16/66 · %23

🔮 16 ⚡ Arzu

72 dk okuma14.203 kelime28 Kasım 2025

2. KISIM  AMORSUS KELEBEĞİ 

🔮 16 ⚡ ARZU

**

Thal şaşkınlıkla "Gölge'yi nasıl ikna ettin?" diye sordu.

Gölge, araya girip "Bana zevk dolu bir gece teklif etti," dedikten sonra Yıldat'a baktı. "Kusura bakma kardeşim, ben de kabul ettim. Halkım bir şey isteyince, reddedemiyorum."

Yıldat, söz konusu ve türevi geceleri Veyla ile ancak kendisinin yaşayabileceğini ona söylemek istedi ama en son bununla övündüğünde, kral abisinin gazabına uğramıştı. Gazabının etkileri de henüz bitmemişti. O yüzden daha fazla kuyruğuna basmak yerine kolunu Veyla'nın omzuna attı.

"Öyle bir şey yaptığını sanmıyorum."

Veyla, "Zevk dolu bir gece teklif ettim." dediğinde herkesin gözleri Veyla'ya döndü. Gölge gülmeden yapamadı. "Gittikçe ilginç bir kadın oluyorsun." diyerek kadına kolunu uzattı. O sıra kolunu Ash'in omzundan çekmişti. Veyla'nın Yıldat'ın kolunun altından çıkmasını kast ederek "Gel istersen bebeğim." dediğinde Veyla, temaslarını da kesmek istediği için bahane ederek Yıldat'ın kolunun altından çıktı. Gölge yine şaşırarak gülerken "Şaşkınlıktan ne yapacağımı da şaşırdım. Bir anda Yıldat'ı falan öldürebilirim." dedi. Sonra bakışlarını Veyla'nın ardından şaşkın bir şekilde bakan Yıldat'a çevirdiğinde keyifli yüzünde bir anlığına öfke ön plana çıktı. "Ne dersin kardeşim? Bugün ölmek için güzel bir gün mü?"

Yıldat "Pek sayılmaz. Yarın tekrar sormanı öneririm Kral kardeşim." diye söylenirken Veyla'nın ne yapmaya çalıştığını anlayamıyordu. Gölge'ye yaklaşıp kolunun altına girecekmiş gibi vücudunu çevirdikten sonra çevirmeyi bırakmayıp etrafında orta parmağını göstererek döndükten sonra yanından geçti. "Gece sen beni bulup engel olana kadar ulaşabildiğim tüm halkının içinden geçerim, dedim. Benim için zevk dolu bir gece teklifiydi."

Gölge, omzunun üstünden, ardında ilerledikçe onlardan uzaklaşan Veyla'yı gösterdi. Alayla "Bunu söylerken ortalığı da dağıttı. Biraz manyak bir kadın. Riske atmadım." dedikten sonra kolunu yeniden Ash'e uzattı. "Özellikle de seni bebeğim. Malum, ilk sana gelirdi."

Ash, Gölge'nin koluna bakıp "Biraz önce de Veyla'ya uzatıyordun ve 'bebeğim' diyordun." dediğinde Gölge uyarır gibi baksa da sırıtışını silmedi. "Şimdi de sana uzatıyorum..." dedikten sonra vurgulayarak "... bebeğim." deyip öyle devam etti. "Gelmeyecek misin?"

Ash, Gölge'ye bakmaya devam ederken bir süre sessiz kaldığında gerginliği dolayısıyla çenesi kasılıyor, yutkunup duruyordu. Gölge kaşlarını kaldırdığında Ash, derin bir nefes alıp Gölge'nin kolunun altına girdi. Bunu yapmasa, Gölge zor kullanarak yapmazdı ama bir daha da kolunu uzatmazdı, Ash bunu çok iyi biliyordu ve ne olursa olsun Gölge'nin yapay ilgisini dahi kaybetmek istemiyordu. Oysa Veyla reddedip duruyordu ama Gölge uzatmaya devam ediyordu. Ash, alayla yaptığını düşünse de buna katlanamıyordu.

Başını eğip kadını Eryaların gözlerini kaçıracağı şekilde öptükten sonra "Doğru karar." dedi. Ash, dudağını yaladıktan sonra etkileyici olduğunu düşündüğü bir ses tonuyla "Seni kıskanıyorum. Ne yapayım?" diye sordu. Gölge, Eryalara başıyla işaret verdiğinde ilerlemeye başladılar. Onlar yanlarından geçtiğinde yeniden Ash'e baktı.

"Niye seviştiğim onca kadından değil de öpme bile öpmediğim o kelebekten?"

Ash sıkkın bir nefes alıp "Aslında her kadından." dedikten sonra dudağının kenarını kemirdi ve devamını söyleyip söylememe konusunda emin olamadı. Tepkisi merak ediyordu ama eğer farkında değilse, onu uyandırmak da istemiyordu.

Gölge kaşlarını kaldırdığında artık söylemek zorunda olduğunu fark etti. "Başka kadınlar seni tehdit edemiyor..." dedikten sonra saymakla bitmeyeceğini fark etse de dayanamayıp birkaç örnek daha verdi. "... sana orta parmağını gösteremiyor, senin şehrinde kendi kararlarını veremiyor, seni reddedemiyor, imzasıyla mıntıkana saldırılsa bile hayatta kalamıyor."

Gölge, diğerlerine cevap vermemeyi tercih edip yamuk bir şekilde sırıtarak "İstersen, sen de beni reddedebilirsin." dedi.

Ash, "Seni bir kere reddetsem, bir daha göz göze bile gelmezsin." dediğinde Gölge kolunu kadının omzundan çekti ve Ash şimdiden bu konuyu açtığına pişman oldu. Gölge ile arasının bozulmasını hiç istemezdi.

"Ash, sevişiyor olabiliriz ama sen benim savaşçımsın. İstiyorsan, beni reddedebilirsin. Yine de savaşçım ve arkadaşım olarak kalırsın. Bir şeyleri kaybetmekten korktuğun için mi benimle yatıyorsun?"

Ash hızla "Hayır, hayır." deyip adama yaklaştı. Ellerini tutmak istedi ama Gölge el ele tutuşmayı sevmezdi, bu sebeple geri çekti. "Seni istediğim için..." diye düzeltti ve stresten kuruyan dudağını yalayıp gülümsedi. "Bunun bedelini başka şeylerle ödetirsin, demek istemiyorum ama bir daha beni cinsel anlamda istemezsin, bunu kastediyorum."

Gölge, reddedildiği bir kadını yeniden istemezdi. Herhalde öyledir, diye düşünüyordu çünkü Veyla'ya kadar hiç reddedilmemişti ve biraz farkındaydı ki, Veyla'yı hala istiyordu. Ona dokunmazdı ama istiyordu işte. Başkasını da yine de ister miydi, henüz deneyimlememişti ama istemeyeceğini düşünüyordu. Gururu ve egosu yüksek bir adamdı.

Yine de Ash'in, içindeki istekleri bilemeyeceğini düşündüğü için rahatlıkla "Beni istemeyeni, ben de istemem. Doğru." dediğinde Ash "Veyla'yı hala istemiyor musun?" diye sordu ve Gölge'nin bakışları değişti. Ash sesini temizlerken adam bir adım geriledi ve Ash'in uzanmaya çalışan ellerini tamamıyla sonuçsuz bıraktı.

Gölge gergin bir şekilde "Bir şehri yok etmeye geldik, öfkemi yönlendirebileceğim bir yer olsa da yine de beni ateşlemeni önermem." dedi. Ash, bir şey demeye zaman bulamadan Gölge ardına döndü ve ilerlemeye başladı. Ash oflayıp ellerini ensesine götürdü. Gölge'yi sorgulayamayacağını biliyordu ama aklında dönüp duran düşüncelerinden ve kalbindeki kıskançlık hissinden de kurtulamıyordu.

Şehrin sokaklarında ilerlerken Thal, "Keşke bu kadar ilgi çekici kimseler olmasaydık." dediğinde tüm yüzler arkadan yürüyen Thal'a döndü. Üstlerine dönen bakışlara karşı omuzları dikleşmişti ve havalı olduğunu düşündüğü yürüyüşlerinden birini yapıyordu. Bazı Xalialar havalı bulabilirdi elbet ama en azından aralarından biri bulmuyordu.

Erya yavaşladığı için kendisine yetişen Thal'ın koluna girerken sırıtıp "Sence bu bakışların sahiplerinden biri misin?" diye sordu. Valdris de diğer koluna girerken gülerek "Sence alarm gibi ötenler biz miyiz?" diye sordu.

Gölge ve Veyla, sırıtarak önlerine döndü. Yan yana, en önde ilerliyorlardı ve ikisi de biliyordu ki, bakışların sahibi onlardı. Codex, büyük bir şehir değildi. Nixsus'un mıntıkalarından en küçüğünün boyutundaydı. Hava savunması yoktu. Etrafındaki herkes ile geçinmeye ve işlerine yaramaya çalıştığından, saldırıya uğramazdı. Silah yapımında kullanan, güç taşlarına dayanıklı ham maddeleri barındıran madenleri bulunması sebebiyle, dostlarının da bir hayli işine yarardı. Kimse saldırmazdı çünkü buranın, kimseyle savaşmayan birinin yönetiminde olması işlerine gelirdi. Herkes, ihtiyaç duyduğu ölçüde yararlanır, ticaret yapardı. Eğer biri saldırıp da burayı ele geçirirlerse, düşmanları da yararlanmaya devam edemeyeceği için geri almak üzere ona saldırırdı ve yıllardır süren tarafsızlık son bulurdu. Veyla, burayı tarafsız bir yönetimden aldıktan sonra geriye kalanların birbirine girmesini izlemek üzere ilk olarak burayla başlamaları gerektiğini düşünmüştü.

Beyaz denilen ve Gölge'nin başlamayı istediği şehir, buraya kıyasla oldukça büyük ve korunaklı bir şehirdi. Gölge, başta büyük balıkları yemek istemişti, böylelikle saldırılar başladığı gibi korunmaya başlayanlar arasında küçükler kalsa daha iyi olurdu fakat Veyla'nın mantığı da aklına yatmıştı. Tehdidi dolayısıyla değil, bu sebeple kabul ettiğini söylemişti fakat Veyla'nın ne kadar manyak biri olabildiğini de biliyordu. Gerçekten o, kadını durdurana kadar halkının kayda değer bir kısmına olan olurdu ve sonrasında Gölge ne kadar intikam alırsa alsın, halkı geri dönmezdi. Tüm bunları öfkeyle dile getirip o sıra da etraftaki bazı şeylere zarar verdiğinden Gölge, gittikçe tepesini arttırdığı kadının halkıyla ilgili tehditlerine kulak vermeyi tercih etmişti.

Codex, savunma yetersizliğinden Gölgelerin geldiğini geç fark edecekti. Codex halkı garipseyerek bakmaya başlamışlardı. Hepsi Gölge'nin de, Veyla'nın da ismini duymuştu ama tam olarak neye benzediklerini bilmezlerdi. Özellikle Veyla, gölgelerde gezinip kumpaslar kurduğundan, şovu seviyor olsa da şov yaptığı herkesin şov bitmeden ölmesini de sağladığından, neye benzediği muammaydı. Dış görünüşlerine dair kulaktan kulağa duyulan bilgiler ve görünüşlerinden bile tehlike saçılması, ilgileri üstlerine çekmeyi başarmıştı. Veyla'nın mor saçları ve gözleri, pembe, mor ve tonları renklerine sahip fazlaca kimse bulunmamasından ilgi çekmişti bile. Şehrin akşamı aydınlatan neon ışıkları gözleri yanıltıyor da olabilirdi ama Veyla'nın pembe değil, mor saçlara sahip olduğuna emin oldukları an uğursuz kelebek olduğuna da kanaat getireceklerdi. Pembenin tonlarıyla rastlaşırlardı ama mor, uğursuz kelebeğin rengiydi. Yetmezmiş gibi yaklaşılmadıkça ne olduğu tam anlaşılmayan yanağındaki dövmesi de halkın gözünde kelebeğe benziyordu ve haklılardı, kelebekti. Direkt göze çarpmamak için bir taneye kadar azalmış olan kelebeği, şimdilik cebinde olsa da, birazdan göreceklerdi.

Gölge ise, Azrit uzun boyunda ama görünüşünde değildi. Gölge Kral Karanir'in bir Azrit olduğu ama artı yeteneklere de sahip olduğu, boyu ve heybeti harici onlar gibi gözükmediği söylenirdi. Şimdi aralarından yürüyen bu heybetli adam da Azrit vücuduna sahipti ama saçları siyah, gözleri maviydi. Bu detayları fark etmeyenler için daha büyük bir detay vardı. Yanağındaki şimşek dövmesi gibi, boynu, deri ceketinden gözüktüğü kadarıyla kolları ve parmakları, mavi, beyaz elektrik akımı dövmeleriyle kaplıydı.

Yine de onlar olduğundan emin değillerdi çünkü bazen Xalialar, onların kılığına girerdi. Özellikle Xalia partilerinde Veyla ve Gölge'nin kılığına giren Xalialarla çok karşılaşırdı. Şimdi onları izleyenler ise gerçekleriyle mi karşı karşıyalar, çok inandırıcı kostümleriyle mi, bilememişlerdi.

Veyla, dibine kadar girmiş birini silahının ucuyla geri iterken "İmza da ister misiniz?" diye söylendi. Geriye itilmiş Xalia ne diyeceğini bilemezken Veyla, en arkadan yürüyen Thal'ı gösterdi. "İlginize karşılık seve seve atar."

Thal, "Ben de ünlü sayılmaz mıyım? Sonuçta baş savaşçılardan biriyim." dedikten sonra yanından geçtiği kadına sırıtarak göz kırptı. "Evet bebeğim, Saltar'ı biz devirdik."

Gölge, omzunun üstünden baktığında Thal fark ederek ona döndü ve şirince sırıttı. "Benim de payım oldu sonuçta."

Gölge "Ben yıldırımlar saçarken sen terimi sildin." dediğinde Eryalar gülüşürken Thal sırıtmaya devam etti. "Hasta olma, diye. Hava soğuktu."

Gölge, Gölge olduğundan beridir hiç hasta olduğunu hatırlamıyordu. Hastalık, insan ve güçsüz Xalia işiydi. Özellikle ölümsüzler, hastalığa, güçsüzlüğe, alerjilere karşı 'Bana mısın?' demezdi. Sadece Veyla'nın, iyi hislere alerjisi vardı.

Erya, "Niye kadına gerçeği belli ediyorsun?" diye dalga geçti.

Thal, Veyla'yı göstererek söylendi. "Onun kelebeğinin sır gibi sakladığı gerçeği mi?"

Herkesin gözü Veyla'ya döndüğünde omzunun üstünden ardına baktıktan sonra yanından ilerleyen Gölge'ye de baktı ve hafifçe omuz silkip "Ne?" diye sordu. Omuz silkince omzuna konmuş kelebeği de yeniden uçuşmaya başlamıştı. "Cebimde havasızlıktan ölsün mü?"

Ash, "O yaratıklar ölebilseydi, bilirdim. Aylardır gördükçe eziyorum ve bir saniye geçmeden yeniden uçuşuyorlar." dedi. Veyla işaret parmağını kaldırıp kelebeğinin konmasını sağladıktan sonra Ash'e "Bu mu yaratık?" diye sordu. "Ölümsüz hayatının hiçbir döneminde kelebeğim kadar güzel gözüktün mü?"

Gölge, omzunun üstünden ardına bakarak "Dışarıdaki düşmanla savaşalım." dedikten sonra yanından ilerleyen Veyla'ya baktı. "İçimizdeki düşmanla değil."

Veyla şirince sırıtıp el çırptı ve o sıra elindeki kelebeği yeniden uçuştu. "Bir an düşmanın olduğumu unuttun sandım, çok korktum." dedikten sonra çakması için yumruğunu uzattı. "Aferin Kral, hiç unutma."

Gölge de şirince sırıttı. "Hiçbir şeyden korkmam ama korkacak olsam, bunu unutmak olurdu." dedikten sonra yumruğunu tokuşturdu. İkisi de aynı anda avcunu yukarıya çevirip sırıtışını silerken birbirlerine orta parmaklarını gösterdiğinde arkalarından ilerleyen Eryalar onları izliyorlardı.

Erya gülerek "Garip bir anlaşma tarzınız var ama bence fena değilsiniz." dediğinde Gölgelerden önce Ash bakışlarını Erya'ya çevirmişti. Erya, Ash'ten yana bakmamaya çalıştı. Gölgeler bile daha tepkisiz bakıyordu.

Erya, bakışlara karşı omuz silkti. "Eğleniyor gibisiniz."

Veyla kusar gibi yaparken Gölge sırıtarak "Kendisi en sevdiğim düşmanımdır." dedi. Veyla'nın sahte öğürtüleri artınca güldü ve kadına bakarken "Aptalın teki gibi gözükse de." diye ekledi. Veyla hızla yüz ifadesini düzeltip şirince sırıttı. "Neyse ki öyle olmadığımı biliyorsun."

Gölge bilerek kibarlıkla gülümser gibi yaptıktan sonra yavaşça başını onaylayarak "Hı, hı." diye mırıldandı ve Veyla'nın önünden ilerlemeye başladı. Veyla'nın sırıtışı silinirken adımlarını hızlandırdı. Ona yetişme çabasındayken "Öyle olmadığımı bildiğini söyle. Ash gibiler yanlış anlamasın." dediğinde Gölge yeniden aynı ifadeyle "Hı, hı." dedi. Veyla sinirle inlerken "Biraz yavaş yürü." diye sitemlendi. O büyük adımlar attığında, Veyla'nın büyüsünü kullanmadan ona yetişmesi imkânsızdı. Kötülüğüne dair her hakareti iltifat sayabilirdi ama zekâsı, yadsınamazdı.

Onları izleyen Erya omuz silkip Thallara "Birbirlerini öldürmeye çalışmadıklarında, bir şekilde anlaşabiliyorlar." dedi ve o sıra Ash'le göz göze geldiği için yutkunarak bakışlarını kaçırdı. Valdris gülerek "Genelde birbirlerini öldürmeye çalışıyorlar ama işte." diye hatırlattığında Ash 'neyse ki' diye düşündü ve gözlerini Veyla'nın adamın onu zeki bulduğuna dair itiraf almaya çalışarak Gölge'yi dürttüğü Veylalara çevirdi. En sevdiğim düşmanım, diyerek bile olsa Gölge'nin birini sevdiğinden bahsettiğine şahit olduğu tek andı.

"Bak yoksa büyüler saçarım, herkes anlar."

Gölge, bir süredir kendisinden itiraf koparmaya çalışan Veyla'ya güldü. "Sence gizleniyor gibi mi görünüyorum?" dedikten sonra diğer tarafında tuttuğu elini Veyla da görebilsin, diye önlerinde kaldırdı. Parmakları arasında elektrik akımları dolaşıyordu ve onun tarafındaki Xalialar görüyor olmalıydı.

Veyla gözlerini kırpıştırıp kaşlarını kaldırdı. "Neden gizlenmiyoruz? Sırf senden daha dikkat çekici bir şov yapmayayım diye gizleniyoruz, gibi davrandın. Değil mi?" dedikten sonra mor gözleri ışıldamaya başlarken önüne döndü ve elleri havalandı. "Şimdi şovu görürsün Kral." derken etrafındaki halka bakıyordu. Birazdan havada uçuşarak can vereceklerdi.

Gölge Veyla'nın ellerini tutarak indirdiğinde yavaşladıkları için Eryalar da duraksadı. Ash ve Yıldat temaslarına bakarken sıkkın nefesler alıp verdiler ama Veyla da elini çektiği için en azından Yıldat rahatlamıştı. "Geldiğimizi duysunlar, diye. Böylece halkı geri çekerler ve sadece savaşçılarına saldırabiliriz. Yoksa, yok etmeye geldiğim şehirde yürüyerek sokaklarda oyalanmam herhalde." dedikten sonra küçümseyici bir sırıtışla "Hiç şehir yok etmedin, değil mi?" diye sorarak vücudunu Veyla'ya çevirdi ve tamamıyla durdular.

Veyla gözlerini devirip "Hiç calin içmediğime dair konuşuyor gibisin ama hatırlatayım Gölge, senin aksine kimsenin şehir yok edip durmak gibi alışkanlıkları yok. Sonra da utanmadan bana canavar muamelesi yapıyorsun." dediğinde Gölge gülerek ellerini iki yanında kaldırdı. "Ben her zaman halka kaçma şansı verir, yönetenlerle savaşırım."

Veyla da şirince sırıtıp Gölge'nin biraz önceki ses tonu gibi "Hı,hı." dediğinde Gölge başını sallayıp sırıtarak bakmak dışında bir cevap vermedi. Birkaç saniye sonra Veyla'nın sırıtışı silindi. "Gerçekten öyle mi yapıyordun? Her seferinde?"

Veyla'nın şaşkın bir şekilde sormasına Gölge de şaşırırken "Evet." dedi. Veyla gözlerini kaçırıp sokağa bakarken kaşları çatılmıştı. Gölge hakkında öyle duyumlar almıştı ki, şu anda da yalan söylediğini düşünüyordu. O duyumları nasıl aldığını bile hatırlamıyordu. Bir şekilde zihninde var olan bilgilerdi. Hatta bir tanesine, şehir yok olduktan sonra şahit olduğuna yemin edebilirdi. Anılarından emin olamıyordu, zihni bozuk bir alet gibiydi ama o anının gerçek olduğuna emindi. Gölge'nin halkıyla birlikte yok ettiği şehirler olduğunu düşünüyordu fakat Gölge, aksini söylüyordu.

Yüzünün önünde parmağını şıklatarak yeniden kadının ilgisini çekti. Onlar durduğunda, etraflarında biriken ve onlara merakla bakan halk da artmıştı. Veyla gözlerini aralarından güvenmese de, güvenmeye en yakın olduğu Erya'ya çevirdi. "Öyle mi yapıyor?"

Erya da, Veyla'nın kendisine sormasına sevinerek "Evet." dedi. Veyla gözlerini Gölge'ye çevirdiğinde, Gölge sırıtmasını sürdürse de gözleri kısılmış, kadının tepkilerini izliyordu. Aksine oldukça inanıyor olmalıydı ki, şaşkınlığı gözle görülürdü. Veyla da Gölge'nin kendisine bakışına baktı. Buraya onun da kendisi gibi bir canavar olduğuna emin olarak gelmişti fakat şu ana kadar acımasızlığını çoğunlukla kendisine karşı görmüş, başkalarına ise merhametini görüp durmuştu ve bu durum hiç hoşuna gitmiyordu. Böylesine bir canavar olmak konusunda Gölge sağ olsun tek başına olmadığını düşünüyordu. Erya'ya ya da Gölge'nin söylediklerine güvenmiyordu. Artık yapmıyor olsa bile Gölge'nin bir zamanlar öyle olduğuna yemin edebilirdi. Zihnindeki bilgiler kendi kendine oluşacak değildi. Değil mi? Ama belki de tek başınaydı. Belki de Gölge en azından başkalarına o kadar da canavar değildi. Düşmanlarına canavardı. Oysa Veyla, herkesin canavarıydı. Çocukken, herkesi canavar görmüş, şimdi de herkesin canavarı olmuştu.

Kafası oldukça karıştığı ve başı ağrımaya başladığı için kendi kendisine başını onaylamaz bir şekilde sallayarak ilerlemeye devam etti ve kollarını göğsünde birleştirdi. Bu konu hakkında düşünmek nedense başının zonklamasını sağlamıştı. Veyla'nın büyük bir darbe almadıkça, Gölge'nin büyüsüyle karşı karşıya değilse ya da kabusundan uyandığı ilk dakikalar içerisinde değilse başı da ağrımazdı. Zihninde var olan ve gerçek olduğuna çok inandığı bilgiler ile Nixsus'a geldiğinden beridir şahit olduğu bazı şeyler çelişiyordu ve Veyla, kafasının karışmasını sevmezdi. Bu sebeple konudan kaçarak korunmayı tercih etti. Gölge de Veyla'nın tepkisini anlayamadığı için kaşları çatılmış bir şekilde ardından baktığı birkaç saniyenin ardından ilerlemeye başladı.

"O yüzden, mecbur kalmadıkça sen de halka saldırmayacaksın."

Veyla, Gölge'ye bakmamayı tercih ederek yürümeye devam etti. Ne ona, ne de Erya'ya güvenmeyecekti. Gölge'nin dürüstlüğüne güvenmesinin bedelini de kolyesiyle ödemişti. "Konuştuk bunları, sen benim işime yararken kuralları ben belirleyeceğim. Ben yararken de sen belirleyeceksin."

Birbirlerine karşı gelemeyeceklerine dair anlaşmışlardı. Birinden biri, diğerini rahatsız edebilecek bir şeyi bile olsa meydan okuyarak öne sürdükleri an kabul etmeden duramıyorlardı. Biri, 'Cesaretin varsa gel uzaydan atlayalım' dese, diğeri 'hadi' demek dışında itirazda bulunmayacak gibiydi.

"Halka saldırmayacağım Veyla."

Veyla gözlerini devirdi. Hiç yapmamış gibi davranmasına karşı midesi bulanıyordu. Gölge de kendi karanlığını, Veyla'nın karanlığıyla aklamaya çalışıyor olmalıydı ki Veyla canavarmış da kendi akmış gibi davranıyordu. Veyla sadece bu yüzden bile Gölge'nin sonunu getirebilirdi. O ölünce tek canavar kendi kalacak bile olsa, bunu yapacaktı.

"İki yüzlüsün. Ne halt yersen ye ama benim saldırmama da ses çıkarmayacaksın." dedikten sonra duraksayıp ileriyi gösterirken "Ayrıca Codex Kralı halkını senin kadar düşünmüyor belli ki." dedi. Gölge de bakışlarını Veyla'dan alıp ileriye bakarken duraksadı ve ellerini deri ceketinin ceplerine yerleştirirken yanaklarını şişirerek aldığı nefesi üfledi. İstediği olmuştu, Kral'a haber gitmişti ama halkını geri çekip savaşçılarını yollayacağına, malikânesinin etrafına halkı çağırmıştı. Böylelikle önce halkı geçmek zorunda kalacaklardı. Belki de yardım istemişti, yardım gelene kadar halkını tampon olarak kullanacaktı. Gölge'nin savaşçıları şehir sınırlarında havadan ve karadan gelecek yardımlara ilk müdahalede bulunmak üzere bekliyorlardı. Gölge, küçük bir şehri boyun eğdirmekte çok vakit kaybetmeyeceklerini düşünüyordu. Böylelikle, diğer şehirler karar verip de hazırlık yaparak yardıma gelene kadar gideceklerini düşünüyordu ama yine de önlem almıştı.

Gölge, "Hepsini paket gibi bir araya toplayabilirsin, Yitan'ın mıntıkasında yaptığın gibi. Öldürmek zorunda değiliz." dediğinde Veyla "Yapabilirim." dedi ve Gölge bir anlığına şaşırdı. Veyla birkaç dakikanın ardından en sonunda gözlerini Gölge'ye çevirdi ve şirince sırıtarak "Ama yapmayacağım." dedi.

Gölge'nin çenesi kasılırken "Ne kadar sikik biri olduğumu yine göstereceğim, diyorsun." dedi. Veyla, sırıtışını silmezken gözlerini kırpıştırarak başını salladı. Madem Gölge'ye göre canavar sadece kendisiydi, hakkını vermeliydi.

"Çocuklar da var."

Omuz silkip "Kral'ı düşünseydi," dedikten sonra ilerlemeye başladı. "Bir anlaşma yaptık, uy. Son zamanlarda emir vermekten çok, sözünden dönüyor gibisin."

Gölge, Veyla'ya cevap vermemeyi tercih etti ve ardına dönüp Erya'ya baktı. Anlatmaya çalıştığı şey buydu. Erya, Veyla'da bir yanılgı görüp duruyordu. Yanıltmayı bilen, yanıltmayı seven bir kadındı ve başarıyordu ama tuzağına düşmemeliydi. Gölge'ye göre, Veyla gözünü kırpmadan herkesi harcayabilecek bir kadındı ve 'herkes'e Erya da dâhildi. Erya, bir şey diyemeyip gözlerini kaçırdı ve sıkkın bir nefes aldı ama Gölge bakmakla yetinmedi. "Bir canavarla arkadaş olmaya çalışıyorsun."

Canavar, Veyla'nın sık sık kullandığı ama kendisine yöneltilmesinden çok da haz duymayı bir kelimeydi. Çocukluğunda yüklediği anlamlar sebebiyle gün gelip de onlardan biri olması, pek de hoşuna gitmiyordu. Yakın bir zamana kadar çocukluğunda yüklediği anlamları da hatırlamıyordu ve her şey çok daha kolaydı ama artık hatırlıyordu. Eğer o şeyler gerçekten anılarıysa, korktuklarına dönüşmüştü. Bu sebeple Gölge'nin kurduğu cümleyi duyduğunda kalbi sızlar gibi oldu ama her zaman olduğu gibi sızı, öfkeye dönüştü.

Veyla'nın gözlerinden vücuduna taşan büyü, teninin etrafında dolaşıp havanın dalgalanmasını sağlarken yaklaştığı halkın bir kısmı, saldırıya uğrayacaklarının bilincinde büyülerini çağırmak üzereydi, bir kısmı ise ne olduğunu anlayamamış, savaşçılar tarafından buraya zorla getirilmişti. Veyla Gölge'nin de böyle bir kral olduğunu sanarak gelmişti ama Gölge, şehrinin en korunaklı yerinde değil, Amorsus tarafından saldırıya uğrarsa diye okyanusa açılan topraklarında başkent mıntıkasını konumlandırmıştı. Önce halkına değil, kendisine saldırılmasını tercih ediyordu. Veyla Gölge ile kıyasladığı için rahatsız hissederken büyü vücudundan taştı. Gölge'nin onu yanıltmasına müsaade etmemeliydi.

Tek başına karşılarına yürüdüğü topluluğa çarpan büyü ön sıralardakilerin geriye doğru uçmasını sağlarken savrulurken çarptığı kimseleri de beraberinde götürüyordu. Arka sıralarda kalıp da henüz büyüsüne maruz kalmayan kimseler aralanan dudaklarından çıkan bağırışlar ile büyülerini Veyla'ya yönlendirdiklerinde, Veyla kendi büyüsünü önünde bir duvarmış gibi kaldırdı. Hiçbir büyü vücuduna çarpmasa da, büyüsüne çarptığı için birkaç adım gerilemesi gerekse de büyü duvarını bir grubun üstüne doğru fırlattı. O sıra hızla yanına gelen Azritleri geriye savurdu. Altındaki taş yükselmeye başladığında mor gözleri büyüsünü yönlendiren taş bükücüleri gördü. Yükselen taştan yere atladı. Saniyeler geçmeden taş bükücülerin altındaki taş zemin çatırdamaya ve sallanmaya başladı. Büyüsünü yönlendiren elleri, dikkatlerinin dağılması sebebiyle aşağı inerken zeminleri çatlamaya başladığı için çığlıklar atarak büyülerini kendilerini korumak için yönlendirmeye çalıştılar ama geç kaldılar. Zemin çökerken çaresiz tutunma çabalarıyla açılan çukura doğru düşmeye başladılar. Veyla, tutunmayı başaran birinin elini tekmeyle ittirdikten sonra hemen ardından gelen Azrit'e döndü. Azrit'in kaldırdığı yumruğuna karşı kolunu kaldırıp bileğine yasladı. Bileğini ittirerek savurduktan sonra elini Azrit kadının göğsüne götürdü ve kadının bedeni acıyla sarsılırken geriye uçtu. Bunun yetmeyeceğini biliyordu, Azurit bıçağıyla öldürmeliydi ama en azından bir süre baygın kalırdı. O sıra ardından onu izleyen Gölgelere baktı. "Gösteri mi seyrediyorsunuz? Şu bayılttığım Azritleri halletsenize!"

Yıldat yönelecek gibi olduğunda Gölge, ona bakmadan hareketlendiğini duyup elini kaldırdı ve Yıldat'ın da durmasını sağladı. "Ne sik yiyorsan ye, sıra savaşçılara gelince dâhil olacağız."

Veyla'nın ardından ona birçok büyü yöneliyordu ama vücuduna çarpmadan havada geri savruluyorlardı. Ellerini yönlendirmese ve hatta bakmıyor olsa bile ışıldayan mor gözlerinden anlaşılan, büyüsünü arka planda yönlendirmeye devam ediyordu.

Veyla ters ters baktığında Gölge ekledi. "Halka saldırmama ses çıkarmayacaksın, dedin. Ses çıkarmıyorum. Dön önüne, bak işine."

Veyla "Pek de halk gibi değiller." diye söylenerek önüne döndü. Halkın arasına gizlenmiş savaşçılar da vardı. Kimin halk olduğunu gözlerinden anlayabiliyordu. Bazıları şaşırmış, korkmuş bir şekilde geri duruyorlardı. Halkın da varlığını bir kalkan gibi kullanıyorlardı. Belki de Codex kralı, Veyla'nın aldığı duyumların aksi duyumlar almış, Gölge'nin halka saldırmayacağını düşünmüş, ona göre bir savunma yapıyor, halkın arasına savaşçılarını gizliyordu. Böylelikle, halka zarar vermemeye çalışan biri için işleri zorlaştırıyordu.

Havaya doğru çekilme gayretini fark ediyordu. Baskıya karşı koyarken gözleri hava bükücüleri arıyordu ama herkes iç içeydi. Sadece engel olmayı sürdürerek başkalarıyla ilgilenmeye başladı. Üzerine doğru koştuğunu fark ettiği Azritleri hızları dolayısıyla son anda, başka Xaliaların üstüne savurdu. Hazırlanan bir güç silahının ateşlenmek üzere olduğunu gördüğünde tutan adamın elleri titremeye başladı. Vücudu kas katı kesilirken engel olmaya çalışıyordu ama saniyeler içerisinde silahla birlikte elini, hava bükücülerin olduğunu Veyla'nın keşfettiği bina tepesine kaldırdı.

Adam "Engel olamıyorum, kaçın!" diye bağırdığında, hava bükücüler kaçamazdı. Veyla, Gölge'nin deyişiyle onları paket haline getirip güç silahı darbesini beklemelerini sağladı. Güç silahı ateşlenirken omzunun üstünden Gölge'ye baktı. "Bak, senin için paket de yaptım."

Gölge, başını onaylamaz bir şekilde sallayıp alayla sırıtırken "Jestin karşısında duygulandım." dedi. Keyfi yerine gelmeye başlamıştı çünkü Veyla, halka saldırıyor gibi değildi. Halkın içindeki savaşçıları buluyor, onlara saldırıyordu. Henüz tam emin olamamıştı ama hala gözlemliyordu. Arada halktan birilerine de büyüsü ya da savurdukları çarpıyordu ama en azından gayret ediyor gibiydi. Çocuklara ise zarar vermediğine emin olmuştu. Eğer halka saldırmıyorsa, yardım etmeye başlayacaktı. Zadex Kralının amacını, Gölge de fark etmeye başlamıştı.

Kelebekleri, yüzlercesine bölünüp savaşçıların arasında uçuşarak ışıldamaya başladıklarında Veyla da gözleri körleşen savaşçıların vücutlarını büyüsüyle çevirip birbirlerine saldırmalarını sağladı. Savrulan Xalialardan biri duvarın dibinde yere çökmüş, korkuyla etrafı izleyen çocuklardan birine denk geleceği sırada Veyla'nın eli o yöne doğru kalktı ve büyüsünü yönlendirdi ama gözünü açıp kapatana kadar çocuk gitmişti. Kaşları çatılırken ardına baktı ve Gölge'nin çocuğu alıp başka yöne götürdüğünü fark etti. Göz göze geldiklerinde Gölge, çocuğu Erya'ya teslim ediyordu. O sıra Erya'nın başkaca çocukları da etrafında topladığını fark etti. Bitkilerini yönlendiriyor, çocukları yanlarına çekiyordu. Ash ve Yıldat da hızlarıyla Erya'ya yardımcı oluyordu, Valdris de onlara her şey bitene kadar güvende kalabilecekleri korunaklı bir sütun örüyordu.

Gölge, çenesinin ucuyla ardını işaret ettiğinde Veyla önüne döndüğü gibi ona doğru ilerleyen bir ateşi gördü. Bir Xalia'nın elinden ona doğru uzanıyor, yaklaştıkça büyüyordu. Gözleri irileşirken, mor gözlerine ateş yansıdı. Ateşten, görmekten, yanmaktan pek haz etmezdi. Çoğu acı zevk verirdi ama ateş, asla zevk veremeyecek bir acıyı hatırlatırdı. Kalbi hızlandı ve birkaç adım gerilerken büyüsünü yönlendirmekte geç kaldığını fark etti. Sıcaklık yüzüne yansırken gözlerini sımsıkı kapattı. Büyüsünü yönlendirmek konusunda eksik kaldığı anları karşısındaki savaşçılar değerlendirdi ve aynı anda üstüne başkaca büyüler de yönlendirildi. Bedeninin hareketlendiğini hissetti, kulağında rüzgâr uğuldadı ama hemen sonra gözlerini açtığında, burnu bile kanamamıştı.

"Canın acı çekmek mi çekti? Hiç üzülme kelebek, ben senin canını yakarım."

Gölge ile göz göze geldiğinde gözlerini kırpıştırarak etrafına baktı. Gölge, hızla onu başka ve korunaklı bir yere çekmişti. Kasılan vücudu yavaşça gevşerken nefesini üfledi. Gözleri etrafında dolaşırken "Dikkatim dağıldı." diye mırıldandı. Biraz çocuk, çoğunlukla ateş yüzündendi. Çocuk yüzünden ateşi fark edememiş, ateş yüzünden de kendisini savunmakta geç kalmıştı. Bu yüzden zaaflardan nefret ederdi. Hiçbir şeyden korkmadığında ve hiç kimseyi düşünmediğinde, yenilmezdi. Geçmişini hatırlamaya başladığından beridir bir şeylerden korkmaya başlamıştı. Birilerini ne zamandır düşünmeye başlamıştı, Veyla da bilmiyordu.

Gölge de Veyla'nın kendisini korumadığını gördüğü için öyle sormuştu. Kendi çıplak gözleriyle çocuğu korumaya çalıştığını görmese, tüm büyülerin üstüne gelmesine de müsaade ederdi. Veyla nefes alış verişlerini ve kalp atışlarını kontrol altına almaya çalışırken Gölge'nin, Veyla'nın garip haline karşı kaşları çatıldı. Hızla atan kalbini de duyabiliyordu. "Bozuldun mu?" deyip kadını arızalanan bir cihazmış gibi sarstığında Veyla gözlerini devirip adamın elini sertçe ittirdi. "Ne yapıyorsun be?"

Gölge hafifçe gülüp "Kendinde değil gibisin. Ne oldu kelebek? Korktun mu?" dediğinde Veyla yutkunduktan sonra elleriyle yüzünü ovuşturduktan sonra sinirle ellerini havada sallayarak hareketlendi. "Kendimdeyim, hadi!" diyerek alana ilerlemeye başladı. Gölge ardından "Alınırım ama. Benden onca zaman korkmayıp buradakilerden mi korktun?" diye dalga geçerek ilerledi. Veylalar olmadan Valdrisler, zorlanıyordu. Thal, çelik yumruğuyla art arda duran beş altı Xalia'yı aynı anda domino taşlarıymış gibi indirdikten sonra sırıtarak yanlarından geçen Veylalara yumruğunu kaldırdı. "Gördünüz mü? Çok havalıydım."

"Şu adamı aranızda kimse takdir etmiyor mu? Niye böyle ilgiye aç?"

Thal'ın duyabildiğini bilerek söylese de iyi niyetle söylemiş gibi gözlerini ona çevirip şirince sırıttı ve alkışladı. Biraz önce koy verdiği ruh halini gizlemeye ve normalleşmeye çalışıyordu. Gölge'nin o sıra garipseyerek baktığını görmüştü. Ateşten ne denli korktuğunu belli etmek istemiyordu. Gölge bunu ona karşı kullanırdı. "Süpersin çelik yumruk!"

Thal, bozulmaktan son anda vazgeçip sırıttı. "Çelik yumruk. Güzelmiş. Uğursuz kelebek gibi mi?"

Veyla sırıtışını bozmadan başını onaylamaz bir şekilde salladı. Uğursuz kelebek, çok başka bir unvandı ve Thal gibilerle bir tutamazdı. Thal Veyla'nın alayına rağmen yaklaşan tehlikeyi gördüğü için Veyla için endişe ederek uyarmak üzereyken Veyla'nın vücudu güç silahı yüzünden geriye savruldu. Veyla hafifçe inleyerek ellerini yere yaslarken Gölge'ye ters bir şekilde baktı. Gölge sırıtarak ardına bakarken "Ama bebeğim, seni habire kurtarıp duramam ki." dediğinde, Veyla gözlerini devirdi ve ayaklandı. Görmesine rağmen müdahale etmemişti.

Gölge "Bence kendine gelmen için böyle bir şey gerekliydi. Hep seni düşündüğümden..." derken başı ilerleyen Veyla'yı takip ediyor, o sıra boş durmadan onlar kurtuldukça önlerine dolaşan savaşçılara şimşekler yolluyordu. Gölge de büyüsünü kullanmaya başladığı için hava iyice bozulmuş, rüzgâr etraflarında dolaşıyor, saçlarını ve kıyafetlerini uçuşturuyordu. Ara ara gök gürüldüyor, kara bulutlara bulunmuş gökyüzünde şimşekler çakıyordu. Veyla, ateş yüzünden dağılan dikkatinde, şovu Gölge'ye bırakmış olduğu için rahatsızdı.

Mavi elektriklerden geriye kalan Xalialar aynı anda havaya doğru süzüldüklerinde bir ipten kurtulmaya çalışıyorlarmış gibi havada çırpınıyorlardı ama nafileydi. Gölge, kolları göğsünde birleşmiş bir şekilde ardında kaldığı kelebeğe ve yaptıklarına bakarken dudağını büzdü. İşte bu duruma biraz imreniyordu. Gölge ortalığı yakıp yıkıp geçebiliyordu ama kimseyi havaya kaldıramıyordu. Havaya uçurabildiği doğruydu tabi...

Önünde, biraz ileride duran ve Xaliaları havada tutmakla meşgul olan vücudunun etrafında dolaşan mor büyülere bulanmış Veyla'nın tadını kaçırabilmek için havadaki Xaliaların mavi elektrikler ile titremeye başlamasını sağladığında Veyla omzunun ardından ona kötü kötü baktı.

Gölge şirince sırıtıp sallana sallana yürüyerek ona yaklaşırken kollarını göğsünden çözdü ve işaret parmağını ikisi arasında sallayıp "İş birliği bebeğim." dedi. "Biz bir takımız."

O sıra ileride Yıldat'ın dövüşüp fırlattığı biri Gölge'nin üstüne doğru uçarken kendisine gelene kadar elektrik akımı ile kül etmek üzere büyüsünü yönlendirirken geç kalırsa diye kolunu da kaldırdı ama Veyla savrulan Xalia'yı büyüsüyle başka bir yere savurdu ve Gölge'nin çabası boşa gitti. Kadın şirince sırıtıp "Ama tatlım, seni habire kurtarıp duramam ki..." dediğinde adam gözlerini devirdi. Büyüsünü ve kolunu gösterip "Hallediyordum." dediğinde Veyla omuz silkip önüne döndü. "Bunu hiçbir zaman bilemeyiz."

Gölge hazımsızlığını gizlemeye çalıştığı bir alayla "Sayın her türlü küfrün muhatabı sokuk kelebek, bir daha sakın o sikik canını beni korumak için yorma." diye söylenerek yanından geçerken Azrit olması sebebiyle yeniden canlanmış ve Gölge'nin paçasına yapışmış bir tanesini yakasından tuttuğu gibi kaldırdı. Tam kemerine takılı bıçaklardan azurit bıçağını çıkartacakken adam mor büyü eşliğinde ellerinden hızla çekilip diğer Azritler gibi havada yükseldi. Veyla'nın mor kelebekleri düşmanlardan topladıkları Azurit bıçaklarını aynı anda havada asılı Azritlerin kalbine sapladıklarında Veyla Gölge'yi izliyordu. Gölge de başını yanında dikilen Veyla'ya çevirip baygın bir şekilde baktığında Veyla güldü.

"Ups," deyip omuz silkti. "Yine korudum sayın her türlü küfrün bir diğer muhatabı sokuk Kral. Bir daha sakın o sikik çeneni beni uyarmak için yorma."

Ash, Veyla'nın saygısızlığına ve sınır aşmasına karşı Gölge'nin saldırmasını, bağırıp çağırmasını, cezalandırmasını bekledi ama Gölge alayla gülüp elindeki azurit bıçağını gösterdi. "Saplamak üzereydim."

Bunun çok bariz olduğunu, kimseye ihtiyacı olmadığının ortada olduğunu Gölge de biliyordu ama Veyla öyle uyuz bir şekilde bakıp sırıtıp gülüyordu ki, Gölge huysuzlanarak açıklamak zorunda kalıyordu. Adamın omzunu sıvazladıktan sonra gülümseyip "Dert etme, takımlar bugünler içindir." dedi ve Xaliaların cesetleri meydanın iki yanına savurarak kendisine açtığı yolda ilerlemeye başladı. Gölge sırf, Veyla'nın açtığı yoldan ilerlememek için başka bir yöne ilerleyecek gibi olduktan sonra sinirle inleyerek ardından ilerledi. Öyle uyuz ediyordu ki, ona karşı gelip zıt gitmek için karakterine rağmen mantıksızlaşıyordu.

"Aptal olmadığını kabul edersem, sen de biraz önceki anlarda korumana ihtiyacım olmadığını kabul eder misin?"

Veyla duraksayıp ardından yaklaşan Gölge'ye dönerken sırıtışı genişledi. "Sonunda işime yarayacak bir iş birliği."

"Kral ve kelebek, acaba diğer şehirler gelmeden yöneticiyi yok etmekle mi ilgilensek?"

İkisi de Thal'a ters ters baktığında omuz silkip "Peki." diyerek duvarın dibine oturup yorulmuş olsa gerek ayaklarını uzattı. "Ben buralardayım, işimize devam edeceğimiz zaman falan haber verirsiniz."

Veyla büyüsünü Thal'a yönlendirip adamın ayaklarının yerden kesilmesini sağlarken Gölge'ye "İş birliği?" diye sorduğunda Gölge de mavi elektriklerini yönlendirecek gibi elini kaldırdı ama Thal'ın yüz ifadesini gördükten sonra şakayı daha fazla uzatmayıp gülerek elini indirdi ve Veyla da ayaklarının yeniden yere basmasını sağladı.

Thal üstünü başını düzeltirken "Bakıyorum da bana karşı olunca iş birliğinden de hoşlandınız." diye söylendi. Veyla "Evet, fena değilmiş." diyerek Gölge'ye döndü. "İlk sen."

Gölge derin bir nefes alıp sırıttı ve ellerini deri ceketinin ceplerine yerleştirdi. "Aptal değilsin."

Veyla dudağını büzdükten sonra omuzlarını iki yana sallayıp "Biraz da içten olursa..." dediğinde Gölge 'zorlama' der gibi kaşlarını kaldırıp indirdi.

Veyla, işaret parmağını gülerek sallayıp "Benim cevabım da aynı şekilde içten olsun istiyorsan eğer..." dediğinde Gölge nefesini üfleyip "Gördüğüm en zeki kadınsın." dedi ve buna gerçekten inanarak söylüyor olsa gerek, samimiydi.

Veyla kahkaha atarak önüne döndü ve ilerlemeye devam etti. "Hak ettiğim konularda saygı görmek çok hoş."

Gölge, arkasından bakakalırken "Hay sikeyim ya..." diye söylendi. Veyla'ya güvenilmeyeceğini biliyordu. Veyla "Çok ayıp." diye dalga geçtiğinde Gölge "Söz verdin!" dedi.

Veyla, ardına bakmadan güldü ve "Dejavu." dedi. Gölge, hangi anlarına gönderme yaptığını anlayıp gözlerini devirdi. Veyla, konuşmaya devam etti. "Ben düşmanıma verdiğim sözleri tutmam." dedi ve malikânenin oldukça yükseğe kadar uzanan merdivenlerinden çıkmaya başladı. Gökyüzünden önündeki merdivenlere yıldırım indiğinde birkaç adım gerilerken güldü. Az daha kendisine geliyordu ama Gölge ıskalamış olamazdı. Valdris büyüsüyle saniyeler içerisinde taş merdiveni çıkılmaya devam edilebilir bir hale getirdi. Gölge de Azrit hızıyla Veyla'nın yanında bittikten sonra "Buradan dönünce seni zindana attıracağım." diye söylenerek bu sefer normal hızıyla ilerlemeye devam etti. Veyla geldiğinden beridir, işe çıktıkları her an yan yana bitiyorlardı ve arkalarında bir yerde ilerleyen Yıldat ve Ash, sevdikleri kadın ve adamla değil birlikte ilerlemek zorunda kalıyorlardı.

"Geçen attırdığın zindanda calin yoktu. Lütfen dikkat edelim böyle hizmetlere Gölge Kral."

"Ash'in can güvenliğinden endişelenmesem seni Ash'in odasına zindana atarım, bir gün vakit geçirmenizi sağlarım ama işte..." deyip omzunun ardından mutsuz bir şekilde ilerleyen kadına baktı. Gölge'nin ona baktığını fark ettiğinde hızla gülümseyip el salladı. Gölge, "Bebeğime kıyamıyorum." deyip önüne döndü.

Veyla "Ne çok bebeğin var? Her kadına 'bebeğim' diyorsun." derken etrafına bakıyordu. "Yönetici kaçmış olabilir mi? Bütün savaşçıları öldürmüş olamayız herhalde... Niye kimse saldırmıyor?"

"Malikâne girişine güç küreleri yerleştirmişler. Titreşimlerini duyabiliyorum. Giriş katına adım attığımız gibi patlayacak."

Veyla duraksarken Gölge'nin, onu koruduğunda söylediği cümleye atıf yaparak "Canın acı çekmek mi çekti Kral? Hiç üzülme, ben senin canını yakarım." dedi. Gölge duraksamadan yüksek merdivenleri çıkmaya devam etti. "Sen büyünle onları avlunun iki yanında, bina duvarının arkasında bekleyen Xalialara doğru atacaksın."

Veyla da sırıtarak yeniden ilerlemeye başlarken "Bana bunu ne zaman söylemeyi düşünüyordun? Biz patladıktan sonra mı?" dedi. Gölge o sıra çok ilerlediği için hızla çıkarak ona yetişiyordu. Gölge kadının çabalarken etrafında uçuşan kelebekleriyle de komik gözüktüğü için gülüp yavaşladı ve ona yetişmesini bekledi.

"Söyledim işte. Her şeye sızlanma. Her kadına 'bebeğim' dememe bile sızlanıyorsun."

Veyla, "Özgün olunmamasını sevmem." derken ileriye bakıyordu. Odalarının yakın olması sebebiyle Krallarıyla sevişmek için gelen kadın Xalialar ile odanın kapısından geçene kadar süren sohbetlerini duyabildiği anlar oluyordu. Gölge, hiç şaşırtmadan hepsine 'bebeğim' diye sesleniyordu.

Güç kürelerine koyulan doğal taşlara göre patlamaları için ihtiyaç duydukları titreşim, değişkenlik gösterirdi. Daha güçlü taşların yerleştirdiği güç küreleri, daha az titreşim ve darbe ile patlayabilirken, daha güçsüz taşlar daha fazla darbeye ihtiyaç duyardı. Zaten birkaçının patlamaya başlaması, diğerleri için de gerekli titreşimi oluşturacaktı. Zemine çıkmayı beklemeden, merdivenlerde yeterince yakınlaştıkları an güç kürelerini dikkatle yönlendirmesi gerekiyordu. Şu anda, kumpasa kanacaklarını düşündükleri için saldırmıyorlardı.

"Sana başka bir şekilde seslenmemi mi istersin?"

"Kelebek, diyorsun. Yeter işte." deyip bakışlarını Gölge'ye çevirdi ve adamın sırıtarak kendisine baktığını fark etti. "Bana 'bebeğim' deme zaten."

"Güzelim, nasıl?"

Veyla, Gölge'nin alayına gözlerini devirip yeniden önüne bakarken dudakları kıvrıldı. "Aşağıda 'canavar' demiştin ya, bence biz oradan devam edelim."

Gölge düşüncelere daldığı birkaç saniyenin ardından "Halka saldırmayan, çocuk koruyan bir canavar..." diye mırıldandığında Veyla duyup omuz silkti. "Denk gelmedi."

Gölge, Veyla'ya bakıp "Farkındasın o zaman." dediğinde Veyla, ona bakmadı ve açık verdiği için sıkkın bir nefes alıp vermek dışında bir şey söylemedi.

"Değil bu halkı, tüm Zenith'i korusan, hatta kurtarsan bile yaptığın kötülüklere denk etmez."

Veyla canı sıkılmış gibi hissederken gözlerini devirip "Aksi bir iddiam ya da çabam yok." dedi. Sanki aksini savunmuş da Gölge de kabul etmiyormuş, doğrusunu dayatıyormuş gibi konuşuyordu ama Veyla'nın ağzından bu konu hakkında bir şey çıkmamıştı. Hatta 'canavar' demeye devam etmesini önermişti. Gölge ise, Veyla'ya değil, daha çok kendisine anlatıyordu zaten. Merhamete sahip olduğunu gördüğüne, merhamet ederdi ve Veyla merhamet etmek isteyeceği son kişiydi.

"Bebeğim, demeyi seviyorum. O yüzden kusura bak ya da bakma, benden duymaya devam edeceksin..." dedikten sonra merdivenlerden çıkmaya devam ederlerken üst vücudunu hafifçe yanındaki Veyla'ya doğru eğip kulağına sırıtarak "... bebeğim." dedi. Tüm bunları, Ash ve Yıldat da azrit kulaklarıyla duyuyordu. Yıldat evlenmek üzere buradan gidecekleri zamana gün sayıyordu.

Ash, sinirli bakışları Veylalardayken "Bu gece yanına geleceğim." dediğinde Yıldat, "Zahmet etme." dedi. Veyla umursamadığını söylese de Ash'ten pek haz etmiyordu ve onunla sevişerek canını sıkmak, zaten dengesiz olan aralarını daha da bozmak istemiyordu. Ash'in kaşları çatılırken yavaşladı ve o sıra ilerlemeye devam eden Yıldat'ın ardından baktı. Thal da yanından geçerken Ash'e onaylamayan bir bakış atıp ilerlemeye devam etti. Ash'i severdi ve kendisine gelmezse üzülmeye devam edeceğini düşünüyordu. Kafasını Gölge ile bozduğunu düşünüyordu. Gölge'nin yanında ve gözünün önünde genelde keyifli davranmaya çalıştığı için Gölge durumun ciddiyetini anlayamıyordu ama Ash gittikçe öfkeli ve dengesiz birine dönüşüyordu. Yapabilse, Veyla'yı çoktan öldürürdü. Zaten Azritler kafayı ya eğlenceyle bozardı ya da aşkla. Gölge'nin henüz kafasını bir şeyle bozmamış olmasını sadece Azrit olmamasına yoruyordu.

Veyla, adamın yanağından ittirerek kulağından ve boynundan uzaklaştırdığında Gölge de sırıtarak doğruldu. "Bana dokunma, demiştim." diye kadını alayla uyardığında Veyla eldivenli elini geri çekerken "Ben de 'bana yaklaşma' demiştim." dedi.

"Belli ki ikimiz de yapamıyoruz."

Veyla'nın gözleri Gölge'ye dönerken Gölge kadının bakışlarına güldü. Aptal olduğunu söylediğinde bile kendisini bu kadar durumu düzeltme ihtiyacında hissetmemişti. Kötü kötü bakarken ters bir şekilde "Neden sana dokunmamazlık edemeyeyim?" diye sordu.

Gölge ileriye bakarak dudağını büzüp omuz silktikten sonra sırıtmaya başlayarak Veyla'ya baktı. "Bilmem." derken gözlerini, kadının tepkilerinde gezinirken sırıtışı genişledi ve "Belki sen de arzulamaya başlamışsındır." dedi.

Yıldat arkada bir yerlerde sesini temizlediğinde Gölge sırıtarak önce Yıldat'a sonra Veyla'ya baktı. Gölge, Yıldat'tan gizliyorlarmış gibi "Neyse bunu daha sonra özel olarak konuşuruz." dediğinde Veyla, Gölge'nin şerefsizlik seviyesine gülerken başını onaylamaz bir şekilde salladı.

"Müstakbel eşime söz verdim. Seninle bel altı şakalaşmayacağım." dediğinde Yıldat'ın hoşuna giderken Thal ile göz göze geldiler ve Thal da, Yıldat'ın keyiflenmesine sırıttı. Yıldat'ın ciddi gibi gözüken bir ilişki içerisine girmesine şaşırıyordu ama Veyla geldiğinden beri Yıldat vakit geçirilmesi daha keyifli birine dönüşmüştü. Gölge'ye ihanet ettiği günden beridir, geri kalanları da Yıldat'a tepkiliydi ve zamanla normalleşmeye başlamıştı ama Veyla'nın varlığı ile iyice uyumlu ve sevimli bir hale gelen Yıldat'la artık iyi anlaşıyorlardı.

Gölge üzülmüş gibi üfleyip "Artık eğlenemeyeceğiz, desene." dedikten sonra ilerlemeye devam edecek olan Veyla'nın kolundan tutarak durdurdu. Veyla kolundaki temasına baktıktan sonra kaşlarını kaldırdığında Gölge elini çekerken "Bir adım daha atarsan, patlarız." dedikten sonra merdivenleri gösterdi. "Tabii, halkımın kararlarına saygılıyım. Yine de ilerlemek istersen buyur."

Veyla dönüp ileriye bakarken kendi kendisine sinirlendiği için yanağını kemirmeye başladı. Dikkati dağılıp duruyordu. Merdivenlerden çıkarken yeterince yaklaştıklarında güç kürelerini yönlendirmek için harekete geçecekti ama Gölge dikkatini dağıtmıştı, oysa adamın dikkati dağılmamıştı. Nerede durmaları gerektiğini de fark etmişti.

Ben de tam duracaktım, deyip dememeyi düşündü ama bu kendisini biraz daha ele vermek dışında bir şeye yaramazdı. O sıra düşünceli gözüktüğü için Gölge gülüp "Biraz daha durursan, fark edecekler." dedi. Veyla sinirle inleyip "Bir susar mısın? Karışıp durma." dedikten sonra ışıldamaya başlayan mor gözlerini yeniden ileriye çevirdi. Göremese de varlıklarını bildiği ve hissettiği güç kürelerine büyüsünü yöneltti. Güç kürelerine doğru kaldırdığı ellerinden uzanan büyüsünün, güç kürelerine ulaştığını hissetti. Ellerinde güç kürelerinin titreşimlerini de hissederken hızla iki yana sürükleyerek binanın arkasına ilerleyen iki yanına doğru güç kürelerini taşıdı. Güç küreleri Xalialara ulaştığı gibi patlamaya başladı. Binanın bulundukları yüksekliğinde iki yanı patlarken Valdris sallanmaya başlayan merdiveni sağlam tutuyordu. Veyla ise patlama dolayısıyla savrulan parçalar onlara gelmesin diye büyüsünü bir kalkan misali kaldırmıştı.

Gölge büyü kalkanına kapı tıklatır gibi yaparken sağlamlığını ölçüyor olsa gerekti ama büyü duvarına büyük bir taş parçası çarpıp yere düşmeye başladığında Veyla şirince sırıtıp "Sağlam mıymış?" diye sordu.

Gölge alayla "Karakterin kadar." dedi. Veyla mor renkte saydam kalkanına yönlendirdiği büyüyü azalttığında kalkan silikleşti. Gölge gülerek "Hah, şimdi tam oldu." dediğinde Veyla başını onaylar şekilde salladı. "Ben ölmem."

Gölge gözlerini devirse de sırıtmaya devam etti ve "Erya da var." dedi. Kadının herhangi birini korumak isteyeceğinden emin değildi, Gölge'ye kalsa Veyla bir kendisini korurdu ama burada korumak istemeye en yakın olacağı iki isim olmalıydı. Erya ve Valdris.

Veyla'nın gözleri Erya'ya dönerken yeniden üstlerine büyük bir parça savruldu. Gölge elektriğiyle kendilerine varmadan kül etmek için büyüsünü yönlendirdiğinde gerek kalmamıştı çünkü Veyla'nın büyüsü, taşa bakmasa da başka bir yöne savurmuştu.

Veyla, Erya'ya alayla "Sana bahşettiğim hayatını güzel değerlendir. Böceklerle dans etme." dediğinde Erya gülerek Valdris'in koluna sarıldı. "En azından bugün, Valdris'le değerlendireceğim."

Valdris de başparmağını göstererek elini kaldırırken Veyla'ya sırıttı. "Sağ olasın."

Veyla yüzünü buruşturup "Güzel değerlendir, derken 'seviş' dememiştim." deyip önüne döndü. Gölge, "Bir kere denesen güzel olduğunu fark edeceksin, diyeceğim ama zaten denedin kelebek." dediğine Veyla göz ucuyla Gölge'ye baktı. Bir an önce patlamaların bitmesini diliyordu çünkü bugün açık verip duruyordu.

"Demek ki, Yıldat fikrini değiştirememiş. Sana bir de benimle denemeni öneri..."

Veyla, büyü kalkanında sadece Gölge'nin kafasına denk gelen bir delik oluşturup o sıra gelen bir taş parçasının Gölge'nin alnına çarpmasına müsaade etti. Gölge gözlerini kapatıp elini yarıldığı için kanayan başına götürürken sırıtışında dilini gezdirdi.

"Pardon ya. Bir an büyümü kontrol edemedim."

Veyla'nın alayına karşı gözlerini aralarken başı iyileşmişti bile ama o sıra akan kan alnından, dudağına, dudağından çenesine, çenesinden boynuna doğru ulaşmıştı ve karanlık bakışlarına eşlik ediyordu. Gölge dudağındaki kanı yavaş bir şekilde, kadının gözlerinin içine baka baka yaladıktan sonra keyifle "Hoşuma gitti." dedi. Veyla gözlerini adamın yaladığı dudaklarından alıp yeniden gözlerine çıkardı. "Benim de." deyiverdi. Görüntü mü hoşuna gitmişti, ona zarar vermek mi emin olamamıştı ama bir şey hoşuna gitmişti.

Ash, "Patlamalar durdu." dediğinde gözlerini birbirinden alıp ileriye baktılar ve ilerlemeye başladılar. Valdris, patlamalar sırasında zarar görmüş taş yolları, onlar için ilerleyebilecekleri kadar düzeltti. Gölge girdiği binanın avlusuna inen merdivenlere yönelirken kulağı, binanın içerisindeki kalp atışlarını dinliyordu. Kalbi korkuyla atan ve giriş katlarda olan birisi vardı. Codex yöneticisi, o olmalıydı. Başka kalp atışları da vardı. Gölge, Xaliaların cesetlerini ayağının tersiyle yolundan iterek ilerlerken "Ben sikik Kral'la ilgileneceğim, siz diğerlerini halledin." dediğinde Veyla hızla ardına, Eryalara döndü. Geri geri Gölge'ye doğru ilerlerken "Ben de Gölge'yle gideceğim, siz diğerlerini halledin arkadaşlar. Süpersiniz takım!" deyip yumruğunu havaya kaldırdı. Eryalar Veyla'nın çabasına gülerken Thal da yumruğunu kaldırdı ve kendi kendisine "Çelik yumruk halleder." dedi. Çok geçmeden Gölge kadının ardında durmuş, Veyla'ya dönmüş, geri geri ona yaklaşan kadının omuzlarına ellerini koyarak durdurmuştu.

"Sen benimle gelmiyorsun."

Veyla, yumruğunu indirip omuzlarını tutan Gölge'nin kolları arasında ardına döndüğünde Gölge elini çekerek yeniden merdivenlere yöneldi. "Git, Valdrislere yardımcı ol."

Veyla, hayatta kalan savaşçılarla savaşmaya başlayan Valdrisleri gösterdi. "Ama orası eğlenceli değil. En güçlü savaşçılarını etrafına toplamıştır."

Gölge duraksayıp hafifçe ardına dönerek Veyla'ya bakarken şirince sırıttı. "Büyük balıkları, köpek balığı yer. Sana da..." deyip merdivenlerde biraz inmiş olduğu için artık bulunduğu konumdan gözükmese de varlıklarını bildiği Valdrislerin ilgilendiği savaşçıları gösterdi. "... küçük balıklarla iyi eğlenceler."

Veyla'nın mor gözleri ışıldarken ellerini kaldırdı ve Gölge'ye bakmaya devam ederken hemen ardında, bulundukları kattaki tüm düşman Xalialar bir paketmişler gibi toplanarak bir araya geldiler. Hepsi aynı anda patlayarak içlerinden yüzlerce kelebeğin çıktığı bir görsel şölene döndüler ve Veyla şirince sırıttı. "Küçük balıklar bitti."

Gölge, kıvrık dudaklarını yalayarak bir süre baktıktan sonra burnundan güldü. Veyla'nın yapabildiklerini izlemek adam için keyifliydi ve Gölge, Veyla'nın gücüne içten içe hayranlık duyuyordu. Ona da söylemişti, bir yanı hayrandı. Güldükten sonra merdiven korkuluğunu gösterdi. "Ben geri gelene kadar görevin, bu korkuluğu korumak."

Veyla'nın elleri iki yanına sertçe inerken omuzları düştü ve sinirle inledikten sonra "Şaka yapıyor olmalısın." diye söylendi.

"Bu bir Kraliyet emridir. Nixsus, sana minnettar kalacak." derken kadına yaklaşıp kollarından tutarak merdiven korkuluğuna yaklaştırdı. "Sakın gözünü ayırma."

Veyla ofladıktan sonra ellerini korkuluğa yaslayıp vücudunu çekerek yükselttikten sonra demirin üstüne oturdu. Bacaklarını sallarken elleri, kalçasının iki yanında korkuluğa yaslıydı. "Gözümün önünde Ash'in kalbi yüz beş kere azurit bıçağıyla bıçaklansa bile bu siktiğimin korkuluğunu koruyacağım."

Gölge aşağıya inmesi gerekse de istemsiz oyalanırken sırıtarak "Akşam yatağıma girecek kadın senin yüzünden ölürse, yerini sen doldurursun." dediğinde Veyla bir elini kaldırıp işaret parmağını sallayarak "Bel altı şaka yok." diye hatırlattı ve bulundukları katın girişinde duran Yıldat'ı gösterdi. Bayılan azritleri azurit bıçağıyla öldürüyordu ve muhtemelen onları duyuyordu.

"Hoşuna gitmiyor."

Gölge de kardeşine bakarken "Merak etmesin." dedi. "Şaka değildi, zaten."

Veyla gülerken "Sadece şakasına canının sıkılacağını sanmıyorum. Kaldı ki..." derken Gölge'ye baktı. Bacaklarını sallarken arada ayakları, Gölge'nin yakınlarındaki vücuduna çarpıyordu. Başta bilerek yapmamıştı ama ara ara bilerek yapıyordu. Gölge bilincinde olsa da sırıtmak dışında tepki vermiyordu.

"... bana dokunmayacağını sanıyordum."

Gölge gözlerini kadının vücudunda gezdirirken alayla "Sen dokunursun." dediğinde Veyla gözlerini devirip bu sefer daha dert bir şekilde ayağıyla çarptı. "Git hadi, korkuluk bana emanet."

Gölge "Emir almam." dedikten sonra birkaç saniye birbirlerine baktılar. Gölge, Veyla dediği için gitmek istemediğinden biraz oyalanmıştı ama gitmesi de gerektiği için "Şimdi gidiyorum ama kendi kararımla." dedi. Veyla güldü. "Tamam, git hadi."

Tam gidecekken Veyla yeniden hâlihazırda yapmak üzere olduğu şeyi emrettiği için Gölge duraksayıp ters ters baktı. "Bak, yöneticiyi öldürmekten vazgeçerim. Gider adamın sırtını sıvazlayıp 'birlikte buraları düzeltiriz' diye teselli ederim, buradan da senin deyişinle taş toplamaya gideriz, benim canımı sıkma."

Veyla Gölge'nin gözlerine, gözlerini diktikten sonra dudaklarını aralayıp 'Git' diyecekmiş gibi 'g' harfine hazırlandıktan sonra sırıtarak eliyle hayali bir fermuarını kapattı. Gölge gözlerini devirdikten sonra, Veyla yeniden 'git' der diye düşünüyor olsa gerek Azrit hızıyla ortadan kayboldu ve Veyla da gülerek bacaklarını sallamaya devam etti.

Yıldat yanına gelip oturduğu korkulukta yanında doğru kalçasını yasladığında kelebekleri Yıldat'ı tutup geri çekti. "Şş..." deyip korkuluğu gösterdi. "Koruyorum, uzak dur."

Yıldat sırıtarak Veyla'nın karşısına geçti. "Teşekkür ederim."

Veyla alayla, "Gölge 'Nixsus sana minnettar olacak' dediğinde inanmamıştım ama ne demek Yıldat'cım. Her şey şehrimiz için." dedi.

Yıldat güldükten sonra Veyla'nın farkında olmasına rağmen alaya başvurduğunu bilse de açıklamak istedi. "Gölge'nin çabalarına mani olduğun için."

Veyla "Abine ne yaptın?" diye sorduğunda Yıldat, kadına bakmayı sürdürürken sessiz kaldı ama gözleri bulutlanmıştı. "Gölge genel olarak şerefsiz biri ama sana olan şerefsizliği çok özenli. Canını sıkacağı hiçbir anı kaçırmıyor. Ona ihanet mi ettin?"

Ashler, bina dışından gelebilecek tehlike ve saldırılara karşı hazırlıklı bir şekilde binanın terasında gezinerek gözlerken Ash bir yandan Veylaların konuşmalarını dinliyordu. Erya ve Valdris, aşk yaşayabilecekleri herhangi bir anı boş geçirmediklerinden sarmaş dolaş gözlem yapıyorlardı. Thal arada Eryalara sataşıyordu. Ash ise yalnız kalmıştı. Zaten son zamanlarda Veyla'ya olan takıntılı ruh hali dolayısıyla kendisini yalnız bırakıp duruyordu.

Yıldat yavaşça başını onaylar şekilde salladığında Veyla tahminlerinde haklı çıktığını fark etti. Bu hoşuna gitmişti çünkü zamanı gelince Veyla, Gölge'ye ihanet ettiğinde Yıldat'ın da yanında durmasını sağlaması kolaylaşacaktı.

"Yine de senden vazgeçmemiş."

Yıldat yutkundu. Bunu yaptığına pişman gibi gözüküyordu. Sıkkın bir nefes alıp "Vazgeçmese de belamı sikti." dedikten sonra yeniden başını onaylar şekilde salladı. "Ama evet, vazgeçmedi. Bana 'bunu sadece iki kişi için yapardım' deyip canımı bağışladı."

Veyla "Biri sensin." derken düşünceliydi. "Diğeri kim?"

Yıldat "Bilmiyorum." dediğinde Veyla'nın gözleri, artık Gölge orada olmasa da merdivenlere doğru döndü. Belki de o zamanlar sevdiği kadın hala yaşıyordu. Ama 'yaparım' değil, 'yapardım' demiş olduğunu düşündü. Belki de artık yaşamadığı için geçmiş zaman dilimiyle konuşmuştu.

"Güvensizliğine göre yine ihanet edeceğini düşünüyor olmalı."

Yıldat, "Etmem." dediğinde Veyla'nın kaşları kalktı. İleride bunu tekrar konuşuruz, diye düşündü. "Sana ne yaparsa yapsın, etmez misin?" diye sordu. Gölge'nin kendisini arzulamasını, ileride Yıldat'ın Gölge'ye ihanet etme sebebi olarak kullanabilirdi. Yıldat, kendisine daha çok tutulduğunda, Gölge'nin sonuçlanamayan arzusu daha da tutuştuğunda, aralarının bozulmasının sebebi olmayı düşünüyordu.

Bakışları, kadının yüzünde gezindiği birkaç saniyenin ardından "Sen." diye itiraf etti. "Nasıl ki o sadece iki kişiden ihanet etse de vazgeçemezdi, ben de sadece senin için yeniden ona ihanet ederim. Eğer beni seninle vurursa."

Veyla keyiflenirken, Yıldat Veyla'nın hoşuna gittiğini düşündü ve gülümsedi. "Bel altı şakalar seni yeterince vurmuyor olsa gerek." diye alay ettiğinde Yıldat, "Bir gün şaka olmaktan fazlası olursa, işte o zaman..." diye açıkladı. Veyla için şaka olmaktan fazlası olmazdı ama zamanı geldiğinde bu yanılgıyı oluşturmaktan da geri durmazdı.

Veyla güven kazanmak için gülümseyerek "Olmaz." dediğinde Yıldat'ın kadının sadece gülümsemesine bile içi titredi. Gülümsemesi sahte olsa da, söylediği Veyla için gerçekti. Olmazdı ama olmuş gibi gösterebilirdi.

"Ash de gece yanıma gelmeyi teklif etti, reddettim."

Veyla biraz adamın yüzünde aptal bir sırıtış ile anlatmasına biraz da Ash'in Veyla'ya terslik yapmak için çabalayıp durmasına gülerken "Takdir mi bekliyorsun?" diye sordu. "Sadıklık pekiştirmiyoruz burada. Git istediğinle seviş."

Yıldat, "İstemiyorum." dedikten sonra bir adımla Veyla'ya yaklaştı. "Senden başka kimseyi istemiyorum." derken elini kadının saçlarında gezdirmeye başladı. Veyla'nın kalbi hızlanmaya başlarken, rahatsızlık hissi yükseldi.

Alaya vurup "Daha dün gece biriyle seviştin." dediğinde Yıldat keyiflenerek "Beni mi kontrol ediyorsun?" diye sordu. Veyla kucağındaki atıştırmalıklarla odasına giderken sadece duymuştu. Kimseyi kontrol ettiği yoktu.

Veyla şüpheye yer bırakmayacak bir ses tonuyla "Hayır." dediğinde Yıldat, alınmadı. Yüzleri git gide yaklaşırken Veyla'nın henüz onu ittirmemesi bile yeterince keyifli olmasını sağlıyordu. Yıldat, muhtemelen başka kadınların onu hızla yatağa çekmesini sağlayabilecek kadar ilgi çekici bir ses tonu ve bakışla konuşmaya başladığında, Veyla Yıldat'ın güzel gözüktüğünün hatta kulağa da güzel geldiğinin farkındaydı. Etkilenmek istedi ama etkilenemedi. Etkilense, her şey daha kolay olacaktı.

"Daha önce de dediğim gibi, eğer bir gün gerçekten sevgiliymişiz gibi davranırsan, herhangi bir kadına gözüm bile değmez." dedikten sonra burunlarını birbirine sürttü ve dudaklarına yöneldi. Nefesi, Veyla'nın dudaklarına değecek kadar yakınlaştığında Veyla nefesini tutarak korkulukta yana kayıp merdivenlere indi ve birkaç basamak aşağıya inip öyle Yıldat'a döndü.

"Korkuluğa sahip çık. Gölge hala dönmediyse, aşağıda yardıma ihtiyacı vardır." diye hızla konuştu. Yıldat sırıtarak ona bakarken gürültüler başladığı için ikisi de Yıldat'ın ardına doğru baktı. Ash, korkuluğa doğru uçtuktan sonra Xalia'nın biri tepesine bindi ve kadının kafasını korkuluklara vurmaya başladı. Veyla elini kaldırıp büyüsünü yönlendirdi. Ash, bir an Veyla kendisini koruyacak sandı ama sadece ikisini, pozisyonlarını bozmadan başka bir alana taşıdı ve düşman Xalia'yı "Korkuluktan uzakta döv." diye uyardıktan sonra Yıldat'a korkuluğu gösterdi. "Oradaki kanları silersen sevinirim aşkım."

Yıldat gülerken, Ash arkada dayak yemeye devam ediyordu. Eryalar da başka Xalialarla meşgul olsalar gerek, yardımcı olmuyorlardı. "İşine gelince aşkın oluyorum."

Ash, üstündeki Xalia'yı adeta tavana kadar uçurup sert bir şekilde düşmesini sağladı. Xalia'nın burnundan ve ağzından kanlar gelirken sinirle Yıldatlara döndü ve burnundan akan kanı sildi. "Sağ olun ya." diye söylendi ama Yıldat, Veyla'nın merdivenlerden inişini sırıtarak izlemekle meşguldü.

Veyla gözden kaybolduğunda Yıldat ters bir şekile "Ölmedin işte." diyerek ardına döndü. Ash'e bakmadan, dışarıdaki Eryalara yardımcı olmaya yönelmişti ama Ash önüne geçti.

"O kaltak ikinize de göz kırpıyor."

Yıldat'ın çenesi kasılırken gözlerini Ash'e çevirdi ve dişleri arasından "Sevgili olduğunuzu sadece senin bildiğin sevgilin, senden çok bana vadedilen kadınla ilgileniyor diye hazımsızlık duyuyorsun ama benim rahatsız olacağım bir şey yok. Veyla yüz vermiyor." dedi ve omzuna çarparak yanından geçip Eryalara yöneldi. Ardında da dövüşmekten çok siniri yüzünden hızlı nefes alıp veren Ash'i bırakmıştı.

Veyla, alt katlarda Gölge'yi ararken sesleri duymaya çalışıyordu. Uzaklardan sesler geliyordu, gök gürleyip yıldırımlar inip duruyordu ama tam olarak neredeler anlayamıyordu. Gölge'ninkinden bile büyük bir malikâneydi. Gölge'nin şehrine kıyasla oldukça küçük kalan bir şehirde, böyle büyük bir malikâneye sahip olmasının sebebi bu gibi saldırılarda güvende olmak olmalıydı. Bina garip bir mimariye sahipti. Dışarıda merdiven sadece en üst kata çıkıyor, aşağı katların penceresi bile yoktu. Bu şehrin sahibinin Azrit olduğunu biliyordu. Azrit biri için içerisi merdivenlerle dolu, kafa karıştırıcı bir binada yaşamak sorun olmamalıydı ama Veyla, sırf siniri bozulduğu için binayı paramparça etmesine az kalmıştı. Aşağı iner gibi gözüken merdiven bir anda daha yukarı çıkmasına sebep olabiliyordu. Her yerde ayna vardı ve gizlenmiş ayarlı silahlar yüzünden Veyla kısa süre içerisinde elli, altmış darbeden sakınmak zorunda kalmıştı. Vücuduna bir anda güç silahı ateşlenebiliyor, kol ve bacaklarına çelik ağ atılabiliyor, ok ve bıçak gibi zarar verici aletler fırlayabiliyordu. Malikâne, tümüyle sahibini korumak için tasarlanmıştı ve şimdi her biri aktif haldeydi. Savaşçılarının çoğu öldüğünden, umudu bu savunma silahlarıydı. Belki başka birilerine karşı işe de yarayabilirdi ama Gölge ve Veyla, rahatlıkla ilerliyordu. Hatta Gölge Azrit hızı dolayısıyla bu silahların çoğuna maruz bile kalmamıştı. Veyla ise büyüsüyle durduruyor ya da fark ettiği için kaçınabiliyordu.

Bir oku daha bulunduğu katın bir köşesine yolladı. Ellerini iki yanında kaldırıp etrafında dönerken sinirle "Bana saldırabilecek bir Xalia bile kalmadı mı?" diye bağırdı. Küçük küçük şeylerle uğraşmaktan sıkılmıştı.

"Var."

Veyla, merdivenlere doğru dönerken keyiflendi ve "Yönetici yok." diyerek şekilsiz merdivenden çıkan Gölge'ye baktı.

"Bulamadın yani?"

Gölge, kadının karşısında dikilirken ardından gelen bir oku, elini omzunun üstünden geriye götürerek tuttuktan sonra aralarına getirip kırdı ve öyle yere attı. "Bulamadım, değil. Yok." dediğinde Veyla güldü. "Kulağa bulamamışsın gibi geliyor."

Gölge bir adım yana kayıp merdivenleri gösterdi. "Buyur, git sen bul."

Veyla, "Bulurum." dese de kollarını göğsünde birleştirip karşısında sallanarak dikilmeye devam etti. "E sen iki saattir kimlere şimşek çakıyorsun o zaman?"

Gölge, "Aşağısı savaşçı kaynıyordu." dedikten sonra alnını ovuştururken diğer elini de beline yasladı ve yere bakarak düşünmeye başladı. Halk dışında neredeyse tüm şehri öldürmüşler, bir yöneticiye ulaşamamışlardı ve boşuna gelmiş olmak istemiyordu.

"İşte, baştan benim de gelmeme müsaade etseydin, böyle olmazdı." dedikten sonra kaşları çatıldı. "Ayrıca, sen benim işime yararken kararları benim vereceğimi, söylemiştik. Ben niye seni dinledim ki?"

Gölge, elini alnından ve belinden çektikten sonra kadını gösterdi. "Buradasın. Zaten dinlememişsin." diye söylendiğinde Veyla güldü. Sonradan yine bildiğini okumuştu ama başta dinlemişti, ona söyleniyordu.

Gölge de bu detayı düşünürken dudakları kıvrıldı. "Bugün dikkatin çok dağılıyor kelebek."

"Sen de oyalanıp duruyorsun Kral." derken Gölge gibi sırıtıp kaşlarını kaldırdı. İkisi de aynı anda birbirlerine gözlerini devirdikten sonra etraflarına baktılar.

Gölge sinirle "Nerede bu sikik herif?" diye sorarken Veyla'nın gözleri üst kattan inen merdivene döndü. Veyla'nın kelebeklerinden biri merdivenlerden inerken ışıldamaya başladığında "Yine seni ben kurtarıyorum Gölge." dedi.

Gölge de kelebeğe bakarken "Ne zırvalıyorsun?" diye sordu.

"Seni ve yöneticiyi bulmaları için kelebeklerimi dağıtmıştım. Bulmuş olsa gerek."

Gölge "Sonunda bir halta yaradın." derken merdivene yöneldi. Kelebeğe "Göster yerini." diye emir verdiğinde Veyla gözlerini devirerek ardından ilerledi ve "Korkuluk da sağlam." diye söylendi. Sadece biraz kanlıydı ama sağlamdı tabii.

Üst kata çıkan merdiven ile alt kata indiklerinde, Veyla sinirle inledi. "Burayı inşa edenleri bulursam, halk bile olsa öldüreceğim ve sen..." derken işaret parmağını onun gibi etrafına bakan Gölge'ye çevirip salladı. "... bana engel olmayacaksın."

Gölge "Engel olursam belamı siksinler." diye söylendiğinde Veyla güldü. Gölge de görse öldürecek gibi tadı kaçıktı.

"Kayıp mı oldunuz?"

İkisi de küçümseyici sesin geldiği yere döndüler. Bir Xalia'nın yavaş adımlarla bir kapıdan çıkıp geniş alanda onların karşısına geçmesini izlediler.

Veyla, "Ben mi, sen mi?" diye sorduğunda Gölge "Ben biraz önce doğayı taşla doldurdum. Bunu sen öldür." dedi ve arkalarında kalan koltuğa oturup yayıldı ve başını da ardına yaslayıp gözlerini kapattı. "Yoruldum."

Vücudu yorulmuş olamazdı ama mental olarak yorulmuş olmalıydı. Veyla da şimşeklerin bir türlü durmadığını aydınlanıp duran gökyüzü ve kulağını dolduran gök gürültüleriyle fark etmişti. Veyla parmaklarını kıtlatıp sırıtarak kadına yönelirken "Zevkle." dedi.

Kadın elini Veyla'ya kaldırdığında beyaz gözleri ışıldadı. "Dur." dediğinde Veyla dururken kaşlarını kaldırdı. Büyüsünün ne olduğunu anlamaya çalıştı.

"Gölge Kral'a dön."

Veyla anlamıştı. Yavaşça Gölge'ye döndü. Gölge de başını ardından kaldırmış, yayıldığı koltukta ne olduğuna bakıyordu. Veyla ile göz göze geldiklerinde kaşları kalktı.

Kadın elini, Gölge Kral'a uzatırken "Kalk." dedi. Gölge, koltuktan kalktı. Gölge'ye "Kendini koruma." dedikten sonra Veyla'ya "Saldır." dedi. Veyla'nın Gölge'ye uzanan ellerinden büyü parmaklarının arasından atılarak Gölge'ye vardığında Gölge'nin yüzü buruşsa ve tüm vücudu kasılsa da hareketsiz kaldı.

Kadın "Yeniden." dediğinde Gölge kaşlarını kaldırarak Veyla'ya baktı. Veyla sırıtarak yeniden büyüsüyle saldırdığında Gölge bir adım gerilemek zorunda kalırken dudakları arasından hafif bir inleme çıktı ve üst vücudu hafifçe karnına eğildi. Saniyeler geçmeden toparlayarak doğruldu ve "Piçlik yapıyorsun." dedi.

Veyla, "E hadi." diyerek ardındaki kadına seslendi. "Yine 'saldır' desene."

Kadın neler döndüğünü anlamaya çalışırken Veyla omzunun ardından kadına baktı. "Hadi tatlım."

Kadın "Siz..." diyerek birkaç adım gerilediğine Gölge de birkaç adımla Veyla'nın yanına vardı ve Veyla da vücüdunu tamamıyla kadına çevirdi. "... büyümden etkilenmiyorsunuz."

Kadınla dalga geçmek için ikisi de birbirine uyum sağlayarak hipnoz altına giriyorlarmış gibi davranmıştı ama Veyla bu şakayı sürdürüp gerçekten Gölge'ye saldırmıştı. Gölge en az Veyla kadar keyif alsa da canı da yanmıştı. Veyla'nın büyüsüne maruz kaldıkça ne kadar güçlü olduğunu daha iyi anlıyordu.

Veyla, "Ama sen bizim büyümüzden etkilenirsin." derken şirin bir şekilde sırıtıp gözlerini kırpıştırdı.

Gölge kadını süzerken "Ama özgüvenin kırılmasın. Gerçekten etkileyici bir büyü." dedikten sonra Veyla'ya baktı. "Öyle, değil mi?"

Veyla, alayla "Kadına 'bebeğim' demeyi unuttun." dediğinde Gölge güldü. "Kıskanıyor musun kelebek?"

Veyla, rencide edici bir şekilde gülüp "Bir gün seni kıskanırsam talim odandaki tüm silahlar ile kendime vururum." dedi.

Gölge, "O günü iple çekiyorum." dediğinde Veyla "Rüyanda görürsün." derken kadını neredeyse kaçtığı kapıdan büyüsüyle geri çekti. Kadın, Veyla'nın büyüsünden kurtulmak ister gibi çırpınırken acıyla inledi. Etrafı görünmez iplerle bağlanmış gibiydi. Görünen tek şey, mor ışıltılardı.

Gölge, Veyla'ya "Öldürme." dediğinde Veyla ofladı ve havaya kaldırmaya başladığı kadını hızla bıraktı. Kadın inleyerek yerden kalkarken sallanan vücudu yüzünden dengesizdi. Veyla'nın kısa bir süre bile büyüsünü yönlendirmesi tüm dengesini şaşırtmıştı.

"Neden öldürmüyoruz acaba? Diğer Xalialardan farkı ne?"

Gölge, "Neden böyle bir gücü öldürelim?" derken kadına yaklaşmaya başladı. "Belki de bu güzellik, benim savaşçım olmak ister."

Veyla elini, Gölge'den yana dudağının kenarında kaldırıp gizli bir şey söylüyormuş gibi "Benimle yatmak ister, demek istiyor." dediğinde Gölge omzunun ardından bakarken tasvip etmiyormuş gibi diliyle tıh tıhladı. "Ben öyle bir şey mi söyledim?" dedikten sonra yaklaştığı kadına döndü. "Sen kelebeğin kusuruna bakma. Kıskançlıktan ne söylediğini bilmiyor. Sadece onun büyüsünden etkilenilsin istiyor."

Kadının korkan gözleri Veyla ile Gölge'nin arasında dönüyordu. Veyla uzun saçlarının uçlarıyla oynarken sol ayağına yaslandı ve omuz silkti. "Kral, tüm kadınlar ona âşık sanıyor."

"Kelebek, Zenith üzerindeki büyüleyici olan tek şey kendisi sanıyor." dediğinde Veyla sırıtarak saçlarını omuzlarından ardına ittikten sonra başını hafifçe sola yatırıp gözlerini kırpıştırdı. "Ben büyüleyici miyim?"

Gölge gülerek Veyla'yı süzdükten sonra cevap vermeden kadına döndü ve sessiz kalması Veyla'nın sırıtışının daha da genişlemesini sağladı. Kadına bakarken "Ne dersin?" diye sordu. "Burada şu an adeta yaşayan ölü olan sikik bir Kral için canını vereceğine, bizimle gelip benim, asıl Kral'ın savaşçısı ol."

Gölge, kadının gücünü beğenmişti. Çok rastlanılır bir büyü değildi, bu sebeple öldürmek yerine savaşçısı olmasını teklif etmişti. Veyla diyene kadar kadınla yatmayı planlamamıştı ama kadın da isterse, niye olmasın ki, diye düşündü. Dış görünüşü güzeldi.

"Bana güvenebilecek misiniz?"

Veyla, "İhanet edersen, malikânenin arka bahçesinde, devasa ve şimşekler çakan, bir sürü sivri dişi olan, bir Luna'nın midesine gidersin." dediğinde Gölge, Veyla'ya bakarken "Evet, sonra da kolyene selam söyler." dedi ve Veyla'nın alayı silinirken saniyeler içerisinde öfkenin düştüğü bakışları Gölge'ye döndü.

Veyla, Gölge'ye sinirle bakmaya devam ederken kadına "İhanet etmek istersen, sana yardımcı olurum." dediğinde Gölge güldü. Veyla'nın da sinirini bozabildiği için keyfi artmıştı. "Hemen karar ver. Ya seni öldürüp hızla Kral'ını bulmamız lazım, ya da seni öldürmeden hemen Kral'ını bulmamız lazım."

Gölge, kadına çok da iç açıcı seçenekler sunmadığı için kadın başını onaylar şekilde salladı. Gölge "Doğru tercih." dedikten sonra etrafını gösterdi. "Şimdi şu siktiğimin binasında nereden gitmemiz gerektiğini göster."

Veyla, "Hep böyle emir verir, kaba bir şey. Ama zamanla alışırsın." derken kadının gösterdiği yere ilerlemeye başladı. Gölge de yanından ilerlerken ters ters bakmak dışında bir şey dememeyi tercih etti. Veyla omzunun ardından kadına bakıp "Bu arada iki teklifi de mi kabul ettin?" diye sorduğunda Gölge gülerken kadın süzerek Gölge'ye baktı. Gölge ileriye bakmaya devam ediyordu ama ardından bile heybeti ve güzelliği belli oluyordu. Kaldı ki korku içerisinde olsa bile biraz önce de yüzünün ne kadar ilgi çekici olduğunu fark etmişti.

"İkisini de."

Gölge, bir anlığına kadına baktıktan sonra Veyla'ya "Sağ ol çöpçatan kelebek. Kral'ına hizmet konusunda çok iyisin. Bir de aracı değil direkt sen olsan..." dediğinde Veyla bir tane geçirecekmiş gibi hareketlendiği için Veyla'nın bileğini tutup yavaşça aralarında indirdi ve merdivenlerden çıkmaya devam ederken hafifçe yüzüne eğildi. "Sakin."

Veyla, "Uğraşma o zaman." dediğinde Gölge "Olur. Zaten meşgul olabileceğim bir şey var." dedikten sonra elini Veyla'nın bileğinden çekti ve yavaşlayarak arkalarındaki kadını bekledi. Kadına kolunu kaldırdığında kadın duraksamadan Gölge'nin kolunun altına girdi ve Gölge, Veyla'ya göz kırptı.

Veyla, Gölge'nin keyfine gözlerini devirip önüne döndü ve kadının gösterdiği yollardan ilerlemeye devam etti. Kadının nereyi gösterdiğine bakmak dışında, ardına dönmüyordu. Arada binanın saldırılarından korunmak zorunda kalıyorlardı. Gölge ile kadın ise yukarıya çıkana kadar sohbet kurmuşlardı. Veyla pek ne konuştuklarıyla ilgilenmemişti. Tek düşündüğü yukarıya vardıklarında Ash'in sinirini bozmak için kuracağı cümlelerdi. Resmen iş için geldikleri yerden, Ash'in yeni rakibini bulmuştu ve Ash'in geceyi kendi odasında geçirişine müsaade etmeyecekti. Yanına uğrayıp bu zor gününde arkadaşına destek olacaktı...

Yukarıya çıktıkları gibi onları bekleyen Eryalara doğru neredeyse neşeyle sıçrayarak vardı. Ash'in hemen yanındaki Yıldat, neşeyle gelen Veyla'ya gülerek kolunu kaldırdı. Veyla'nın neşesi biraz azalsa da karşı koyamayacağı bir ortam olduğu için Yıldat'ın kolunun altına girerken ardından gelen Gölge'lere döndü.

"Gölge düşmanıyla savaşmayıp sevişmeye karar verdi." dediğinde Yıldat, yine Veyla ile Gölge arasında dönen bel altı bir şaka sandı ama saniyeler içerisinde Gölge ve kolunun altındaki kadını da fark etti. Veyla, Ash'in tepkilerine bakarken Ash donakalmıştı.

Gölge, kadına sarmadığı diğer elini önlerinde kaldırıp parmak uçlarıyla kadını gösterdi. "Tanıştırayım..." dedikten sonra kaşları hafifçe çatılırken kadına dönüp "Adın neydi?" diye sorduğunda Veyla güldü. "Aşk işte. Aklı başından alıyor." diye dalga geçmeyi sürdürdü.

Kadın, "Ita." dediğinde Veyla dudak büktü. "Pek de hoş değilmiş ama neyse, Gölge sana 'bebeğim' der zaten." dedikten sonra gülerek Gölge'ye baktı. Gölge sırıtsa da "Bu kadar eğlenmen tat kaçırıcı." dedi. Veyla "Ne yapayım? Ben de Ash gibi somurtayım mı?" dediğinde Veyla'nın yanında kalan Erya gülmemeye çalışırken dirseğiyle hafifçe Veyla'yı dürttü.

Gölge Ash'e baktığında Ash sırıtmaya ve umursamıyormuş gibi gözükmeye çalıştı. "Ita, yeni savaşçımız."

"Ve Kral'ın yeni sevgilisi."

Gölge, alayla "Kendi sevgilinle ilgilenir misin?" dedi. Kadına 'sevgili' muamelesi yapmasını düzeltmemişti ama biliyordu, Kral sevgili sahibi olabilecek bir karaktere sahip değildi. Anladığı üzere bir aralar bir kadını sevmiş ve Veyla yüzünden kaybetmişti. Şimdi de böyle bir yeteneğe sahip olmasa gerekti, kadınlara sadece cinsel anlamda yaklaşıyordu. Yine de Veyla merak etti. Cinsel anlamda yaklaştığına şahit olduğu kadınlara öncesinde ve sonrasında kibar davrandığını görmüştü. O anlarda nasıl davrandığına neyse ki şahit olmamıştı. Bir keresinde Ash ile sevişirlerken basmıştı ama çok kısa bir anlarına şahit olup hızla gözlerini kaçırdığı için hiçbir şey anlamamıştı. Sadece arada Ash'i ya da bazı kadınları odası dışında öptüğü ya da temas kurduğu anları görebiliyordu. Sevişmek kadar büyük temaslar olmasa da, öyle anlarda karşısındaki kadının titrediğini de görebiliyordu. Demek ki kadının hoşuna gidebilecek bir şekilde öpebiliyor, temas edebiliyordu. Gölge gibi bir adamın, sevdiği bir kadına ne hale geleceğini merak etmişti. Böyle bir şeye şahit olabilmek isterdi. Neden merak ettiğini de bilmiyordu ama, buraya gelmeden önce Gölge'ye dair bildiği şeylerde, yanlışlar ya da eksiklikler olma ihtimali vardı. Yanlışlıkları, eksik ihtimallerini fark ettikçe de boşluk artıyor, merak ediyordu. Bir yanı bildiği gibi kalmasının daha güvenli olduğunu biliyor, bir yanı ise yine de gerçeği merak ediyordu. Şahit olursa, hem merakı giderdi, hem de kadını kullanarak Gölge'yi kalbinden vururdu.

Veyla düşüncelerinden sıyrılıp yeniden alaya büründü. Gölge'yi tanımasa da olurdu. Hatta tanımasa, daha iyiydi. Eğer, yanlış bildiğini görür de başına gelecekleri o kadar da hak etmediğini düşünmeye başlarsa, Veyla'nın tadı kaçardı. "Emir vermeyip kibar olunca çok sevimli oluyorsun." dedi. Gölge apışıp kalırken eliyle kendisini gösterdi. Şimşeklerin Kral'ına 'sevimli' demişti. Veyla gülerek başını onaylar şekilde salladı.

Gölge sert bir mizaca sahip olmasına karşı arada samimi gözükebiliyordu. Sevimli gözüktüğü bir ana şahit olmamıştı ama samimi gözüktüğü anları görmüştü. İş dışındalarken ve savaşçılarına arkadaş gibi davrandığı anlarda samimi gözükürdü. Arada Veyla ile şakalaşırken de düşmanlığı unutmuş gibi samimi gözükürdü ama evet, çok da sevimli gözükmezdi. Yine de şaşkın bir şekilde kendisini gösterirken sevimli gözükmeye yaklaştığı bir andı.

Yıldat'ın, Veyla'nın omzundaki kolu beline doğru inerken "Ayrıca, sevgilisiyle de ilgileniyor." dediğinde Veyla sırıtışını bozmamaya ve belindeki temasa bakmamaya çalıştı.

Gölge, "Ash, kıskanmana gerek yok bebeğim." derken kolunu kadının omzundan çekti. Ash de yaslandığı yerden doğrulurken ne olduğunu anlayamamıştı ama umut besledi. "Yita, bizimle kalıcı değil."

Kadın "Ita." dediğinde Gölge şirince sırıtıp "Ita," dedikten sonra "...ölecek." diye ekledi ve kaşlarını kaldırıp indirdi. "Ve isiminin ne olduğunun bir önemi kalmayacak."

Veyla, bir adımla ilerleyip Yıldat'ın temaslarını keserken olanları bahane ederek "İşler ilginçleşiyor." dedikten sonra kollarını göğsünde birleştirip elini düşünür gibi çenesine götürdü. "Suçu ne? Benim keyiflenmeme aracı olmak mı?"

Gölge, parmağını şıklatıp sırıtarak "Tam da o." dediğinde kadının gözleri irileşti ve birkaç adım geriledi. Azrit hızıyla yakalayamayacağı kimse olmadığı için Gölge, kadının birkaç adım uzaklaşmasına müsaade etti.

"Nasıl yani?"

Kadın kekeleyerek sorduğunda Veyla da gülerek "Nasıl yani?" diye sordu. "Sonunda hayallerimin Kral'ı mı oluyorsun? Diktatör, acımasız, canavar? İşte şimdi takım olabiliriz!"

"Böyle bir adam olmadığımı kabul ediyorsun yani?"

Veyla, dudak büktü. "Öylesin ama istediğim kadar değilsin."

Gölge "Hala bazı hayallerini gerçekleştirebilirim." dediğinde sırıtışı muzipleştiği gibi Veyla gözlerini devirip kaçırdı ve kadına baktı. "Merdivenlerden çıkana kadar sadece sohbet ederek ne suçu işlemiş olabilirsin?" diye sorarken sitemliydi. Oysaki, bu kadını kullanarak önlerindeki bir ay boyunca Ash'i sinir etmeyi düşünüyordu.

Kadın cevap veremediğinde Gölge "Bizi oyalıyor." dedi. Veyla düşüncelere daldığı için yukarıya çıkarken geldikleri yola çok dikkat etmemişti ama Gölge sohbet etmelerine rağmen etmişti.

Kadın, "O zaman keşke beni diğerlerinin yanına getirmeseydin. Saldırın." dediğinde Veyla ve Gölge ne olacağını anlayarak ellerini kaldırıp büyülerini çağırdığı gibi gözleri büyüyle ışıldayan kadın bir rüzgâr eşliğinde önlerinden kayboldu. Azritin teki kadını alıp uzaklaştırmıştı. Veyla ile Gölge hızla arkalarına döndü. Kendileri kadının büyüsünden etkilenmeyecek kadar güçlü Xalialardı ama diğerleri o kadar da değildi.

Erya, merdivenlerden uzanan bitkileri çağırmaya başladığında Valdris'in de gözleri ışıldamış, Veylaların altında kalan taş yüzey sallanıyordu. Thal çeliğe dönen yumruğunu kaldırarak Ash ve Yıldat parmaklarını kıtlatarak onlara atılmaya hazırlandığında, Veyla ile Gölge aynı anda bir küfür mırıldandılar.

Veyla "Seninkisi daha yaratıcıymış." derken savunmaya hazırlandı. Eryalar Veylaların etrafında bir daire oluştururken Gölge ile Veyla sırt sırta verdi. Gölge "Canlarını yakamazsın." dediğinde Veyla gözlerini devirip "Tamam." dedi. Zaten yakmayı düşünmüyordu. En azından Ash dışında kalanların.

Zorlanacaklardı çünkü Eryalar kadının büyüsü altında onlara saldıracaklardı ve onlardan korunurken onlara zarar vermeden etkisiz hale getirmeye çalışacaklardı.

"Paket haline getirdiğinde canları yanıyor mu?"

Veyla, "Evet." dediğinde Gölge sıkkın bir nefes aldı. Veyla düşünceliyken "Büyümü yönlendiriyorum sonuçta." diye mırıldandı.

Veyla "Etki süresi var mıdır acaba?" diye sorarken oluşturdukları dairede etrafında dönüp duran Eryaları takip ederek sırt sırta onlar da dönüyordu. Sonsuza kadar hipnoz altında kalacak halleri yoktu.

"Biraz direnelim. Eğer etkisi geçmezse, biz etkisiz hale getireceğiz." dedi. Yıldat vücudunda dolaşmaya başlayan elektrik akımları dolayısıyla titremeye başladıktan sonra yere yığıldığında Veyla, omzunun ardından Gölge'ye baktı. Gölge de Veyla'ya dönüp sırıttı. "Biri gitti, kaldı dört."

Veyla, "Senin de sevgiline acımayacağız o zaman." dedi ve Gölge müdahale edene kadar Ash de mor ışıltılar eşliğinde acıyla kasılıp bükülerek yere yığıldı.

Gölge, sıkkın bir nefes aldı. Veyla da o sıra şirince sırıtıp "Biri daha gitti, kaldı üç." dedi.

Gölge, "Diğerleri ölümsüz değil. Mor ışıltılarını bir süre görmeyeyim." dedi.

Veyla oflayarak "Dayak mı yiyeceğiz?" dediğinde Gölge de memnun olmadığı belli olan bir ses tonuyla "Bir süre." dedi ve Veyla yeni bir küfür edemeden karşısındaki Thal ona atıldı. Veyla bir kenara çekildi. O sıra Gölge'nin altındaki yüzeyden yükselen taş Gölge'nin yükselmesini sağlarken hızla başka bir yöne geçip Valdris'i kendisine çekmek dışında bir şey yapmadı. Thal ise, Valdris'in Gölge için yükselttiği taşa, Gölge'nin çekilmesiyle çarptı. Thal acıyla inleyerek yere düşerken Gölge'nin bakışları onlara döndü. Veyla "Ben bir şey yapmadım!" diye sızlandı. Kendisine geldikten sonra bir ara Thal'la bu konuda dalga geçecekti. Karşısındaki onunla savaşmadığında bile yenilebiliyordu.

Gölge, "Koru bir yandan da." diye söylendiği sırada Veyla ona orta parmağını kaldırıyordu ama bilekleri sarmaşıklarla tutulup çekildiğinde gerilemeye başlarken yapamadı. Gölge de sırıtarak Veyla'ya onun yapamadığı orta parmağı gösterdiği gibi Valdris'ten yumruk yedi. Gerileyip Valdris'in adeta taş yumruğu dolayısıyla kırılan çenesini eliyle düzelttikten sonra Veyla'ya darbe almasına dair "Planlarım dâhilindeydi." diye açıklama yaptı ve kadını sarmaşıklar yüzünden vücudu sımsıkı sarılırken bile güldürebildi.

Veyla, bitkilere müdahale edebildiğini hatırladı. Gözleri sarmaşıklara dönerken, daha öncesinde nasıl yaptığını bilmese de büyüsünü yönlendirdi. Sarmaşıklar kararmaya başlayınca ve Erya acıyla inlediğinde Veyla oflayıp "Hayır, hayır." dedikten sonra büyüsünü yeniden yönlendirdi ve sarmaşıklar yavaşça gevşemeye, geri çekilmeye başladı. Sevinerek "Hah!" dedi ve sarmaşıklar çekildiği gibi Erya'ya döndü. Kendi sarmaşıklarıyla Erya'yı sarmaya başladı. Erya inleyerek kurtulmaya çalışırken Veyla, ona öpücük attıktan sonra şirince sırıtarak el salladı. Kadını karşı duvara sarmaşıklarla yapıştırdıktan sonra sırtına aldığı darbe yüzünden vücudu savrulurken acıyla inledi. Yere yığılmış Ash'in yanında düşmüştü. Kadının yanında yüzünü buruşturarak gözlerini araladı. O sıra Ash'in kapalı gözlerini görüp "Selam." dedi ve elini yere yaslayıp doğrulmaya çalıştı ama hareket ettikçe canı yanıyordu. İnlemesi artarken sırtını gererek kemiklerin iyileşmesini bekledi. Thal'la güçsüzlüğü konusunda dalga geçip durmuştu ama çelik yumruk, sırtında bazı kemiklerin kırılmasına sebep olmuştu.

O sıra yanına yetişen Thal, yumruğunu kaldırdığında Veyla ayaklarını yere yaslayıp kendisini acıyla inleyerek geriye itmeye çalıştı. Büyüsünü yönlendirmeden ve sırtındaki kemikleri kırıkken, karşı tarafla kendisini aynı anda korumak, kolay değildi.

Thal, çelik yumruğunu Veyla'ya indirecekken Gölge, kollarını Thal'ın üst vücuduna sararak adamı bir poşetmiş gibi rahatlıkla kaldırdı ve başka yöne çevirdi. Thal da havayı yumruklamış oldu. Veyla, sırtındaki kemiklerden gelen sesleri dinlerken iyileştikçe biraz daha doğruluyordu.

Veyla, "Nixsus sana da minnettar." diye dalga geçtiğinde Gölge, kucağında debelenen Thal'ı tutarken omzunun ardından Veyla'ya sırıtarak baktı ve "Teşekkürün kabul edildi." dedi. Veyla iyileştiği için yerden kalkıp sırtını ve kollarını gererek iki yana sallandıktan sonra birkaç kere zıplayıp alayla "Omurga sağlığı çok önemli." diye sızlandı. Her türlü darbeye maruz kalmıştı ama omurga hasarları en can acıtıcılardan biriydi.

Gölge, Veyla'ya yardım etmeden önce hızla hareket edip durarak Valdris'in kendi ördüğü taşların arasında kalmasını sağlamıştı. Valdris, eliyle yönlendirmeden büyüsünü kullanamayan Xalialar'dan biriydi ve sıkışıp kaldığı taşların arasından elini çıkartacak kadar kurtulmakta zorlanıyordu ama çok geçmeden taş duvarlar patlayarak etrafa saçıldı. Veyla hızla hepsinin önüne büyüsüyle kalkan ördü ve taş parçaları büyü kalkanına çarparak yere düştü.

Gölge, "Şuna da..." deyip Thal'ı Veyla'nın önünde indirmeden çenesinin ucuyla Erya'nın sarmaşıklarla yapıştığı duvarı gösterdi. "... şu zamazingondan yapsana."

Dakikalar sonra üçü de yan yana sarmaşıklarla duvara sarılmıştı ama çok geçmeden Thal, elini kesici bir alet şekline çevirmiş, sarmaşıklardan kurtulmaya başlamıştı. Valdris de ardındaki taş duvarı titretmeye başladı. Veyla "Çok da iyi bir fikir değilmiş..." derken ikisi de öne atıldı.

Eryaların arkasındaki taş duvar saniyeler içerisinde parçalanarak geriye düşmeye başlarken Veyla büyüsüyle onları tutarak çekti ve hızla oraya doğru koşan Gölge de nefesini üfleyerek rahatladı ve onlara döndü. O sıra Yıldat ve Ash uyandığında Veyla ile Gölge sıkkın bir şekilde inlediler ama Yıldatlar uyandıkları gibi doğrulup gözlerini kırpıştırarak etrafa baktılar.

"Ne oldu?"

Veyla neşeyle "Bayıltmamışız, öldürmüşüz." dediğinde Gölge neşesine kaşlarını kaldırarak bakarken sırıttı. Veyla omuz silkip "İşe yaramış sonuçta." dedikten sonra büyüsüyle havada tuttuğu Eryalara baktı. Büyüsünü yönlendirdiği için canları acıyordu ama bu yükseklikten zemine düşmek kadar da acıtıcı ve ölümcül olamazdı.

Veyla, "Thal'ı da öldürüp acılarına son verebilirim." dediğinde Gölge sırıtarak "İndir şunları." dedi. "Ash ve Yıldat, onları oyalarken biz seninle yöneticiye gidelim."

Veyla'ya göre kelebeklerinin dili olsa muhtemelen yöneticiyi buldukları yeri kaybetmemek için yol boyunca sıralanıp Veylaları beklerken 'yapacağınız işi sikeyim sizin' diye söylenirdi. Çok oyalanmışlardı.

Ash, "Ne oldu ki?" derken Veyla, Eryaları yere indirdi ve indikleri gibi saldırmalarını bekledi ama üçü de gözlerini kırpıştırarak etrafa baktılar ve Ashler gibi "Ne oluyor?" diye sordular. Belli ki kadının büyüsünün etkisi geçmişti ya da Veyla'nın büyüsü onları kendisine getirmişti.

Gölge, "Voltriderlara gidin ve dönmeye hazırlanın." dedikten sonra Veyla'ya "Hadi." diyerek kapıya yöneldi. Yıldat, Veyla yanından geçerken kolundan tutacak gibi uzandı ama Veyla hızlı davranarak geçti. Yıldat ardından "Ne oldu?" diye bağırdığında ardına bakarak "Kadın sizi soyunup şarkılar söyleyerek dans etmeniz konusunda hipnoz etti." diye anlata anlata ilerledi. Merdivenlere vardığında Gölge'ye çarptı. Yeniden çelik yumruğa çarpmış gibi acıyla inleyerek bir adım geriledi ve başı da Gölge'Ye döndü.

Eryalar gerçek olup olmadığını anlayamadıkları için garipseyerek birbirlerine bakarken Gölge sırıtarak "Soyunmak konusunda endişesi olan tek Xalia sensin." dedi. "Muhtemelen Valdris soyunduğuna değil, şarkı söylediğine daha çok endişe eder."

Veyla bu gerçeği hatırladı ve "Keşke daha rahatsız edici bir şey bulsaydım." diye sızlandıktan sonra omuz silkti. "Ayrıca ne var soyunmakla derdim varsa? Bazı şeyler de bize özel kalmalı."

Gölge'nin dudakları kapandıktan sonra ardından dilini çiğnediği bir sürenin sonunda dudakları yeniden aralandı ve "Sana ve sevgiline." dedi. Veyla anlayamayarak kaşlarını kaldırdı.

Gölge, çenesinin ucuyla Veyla'yı gösterdi. "Vücudunu, kendine ve sevgiline özel tutuyorsun." dediğinde Veyla aslında sadece kendisine özel tutuyordu ama başını onaylar şekilde salladı.

Gölge birkaç saniye düşündükten sonra omuz silkerek bakışlarını kaçırdı ve merdivenlere dönüp inmeye başladı. "Konu sen olmasan, romantik sayılabilir."

Veyla, peşinden ilerlerken "İlişkide nasıl olduğumu bilmiyorsun ki. Belki de romantiğimdir." dediğinde Gölge sırıtarak başını onaylar şekilde salladı. "Kapalı kapılar ardında nasılsınız, merak ediyorum."

Veyla da Gölge'nin o halini merak etmişti, şimdi fark ediyordu ki Gölge de Veyla'nın o halini merak ediyordu. Veyla, Gölge'nin öyle bir haline şahit olamayacağını düşünüyordu ama Gölge, Veyla ile Yıldat'ın gerçekten sevgili olduğunu düşünmeye başlamıştı. Hal böyle olunca, Veyla'nın öyle bir halinin de varlığına inanmaya başlamış, merak etmişti. Yıldat ve Veyla, sevgili gibi davranmaya devam ettikleri için Veyla ara ara Yıldat'ın odasına girmesine müsaade ediyor, bir şey yapmasalar da bir süre sohbet ediyorlardı. Bazen Veyla, sohbet bile etmiyor, başka şeyler ile oyalanırken Yıldat'a 'bir süre bekle, sonra git' diyordu. Yıldat ise Veyla'nın yanında kalabildiği hiçbir anı kaçırmadığı için kabul ediyordu. Öyle anlarda dışarıdan gerçekten odada bir şeyler yaşıyorlarmış gibi gözüküyorlardı. Gölge de 'kapalı kapılar ardında' diye tabir etmişti, demek ki Veylaların istediği gibi Yıldat'ın Veyla'nın odasına girip durduğunu fark ediyordu. Artık ses iletimini kesen bir büyüye de sahip olduğundan, odanın içerisinde ne olduğunu bilemiyorlardı.

Veyla, kapalı kapılar ardında nasıl olduklarını "Fena değiliz." diyerek cevapladı. Gerçekten fena değillerdi. Arada sohbetleri keyifli olabiliyordu. İstemsiz bir şekilde fazla vakit geçirmeye başlamışlardı ve Yıldat'ın varlığına alışıyordu. Veyla için ise birinin yalnızlığını bozmasına alışmak, bağ kurmaktı.

Gölge "Hızlı olmalıyız." dedikten sonra duraksayıp kadına döndü. "Yeterince oyalandık. Ben hızımla giderim ama sen..." dedikten sonra birkaç saniye düşündü. Hafifçe eğildiğinde Veyla, adamın ne yaptığını anlayamadı ama çok geçmeden Gölge, kadını kucağına aldı. Bir kolunu bacaklarının altından geçirmiş, kolu kalçasına yakındı, diğer kolu ise sırtını sarmıştı. Veyla'nın şaka yapıp yapmadığına dair sohbete dalmış olan Eryalar arasında Erya, dışarıda Gölge'nin Veyla'yı kucağına aldığını gördü ve kaşları kalktı. Tepki verip Yıldat ve Ash'in de fark etmesini sağlamadı ama dudakları kıvrıldı.

Veyla ellerini adama temas etmemek için havada tutmaya çalışırken sinirle "Ne yapıyorsun ya?" diye sordu. Gölge, başını yakınında olan Veyla'nın yüzüne çevirip alayla "Omzuma da atabilirim. Hangisi tercih edersin?" diye sordu.

Veyla, "Hiçbirini." dediğinde Gölge bıkkın bir şekilde "Kolundan tutup sürükleyeyim o zaman." dedi. Hızlı bir şekilde gitmeleri lazımdı ve Veyla hızlı değildi. Hal böyle olunca çok kolay bir çözüm yolu vardı ama uğursuz kelebeğin sınır ve tabuları, ayaklarına dolanıp duruyordu.

Veyla yüksekten kelebeklerinin nereye kadar uzandığını görmeye çalıştı ama Azrit olmayan gözleri çok uzağa kadar görmesini sağlamıyordu. Hava da karanlıktı. Yine de kelebeklerinin oldukça uzaklara kadar gittiğini hissedebiliyordu. Gölge "Hadi ama." diye sızlandı. "Vücudun hala sevgiline özel. Bir kucağıma aldım diye, bir şey olmaz."

Veyla gözlerini devirdikten sonra bakışlarını kucağında olduğu Gölge'ye çevirdi. Elleri yavaşça indi ama yine de Gölge'nin omuzlarına koymayıp havada tutmaya devam etti. "Hızlı ol."

Gölge sırıtıp "Amaç o ya zaten bebeğim." dediğinde Veyla sinirle inleyip "Bebeğim deme..." diyeceği sırada Gölge hızla ilerlemeye başladığı için, sustu. Rüzgâr vücuduna çarparken gözlerini kapatıp yüzünü Gölge'nin vücuduna doğru çevirdi ve vücudu refleks olarak Gölge'nin omuzlarına tutundu. Gölge de Veyla'nın kelebeklerinin sıralandığı hizada ilerlerken Veyla'nın temasını fark etti. Kadının saçları havada uçuşurken Gölge'nin tenine ve çenesine de değiyordu. Hızı sebebiyle gözüne ve burnuna çarpan rüzgâra maruz kalmamak için olsa gerek alnını adamın boynuna yaslayıp da kendisine küçük bir nefes alanı oluşturduğunda Gölge'nin kadının vücudunu tutan elleri sıkılaştı. Bu temasla vücudu kasılmıştı ve o sıra kelebeklerden birini kaçırdığı için duraksayıp etrafına baktı. O hızda ilerlerken gözlerinin de hızlı olması gerekiyordu ama dikkati dağılmıştı. Veyla başını Gölge'nin boynundan kaldırıp biraz önce gözlerini kapatana kadar hızla çarpan hava yüzünden kuruyan gözlerini kırpıştırarak etrafına baktı. Çok geçmeden gözleri kendisine geldi. "Ne oldu?"

Gölge, sitemle "Kelebeklerin yerinde durmuyor." diye yalan söylediğinde Veyla o sıra bakmadığı, baksa bile Azrit gözlere sahip olmadığı için o hızda fark edemeyeceği için sessiz kaldı. Kelebekleri de uslu değildi, hareket etmiş olabilirdi.

Veyla gözlerini Gölge'ye çevirdiğinde Gölge de hafifçe başını çevirip Veyla'ya baktı. Gölge gerçekten gergin gözüktüğü için Veyla "Ne var ya?" diye sitem etti. "Yöneticiyi buluyorlar, bize yol gösteriyorlar, bir hareket ettiler diye ne bu nankörlük?"

Gölge "Düzgün dursunlar." dediğinde Veyla sakinlik dileyen bir nefes aldı ama ters bir şekilde bakmayı sürdürdü. Gölge kelebeklerin değil, Veyla'nın düzgün durmasını ister gibiydi. Veyla'nın kasti bir şekilde yapmadığını, hatta temastan çekindiğinin de farkındaydı ama küçücük bir temasının bile vücudunun arzuyla yanmasını sağlayabilmesine öfkelenmişti.

Veyla bir elini Gölge'nin omzuna yaslayıp vücudunu hafifçe yukarıya çekerek diğer eliyle ardında kalan kelebeklerine sinirle el salladı ve "Düzgün durun kelebekler." diye söylendi. Gölge göz ucuyla omzundaki eline bakarken yutkunup bakışlarını kaçırdı ve gözlerini kapattı. Derin bir nefes alıp verirken kendisine küfürler ediyordu. Veyla da aksini söyleyip dursa da ona temas etmeye alışır gibiydi.

Veyla, Gölge'nin omzundan destek alarak vücudunu yükseltmeyi bırakıp adamın kollarına yeniden bir sandalyeymiş gibi oturdu. Gölge'ye döndü ve adamın ona bakmayan yüzüne yaklaşıp dişleri arasından sinirle "Oldu mu?" diye sordu. Gölge başını Veyla'ya çevirip gözlerini aralarken burunları birbirine değdi. Veyla ateşe maruz kalmak üzereymiş gibi donakaldı. Gölge'nin gözleri bir anlığına kadının oldukça yakınında olan dudaklarına indikten sonra yeniden gözlerine baktı ve Veyla'nın hiç rastlamadığı bir ses tonuyla "Oldu." dedi.

Veyla ancak birkaç saniye sonra "Tamam." dediğinde Gölge de biraz bekleyip öyle "Tamam." dedi.

Veyla garip hissederken yüzünü geri çekme iradesini kazandı ve bakışlarını kaçırıp "Hadi o zaman." dedi. Gölge'nin gözleri kadının hızla attığını duyduğu kalbine doğru indi. Veyla "Sinirlendiriyorsun beni." diye sızlandığında Gölge de kalp atışlarını öfkesine yorup bakışlarını kaçırdı ve "Sen mi, ben mi?" diye mırıldandıktan sonra hızla kelebeklerin doğrultusunda ilerlemeye başladı. Veyla yeniden yüzünü Gölge'ye çevirdi ve alnını adamın boynuna yasladı. Gölge yeniden kasılsa da ilki kadar hazırlıksız yakalanmadığı için ilerlemeye devam etti.

Binaların olmadığı, madenlerin olduğu engebeli doğal bir alana geldiklerinde kelebekler son bulurken Gölge, Ita ile muhtemelen onu kaçırmış olan Azrit'i gördü. Onlara çok yaklaşmadan durduğunda ilgilerini çoktan çekmişlerdi. Veyla'yı sertçe kucağından indirdi. Veyla yere düşmesine son anda mani olduktan sonra Gölge'ye ters bir şekilde baktı. Midesi bulanıyormuş gibi hissediyordu. Kulakları basınçla mücadele etmişti ve dengesi şaşmıştı. Birazdan düzelirdi ama düzelene kadar şaşan dengesiyle düşecek gibi olduğunda Gölge tutmayıp kendisine de çarpmasın diye bir adım geri çekildi. Veyla da kendi dengesini kendi toparlayıp doğrulurken kendine gelmek isteyerek başını onaylamaz bir şekilde salladı. O sıra göz göze geldiği Ita'ya, Gölge'yi gösterip sırıttı.

"Bizi tercih etmediğine üzülmelisin. Bak, Kral hizmette sınır tanımıyor. Taşımacılık bile yapıyor." derken vücudu hala sallanıyordu. Gölge gözlerini devirip "Yaprak gibi sallanmayı bırak." dedi.

"Sen kilometreleri voltrider içinde değil, bizzat bedeninle o hızla gitmeye alışmış olabilirsin ama..." dedikten sonra bakışlarını Gölge'ye çevirdi ve gözlerini kırpıştırdı. Vücudu an itibarıyla tamamıyla toparlamıştı ve dik durmaya başladı. "... benim için ilkti."

Gölge "İlkleri yaşatmayı severim." deyip şirince sırıttı ve kaşlarını kaldırıp indirdi.

Veyla, "Evet mesela 'Vay be gördüğüm en şerefsiz kişi' cümlesini de ilk sana kurmuştum." dedi. Gölge yükselen siniriyle "Benim de sadece sana ithaf ettiğim bazı kelimeler var. Duymak ister misin?" dediğinde Veyla sırıtarak başını onaylar şekilde salladı. "Çok isterim."

"Dinle o zaman. Sen tam bir sik..." derken başını hafifçe soluna doğru çevirdi ve kısılan gözleri yer altına döndü. Yöneticinin kalp atışlarını duymuştu. Veyla da Gölge'nin duyduğunu fark ettikten sona ikisi de aynı anda varlıklarını unutup birbirleriyle dalaşıp durdukları Italara döndüler. Saldırmıyorlardı çünkü saldırırlarsa, kaybederlerdi. Gölgeler saldırırsa diye savunmaya hazır bekliyorlardı. Muhtemelen yöneticileri yer altında bir yerde saklanıyor ya da yer altından kaçmaya çalışıyordu ve Italar yine oyalamaya çalışacaktı.

Veyla atılır gibi olduğunda Gölge "Üç deyince..." dediği için duraksadı. Italar korkarak birkaç adım geri çekilirken Gölge direkt "Üç." deyip hızla gitti ve ikisinin de aynı anda boynunu kırdı. Vücutları, adamın iki yanından yere düşerken Veyla'nın ters bakışları eşliğinden kemerindeki azurit bıçağını çıkardı ve Veyla'ya uzattı. "İstersen..."

Veyla gözlerini devirerek uzattığı bıçağa da çarparak yanından geçti. Son kelebeğinin durduğu yere ilerledi ve toprağı inceledi. Muhtemelen açılabiliyordu ve kelebeklerinin bazılarının da aşağıda olduğunu hissediyordu. Takip edebildikleri kadar takip etmişlerdi. Gölge adamı azurit bıçağıyla öldürdükten sonra Veyla'nın yanına geldi. Veyla ellerini toprağa doğru uzattı ve toprak toz kaldırarak titremeye başladı. Veyla, toprağı ve bitkileri iki yana ittirdiğinde altındaki kapağı fark ettiler. Veyla ortasında düz bir çizgi olan kapağın parçalarını iki yana ayırmak üzere gücünü yönlendirdi ve kapak açıldı.

Birkaç adımla yaklaşıp aşağıya baktılar. Karanlık gözüküyordu. Neyse ki ikisi de kendi ışığını yakabilen Xalialardı. Veyla "Aşağı mı ineceğiz?" diye sorduğunda Gölge, "Tuzak doludur." dedikten sonra saatine baktı ve savaşçılarının bildirilerini gördü. "Başka şehirlerden gelenler varmış. Saldırmadan önce konuşmak istemişler, savaşçılarım da oyalıyor. Çok duramayız."

"Yine birilerini kandırıyorsun yani." dediğinde Gölge'nin yüzüne yansıyan saat hologramları söndü ve bileğini indirdi.

Gölge "Gel birbirimize bir ağız dolusu küfredelim de yola öyle devam edelim." dediğinde Veyla kahkaha attı. Gerçekten komiğine gittiği için siniri azalmaya, keyfi yerine gelmeye başlamıştı. Veyla gülünce, Gölge de sırıttı ve derin bir nefes aldı.

"Birilerini uçurup durduğun gibi onu da buraya getiremez misin?"

"Varlığını hissedersem..." derken mor gözleri ışıldadı ve varlığını hissetmeye çalıştı ama hissedemedi. Azrit kulakları olmadığı için ne kalp atışlarını ne de titreşimleri duyabiliyordu. Varlığını fark edemediği bir şeyi de hareket ettiremezdi.

Gölge'nin de gözleri ışıldarken "Kalp atışlarını duyabiliyorum." dedi.

Veyla, "Buradan onu büyünle çarpabilir misin?" diye sorduğunda Gölge "Evet." dedi. Veyla, "Eğer öyle yaparsan daha büyük bir enerji olacağı için hissedebilirim." dedikten sonra "Aslında direkt öyle mi yapsan? Öldürüp gidelim işte." dedi.

Gölge, "Gözümle görmeden ve..." dedikten sonra sırıtarak Veyla'ya baktı. Veyla da gözlerini devirip "İmzanı atmadan, gitmezsin." dediğinde Gölge başını onaylar şekilde salladı. Gölge "Ayrıca adam Azrit." diye hatırlattığında Veyla ofladı. Mental olarak yorulmuştu, artık gitmek istiyordu.

Gölge, büyüsünü yönlendirdiğinde gözlerini kapatarak adamın varlığını hissetmeye çalışan Veyla neşelenerek gözlerini araladı ve "Bingo." dedi. Kadın elleriyle adamı yönlendirirken Gölge hafifçe yüzünü buruşturup kulağına gelen sesler yüzünden "Adam gelene kadar yüz kere öldü." dediğinde Veyla gülerek "Bir şekilde getiriyorum işte." dedi. Birilerinin güvenliğini sağlamaya alışkın değildi, o yüzden büyüsünü temkinli kullanmayı da bilmezdi.

Bir eliyle adamı yönlendirmeye devam ederken diğer eliyle Gölge'nin belinden azurit bıçağını aldı. Kendi azurit bıçağı savaşırken düşmüştü. Gölge ellerini belinin iki yanına yaslarken sıkkın bir nefes alarak bir adım geri çekildi. Kadının elinin bir taraflarına yaklaşması bile onu cinsel anlamda zor duruma sokuyordu. Bir an önce Nixsus'a dönüp bir kadınla yatak odasına geçmeliydi. Hatta o kadar bile dayanmayıp voltriderda Ash ile keyifli dakikalar geçirmeyi aklına koydu.

Adam kanlar içerisinde delikten çıktığında Veyla toprağın üstüne doğru çekip yere bıraktı. Adam hızla kaçmaya çalıştığında Veyla oflayıp "Yorma artık bizi." diye sızlandı.

Gölge de adamdan daha hızlı olan hızıyla yakaladı. Adamın kollarını ardına çekerek adamın vücudunu tutup Veyla'ya doğru geri getirdi. Adamla Veyla ile göz göze geldiğinde çırpınmayı bırakıp bir ardına, bir Veyla'ya baktı. En son gözleri Veyla'da kalırken nefes nefese "Sonunda öğrendiniz demek." dedi ama o sıra Veyla, azurit bıçağını adamın kalbine saplamıştı. İkisinin de kaşları çatılırken Veyla "Neyi öğrendik?" diye sorduktan sonra hızla bıçağı geri çekti. Adamın bedeni sarsılırken teni git gide soluklaştı. Kalbinden vücuduna doğru teninde sarı çatallı çizgiler oluşmaya başladı. Gölge, adamın koy veren vücudunu bıraktığında adam yere yığıldı. Son nefeslerini verirken gözleri tepesinde dikilen Veyla ve Gölge de döndü. Dudakları aralandı. İkisi de ilgiyle beklediklerinde adam hareketsizleşti.

Birkaç saniye adama bakmaya devam ettikten sonra birbirlerine döndüler. Gölge sinirle "Siktiğimin adamını niye hemen öldürüyorsun?" diye sorduğunda Veyla da sinirle üfledi ve adamı gösterdi. "O da bir malumatım var deseydi. Kaçmasaydı!" dedikten sonra adama döndü ve yetinmeyip hafifçe eğilerek "Salak!" diye bağırdı. "Ne söyleyecektin de geberip gittin?"

Gölge sesini değiştirerek adam söylüyormuş gibi "Sen bir aptalsın ve senin yüzünden ne söyleyeceğimi öğrenemeyeceksiniz." dediğinde Veyla yavaşça doğrulurken ağır ağır bakışlarını ona çevirdi ve ters bir şekilde baktı.

Ellerini sinirle havada savururken "Azrit hızı şeysi olan sensin. Çekseydin adamı!" dediğinde Gölge "Ben miyim suçlusu?" diye sordu.

"Biliyor musun? Başka bir adamın taklidini yaparken bile sikiğin tekisin."

"Sen de öyle sikik birisin ki, sana orta parmak çekmekle şu herifi yeniden canlandırmak arasında kaldığım iki seçeneğim olsa, ben yine sana orta parmak göstermeyi seçerim." dedikten sonra "Özellikle de buraya geldiğimiz o yolda o kadar sikiktin ki." dediğinde Veyla sinirle "Ne yaptım be ben sana o yolda?" diye sordu. Yolda da sinirlenip durmuştu.

Gölge sinirle inledikten sonra "Kelebeklerin." diye düzelttiğinde Veyla da sinirle inleyip "Siktir olup gidelim." dedi.

Gölge "Seni burada bırakacağım. Voltriderlara gelmekte başarılar." derken ceketinin iç cebinden siyah bir gül çıkarttı. Kadına verecek gibi uzattığında Veyla orta parmağını kaldırmadan Gölge de gülü aşağıda kalacak gibi elini çevirip orta parmağını göstermişti bile. Veyla gözlerini devirerek yanından geçtikten sonra geldikleri yola baktı. O kadar uzaktı ki Azrit hızıyla bile uzun sürmüştü.

Gölge, siyah gülü adamın üstüne attıktan sonra Veyla'ya döndü. Onu burada bırakıp gitmek istiyordu ama onu da alıp hızla buradan ayrılmaları gerekiyordu. "Bir şartla seni yanıma alırım."

Veyla, "Seninle sevişmeyeceğim." dediğinde Gölge ardından güldü. "Soyunsan yeter." dedikten sonra Veyla ardına döndüğünde hızla "Şaka." diye ekledi. Veyla'dan korkmamıştı ama kabul edip soyunmaya başlarsa kendisini durduramamaktan korkmuştu. Kendisine ona dokunmayacağına söz vermişti, dokunmayacaktı.

Veyla kollarını göğsünde birleştirip vücudunu tamamıyla ardına çevirdikten sonra "Ne istiyorsun?" diye sordu. Ne istediğine göre inat edip etmemek konusunda karar verecekti. Basit bir şey isterse kabul etmek, kilometreleri yürümekten daha kolaydı.

"Sen de bana bir sır ver kelebek." dedi. Bunu iki kere Veyla, Gölge'ye söylemişti. Şimdi de Gölge, Veyla'ya söylüyordu. Geçen gün de Veyla istemeden kendi kendine bir sır vermişti. Sırlarını birbirlerinden itinayla saklamaları gerekirken cesaretle sormaları ve cevap beklemeleri ilginçti.

Veyla, "Bu da yeni cesaret oyunumuza mı döndü?" diye sorduğunda Gölge "Evet." dedikten sonra "Bir de kilometreleri yürümene engel olacak." diye ekledi. Kadını yeniden kucağına almak istemiyordu ama bir an önce buradan gitmelilerdi.

Veyla "Yolla, gelsin." dediğinde birkaç adımla Veyla'ya yaklaştı ve tam karşısında dikildi. "Babandan neden korkuyorsun?"

Veyla tepkisini gizlemeye çalışırken kesik bir nefes alıp gözlerini kaçırdı. Rahatsız olduğunu gizleyememişti ama en azından bu sorunun vücudunu ne denli sarstığını anlayamazdı. Gözleri etrafta gezinirken "Ben de senin gibi tam anlaşılamayacak bir cevap verebilirim o zaman." dedi.

Gölge, kadının tepkilerini anlamaya çalışırken "Doğru olduğu sürece istediğin kadar kaçamak yapabilirsin." dedi.

Veyla, sonunda yeniden Gölge'ye bakıp omuz silkerek "Dürüst olduğuma nasıl inanacaksın?" diye sordu.

Gölge de omuz silkti. "İnanmayacağım. Sen de artık biliyorsun ki, ben de sana yalan söyleyebiliyorum. Hiçbir cevabımızdan emin olamayacağız ama her zaman doğru söylüyor olma ihtimalimiz de olacak."

Veyla, doğru söylemeyi tercih etti. En azından bu sorusu için dürüst yaklaştı. Kaçamak bir cevaptı ama doğruydu. Söylerken gözlerini bir an olsun kırpmadı. Gözünü kapatırsa o anları yeniden yaşamasından korkmuştu. "Çünkü korkmazsam, canım yanar."

Gölge'nin kaşları şaşkınlıkla kalkarken Veyla gözlerini kaçırmamaya çalıştı. Gölge dilini dudağının kenarında gezdirdikten sonra alaya vurdu. "Senin canın yanabiliyor mu?"

Küçük bir çocukken evet, diye düşündü ama "Tek bir soru." diye yeni yarattıkları oyunlarının kuralını belirledikten sonra sırıtarak "Sıra bende." dedi.

Gölge de "Yolla, gelsin." dedi ama Veyla "Sormaya değer bir soru bulana kadar bekleyeceğim." dedi. Böylelikle, hem sıranın hemen kendisine gelmesine mani olacaktı, hem de gerçekten merak ettiği bir soru bulacaktı. Cevaplar dürüst olmayabilirdi ama o sıra baktıkları gözler, bir şeyler anlatabilirdi.

Gölge "O zaman..." dedikten sonra Veyla'ya yöneldiğinde Veyla sıkkınlıkla inleyip "Yine başlıyoruz." dedi. Gölge "Ben de çok meraklın değilim." diye söylenirken kadını bu sefer omzuna attı. Veyla, adamın omzundan sarkarken sinirle "Ciddi misin?" diye söylendi. Kucağında olmak da hoş değildi ama böyle konforlu bile değildi. Gölge ise, yeniden boynuna bir temasta bulunulmasını göze almadığı için bunu tercih etmişti ama yolun yarısında durmak zorunda kaldı çünkü Veyla kusmak üzere olduğuna dair adeta çığlık attı.

Kadını omzundan indirip kusmayacağına emin olana kadar eğilip bükülmesini beklerken oflayıp puflayarak etrafı izliyordu. Kadın en sonunda doğrulup derin bir nefes aldı.

"Beni düzgün tut yoksa vücuduna kusarım."

Gölge "Gerçekten git gide iyice sinirimi bozuyorsun." dedikten sonra kadını hızla kucağına aldı. Veyla'nın dengesi yeniden şaşarken sinirle inleyip omzuna vurdu ve dişleri arasından "Düzgün dur." dedi. Gölge "Sen de." dedikten sonra hızla Veyla'nın cebindeki kelebekleri kast ederek "Kelebeklerin de." diye ekledi. O hızda gelemeyecekleri için arkada kalmamak üzere sayıca azalmış ve Veyla'nın cebine girmişlerdi.

Veyla kelebekleriyle ne derdi olduğunu anlayamamasının getirdiği öfkeyle "Kelebeklerim cebimde öylece duruyor." dediğinde Gölge "İyi. Öylece dursunlar." dedi ve Veyla da sinirle "İyi." dedi. Birbirlerine ters ters bakmayı ikisi de sabırla nefes alarak sonlandırdılar ve Veyla Gölge'nin hareket etmek üzere olduğunu fark ederek omuzlarına tutundu. Onca şeye maruz kalmıştı, bu hızda bir Azrit'in kucağında olmanın asıl işkence olduğunu hiç tahmin edemezdi. Azritlerin yeteneği olduğu için onlar için gayet normal olsa da Xalialar için mide ve beyin allak bullak ediciydi. İnsanlar ise muhtemelen can verirdi. Hiç denenmiş miydi, bilmiyordu.

Gölge, kadının ellerine bakarak "Sen de baya alıştın bana temas etmeye." diye sızlandığında Veyla neredeyse bağırarak "Ne yapayım?" diye yükseldi. Kendisi de bu duruma sinir oluyordu ama dengesiz bir şekilde havada uçmak daha kötüydü. Oysaki, temasın daha kötü olacağını sanırdı.

Gölge, bir eliyle Veyla'yı taşımaya devam ederken düşürmemek için bir bacağını kaldırarak kadını oturttuktan sonra deri ceketinin yakasını boynuna doğru çekti ve fermuarını kapattı. Veyla sorgulayarak baktığında Gölge "Üşüdüm." dedi.

Veyla kaşlarını kaldırdığında Gölge daha fazla bir şey söylemeden bacağını indirirken yeniden kolunu kadının bacaklarının altından geçirdi ve yükseltti. Gözlerini de Veyla'dan çekerken hızla ilerlemeye başladı ve Veyla inleyerek başını adamın boynuna gömdü. Gölge, direkt temas etmemesinin kayda değer bir değişiklik yapmamasına sızlanarak ilerlemeye devam etti.

Yıldatların yanlarına vardıklarında Gölge sert bir şekilde Veyla'yı bırakırken Yıldat hızla gelerek Veyla'yı düşmek üzereyken tuttu. Gölge, voltriderına yönelirken yanından geçtiği Ash'in bileğinden tutarak kendi voltriderına çekti. Yıldat, dengesi şaşan Veyla'yı dik tutmaya çalışırken "İyi misin?" diye sordu. Veyla bir eliyle ağzını kapatmış, gözlerini de sımsıkı yummuştu.

"Miden mi bulanıyor?" derken bir eli kadının sırtına kaydı. "Kus istersen, rahatlarsın."

Veyla gözlerini aralarken elini de çekti ve midesi hala bulandığı için boğuk bir sesle "Şu kusma mevzusunu kapatabilir miyiz?" diye sordu. Lafzı geçtiğinde bile kötü oluyordu. Erya da yanlarına gelip bel çantasından bir yaprak çıkarttı.

"Al, iyi gelir."

Veyla alayla "Beni büyülemeyeceksin, değil mi?" derken yaprağı alıp ağzına attı ve direkt yuttu. Erya gülerek yeni bir yaprak çıkartırken "Çiğnemen gerekiyor." deyip yeniden uzattı. Veyla da bu sefer çiğnemek üzere ağzına attı.

Gölge, "Hadi!" diye bağırdığında Veyla gözlerini devirirken Yıldat "Bu niye yine celallendi?" diye sordu. Veyla "Tam bir şerefsiz olduğu için." diye söylendiğinde Gölge voltriderından kafasını uzattı. Öyle bir baktı ki Veyla şimşekleri görür gibi oldu ama gözlerini bile kaçırmadan meydan okuyarak kaşlarını kaldırdı. Gölge sinirle nefes aldı ve önüne döndü. "Voltriderlarına binmeyeni şehre almam."

Veyla "Bunun da şehrini de, bunu da..." diyerek voltriderına yönelirken Yıldat da yanından ilerliyordu. Tek kişilik değil, iki kişilik voltriderlar ile geldiklerine memnundu çünkü Nixsus'a kadar sürmek yerine, Yıldat'ın yan koltuğunda dinlenmeyi tercih ederdi.

Yıldat, bindikten sonra elini Veyla'ya uzattı. Uzun süredir Veyla gibi eldiven takıyordu ve bu Veyla ile temas etmelerini kolaylaştırıyordu. Veyla da Yıldat'ın yardımcı olmasına müsaade ederek araca bindikten sonra gözlerini kırpıştırarak ileriye baktı. Kendisine gelmeye başlıyordu ve zaten biraz daha kendisine gelmeseydi, kendisini öldürmek zorunda kalacaktı. Ölüp yeniden uyandığında sıfırlanmış bir mideyle gözlerini açmayı tercih ederdi.

Voltriderlar kapanır ve emniyet kemerleri vücuda sarılırken Veyla da gözlerini kapattı. O sıra başka bir voltriderda Ash, Gölge'nin kendisine yöneliminden öfkesinin sebebini anlamış gibiydi. Yanlarında olmadıkları sıra her ne yaşadılarsa Gölge arzu içerisindeydi ve Ash'le gidermeyi tercih ediyordu. Ash ise aslında kime arzu duyduğunu ve bunun onu bu kadar öfkelendirdiğini fark etse de, adamı reddetmedi ve Gölge voltriderı sürerken adamın kucağına geçti. İlk defa voltriderda bu deneyimi yaşamayacaklardı ama ilk defa Gölge, Veyla yüzünden arzuladığı kadınla değil, arzusunu dindirmeye çalıştığı kadınlarla birlikte olup duruyordu ve artık kiminle sevişirse sevişsin, yetmiyormuş gibi hissediyordu.

**

Beğeni ve yorumlarınızı bekliyorum

 

53

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!