görmek istiyordu. Gölge gelemeyeceğini söylediğinde, üzülmüş olmalıydı ama kuyruğunu dik tutuyordu. "Ben kırmasam da, kırılmasını sağlarım. Sonra da her bir kırığı, ayrı ayrı yakarım."
"Benim kalbim kül oldu. Bir külü ateşle korkutamazsın."
Gölge, "Sen küllerinden doğabilecek bir kadınsın." dediğinde Veyla'nın kaşları kalktı. Adam iyi bir şey söylemeye çalışmıyordu. Ne var ki söylemişti ama gerçekten öyle olduğunu düşünüyordu. Veyla asla vazgeçecek, pes edecek biri değildi. Bir yol bulur, bulamazsa yeni bir yol yapardı. En sevdiği düşmanı olması, biraz da bu yüzdendi. Veyla yutkunurken Gölge asıl söylemek istediğini dile getirdi. "Ve sen her doğduğunda, ben yeniden kül edeceğim."
Veyla'nın dudakları alayla kıvrıldı. "O ateş sende yok."
Gölge'nin kaşları kalktığında Veyla yavaşça başını onaylar şekilde salladı. "Sen, Gölge Kral Karanir, başıma gelenler arasında canımı en az yakansın."
Oysa Veyla Aldar, başına gelenler arasında Gölge'nin canını en çok yakandı.
Gölge, kadına bakarken neler yaşamış olabileceğini düşündü ama cevap, gözlerinde ya da yüzünde görebileceği bir şey değildi. Kâbuslarında kadını o hale getiren anılar, neydi bilmiyordu. Ara ara kadının dağılmasına sebep olan şeyler neydi, tam olarak çözemiyordu. Belli ki kadın da kötü şeyler yaşamıştı ama Gölge, kadının hak ettiğini düşünüyordu. Ayrıca ne yaşamış olursa olsun, Gölge kadar acı çekmiş olamazdı. Gölge yine de o karanlık yoldan bir çıkış bulup işleri düzeltiyorsa ama Veyla hala böylesine bir canavar olmayı sürdürüyorsa, her şeyi hak ediyordu.
"O zaman ben de..." dedikten sonra alayla gülümsedi. "... canını başına gelenler ile yakarım."
Veyla'nın içi titrese de hafifçe omuz silkti. "Bul ve yak."
Gölge'nin bile gücü okyanusun dibinde, Amorsus Konsey'i ve oranın mağdurları dışındaki kimsenin bilmediği bir laboratuvarda olanlara ulaşmasına yetmezdi.
"Yakmaya başlamak için bulmaya ihtiyacım yok."
Veyla'nın kaşları kalktı. Bıkkın bir nefes alıp "Ne saçmalıyorsun?" diye sorduğunda Gölge sırıtışı eşliğinde gözlerini kırpıştırdı. "Öğreneceksin kelebek. Bir mağarada, öğreneceksin."
Veyla endişeli düşüncelere daldığı birkaç saniyenin ardından kapıyı gösterdi. "Siktir git, beni yalnız bırak."
Gölge başını onaylar şekilde salladı. "Zaten öyle yapıyorum." dedikten sonra kapıdan çıktı. Veyla yüzüne kapıyı çarpmadan önce sırıtarak "Seni yalnız bırakıyorum." dedi. Veyla kapattığı kapıya yaslandıktan sonra ellerini yüzüne götürürken nefes alış verişlerini düzene sokmaya çalıştı. Yalnız kalmaya alışıktı, yalnız kalmayı bilirdi ama... Bugün oraya gerçekten gitmek istemişti.
Veyla, ellerini yüzünden çekmezken ayak bileğinde soğuk bir burun hissettiğinde irkildi. Ellerini yüzünden çekip de ayaklarına dolanan kediye baktığında nefesini üfledi. "Ayrıca yalnız değilim, sen varsın." dedikten sonra dudağını sağ kenarına kıvırdı ve hafifçe omuz silkti.
"Henüz sana dokunamıyor olsam da..."
**
Veyla'nın gözleri yıldızlara dalmıştı. Bu sebeple yanına pat diye bir şey düştüğünde sıçradı. Vücudu hızla hareketlenip yanına döndü. Kıyafetlerini yanında düşmüş halde görünce başını çatıya doğru kaldırdı. Gölge çatının ucunda Veyla'ya bakıyordu.
"Giy ve gel."
Veyla'nın kaşları kalktı. Gölge ve baş savaşçıların mevsim dönümü kutlamasına gideli bir süre olmuştu. Veyla üzgün görünen Erya'ya 'Zaten istemiyordum' demişti. Yıldat da Veyla gitmediği için gitmemeye karar vermişti ama Veyla yalnız kalmak istediği için Veyla'nın yanında da duramamış, eğlenmeye sokaklara çıkmıştı. Belki bir kadınlaydı, belki değildi bilinmezdi. Veyla ise sadece çatıdan inilen, penceresiz ve estetik amaçlarla oluşturulan, ağaçlarla örtülü çıkıntıya gelmiş, tek başına oturuyordu. Kedi ortalardan kaybolmuştu. Veyla'nın kelebeklerinden bile sinsi bir varlıktı. Ne zaman nereye gittiği belli olmuyordu. Veyla, kedinin gittiği yerde ölmemesini ummuştu. Bir daha görebileceğinden emin değildi ama gördüğü en güzel şeylerden biri olduğunun farkındaydı.
Çatıda dikilen Gölge'ye bakarken "Sen benimle ta**ak mı geçiyorsun?" diye bağırdı. Veyla'ya göre adam, kalp atışlarını dinleyerek burayı bulmuş olmalıydı, daha önce burada Gölge ile karşılaşmamıştı. Oysa Gölge, fazla zaman geçirdiği kitaplık ve çalışma odasının penceresinden bakarken defalarca kez kadının burada olduğunu ağaç dalları arasından gözüken kelebeklerinin mor ışıltısından anlamıştı.
"Voltriderlarda bekliyorum. Çok oyalanma." deyip ardına döneceği sırada Veyla "Gelmiyorum hiçbir yere!" dediği için duraksadı. Sinirli bir nefes alıp gözlerini yavaşça kapatıp açtıktan sonra yeniden Veyla'ya döndü. Veyla ise önüne dönmüş, oturduğu yerde kollarını göğsünde birleştirmişti.
"Delirtme beni. Hadi, diyorum."
"Çok istiyorsan sen giy git. Ben gelmiyorum." dedikten sonra alayla "Mor sana da yakışır Kral." dedi.
Veyla'nın izlediği gökyüzünde kara bulutlar oluşmaya başladığında Veyla gözlerini devirdi. "Tehdit safhasına mı geçiyoruz?"
Gölge, "Beş dakika içerisinde aşağıda ol." dedi. "Yoksa seni bizzat giydiririm."
Veyla'nın yüzü buruşurken kollarını çözüp ayağa kalktı ve Gölge'ye döndü. "Sen hem karaktersiz, hem iğrenç, hem aptal, hem kalpsiz, hem acımasız, hem de bu kadar dengesiz olmayı nasıl başarıyorsun?"
Gölge şirince sırıtıp gözlerini kırpıştırdı. "Kendiliğinden oluveriyor."
Veyla işaret parmağını sallayarak "O elbiseleri giyip seninle geleceğime beni şimşeklerin ile bin kere çarpmana katlanırım." dedi.
Gölge sıkkın bir nefes alıp "Daha fazla çarpmayı düşünüyordum." dediğinde Veyla omuz silkti. "Daha fazlasına da katlanırım."
Gölge kıyafetleri gösterdi. "Seni son kez uyarıyorum. Seni çıplak görmemi istemiyorsan, şu siktiğimin kıyafetlerini giy."
Veyla "Neden ya?" diye bağırdı. "Neden?" dedikten sonra sesini kalınlaştırıp yüzünü eğip bükerek adamın konuşmalarını taklit etti. "Halkımla kaynaşmanı istemiyorum, savaşçılarımla kaynaşmanı istemiyorum, hatta kedilerle kaynaşmanı istemiyorum, böceklerle kaynaşmanı da istemiyorum. Bu arada ben sikik bir aptalım ama yine de bana 'Gölge Kral' derler!"
Gölge birkaç saniye kasılan çenesi eşliğinde baktıktan sonra burnundan soluyup dudağını yaladı. Ellerini belinin iki yanına yaslayıp gözlerini kaçırırken "O Terra çocuğu ağlayıp duruyor." dedi.
Veyla'nın kaşları gevşerken öfkeyle konuştukça havada savurup durduğu elleri indi. "Ne?"
Gölge başını onaylar şekilde salladı. Gölge de bu durumdan hiç memnun değildi ama çocuk bir türlü susmamıştı. "Seni de davet etmiş. Geleceğini sanmış. Senden vazgeçsin diye 'öldü' dedim, ağlamaya başladı."
Veyla'nın gözleri irileşirken "Gerçekten sen de teselli etmeyi hiç bilmiyorsun, değil mi?" diye sordu. Gölge sıkkın bir nefes alıp verdi. "Şimdi de ölmediğine ikna olmuyor."
Bir çocuk ağlıyor diye kalkıp yalnız bırakmak istediği düşmanını dişlerinin arasından konuşmasıyla, öfkeli gözleriyle, sıkkın nefes alışverişleriyle belli olduğu üzere oldukça zorlanarak çağırıyordu ama yine de çağırıyordu. Belki de kediden de Veyla'yla bağ kuruyor diye kurtulmazdı. Niye böyle yapıyordu? Niye olduğu gibi davranmıyordu? Eline ne geçiyordu? Dengesiz miydi, sahtekâr mıydı?
Veyla omuz silkti. "Beni ilgilendirmez. Git halkını teselli et. Söyle Ash'e şaklabanlık yapsın, güldürsün çocuğu. Sana yardımcı olmayacağım."
Gölge "Anlaşıldı," dediğinde Veyla'nın kaşları kalktı. "Seni ben giydireceğim."
Veyla, "Yemin ediyorum şehrini başına yıkarım." dediğinde Gölge "Senin de altında kalmanı sağlarım." dedi.
Veyla, "Yine de gelmiyorum." dediğinde Gölge bıkkın bir şekilde gökyüzüne baktı. "Tüm yıldızların tam şu an tepene düşmesini istiyorum."
Veyla, tüm yıldızları istemezdi ama birkaç tanesi ölü sevdiği olabilirdi. Yine de tepesine düşmeleri yerine yanlarına falan düşmelerini tercih ederdi tabii. "Her ne kadar yalvarmak için ayağıma kadar gelmiş olsan bile, seninle gelmeyeceğim."
Gölge'nin ters bakışları Veyla'ya indi. Gergin dudakları ardında dilini çiğnemeye başladı. Veyla "Ayrıca niye sen geldin ki gerçekten?" diye sordu. "Beni senin mi ikna edebileceğini düşünüyorsun?"
Gölge başını onaylamaz bir şekilde salladı. "Seni benim zorla götürebileceğimi düşünüyorum."
Veyla "Yanlış düşünmüşsün." dediğinde Gölge "İyi." dedi. "Gidip o çocuğa bu sefer gerçekten öldüğünü söyleyeceğim." dedikten sonra "Hatta, seni bir öldürüp götüreyim de daha inandırıcı olsun." deyip aşağıya atlayacak gibi oldu. Veyla "Dur." deyip dalları çağırdı. Gölge'nin bu alana girmesini istemiyordu. Vücudu gibi kendisine özel olsun istiyordu. Ayrıca Gölge onu zorla götüremese bile çocuğun daha fazla ağlamasını da istemiyordu. Yerdeki kıyafetleri alıp tozlarını silkelerken vücudunu saran dalların eşliğinde çatıya yükseldi. "Beş dakikadan fazlasına ihtiyacım olacak."
Gölge "Yedi." dediğinde Veyla cevap vermek yerine alay eder gibi baktı ve Gölge gözlerini devirdi. "Çok bekletirsen gerçekten gidip öldüğünü söylerim."
Veyla çatıdan binaya giren merdivenden inerken cevap vermedi. Gerekmedikçe Gölge ile konuşmamayı tercih etmeye başlamıştı. Odasına doğru neredeyse koşar adımlarla gitti ve kapıyı kapattığı gibi sırıtıp kıyafetlerini yatağa koydu. Üstündekilerden kurtulurken kelebeklerine "Size de parfüm sıkabilirim." dediğinde hoşlarına gitmemiş olsa gerek kaçıştılar. Veyla gülerken "Neyse, siz zaten her zaman süslüsünüz." dedi ve giyinmeye başladı.
Omuzları açıkta bırakan, beyaz, hafif dökümlü bir bluz giyindi. Yaka kısmı hafifçe V şeklinde açılıyordu ve ince boncuk detaylarıyla süslenmişti. Beline oturan, göğüslerinin altına kadar uzanan ve göğüslerini daha da ortaya çıkaran kahverengi deri bir korse vardı. Üzerinde doğa işlemeleri ve çeşitli tokalar mevcuttu. Kollarında, bilekten dirseğe kadar uzanan kahverengi savaşçı bantları vardı. Belden aşağıya doğru sarkan, koyu mor tonlarında uzun ve iki yandan yırtmaçlı bir etek giyinmişti. Alt kısmında desenler işlenmişti. Etek üzerine takılmış deri kayışlar küçük, parıltılı taşlar taşıyordu. Taşlardan biri, kemer kısmına zincirle asılmıştı. Leğen kemiğinin sol kısmında büyük, yuvarlak bir madalyon kıyafeti süslüyordu. Boynunda yıldız motifli, ipleri mor, parıltılı taşı kahverengi olan bir kolye vardı. Dizlerinden bir karış aşağısına kadar uzun kahverengi ve derisi sarkık bir çizme giyinmişti. Sarkıntılı kahverengi bir küpe de taktıktan sonra mor saçlarını omuzlarından önüne çekti.
Gölge'nin yanına inip voltriderına yöneldi. Gölge voltriderının direksiyonunda ritim tutarak kadını beklerken yaklaştığını duyunca "Sonunda. Ne kadar çabalarsan çabala ruhunu süsleyemeyeceksin." diyerek kadına döndü. Ruhu için hala bir şey diyemezdi ama vücudunu süsleyebildiği kesindi. Doğa kadar karışık ama doğa kadar güzel gözüküyordu.
Veyla adama bakmadan ve cevap vermeden voltriderına bindi. Adam da birkaç saniyenin ardından önüne döndü ve voltriderının güç tuşuna bastı. Voltriderı çalışıp da emniyet kemeri vücudunu sararken saydam materyal aracın üstünü kapatmaya başladı.
Veyla'nın bu görünüşe sahip olmasından nefret ediyordu. Büyüsü ve kelebekleri kadar parıltılı gözüküyordu. Görünce, bakmadan duramıyordu. Görünüşünde, Gölge'nin gözlerine zaaf oluşturan bir şey vardı.
**
"Veyla!"
Erya, Terra çocuğunun omuzlarından çevirerek Veyla'yı gösterdi. Çocuk, aralarındaki diğer kişilere çarpmama çabasında olsa da hızla Veyla'ya doğru koştu. Gölge, Veyla'nın ardında kalmış, çocuğun neşeyle kadına koşmasını izlerken sıkkın bir nefes aldı. Çocuk son adımını sıçrayarak atıp kollarını boyu yettiğince kadının bacaklarına sardı. Veyla'nın vücudu nice büyülere direnirken şiddetli bir sarılma sebebiyle bir adım geriledi ve dudakları kıvrıldı. Elleri çocuğun omzuna doğru gitti ve belli belirsiz tuttu. O sıra Erya'nın gülümseyerek el sallamasına, başını sallayarak karşılık verdi. Erya, oldukça güzel gözüküyordu. Vücudunu saran straplez elbisesi, kalçasının altına kadar uzanıyordu. Eteğinin arka kısmından yere sarkan ve bir kuyruk oluşturan yeşil tüllerin etek kısımları yapraklarla süslenmişti. Bacaklarında güzel teni diz kapaklarının altına kadar sergilenirken sonrasında yeşil bir çizme başlıyordu. Straplez üstünün göğüs kısımlarına da küçük yapraklar yapıştırılmıştı. Kolunun, omuz aşağısı hizasından başlayan bol tül bileğine kadar iniyor, bileğinde sıkıca sarılıyordu. Yeşil saçlarına da dallardan ve çiçeklerden oluşturulmuş bir taç takmıştı.
Veyla ve Terra çocuğunun vücutlarına yansıyan ışıklar ve etrafını süsleyen doğa ile, Gölge'nin de güzel bulduğu bir görüntüydü. Sadece, çocuğun bu kadar sevdiği kişinin Veyla olduğuna inanamıyordu. Terralar sevgi dolulardı ama Veyla onların bile sevgisini nötr hale getirmeliydi. Oysaki getirmiyordu.
Veylalar ağaçtan evlerin ortasında kaldıkları bir kutlama alanındaydılar. Etraflarındaki ağaçlar, sıradan birer bitki değil, her biri yaşayan, nefes alan devasa ve kadim varlıklardı. Gövdeleri devasa saraylara, dalları ise köprülerle birbirine bağlanan balkonlara, kulelere ev sahipliği yapıyordu. Ağaçların içine oyulmuş yapılar, ışık saçan doğal taşlar ile asılmış lambalar sayesinde altın ve zümrüt ışıklarla parlıyordu. Köprüler, dallar arasında kıvrılarak uzanıyor, bazen bir çağlayanın üzerinden geçiyor, bazen de yükseklikleri sebebiyle sisler içerisinde kayboluyordu. Yosunlarla kaplı taş ve toprak yollarda gezinen küçük ışık lunaları çok geçmeden havalanıyor ve ağaç yapraklarının arasından parlamaya başlıyordu. Renkli büyük mantarlar, ağaçların diplerini büyüklü küçüklü bir şekilde çevreliyordu. Bazı Xalialar mantarla oturmuş, ellerindeki çömlekten yemeklerini yerken, bazıları ise orta alanda dağınık olarak yerleştirilmiş renkli tahta taburelere oturuyordu. Alandaki sohbet ve gülüş seslerine rağmen doğa baskınlığını koruyor, kulaklara huzur duyuruyordu.
Gölge, baş Terra ve yetkili kimselerin oturduğu masada ona ayrılan tahta yönelirken gözlerini Veyla ve çocuktan aldı. Veyla, "Tamam, yeter." deyip kendisine tüm uzuvlarıyla sarılan çocuğu uzaklaştırmaya çalıştığında çocuk daha sıkı sarıldı.
"Gölge Kral'ın şaka anlayışını hiç sevmedim."
Veyla gülerken gözlerini tahtına oturan Gölge'ye çevirdi. Burada bile tahta oturuyordu. Ağaçtan bir tahttı ama yine de tahttı. Önündeki masanın çevresinde, mantar taburelere oturan birçok yaşlı ve bu sebeple güçlü, saygın Terra ve mıntıka yöneticileriyle oturuyordu. Onlarla vakit geçirirken şaka anlayışı pek gelişemezdi zaten. O masada sıkıcı 'Zenith'i nasıl güzelleştirebiliriz?', 'Doğa ne kadar da eşsiz bir güzellikte.' , 'İyiliği nasıl yayabiliriz?' konuları konuşuluyor olmalıydı. Veyla o sohbete katılacağına kendisini devasa bir ağacın tepesinden atsa, daha iyiydi.
"Evet. Kral şaka yapmayı pek bilmiyor." dese de Gölge'nin şakalarına güldüğü birkaç anı hatırlıyordu. O zamanlarda alayını sürdürmekte bu kadar zorlanmıyordu. Şimdi ise Gölge gezegenin en komik cümlesini kurup tepkisini verse bile Veyla baygın bir şekilde bakarmış gibi geliyordu. Onun yaptıklarını bilmekle, bizzat gözleriyle gördüğü anları hatırlamaya başlamak farklıydı.
"Ama baş Terra senin için 'ölmedi' dedi. O zaman biraz sakinleştim. Senin daha yapacakların varmış."
Veyla, gözlerini Gölge ile sohbet eden baş Terra'ya çevirdi. Veyla ortalarda yokken bile kehanet fısıldayıp durmasa daha hoş olabilirdi. Şimdi Veyla ansızın gidip kadını öldürmek istemişti. Yine de Terra çocuğunun omuzlarını ovuşturup "Tüm gece bana sarılmayacaksın, değil mi?" diye sordu. "Hayır yani sarılacaksan, biraz da ben şu leziz payattalardan yerken sarıl."
Veyla, solunda kalan payatta tezgâhına dudağını iştahla yalayarak baktı. Onlardan yemeyeli bir süre oluyordu. Neden güzel şeyler sadece özel anlarda olmak zorundaydı ki? Başka şehirlerde de payattalara sadece özel günlerde denk gelmişti. Oysa ölümsüz Xalialar ya da insanlar için her an özel değil miydi? Ölmek üzere olunduğu sürece yaşamın her anı, Veyla için özeldi.
Çocuk başını hafifçe çekip kollarını gevşetse de tamamıyla bırakmadı. Veyla kaşlarını kaldırdığında çocuk şirince gülümseyip "Yürümen için yeterli boşluğu bıraktım." dedi.
Veyla gözlerini devirip küçük, böcek adımları atarak ilerlediği birkaç saniyenin ardından "Bence pek yeterli değil." diye sızlandı. Çocuk da gülüp kollarını gevşettikten sonra kadının elini tuttu ve payatta tezgâhına çekmeye başladı. Kıyafetlerine ek, koyu mor bir eldiven giymişti. Bu sebeple çocuğun teni, tenine değmiyordu ama oradan buraya eliyle çekiştirmesini garipsemişti. Yine de elini çekmeyip çocuğa müsaade etti.
Veyla, aldığı payattayı sıcaklığı dolayısıyla etrafına sarılmış yaprak ile tutarken çocuk ile göz göze geldi. Çocuk gözlerini kırpıştırarak ona bakarken mümkün olmaması gerekiyordu ama gözlerinin normalde olduğundan üç katı büyüklüğüne falan çıktığına Veyla emindi. İç çekip payattayı çocuğa uzattı. Çocuğun sivri dişler, dudaklarının gülmesiyle ortaya çıkarken payattaya uzandı. Veyla da kendisi için yeni bir tane aldı ve o sıra Erya payattaya iştahla bakarak yaklaştı.
Veyla "Yettiniz ama ha." diyerek elindeki payattayı Erya'ya uzattı. Yeni bir tane sipariş edip olmasını beklerken etrafına bakındı. Gerçi, biri daha gelse Veyla kendisinden önce vermeye değer görmez, hemen dudaklarına götürürdü. Çocuğa ve Erya'ya kıyamamış gibi hissetmişti. Belki, Yıldat'a da kıyamazdı ama şu an burada olmadığı için bilemiyordu.
Yenisi henüz olmamışken Erya yarısını yediği payattanın kalan kısmını Veyla'ya uzattı. Veyla sırıtmaya başlarken payattayı aldı ve dudaklarına götürdü. Isırmaya başlamadan önce kokladı ve o sıra gözleri keyifle kapandı. Yemek, bu Zenith'i katlanılır kılan şeylerden biriydi. Yeni hazırlanan payattayı da Erya ile bölüşüp öyle yerlerken orta alan kalabalıklaşmıştı. Yemek faslı bitmiş, danslar başlamıştı.
Erya, "Açılış gösterisini kaçırdın." dediğinde Veyla, "Muhtemelen yaşlı yaşlı Terraların konuştuğu ve ışık böceklerinin, hava lunalarının uçuştuğu bir gösteridir." dediğinde Erya başını onaylar şekilde salladı.
Yemeğini anca bitiren Terra çocuğu yeniden Veyla'nın elini tuttuğunda Veyla Erya'ya "Kendimi kurtulmuş hissediyorum." dedi.
Erya, Terra çocuğunun diğer tarafına geçip elini tuttu. "Ama danslar eğlencelidir. Göreceksin."
Terra çocuğu iki yanından elini tutan Veyla ve Erya'nın kollarına asılarak bacaklarını havaya kaldırdığında Erya gülerek çocuğu yükseltmeye başladı. Veyla da Erya'nın ne yaptığına bakarak aynısını yaptı ve Terra çocuğu böylesine küçük bir şeye kahkahalara boğuldu. Veyla yakılmış büyük ateşten rahatsız hissettiği için ilerledikleri yolun güzergâhını değiştirdi.
Veyla, çocuğun teslim olarak kapanmış gözlerine ve sadece keyif sürmesine baktı. Dudakları kıvrılsa da "Ellerinden tutmuşken seni ateşe atsak, ne yapacaksın? Biraz uyanık ol, gözlerini asla kimseye kapatma. Kimseye sığınma." diye bir sürü direktif vermeye çalıştı. Erya alt dudağını ısırdı. "Ağaca bakıp varisini görünce ondan şimdiden özür dile. Belli ki ileride beyninin etini yiyeceksin."
Veyla "Bakmayacağım o aptal ağaca." dedikten sonra havaya kaldırdığı ve hala gülen Terra çocuğuna "Sana diyorum!" dedi. "Kimseye bu kadar güvenme."
Güvenirse, zarar görürdü. Her zaman tetikte olmalıydı. Tehlike her an oluşabilirdi ve gülücükler saçıp gözlerini kapatarak kendisini koruyamazdı.
Erya, Veyla'nın endişesine gülerek "Biraz anı yaşayabilir bence." dediğinde Veyla gözlerini Erya'ya çevirdi. "Etrafta ölüm kol gezerken mi?"
Erya cıvıl cıvıl olan etrafına bakıp "Bence burada sadece mutluluk var." deyince Veyla da etrafına baktı. Herkes sohbet ve neşe içerisindeydi. Veyla burayı patlatmaya karar vermedikçe kimsenin yapmayacağını düşünüyordu. Sadece Terralar yoktu, başka mıntıkalardan önemli kimseler de davet edilmişti. Gölge'nin savaşçıları her yere yayılmış, kimseyi tedirgin etmeden güvenliği sağlıyordu. Mevsim dönümü kutlaması için toplanılmadan önce her yer araştırılmış, herhangi bir güç küresi veyahut saldırı ihtimaline karşı sensörler yerleştirilmişti. Veyla bile şu an büyüsünü kullanmadan buraya saldıramayabilirdi. Büyüsünü ise kullanmıyordu çünkü eğer kullanırsa, Terralar büyüyü takip edip Veyla'ya ulaşabilirdi. Bu yüzden bugüne kadar yaptığı tüm saldırıları büyüsünü kullanmadan yapmıştı.
"Yani..." dediğinde yeniden Erya'ya döndü. Erya omuzlarını kulaklarına kaldırıp gülümserken "... dilersen sen de gözlerini kapatabilirsin." dedi.
Veyla "Yok canım, sağ ol." dedikten sonra gözlerini Gölge'ye çevirdi. "Benim için burada hala ölüm var."
Ateşten biraz uzağa, çimenlik bir alana oturdular. Gezen Terraların hasır sepetlerinden içeceklerini aldılar. Terra çocuğu aralarında otururken Veyla dizlerini hafifçe kendisine çekmiş şekilde oturuyordu. Eteğinin uzun parçalarını kalçasına sarmıştı. Yırtmaçları sebebiyle bacaklarında teni gözükse de, kalçasını kapatmıştı. Mor gözleri etrafı ve mutlu insanları izleyerek gezinirken Eryalar ile kurduğu sohbetlere de dâhil oluyordu.
Saçlarında eller hissettiğinde kaşları çatılırken başını eğerek kaçırdı ve hafifçe omzunun ardından baktı. İrkildiği için içeceğinden birkaç damla bacağına dökülmüştü. Yeşillere bürünmüş ve genç olan Terralara bakarken ters bir şekilde "Saçlarımı çiçek mi sandınız?" diye sordu. Yeşile boyanmış hasır şapkalarında sarı ve turuncu çiçekler geçirmişlerdi. Kahverengiyle, sarı arasında bir rengi olan karmaşık elbiselerinin kemer kısmı yapraklarla süslenmişti. Erya da neredeyse yapraklardan oluşan bir elbise giymişti ama Erya çoğunlukla yeşil renklere bürünmüşken, Terralar doğa renklerinin çoğunu kullanıyordu.
Terralardan solda olanı "Bu renk sadece çiçeklerde var sanırdım." dedikten sonra yeniden kadının saçına yöneldi ama Veyla içeceğini bir eliyle tutmaya başlayıp diğer eliyle Terra'nın elini kışkışladı. "Ben de vücut bütünlüğüne saygı duyulur, sanıyordum. Bana dokunmazsanız sevinirim ve emin olun, siz de sevinirsiniz çünkü böylelikle gazabıma uğramazsınız."
Veyla tehditler saçıp dursa da Terra gençleri onu gülümseyerek dinliyordu. Terra çocuğu da vücudunu onlara çevirirken bağdaş kurdu. "Ona dokunulmasından hoşlanmadığını söylemeye çalışıyor." dedi.
"Ama Lilith, buradaki herkesin saçı süslü. Onunkini de süslemek istiyorduk." dediğinde Veyla, isminin Lilith olduğunu öğrendiği çocuğa baktı. "İsmin Lilith mi?"
Çocuk neşeyle başını onaylar şekilde salladı. Erya, "Sen öldün sandığında, sen gelene kadar ağladı ve ismini bilmiyor musun?" diye sordu. Veyla hafifçe omuz silkti. "İsimlerin ne önemi var ki?"
Veyla, seksenin gerçek ismini de bilmiyordu ve evet, bu gezegen üzerinde en çok sevdiği kişilerden biriydi. Belki de en çok sevdiğiydi. Artık ölü bile olsa.
Erya, "Birbirimizi tanımamızı sağlıyor." dediğinde Veyla başını onaylamaz bir şekilde salladı. "Tatlım emin ol, birini tanırken en önemsiz olan detayı ismi olur."
Erya da düşünceli baktığı birkaç saniyenin ardından hak verdi. Lilith Veyla'nın kolundan dürttüğünde Veyla çocuğa baktı. "Ama haklılar. Saçını süslemeliyiz. Birazdan en efsunlu Xalia seçilecek."
Veyla ellerini iki yanına kaldırıp "Alkışları kabul ettim, gitti." dedi. Erya gülerken "En güçlü büyüye sahip olmak, anlamında değil. En büyülü gözükmek anlamında. Yani, görünüşle alakalı bir şey. Gecenin en efsunlu gözükeni seçilecek." dedi.
Veyla ellerini indirmeden saçlarını geriye atıp aynı sırıtışla "Alkışları kabul ettim, gitti." diye tekrarladı. Lilithler gülerken Terra gençlerinden biri "Ama saçın böyle özensizken seçilmezsin." dedi.
Veyla,"Kim seçiyor ki?" dedi.
Erya açıkladı. Bir keresinde seçilmişti. "Herkesin elinde ışık böcekleri olur ve dilediği kimseye yollar. Etrafında en çok ışık böceği olan seçilmiş olur ve Kral ise onay verir."
Veyla'nın sırıtışı alaya bürünürken "Hiç yorulmayın o zaman." dedi. "Kral beni seçeceğine Thal'ı seçer."
O sıra önlerinden geçen Thal "Kırıcısın." dese de gülerek elinde tuttuğu tahta tabağı uzattı. Herkes uzanıp tabaktan yemiş avuçladı. Thal "Ama biraz bana da bırakın." dediğinde herkes avucundan birkaç kabuklu yemişi geri bıraktı.
Herkes yemişlerini yerken Veyla alayla "Kırılma, benden sonraki tek seçenek sen olduğun için öyle dedim." dedikten sonra göz kırptı. Thal da göz kırpıp "Bana âşık olduğunu biliyordum. Yıldat'a bunu ne zaman itiraf edeceğiz?" diye sorunca Veyla kahkaha attı. Luna cıvıltıları ve huzurlu sohbetlerin arasında Veyla'nın güzel gülüşü kulakları doldurdu. Gölge'nin de ilgisini çekerek bakışları o yöne döndü. Buraya gelse bile bir köşede etrafa iğrenerek bakacağını sanmıştı ama etrafında bir sürü kişi vardı, hoş sohbet halindelerdi. Gölge gözlerini kaçırıp kendisine meyve uzatan Terra çocuğuna gülümsemeye çalıştı. Veyla'nın uyum sağlamasına keyfi kaçıyordu.
Thal da sırıtarak "Bu rencide edici kahkahan daha kırıcıydı." dediğinde Veyla "Yarın akşam itiraf ederiz." diye şakayı sürdürdü. "Sahi, o nerede? Burada olsaydı herkesten ışık böceklerini çalar sana yollardı."
Veyla "Benim gelmeyeceğimi düşündüğü için kaldı ama..." dedikten sonra hafifçe omuz silkti. Veyla da geleceğini bilmiyordu. Belki de geleceği belli olduğu gibi haber vermeliydi ama aklına gelmemişti. Kombini bozuluyor diye saatini de takmadığından Thal'a "Çağır istersen." dedi. Thal, "Çağırırım ama bu saatlerde Calin'in dibine vurmuş olmalı." dedi ve saatiyle ilgilenmeye başladı.
Lilith, Veyla'nın kolunu tutup salladığında Veyla çocuğa döndü. "Hadi! Saçını yapalım! Arkadaşlarımla senin seçileceğine dair iddiaya girdim."
Veyla, "Ne üstüne?" diye sorduğunda çocuk "Birkaç çiçek." dediği için Veyla ve Erya güldü. Veyla, "Ben sana bulurum birkaç çiçek." dedikten sonra alayla hemen yanına bakıp "Aa. Ne büyük şans. Buldum!" deyip çimenlerden üç çiçek koparıp kıza uzattı. Her yer doğa, her yer çiçekti. Aralarında rekabet hırsı ya da fırsatçılık yoktu. Birbirlerini zora sokabilecek bir talep oluşturmayı bile bilmiyorlardı. Bir yandan da her şeye sahiplerdi. Ne isteyebilirlerdi ki? Sadece oyuna çevirdikleri için iddiaya giriyor olmalılardı.
Lilith çiçekleri gülümseyerek alıp kemerine yerleştirdikten sonra yeniden gözlerini büyüterek kırpıştırdı ve dudakları bükerek "Lütfen." dedi. Veyla iç çekip Erya'ya bakarken Lilith'i gösterdi. "Kedi de aynı böyle hissettiriyor işte."
Erya omuz silkip "Sevgi." dedi. Veyla gözlerini devirip Lilith'e döndü. "Sadece sen ve Erya dokunacak."
Dakikalar sonra diğer Terra gençlerinin fikir vermesi, Erya ve Lilith'in de yapmasıyla Veyla'nın saçı istedikleri kadar süslenmişti. Saçlarının önlerinden aldıkları tutamları başı çevresinde örerek birbirine tutturmuşlardı. Perçemlerini özgür bırakmışlar, örgülerine ise rengârenk çiçekler iliştirmişlerdi. Erya el çırptı. "Çok güzel!"
Veyla saçlarını omuzlarından önüne aldı. "Sadece susun diye izin verdim."
Terra gençleri ceplerindeki ışık böceklerini çıkartıp Veyla'ya uzattıklarında Veyla'nın dudakları kıvrıldı. "Seçim zamanı geldi mi ki?"
Terra gençleri "Hayır ama..." deyip omuz silkti. "Kesinlikle seni seçiyoruz."
Veyla neredeyse gülümsedi. "O zaman yollarsınız." dediğinde Terra gençleri ışık böceklerini yeniden ceplerine yerleştirirken başını onaylar şekilde salladılar. İnce sesler çıkartan enstrümanlar eşliğinde müzikler çalmaya başladığında Veyla da vücudunu yeniden kutlama alanının ortasına çevirdi. Ateşin etrafında flüt ve telli küçük müzik aletleri çalan Terralar dans ederek dolaşıyordu.
Lilith "Hadi biz de!" diyerek sıçrayıp kalktı. Veyla "Ben bir şey çalmayı bilmiyorum." dedi. Lilith, "O zaman dans ederiz!" deyip zıplamaya başladı. Erya da yerden kalkarken artık Veyla'yı tanımaya başladığı için "Yalan." dedi. Veyla üfledi.
Lilith kadının ellerinden tutup kaldırmaya çalıştığında kendi gücüyle senelerce denese de Veyla'yı çekemezdi. Büyüsünü kullansa evet, bir çocuk olmasına rağmen Veyla'ya birçok şey yapabilirdi. Veyla çocuğun kendisini kaldırmasına müsaade etti.
Lilith, "Ne çalmayı biliyorsun? Bu seçilmene yardımcı olur." dediğinde Veyla sırıtıp "Seçilmeye çalışmıyorum." diye hatırlattı ama belli ki Lilith inatçıydı.
Lilith gözlerini büyütmeye başlayacağı sırada Veyla ellerini çocuğun yanağına götürdü ve yanaklarını birleştirmek ister gibi sıkarken canını yakmayacağı kadar kibardı. "Yapma şu bakışı artık! İstediğin her şeyi böyle bakarak elde edemezsin!"
Lilith gülerek kadının ellerini tutup aralarında indirirken "Elde ederim! Sen de dene." dedi.
Veyla da çocuk gibi bakmaya çalışırken "Bir şey çalmak istemiyorum." dedi. Çocuk şirince sırıtıp omuz silkti. "Sen yapamazmışsın."
Veyla gülerken çocuk kutlama meydanına çekiştirmeye başladı. Tezgâh üstündeki eline ilk gelen müzik aletini alıp Veyla'ya uzattı. Veyla dilini şıklattığında bir yan flüt alıp kadına uzattı. Veyla dudak büktüğünde Lilith gülerek flütü salladı. Veyla flütü aldıktan sonra Erya'ya baktı. Erya da bir telli çalgının ipini boynundan geçiriyordu.
Veyla eldivenlerini çıkarttıktan sonra tezgâhın üstüne koydu. Gölge'nin savaşçılarından birine "Bu eldivenleri korumazsan idam edilirsin." dediğinde Erya gülerek Xalia'ya "Lütfen, biz dönene kadar bakar mısın?" diye sordu. Xalia'nın endişeyle çatılmış kaşları gevşerken biraz önce Veyla'nın alay ettiğini düşünüp güldü ve "Olur." dedi.
Erya "Bak, bu da işe yarıyor. Arada bu yolu dene." dedi. Veyla gözlerini kaçırıp "Sıkıcı bir yol." dedikten sonra kulağına gelen melodileri dinlerken yan flütü dudaklarına götürdü. Müziği severdi. Laboratuvarlarda müzik olmadığı için Kinix'in ona hediye ettiği bir müzik aletini çalmayı öğrenmişti. Kendi müziğini kendi yaratmak zorunda kalmıştı. Flütü dudaklarından sağına doğru hizalanacak şekilde tutarken kulağını dolduran melodilere uyumlu nota deliklerinde parmaklarını gezdirerek üflemeye başladı. Lilith neşeyle el çırparak ve dans ederek dönenlerin arasına doğru ilerlerken Veyla ile Erya da çocuğu takip etti.
Veyla'nın gözleri, bu huzurlu ana ve yüzüne yansıyan doğa ışıklarına karşı arada gözleri kapansa da çok sürmeden geri açıyordu. Lilith gibi kutlama alanında birbirleri etrafında müzik çalıp hafifçe sallanarak döndükleri bir daireye dâhil oldu.
Mıntıka yöneticilerinden biri "Kelebeği evcilleştirmişsin." alay ettiğinde Gölge, adamın gösterdiği yere baktı. Kadın, etrafında sadece kelebekler değil, Terra çocukları da adeta uçuşurken hafifçe sallanarak ilerliyordu. Gözleri zaman zaman kapanıyor ve yüzü huzurla gevşiyordu. Eldivenlerini çıkarttığı için ortaya çıkan kibar, beyaz ellerince ince parmakları flütü narince tutuyor, parmak uçları nota deliklerinde geziniyordu.
"Çoğu korku hikâyesinin başrolü bu mu gerçekten?"
"Doğanın bir parçası gibi görünüyor."
Gölge iç çekip bakışlarını kaçırdı. Kadının görünüşü bile sahtekâr, yanıltıcıydı. Sırf Veyla'yı şehrine aldı diye defalarca kez toplanıp Gölge'ye aksini rica eden mıntıka yöneticileri bile o kıyafetleri ve flütü ile doğa ışıklarının altında salınmasını hayranlıkla izliyordu. Gölge, 'Siz daha ne gördünüz ki?' diye sormak istedi. Gölge onu köpüklerin, vücuduna yansıyan renkli ışıkların, buharların arasında görmüştü.
Dans ederek dönenler, gittikçe ateşe yaklaştıkları için Veyla hizalarından ayrıldığında peşinde dolaşıp duran Terra çocukları ve gençleri de Veyla'yı takip etti. Kendilerine ait ve ateşten uzak bir daire oluşturup dans edip müzik çalarak dönmeye devam ettiler.
"Yıldat'ı karadul gibi yiyeceğini düşünürdüm ama şanslı adammış, şimdi anlıyorum."
"Ben de... Onunla bir gece için mıntıkamdan vazgeçerdim."
Gölge'nin gözleri, bunu söyleyen erkek mıntıka yöneticisine döndü. Yanındaki kadın bir başka mıntıka yöneticisi dirseğiyle adamın kolunu dürterek güldü. Gölge sesini temizlediğinde bakışlar Gölge'ye döndü. O zaman mavi gözlerinin büyüyle ışıldamaya başladığını gördüler. Kral'ın kardeşine vadedilen kadın hakkında daha fazla şehvetli konuşmamaya karar verdiler ve özür diler gibi başlarını sallayıp önlerine döndüler. Bir daha da gözlerini Veyla'ya çeviremediler.
Gölge ise gözlerini yeniden Veyla'ya çevirdi. Bir çocuk ağlamasın diye kadını buraya getirmişti, kaç tane daha çocuğun gözdesi haline gelişini izliyordu. Başını tahtına yaslarken gözlerini kapattı ve derin bir nefes alıp verdi. Bunu nasıl başardığını anlayamıyordu.
Sıra büyüyle zararsız hale getirdikleri ateşin üstünden dilek tutarak atlamaya geldiğinde Veyla flütünü bırakıp eldivenini almak üzere hareketlendi. O sırada kutlama alanına dâhil olan Terraların arasında kalınca Erya ve Lilith'i ileride gördü. Onlarla yeniden yan yana gelirse onu ateşten atlamak konusunda ikna etmeye çalışacaklarını bildiğinden ardına dönüp eldivenini sonra almaya karar verdi. Yanından geçen bir Terra'ya flütünü verdi. Korktuğu ateşten çekindiğini Gölge görürse, bunu ona karşı kullanabilirdi ve o yüzden gözden kaybolsa, daha iyiydi. Hem gözden kaybolması ne Eryalar ne de Gölge için şaşırtıcı değildi. Bu kadar dâhil olması daha şaşırtıcı olmalıydı. Biraz kabuğuna çekilecekti.
Parıltılı çiçek ve ağaçların arasından geçerek uzaklaşırken sesler git gide azalıyordu. Sonunda gürültüden yeterince uzaklaşıp da sadece doğayı dinlemeye başladı. Eldivenleri olmasa da ellerini ağaçlarda gezdirerek ilerlemeye devam etti. İnsan ya da Xalialara dokunmayı sevmezdi ama doğaya dokunmak, rahatsız edici değildi. İki ağacın arasındaki sarmaşıkları iki yana ayırıp ardına geçtiği gibi ayağı suya battı. Nehire vardığını fark ederken dudakları kıvrıldı. Çizmelerini çıkarıp bir ağaca yasladıktan sonra yola çıplak ayak devam etti. Nehirin derin olmayan ve huzurla, sakinlikle akan suyundan ilerlemeye devam etti. Suya, parıltılı ve rengârenk çiçeklerin ışıkları yansıyordu. Işık böcekleri de çiçeklerin ve ağaçların arasında dolaşıyordu. Küçük su lunaları Veyla'nın ayaklarına temas ederek yüzerlerken su ancak dizlerinin altına kadar geliyordu.
Nehir iki yana ayrılıp yoluna devam edecekken ortadaki parıltılı ağacı gördü. Devasa dallarının gökyüzüne yükselmesini inceleyerek ağacın geniş yapraklarının altına girdi. Altın rengi ışıklar dalların yeşillik ile buluştuğu tepesini sarmıştı. Belki ışıklı lunalardı, belki büyülü yapraklardı, bilinmezdi. Işık, ağacın damarlarından akan kanmış gibi kabuğu da çizgiler halinde sarıyordu. Veyla "Sensin, değil mi?" diye sordu. Ağacın kabuğuna yaklaştı ama temas etmedi. Dilek tutup ateşten atlama sırası geldiği için etrafında kimse yoktu ama Sırlıkök ağacı bu olmalıydı. Diğer ağaçlardan farklı ve daha büyük gözüküyordu.
"Nasıl yapıyorsun?"
Veyla hafifçe irkilip ardına döndü. Gölge de ayakkabılarını çıkarmış olmalıydı çünkü nehirin içinden yaklaşıyordu. Veyla'dan uzun olsa da onun da pantolonu kayda değer ölçüde ıslanmıştı. Veyla bu huzuru bile bozmayı başarabildiği için kızgın hissetmeye başlarken "Neyi?" diye sordu.
Gölge kadının yanına vardı. Gözleri, biraz önce kadının da yaptığı gibi altında durduklarında gökyüzüleriymiş gibi gözüken ağaç dallarına, yeşil yapraklarına ve altın rengi ışıklara döndü. O sıra mavi gözlerine ve yüzüne ışıklar yansıdı. Veyla, adamın yine de güzel gözüktüğünü düşündü.
Adam gözlerini ağaçtan alıp başını Veyla'ya doğru eğdi. Göz gözelerken "Efsunlamayı?" diye sordu. Veyla'nın kaşları kalktığında Gölge, "O Terraları ve hatta diğer Xaliaları kandırmayı?" diye düzelterek sordu. Dudakları aralanırken 'efsun' kelimesini kullanacağından habersizdi. Ne var ki kullanmıştı. Bunun için kendi kendisinin tepesine şimşek indirmek istedi.
"Ben de aynı soruyu sana sormak istiyorum."
Gölge "Efsunluyor muyum?" diye sorduğunda Veyla gözlerini devirerek kaçırırken "Kandırıyorsun." diye düzeltti.
Gölge "Ben kimseyi kandırmıyorum." dedi.
Veyla sağ ayağıyla içinde bulundukları suyla ve suyun zeminindeki yapraklarla oynarken "Yalan." dedi.
Gölge elini kadının çenesine getirip de yüzünü kendisine çevirdiğinde Veyla ateşle temas etmiş gibi hissederken bir adım geriledi. Gölge de elini çekip "Ben konuşurken bana bak." dedi. Veyla sıkkın bir nefes aldı ve Gölge konuşmaya başladı.
"Ben kimseyi kandırmıyorum." diye tekrarladı.
Veyla, "Aslında ne olduğunu gizliyorsun." dedi.
Gölge, birkaç saniyenin ardından "Aslında ne olduğumu sadece senden gizliyorum." dediğinde kadının kaşları kalktı. Veyla bile "Gerçek." diye fısıldarken, buna inanıyordu ama ne anlama geldiğini anlayamamıştı.
Gölge de başını onaylar şekilde sallayıp "Gerçek." diye fısıldadı.
Gerçekmiş gibi gelmişti ama nasıl gerçek olabilirdi ki? "Halkın ne olduğunu biliyor mu yani?"
"Halkım şu an ne olduğumu biliyor ve bu bir kandırmaca değil."
Veyla başını hafifçe kaldırması gerekerek adama bakarken yüzüne yansıyan doğa ışıkları gözlerinin kısılmasına sebep olsa da göz rengini de daha çok ortaya çıkarıyordu. "Peki, önceden ne olduğunu?"
Gölge, "Bilmeleri gerekmiyor." dedi. "Çünkü bir daha öyle bir adam olmayacağım."
Veyla alayla gülümseyip "Onların Kral'ı olduğundan beri öyle bir adam olmadığını mı iddia ediyorsun?" diye sordu. Çünkü hatırladığı anısında gördüğü tarihte cevabın öyle olmadığına emin olmuştu.
Gölge "Evet." dediğinde Veyla yine gerçek olduğunu hisseder gibi oldu ama aksi olduğuna emindi. Anısında hatırlamıştı. Gölge yüz ifadelerini ve ses tonuna çok iyi hâkim oluyor olmalıydı. Ya da Veyla, Gölge'yi iyi tanımıyordu. İkisi de ihtimali yüksek seçeneklerdi.
Veyla aksini hissetse de zihni öyle olmadığını düşündüğü için "Yalan." dedi.
Gölge yeniden "Gerçek." diye fısıldadıktan sonra hafifçe omuz silkti. "Ama senin ne düşündüğünün bir önemi yok."
Veyla, "O zaman seni her zaman bir canavar olarak göreceğimi, söylemesem de olur." dediğinde 'Canavar' dediği gibi adamın yeniden çenesi kasılmıştı ama başını onaylar şekilde salladı. "Ama, birilerini nasıl kandırdığından bahsedebilirsin."
Veyla, "O Terralardan mı bahsediyorsun?" diye sorduğunda Gölge yavaşça başını onaylar şekilde salladı. "O Terralardan, savaşçılarımdan..." dedikten sonra devam etmeyip sustu. Arada Gölge'nin gözlerine de bir yanılgı düşmesini sağlıyordu ama söz etmedi.
Veyla derin bir nefes aldı ve adamın gözlerinin içine bakarken "Ben de bu şehirde sadece seni kandırmak için uğraşıyorum." dedi.
Gölge'nin dudakları kıvrılırken "Al bu bilgiyle ne yaparsan yap, diyorsun." dediğinde Veyla başını onaylar şekilde salladı. "Belki bu bilgiyle saldırılardan mesul olduğunu düşünmeye başlarım." dediğinde Veyla omuz silkti. "Bu da bir seçenek."
Gölge dudaklarının ardında dilini çiğnerken bu kadar soru işareti oluşturduğu için kadından biraz daha nefret etti. Hiçbir düşüncesinden emin olamıyordu.
"Belki de sen yapmıyorsundur. Bu..." dedikten sonra işaret parmağını kadını kastederek yavaşça daire çizer şekilde çevirdi ve hafifçe omuz silkti. "... bu uğurun yapıyordur. Seni olduğundan farklı gösteriyordur."
Veyla, "Olabilir." dedi. Veyla da birilerinin ona yaklaşma çabasını dayanaksız buluyordu. Veyla da kendisini sevimli bulmalarını anlayamıyordu. Belki de Gölge'nin dediği gibiydi.
Veyla "Öyleyse bile, uğurum sende çalışmıyor gibi görünüyor." dediğinde Gölge'nin dudakları kıvrıldı. Maalesef ki arada çalışıyor, diye düşündü ama "Tıpkı büyün gibi." dedi. İşin aslı, büyüsü de arada çalışıyordu.
Veyla ellerini belinin ardında birleştirip iki yana sallanırken gözlerini etrafta gezdirdi. "Senin için sevindim. Yoksa işin zor olurdu."
Bu ihtimale karşı Gölge'nin çenesi kasıldı. Bu ihtimale çoğunlukla arzusu yüzünden olsa da arada yaklaşıyordu ve kendisini hızla geri çekiyordu. "Benim gözlerim kör olanlardan değil." dedikten sonra elini kadının çenesinin altında şıklattı. Bu sefer temas etmeden uyarmıştı. Veyla yüzünü Gölge'ye çevirdi ve Gölge konuşmaya öyle devam etti. "... bu akşam diğerlerinin gözlerini de açacağım."
Veyla adamın aklından neler geçtiğini bilmiyordu ama "Bla, bla, bla..." diyerek iki yana sallanmaya devam ettikten sonra belindeki ellerini çözüp iki yanına saldı. "... hep konuşuyorsun. Hiç yapmıyorsun."
Gölge, "Sen yeter ki iste bebeğim." dedikten sonra gülümsedi. "Bebek demişken..."
Kadına sahte bir gülümsemeyle baksa da ilgi dağıtmayı başarırken kadının bileğinden tuttuğu gibi ağacın kabuğuna çekti. Veyla elini geri çekmeye çalışırken korkuyla "Ne yapıyorsun?" diye sordu. Sorsa da anlamıştı. Kadının ağaca temas etmesini sağlayacaktı. O sıra Gölge de kadına temas ettiği için gördüğünü, görmeyi umuyordu. Veyla'nın, Yıldat'ın çocuğunu doğurup doğurmayacağını görmek istiyordu. Bu geleceğe ve aralarındaki savaşa dair bir ipucu verebileceği gibi, eğer çocuğunu doğurmayacaksa Gölge'nin de Veyla'yı öldürmek için acele etmesine gerek olmayacaktı. Kadını kullanabildiği kadar kullanabilecekti.
Veyla, "Bırak, istemiyorum!" diye bağırırken büyüsünü çağırdı ama Gölge de geç kalmadan kendi büyüsüyle kadınınkini bastırdı. "Sana emrediyorum."
Veyla, "Öğrenmek istemiyorum!" diye bağırdığında Gölge, "Ama ben istiyorum." dediği gibi kadının elinin ağaca yaslanmasını sağladı. İkisinin de gözleri kehribar renk büyüyle ışıldayıp irileşirken vücutları donmuş gibi hareketsiz kaldı. Veyla'nın eli ağaca yaslıyken, Gölge'nin de bir eli kadının bileğini tutuyordu, diğer kolu da kadına hâkim olmak üzere vücuduna sarılmıştı. Kulaklarında bir uğultu koparken görüşleri önce karardı sonra ise zihinlerine kadar ulaşan bir beyazlığa bulandı. Saniyeler süren beyazların ardından renkler yavaşça oluşmaya başladı.
Veyla'nın mor kelebekleri yeşilliğin arasından ilerlerken gün ışığı kanatlarının parıltıları ile birlikte yansıyordu. Kelebekler yeşilliklerin arasından mavi gökyüzüne yükselip yeniden alçaldıkları daireler ile ilerken hafif rüzgâr, çalıların ve çiçeklerin huzurla hareketlenmesini sağlıyordu. Kelebekler bir yöne döndüler. Görüş alanına cüssesi büyük, siyah ve mavi renklerinden oluşan bir hayvan girdi. Bu Uğultu'ydu. Patilerini yüzünün önünde yere yaslamış uyuyordu. Kelebekler hayvanın burnunun ucunda daireler çizmeye başladılar. Uğultu mavi gözlerini kırpıştırarak aralarken her zamankinin aksine kelebeklere öfkeyle bakıyor gibi değildi. Sanki artık onları seviyordu. Uykudan uyanmış ön patilerini yere yaslayıp kalçasını yükselterek vücudunu gerdi. Birkaç saniyenin ardından patilerinin üstüne yükseldi ve burnunu kelebeklere doğru uzattı. Kelebeklerin birkaçı Uğultu'nun başının üstüne konarken geri kalanlar daireler çizerek uçmaya devam ettiklerinde Uğultu da peşlerine takıldı. Uğultu ve kelebekler, tüm netliğiyle gözler önündeyken hızla ilerledikleri alan bulanık bir şekilde görünüyordu ama görebildiler. Orada, beyaz bir ağacın önünde, bir kız duruyordu. Ağacın kökleri toprağa uzandıkça rengi değişiyordu. Doğa üzerinde bulunan her renge bulunan kökler, toprak ile birleştiği noktada rengârenk taşlarla çevriliydi. Ağaca elini yaslamış kız ancak ardından gözüküyordu ama yaklaştıkça renklerinin daha anlaşılır olduğu görüntüde kızın saçlarının mor renge sahip olduklarını gördüler. Kızın uzun saçları, rüzgârla uçuşurken kelebekler beyaz tenine ulaştı. Kızın omuzlarına, kollarına konan kelebeklerin ardından Uğultu da başını eğerek kızın bacaklarına sürünmeye başladı. Kızın yüzü hafifçe ardına dönerken gülümsedi. Elini yavaşça ağaçtan çektikten sonra Uğultu'ya bakan gözleri yükseldi. Veyla ile Gölge'nin görüş alanı gittikçe değişirken kız da etrafındaki kelebeklere gülücükler saçarak yüzünü onların hizasında çeviriyordu. Ellerini kaldırıp kelebeklerin parmaklarının arasından geçişini izledikten sonra gözlerini Veyla ile Gölge'ye çevirir gibi görüş açılarına doğru baktı. O sıra kızın mavi gözlerini gördüler.
İkisi de boğulurmuş gibi nefes alarak geri çekildiklerinde suya doğru düştüler. Ellerini iki yanlarında suyun taş zeminine yaslayarak hafifçe doğruldular. Elleri suyun içinde birbirinin üstündeydi ama gözlerini kırpıştırarak ağaca bakmayı sürdürürken fark etmediler. Ağaç şimdi sadece kahverengi bir kabuğa ve altın ışıltılara sahipti ama biraz önce çok daha fazlasını göstermişti.
Gölge hızla inip kalkan göğsü eşliğinde gerginlikten kuruyan dudağını ıslattıktan sonra yutkundu. Kaşları çatılırken gördüklerinden ne anlaması gerektiğini sorguluyordu. Veyla'nın, kardeşi Yıldat ile bir çocuğu olacağını görmesinden korkmuştu. Öyle olursa, ona merhamet etmekten korkmuştu ama çok daha farklı bir şey görmüştü. Evet, Veyla'nın varisi olacaktı ama...
Gölge başını ve bakışlarını yavaş bir şekilde Veyla'ya çevirdiğinde Veyla da kırpışan gözleriyle Gölge'ye baktı. İkisinin de yüzüne dehşet, şaşkınlık düşmüştü. Gölge, kadının saçlarında moru, Veyla adamın gözlerinde maviyi gördü ve bir titrek nefes daha aldılar.
Ellerinin de temas içerisinde olduğunu fark ettiğinde Veyla gözlerini kaçırıp hızla yerden kalktı. Suyun sesi bile zonklayan kulaklarına ağır gelirken hızı sebebiyle beceriksizce kalkmıştı ama en sonunda kalkmayı başardı. Gözlerini istemsiz bir şekilde yeniden bir saniyeliğine Gölge'ye çevirdi. Gölge de kadına bakarken Veyla yutkunup hızla suyun içinde ilerlemeye, Gölge'den ve o lanet ağaçtan uzaklaşmaya başladı. Suyun içerisinde neredeyse koşarken önüne çıkan bitkileri ve dalları iki yanına itiyordu.
Gölge bakışlarını yeniden ağaca çevirdi. Gözlerinin daldığı ve düşüncelerinin sağlam bir zemine oturmadan zihninde dolaşıp durduğu birkaç dakikanın ardından "Siktir..." diye mırıldandı. Dağ gibi olan heybetine rağmen güçlükle sudan kalkıp yeniden ağaca yöneldi. Yutkunduktan sonra titreyen elini ağaca doğru kaldırdı. Veyla bir başkasından da hamile kalabilirdi. Mavi gözleri ve Uğultu var diye hemen aklına kendisi gelmek zorunda değildi... Belki de ikisi de temas içerisinde oldukları için ağaç öyle bir görüntü göstermişti. Gölge kuruyan dudağını bir kere daha yaladıktan sonra cesur bir nefes alıp elini ağaca yasladı. Yasladığı gibi gözleri büyüyle ışıldarken aynı kız gülümseyerek babasına baktı. Gölge hızla elini çekerken birkaç adım geriledi. Yeniden hızlanan nefes alış verişleriyle ağaca bakmayı sürdürürken sayısız defa küfretti.
"Gölge Kral Karanir'in de bir varisi olacağını görmek, içimi rahatlattı."
Gölge gözlerini ağaçların arasından çıkan baş Terra'sına çevirdi. İşaret parmağıyla ağacı gösterdi. "Bu bir ihtimal mi yoksa kehanet mi?"
Baş Terra yeterince yaklaştıktan sonra durdu ve ellerini birbirine kavuşturdu. Eğer ihtimalse, başka seçenekler de olurdu. Oysa kehanetse, gerçekleşirdi.
Terra, "Zaman gösterir. Doğa acele etmez," dedikten sonra gülümsedi. "Yine de her şey olacağına varır."
**
Nasıldıı?
Beğeni ve yorumlarınızı bekliyorumm
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!