🔮 18 ⚡ Tutku
2. KISIM ♛ AMORSUS KELEBEĞİ ♛
🔮 18 ⚡ TUTKU
**
VEYLA - NİX
Gölge, hamam kapısından girdikten sonra su sesleri de geldiği için Ash'in varlığından emin oldu. Kalp atışlarını da duymuştu ama binanın diğer ucundaki koridorda, hamamın ardındaki odadan mı geliyordu hamamdan mı emin olamamıştı. Odasında yoktu ve diğerleri de bilmediğini söylemişti. Sonunda kaybetmiş olsa bile kelebeği öylesine dövebildiği için onu kutlayacak, ardından da ödülünü zevkler içerisinde titreterek verecekti. Yıldat Veyla için aynısını düşünmüş olsa gerek Gölge, Yıldat'ı kadının odasına girerken görmüştü. Sonrasında ise Gölge de Ash'in peşine düşmüştü.
Hamam alanının giriş kısmından, sağ tarafta kalan duş alma odasına doğru ilerleyen merdivenlere yöneldi. Sıcak hava yüzünden ısınmış taş zeminde ilerlerken soyunmaya başladı. Adımlarını attığı taş merdivenler, her basamakta hafifçe titreşen mavi neon ışıklarla çevriliydi. Alanın yüksek tavanında gökyüzü görülmüyordu ama tavandan sarkan mavi salkımlar ve egzotik palmiyelerin arasında parlayan renkli doğal taşlar, alanı aydınlatıyordu. İlk olarak üstündekini çıkartıp bir kenara attı ve pantolonunun kemerini çözmeye başladı. Bir düşünceye dalmadıysa Ash azrit kulakları ile bulunduğu alana yaklaştıkça tıkırtılar çıkartan Gölge'yi duyuyor olmalıydı. Kadının yüzünde bir sırıtışla kendisini beklediğine emindi.
Ayakkabısından kurtulduktan sonra pantolonunu ve iç çamaşırını da çıkardı. Merdivenler bitince Ash'in olduğu kapısız alana girdi. Keyifli gözleri mavi taşların ve buharın sardığı alanda Ash'i aramaya başladı. Odanın her yanında farklı büyüklüklerle su alanları mevcuttu. Sular kristal berraklığında, yüzeyinde mavi ışıklar yankılanıyordu. Kenarları doğal kayalarla örülmüş küçük havuzlardan yükselen buharlar görüşü azaltıyordu. Köşeleri saran büyük yapraklı bitkilere ve sarmaşıklara mavi ışıklar yansıyordu. Odanın tam ortasında, yukarıdan süzülen mavi salkımların arasından şelale misali akan ince sular, doğal taşların ışıklarının da yansımasıyla minik yıldız parçalı taşıyormuş gibi parlıyordu. Şelalenin yanından geçip de ardına, küvete doğru ilerledi. Küvete baktığında vücudu duraksarken sırıtışı yavaşça silindi. Kalp atışları hızlanmaya başladı. Sırıtışı silinse de dudakları aralık bir şekilde kalırken gözlerini yavaşça kapatıp açtı. Belki de bakmamalıydı ama kendisine engel olamadı.
Veyla küvete uzanmış, başını küvetin bir ucuna yaslamışken saçları küvetin dışından sarkıyordu. Uzun, mor saçları ıslaktı. Küveti doldurup girmeden duş almış olmalıydı ki dövüş yüzünden vücudunu saran kanlardan eser yoktu. Veyla'nın oldukça beyaz tenli vücudunun büyük bir kısmı köpüklü su ile örtüyken bir dizini hafifçe kırarak yükseltmişti ve Gölge, kadının dizindeki su tanelerini, beyaz teninde belli olan ince damarları bile Azrit gözleriyle görebiliyordu. Köpükler sadece kadının göğsünün bir kısmını kapatabilirken Gölge'nin bakakalacağı kadar kısmını gözler önüne seriyordu. Kadının göğüs uçları suyun altında kalıyordu ama sadece birazcık hareket etse... Gölge nefes almayı bile unutabilirdi. Böyle düşünürken nefes almadığını fark etti ve o konuda geç kaldığını anladı. Kadın gözleri kapalı bir şekilde sıcak suyun tadını çıkartırken elleri yavaş hareketler ile köpüklerle oynuyordu. Çıplak omzuna bir kelebeği konmuş, sahibinin huzuruna eşlik ediyordu.
Gölge kadının ne kadar güzel gözüktüğünü düşünürken yutkundu. Onu kıyafetleri içerisinde iken bile arzularken şimdi çıplak olduğunu biliyordu. Mavi ışıkların altında ama beyazlar içerisinde ve görüntüsü buhar ile süslenirken bir Terra masal kitabının görseli gibiydi. Öyle ki, Gölge bile şu an ona 'canavar' diyemezdi. Gördüğü başka hiçbir şeye benzemiyordu ama şu an bir canavara benzemediğinden de emindi. Mor gözleri kapalı, uzun kirpikleri göz kapaklarını süslerken huzurlu nefesler alıp veriyordu. Küçük ve güzel şekilli burnunun hemen altında pembe dudaklarını hafifçe kıvrıktı. Yaşadığı andan zevk alıyor olmalıydı. Öyle dalmıştı ki duymak için mutlaka azrit kulaklarına sahip olmasını gerektirmeyen tıkırtıları bile duymamıştı. Gölge, 'Belki de uyuyor' diye düşündü. Kâbus görmüyor, aksine oldukça huzurlu görünüyordu ama tüm uykusu boyunca da kâbus görüyor olamazdı.
Derken Veyla'nın gözleri yavaşça açıldı. Gölge'nin kaşları kalkarken biraz önce kendisine hatırlattığı nefesini yeniden tutmaya başladı. Veyla'nın mor gözleri elleriyle oynadığı köpüklere bakarken dudakları biraz daha kıvrıldı ve neredeyse gülümsedi. Ellerini biraz daha sudan çıkardığında hareketlenen su yüzünden göğsü gözükür gibi oldu ama o sıra kolu da kalktığı için göremedi ve Gölge için kalbini kulaklarında zonklatmak dışında bir fark yaratamadı. Köpükleri elleri arasında oynar gibi gezdirirken kelebeği de omzundan kanatlandı. Veyla'nın ellerinin üstünde birkaç kere döndükten sonra Gölge'ye doğru hareketlendiğinde Veyla, kelebeğinin neyi gösterdiğine bakmak üzere bakışlarını yavaşça soluna çevirdi.
Kadının sol yanağı küvetin sırtına yaslanırken Gölge ile göz göze geldiğinde Veyla'nın da kalp atışları hızlandı. Dudakları aralanırken titrek bir nefes aldı. Kaşları da kalktı. Gölge kendisine nefes almayı hatırlatırken ne diyeceğini bilememişti. Yüz ifadesinin nasıl gözüktüğünü de bilmiyordu. Dudaklarının aralık olduğunu fark ettiğinde hızla birbirine bastırdı ve kadına bakmaya devam etti. Fark olarak bu sefer sadece gözlerine bakıyordu. Gözlerini açıp da ona baksa canavar olduğunu hatırlar sanmıştı ama şimdi resim tamamlanmış gibiydi. O hala Terra masallarından çıkmış gibi gözüküyordu.
Veyla'nın vücudu donakalmışlığını üstünden atmayı başaramazken gözleri başardı. Ne var ki başaramasa, Veyla için daha iyiydi. Hain gözleri adamın vücuduna doğru inmeye başladı. Buhar adamın esmer teninin ıslak gözükmesini ve hatta bazı damlaların akmasını sağlarken Veyla'nın gözleri adamın henüz birbirine bastırmış olduğu şekilli dudaklarında, keskin bir hatta sahip çenesinde, damarları şimdi belirginleşmiş boynunda, geniş omzunda, kaslı göğüs ve karnında gezindikten sonra aşağılara, adamın kasıklarına inince gördüğüyle beraber kaşları iyice kalktı. Gözleri de beraberinde irileşirken yutkunma ihtiyacı hissetti. Ne dudaklarını kapatabildi, ne de yutkunabildi. Tüm vücudunda kan yerine ateş dolaşıyormuş gibi hissederken birkaç saniyelik gecikmenin ardından gözlerini kaçırıp başını da önüne çevirdi. İki elini de adamla kendi arasında yüzünün yanında tutarken başta kısık bir ses tonuyla "Sen..." dedi. İleriye, bitkilere doğru bakıyordu ama baktığı yerde zihninin hatırladığı adamı görmeye devam etmemesi birkaç saniyesini almıştı. Gözlerini kırpıştırdıktan sonra neredeyse çığlık attı ve iyice suyun altına doğru kaydı. Şimdi sadece omuzlarından yukarısı suyun üstünde kalıyordu. "Sen! Sen burada ne arıyorsun?"
Gölge, tedirgin hissetti. Hiçbir şeyden korkmazdı ama bu durumu nasıl açıklayacağını bilememişti. Bilerek yapmamıştı, isteyerek kalmamıştı. Daha doğrusu, kalmayı çok istiyor olsa gerekti ki vücudu beynine fikrini bile sormamış, donakalmıştı ama hâkimiyeti ele alabilseydi, bakmadan giderdi. Ne var ki alamamıştı. Ne var ki bakmıştı. Ve şimdi hala vücudunu tam olarak görememiş olmasına rağmen bu görüntü ile onu görmek, suyun altında çıplak olduğunu bilmek her şeyi daha da zorlaştırmıştı. Veyla da bizzat, Gölge'nin onu ne kadar istediğini kasıkları arasında görebilmişti.
Boğuk olmasına engel olamadığı bir ses tonuyla "Ash burada sandım." dedikten sonra sıkkın bir nefes alıp sonunda gözlerini kaçırabildi. Veyla gibi alandaki hareketli sulardan yansıyan ışıkların dans eder misali gezindiği taş duvara bakarken kuruyan dudağını ıslatmak için yaladı. Veyla "Ash olmadığımı anlamak için ben seni fark edene kadar bakman mı gerekiyordu? Geldin, gördün. Çıkıp gitsene! Niye izliyorsun?" diye sitemlendi ama sesi istediği kadar güçlü çıkamıyordu.
Veyla da telaşlı hissediyordu. Neden böyle hissettiğini bilmiyordu. Neden midesinin bulanmadığını da anlayamamıştı. Vücudu karışık duygular içerisindeydi ama iğrentinin ağır basmadığına emindi. Gözleri ona ihanet etmeye devam etmek, yeniden bakmak istiyordu. Gölge, çıplak bir şekilde gördüğü ilk adamdı. Sadece bu kadarla kalsa iyiydi. Veyla'yı tam olarak göremese de, çıplak bir şekilde karşısında durduğu ilk adam da Gölge'ydi. Ne zamandır izliyordu, vücudunun ne kadarını görebilmişti, bilmiyordu. Suyun içinde mayışmış, sadece anın tadını çıkarıyordu. O sıra vücudunun ne kadarının suyun altında kaldığını bilmiyordu. Sorsa, dürüst yaklaşacağını düşünmediği gibi, soramazdı da...
Gölge de kendisine aynı soruyu sordu. Niye izlemişti? Ama cevaptan emin değildi. Onu arzuluyordu evet ama asla dokunmayacağının farkındaydı. Öyleyse, niye izliyordu? Bu yaptığı kendisine de eziyet gibiydi ama izlemişti.
"Niye izleyeyim? Kadın vücudu mu görmedim? Yeni geldim zaten. Buharlar..." dedikten sonra kendisine olan sinirini havadan çıkartır gibi buharı eliyle defetti ama nafileydi. Oda buhar içerisindeydi. "... buharlar yüzünden hemen anlayamadım." dedikten sonra çok da geçerli cümleler kurmadığının bilincinde bir şekilde elleriyle yüzünü ovuşturdu. Bir süre ikisi de sessiz kalıp kendi akıllarından geçen karmaşık gürültüyü dinlemeye çalıştılar. Gölge ellerini yüzünden çekerek düşünürken hatırladığı detayla "Sen niye beni izliyorsun?" diye sordu. Gölge utanmazdı, hatta daha önce de Veyla'nın yanındayken soyunuk olduğu anlar olmuştu ama Veyla hepsinde bakmamaya çalışmıştı ve başarmıştı da. Şimdi ise, çalıştıysa bile başaramamış, bakmıştı.
Veyla sinirle ellerini çekip ona döndükten sonra pişman olup yeniden ellerini yüzüne doğru kaldırsa da başını başka yöne çevirmedi. "Ben niye izleyeyim? Adam vücudu mu görmedim?"
Gölge "Gördün mü?" diye sordu. Veyla ellerinin altında dudağını ısırırken Gölge karmaşık ruh halini gizlemeye çalıştığı alayla "Yıldat'ı saymayalım lütfen." dedikten birkaç saniye sonra yeni hatırlamış gibi "Ha..." dedi. "Eski aşkın vardı bir de."
Veyla "Defol git Gölge." dediğinde Gölge "Ayrıca..." deyip güldü. Sesi arzusu yüzünden derinden çıkıp durduğu için sırıtarak, gülerek üstünü örtmeye çalışıyordu. Veyla ise Gölge'nin sesinin bir hayli farkındaydı. Adamın zaten kulağa hoş gelen ses tonu, bu hali her ne ise Veyla'nın kalp atışlarının mümkünmüş gibi daha da artmasına sebep oluyordu. Kendisini ne denli arzuladığını daha iyi anlıyordu ve biraz önce görmüştü. Şimdi, Gölge'nin istediği şeyi yapmaya en yakın oldukları an olmalıydı. İkisi de çıplak ve baş başaydı. Veyla'nın aklına istemese de Gölge'nin başka kadınlara dokunduğuna şahit olduğu anlar ve kadınların ne denli zevk aldıkları geldi. Bugün merak etmişti ve şimdi istese merakını giderebilirmiş gibi geliyordu. Gölge dokunmayacağını iddia etmiş olsa da Veyla'nın adamın bu ses tonundan anladığı, denese eli boş dönmezdi. Gölge de Veyla'nın denemeyeceğine güveniyor, bu sebeple bir an önce çekip gitmiyordu. Canı biraz daha burada durmak istiyordu. Kadına bakmıyordu ama gitmiyordu.
"... başka adamlar görsen de benim gibisini görmediğine eminim."
Veyla, kıyaslayacağı herhangi bir şey görmemişti ama bu gördüğü şeyden daha iyisinin var olup olmadığına dair de şüpheliydi. Gölge'nin ruhunun başka bir vücuda sahip olmasını dilerdi. Ya da en azından gerçekten ona vadedilmiş olmayı, sonunu getirmeden önce sevişmek zorunda kaldığı kişinin o olmasını isterdi. Kendi kendisine gözleri irileşirken ellerinin yüzünü örtmesine minnettardı. Aklından geçenler yüzünden kendisini boğmak istemişti. Sıkkın bir nefes aldı. Arzu ne demekti, bilmiyordu, hiç hissetmemişti ama bu olmamasını diledi. Her şey geçmiş, Yıldat'a vadedilmişti ve Gölge ile sevişemezdi. Ne saçmalıyordu zaten? Gölge'nin ona dokunmasını da istemezdi! Hiç kimsenin kendisine dokunmasını istemezdi ve Gölge de buna dâhildi! Kendi kendisine kızdıkça sessizliği sürüyordu.
Veyla öfkeyle "Çık git hadi." dediğinde Gölge, Veyla'ya bakmadan merdivenlere doğru döndü. Dudakları kıvrılırken "Tabii bebeğim." dedi. Veyla neden hemen kabul ettiğini anlayamazken parmaklarını hafifçe araladı ve gözlerini açtı. Sadece ve sadece Gölge'nin yüzüne bakarken "Dur!" dedi. Gölge hızla kadına dönerken gözleri bir anlığına gözlerinden aşağılara indi ama kadının vücudu suya gömülmüş sadece omzu, boynu ve yüzü açıktaydı. Yine de suyun altında neler olduğunu düşünebildiği için işler kolay değildi.
Kadının kendisini durdurmasına sırıtıp "Seninle sevişemem." dediğinde Veyla'nın gözlerini devirdiği parmakları ardından bile olsa gördü ve güldü.
"Denesem bana teslim olman uzun sürmez."
Gölge, Veyla'nın titrek bir nefes almasını sağlayacak bir ses tonuyla "Denesene." diye meydan okuduğunda Veyla bir küfür mırıldandıktan sonra hızla konuyu değiştirdi. Nedense Veyla'nın içinden denemek geliyordu ama haklı çıkarsa, sonrasında neler olurdu bilemiyordu. Normalde her konuda kendisine güvenirdi ama şu an vücudu, ruhuna ihanet ediyor, saçma karmaşalara kapılıyordu. Gölge, kadının kalbinin hızla çarptığını duyabiliyordu ama neye yoracağını bilmiyordu. Korkmuş, öfkelenmiş de olabilirdi. Vücudunu kendisine ve sevgilisine özel tutuyordu, Gölge'nin, düşmanının görmesini istemiyor olmalıydı.
"Neden gitmeyi hemen kabul ettin?"
Gölge, Veyla'nın kendisini tanımaya başladığını fark edip sırıtışında dudağının kenarını yaladıktan sonra "Yıldat aşağıda, hamamın dışında koridorda." dedi. Duymuştu. "Seni arıyor."
Veyla ellerini indirirse de Gölge'nin alt bölgelerine bakmamaya çalıştı. Gözün, sadece baktığı yeri görmemesi de şu an vücudunun ona ettiği ihanetlerden bir başkasıydı. Göz ucuyla da olsa aşağılarda bir yerde, kadını arzulayan parçasını görebiliyordu.
"Çıkma, dur." dedikten sonra çaresizlikle etrafına baktı. Bornozu askıdaydı ve suyun altından çıkmadan ulaşamazdı. Gölge'den istemeyi düşündü ama bu suyun altından çıkmak gibi bir şey olurdu. Bornozu vermek için yakınlaşması gerekirdi. O yakınlaştıkça da Veyla'nın temas etmeyi sevmediği ateş yaklaşır gibi hissediyordu. Şu an öyle çaresiz, öyle güçsüz hissediyordu. Korku... Korku olmalıydı. Ateşten korkuyordu. Gölge'nin kendisini görmesinden, kendisine dokunmasından da korkuyor olmalıydı...
Kelebeklerinin getirmesini sağlayabilecek ya da büyüsünü kullanamayacak kadar güçsüz bir ruh haline sahip olsa da büyüsüyle çağırabilecek olsa bile giyinmek için suyun altındaki güvenli alanından çıkmak zorunda kalacaktı ve Gölge ardına dönmediği sürece onu görebilecekti.
"Neden? Çıkıp kardeşime seni nerede bulabileceğini söyleyeyim." diye tek derdi yardımcı olmakmış gibi söylediğinde Veyla sinirle inleyerek Gölge'ye baktı ama göz göze geldiklerinde ikisinin de yüz ifadeleri yeniden donuklaştı. Ne alaylarını ne de öfkelerini sürdüremiyorlardı ve bu ikisi, onların birbirlerine karşı sahip olduğu tek şeylerdi. Niye sürdüremiyorlardı?
Veyla, "Yanlış anlar." dediğinde Gölge'nin zaten bunu yapmaya çalıştığını görebiliyordu. Yıldat'la daha bugün kıskanç bir aptallığa kapılmaması gerektiğine dair konuşmuşlardı. Veyla görmüştü ki, Yıldat kıskandığında gözü kararıyor ve Veyla'nın işine yaramayacak, hatta zor duruma düşürecek şeyler yapıyordu, Veyla planlarının suya düşmesini göze alamazdı. Yıldat ileride, abisine ihanet etmesi gerektiği anda kıskanmalıydı.
Gölge bir elini duvara yaslarken sırıtarak "Bebeğim... Bebeğim... Neden yanlış anlasın ki?" dedikten sonra bilerek önce kendi üstüne, sonra da kadına baktı. Veyla mümkünmüş gibi biraz daha suyun içine batarken dudakları birkaç kez sinirle aralanıp kapandıktan sonra en sonunda elini suya sertçe çarparak sinirle inledi. Gölge istemsiz gülerken gözleri dalgalanan suya döndü. Köpükler birkaç saniyeliğine dağılmıştı ama Gölge'nin gözlerine kayda değer bir görüntü veremeden yeniden toplandı.
Hamamın kapısı çalındığında ve ses yankılandığında Veyla'nın gözleri irileşti. Bir elini sudan çıkartıp hızla Gölge'yle arasında sallarken dudaklarını oynatarak "Gel, çabuk." dedi. Gölge sırıtışında dudağını yalarken ağır bir şekilde elini duvardan çekip Veyla'ya yaklaşmaya başladı.
Veyla, adamı sanki başka bir şeye davet etmiş gibi keyifle yaklaşmasına kötü kötü baktı. Yıldat dışarıdan "Veyla? Orada mısın? Kimse var mı?" diye bağırdı. Gölge gittikçe yaklaşmaya başladığında Veyla elini kaldırarak durdurdu ama yine de oldukça yakındı. Gözleri suya doğru döndü ve Gölge'nin kendisinin gördüğünden daha fazlasını görüp göremediğinden endişe etti. O sıra kapı açıldığında suda sıçradıktan sonra ardını göremese de duvara döndü. "Dur! Şey..." dedikten sonra kendi kendisine yüzünü buruşturdu. Şey mi?
"... Yıldat duş alıyorum!"
Yıldat duraksarken heyecanlı hissetmeye başladı. Gölge de kardeşinin hızlanan kalp atışlarını duydu ve gözlerini devirdi. O sıra Veyla ile göz göze geldiklerinde Veyla kaşlarını kaldırıp 'ne var?' der gibi başını salladı. Yıldat da azrit olduğu için ses çıkarmamaya çalışıyorlardı. Gölge'nin özel bir çabası yoktu ama Yıldat'ın karşısına çıkıp bu anı bozmak yerine aksine Veyla'ya yakın durmaktan keyif aldığı için uyum sağlıyordu. Yıldat özellikle dinlemedikçe kalp atışlarını duyamazdı. Duysa bile iki kalp atışının da hamamdan geldiğine, Gölge gibi emin olamazdı. Hamamın ardında da odalar vardı.
"Ve... Ben niye gelmiyorum?"
Yıldat, alayla belki umutla sormuştu ama böyle sorduğu iyi olmuştu. Böylelikle Gölge, normalde Yıldat'ın Veyla'yı çıplak görebildiğine ve daha fazlasına emin olmuştu. Hoşuna gitmemişti. Gölge Veyla'ya baygın bir şekilde bakarken Veyla "Yalnız kalmak istiyorum. Çıkıyorum şimdi zaten, sen git!" dedi.
Yıldat "Ama..." dediğinde Veyla Yıldat'ın yanlış bir şey söylemesini ve oyalanmasını istemediği için hızla "Yıldat, hadi!" diye kızdı. Yıldat "Peki... Odanda bekliyorum sevgilim." dedikten sonra çıkıp kapıyı kapattı. Gölge kapalı dudakları ardında dilini çiğnerken dinlemeye devam etti. Duyduklarıyla Yıldat'ın yeterince uzaklaştığını düşündüğünde "Duymadıysan, sevgilin seni odanda bekliyormuş." dedi.
Veyla gözlerini devirdi. "Git, hadi."
Gölge "Bu aktivitemizi çok sevdim, her hafta yapalım." dedikten sonra sırıtışı ve bakışları muzipleşti. "Ayrıca küçük sırrımız benimle güvende bebeğim."
Veyla sabırla nefes alıp "Sevgilimi seninle aldatmıyorum Gölge." dedi. Gölge omuz silkip "İstesen de yapamazdın." dediğinde Veyla'nın 'Buna emin misin?' der gibi kaşları kalktı. Gölge emin olamasa da tepesinde dikilirken başını onaylar şekilde salladı. Veyla, aşağısında kalmasına rağmen sadece yüzüne bakmakta zorlanıyordu.
Veyla, Gölge gitmekte oyalandığı ve burada kaldıkları sürece birilerinin daha gelebilme tehlikesi oluştuğu için "Bornozu ver." dedi. Gölge dudağını yalayarak kısık gözlerle baktığı birkaç saniyenin ardından derin bir nefes alıp yavaşça ardına döndü ve bornoza yöneldi. Veyla, Gölge'nin ardından bakarken gözlerine vücuduna inme özgürlüğünü vermek zorunda kaldı. Odasına döndüğünde bu ihanetleri yüzünden gözlerini bıçaklamak istiyordu ama gözleri yine de bu görüntüyü yara almaya değer buluyor gibiydi.
Gölge elinde bornozla ona döndüğü gibi gözlerini hızla adamın yüzüne çıkardı. Gölge bornozu Veyla'ya uzattı. Veyla da suyun altından elini uzatıp bornozu tuttu. Gölge hafifçe bornozla birlikte Veyla'yı çeker gibi olduğunda Veyla telaşlanarak elini çekti ve Gölge güldü.
"Bu kadar korkuyor musun? Seni görmemden? Ya da görürsem olacaklardan?"
Veyla gözlerini kaçırıp "Hiçbir şey olmaz." dedikten sonra yeniden elini uzattı. "Ver hadi, gitmeliyim."
Gölge, "Sevgilin bekliyor, doğru." diyerek bornozu uzattı. Veyla bornozu alıp ıslanmasın diye küvetin yanında havada tutarken "Arkana dön." dedi.
Gölge alayla "İyiydim böyle..." dediğinde Veyla'nın ters bakışları Gölge'ye döndü. Gölge üfleyerek ardına döndü. Veyla "Sakın bakma." diye uyardı.
Gölge sessiz kaldığında Veyla, "Gölge!" dedi.
Gölge "Bakmayacağım, vücuduna hasret değilim. Çık git hadi, ben de duş alacağım." dedi.
Veyla'nın sudan çıktığına dair su seslerini duyduğunda Gölge gözlerini sımsıkı kapatırken sıkkın bir nefes aldı ve yutkundu. Bakmamakta zorlanıyordu. Vücudu ona ihanet etmeye çalışıyordu. Ona dönmek, gözlerini açmak, baktıktan hemen sonra belinden tutarak kendisine çekmek ve dudaklarına yapışmak istiyordu. Veyla onu durdurana kadar da gidebildiği kadar ileriye gitmek istiyordu ama en başta Gölge kendisini durdurmalıydı. Veyla'ya verdiği söz bir yana, kendisine de söz vermişti.
Veyla bornozu giyinirken "Odanda çift katlı hamamın var. Git orada yıkansana." diye söylendi.
Gölge, "Söyledim, Ash'e bakıyordum. Soyunmuşken de burada yıkanırım." dedikten sonra ona bakamamasının getirdiği sinirle ekledi. "Ayrıca kendi şehrimde, kendi malikânemde nerede yıkanacağımı sana mı soracağım?"
Veyla, yeniden kendisini arkası dönük adamın soyunuk vücuduna bakmaktan alamadı. Burada olan Ash olsaydı, Gölge yine soyunmuş bir şekilde gelecekti ve sonrasında olacaklar şüphesiz ortadaydı. Ash'i ararken Veyla'yı bulmuştu ve dokunamayacağı bir kadını izleyip durmuştu. Veyla, Ash gibi keyifli olmasını istemediği bir kadının Gölge'nin titreten temaslarıyla zevkle buluşmasına gözlerini devirdi.
Bornozu bağlayıp yeterince vücudunu örttüğüne emin olduktan sonra küvetten çıktı ve terliğini giydi. Gölge "Dönüyorum." dediğinde Veyla "Dön." dedi. Gölge dönerken gözlerini araladı. Veyla'nın bornozlu vücuduna kısa bir anlığına baktıktan sonra gözlerine baktı. Kadının pamuklu mor bornozu kalçasının biraz altına kadar gidiyordu ve açıkta kalan teninde su damlaları akıyordu.
"Sakın Yıldat'a saçma sapan bir şey söyleme. Ona, kıskanıp kendisini gereksiz ve gerçekleşmesi imkânsız bir endişeye sokmasın diye senden ne kadar nefret ettiğimden bahsettim. Hatta benden nefret ettiğini, bana dokunmanın senin için kendine ihanet etmek olduğunu söyledim. Şimdi durduk yere kendine verdiğin sözleri tutamayan bir adam olduğunu düşünmesin."
Veyla, tam olarak bu cümleleri kurmamıştı ama Gölge'nin kuyruğuna basıyor, sınırlarını zorluyordu. Ona dokunmayacağına dair büyük büyük konuşmuştu. Ondan ne kadar iğrendiğini, asla dokunmayacağı birçok cümle ile tekrar tekrar söylemişti. Şimdi karşısında arzulayıp durmamalıydı. Veyla'nın sinirleri genel olarak bozuktu, en çok da kendisine karşı sinirliydi ama tam olarak anlamlandıramadığı için Gölge'ye sataşıyordu.
Gölge Veyla'ya doğru bir adım attığında Veyla'nın meydan okuyarak kalkan kaşları hafifçe inerken bir adım geriledi. Gölge bir adım daha attığında Veyla yeniden gerilerken "Ne yapıyorsun?" diye sordu. Gölge'nin mavi gözlerinde göz bebekleri büyümüş, bakışları kararmıştı ve Veyla'nın kalp atışları yeniden hızlanmıştı.
Gölge yaklaştıkça gerilediği bedeninde sırtı duvara yaslandığında gözleri bir anlığına ardına döndükten sonra kuruyan dudağını ıslatıp yeniden Gölge'ye baktı. Gölge o sıra dibinde bitmişti. Bir elini ağır ağır Veyla'nın başının yanından duvara yasladığında Veyla duvar ile arasında sıkışmış gibi hissederken büyüsü, çağıramayacağı kadar uzaklara gitmiş gibi görünüyordu. Vücudu yine donakalmıştı.
Diğer elini de elinin tersiyle Veyla'nın kolunu hafifçe yana kaydırarak Veyla'nın belinin hemen yanında duvara yasladı. Tüm bunları yaparken gözlerini bir an olsun Veyla'nın gözlerinden ayırmıyordu. Veyla ellerini ardındaki duvara yaslarken adamın ne yaptığını anlamaya çalışıyordu. Dokunmam, demişti. Dokunmaya mı çalışacaktı? Veyla izin vermezdi. Vermezdi, öyle değil mi?
Gözleri kadının dudaklarına indi. Veyla'nın dudakları nefes alma ihtiyacı ile aralandığında Gölge de bu boşluğu tamamlamak ister gibi yüzünü yavaşça eğmeye başladı. Veyla'nın elleri duvardan ayrılırken ittirmeye hazırlanarak hareketlendi. Burunları birbirine değdiğinde Veyla'nın gözleri kapanır gibi oldu ama hızla açtı. Yine de kapanmak üzereymiş gibi aşağıya bakıyordu ve gözlerini kırptıkça geri açana kadar geçen süre uzun sürmeye başlamıştı. Gölge'nin gözleri kapanırken kadının dudaklarına doğru "Öyle bir adam değilim." diye fısıldadı. Veyla vücudu titremiş gibi hissederken adamın ne dediğini tam olarak anlayamasa da hızla ellerini Gölge'nin çıplak göğüslerine götürüp ittirdi. Gölge dağ gibi aynı konumda kalmaya devam ettiğinde Veyla'nın kalp atışları mümkünmüş gibi biraz daha hızlandı.
Büyüsünü çağırmaya çalışırken sinirle "Ne yapıyorsun?" diye sordu. Zihnini toparlayabilse, büyüsüne de başvurabilecekti.
Kısacık mesafeyi katederek Veyla'nın dudaklarına yöneldiğinde Veyla başını duvara yaslarken elleri adamın göğsünde kaldı. Bu teması Gölge'nin onu daha da arzulamasını sağladı. Adam yutkundu. Vücudu yanıp tutuşuyordu ama yapamayacağını biliyordu. Düşmanıyla sevişmekte sorun yoktu. Daha önce de haz etmediği, hatta karakterinden nefret ettiği ama güzel bulduğu kadınlarla sevişmişti. Gölge güzel bulduğu her kadınla sevişirdi, mutlaka sevdiği ya da en azından nötr olduğunu aramazdı. Sadece düşmanı olsa onu öldüreceği güne kadar sevişip dururdu ama Veyla, en önemlisi sevdiğinin ölümüne sebep olmuş biriydi. Ona dokunursa, şimdi dokunamadığı sevdiğine de ihanet etmiş olurdu.
Dudağını kadınınkine sürttüğünde bir kıvılcım dudaklarından tüm vücutlarına yayılır gibi oldu. Veyla kalbinin sadece korkuyla çarpmadığına dair şüphelenmeye başlamıştı. Korkuyordu çünkü onu arzulamak istemezdi. Arzu, Xaliaların dünyasında değer verilecek bir duygu değildi. Çoğu kadın Xalia için barda kalçasına şaplak atılsa, arzu duygusu gelişirdi. Çoğu erkek Xalia için kadını sadece görmesi bile yeterdi ama Veyla arzu duygusuna alışık değildi. Bunu ilk Gölge ile deneyimlemek istemezdi. İhanet edecek olması ve ona zarar verecek olması önemli değildi. Onunla sevişip yine yapacağını yapabilirdi ama Yıldat ile sürdürmesi gereken planları vardı. Gölge ile sevişirse, planları bozulurdu. Kaldı ki temaslarla dolu olan sevişmek, Veyla gibi temasa zaaf duyan biri için diğer Xaliaların yaptığı tanımlamadan daha fazlasıydı.
Konuştukça dudakları, kadının dudaklarına temas ederken ve kasti bir şekilde dudaklarını sürterken "Ben kendine verdiği sözleri tutamayan bir adam değilim." diye fısıldadı. Kadının sınırlarında dolaşıyor, temas ediyor ama sevişmeye çalışmıyordu. Bir yanı kadının ne kadar karşı koyacağını da ölçüyordu. Keskin bir reddedişle karşılaşsa arzusuna engel olmak daha kolay olurdu fakat Veyla... Kafası karışık gibiydi. Bu Gölge'nin de kafasını karıştırmıştı. Kendisini istemiyor gibiydi ama bir yandan da temaslarına müdahale etmekte gecikiyordu. Müdahale etmesine ediyordu ama, iğreniyormuş gibi de davranmıyordu. Oysa daha önceki temaslarında iğreniyormuş gibi davrandığına emindi. Alayıyla gizlediği bir iğrenti hissetmişti her seferinde. Belki de şimdi de vardı ama kadından öylesine etkilenmişti ki, gözü kararmıştı. Yine de arzusuna engel olabildiği için vücuduna minnettardı. O kadar da hain değildi. Nefesleri dudakları arasında geziniyor, dudakları temas içerisindeydi ama ikisinden biri dayanamayıp öpmüyorsa, endişe etmeleri gereken bir sorun yoktu. Teslim olmuyorlardı.
Veyla da "O zaman bir daha bunu yapma." diye fısıldadı. Konuştukça dudaklarının teması arttığı için daha da garip hissediyordu. Gözleri kapanmak üzereydi, nereye bakacağını şaşırmış haldeydi. Ellerinin hala adamın ittirmek için götürdüğü çıplak göğüslerine yaslı olduğunu fark edince hızla ellerini çekti ama vücutları o kadar yakındı ki nereye götüreceğini bilemedi.
"Çekil!"
Gölge, sesini temizleyip "Seni denedim." dedikten sonra ellerini yavaşça duvardan çekerken vücudunu da eş zamanlı uzaklaştırdı ve birkaç adım geriledi. Veyla bakışlarını hızla odada gezdirdikten sonra yutkunup yeniden Gölge'nin gözlerine baktı. Oldukça sinirle harmanlanmış bir alayla "Ve sonuç?" diye sordu.
Gölge birkaç saniye kadının gözlerine bakmaya devam etti. Kadının kulaklarının da azrit kulakları olmadığına minnettardı yoksa göğsünde hızla atan şeyi duyabilirdi. "Sen de benimle sevişmeyeceksin." dediğinde Veyla telaşını gülerek örttü ve "Algıların çok açık." diye dalga geçti. Bunu söylemesine, onun anlamaya çalışmasına gerek bile yoktu. Gayet bariz değil miydi?
Gölge sırıtarak "Ama istiyorsun." dedi.
Veyla'nın gözleri irileşirken Gölge küvete girdi. Veyla, Gölge'nin bunu yapmasına sevinmişti çünkü vücuduna bakmamakta gittikçe zorlanıyordu. Kaslı kolları küvetin iki yanına yaslanırken yavaşça oturdu ve ardına yaslandı. Kafasını da küvetin ucuna yaslarken gözleri hala kadının üstündeydi. Dudakları kıvrıktı.
Veyla ellerini beline yaslayıp sinirle "Ne saçmalıyorsun?" diye sordu.
Gölge hafifçe omuz silkti ve sırıttı. "Beni arzulamaya başladın."
Gölge emin değildi ama denemeye devam ediyordu. Bir yanı kendisini arzuladığına emin olursa, her şeyin biteceğini düşünüyordu. Böylelikle kompleksleri bitecekti. Veyla da her kadın gibi olacaktı. Her kadın gibi onu arzuluyor olacaktı ve Gölge elinin tersiyle itecekti. Öyle olacağını düşünüyordu.
Veyla, "Bana demiştin ya." derken gülümsedi. Acı dolu bir gülümsemeydi fakat kimse anlayamazdı. Sebebi, Gölge'ye katılıyordu. Kendisini, Gölge'nin gördüğü kadar iğrenç görüyordu ama yine de aynı cümleleri Gölge için iletti. "Bedenin, ruhunun varlığıyla can çekişen bir et parçası. Senin ruhuna denk geldiği için çektiği ızdırabı bedenine ben bile yaşatamam. İlgi çekici bir bedene sahipsin." dedikten sonra devamını kendi cümleleriyle sürdürdü. İlgi çekici bir beden, kısmını bile dile getirmemeyi dilerdi ama ne var ki getirmişti. "Zenith üzerinde sana arzu duymayacak tek bir kadın..." dedikten sonra sırıtarak "... var." diye ekledi. Gölge o gün arzu duyduğunu ama boyun eğmeyeceğini söylemişti, Veyla ise boyun eğmek bir yana arzu bile duymadığını söyledi.
Gölge de o günkü Veyla gibi sırıtarak "Sen misin o?" diye sorduğunda Veyla başını onaylar şekilde salladı.
Gölge de dudağını yaladıktan sonra derin bir nefes alıp başını onaylar şekilde salladı. Veyla'ya bakmaya devam ederken heceleyerek ve sakince "Peki." dedi. Gözleri suya dönüp de eliyle suyu dalgalandırırken sırıtışı genişledi. "Ama söylediğim gibi..." deyip bakışlarını yeniden Veyla'ya çevirdi. "Nefret tutkulu bir duygudur. Tutku ise,..." dediğinde devamını Veyla'nın hatırladığına emindi. Bu sebeple Veyla için oldukça sinir bozucu bir gürültüymüş gibi sırıtmak dışında sessiz kaldı. Veyla biraz önce kurduğu uzun cümleleri bile ezberlediyse, bunu da hatırlıyor olmalıydı.
Veyla gözlerini devirip merdivenlere yöneldi ve Gölge'yi ardında bıraktı. Gölge'nin göremeyeceği alana çıkıp da merdivenden indikçe adamın kıyafetleriyle karşılaşmaya başladıktan sonra elleriyle yüzünü ovuşturdu. Hamam alanından çıktıktan sonra koridorun soğuk havasına minnettar oldu. Serin hava tenine çarparken odasına yöneldi ve üstündeki garip hissiyattan kurtulmaya çalıştı.
Hatırlıyordu. Tutku ise, arzuya gebeydi...
**
EFTEL – AMORSUS
"Yetmezmiş gibi yasaklı velmora taşını kullanmış."
"Onu nereden bulduğu bile ayrı bir yargılama konusu."
"Amorsus şehirlerinde meydanlarda canlı yayınlanan görüntülerde halk yeni kraliçelerinin taç takıp güven aşılamasını beklerken Kraliçe firardaydı!"
"Soyluların hiç hoşuna gitmedi."
"Kaç tane muhafız öldü."
"Kaç gündür onun da öldüğünü düşünüyoruz! Kaç tane soylu ile yeni iktidar soyu olmaları için görüşme yaptık. Şimdi her birine açıklama yapılması gerekecek."
"Gündemi değiştirmek için kaç şehirde kargaşa çıkartılması gerekti. Hiç biliyor mu? Hasarların faturasını kişisel servetinden ödemeli."
"Onun yüzünden halktan bine yakın kişi öldü."
Eftel'in gözleri son suçlamayı yapan konsey üyesine döndü. Eftel, konsey üyesinin halktan bine yakın kişinin ölümü karşısında yaptığı suçlamada, bir anlığına buna sebep olanın, bu saldırıların emrini verenlerin kendileri olduklarını unutup ölümler karşısında üzüldüğünü düşündü ama çok geçmeden konsey üyesi Zeralune lafına "Şimdi yerlerine yeni işçiler bulunması gerekecek." diye devam etti.
Zeralune ellerini 'u' şeklindeki masanın üstünde birleştirmişti. Parmaklarındaki büyük ve değerli taş yüzükler yüzünden ellerini tam olarak kavuşturamamıştı. Memnuniyetsiz yüz ifadesinde ince dudakları şimdi düz bir çizgi halini almıştı. Kahverengi gözleri odada geziniyordu. Hepsi birbirine bakıyordu. Eftel'in varlığını unutmuş gibi davranıyorlardı ama Eftel biliyordu. Şu an odadaki tüm öfke ve hayali oklar onaydı. Vitray pencerelerin üstündeki altın varaklardan biri olmak istedi. Böylelikle bir süredir istediği gibi sadece öylece dururdu fakat duramayacağını öğrendiği için buraya gelmek zorunda kalmıştı.
Normal şartlarda olsa bir saat kadar önce bu konseyin kapısını çarparak çıkmış olurdu fakat suçlamaları dinlemek mecburiyetindeydi. Artık Eftel ne yaparsa yapsın Kraliyet sorumluluğunu üstlenen bir ablası ve ailesi yoktu. Kraliyet sorumluluğu Eftel'in omuzları üstündeydi ve omuzlarını şekillendirmek isteyenler de karşısındaki konseydi. Konsey Eftel'e, Eftel ise Konsey'e ihtiyaç duyuyordu. Yıllardır süre gelen gelenekler dolayısıyla Konsey'in Amore soyundan bir varise ihtiyaç duydukları şüphesizdi ama onların çizgisinin aşılması ihtimalinde Amore soyundan vazgeçebilecekleri de şüphesizdi. Eftel, Konsey'in ona olan ihtiyacına karşı temkinli olmalıydı.
Konsey, tacın gölgesinde oturan ama tacın asıl sahibiydi. Eftel, neden 'seçilmeyen' olduğunu artık daha iyi anlayabiliyordu. Ablası Ely, gerek Severna'da olanlara göz yumabilirdi, gerek halkın asıl ihtiyaçlarını gözetmeden iktidarını koruyacak her şeyi yapabilirdi. Ely, gezegenin iki kutbundan onlara doğru ilerleyen, ilerledikçe de temas ettiği her şeyi yiyip yutan bir ölüme, kendi ömrü boyunca Amore'a ulaşmadığı sürece sessiz kalabilirdi ama Eftel, bir şeyler yapmak isterdi.
Amorsus'un en büyük korkusu, halk isyanıydı. Sömürüp durduğu halktan o kadar da korkmazdı, hazır halk isyan etmişken saldırabilecek Nix tarafından daha çok korkardı. Gittikçe güç kazanan bir Gölge Kral Karanir tehdidi mevcuttu. Üstelik o Kral, halkın gözü önünde siyah ölümün damlatıldığı şarap ile Amorsus kraliyet ailesinin neredeyse tamamının ölmesini sağlamıştı. Gerçek başkaydı ama inanılan buydu.
Eftel ise, karşısında bulunduğu konseyi hafife almaması gerektiğini biliyordu. Taç, halk ve soy Eftel'indi ama güç, Konsey'indi. Bu hep böyle olmuştu ve Eftel artık daha iyi biliyordu. Eftel'den halkın kraliçesi olmasını istiyorlardı, onlar da Eftel'in Kral ve Kraliçeleri olacaklardı. U harfi şeklinde sıralanmış ve üstünde halkın çoğunluğunun ancak hologramını görebileceği meyve ve içkilerle döşetilmiş altın masada, giyinebilmek için hayvanların katledilip derilerinin söküldüğü kıyafetler ile otururlarken her biri, diğerinden de nefret ederdi. Birbirlerine bakan gözlerinde bu açıkça görülürdü. Hepsi, bir gün sağındakinin ya da solundakinin bu suçlama odasında suçlanan olmasını ve aynı kin ile suçlamaları o sinsi dudaklarından çıkartmayı hayal ederdi. Aralarında gizli bir güç savaşı ve sadakatsizlik dönerdi ama evet, karşılarında onlar dışında biri olduğu gibi büsbütün bağlı bir güç olurlardı. Şu anda da olduğu gibi.
Kararlar onlardan çıkar, Kraliçe'nin ancak halka bildirilmesi gerektiği kısmından haberi olurdu. Kraliçe'den iş birliği değil, boyun eğiş beklerlerdi. Mutlak bir boyun eğiş. Kraliçe veyahut Krallar, konsey ile iş birliği yapabilecek kapasitelerde ise, işlerine yarayacağı ölçüde fikirlerini de kullanırlardı. Muhtemelen Eftel için tek düşündükleri, sembolik bir Kraliçe olarak yeni varis oluşana kadar tacı takmasıydı. Sonrasında, nice öldürülen uyumsuz Kral veyahut Kraliçeler gibi Eftel'in de sonunu getirmeyi düşünüyor olmalılardı. Eftel'in bugüne kadarki uyumsuz ve boyun eğmeyen tutumları, Eftel'i Konsey'den ve sırlardan uzak tutmaları için yeterliydi. Eftel ise bu yargıyı değiştirmek için uğraşacaktı. Sadece Kraliçe oluşuyla kararları ve düzeni değiştiremezdi. Gayesi fark edildiği an son gördüğü şey Konsey muhafızının ona indirmek üzere olduğu vortex kılıç olurdu. Bu sebeple Eftel, bir süre boyunca uyumlu olmak zorundaydı. Eğer bir süre şahit olduğu zulme sessiz kalmazsa, Eftel de ölürse bu zulmü kökünden kazıyabilecek kimse kalmayacaktı. Sinsi bir şekilde gölgelerde gezinip sırları duymalı, güven algısı oluşturmalı, güç kazanmalı ve halkını kurtarmalıydı. Halkını sadece Konsey zulmünden değil, siyah ölümden de kurtarmalıydı.
Tanıdığından beri defalarca kez etrafından kovmuş olsa da Alkar Harzem'e ihtiyacı olduğunu biliyordu. Eftel'in gözünü açan ve cesaret aşılayan, oydu. Eftel her zaman bazı şeylerin farkında ve çoğu tehlikenin karşısında cesurdu ama Eftel'in saraya hapsolduğu ömründe bilemeyeceği, göremeyeceği şeyleri her nasılsa Alkar Harzem adı gibi biliyordu. Nerelerden gelmiş, nelere şahit olmuş, hangi deliklerde gezinmiş, bilinmezdi ama Eftel'in ona ihtiyacı vardı.
Eftel, burnunun dikine gider, laf dinlemeyi sevmezdi ama dinleyecekti. Alkar Harzem, yapması gerekenleri ona uzun uzun anlatmıştı. Her birini sırasıyla yapacaktı ve zamanı gelince halkını tüm düşmanlarından arındıracaktı. Siyah ölüm, Konsey ve Gölge Kral Karanir'i ortadan kaldıracaktı.
Zeralune adlı Konsey üyesinin bahsettiği, Eftel'in saraya dönmediği günler boyunca oluşabilecek herhangi bir huzursuzluk, sorgulama veyahut isyanı başlamadan önlemek adına halka uğraşmaları gereken daha büyük problemler vermişlerdi. Sonrasında ise bizzat yarattıkları problemleri çözmüş, yeniden halkın kahramanı olmuşlardı. Amorsus'ta tüm yayınlar, Amore Kraliyeti'nin kontrolündeydi. Halk, Amorsus Kraliyeti'nin onları yerleştirdiği şehirlerde, onların buyurduğu işleri, onların buyurduğu saatler arasında yaptıktan sonra nihayet evlerine vardıklarında izledikleri her görüntü, okudukları her kitap Konsey'in elinin altından çıkardı. Yayınlarca Amorsus Kraliyeti övülürdü. Halk için yaptıkları, düşmanlara karşı nasıl da güçlü oldukları, git gide geliştikleri, halkın geleceğe vardıkça refah seviyelerinin de artacağı... Yayınlara göre Amorsus yarım küresi, belirli aralıklarla Nix tarafının saldırılarına uğrar, kahraman Kraliyet ve muhafızları her seferinde onları püskürtür, hatta sorumluları tespit edip yakalar ve idam ederdi. Kaç tane insanı, saçlarını boyayıp gözlerine lens takarak suçlu bir Xalialarmış gibi halkın gözleri önünde idam etmişler, sonrasında da güçlerine kadeh kaldırmışlardı. Halk onlar ne isterse onu görürdü, halk onlar ne isterse onu bilirdi, halk onlar ne isterse onu konuşurdu.
Son gelişen iki durum ise, Konsey'in bile kontrolünün dışına çıkmıştı. Taç devir töreninde Kraliyet ailesinin neredeyse tamamı ölmüştü, halk canlı olarak izlemişti. Akabinde de, Eftel'in taç takması beklenirken Kraliçe bir türlü kürsüye çıkmamış ve yayın acil bir şekilde kesilmişti. Bu iki durum, Konsey'in halka yarattığı algılara gölge düşürdüğünden, hızla çözüm sürecine geçilmişti. Çözüm ise, halka daha büyük dertler vermek ve sonrasında onlar için o dertleri çözmekti. Halk ise Kraliyet'in yarattığı mağduriyetin mağduru olurken, Kraliyet ise kahramanı olmuştu. Eftel dönüş yolunda dumanı tüten bölgeleri görmüştü. Eftel, Konsey suçlamasının karşısına çıkmadan ve odasında küçük boy hologram cihazını duvara fırlatmadan hemen önce haber yazılarında şu cümleleri okumuştu: Amorsus Krallığı'nın çökmesini isteyen nankörler gündemden fırsat bilip uzun yıllardır onları refah içerisinde yaşatan ve güvenliklerini sağlayan Krallığa alçakça saldırılarda bulunmuşlardır. Yedi şehirde meydana gelen saldırı ve patlamalarda oluşan hasar, Amorsus Krallığı tarafından hızla kontrol altına alınmış, mal ve can kaybına olabildiğince engel olunmuştur. Sorumlular, Kraliyet Muhafızları'nın görevlerini özen ve başarı ile gerçekleştirmesi neticesinde bir gün gibi kısa bir sürede yakalanmış, elbette ki suçluların idamları ile cezaları kesilmiş, halkın intikamı alınmıştır. Kraliyet, Amorsus halkının geleceğine düşman hainlerin halka zulmü karşısında dehşete ve hüzne boğulmuştur. Merhametli ve yüce Kraliçe'miz Eftel Amore, zarar görmüş kimselerin ve şehirlerde oluşan hasarların tazminini, kişisel servetinden harcamaya karar vermiş, halkına bir daha hiçbir hainin başını kaldırıp da onlara zarar veremeyeceğinin sözünü vermiştir. Çok yaşa Amore Krallığı!
Sorumlular, diye kimleri bulup öldürdükleri bilinmezdi. Halktan, ailesiz, peşine birinin düşmeyeceği birilerini toplayıp getirmiş olmalılardı. Gerçi, halkın çoğunluğu öyle sindirilmişlerdi ki, Kraliyet Muhafızları kapılarına gidip de içlerinden birinin idam edileceğini söylese, geri kalanlar o kişinin yerini söyleyebilirdi. Canlı bir şekilde izlenen idamlarda suçluların ya ağızları bağlanmış olurdu ya da aldıkları ilaçlar dolayısıyla konuşacak halleri olmazdı. Böylelikle son sözleri bile olmadan yaşamlarına son verilirdi.
Eftel, eğitimleri boyunca diplomasiden uzak tutulduğu için olayların arka yüzünü bilmezdi ama balkonundan izleyebildiği kadarıyla bile halkın robotlara dönüştüğünü anlardı. Üstelik artık gelişen teknoloji ile Amorsus bazı robotların duygusal gelişimini sağlamayı başarabilmişti, insanlarda artık o da kalmamıştı. Eftel, git gide ne ile karşı karşıya kaldıklarının ve nasıl bir Konsey'in Kraliçe'si olduğunu öğreniyordu. Alkar Harzem kulağına gerçeklerin bir kısmını çalmıştı.
"Savun."
Eftel'in gözleri masada gezinirken Konsey üyesi Ameth tekrarladı. "Kraliçe Eftel, kendini savun."
Eftel'in gözleri konsey üyelerine dönerken dudakları kıvrıldı. "Pardon. Sıranın sonunda bana geldiğine bir an inanamadım."
Kaşlar kalktığında şirince sırıttı. "Sadece bir şaka."
Sessizlik sürdüğünde Eftel sıkkın bir nefes aldı. Onlara boyun eğerken şakaya da vuramayacaksa gerçekten çok zorlanacaktı. Alkar ile konuştukları savunmayı yapmak üzere dudakları aralandı ama 'Siktirin gidin' demek istediği için dudaklarını yeniden birbirine örttü. O sıra Konsey'in yeni üyesi amcası Regar ile göz göze geldi. İşte sonunda olmuştu. Regar, halkın karşısında sembolik bir şekilde durmadığı bir anda olmalarına rağmen Konsey'in yanında, hatta arasındaydı. Eftel'i suçlayan tarafta oturuyordu. Ağzı açılıp da hiçbir cümle çıkmamıştı ama burada oturabiliyorsa, onun da oy hakkı olmalıydı.
Regar, başıyla işaret yapıp konuşması gerektiğini hatırlattı. Gözleri de 'Sadece konuşman gerekmiyor' der gibiydi. İkna edici de konuşmalıydı. Severna'ya gittiği ve orada olanları gördüğü öğrenilirse, muhtemelen ondan vazgeçecekler ve bu sefer de Amore soyuna dair karalama hikâyeler uyduracaklar, yeni bir kahraman soy seçeceklerdi.
"Ailemin kaybı ile baş etmekte zorlandım." derken gözlerini kızartmakta zorlanmadı. "En son ablamın cesedinin taktığı tacı takma fikri hoşuma gitmedi evet ama bu sebepler ile kaçmadım. Birinden kaçtım. Niyetim hiçbir muhafızın ölümü değildi, hiçbirinden de sorumlu değilim. Ben de saldırıya uğradım."
Gözler, Eftel'in üstündeki, Konsey'in önüne çıkmadan önce yıkanıp saygı duyduğunu gösterir kıyafetler giymesine rağmen hala bazı kısımları gözüken vücut yaralarına döndü. İnandırıcı olması için kendisine zarar vermek zorunda kalmıştı. Alkar, bunu onun için yapabileceğini söylemişti ama Eftel adamın gözleri içerisine baka baka kendi vücudunda yaralar açmıştı. Alkar 'Etkilenmedim değil' derken kadını izlemeyi sürdürmek istemişti ama vücudunu yara bereyle doldurmak için soyunması gerektiğinden adamın başka yöne bakması konusunda şiddetli bir ısrarda bulunmuştu. Şiddetliydi çünkü adama yumruk atmak üzereydi. Adam istese güçleri ile Eftel'i bir saniyede küle çevirirdi ama uyum sağlayarak ardına dönmüştü.
"Biri... Kim olduğunu bilmiyorum, yüzünü tam olarak görmedim, görsem de tanıdığımı sanmıyorum çünkü bir Xalia olduğuna eminim. Saraydan, o patlamanın olduğu alana kadar peşimdeydi. Muhafızların da arasına karışmıştı, ardımdaki voltriderlardan birindeydi. Ondan saklanmam gerekti. Orada olan her şeyi o Xalia yaptı ve siz beni bulana kadar alanın altındaki tünelde saklanmak zorunda kaldım."
Konsey'deki gözler birbirine dönerken kadının anlattığı bazı kısımlar ile buldukları deliller eşleşiyordu. Alelade bir saldırı değildi. Büyü izleri ve doğal taş kalıntıları vardı. Amorsus tarafında pek doğal taş bulunmazdı ve kalıntıları bulunan taşlar, Nix tarafında bulunurdu. Amorsus tarafında bulunan sayılı taşların arasından bir tanesi ise zaten, tüm büyülü taşlara bedeldi. Velmore taşı, yasaklı taştı. Kullanılması, Amorsus Krallığı kontrolündeydi ve son zamanlarda sık kullanılmakla birlikte gizli kullanılırdı. Amorsus teknolojisi ve savunması o taşlar ile güçlendirilmişti ama dışarıdan bakan hiçbir göz bunu fark edemezdi. Taş, itinayla saklanılırdı. Özellikle de Xaliaların keşfetmemesi istenilirdi. Gölge Kral Karanir, bir sebepten Saltar'ın eline geçen bu taşı, ondan çalmak istediğinde Amorsus Konsey'inin hızla araya girmesi de bununla ilgiliydi. Veyla Aldar'ın o taşı, Gölge Kral'ın savaşçılarından geri çalması emredilmişti. Netice itibariyle henüz Gölge Kral Karanir, Velmore taşına ulaşamamıştı. Konsey, Gölge Kral'ın o taş ile tanışmasına sadece bir kere izin verecekti, o gün de Gölge Kral Karanir'in sonu olacaktı.
Regar, "Saç ya da göz rengini görmedin mi? Büyüsü neydi?" diye sorduğunda Eftel, "Kırmızı." dedi. "Gördüğüm kadarıyla kırmızı saçları ve gözleri vardı."
Bu detayların söylenmesini bizzat Alkar istemişti. Taş kalıntıları zaten Konsey'i ateş bükücülere yönlendirecekti, Eftel'in de şüphe uyandırıcı bir çelişki yaratmaması gerekliydi.
"Niye muhafızlardan yardım istemek yerine kaçtın?"
Konsey'in Xalialarla savaşmayı planlayarak geliştirdiği güçlü teknoloji karşısında bir Xalia'nın külü bile bulunamazdı ama saray korunmasında görevli olan Amorsus Muhafızları'nın velmore taşından yoksun silahları, özellikle de Alkar Harzem gibi güçlü bir Xalia karşısında oldukça yetersiz kalmıştı.
"Birkaçını gözlerimin önünde adeta küle çevirdi."
Alkar Harzem, Eftel'in o tünele geri dönmesini sağladıktan sonra saraya gerekli delilleri bırakmıştı. Muhafız sayısında çelişki olmasın diye Alkar Harzem gerçekten birilerini öldürmek zorunda kalmıştı ama bu onun bakmadan yapabildiği bir şey olduğu için zahmete girdiği söylenemezdi. Aynı zamanda Eftel'in ulaşım voltriderına bindiği o şoförü de bulup öldürmek zorunda kalmıştı. İyi ki de yapmıştı çünkü başkentte ifadesi alınmamış kimse kalmamıştı. Eğer o adam hayatta kalsaydı, bu anıdan da bahsedecekti ve Eftel'in nereye gitmeyi amaçladığı belli olacaktı. Konsey de Eftel aranırken bulunan küllerin muhafızlarına ait olduğuna biraz daha emin olarak başlarını salladılar.
"Peki, seni neden hemen yakmadı?"
Eftel hafifçe omuzunun kaldırıp indirirken "Bilmiyorum." diye mırıldandı. "Belki de bana canlı ulaşmak istiyordu."
Regar da yeğenine destek verdi. "Nix tarafı ya da bizzat Nixsus tek varisi ele geçirmek istiyor olabilir. Onu öldürmektense kontrolü altına almak onların daha çok işine yarar."
Eftel, gerçekten ara ara bu ihtimali düşünüyordu. Hiç tanımadığı, sadece birkaç kere gördüğü ama o kısıtlı sürede, sarayda geçen hayatı içerisindeki en hareketli ve önemli günlerini yaşadığı o adamın bir Xalia olduğunu da düşününce, kendisini kandırma ihtimalinin yüksek olduğunu biliyordu. Anlattıklarını, Eftel'i yönlendirmek için anlatıyor olabilirdi ama Eftel, bir kısmının doğru olduğunu bilince, geriye kalan kısmına da inanmakta zorlanmıyordu.
Her ihtimalde Konsey ortadan kaldırılmalı ve iktidar Eftel Amore'un eline geçmeliydi. Eftel, kullanabildiği kadar Alkar Harzem'i kullanacaktı ve bir gün gerekirse, ondan kurtulmak için de elinden geleni yapardı. Öncelikle bu iktidar içerisinde kendisine bir yer kazıyıp yerleşmeli, kendi güvenilir konseyini yaratmalıydı.
"Savaş teknolojisini, savunma teknolojisinde de kullanmalıyız. Belli ki Xalialar saldırmaya karar vermiş ve saray savunması, Xalialara karşı güçsüz kalıyor."
Regar konuştuğunda gerginlik saçan bakışlar Eftel ile Regar arasında döndü ve Regar konuşmayı sonlandırmaya karar verdi. Belli ki Konsey'de geriye kalanlar bu konuşmaların Eftel de varken yapılmasını istemiyorlardı.
"Eftel Amore, Konsey kararını birkaç dakika sonra açıklayacak. O sıra Muhafızlar sana eşlik etsin."
Eftel, ağır ağır ardına döndükten sonra suçlama odasından çıktı. Koridorda biraz ilerleyip muhafızların kelepçe gibi vücudunu saran bakışları eşliğinde sırtını duvara yasladı ve kollarını göğsünde birleştirdi. Yorgun ve endişeli bakışları odaksız bir şekilde etrafta dolaşırken koridorun sonundaki Yelta ile göz göze geldi. Omuzları dikleşirken kolları hafifçe çözüldü. İkisinin de kalbi kulaklarında atmaya başlarken Yelta birkaç adımla Kraliçesi'ne yaklaşır gibi oldu ama Eftel elini hafifçe kaldırarak onu durdurdu. Yelta onun bulunduğunun haberini aldığında, onu başka şehirlerde arayan arama ekibinin başındaydı. Eftel'in patlamada öldüğü düşünülmüş ama emin de olunamadığı için bir süre aramanın sürmesine karar vermişlerdi. Yelta ise bu görevi en iyi yerine getirebilecek muhafız olmasının yanı sıra, Zenith'te onu bulmayı Yelta'dan fazla isteyebilecek hiçbir insan ya da Xalia olmadığından hiç durmadan aramıştı. Sonunda bulunduğunu duyduğu gibi başkente dönmüştü. O sıra Konsey'in suçlamasına çıkmadan önce birçok aşamadan geçen Eftel'i hep uzaktan izlemek zorunda kalmıştı. Her seferinde koşarak gidip sarılmak istemişti ama Eftel onu durdurmuştu. Hal böyle olunca birbirine bakan kızarık gözler arasındaki bedenlerinin uzaklığı ne olursa olsun ruhları sarılabiliyordu ve bu temas ile yetinmeye çalışıyorlardı.
Yelta, elini kalbine götürdüğünde Eftel burukça gülümsedi. Koridordaki diğer muhafızların gözü Eftel'in üstünde olduğundan gözlerini kaçırıp ilgi çekmemek için yeniden duvara yaslandı ama Yelta'nın kendisini izlemeye devam ettiğini biliyordu. Bu yüzden Eftel de elini kalbinin üstüne götürdüğünde, Yelta'nın da gördüğünü biliyordu. Böyle anlarda, 'Uzaktasın ama kalbimdesin' derlerdi. Bunu ara ara birbirlerine yaparlardı ama ilk defa bu kadar uzak kaldıktan sonra yapmışlardı.
Kapı mekanik bir ses ile iki yana ayrıldığında Eftel bir saniyeliğine Yelta'nın endişeli gözlerine baktıktan sonra derin bir nefes alıp yeniden suçlama odasına yöneldi. Muhafızlar da ardından ilerlerken odaya girdi ve yeniden Konsey'in karşısına geçti. Omuzları ve başı dik bir şekilde Konsey'e bakarken gördüğü gözlerden kararı duymuş kadar olmuştu. İlk etapta amcası Regar'ın, Eftel'in idam kararına karşı bu kadar mutlu görünmeyeceğini biliyordu.
"Yarın taç teslim töreninden hemen sonra, Malis Lordu Wolk ile evleneceksiniz. Çifte tören yapılacak ve halka yemekler, hediyeler dağıtılacak. Halk, Kraliyet'in gönlünün ne kadar zengin olduğunu ve yeni varisin de yolda olduğunu görecek. Evlendiğiniz gibi hamile kalacaksın."
Rahatsızlık bir kan gibi Eftel'in damarlarında dolaşsa da Eftel yüz ifadesini korudu. Buraya gelirken bununla karşılaşacağını da biliyordu. Nasıl ki Kraliçe olan ablası ölmeseydi Malis Lordu ile de evlenecekti, şimdi ise kendisinden bu bekleniyordu. Taht, bir an önce varis istiyordu. Tahtın tek varisinin olması göz ardı edilemeyecek bir tehlikeydi.
"Şimdi git ve dinlen. Yarın özellikle de senin için uzun bir gün olacak."
Eftel, en son amcasına baktıktan sonra başını sallayarak ardına döndü ve kapıya yöneldi. "Kraliçe Eftel..." dendiğinde duraksadı.
"... Konsey'in gözü üstünde."
**
Eftel, Saray'daki tek doğal alanda ağaçların arasında telaşla gezinip dururken gözleri etrafı tarıyordu. Burayı kendisinden başka kullanan olmazdı, kendisi de talim yeri gibi kullanırdı ama yine de Konsey'in gözünün üstünde olduğunu da biliyordu. Buraya gelmesi, Konsey için ilgi çekici bir eylem olmazdı, Eftel buraya gelmeyi sever, sık sık gelirdi ama belki Yelta'nın da geldiğini görürlerse ilgilerini çekebilirdi. Eftel'in, Konsey tarafından Kraliçe olarak kullanmasına müsaade ettikleri yetkilerini kullanarak yaptığı ilk şey, Yelta'yı Kraliçe'ye yakın korumalardan biri yapmasıydı. Yelta'nın, Kraliyet içerisinde saygınlığı olduğundan ve başarılarını çeşitli anlarda kanıtladığından, Kraliçe muhafızlarından biri olmasına Konsey de karşı çıkmamıştı. Bu da odasına da girip çıkabileceği anlamına geliyordu ama odasında şu an onu yıkayıp paklayıp yarına kadar güzelleştirip her tarafından ölçülerini alıp içinde mükemmel bir ceset olarak gözükeceği bir gelinlik hazırlamak isteyenler bekliyordu. Onların yanına varıp da kaderini yaşamaya başlamadan önce Yelta'yı görmeliydi.
Eftel etrafına bakarken bir anda vücuduna kollar dolandığında yerinden sıçrasa da saniyeler içerisinde kokuya teslim oldu. Yelta, kadının arkasından yaklaşıp sarılarak kendisine, ağaçların arasına çekti. Sımsıkı sarılışında burnu kadının boynunda ve çenesinde dolaşırken kokusunu ciğerlerine çekiyordu. Koklamak yetmezken öpücükleri de kadının teninde dolaşmaya başladı. İlk defa bu kadar cesur yaklaşıyordu çünkü ilk defa onu kaybedeceğini sanmıştı. Öldüğüne dair güçlü şüpheler olduğunda bile bir yanı yaşadığına tutunmuş ama kalbi deli gibi çarpmıştı. Şimdi ise kaybetmekten korktuğu kolları arasındaydı.
Eftel, ardındaki adama teslim olduğu birkaç huzurlu dakikanın ardından daha fazla huzur için kolları arasında ona döndü. Kollarını adamın boynuna dolarken birbirlerinin boynuna gömüldüler. Gözleri sımsıkı kapalıyken gölgelerin altında Yelta "Çok korktum." diye itiraf edip kadının boynunu bir kere daha öptü. "Seni kaybetmiş olmaktan... Sana veda bile edememiş olmaktan... Seni vazgeçirmeye çalışmak yerine seninle gelmeyi kabul etseydim, belki de sana hiçbir şey olmayacağını düşünüp durdum..."
Eftel gülümserken "Ben iyiyim." dedi. "Seni korkutmak istemezdim ama bilmeliydin..." derken adamın yüzünü görebileceği kadar başını geri çekti ama hala sarmaş dolaşlardı. "... Eftel Amore öyle kolay kolay ölmez."
Yelta da yaşlı gözlerine rağmen hafifçe gülüp burnunu kadının burnuna sürttü. Bu temas ikisinin de gözlerinin kapanmasını sağlarken Yelta "Bilmez miyim?" diye fısıldadı. "Eftel Amore, Yelta'yı öldürüp durur ama öyle kolayca ölmez."
Nefesleri dudakları arasında dolaşırken Eftel, "Gerçekten iyiyim." diye adamı sakinleştirme çabasını sürdürdü. Adam "Neler oldu?" diye sordu. Fısıldarken "Kaçtığına eminim." dedi. "Saldırı da nereden çıktı?"
Eftel olanı biteni ona anlattığında yüzleri hafifçe geri çekilmişti. Yelta belki de yüzüncü kez "Ona güvenemezsin!" dediğinde Eftel "Zorundayım," dedi. "En azından bir süre."
"Konsey Xalia ile iş birliğini fark ederse..."
Yelta, son yarım saattir bir sürü endişesini dile getirip durmuştu ve çoğu aynı şeyin tekrarıydı. Eftel her seferinde cümleleriyle onu sakinleştirmeye, ikna etmeye çalışmıştı ama belli ki cümleler işe yaramıyordu. Parmak uçlarında yükseldi. Adam konuşmaya devam ederken bir anda onu öpmeye başladığında adamın vücudu kaskatı kesildi. Eftel'in sohbet ederlerken adamın omuzlarına inmiş elleri yeniden boynuna yönelirken bir elini saçlarına daldırdı ve adamı kendisine doğru eğdi. İkisinin de derin bir nefes aldığı sakin bir öpücüğün ardından Eftel yavaşça geri çekildi. Koskoca adam kolları arasında Alkar'ın ateşine maruz kalmış gibi küllere dönmüştü. Şimdi Eftel'e bakan gözlerindeki parıltılar ve ona teslim oluşu sebebiyle çökmüş omuzları eşliğinde Eftel'e sarılmaya devam ediyordu. Vücudu gevşemişti ama tutuşu hala sağlamdı. Kimse Eftel'i kollarından alamazmış gibiydi.
"Bunu halkım için yapmak zorundayım Yelta. Güvende olmamı istiyorsun, biliyorum ama bu şartlar altında zaten hiçbir yer güvenli değil. Bırak da elimden geleni yapayım."
Adam "Keşke sadece benim Kraliçe'm olsaydın." derken alınlarını birleştirmişti. "Keşke benim sadece seni düşündüğüm gibi sen de sadece kendini düşünseydin."
Eftel, burukça gülümsedi. Sen de keşke sadece beni düşünseydin, demiyordu. Dileğinde bile Eftel'in sadece kendisini düşünmesini dile getiriyordu. Eftel iç çektikten sonra asıl evlenmek istediği bu adam olmasına rağmen yapmak zorunda olduğu bir başka detaydan bahsetmek için güçle dudaklarını araladı. Henüz dile getirmemişlerdi ama Yelta'nın da tahmin ediyor olması gerekiyordu. "Yarın taç taktıktan sonra Malis Lordu'yla evleneceğim."
Yelta gözlerini kaçırıp yaşlarıyla ıslanmış dudaklarını yaladıktan sonra kaşları kalkarken sıkkın bir nefes aldı. Yutkunma çabasını Eftel de duydu. Adamın gözleri yavaşça kapanıp da kaşları çatılırken "Biliyorum." dedi.
Eftel gözlerini adamın acı çekişini yansıtan yüz ifadelerinde gezdirirken "İnan bana, benim için de çok zor." dedi. Yelta bakışlarını kadına çevirirken "Onu öldürebilirim." dedi. Kendinden emin söylemişti, Eftel de adamın bunu yapabileceğinden emindi. Eftel dudağını mutsuz bir şekilde sağ kenarına kıvırıp yeniden özgür bıraktıktan sonra "Konsey yeni Lordlar bulmak konusunda zorluk çekmez." dedi.
Yelta başını sallayıp "Onları da öldürürüm." dediğinde Eftel başını onaylamaz bir şekilde salladı. "Böyle olması gerektiğini biliyorsun. Kendin söylemiştin. Severna'ya gitmememi, burada güvende kalmamı istemiştin. Bir başka adamla evlenmem pahasına."
Hızla "O zaman burada da bu kadar tehlikede olduğunu bilmiyordum." dediğinde Eftel dudağını kemirerek birbirlerine baktığı duygu dolu birkaç saniyenin ardından "Bunu yapacağım." dedi. Burada kalmalıydı. Kraliçe olmalıydı. Konsey'i düşürüp kendi yönetmeliydi ve tüm bunları yaparken başlarda Konsey'in istediği gibi biri olmak zorundaydı. Karadul gibi kocalarını öldürüp durarak onların istediği Kraliçe olamazdı ve Konsey de gerekeni yapar, Eftel'i ortadan kaldırırdı.
Yelta başını hafifçe sol omzuna eğip yalvarır gibi baktığında Eftel "Hepimiz tehlikedeyiz." dedi. "Amorsus'tan uzaklaştıkça, ölüme yaklaşılıyor. Amorsus'ta ise bir şansımız var. Halkın, insanların bir şansı var. Bencillik etmeyeceğim Yelta."
Yelta yığılmamak için güç alır gibi alnını kadının omzuna yaslarken birkaç dakika boyunca sessiz kaldı. Aralarında sadece sıkkın nefes alış verişler dönüyordu. Ellerini kadından yavaşça çekerek doğrulurken "Seni suçlayamıyorum." diye itiraf edip burukça gülümsedi. "Seni en çok da bu yüzden seviyorum." dedikten sonra dayanamayıp kadının yanağını sevdi. "Basıp gitmek, ölerek bile olsa sadece kendi hayatını yaşamak istedin ve bak. Yine de birilerini kurtarmak için kalkıp döndün. Sen halkının tek şansısın ve bencil olmayacağım." dedikten sonra yüzü ağlayışıyla buruşurken yine de gülmeye çalıştı ve başını hafifçe onaylamaz bir şekilde salladı. "Bununla baş etmenin bir yolunu bulacağım. Seni tehlikeye atacak hiçbir ilgi çekici harekette bulunmayacağım. Yarından itibaren sadece Kraliçe'msin." dedikten sonra ona baktıkça gidemediği için gözlerini sıkıca kapatıp elini çekti. Zorlanarak kadından uzaklaşmak üzere yanından geçti.
Eftel de adama doğru ardına dönerken ellerinin tersiyle gözyaşlarını sildi. Dudaklarını kemirip dururken adamın kendisinden uzaklaşmasını, göğsünde bir yanma hissi eşliğinde izledi. Dayanamayıp ardından "Bugün bir başkasının karısı olmadığım son günüm." dedi. Yelta duraksarken kadının ne demek istediğini anlayamamış olsa da bu cümleyi duymaktan hiç hoşnut kalmadığı şüphesizdi. Hıçkırığını dudaklarının ardında hapsederken yaşlı gözleri aralandı. İleriye, ağaçlar arasındaki aydınlatmanın gölge oluşturduğu yeşilliklere baktı.
Eftel, "Yarından itibaren sadece Kraliçe'nim ama bugün..." dedikten sonra hafifçe omuz silkti. Yutkunup zorlanarak dudaklarını açsa da "... bugün ise sadece senin olmak istiyorum." diyebildi. Kısık sesle söylemişti, sesi daha güçlü çıkamamıştı ama Yelta duydu. İleriyi izleyen gözlerinin donakaldığı birkaç saniyenin ardından kalbindeki ateş vücudundaki buzları eritti. Yavaş bir şekilde Eftel'e dönerken zihni araya girmeye çalıştı ama vücudu zihnini ardında bırakarak hızla Eftel'e yaklaşmaya başladı. Eftel'in de dudakları kıvrılırken orta yolda kavuşmak üzere ilerlemeye başladı.
Elleri birbirlerinin yanaklarını bulurken dudakları hızla birleşti. Uzun bir nefes aldıkları öpücüğün ardından öpüşleri derinleşti. Kıyafetler heyecanla birbirine ulaşmayı isteyen elleri sayesinde bir bir üstlerinden eksildi. Yelta ellerini kadının yanaklarından vücudunda temas ede ede kaydırıp kalçalarından tutarak kadını kucağına çekti. Eftel'in kolları adamın boynuna dolanırken Yelta onu ağaçların ardında, karanlığa doğru taşımaya başladı. Birkaç saniye sonra Eftel'in sırtı yeşilliklere yaslanırken Yelta üstündeki yerini almıştı. Öpüşleri ara ara mutlu gülüşleri ara ara ise zevk inlemeleri ile bozulurken, Eftel'in dileği gerçekleşmişti.
Yarın sadece Kraliçe'si olarak kalacak olsa bile bugün ise sadece onun olmuştu.
**
Nasıldı?
Beğeni ve yorumlarınızı bekliyorum
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!