17/66 · %24

🔮 17 ⚡ Kontrol

47 dk okuma9.221 kelime28 Kasım 2025

2. KISIM  AMORSUS KELEBEĞİ 

🔮 17 ⚡ KONTROL

**

Valdris, yere düşmüş Yıldat'a elini uzatırken "Kabul et, kazandım." dedi. Yıldat, kanayan burnunu sildikten sonra elini adamın eline uzattı ama bir saniye geçmeden azrit hızıyla kalkmış, adamın arkasına geçmiş ve biraz önce Yıldat'ın olduğu yere eğilen bedenine tekme atmıştı. Valdris yere düştüğü gibi üst vücudunu doğrulturken "Hile ama!" diye sitemlendi.

Gözler oturduğu tahtta iki yanına geçmiş, ona içki ve meyve uzatan kadın Xalialarla keyfine bakan Gölge'ye dönerken Gölge de "Kaybettin kardeşim." dedi. Yıldat, "Biliyorum, sevgilim geldi. Karizmayı toparlamaya çalışıyordum." diye dalga geçerek elini Valdris'e uzattı. Valdris bir küfür mırıldanıp elinin tersiyle elini ittirirken kendi çabalarıyla kalktı ve sırtını ovuşturdu.

Veyla, kapı pervazına yaslanmış, gelen bağırış seslerini tespit etmek için geldiği talim odasını izliyordu. Bir yerlerde eziyet oluyor da kaçırıyormuş gibi endişeyle gelmişti. Görüyordu ki, sadece dövüş idmanları yapıyorlardı. Veyla, dövüşmeyi bilmekle beraber dokunmaya olan zaafı sebebiyle pek tercih etmezdi. İzlediğinden anladığı kadarıyla kimse büyüsünü kullanmıyor, sadece dövüş idmanı yapıyorlardı. Bu sebeple Yıldat Azrit hızını kullanınca hile kabul edilmişti. Öyle olunca Veyla'nın da ilgisini çeken bir şey kalmıyordu.

"Benim de sevgilim burada şerefsiz."

Erya gülerek adamın yanına gelip yanağını severken "Merak etme Yıldat'ın canına nasıl okuduğunu gördüm sevgilim." dedi.

Gölge, "Keşke kelebeğimiz de sevgilisi için aynı şeyi söyleyebilseydi." dedikten sonra alayla gülüp "Ama belki, mağlup kardeşim sevgilisi için aynı şeyi söyleyebilir." dedi. Veyla'yı davet ederek eliyle dövüşülen orta alanı gösterdi.

Veyla yaslandığı kapı pervazından doğrulup elindeki calin şişesini sallayarak sırıttıktan sonra "Burada birilerini pataklamayı isterdim ama çok önemli işlerim var. Başka zaman artık." dedi.

"Çok önemli işin calin içmek mi?"

Veyla, yıldızları da izleyecekti ama çok önemli bir detay olmadığı için başını onaylar şekilde salladı.

Erya "Burada da içebilirsin." dediğinde Ash, "Bırak Erya, belli ki büyüsü olmadığında ondan geriye sadece bir çöp kaldığının farkında." dedi. Gölge gülerek oturduğu tahttan Ash'i takdir edermiş gibi parmaklarını şıklatıp işaret parmaklarıyla kadını gösterdi. "Maaşını arttırıyorum."

Veyla'nın gözleri irileşti. "Siz maaş mı alıyorsunuz?"

Eryalar gülerken Gölge, "Senin ödemeni canını bağışlayarak yapıyorum bebeğim." dedikten sonra sağındaki kadının uzattığı küçük taneli meyvenin bir tanesini dudaklarının arasına alıp diliyle döndürdükten sonra çiğnemeye başladı. O sıra teşekkür eder gibi kadının bacağını sevmişti. Ash gözlerini kaçırırken Gölge konuşmaya devam etti. "Ayrıca borcundan düşüyorum. Sağa sola gidip malikâneye borç yazdırıyormuşsun. Sen bana maaş versen yeridir, harcaman hepimizden fazla."

Veyla eteklerini tutarak etrafında döndükten sonra "Böyle gözükmenin bir bedeli var." dedi.

"Bedelini neden ben ödüyorum sevgili sokuk kelebek bebeğim?"

Veyla, burada oyalanmaya başladığı için daha fazla bekleyemeyerek calin şişesini açarken "Senin de gözlerin yararlanıyor." deyip tek kaşını kaldırdıktan sonra calin şişesini kıvrık dudaklarına götürdü. Gölge birkaç saniye kadının görünüşüne baktıktan sonra "Daha ucuza, daha kaliteli gösteriler izleyebiliyorum." dedi. Şehir onundu, hiçbir şeye para ödediği yoktu ama savaşçılarına para öderdi. Halkına da ihtiyaç doğrultusunda yardımlar yapardı. Seneler içerisinde o kadar zenginleşmişti ki parası harcamakla bitmiyordu. Zenith üzerinde tek bir para birimi vardı. Yıllar sonra teke kadar düşmüştü çünkü başka türlü ipin ucu tutulamamıştı. Amorsus ve Nix Arasında bile ticaretler dönerdi ve kimse kimsenin parasının üstünlüğünü ya da değerini kabul etmezken bunu yapmak zor oluyordu. Her şehir, para kullanmazdı. Bazıları yağmalar, el koyardı. Karam şehri de çoğunlukla para kullanmaz, uğursuz kelebekleri Veyla ile teslimatlara erişirlerdi. Veyla'yı birçok şehrin sevmemesinin sebebi buydu. Para ile aldıkları teslimatlar bir anda kelebek olup uçardı.

"Öyle mi Kral?"

Veyla, içtiği calinin biraz dudaklarından çenesine, çenesinden de boynuna akmasını bilerek sağladıktan sonra yutkunup şişeyi dudaklarından çekti. Yanlışlıkla yapmış gibi hafifçe elini alkolün değdiği yerlerde siler gibi gezdirdi. Damlalar, Veyla'nın büstiyerinde göğüs arasına kadar inmişti ve Veyla sırıtarak Gölge'ye bakarken bedeli ne olursa olsun gözlerinin daha büyük bir manzara göremeyeceğini ona hatırlattı. Gölge de bir süre sonra gözlerini yeniden kadının gözlerine çıkarırken sırıtışı genişledi. Kadının bilerek yaptığının ve neyi kastettiğinin farkındaydı ama itiraz edemeyeceği kadar haklı buldu. Yine de "Öyle, kelebek." dedi.

Gölge ile Veyla arasına dönen küçük şovun farkında olmayanlar bir sonraki dövüş için kimin ortaya çıkacağını konuşurlarken Gölge yeniden orta alanı gösterdi. "Dayak yemekten çekinmiyorsan, sen de dövüş."

"Alınmayın ya da alının ama, buradaki hiçbir mikroba dokunasım yok."

Thal hızla "Burası yeni temizlendi. Ayrıca sen hasta oluyor musun ki?" diye sorduğunda Valdris ve Erya aynı anda Thal'ı dürttüler. "Mikrop diye bizden bahsediyor."

Thal, "Kırıcı." dese de sırıtıyordu. Veyla'nın her zamanki nefret dolu haliydi, alınılacak ya da şaşırılacak bir şey yoktu. Gölge hızla "Sevgilinle dövüş." dediğinde Yıldat sırıtarak "Ama ben ona kıyamam ki." dedi.

Thal, "Bence kıysan da Veyla için kayda değer bir zorluk yaratmaz." dediğinde Veyla "Güzel bir ikili olduk Thal. Birbirimizi övüp duruyoruz." diye dalga geçti.

Thal da sırıtarak "Ben artık Thal değilim. Çelik yumruk Thal'ım." dedi. Erya gözlerini devirerek "Sabahtan beri bize böyle seslendirmeye çalışıyor." dedi. Veyla elindeki calin şişesiyle alanın ortasına ilerlerken yeniden dudaklarına götürdü ama bu sefer dökmeden içti. Yutkunduktan sonra şişeyi indirirken dökmeden içtiği için Gölge'ye "Kabul et, beklenti duydun." dediğinde onu izleyen Gölge hafifçe güldü. Diğerleri ne olduğunu anlamazken Gölge onaylamayarak dilini şaklattı.

Veyla alayla "Tüh. Beklenti duymuş olsaydın, Kral'ın ricasını kırmazdım." dediğinde Gölge tek kaşını kaldırıp sırıtarak baktı. Veyla da dudakları kıvrık bir şekilde başını onaylar şekilde salladı.

Ash ve Yıldat aynı anda "Konu ne?" diye sorduklarında Veyla Ash'i, Gölge Yıldat'ı sinir etmek için göz gözelerken aynı anda "Özel." dediler ve sonra birbirlerine kaşlarını kaldırıp güldüler. Veyla, Yıldat'a bel altı şaka yapmayacağına dair söz vermişti ama aleni yapmıyordu sonuçta. Sözü tutmak için değil, tuttuğu sanılsın diye verdiği için bu tarz küçük kaytarmalar yapma hakkını kendisine verdi. Arada eğlenceli olabiliyordu. Özellikle de Gölge için tamamıyla şaka olmadığını gözlerinden ve tepkisinden anlayabildiğinde, Veyla için daha da eğlenceli oluyordu. Düşmanını en azından bu konuda yenip duruyordu.

Yıldat, yine bel altı bir şeyler döndüğünü fark edip Veyla'nın da dâhil olmasına öfkeli hissederken "Hadi o zaman." dedi ve bakışları dağıtıp ilgiyi üstüne çekti. "Dövüş benimle sevgilim."

Veyla başını geriye yaslarken elindeki calin şişesini de kaldırarak büyük bir yudum aldıktan sonra yutkunurken şişeyi Erya'ya uzattı. "Buna sahip çık."

Erya, "Caline sahip çıkmam gerekiyor mu gerçekten?" derken Erya'nın bileğini, uzanmaya çalışan Thal'ın elinden uzaklaştırıp sırıtarak "Evet." dedi. "Hırsız çelik yumruklar var."

Thal söylenmeye başladığında Erya gülerek içkiyi kolları arasına aldı ve "Bana emanet." dedi.

Valdris, söylenen Thal'a, "Gidip mahzenden alsana." dediğinde Thal "Çok uzak." diye sızlandı.

Veyla'nın çok dövüşesi ve Yıldat'a da temas edesi yoktu ama ardından 'korkak' deyip durmalarını istemezdi. Özellikle Ash ve Gölge, büyüsü olmadığında yetersiz olduğunu söyleyip dururlardı. Veyla bunun ne kadar doğru ya da yanlış olduğunu bilmiyordu. Büyüsü olmadığı zamanlar çok önceydi ve o zamanlar sadece bir çocuktu. Canavarlarla savaşması gerekmişti ama hiçbiriyle dövüşememişti.

Yıldat'ın karşısına geçerken beline bağladığı ceketini çıkarıp üstüne giyindi. Teninde açık olan yerleri kapatmak istemişti. Normalde dövüşürken tam tersi yapılıp sıcak hissetme ihtimali azaltmaya çalışıldığı için ona bakan gözlere alayla "Dövüşürken güzel gözükmeyi severim." dedi. Kimse garipsemedi çünkü Veyla'nın şov için yapmayacağı şey yok gibiydi. Saçlarını ceketinin içerisinden ellerinin tersiyle çıkarttıktan sonra Yıldat'ın tam karşısında durup yumruklarını kaldırdı ve başını önce sağa sonra sola eğerek esnetti.

Yıldat "Üç deyince..." dediği gibi Veyla sağ koluyla atılıp adamın suratına yumruğunu indirdi. Gölge sırıtırken Yıldat birkaç adım geriledi. Veyla o sıra zaman kaybetmeden yeniden atıldı. Adamın yeniden yüzüne yumruk attı. Adamın elleri yüzüne karşı gard almak için havalandığında karnına tekmesini geçirdi. Adamın bir eli karnına, bir eli kadının bileğine doğru gelip Veyla'yı çekerken Veyla Yıldat'a yaklaşırken vücudunu çevirdi ve ardında kalan Yıldat'ın yüzüne dirseğini geçirdi. Yıldat acıyla inlese de bırakmazken bir kolunu kadının beline sararak kendisine yapıştırdı. Veyla gibi Gölge de aralarındaki yakın temasa bakarken Veyla hafifçe ardına dönüp gizlemeye çalıştığı bir sinirle "Ne yapıyorsun?" diye sordu.

Valdris de gülerek "Evet, dövüşmeniz gerekiyor Yıldat. Sevişmeniz değil." dediğinde Yıldat böyle yapmasının kadını daha çok darbe verdiğini biliyordu. Yıldat ardından kadının saçını koklayarak öptükten sonra "Sevgi molası." dedi. Veyla istemsiz hissettiği korku ve sinirle kafasını öne çekip sert bir şekilde geriye doğru attığında Yıldat burnunun acısıyla inledi. O sıra gevşeyen kollarından kurtulup ona döndükten sonra, Valdris ile Yıldat dövüşürken yere düşmüş olan çivili sopayı aldı ve havaya kaldırdı. Yıldat çekildiği için başına değil omzuna gelirken birkaç adım gerileyip güldü ve ellerini aralarında kaldırdı.

"Sevgilim pek sevgi molası istemiyor sanırım."

Veyla, Yıldat'ın neden böyle yaptığını anlamıştı. Aklı sıra Gölge ile şakalaştıkları için öfkelenmiş, hem Gölge'ye hem Veyla'ya zımni bir gövde gösterisi yapıyordu. Bir gün geldiğinde onun çocuğunu doğurmak zorunda olabilirdi ama o günün daha gelmediğini de ona hatırlatmaktan geri durmazdı.

Veyla "Sevişecek günümde değilim..." dedikten sonra dişleri arasından "... sevgilim." diye ekledi.

Gölge, Veyla'nın tepkisini birileri arasındayken özelini yaşamak istememesine yordu. Bazı şeylerin kendisine özel kalması gerektiğini düşünen bir kadındı. Gölge, Xalialar arasında böyle düşünen bir kadına ratlamamıştı. Veyla ruhsuz biri gibi ortalarda dolansa da böyle düşünüyordu ve kadın onun için şaşırtıcı biri olmaya devam ediyordu. Ancak böyle düşününce bildikleriyle şahit oldukları birbiriyle örtüşüyordu.

Yıldat da ardında kalan masanın üstünden bir bıçağı aldıktan sonra yeniden kadına döndü. "Savaşalım o zaman sevgilim."

Birbirlerine atıldıklarında Valdris "Garip bir sevgi anlayışları var." diyordu. Valdris ile Erya da dövüşürdü ama bu kadar öfkeli gözükmezlerdi. Veyla, Valdris'in bıçak darbelerini savuşturduktan sonra bulduğu ilk boşlukta hafifçe eğilerek adamın bacaklarına çivili sopayla vurdu. Adam acıyla inlese de bıçağını kadının sırtına doğru indirmeye kalkıştığında Veyla kaçındı ve adamın havada savrulan bileğine tekme attı. Bıçak elinden düştüğü gibi yeniden adama atılarak çivili sopasını kaldırdı ama adam kadının bileğinden tutup büktü. Kadının bileğini sıkarak kendisine çekerken yumruğunu kadının yüzüne doğru kaldırdı ama indiremeden duraksadı. Yıldat vuramazken, Veyla o boşluktan yararlanıp bileğini kurtardıktan sonra adamın suratına çivili sopayı geçirdi. Yıldat yüzünden ve gözünden akan kanlar eşliğinde gerilerken acıyla inledi. Görüşü bozulmuştu. Veyla'nın yeniden savurduğu darbesinden bileğiyle sopayı tutarak korundu. Koluna batan çiviler kanlar akmasını sağlarken gözlerinin iyileşmesini bekledi. Birkaç saniye içerisinde gözleri iyileştiği gibi bileğiyle baskıladığı Veyla'nın kolunu güçle itti. Veyla birkaç adım geriledi ama hırsıyla yeniden atıldı. Yıldat, kadının yumruğunu tuttuğu gibi çekiştirerek yönlendirirken kadını masaya savurdu. Masa kırılarak ikiye ayrıldı. Gölge sağındaki kadının kolunda parmaklarını gezdirirken "Yaz bebeğim, masa maaşlarından düşülecek." dedi. Kadın kıkırdarken not aldı. Gölge Kral şakacıydı ama ne zaman şaka olup ne zaman gerçek olduğunu da anlayamadıklarından riske atmazlar, her şeyi ciddiye alarak davranırlardı. Sırf ciddi söylediği bir şeyi şaka sanıp alaya aldığı için canından olanlar vardı.

Veyla masadan yanına düşmüş olan mınçıkayı alıp ayaklarıyla kendisini ittirerek ayağa kalktığı gibi mınçıkanın bir ucunu adama doğru savurdu. Adam mınçıkayı almak için hamle yaptığı gibi adamın bileğini mınçıkayla sarıp güçle çekti. Adamın vücudu eğilirken dizini karnına sertçe geçirdi. Adam kadının dizine sarılarak kadının vücudunu da beraberinde kaldırarak doğrulduğunda Veyla sinirle inleyip mınçıkayı adamın boynuna doladı ve iki ucundan hızla çekti. Adamın dizini tutan kolları gevşemek zorunda kalırken boğuk bir şekilde inledi ve Yıldat altta, Veyla üstte kalacak şekilde geriye doğru devrildiler. Düştüklerinde Veyla'nın adamı boğma çabası da duraksamak zorunda kalmıştı. Yıldat hızla kollarını kadının beline sarıp kadını kilitlerken vücutlarını çevirerek kadının üstüne çıktı. Yüzleri arasında oldukça az mesafe varken kıvrılan dudakları eşliğinde "Bence savaşmayı bırakma zamanı." diye fısıldadı ve kadının dudaklarına doğru eğildi.

Veyla uyarır gibi baktığında Yıldat sırıtarak "... sevgilim." diye ekledi ve neden mani olmaması gerektiğini hatırlattı. Veyla, Yıldat'ın sandığı kadar aptal olmadığını bir kez daha gördü. Sınırı aşması halinde, ağırlığını koymaya başlıyordu. Veyla'nın peşinde kuyruk oluyordu ama Veyla da onun sinirini bozarsa Yıldat da yapacaklarından geri kalmıyordu. Abisine ihanet eden bir adamdı, hırsları onun sınırsız davranmasına sebep oluyor olmalıydı. Veyla'nın kendisiyle bağlantılı kalma çabasının farkındaydı ve bunun için sevgili gibi gözükmelilerdi. Bu sebeple Veyla'yı engel olamayacağı bir anda zor durumda bırakıyordu. Normalde bunun aksini yapıyor, Veyla için hayatı kolaylaştırmaya çalışıyordu ama kendisinin sinirini bozarsa, nasıl birine dönüşebileceğini de görmesini istiyordu.

Yine de Veyla'yı hâlihazırda kazanamamış halinde, biraz daha uzaklaşmamak için duraksadı. Nefesi kadının dudağına değerken Veyla nefesini tutmaya başlamıştı. Adamın altında kaskatı kesilmişti. İçindeki büyü patlamak üzereydi ama her istemediği temas altında olduğundaki gibi kalbi korkuyla çarparken yapabilecekleri kısıtlanmıştı.

Henüz öpüşmeye başlamamış olsalar da Gölge, solundaki kadına "Sen de yaz." derken Veylalara bakıyordu. Kadının kalbi hızla çarpıyordu ama yüzü pek de zevk alıyormuş gibi değildi. Öfkeli olduğu için de olabilirdi. Öpüşmeyi bekler halde gözlerini de kapatmamıştı, aksine irice açılmışlardı. "... hepimize bu şahit olduğumuz zevksiz dakikaların ruhumuzda yarattığı etkiyi bir nebze olsun gidermeleri adına bağış yapacaklar. Maaşlarından kesilecek."

Yıldat, hafifçe geri çekildi. Şimdi, Gölgelerin ortasında öpse, Veyla'yı yanlış bir tepki vermeme gayretine sokacaktı. Belki de öpüşebilerek istediğini alacaktı ama Veyla ile aralarının bozulmasını da istemiyordu. Kolunu Veyla'nın boynuna yaslayarak kadınla savaşmaya devam etti. Veyla'nın vücudu çözülmeye başlarken vücutları arasında eli kemerine gitti ve rastgele bir bıçağı alıp yanlarında kaldırarak önce adamın koluna indirdi. Adam acıyla inlerken hızla elini çekip bu sefer de omzuna indirdi.

Güçsüz düşen adamı üstünden yanına attı ve üst vücudunu doğrultup Yıldat'a dönerken bıçağı kaldırdı. Kalbine indireceği sırada darbeler yüzünden kıvranan Yıldat "Azurit!" diye bağırdı. Veyla duraksarken kaldırdığı ellerine baktı. Titreyen ellerindeki azurit bıçağını gördü. Hemen sonra bileğini tutan ele ve sahibine baktı. Gölge de yanlarında bitmiş, kadının bileğinden tutmuştu. Veyla'nın şaşkın bir şekilde bir eline, bir Gölge'ye baktığını gördüğünde elini yavaşça kadının bileğinden çekerken "Sakin." dedi. Bir adım geri çekilip "Sevgilini öldürmek istemezsin." diye ekledi. Yıldat da yerden doğrulurken pişmanlık hissetmeye başladı. Kadına meydan okumak ve siniri bozulduğu kadar sinirini bozmak isterken sınırını aşmıştı. Öpmemişti ama öpecekmiş gibi yakınlaşmıştı. Aldığı azurit bıçağı darbeleri yüzünden acı içerisinde yaralarının iyileşmesini beklese de kuruyan dudağını ıslatıp elini kadına uzattı ve "Sorun değil." dedi. Aslında kendisi özür dilemeliydi ama şu an özür dilese, diğerleri karşısında garip duruma düşerlerdi. Sevgilisini öpmek istemesi garip olmamalıydı ama Veyla ile aralarında oldukça garipti işte.

Veyla da rastgele bir bıçağı alarak saldırmıştı. Azurit de olabileceğini biliyordu ama Yıldat'ın onu köşeye sıkıştırması öyle korkmasını ve öfkelenmesini sağlamıştı ki çözüldüğü gibi saldırıya geçmişti. Zaten öyle olurdu. Kimsenin karşısında donup kalmasın diye hep önce Veyla saldırırdı çünkü bazen, bazı korkularını hatırladığında donakalabiliyordu. Tam olarak hatırlamadığı küçüklük anılarından ona hatıraydı.

Veyla, Yıldat'ın uzattığı elini tutmadan kalktı ve azurit bıçağını yeniden kemerine taktı. Gölge o sıra kadının yüzünü inceliyordu. Anlayamadığı bir şekilde kadın kötü hissediyormuş gibi gözüküyordu. Belki de öfkesine yenilip az daha sevgilisine zarar vereceği için kötü hissediyordu, anlayamamıştı. Belki de Gölge tutmasa bile bıçağı kalbine saplamazdı, omzuna ya da göğsünde kalbi dışında bir yere saplardı, Gölge bilemiyordu. Riske girmeden durdurmak için Azrit hızıyla koşmuştu.

Yıldat güç kazanarak yerden doğrulmaya çalışırken Gölge, "Tebrikler kelebek, kazandın." dedi. Veyla, "Siktiğimin oyununda kimin kazandığını umursamıyorum." dedikten sonra kapıya yöneleceği sırada Gölge bileğini tutarak kadını kendisine çevirdi. Veyla bileğini hızla çektiğinde Gölge yeniden "Sakin." dedi. Kadının kalp atışları Azrit kulağını yoracak kadar hızla çarpıyordu ve Gölge, kadını bu kadar korunmasız yakalamışken sebebini anlamadan bırakmak istemiyordu. Yıldat herkesin ortasında onunla yakınlaştığı için mi öfkelenmişti yoksa direkt yakınlaşmasına mı öfkeleniyordu? Niye öfkeleniyordu?

"Sen de Ash'le savaşacaksın ve ikiniz arasından kazanan ise Valdris'le savaşacak."

"Bu kadar öfkeliyken sevgilini öldürürüm diye korkmuyor musun?"

Gölge'nin dudakları kıvrıldı. Birkaç saniyenin ardından "Doğru, az daha kendi sevgilini bile öldürüyordun." dedi.

Veyla, Yıldat'ı öldürmek istemezdi ama o an öfkeyle gözü görmemişti. Öldürmek istememesinin en büyük sebebi, belirli planları için ona ihtiyaç duymasıydı. Kendisini şu an olduğu gibi sıkıştırmadan önce onunla iyi anlaştığını düşündüğü bazı anları olmuştu ama şimdi öyle kızgındı ki günler, aylarca onu dövse bile nasıl sakinleşirdi bilmiyordu. Yine de meydan okumasını fazla sürdürememiş, kadını öpmemeyi tercih etmişti. Şimdi de yerden doğrulurken pişman, üzgün bakıyordu. Belli ki o da öfkesine yenilmişti.

Veyla, "Kalbine saplamayacaktım." dediğinde Gölge cevaptan emin değildi. Alayla "Yapma ama. Bir sır ver kelebek." dediği gibi Veyla "Sıra bendeydi." dedi. Gölge sırıtarak "Borcum olsun." dediğinde Veyla, "Kalbine saplamayacaktım." dedi.

Gölge'nin gözleri kadının yüzünde gezinirken dilini çiğnediği birkaç saniyenin ardından "Yalan." dedi. Veyla omuz silktiğinde Gölge'nin sırıtışı genişledi. Kadın 'bilemezsin' diyordu ve doğruydu, bilemezdi. Veyla da gerçeği pek bilmiyordu. Yıldat'ı öldürmek istemezdi ama o an öldürmek üzere bıçağı kaldırmış gibi hissediyordu. Gölge durdurmasaydı ne yaptığını fark ederek durur muydu, bilmiyordu.

"Niye bu kadar öfkelisin Veyla?"

Veyla "Bu üçüncü sorun olacak. Cesaret oyunumuzu sadece sen yararlan diye kurmadık." dediğinde Gölge sırıtarak "Sohbet de mi edemeyeceğiz?" diyordu ama cevabının anlamlı bir soru olduğunu anlamıştı. Cevaplaması cesaret gerektiren bir soruydu çünkü belli ki Veyla cevabını, Gölge'nin duymasını istemiyordu. Bu yüzden Gölge, kadının gitmesine müsaade etmemesi gerektiğinden emindi.

"Kimi gerekiyorsa, döveyim. Bir an önce yalnız, daha doğrusu sizsiz kalmak istiyorum."

Ash, sinirle "Özgüvene bak ya." dediğinde Veyla, Gölge'nin ardından çıkarak Ash'e bakarak yaklaşmaya başladı. "Gel hadi beyaz kafa."

Saç rengi dolayısıyla Veyla için başka bir beyaz kafa olan Yıldat, ardından "Önce bir konuşabilir miyiz?" diye sorduğunda tüm yüzler Yıldat'a döndü. Veyla 'hayır' demeyi düşündü ama söyleyeceklerini söyleyip dikkatini topladıktan sonra buraya dönse daha iyiydi. Yoksa gerçekten Ash'ten dayak yiyebilirdi. Kalbi hala yakınlaşmalarından dolayı korkuyla çarpıyordu.

Gölge, "Çok sürmesin." dediğinde Veyla "Sevişmeyeceğiz, merak etme." diyerek ona bakmadan yanından geçerek kapıya yöneldi. Güçlü adımlarla ilerliyordu ve adım attıkça öfkeyi de beraberinde götürüyor gibiydi. Gölge, kadının güçle yürüyüşünü cüsseleri ve yürüyüş tarzları arasında oldukça fark olmasına rağmen kendisininkine benzetti. İkisi de güçlü ve düşman korkutan adımlara sahipti.

Yıldat, Veyla'nın peşinden giderken Gölge arkalarından "Sohbet etmek yerine sevişip gelseniz daha kısa sürer. Savaşmayın, sevişin." diye dalga geçti. Veyla odadan çıkmadan göz ucuyla Gölge'ye alayla baksa da bir şey demeden çıktı ve Yıldat da ardından çıktı. Yıldat da hiç abisinin şakasına alınacak ya da kızacak halde değildi, Veyla'nın öfkesiyle nasıl baş edeceğini düşünüyordu.

Konuşmaları duyulmasın diye Veyla'nın odasına girdiler. Veyla ses büyüsünü aktif hale getirdikten sonra kapıyı sertçe kapatıp Yıldat'a baktı. Yıldat direkt "Özür dilerim." dediğinde Veyla "Seni öldürürüm!" diye bağırırken adamın mor ışıltılar ile titremesini sağladı.

Yıldat acıyla soludu. "Şüphem yok."

"Sen bana gövde gösterisi mi yapıyorsun? Sen beni tehdit mi ediyorsun?" dedikçe adamın daha da acıdan eğilip bükülmesini sağlıyordu.

Yıldat, konuşmakta zorlanırken "Öfkelendim." diye açıkladı. "Seni kıskandım ve öfkelendim."

Veyla adamın yakasından tuttuğu gibi büyüsünü de yönlendirerek odanın bir ucuna yollayıp çarptığı aynayla birlikte yere düşmesini sağladı. Adam yerden kalkıp cam kırıklarını silkelerken yanına varıp yakasından tuttuğu gibi duvara ittirdi. "Senin aptal kıskançlıklarınla uğraşamam ben. Bir defa daha benim iznim olmadan bana yaklaşmaya, beni köşeye sıkıştırmaya çalışırsan aramızdaki vaadi de, seni de siker atarım! Bugünü tekrar yaşarız ama bu sefer seni öldürürüm!"

Veyla işaret parmağını sallayarak konuşurken adam yeniden başını onaylar şekilde salladı. Kadının odasında olmasalar bir yerlere atılıp duracağına emindi ama belli ki attığı köşe dışında her duvarda olan sarmaşıklara zarar vermek istemediği için durmuştu. Yıldat derin bir nefes alıp "Bir gün beni kıskanırsan içimdeki öfkeyi anlarsın." dedi. "Sen de gidip onun olacaksın diye aklım çıkıyor!"

Veyla "Kıskanmam!" diye bağırdı. "Bir konuda anlaşalım Yıldat. Sana âşık olmayacağım." diye dürüst yaklaştı. Yıldat üzülmüş gibi hissetse de şaşırmadı. "Ama seninle evleneceğim. Bana dokunmana müsaade edeceğim, çocuğunu doğuracağım."

Bunlar konusunda şartlandırılmıştı. Amorsus'un emriydi, yerine getirecekti. Kalbi korkuyla çarpsa da yerine getirecekti, tutmaktan nefessiz kalsa da yerine getirecekti. Başka şansı olmadığını biliyordu. Amorsus konseyi, bedelini ödetirdi.

"Beni kıskanmana gerek yok çünkü sen dâhil kimsenin bana dokunmasını istemiyorum fakat sadece sana müsaade edeceğim. Özellikle de o Kral'a karşı kıskanmana gerek yok çünkü kalbimi çıkartıp yaşamaya devam edebilirim ama o kalbe Gölge'yi alarak yaşayamam."

Bu sadece Veyla ile Gölge arasındaki kesinleşmesi kesin bir ihanetin varlığından veyahut düşmanlıklarından kaynaklı değildi. Amorsus bu bozulmaya müsaade etmezdi. Tespit ettikleri gibi müdahale ederlerdi.

"Senin abin bile olsa elime bir şans geçerse onu öldüreceğim. Senin karın olduğumda bile o Kral abin, eline bir şans geçerse beni öldürecek. Ben asla onun olmam." dedikten sonra hızla ekledi. "... ama evlensek bile, hatta çocuğunu doğurduğumda bile senin de olmayacağım. Ben kimseye ait değilim. O yüzden beni zorlama, her şeyi yakar, seni de yıkarım. Bir daha sakın..." dediğinde Yıldat "İznin olmadan dokunmayacağım, anladım." dedi. İleride Gölge'ye dair kıskançlığını kullanmak istiyordu ama o zamanlar gelene kadar Yıldat'ın aptal kıskançlıklarıyla öfkelenmesini ve rahatsız edip durmasını istemiyordu. Yıldat'ı öfkeyle öldürmek zorunda kalmak istemiyordu ve bu sebeple Yıldat sınırını bilerek durmalıydı.

"Birbirinizi öldüreceğinizden nasıl bu kadar eminsin?"

Veyla sinirlendiği için hızlanan nefes alış verişlerini düzene sokmaya çalışırken işaret parmağını sallamayı bırakıp gerileyerek yatağına oturdu ve elleriyle yüzünü ovuşturdu. "Öyle anlaştık."

Birkaç saniyenin ardından Yıldat, "Ne?" diye yüksek bir tepki verdiğinde Veyla ellerini yüzünden çekip yatakta iki yanına yaslarken bacak bacak üstüne attı ve rahat bir şekilde "Ne, ne?" diye sordu.

"Ne demek 'öyle anlaştık'?"

"Birimizden biri, diğerini öldürebildiğinde öldürecek. Öldüremezse bile gördüğün üzere birbirimize hayatı zindan etmeye programlıyız."

Veyla gerçekten programlıydı. Amorsus tarafından proglanmıştı. Programın dışına çıkmasına da müsaade yoktu. Yıldat şaşkın bir şekilde bakarken ne hissedeceğini bilemiyordu. Bir yanı, aralarında bir şey geçmeyeceğine dair rahatlamıştı. Birbirlerini öldürme sözü vermişken yakınlaşacak halleri yoktu ama bir yanı da gerek abisi, gerekse sevdiğini düşünmeye başladığı kadın için endişeleniyordu. Neyse ki ikisini de öldürebilecek güce sahip herhangi bir şey olmadığından neredeyse emindi. Oysaki vardı, ikisine de öldürebilecek bir ortak, bir farklı iki şey vardı. Yine de Veyla bu detaydan bahsetmedi. Yıldat'a bile olsa da, kendisini öldürebilecek bir gücün varlığından bahsetmedi. Hatta öyle iki güç vardı! Bu Veyla için hala onur kırıcıydı. O kadar da ölümsüz değildi... Yıldat'a bile kendisine dair bu güçsüzlükten bahsetmezken, bizzat düşmanının biliyor olması da ironikti. Yine de Gölge'nin de bir başkasına söylemeyeceğine emindi. İkisinin de düşmanları vardı, bu bilgiyle bir başkasının harekete geçmesini ve onlardan önce davranmasını göze almazlardı. Birbirlerini, kendileri öldürmek istiyordu. Böylelikle güvensizlik ilişkilerinde koruyacaklarına emin oldukları bir sırra sahiptiler. Bu da ironikti.

"Peki, neden? Neden senden bu kadar nefret ediyor? Ya da sen ondan?"

Veyla, buraya bu hisle gelmişti. Bu hissin sebebi konusunda pek bir bilgiye sahip değildi. Bu his, kendiliğinden var gibiydi. Genel olarak kimseyi sevmezdi ama Gölge'ye olan nefreti, sonradan eklenmiş gibiydi. Zihninde Gölge'ye dair kesinliğinden ara ara şüpheye düştüğü bilgilere sahipti ve o bilgilerde başına gelen her şeyi hak eden bir adam olduğu kanıtlanıyordu. O bilgiler gerçek değilse, yanılma ise dahi, Gölge git gide şiddetini arttırarak yaptıklarıyla, Veyla'nın öfkesini diri tutuyordu. Gölge ise... Veyla'nın henüz tam olarak bilmediği sebeplere sahipti. En büyüğünü öğrendiğini düşünüyordu.

"Ondan çok sevdiği birini almışım." dedi. Öyle söyledi çünkü, bir süre boyunca Gölge ile aralarında bir şey geçmeyeceğine emin olmasını istedi. Zamanı gelince yanılgı oluşturabilirdi ama o zamana kadar saçma komplekslere girmeyip Veyla için bir şeyleri zorlaştırmaması gerekiyordu.

Yıldat'ın kaşları çatıldı. "Kim olabilir ki?"

Veyla, detay vermeden konuyu değiştirip "Bir önemi yok. O yüzden birbirimizle yatmamız yerine birbirimizi öldürmemizden endişe etmeni öneririm." diye alay etti.

"Peki sen? Sen niye?"

Veyla, "Bu gezegendeki tek canavar ben olmak istiyorum." dediğinde biraz alay, biraz gerçekti.

Yıldat, Veyla'nın alay etmeden bir şeylerden bahsetmeyeceğini fark edip "Ne sana, ne de ona müsaade etmem." dediğinde Veyla tek kaşını kaldırdı. "Sence bir şeyi yapmadan önce herhangi birinden müsaade isteyen birine mi benziyorum?"

Yıldat, "Mükemmel bir şeye benziyorsun ama o dediğin şeye..." dedikten sonra sıkkınlıkla "Hayır, benzemiyorsun." diye cevapladı.

"O zaman aptal kıskançlıklara başvuracağına, abinin bana hayatı zindan etme çabasını ve beni öldürme gayretini azaltmaya çalış."

Yıldat, "Gölge de çok müsaade isteyen biri çünkü." diye hayıflandığında Veyla, omuz silkti. Yıldat, Veyla'nın aklından geçenleri anlayıp hak da vererek "Yine de benim için geri durabilir." dedi. Veyla'nın ona yakınlaşma çabasını gittikçe daha iyi anlıyordu. Daha öncesinde de, abisinin gazabından sakınmak için yakınında durduğunun farkındaydı ama birbirlerine bizzat ölüm sözü verdiklerini ve bunun için sebepleri olduğunu bilmiyordu.

Bir süre sessiz kaldılar. Veyla, Yıldat'ın ne kadar düşünceli olduğunun farkındaydı. Dakikalardır kendisine sulanmıyordu ve bu büyük bir şeydi. Belli ki gerçekten ne abisinin ne de Veyla'nın ölmesini istiyordu. Veyla, birilerinin kendisinin ölmesini istememesine alışık değildi ve Yıldat'ın bazı ilgilerini ve sevgi kırıntılarını fark ettikçe, içinde engel olmadığı bir yumuşaklık beliriyordu. Rahatsız ola ola yumuşuyordu hem de. Gölge de kadına, kimsenin sevgisini istememesinin sebebinin, kimsenin sevmeyi denemiyor oluşundan kaynaklı olduğunu söylemişti. Aslında sevgiyi istediğini, sevgi sunulduğunda elinin tersiyle itemediğini... Veyla o zaman öfkeyle tepki vermişti ama haklı çıkmasından o kadar korkuyordu ki... Belki de Gölge'ye asıl halini sadece kendisinin gördüğünü iddia ettiği gibi, Gölge de bazı yönlerden Veyla'yı görebiliyordu.

Yıldat sıkkın bir nefes alıp sessizliği bozdu ve Veyla'nın odada gezinen bakışları da karşısında dikilen Yıldat'a döndü. "Bana âşık ol, diyemem." dediğinde Veyla başını hafifçe sağ omzuna doğru eğip 'Yine ne sik anlatıyorsun?' der gibi bir yüz ifadesiyle Yıldat'a baktı.

"Ama beni sevmeyi dene."

Veyla başını doğrultup gözlerini kırpıştırarak itiraz edecek gibi olduğunda Yıldat hızla "Yoksa her sana dokunduğumda benden biraz daha nefret edersin." dedi. Üzgün bir şekilde dudağını bir kenara kıvırıp yeniden düzelttikten sonra hafifçe omuz silkti. "... ve benden nefret etmeni istemiyorum. Bu ikimiz için de eziyet dolu bir ölümsüz ömrü olur."

Veyla da Yıldat'a alışması gerektiğinin farkındaydı. Yoksa düğün geceleri tüm yakınlaşmaları bir anda aşmaları gerekecekti. Amorsus hemen veliaht isteyecekti. Veyla bu yüzden itirazlarını yutkunup başını onaylar şekilde salladı. Sevemezdi belki ama dokunmasına alışması gerekiyordu.

"Şimdi senin müsaadenle, seni öpebilir miyim?"

Veyla'nın kalbi yeniden hızlanırken sıkkın bir nefes aldı ama sessiz kaldı. Yıldat, "Aşağıda olan şeyler, diğerlerinin de ilgisini çekti. Benim yüzümden verdin o tepkiyi biliyorum ama algıyı değiştirmemiz gerekiyor." dedi.

Veyla sessiz kalmaya devam ettiğinde Yıldat yatağa yaklaşarak eldivenli ellerini uzattı. Veyla stresten kuruyan dudağını yaladıktan sonra yavaşça ellerini uzattı. Yıldat onu kaldırdıktan sonra "Alışmaya çalış." diye fısıldadı. Veyla nasıl alışacağını bilemezken çaresiz hissetti. Çok küçük yaşında o kadar çok istemediği temasa maruz kalmıştı ki şimdi başka bir bedenle etkileşim kurduğu gibi vücudu rahatsızlık hissiyle nasıl baş edeceğini şaşırıyordu. Hala geçmişini tam olarak hatırladığı söylenemezdi, anıları bölük pörçük ve bağlantısızlardı ama hiçbir şey hatırlamazken dahi kimseyle temas etmemeye çalışırdı. Bazı şeyleri ruhu hatırlamadan, bedeni hatırlamıştı.

Yıldat, Veyla'nın yüzüne doğru eğilirken "Gözlerini kapatmak, iyi bir başlangıç olabilir." dedi ama Veyla hızla başını onaylamaz şekilde salladı. Gözleri açıkken kendisini daha az korunmasız hissediyordu. Gözlerini kapatmak, karşısındakine teslim olmaktı, olamazdı.

Yıldat, "Peki..." derken yaklaşmaya devam etti ve burunları değdi. "Nefesini tutma." diye fısıldadığında Veyla titrek nefesini üfleyip nefes alıp vermeye çalıştı. Kalbi kendi kulağında attığı kadar, Yıldat'ın azrit kulaklarında da atıyordu. Bir saniye geçmeden dudakları değdiğinde Veyla yine nefesini tutuvermişti. Yıldat onu öpmeye başladığında gözleri adamın yanaklarına indi. Vücudunu çözmeye, normal hissetmeye çalışıyordu ama tüm vücudu darbe alıyormuş gibi sızlıyor, rahatsızlık hissi vücudunu ele geçiriyordu. Bu hep böyle mi olacaktı? Hiç alışamayacak mıydı? Eğer öyle olursa, Yıldat'ın da söylediği gibi ölümsüz ömürleri eziyetle geçerdi.

Adamın bir elini belinde hissetti. Yıldat hafifçe Veyla'yı kendisine yaslarken başını yana eğerek öpmeye devam etti. Veyla'nın karşılık vermesini dilerdi ama nefes aldığını bile duyamıyordu. Bu sebeple öpmeye devam etmeden hafifçe geri çekildi ve Veyla bir süredir tuttuğu nefesini titrekçe üfledi. O sıra bacakları da tutmadığı için ardındaki yatağa oturmak isteyerek geriledi. Yatağa neredeyse düştükten sonra ellerini iki yanına yaslayıp yeri izleyerek sakinleşmeye çalıştı.

Yıldat, Veyla böyle yaptığında kendisini iğrenç bir mahlûkatmış gibi hissediyordu. Veyla'yı öpmüş olmasına bile sevinemeden, Veyla'nın kendisinden iğrendiği gibi o da kendisinden iğreniyor gibi hissetti. Bir gün böyle hissettirmeyecek bir öpücüğe sahip olabileceklerinden emin değildi ama yine de "Alışacaksın." diyerek Veyla'yı telkin etti. "Bir gün benden iğrenmeyeceksin."

Veyla, bakışlarını Yıldat'a çevirdi. Adam bu cümleyi kurmakta zorlanmış gibiydi. Ağır bir cümleydi ve Veyla, Yıldat'ın üzgünlüğünü görebiliyordu. Erya'ya duyduğu his gibi, Yıldat'ın da üzülmesini istemeyeceğini fark etti. Arada sinirini bozsa da, hatta aşağıda az daha onu öldüreceği kadar öfkelenmiş olsa da Yıldat'la bağ kuruyordu. Bağ kurması onu umutlandırdı. Belki de bu bağ, ileride sevgiye dönerdi. Veyla biri nasıl sevilir, pek hatırlamıyordu. Sevdiklerini hatırlıyordu. Zamanında sevmişti. O çocuğu sevmişti, kardeşini sevmişti, bir yaratığa dönüşmeden annesini de sevmişti, ona bir baba olmaya en yakın şekilde davranmış olan Kinix'i sevmişti ama hepsi ölmüştü. Annesini de ölü sayıyordu, o yaşayan şey annesi olamazdı. Gölge de Veyla'ya, babasının annesini öldürdüğünü söylemişti, annesinin öldüğüne dair duyum almıştı. Nereden öğrendiğini bilmiyordu ama belki de ölmediğini bilmese de, babasının annesine yaptıklarını duymuştu.

Veyla, "Konu sen değilsin." dedi. Yıldat hafifçe gülüp "Ne yapıyorsun şu an?" diye sordu. Veyla ile ilk öpüştüklerinde de Veyla bu soruyu sormuştu. Veyla, adamın cevabını hatırladığı için "Seni rahatlatmaya çalışmıyorum." diye dalga geçti. Oysa adam tam tersini söylemişti. Yine de Yıldat, Veyla'nın kendisini rahatlatmaya çalıştığını fark ettiği için gülümsedi. Bu bile adam için umut vadediyordu. Veyla'ya elini uzattı. "Hadi aşağıya inelim. Ash dayak yemek için seni bekliyor."

Veyla adamın eline baktığı birkaç saniyenin ardından derin bir nefes alıp elini tuttu ve yataktan kalktı. Parmakları kenetlenirken kapıya yöneldiler. Veyla alayla "Ya Ash'i dövemezsem?" diye sordu ama bir yanı bu ihtimali düşünüyordu. Büyüsünden emindi ama dövüş konusunda Ash daha iyi olabilirdi. Ash'e dalga konusu olurdu ve sonrasında sesini susturmak için onu öldürmek zorunda kalırdı. Sonra da Gölge, Veyla'yı öldürürdü. Kulağa pek de mutlu son gibi gelmiyordu.

Kapıdan çıkıp talim odasına yöneldiler. Her oda aynı zamanda taht odası gibiydi çünkü Gölge, bulunduğu ortamda Kral olduğuna bir an olsun şüphe duyulmasın ister gibi her yere taht koydurmuştu. Veyla da Gölge olmadıkça oturuyor, bazen Gölge varsa da Gölge kaldırana kadar oturuyordu. "Kazanamayacağını düşünürsem, konuyu dağıtmak için Thal'ı camdan fırlatırım." dediğinde Veyla güldü.

"Zindana düşmek istemezsin. Çok sıkıcı."

Yıldat, "Merak etme, Kral abim sağ olsun alışığım." derken kadını izleyerek ilerliyordu. Veyla da ileriye bakıyordu. Kalp atışları ve nefes alış verişleri düzene girmişti. En azından bu sefer üstesinden gelmesi daha kısa sürmüştü. "Ziyaretime gelsen yeter."

Veyla sırıtarak "Çok çok müsait olursam, yapacak başka hiçbir şey bulamazsam, niye olmasın?" dedikten sonra gözlerini Yıldat'a çevirdi. Yıldat da sırıtarak "Beklemeye değersin." dediğinde Veyla'nın kaşları kalktı. Kendisini bir şeylere değer görmek istemezdi. Aksine de oldukça inandırılmıştı. Kulağa hoş geliyordu ama inanmadı. Yıldat güzel konuşup duruyordu ama Veyla güvenemiyordu. Yine de gülümser gibi olup iç çekerek ileriye baktı. Belki de Yıldat, ne kadar canavar olduğunu bilmesine ve görmesine rağmen Veyla'yı sevebilecek tek kişiydi. Veyla da sevmeye çalışmalıydı.

Eryaların aralarına döndüklerinde Erya calin şişesini Thal'dan çekiştiriyordu. Thal'a içeri giren Veyla'yı gösterdi. "Bak, geldi işte. Sana dönerler, dedim."

Thal, sevişmeye gittiklerini ve dönmeyeceklerini düşünmüştü ama Erya Veyla'yı tam olarak olmasa da tanımaya başladığını düşünüyordu. Ortada bir iddia ve meydan okuma varsa, Veyla asla geri durmazdı. Gölge, oturduğu tahtından el ele ilerleyen Veylalara bakarken "Çifte kumrular barışmış, ne hoş." dedi.

Veyla, Yıldat'ın elini bırakarak orta alana yönelirken Ash'i eliyle çağırdı. "Gel bir senin belan olayım."

Ash, parmaklarını kıtlatarak yaklaşırken sırıtıyordu çünkü ilk defa Veyla'yı yenebilir gibi hissediyordu. Büyüsü olduğunda Veyla'yı yenmek imkânsıza yakındı ama dövüş, Ash'in uzmanlık alanıydı. Uğursuz kelebek de pek dövüşmeye ihtiyaç duymadığı için deneyimi, dövüşerek savaşan Ash'ten oldukça azdı.

Gölge, hala Veyla ile Yıldat ile ilgilenirken "Ne yaptın? Bir posta da yukarıda mı dövdün yoksa bir daha aramızda sana yaklaşmaması konusunda fırça mı çektin?" dedi. Veyla, Gölge'nin yediği küçük taneli meyvelere baktıktan sonra yavaşça ona yaklaşmaya başladı. Yanındaki kadının Gölge'ye uzattığı bir tanesini alıp "Sana ne Kral?" diye sorduktan sonra ağzına atıp kaşlarını kaldırdı.

Gölge sırıtarak Veyla'nın yeniden uzandığı meyveyi tutan kadının bileğini uzaklaştırırken "Yeni kural. Kral ne sorarsa, cevaplamak zorundasın." dedi.

Veyla, "Yoksa?" derken Gölge'nin kadının bileğini çektiği yerde meyvenin birkaç tanesini çalan kelebekleri ona doğru kanat çırpmaya başladı. Fark eden Gölge gözlerini devirerek artık sonuçsuz kalan çabasını sonlandırdı ve kadının bileğini bıraktı. Veyla, kelebeklerinin getirdiği meyveleri yerken cevap bekleyerek kaşlarını kaldırdı.

"Zindana mı giderim? Beni okyanusun dibine mi yollarsın? Silahla mı vurursun? Beni büyünle yerde mi kıvrandırırsın? Kalbime bıçaklar mı saplarsın? Kolyemi uğultunun akşam yemeği mi yaparsın?"

Gölge, her birini dinlerken kendisiyle gurur duyarak sırıtışı genişlese de en sonunda gerçekten yapabileceği yeni bir şey kalmadığını fark etti. Bulmak için elinden geleni yapardı ama henüz aklına gelmiyordu. Dudağını büzüp "Keşke tehditlerimi daha tasarruflu kullansaydım." dediğinde Veyla şirince sırıttı. "Bana yapmadığın bir şey kalmadı. Ha kaldıysa da merakla bekliyorum. Üretkenliği severim."

"Yıldat'la evlenmeni sağlarım, diyeceğim ama..." dedikten sonra dudağını kenara kıvırıp omuz silkti. "Sen onu bizzat isteyerek yapıyorsun." dedikten sonra yeniden sırıttı. "Ama belki benimle..."

Veyla zamanında, Yıldat ile yakınlaşmamızı kullanarak onu rahatsız etmeye çalışmasın diye yaptığı uyarıları gayet iyi hatırlıyordu. Yıldat ile vaatlerini bozup Veyla'nın yeniden kendisine vadedilmesini sağlayacağını söylemişti ve Veyla için hala bir tehdit değildi. Öyle bir şey yaparsa Amorsus'un planları da hızla güncellenirdi ve bu plan da zaten ilk başta istedikleri plandı. Gölge kabul etmemişti ve Veyla'nın da Gölge'nin zaafı olamayacağı düşünülmüş, plan Yıldat üstünden devam etmişti. Oysa Gölge bizzat değiştirirse, işlerine gelirdi. Yine de istemediği bir şeymiş gibi davrandığından "Dövüş zamanı!" diyerek araya girdi. Gölge de sırıtarak ağzına bir meyve tanesi daha attı.

Orta alana geçtikten sonra Ash'i, bir Luna'ymış gibi eliyle çağırdığında Ash gözlerini devirerek orta alana geldi. "Birazdan o aptal sırıtışından kanlar akacak."

Veyla, "Kan bana yakışıyor tatlım." dediğinde kendi kendisine yüzünü buruşturdu. Gölge de Veyla'ya bunu söylemişti ve Veyla gibi Gölge de haklıydı. Gölge, Veyla'nın gözlerini iğrendirmeyen görünüşe sahip adamlardan biriydi. Öyle olunca Veyla en azından bakarken de iğrenmiyordu.

Gölge de Veyla'nın o günkü cevabını dile getirirken fark olarak bunu Ash'e buyurdu. "O zaman onu kana bula bebeğim."

Veyla ellerini yumruk şekline getirip önünde kaldırırken vücudunu sallamaya başladı. "Üç deyince." dediğinde Ash isterik bir şekilde gülerek "Siktir oradan." dedi. Kadının sözünü tutmayacağını, saymaya başladıkları an saldıracağını biliyordu.

Veyla, "Bu güvensizliğini hak edecek ne yaptım?" diye dalga geçerken Ash öne atıldı. Ash'in yumruğundan eğilerek kurtulduktan sonra kadının sağına doğru geçerek güldü. "Sakin..." dedikten sonra Gölge'ye bakarak "... bebeğim." diye ekledi.

Gölge sırıtarak "Öyle söyleyemezsin." dediğinde Veyla, Ash'in tekmesinden de kaçınıp gerilerken gözlerini devirdi. "Neden? Ona sadece sen mi 'bebeğim' diyebilirsin?"

Gölge kaşlarını kaldırıp indirdi. "Hayır. Benim malikânemde herhangi birine sadece ben 'bebeğim' diyebilirim." dediğinde Veyla adama bakarken bu sefer yumruktan kaçınamadı. Sola doğru sendelerken düşmeden toparlamaya çalıştı ve vücudunu hızla Ash'e çevirdi. Fazla dövüşmezdi ama kimseye sırtını dönmemesi gerektiğini bilirdi. Bunu dövüşürken değil, çocukken öğrenmişti.

Ash, yeniden atıldığında yükselttiği yumruğunun bileğine karşı kolunu kaldırdı ve kadını geriye itmeye çalıştı. Ash'in kas gücünün kendisinden daha iyi olduğunu fark etmesi uzun sürmedi. Kadın, Veyla'nın kolunu baskılayarak gittikçe gerilemesini sağlarken diğer elinde tuttuğu bıçağı Veyla'nın karnına sapladı. Veyla kadının koluna uyguladığı baskı iyice arttığı için yakınlaşmış yüzlerinde hafifçe yüzünü buruşturup "Biraz acıttı." dedikten sonra sırıttı. "Elinden gelenin en iyisi bu mu?"

Ash, sinirle inleyip bıçağı çıkarttıktan sonra kadını koluyla da ittirdi. Veyla birkaç adım gerileyerek sendeledi. Sırtı duvara çarparken Ash bıçağı kaldırarak ona doğru koşmaya başladı. Tam Veyla'nın yüzüne indirecekken Veyla yana kaçtı ve duvara toslamış kadının bedenine tekme attı. Kadın birkaç adım gerilediği gibi yeniden Veyla'ya yöneldi. Bıçağı yeniden savurduğunda Veyla yana kaçıp bileğinden tutarak bükmeye çalıştı. Başta başarır gibi oldu ama Ash kas gücüyle engel olup Veyla'nın vücudunu kendisine çektiğinde Veyla bir küfür mırıldandı. Ash, Veyla'ya kafa attıktan sonra yakasını bırakmayıp kaldırdığı bıçağı omzuna indirdi. Bıçağı çıkarmadan omzundan eline doğru çekiştirerek indirmeye başladığında Veyla hafifçe inlerken işlevsiz kalmaya başlayan kolunu kurtarmaya çalıştı. Kolunda kasları ve sinirleri oldukça hasar görmüştü. Birazdan bıçağın indiği yere kadar iyileşmeye başlardı.

Kolunu boş verip diğer eliyle kadının çenesine yumruk attı. Ash'in bıçağı tutan elleri gevşediği gibi birkaç adım gerileyerek bıçağı alıp çıkardı. Ash, çıkan çenesini yerine yerleştirirken Veyla elindeki bıçağı Ash'e doğru fırlattı. Ash hızla eğildiğinde bıçak, Gölge'nin yanındaki kadınlardan birinin boynuna saplandı. Kadın irileşmiş gözleri ve titreyen ellerinin yöneldiği boynundan vücuduna alnından akan kanlar eşliğinde tahtın kolundan geriye doğru devrildiğinde Veyla sırıtışında alt dudağını ısırdıktan sonra "Ups." dedi. Gölge de izlemeye daldığı için kadını kurtaramamıştı. Kendi kendisine dikkatsizliği için söverken düşen Xalia'ya baktı ve ayaklandı.

Thal da kadına bakarak "Onu öldürdün!" dediğinde Gölge alayla "Gözünden de hiçbir şey kaçmıyor Thal." dedi. Olan olduktan sonra tepki veriyordu. Kendi dikkatsiz davranmış olsa da savaşçılarından biri fark edip kadını korumalıydı. Özellikle de kendisi gibi Azrit olan Yıldat, hızla kadını kurtarabilirdi ama yine de açıkça azarlamıyordu çünkü kendisi de dikkatini verememiş, Veylaları izliyordu. Gölge kadının yanına varırken Veyla, "Bunu da maaşımdan kessek?" dediğinde Gölge'nin ters bakan gözleri Veyla'ya döndü. "Neyse ki ölmemiş." dedikten sonra kadına baktı. "Yani, henüz."

Veyla el çırptı. Alayla "İçim ne kadar rahatladı bilemezsin. Bu vicdan azabıyla nasıl yaşardım?" dedi. Gölge kadına söver gibi baktı. Veyla 'ne?' der gibi kaşlarını kaldırdı. Gölge'nin halkıydı, Veyla'nın değil. Evet, kadın ölürse Gölge bir şekilde hesabını Veyla'ya keserdi ama en azından şimdilik Veyla'nın başka dertleri mevcuttu. Ash'ten adeta dayak yiyordu. Veyla yenilmeyi sevmez, bilmezdi. Özellikle de Ash gibi birine, Gölge gibi birinin önünde yenilemezdi!

Gölge ise, sıkkın gözüküyordu. Veyla, adamın gerçekten kadının ya da halkından herhangi birinin ölmesini istemediği düşündü. Hala garipsiyordu ama Gölge gerçekten halkını koruyor gibiydi. Gölge gergin bir şekilde "Devam edin." dedikten sonra Yıldat'a kadını gösterdi. "Hızla voltriderlara götür, Terralara gönderilmesini sağla." dedikten sonra Thal'a döndü. "Sen de kadının ailesinin bilgilerini bul, haber ver."

Yıldat yaralı kadını kucağına alıp azrit hızıyla voltrider ile Terralara götürmesi için başka savaşçılara teslim etmek üzere aşağıya götürdü. Thal sıkkınlıkla "Dövüş bittikten sonra yapsam?" diye sorduğunda Gölge'nin bakışları yavaş bir şekilde Thal'a döndü. Thal tedirgin bir şekilde sırıtıp "Hemen şimdi yapayım." dedi. Gölge bakmaya devam ettiğinde Thal hızla hareketlendi ve Gölge de tahtına yönelirken bakışlarını yeniden Veyla'ya çevirdi. O sıra Yıldat geri dönmüştü bile. "Devam, dedim."

Veyla, "Emir sevmem..." derken Ash koşarak üstüne atladığında Veyla'nın savaşmaya devam etmek dışında bir seçeneği kalmamıştı. Kafası yere sertçe çarparken bir anlığına gözleri karardı. Ash, kadının yüzüne yumruklar indirmeye başlarken bir yandan da boğazını sıkıyordu. Veyla'nın gözleri kapanırken beyni kendisine gelemeden ardı arkası kesilmeyen yumruklar yüzünden yeniden başı dönüyordu. Kadının yüzünden kanlar akıyordu. Ash sinirini alamayıp kalkarak kadını da yerden kaldırdı ve yakasından tutuğu gibi onu karşı duvara fırlattı. Valdrisler iki yana ayrılırken Veyla duvara çarparak yere düştü. Parçalanan yüzündeki yaralar yerden kalkana kadar iyileşmeye başlarken yorgunlukla inledi. Kadının kas gücü gerçekten Veyla'dan fazlaydı ve Azrit hızını kullanmadığında bile refleksleri Veyla'dan iyiydi. Saldırmak bir yana kendisini savunmasına bile müsaade etmiyordu.

Ash yeniden Veyla'ya yöneldiğinde Veyla işaret parmağını kaldırıp şirince sırıttı. "Bir dakika mola!"

Ash, ne yaptığına bakarken Veyla Erya'ya yöneldi ve elini uzattı. Erya tedirgin bir şekilde sırıtıp calin şişesini uzatırken "İyi gidiyorsun." diye motive etmeye çalıştığında Veyla kanlar içerisindeki yüzünde kaşlarını kaldırdı. Patlayan ve henüz iyileşen kaşı bir anlığına acıdıktan sonra acı geçti ve Veyla sırıttı. "Neyse ki iyileşiyorum yoksa bu güzel yüze yazık olurdu." dedikten sonra başını geriye atıp calin şişesini dudaklarına yasladı ve büyük yudumlar aldı. Çok geçmeden Calin şişesi elinden alınmış bir duvara fırlatılmıştı. Veyla içkiyi yutarak cam kırıklarına ve sıçramış calin birikintilerine baktı.

"Sikeyim, calinin ne suçu vardı?" dediğinde Ash cevap vermeden kadının suratına yumruğunu geçirdi. Gerçekten aylardır bugünü bekliyordu ve Veyla pes edene kadar süren dövüşlerinde bir saniyeyi bile boş geçirmeyecekti.

Veyla sağına doğru sendelerken kadının kolundan tutup kendisine çevirdiği gibi Veyla da yumruğunu geçirdi. Ash birkaç adım gerilerken Veyla yetinmeyip kadının üstüne doğru atladı. Ash geriye doğru devrilirken Veyla da üstündeydi. Kadının saçlarından tutup kaldırdıktan sonra kafasını sertçe yere vurmaya başladı. O sıra Veyla'nın eline yönelen ellerini tek eliyle tutmaya çalıştı. Ash'in kontrolü yeniden ele alması uzun sürmedi. Veyla'nın bileğinden tuttuğu gibi üstünden yana doğru savurdu. Doğrulup Veyla'nın üstüne çıkacağı sırada Veyla yerde gördüğü bıçağa uzandı. Veyla'nın bacağından tutup kendisine çekerken Veyla bıçağı alamadı. Diğer ayağıyla Ash'in onu çeken ellerinin bileklerine sertçe tekme attı. Kemiğin kırıldığına dair ses duyduğunda sırıttı. Ash bacağını bıraktığı gibi hızla kalkıp bıçağı aldıktan sonra yeniden Ash'e döndü. Ash elini sallarken kemiğin iyileşmesi uzun sürmemişti.

Yeniden birbirlerine atıldılar. Veyla bıçağı saplamak üzere kaldırdığında Ash kadının bileğini tuttu. Veyla parmaklarını gevşetip bıçağın, karınlarının hizasında tuttuğu eline düşmesini sağladı ve bıçağı tuttuğu gibi Ash'in karnına sapladı. Kadının karnındaki organlarını yok etmek ister gibi bıçakla karnını deşmeye başladı. Ash acıyla inlerken Veyla'nın bileğini bırakmak zorunda kaldı. Veyla bıçağı çektiği gibi kadının yüzüne indirdi. Kadının alnından dudaklarına doğru bıçağı indirirken kadının ensesinden tutarak yüzünü sabit tuttu. Ash acıyla inleyerek Veyla'yı sertçe ittirdiğinde Veyla konumunu koruyamadan gerilemek zorunda kaldı. Ash'in yüzünden oluk oluk kanlar akarken Veyla sırıttı.

"Ama kan sana yakışmıyor. Çok garip... Oysa seni bozduğum anlarda kızarman çok yakışıyor. Kan niye yakışmıyor ki..."

Ash, Veyla'nın üstüne atladığında Veyla geriye doğru düşerken dalga geçmesini sürdüremedi. Kadının karnına tekme atıp yana doğru kaydığında Ash, kadının saçından tutarak gitmesine engel oldu. Kadının saçını bileğine dolayarak elini çevirdikten sonra sertçe çekti. Veyla'nın kafası geriye doğru giderken sinirle inledi. Saçlarını kurtarmak yerine kadının bileğine uzanıp kadını da kendisine çekti. Ash, Veyla'nın üstüne doğru düşerken Veyla kadının yanına düşmesi için ittirdi. Ash'in elleri bollaştığı gibi saçlarını çekip yere yanında düşmüş Ash'e döndü. Üstüne çıkacağı sırada Ash tekme atarak Veyla'yı geriye savurdu. Veyla Eryaların ayaklarının ucuna düştü. Yerden kalkarken Eryalara sırıtarak el salladı.

"Her şey kontrolüm altında."

Veyla cümlesini bitiremeden Yıldat havada uçan masayı görüp, Valdris ve Erya'yı geri çekti. Veyla kendisine doğru savrulan bir masanın büyüklüğü dolayısıyla zamanında kaçınamayınca masayla birlikte vücudu daha da geriye savruldu. Gölge bu sefer o taraftaki kadını kucağına çekerek korudu ve masanın bir ucunun kadına gelmemesini sağladı. Kadın Kral'ın kucağına kıkırdayarak yerleşti ve adamın boynuna yöneldi. Gölge kadının yüzünü ittirmese de "Şu an sadece calin ve meyve bebeğim." dedi. Kadın başını onaylar şekilde sallayarak doğruldu ve Gölge'nin de yönlendirmesiyle yeniden tahtın koluna oturdu. Gölge, sevişmekten çok dövüşü izlemek istiyordu. Bir Azrit için her zaman seks ilk tercih olurdu ama Veyla'nın gerçekten kaybedip kaybetmeyeceğini görmek istiyordu. Ash'in ne kadar iyi bir dövüşçü olduğunu biliyordu, ona dövüşü bizzat kendi öğretmişti ama Veyla'nın da bir şekilde kendisini düze çıkarabilme yeteneklerini biliyordu. Sanki Veyla da kendisi gibi yenilmezmiş gibi geliyordu. Onu sadece kendisi yenebilirmiş, o bile kesin değilmiş gibi.

Veyla, üstünden masayı ittirmeye çalışırken acıyla inledi. En iyi ihtimalde ciğeri ezilmiş olmalıydı. Gözleri irice açılmış, göğüs kafesi nefes aldıkça batıyordu. Yıldat masa yüzünden kadının yüzünü göremese de hırıltılı nefeslerini duyduğu için yüzünü buruşturdu. Ölmeyeceğini bilse de kadının acı çekmesi hoşuna gitmiyordu. Gölge ise keyifle izliyordu. Şaşkınlığına rağmen keyifliydi. Eğer Veyla yenilirse, elinde onunla uğraşabileceği yeni bir konu olacaktı. Özellikle Ash'e karşı yenilmesi, her şeyi daha keyifli hale getiriyordu.

Ash, kadının yanına gittikten sonra kadının üstünde yan dönmüş masanın uçlarından tutarak kadının vücuduna doğru baskılarken "Pes et." dedi.

Veyla, masanın baskısının artmasıyla birlikte yerde çırpınırken ağzından kanlar akmasına rağmen başını onaylamaz bir şekilde salladı ve zar zor sırıttı. Gölge boşuna 'bir yandan hayranım sana' dememişti. Asla, pes etmiyordu.

"O zaman kendi kanınla boğulacaksın."

Ash, masayı olabildiğince kadına bastırmaya başladığında Veyla'nın kanı gittikçe boğazında birikirken engel olabileceği bir kas gücü kalmamıştı. Ash, vücudunun iyileşmesine izin vermeden saldırmaya devam ediyordu. Veyla'nın içinde öfkeyle paralel olarak büyüsü de büyürken mor gözleri ışıldamaya başladı. Gözleriyle bitmedi, sıkışıklık hissi sebebiyle büyüsü tüm vücudunu sarıp etrafını ışıltılarla aydınlatmaya başladı. Ash "Ama..." diyemeden masayla birlikte, talim odasının neredeyse elli metre uzağında olan diğer ucuna savruldu. Veyla güçlükte yerden kalkarken Gölge, "Hile." dedi. Veyla yanına doğru eğilip boğazında biriken kanı tükürdükten sonra büyüsünü de kullanmasıyla hızla iyileştiği için ayağa kalktı.

Gölge, "Kaybettin varsayıyorum." dediğinde Veyla hızla "Hayır!" dedi ve orta alana ilerlemeye başladı. Ash de ileride masadan kurtulmuş sinirle söylenerek yaklaşıyordu. Veyla, Gölge'nin karşısına geçip "Bilerek yapmadım!" dediğinde yalan söylemiyordu.

Gölge "Yalan." dediğinde Veyla sesini yükselterek "Bilerek yapmadım!" dedi. Büyüsüne hâkim olamadığı anlardan birini yaşamıştı. Büyüsü fazla sıkışmış gibi bir anda patlamıştı.

Ash de Veyla'nın yanına vardığında kadını omzundan ittirdi. "Yenileceğini anladın, büyünü kullandın seni kaltak!"

Veyla da kadına dönüp sertçe ittirdi ve büyüsünü de yönlendirdiği için kadın yeniden duvara savruldu. O sıra Eryalar başka yöne geçmek zorunda kalmıştı. Kadın yerden doğrulduğu gibi Veyla büyüsüyle kadını ele geçirip duvara yapıştırdı. Kadın acıyla inleyerek çırpınırken Veyla "Bilerek yapmadım!" diye bağırdıktan sonra Gölge'ye döndü. Mor gözleri ışıldamaya devam etse de kadını duvara yapıştırmayı bırakmıştı ki Ash yeniden yere düşmüştü.

Gölge, biraz merakla ama çoğunlukla küçümseyerek "Büyünü kontrol edemiyor musun?" diye sorduğunda Veyla birkaç saniye sessiz kaldı. Bu kadar büyük bir büyüye sahip olup yenilmediği bir sürü savaşa girip çıktıktan sonra etrafı tarafından büyüsünü kontrol edebiliyormuş gibi gözükebilirdi ama böyle anlarda edemediği oluyordu. "Öfkemle birlikte patladı işte..."

Gölge, Valdris'e baktı. "Bunun üstünde çalışın." dedikten sonra bakışlarını yeniden kadına çevirdi. "O sıra Valdris'e de patlamasın o büyün."

Veyla, Gölge'nin uyarısına gözlerini devirdikten sonra "Bu saatten sonra kimsenin öğrencisi olacak değilim." dedi.

Gölge, "Aramızda senin gibi kontrolsüz bir gücün dolaşmasına müsaade edemem." dediğinde Veyla sinirle inledi. Bilerek yaptığını söylese ayrı dertti, bilerek yapmadığını söylediğinde ayrı bir dert olmuştu. Tek istediği, yenilmemekti. Eğer bilerek yaptığı düşünülürse yenildiği kabul edilecekti. Gölge de boşluğunu bulmuş keyifle küçümsüyordu.

"Ash ve Valdris, seni eğitecek."

Ash'in dudakları kıvrılırken Veyla'nın kaşları kalktı. Dişleri arasından "İki savaşçını kaybedersin." dedi.

Gölge, "Ben de seni öldürürüm." dediğinde Veyla "Sence de bunu ilk günden beri göze almıyor muyum?" diye sordu.

Gölge sırıtarak baktığı birkaç saniyenin ardından "O zaman seni ben eğiteceğim." dedi. Veyla "O zaman da savaşçıların Kral'ını kaybeder." diyerek itiraz etmeye başladığında elini 'sus' der gibi kaldırdı. "Yapabiliyorsan, yaparsın."

Veyla sinirle inlediğinde ve ellerini yumruk şekline getirdi. Bulundukları odanın camları titremeye, eşyalar sallanmaya ve ışığın rengi mora dönmeye başladı. Gölge etrafa bakarken sırıtışı genişledi. "Kesinlikle eğitilmelisin."

Veyla etrafını gösterip "Bunlar bilerekti." derken büyüsünü geri çağırmaya çalıştı. Hiç güvenle kontrol etmesi gerekmemişti ki! Hiç sınır tanıması da gerekmemişti! Sınır tanımayı bilmemesini normal buluyordu.

Gölge keyifle dilini şaklattıktan sonra "Yalan." dedi. Birbirlerinin söylediklerini doğru ya da yalan olarak sınıflandırabilecek kadar birbirlerini tanımıyorlardı ama bunu yapmaya çalışmaktan da geri durmuyorlardı. Ne var ki Gölge, bu tahmininde yanılmamıştı.

Veyla, "Dövüşe devam edersek, kabul." dedi. Eğitimden kastı neydi bilmiyordu ama şu an yenilmiş kabul edilmemek için her şeyi göze alırdı.

Gölge, "Ben bir teklifte bulunmadım ki kabul edesin kelebek." dedi. "Ben halkımın güvenliği için emir verdim."

Veyla dişlerinin arasından "Gölge." dediğinde Gölge çok hoş bir sohbet içerisindelermiş gibi sırıtışı eşliğinde kaşlarını kaldırıp gözlerini yavaşça kapatıp açtı ve "Veyla?" dedi.

"Bilerek yapmadım, yapmadan önce de teslim olmamış, pes etmemiştim. Biri pes edene ya da ölene kadar dövüş devam eder."

Ash, "Çırpınıyorsun mor kaltak." dediğinde Veyla Ash'e bakmadan eliyle gösterip "Bana bir kere daha 'kaltak' derse onu azurit manyağı ederim." dedi. Ash sırıtarak "Kaltak." dediğinde Veyla Gölge'den cevap bekliyordu.

Gölge bakışlarını Ash ile Veyla arasında gezdirdi. Thal nefes nefese talim odasına girdi. "Bitti mi? Kim kazandı? Veyla mı?"

Ash gözlerini devirerek Thal'a baktı. "Güvenin için sağ ol."

Thal Eryaların yanına vardıktan sonra Valdris'e yaslanıp nefes alış verişlerini düzene sokmaya çalışırken gözlerini kapattı. Olabildiğince az şey kaçırmak için her şeyi koşarak yapmıştı. Gözlerini aralayıp doğrulduktan sonra Eryalara baktı. "Kim kazandı?"

Ash, "Ben." dediğinde Veyla, "Henüz belli değil." deyip yeniden Gölge'ye baktı. Gölge dudağını yalayarak düşünürken Veyla'ya bakıyordu. Bilerek yapmadığını biliyordu. Kendisinin yanında da birkaç kere kontrolsüz güç patlaması yaşamış, hatta böyle anlarda büyüsü, Gölge'nin büyüsünün üstüne çıkmıştı. Kendisinin ve Ash'in sonsuza kadar sürecek alay konusu olma ihtimalini tehlikeye düşürmek pahasına gerçek sonucu görmek istedi. Gözleri kısıldıktan birkaç saniye sonra başını yavaşça onaylar şekilde salladı. Veyla neşelenip "Adaletli bir Kral'a sahip olmak ne hoş!" diye dalga geçtikten sonra Ash'e döndü. Sırıtışı anında silinmişti. "Uçmaya hazır ol beyaz kafa."

Ash, Gölge'ye bakarken "Nasıl ya?" diye sordu. "Hile yaptı!"

Gölge, "Neyse ki kuralları ben belirliyorum." dediğinde Ash sinirle inledi. "Ona ayrıcalık yapıyorsun."

Gölge uyararak bakarken tane tane ve yeniden "Neyse ki kuralları ben belirliyorum." dedi. Ash başını onaylamaz bir şekilde sallarken ardına dönüp ellerini ensesine götürdü. Veyla o sıra masaya yaklaşıyordu. Sadece kas gücüyle onu yenemiyordu, büyü olmasa da silah kullanmalıydı. Bir tanesi Yıldat ile Veyla savaşırken kırılarak ikiye ayrılmıştı. Onun yanında hala sağlam olan masalar da vardı ve silah doluydu. İki eline de uzun ve hasarla birlikte elektrik de veren bıçaklardan alıp kadına döndü. Ash'i iyileşene kadar yeterince oyalayacak hasarlar vermesi lazımdı.

Gölge "Başlayın." dediğinde Ash da kendisine bir silah alamadan Veyla saldırdı. Bir bıçağı havada savurduğunda Ash'in bileğini tutabileceğini biliyordu. Ash, bileğinden tutarken diğer bıçağı karnına doğru savurdu. Ash kalçasını geriye doğru iterek karnını kaçırdığında Veyla sinirle inleyip bileğini kurtardıktan sonra vücudunu çevirerek bıçağı Ash'e savurdu. Ash'in omzu kesilirken aynı zamanda elektriğe de maruz kaldığı için acıyla inledi. Güçsüzlüğünden fırsat bilen Veyla uzun bıçağı kadının karnına geçirecekken elektrikle titreyerek sarsılamaya başladığında Gölge sırıtarak "Ups." dedi. "Bir anda büyümü kontrol edemedim."

Veyla acıyla inleyerek diz üstü çökerken Ash keyiflenerek Kral'ına baktı. Kral, Ash'e göz kırptığında Ash'ün neşesi arttı. Ash de kendisine bir kılıç aldıktan sonra Veyla'ya yöneldi. Veyla sinirle inleyerek yerden kalktıktan sonra Ash'e atıldı. Ash'in, Veyla'ya doğru savurduğu kılıcı iki bıçağıyla da baskı kurarak engellediğinde çeliğin çeliğe çarpma sesi kulakları rahatsız ederek doldurdu. Kadın kas gücüyle kılıcı bastırmaya çalışırken Veyla kadının bacağına tekme attı. O sıra bir bıçağı ile kılıca engel olmayı bırakıp hızla eğilerek kadının bacağına sapladıktan sonra savrulan kılıç hamlesinden üst vücudunu aksi yönde kaçırarak kurtulduktan sonra bıçağını geri aldı ve hızla kalkıp kadının arkasına geçti. Bıçağı bu sefer kadının arka bacağına saplayıp ayak bileklerine kadar yararak aşağı indirdiğinde Ash acıyla inleyerek diz çökmek zorunda kaldı. Bacak kas ve sinirleri hasar görmüştü. Veyla, iyileşmesinin fazla zaman almayacağını bildiği için hızla bıçaklarını iki yanından kadının kafasına indirmek üzere savurdu ama kadın kendisini öne doğru attı. Veyla sinirle inleyip havayı savuran bıçaklarını yeniden iki yanına kaldırdı ve Ash'e yöneldi. Ash de o sıra neredeyse iyileşmiş, zar zor kalkmıştı. Veyla'ya dönerken kılıcının keskin olmayan ucunu kadının yüzüne indirdi. Veyla acıyla inleyerek gerilerken bıçak tutan elinin üstüyle burnundaki kanı sildi ama gereksiz bir çabaydı. Her yeri kan içerisindeydi.

Ash'in savurduğu kılıç hamlesinden eğilerek kaçındıktan sonra Ash vakit kaybetmeden kılıcını yeniden savurduğu için zıplamak zorunda kalmıştı. Ayakları yeniden yere değmeden bıçağını savurdu. Ash geri kaçındı. Veyla o sıra bıçakları çapraz bir şekilde savurarak kadının karnını yardı. Ash geriye doğru düşerken bıçaklardan birini savurarak kadının alnının yere saplanmasını sağladı. Kadının gözleri irileşirken titreyen eli alnına gidiyordu. Bıçağı çıkarması gerekiyordu ama darbe alan yer kafası olduğu için vücuduna hâkim olmakta zorlanıyordu. O sıra Veyla diğer bıçağını da bıraktı. Masadan iki eline de azurit bıçağı alarak hızla kadına yaklaştı. Ash zar zor başındaki bıçaktan kurtulduktan sonra gözlerini kırpıştırarak kendisine gelmeye çalıştı. Veyla'nın üstüne oturduğunu fark ettiğinde son gücüyle kadını üstünden yanına ittirdi. Ne var ki son kas gücü bile güçlüydü. Veyla yana savruldu. Azurit bıçaklarını fark etmeyen Ash kadının üstüne oturduğu gibi Veyla kadının iki koluna da azurit bıçaklarını sapladı. Kadın acıyla inleyip Veyla'nın bileklerini tutma çabasını sonlandırırken Veyla dizini kadının kalçasına doğru sertçe kaldırıp vurdu. Kadının vücudu sarsılırken üstünden yana ittikten sonra bu sefer engel olamadığı için üstüne çıktı. Bir tanesini kolundan çıkartıp kadının boynuna sapladı. Kadın nefes aldıkça kanıyla boğulmaya başladığında gülümsedi ama öfkeyle baksa daha az korkutucu olurdu. "Kendi kanınla boğulursun mu demiştin?"

Erya "İyi ki getirmişsin." derken Thal'ın tuttuğu poşetteki çerezlerden bir avuç daha çerez aldı. O sıra gözlerini asla dövüşten ayırmıyordu. Thal, Erya, Valdris yan yana geçmiş bir gösteri izler gibi dövüşü izliyordu. Gölge de tahtında pürdikkatti. Veyla kazanmış sayılırdı.

Ash, boynundaki azurit bıçağını çıkartmaya çalışırken vücudunun zaafı olan doğal taş yüzünden bir hayli güçsüz düşmüştü. Veyla diğer azurit bıçağını kaldırıp kadının göğsüne saplamaya başladığında Gölge yerinde hareketlendi. Yıldat söz konusu olunca hızla koşup risk almamıştı ama gözleri Veyla'nın darbelerinde gezindi. Kalbi dışında göğsünde kalan her yere saplıyor, çekiyor, yeniden saplıyordu.

"Seni azurit manyağı ederim, demiştim." dedikten sonra kolunu yeniden kaldırdı. "Pes et."

Ash, kadının göğsüne yakın darbelerde bulunup durmasından ve Gölge'nin hala müdahale etmemesinden dolayı korkup "Pes." derken ağzı kan dolduğu için yeniden sarsılarak öksürdü. Ne dediği duyulamıyordu ama her halinden anlaşılıyordu. Veyla anlasa da sırıtarak "Pardon, ne dedin?" deyip kulağını hafifçe kadına eğdi.

Ash boynundaki azurit bıçağını çekecek gibi olduğunda Veyla bir elini havada tuttuğu azurit bıçağından çekip kadının boynundaki bıçağa götürdü. Bıçağı boynuna neredeyse diğer tarafından çıkartacakmış gibi bastırdığında Ash sarsıldı ve yüzünden iki yanına akarak biriken kan topluluğuna bir hayli katkıda bulundu.

"Ne dedin, dedim."

Ash yeniden konuşmaya çalıştı ama çaresiz bir çabaydı. Veyla hafifçe doğrulup kadının suratına sırıtarak bakarak "Pes mi ediyorsun?" diye sordu. Ash, boynu yüzünden başını bile sallayamazken Veyla gülerek "Pes ediyorsan gözlerini üç kere kapatıp aç." dedi.

Gölge sırıtırken Ash Veyla'nın dediğini yaptı. Veyla bu sefer "Tam emin olamadım. Eğer pes ediyorsan dilini burnuna değdir. Yoksa yapamıyor musun? O zaman kusura bakma ama pes etmediğini düşüneceğim." deyip azurit bıçağını kadının kalbinin üstüne yasladı.

Erya, "Veyla..." dediğinde Veyla üfledi. "Ne?"

Erya rica eder gibi "Yapma artık, yendin." dedi. Veyla birkaç saniyenin ardından devirdiği gözlerini Ash'e çevirip elindeki bıçağı boşa gitmesin düşüncesi ile kadının koluna sapladıktan sonra üstünden kaldı. Üstü başı kanlar içerisinde Gölge'ye döndü ve yerdeki Ash'i gösterdi.

Gölge gözlerini Veyla ile Ash arasında gezdirirken tahtında ardına yaslanıp dirseğini tahtının koluna oturan kadının bacağına yasladı ve elini de kadının alt bacağında gezdirdi. Parmak uçlarıyla kadının tenini tahrik edici şekilde severken kadın da yerinde zevkle kıpırdanmaya başlamıştı. Veyla'nın gözleri Gölge'nin temaslarına ve kadının zevkle kıpırdanmasını izlemeye başladı. Nasıl bir his olduğunu merak ediyordu. Sadece kendisinin iğrendiği bir şeydi cinsellik. Tüm Xalialar belli bir yaşa geldikten ve vücutları bu arzu ile tanıştıktan sonra bu eğlenceyi ihtiyaç gibi tüketiyordu. Tüm kadınların Gölge ile bir şey yaşadıktan sonra zevk içerisinde ayakları yerden kesilmiş gibi neredeyse sekerek malikâneden ayrılmalarına bakılırsa Gölge de bu işte iyiydi. Sadece şu anki dokunuşlarıyla bile kadının vücudunun titremesini sağlayabiliyordu. Veyla merak etmekle birlikte kim kendisine dokunursa dokunsun rahatsız hissedeceği için bu duyguyla hiç tanışamayacağını düşünüyordu. Yıldat ile sevişecekti ama bu kadın gibi zevkle yapmayacağına emindi.

Gölge, Veyla'nın bakışlarının elinde ve kadının tepkilerinde gezinmesine bakarken dudakları kıvrıldı ve Yıldat'ın hiç onu böyle zevkle titretip titremediğini merak etti. O güzel yüzünü birçok tepki verirken görmüştü ama hiç zevk içerisinde görmemişti.

Veyla ilgisini yeniden Gölge'nin yüzüne verdiğinde Gölge'nin hala ona baktığını fark etti ve adamın dokunuşlarında ne kadar oyalandığını merak etti. Gölge henüz kararını dile getirmediğinden kimse Ash'e yardım edemiyordu ve Ash kendi kendisine bıçakları çıkartmış acıyla kıvranarak yerde iyileşmeyi bekliyordu. En azından bıçakları çıkartabildiğine göre birkaç saniyeden fazla oyalanmıştı.

"Kelebek kazandı."

Ash, yerden sinirle inledi. Pes etmek zorunda kalmıştı ama Gölge ilk başta hileyi kabul etmemiş olsaydı, kazanmış olacaktı. Veyla'nın bilerek büyüsünü yönlendirdiğini düşünüyordu. Bilerek olmasaydı bile Veyla'nın problemi olmalıydı, hile sayılmalıydı. Gölge'nin sırf devamını merak ettiği ve daha fazla izlemek istediği için kabul ettiğine emindi.

Veyla, "Ve beyaz kafa kaybetti." derken ayakucunda yerde çırpınan Ash'e baktı. "Hak ettiğin yerdesin."

Kadın sinirle bacağına yöneldiğinde Veyla büyüsüyle kadının elini geri itti ve uyarır şekilde baktı. "Dövüş bitti, artık büyüm var. Dikkatli olmanı öneririm."

Ash, "Bir gün seni öldüreceğim." dediğinde Veyla kahkaha atarak Gölge'ye baktı. "Sıraya gir."

Gölge de sırıtırken Veyla birkaç adımla Ash'ten uzaklaşıp Gölge'nin karşısına geçti. "Benden bu kadar."

Gölge, "Valdris'le dövüşmedin." dediğinde Veyla'nın bakışları Valdris'e döndü. Valdris Ash'in haline bakarken kimin kazanacağını anlasa da dövüşten asla geri durmayacağı için "İstiyorsanız ben varım." dedi.

Gölge de Ash'in haline baktıktan sonra yakın zamanda yine taş bulmaya gidecekleri ve Valdris'e sağlam ihtiyaç duyacağı için "Veyla kazandı, diyebiliriz." dedi. Veyla havaya kaldırdığı ellerini de beraberinde indirerek eğildi ve reverans yaptı. Üstü başı kan içerisindeydi ama tenindeki tüm yaralar iyileşmişti. Yine de yürüyen ölü gibi gözüktüğüne emindi.

Yıldat "Mükemmelsin sevgilim." dediğinde Veyla sırıtarak doğruldu ve yeniden Gölge'ye baktı. "Ödülüm ne?"

Gölge, bir küçük meyve tanesi uzattığında Veyla sırıtarak bir salkım meyveyi gösterdi. Gölge dudağını büzerek düşünüyormuş gibi yaptığında Veyla baygın bir şekilde bakarken "Belam sikildi." diye açık ve net bir şekilde durumunu açıkladı. Gölge gülerken salkımı kadının elinden alıp Veyla'ya attı. Veyla havada tuttuktan sonra direkt kanlara bulansa da çekinmeden meyveyi yiye yiye kapıya yönelirken göz göze geldiği Erya'ya 'İster misin?' der gibi hafifçe meyveyi kaldırdı. Erya kanlı meyveye bakarken şirince sırıtıp "Yok, sağ ol canım." dedi. Zaten onların da yiyebilmesi için arka masada meyveler vardı, canı istemiyordu.

Gölge aslında bugün gitmeyecek olmalarına rağmen mental olarak yorgun gözüken ve bir an önce gitmek istermiş gibi kapıya yönelmiş olan Veyla'nın ardından seslendi. "Hazırlan, işe çıkacağız."

Veyla başını geriye atıp duraksarken yorgunlukla inledi ve yavaş bir şekilde Gölge'ye döndü. "Taşa mı? Sokuk taşları bensiz toplasanız olmuyor mu?"

"Hala Azrit kulaklarımı dolduran sinir bozucu kalp atışların ve nefes seslerin, sen işime yarıyorsun diye var. Tabii ki de sensiz toplamayacağım."

Veyla dişlerini gıcırdatmaya başladığında Gölge kaşlarını kaldırdı. Veyla sırıtıp "Kulaklarına ses çeşitliliği olsun istedim." dedikten sonra ağzına bir meyve tanesi attı. Gölge de başını hafifçe sağa doğru yatırıp bakışlarını kadına diktiğinde Veyla gözlerini devirdi.

"Yarın gidelim."

Gölge, "Hazırlan, dedim." derken Thal emin olamayarak Valdris'e sordu ama Valdris Gölge'nin alay ettiğini bildiği için Thal'a başını onaylamaz bir şekilde salladı. Thal da rahatladı. Onu bekleyen bir kadın vardı ve bir kere daha işe çıkmak için kadını reddetmek istemiyordu.

Ash de sonunda iyileşerek ayaklandı. Veyla, "İyi misin tatlım?" diye sorduğunda Ash gözlerini kaçırıp sıkkın bir nefes aldı. Kazanamamış olsa da Veyla'ya saldırmak iyi gelmişti. İçindeki öfke tüketmekle bitmiyordu ama en azından vücudundan akan kanların sebebi olmak hoştu.

"Bugün gideceğiz."

Veyla, "Orada yapabileceğim tüm uyuzlukları yapar, hepinizi bin pişman ederim." dediğinde Gölge sırıtarak "Doğru düzgün durmayacaksan..." diye konuşmaya başladı. Veyla hızla araya girdi. "Siktirip gideyim mi? Olur." deyip hızla ardına döndü ve kapıya ilerlemeye başladı.

Gölge istemsiz gülerek kadının gidişini izledikten sonra Valdris'e baktı. "Ben bununla nasıl baş edeceğim?"

Valdris sırıtarak 'Bilmiyorum' der gibi ellerini kaldırdı. Gölge'nin kendisine herhangi bir düşmanı için bunu sorduğunu hatırlamıyordu. Veyla'yı nasıl öldürebileceğini kendi kendine öğrenebilirdi ama nasıl baş edeceği konusunda gerçekten kesin cevaplara sahip değil gibi gözüküyordu.

Gölge, Valdris'e sorunca Veyla kapının ardından eğilerek başını uzattı. "Bir şey mi dedin Kral?"

Gölge elini sallayarak "Gel buraya, gel." dediğinde Veyla şirince sırıttı. "Olmaz. Önce gitmem lazım. Kraliyet emri." deyip hızla başını çekti ve gözden uzaklaştı. Gölge ardından bakarken başını onaylamaz bir şekilde sallayarak dilini çiğnemeye başladı. Peşinden gitse Azrit hızıyla yakalardı, savaşçılarına söylese onu zindana atarlardı ama hiçbirinin Veyla'yı pes ettiremeyeceğine emindi. İşte bu yönüyle de kendisine benzetiyordu. Canavar olarak bulduğu bir kadınla kendisini bu kadar benzetmekten hoşlanmıyordu ama benzetiyordu işte. Veyla canavardı, Gölge de Veyla yüzünden bir canavardı. Ne Veyla'nın canavar olup yaptıkları yüzünden, ne de kendisinin bu hale gelmesini sağlaması yüzünden onu asla yok etmeden bırakmayacaktı.

**

Nasıldı?

Beğeni ve yorumlarınızı bekliyorum

 

51

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!