🔮 19 ⚡ Canavar
2. KISIM ♛ AMORSUS KELEBEĞİ ♛
🔮 19 ⚡ CANAVAR
**
"Oraya en son gittiğimizde Thal ölüyordu."
Gölge, "Ne güzel günlerdi." diyerek Thal'ın yanından geçtiğinde Thal, bakışları gibi vücuduyla da Gölge'yi takip etti ve "Ben Saltar'a hizmet etmeye karar verdim." diye söylendi.
Gölge, "Tamamdır, gün bitmeden gitmiş ol." dedi. Valdris de Gölge'nin ardından giderken omzunun üstünden Thal'a bakıp "Erkenden haber verdiğin için sağ ol. Hemen yerine yenisini bakarım." dedi.
Thal küfrettiğinde Gölge ile Valdris aynı anda durup sırıtarak Thal'a baktılar. Thal şirince sırıtıp "Valdris'eydi." dediğinde Gölge sırıtışı eşliğinde başını onaylar şekilde sallayarak yürümeye devam etti. Valdris de ilerlerken "Bir ara Kral'ın baş savaşçısına küfür etmenin de idam cezasını gerektirdiğine dair bir kural koyar mısın?" diye dalga geçiyordu.
Veyla, "Evet." diye sızlandı. "Ash bana 'kaltak' deyip duruyor, hiç hoş değil."
Ash, tekli koltuğa yan şekilde oturmuş, bacaklarını koltuğun kol kısmından sarkıtmış halde elindeki cihazla ilgileniyordu. Neye baktığı meçhuldü, Veyla'ya göre Kral'ı kendisine nasıl âşık edeceğine dair Terra iksirleri araştırıyor olabilirdi. Bu fikrini Erya'ya da söylemişti ama bunu söylemek için Erya'yı Ash'in tam ardına kadar çekiştirip öyle söylediğinden, Ash'ten yeni bir 'Kaltak' selamı daha almıştı.
Valdris, Gölge'ye Veyla'yı gösterip alayla "Kendini senin baş savaşçın sanıyor." dediğinde Gölge'nin merdivenlerden çıkmadan önce bakışları Veyla'ya döndü. Bir süre sonra ilk göz göze gelişleriydi. Sabahtan beri bugün çıkılacak işe ve detaylarına dair konuşulmak üzere yan yana gelinip durulmuştu ama birbirlerine bakmaktan ve laf atmaktan kaçınmışlardı. Normalde şu ana kadar yüz kere birbirlerine ya sövmüş ya da alay etmiş olmalılardı ama aralarında bir sessizlik hâkimdi.
Gölge için kadını o halde görmek ve sonrasında meydan okuyarak yakınlaştığı o dakikalar, arzusunu bastırmayı zorlaştırmıştı ve o anın sinir bozucu etkisi geçene kadar kadından uzak durmaya karar vermişti. Veyla içinse o anlar, garipti ve hatırlatan temaslardan kaçınıyordu. Gölge o gün, Veyla'nın kendisini arzulamaya başladığını dile getirmişti ve Veyla sonradan bu cümleyi tekrar, tekrar hatırlamış, her seferinde sesli bir şekilde 'Siktir oradan' demişti. Bir 'Siktir oradan' deyişinde Yıldat da yanındaydı ve uzandığı yatakta doğrulup "Ne yaptım ben şimdi?" diye sitemlenmişti. Veyla da "Hala gitmedin." diye bahane etmişti. Yıldat artık odasında bulunduğu dakikalarda git gide aştığı özgürlük alanının tadını çıkarıyordu. Başlarda yatağın ucuna temkinle oturuyordu ama dün akşam bir 'siktir oradan' almadan hemen önce Veyla'nın yanında uzanıyordu. Birlikte uyumuyorlardı ama uyuyana kadar yatakta yan yana uzanıp sohbet etmişlerdi. Dışarıdan sevgili olduklarına dair şüphe kalmasın diye Yıldat'ın gelip durduğu odada geçirdikleri zaman arttıkça bazı sınırları da kaldırıyorlardı. Yıldat ile dün akşam yeniden öpüşme denemesi yapmışlardı ve Veyla'nın aklına Gölge ile dudaklarının değdiği, temas ettiği anlar geldiği için daha öncekilerden bile daha kötü geçen bir deneme olmuştu.
Veyla o gün duş almak yerine kanlar içerisinde uyumadığı için kendisine sövüyordu. Adam henüz bu konuda Veyla ile uğraşmamış olsa bile kadının bedenini neredeyse çıplak görmüştü. En fazla temas ettiği kişi olması yetmiyormuş gibi karşısında çıplak kaldığı ilk kişi de Gölge olmuştu. Aralarındaki bu garip sessizlik bozulduğunda o güne dair lafların atılacağına da emindi. Veyla da görmüştü... Adamı niye o halde görmüştü ki? Şimdi o kendisini beğenmiş egosunun en azından bir kısmını hak ettiğini anlayabiliyordu. Güzel ve ilgi çekici bir bedene sahipti. O beden ile karşısında durup da herhangi bir kadın Xalia'da arzu hissini uyandırmaması mümkün olmamalıydı ama Veyla direniyordu. Hissettiklerinin arzu değil de her temasta ve buna benzer durumda olduğu gibi korkudan ibaret olduğuna inanıyordu.
Bunun Xalialar için bir anlamı olması gerekmese de Gölge'yi arzulamak istemiyordu ve adamın haksız olduğunu kanıtlamak için her şeyi yapacaktı. Yine de bir bakış teması bile şimdi ikisine de o anları hatırlatmıştı. Gözlerini kaçırmadılar ama yüzlerindeki alaylı sırıtış azalır gibi oldu.
Gölge, konu hakkında yorum yapmak yerine "Birazdan geliriz, hazır olun." dediğinde Veyla gözlerini kaçırdığı için Gölge de konuşmaya başlayan Thal'a döndü. "Ben gelmiyorum o zaman herhalde? Malum düşman tarafa geçiyorum."
Thal alay etse de yüzünü, Gölge'yi başka kadınla gören Ash'in ifadesi bürümüştü. Veyla, aklından geçen bu benzetme boşa gitmesin diye sesli de dile getireceği sırada Veyla'nın sırıtışından, Ash'e bakışından yine sataşacağını anlayan Erya, kadının koluna girerek başka yöne çekti ve Thalların sohbetlerinden uzaklaştılar. "Bak bu atıştırmalıklar yeni geldi."
Veyla, Erya'nın eline tutuşturduğu atıştırmalıklara bakarken sırıttı. "Gölge seni bana hakim ol, diye mi görevlendirdi?"
Erya, gülerek "Yok, o görevi ben edindim." dedikten sonra gözleri atıştırmalıklarda kaldığı için "Hadi, yiyelim." dedi ve bir tanesini kadının elinden geri alıp açmaya başladı. Açtığı paketi Veyla'ya uzattığında Veyla burnunu kırıştırıp onaylamaz sesler çıkarttı. "Canım istemiyor."
Erya, "Garip." diyerek atıştırmalığı dudaklarına götürdü. Bir ısırık aldıktan sonra çiğnemeyi sürdürürken "Koridorda geçerken atıştırmalığa dair konuşsak odanın kapısını açıp elimizdekilerden kendine de pay ediniyorsun, şimdi canın mı çekmiyor?" dedi. Cümlesi bittiği gibi bir ısırık daha aldı. Veyla "Evet. Ne var?" deyip geri kalan atıştırmalıkları da Erya'nın eline tutuşturdu. Vardıkları arka bahçede Erya'nın kolundan çıkıp banka oturdu ve bağdaş kurdu. Hafifçe eğilip yerden bir çiçek kopardıktan sonra doğrulduğu gibi çiçeği yapraklarını ayırmaya başladı. Erya neredeyse boğulacaktı.
"Niye eziyet ediyorsun güzelim çiçeğe?"
Veyla üfleyip "Benden intikam alacak hali yok ya." dedi ve paramparça ettiği çiçeği sağ yanında yere attı. Erya elini çiçeğe doğru uzatıp yeşil ışıltılar sayesinde yeniden parçalarıyla bir araya gelmesini ve canlanmasını sağladı. Çiçek teşekkür ederek el sallar gibi rüzgâr eşliğinde hafifçe sallandı.
Erya da elindeki paketi açılmamış atıştırmalıkları masaya koyup bankın oturak kısmına otururken "Neyin var yine senin?" diye sorup atıştırmalığın son parçasını da ağzına attı. Çöpü bir ağaç dalına uzattı. Gözleri Veyla'nın üstündeyken ağaç dalı onun için çöpü bahçedeki çöp kutusuna kadar taşıdı. Veyla'nın gözleri huzursuz bir şekilde etrafta gezinirken "Yok bir şeyim." dediği gibi Gölge ile göz göze geldi. Üç katlı odasının ilk katında olan terasında Valdris ve birkaç başka savaşçısı ile birlikte bir şeyler konuşuyorlardı. Veyla onları duyamıyordu ama Gölge'nin azrit kulakları duyuyor olmalıydı. Veyla gözlerini Erya'ya çevirip alaylı bir şekilde sırıttı. Sessiz kalmak garipliği kabul etmekti ve normal davranacaktı.
"Gölge mi bir şey yaptı yine?"
Veyla Erya'ya bakarken karşısındaki kadını gerçekten öldürmek istediği ilk anı yaşadı ama neyse ki birkaç saniyeden uzun sürmemişti. Gerçi, Veyla'nın birini öldürmesi için bir saniye yetebiliyordu. Yine de Erya'nın yaşamını sürdürmesine karar verip sırıtışını bozmamaya çalıştı ve Gölge'nin kulaklarının o sıra savaşçılarında olmasını diledi.
"Yıldat nerede diye merak ediyordum. Aklım ondaydı."
Erya'nın kaşları kalktı. İnanmıyor gibi baksa da bozmadı. Veyla'nın biraz önce Gölge'nin odasına doğru baktığını görmüştü. Yine aralarında tatsız bir şey geçmiş olmalıydı. Birbirlerine değer vermiyor olsalar ve hatta nefret ediyor olsalar da birbirlerinin ruh halini değiştirebiliyorlardı.
Bir mırlama duyduklarında sesin geldiği yöne doğru baktılar. Erya neşelenerek ve uzatarak "Aa!" dediğinde Veyla bu tepkinin muhatabına gözleri kısık bir şekilde bakıyordu. Beyaz tüyleri olan dört ayaklı bir luna onlara doğru geliyordu. Vücudu Uğultu'nun patisi büyüklüğündeydi. Beyaz ve sık sıralı tüyleri ışığın altında parlıyor, ipeksi bir dokuya sahipti. Adımları süzülür gibiydi. Gözleri mavinin güzel bir tonuydu. Bulutsuz bir gökyüzü gibiydi. Patileri ve kuyruğu incecikti. Kol, bacak ve kuyruğu olan bir pamuk gibiydi. Küçük, üçgen kulaklarını örten tüyleri de vücut tüyleri gibi hafif esen rüzgârla hareketliydi.
Erya, bir sevgi yumağına döndüğünde kullandığı ince ses tonuyla "Bu ne arıyor burada?" diyerek lunaya doğru hafifçe eğildi ve elini uzattı. Veyla o sıra vücudunu lunaya doğru çevirmiş, sırtını ise bankın masasına yaslamış, yüzünü de olabildiğince kaçırmıştı. Luna ona yaklaştıkça garip bir his de yaklaşıyordu.
Luna Erya'nın eline kadar yaklaşıp küçük pembe burnuyla birkaç kere kokladıktan sonra gözlerini Veyla'ya çevirdi. Dakikalar gibi geçen birkaç saniyeden sonra bir anda Veyla'nın üstüne atladığında Veyla'nın gözleri irileşirken ellerini iki yanında kaldırdı ve hayvanın tüylerinden uzak durmaya çalıştı.
"Ne yapıyor bu küçük canavar ya? Alsana şunu!"
Veyla lunaları sever, en azından nefret etmezdi ama temas sevmezdi. Çoğunlukla da uzaktan severdi. Bazı lunaları sevmek ise çok zordu. O sivri dişleri ve kırmızı gözleriyleyken ya da devasa, tehlikeli vücutlara sahiplerken onlara gülümseyerek baktığınız sırada son gülümsemeniz olabileceğini bilmeliydiniz. Bu luna ise... Tehlikeli gözükmüyordu ama garip bir yeteneği var gibiydi...
Erya gülerek bankta onlara dönerken "Onu sevmeni istiyor! Sevsene..." dedi. Veyla "Kusura bakmasın, canım atıştırmalık istemediği gibi..." derken vücudunu geriletebildiği kadar geriletmiş, gözleriyle lunayı takip ediyordu. Luna, kadının bağdaş kurduğu bacaklarına bir güzel yerleşip bir de ön patilerini kadının göğüslerine doğru kaldırdı. "... herhangi bir şeyi sevmek de istemiyor..." derken Veyla'nın sesi iyice kısılmış, konuşmaları ağırlaşmıştı. Pembe küçük burnu koklamak ister gibi sık nefesler alıp verirken yüzüne kıyasla büyük mavi gözlerle yavaşça açılıp kapanıyordu. "... o yüzden al şu küçük yaratığı..."
Küçük yaratık, başını kadının göğsüne sürterek sevgi beklerken Veyla'nın çatılmış kaşları iyice gevşemiş, kalbi garip bir hisle dolmuştu. Gözleri bu sefer irileşirken "Ne bunun büyüsü? Kişiyi hipnoz edip hareketsiz bir şekilde bırakırken kalbini de sinsice sararak ele geçirip patlatabiliyor mu?" diye sordu. Çünkü hissettikleri tam olarak buydu.
Erya kahkaha atarken "Hiç böyle düşünmemiştim." dedi. Veyla'nın tedirgin gözleri Erya'ya dönerken ellerini hala kucağındaki hayvandan uzak tutmaya çalışıyordu ama elleri ona doğru hareketlenmek istiyordu.
"Ne bu yaratık?"
Erya gülüşünü durdurmaya çalışırken "Sadece..." deyip ellerini iki yanda kaldırdı. "Bir kedi." dedi. "İnsanların hayvanıdır. Normalde buralarda görülmez, buralar onun için pek de yaşanılır değil ama... Sınırsız hayvanlardır, buraya gelen biriyle ya da bir araca takılıp gelmiş olmalı."
Veyla'nın yeniden kaşları çatılırken yüzü de anlayamayarak buruştu. O sıra kedi, patileriyle kadının ilgisini çekmeyi bırakıp kucağına yerleşmişti. Resmen bir yılanmış gibi vücudunu ve patilerini daire şekline sokmuş, başını da karnına yaslamış bir şekilde gözlerini kapatmıştı.
"Büyüsü yok mu yani?"
Erya ellerini kedinin vücuduna getirip tüylerini severken gülümsüyordu. "Kim bilir... Belki de gerçekten büyüsü o söylediğin şeylerdir ama insanların hayvanı olduğuna eminim. Her kişide de o etkiyi oluşturamadığına da eminim."
Veyla gözlerini kediye çevirip sıkkınlıkla nefes aldıktan sonra "Ama ben de büyülendiğime eminim." diye sızlandığında Erya yeniden güldü. Çoğu Xalia'nın büyüsü Veyla'nınkinin karşısında etkisiz, bir hiç kalıyordu ama dört patili bir yaratık, Veyla'nın kalbini ele geçirebilmiş gibi hissettirmişti.
"Sevdin demek ki. Luna hayvanları gibi, insan hayvanları da kişi seçer. Bak geldi, kucağına yattı. Sen de ona 'merhaba' desene. Seni koklarken sana 'merhaba' diyordu."
Veyla gözlerini devirip Erya'yla alay ederek sahte bir sevinçle kucağında yatan kediye el salladı ve "Merhaba." dedikten sonra kediye dokunmasa da ellerini havada kışkışlar gibi sallayıp "Ve elveda. Hadi git şimdi." dedi. Kedi oralı olmadığında Veyla inledi. "Al şunu kucağımdan."
Kedinin yumuşacık tüyleri, Veyla'nın çıplak bacaklarına değiyordu ve bir yandan iyi bir his olmakla beraber bir yandan da rahatsız hissediyordu. "Eldivenin var zaten! Sevmeyi denesene..."
Veyla emin olamayarak baktığında Erya güven verir gibi gözlerini kapatıp açtı. "Patilerinde gizli sivri tırnakları var, dişlerinin de acıtabildiğini duymuştum ama eminim ki bugüne kadar savaştığın şeyler kadar tehlikeli değildir."
Veyla, zarar görmekten çekinmiyordu. Kedi denilen o varlık kalkıp boğazını kesse kötü hissetmezdi ama kalbinde oluşturduğu bu his onu korkutmuştu. Veyla bu hisse pek alışkın olmadığı için tanımlayamamıştı. Erya 'sevdin demek ki' demişti. Sevgiyi uzun yıllar önce tatmıştı ve neye benzediğini hatırlamıyordu.
Veyla eldivenli ellerini hafifçe kediye doğru indirmeye başladı. Elleri yavaştı ama kediye yaklaştıkça dudakları kıvrılıyordu.
"O zaman, gidiyor muyuz?"
Gölge gözlerini Veyla'dan alıp Valdris'e çevirdi. Birkaç saniye bakınca Valdris tekrarlama ihtiyacı hissetti, belli ki duymamıştı. "Gidiyor muyuz? Yıldat'a verdiğin iş de bitmiş. İstersen onu da bekleyelim."
Gölge düşünceli gözükürken yavaşça başını onaylar şekilde salladı ve kısa bir anlığına yeniden Veyla'nın kediyi sevmek üzere oluşuna bakıp ardından terasın odasına açılan kapısına doğru ilerlemeye başladı. Valdris'in de kaşları kalkarken birkaç adımla terasın ucuna yaklaşıp Gölge'nin nereye doğru baktığına baktı. Veyla ile Erya banklarda oturuyordu. Veyla'nın kucağında bir kedi vardı ve sevmek üzere görünüyordu. Gökyüzünde bir voltrider gürültüyle yaklaştığında kadının kucağındaki kedi sıçrayarak ayaklandı ve yere atlayıp hızla kaçmaya başladı. Yıldat'ın voltriderının malikânenin üstünden diğer tarafına, iniş alanına geçerken oluşturduğu rüzgârın altında kalmışlardı. Veyla'nın da elleri havada kalırken dudağını büzüp bakışlarını Erya'ya çevirdi.
"Gördün. Ben deniyordum."
Erya sırıttıktan sonra gözleri kediyi takip etmeye çalıştı ama gözden kaybolmuştu. "Umarım yine gelir. Nixsus sokakları onun için güvenli değil."
Veyla kucağındaki tüy birikintisine bakarken "Gitmiş sayılmaz zaten, yarısını burada bırakmış." diye söylendi. Tüyleri toparlayıp eteğinden atmaya çalışırken tutkalla yapışmış gibi oluşlarına inledi. "Bak! Bedelsiz hiçbir sevgi yok." diyerek ayaklandı.
Erya gülerek "Abartıyorsun." dediğinde Veyla "Üstümü değiştirip geliyorum." diye söylenerek malikâneye yöneldi. Erya, keyifle Veyla'nın ardından baktıktan sonra Gölge'nin terasında Valdris'in kendisine baktığını fark etti ve neşeyle el salladı. Valdris de gülümseyerek el sallarken Veyla malikâneye girmiş, merdivenlerden çıkıyordu.
Odasına yönelirken koridorda, olduğu yöne doğru gelen Gölge ile karşılaştı. İkisi de birbirine bir şey demeden yan yana geçtiler. Gölge ileride bir noktada duraksayıp tam Veyla ile uğraşmak için ardına döneceği sırada merdivenlerden çıkan Yıldat'ı gördü.
Yıldat, "Merhaba, Kral kardeşim." dedikten sonra neşeyle yanından geçip Veyla'ya yöneldi.
"Kardeş olduğumuzu bu kadar hatırlatma."
Yıldat, Kral abisine takılıp kalacağına sevgilisine ilerlemeye devam etti. Veyla da Yıldat'ın sesini duyduğu için duraksayıp o tarafa dönmüştü. Gölge'den bakışlarını alıp yanına varan Yıldat'a baktı.
"Ne bu neşe?"
Yıldat, "Seni özledim..." dedikten sonra kadının çenesinin ucunu tuttu. Kaşları hafifçe kalktığında Veyla reddeden herhangi bir davranışta bulunmadığı için eğilip kadının dudaklarına küçük bir öpücük bıraktı. "... ve kavuştum."
Gölge önüne dönüp ilerlerken gözlerini devirdi. Gerçekten kendisini değil de o adamı mı arzuluyordu? Veyla, bir süredir o günkü yakınlaşmalarından rahatsız olmuş gibi uzak duruyordu ve Gölge'nin sadece o anlığına oluşan, arzusuna bir karşılık bulduğuna dair düşünceleri yeniden toprağın altına gömülmüştü. Belli ki Veyla o anlarda sadece temastan rahatsız olarak donuklaşmıştı.
**
"Bence bu sefer kesin öleceğim."
"Öyle hissederek konuşup heyecanı kaçırma. İzleyip göreceğiz nasıl olsa."
Thal, Veyla'ya gözlerini devirdiğinde Valdrisler güldü. Gölge, elindeki cihaz ile alanı tararken görünen kırmızı noktalara bıkkınca baktı. Son geldiklerinde bu kadar fazla toprak altı lunası olduğunu hatırlamıyordu. Sorun şuydu ki, herhangi bir toprak altı lunaları da değillerdi. Bulundukları geniş ve boş alan, kumlar ile doluydu. Kumların üstünde fazla doğal yapı yoktu. Birkaç küçük dağ ve kayaçlar vardı. Böyle olunca lunalardan gizlenebilecekleri pek alana sahip değillerdi ama neyse ki Durnekler de görebilen canlılar değildi. Kumun altında sinsice hareket ederler, yüzeye çıktığında devasa ve kör ama olağanüstü işiten bir yaratığa dönüşürlerdi. Çok iyi duymaları yetmezmiş gibi sağır edici darbelerle kumdan çıkarlardı. Doğal alana yansıyan sarı, kahverengi ışıklar parlayan kumların sayesindeydi. Yoksa gökyüzü zifiri karanlığa sahipti.
Erya "Burada taş olduğuna emin miyiz?" dediğinde çoğu kişi Erya'ya hak vererek bakışlarını Gölge'ye çevirdi. Gölge, "Terra burada iki farklı taş olduğunu söyledi." derken hala elindeki cihaza bakıyordu. Zihninde bir yol haritası çiziyordu. Durnekler bilfiil uyanık olan lunalar değildi. Dikkatleri çekmek için başka noktalarda ses karmaşası yaratabilirlerdi ama ses karmaşaları daha fazlasının uyanmasına da sebep olabilirdi. Küçük adımlar ile ilerleseler devasa Durnekler duymazdı. Ama büyüyü gürültüyle kullanmaları veyahut kuma basan ayaklarının sesinden daha yüksek sesler çıkarmaları durumunda yakınlardakiler uyanırdı. Uyandıkları gibi de sese olan algıları daha açık bir hale gelir, adım seslerini bile duymaya başlayabilirlerdi. Buradaki kumlara güven olmamalıydı. Nerede olduklarını cihazla tespit edebiliyor olsalar dahi, birkaçının kumun altında hareketlenmesi onların da ayaklarının altındaki kumun kaymasına, altlarının boşalmasına sebebiyet verebilirdi. Özellikle de Azritler ve Veyla ölmezdi fakat bu kumun altında kendini ya da birbirlerini kurtarabilecekleri ana kadar ya da sonsuza kadar hapsolmayacakları anlamına gelmiyordu. Neyse ki Veyla kendisini olmasa da etrafındakileri büyüsüyle hareket ettirebiliyordu. Yürüyerek ilerlemek zorunda kalmayabilirlerdi. Tabii, büyü ve enerji de hassas kulakların duyabileceği dalgalar oluştururdu, Durnekler hissedebilirdi.
"Taşların nerede olduğunu Terralardan mı öğreniyorsun?"
Veyla, merakla sormuştu. Taş toplamaya sağa sola gidip durmuşlardı ve her gittikleri yerde Gölge sayılı taş aramıştı. Nerede, ne olduğunu bilerek yaklaşmıştı. Şimdi Veyla anlıyordu ki zaten biliyordu. Terralar ihtimallerden bahsederlerdi. Demek ki, burada daha önce görmediği iki taşın olabileceğinden bahsedilmişti, onlar da gelmişti.
"Evet ama keşke geniş ve sikik bir alan vermek yerine daha detaylı bilgiler verseler."
Veyla, "İddiaya varım ki, aslında her şeyi görüp bilebiliyorlar ama sırf bizimle dalga geçmek için üstten üstten konuşuyorlar." derken Gölge'nin yanına geçmiş, elindeki cihaza bakıyordu. Durnek fazlalığına baktıktan sonra "Keşke doğum kontrol yöntemlerini biliyor olsalar." diye sızlandı.
Gölge istemsiz gülerken Veyla'nın yüzü buruştu. Bu canlıları birkaç kitapta görmüş ama hiç rastlaşmamıştı. "Onlar nasıl çiftleşiyor ki?"
Valdris arkalarda bir yerden "Dişi yumurtalıklarını, erkek de spermlerini kuma bırakıyormuş. Zaten dişiler için sadece bir kere üreme imkânları var. O bir kerede de on, yirmi tane bebeğe sahip olabiliyorlar." dediğinde herkesin bakışları üstündeydi. Herkes garip garip baktığı için hafifçe omuz silkti. "Ne? Bir kitapta okumuştum..."
Erya sırıtarak parmak uçlarında yükselip Valdris'in yanağını öptü ve kollarını adamın boynuna sardı. "Bilgili sevgilim benim."
Thal, "Durneklerin cinsel hayatı hakkında bilgili sevgilin." diye dalga geçtiğinde Valdris gözlerini devirirken Veyla sırıtarak önüne döndü ama sırıtışı uzun sürmemişti. Dehşetle kumlara bakarken "Yani, bir şeyler ters gitse ve kumlara çekilsek..." derken yüzü de buruşmuştu. "... her an Durnek bebekleriyle ya da..." dedikten sonra kusar gibi öğürdü "... spermleriyle mi karşılaşabiliriz?"
Gölge cihaza bakarken "Onlara dair bir uyarı işareti göremiyorum." diye dalga geçti. Cihaz sadece kalbi atan şeyleri görebiliyordu.
Erya da yüzünü buruşturup "Neyse ki biz gelmiyoruz." dediğinde Veyla, "Keşke ben de sizden biri olsaydım." diye söylendi. Veyla o anlamda söylememişti ama Thal sırıtarak "Bizden birisin zaten." dediğinde Veyla omzunun ardından Thal'a baktı. Kaşlarını kaldırdığında Thal da gözlerini kırpıştırdı. Veyla'nın dudakları kıvrılırken adamı terslemeyerek önüne döndü. Bir takım olmayı sevmezdi ama şu an, bu düşüncesini terslemek istememişti.
Gölge Thal'a ters ters baktı. Veyla ile iletişim, bağ kurmayana ödül mü vermeliydi, kurana ceza mı vermeliydi, emin değildi ama buna müsaade etmek istemiyordu. Thal şirince sırıttığında Gölge ağır ağır bakışları önüne çevirdi ve sinirli bir nefes aldı. Zaten bir süredir gergindi, dokunsalar patlayacak gibiydi.
"Yerlerinize geçin. Konuştuğumuz gibi, uyanmaları ihtimalinde onları sese çekin. Ters bir durum oluşursa sadece Ash gelecek. Yıldat sizinle kalacak." dedikten sonra omzunun üstünden her birine baktı. "Asla ve asla, Ash dışında biri kumlara ayak basmayacak." dedikten sonra bakışları Ash'e döndü. "Sen de sadece gerekirse."
Ash alayla "Kime göre gerekirse?" dedikten sonra Veyla'ya baktı. "Mesela Veyla tehlikeye düşerse benim için gerekmez."
Gölge sırıtarak "Bana göre gerekirse." dedikten sonra Veyla'ya baktı. "Bana göre de Veyla tehlikeye düşerse gerekmez."
Veyla ileriye bakarken gözlerini devirdi. "Uçmayı öğrendin sanırım."
Gölge'nin sırıtışı genişlese de bu kadına ihtiyaç duymaktan nefret ediyordu. Zaten bu kadına ihtiyaç duyduğu için hayatta tutuyordu. Bu taşları toplaması gerekiyordu ve doğal taşların çoğu, doğa alanlarının koruması altındaydı. Bu ve bunun gibi alanlara sadece savaşçıları ya da teknolojisiyle giremiyordu. Veyla gibi kaybetmekten korkmadan tehlikeye sokabileceği bir güce ihtiyacı vardı.
Yıldat, yerine geçmeden önce Veyla'ya yöneldi. Veyla da yaklaşan Yıldat'a dönerken Gölge yanlarında ileriye bakmaya devam ediyordu. Kadının yanaklarını eldivenli elleri arasına alıp "Dikkatli ol." dedi.
Veyla adamın gözlerine bakarken bunu öylesine söylemediğini görebiliyordu. Onca zaman sonra ilgilenilmek garipti. Başını hafifçe salladı. Yıldat hafifçe kadının dudaklarına eğildi. Veyla'dan bir uyarı gelmediği için kadına yeniden küçük bir öpücük verdi. En azından bu küçük öpücüklere yavaş yavaş alışıyorlardı. Daha uzun sürdüğünde Veyla'nın vücudu kaskatı kesiliyor, nefes almıyor, kalbi korkuyla çarpıyordu ama bu öpüşmenin yanında daha masum kalan öpücüklerdi.
Yıldat gülümseyerek çekildiğinde Veyla'nın da dudakları kıvrıldı ve "Görüşürüz." dedi. Gölge göz ucuyla henüz ayrılmamış çifte kumrulara bakarken "Sadece Ash, Yıldat." diye hatırlattı. Buna değmeyecek bir kadın için kendisini tehlikeye atmasını istemiyordu.
Yıldat, "Söz veremem." dediğinde Gölge yavaşça Yıldat'a döndü. "O zaman bin voltriderına, Nixsus'a dön."
Yıldat ellerini Veyla'nın yanaklarından çekip kral kardeşine dönerken "Yapma." diye sızlandı. "Niye sadece Ash'e bu yetkiyi veriyorsun? Onun Veyla için çabalamayacağını da biliyorsun. Sen de Veyla için çabalamazsın. Ters bir durum oluşursa, ne yapacağım? İzleyecek miyim?"
Gölge rahat bir şekilde "Evet." dediğinde Veyla sıkılmaya başladığı için üfleyip "Tamam, Yıldat. Bir şey olmayacak, merak etme. Hadi git." dedi.
Yıldat gitmek yerine "Veyla tehlikeye düşerse izlemem." dedi. "Onu sonsuz ömründe kumların altında bırakacak halim yok."
Gölge, gergin çenesinde ve kapalı dudakları altında dilini çiğneyerek Yıldat'a bakarken sessiz kaldığında Yıldat konuşmaya devam etti. Geçen gün Veyla ile kurdukları sohbetlerinden beridir aklından çıkmıyordu. Bir gün, abisinin karısını öldürmesini elbette ki istemiyordu. "Bunu yapan kişi sen olacak olsan bile."
Gölge'nin kaşları kalkarken dudakları tehditkâr bir şekilde kıvrıldı. Başını yavaşça onaylar şekilde salladı. Bir şey dememesi Yıldat için daha şüphe uyandırıcıyken çenesinin ucuyla voltriderı gösterdi. "Yerine geç kardeşim."
Yıldat, "Bana da yetki ver." diye ısrar ettiğinde Gölge yeniden ve bu sefer daha sert bir ses tonuyla "Yerine geç." dedi. Derdi, kardeşini tehlikeye sokmamaktı. Yıldat'ın da bunu anlıyor olması gerekiyordu ama tek derdi, Veyla'yı düşünmek olmalıydı.
Yıldat sıkkın bir şekilde inleyip voltriderına yönelmeden önce Veyla'ya baktı. Veyla gerginliği kırmak için sırıtıp el salladığında Yıldat'ın da dudakları kıvrıldı. Herkes Yıldatlar arasında dönen gerilimi merakla dinlediği için oyalandığından anca alanın dört bir yanına uçmak üzere voltriderına yönelmeye başladı. Durneklerin gücü, kumlarındaydı. Kumlarından uzaklaşamıyorlar, Veylaların şu an bulundukları alana çıkamıyorlardı. Kuma ayak basmayanlar ya da kumdan uzanabilecekleri kadar yakınında durmayanlar güvende olurdu. Gölge özellikle Eryaların güvende kalmasını istiyordu çünkü kendileri gibi ölümsüz değillerdi. Onların görevleri gerekirse Durneklerin ilgisini çekmek, onları gürültüyle yanlış yönlendirmek ve Gölgeler geri döndüğünde basıp gidebilmeleri için voltriderları korumak, bir sorun olması ihtimalinde Gölgelere haber vermekti. Herhangi bir yöneticinin sınır alanında olan bir yerde değil, doğal ve bağımsız alanlardaydılar. Yine de nasıl ki Gölgeler buradaydı, başkaca düşmanlar da her an bir yerden çıkabilirdi.
Herkes yerlerine geçtiğinde ve bulundukları yüksek alanda sadece Veyla ve Gölge kaldığında adam "Bu sevgiyi hak eden bir kadın olsan bari." diye söylendi.
Veyla Gölge'ye bakmazken "Bunu bilemezsin." dedi. Normalde o da kendisini herhangi bir sevgiye layık görmezdi ama Gölge'nin de üstten üstten atıp tutmasından rahatsız oluyordu. Kendisi her sevgiyi, saygıyı hak ediyormuş gibi Veyla'ya gelenleri küçümsüyordu.
"Bilemez miyim? Ne sik olduğunu görüyorum işte."
Veyla yan yanalarken başını hafifçe Gölge'ye çevirip ters ters baktı. "Sana böyleyimdir belki?"
Gölge bir şey diyemedi. Kapalı kapılar ardında nasıl olduğunu bilmiyordu. Veyla genel olarak iğrenç bir karaktere ve geçmişe sahip bir kadındı ama belki de Yıldat'a olduğundan fazlasını veriyordu, Gölge bilemezdi. Yıldat çok zeki biri sayılmazdı ama ilk defa bir kadına bu kadar bağlanıyorsa, bir bildiği olmalıydı.
"Bana da herkes seni övüyor ama ben de senin ne sik olduğunu görüyorum. Belki de birbirimize, başkalarının görüşlerini yakıştırmamayı bırakmalıyız. O başkaları olmadıkça, onları anlayamayız."
Gölge'nin kaşları alayla kalktığında Veyla başını onaylar şekilde salladı. "Asla, Yıldat'ın bende ne bulduğunu anlayamayacaksın. Asla, onların sende ne bulduğunu anlayamayacağım. Çünkü biz birbirimizde o detayları bulamayacağız. Ben sana asla Yıldat'a olduğum gibi olma..."
Gölge gergin bir şekilde "Çok konuştun." diyerek araya girdi ve çenesinin ucuyla ileriyi gösterip "Hadi." dedi. Veyla rahatsız bir şekilde etrafına bakıp ofladıktan sonra Gölge'ye dönüp ağzındaki baklayı çıkarttı. "Beni yine tutman gerekecek."
Veyla, kendisini yönlendirmeyi bilmiyordu. Başka şeyleri büyüsüyle yönlendirebiliyordu. Gölge'yi yönlendirebilirdi ama birlikte gitmelilerdi. Kelebeklerini kendisini taşımaları konusunda görevlendirebilirdi ama her ihtimalde Gölge ile bir vücut olmalılardı. Ayrı ayrı taşınmaları tehlike anında bir anda ikisinin de kumun farklı derinliklerine savrulma ihtimalini doğurabilirdi.
Gölge de sıkkın bir nefes aldıktan sonra "Bu sefer kucağıma almama gerek yok herhalde." diyerek kadına döndü. Azrit hızıyla gitmeyecekleri için kadının sarsılacağı ya da midesinin bulanacağı bir durum yoktu. Düşmeyecek ve etrafı görebilecek şekilde tutulsa yeterdi.
Veyla da "Neyse ki." dediğinde Gölge ellerini kadının belinin iki yanına götürdü. Kadının ince belini tuttuğunda Veyla temaslarına bakarken "Düşürmezsin, değil mi?" diye dalga geçti. Çok sağlam bir tutuş değilmiş gibi gözüküyordu ama Gölge'nin gücü düşünüldüğünde, o istemedikçe Veyla'nın kayıp gitmeyeceğine emindi. Veyla, adamın bir anda bilerek bırakmayacağından emin değildi.
Gölge "Düşürmem." dedikten sonra verdiği güveni fazla sürdürmeden "Ama bu bırakmayacağım, anlamına gelmiyor." dedi.
Veyla adama baygın bakışlar atarken "Seni de kumların içine çağıracağıma emin olabilirsin." dedi. Adam da kadına baygın bakışlar atarken tuttuğu belini hızla çevirdiğinde Veyla'nın kaşları çatılırken öne doğru savrulur gibi oldu ama Gölge doğrultup kadını önünde tutmaya devam etti. Veyla sinirle omzunun ardına bakıp "Eşya değilim." dediğinde Gölge bakışlarını ileriye çevirdi.
"Yüzünü görmek istemiyorum."
Veyla'nın çenesi kasılırken "Ama vücudumu görmek istiyorsun." dediğinde Gölge'nin bakışları yavaşça Veyla'ya döndü. Veyla tek kaşını kaldırıp başını hafifçe salladığında Gölge burnundan soludu ama alaya vurmak için yamuk bir şekilde sırıttı. "O güne dair konuşacaksak Yıldat'ı da çağıralım, derim."
Veyla sabırla nefes alıp "Ben sevgilimi seninle aldatmadım." dediğinde Gölge hafifçe kadının yüzüne doğru eğildi. Veyla da hızla yüzünü önüne kaçırdığında Gölge kulaklarına eğilmiş gibi oldu ama konumunu bozmadan güldü. Gülünce nefesi kadının boynuna çarpmıştı. Veyla omzunu da kaçırırken Gölge "O gün de sana böyle eğildim ama sen kaçmadın kelebek." dedi ve doğruldu. "Dudaklarımız temas içerisindeyken kalbin sadece senin kulaklarında değil, benim de kulaklarımdaydı."
Veyla, "Öfkeliydim." dediğinde Gölge de bu ihtimalin ağır bastığını biliyordu ama "Bu bana engel olmakta geciktiğin gerçeğini değiştirmiyor." dedi.
Veyla sinirle "Öpüşmedik!" dediğinde Gölge'nin dudakları kıvrıldı. Neyse ki, öpüşmemişlerdi. Şu an bile vücudunun kaskatı kesileceği kadar gerginlik üretmesine sebep olan bir yakınlaşma yaşamışlardı, bir de daha fazlasını yaşasalar Gölge için verdiği sözü tutmak daha da zorlaşacaktı.
"İstesem seni öpebileceğim kadar temas içerisindeydik."
Gölge, istemediğini o gün de, şu anda da bastırarak söylüyordu. Veyla'nın, adamın arzusuna boyun eğmek üzere kıvrandığı dakikalar içerisinde olduğunu anlamasını istemiyordu.
"Bir dahakinde öp."
Gölge'nin kaşları kalkarken ve gözleri ileriden kadının mor saçlarına inerken Veyla başını hafifçe Gölge'ye çevirdiğinde gözleri kadının yüzüne döndü. Kadın "Yani," dedikten sonra meydan okuyarak sırıttı. "Dene."
Gölge başını onaylar şekilde salladı. "Bir gün sana dokunmayı midem kaldırırsa, denerim ve seni haksız çıkartırım kelebek."
Veyla "Göreceğiz." dedikten sonra önüne döndüğünde Gölge yeniden bakışlarını ileriye çevirdi. Aralarındaki mesafe dolayısıyla Ash ya da Yıldat onları duyamamıştı. Veyla yeniden derin bir nefes alıp varlığını belinin iki yanında ve ardında hissettiği Gölge'yi büyüsüyle yönlendirmeye başladı. Gölge'nin vücudu, Veyla'nın büyüsüne maruz kaldığı için kasılsa da tamamıyla zarar vermek için yönlendirmediğinden katlanılır bir acıydı. Gölge'nin vücudunu mor ışıltılar sardı. Havalanıp ilerlemeye başlarken Veyla'nın vücudunu da önünde, beraberinde götürüyordu.
Alanın üstünde yavaş bir şekilde ilerlerken gözleri etrafı tarıyordu. Kumların sarı, kahverengi parıltıları haricinde parlayan taşlar görmeye çalışıyorlardı.
Veyla'nın kelebekleri de eli boş dönüp çarpı şeklinde sıralandılar. Veyla "Senin Terra'nın doğaya dönme zamanı gelmiş gibi duruyor." diye fısıldadı.
Gölge, "Yanıldıklarını hiç görmedim." dediğinde Veyla'nın etrafı izleyen bakışlarına tedirginlik düştü. Veyla hakkında da bir şeyler söylemişlerdi ve Veyla anlayamamıştı. Veyla hiçbir şey duymasa daha rahat hissederdi çünkü duyup da ne anlama geldiklerini anlayamayınca kendisini korunmasız hissediyordu.
Veyla, "Belki de sen bu düşüncende yanılıyorsundur. Malum, seni arzuladığımı düşünecek kadar mantık yoksunusun." dedi. Gölge kadını bırakır gibi olup hızla tuttuğunda Veyla bir küfür mırıldanırken Gölge sessizce güldü. Veyla tutana kadar kadının vücudu hafifçe düşmüş, Gölge de kadının göğüslerinin altından tutmuştu. Veyla'nın kelebekleri orta parmak şeklinde sıralandıklarında Gölge sırıtarak bakıp "Hünerlerini taşları bularak göstersinler." diye fısıldadı.
Veyla, "Taş maş yok Kral." diye sızlandı. Hiç durmadan babasının dostlarını yok etmeye devam etmek istiyordu ama Gölge yüzünden burada taş avcılığı yapıyorlardı. Adamın o taşlarla ne yapacağını hala çözememişti ama bu uğraşlara değer bir amacı olmasını diliyordu.
Gölge, sıkkın bir nefes alıp "Yüzeyde yoksa, kumun altında olmalı." dedi.
Veyla, "Sana iyi aramalar." deyip vücutlarını geldikleri yöne doğru çevirdi. "Beni oraya bırakmanı sağladıktan sonra seni geri yollayacağım, söz."
Gölge bir kolunu kadının vücuduna sarıp kendisine yasladığında Veyla vücutlarını yönlendirmeyi bırakıp havada asılı kalmalarını sağlarken kaşları çatılmıştı. "Ne yapıyorsun?" diye fısıldadığında Gölge elini deri ceketinin cebine götürdü ve cihazı çıkarttı. Kadını tutmaya devam edebilmek için kolunu sarıp kendisine çekmişti. Gölge de göz ucuyla vücutlarının temas içerisinde oluşuna baktıktan sonra gözlerini ve ilgisini güçlükle cihaza çevirdi.
"Düşmemen için kelebek."
"Söylesen o aptal cihazı da büyümle cebinden çıkartabilirdim."
Gölge cihazın sıcaklık tespit eden sayfasını açtıktan sonra kolunu hafifçe önlerine doğru getirdi ve Veyla'nın da görebilmesini sağladı. Etrafta değişiklik sıcaklıklarda birçok şey bulunabilirdi ama bu tarz bir yerde çok fazla seçenek olmadığından bazılarının taş olabileceğini düşünülebilirdi. Veyla "Sanki..." dediğinde Gölge de aynı şeyi düşündüğü için iki sayfayı birbiri üstüne bindirdi. Veyla gözlerini bıkkınlıkla kapatıp refleks olarak başını ardına attığında başı adamın omzuna yaslanmıştı. Gölge de sıkkın bir nefes aldı ama canı neye daha çok sıkılmıştı, emin değildi.
Veyla yeniden başını kaldırıp cihaza baktı. "Eğer bu sıcaklıklar taşlarsa,..." dediğinde Gölge devamını getirdi. "... belamız sikildi."
Durneklerin üstlerinde aynı hizada ve yakın mesafede iki tane farklı sıcaklık gözüküyordu. Eğer onlar doğal taşlar ise, ya Durnekler üstünde uyuyordu, ya da bizzat vücutlarında taşıyorlardı. "Her türlü onları uyandırmamız gerekecek."
Gölge, Valdrislere haber vermek için cihazı cebine koyup kolunu kaldırırken saate sesli komut verdi. Gölge kolunu indirdiğinde Veyla, "Burayı ileriye bırakamaz mıyız? Bir yüz yıl sonrasına falan?" diye sordu.
Gölge, "Yüz yıl sonra muhtemelen ikimizden biri, diğerinin ölüp de doğaya döndüğü taşı doksan dokuz yıldır tekmeliyor olacak." dedi.
Veyla, "Milyonlarca taş arasından bulursan tekmelersin." diye söylendi. O hangi taş olarak döndüğünü bilemezdi ama Veyla ölecek olan kişiyse, taş olarak döndüğünde Gölge'nin ayağına takılacağına emindi. Veyla belli ki küçüklüğünde Xaliaların taş olarak döneceğine inanıyordu ya da seksen denilen erkek çocuğu ile inanmak istemişti ama yıllardır o kadar taş ile karşılaşmış, hiçbirinde onun seksen olacağını düşüneceği şekilde farklı hissetmemişti. Belki de çocuk, sonsuza kadar yok olmuştu ve Veyla'nın elinde bir hatırası bile kalmamıştı. Gölge son şeyi ondan almıştı. Zihnindeki hatıralar ise, silinikti ve bir daha gelip gelmeyecekleri meçhuldü. Hatta şu anda olanlar bile Amorsus konseyinin bir düzeltme emriyle, gidebilirdi. Veyla yeniden o büyülü gayzere girerse, anılarından geriye hiçbir şey kalmayabilirdi.
Gölge sessiz kalsa da iç çekti. Gözleri kumlarda geziniyordu. "Taşları bulana kadar seni korurum." dedi.
Veyla, "Sonrasında tek başına mıyız?" diye dalga geçtiğinde Gölge sırıttı. "Kendimi tehlikeye atmam."
Veyla, "Yine de ters bir durum olursa beni kurtarırsın." dediğinde Gölge'nin kaşları kalktı ve bakışları kadının ancak sağ tarafını görebildiği yüzüne döndü. "Çünkü kardeşini de tehlikeye atmazsın."
Gölge'nin çenesi kasılırken Veyla'nın bu rahatlığa erişmesine gerildi. "Buna bu kadar emin olma."
Veyla alayla sırıtıp iyice başını ardına çevirdi. Vücutları hala yakındı. Gölge'nin bir eli boşa çıkmış olmasına rağmen hala kadının vücuduna sarılmış bir halde duruyordu. İkisi de bu detayı henüz fark etmemişlerdi. "Ve ben de seni korurum."
Gölge, "Tadımı çıkartmadan kumların altına gömülmeme müsaade etmez misin?" diye dalga geçtiğinde Veyla alayla bakmayı sürdürdü ama geriliyordu. Adamın yanaklarından tutup suratına doğru 'seninle sevişmek istemiyorum' diye bağırmak istiyordu. Yanaklarından tutmasa da olurdu...
"Hayır. Ben de sevgilimi tehlikeye atamam. O senin için de buraya dönebilir."
Bir gün birbirlerini öldüreceklerse bile bunu Yıldat'ın müdahale edemeyeceği kadar uzakta yapacaklarını düşünüyorlardı. Böylelikle Yıldat, her şey bittikten sonra sadece yas tutma imkânı bulabilecekti.
Gölge "Ben de bundan o kadar emin olamam." dediğinde Veyla sırıtarak daha gerçekçi yaklaşıp "Eğer beni burada bırakırsan taşlarını da kumların altına geri çekerim." dedi. Gölge gülüp "İşte böyle bebeğim." derken bakışlarını kadının keyifli yüzünde gezdirdi. Birkaç saniyenin ardından Veyla "Beni uzağında tut." diye söylenerek önüne döndü. Gölge de gözlerini devirip diğer elini de Veyla'nın beline götürdü. Kolunu geriye çektikçe vücutlarını uzaklaştırdı.
Veyla, büyüsüyle Gölge'nin cebindeki cihazı çıkartıp ellerine aldı ve Gölge de görebilsin diye hafifçe sağında tuttu. Birlikte, küçük dağlardan etrafında en az Durnek bulunanı tespit ettiler. Ardından kumlardan arasında eser miktarda bulunan küçük dağlardan seçtiklerine yavaşça inmelerini sağladı. Gölge ellerini kadından çekerken Veyla da birkaç adım uzaklaşıp etrafına baktı. Veyla "En yakın olanın ilgisini çekelim. Şanslıysak uzaklardakiler uyanmaz." dedikten sonra Gölge sırıtarak Veyla'ya baktı. "Neyse ki şansımı yanımda getirdim."
Veyla ellerini belinin iki yanına yaslayıp sırıtarak kaşlarını kaldırıp indirdi. "Bana bu kadar ihtiyaç duymak nasıl bir his?"
Gölge, başını söylediğine destek verir gibi sallarken "Çok hoş." dediğinde Veyla "Yalan." dedi.
Gölge'nin sırıtışı genişlerken "Bok gibi." dediği için Veyla neşelendi. "Seni böyle hissettirebilmek,..." dedikten sonra Gölge gibi alayla başını sağlayıp dudaklarını öne ite ite "Çok hoş." dedi. Gölge gözlerini devirse de keyifle "Bu yalan değil." dedi. Birbirlerinin söylediklerinin yalan ya da gerçek olmasına dair şüphe dolulardı, arada tespit etmeye çalışıyorlardı ama bu konuda şüpheye yer yoktu.
Gölge yanlarında getirdiği ses cihazını cebinden çıkartıp yere koydu. Kurmak üzere yere eğilmiş haldeyken Veyla'ya "Yanıma gel." dedi. Veyla Gölge'nin yanına, dağın yüksek kısmının ortasına geçti ve Gölge cihazı kurarak doğruldu. Gölge hafifçe sol kulağını ileriye doğru çevirirken kumların altını dinlemeye başladı. Saldırarak dikkat çekerlerse, istediklerinden daha fazlasının uyanmalarını sağlarlardı. En yakındaki, sakince uyanarak ilgisi çekildiği için gelse yeterdi. Böylelikle en azından taşların varlıklarına dair bilgi alabilirlerdi. Eğer Durnek'in vücudundalarsa, Durnek geldiğinde görebilirlerdi.
Gölge'nin gözleri Veyla'ya döndüğünde bir şey söylemedi ama Veyla hareketlenmenin başladığını anladı. Neyse ki ikisi de tehlikeden korkan kimseler değillerdi. Kalp atışları değişmese de bu sesin bile uyanık bir Durnek için yeterli sesi oluşturup oluşturmadığından emin değillerdi. Bu tarz tehlikeli canlılar ile karşılaşanların ömrü uzun sürmediğinden, yeterli bilgi toplanamayabiliyordu.
Veyla ileride, yüzeydeki kumların kıpırdamaya başladığını gördü. Büyüsüyle yakalayabileceği hafif titreşimleri de hissetmeye başladığında mor gözleri ışıldamaya başladı. Birazdan büyüsüyle Durnek'i tutmaya çalışacaktı. Büyüsünün güçlü olduğunu biliyordu ama Durnek de devasa boyuta ve güçlü büyüye sahip bir Luna'ydı. Lunaların bazıları, Xalialardan daha güçlü büyülere sahipti ve onlarla baş etmek zordu.
Kumların üstündeki hareketlenmeler artarken Gölge kulağında lunanın gittikçe yaklaştığını duyabiliyordu. Derinlerden yüzeye doğru yaklaştıkça titreşim ve kumlardaki hareketlilik artıyordu. Cihazı yeniden cebinden çıkartıp diğer sıcaklığın da Durnek ile birlikte hareket edip etmediğine baktı. Veyla da o sıra gözlerini cihaza çevirdi. Yerin altında olmasından daha mı iyiydi, bilmiyordu ama evet, eğer o sıcaklıklar doğal taşlara aitse, lunanın vücudundalardı.
Gölge "Şimdi." dediği an Veyla ellerini önlerinde kaldırdı. Kum taneleri Veylaların da vücuduna sıçrayarak yükselirken uğultuyla birlikte kumların arasından çıkan Durnek'in devasa vücudu, gökyüzüne yükseldikçe mor ışıltılar ile sarılırken Veyla'nın vücudu kasılmıştı. Durnek'in yüzeyden yükselmese kumlar ile ayırt edemeyecek renkteki şekilsiz bedeninde ağzı açılmış, yuvarlak ağzını çevreleyen sayısız sivri dişinin arasından çatalı dili de çıkmaya çalışıyordu. Gölge de gözlerini Veyla ile Durnek'in arasında gezdirdi. Veyla şu an yüksek bir binayı hareket ettirebileceği kadar büyük bir gücü yönlendiriyordu. Bina olsa daha iyiydi, zira bina ağırlığı haricinde karşı bir güç uygulamazdı ama Durnek, büyüye karşı koymaya çalışıyordu.
Veyla'nın vücudu da titremeye başlarken kasılarak "Hızlı ol." dedi. Gölge Azrit hızıyla bulundukları alanda koşmaya başlayıp Durnek'in üstüne doğru atladı. Durnek'in sert derisindeki kabuğa benzer çıkıntılardan tutunarak vücudunda hızla yükseldi. Sıcaklık, lunanın kafasında bir yerleri gösteriyordu. Veyla bir anlığına bile olsa büyüsünü geri çekse Durnek avıyla birlikte kumun altına geri inerdi. Durnekler kumun üstünde savaşmazlardı. Kumun üstüne ancak avını da beraberinde çekmek için çıkarlardı. Gölge de kumun altında dört bir yanını elektriğe boğsa bile gömüldükçe kurtulmakta zorlanırdı. Yine de şu an Veyla'ya güvenmek dışında bir şansı yoktu.
Lunanın vücudunda tırmanmanın zor olması yetmezmiş gibi Veyla'nın büyüsü ile sarılmış derisine temas etmek, Gölge'nin de ellerinin yanmasına sebep oluyordu. Havada süzülürken yönlendirdiği büyüden çok daha fazlasını yönlendiriyordu ve Gölge'nin sadece temas ederek bile canı yanıyordu.
Durnek'in karşı koyma çabası sürerken Veyla'nın vücudu, büyüyü yönlendirdiği süre arttıkça daha da zorlanıyordu. Hafifçe dizlerinin üstüne oturup titreyen ellerini Durnek'e doğrultmaya devam etti. Burnundan dudaklarına akan kanın ıslaklığını hissedebiliyordu. Güç patlamaları yaşadığı anlardan birinde olmayı diledi. Öyle anlarda sahip olduğu güçten daha fazlasını yönlendirebiliyor, vücudu zarar görmek yerine güç alıyor gibiydi.
Gölge, lunanın başına varıp da yanakları olması gereken şekilsiz kısımlarındaki çıkıntılı kabuklara tutunarak bakındı. Cihaza göre sıcaklığın olduğu yerdeydi ama burada sadece hayvanın göremeyen gözleri vardı. Hayvanın vücudu gibi devasa gözlerindeki parıltılara bakarken Gölge'nin kaşları kalktı. "Hay sikeyim." diye mırıldandı. Hayvanın gözleri yoktu. O şeyler, taşlardı.
Gölge, taşı bulduğunda söküp çıkartabilmek için kemerinde tuttuğu bıçağa bakarken isterik bir şekilde gülüp yeniden "Sikeyim." dedi. Bu taşı buradan çıkartmak kolay olmayacaktı. Tek eliyle tutunup hayvanın vücudundan adeta sarkarken kolundaki saati dudaklarına doğru götürdü. "Veyla, bu orospu çocuğunun sadece gözlerini büyünle çıkarma imkânın var mı?"
Veyla'nın vücudunun titremesi git gide artarken zorlanarak "Çok güçlü." dedi. Gölge bakışlarını Veyla'ya çevirdi. Kadın dizlerinin üstüne oturmuş, yığılmak üzereymiş gibiydi. Burnundan akan kanı görebiliyordu. Dudaklarından çenesine, çenesinden de boynuna yol almıştı. Gölge, Veyla hazır tutarken elektriği ile hayvanı öldürse ve en azından bir kısmını dağın üstünde tutmaya çalışsalar, devrilirken ya da elektrikleri yüzünden ne kadar ses çıkacağını düşündü. Bir tanesini bile tutmak ve öldürmek zorken etrafları Durnek ile dolsa, kendi kendilerine kuma atlasalar daha iyiydi.
"Ben öldüreceğim, sen devrilmemesini sağlamaya çalış. Dağdan büyük ama en azından vücudunun bir kısmını dağın üstünde tutabilsek, yeter. Gözü gibi gözüken şeyler taşlar."
Veyla cevap vermese de başını hafifçe salladığında Gölge yeniden Durnek'e döndü. Tırmanmaya devam ederek hayvanın kafasının üstüne çıktı. Sıkıca tutunurken ışıldayan gözleri eşliğinde büyüsünü lunaya yönlendirdi. Elleri altındaki lunanın vücudunu saran mor ışıltılara, mavi elektrik akımları eklenmeye başladı. Gölge, lunanın sarsılan vücudunda düşmemeye çalışırken Veyla da kontrollü bir şekilde indirmeye çalışıyordu. Gölge hala lunanın kalp atışlarını duyabiliyordu. Sinirle inleyerek büyüsünü daha fazla yönlendirdi. Büyüsünü fazla yönlendirmemeye çalışmıştı çünkü büyüsü ihtiyaç duydukları sessizliğe sahip değildi. Etraflarını rüzgâr sarmaya başlarken Gölge gözlerini gökyüzüne çevirdi ve gök gürültüsüne engel olmaya çalıştı. Şimdilik başarıyordu ama luna hala ölmemişti.
Veyla kalçasını da yere yaslayıp ayaklarıyla ittirerek dağın bir ucuna kayarken Durnek'in başını dağın geriye kalan alanına yaslamak üzere büyüsüyle yönlendirdi. Gözleri kararırken büyüsü bir anda dağıldı. Gölge'nin gözleri kadına döndüğünde vücudunun devrilecek gibi olduğu gördü. Durnek'in başı dağa çarparken son anda dengesini bulup hayvana tutunmaya devam etti. Durnek'in vücudu dağdan kaymaya başlarken Gölge, Veyla'nın büyüsünü çekmesiyle yeniden hareketlenmeye başlayan lunanın sivri dişleri arasından, derinlerden bir ses dalgasının gelmeye başladığını hissetti.
Henüz lunanın derinlerinde olmasına rağmen sesin enerjisi Veyla'nın kulaklarının çınlamaya başlamasını sağlarken yüzünü buruşturdu. Kendisine gelmeye çalışırken gözlerini kırpıştırarak araladı. Görüşü bulanık olsa da sımsıkı kapattığı dudaklarının ardından zorlandığına dair bir inleme çıkarken büyüsünü yeniden yönlendirdi. Durnek'in vücudu yeniden dağın tepesine doğru çıkarken Gölge de lunanın başından Veyla'nın yanına atladı. Gözleri kadının harap hale gelmiş yüzündeyken "Biraz daha dayanman lazım." dedi.
Veyla başını bile sağlayamazken zihni ses dalgalarıyla mücadele ediyordu. Durnek'i yeniden büyüsüyle yakalamıştı, ses dalgaları devam ediyor olamazdı. Diğer Durnekler duyup gelmediyse, henüz yeni oluşma aşamasındayken Veyla yeniden kontrol altına almıştı ama o çınlama kulağından gitmiyordu. Gölge de birkaç saniyeliğine maruz kalmıştı ama şu an bir sorunu kalmamıştı.
Gölge, hayvanın yan dönmüş başında gözünün hizasına geçti. Kemerinden çıkarttığı bıçaklarından bir tanesini kaldırıp havada savurarak katını açtıktan sonra uzamış halini taşın etrafında bir noktaya sapladı. Veyla'nın aynı anda taşları da çıkartabilecek kadar büyüsünü yönlendiremeyeceğini düşünmeye başlamıştı. Biraz uzun sürecek olsa da taşı keserek çıkartmalıydı. Lunayı büyüsüyle öldürmeye çalışması, seslerin artmasına sebep oluyordu ve diğerlerinin de diplerinde bitmesini istemiyorlarsa bu işi sessiz halletmelilerdi.
Yeni bir çınlama Veyla'nın beynini zonklatırken dudakları aralandı. Acıyla inledi ve başı hafifçe öne eğildi. Gölge'nin gözleri kadına döndü. Veyla yeniden acıyla inleyerek "Zihnimde." dedi. Gölge'nin kaşları kalktı. Valdris bu hayvanların nedense cinsel hayatına hâkimdi ama yeteneklerine dair böyle bir yorumda bulunmamıştı. Belki de Veyla lunanın kontrolünü ele aldığı ve vücutları bağlandığı için hayvan da büyüsünü direkt Veyla'nın zihnine yönlendirebiliyordu çünkü Gölge Veyla'nın aksine herhangi bir ses duymuyordu.
Gölge, kadının bayılması ihtimaline karşı yeniden hareketlenen lunayı şimşeklere boğmaya hazırlıklıydı. Öyle bir ihtimalde sessiz olma lüksleri kalmayacaktı. Veyla'nın gözleri bile açılamazken büyüsünü hala sürdürebilmesi, Gölge için hayran kalınasıydı. Kadının sadece burnundan değil, kulaklarından da kan akmaya başlamıştı ve teni soluklaşmıştı. Dudakları kurumuş, göz altları günlerdir uyumayan ve iyileşemeyen bir Xalia'ya benziyordu.
Veyla'nın kelebekleri de Gölge'ye yardımcı olurken Gölge hayvanın sert derisinde bıçağı hareket ettirmekte zorlanıyordu. Bir ses dalgası daha Veyla'nın kulaklarından, beyninin derinlerine kadar zonklamasını sağladığında Veyla'nın zihninin karanlığında şimşekler çakar gibi oldu. Ses dalgası devam ediyor muydu, bilmiyordu ama Veyla'nın kulakları uğuldamaya devam ediyordu. Ses dalgası dışarıdan gelmiyordu. Durnek denilen varlık, direkt Veyla'nın zihnine ulaşıyordu.
Veyla, Durnek'in büyüsüne engel olabilmek için kasılarak büyüsünü arttırmaya çalışırken çığlık atmaya başlamamakta zorlanıyordu. Gözleri yavaşça aralanırken şimdi bayılmak pahasına büyüsünün son damlalarını kullanmazsa, Durnek'in büyüsünün ağır basmaya başlayacağının farkındaydı. Büyüsü vücudundan adeta atılarak Durnek'e varırken Durnek'in kafasındaki taşlar yerinden oynamaya başladı. Gölge de bıçağıyla destek olmaya çalışırken en azından parçaya ayırabilmek adına kendi büyüsünü de yönlendiriyordu. Koca parçaları alıp götürmek zorunda değillerdi. Gölge, Veyla'nın da yardımıyla bir taşın parçalara ayrılabilmesini sağladığında hemen parçaları lunanın vücudundan çıkartıp kelebeklere uzattı. Kelebeklerin bir kısmı hızla Valdris'e doğru kanat çırpmaya başladılar ve Gölge hızla diğer taşa geçti. Taşlar farklı renklerdeydi. Terranın bahsettiği iki ihtimal, bu taşlar olmalıydı. Aynı şekilde diğer gözün de parçalara ayrılmasını sağladıklarında Gölge o parçaları da geriye kalan kelebeklere verdi. Geri kalan kelebekler de kanat çırpmaya başladıklarında Gölge Veyla'ya döndü.
Veyla'nın vücudu öne doğru sendelediği gibi lunanın üstündeki mor ışıltılar geri çekildi. Gölge hızla lunaya döndü. Elektrik akımları vücudundan çıktığı gibi kafasını kaldırmaya çalışan Durnek'e vardı. Etraflarını rüzgârlar sararken gökyüzü bulutlara büründü. Gölge yüzünü buruşturarak gökyüzüne bakarken Durnek'in vücudundan çıkan ses dalgası hızla etrafa yayıldı.
Veyla çığlık atarak ellerini kulaklarına götürürken Gölge de Veyla'nın yanına kadar gerilemek zorunda kalmıştı. Kulaklarındaki zonklama yüzünden buruşan yüzünde dudakları sinirle aralanırken büyüsü hızla vücudundan atıldı. Gökyüzünden ve ellerinden aynı anda Durnek'e inen şimşekler hayvanın acıyla bağırarak sarsılmasını sağladı.
Veyla alnını zemine yaslarken iki büklüm olmuştu. Durnek'i hala beyninin içinde hissedebiliyordu. Gölge sadece dışarıdan duyarak zarar görürken Veyla kendi vücudu içerisinde sesin şiddetinden patlamak üzereymiş gibi bir rahatsızlık hissiyle duymaya devam ediyordu. Büyüsünü öyle zorlamıştı ki, vücudu güçsüz kalmıştı. Ses dalgasından bu kadar etkilenmesinin sebebi bu da olabilirdi. Bir an önce toparlaması gerektiğini biliyordu. Sadece yakınlardaki Durnekler uyansa bile kendilerini şanslı saymalılardı. Bu kadar gürültüye hepsi uyanmış bile olabilirdi.
Gölge, öldürmesi sebebiyle dağdan kuma doğru kayarak düşen lunanın oluşturduğu gürültülere söverken Veyla'ya döndü. Kadının yanında dizleri yere yaslayarak oturup omuzlarından tuttu ve başını kaldırmaya çalıştı. "Kendine gelmen lazım kelebek."
Veyla, zihninde yankılanmaya devam eden, gittikçe de yükselen ses yüzünden yeniden çığlık atarken Gölge hareketlenen kumlara baktı. Kalp atışlarını da duyabiliyordu. Onlara doğru geliyorlardı.
Valdrisler de oluşan problemin farkına vardıkları gibi yanıltıcı yüksek sesler çıkartan cihazları çalıştırmaya başladılar. Kumun altındaki Durneklerin bir kısmı kendilerine daha yakın olan diğer seslere yönelse de inatla Gölgelere ilerleyenler de vardı.
Gölge kadının üst vücudunu doğrultsa da Veyla iki büklüm olma çabasını sürdürüyordu. Ne kadar acı çekiyordu, Gölge hissedemiyordu ama dışarıdan bakıldığında tahmin etmesi zor değildi. "Veyla! Ses dalgası yok! Durnek öldü. Zihninin hâkimiyetini kazanman lazım!"
Şimdilik yoktu. Birazdan diğer Durneklerin bir kısmı yanlarına vardıklarında ve o kocaman ağızlarını açtıklarında yeni ses dalgaları da beraberinde gelecekti. O zaman Gölge de o ses dalgalarına maruz kalacaktı ve Veyla'yı kendisine getirmeye çalışmak yerine, kendisine gelmeye çalışacaktı. Hem ses dalgalarıyla mücadele ederken hem de etraflarını saran Durneklerden kaçmak ya da savaşmak, bir tanesi bile canlarına okumuşken zordu.
"Beni dinle!"
Kadının kollarından tutarak yere kapanmaya çalışan vücudunu kucağına çekti. Kadının kasılmış vücudunda başını kaldırmak üzere elleri yanaklarına giderken yeniden "Beni dinle!" diye bağırdı. "Beni duy! Veyla!"
Kadının ellerini tutarak kulaklarından çekti. Yerineerine kendi ellerini yerleştirip yanaklarına doğru kaydırırken kadının başını sarstı. "Veyla!"
Veyla'nın zihninin karanlığında belirli anılar uyanmaya başlıyordu. Zihnini zonklatan ses dalgaları, belirli anılara temas etmiş gibi Veyla'nın gözleri önüne gelmeye çalışıyorlardı. Hiçbirini bir saniyeden daha fazla göremiyordu ama hepsinde Gölge'nin de olduğunu görebiliyordu. Birbirinden farklı ve detayla göremediği farklı cinayetler izler gibiydi. Hepsinin katili, Gölge'ydi. Her birinde aynı sırıtış vardı. Odaklanamadığı için tamamıyla hatırlayamadığı görüntüler o kadar derine itilmişlerdi ki belki de Veyla'nın kulağındaki bu zonklamaların sebebi, Durnek bile değildi, silinmiş anıların öne çıkma çabasıydı.
Kadın kâbus görüyormuş gibi çığlık çığlığa kasılmışken Gölge, Veyla'nın gördüğü bir kâbustan uyandığında kendisiyle sakinleştiğini hatırladı. O anda olduğu gibi kadını göğsüne doğru çekerken elleri kadının kollarını tutuyordu. Bir eli ne yapacağını bilemeyerek yeniden kadının yanağına giderken kadının başını göğsüne yasladı. Eli yanağıyla saçları arasında giderken gözleri etrafında geziniyordu. Belki de Veyla'yı kucağına alıp koşmaya başlamalıydı ama Valdrisler de alanın her tarafından gürültü oluşturmaya başladıkları için nereye doğru koşarsa koşsun Durnekler ile karşılaşma ihtimali olacaktı. Kaldı ki Veyla çığlık atıp dururken yeterince ses çıkartıyor ve Durneklerin ilgisini çekebiliyordu. Şu anda tek şansları Veyla'nın kendisine gelip onları bu alandan havada süzülerek çıkarmasıydı.
Veyla'nın kulağı, Gölge'nin kalbine yaslı olduğu için adamın kalp atışlarını duymaya başlarken kokusu burnunu doldurdu. Adamın sakinleştirmeye çalışan elleri, kadının vücudunda gezinirken savaşmaya da hazırdı. Kumlar yarılıp da içlerinden Durnekler çıktığı gibi burayı şimşeklere boğacaktı.
Veyla'nın elleri Gölge ile vücudunun arasında sıkışmışken beynindeki zonklamalar azalmaya başladı. Gözleri hızla aralandı ama görebildiği ilerisi değildi. Gölge'yi görebiliyordu. Vücuduna sarılı kolların sahibinin Gölge olduğuna yemin edebilirdi ama Gölge'yi karşısında görüyordu. Bir anda vücuduna sarılı kollar değil de ipler olduğunu hissetmeye başladı. Kolları iplerle birlikte geriye çekilirken sırtı bir duvara çarptı. Gözleri irileşmiş bir halde ileriyi izlerken Gölge'yi dumanların arasında görebiliyordu. Onun da hemen ardında neredeyse yıkılmak üzere olan bir duvar vardı. O duvarın cızırdayan ve devrilmek üzere olan kırık tabelasında hasar görse de tarihi okuyabiliyordu. Bulundukları andan birkaç sene öncesindeki bir anı olduğunu anladı. Çocuk çığlıkları kulaklarını doldururken Gölge'nin büyüyle ışıldayan gözleri etrafta geziniyordu. Yüzünde Veyla'nın Gölge tarafından tehdit edildiği anlarda bile daha önce görmediği türden bir sırıtış... Dilini dişlerinde gezdirirken ne kadar keyif aldığı her halinden belliydi. Vücudu iki yana sallanarak ilerlerken dudakları aralandı. Ne dediyse, Veyla duyamadı. Sadece çocuk çığlıklarını duyabiliyordu. Elleri iki yanında kalkarken vücudu da gözleri gibi mavi büyüsüyle ışıldamaya, vücudundan etrafına şimşekler yayılmaya başladı. Sonra her şey sustu. Çocuk çığlıkları sustu. Veyla'nın kulaklarında sadece Gölge'nin kahkahaları kaldı. Adam başını hafifçe eğip ayağına doğru baktığında Veyla'nın gözleri de bakışlarını takip etti. O sıra dumanların arasında adamın ayaklarının önüne devrilen çocukları gördü. Kahverengi saçlara sahip insan çocuklarının ölü bedenleri hala mavi elektrik akımlarıyla titriyordu. Veyla bir çığlık attığında her şey için çok geçti. Veyla neredeydi, bilmiyordu. Büyüsü neredeydi, bilmiyordu. Bu çocuklar kimdi, bilmiyordu ama karşısındaki canavarın kim olduğunu çok iyi biliyordu. Gölge uzaklaşırken dumanlar da beraberinde dağıldı. Dumanlar dağıldıkça Veyla'nın gözlerini dolduran görüntülerde Gölge, ölü yüzlerce insan bedenini çiğneyerek voltriderına ilerliyordu.
Gölge, yaklaşan kalp atışlarının neredeyse yüzeye çıkmak üzere olduğunun farkındaydı. Dört bir yanı açık bir dağın tepesinde olduklarından Veyla'ya son kez "Hadi kelebek." dedi. Tek başına buradan çıkmalarını sağlayabileceğinden emin değildi. Ölmekten, hatta sonsuz bir ölememekten korkmazdı ama yapması gerekenler vardı. Burada olmasının da bir sebebi vardı, şimdi vazgeçemezdi.
Kumlar yarılarak içlerinden devasa Durnekler ağızlarını da eş zamanlı olarak açarak çıkmaya başladıklarında Gölge derin bir nefes alıp "Gelin bakalım orospu çocukları." dedi. Kadının vücudunu bırakmak üzereyken Veyla'nın vücudundan etraflarına bir güç dalgası saçıldı. Gölge Veyla'nın büyüsünden, en az Durnekler kadar kaçması gerektiğini düşünmesine karşın bir saniye içerisinde canının yanmadığını fark etti. Sanki Veyla ikisinin bedenini korunaklı bir çembere almıştı da büyü o çemberin dışında patlamıştı. Gölge'nin elleri yeniden kadının vücuduna dönerken bakışları etraflarında gezindi. Yüzeye çıktıkları gibi dağın tepesine yönelen Durneklerin yüzleri, Gölge'nin görebildiği gökyüzünü kapatabilecek kadar büyükken sarsılan bedenlerinde derileri saniyeler içerisinde mor ışıltılarla ufalanmaya başladı. Vücutları yavaşça geri çekildikçe vücutları da adeta rüzgârın değdiği kum taneleri gibi uçuşmaya başlıyordu. Vücutlarından acı çığlıkları çıkmaya başladığında Gölge ellerini kadının kulaklarına götürdü. Ne kadar fayda ederdi, bilemiyordu ama Veyla'nın yeniden kontrolü elinden kaybetmesini istemiyordu. Buradan çıkabilmeleri için tek şansı, bu kadındı. Gerçi, Veyla kontrolü daha ne kadar kaybedebilirdi, onu da bilmiyordu. Şu an etrafında gördüğü güç patlaması, kontrolsüzdü. Veyla kontrolsüz bir güçtü ve Gölge şu an bunu daha iyi görebiliyordu. Biraz önce tek bir tanesini tutmaya çalışırken burnundan ve kulaklarından kan akmış, gücünü kaybetmişti, şimdi onlarcası Gölge'nin gözleri önünde mor ışıltılarla ufalanıyordu.
Gölge hayranlıkla "Sen gördüğüm ve görebileceğim en harika şeysin." diye fısıldayarak bakışlarını Veyla'ya çevirdi. Dudaklarından öylece çıkıvermişti. Elbette ki sadece büyüsünden bahsediyordu. Kadın, adamın kolları arasında küçücük kalmış gibi göğsüne sığınmıştı ama inanması güç olsa da tüm bunları bu kadın yapıyordu. Üstelik, kendinde bile değilken, büyüsü onu korumak için yapıyordu. Büyüsü Veyla'yı korumakla yetinmiyor, Gölge'yi bile koruyordu.
Durneklerin bedenlerinden geriye kalan parçalar kumlara gömülürken Gölge'nin gözleri ileriye döndü. Ölenlerden çok daha fazlası vardı ama her biri, etraflarında oluşan birkaç kilometrelik alanı kapsayan güç çemberinin dışında kalmış, geçemiyorlardı.
Gölge gözlerini kırpıştırarak Veyla'ya çevirdi. Üzerindeki hayranlığı atmakta zorlanıyordu. Ellerini kadının yanaklarına getirip yüzünü göğsünden kaldırdı. "Veyla?"
Kadının soluk yüzü elleri arasındayken gözleri kırpışarak aralandı. Büyüyle ışıldayan mor gözleri Gölge ile göz göze geldiğinde Gölge kaşlarını kaldırdı. "İyi misin?"
Veyla yeniden gözlerini kırpıştırırken yutkunmaya çalıştı. Gölge'ye baktıkça kaşları çatılıp da çenesi kasılıyordu. Gölge, kadının kendisinden nefret ettiğini biliyordu ama tam olarak şu an bu nefret dolu bakışların sahibi olmak için ne yaptığını anlayamamıştı. Şimdi kavga etmelerinin hiç sırası değildi.
Veyla pürüzlü sesiyle ve zorlanarak "Sen..." dediğinde Gölge kuruyan dudağını yalayarak ıslatıp "Ben?" diye sordu.
Veyla neredeyse adamın üstüne devrilecekken aynı anda etraflarını bu güçlü büyü çemberinde tutabiliyor olmasına Gölge hala inanamıyordu. O bir gün Gölge'nin ölümüne sebep olabilecek kadar güçlü olsa bile adam hala büyüsüne hayran bir şekilde Veyla'ya bakarken kadının bakışlarını çözemiyordu. Veyla bir elini adamın bacağına yaslayarak üst vücudunu biraz daha doğrultmaya çalışırken "Sen nasıl..." diye konuştu. Gölge'nin kaşları kalktı. Kadının yüzü buruşurken "Nasıl bir canavarsın?" diye sordu. Kendisinin ne olduğunun, bugüne kadar neler yaptığının şu an Veyla için bir önemi yoktu. Veyla ne olduğunun farkındaydı ve günleri ona bunu hatırlatmakla geçiyordu. En çok hatırlatan da karşısındaki adamdı. Veyla biliyordu işte. Nereden geldiğini hatırlayamasa da o bilgilerin doğru olduğunu biliyordu. Şimdi bir anısında da yeniden hatırlamıştı. Neden orada olduğunu hatırlayamamıştı, Gölge'nin neden kendisini de fark ederek saldırmadığını hatırlamamıştı ama geriye kalan her şeyi görmüştü işte. Gölge Kral bir sahtekârdı. Sahte iyiliğiyle Veyla'nın kötülüğünü ezmeye çalışan bir sahtekârdı. Kahramanlığı sahteydi. Bir canavarken Veyla'yı canavarlıkla suçlayıp duramazdı. Veyla'nın birçok Xalia öldürme anısı vardı ama hiçbirinde onlarca insan çocuğunun ölü bedeni ayaklarının ucuna düşerken kahkahalar atmamıştı.
Gölge'nin de gözleri kırpışırken Veyla'nın yanaklarını tutan elleri gevşemişti. Yüzündeki hayranlık dolu ifade silinirken kaşları çatıldı. Adamın da çenesi kasılırken "Ne sik anlatıyorsun?" diye sordu.
Veyla, "Üstüne istediğin kahramanlık örtüsünü çek ama bir daha sakın..." derken yüzü nefretle buruştu. Öfke dişlerinin arasından konuşmasını sağlarken ellerini adamın bacağından ve göğsünden çekip yakalarına yapıştı. Adamın kucağında ve bu kadar yakınında olmasına rağmen onu yerden yere savurmak istiyordu. Başını onaylamaz bir şekilde sallarken "... bir daha sakın bu hayattaki tek canavar benmişim gibi davranma!" diye bağırdı.
Gölge, en azından böyle bir anda beklemediği bir tepkiyle karşılaştığı için şaşkınken, Veyla da adamın şaşkınlığından yararlanarak üst vücudunu sarsmaya devam edebiliyordu. "Dedin ya, tüm Zenith'i korusan, hatta kurtarsan bile yaptığın kötülüklere yetişemeyeceksin, diye. Sen de yetişemeyeceksin! Sen de benim gibisin! Bizi doğa bile geri kabul etmeyecek!"
Gölge sonunda ellerini kadının ellerinin üstüne getirecek kadar hareket kabiliyeti kazandı. Dudakları ve çenesi öfkeyle kasılırken mavi gözlerine ateş düşmüştü. Kadının ellerini sertçe tutup kendisini sarsmasına engel olurken "Kes sesini!" diye bağırdı. Veyla adamın gücüne engel olmaya çalışırken yüzlerini yaklaştırdı. Acı çekiyormuş gibi bir yüz ifadesi ve ses tonu eşliğinde "Bana bir sır ver Kral." diye fısıldarken gözleri adamın gözlerinde geziniyordu. Gölge burnundan solurken kaşlarını kaldırdı. Veyla isterik bir şekilde sırıtıp "Hiç çocuk öldürdün mü?" diye sordu. "Hatta onlarca, belki yüzlerce çocuğu. Hiç öldürdün mü?"
Gölge'nin bakışları Veyla'da donakalırken Veyla'nın ellerini tutan parmakları gevşese de ikisi de ellerini çekmedi. Hızlı nefes alış verişleri yüzünden hareketli bedenlerinde burunları birbirine değip dururken ikisi de aynı anda yutkunmaya çalıştı. Gölge'nin dudakları aralanıp da ciğerini yakan bir nefes alırken gözlerinde artık küller de uçuşuyordu. Dudakları isterik bir şekilde kıvrılmasına rağmen gözleri ağlamaya en yakın olduğu anlardan birinde olmalıydı. Acı çekiyordu. Çenesini de Veyla'ya doğru kaldırırken "Evet." diye fısıldadı.
Veyla, zihnindeki anılardan birine uyanmıştı. Belki onun da bulunduğu bir anıydı, belki de Amorsus laboratuvarlarında görüntüsünü izlediği bir anıydı, bilmiyordu ama izlemişti. İşte şimdi Gölge de kabul ediyordu ama bir yanı o kabul edene kadar başka bir cevabın da olabileceğini düşünmüştü. En başından beri bu Zenith'te tek canavar kendisi olmasın diye Gölge'nin de canavar olduğuna inanmayı sürdürmüştü ama şimdi anlıyordu ki, onun bile artık canavar olmadığını düşünmek Veyla için umut vericiydi. Şimdi ise umutları sönmüştü. Gölge halkının sandığının aksine bir kahraman değil, canavardı. Hatırladığı anı ya da görüntü, sadece birkaç sene öncesine aitti. Gölge ise daha uzun yıllardır şehrini yönetiyor, halkın hak etmediği güvenine sahip oluyordu. Sadece düşmanlarımla savaşırım, demişti. O korunmasız insan çocukları da düşmanı mıydı?
Veyla da isterik bir şekilde sırıtsa da acıyla fısıldayarak "Bunu ben bile yapmamıştım Kral." dedi. Çok kişiyi öldürdüğü doğruydu ama bunları çoğunlukla teslimatlara saldırırken ya da babasının işleri görürken yapmıştı. O seferlerde de yetişkin Xalialarla savaşmıştı. Kontrol edemediği büyülerinde hiç çocuğun ölmesine sebep olmamış değildi ama Gölge gibi toplu bir katliama da imza atmamıştı.
Gölge bunu duymaya dayanamamasının getirdiği öfkeyle "Ben de..." diye konuşmaya başladı ama kasılan dudaklarını kapatıp burnundan solurken cümlesine devam etmemeyi tercih etti. Yeri değildi. Yeri gelecekti ama şimdi değildi.
Başını ağır ağır onaylamaz bir şekilde sallarken bunu daha çok kendisine inandırmak isteyerek "Ben senin gibi değilim." dedi.
Veyla başını onaylar şekilde salladı. "Çünkü sen benden bile kötüsün."
Gölge sinirle güldü ama uzun sürmemişti. Üst dudaklarını dişlerinin arasına alıp başını onaylamaz bir şekilde salladığında Veyla "Çünkü sen böyle bir canavar olmana rağmen herkesi aksine inandırabilecek kadar tehlikelisin." dedi. Az daha Veyla'yı bile inandıracaktı. O kahramanlık şovlarını gördükçe aklına şüpheler düşmüştü. Bildiklerini sorguladıkça zihnine sancılar girmişti. Veyla normalde aptal değildi ama bu şüphelere düşerken ne kadar da aptallaşmıştı?
Gölge kadını aralarında, yüzlerinin altında tuttuğu ellerinden çekerek kendisine biraz daha yaklaştırırken öfkeyle "Beni delirtme!" diye bağırdı. Veyla adamın dudaklarına doğru isterik bir şekilde gülerken sakince "Delir." dedi.
"Delir ve herkese gerçek yüzünü göster sahte Kral." dedikten sonra ellerini adamdan kurtarıp kucağından kalktı ve üstündeki tozları silkeleyip artık kurumuş olsa da elini burnundan akan kanlarda gezdirdi. Tahmin ettiği gibi kurumuştu, bu sebeple silemedi.
Gölge ise yerde kalmış, başı hafifçe eğik bir halde çatılmış kaşlarla yeri izliyordu. Veyla adama üstten bakarken güçlükle sırıttı. "Sen bana hakaret edip zarar verirken kendinden de sinirini çıkartıyorsun. Çünkü herkesi kandırsan da kendini kandıramıyorsun. Sen, senin ne halt olduğunu biliyorsun. En sevdiğin düşmanın hala ben olabilirim ama senin en büyük düşmanın, kendinsin! Nereden biliyorum, biliyor musun?" dedikten sonra Gölge'ye doğru eğildi. Var gücüyle "Çünkü benim de öyle!" diye bağırdı. Veyla da herkesten ama en çok da kendinden nefret ederdi.
Gölge'nin başı kalkarken Veyla ile göz göze geldiler. Veyla, adamın yorgun gözlerine bakarken titrek bir nefes aldı. Ne olursa olsun adam, gerçekler başkaymış gibi bakıyordu. Veyla, Gölge'nin sahtekârlığına kananlardan olmayacaktı ama ara ara düştüğü güçsüzlüğü yüzünden kendisine sinirlenip hızla doğruldu ve gözlerini kaçırdı. İlgisini dağıtmaya çalışırken etrafı ne hale getirdiğine baktı. Yine bir büyü patlaması yaşamıştı.
Birkaç sessiz dakikanın ardından Gölge sadece "Ben böyle bir adam olmazdım." dedi. Veyla'nın inanıp inanmaması umurunda değildi ama kendisinin bunu duymaya ihtiyacı vardı. Veyla adamın acı çekiyormuş gibi bir ses tonuyla kurduğu cümle karşısında adama bakmamaya çalışırken Gölge içinden 'Eğer sen olmasaydın' diye düşündü. Öyle bir adam olmayalı yıllar geçmişti ama Veyla hiç olmasa, Gölge de hiç öyle bir adam olmazdı.
Ne var ki, olmuştu. Olmak, zorunda kalmıştı.
**
Nasıldıı?
Beğeni ve yorumlarınızı bekliyorum
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!