20/66 · %29

🔮 20 ⚡ Masum

45 dk okuma8.891 kelime28 Kasım 2025

2. KISIM  AMORSUS KELEBEĞİ 

🔮 20 ⚡ MASUM

**

"Orada ne oldu?"

Veyla'nın bakışları Valdris'e döndü. "Senin Kral'ının kuyruğu gibi peşinde dolaşman ve saygı ile teşekkürleri kabul eden Gölge'yi pohpohlamalara dâhil olman gerekmiyor mu?"

Valdris kaşlarını kaldırıp yumuşak bir ses tonuyla "Orada ne oldu Veyla?" diye sordu. Veyla sabırla nefes alıp yeniden önüne döndü. Xaliaların kullanabileceği bir iyileşme merkezinin kullanıma açılışı ve Xalia eğitim yerinin yeni mezunları kutlanıyordu. Eğlenmeyi seven bu şehirde her konu, bir kutlamaya dönüşebiliyordu. Birçoğu şifacılığa yönelmiş olan Terralar, doğadan pek ayrılmak istemezdi ve gerekmesi halinde Terraların yaşadığı mıntıkaya varmak, voltrider ile bile geç kalmalarını sağlayabilirdi. Bu sebeple Gölge Kral, her mıntıkaya kullanabileceği, ileri teknolojinin kullanıldığı 'iyileşme merkezi' kurmuştu. Şu an kutlaması yapılan ise, son mıntıkaydı. Bugünden itibaren artık her mıntıkada, iyileşme merkezi mevcuttu.

Güçlü Xalialar pek hasta olmazdı ama kendi kendilerine iyileşme büyüsüne sahip olmayanlar, tehlikeli Xalia sokaklarında zarar görebiliyorlardı. Her nedense, son zamanlarda Xalialar daha çok hasta olmaya başlamıştı. Veyla en azından uğursuz kelebek olduğundan beridir hiç hasta olduğunu hatırlamıyordu.

"Hiçbir şey."

"Hiçbir şey mi?"

"Sadece ona kim olduğunu hatırlattım."

Valdris "Kimmiş?" diye sorduğunda Veyla, ona bir kâğıt uzatan çocuğun başını seven Gölge'yi izliyordu. Veyla hatırlatmıştı ama Gölge inkâr ediyor olmalıydı. Xalia çocuğu ellerini çenesinin altında birleştirip zıplayarak Gölge'nin kâğıda bakmasını beklemeye başladı. Veyla'nın rastlaştığı başka çocuklar, buradaki çocuklar gibi gözükmüyordu. Başka şehirlerde çocuklar, canavar yetişkinlerin küçültülmüş kopyaları oluyordu. Birçoğu küçük yaşta var olan kötülüklerden yarısından fazlasına bulaşmış oluyordu. Başını sevmeyi geçin, yanlarından geçseniz üstünüzdeki değerli şeyler bir anda uçup gidiyordu. Küçük bedenleri sayesinde girmemeleri gereken yerlere daha kolay girer, elden, gözden daha kolay kaçarlardı. Çocuk olmaları sebebiyle kontrolsüz olan büyülerini ön görmek de zordu. Veyla da o yüzden ve başkaca sebeplerden çocukların da canavar olduğunu düşünürdü ama burada çocuklar, canavara benzemiyordu. Burada çocuklar, şimdi Gölge'ye de uzattıkları gibi resimler çiziyorlardı. Şu an Veyla'nın izlediği çocuk taş çatlasın, on yaşındaydı. Bu da Gölge Kral, krallığında doğduğu anlamına geliyordu. Belli ki bu düzende büyürken canavar değil de... Sadece 'çocuk' olmuştu.

Valdris'in sorusunu düşündü. Kimmiş?

"Sevdiğini öldüren, öldürdüğünü seven bir canavar."

Şimdi başını sevdiği çocuklar gibi nicesini katlettiğini zihninin derinliklerinde hatırlamıştı. Belki bu sevgi gösterileri sahteydi, belki de gerçekten dengesizdi ama her ihtimalde, bir canavardı. Kahraman pelerini giymiş, katledebileceği çocukların sevgiyle onu çizdiği resimleri olan bir canavar...

Gölge Kral diz çökmeye başladığında Veyla'nın kaşları kalktı. Diz çökmesine rağmen çocuğun boyuna kadar inemese de şimdi çocuğun adamın yüzünü görebilmek için neredeyse başını sırtına kadar kaldırmasına gerek kalmıyordu.  Çocuğun çizdiği resme yeniden bakarken Gölge'nin gülümsediğini gördü. Belli ki, canavarlar da gülümseyebiliyordu. Veyla kendisinin en son ne zaman böyle duygu dolu bir gülümseme bahşettiğini düşündü ve cevabı bulamadı.

Veyla aralarında biraz mesafe olması sebebiyle gözlerini kısarak resme baktı. Önlerinden birileri geçip durabiliyordu ama rengârenk çizgilerin şimşekler çakan bir Kral'ın resmedildiği bir resim olduğunu gördü. Bir çocuk için Gölge'nin şimşekleri korkutucu olmalıydı ama resimde şimşekler gökyüzündeki canavarlara doğru gidiyordu. Gölge'nin altında, yeryüzünde ise farklı saç renklerine sahip birçok Xalia vardı ve hepsi gülümsüyordu. Onlar da Gölge'nin halkı olmalıydı.

"Bir çocuğa diz çöken bir canavar mı?"

Veyla da aynı şeyi Valdris'ten önce düşünüp zihninde kendisine cevap bulduğu için hızla cevapladı. "Vicdan mastürbasyonu." dediğinde Valdris'in kaşları kalkarken bu benzetmeye güler gibi oldu ama asla kadına hak vermediği için bir yandan da başını onaylamaz bir şekilde sallıyordu.

"Karanlığına ışık yakmaya çalışıyor. O kadar ışığın sönmesini sağladıktan sonra bulaştığı hiçbir karanlıktan kurtulamaz."

Valdris, "Sanırım farklı adamlardan bahsediyoruz." dediğinde Veyla'nın bakışları Valdris'e döndü. Kral'ına bakarken minnettar görünüyordu. "Kaç yıldır bu hayattasın? Yirmi yedi mi? Gölge'nin ömrünün ne kadarına denk geldin ki?"

Valdris de Veyla'ya baktı. "Sen kaç yaşındasın? Benden genç görünüyorsun."

Veyla sırıtarak saçlarını omuzlarından geriye attı. "Ben yıllardır bu yaşta görünüyorum tatlım. Bir gün gelecek, Erya ile çocuğunuzdan bile daha genç görüneceğim."

Valdris gülümser gibi olurken bakışları sağlarında kalan Erya'ya kaydı. Çocuklara bitkilerden taç yapıyordu. Kısık bir sesle "Erya ile çocuğumuzdan..." diye tekrar ettikten sonra bakışlarını yeniden Kral'ına çevirdi. Veyla da Valdris'e bakarken adamın Erya ile bir olmak istediğini, hatta gerçekten ortak ve küçük bir yaratık sahibi bile olmak istediğini fark etti. Erya için sevinmiş gibi hissetti. Belki de kısıtlı bir ömürde, mutlu olacaklardı.

Zenith'te ölümsüzlük değil, sınırlı bir ölüm daha umut vadediciydi. Böylelikle gezegenin eziyetine daha kısıtlı bir süre katlanırken her kötü şeyin bir gün ölümle bile olsa biteceği düşünülebilirdi. Veyla için kötü şeyler asla bitmeyecekti. Tabii, Gölge Kral onu öldürmenin iki yolundan en azından birini bulamazsa... Gölge, Veyla'yı ölümle tehdit edebileceğini sanıyordu ama yanılıyordu. Veyla'nın gözleri sonsuza kadar kapanmadan önce hissedeceği huzuru, hayatının başka hiçbir anında hissedememişti. Tek düşündüğü, alamadığı intikamları olurdu.

"Niye onu bir canavar olarak görüyorsun bilmiyorum ama ona her ne yaptıysan ya da dediysen, her zaman yaptığı yardımları bile arttırmış durumda. Bu iyileşme merkezinin ve Xalia eğitim yerlerinin bugün açılabilmesi için servetinin bir kısmını döktü. Haftalardır ne taş aramaya, ne başka şehirlere gidiyoruz. Bizimle bile vakit geçirmiyor."

Veyla adamı bu kadar kötü etkileyebildiği için kendisine teşekkür etti. "Dediğim gibi..." derken Xalia çocuğunun Gölge'nin boynuna sarılmasını izledi. Gölge de elindeki resmi kırıştırmamaya çalışarak aralarından çıkardıktan sonra çocuğa sarıldı. Veyla'nın dudakları alayla kıvrılırken yeniden "... vicdan mastürbasyonu." diyerek açıkladı. Veyla'ya göre Gölge, içini rahatlatmaya, en iyi ihtimalde kendini, büyük ihtimalle herkesi kandırmaya çalışıyordu.

Başka bir çocuk koşarak yanlarına vardığında Veyla bir adım geriledi. Valdris gülerken "Üstüne devasa bir luna gelse böyle kaçmazsın." diye dalga geçti.

Veyla gözlerini devirse de sessiz kaldı. Pek alaylı bir gününde değildi. Aksine sağa sola öfke saçmak, hatta buradaki herkesi yeni açılan iyileştirme merkezini kullanmaya mecbur bırakmak istiyordu. Hatırladıkları, hatırlamadıklarını göstermişti. Veyla'nın zihni sonu gelmez bir uçurumdu ve Veyla düşüp duruyordu. O günden beridir zihnini zorluyor, daha fazlasını hatırlamaya çalışıyordu ama her çabası, katlanılmaz bir baş ağrısıyla sonuçlanıyordu. Veyla kendi anılarını hatırlayamamaktan yorulmuştu. Belli ki zihninin derinlerine doğru kürek çektiği kâbuslarında ya da güç patlaması yaşadığı sıkışık anlarında zihnine ulaşabiliyordu. Gerekirse bu güç patlamalarının daha fazlasını yaşamaya çalışırdı ama böyle anları kasti bir şekilde yaratmak için ne yapması gerektiğini bilmiyordu. Kontrolün Veyla'nın elinden kaydığı anlara ihtiyacı vardı ve Veyla başkasının baskısı olmadan kendi kendisine bu kontrolü kaybedemezdi.

Çocuk elindeki resmi Valdris'e doğru kaldırdığında Veyla'nın da gözleri resme kaydı. Gölge'nin ve baş savaşçılarının olduğu bir resimdi fakat Veyla yoktu. Valdris, resme bakan Veyla'ya doğru dönerken resmi hafifçe sallayıp "Yakında sana da alışırlar." diyerek teselli etmeye çalıştı. Veyla'nın kaşları kalkarken baygın bir şekilde baktı. Öfkesini içinde tutmakta zorlanıyordu. "Sence bu çocuk ya da kalemler yanlışlıkla kâğıda düşse daha güzel bir görüntü çıkartabileceği resmi benim umurumda mı?" diye sordu. Çocuk resme bakarken üzgün bir şekilde "Kötü mü olmuş?" diye sorduğunda Valdris hızla çocuğun yanağını sevilmek üzere eğildi.

"Yok. Öyle demek istemedi."

"Öyle demek istedim."

Çocuk Veyla'ya kızarmaya başlayan gözleriyle baktığında Veyla'nın kaşları kalktı. Ne önünde ailesini öldürmüştü, ne de evini yakıp yıkmıştı. Kelimelere bu gücü niye veriyordu ki?  Bu şekilde giderse fazla hayatta kalamazdı. Çocuğun gözleri yaşlarla dolduğunda Veyla sıkkın bir nefes aldı.  "Tamam, tamam... Daha kötü şeyler de görmüştüm." dediğinde Valdris kadını koluyla dürttü. Veyla'nın kulağına doğru "Neydi bu? Teselli mi?" diye sorduğunda Veyla somurtarak omuz silkti. Sanırım öyle bir şey, diye düşündü.

"Eğer öyleyse, hiç işe yaramıyor çünkü. Bence sus ve sadece gülümse."

Veyla alayla gülümsediğinde sonradan yapıştırılmış gibi gözükecek kadar samimiyetten uzak olduğu için Valdris gözlerini devirdi. Veyla oflayıp "Ne? Elimden geldiğince kibar olmaya çalıştım. Aklımda o resmi tabir etmek için başka kelimeler de vardı..." diye söylendi.

Valdris "Ben hallederim." deyip yeniden çocuğa döndü. Valdris çocuğu teselli ederken Veyla yanlarından uzaklaştı. Kendi kendisine "Aptal resimler kimin umurunda?" diye söylenirken etraftaki sevgi fırtınasına temas etmemeye çalışarak ilerliyordu. Hala Terralar gibi iyimser değillerdi ama her zamanki Xalia karamsarlığı da buradakilerde yok gibiydi. Özellikle de çocukları, Veyla'nın midesini bulandırmak üzereydi.

Veyla, Gölgelerin yanından geçerken Gölge de doğrulmuş, resmi saklaması üzere savaşçılarından birine verip çocuğa teşekkür ediyordu. Savaşçısının taşıdığı araçtan aldığı bir hediye paketini çocuğa doğru uzattığında çocuk zıplayarak paketi aldıktan sonra etrafında döndü. Etekleri havalanırken elleri de paketi havada gezdiriyordu. Yeniden Gölge'ye dönüp açmaya başladığında Veyla'nın gözleri Gölge'ye döndü. Gölge ile göz göze geldiğinde sadece bir saniyeliğine adam Veyla'ya gülümsüyormuş gibi gözüktü ama hemen çocuğun yüzüne kondurduğu gülümsemeden kurtuldu. Veyla, Gölge'nin ona olan öfke ve nefretinden bir kez daha nasibini alırken alaya vurmaya çalışmıyordu. Birbirlerine etrafta soğuk rüzgârların esmesini sağlayacak bir şekilde bakarlarken aralarındaki çocuk ince sesiyle ve neşeyle bir şeyler söylüyordu ama ikisi de dikkatini veremedi.

Veyla ile Gölge göz gözeyken bir patlama sesi geldiğinde herkes yerinde sıçradı. Saniyeler Gölge için yavaşlamışken gözleri Veyla'nın kalkmaya başlayan ellerini gördü. Elleri yükseldikçe mor parıltılar avuçlarından, parmaklarına, parmaklarından ise havaya doğru akın ediyordu. Gölge Azrit hızıyla ardına döndüğünde yakınlarındaki bir Xalia eğitim yeri binasının patlamaya başladığını gördü.

Gölge, Azrit savaşçılarına "Çocukları uzaklaştırın!" diye bağırırken yakınındaki çocuğu kol altlarından tutarak hızla uzağa götürdü ama çok çocuk vardı. Zihninde bir sürü düşünce aynı anda belirip her biri başının zonklamasını sağlarken durmadan harekete geçmiş olsa da yetemeyeceği kadar çok Xalia vardı. Dışarıdakileri kurtarsa, patlamaya başlayan bir binanın içinde olanlar vardı.

Binanın pencereleri arasında bir hizada sırayla patlamaya başlayan güç küreleri bulandıkları boya sebebiyle etrafa mor dumanlar saçıyordu. Sırayla ve hızla patlayan kürelerin oluşturduğu dış hatlar, mor dumanlar dağılıp da yerini alevler almadan önce bakmaya zaman ve cesaret bulmuş herkesin gözlerine bir kelebek figürü gösterdi. Gölge de uzağa bıraktığı bir diğer çocuğun ardından yeniden alana dönmeden önce bu görüntüyü görmüştü.

Ne var ki saldırıyı üstlenmiş gibi uğursuz kelebeğin imzasının birkaç saniyeliğine de olsa gözüktüğü binada meydana gelen patlamaların, alandaki çocuklara zarar vermemesi için büyüsüyle mor bir kubbe oluşturan da yine uğursuz kelebekti.

Patlamalardan saçılan parçalar Veyla'nın mor kubbesine çarpıp hiç var olmamışlar gibi ufalanarak yok olurlarken Valdris de taşları kontrol altına almaya çalışıyordu. Alandaki ateş bükücüler hava bükücülerin onları havalandırdığı yüksekliklerden ateşleri söndürmek üzere müdahale ederken alana kargaşa hâkimdi. Bir kutlama yapılması sebebiyle çocuk sayısının fazla olduğu alanda çığlıkların sahibi de çocuklardı.

Sadece taşlardan oluşmayan ve bu sebeple Valdris'in bir bütün halinde tutamadığı bina yıkılmaya başladığında Gölge de binaya girmek üzereydi. Veyla'nın bina dışını kontrol altına aldığını gördüğü için binadakileri kurtarmaya yönelmişti. Xaliaların eğitim yeriydi ve içeride, eğitim alan, güç vadeden birçok Xalia mevcuttu. Son yıllarda sayısı iyice artan Nixsus eğitim yerleri, Gölge için savaşçı yetiştirmekle birlikte Xaliaların büyülerinin doruğuna kontrollü bir şekilde ulaşmalarını sağlardı. Kutlamayla birlikte bu yılın yeni savaşçılarını mezun edecek olan eğitim yerinde, savaşçıların bir kısmı patlamalar yüzünden ölmek üzereydi, bir kısmı ise ilk patlamalarda ölmüştü.

Gölge geriye kalanlardan kendisini kurtaramayanları alıp çıkartmak üzere yıkılan binada Azrit hızıyla ilerlerken zaman bir Azrit için oldukça yavaş olsa bile yine de herkese yetişemeyeceğini biliyordu. Birkaçını aşağıdaki Azritlerin ya da hava bükücülerin tutması için camdan dışarıya yolladıktan sonra etrafında dolaşan Azritler ile birlikte yukarıdaki odalara yöneldiler ama saniyeler geçtikçe katlar da ayaklarının altında parçalanarak yıkılıyordu.

En üst katlara erişemeden binanın altında kalacaklarını fark ettiğinde Azrit savaşçılarına camı gösterdi. Binanın yıkılmasıyla ölmezlerdi ama enkazdan kurtarılana kadar eziyet çekerlerdi ve Gölge'nin gözden çıkarabileceği, canının yanmasını göz ardı edebileceği tek savaşçısı Veyla'ydı.

Azritler, emre karşı gelemeyeceklerini bildiği için camdan dışarıya doğru atlarlarken Gölge son ana kadar birilerini kurtarmaya devam etme niyetindeydi. Bulunduğu katta üstüne düşmüş molozun altında kalmışken, zeminin de çatırdayarak yarılması sebebiyle Gölge'ye uzattığı elinin havada savrulduğu bir Xalia ile birlikte Gölge de üstüne bastığı yıkılan kattan, üstüne yıkılan diğer katların altında kalarak düşmeye başladı. Böylelikle Xalia'yı tutmak üzere olan eli de, sonuçsuz dönmüştü.

Gölge, öfkeyle bağırırken vücudundan saçılan şimşeklerin arasından mor ışıltılar ilerledi. Ayaklarının altından kayan zemin yavaşça bir araya gelirken Gölge yeniden Xalia'yı görebilmeye başladı. Birbirinin üstüne yıkılan katlar arasında yeniden nefes alınabilir boşluklar oluşurken Gölge devrilen vücudunu doğrultup hızla beton parçalarının üstünden atlayarak Xalia'ya yöneldi. Xalia'nın vücudunu mor ışıltılar sarmıştı. Xalia'yı çekmeye çalışan büyü, üstüne düşen molozu hesaba katmayarak çektiği için kadının canını yakıyordu. Gölge hızla molozu kadının üstünden kaldırdı. Kadın Xalia da rahat bir nefes alarak cama doğru çekilmeye başladı. Kadın defalarca kez ağlayarak teşekkürlerini iletirken Gölge hafifçe başını sallayarak başkalarına yöneldi ama herkesin mor ışıltılar ile camdan çıkartılmaya başladığını gördü. En azından, hala hayatta olan herkesin... Gölge, binanın içini görmeden büyüsünü yönlendiren Veyla'ya yardım edebilmek üzere hayatta kalanları tespit edip üstünde ağır bir şey düşenleri yükten kurtardı. Böylelikle Veyla'nın kurtarmak için büyüyle çekiştirirken bir yandan da zarar vermesine engel oldu.

Binada hayatta kalan herkes kurtulduğunda Gölge bulunduğu kattaki ölenlerin cesetlerine bakarak cama yaklaştı. Şu an Veyla'nın büyüsüyle ayakta tuttuğu bina, büyüsünü çektiği gibi yıkılacaktı ve cesetlerin molozların altında kalmasını istemiyordu. Halkı, daha iyi bir son hak ediyordu. Gölge'ye kalırsa halkı ancak ve ancak yaşlılıktan ölebilirdi. Hastalıktan ölmelerine bile müsaade etmek istemiyordu ama şimdi, savaşçısı olmak üzere olan ve yıllardır kendisini Gölge'nin emrinde savaşabilmek için geçirmiş olan genç Xaliaların bir kısmı patlamalar ile can vermişti. Gölge camın ardından mor kubbenin içerisinden büyüsünü yönlendiren Veyla'ya baktı. Bu saldırıyı ve ayağının çarptığı taşı bile ondan mesul tutmak ve cezalandırmak istiyordu ama bu kadın olmasaydı daha fazla Xalia'nın öleceğini de bilirken onu suçlamakta zorlanıyordu. Belki de gerçekten başkaları saldırı düzenleyerek Veyla'nın üstüne bırakmaya çalışıyordu.

Halkından birilerinin ölmesiyle Gölge'nin ruhuna yorgunluk düştü ve omuzları çöktü. Azritlerine "Cesetler." dediğinde halkından onları izleyen kişilerin yüz ifadesini görebiliyordu. Korkmuş, hatta şaşırmış gözüküyorlardı. Gölge varsa, halka ölüm yoktu. Gölge varsa, düşmana kazanç yoktu. Öyle bilirlerdi. Gölge öyle söz vermişti.

Gölge kendisini suçladığı düşüncelere dalmıştı. Koruma sözü verdiği halkının ancak cesetlerini koruyabiliyordu. Azritler Veyla büyüsünü çekmeden önce cesetleri çıkartmak üzere yönelirken Gölge de binadan çıktı. Kimse ile göz göze gelmemeye çalışırken havayı kara bulutlar sarmıştı. Şimşeklerini içinde tutmakta zorlanıyordu ama saçmaya başlasa kime isabet etmesini istediğini de bilmiyordu. Bu saldırıdaki düşmanı en sevdiği düşmanı mıydı yoksa en sevdiği düşmanı halkını kurtarmasına yardımcı mı olmuştu, bilmiyordu. Eğer tüm bunlardan Veyla sorumlu değilse, Gölge yıllardır güvenmediği kimseyi almadığı ve her şekilde koruyup kolladığı şehrinde bunları yapacak bir hain ya da hainlere sahipti.

Veyla, büyüsünü yönlendirmeye devam ederken Gölge'nin ilk defa özgüvenle değil de devrilmek üzeymiş gibi yürüyüşünü izliyordu. Veyla'nın dudakları kıvrılırken vücudunun çektiği acıya rağmen gülmemekte zorlandı. Vücudu, büyüsünü büyük bir güçle yönlendirdiği için zorlanıyor olsa da keyifli hissediyordu. Başta niyeti halkından daha fazla kişinin ölmesini sağlamaktı. Yine bir kısmını, en azından çocukları koruyacaktı ve saldırıdan mesul tutulmasının önüne geçecekti ama patlamalar başladığı gibi buna bu kadar da gerek olmadığını düşünmüştü. Halkı, Krallarının iktidarının kan kaybettiğini ve artık halkını o kadar da koruyamadığını görse, yeterdi. Üstelik bu uğursuz kelebek imzasıyla yapılmıştı ve şimdi yine çoğunu Veyla'nın kurtardığı düşünüldüğünde kadın onlarla dalga geçiyor gibiydi. Veyla'ya göre, gibisi fazlaydı. Yine de Veyla'yı izleyen halkın ve çocukların bir kısmı, bir sahtekâr değil de kahraman görmeye başlamıştı.

Gölge, patlamalar kontrol altına alındığı için sokağa dökülmüş halkının karşılıklı dizildiği yoldan geçtikten sonra kutlama alanında duraksadı. Voltriderına dönüp bu enkazdan uzaklaşmakla, bu enkazın getirdiği korkulara ve hüzne destek olmak üzere kalmak arasındaydı. Veyla gelene kadar hiç böyle olmamıştı. Şimdi ise kaçtır saldırıya uğruyor, halkından birilerini kaybediyordu. Gölge hep halkını korur, kurtarırdı. Koruyamadığı zamanlarda ne yapması gerektiğini öğrenmemişti. Hiç buna gerek duymayacağını sanırdı.

Gölge düşüncelere dalmış bir şekilde halkının ortasında kalakalmışken Veyla'nın olduğu mesafeden bile üzgünlüğü rahatça görülüyordu. Veyla gülüşüne engel olamayacakken birkaç çocuk Gölge'ye doğru koşmaya başladığında gülüşü duraksadı. Gölge henüz kendisine yaklaşanların farkında değildi. Zihniyle boğuşuyor gibi görünüyordu. Cüssesi hala bir dağ gibiydi ama boynu bükük bir dağdı. Göğsünün sıkkın nefes alış verişler ile hareketli oluşunun haricinde vücudu durağandı. Bunu yapanı bulacağından, bedelini de ödeteceğinden emindi ama bu kayıpları yerine getiremeyeceğini biliyordu. Ona savaşçı yemini etmek üzere olan genç Xalialar, kutlama alanında bekleyen ailelerinin gözleri önünde can vermişti. Gölge bu halka bunu hiç yaşamayacaklarını söylemişti ve sözünü tutamamıştı. Hem de birkaç saldırıdır tutamıyordu. Düşmanını görmeden, savaşamıyordu.

Bu saldırılarda da düşmanın Veyla olduğunu kabul edip cezayı ona kesmek kolayına geliyordu ama gördüğü üzere, Veyla bu saldırıların yarattığı hasarı azaltıyordu. Eğer Veyla'yı ortadan kaldırırsa ve saldırılar devam ederse, hasarlar artabilirdi. Ne yapacağını bilemediği oldukça sayılı an yaşamıştı ve bu histen nefret ederdi. Kontrolü altında olmayan her şeyden nefret ederdi. Veyla'dan nefret edebileceği sayısız sebebin arasında bu da vardı. Veyla'yı da kontrol edemiyordu.

Gölge öfkeye ve hüzne boğulmuşken ona doğru koşan çocuk Xalialar kollarını dört bir yanından Gölge'nin vücuduna sardıklarında Gölge'yle birlikte Veyla'nın da kaşları kalktı. Kalpleri korkuyla çarpan çocuklar başlarını Gölge'nin bacaklarına yaslayıp onunla güvende hissetmeye çalışırlarken Gölge'nin çatılmış kaşları gevşedi. Veyla'nın ise keyfi tamamıyla silindi.

Birçok Xalia da çocukların peşinden gidip Gölge'nin etrafında saygı ve en azından çoğu kişi kurtarıldığı için teşekkürle eğildiklerinde Veyla'nın büyüsü titrer gibi oldu ama hızla kontrol altına aldı. "Hala güveniyorlar..."

Veyla kendi kendisine ve hatta kısık sesle konuşmuştu ama yanına varan Erya "Onları nicesinden kurtardı." diye açıkladı. "Bu halk, onlar boyun eğmedikçe bu patlamalar ile onlara bizzat saldıran Saltar'dan Gölge sayesinde kurtuldu. Şimdi ise yıkılan bir binaya onlar için giren ve sırf halkından birileri öldü diye yüzü bu hale gelen bir adama tabii ki de hala güveniyorlar."

Veyla, etrafını saran Xalialar yüzünden artık adamın yüzünü göremiyor olsa da son halini hatırlayabiliyordu. Hala saygı ve sevgi gördüğü için derin bakan ama kurtaramadığı herkesin acısını çeken bir Kral. Değişmiş miydi yoksa çok iyi bir sahtekâr mıydı?

Veyla'nın gözleri, Gölge'nin etrafındaki kalabalıkta gezinirken Erya, "Bugün yüzlerce insanı kurtardın." dediğinde kalbi hızla çarpmaya başlarken Erya'ya baktı. Erya burukça gülümsedi. Erya, ölenler için üzgün görünüyordu ama Kral'ının halkın yaralarını hızla saracağına da emindi. Zenith üzerinde Gölge kadar düşmana sahip olan tek isim, Veyla Aldar'dı. İkisinin de içerisinde bulunduğu bir şehir elbette ki saldırılara davetkârdı. Bu yüzden Erya, bu saldırılardan Veyla'nın sorumlu olmadığına artık emindi. Üstelik dışarıdan Veyla, Gölge için halkını kurtarmış gibi gözüküyordu.

Erya da korkmuş çocuklarla ilgilenmek için ilerlemeden önce Veyla'ya minnettar baktı. Veyla'nın kaşları olabildiğince çatılırken yutkundu. Kadın Veyla'dan uzaklaşırken bir süre ardından baktı. Sonunda gözleri hareket kabiliyeti kazandığında etrafında ona bakan birkaç kişinin de Erya gibi baktığını gördü. Cesetler artık çıkartıldığı için bina parçalarını, etrafa saçılmadan yavaşça bıraktı. Hızla voltriderına yönelirken onunla konuşacakmış gibi yaklaşmış Xalialardan itinayla kaçtı.

Kimseyi kurtarmamıştı. Onları önce tehlikeye atmış, bir kısmının da ölmesini sağlamıştı. Veyla kendisine kahramanlık yapmış gibi davranılmasını sağlamaya çalışmıştı. Böylelikle saldırılardan mesul tutulmayacak, hatta Gölgelerin güvenini kazanacaktı ama gerçekten öyle davranıldığında kalbinde hazmedemediği bir his oluşmuştu. Bu bakışların altında eziliyormuş gibi hissediyordu çünkü o gerçeği biliyordu. Gerçeğin, etrafındakilerin sandığının tam aksi olduğuna inanıyordu.

Veyla, geçmişinde bunu gerçekten istediği anlarda bile kahraman olamamış, hiçbir zaman da olamayacaktı.

Bugün birilerini kurtarmamış, aksine öldürmüştü.

**

"Bununla bir ilgin var mı?"

Veyla, malikânenin giriş katındaki okyanusa bakan geniş arka terasında taşlara oturmuş, ayaklarını sulara sarkıtırken Yıldat yanına oturdu. Yukarıda, Veyla'nın olmadığı Gölge'nin odasında bu saldırıların sebebiilişiği olabilecek kimseler ve alınabilinecek önlemler tartışılıyordu. O mıntıkanın sahip olduğu tüm teknolojilerinden deliller alınmış, yüzlerce kimse dinlenilmişti. Sebebi her kimse gölgelerde gezinmeyi ve gizlenmeyi çok iyi biliyordu. Hal böyle olunca tekrar ve tekrar akla aynı isim geliyordu. Uğursuz kelebek.

Veyla ise kimsenin karşısına geçip 'Ben yapmadım' deyip durmak istemediği için burada okyanusu izliyordu. Yalan söyleyecek bir havada değildi. Daha doğrusu, okyanusun üstündeki yıldızları izliyordu. Neredeyse her gece izlerdi ama bugün her zamanki yerinden farklı bir yerde izliyordu. Her an herkes Veyla'ya ulaşmak üzere aramaya çıkabilirdi ve Erya dışında birinin onu orada bulmasını istemiyordu. Gözlerden uzakta gizli bir yerinin kalmasını seviyordu.

"Yanlarında olmadığına göre tartışmalar sonlandı." dedikten sonra Yıldat'a baktı. Yıldat bir ayağını taşa çekmiş, dizini karnına yaslamışken diğer ayağını Veyla gibi suların üstünde sallıyordu.

"Son sözümü söyleyip tartışmadan çıktım."

Veyla "Benim için bir 'siktirin gidin' deseydin." dediğinde Yıldat sırıttı. "Onun gibi bir şeydi. Gölge'ye seni gözden çıkarırsa, beni de çıkarmasını söyledim."

Veyla'nın kaşları kalktı. Gözleri söylediğine karşı inanabileceği bir kanıt arayarak adamın yüzünde geziniyordu. Samimi gözüküyordu ama Veyla inanamayarak bakışlarını kaçırırken alayla güldü. "Gölge, bu öfkeli günlerinde onu güldürebildiğin için minnettar olmalı."

Yıldat gülse de "Ciddiydim." dedi. Veyla ileriye bakmaya devam ederken omuzları çöker gibi hissetti. "Ayrıca... Cevap ne olursa olsun, seni yine de severdim."

Veyla Yıldat'a dönerken güler gibi oldu ama keyifli olmakla uzaktan yakından alakası yoktu. "Abinin halkını öldürüp duran biri olsam bile mi?"

Yıldat, "Beni öldürsen bile." dediğinde Veyla birkaç derin baktığı saniyenin ardından gözlerini kaçırdı. İçinde baş gösterip duran isteği ezme çabasındaydı ama yapmakta git gide zorlanıyordu. Sevilmek istiyor gibi hissediyordu ve bu histen nefret etmişti. Yıldat ise onu sevmeye en yakın kişiymiş gibi bakıyordu. Hatta sevdiğini iddia ediyordu. Veyla inanmıyordu ama inanmak istiyordu.

Etrafa bakarken "Sözlerin inanılamayacak kadar dayanaksız." diye söylendi. Biri, niye Veyla'yı sevecekti ki? Veyla o sevilen kimselerin sahip oldukları özelliklere sahip değildi.

Yıldat, karnına yaslamış olduğu bacağını da indirirken elini Veyla'nın kalçasının ardından taşa yasladı ve Veyla'ya doğru eğildi. Dudakları kadının yanağında gezinmeye başladığında Veyla rahatsızca kıpırdandı ama Yıldat diğer eliyle kadının elini tuttuğunda hareketsiz kaldı. Kadının yanağından sonra çenesini de öptü. "Ben kim olduğunla ilgilenmiyorum. Bana ne hissettirdiğinle ilgileniyorum ve seninleyken kalbim, hiç olmadığı kadar yaşıyormuşum gibi çarpıyor."

Veyla'nın kaşları kalkarken başını, çenesini Veyla'nın omzuna yaslamış Yıldat'a çevirdi. Birbirlerinin gözlerine yakından baktıklarında Veyla da Yıldat'ı sevmeyi diledi. Dilemek değil, yalvardı. Doğa bir yerlerde Veyla'nın sesini duyuyorsa, bir ömürsüzlüğü eziyet çekerek geçirmemek adına bu adama âşık olmak istedi. Sözleri kulaklarını mutlu ediyordu ama kalbi temkinle uzak tutuyordu.

Yıldat'ın gözleri yavaşça kapanırken kadının dudaklarına uzandı. "Seni bir canavarsan bile seviyorum."

Oysa Veyla, onu canavarlıktan kurtarsın ister gibiydi. Bunu istediğine inanamıyordu. Tüm hayatını bu sayede yaşamaya devam edilebilir kılmıştı. Gerçi o kılmamıştı, Amorsus Konsey'i onun için kılmıştı. Onu, ne yaparsa yapsın pişman olmayacağı bir canavara çevirmişlerdi. Veyla minnettar bile sayılabilirdi. Böylelikle acıları son bulmuştu. Her şeyden bu sayede en az hasarla kurtulmuştu. Canavarların gazabına uğramamak için bir canavara dönüşmüştü. Sahip olmadığı anılar yüzünden hala Amorsus Konsey'ini suçlayamıyordu. O anılar olmadığında senelerini hissiz bir kadın olarak yaşamıştı ve şu an o zamanlardan gezegenlerce uzak hissediyordu. Artık bir şeyler hissediyordu. Üzülür gibi hissediyordu, kızgın gibi hissediyordu. Mutlu gibi hissettiği anlar bile oluyordu. Anılarını tam olarak hatırlamasa da yeni anılar kazandıkça, bu hisler de beraberinde geliyordu ve belki de kendi kendisine gidip onu yeniden düzeltmelerini istemeliydi. Bozuluyordu. Bozuluyordu ve bu garip hislerle yüzleşmek ya da daha fazlasıyla baş etmek istemiyordu ama bir yanı da... Bu hislerin altında kalmayacağı biri olmak istiyordu. Bir canavar olmaya devam ederken bu zordu ama eğer... Eğer böyle olmazsa... Biri ya da bir şey eğer ona böyle değilmiş gibi hissettirebilirse... Belki de bazı hisler onu bu kadar ezmezdi. Yıldat ise o böyleyken bile sorun etmeyeceğini söylüyordu. Hatta böyle olmadığına inandırma çabası bile yoktu. Canavar olduğunu düşünüyordu, sadece yine de seviyordu.

Veyla'nın ihtiyaç duyduğunu düşündüğü bu olmasa bile bu ilgiden bile yıllardır mahrum olduğu için Yıldat'a karşı koymadı. Adam onu öpmeye başladığında karşılık vermeye bile çalıştı. Bir yandan nefesini korkuyla tutarken bu zordu ama dudaklarının hareketlendiği hisseden Yıldat için tüm umutlar doğarken elini kadının yanağına getirdi ve üstüne doğru eğilmeye devam etti. Veyla'nın sırtı pürüzlü taşlara değerken Yıldat da kadının üstündeki yerini aldı. Vücudunu kadının vücuduna değdirmemeye gayret ediyor, Veyla'nın bedeninin yanında taşa yaslı eliyle destek alıyordu.

Gölge sonuca ermeyen bir tartışmadan terasına çıkarken Valdris peşinden geliyordu. Çoğunluk bu saldırıyı Veyla'nın yapmadığını düşünüyordu. Gölge de Veyla'nın yapmadığını, hatta ne sebeple bilinmez halkını da koruduğunu düşünüyordu ama emin değildi. Veyla yapmadıysa, aralarına yeni kimseyi almadığı şehrinde yıllardır sinsice bekleyen hain ya da hainler kimdi?

"Sadece suçu Veyla'ya atarak gizlenip ortalığı daha da mı karıştırmaya çalışıyorlar yoksa sizi birbirinize düşürmek mi istiyorlar, onu anlayamadım."

Gölge "Bizi?" diye sorarken terasın korkuluklarına varmış, ellerini demirlere yaslamıştı. Valdris "Veyla ile seni." derken Gölge, alt katın geniş arka terasını çevreleyen yarım taş duvarların üstünde, neredeyse sevişen Veyla ile Yıldat'a baktı. Yıldat, kadının üstündeydi. Vücutları arasında mesafe vardı ama arkalarından gördüğü ve başlarının hareketlerinden anladığı kadarıyla öpüşüyorlardı. Yıldat'ın kafası dolayısıyla Veyla'nın yüzünü göremiyordu ama ikisinin de kalbi deli gibi çarpıyordu. Heyecanlarına kapılıp sevişmelerini derinleştirirlerse, okyanusa düşebilirlerdi ve ikisine de bir şey olmayacak olsa bile Gölge okyanusa düşmelerini diledi.

"Yıldat ciddi olabilir."

Gölge, "Yıldat kimseyi kendinden fazla sevemez." dedi.

Valdris "Emin misin?" diye sorduğunda Gölge bakışlarını Valdris'e çevirirken sessiz bir şekilde burnundan güldü. Oldukça acı bir şekilde deneyimlemişti. Ailesine bile kendisi için ihanet eden bir adam, birkaç aydır tanıdığı Veyla için bu kadarını göze almazdı. Gölge'nin hala ve hala kardeşine zaaf duyduğunu bildiğinden rest çekiyordu.

"Veyla'nın da çok sevilesi bir mahlûk olmadığı düşünüldüğünde, Yıldat rest çekiyor işte."

Valdris Veylalara bakmaya devam ederken "O kadar da korkunç değil." diye düşüncesini dile getirdiğinde Gölge'nin çenesi kasıldı. Valdris, özellikle de Gölge'nin ters bakışlarını fark ettiği için biraz çekingen olsa da "Bugün orada olmasaydı, daha fazlası ölecekti." dedi.

Gölge, "Bugün orada olmasaydı, belki de patlama bile olmayacaktı." diyerek başka bir ihtimali hatırlattı. İyi bir ihtimale inanmayı ısrarla reddediyordu. İnanmak istemiyordu. O kadında iyi hiçbir şey yoktu, kalmamıştı ya da hiç olmamıştı. Valdris bakmaya devam ettiğinde Gölge düşüncelerini dile getirmeye devam etti. "İlgisi olmasa bile her şey o geldikten sonra başladı. Hain o değilse bile, asıl hain onun varlığını lehine kullanarak tüm bunları yapıyor."

Valdris, "Ve bu Veyla'yı suçlu yapmaz." dediğinde Gölge burnundan solurken Valdris ile göz göze kaldıkları birkaç saniyenin ardından Valdris'in kaşları kalktı ve dudakları kıvrıldı. "Beni her zaman doğruları söylemem için yanında tutuyorsun."

Gölge, "Hayır seni arada Thal ve Yıldat'ın sinirini bozacak şerefsizce cümleler kurabildiğin için tutuyorum." diye alay etti. "Ayrıca, daha zeki olduğunu sanırdım. Uğursuz kelebeğe çok çabuk kanıyorsun."

Valdris gergin bir nefes alıp verdikten sonra hafifçe yüzünü buruşturup "Beni Uğultu'nun midesine yollamayacaksan, bir şey söyleyebilir miyim?" diye sordu.

Gölge "Söz veremem." dediğinde Valdris nefesiyle yanaklarını şişirerek cesaret topladığı birkaç saniyenin ardından "Ben de adaletine ve merhametine, nefretinin bile gölge düşüremediğini düşünürdüm." dedi.

Gölge'nin kaşları kalkarken Valdris tedirgin bir şekilde sırıtıp eliyle kapıyı gösterdi. "Gidip Uğultu'yu hazırlattırayım mı?" dedikten sonra sıkkın bir şekilde "Benim için." diye ekledi. Gölge gerginliği dolayısıyla hareketli nefes alış verişleri ve belirginleşen boyun damarları eşliğinde baktığı bir sürenin ardından "Yanılmışsın." diye itiraf etti. "Düşürüyor." dedikten sonra Veylalara doğru döndü. "O kadın söz konusu olduğunda, bu hep böyle olacak."

"Yani... Ne yapacaksın?"

"En iyi bildiğim şeyi." derken mavi gözleri büyüyle ışıldamaya başladı. En iyi bildiği şeyi yapacaktı. Öfkesini, suçsuz bile olsa Veyla'dan çıkaracaktı. Şu an suçsuz olabilirdi ama bugüne kadar yüzlerce, binlerce şeyde suçluydu ve bedelini Gölge'nin hiçbir acımasızlığıyla ödeyemezdi.

Yıldat, Veyla'yı, kadının da belli belirsiz karşılık verişleriyle öpmeye devam ederken vücudunda Gölge'nin büyüsünü hissetmeye başladığında yüzü buruşurken hafifçe geri çekildi. Veyla'nın hiç kapatmadığı gözleri ile göz göze geldiğinde kadının kıpkırmızı kesildiğini fark etti. Heyecandan olmasını dilerdi ama zar zor nefes alacağı kadar kasıldığını biliyordu. Bir gün alışmasını istiyordu ama şu an daha büyük bir derdi vardı. Veyla, adamın vücudunda gezen mavi ışıltılara baktı. Gölge, yönlendirdiği büyüsünü biraz daha güçlendirdiğinde Yıldat acıyla inleyerek destek alan ellerindeki güçten yoksun kaldı ve Veyla'nın vücuduna devrildi. Veyla temasları sebebiyle üstündeki donakalmışlık hissi yüzünden Yıldat'ı tutmakta gecikti ama denemişti. Geç kaldığı için adamın vücudu okyanusa düştü. Veyla hızla doğrulurken önce okyanusa, sonra odasının terasındaki Gölge'ye baktı.

Gölge'ye öfkeyle "Ne yapıyorsun?"  dedikten sonra büyüsüyle okyanusun altındaki Yıldat'a ulaştı. Yıldat'ı okyanusun üstüne geri çekerken ara ara omzunun ardından Gölge'ye bakıyordu. Adam ise, büyüsünü sürdürmemişti. Mavi gözlerindeki büyü ışıltısı sönmüştü. Belli ki sadece canı okyanusa düşürmek çekmişti.

Gölge "Hazırlanın, gidiyoruz." dedikten sonra ardına dönüp ilerlemeye başladığında gittikçe Veyla'nın görüş alanından eksildi. Veyla "Nereye?" diye bağırdığında Gölge cevap vermedi. Veyla ile Valdris göz gözeyken Valdris 'bilmiyorum' der gibi hafifçe omuz silkti. Veyla sinirle nefesini üfledikten sonra suyun üstüne çıkan Yıldat'a elini uzattı.

Yıldat buz gibi suyun içinde kendisine gelmeye çalışırken başını hızla iki yana salladı ve saçlarındaki su taneleri etrafa saçıldı. Abisinin büyüsünü beyninin içinde bile zonklayarak hissetmişti. Büyüsünü biraz daha yönlendirse, yeniden canlanana kadar bir kez daha ölümü tadacaktı. Gözlerini araladığında Veyla'nın ona uzattığı eline baktı. Vücudundaki acı hızla giderken gülümsedi.

Veyla'nın elini tutarken Yıldat gülerek "Su çok güzel, gelsene." dediğinde Veyla kızar gibi baktı ve adama "Gel hadi." dedi.

"Sen gel hadi." deyip kadını suya çektiğinde Veyla vücuduna çarpan soğuk suyla neredeyse çığlık atacakken diğer eliyle Yıldat'ı ittirdi. "Ne yapıyorsun?"

"Krizi fırsata çeviriyorum."

Veyla "Ne?" demeye kalmadan Yıldat suda yaklaşıp onu yeniden öpmeye başladı. Veyla kaşları çatılı bir halde kalakalsa da ittirmedi. Yıldat'ın bir kolu kadının beline dolanırken diğer elinin ve bacaklarının da yardımıyla kadının üstüne doğru suda hareketlendiğinde Veyla da geriledi. Veyla'nın sırtı malikânenin temelindeki betona değerken Yıldat da tüm vücudunu yaslamasa da Veyla'nın yakınında durdu. Biraz önceki kadının karşılık verme çabası ve elini uzatması onu cesaretlendirmişti. Veyla yeniden karşılık vermeye çalıştı ama ellerini adama temas etmeyerek suda tutuyordu. Birkaç saniyenin ardından geri çekilmek istediğinde Yıldat da uyum sağlayarak hafifçe geri çekildi.

"Fazla mı geldi?"

Veyla, "Çok soğuk." diye cevap verdiğinde Yıldat kaşlarını kaldırıp sırıttı. Veyla da sırıtarak "Biraz da fazla geldi." dedi. Biraz önce dakikalar boyunca öpüşmüşlerdi ve şimdilik bu kadar gelişme yeterliydi. Veyla da belli belirsiz bile olsa karşılık vermeye çalışmıştı. Elinden bu kadarı geliyordu.

Yıldat güldü. "Bu hızla gidersek üç sene sonra çocuk yapabiliyoruz." dedikten sonra elini kaldırıp Veyla'ya "Çak." dedi. Veyla da gülerek Yıldat'ın eline çaktı. Alaylı bir neşeyle "Harika bir haber!" dedi.

Gölge, Valdris'e gergin bir şekilde "Nerede kaldılar?" diye sorunca Ash, yüzünü buruşturdu. "Öpüşme seslerini duyduktan sonra dinlemeyi bıraktım. Hazır düşmüşken okyanus fantezisi yapıyorlar sanırım."

Gölge, öfkeli bakışlarını Ash'ten alıp yeniden Valdris'e baktığında Valdris "Hemen hallediyorum." diyerek terasa yöneldi. Gölge dudağını yalayarak ıslattıktan sonra sıkkın bir nefes alıp kendi voltriderına yöneldi. Öfkesi durmadan artıyordu ve bu kadar öfkeyle nasıl baş edebileceğini bilmiyordu. Gölge hayatı boyunca ya Veyla yüzünden ya da Veyla ile bağlantılı bir şekilde zarar görüp dururken kadının hayatına keyifle devam etmesine ve yetmezmiş gibi mutlu olmasına katlanamıyordu.

Mutsuz olsun istiyordu. O da, en az Gölge kadar mutsuz olmalıydı.

**

Veyla sıkkınlıkla inledi. "Yine mi burası? Başka sik sok taşlar da mı varmış? Niye baştan söylemiyor ki? O Terra'yı Saltar'a vermelisin. Bize zarar vereceğine, Saltar'ı yanlış yönlendirsin."

Gölge, "Taş toplamaya gelmedik." dediğinde Veyla etrafına baktı. "Siyah ölüm kaplı bir okyanusun derinliklerine sohbet etmeye mi geldik?"

Gölge, "Sayılır." dediğinde Veyla su altı mağarasının kaygan duvarına yaslanırken alayla "Bence meyveli calin de üretilmeli." dedi. Gölge bakmayı sürdürdüğünde hafifçe omuz silkti. "Sohbet için konu açıyorum."

Gölge bıkmış bir nefes alıp verdiğinde Veyla da gözlerini devirerek kaçırdı. Veyla da sohbet etmeye çok meraklı değildi ama gece vakti onları alıp buraya getiriyorsa ve taş da toplamayacaklarsa ne halt yemeye buradalardı, anlayamıyordu. Buraya daha önce de gelmişlerdi ve daha fazla taş ihtimali mevcutsa, neden Terraların o zaman haber vermediğini anlayamamıştı. Kaldı ki son haftalarda, Gölge'ye katlanması iyice zorlaşmıştı ve gerekmedikçe aynı ortam içerisinde bulunmak istemiyordu. Bir yandan da Gölge ile yan yana olduklarında hatırladıklarıyla gördükleri arasında bazı çelişkilere dair düşüncelere dalıyordu ve başının ağrımasından yorulmuş olduğundan uzak durmak istiyordu.

Gölge "Ben daha iyi bir konu açacağım." dediğinde Veyla kaşlarını kaldırdı. Yıldat da Veyla'nın yanına geçtikten sonra kolunu kadına kaldırdığında Veyla bir saniyelik gecikmenin ardından adamın kolunun altına girdi. Gölge gözlerini kardeşi ve düşmanı arasında gezdirirken tam karşılarındaydı. Başını hafifçe sağa yatırıp kısılan gözleri eşliğinde dudakları kıvrıldı.

"Sizinle bir oyun oynayacağız."

Veyla, "Aptal resimler çizen çocuklarla fazla vakit geçiriyorsun." dediğinde Yıldat, abisinin neyin peşinde olduğunu fark ettiği için gerilmeye başlamıştı. Her zamanki gibi, blöfünü görmüş, üstüne gidecekti. Yıldat'a kim olduğunu yeniden hatırlatacaktı. Gölge Kral, başkaldıranlara bunu yapardı. Kim olduğunu, hatırlatırdı.

"İkinizden birini siyah ölümle kaplı okyanusun derinliklerine göndereceğim."

Veyla dudağını büzdükten sonra "Bu pek çocukça bir oyun değil." diye sızlandı ve bakışlarını okyanusa çevirdi. Şimdi, daha öncesinde de geldikleri ve Valdrislerin voltriderlarında bekledikleri o aradalardı. Tek fark, bu sefer Valdrisler yoktu. Sadece üçü gelmişti.

"Ve diğeri sonsuz bir ölüm döngüsünden sevdiğini kurtarmaya çalışacak."

Yıldat gergin bir şekilde "Şehrinde hainler dolaşıyor ve sen kardeşinle mi savaşıyorsun?" diye sordu. Gölge ellerini deri ceketinin ceplerine yerleştirirken hafifçe başını 'Evet' der gibi salladı ve gözlerini yavaşça kapatıp açtı.

"Çünkü ben dışarıdaki düşmanları her zaman yenerim ama içerde olmalarına asla müsaade etmem."

Yıldat, "Bana vadedilen kadına bir şey olmasını istemediğim için sana düşman mı oluyorum?" diye sordu.

Gölge'nin dudakları kıvrılırken "Bana vadedildi." diye hatırlattı. Yıldat'ın kaşları kalkıp yeniden inerken vücudu rahatsızlık hissine bulandı. Daha önce de Yıldat'ı Veyla'nın yeniden kendisine vadedilmesini sağlayabileceğine dair tehdit etmişti.

"Ben ise küçük kardeşime hediye ettim."

Veyla Yıldat'ın kolunun altından çıkıp yüzünü ovuşturarak bulunduğu alanda volta atarken sakin olmaya çalışan nefesler alıp veriyordu. Okyanusun neredeyse dibindelerdi. Gölge'nin büyüsüne karşı bir insanmış gibi güçsüz düşüyordu. Burada onunla savaşırsa, kaybederdi ve gerçekten sonsuz bir ölüm döngüsüne hapsolurdu ama Gölge de kadının kanını kaynatacak cümleler kuruyor, kuyruğuna basıyordu.

"Çok merak ediyorum Veyla buraya benim karım olmak üzere gelmiş olsaydı da..." deyip işaret parmağını alayla ikisinin arasında gezdirdi. "... tanıştıktan sonra böyle tatlı tatlı birbirinizi sevebilecek miydiniz?"

Veyla ellerini yüzünden çekip adama dönerken "Siyah ölümlü bir okyanusta hapsolmuşum gibi seninle sürdürdüğüm bir evliliğe hapsolacaktım. Tek fark," dedikten sonra alayla gülümsedi. "Seninle evli olmak daha can sıkıcı olacaktı."

Veyla, ellerini yüzüyle ovuştururken söylediklerine ve hareketlerine dikkat etmek üzere kendisine yüzlerce uyarıda bulunmuştu ama işte! Konuşmak üzere Gölge'nin gözlerine baktığı an tükürürmüş gibi nefretini kusmaktan geri duramamıştı.

Gölge, Veyla'ya bakarken gözlerinin aksine sakin ama daha korkutucu bir şekilde "Belki de okyanusu boş vermeliyim." dediğinde Yıldat sıkkın bir nefes alıp "Ne istiyorsun?" diye sordu. Böyle bir şey olmasını asla istemezdi, Veyla ile kendisi evlenecekti. Gölge'nin sınırsız öfkesinin onu böyle bir adım atmaya yönlendirmesini istemiyordu. İstese evet, yapabilirdi. Veyla'nın yeniden kendisine vadedilmesini sağlayabilirdi.

"Bu aptal, samimiyetsiz sevgi gösterisine son vermenizi ve..." dedikten sonra kardeşine baktı. "... yapamayacağın sik sik cümleler kurmayı bırakmanı."

Yıldat'ın dudakları aralanıp yeniden kapanırken ne söylese abisinin öfkesini kontrol altına alabileceğini tartıyordu. Restini sürdürmeli ve son ana kadar abisinin göze alamayacağına mı tutunmalıydı yoksa geri adım atıp kazanmasına ve haliyle öfkesinin azalmasına müsaade mi etmeliydi? Ama geri çekilirse restinden de dönmüş olacaktı ve Gölge'nin keyfi eylemleri sürecekti.

Yıldat rest çekmeden güvenli bir cümle kurmaya çalıştı. "Veyla'nın zarar görmesini istemiyorum."

Gölge, "Buna bir itirazım yok." dediğinde Yıldat'ın kaşları kalktı. Gölge alayla gülüp "Böyle düşünüyor olabilirsin." dedi. "Asla değmeyecek bir kadın söz konusu olduğu için bu oldukça aptal ve sikik bir düşünce ama yine de saygı duyuyorum."

Gerçekten böyle düşündüğünü ve Veyla için endişe ettiğini de görebiliyordu ama daha fazlasını yapamazdı. Veyla'yı seviyordu, gözü kara bir aşka düşmemişti. Çektiği rest gibi Veyla için daha fazlasını göze alamazdı. Alabilirmiş gibi davranıp Gölge'nin önünde bir taş olarak durmayı bırakmalıydı yoksa kardeşini yolundan çıkartmak zorunda kalacaktı.

Veyla, Gölge saygı duyduğunu iddia etse de sövüp saydığından "Neyse ki..." diye söylendi.

Gölge, Veyla'yı es geçip Yıldat ile konuşmaya devam etti. "Hatta daha da aptal ve sikik hatta üstüne üstlük sokuk bir şey olsa da gerçekten seviyor olabilirsin ama kendinden çok sevmiyorsun." dedikten sonra sırıttı ama sadece Yıldat imalı, acı dolu bir sırıtış olduğunu anlayabilirdi. "Sen kimseyi kendinden çok sevemezsin."

Oysa Gölge, severdi. Sevmişti. Gözü kara bir aşk misali, kendinden vazgeçebilecek kadar sevmişti.

Yıldat, bakmayı sürdürdüğünde Gölge bakışlarını Veyla'ya çevirdi. "Sana gelince... Yıldat için şu suya girmeyeceğine eminim. Sen de seviyor olsan bile bu bozuk kalbinle ne kadar sevebilirsin ki?"

Veyla, "O zaman Yıldat'ı yolla ve dene." dedi. Veyla, Gölge'nin suya Yıldat'ı göndermesini ve kurtarıp kurtarmayacağına ya da kurtarmak için kendisini ne kadar zorlayacağına bakacağı kişinin de kendisi olmasını istiyordu. Yıldat, Veyla kadar güçlü bir Xalia değildi. Siyah ölümün bulandığı suyun altına Veyla gönderilirse ve Yıldat gerçekten kurtarmaya çalışırsa ikisi de sonsuz bir ölüme hapsolabilirlerdi. Gölge belki kardeşini kurtarırdı ama Veyla bilemiyordu. Hatırladığı son anıdan ve Gölge'nin nasıl bir canavar olduğunu bir kez daha gördükten sonra yapabileceklerinin sınırının olmadığını düşünüyordu. Belki de canını sıkıp duran kardeşinden kurtulma vaktinin geldiğini düşünüyordu. Veyla Yıldat'ı tehlikeye atmak istemiyordu. Hem planları için ona ihtiyacı vardı hem de... Sanıyordu ki, ona değer vermeye başlamıştı.

Gölge, gözlerini kardeşine çevirdi. "Sence çok sevgili sikik kardeşim? Sence suyun altına kim gitmeli?"

Yıldat, "Beni gönder." dediğinde Veyla'nın bakışları Yıldat'a döndü. Yıldat da aynı şeyi düşünüyordu. Veyla'nın kendisi için suya dalacağını düşünmeye başlamıştı. Öyle olmasa bile abisinin kendisinden o kadar da vazgeçemeyeceğini düşünüyordu. Bir süre sonra kurtarırdı. Gerçi okyanusun derinliklerine dalıp dururken belli bir noktadan sonra Gölge'nin gücü ve teknolojisi bile Yıldat'ın yeniden bulunup kurtarılmasını sağlamayabilirdi.

Gölge ellerini birbirine kavuşturup sırıtarak Veylalara yaklaştı. Ellerini birbirinden çözdükten sonra işaret parmağını aralarında gezdirerek bir Terra tekerlemesi dile getirmeye başladı. Ne var ki, oldukça değiştirerek dile getiriyordu. Terralar sevgi ve terbiye doluydu, böyle bir tekerleme yapmazlardı. "Gün doğdu. Gün ışığı ve orospu çocukları doğayı doldurdu. Küçük luna koşarken, sikik Yıldat ne yaptı?" dediğinde işaret parmağı Yıldat'ın üstündeyken tekerleme son bulmuştu. Veyla ile Yıldat rahatlarken Gölge kaşlarını kaldırıp indirdi ve tekerlemeye devam etti. Veyla sıkıntıyla inlerken Yıldat da yanağını kemirmeye başladı. "Orospu çocuklarının önünde bayrak salladı."

Yeniden Yıldat'ta bitmesine rağmen "Dı, dı, dı." diyerek uzatmaya başladı ve "Sikik Yıldat." diyerek tekerlemeyi sonlandırdı. Veyla, Gölge'nin kendisine çevirdiği işaret parmağına bakarken "Bana biraz hile gibi geldi." dedi. Gölge yaklaşıp kadının bileğinden tutarak çekerken "Bana da okyanusun dibini boylayacaksın gibi geldi." dedi. Yıldat kadını tutup geri çekmeye çalışırken "Gölge!" diye seslendi. "Bana ders vermek için yapıyorsun. Veyla'nın ne bugün olanlarla ne de benim sana söylediklerimle bir alakası yok."

Gölge'nin sürüklediği Veyla "Yıldat seninle bir alakası yok." diye sızlandı. Gölge'nin öfkesinin asıl sebebi, Veyla'ydı. Ona söyledikleri adamı bu hale getirmişti. Her zaman nefret doluydu ama artık alayıyla gizlemiyordu.

Gölge, duraksayıp Veyla'yı çekmeye çalışan kardeşine döndü. Yıldat'ın omzundan ittirdikten sonra adam yeniden yaklaşacağı sırada büyüsü vücudundan yayılıp da Yıldat'a ulaşırken "Geri bas!" diye bağırdı. Yıldat çarparak düştüğü duvardan acıyla inleyerek kalktı. "Canımı sıkarsan ikinizi de okyanusun dibine yollarım ve orada oturup sizi kurtarmak için motive olmamı beklersiniz." deyip alayla sırıtarak tek kaşını kaldırdı. "Sizce tahtımda oturup meyvemi yer ve içkimi yudumlarken önümde dans eden kadınlardan birinin kıvrımlı vücudunda sizi hatırlayıp 'Dur şunları bir kurtarıp geleyim.' demem kaç yılımı alır?" dedikten sonra Veyla'ya baktı. "Ya da bir gün öyle bir şey olur mu?"

Yıldat sinirle inlerken geri çekildi. Veyla elini çekmeye çalışırken "Bırak, tamam." dedi. Adamın temas etmesini hiç olmadığı kadar istemiyordu. Çıplak eli, kadının ceketinin açıkta bıraktığı bileğini tutarken adamın artık Veyla için tanıdık bir hale gelen vücut sıcaklığından bile nefret ediyordu. Veyla kadının elini çekmesine izin vermezken uzaklaşan vücudunu kendisine çekti. Vücutları birbirine çarparken kadının yüzüne doğru "Rahat dur!" diye bağırdı.

Veyla'nın çenesi kasılırken "Bu kadar ağır mı geldi?" diye sordu. Göz gözelerken Veyla kaşlarını kaldırdı. "Canavar olduğunu duymak?"

Gölge'nin göz bebekleri büyürken "Sana aklına bile gelmeyecek şeyler yapabilirim." diye adeta soludu.

Veyla, "Ve nasıl bir canavar olduğunu biraz daha görürüm." dedi.

Yıldat, Gölge'yi daha fazla sinirlendirmemesi gerektiğini bildiği için "Veyla!" diye uyardığında Veyla biraz önce Gölge'nin bileğini tutup çekmesi dolayısıyla dip dibelerken o mesafeden adamın gözlerine bakmayı sürdürüyordu.

Gölge'nin gözleri öfkesi dolayısıyla yeniden kontrolünden çıkmak üzere olan büyüsüyle ışıldadı. "Eğer canavar olduğumu düşünüyorsan seni şaşırtmamak için her şeyi yapacağıma emin olabilirsin siktiğimin kelebeği." dediğinde Veyla başını onaylar şekilde salladı. "Elinden geleni ardına koyma." dedikten sonra alayla sırıtarak ekledi. "Ayrıca öyle düşünmüyorum, öyle olduğunu biliyorum. Sen o şimdi resmini çizen çocuklar gibi nicesini kahkahalarla öldürdün. Seni sevmelerini, sana saygı duymalarını hak etmiyorsun siktiğimin Kral'ı."

Cümlesi bittiği gibi büyüsünü yönlendirip güçsüz düşürdüğü Veyla'nın kalbine bir doğal taş bıçağı sapladı. Gölge'nin büyüsü yüzünden acıyla kıvranan vücudunda kalbine bir de doğal taş kazığı saplandığı için sırıtışı yavaşça silindi. Dudakları aralansa da nefes alamazken gözleri kararmaya başladı. Gölge sıra ile birbirlerine öldürmek için çeşitli doğal taşları denemelerini kastederek "Sıra bendeydi." dedi ve bu taşın Veyla'yı öldürebilmesini diledi. Öyle öfkeliydi ki kadına ihtiyacı olup olmamasını şu an önemsemiyordu. Ölmeliydi ve Gölge bu öfkeden kurtulmalıydı.

Veyla'nın hareketsiz kalan vücudunu okyanusa doğru bırakırken "Ve ben kahkaha atmam." dedi fakat Veyla'nın çok duyabildiği söylenemezdi. Vücudu okyanusa düştüğü gibi Gölge kadının ayak bileğinden tutarak hafifçe zemine çekti ve voltriderından aldığı ağırlığın zincirini bağladı.

Yıldat yanına varırken telaşlı gözleri Veyla ile Gölge arasında geziniyordu. Gölge büyüsünü yönlendirmeyi sürdürdüğü için Veyla güç bulup da kalbinden bıçağı çıkartamıyordu. Siyah ölüm kadının teninin önce kızarmasına sonra da karanlığa bulanmasını sağlarken Yıldat, "Gölge, yapma!" dedi.

Gölge, Veyla'yı ağırlığı ile birlikte yeniden suya ittirdi. Yıldat peşinden atlamaya kalkıştığında Gölge büyüsünü yönlendirerek engel oldu. Yıldat acıyla inleyerek dizlerinin üstünde çökerken Gölge adamın ayak bileğine de ağırlık bağladı. Veyla'nınki kadar ağır değildi ama Yıldat'ın hareket alanını ve Veyla'yı ve hatta vazgeçerse bile kendisini kurtarmasını zorlaştıracak bir ağırlıktı. Gölgekadının vücudunun yeterince batmasını bekledi. Ardından sırıtarak voltriderındaki kesici bir aleti Yıldat'a uzattı ve büyüsünü Yıldat'a yönlendirmeyi bıraktı. Yıldat kendisine gelmeye çalışarak ayaklanırken Gölge "Ya şimdi bu aletsiz atla ya da bir dakika daha bekleyip bu alet ile atla. Yapabiliyorsan onu kurtarabilirsin ama sudan çıktığın gibi bir daha girme şansını kaybedersin." dedi.

Eğer aletsiz atlarsa bir an önce gittiği için Veyla'yı bulma şansı artardı ama kendisine de bir ağırlık bağlı olduğundan kendisini kurtarma şansı azalırdı.

Yıldat elleriyle yüzünü ovuşturduktan sonra kadına büyüsünü yönlendirmeye devam eden abisinin kolunu tuttu. "Yapma!"

Gölge suyu izlemeye devam ederken "Âşıksan, kurtarırsın." dedi. "Ya da onunla sonsuza kadar ölürsün."

Yıldat, "Onu seviyorum!" diye çaresizlikle inlediğinde Gölge hafifçe omuz silkti. "Aşk başka bir şeydir."

Yıldat, saçlarını çekiştirip "Ona âşık oluyorum!" dediğinde Gölge başını onaylamaz bir şekilde salladı. "Nasıl ki herkes şimşekler çakamaz, herkes âşık da olamaz."

Yıldat, kızaran gözleriyle "Bana inanmalısın." dediğinde sesi de titremişti. Gölge, göz ucuyla kardeşine bakarken "Sen bana inanmalısın." dedi. "O kadına âşık değilsin. Hoş, olsan bile benim için fark etmezdi."

Azritler âşık olup dururdu ama kayda değer aşklar olmazdı. Her gün bir başkasına âşık olabilirlerdi ve 'aşk' dedikleri heyecanları, cinsel ihtiyaçlarından gelirdi. Gerçek aşk, öyle bir şey değildi.

Yıldat ellerini iki yanında kaldırıp "Nasıl bundan emin olabilirsin?" diye bağırdı.

Gölge "Çünkü..." diye başladıktan sonra başını kardeşine çevirdi ve sırıttı. "Eğer o benim âşık olduğum kadın olsaydı, bir dakika beklemeyi göze alamazdım."

Yıldat yutkunurken bir şey diyemediğinde Gölge sırıtarak başını onaylar şekilde salladı. "Ve bir dakika geçti."

Yıldat Gölge'nin elinden kesici aleti alıp kendi ağırlığından kurtulduktan sonra hızla suya dönüp atladı. Gölge kollarını göğsünde birleştirip sırıtarak suya bakmaya başladı. Ardını göremiyordu ama sonuçtan emindi. Yıldat, kendisini tehlikeye atmadan sudan geri çıkacaktı.

Birkaç sürenin ardından su hareketlendiğinde Gölge'nin sırıtışı genişledi. Suyun üstüne sadece Yıldat çıktığında hafifçe güldü. "Hoş geldin kardeşim."

Yıldat boğulur gibi nefesler alıp verirken bir yandan da eliyle suyun altını gösteriyordu. Gölge'nin suya atlamasını kasteder gibi hareketler yaparken Gölge'nin tek gayreti kollarını çözmek ve yaklaşan kardeşine elini uzatmak olmuştu.

Ten rengi siyaha dönmüş olan Yıldat, Gölge'nin onu yüzeye çekmesine müsaade etti. Vücudunu kaygan zemine atıp kendisine gelmeye çalışırken Gölge'ye yeniden suyu gösterdi ve güçlükle "Kurtar." dedi.

Gölge, "Oyunun böyle bir seçeneği yok." deyip voltriderına yöneldi. "Ya sen kurtaracaktın, ya da sonsuza kadar orada kalacaktı."

Yıldat'ın ten rengi ve nefes alışverişleri düzelmeye başlarken "Yapma." diye yalvardı. Gölge voltriderına binmeden duraksarken "Eğer onu oradan çıkartırsam, benden bunu istediğine pişman olacaksın." dedi.

Yıldat nefes nefese yeniden "Kurtar lütfen..." dediğinde Gölge, "Ona nasıl canavar olunacağını göstereceğim ve sen de, o da, aramızdaki düşmanlığın bugün burada bitmiş olmasını tercih edecek hale geleceksiniz." dedikten sonra kardeşine döndü. "Eğer bugün onu oradan çıkartırsam, bir gün yeniden canlanmamak üzere onu öldüreceğim."

Yıldat kendisine gelmeye başladığı için doğrulsa da sendeliyordu. Onu, o gün geldiğinde düşüneceği bir tehlike olarak görmek istiyordu. Şu an tek istediği Veyla'nın oradan çıkmasıydı.

"O kadına âşık olmadığın şüphesiz ama biraz bile sevip ona merhamet ediyorsan, bırak ömrünü ölüp yeniden canlanarak bir okyanusta geçirsin. Sana sahip olduğum her şey üstüne yemin ederim oradan çıkarsa onu daha kötü şeyler bekliyor."

"Yeğenine, masum bir bebeğe hamile kalsa bile mi?"

Gölge bu ihtimali hiç düşünmemiş olmasının getirdiği şaşkınlıkla sessiz kalırken Yıldat kaşlarını kaldırdı. "Çünkü korunmadan sevişiyoruz ve bir gün bu olacak."

Gölge, birkaç saniyelik gecikmenin ardından "O güne kadar gerekeni yapmış olacağım." dedi. Yıldat da Gölge'nin gerekeni yapacağı o güne kadar, Veyla ile sınırları aşıp sevişmelerini ve Veyla'nın hamile kalmasını diledi. Öyle olsa bile Gölge'nin ne yapacağı belli olmazdı ama belki de tek kurtuluş buydu.

Gölge, bu ihtimalin varlığıyla Veyla'yı öldürebilirdi ama Azrit kulakları sayesinde Veyla'nın karnında bir kalp atışı daha duyarsa ve bu ihtimalin kesinliğini öğrenirse, ne yapardı bilemiyordu. Annesiz, ailesiz kalmanın ne demek olduğunu biliyordu ve bebek ölmesin diye doğumu beklese bile sonrasında yeğenine bunu yapar mıydı, emin değildi.

"Şimdi onu kurtar ve sonrasını sonra düşünelim."

Gölge, "Bugüne dair ne biliyorsun?" diye sordu.

Yıldat neredeyse adama diz çökecek halde telaşla eğilip bükülürken "Gölge hadi!" dedi. "Gittikçe bulamayacağımız kadar derine batıyor!"

Gölge "Cevap ver!" diye bağırdı. Kardeşi de ihanet etmeye eğilimliydi ve eğer bu saldırıları yapan Veyla ise, Yıldat biliyor olabilirdi.

Yıldat "Hiçbir şey!" dediğinde Gölge isterik bir şekilde güldü ve kaşlarını kaldırdı.

Yıldat "Her şey üstüne yemin ederim!" dedi. "Hiçbir şey bilmiyorum. Veyla'nın yapmadığını düşünüyorum ama gerçekten hiçbir şey bilmiyorum."

Gölge, "Öğreneceksin." dedi. Yıldat'ın kaşları kalktı. "Kulağım hep üstünüzde, gözlerim hep size bakıyor olacak. O kadının niyetini ister yatağında, ister başka yerde öğreneceksin ama bir şekilde öğreneceksin. Ve gelip bana haber vermezsen, yine ihanet edersen, o kadınla beraber sen de öleceksin."

Yıldat yutkunarak başını onaylar şekilde salladığında Gölge suya baktı. Veyla oldukça derinlere batmış olmalıydı. Yıldat'ın tek istediği bir an önce Gölge'nin Veyla'yı kurtarmasıydı. Gölge hala hareketlenmediği için Yıldat, "Abi lütfen." dedi.

Abi, deyişiyle Gölge'nin düşünceli gözleri yeniden Yıldat'a dönerken sıkkın bir nefes aldı. Birkaç saniyenin ardından sinirle inleyerek voltriderına yöneldi. Yıldat'ın suyun üstüne geri dönememesi ihtimaline karşı getirdiği özel kıyafetler ile oksijen başlığını çıkarıp giyinmeye başladı. Yıldat sabırsız yaklaşırken Gölge suya atlamadan önce "Buna pişman olacaksın." dedi. Şimdi değil ama bir gün o kadını kaybedecekti ve o kayba kadar da sevdiği kadının acılar içerisinde kıvranmasını izleyecekti.

Neredeyse on dakika kadar sonra su hareketlenince Yıldat elleri ensesinde stres altında oturduğu yerden kalktı ve suya yaklaştı. Gölge Veyla'nın vücuduyla birlikte suyun üstüne çıktı. Kadının gözleri kapalıydı ve kalbi atmıyordu. Yıldat, Gölge'nin suyun üstüne çıkardığı kadını kaygan yüzeye çektikten sonra kalbindeki kazığı çıkarttı. Yere oturup kadının başını da bacaklarının üstüne çekerken saçlarını, siyaha bürünmüş teninden çekip yüzünü ortaya çıkardı. Gölge de ellerini yüzeye yaslayıp destek alarak suyun üstüne çıktıktan sonra başlığını çıkarttı.

Yıldat, Veyla'nın iyileşmeye başlaması konusunda telaş içerisindeyken dudağının kenarını kemirip duruyordu. Bir eli kadının yanağını tutarken diğer eli kadının omzu ile kolu arasında hareket halindeydi. Endişeyle "Uyanmıyor gibi." dediğinde Gölge voltridera yöneldi ve başlığını koydu.

"Yola çıkacağız."

"Üç voltrider ile geldik. Veyla şu an voltrider sürecek halde değil."

"Uyanınca gelir."

Yıldat "Gölge!" diye bağırdı. "Bu kadar acımasız olma! Veyla uyanmadan hiçbir yere gidemeyiz."

Gölge, "Bana bak siktiğimin kardeşi... "diyerek Yıldat'a yaklaşırken Yıldat, "İyileşmiyor." diyerek kadının tenini gösterdi. Teni düzelmiyor, kalbi yeniden atmaya başlamıyordu. "O doğal taş ya da siyah ölüm... Ya da senin büyün... Onu öldürmüş olamaz, değil mi?"

Gölge sessiz kalırken düşünceli bir şekilde Veyla'ya baktı. Büyüsü öldürmüş olamazdı, Veyla çok daha fazlasına da maruz kalmıştı. Siyah ölüm ise, ilk defa maruz kaldığı bir şey değildi ama doğal taş... Öldürmüş olabilirdi.

Gölge, kadının voltriderındaki çantaya yönelip içindeki kelebeklere baktı. Kelebekler de hareketsiz bir şekilde çantanın içindeydiler. Kaşları kalkarken kardeşine dönmeden önce duraksadı. Kadın gerçekten ölmüş olabilirdi.

Gölge gözlerini sıkıca kapatırken derin bir nefes alıp verdi. Vücudunda huzurun dolaşmasını bekledi. Kalbindeki yangının sönmesini ve kadının ölümüyle birlikte öfkeden de kurtulmayı sabırsızlıkla istedi ve bekledi. Onca karışık duygu arasından seçemediği bir şeyler hissediyordu ama... Huzura erişmiş gibi değildi. Belki de bu öfke, Veyla ölse bile bitmeyecekti.

"Veyla!"

Gölge, hızla ardına döndüğünde Yıldat'ın yüzünün neşelendiğini gördü. Gölge'nin gergin ve sonuç bekleyen vücudu gevşemeye başlarken gözleri kadının düzelmeye başlayan tenine döndü. Ölmemişti.

Gölge'nin hala elinde ve açık duran çantanın içinden kelebekleri de canlanarak Veyla'ya doğru kanat çırpmaya başladılar. Gölge çantayı sinirle voltridera attı ve kelebeklerinin Veyla'nın etrafında uçuşmasını izledi. Belki de kadın öldükçe, kelebekleri de ölüyordu ve hayata dönmesiyle onlar da can buluyordu.

Yıldat, kadının yanağını ve saçlarını severken teninin gittikçe düzelmesini izledi. Kulakları kadının kalp atışlarındaydı ve bunu duyabildiği için kendisini şanslı hissediyordu. Belli ki siyah ölüme uzun süre maruz kaldığı için hayata dönmesi uzun sürmüştü. Veyla'nın gözleri kırpışarak aralandığında ve vücudu sarsılarak öksürmeye başladığında Yıldat rahatlayarak yeniden "Veyla..." diye seslendi. Kadının sarsılan vücudunu, dudaklarından suyu atabilmesi için zemine doğru çevirdi. Veyla yüzünü buruşturarak öksürüp durduğu birkaç dakikanın ardından nefesleri hırıltılı bir şekilde sürse de öksürmesi bittiğinde Yıldat onu yeniden kendisine çevirdi. Kadının kollarından tutarak başını göğsüne yaslamak üzere vücudu hafifçe doğrultu ve kadının sırtına destek vererek kolunu sardı. Böylelikle Veyla yeniden devrilmedi ve başı Yıldat'ın göğsüne yaslı bir şekilde nefes alış verişlerini düzene sokmaya çalıştı. Yıldat'ın da omuzları çökmüştü. Bir süredir stres altında olduğu için ruhu ve vücudu, kadın kadar olmasa da yorulmuş gibi hissediyordu.

Gölge yavaş adımlarla onlara yaklaşırken Veyla ile göz göze geldi. Kadının ancak körlüğünün geçtiği gözleri Gölge'ye bakarken odak buldu. Gölge gergin çenesinin ardında dişlerinin arasından "Ölmedin." dedi. Öldürmeye çalışma sırası Veyla'ya geçmişti ve kelebek, bu taş ile de ölmemişti.

Vücudu tam olarak kendisine gelememiş Veyla sessiz kalırken Yıldat kadının saçlarına sayısız öpücükler bıraktı. Veyla Yıldat'ın temaslarından rahatsız olabilecek kadar bile kendisinde hissetmiyordu. Siyah ölüme uzun süre maruz kalması, onu mahvetmişti ama zihnine geçmişinden bir anıyı da  beraberinde getirmişti. Araladığı gözleri siyah ölüm yüzünden geçici bir süre kör olsa da zihninde göz göze olduğu adama dair bir anıyı izlemişti.

Dosyalarını kapatıp karışık masasının üstünde bırakan Kinix yorgun olduğu için ağrıyan başını ovuşturarak sandalyesinden kalktı. Ardında kalan dolaplardan birine yönelirken bu ilaçları bulduğu için kendisine minnettardı. Artık ağrı kesicilerin tesir etme süresini bir saniyeye kadar düşürmeyi başarmışlardı. Öyle olunca ilacı ağzına attıktan sonra bu korkunç baş ağrısından kurtulması sadece bir saniye sürecekti.

Eli camlı dolabın kulpuna uzanırken camda gördüğü yansıma ile duraksadı. Gözleri irileşirken eli, bileğindeki saatin acil durum düğmesine gitmeye çalıştı ama her şey çabucak gerçekleşti ve Kinixkendi ölümünü yansımasından izleyebildi.

Kinix'in insan vücudu elektrik akımları ile titreyerek Gölge'nin ayaklarının önünde yere yığılırken gözleri hala açıktı ama artık hiçbir şey göremezdi. Sonsuz bir karanlığa karışmıştı. Kim bilir? Belki de Veyla'nın geceleri izleyip durduğu yıldızlardan biri de Kinix'ti. İnsanlar, ölenlerin yıldıza dönüştüğüne inanırdı ve birini kaybedince, sonsuza kadar gittiğini düşünmek yerine buna inanmak istememek mümkün değildi.

Gölge'nin gözleri odanın dört bir yanında olan kameralardan solunda kalanına döndü. Gülümseyerek kameraya bakarken eli sakin ve hatta kibar bir şekilde deri ceketinin iç cebine doğru yol aldı. İç cebinden çıkarttığı siyah gülü kameraya doğru selam verir gibi uzattıktan sonra Kinix'in cesedinin üstüne tuttu. Kameraya bakmaya devam ederken parmakları siyah gülü özgür bıraktı.

Gölge, siyah gülü bırakırken Veyla ile göz gözelerdi. Bu sebeple Veyla, Gölge'nin baktığı yerde bir kamera olduğunu düşünüyordu. Veyla da olay anının görüntüsünü izlemiş olmalıydı çünkü Kinix'in cesedini, başında kimse yokken ama göğsünde bir siyah gül varken gördüğüne emindi. Olay anını kendi gözleriyle görmemiş, sonrasında şahit olmuştu.

Kinix Veyla için bir babaya en çok yakınlaşabilecek tek kişi olmuştu. O ölüm laboratuvarlarında geçirdiği senelerin ardından, Veyla'ya merhamet ederek bakan tek kişiydi. Veyla, Kinix ile olan anılarını tam olarak hatırlayamıyordu ama çocukluğundan beri temas sevmemesine rağmen Kinix'in kendisine sarıldığı anıları anımsıyordu. O anılarda güvende hissettiğini de anımsıyordu. Kinix ile tanışana kadar vücudu ve ruhu çoktan birçok kötü anının sahibi haline gelmişti ama Kinix'in olduğu yılların, diğer yıllardan daha katlanılır olduğunu düşünüyordu. Düşünüyordu, çünkü hiçbir şeyden emin değildi. Ancak küçük bir parça ile hatırladığı anıları bile birbiri ile iç içeydi, karıştırabiliyordu. Her şeyin, Kinix öldükten sonra daha da kötüleştiğini düşünüyordu çünkü onu bu son haline, bir canavara dönüştüren son büyülü gayzer deneyiminde, onu izleyen canavarların hiçbirinin yüzünde Kinix'in sureti yoktu. Eğer öyleyse, o anılarda Kinix çoktan ölmüş olmalıydı.

Gölge Veyla ve Yıldat'ın tepesinde, ayakta dikildi.  Eli ceketine doğru hareketlendi. Veyla, Kinix'in cesedinin gözlerinden tepesinde dikilen Gölge'ye bakar gibi hissetti. Nefesciğerlerine ulaşmakta zorlanırken suyun altında bile bu kadar boğulmuş hissetmiyordu. Gölge ceketinin iç cebinden bir siyah gül çıkartırken eş zamanlı olarak Veyla'nın gözleri gittikçe irileşti. Gözleri Kinix'in cansız bedeninin üstünde gördüğü siyah güle döndüğü gibi irkilirken kalbi korkuyla çarptı ve gözlerini sımsıkı kapattı.

Gölge'nin eli duraksarken kaşları kalktı. Henüz kendisine gelememiş olsa da kadının neden kendisinden korkarmış gibi bir tepki verdiğini anlayamadı. Bunun mümkün olmadığını gösterir onca gözü kara bir şekilde cesur oluşunu kanıtladığı anıya rağmen Veyla'nın kendisinden korkmasını dilerdi, bu birçok şeyi kolaylaştırırdı ama bunu yaparken kadının masum ve hatta mağdur biri gibi gözükeceğini hesaba katmamıştı.

Gözleri güçlükle Veyla'nın tepkisinden alırken siyah gülü kardeşine uzattı. "Bugünü unutma kardeşim."

Yıldat siyah gülü alırken Gölge'ye kızarık gözlerle baktı. Bir gün bu kadını öldürebileceğini görmüştü. Gölge de bunu kanıtlamak ve bir yandan da Veyla'ya eziyet çektirip biraz olsun öfkesini rahatlatmaya çalışmak için bunu yapmıştı. Yıldat anlamıştı, Gölge, Yıldat'ın sevgisine rağmen bu kadını öldürebilirdi. Yıldat'ın kadına âşık olmadığını ya da hiç kimseyi kendisinden fazla da sevemeyeceğini görmüştü. Sadece bebek ihtimalinde emin olamamış gibi bakmıştı.

Veyla dudaklarından titrek bir nefes alırken gözlerini yavaşça araladı ve Gölge'ye baktı. Gölge'nin de gözleri yeniden Veyla'ya döndü. Kadının nefretle bakması Gölge'nin alışık olmadığı bir durum değildi ama bir şey daha vardı. Kadın dağılmış gözüküyordu. Neredeyse kolyesini ondan aldığı günkü kadar dağılmış gözüküyordu. Onu bir gün boyunca siyah ölümle bulanmış olmasa bile okyanusun dibinde tutmuştu. Kadın sayısız defa ölüp dirilmişti ve şimdi on beş, yirmi dakika siyah ölüme maruz kaldığı için mi bu hale gelmişti? Başka bir şey daha olmuş gibiydi ama Gölge cevabı kadının gözlerinde bulamadı.

"Nasıl ki bugün bana engel olamadın..." derken gözlerini Yıldat'a çevirdi. "... o gün geldiğinde de olamayacaksın. Nasıl ki bugün sen de ölmedin..." deyip hafifçe başını onaylar şekilde salladı ve dudakları kıvrıldı. "... o gün de bu kadının peşinden ölmeyeceksin."

Veyla Gölge'ye bakmak istemediği için başını Yıldat'a doğru çevirdi. Hatırladığı anıyı sindirmesi gerekiyordu. Her şey olup bittikten sonra gördüğünde bile hazmetmesi kolay olmamıştı. Şu ana kadar olay anını izlediği video görüntüsünü hatırlamıyordu ama adamın cesedini gördüğünü hatırlıyordu. Dizlerinin üstünde yere düşerken hıçkırarak ağladığını hatırladığı son anı, o güne aitti. Şimdi ise o anıyı yaşamasının sebebi tepesinde dikiliyordu. Videoyu izlediği anları hatırlayınca, sonunu bilmesine rağmen Kinix saatine ulaşmaya çalıştığında kalbinin ne kadar da umutla çarptığını hatırladı. Kinix'in çoktan öldüğünü biliyordu ama o anları izlerken sanki bir anda kapı açılacak, biri Kinix'i kurtaracaktı. Ne çok isterdi... Kinix ölmeseydi belki her şey farklı olabilirdi. Veyla'yı karanlıktan uzak tutan tek kişi ölünce, ona istedikleri her şeyi yapabilmişlerdi. Sadece oradaki diğer bilim adamlarını durdurmaya çalıştığı için değil, hayatta ve bağlı olduğu son kişinin de ölümü, Veyla'nın ruhunu daha savunmasız bir hale getirmişti ve işte. Sonunda zihni ile ruhunu ele geçirip keyiflerince istedikleri renge boyayabilmişlerdi.

Yıldat, kendisine sığınan Veyla'ya kollarını sararken abisine bakmak dışında bir yanıt vermedi. Veyla'nın ona sığındığı ilk anı yaşıyorlardı. Suyun altında çok korkmuş ya da yorulmuş olmalıydı ki, kötü gözüküyordu. Veyla'yı ölümün yormayacağını sanırdı ama kolları arasındaki kadın oldukça yorgundu.

Gölge, sadece birkaç saniyeliğine Yıldat'a sığınan Veyla'ya ve ona sarılan Yıldat'a baktıktan sonra gözlerini onlardan alıp voltriderına yöneldi. Kadın, geri dönülmez bir şekilde kardeşini kandırmıştı. Yıldat onun için ölmezdi ama o ölmesin diye birçok şey yapacağı şüphesizdi. Muhtemelen Gölge'ye bir kere daha ihanet edebilirdi. Gölge bu ihtimalden korkuyordu çünkü bu sefer gerçekten kardeşinden vazgeçmek zorunda kalabilirdi ve bunu hiç istemiyordu. Belki de kadının bu dağılmış hali bile Yıldat'ı etkileme çabasıydı. Masum gözükmeye çalışıyor olmalıydı. Hatta bu halleri ile Gölge'yi bile kandırmaya çalışıyor olabilirdi. Bugün de halkını korumuştu. Yine göz boyama çabası olmalıydı. Kanmam, diye düşündü. Bir anlığına gözü dalsa da kanmayacağına emindi. Kadın, Gölge Kral Karanir'in merhamet ettiğine düşman kesilemeyeceğini öğrenmiş, bu zaafının üstüne gidiyor olmalıydı. Bu ihtimale inanmayı seçip öfkesini harladı. Masum gördüğüne merhamet ederdi evet ama Veyla'yı asla masum göremezdi. Gölge içinden, 'Sana değil' diye düşündü.

Sen kalkıp gezegenin en masum kişisine bile dönüşsen, sana değil...

**

Nasıldıı?

Beğeni ve yorumlarınızı bekliyorum

 

33

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!